Page 1

0

Anti-Emperyalist ve Anti-Oligarþik Mücadelede

KURTULUÞ CEPHESÝ Zafer Bizim Olacaktýr !

http://www.kurtuluscephesi.com

YIL: 17

SAYI: 96 Mart-Nisan 2007

Kadir Has ile Can Dündar Kadir Has, Mete Has ve Talip Aksoy’un Günlük Hasýlatlarýnýn Kamulaþtýrýlmasý Harekâtý Hýzlý Balýklar Saðlýk, Kâr ve Faiz Dýþý Fazla Seçim Sath-ý Mailinde Bir Medya Ýtirafçýsý Çekirdekten Yetiþme Bir Þeriatçý: TMSF Baþkaný Ahmet Ertürk Neo-liberalizmin soldaki uzantýlarý kükredi: “Aydýnlarýmýzýn kýlýna dokundurtmayýz” Ýcazetli Siyasette Eklektizmin Sefaleti Solda Eski Seçim Taktiðinin Yeni Versiyonu: Baðýmsýz Demokrat Adaylar http://www.kurtuluscephesi.com 10. Yýlýnda Ömür Karamollaoðlu Mehmet Yýldýrým, Nihat Kurban, Süleyman Aydemir, Cemalettin Düvenci Kýzýldere ve On’lar


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007 Onlar, Halkýn Devrimci Öncüleri’ydiler. Mücadelelerinin ve sonuçlarýnýn bilincinde olarak savaþtýlar. Tarihin çarpýtýlmasý ve devrimci mücadelenin deðersizleþtirilmesinin Kadir Has’ýn ölümüyle birlikte ortaya çýkan yansýmalarý üzerine. Ýstanbul Sýkýyönetim Askeri Savcýlýðý Ýddianamesi’nden Kadir Has, Mete Has ve Talip Aksoy’un kaçýrýlmasý eylemi. Ekonomi ve siyaset dünyasýnda “hýzlý balýk” düþkünleri üzerine bir yazý. Anti-Emperyalist ve Anti-Oligarþik Devrimci Gençlik’in yayýnlamýþ olduðu bildiri. TMSF tarafýndan T. Ciner grubuna ait Sabah ve Atv’ye el konulmasý konusunda bir deðerlendirme. AKP’nin TMSF baþkanýnýn “yaþam öyküsü”.

Faþist milis saldýrýlarla yýlgýnlýða düþen küçük-burjuvalara masallar ve masalcýlar üzerine. Legalizmin eklektik teorileri üzerine genel bir deðerlendirme. Neo-liberallerin “yeni” seçim taktikleri üzerine kýsa bir deðerlendirme. Kurtuluþ Cephesi’nin internet yayýnýnýn 10. yýlý.

KURTULUÞ CEPHESÝ

SORUMLU (V.i.S.d.P) : Sezai Görür Yazýþma Adresi: Postfach 1414 55504 Bad Kreuznach / Deutschland

!

" # $

'

ÖMÜR KARAMOLLAOÐLU MEHMET YILDIRIM, NÝHAT KURBAN, SÜLEYMAN AYDEMÝR, CEMALETTÝN DÜVENCÝ KIZILDERE VE ON’LAR KADÝR HAS ÝLE CAN DÜNDAR KADÝR HAS, METE HAS VE TALÝP AKSOY’UN GÜNLÜK HASILATININ KAMULAÞTIRILMASI HAREKÂTI



HIZLI BALIKLAR

#

SAÐLIK, KÂR VE FAÝZ DIÞI FAZLA

%

SEÇÝM SATH-I MAÝLÝNDE BÝR MEDYA ÝTÝRAFÇISI



ÇEKÝRDEKTEN YETÝÞME BÝR ÞERÝATÇI: TMSF BAÞKANI AHMET ERTÜRK

!

NEO-LÝBERALÝZMÝN SOLDAKÝ UZANTILARI KÜKREDÝ: “AYDINLARIMIZIN KILINA DOKUNDURTMAYIZ”

#

ÝCAZETLÝ SÝYASETTE EKLEKTÝZMÝN SEFALETÝ

!"

SOLDAKÝ ESKÝ SEÇÝM TAKTÝKLERÝNÝN YENÝ VERSÝYONU: BAÐIMSIZ DEMOKRAT ADAYLAR

!%

http://www.kurtuluscephesi.com 10. YILINDA Ýnternet Adresi: http://www.kurtuluscephesi.com http://www.kurtuluscephesi.org E-Posta Adresi: kurcephe@kurtuluscephesi.org

Bu sayý ÝLKER Matbaasý’nda basýlmýþtýr. Baský Tarihi: 6 Nisan 2007


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

ÖMÜR KARAMOLLAOÐLU

30 OCAK 1955/AKÇADAÐ 24 MART 1977/ANKARA 1955 yýlýnda Malatya’nýn Akçadað ilçesinde doðdu. 1971 yýlýnda Ankara Abidinpaþa Lisesi’nde okurken devrimci mücadeleye bir sempatizan olarak katýldý. 1974-75 döneminde SBF-BYYO’da yüksek öðrenim gençliðinin akademik-demokratik mücadelesinde aktif olarak yer aldý. 12 Mart sonrasý ilk öðrenci derneklerinden olan SBFBYYO Öðrenci Derneði’nin kuruluþ çalýþmalarýna katýldý. Ayný dönemde AST’da oyuncu olarak da çalýþan Ömür yoldaþ, M. Gorki’nin “Ana” ve B. Brecht’in “Carrar Ana’nýn Tüfekleri” oyunlarýnýn sergilenmesinde yer aldý. 1975 baþýndan itibaren THKP-C/HDÖ üyesi olarak profesyonel devrimci yaþamýna baþladý. Ýlk görevi Ankara’daki legal kadrolarýn sorumluluðunu üstlenmek oldu. Beylerderesi’nden sonra Ankara Bölge Komitesi’nde yer aldý. 1976-Haziran Kararý’ndan sonra Güney Anadolu ve Hatay bölgesinde kadrolarýn politik eðitimleriyle görevlendirildi. Ayný yýlýn Aralýk ayýnda THKP-C/ HDÖ-Ankara Bölge Yöneticiliði’ne atandý. 1977 yýlýnda THKP-C/HD֒nün yeniden Öncü Savaþýna baþlamasýyla birlikte gerçekleþtirilen “26 Ocak Harekâtý”nda yönetici olarak yer aldý. 1977 Þubat’ýnda Genel Komite üyeliðine getirildi. Ankara ve Karadeniz Bölgelerinin Merkez Yöneticisi olarak þehir ve kýr gerillasýnýn stratejik örgütlenmesiyle görevlendirildi. “19 Þubat Harekâtý”nýn düzenlenmesinde görev aldý. “30 Mart Harekâtý”nýn ilk günü, 24 Mart 1977’de, Ankara’da þehit düþtü.

!


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

MEHMET YILDIRIM 1957 Tokat doðumlu ve küçük-köylü bir ailenin çocuðudur. Ýlkokulu bitirdikten sonra, Ýstanbul’a gelerek, küçük iþyerlerinde ve krom kaplama ustasý olarak, çeþitli fabrikalarda çalýþmýþtýr. Fabrika iþçiliði döneminde sendikal faaliyetlere katýlmýþ ve bu faaliyetler çerçevesinde Devrimci Saðlýk-Ýþ sendikasýnda çalýþmalarýný sürdürmüþtür. Bu çalýþmalarý sýrasýnda örgütle iliþkiye geçmiþ ve 1978’de sendikal çalýþmada örgüt üyesi olarak yer almýþtýr. 1978 sonlarýnda profesyonel kadro olarak Bakýrköy çevresinde örgütsel çalýþmalara katýlmýþ ve Þubat 1981’de Genel Komite üyesi olmuþtur. 15 Mart 1981’de Bahçelievler’deki çatýþmada þehit düþmüþtür.

NÝHAT KURBAN 1958 Kars doðumlu olup, lise yýllarýnda Kars’ta THKP-C sempatizaný olarak devrimci mücadeleyle tanýþmýþtýr. 1977 içinde örgütsel iliþki içine girmiþ ve ayný yýl içinde örgüt üyesi olmuþtur. Ýstanbul Hukuk Fakültesi öðrencisi olmakla birlikte zamanýnýn büyük bir kýsmýný Kars’taki örgütsel çalýþmalarda geçirmiþtir. 1979 yýlýnda bir silahlý çatýþmada yaralanmasý üzerine, bir süre örgütsel çalýþmalarýn dýþýnda kalmýþsa da, 1980 ortalarýnda Kars il yöneticisi olarak atanmýþtýr. Þubat 1981’de Genel Komite üyesi olmuþ ve 15 Mart 1981’de Bahçelievler’deki çatýþmada þehit düþmüþtür.

CEMALETTÝN DÜVENCÝ 1956 Tekirdað doðumlu olan yoldaþ, küçük-köylü bir ailenin oðludur. Ailesinin Ýstanbul’a taþýnmasýndan sonra, iþçi olarak çalýþmaya baþlamýþtýr. Devrimci mücadeleyle iliþkisi, Bakýrköy çevresindeki dernekler düzeyinde baþlamýþ ve Halkevleri’nde faaliyet sürdürmüþtür. 1976’dan itibaren örgütsel iliþkiye girmiþ ve 1977-78 döneminde Bakýrköy çevresinde örgüt üyesi olarak çalýþmýþtýr. 1978 sonrasýnda profeyonel kadro olarak çalýþmýþtýr. 1980 Nisan operasyonundan sonra, Ýstanbul bölgesinin yeniden düzenlenmesinde görev almýþ ve pragmatik ve saðekonomizm sapmaya karþý mücadelede etkin bir rol üstlenmiþtir. Þubat 1981’de, pragmatik sapma içindeki unsurlarýn ihracýndan sonra Genel Komite üyesi olmuþtur. 15 Mart 1981 günü, Bahçelievler’deki örgüt evinin düþman güçlerince kuþatýlmasý üzerine, diðer üç yoldaþýyla birlikte silahlý çatýþmaya giriþmiþ ve dört saatlik çatýþma sonucunda, diðer üç yoldaþýyla birlikte þehit düþmüþtür.

SÜLEYMAN AYDEMÝR

"

1957 Denizli doðumlu olup, Adana Ýktisadi ve Ticari Ýlimler Akademisi’ne girdikten sonra, devrimci mücadeleyle tanýþmýþtýr. 1978 sonuna kadar öðrenci çevresinde etkili olan DY iliþkileri içinde faaliyette bulunmuþ ve DY’ye karþý, aktivizm sloganýyla ortaya çýkan DS ile kýsa bir süre iliþkisi olmuþtur. DS’nin öz olarak DY’den farksýz olduðunu kendi öz deneyimiyle gören Süleyman yoldaþ, 1979 ortalarýnda Adana bölgesinde örgüt üyesi olmuþ ve 1980’de profesyonel kadro olarak çalýþmaya baþlamýþtýr. 12 Eylül 1980 tarihinde ihbarcý tutum ve davranýþlarýndan, her türlü uyarýya raðmen vazgeçmeyen bir kiþinin cezalandýrýlmasý eylemine katýlmýþ ve eylem sonrasý Serdar Soyergin’le birlikte düþmanýn askeri birlikleri ile giriþtiði çatýþmada bir yüzbaþýyý öldürmüþtür. Bu olaydan sonra Ýstanbul bölgesinde görevlendirilmiþ ve 15 Mart 1981’de Bahçelievler’deki çatýþmada þehit düþmüþtür.


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

30 MART 1972 KIZILDERE

MAHÝR ÇAYAN 1946 Samsun

SABAHATTÝN KURT 1949 Gevaþ

SÝNAN KAZIM ÖZÜDOÐRU 1949 Þarkýþla

AHMET ATASOY 1946 Ünye

NÝHAT YILMAZ 1937 Fatsa

HÜDAÝ ARIKAN 1946 Çivril

ÖMER AYNA 1952 Dicle

CÝHAN ALPTEKÝN 1947 Ardeþen

ERTAN SARUHAN 1942 Fatsa

SAFFET ALP 1949 Kayseri

#


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

Kadir Has ile Can Dündar

$

12 Eylül, “yýldýrým ve gökgürültüsü”yle geldi. Baský, terör, iþkence ülkenin her ilinde, ilçesinde, kasabasýnda görülmedik þiddette ve yoðunlukta sürdürüldü. Ýnsanlar sindirildi, pasifize edildi. Korku, düþ kýrýklýðý ve yýlgýnlýk insanlarýn dört duvar arasýna kapanmasýný getirdi. 12 Eylül terörü insanlarýn beyinlerinde derin izler býraktý. Ýnsanlar devrimle ilgili hiçbir þey duymak istemez hale getirildi. Ve ardýndan boþaltýlmýþ beyinlerin çeþitli söylemlerle, söylencelerle ve “yeni” ideolojilerle doldurulmasýna sýra geldi. Yine de insanlarýn devrim isteði, devrimci mücadele çabasý tümüyle sonlandýrýlamadý. Ardýndan 1991’de Sovyetler Birliði’nin daðýtýlmýþlýðý geldi. Amerikan emperyalizmi, dünya çapýnda yeni bir ideolojik saldýrý baþlattý. Doðrudan CIA tarafýndan finanse edilen “medya” ve “aydýnlar” operasyonlarý düzenlendi. Kendilerini “sol”da kabul eden, hemen her durumda “marksist” olmakla övünen küçük-burjuva aydýnlarý ile devrimci saflarda yer alýp yýlgýnlýða düþenler bu operasyonlarýn öznesi olarak ortaya çýktýlar. Legalizm baþ tacý edildi. Silahlý devrimci mücadele “adý söylenmezlerin mücadelesi” haline getirildi. Öyle bir süreç baþlatýldý ki, gerçekler tersyüz edildi. Bunun baþarýlamadýðý yerde, yeni “gerçekler” uyduruldu. Söylenceleri söylenceler, rivayetleri rivayetler izledi. Demagoji baþlý baþýna “bilimsel söylem” hali-

ne dönüþtürüldü. 12 Eylül öncesindeki faþist milis saldýrýlarla yaþamýný yitirme noktasýna gelmiþ bir “bilim adamý”, faþist milislerin ilk finansatörü, destekçisi ve emperyalizmin iþbirlikçi burjuvasý Sakýp Sabancý’nýn ardýndan þunlarý yazabildi: “Vehbi Koç gibi, Sakýp Sabancý’nýn arkasýnda býraktýðý eser de, ulusal sýnýrlarý aþýp kimliðini ortaya koyduðu kadar, ülkemizde emeðe açtýðý büyük olanaklar bakýmýndan övgüye lâyýktýr. Fabrikalar, teknik ve sosyal bir olgudur. Sakýp Sabancý’nýn cenazesinde yürüyenlerin arasýnda, sýradan büyük bir halk kesimi de vardý: Çalýþanlara ‘ekmek kapýsý’ açmýþ bir kiþinin ruhuna dua ediyorlardý. Ayrýca, ‘alçakgönüllülüðü’ de baðlamýþtý halký. Yaygýn þöhreti, okullarý ve üniversitesi ile, eðitime olan katkýlarýndan da geliyordu. Sanat severliði, müzeciliði de unutulmaz... Özetle, sýradan bir sanayici deðildi giden; topluma ve yaþamýn güzelliklerine açýlan bir kiþi, bir ‘kiþilik’ti... Onuruyla yaþayýp ölen bir kuþaktandýr o! Anýsýnýn önünde saygýlarla eðilelim...” (Server Tanilli, Cumhuriyet, 23 Nisan 2004.) 12 Mart döneklerine 12 Eylül dönekleri eklendi. Devrimci mücadeleyi, silahlý devrimci mücadeleyi kötüleyen, karalayan her söz “medya”da geniþ yer buldu. Legalistlerin katkýlarýyla devrimci mücadelenin ta-


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

rihi ve stratejisi bir “hilkat garibesi”ne dönüþtürüldü. Devrimin adý “umut”, devrimci mücadelenin adý “umudu büyütmek” oldu. Ýnsanlarýn tarih bilincinin silindiði, tarihin çarpýtýldýðý ve yer yer tümüyle deðiþtirildiði bu ortamda, eline para sýkýþtýrýlan her “eski solcu”, geçmiþe iliþkin, devrimci mücadelenin pratiðine iliþkin gerçekdýþý ve çarpýk “anýlar”la ortaya çýktýlar. Legalistler legalizmleri için, oportünistler oportünistlikleri için “en büyük tehlike” olarak gördükleri silahlý devrimci mücadelenin tarihinin ve teorisinin çarpýtýlmasýný yürekten desteklediler. Ellerinden geldiðince bu çarpýtma ve deðiþtirme operasyonlarýna gönüllü olarak katýldýlar. Ýþte bu ortamda yetiþen yeni kuþaklar, demagojilere alýþkýn kulaklarýyla devrimci mücadelenin tarihine ve gerçekliðine iliþkin çarpýtýlmýþ ve deðiþtirilmiþ bilgileri öðrendiler. Ve tarihler 23 Mart 2007’yi gösterirken, silahlý devrimci mücadelenin ilk büyük eylemlerinden birisinin hedefi olan Kadir Has “hakkýn rahmetine” kavuþtu. Kadir Has’ýn ardýndan, yeni kuþaklarýn “aþk yazarý”, “unutulmaz belgesel yapýmcýsý”, “araþtýrmacý-yazar” diye belledikleri Can Dündar, tüm piþkinliði ile þunlarý yazabildi: “Has, Coca Cola’nýn Türkiye temsilcisiydi. Dev-Genç ise emperyalizmin simgesi olarak gördüðü Cola’ya karþý mücadele veriyordu. Trajikomik belki: O yýllarda Cola üretiminde olduðu kadar Cola’ya karþý mücadelede de Kadir Has’ýn finans desteði vardý. Kendisine rahmet, ailesine baþsaðlýðý diliyoruz.” (Kadir Has ile Mahir Çayan, Milliyet, 24 Mart 2007.) Her ne kadar Can Dündar’ýn yazýsý “rahmet” ve “baþsaðlýðý” ile bitirilmiþse de, içinde Türkiye tarihinin en önemli eylemine iliþkin türlü “ayrýntýlar” birbiri ardýna sýralanmýþtýr. Kadir Has’ýn “moda”ya uygun olarak bir gazeteciye yazdýrdýðý “anýlarý”ndan uzun alýntýlar yapan Can Dündar, gerçeðin ne olduðunu “araþtýrma” gereði bile duymamýþtýr. Can Dündar, yazýsýnda, bir yandan “Fezal Has yiðit kadýndý. Kapýda ‘Kocamýn kýlýna halel gelirse silahla peþinize düþerim’

diye baðýrdý” diye yazarken, diðer yandan THKP-C’nin “iþbirlikçi tekelci burjuvazinin en irilerinden, mülti milyoner Kadir Has, Mete Has ve büyük toprak mütegallibesi Talip Aksoy’un günlük hasýlatlarýnýn kamulaþtýrýlmasý” eyleminde alýnan 400.000 liranýn “akibeti”nin peþine düþmüþtür: “Sonraki yýllarda hep karþýlýksýz yaptýðý hayýr iþleriyle anýlacaktý. Ancak hayatýnda verdiði en unutulmaz ‘karþýlýksýz para’ buydu. Diðer hayýr iþlerinin nereye gittiði belliyken, bu 400 bin liranýn ne olduðu anlaþýlmadý.” Ancak “araþtýrmacý-yazar” Can Dündar paranýn arkasýný býrakmaya hiç niyetli deðil-dir. Ve sahneye Kamil Dede’yi çýkartýr: “O para baþýmýza bela oldu. Numaralarýný almýþlar. Bozdurmak istediðimizde her yerde liste vardý. 143 bin lirasýný Hava Kuvvetleri’nde tanýdýðýmýz mutemet kanalýyla deðiþtirdik. Ve parayý yayýn çýkarmada, örgüt ihtiyaçlarýnda, evlerin kirasýnda kullandýk.” Evet, bugün D. Perinçek’in ÝP’inin “genel sekreter yardýmcýsý” Kamil Dede, eylemde alýnan 400 bin liranýn “akibetini” böyle anlatmaktadýr. Kamil Dede’nin bu anlatýmý, Necmi ve Ýlkay Demir’le birlikte “sosyal emperyalizm”i keþfederek THKP-C’yi karalamakta birbirleriyle yarýþa giren döneklerin anlatýmýndan baþka bir þey deðildir. Kamil Dede’ye inanýlýrsa, eylemde elde edilen para “yayýn çýkartmada, örgüt ihtiyaçlarýnda, evlerin kirasýnda” kullanýlmýþtýr. Doðrudur. Alýnan para “örgüt ihtiyaçlarýnda” kullanýlmýþtýr. Ancak Kamil Dede 4 Haziran 1971 tarihinde tutuklanmýþ olduðundan paranýn “akibeti”ni bilecek durumda deðildir. Her ne kadar bu “küçük ve önemsiz bir ayrýntý” olarak kabul edilebilse de, olaylarýn içinde doðrudan yer almayanlarýn uydurmalarýnýn ya da üçüncü þahýslar aðzýndan öðrenilmiþ rivayetlerinin gerçekmiþ gibi sunulmasýnýn bir örneðidir. Askeri savcýlýðýn iddianamesinde de yer aldýðý gibi, “numaralarý tespit edilmiþ olan paralar” 200 bin lira olup, bunun 140 bin lirasý Haziran ayýnda Yusuf Küpeli’ye teslim edilmiþtir. Mahir’lerin yakalanmasýndan sonra, THKP-C’nin çizgisini “sol sapma”

%


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

olarak ilan eden Yusuf Küpeli döneminde bu paralar, tümüyle saklanma için ev kiralanmasýnda ve iþyerlerinin açýlmasýnda kullanýlmýþtýr. Böylece Yusuf Küpeli, örgüt parasýyla (silahlý eylemlerden ya da üye aidatlarýndan elde edilen paralarla) iþyeri açma “geleneði”ni sola armaðan etmiþtir. Tarih, tarihtir. “Küçük ve önemsiz ayrýntýlar” kiþiler tarafýndan “unutulmuþ” ya da “doðru” anýmsanmayabilir. Ancak tarihin yapýldýðý zamanlarda, tarihin o bölümünde yer almamýþ insanlarýn “bilen” kiþi edasýyla konuþmasý, tarihin çarpýtýlmasýnýn basit araçlarý haline gelmiþtir. Evet, Türkiye tarihinin en önemli bir eylemine iliþkin Can Dündar’ýn tanýklarýndan birisi “rahmetli” olmuþ, diðeri bilmediði bir konuda konuþturulmuþtur. Dün Sakýp Sabancý’nýn ardýndan Server Tanilli “yaðdanlýk” yaparken, þimdi sýra Can Dündar’a gelmiþtir.

&

Günümüzde “yükselen deðer”, iþbirlikçi burjuvalarýn safýnda yer almak, onlara yaranmak, “yaðdanlýk” yapmaktýr. Üstelik bu iþi yapabilmek için, þöyle ya da böyle bir “sol” geçmiþe ve görünüme ihtiyaç vardýr. Her ne kadar Can Dündar’ýn “geçmiþi” lise yýllarýnda “sola bulaþmak” ve sonrasýnda sýkýyönetim mahkemelerinde DY duruþmalarýný izlemekle sýnýrlýysa da, o, “sol kariyeri”ni “medya” aracýlýðýyla yapmýþtýr. Þimdi bu görevini, “baðýmsýz demokrat adaylar” listesine “þakacýktan” adýný yazdýrarak yerine getirmeye çalýþmaktadýr. Ama bütün bu çarpýtmalar, çarpýklýklar Can Dündar’ýn iþbirlikçi burjuvaziye yaranma çabasý olarak deðerlendirilse de, Can Dündar’ý Alaattin Çakýcý’nýn “akýllý ol” tehdidinden kurtarmaya yetmemiþtir. Bakalým “baðýmsýz demokrat aday” olarak meclise girmek kurtaracak mý?


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

Ýþbirlikçi tekelci burjuvazinin en irilerinden, mülti milyoner Kadir Has, Mete Has ve büyük toprak mütegallibesi Talip Aksoy’un Günlük Hasýlatlarýnýn Kamulaþtýrýlmasý Harekâtý*

Ýstanbul Sýkýyönetim Komutanlýðý Askeri Savcýlýðý Ýddianamesinden: “Ýstanbul’da þehir gerilla eylemlerini yürüten tim mensuplarý, banka soygunlarýnýn çoðalmasý neticesi, bankalarýn veznelerinde tedbirler almalarý ve fazla para bulundurmamaya baþlamalarý üzerine gerek örgütçe kiralanan ev kiralarýnýn ödenmesi ve gerekse günlük ihtiyaçlarý ile silah ve mermi temini için fazlaca maddi imkanlara sahip olmalarý gerektiðinden, bir yandan da sansasyon yaratarak Parti ve Cephe lehine ajitasyon ve propaganda yapabilmiþ olmak için Ýstanbul’un tanýnmýþ zenginlerini silah zoru ile kaçýrarak karþýlýðýnda fidye almaya karar vermiþlerdir. Bu maksatla Sosyete-13 dergisinde çýkan isimlerden Kadir Has’ýn kaçýrýlmasý düþünülmüþ, ancak bu þahsýn yerini tesbitte güçlük çekildiðinden onun yerine yeðeni Mete Has’ýn kaçýrýlmasý hususunda karara varýlarak bu þahsýn evi, geliþ gidiþleri, ailesinin durumu tesbit edilmiþtir. Karar verilen eylemin icra edileceði 4 Nisan 1971 günü Ulaþ Bardakçý’nýn Ankara’dan çaldýðý Anadol araba ile saat 15.00 sýralarýnda Mete Has’ýn oturduðu Baðdat Caddesi Suadiye 406 numaralý apartmanýn önüne gelinmiþtir. Saat 17.00 sýralarýnda Mahir Çayan, Hüseyin Cevahir ve Ulaþ Bardakçý Mete Has’ýn dairesinin kapýsýný çalmýþlar ve kapýyý açan müstahdem M. Sarýusta’ya çektikleri tabancalarýný göstererek susmasýný, sesini çýkarmamasýný ihtar etmiþlerdir... Üç silahlý sanýk, müstahdemi önlerine katarak Mete Has’ýn eþi Fezal Has’ýn oturma odasýna gelmiþler ve kýmýldamamasýný, baðýrýp çaðýrmamasýný, bir kötülükte bulunmayacaklarýný, siyasi sebeplerle geldiklerini söylemiþlerdir. Saat 19.00 sýralarýnda kapý çalýnmýþ, bu hal karþýsýnda sanýklar kapýnýn açýlýp açýlmamasý hususunda bir tereddüt doðmuþ, kapýnýn açýlmamasý üzerine Mete Has kendi anahtarý ile açarak içeri gireceði sýrada sanýklar M. Sarýusta’ya kapýyý açtýrmýþlardýr ve tabancalarýný Mete Has ile birlikte gelen Kadir Has ve Mete Has’ýn kýzý Berna Has’a tevcih ederek içeriye girmelerini söylemiþlerdir. Sanýklar gelenleri de oturma odasýna Fezal Has ve M. Sarýusta’nýn yanýna almýþlar, soru üzerine de Mahir Çayan alelade bir hýrsýz olmadýklarýný, politik ve siyasi zaruretler sebebiyle orada bulunduklarýný, heyecanlanmamalarýný, kendilerini fena muameleye sevketmemelerini, aksi halde yanlarýnda ipleri ve bayýltýcý ilaçlarýnýn bulunduðunu söylemiþtir. * THKC’nin I Nolu Bildirisi’nde harekât þöyle duyurulmuþtur: “Coca-Cola, Pe-Re-Ja, Elvan, Mersedes-Benz, Otomarsan fabrikasý, Akbank ve daha pek çok þirket ve teþekkülün hissedar sahipleri olan Kadir Has, Mete Has, Adanalý büyük toprak aðasý Talip Aksoy’un günlük hasýlatlarý halkýmýzýn devrimci kavgasýnda kullanýlmak amacý ile kamulaþtýrýlmýþtýr.”

'


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007



Mahir Çayan, arkadaþlarý silahlarýyla diðerlerinin baþlarýnda beklerken Mete Has’ý yatak odasýna çaðýrarak arabasý olup olmadýðýný sormuþ, anahtarýný istemiþ ve almýþtýr. Adý geçen sanýk burada Mete Has’a kendilerinin banka soygunlarý ve diðer bazý eylemleri yapan gruptan olduklarýný, kendisini götürüp karþýlýðýnda 400.000 lira fidye isteyeceklerini ifade etmiþtir. Bu arada rahatsýzlanan Kadir Has yatak odasýna alýnarak yatýrýlmýþ ve baþýnda Hüseyin Cevahir silahlý olarak nöbet beklemiþtir. Bundan sonra, Mahir Çayan, Mete Has’tan akþam kimsenin gelip gelmeyeceðini sormuþ ve geleceði cevabýný alýnca kapýyý Mete Has’ýn açacaðýný, kendisinin silahlý olarak arkasýnda bulunacaðýný, bir þey ima ettiði takdirde derhal vuracaðýný söylemiþtir. Saat 21.00 sýralarýnda beklenen misafirler Talip Aksoy, Fazilet Aksoy ve Yýldýz Saygan gelmiþler ve daha önce söylenildiði tarzda Mete Has hareket ederek kapýyý açmýþ ve misafirleri oturma odasýna götürmüþtür. Silahlý sanýklar yeni gelenlere de kýpýrdamamalarýný, mukavemette bulunmamalarýný, ne söylerlerse onun yapýlmasýný ihtaren bildirmiþlerdir. Bu aralarda dýþardan diðer sanýk Oktay Etiman ve Kamil Dede telefonla olayýn cereyan ettiði evi aramýþlar ve evden birisi telefona cevap verdiðinde, “Osman beyi istiyorum” diyerek bu iþaret ile arkadaþlarýyla konuþmuþlardýr. Talip Aksoy ve ailesinin gelmesinden yarým saat sonra Fezal Has mutfakta, Mahir Çayan baþýnda beklediði halde yemek hazýrlamýþ ve birlikte yenilmiþtir. Yemekten sonra Mete Has’tan aldýklarý anahtarla yatak odasýnda bulunan kasayý açan sanýklar, içindeki Otomarsan fabrikasýnýn açýlýþ albümünü almýþlar ve bunu evden ayrýlýrken yanlarýnda götürmüþlerdir. Telefonla yaptýklarý müteaddit konuþmalardan sonra sanýk Mahir Çayan müstahdemi saat 23.00’e on kala apartmanýn giriþ kapýsýna inerek açacaðýný ve kapýda bulunan þahýslarý gayet iyi ve olaðan bir tavýrla karþýlayarak daireye getireceðini teblið etmiþ ve bu suretle 23.00 sýralarýnda Oktay Etiman ve Kamil Dede’de Mete Has’ýn evine gelmiþlerdir. Evde bulunduklarý sürece telefonla konuþmalarý da dahil olmak üzere sanýklar birbirlerine sayý ile hitap etmiþlerdir. Bilahare yapýlan teþhisler sonucu bir numaranýn Çayan, iki numaranýn Cevahir, üç numaranýn Bardakçý, dört numaranýn Etiman ve beþ numaranýn Dede olduðu anlaþýlmýþtýr. Saat 24.00 sýralarýnda Hüseyin Cevahir, Mete Has’ý koridora çaðýrarak bir süre sonra gideceklerini, Talip Aksoy’u da birlikte götüreceklerini söylemiþ, Mete Has’ýn bu iþin burada halledilmesi tarzýndaki beyanýna karþýlýk da, 400.000 lira burada var mý diye konuþmuþ, olmadýðý cevabýný alýnca da iþin burada halledilemeyeceðini, götürmeleri gerektiðini, pazarlýða baþlamaya lüzum olmadýðýný ifade etmiþ, Fezal Has aracýlýðý ile Kadýr Has ile de konuþularak istenen meblað söylenmiþ ve pazarlýða yanaþýlmamýþtýr. 5 Nisan 1971 günü saat 00.30-01.00 arasýnda Ulaþ Bardakçý, Hüseyin Cevahir ve Oktay Etiman, Mete Has ve Talip Aksoy’u alarak dýþarýya çýkarmýþlar ve Mete Has’a ait otomobile koyarak gözlerini bantla kapatmýþlar, Ulaþ Bardakçý’nýn kullandýðý bu araba ile iki þahsý Erenköy Taþmektep Sokak Tenis Apartmanýndaki daireye götürmüþlerdir. Sanýklar iki þahsý kaçýrmadan önce evde kalanlarý Kadir Has’ýn bulunduðu yatak odasýnda toplamýþlar, baþlarýnda silah ile Kamil Dede býrakýlmýþtýr. Bilahare Kadir Has ve birlikte ayný odada yatan Berna Has dýþýnda, diðerleri oturma odasýna alýnmýþlardýr. Mahir Çayan, Fezal Has’ýn salonda oturmasýna müsaade etmiþ ve aralarýnda geçen konuþmada, para ödenmezse kocasýnýn mutlaka öldürüleceðini, dönüþün olmadýðýný, varlýklarýný ispat etmek durumunda olup fiyaskoya tahammüllerinin bulunmadýðýný, ideolojilerinin tahakkuku için silah almakta paranýn gerektiðini söylemiþtir. Gece ayný þekilde þifreli olarak dýþardan telefon edilmiþ ve kaçýrýlan iki þahsýn eve kapatýldýklarý, durumlarýnýn iyi olduðu bildirilmiþtir. Bu arada, Kadir Has ile yapýlan konuþmada istenilen paranýn ancak þirket kanalý ile bankadan alýnabileceði ve bunun için sabahleyin þirket müdürlüðüne gitmek gerektiði anlaþýlmýþtýr. 5 Nisan 1971 günü sabahý saat 07.30 sýralarýnda alýþveriþ bahanesi ile Çayan’ýn


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ isteði üzerine kapýcý apartmandan uzaklaþtýrýlmýþ ve apartmanýn önünde bekleyen Cevahir ve Bardakçý’ya iþaret verilmiþtir.Hüseyin Cevahir daireye çýktýðý sýrada Mahir Çayan, Kadir Has’ý alarak aþaðýya indirmiþ ve Ulaþ Bardakçý’nýn kullandýðý Mete Has’a ait araba ile Üsküdar arabalý vapur iskelesine gelinmiþtir. Sýrada bekleyen çok araba olduðundan Bardakçý’nýn otomobili bilahare getirmesi kaydý ile arabalý vapurla Çayan ve Kadir Has Kabataþ’a geçerek buradan taksi ile Þiþli Halaskargazi Caddesindeki yazýhaneye vasýl olmuþlardýr. Sabahleyin evden Fezal Has’ýn telefon etmesi üzerine beklemekte olan þirket müdürü ve Kadir Has’ýn kayýnbiraderi Ali Germirli’ye Kadir Has tarafýndan durum anlatýlmýþtýr. Ali Germirli muhasebeciye 400 bin lira lazým olduðunu ve bunu temin edilmesini bildirmiþtir. 200 bin lira bankadan çekilerek Mahir Çayan’a yazýhanede verilmiþ, ikinci parti 200 bin liranýn ne þekilde teslim edileceði hususunda bilahare talimat verileceði sanýk tarafýndan söylenilmiþtir. Bu para temin edildikten sonra, Fezal Has’a þirketten telefon edilerek paranýn eve gönderileceði, bunun yanýnda bulunan sanýklara sorulmasý istenilmiþ ve uygun cevap alýnmasý üzerine muhasebeci 200 bin lirayý Suadiye’deki daireye götürerek talimat beklemiþtir. Saat 17.00’da telefonla talimat verilmiþtir. Ancak evde beklenilen süre içersinde ikinci parti teslim edilmesi gereken 500’lüklerden bir kýsmýnýn seri numaralarý tesbit edilmiþtir. Talimat uyarýnca muhasebeci Suadiye’deki evden ayrýlarak Etiler Çarþýsý duraðýna gelmiþ ve burada bekleyen Mahir Çayan’a gazete kaðýdýna sarýlý 200 bin lirayý vermiþtir. Mahir Çayan ve paranýn alýnmasý sýrasýnda orada bulunan Hüseyin Cevahir Levent’teki daireye gelmiþler ve kendilerini bekleyen Ziya Yýlmaz’a, Erenköy’deki daireye giderek paranýn tamamen alýndýðýný ve alýkonulan þahýslarýn gece býrakýlmasý talimatýný götürmesini söylemiþtir. Bu talimatý Ziya Yýlmaz Erenköy’deki evde bekleyen Oktay Etiman ve Ulaþ Bardakçý’ya iletmiþtir. Mete Has ve Talip Aksoy’un kapatýldýklarý evde baþlarýnda Oktay Etiman ve yüzünü tülle örttüðü halde Ziya Yýlmaz beklemiþler ve paranýn teslim edildiði haberinden sonra, Mete Has’ýn para verilmemesi halinde kendilerine ne yapacaklarý sorusuna karþýlýk Oktay Etiman, ideallerini gerçekleþtirmek için paraya ve silaha ihtiyaçlarýnýn olduðunu, parayý almadan býraktýklarý takdirde bundan sonraki eylemlerde de fidye teminine imkan olmayacaðýný, bu sebeple kendilerini öldürmek zorunda kalacaklarýný söylemiþtir. Mete Has’ýn arabasýnýn trafiðe bildirilmiþ olduðu öðrenilince saat 23.30 sýralarýnda Bardakçý’nýn civardan çaldýðý Anadol marka arabaya gözleri flasterlenmek, elleri baðlanmak ve aðýzlarýna mendil sokulmak suretiyle Has ve Aksoy bindirilerek Fenerbahçe’de býrakýlmýþlardýr. Hüseyin Cevahir ve Kamil Dede, ayný gün saat 14.30’da kadar Mete Has’larýn evinde kalmýþlardýr. Telefonla Mahir Çayan tarafýndan verilen talimat üzerine evden ayrýlmýþlardý.” (Ýstanbul Sýkýyönetim Komutanlýðý Askeri Savcýlýðý’nýn 28 Þubat 1973 tarihli THKP-C Ýstanbul Davasý Ýddianamesi.)




KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

Hýzlý Balýklar

“Globalleþme iþdünyasýnda ‘Büyük balýk küçük balýðý yutar’ paradigmasýný deðiþtirdi. Günümüzde önemli olan hýz, esneklik ve çeviklik. Artýk ‘Hýzlý balýk yavaþ balýðý’ yutuyor. Türk basýnýnýn hýzlý balýklarýndan Referans gazetesi de bu yeni paradigmayý içselleþtiren Türkiye’nin en hýzlý firmalarýný seçti. Türkiye’nin En hýzlý firmasý Acýbadem Saðlýk Hizmetleri olurken, ihracatýn en hýzlý firmasý da Ece Banyo Gereçleri seçildi.” (Referans, 1 Mart 2007.) “Daha kararlý, daha hýzlý ve daha güçlü T“K”P Emperyalist saldýrganlýðýn yeni hamlelerinin hayata geçirilmeye baþlandýðý bir dönemde yapýlan etkinliklerde, Türkiyeli komünistlerin emperyalizme karþý mücadelelerinin bundan sonra nasýl daha fazla büyütüleceðine dair yol haritasý çizildi. Parti'nin daha hýzlý hareket eden ve saldýrýlara anýnda yanýt üreten bir forma bürüneceði de vurgulandý.” (“Komünist”, Sayý: 283, 15 Eylül 2006.) “Yurtseverler zamanýn çok deðerli olduðunu bilirler. Emperyalist planlarý bozmak için, hain ve iþbirlikçilerden daha hýzlý hareket etmeye çalýþýr, onlardan daha atak olmaya özen gösterirler.” (Yurtsever Cephe Programý, Yurtsever Cephe’nin Yolu.)



Dünya ekonomisinin 2000 yýlýnda içine girdiði “durgunluk” (bunalým) sürecinin ilk yýllarýnda, kendi sözleriyle söylersek, “Amerika’nýn genç kuþak gurularýndan” Jason Jennings “It’s Not The Big That Eat the Small-It’s The Fast That Eat the Slow” (Büyük Balýk Küçük Balýðý Deðil, Hýzlý Balýk Yavaþ Balýðý Yutar) adýnda bir kitap yayýnlayýnca, “hýzlý balýk” söylemi ekonomi çevrelerinde hemen benimsendi. Google, Hotmail, AOL gibi internet kuþaðýnýn yakýndan tanýdýðý þirketler bu yeni söylemin kanýtlarý ve gerçekliði olarak sunuldu. Ýddia, “hýzlý balýklar”ýn, rakiplerinden önce piyasaya “ürün” sunarak satýþlarýný ve kârlarýný artýrdýklarý þeklindeydi. Eski deyiþle, tüketici “beklentileri” konusunda “bur-

nu iyi koku alan” þirketlerin, yeni “ürün”leri rakiplerinden önce piyasaya sürerek yüksek kârlar elde etmelerinin nedeni “hýz” olarak tanýmlanýyordu. Böylece amiyane ekonomi bilgisiyle “Büyük balýk küçük balýðý yutar” sözü “tarih” olurken, “hýzlý balýk yavaþ balýðý yutar” sözü, iþdünyasýnýn yeni sloganý haline getirildi. Bu söylem ve slogan eþliðinde 2001 Þubat krizi koþullarýnda Türkiye’nin “en hýzlý balýklar”ý ise, Coca Cola, Garanti Bankasý, Arçelik, Vestel, Bellona, Ýstikbal, Ülker ve Turkcell olarak ilan edildi. Daha sonraki yýllarda “internet kuþaðý”nýn çok iyi bildiði Google, Youtobe, Hotmail gibi “para basan þirketleri” “hýzlý balýk” söylemi için ideal örnekler olarak da gösterildi.


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

Ekonomi-politik bilgisine sahip olmayan, emperyalist-kapitalist ekonomiyi sadece borsa iliþkileriyle izleyenler açýsýndan “yeni” ve “ilginç” görünen bu “hýzlý balýk” söylemi, “fýrsatlardan yararlanma”nýn (oportünizm) en kolay ve en kestirme yolu gibi görünüyordu. Ama ekonomi-politiði bilenler için durum hiç de böyle deðildir. “Hýzlý balýklar”ýn rakiplerinden önce piyasaya “ürün” sunarak elde ettikleri yüksek kârlar, kapitalist ekonominin en temel olgularýndan olan ve kapitalistlerin çok iyi bildikleri “giriþim kârý”ndan baþka bir þey deðildir. Kapitalizm koþullarýnda yeni ürün piyasaya süren her kapitalist, piyasada ilk ve tek olmanýn avantajýyla ortalama kârýn üzerinde bir kâr elde eder. Benzer durum, üretim sürecinde maliyetleri düþüren yeni makinelerin, yeni teknolojinin kullanýlmasý sýrasýnda da ortaya çýkar. Maliyetleri düþüren, dolayýsýyla kâr oranýný yükselten her yeni makineyi üretim sürecine ilk uygulayan kapitalist, rakiplerinden daha düþük maliyete sahip olduðu için ek bir kâr elde eder. Bu da yeni makinenin yaratmýþ olduðu “giriþim kârý”dýr. Ancak kapitalist üretim iliþkilerinin yasasý, sermayenin kâr oranlarý düþük alanlardan yüksek alanlara doðru hareketini zorunlu kýlar. Dolayýsýyla bir alanda, ister yeni ürün nedeniyle, ister yeni makinelerin üretim sürecine sokulmasýyla olsun, yüksek kâr ortaya çýktýðýnda, sermaye hýzla bu alana akar. Ýþte “hýzlý balýk” hikayesinin “hýz”la olan iliþkisi, bir yanýyla “giriþim karý” saðlayan ilk ve tek oluþ, diðer yanýyla bu yüksek kâr getiren alana “en hýzlý” sermaye yatýrýmý yapmaktan ibarettir. Ama sermayenin daha yüksek kâr getiren alanlara doðru hareketi, tüm sermaye için geçerli olduðundan, bir süre sonra bu alanda yoðun bir sermaye yatýrýmý ve aþýrýüretim kaçýnýlmaz olur. Marks’ýn üretimde anarþi olarak da tanýmladýðý bu sermaye akýþý, “yeni ürün”ün aþýrý-üretimi ile sonuçlanýr. Artýk “yeni ürün”, pek çok sermaye tarafýndan üretildiðinden, ilk giriþim kârý ortadan kalktýðý gibi, talepten daha fazla arz söz konusu olur. Aþýrý-üretim koþullarýnda, önce fiyatlar düþer, ardýndan satýþlar durma noktasýna gelir. Nihayetinde piyasalar “yeni ürün”le dolar, “yeni ürün” satýlamaz hale gelir; kârlar düþer, birbiri ardýna iflas-

lar baþgösterir. “Hýzlý balýklar”ýn kaderi, tümüyle kapitalist ekonominin bu klasik iþleyiþine tabidir. Herhangi bir çarþý esnafýnýn çok iyi bildiði gibi, “hýzlý yükselen hýzlý çöker”. “Hýzlý balýk”larýn diðer bir özelliði ise, kapitalist iliþkilerin bu geliþim sürecini karþýlayacak yeterli sermayeye sahip olmayýþlarýdýr. Bu yüzden, baþka sermayelerin (rakipler) ayný alanda yatýrým yapmalarýyla birlikte ortaya çýkan rekabet koþullarýnda, rekabeti sürdürebilmek için yeterli sermayeye sahip olmadýklarý için, bir süre sonra þirketlerini daha büyük sermayeye satmak durumunda kalýrlar. Satýþtan elde ettikleri parayla piyasadan çekilirler. Bizim gibi geri-býraktýrýlmýþ, emperyalizme baðýmlý ülkelerde “hýzlý balýk” olmak ise, kamu kredisine ve tüketicilerin “medya” aracýlýðýyla yönlendirilmelerine baðlýdýr. Dolayýsýyla “hýzlý balýk” olmak, ayný zamanda siyasal iliþkilere sahip olmak demektir. Örneðin Ülker’in, Ramsey’in yükseliþi AKP’nin hükümet olmasýyla birlikte ortaya çýkmýþtýr. “Hýzlý balýk” olarak ithalatýn liberalizasyonundan yararlanýp “servet” sahibi olanlar vardýr. Halk deyiþiyle, “dün açlýktan nefesi kokan” kimileri, yeni ithal mallar pazarlamasýyla yüksek kârlar elde etmiþlerdir. Ancak yakýndan bakýldýðýnda, bunlarýn büyümelerinin tümüyle siyasal iliþkilere baðlý olduðu hemen görülür. Her siyasal iktidar deðiþmesiyle yeni “zenginler”in türemesi bunun en açýk örneðidir. Yazýmýzýn baþýnda yer verdiðimiz gibi, Doðan Holding’in Referans gazetesinin bu yýl düzenlediði “hýzlý balýk yarýþmasý”nda birinci olan þirket þöyle tanýtýlmaktadýr: “Acýbadem Saðlýk Grubu küçük bir semt hastanesini 17 merkezli dev bir saðlýk grubuna çevirdi. Türkiye’nin halka açýk tek saðlýk kuruluþu Acýbadem, 16 yýlda borsa deðerini 750 milyon YTL’ye çýkardý. Hizmette, finansmanda ve yönetimde inovasyonu benimseyen grup, kriz dönemlerinde bile yatýrýmlarýna ara vermedi. 2004’teki 153 milyon dolar cirosunu 2005’te 228.4 milyon dolara yükseltti. 2005 yýlýný %50 büyüme ile tamamladý. Hastanede küçük operasyonlarla verimlilik iki katýna çýkarýldý, hastanenin giderleri %50

!


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

düþürüldü. Buna karþýlýk gelirler %100 arttý.” Ýþte bu “hýzlý balýk”ýn sahibi olan Mehmet Ali Aydýnlar, 1992’de ANAP’tan Ýstanbul/Bahçelievler belediye baþkan adayý olarak siyasete girmesiyle birlikte “yükseliþe” geçmiþtir. M. A. Aydýnlar’a iliþkin “medya”da yer alan son haber ise, Tayyip Erdoðan’ýn “Mehmet Ali Bey gel, Þiþli Etfal’i sana verelim. Yer de gösterelim, orada devlete modern bir hastane yap. Þiþli Etfal’i ister hastane yap, ister alýþveriþ merkezi yap. Nasýl arzu edersen.” sözleri olmuþtur. Salt bu örnek bile ülkemizdeki “hýzlý balýklar”ýn nasýl hýzlý olduklarýný açýkça göstermektedir. Özcesi, “hýzlý balýk”, her durumda “fýrsatçýdýr”, siyasal ve finansal iliþkileri sayesinde “burnu” her zaman rakiplerinden daha hýzlý “koku” alýr. M. A. Aydýnlar olayýnda da olduðu gibi, saðlýk alanýyla hiçbir iliþkisi olmayan sýradan bir Laleli “ muhasebecisi”, kýsa sürede “mali müþavir” ve özel hastaneler patronu olur.* Þüphesiz “hýzlý balýk” söylemi, “globalizm” demagojisinin basit bir aracýdýr. Dolayýsýyla, sadece ekonomi alanýnda deðil, toplumsal, siyasal, kültürel alanlarýn hepsinde kullanýlan bir araç ve söylemdir. “Hýzlý balýk” söylemi, “fýrsatçýlýk”ýn ideolojik mantýðýnýn da dýþa vurumudur. Bu mantýk, herþeyde “ilk olmak” ve “ilk” olmanýn avantajý ile “giriþim kârý”ný cebe indirmektir. Yazýmýzýn baþýnda yer verdiðimiz gibi, “hýzlý balýk” söylemi ve mantýðý legalistler arasýnda da “hak ettiði” yere sahip olmuþtur. Onlar da, politikanýn “oportünistleri” olarak, “hýzlý balýk”laþmayý bir “kâr”, “getiri” ve “prim” aracý olarak kullanmaya yönelmiþlerdir. Legalist oportünistlerin “hýzlý balýk” söylemi ve mantýðý, kapitalist-giriþimcinin söylem ve mantýðýndan farksýzdýr. SÝPTKP’si bu konuda “en hýzlý balýk” seçilecek kadar “atak”lýðý ile bir örnek sayýlýr. 12 Mart günü bu “hýzlý balýk”ýn “sanal

"

* Acýbadem’in borsa macerasý ise Haziran 2000’de baþlamýþtýr. Þirketin hisselerinin 30.000 TL üzerinden baþlayan “halka arz” fiyatý, 2001 yýlýnda 15.000 TL; 2002’de 2.319 TL; 2004’de 7.203 TL; 2005’de 4.530 TL; 2006’da 12.600 TL ve 2007’de 15.200 TL olmuþtur. Kýsacasý, bu “hýzlý balýk” hisselerini alan “yatýrýmcýlar”, yedi yýl içinde hiçbir getiriye sahip olmamýþtýr.

günlük gazetesi”nde þu haber yer almaktadýr: “Yurtsever Cephe 1 Mayýs 1977’nin 30’uncu yýldönümünde 1 Mayýs’ý Taksim’de kutlama kararý aldý. Ankara’da gerçekleþtirilen Yurtsever Cephe Genel Kurulu’nda bu sene 1 Mayýs’ýn Taksim’de kutlanmasý kararý alýndý. Karar, dün gerçekleþtirilen Genel Kurul’a katýlan yüzlerce yurtsever tarafýndan alkýþlarla karþýlanýrken, Taksim’e büyük kalabalýklarýn yýðýlmasý gerekliliði vurgulandý. Öte yandan Genel Kurul’a sunulan karar tasarýsýna, ‘1 Mayýs 2007’de Taksim dýþýnda bir alternatif kabul etmiyoruz’ ibaresi eklendi. Söz konusu kararýn alýnmasýnda bu senenin 1 Mayýs 1977’nin otuzuncu yýldönümü olmasý ve AKP’nin iktidar dönemi boyunca emekçilere karþý emperyalizmin ve sermayenin takýndýðý saldýrgan tavýr belirleyici oldu.” Bu habere göre, SÝP-TKP’sinin “Yurtsever Cephe”si, herkesden daha “hýzlý” olarak 1 Mayýs’ýn Taksim’de yapýlmasý “kararý”ný almýþ ve “baþka alternatif kabul etmiyoruz” diyerek de kendisini “baðlamýþ” görünmektedir. Ancak ayný açýklamaya iliþkin “haber” okunmaya devam edildiðinde þu sözlerle karþýlaþýlmaktadýr: “1 Mayýs 2007 için DÝSK Baþkanlar Kurulu tarafýndan yapýlan açýklamada, 1977’de yaþanan katliamýn 30. yýldönümünde Taksim-1 Mayýs alanýnýn kutlamalarýn merkezi olmasý öngörülmektedir. Yurtsever Cephe bu yaklaþýmýn ilkesel olarak doðru olduðu kanýsýndadýr.” Evet, “hýzlý balýk”, sadece kendi “sanallýðý” içinde “en hýzlý” olduðunu göstermek için haberi bir parça “kurgulamýþtýr”. Solda yer alan herkesin bildiði gerçek ise, DÝSK’in 1 Mayýs 2007’yi Taksim’de kutlama kararýný bir yýl önce aldýðýdýr. Ýþte siyasetin “hýzlý balýk”larý ile ekonominin “hýzlý balýklarý” böylesine ikiz kardeþtirler. Hemen hatýrlatalým ki, “hýzlý balýk” teorisyeni Jason Jennings’in son kitabýnýn adý, “Less is More”dur. (Az Olan Daha Ýyidir) Gerisi “hýzlý balýklar”ýn bileceði iþtir.


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

Saðlýk, Kâr ve Faiz Dýþý Fazla

[Anti-Emperyalist ve Anti-Oligarþik DEVRÝMCÝ GENÇLÝK’in 11 Mart 2007 tarihinde yayýnladýðý bildiri.]

Bugün dünyanýn pek çok ülkesinde olduðu gibi, ülkemizde de saðlýk hizmetleri, kamu hizmeti olmaktan çýkartýlýp, bireysel ve özel hizmet haline dönüþtürülmektedir. 1980’lerde ABD’de “saðlýk hizmetlerinin rasyonalize edilmesi” sloganýyla baþlatýlan bu bireyselleþtirme ve özelleþtirme uygulamasý, hastaneleri birer “þirket” olarak ele alýp, “hizmet maliyetleri”ne göre yeniden düzenlemeyi esas almýþtýr. Türkiye’deki adýyla bu “saðlýkta dönüþüm programý”, saðlýkta “bireysel sorumluluk” ya da “yaþam tarzý sorumluluðu” adý altýnda koruyucu saðlýk hizmetlerini bireyselleþtirmeyi amaçlar. Saðlýkta “bireysel sorumluluk”, bireylerin koruyucu hekimlik ve koruyucu saðlýk hizmetlerinin yerine “bireysel yaþam tarzý çözümleri” (diyet, spor, jogging, eksersiz yapma vb.) yoluyla, kamu saðlýk hizmetleri ve kamu saðlýðýnýn bir yana býrakýlmasýndan baþka bir þey deðildir. Yaygýn bir “medya” propagandasýyla, kalp, kanser vb. hastalýklara iliþkin “ünlü uzman”larýn el kitaplarýyla saðlýk hizmetlerinin bireyselleþtirilmesi, “saðlýklý yaþam için bireysel sorumluluk” adý altýnda tezgahlanmýþtýr. Bugün saðlýk hizmetlerinin artan oranda özelleþtirilmesi, “parasý olanýn daha iyi saðlýk hizmeti alabileceði” hastanelerin, özel kliniklerin vb. “ticarethanelerin” yaygýnlaþtýrýlmasý, devlet saðlýk sigortasýnýn özel sigortaya dönüþtürülmesi, herþeyden önce, saðlýk hizmetlerinin “maliyet” hesaplarý üzerinden “kârzarar” hesabýna dönüþtürülmesi demektir. Herhangi bir tepkiyle karþýlaþmaksýzýn birbiri ardýna açýlan, “para”sý olana “hizmet” sunan herhangi bir “hizmetler sektörü þirketinden” farksýz özel hastaneler, American Hospital’ler, bu bireyselleþtirmenin ve özelleþtirmenin ön hazýrlayýcýlarý olmuþtur. Bugün bu sürecin son aþamasýna ulaþýlmýþtýr. Artýk tüm saðlýk hizmetleri, bireylerin sorumluluðunda ve özelleþtirilmiþ ticarethaneler aracýlýðýyla sürdürülecektir. Herhangi bir kapitalist þirketin “maliyet hesabý”yla çalýþan saðlýk kuruluþlarýnýn ortaya çýkartýlmasý, ayný zamanda saðlýk çalýþanlarýnýn, özel olarak da hekimleri bu “saðlýk þirketleri”nin ücretle kiralanmýþ personeli haline dönüþtürmektedir. Bu sistem içinde hekimlerin yükümlülüðü, en düþük maliyetle en yüksek kârý elde etmek olacaktýr. “Saðlýk þirketleri”nin kârlýlýðýný saðlamakla yükümlü kýlýnmýþ hekimler,

#


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

düþük maliyetli, ama en yüksek kârý saðlayan “saðlýk hizmetleri”ni, tedavi amacýndan çok, “tahlil” vb. adlar altýnda kâr getirici “hizmetlere” dönüþtürmek zorunda býrakýlacaklardýr. Bu, açýk biçimde saðlýk hizmetlerinin etkinliðini, tedavi edici niteliðini ortadan kaldýracaktýr. Saðlýk hizmetlerinde çalýþanlar, hekimler, hemþireler, saðlýkçýlar, artýk bu “ticarethanelerin” ücretli çalýþanlarý olarak çalýþma süresine, maliyet düþürücü “tedavi” yöntemleri uygulamalarýna baðlý olarak ücretlendirileceklerdir. Bu açýk biçimde saðlýk hizmetlerinde “prim sistemi”nin uygulamaya sokulmasý demektir. Zaman birimi baþýna daha çok hastaya “hizmet” veren hekimler ve diðer çalýþanlar daha yüksek “prim” alarak kendi bireysel ücretlerini yükseltme kaygýsýna düþeceklerdir. Özelleþtirilen ve þirketleþtirilen saðlýk hizmetleri, giderek “saðlýk holdingleri”nin yönetiminde “tekelci” bir yapýya dönüþecektir. Ve borsada iþlem gören herhangi bir turizm þirketi, futbol kulübü gibi “borsaya” kota edilecek olan bu þirketler, her durumda borsadaki hisse senetlerinin deðerini yüksek tutabilmek için kârlarýný “maksimilize” etmek peþine düþeceklerdir. Çalýþanlarýn (hekimler, hemþireler, saðlýkçýlar) ücretleri düþtüðü oranda kârlarýný artýracak olan bu “borsa saðlýk þirketleri”, hekimleri ve çalýþanlarý birer “açgözlü ve açýkgöz tüccar” konumuna indirgeyerek, hasta ile hekim arasýnda olmasý gereken güven vb. iliþkileri ortadan kaldýracaktýr. Sorun, saðlýk hizmetlerinin özelleþtirilmesi yoluyla hekimlerin ve saðlýk personelinin “þirket personeli” haline dönüþtürülmesiyle sýnýrlý deðildir. Saðlýk alanýnda her türlü þarlatanlýðýn baþgöstermesine, sonuçlarý bilinmeyen “yeni tedavi yöntemleri”nin hastalar üzerinde denenmesine yol açacaktýr. Saðlýk hizmetleri etkinliðini yitireceði gibi, hastalarýn hekimlere olan güvenleri de parayla yer deðiþtirecektir. “Aile hekimliði” gibi, tümüyle “Avrupa’dan ithal”, “AB normlarý”na uygun deðiþikliklerle, hekimler “serbest rekabet” koþullarýna itilirken, hastalar “PR”ý güçlü tüccar-hekimlerin eline teslim olacaklardýr. Bugün kendi içinde iflas etmiþ “Avrupa saðlýk sistemi”nin parçasý olan “aile hekimliði”, “kiþiye özel” saðlýk hizmetleri sunumuyla meþrulaþtýrýlmaya çalýþýlmaktadýr. Televizyonlarda yayýna sokulan “hastane dizileri” aracýlýðýyla da insanlar bu duruma alýþtýrýlmaktadýr. Bugün saðlýk sisteminde yapýlmaya çalýþýlan deðiþiklikler, açýk anlatýmýyla saðlýk hizmetlerinin “herkese parasý kadar saðlýk”tan baþka bir þey deðildir. Bütün bunlar, devlet bütçe giderlerini azaltmak, bütçe gelirleri üzerinden saðlýk hizmetlerinin ve saðlýk sigortalarýnýn finanse edilmesini ortadan kaldýrmak ve bu yolla daha fazla “faiz dýþý fazla” vermeyi saðlamak için yapýlmaktadýr. Daha fazla “faiz dýþý fazla” vereceði varsayýlan devlet bütçesi ile daha fazla iç ve dýþ borç faizleri ödenmesi hesaplanmaktadýr. Daha fazla faiz ödeyebilir hale gelen devlet bütçesi, daha fazla borçlanmayý da beraberinde getirecektir. Özcesi, “borç yiðidin kamçýsý”ysa, özelleþtirilmiþ saðlýk hizmetleri de, kamçýlarýn açtýðý yaralarý iyileþtirmek ve yeni kamçýlara dayanýklý hale getirmekten baþka bir þey olmayacaktýr.

Anti-Emperyalist ve Anti-Oligarþik

DEVRÝMCÝ GENÇLÝK

http://www.antioligarsikgenclik.com

$


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

Seçim Sath-ý Mailinde Bir Medya Ýtirafçýsý

“Etibank A.Þ. hakim ortaðý Dinç Bilgin ile Turgay Ciner arasýnda imzalanmýþ olan gizli sözleþmelerin yeni ortaya çýkmasý sonucunda, Bilgin ve Merkez Grubu’nun medya sektöründe faaliyet gösteren 63 adet þirketinin yönetim ve denetimleri 5411 Sayýlý Bankacýlýk Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarýnca TMSF tarafýndan devralýnmýþtýr.” (Tasarruf Mevduatý Sigorta Fonu’nun (TMSF) 1 Nisan pazar günü yaptýðý açýklama.)

Gazetelere göre, TMSF’ye gizli protokol bilgisini Dinç Bilgin vermiþtir. Dinç Bilgin’in kamu alacaðýnýn tahsil edilebilmesi için bu giriþimde bulunduðu, üç ay önce TMSF ile arka arkaya üç ayrý toplantý yaptýðý ve son olarak Mart ayýnýn sonunda Dinç Bilgin, oðlu Önay Bilgin’le birlikte bizzat TMSF Baþkaný Ahmet Ertürk’e, “Kamu menfaatinin bu bilgileri bilmenizden geçtiðini düþünüyorum” diyerek Turgay Ciner’le yaptýðý 2001 ve 2002 tarihli gizli ortaklýk belgelerini ibraz ettiði gazetelerde yer aldý. “Gizli belgeleri” ele geçiren TMSF Baþkaný Ahmet Ertürk, 1 Nisan pazar günü Sabah ve Atv’nin de içinde yer aldýðý Turgay Ciner’in Merkez Grubu þirketleri ile Dinç Bilgin’in Medya Grubu þirketlerine el koydu. TMSF Baþkaný Ahmet Ertürk, elkonulan þirketlerin “altý ay içinde satýþa hazýr hale getirileceðini ve satýlacaðýný” duyururken gazetelerde þu haberler yer almaya baþladý: “TMSF’nin operasyonunun üzerinden 24 saat geçmeden, iki uluslararasý grup nihai fiyat, ’due dilligence’dan sonra kesinleþmek üzere Sabah medya grubuna 800 milyon dolar civarýnda bir fiyatý peþin olarak ödemeye hazýr olduðunu iletti. TMSF’yle temasa geçen taliplerin son 3-4 yýlda dünyadaki satýn alma

faaliyetlerinin yarýdan fazlasýný gerçekleþtiren private equity fund’lar (özel sermaye fonlarý) olduðu ileri sürülüyor.” Böylece Turgay Ciner’in 5 yýl önce baþlayan “medya patronluðu” macerasý da (þimdilik) noktalandý. Ama “medya patronlarý” yeni bir “itirafçý” sahibi de oldu. Kurtuluþ Cephesi’nin Kasým-Aralýk 2000 tarihli 58. sayýsýnda þunlar yazýlýdýr: “Egeli ‘zengin çocuðu’ Dinç Bilgin’in ‘yýldýzý’ Turgut Özal’ýn baþbakanlýðýyla birlikte parlamaya baþlamýþtýr. T. Özal’ýn ‘Basýn dünyasýndaki tekelleþmeye karþý’ baþlattýðý ‘savaþý’, Ege bölgesinde Yeni Asýr gazetesini yayýnlayan Dinç Bilgin’in 22 Nisan 1985’de Sabah gazetesini Ýstanbul merkezli olarak yayýnlamaya baþlamasýyla büyük bir zafer kazanmýþtýr! Dinç Bilgin, Sabah gazetesinin ‘kamuoyunu yönlendirme’ gücüne dayanarak ‘yükseliþini’ sürdürmüþ ve 1990’lara girildiðinde Medya Holding haline gelmiþtir. Sabah gazetesiyle yürüttüðü ‘promosyon’lar Sabah Pazarlama A.ޒyi doðurmuþ ve Medya Holding büyük bir tüccar haline gelmiþtir. (Ekonomi dilinde ‘pazarlama’cýlýk, ticaretten baþka birþey deðil-

%


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

&

dir.) 1994 yýlýna gelindiðinde Dinç Bilgin grubu diye adlandýrýlan Medya Holding’in þirket sayýsý hýzla artmýþ ve Sabah ile Sabah Pazarlama A.Þ.’yi ‘halka’ açarak, borsaya ‘kota’ etmiþtir. 2 Mart 1997 yýlýnda ‘özelleþtirilen’ Etibank’ý satýn alarak ‘bankalý holding’ haline gelmiþtir. Sabah gazetesinin ‘köþe yazarlarý’nýn sözleriyle ifade edersek, ‘gazetecilikten baþka bir þeyden anlamayan’ Dinç Bilgin, finansmanýný borsadan ve bankadan saðlayan büyük bir tüccar haline gelmiþtir... Mayýs 1998’den itibaren Türkiye’yi açýk biçimde etkisi altýna alan dünya ekonomik buhraný koþullarýnda pek çok þirket gibi Dinç Bilgin grubu da ‘ödeme güçlüðü’ içine düþmüþtür. Bu durumda Dinç Bilgin’in imdadýna Etibank yetiþmiþtir. Etibank’ýn %100’ler seviyesinden faizle topladýðý paralar Dinç Bilgin grubuna ait þirketlere aktarýlmýþ ve böylece bu þirketler piyasadan daha düþük faizle kredi saðlayabilmiþlerdir. ‘Vermeden almak Allah’a mahsustur’. D. Bilgin’e ait þirketler, hernekadar piyasadaki faiz oranlarýndan daha düþük faizlerle Etibank kaynaklarýný kullanmýþlarsa da, bunlarýn tekrar yerine konulmasý gereklidir. Aksi halde iflas kaçýnýlmazdýr. Ve öyle de olmuþtur. Ancak ülkemizdeki tüm iþbirlikçi burjuvalar gibi, Dinç Bilgin de içine girdiði ‘darboðaz’dan kurtulabilmek için, tüm umudunu Nisan 1999 seçimlerine baðlamýþtýr. T. Özal’la kurulan ilk iliþkiden beri ANAP’ýn þemsiyesi altýnda palazlanan Dinç Bilgin grubu, seçim sonrasýnda kurulmasýný beklediði DSP-ANAP hükümetiyle bu ‘darboðazdan’ çýkacaðýný ummuþtur. Ancak seçim sonrasýnda DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinin kurulmasý, devlet kaynaklarýnýn ‘üçe’ paylaþýlmasýný zorunlu kýlmýþtýr.” 27 Ekim 2000’de, IMF talimatýyla, TMSF tarafýndan Dinç Bilgin’in Etibank’ýna el konuldu. 30 Kasým 2000’de Sabah Yayýncýlýk’ýn

hisseleri MV Holding’e ve Sabah gazetesinin yönetimi MTM Haber Yatýrýmcýlýk A.ޒye geçti. Turgay Ciner ise, bu “operasyon”un perde arkasýndaki kiþisiydi. Ve Sabah, Atv ve diðer þirketler 2002 yýlýnda resmen Turgay Ciner’in Park Holding’inin malý oldular. Böylece “yükselen yýldýz” Dinç Bilgin yerini Turgay Ciner’e býraktý. Turgay Ciner, Park Holding’in sahibidir. “Yükseliþi”, özelleþtirmeler sýrasýnda Havaþ’ý satýn alarak baþlamýþ, ardýndan Ordu-Sinop elektrik daðýtýmýný, Penyelüks’ü ve nihayetinde Hopa Limaný’ný almýþtýr. Alpagut-Dodurga, Tunçbilek ve Soma linyit kömürü madenlerini satýn alan Turgay Ciner’in iki büyük “yatýrýmý” ise, “savunma sanayi” alanýnda faaliyet gösteren, yönetiminde emekli generallerin yer aldýðý Parksavsan A.Þ ile Riva Menkul Deðerler þirketidir. T. Ciner’in “ünlendiði” olay ise, “kumarhaneler kralý” Ömer Lütfü Topal’ýn “gizli ortaðý” olmasýdýr. (Anýmsanacaðý gibi, Ö. Lütfü Topal cinayetinde Haluk Kýrcý ve Abdullah Çatlý’nýn da isimleri geçer.) Bir “medya itirafçýsý” olarak “gizli protokollarý” TMSF baþkaný Ahmet Ertürk’e kendi elleriyle teslim eden Dinç Bilgin, birkaç ay önce Kanal 7’de Nazlý Ilýcak’ýn “özel konuðu” olarak ekranlara çýkmýþ, “28 Þubat süreci”nde yaptýklarýndan “piþmanlýk duyduðunu” açýklamýþtýr. Bugün Sabah ve Atv’ye el konulurken, Dinç Bilgin, “28 Þubat piþmancýlýðý”nýn ardýndan “gizli protokollarý” teslim ederek açýk biçimde “itirafçýlýk yasasý” hükümlerinden yararlandýrýlmýþ görülmektedir. Nitekim Dinç Bilgin’le “yýllarca birlikte çalýþtýk” diyen, yanaðýný okþayacak kadar Tayyip Erdoðan’la son dönemde sýký fýký olan ve Sabah gazetesi “baþyazarý” Mehmet Barlas olayý yorumlarken açýk biçimde “28 Þubat”a atýfta bulunmuþtur. Açýktýr ki, babadan ve çekirdekten yetiþme bir þeriatçýnýn baþkanlýðýnda TMSF, Turgay Ciner’in “medya” grubuna el koyarak, Tayyip Erdoðan ve mehteran takýmýnýn “28 Þubat”ýn rövanþýný alma yönünde bir adým daha atmalarýný saðlarken, ayný zamanda seçim sath-ý mailine, “medya”nýn büyük bir bölümünün denetimine sahip olarak girmelerini saðlamýþtýr. El konulan “medya grubu”nun kayyumluðuna Yavuz Onursal’ýn atanmasý ise, elkoyma operasyonunun siyasal iliþkilerini ve


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

niteliðini daha da belirginleþtirmiþtir. “Medya” haberlerinde Yavuz Onursal þöyle anlatýlmaktadýr: “Ýzmir Yavuz Onursal’ý AP Ýlçe Baþkaný olarak tanýr. Babasý Ragýp Onursal DP’nin Ýzmir Belediye Baþkanýydý. Iþýlay Saygýn çocukluk ve siyaset arkadaþý oldu. 1980 sonrasý MDP ve Turgut Sunalp ile yakýnlaþtý. Aday adayý oldu. 12 Eylül öncesi Buca Belediye Baþkaný olan Iþýlay Saygýn’ýn TBMM’ye taþýnmasýnda önemli rol oynadý. Daha sonra Ankara’yý, ‘mesken’ tuttu. Aydýn Menderes’in bürosunu kullanýyordu. 1990’lý yýllara gelindiðinde Yalým Erez ve Özer Çiller ile arkadaþ olan Yavuz Onursal, Sabah Gazetesi’nin Ankara idari temsilcisiydi. Çiller’in yakýnýndaki Yalým Erez ile siyaset ve yol arkadaþýydý. Dinç Bilgin’in þirketlerine elkonulmasýndan sonra Uzan grubuna geçti. Orhan Uðuroðlu ile birlikte kýsa sürede Cem Uzan’ýn en yakýnýndaki iki isimden biri oldu. Genç Parti ve siyaset fikrini bu ikili oluþturdu. Aktif çalýþma dönemi baþladý. 3 Kasým 2002 seçimlerinde Genç Parti’den Bursa milletvekili adayý olarak katýldý. Cem Uzan’ýn mitinglerde konser verdirme fikrinin de babasý olarak bilindi. Yavuz Onursal, Mavi A.ޒden Genç Parti’ye 19 milyon 750 bin YTL kaynak aktarýlarak Siyasi Partiler Kanunu’na muhalefet edildiði iddiasýyla 17 kiþiyle birlikte yargýlandý. Yavuz Onursal’ýn AKP’liler içinde Abdullah Gül ve Kültür Bakaný Atilla

Koç’la düzenli bir hukuku var.” Kanal 7 ekranlarýnda “28 Þubat” sürecinde yaptýklarýndan dolayý “piþmanlýk” beyan eden Dinç Bilgin, bir ay önce Tayyip Erdoðan’ýn yanaðýný okþayan Sabah gazetesi baþyazarý “liboþ” Mehmet Barlas ve nihayetinde “her devrin adamý” Yavuz Onursal ile TMSF baþkaný Ahmet Ertürk, “medya”daki son operasyonun aktörleri olarak sahnede yer almýþlardýr. Açýkça “medya”nýn “liberalleri” ile þeriatçýlar, “milliyetçimafya adamý” olarak bilinen Turgay Ciner’e karþý ittifak içinde hareket etmiþlerdir. Gerek bu ittifakýn, gerekse “medya”nýn büyük bir bölümünün AKP’nin denetimine geçirilmesinin seçim sonuçlarý üzerinde nasýl bir etki yapacaðý bugünden bilinemese de, “liberaller” ve AKP þimdilik bu ittifaktan mutlu ve memnun görünmektedirler. “Liberaller” AKP aracýlýðýyla bir kez daha kamu kaynaklarýný talan edebilecekleri için, AKP ise seçimlere büyük bir “medya” desteði ile gireceði için mutlu ve memnundurlar. Þüphesiz Sabah ve Atv’ye el konulmasý “operasyonu”, ülke tarihinin en büyük seçim operasyonudur. Þeriatçý bir baþkanýn yönetiminde TMSF, baþlý baþýna bir ekonomik zor gücü olarak tüm “medya” üzerinde sallanan bir satýr gibidir. Dolayýsýyla bu “operasyon”, sadece el konulan “medya” kuruluþlarýyla sýnýrlý sonuçlar doðurmamaktadýr. Baþta Doðan medya grubu olmak üzere, tüm “medya”, TMSF’nin vesayeti altýna alýnmýþtýr. Cumhuriyet gazetesinin Turgay Ciner tarafýndan parasal olarak desteklendiði göz önüne alýndýðýnda, bu geliþmenin etkisi giderek daha da geniþleyecektir.

'


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

Çekirdekten Yetiþme Bir Þeriatçý: TMSF Baþkaný Ahmet Ertürk

(Aþaðýdaki röportaj 15 Temmuz 2005 tarihli Milliyet-Business'te yayýnlanmýþtýr.)



Ertürk’e yönelttiðimiz ilk soru þöyleydi: “Türk islam entelejansiyasýnda memleketiniz Malatya’nýn adýyla anýlan bir Ýslami akýmdan sözediliyor. Bu akýmýn lideri babanýz mýydý? Liderlik babanýzdan sonra size mi geçti?” Bu soruya gülümseyerek “Hayýr” yanýtýný verirken, “Bakýn anlatayým” dedi ve sohbet yol almaya baþladý. Vatan gazetesinin baþyazarý Ahmet Emin Yalman’a 1952 yýlýnda Malatya’da bir suikast düzenlenmiþti. Eylemin planlayýcýsý olduðu söylenen ve Saatçi Musa adýyla bilinen Musa Çaðýl’ý sizin çok iyi tanýdýðýnýz söyleniyor. Bu doðru mu? Onu tanýmayan yoktur. Hatta sadece Malatya’dan deðil; Türkiye’nin neresinden olursa olsun Ankara’ya üniversite öðrencisi olarak gelen herkes ya burs almak ya da yurt bulmak ya da kayýt yaptýrmak için Saatçi Musa’dan yardým isterdi. Tabi ben 30 yýl öncesinden sözediyorum. Hatta o zaman adý sadece Saatçi deðil, Saatçi ve Kitapçý Musa’ydý. Musa’nýn o zaman Ankara’da Ýzmir Caddesi’nin köþesindeki pasajda hem saat tamiri yaptýðý hem de kitap sattýðý bir dükkaný vardý. Dükkanda daha çok saðcý cenahýn okuduðu kitaplar bulunurdu. O küçücük dükkanda isteyen kitaplarý satýn alýr, isteyen de orada oturur okurdu. Böyle enteresan bir yerdi. Yalman suikastinin asýl faili Hüseyin Üzmez’dir. Saatçi Musa ise Üzmez’e yardým eden kiþi olarak, yanýlmýyorsam 7-8 sene yatmýþ bir adamdýr. Çýktýktan sonrada 12 derece gözlükleriyle saat tamirciliði yapmaya baþlamýþtýr. Saat iþi o kadar ince bir iþtir ki, o gözlüðüne ayrýca bir þey daha takardý. Dükkaný ise bir siyaset ve edebiyat mektebi gibiydi. Saatçi Musa’nýn dükkaný yalnýzca 16 metrekareymiþ. Bu küçücük yerde kimleri tanýdýnýz? Sezai Karakoç’tan Erkan Beyazýt’a, Cahit Zarifoðlu’ndan, Nuri Pakdil’e, Kasým Özden Ören gibi o dönemin edebiyatçýlarýnýn büyük bölümünü ben orada tanýdým. Bugünün büyük politikacýlarýný da orada tanýdým. Korkut Özal’ýndan tutun, bugünkü Meclis’te bizim kuþaðýmýzdan milletvekillerini, örneðin Turizm Bakaný Atilla Koç’la da orada tanýþtým. Koç, o zamanlar sanýyorum Ýçiþleri Bakanlýðý’nda danýþman ya da kaymakam gibi bir görevde bulunuyordu. Bugünün bakanlarý Zeki Ergezen de, Abdullah (Gül) Bey’de o dükkânýn müdavimleri arasýndaydý. 1971 muhtýrasýndan sonra sükünet dönemi gelmiþti. Önce bürokrat sonra siyasetçi adamlarýn bir kýsmý ya Ankara ya Türkiye dýþýna çýkmýþlardý. Yani piyasada yoktular. Saatçi Musa o þekilde fonksiyon icra eden bir adamdý. Dükkâný 3-4 kiþinin oturacaðý 5-6 kiþinin de ayakta dolaþarak sohbet ettiði bir yerdi. Neredeyse Türkiye siyasetinin havasý o dükkânda solunurdu.


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ Sizde mi buraya okul ihtiyaçlarý için Saatçi Musa’ya giderdiniz? Benim bunlara ihtiyacým yoktu. Saatçi Musa’nýn dükkanýna o atmosfere olan düþkünlüðümden giderdim. Orada kitaplarýný okuduðunuz þairleri, yazarlarý görürdük. Orasý biraz da edebiyat-þiir düþkünüyseniz, bulunmaz bir ortamdý. Ýslamcý fikir dünyasýnda Malatya Hareketi diye bir akým var mýdýr? Eðer Malatya Hareketi diye bir þey varsa bu tasavvuf karþýtý bir hareketti. Ýsmail Nacar’ý tanýrsýnýz. Nacar, o dönemlerde yeni liseyi bitirip Malatya’ya gelmiþ bir adamdý. 1968’li yýllardan sözediyoruz. O dönem Malatya’da solun yükseldiði yýllardýr. Nacar da daha çok MHP’nin sürüklediði hareketlerin içinde yeralan aktif birisiydi. Ýsmail’le o dönemden bizim tanýþýklýðýmýz vardýr. Ýsmail’in þu andaki söylemi nasýldýr? Tasavvuf karþýtýdýr. Tasavvuf literatürünü yerden yere vuran görüþ aslýnda Malatya’ya hakim olan görüþtür. Tasavvufun yanlýþ bir Ýslam yorumu olduðuna inanýlýr. Saptýrýlmýþ diyenler de vardýr. Tabi bu kadar sert görüþte olanlar da vardýr, daha ortada olanlar da. Tasavvufun yanlýþlýðý nasýl savunulurdu? Tasavvufun iki tarafý vardýr. Bir felsefi tarafý, bir de hayata dönük uygulama tarafý. Tasavvuf felsefi tarafýyla çok cazip, bütün Ýslam felsefesi denebilecek bir alandýr. Ýnsanýn öteki dünyayla iliþkisine, insan-dünya, insan-evren iliþkisine dair çok geniþ bir bakýþ açýsý getirir. Tasavvuf gündelik hayata doðru indikçe Elazýðlý tarikat lideri Kalkancý türü insanlar üretmeye çok müsait bir yapý olduðunu görürsünüz. Çünkü herkes kendinden menkul çýkýp ‘ben þeyhim’ diyebiliyor. Bunun bir otoritesi yok, hiyerarþisi, disiplini yok. Bir demagog çýkýp manevi deðerler üzerinden kolayca insanlarý baþtan çýkarabiliyor, onlarý yanlýþ yönlendirebiliyor, baþka amaçlar için kullanabiliyor. Bu durum Anadolu’da çok yaygýndýr. Özellikle kýrsal yörelerde kentlerin de varoþlarýnda böyle çok sayýda tip çýkar. Benim de Malatya’dan bildiðim, Kalkancý tipi insanlar vardýr. Sizin bir Kur’an tefsiriniz var. Bu konuda da Türkiye’nin önde gelen kiþilerinden biri olduðunuz söyleniyor? Abartmýþlar. Ben çok küçük yaþýmdan itibaren her cins kitap okuyan biriydim. Solun klasiklerinden Ýslam literatürüne ne varsa okurdum. Tabii 1960’lý yýllardan sözediyorum. Türkiye’de o dönem yayýnlanan yeni kitap çok azdý. Hepsini de okuma fýrsatý bulabiliyordunuz. Þimdi öyle deðil. Ben hala fýrsat bulduðumda kitapçý dolaþýyorum. Tefsirle ilgili bir özelliðim olduðu doðru ama bu durumun sosyal iliþkilere dönük bir tarafý yok. Zaten meslek hayatým da ona izin vermedi. Babanýz aydýn bir imammýþ, doðru mu? Doðru, babam Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý’nda görevliydi. Babam hem gayri resmi medrese eðitimini hem de resmi eðitim almýþ biriydi. Ortaokul okumuþtu. Ama bu eðitim 40’lý-50’li yýllarda ciddi ve yüksek bir eðitimdi. O da çok okuyan, çok geniþ kesimlerle iliþkisi olan bir kiþiydi. Hatýrlarým 68’li yýllarda sol önderler filan da babamý çok severdi. O da onlarla çok konuþurdu, çok sohbet ederdi. Malatya’da ciddi bir Alevi nüfus vardýr. Babamýn da o yýllarda Aleviler’le çok iyi diyaloðu vardý. Siz Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) mezunusunuz. Öðrenciliðiniz döneminde (1970’li yýllar) bu okul sol hareketlerin merkezi gibidir. Neden solcu olmadýnýz? Ben Siyasal’da solun gerçekten çok yoðun bir ideolojik ve kültürel atmosfer oluþturduðu bir dönemde okudum. 1971 darbesi gelmiþ, eylemcilik bitmiþti, yenilgi psikolojisi vardý. O dönem solunda yenilgiden nasýl çýkarýz, nasýl rövanþ alýrýz psikolojisi hakimdi. Apo filan bizim sýnýftaydý, yani sýnýf arkadaþýyýz. Solun fikri dünyanýza katkýsý oldu mu? Sol ideolojik ortam bize çok büyük katký saðladý. Ýktisat tarihi, toplumsal diyalektik gibi konular bizim de beslendiðimiz, yararlandýðýmýz, düþüncemize büyük zenginlik katan kaynaklar oldu. Solun da tasavvuf için söylediðimi felsefi ve pratik iki ayrý tarafý vardýr. Sol malesef iki tarafýný birden kaybetti. O dönemde iki tarafta vardý. Ýsteyen istediði tarafýna gidiyordu. Benim gibi tipler solun toplumun vicdaný olan vicdaný temsil eden tarafýndan yararlanmaya çalýþýyordu. Baþkasý onun militan tarafýndan yararlanýyordu. O yýllarda militanýn el kitabý diye baþlýðý olan bir kitap okumuþtum ben de . Babamýn arkadaþlarýndan biri bize gelmiþti. Ben de o gün Komünist Manifes-




KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007 to’yu okuyorum. Adam da imam hatipte hoca. Kim okuyor diye sormuþ. Babam da ‘bizim oðlan’ demiþ. Sonradan beni çok sevdi. Ýstanbul’dan gelmiþ entelektüel bir tipti. “Seni manifestoyu okuduðunu görünce sevdim” dedi. Bizim Müslümanlarda solun o vicdaný temsil eden tarafýna hep bir sempati olmuþtur. O anlamda ‘sol ortak bir damardýr’ denilebilir. Ben solculuðun varmak istediði yere baþka yerden daha erken varacaðýmý düþündüm. Yani insanlarýn mutlu olduðu, eþitsizliðin olabildiðince azaldýðý bir dünyaya. Böyle bir dünya bize de iyiydi açýkçasý. Nakþiliðin Malatya’da hakim olduðu tespitini paylaþýr mýsýnýz? Ýstanbul’da ya da Bursa’da ve diðer büyük kentlerde olduðu kadar deðildi. Malatya gibi yerlerde Nakþiliðin çok küçük kollarý vardýr. Bütün taþrada durum aþaðý yukarý böyledir. Nakþilik daha çok merkezlerde büyümüþ geliþmiþ bir tarikattýr, yorum tarzýdýr. Taþrada Nakþilik, Kadirilik gibi ayrýmlar flulaþýr, belirsizdir. Kim Nakþidir, kim niye Nakþidir kim niye Kadiridir; bunlar görünmez hale gelir. Bu nedenle Nakþilik mi daha yaygýndý, öbür yorumlar mý daha yaygýndý bir þey diyemeyeceðim. Ama çok ciddi, genel ifadeyle tarikat altyapýsý vardý. Tarikat oralarda insanlarýn gündelik hayatlarýnda hem sosyallik saðlayan hem de düþünce-inanç dünyasýndaki ihtiyaçlarýna cevap veren bir olguydu. Siyasal’ýn o günkü atmosferi içinde neden solcu olmadýnýz? Ben hiçbir zaman eðilim göstermedim. Solun bize hafif bir sempatisi vardý. Sýcak çatýþma MHP ile yaþanýyordu. Bize MHP çizgisi dýþýnda durduðumuz, biraz da ortak bazý söylemlerimiz olduðu için þefkatle bakýyorlardý. Zaten Siyasal’da MHP de çok zayýftý. Biz de MHP’li olmayan, imam hatipten gelmiþ ve daha iddialý Müslüman tipler vardý. Batýk bankacýlarla mücadele eden bir makamdasýnýz. Yoksullara tercüman olabildiðinizi düþünüyor musunuz? Bu konum belki de allahýn bir lütfu diyebilirim. Ýdealizm ile romantizme sahip olmuþ birilerinin eline her zaman geçmeyecek bir imkân, imtiyaz bu. Bir büyük sorumluluk ayný zamanda. Sizin kendinize karþý da büyük bir sorumluluk. Hukuk var, kanun var, yasal yetkiler var. Tüm bunlarýn ötesinde bir de ne olup bittiðinin farkýnda olma var. Siyasi romantikliðe halen ihtiyaç olduðu anlaþýlýyor... Ýnsanlarýn gençlik taraflarýný hep muhafaza etmeleri gerekiyor. Delikanlýlýk dönemlerini tutmak lazým. Finans ve reklamcýlýk sektörleri benim ideolojik olarak her zaman saldýrdýðým iki alandýr. Örneðin sol reklamcýlýða girdi, Türkiye’deki sol öldü. Business’ta okumuþtum, Ersin Salman 68’li özünü koruduðunu iddia ediyor ama ben bunlara inanmýyorum. Sol olarak karþý çýktýðýn dünyanýn reklamýný yapýyorsun, pazarlamacýlýðýný yapýyorsun; 30 sene reklamcýlýk yapacaksýn hala 68 romantizmi mi koruyorum diyeceksin, böyle þey olmaz. Sol bu deðerlerini halen koruyor mu? Bu deðerler bugün yok maalesef, kaybettiler. Ýslamcýlýk da, solculuk da çok politize oldu, iktidar yarýþýna girdi. Her ikisini de öldüren reel politikerliktir. Bu nedenle Erbakan islamcýlýðý da Türkiye’ye yapýlmýþ bir kötülüktür. Ýslamcýlýk ve sol, Türkiye’yi 5 yýl yönetme yarýþýna mahkum edilemeyecek kadar ulvi þeylerdir. Politika pragmatik seviyeye indirgendi.




Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

Neo-liberalizmin soldaki uzantýlarý kükredi:

“Aydýnlarýmýzýn kýlýna dokundurtmayýz”

Yazýmýzýn baþlýðýndaki sözler, neo-liberalizmin soldaki uzantýsý olan ÖDP’nin baþkaný Ufuk Uras’a aittir. Aþk yazýlarýnýn unutulmaz belgesel yapýmcýsý ve aþk yazýlarý yazarý Can Dündar’ýn Alaattin Çakýcý tarafýndan “akýllý ol” tehdidi üzerine Habertürk ekranýndan Ufuk Uras’ýn sözleridir bunlar. Ufuk Uras, Hýrant Dink’in öldürülmesiyle birlikte neo-liberal, globalizm ve AB yandaþý küçük-burjuva “aydýnlarý” arasýnda baþ gösteren korku ve panik ortamýnda “yüreklere su serpen” bu sözleriyle, bir yandan A. Çakýcý tarafýndan tehdit edilen Can Dündar’a “sahip” çýkarken, diðer yandan korku ve panik içindeki küçük-burjuvalara “korkmayýn, biz varýz” mesajý vermeye kalkýþmýþtýr. Þüphesiz Hýrant Dink olayý, bu kesimlerde korku ve paniðe yol açmakla birlikte, ilk kez karþýlaþýlan bir durum deðildir. Yakýn zaman içinde MHP’nin genel baþkaný Devlet Bahçeli’nin “medya mensuplarý”ný isim vererek tehdit ettiðinde de benzer bir durum ortaya çýkmýþtýr. Yine benzer korku ve panik ortamý, deðiþik dönemlerde faþistler ve þeriatçýlar tarafýndan gazeteci, yazar ve öðretim üyelerinin öldürülmeleri sýrasýnda da ortaya çýkmýþtýr. Her durumda faþist saldýrýlar karþýsýnda paniðe ve korkuya kapýlan küçük-burjuva sözde “aydýnlarý” ve aydýnlarý, çýkar yolu ya ülkeyi terk etmekte ya da sessiz kalmakta bulmuþlardýr. Ama ne ülkeyi terk ediþleri, ne sessiz kalýþlarý faþist saldýrýlarý engellememiþtir. Olan tek þey, kendi bireysel ya-

þamlarýný bir süreliðine “güvenceye almak”tan ibaret kalmýþtýr. Bu da, bir baþka dönemde, bir baþka nedenle faþistlerin hedefi haline gelene kadar geçerli bir “güvence”dir. Faþist saldýrýlarýn kendilerine yönelmesinden büyük kaygý ve korkuya kapýlan bu küçük-burjuva kesimlerinin, ayný kaygýlarý þeriatçýlarýn güçlenmesi karþýsýnda fazlaca duymadýklarý da diðer bir gerçektir. “Radikal islamcý”larýn kimi zaman Uður Mumcu gibi aydýnlarý hedef alan cinayetleri söz konusu olsa bile, “türban yanlýsý” tutumlarýyla, “ýlýmlý islam destekçisi” konumlarýyla þeriatçýlardan kendilerine bir tehlike gelmeyeceðine inanarak kendilerini güvenceye almýþlardýr. Ýster devlet terörü, ister faþist terör, isterse “radikal islamcý” terör nedeniyle olsun, küçük-burjuva aydýnlarý ve “sözde” aydýnlarýnýn kendilerine yönelik terör karþýsýnda duyduklarý kaygý ve korkularý, her durumda sýnýfsal özelliklerinin bir sonucudur. Dolayýsýyla kendi sýnýfsal özelliklerine uygun “sözcüler” de ortaya çýkar. Ýþte ÖDP, neoliberalizmin soldaki uzantýsý olarak bu kesimlerin “sözcüsü” ve “hamisi” olmaya çalýþmaktadýr. Hýrant Dink’in cenaze töreninde “etnik” ve “ulusçu” söylemle, “hepimiz Ermeniyiz” diye ortaya çýkan ÖDP, Can Dündar olayýnda “aslanlar gibi” kükreyerek, “aydýnlarýmýzýn kýlýna dokundurtmayýz” diye ortaya atýlmýþtýr. ÖDP ve baþkaný Ufuk Uras, “aslanlar gibi kükreyerek” küçük-burjuva “aydýnlarý”na

!


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

sahip çýkar görünürken, DY’nin geçmiþ “hayalet”inin mirasýna yaslanýr. 12 Eylül sonrasý kuþaklarýna anlatýlan söylenceye göre, faþist milislere karþý “en kahraman” direnen onlar olmuþtur. Doðal olarak böyle bir “miras”a sahip olanlarýn, bugün de benzer bir “kahramanlýk” yapabileceklerine inanýlabilir. Her ne kadar “dün dünde kaldý cancaðýzým, bugün yeni þeyler söylemek lazým”ýn hararetli savunucularýnýn “dün”kü “miras”larý, bugünün “güvencesi” olarak ne kadar kabul edilebilirse. Oysa DY, faþist milis saldýrýlara karþý bir yandan kitlelere “direniþ komiteleri” ile mücadele çaðrýsý yaparken, diðer yandan, kendi sözleriyle ifade edersek, “Seksen öncesinin yoðun silahlý çatýþma ortamý içinde DY ortamý gerginleþtiren deðil ‘frenleyici’ bir siyasi çizgi izle”miþtir.* 1990’larda “aþkýn ve biranýn partisi” olarak ÖDP adýyla kendilerini yeniden örgütleyen DY’nin kariyerist-oportünist yöneticileri, her durumda kendi bireysel yaþamlarýný garantiye alma peþine düþmüþlerdir. Bu “garantili bireysel yaþam” amacý, giderek “globalizm” ve AB yandaþý neo-liberal bir çizgiye oturtulmuþtur. Eski DY ve yeni ÖDP yöneticilerinden Melih Pekdemir’in sözleriyle, onlarýn tek isteði, “sabah sýcak yataklarýnda uyanmak”týr. Böylece “uzun yaþama”nýn sýrrýný da keþfetmiþlerdir. Ýþte ÖDP baþkaný Ufuk Uras ile tehdit altýnda olduklarýný düþünen küçük-burjuvalar arasýndaki “doðal ittifak” da bu yolla kurulmuþ olmaktadýr. Yýllardýr söyledik, söylüyoruz, küçük-burjuvazinin “sol kanadý” olarak tanýmlanabilecek ilerici, demokrat ve yurtseverlerin, faþist ve þeriatçý tehdit karþýsýnda, oligarþinin

"

* Yeniden, “Devrimci” Yol Dosyasý, Sayý: 24, s: 14 .

ve emperyalizmin saflarýnda yer alan küçük-burjuvazinin “sað kanadý”ný “müttefik” olarak gördükleri sürece, bu tehditlere boyun eðmekten baþka çareleri yoktur. Bugün bu “sað kanat” tümüyle neo-liberalizmin ülke içindeki uzantýlarýdýrlar. Dolayýsýyla bu “sað kanat”ý müttefik olarak görenler, ayný zamanda neo-liberalizmin müttefiki olmak zorundadýrlar. ÖDP, neo-liberalizmin soldaki uzantýsý olarak, kesin bir biçimde AB’nin emperyalist ülkelerinin çýkarlarýnýn, “AB demokrasisi” söylemiyle savunucusu durumundadýr. Onlarýn gerçek bir demokrasi sorunlarý olmadýðý gibi, faþist milis saldýrýlar karþýsýnda tutarlý ve kararlý bir mücadele yürütmeleri de söz konusu deðildir. (12 Eylül’de görüldüðü gibi.) Faþist milislerin ya da bunlarýn “mafya” uzantýlarýnýn tehdidi karþýsýnda neo-liberallerle bir yere varýlamayacaðýný, hem tarih, hem de geliþen olaylar açýk biçimde göstermiþtir. Bu tehdit ve saldýrýlara karþý tek yol, anti-faþist mücadeleyi örgütlemek ve geliþtirmektir. Bunun dýþýndaki her yol, ya faþist terör yoluyla küçük-burjuva aydýnlarýnýn sindirilmesine, ya da þeriatçýlarla iþbirliðine çýkacaktýr. Söylencelere inanýp 12 Eylül öncesinin DY’sinin “mirasyedisi” ÖDP’ye kapýlanlar, er ya da geç bu gerçeklerle yüz yüze geleceklerdir. Evet, neo-liberalizmin sol uzantýsý ÖDP’nin baþkaný Ufuk Uras, “aydýnlarýmýzýn kýlýna dokundurtmayýz” diyerek kükremiþtir. Kayahan’ýn þarkýsýnýn sözlerini biraz deðiþtirerek söylersek: Bir aslan kükredi, miyav dedi.


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

Ýcazetli Siyasette Eklektizmin Sefaleti

12 Eylül askeri darbesinden günümüze kadar yetiþen yeni kuþak, içinde bulunduklarý iliþkilerde her türlü nesnel bilgiden uzak tutulurken, yazýlý ve görüntülü basýn tarafýndan (“medya”) kendilerine sunulan hazýr, kurgusal (montaj) bilgilerle yetinmek zorunda býrakýldýlar. Devrim, devrimcilik, devrimci mücadele, örgütsel faaliyet, örgüt vb. hakkýndaki tüm bilgileri bu kurgusal bilgilerle sýnýrlýydý. Böylece, bilgi eksikliði, genel tarihsel bilgi eksikliði, örgütler ve örgütsel faaliyet üzerine bilgi eksikliði, nesnel bilgi ile kurgusal bilgi arasýndaki farklýlýkla belirlenen bir zýtlýk olarak ortaya çýkmýþtýr. Yazýlý ve görüntülü basýnýn, romanlarýn, filmlerin, televizyon dizilerinin, aktüel haberlerin kurgusu içinde ve kurgusuyla devrimci mücadeleye iliþkin olarak elde edildiði zannedilen bilgiyle ‘bilgi sahibi’ kýlýnan yeni kuþak, eski(miþ) devrimcilerin yozlaþmýþ iliþkileri içinde, bu bilgilerinin doðru olduðu kanýsýna ulaþtýlar. Bunun sonucunda devrimci mücadeleyle kesinkes çatýþan ve devrimci mücadeleden dýþlanmasý kaçýnýlmaz olan anlayýþlar ve davranýþlar, bu bireyler tarafýndan doðal kabul edildi ve pratikte de ona göre hareket etmeye baþladýlar. Yýllardýr süregiden depolitizasyon ve ideolojisizleþtirme süreci, bilginin tekil ve parçasal olduðu yanýlsamasýyla birleþerek, bütünsel teorik bilgiden uzaklaþmayý ve eklektizmi1 (seçmecilik)beraberinde getirdi.

Böylece legalizm, hiç sorgulanmaksýzýn (ve sorgulayabilmek için gerekli bilgiye sahip olunmaksýzýn) olduðu gibi kabul gördü ve benimsendi. Gerek kurgusal bilgi, gerek tarihsel ve Marksist-Leninist teorik bilgi eksikliði, legalizmin ve eklektizmin geliþmesi için uygun bir zemin teþkil ederken, ayný zamanda kavramlarýn içeriklerinin boþaltýlmasý bu zemini daha da güçlendirdi. Bu süreçte, Marksist-Leninist teori ve devrimci deneyimler bir yana itildi. Marksist-Leninist dil ve terminoloji, eklektizmin basit araçlarý haline dönüþtürüldü. Ýsteyen istediði kavramý ve terimi, istediði biçimde ve ne anlama geldiðini tanýmlamaksýzýn kullanýr oldu. Böylesi bir ortamda Marksist-Leninist dil ve terminolojiyle düþünceleri açýklamak, çivi yazýsýyla yazý yazmaya benzetildi. Eklektizm (seçmecilik), proletarya ile burjuvazi arasýndaki uzlaþmaz sýnýf çeliþkisinin belirlediði sýnýf mücadelesinde “ortada” kalan küçük-burjuva aydýnlarýnýn bir çizgisidir. Proletarya ile burjuvazi arasýndaki mücadelenin “üstünden atlamaya kalkan” küçük-burjuvazi, eklektizm ile, her iki sýnýfýn “en iyi”, “en olumlu” yanlarýný “alarak”, her iki sýnýfý “uzlaþtýrabileceðini” düþünür. Onlara göre, proletarya ile burjuvazinin “en iyi” ve “en olumlu” yanlarý seçilerek ortaya çýkartýlacak “bileþim”, tüm sýnýf mücadelelerini ortadan kaldýracaktýr! Genel tanýmlamayla, eklektizm, “Deðiþik ve çoðu kez birbirinin tam karþýtý olan felsefe dizgelerinin, görüþ açýlarýnýn, kuramsal öncüllerin vb. baðdaþmaz yanlarýný görmezlikten gelerek, baðdaþabilir yanlarýný düzenli bir bütün oluþturmadan bir araya getirme tutumudur.” 1

#


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

Bilimsel olarak kavram, nesnel gerçekliðin insan bilincinde tanýmlanmýþ biçimidir. Dolayýsýyla, kullanýlan kavramlar, ayný zamanda kiþinin ya da ortaya konulan düþüncenin nesnel gerçekliði nasýl kavradýðýný, algýladýðýný ortaya koyar. Bu yüzden, her dünya görüþü ya da siyasal görüþ, kendi kavrayýþýný belli kavramlarla, kavramlar dizgesi ile ortaya koyar. Ne anlama geldiði ve neyi ifade ettiði belirlenmiþ sözcükler, böylece belli bir görüþün ifade edilmesinin temel araçlarý durumundadýr ve bu yolla kavram haline gelirler. Tanýmlanmamýþ ve her istenildiðinde deðiþik anlamlara sokulabilen sözcükler, kaçýnýlmaz olarak belirsizliði ortaya çýkarýr ve bu tür sözcüklerle ortaya konulan görüþ ve düþünceler de her yöne çekilebilir bir nitelik kazanýr. Bu da, her türden oportünizmin kendisini kolayca gizleyebilmesini olanaklý kýlar. Gerçek bu olmakla birlikte, bunlarý söylemek hiçbir þeyi deðiþtirmeyecektir. “Kimsenin anlamadýðý” bir dilden konuþuluyormuþcasýna dinleneceði kesindir. Bunun yerine siyasette legalizmin, teoride eklektizmin dilini kullanmak çok daha “anlaþýlýr” olmaktadýr. Yukarda da ifade ettiðimiz gibi, kurgusal bilgiyle donatýlmýþ, Marksist-Leninist teorik bilgiye sahip olmayan bireylerin “kulaklarý”, legalizmin ve eklektizmin seslerinden baþka þey duymaz hale gelmiþtir. Bu “kulaklar” için, sözcüklerin bireylerin zihninde çaðrýþtýrdýðý “imge”lere önem vermek, çaðrýþýmlarýn bireyden bireye deðiþen etkilerini eklektik bir teorik söylemle ifade etmek yeterli olmaktadýr. Tarihsel ve teorik içeriðe sahip konularda, kolayca yargýlar ilan edilebilir: “Belli bir süre, sosyalist devrim perspektifini tek baþýna omuzlayan 1975 Türkiye Ýþçi Partisi Programý, bu anlamda kendini yenilemiþ olmaktan çok uzaktý. Kendini yenilemeyen aþýlýr... Etkinliði çok sýnýrlý olan Sosyalist Ýktidar dergisinde 1979 ve 1980 yýllarýnda yazýlanlar TÝP Programý’nýn, kimi doðrular içermesine karþýn devrini doldurmuþ tezlerini aþmýþtýr. Tek bir noktayý merkeze koyduðu için: Ýktidar.”2 Bu sözleri söyleyen kiþinin SÝP-TKP’sinin

$

2

C. Hekimoðlu (K. Okuyan), Gelenek, Sayý: 15.

“genel sekreteri”3 olduðu gözönüne alýndýðýnda, “inananlar” inanacak, ciddiye almayanlar önemsemeyecektir. Oysa bugünün “genel sekreter”inin sözlerindeki tarihsel ve teorik bir tartýþma konusu olan “sosyalist devrim perspektifi”ni bir yana býrakýrsak, TÝP’in “aþýlmasý” olarak tanýmladýðý “iktidar”, siyasal partilerin olmazsa olmazýdýr. Politik (siyasal) mücadele kavramý, devlet iktidarýný ele geçirme mücadelesini ifade eder. Yani, siyasal (politik) mücadele, siyasal iktidarýn ele geçirilmesi mücadelesidir. Bu nedenle, siyasal iktidar, siyasal mücadelenin temel hedefidir. Siyasal iktidarý hedeflemeyen hiçbir hareket siyasal bir hareket olamaz. Siyasal iktidar kavramý ise, devlet iþlerine, yönetimine ve devlet faaliyetlerinin biçimi, görev ve içeriðinin belirlenmesine olanak veren gücü tanýmlar. Her siyasal parti, ister düzen partisi olsun, ister devrimci parti olsun, her zaman ve her yerde devlete iliþkin faaliyetleri kendi görüþleri çerçevesinde yürütmek amacýyla kurulur ve bu amaç için mücadele eder. Devrimci mücadele, bu baðlamda, siyasal iktidarýn, sömürücü sýnýflardan alýnarak sömürülen sýnýflara geçirilmesi mücadelesi olarak siyasal iktidar mücadelesidir. Bu yüzden, mevcut egemen sýnýflarýn devlet aygýtýnýn parçalanarak ele geçirilmesi devrimci mücadelenin temel hedefi durumundadýr. Siyasal iktidar, devlet iktidarýdýr. Siyasal iktidar ile hükümet bir ve ayný þey deðildir. Ülkemizde deðiþik dönemlerde açýk biçimde görüldüðü gibi, düzen partileri, hükümet olmalarýna karþýn iktidar olamamaktadýrlar. Ýktidar devlete iliþkindir, hükümet bu devletin biçimine uygun olarak oluþturulan bir yürütme (icra) organýdýr. Devrimci mücadele ise, politik iktidarýn ele geçirilmesi mücadelesidir. Bu mücadele, bürokrasi ve militarizmiyle bir bütün olarak egemen sýnýflarýn bir baský aygýtý olan devletin parçalanarak ele geçirilmesi mücadelesidir. Böyle bir mücadele, kaçýnýlmaz olarak, egemen sýnýflarýn baský aygýtýna Bu kiþinin halen genel sekreter görevi yapýp yapmadýðý bilinmemektedir. Çünkü legalizmlerini garip bir “gizlilik” görünümü altýnda kendi “üye”lerine kabul ettiren bu parti, yasal kongresinde yapýlan seçimlerin sonuçlarýný “legal olarak” açýklamamýþtýr. 3


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

karþý yürütülen bir mücadele olacaðý için, bu baský aygýtýnýn zor güçlerine karþý mücadele demektir. Engels’in deyiþiyle, zor, siyasal zor, ordu ve donanma demektir. Egemen sýnýflarýn baský aygýtý olarak devlet, ordusuyla, diðer silahlý güçleriyle, mahkemeleriyle, cezaevleriyle bu mücadelenin karþýsýnda yer aldýðýndan, devrim mücadelesi, þu ya da bu biçimde devrimci zor uygulamasýna sahne olacaktýr. SÝP-TKP’sinin Boran-Aren oportünist TÝP’ini “aþmakla” övündüðü “iktidar” böylesine açýk ve yalýn bir gerçeklikten baþka bir þey deðildir. Bu açýk ve yalýn gerçekliðe karþýn, birilerinin çýkýp “biz iktidar sorununu temele koyarak TÝP’i aþtýk” diye böbürlenebilmesi, ancak tarihsel ve teorik bilgi eksikliði koþullarýnda mümkündür. Legalizm ve eklektizmin egemen olduðu ortamda içeriði boþaltýlmýþ kavramlarla konuþmaya, kurgusal bilgiyle “siyaset yapmaya” iliþkin bir baþka örnek verelim: “TKP ... ‘uluslarýn kaderlerini tayin hakký’ ilkesini mutlaklaþtýran bir yaklaþýmý uzun bir süredir reddetmektedir. (abç) Bu tutum zamanýnda Yugoslavya için geçerli olmuþ ve uzun yýllar barýþ içinde bir arada yaþayan uluslarýn emperyalistler tarafýndan birbirlerine karþý kýþkýrtýlmasýna, bu ülkenin parçalanmasýna ve her bir parçanýn tamamen uluslararasý tekellerle savaþ baronlarýnýn denetimine girmesine tavýr alýnmýþtýr. Geliþmeler ‘özgürlük arayan’ uluslarýn kaderlerinin emperyalistler tarafýndan teslim alýndýðýný göstermiþtir.”4 Evet, “büyük söz” edilmiþtir: uluslarýn kaderlerini tayin hakký “ilkesini mutlaklaþtýran bir yaklaþýmý uzun bir süredir reddetmek”. Burada ilk soru þudur: Ýlke nedir ve “ilkenin mutlaklaþtýrýlmasý” ne anlama gelir? Ýkinci soru ise, uluslarýn kaderlerini tayin hakký ilkesi nedir ve nasýl mutlaklaþtýrýlýr? Bilineceði gibi (ve “kongre raporu” yazan “teorisyenlerin”in de bileceði gibi) ilke, TDK sözlüðündeki karþýlýðý ile, temel düþünce, temel inanç, her türlü tartýþmanýn dýþýnda sayýlan öncüldür. “Ýlke”nin “mutlaklaþtýrýlmasý”, bizatihi 4

SÝP-TKP 8. Kongre Raporu.

ilke sözcüðünün kendi içeriðidir. Bu yüzden “ilke”sini “mutlaklaþtýran bir yaklaþýmý reddetmek” demek, ilkelerde tartýþma yapýlabileceði, ilkelerden “taviz” verilebileceði, daha tam ifadeyle, ilkelerin pazarlýk konusu haline getirilebileceðidir, Türkçesiyle “ilkesizlik”ten baþka bir þey deðildir. Ama SÝP-TKP’de toplanmýþ olan SBKP revizyonizminin günümüzdeki eklektik “yoldaþlar”ý, açýkça “ilkesizlik”ten söz etmekten çekinmeyecek kadar “pervasýz”dýrlar. Çünkü yeni kuþak kurgusal bilgiyle büyümüþtür, teorik bilgiye, tarih bilgisine ve bilincine sahip deðildir. Ýkinci soru, yani uluslarýn kaderlerini tayin hakký, ilke sözcüðünden çok daha tarihsel ve teorik bir konudur. Marksizm-Leninizmin bu konudaki saptamalarýný az çok bilenlerin hemen anýmsayacaðý gibi, uluslarýn kaderlerini tayin hakkýna iliþkin bir “mutlaklaþtýrýlamaz” saptamasý mevcuttur, ancak SÝP-TKP’sinin “kongre raporu”nda yazýlanlardan çok farklý içeriðe sahiptir. “... devrimci proletarya milli meseleyi uluslarýn kendi kaderini tayin hakkýnýn ýþýðý altýnda ele alýr. Biz, uluslarýn kendi kaderini tayin hakkýnýn ýþýðý altýnda diyoruz ki: “Her þart altýnda, her zaman meseleyi misak-ý milli sýnýrlarý içinde ele almak gerekir veya kürt emekçi halkýnýn çýkarlarýyla baðdaþan tek çözüm yolu ayrýlma hakkýnýn kullanýlmasýdýr” diyen görüþler yanlýþtýr. Bu görüþlerin sahipleri, her iki tarafýn burjuva ve küçük-burjuva milliyetçi unsurlarýdýr. Oysa, devrimci proletarya, meseleyi diyalektik bir tarzda ele alýr. Yani, uluslarýn kendi kaderini tayin etme hakkýnýn öngördüðü ayrýlma, özerklik, federasyon vs. çözüm yollarýnýn hangi þartlar altýnda ve ne zaman geçerli olabileceðini açýkça ortaya koyar.”5 Mahir Çayan yoldaþýn kaleme aldýðý, THKP-C’nin görüþlerinin ifade edildiði ASD’ye Açýk Mektup’ta ifade edilen bu sözler, Lenin’in uluslarýn kaderlerini tayin hakkýna iliþkin þu saptamalarýnýn yinelenmesidir: “Programýmýzýn maddesi, siyasi kaderi tayinden, yani ayrýlma ve ayrý devlet kurma hakkýndan baþka an5

Mahir Çayan, ASD’ye Açýk Mektup, Ocak 1971.

%


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

lama gelecek biçimde yorumlanamaz.”6 “... marksistlerin programýndaki ‘uluslarýn kendi kaderlerini tayin etmeleri’ ilkesi, tarihsel ve iktisadi bakýmdan, siyasal kaderlerini tayin etme, siyasal baðýmsýzlýk, ulusal bir devletin kurulmasýndan baþka bir anlama gelemez”7 Lenin, her zaman ve her yerde, uluslarýn kaderlerini tayin hakkýnýn “ayrýlma ve ayrý devlet kurma hakký” olduðunun altýný çizer, ancak hak ile hakkýn kullanýlmasýný birbirinden özenle ayýrýr. Ezilen ulus milliyetçileri, hemen her zaman ve her yerde, “pratik” olma iddiasý ile “ayrýlma hakkýnýn kayýtsýz þartsýz kullanýlmasý” yanýnda tutum alýr ve herkesin de bu tutumu desteklemesini ister. Ýþte ulusal sorunda, uluslarýn kaderlerini tayin hakkýnda “mutlaklaþtýrýlan” tek konu, bu hakkýn “ayrýlma” þeklinde kullanýlmasýna iliþkindir ve ezilen ulus milliyetçilerinin istemidir. Yazýmýzýn amacý uluslarýn kaderlerini tayin hakkýný ele almak olmadýðý için, konunun tarihsel ve teorik temellerini ayrýntýlý olarak ele almak durumunda deðiliz. Þu kadarý açýktýr ki, uluslarýn kaderlerini tayin hakký ile bu hakkýn “ayrýlma” þeklinde kullanýlmasýnýn mutlaklaþtýrýlmasý birbirinden farklý þeylerdir. SÝP-TKP, “uluslarýn kaderlerini tayin hakký ilkesini mutlaklaþtýran bir yaklaþýmý uzun bir süredir reddetmektedir” derken, ezilen ulus milliyetçiliðinin “ayrýlma”yý mutlaklaþtýran tutumlarýný “reddettiðini” deðil, bizatihi ilkenin mutlaklaþtýrýlmasýný reddettiðini söyleyerek, Marksizm-Leninizmin bu ilkesini ayaklar altýna alýr. Bu ilkesizlik, anti-marksist tutum ayný “rapor”da, kendi tutumlarýnýn “... zamanýnda Yugoslavya için geçerli olmuþ” denilerek sunulurken, Sovyetler Birliði vb. tarihsel olgular bir yana býrakýldýðý gibi, Tito’nun antisovyetik ve revizyonist tezleri de kendi eklektik teorilerinin bir parçasý haline getirilmiþtir. Bununla da yetinmemiþler, “Geliþmeler ‘özgürlük arayan’ uluslarýn kaderlerinin emperyalistler tarafýndan teslim alýnLenin, Marksizmin Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm, s: 94. 7 Lenin, Uluslarýn Kaderlerini Tayin Hakký, s. 52.

dýðýný göstermiþtir” diyerek, “yepyeni” durumlardan söz ediyormuþ bilgiçliði yapmaya kalkmýþlardýr. Oysa “geliþme” olarak sunulan bu “yeni” durum, hiç de yeni deðildir. Yýllar önce Rosa Luxemburg tarafýndan uluslarýn kaderlerini tayin hakkýný reddetmenin bir gerekçesi olarak sunulmuþtur. Rosa Luxemburg’un, “büyük kapitalist güçlerin geliþmesinin ve emperyalizmin, küçük uluslarýn ‘kendi kaderlerini tayin etme hakký’ný bir düþ haline getirdiði”ni söyleyerek uluslarýn kaderlerini tayin hakký ilkesinin geçersiz olduðunu iddia etmesi üzerine Lenin, “burjuva toplumda, uluslarýn siyasal kaderlerini kendilerinin tayin etmeleri ve devletlerin baðýmsýzlýðý sorununun yerine, bunlarýn iktisadi baðýmlýlýðý sorununu koymuþtur”8 diye yanýtlamýþ olmasý, ayný zamanda bu olgularýn “yeni” olmadýðýný da ortaya koyar. SÝP-TKP, “ulusal sorun” üzerinden “siyaset” yapma uðruna, R. Luxemburg’un tezlerini de savunmaya kalkýþýr. Her eklektik teori, kulaða “hoþ” gelen þeyleri bir araya getirmeye çalýþýr. Eðer ortada bir kavram keþmekeþi, içeriði boþaltýlmýþ kavramlar yýðýný bulunuyorsa, eklektizmin iþi daha da kolay olacaktýr. “‘Demokrasi’, sosyalizm mücadelesi açýsýndan da kirlenmiþ bir sözcüktür. Çok uzun bir süre, dünyanýn hemen her yöresinde, demokrasi yahut demokrasiyi geliþtirip ilerletme amacýyla sosyalizm mücadelesi ikinci plana, hatta gündemin dýþýna itilmiþ, görülmesi imkansýz bir uzak hedef olarak unutulup gitmiþtir. Sosyalizm için mücadele edenlerin bunu unutmalarý, öyle sýradan, baðýþlanabilir, ‘insanlýk hali’ sayýlabilir bir zayýflýk deðil, ölümcül bir unutkanlýktýr.”9 Bu yargýlarý ilan edenlerin, “sosyalist devrim” ile demokratik içeriðe sahip olan “uluslarýn kaderlerini tayin hakký”ný baðdaþtýrabilmeleri zaten olanaksýzdýr: Lenin þöyle yazmaktadýr: “Uluslarýn kaderlerini tayin hakký, demokratik bir düzeni zorunlu kýlar, öyle ki, bu düzende yalnýzca genel olarak demokrasi ile yetinilmez,

6

&

8 9

Lenin, age, s. 50-51. Mesut Odman, Gelenek, Sayý: 64.


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

burada, özel olarak ayrýlma sorununu demokratik olmayan yoldan çözüme baðlamak olanaklý deðildir. Demokrasi, genel anlamýyla, savaþçý ve ezici bir milliyetçilikle baðdaþabilir. Proletarya, bir ulusun bir devlet sýnýrlarý içinde zorla tutulmasýný olanaksýz kýlan bir demokrasiden yanadýr.”10 Evet, Marksizm-Leninizm açýsýndan, “biz söyledik oldu” denilebilecek bir “kolaycýlýk” mevcut deðildir. Eðer birileri, Marksist-Leninist olduklarýný iddia ederek MarksizmLeninizmin temel saptamalarýyla çeliþen görüþleri kolayca ortaya koyabiliyorlarsa, bunun tek nedeni yeni kuþaklarýn tarihsel ve teorik bilgi eksikliði, kurgusal bilgiyle eðitilmiþ olmalarýdýr. Benzer eklektizm ve kolaycýlýk “MDDsosyalist devrim” konusunda da ortaya çýkmaktadýr. Solda yer alan herkesin bilmek durumunda olduðu gerçek, çok uzun zamandan beri MDD’yi savunan herhangi bir siyasal hareket ve örgütün mevcut olmadýðýdýr. Bunu fýrsat bilen eklektik-revizyonistler (SÝP-TKP), legal ve her koþulda “icazetli” oluþlarýndan yararlanarak “siyaset geyiði” içinde “teorik gevezelik”11 yapmýþlardýr. Bu “geyik-teori” çerçevesinde, “biz sosyalist/komünistiz, sosyalist devrim yaparýz” þeklinde basit bir çýkarsamayla MDD’nin “defterini” de “dürüvermiþlerdir”. Ama yýllar geçmiþ, köprünün altýndan çok sular akmýþtýr. MDD’nin defteri “dürülmüþ”se de, bu kez karþýlarýna “emperyalizm” ve “anti-emperyalist mücadele” çýkmýþtýr. “Ardýlý” olmalarýyla övündükleri ve “aþtýk” diyerek böbürlendikleri Boran-Aren TÝP’inin “sosyalist devrim” tezlerini, birbiri ardýna piyasaya sürerken, TÝP’in anti-emperyalist ve anti-faþist mücadeleyi bir yana itiþi görmezlikten gelinir. Bugün þöyle söylemektedirler, sabýrla okuyalým: “Türkiye’de sosyalist devrimin 10 Lenin, Uluslarýn Kaderlerini Tayin Hakký, s. 1112. 11 SÝP-TKP’nin “kýdemli teorisyeni” M. Çulhaoðlu þöyle yazmaktadýr: “Türkiye soluna uzun yýllar damgasýný vuran, bunca yakýnmaya konu olan ‘teorik gevezelik’ artýk sahneden çekilmiþ, yerini ‘pratik gevezeliklere’ ve ‘siyaset geyiðine’ býrakmýþtýr.” (“Komünist”, Sayý: 299, 5 Ocak 2007)

baskýn bir anti-emperyalist karakter taþýyacaðýna iliþkin öngörünün saðlam örülmüþ devrimci bir stratejiye dönüþtürülmesi konusunda TKP’nin yürüttüðü siyasal, ideolojik ve teorik çalýþmalar belli bir olgunluk düzeyine ulaþmýþtýr. Emperyalist saldýrganlýðýn Türkiye’de ve dünyada ortaya çýkardýðý yeni sorun ve gerilimler ile bu saldýrganlýðýn farklý kesimlerde yarattýðý hoþnutsuzluk ve tepkiler emek-sermaye çeliþkisinden ayrý ele alýnamasalar bile, doðrudan kapitalist sömürüye baðlanamazlar. Bununla birlikte, emperyalist saldýrganlýðýn sýnýfsal deðil de ulusal bir eksende göðüslenmesi gerektiðine iliþkin görüþ, doðrudan burjuvazi tarafýndan emekçi kitleleri silahsýzlandýrýcý bir manipülasyon giriþimi olarak gündeme gelmiyorsa, marksizmi ve uluslararasý iþçi sýnýfý hareketinin mirasýný çarpýtmaktan baþka bir anlam taþýmamaktadýr. Bu görüþ ile emperyalizme karþý mücadelenin ortaya çýkardýðý yurtsever görevlere ‘antikapitalist’ konumlanýþý zedeleyeceði için sýrt çevirenlerin hareket noktasý aynýdýr: Antiemperyalizm ile antikapitalizmi birbirinden ayýrmak. Oysa bugün yalnýz Türkiye’de deðil dünyanýn her yerinde, komünist bir strateji, tek tek ülkelerin özgün koþullarýna uygun bir biçimde kapitalizme karþý mücadeleyle emperyalizme karþý mücadeleyi ortaklaþtýrmak demektir.”12 (abç) Onca yýldan sonra SÝP-TKP, “devrimci bir strateji” oluþturacak “olgunluk düzeyine ulaþmýþ! “Devrimci strateji”leri de, “baskýn bir anti-emperyalist karakter taþýyan” “sosyalist”, yani anti-kapitalist “devrim” olmaktadýr. Yukarda ifade ettiðimiz gibi, bu “olgun strateji”, Boran-Aren oportünistlerinin “antikapitalist devrim”inin “baskýn anti-emperyalizm”le “aþýlmýþ” halidir. Sorun, “baskýn anti-emperyalizm” ile “anti-kapitalizm”in birbiriyle nasýl “bað”daþtýrýlacaðýdýr. Þüphesiz eklektik-revizyonistler için sorun “biz söyledik oldu” ile halledilmiþtir. Ne 12

SÝP-TKP 8. Kongre Raporu.

'


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

yazýk ki, “icazetli siyaset” bile iþin içinden bu kadar kolay çýkamaz. Eklektik-revizyonistler, emperyalizmi “baþka ülkeleri iþgal eden, pervasýz saldýrganlýk” olarak sunmaya çalýþýrlar. Dolayýsýyla emperyalizme karþý kitlelerin “hoþnutsuzluk ve tepkileri”ni de bu “saldýrganlýða karþý” tepki olarak sunarlar. Böylece antiemperyalizm, emperyalizmin saldýrganlýðýna karþý duyulan tepkiye, ama “doðrudan kapitalist sömürüyle baðlý” olmayan bir “tepkiye”, dolayýsýyla da maddi temeli olmayan bir “duyguya” indirgenir. Artýk görev, bu “duygusal vatandaþlarý”, “yurtsever” söylemle örgütlemekten ibarettir! Uluslarýn kaderlerini tayin hakkýnda R. Luxemburg ve Tito’nun tezlerini savunan bu eklektik-revizyonistler, anti-emperyalizm söz konusu olduðunda, çýkar yolu Kautsky’nin tezlerinde bulmuþlardýr. Lenin’in sözleriyle, “Kautsky, 1915’te, hatta 1914 Kasýmýnda, emperyalizmin ekonominin bir ‘evresi’ ya da aþamasý deðil de, mali-sermayenin ‘yeðlediði’ bir politika, belirlenmiþ bir politika olduðunu”13 söyler. Emperyalizmi, baþka ülkeleri iþgal ve ilhak etmek, dünyanýn toprak olarak paylaþýlmasýna yönelik bir “politika” olarak tanýmlamak sadece Kautsky’e özgü deðildir. Kuruþçev’den Gorbaçov’a kadar SBKP revizyonistleri yýllar boyu emperyalizmi bir “dýþ politika” konusu olarak ele almýþlardýr. Dolayýsýyla emperyalizm, sömürge, yarýsömürge ve geri-býraktýrýlmýþ ülkeler için “dýþsal olgu” olarak kabul edilmiþ ve böylece emperyalizm ile kolonyalizm (eski-sömürgecilik) özdeþleþtirilmiþtir. Lenin’in tanýmýyla, “Emperyalizm, tekellerin ve mali-sermayenin egemenliðinin ortaya çýktýðý; sermaye ihracýnýn birinci planda önem kazandýðý; dünyanýn uluslararasý tröstler arasýnda paylaþýlmasýnýn baþlamýþ olduðu ve dünyadaki bütün topraklarýn en büyük kapitalist ülkeler arasýnda bölüþülmesinin tamamlanmýþ bulunduðu bir geliþme aþamasýna ulaþmýþ kapitalizmdir.”14 “Ýhraç edilmiþ sermaye, ihraç edildiði ülkelerde, kapitalizmin geliþmesini etkiler, hýzlandýrýr.”15 Dolayýsýyla, bu ülkelerde tarihsel süreçte, emperyalist sermayeye baðlý 13

!

14 15

Lenin, Emperyalizm, s. 109. Lenin, age, s. 111. Lenin, age, s. 78.

bir kapitalist geliþme ortaya çýkar. Ýþte emperyalizm ve kapitalizm “sorunsal”ýnda en önemli olgu, sömürge, yarý-sömürge ve geri-býraktýrýlmýþ ülkelerde emperyalist sermaye ihracýna baðlý kapitalist geliþmedir. Lenin, uluslarýn kaderlerini tayin hakkýna iliþkin tahlilinde ortaya koyduðu gibi, “Sömürgelerin kendi sermayeleri, ya da sözü edilecek kendi sermayeleri yoktur. Ve finans kapital altýnda, siyasal baðýmlýlýk koþulu olmadan hiçbir sömürge sermaye edinemez.”16 (abç) Bu yüzden, emperyalizme baðýmlý ülkelerde geliþen kapitalizm, emperyalist sermayeye baðýmlýdýr. Geliþen kapitalizm, ülkenin kendi iç dinamiði ile deðil, dýþ dinamikle, yani emperyalist sermaye ihracý ile geliþtirilmiþtir, dolayýsýyla emperyalist sermayenin çýkarlarýna göre biçimlenmiþtir, çarpýktýr. Bu nedenle de, bu ülkelerdeki ekonomik, toplumsal ve siyasal çeliþkiler, her durumda dýþ dinamik tarafýndan belirlenir. SÝP-TKP’nin “emperyalist saldýrganlýða karþý hoþnutsuzluk ve tepki” olarak tanýmladýklarý anti-emperyalist tepkilerin maddi temeli de, bu çarpýk geliþme ve bunun yarattýðý çeliþkilerdir. Bu durumun bilincinde olmayan, ancak çeliþkilerden deðiþik biçimlerde etkilenen kesimlerin anti-emperyalist tepkileri, basit bir biçimde “emperyalist baðýmlýlýktan samimi olarak kurtulmak isteyen”lerin17 duygusal tepkisi gibi sunulamaz. Bu “tepkiler”, emperyalist sömürünün yaratmýþ olduðu iliþki ve çeliþkilere baðýmlýdýr. Bu yüzden, çözüm, emperyalizme baðýmlýlýðýn sona erdirilmesi, emperyalist sermayeye baðýmlý iliþkilerin ortadan kaldýrýlmasýdýr. Bu ise, yalýn haliyle emek-sermaye çeliþkisinin çözüm platformu deðildir. Ekonomik temele, üretim iliþkilerine ait maddi varlýk koþullarý bir yana býrakýlarak, anti-emperyalist tepkileri “samimi tepkiler” þeklinde sýradanlaþtýrmak ve çýkýþý da bu “samimi tepkileri” gösteren kesimleri “saflara” çekmek olarak göstermek, en hafif deyiþle, sýnýflarýn ve sýnýf mücadelesinin tarihin devindirici gücü olmadýðýný, tersine “bilinçli insanlarýn tarihi yaptýklarýný” söyle16 17

Lenin, Uluslarýn Kaderlerini Tayin Hakký, s. 156. SÝP-TKP 8. Kongre Raporu.


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

mek demektir. Þöyle söylüyorlar: “.. emekçi sýnýflar ve küçük burjuvazi içerisinde sosyalist bir perspektife hiç sahip olmayan ama emperyalist baðýmlýlýktan samimi olarak kurtulmak isteyen küçümsenmeyecek bir kesim vardýr. Son yýllardaki geliþmelerden dolayý geniþleyen bu kesim ayný anda hem milliyetçi hem dinci hem de liberal ideolojilerin etkisi altýndadýr. Bu kesimde yer alan milyonlarca kiþinin söz konusu ideolojilerin etkisinden kurtarýlmalarý ve tutarlý bir anti-emperyalist mücadelenin unsurlarý haline getirilmeleri onlarýn ille de sosyalizm perspektifine ikna edilmelerini gerektirmez.”18 (abç) Evet, insanlarýn anti-emperyalist mücadeleye katýlmalarý için mutlaka “sosyalist” olmalarý gerekli deðildir. Asýl olan emperyalizme karþý mücadele etmeleridir. Ancak söz konusu olan “ideoloji” olunca, kaçýnýlmaz olarak sýnýflar ve sýnýf ideolojileri gündeme gelir. “Milyonlarca kiþinin” milliyetçi, dinci, liberal ideolojilerin etkisinden kurtarýlmalarý” demek, burjuva ideolojisinin bu deðiþik biçimlerine karþý proletarya ideolojisinin egemen kýlýnmasýdýr. Bu da, açýk ifadeyle, burjuva ideolojisinin etkisi altýndaki “milyonlarca kiþinin” sosyalist dünya görüþüne kazanýlmasýndan baþka bir þey deðildir. Bunun dýþýnda, insanlar, “soyut idealler” uðruna ve “duygusal” nedenlerle mücadeleye atýlmazlar. Onlarý mücadeleye yönelten, her zaman sýnýf iliþkileri, son kertede maddi yaþamýn üretim tarzýdýr.19 Varsayalým ki, bu eklektik-revizyonistlerin “sosyalist perspektife ikna edilmeleri gerekmeyen” insanlarý, “baskýn anti-emperyalist” mücadeleye katýldýlar. “Samimi olarak” emperyalizmden kurtulmak isteyen bu kesimler (“milyonlarca kiþi”), “sosyalist perspektife ikna edilmedikleri” koþullarda anti-emperyalist mücadelenin zaferiyle neSÝP-TKP 8. Kongre Raporu. “Maddi hayatýn üretim tarzý, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koþullandýrýr. Ýnsanlarýn varlýðýný belirleyen þey, bilinçleri deðildir; tam tersine, onlarýn bilincini belirleyen, toplumsal varlýklarýdýr.” (Marks, Ekonomi Politiðin Eleþtirisine Katký, s. 25. 18 19

yin gerçekleþmesini isteyecekler ve bekleyeceklerdir? Eðer bu insanlar (“milyonlarca kiþi”) “samimi” olmakla, ayný zamanda “aptal” ve kendileri için hiçbir þey istemeyen insanlar olarak tanýmlanabilir “idealistler” ise, mücadelenin sonucundan baðýmsýzlýk dýþýnda bir þey beklemek durumunda olmadýklarý için, kendileri dýþýnda ayný mücadelede yer alanlarýn, dolayýsýyla belli istekleri ve beklentileri olan kesimlerin iktidara gelmesini saðlamaktan baþka bir þey yapmayacaklardýr. Böylece SÝP-TKP, “yurtsever cephe” çevresinde topladýðý “milyonlarca kiþi”nin “samimi”yetine dayanarak iktidara gelecek, “sosyalist devrim”ini yapýverecektir! Ve diyecektir ki, “özel mülkiyeti kaldýrdýk”... Söz konusu olan “samimi” “milyonlarca kiþi”, adýyla sanýyla söylersek, “emekçi sýnýflar ve küçük burjuvazi içersinde”ki “milyonlarca kiþi” sessiz sedasýz bu uygulamalarý kabul ederek, “sosyalist Türkiye”de yaþama “onuruna” sahip kýlýnacaklardýr! Tüm bu saçmalýklar, SÝP-TKP’nin eklektizminin ürünleridir. Üstelik kendi “orijinal” teorilerinin de tam tersidir. “Emperyalizm, kapitalizm + mali sermayenin üstünlüðü, tekeller ve çeþitli uluslararasý duruþlarý toparlayan bir bütündür. Bu yüzden antiemperyalist olmak için kesinlikle anti-kapitalist olmak gerekmektedir. Ülkemizden emperyalistleri kovmak ama ülkemizde kapitalizmin devam etmesine göz yummayý savunmak tamamen yanlýþ bir politik hattýr. Bu yüzden sadece ‘Baðýmsýz Türkiye’ savunusu yeterli deðildir. Emperyalizme karþý mücadelenin ideolojik yönelimi anti-kapitalizmden kalkan ve anti-emperyalizme yönelen bir doðrultu izlemelidir. Kitlelere neden kapitalizme karþý durmalarý gerektiðini öðretmek, onlarýn neden anti-emperyalist olmalarý gerektiðini anlatmanýn ilk adýmýdýr. Anti-kapitalist olmayan anti-emperyalist olamaz.”20 Dün bunu söyleyenler, bugün “sosyalizm perspektifine ikna edilmeleri gerekmeyen milyonlar”ýn anti-emperyalizminden söz etmektedirler. 20

Emin Sarp, Gelenek, Sayý: 60, Aðustos 1999.

!


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

Bütün bunlardan sonra, SÝP-TKP, “baskýn anti-emperyalist karakterde sosyalist devrim” için seçimlere “Emperyalizme Karþý Yurtsever Cephe’nin siyasal ve örgütsel çerçevesiyle katýlma kararý almýþ”týr.21 Böylece adýnda “komünist” sýfatý olan “parti” kendi siyasal ve örgütsel çerçevesini bir yana býrakarak, bir baþka siyasal ve örgütsel çerçeveyi kabul ettiðini ilan etmiþtir.22 Þimdi bu “komünist parti”nin siyasal ve örgütsel çerçevesiyle seçimlere katýlma kararý aldýðý “EK Yurtsever Cephe” denilen þeye kýsaca bakalým. Programýna bakýldýðýnda bu “cephe”, “baðýmsýz ve onurlu” ve “eþitlikçi ve özgür Türkiye” için, “iþçileri, emekçileri, yoksul köylüleri, öðrencileri, aydýnlarý, kýsacasý yaþamýný baþkalarýnýn sýrtýndan kazanmayan herkesi”23 kapsayan bir örgütlenme olarak tanýmlanýr. SÝP-TKP’sinin eklektizmi, kendi üyelerini “taban inisiyatifleri” þeklinde sunarak oluþturduðu “cephe”sinde bir kez daha ortaya çýkar. Þöyle ki: Bir yandan iþçiler ve yoksul köylülerden söz edilir, diðer yandan “emekçiler”den, öðrencilerden, aydýnlardan ve nihayet “yaþamýný baþkalarýnýn sýrtýndan kazanmayan herkes”ten söz edilir. Bu “kapsam”a göre, iþçiler ve yoksul köylüler, emekçiler kategorisine girmemektedir. Dolayýsýyla iþçiler ve yoksul köylülerin dýþýnda ve onlardan ayrý olarak bir “emekçiler” kategorisi söz konusudur. Bu “emekçiler” programda tanýmlanmadýðý için hangi kesimleri ve sýnýflarý kapsadýðý belirsiz olmakla birlikte, “yaþamýný baþkalarýnýn sýrtýndan kazanmayan herkes” olmaktadýr. Öte yandan SÝP-TKP’si “emekçi sýnýflar ve küçük burjuvazi içeriYurtsever Cephe 1. Genel Kurul Kararlarýndan, 11 Mart 2007. 22 Bunun kýlýfý da þöyle dikilmiþtir: “Komünist partisi tarihsel olarak bir iktidar alternatifidir; tersi düþünülemez. Ancak seçimler, kendi özel gündemleri gereði bu alternatifin birtakým baþlýklarda somutlanmasý gerekliliðini daha fazla dayatýr. Parti buna kayýtsýz kalamaz. Ancak sosyalizm programýný tüm ayrýntýlarýyla propaganda etmek hem imkansýzdýr hem de faydasýzdýr. Bu baðlamda da parti yine temel stratejisi etrafýnda birtakým öncelikler belirleyecek ve bu öncelikleri son derece yalýn ve anlaþýlýr bir biçimde, kararlý bir tarzla propaganda edecektir.” (“Komünist”, “Ýddiamýz büyüktür”, Sayý: 304, 9 Þubat 2007.) 23 Yurtsever Cephe’nin Yolu. 21

!

sinde sosyalist bir perspektife hiç sahip olmayan ama emperyalist baðýmlýlýktan samimi olarak kurtulmak isteyen küçümsenmeyecek bir kesim”den ve bunlarýn örgütlenmesinden söz eder. “Yaþamýný baþkalarýnýn sýrtýndan kazanmayan herkes”in içinde yer aldýðý bu “samimi” küçük burjuvalarýn kimler olduðu ise meçhuldür. Örneðin küçük köylüler, orta köylüler, küçük esnaf, küçük tüccar vb. kýr ve kent küçük-burjuva unsurlarý “yaþamýný baþkalarýnýn sýrtýndan kazanmayan herkes”in kapsamý içinde midirler? Þüphesiz bu ve benzeri sorularý sormanýn ve yanýtlarýný “EKYC” programýnda bulmaya çalýþmanýn hiçbir anlamý yoktur. “EKYC”, SÝP-TKP’sinin eklektizminin pragmatist ürününden baþka bir þey deðildir. Çünkü programýnda, “Ýþçi sýnýfýmýz, Türkler, Kürtler ve diðer ulusal, etnik öðelerden oluþan bir bütündür. TKP bu bütünlüðü esas alýr ve her tür ayrýmcýlýða karþý iþçi sýnýfýnýn siyasal ve örgütsel birliðini temsil eder” diye yazan bu eklektik oportünistler, 8. Kongrelerinde, “TKP Türk, Kürt, bu topraklarda yaþayan tüm emekçilerin partisidir” diye tanýmlayabilmiþlerdir.24 Özce söylersek, teoride eklektik, siyasette oportünist, söylemde popülist, pratikte “keskin” geçinen SÝP-TKP, 12 Eylül sonrasýnda Türkiye solunun içinde bulunduðu durumun basit bir örneðidir. Onlar, neo-liberalizmin soldaki uzantýsý ÖDP ve teslimiyetçiliðin ve pasifizmin temsilcisi EMEP’le birlikte, “umudu büyüten” genç ve içten insanlarý kendi oportünist ve kariyerist amaçlarý için kullanmakta birbirleriyle yarýþmaktadýrlar. “Oportünizm bukalemun gibidir. Çeþitli kýlýklara bürünerek sosyalist hareket içinde ortaya çýkar. Oportünizmin kýlýk kýyafetini o ülkenin ekonomik ve sosyal bünyesi, iþçi sýnýfýnýn politik bilinç ve örgütlenme seviBu “geniþleme”nin gerekçesi ise þöyle ifade edilmektedir: “... geçici, marjinal istihdam türleri ve boðucu yoksullaþma sonucu, klasik ‘iþçi sýnýfý kimliði’nin bir yoksul-proleter-halk kimliksizleþmesiyle yer deðiþtirdiði bir süreç yaþanmaktadýr. Bir toplumsal sýnýf olarak sahip olduðu geleneksel konumu gölgelenen iþçi sýnýfý, biçimsiz bir halk kategorisinin içinde, orta sýnýflarýn ideolojik eziciliði altýnda ve lümpen eðilimler sergileyen bir yoksullar kalabalýðýnýn gölgesinde eritilmektedir.” (Gelenek, Sayý: 85.) 24


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

de ilke istikrarý diye birþey yoktur. Düne kadar savunduðu ilkelerin niteliði kitlelerin gözünde açýklýða kavuþunca, o bu ilkeleri en aðýr suçlamalarla karalar. Onun için tek þey önemlidir: ‘Herþeye raðmen proletaryanýn devrimci hareketini nasýl pasifize edebilirim?’. Bu eyleminde Marksist ilkeler sadece basit birer araçlardýr.”25

yesi, kýsaca ülkenin içinde bulunduðu devrimci aþamanýn niteliði belirler. Ancak her çeþit oportünizm proletaryanýn devrimci potansiyeline inanmamaya dayanýr. Genellikle sað oportünizmin temelinde korkaklýk, azimsizlik, ve proletaryanýn devrimci zaferine inanmamak yatar. Bu yanlarýný örtmek için o, en ‘keskin’ gözükmek zorundadýr... Oportünizm-

25

Mahir Çayan, Yeni Oportünizmin Niteliði Üzerine.

!!


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

Solda Eski Seçim Taktiðinin Yeni Versiyonu: Baðýmsýz Demokrat Adaylar

!"

Solun, “marksist sol”, “devrimci sol”, “devrimci demokrat sol”, “bizim sol” ya da “öteki sol” olarak deðiþik biçimlerde tanýmlanan solun en bilinen seçim taktiði, seçimleri boykot olmuþtur. Yaklaþýk otuz yýl boyunca solun “boykot taktiði”, legalist sol dýþýndaki tüm sol örgütler tarafýndan kabul edilmiþ ve savunulmuþtur. Solun “boykot taktiði” karþýsýnda legalistler, her durum ve koþulda seçimlere katýlmayý esas alan bir çizgi izlemiþlerdir. Legalistlerin seçimler karþýsýndaki “politikalarý”, ayný zamanda onlarýn varoluþ nedenidir, dolayýsýyla “taktik” deðil, stratejik niteliktedir. Bu nedenle de, deðiþik dönemlerde oligarþik yönetimin “seçim manevralarý”ný (özellikle milli krizin derinleþmeye yöneldiði, ülkeyi “yönetemez” hale geldikleri koþullarda baþvurduklarý bir yöntemdir) doðrudan destekleyerek, ayný zamanda oligarþinin siyasal zorunun meþrulaþtýrýlmasýna da hizmet etmiþlerdir. Seçimler karþýsýnda bu iki “taktik” ve “strateji” ortasýnda, deðiþik marksist söylemlerle “seçimlere katýlma koþullarý mevcut ise” diye baþlayan gerekçelerle, “baðýmsýz sosyalist adaylar çýkartýlmasý ve baðýmsýz adaylarýn olmadýðý yerlerde ilerici, demokrat ve yurtsever adaylarýn desteklenmesi” þeklinde bir “orta yolcu” “taktik” daha vardýr. Legalistler bir yana býrakýlacak olursa, solun seçim “taktiði”, ya boykot ya da “baðýmsýz aday” göstererek seçimlere katýlma þeklinde iki baþlýdýr.

MLKP gibi illegal legalistler, bu ikinci tür “taktiði” “üç dönemdir” “kararlýlýkla” yürütmektedirler. Benzer biçimde utangaç legalistler de, son seçimlerde ayný “taktik”i benimsemiþlerdir. Son otuz yýl içinde yapýlan seçimlerde solun “boykot taktiði” çok fazla etkili olamamýþtýr. 1999 seçimlerinden itibaren “boykot taktiði” neredeyse unutulmuþ, “baðýmsýz sosyalist adaylar taktiði” neredeyse “tek sol politika” haline gelmiþtir. Bu “taktik”in, seçimlerde hangi partiye oy vereceðini soran “sol seçmen”e yanýt vermekte oldukça rahatlatýcý olduðu da kesindir: Sandýða git, baðýmsýz sosyalist adaya oy ver, baðýmsýz sosyalist aday yoksa ilerici, demokrat ve yurtsever adayýn olduðu “listeye” oy ver! Solun bu “iki taktik” arasýndaki gidiþgeliþleri otuz yýllýk bir tarihi kapsamakla birlikte, 2007 seçimleri yaklaþtýkça “hertürlü sol”un “baðýmsýz adaylar” göstererek meclise girmesini öneren ve planlayan yayýnlar ve tartýþmalar yoðunlaþmýþtýr. Özellikle DTP’nin %10 barajýný aþamayacaðý kendilerince kabul edildiði ölçüde, seçimlere “baðýmsýz adaylar”la girerek “en az” 20-30 milletvekili çýkartabileceði hesaplarý, bu geliþmeyi “tetiklemiþ”tir. DTP’nin “baðýmsýz aday” gösterme eðilimiyle birlikte güncelleþen konu, giderek “yeni taktikler” olarak “her çeþit sol” için “cazip öneri” haline getirilmeye çalýþýlmaktadýr. “Baðýmsýz aday gösterme” konusunda-


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

ki bu geliþmeler karþýsýnda, neo-liberalizm yandaþlarý, “solun kendisini yenilemesi” için Marksizm-Leninizmin terk edilmesini zorunlu gören “globalist aydýnlar”, “baðýmsýz demokrat adaylar” gösterilmesi proje ve planlarýyla ortaya çýktýlar. Her zaman olduðu gibi, bu eski “taktiðin” yeni versiyonu Aydýn Doðan medya grubu tarafýndan piyasaya sürüldü. Yeni versiyonun bir tarafýnda “yayýn danýþmaný” Nurcan Akad ile “tüketici haklarý yazarý” Meral Tamer’in baþýný çektiði “býyýklý kadýnlar meclise” sloganý eþliðinde Milliyet gazetesi, diðer tarafýnda ise Prof. Dr. Ahmet Ýnsel’in baþýný çektiði “baðýmsýz demokrat adaylar” projesiyle Radikal gazetesi yer almaktadýr. Nurcan Akad-Meral Tamer ikilisi, “feminel” bir söylemle, mecliste kadýnlarýn daha fazla temsil edilmesi gerekliliðine dayanarak “baðýmsýz kadýn adaylar”ýn propagandasýný yaparken, Ahmet Ýnsel’in projesi daha “bilimsel” sunuma sahiptir. Nurcan Akad-Meral Tamer ikilisine göre, “sonucu ne olursa olsun, baðýmsýz sol/kadýn aday kampanyasý baþarýlý olacaktýr”. Ýddialarý odur ki, bu “taktik”, “týkanmýþ siyasetimize hayat öpücüðü” verecektir! Ahmet Ýnsel’in “bilimsel sunumu”nun gerekçeleri ise, hem aritmetiksel, hem “mantýksal”dýr. Aritmetiksel olarak, “baðýmsýz adaylar”ýn seçilebilmeleri için seçim çevrelerinden %3 ile %7 civarýnda oy almalarý yeterlidir. “... örneðin Ýstanbul’da 55.000-60.000 oyla, Ankara’da 1 bölgede 53.000-58.000 oyla, Ýzmir, Kocaeli ve Gaziantep’te 47.000 civarýnda oyla, 3 veya 4 partinin ulusal barajý aþtýðý bir seçimde, 2002 seçim verileri temelinde baðýmsýz seçilmek mümkün”(dür) Bu sayýsallýðýn “mantýksallýðý” ise þöyle ifade edilmiþtir: “Ülke barajýný aþmanýn Türkiye’de solun halihazýrdaki durumu itibarýyla hiçbir inandýrýcýlýðý olmamasýnýn yarattýðý kýrýlma, bugün sol partilerin gerçek oy potansiyellerinin de altýnda oy almalarýna yol açýyor. Bu nedenle, solun siyasal alanda iyice marjinalleþmesine yarayan bu seçim sistemini delme þansý yüksek olan baðýmsýz sol aday giriþiminin, geniþ bir sol eðilimli seçmen çevresinin

beklentilerine, duyarlýlýklarýna yanýt vereceðini kestirmek zor deðil. Bu çerçevede de, bugüne kadar ‘iyi çocuklar ama çabalarý nafile’ diyerek, folklorik oluþum muamelesi yapýlan sol hareketlerin sesinin çok daha güçlü biçimde dinlenmesi, medyanýn siyasal magazin malzemesi olmaktan öteye gitmesi olanaðý var.” Böylece “öteki sol”un otuz yýllýk oportünistlerinin “ortayolcu” “seçim taktiði”, þimdi neo-liberallerin, sivil toplumcularýn taktiði olarak sola sunulmaktadýr. Bu sunumdan sonra yapýlmasý gereken, bu “ortayolcu-neo-liberal” taktiði pratiðe uygulamak için seçim çevrelerine uygun “aday adaylarý” belirlemekten ibarettir. Prof. Ahmet Ýnsel, altý-üstü 31 seçim çevresi saptamýþtýr. 31 seçim çevresinde 31 “aday”ý belirlemek de, “ortayolcular” için zor olmasa gerek. Bu yolla, 31 seçim çevresinden 31 “baðýmsýz demokrat/sol aday” meclise girer, grup kurar ve kendilerini yeni ve yepyeni bir “sol parti” olarak örgütlerler. Artýk “sol”un önü açýlmýþ, marjinallik dönemi bitmiþ “makus talihi” yenilmiþ olur! Elbette bu aritmetiksel, mantýksal ve feminel “seçim taktiði”nin uygulanamayacaðý; uygulansa bile, bunun CHP’nin oy ve milletvekili kaybetmesine, hatta CHP’nin barajýn altýnda kalmasýna yol açarak AKP’nin önünü açacaðý da söylenebilir. Meral Tamer’in köþesinde yazdýðý gibi, bu “ortayolcu seçim taktiði” sonucunda AKP milletvekillerinin %90'ýný alarak meclise tümüyle egemen olabilir. Ama hiç endiþe etmeye gerek yoktur, yanýtý Meral Tamer’in yazýlarýnda mevcuttur: “Varsayýn ki böyle bir daðýlým oldu. Bu durumda en fazla 5 sene daha kötü yönetiliriz. Ondan sonra adýnda SOL kelimesini taþýyan ENGELLER ortadan kalkar ve doðal denge kurulur.” Evet, “keskin solcu” söylemiyle söylersek, “varsayalým ki böyle olsun”, olsun da çeliþkiler keskinleþsin, çeliþkiler keskinleþsin ki halkýmýz daha fazla ezilsin, ezilsin ki solun “kýymetini” anlasýn, anlasýn ki “solcu” olsun. Zaten “natural selection” doðanýn bir "yasasý" deðil mi? Ne diyelim? Allah alnýmýza ne yazmýþsa o olur, hayýrlýsýyla beþ yýl sonraki seçimlere bakalým!

!#


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

“Dar kapsamlý seçim çekiþmeleri; þurada burada seçimi kazananlarýn baþarýlarý; iki milletvekili, bir senatör, dört belediye baþkaný, halkýn üzerine ateþ açýlarak daðýtýlan büyük çapta bir gösteri; bir öncekine göre bir iki oy farkýyla kaybedilen yeni bir seçim; kazanýlan bir grev, kaybedilen on grev; bir adým ileri, on adým geri; belli bir kesimde zafer, bir diðerinde on kez bozgun... Sonra birdenbire oyunun kurallarý deðiþir, herþeye yeniden baþlamak gerekir. Bu tutum neden ileri geliyor? Halk enerjisini neden hep böyle boþuna harcýyor? Bunun tek nedeni var: Bazý Amerika ülkelerinde ilerici güçler taktik hedefler ile stratejik hedefleri korkunç bir þekilde birbirine karýþtýrýyorlar, küçük taktik sorunlarda büyük stratejik hedefler görmek istemiþlerdir. Bu önemsiz saldýrý mevzilerini ve elde edilen küçük kazançlarý, sýnýf düþmanýnýn temel hedefleri olarak göstermeyi bilen gericiliðin akýllýca davrandýðýný kabul etmeliyiz. Böylesine büyük hatalar iþlenen ülkelerde, halk hiçbir deðeri olmayan eylemler için son derece büyük fedakarlýklar pahasýna her yýl alaylarýný seferber eder. Bunlar düþman topçusunun ateþine maruz kalan geçici mevzilerdir. Bu mevzilerin adý, parlamentodur, kanuniliktir, yasal ekonomik grevdir, ücret artýþýdýr, burjuva anayasasýdýr, bir halk kahramanýnýn serbest býrakýlmasýdýr... Ve iþin en kötü tarafý þudur ki, bu mevzileri elde etmek için bile, burjuva devletinin oyun kurallarýný kabul etmek ve bu tehlikeli siyasal oyuna katýlmak iznini alabilmek için de uslu ve aklý baþýnda insanlar olduðumuzu, hiçbir tehlike arz etmediðimizi; örneðin kýþlalara ve trenlere saldýrmak, köprüleri uçurmak, katilleri ve iþkence uzmanlarýný cezalandýrmak, daðlara çýkýp ayaklanmak ya da yumruklarýmýzý sert ve kararlý bir biçimde kaldýrarak, Amerika’ya son kurtuluþ mücadelesinin kesin müjdesini vermek gibi tehlikeli iþlerle bir alýþveriþimizin olmadýðýný ispat etmek lazýmdýr.” Che Guevara

!$


Mart-Nisan 2007 KURTULUÞ CEPHESÝ

http://www.kurtuluscephesi.com 10. Yýlýnda

Kurtuluþ Cephesi dergisi ve Eriþ Yayýnlarý’nýn internet üzerinden eriþiminin saðlanmasýnýn 10. yýlýna girdik. Dokuz yýl önce Kurtuluþ Cephesi internet sayfasý yayýma baþladýðýnda, sadece Kurtuluþ Cephesi ile Eriþ Yayýnlarý’na internet üzerinden eriþilmesinin olanaklý kýlmanýn amaçlanmadýðý, ayný zamanda “ticarileþtirilmiþ” Marksist-Leninist klasiklerin internet ortamýna taþýnmasýnýn amaçlandýðýný da belirtmiþtik. Dokuz yýl içinde bu amaçlara önemli ölçüde ulaþýlmýþtýr. Her ne kadar MarksistLeninist klasiklerin tamamýnýn internet ortamýna aktarýlmasý tamamlanmamýþsa da, Kapital baþta olmak üzere en “hacimli” ya-

pýtlarýn internet ortamýna aktarýlmasý gerçelekleþtirildi. Bunlar yapýlmaya çalýþýlýrken, Kurtuluþ Cephesi ve Eriþ Yayýnlarý’nýn özgün basýmlarý pdf formatýnda ulaþýlabilir hale getirildi. Marksist-Leninist klasikleri ise, her türlü tartýþma ve “þaibe”den uzak tutabilmek için, esas alýnan metnin baský tarihi belirtilerek, basýmlara uygun olarak sayfa numaralarý da metinlerin içine yerleþtirildi. Böylece tüm yapýtlar, doðrudan basýlý metni esas alan bir “referans kaynaðý” haline getirildi. 10. yýlda onbinlerce sayfayý bulan Marksist-Leninist klasikler, Kurtuluþ Cephesi’nin, ilk sekiz sayý hariç, bütün sayýlarý ve Eriþ

http://www.kurtuluscephesi.com Hit

Mart 1999-Aralýk 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006

1.313.194 1.627.782 1.898.130 2.011.906 3.452.082 3.765.521 8.283.931 13.217.544

Açýlan Sayfa

Alýnan Kilobayt

336.685 524.415 773.205 754.888 774.788 1.124.092 2.194.187 3.554.709

8.086.208 11.503.872 17.765.678 25.280.362 32.426.580 51.541.202 106.620.473 176.065.325

Giriº Yapanlar

57.961 98.877 136.182 200.289 356.293 501.325 1.204.881 1.920.326

http://www.kurtuluscephesi.org Hit

2002 2003 2004 2005 2006

672.459 683.190 387.479 682.534 937.160

Açýlan Sayfa

129.863 196.167 252.141 405.334 566.454

Alýnan Kilobayt

7.565.828 13.213.352 16.598.723 32.427.179 44.671.002

Giriº Yapanlar

49.058 69.435 45.165 66.646 85.137

!%


KURTULUÞ CEPHESÝ Mart-Nisan 2007

www.kurtuluscephesi.com www.kurtuluscephesi.org Toplam

Alýnan .pdf dosyalarý 2002 2003 2004 23.888 86.644 94.666 35.971 85.469 111.802 59.859 172.113 208.472

2005 204.377 220.929 425.306

2006 193.827 325.403 517.220

En çok alýnan .pdf dosyalarý K. Marks: Mahir Çayan: Kurtuluº Cephesi: G. Politzer: Kurtuluº Cephesi: Marks-Engels: K. Marks: Marks-Engels: K. Marks: Marighella: F. Engels: F. Engels: THKP-C/HDÖ: THKP-C/HDÖ: THKP-C/HDÖ: Kurtuluº Cephesi: Mao Zedung; THKP-C/HDÖ: TÝB: Kurtuluº Cephesi:

Kapital Cilt: I Tüm Yazýlar Laiklik ve Þeriatçýlýk Üzerine Felsefenin Temel Ýlkeleri Dünyada ve Türkiye'de Ekonomik Bunalým Seçme Yapýtlar-I Kapital Cilt: II Seçme Yapýtlar-II Kapital Cilt: III Þehir Gerillasýnýn Elkitabý Anti-Dühring Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni Bildiriler Eylem Kýlavuzu-III Gramsci Üzerine 89. Sayý Seçme Eserler, Cilt: I Ulusal Sorun Üzerine Günümüzde Emperyalist Sömürü Mekanizmasý 81. Sayý

Yayýnlarý’nýn çýkarmýþ olduðu tüm kitaplar doðrudan internet üzerinden eriþime açýlmýþ durumda. Bu çalýþmalarýmýzda, özel olarak Marksist-Leninist klasiklerin internet ortamýnda ulaþýlabilir hale getirilmesine yönelik çaðrýmýza, bir istisna dýþýnda, hiçbir yanýt gelmediðini de, üzülerek söylemek zorundayýz. Evet, uzun bir yol katedilmiþtir. Ancak gidilecek daha uzun yol vardýr. Apolitikleþmenin ve ideolojisizleþmenin egemen ký-

!&

2006 106.794 23.913 16.979 16.620 16.079 15.453 14.781 10.447 8.414 8.513 8.049 6.057 5.849 4.345 4.228 3.932 3.836 3.764 3.563 3.499

lýndýðý, Marksist-Leninist teorinin önemsizleþtirilmeye çalýþýldýðý bir dönemden geçiyoruz. Jose Marti’nin sözüyle, bugün “akkor zamanýdýr, yakýnda yalnýz ýþýk görülecektir”. Iþýðýn görüleceði günlere ulaþmada Kurtuluþ Cephesi internet sayfasýnýn küçük de olsa bir katkýsý olmuþsa, bundan dolayý onur duyduðumuzu, ancak gerçek ýþýðýn devrimin zaferiyle görüleceðinin bilinciyle yeni bir yýla baþlarken, istatistik verilerin yorumunu okurlara býrakýyoruz.


ERÝÞ YAYINLARI Ýnternet Adresi: www.kurtuluscephesi.com www.kurtuluscephesi.org www.kurtuluscephesi.net E-Posta Adresi: kurcephe@kurtuluscephesi.org erisyayinlari@kurtuluscephesi.org

MAHÝR ÇAYAN: KESÝNTÝSÝZ DEVRÝM I MAHÝR ÇAYAN: KESÝNTÝSÝZ DEVRÝM II-III ÝLKER AKMAN: MEVCUT DURUM VE DEVRÝMCÝ TAKTÝÐÝMÝZ *** TÜRKÝYE DEVRÝMÝNÝN ACÝL SORUNLARI-I *** OLÝGARÞÝ NEDÝR? *** MARKSÝZM-LENÝNÝZM BÝR DOGMA DEÐÝL, EYLEM KILAVUZUDUR-III *** THKP-C/HDÖ VE 15 YIL *** POLÝTÝKLEÞMÝÞ ASKERÝ SAVAÞ STRATEJÝSÝ VE DEVRÝMCÝ TAKTÝÐÝMÝZ *** GRAMSCÝ ÜZERÝNE *** REVÝZYONÝZMÝN REVÝZYONU *** ULUSAL SORUN ÜZERÝNE *** “BDS”: BÝR PRAGMATÝK SAPMA *** “YENݔ OPORTÜNÝZM ÜZERÝNE *** ZAFER BÝZÝM OLACAKTIR! [Ankara Davasý Savunmasý] *** DEVRÝM PROGRAMLARI *** RUS DEVRÝMÝNDEN ÇIKAN DERSLER *** ESKÝ BÝR GERÝLLANIN “EMEK”Ý *** PASS VE “YENÝ ÇÖZÜM”ÜN FIRSATÇILIÐI DEVRÝMCÝ MARÞLAR VE EZGÝLER DÜNYADA VE TÜRKÝYE’DE EKONOMÝK BUNALIM [Kurtuluþ Cephesi Seçmeler-I] DÜNYADA VE TÜRKÝYE’DE EKONOMÝK BUNALIM II [Kurtuluþ Cephesi Seçmeler-III] LAÝKLÝK VE ÞERÝATÇILIK ÜZERÝNE [Kurtuluþ Cephesi Seçmeler-II] TARÝHTE, GÜNÜMÜZDE VE DEVRÝMCÝ MÜCADELEDE KADINLAR


kc96  

Kadir Has ile Can Dündar http://www.kurtuluscephesi.com 10. Yýlýnda Çekirdekten Yetiþme Bir Þeriatçý: TMS. Baþkaný Ahmet Ertürk Kadir Has, M...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you