Page 1

Kadın katiline ağırlaştırılmış müebbet

İnatla kazanıyoruz

Ayşe Paşalı davasında kazandık ve bu umutla tüm kadın cinayetlerinde katillerin ağır ceza almasını sağlayacağız. >>4

Ayşe Paşalı’yı katleden eski eşi İstikbal Yetkin ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırıldı. 12 Mayıs’ta Ankara’da 5. duruşması görülen Ayşe Paşalı davasında karar açıklandı. Hakim daha önceki duruşmalarda akli dengesi yerinde değil raporu almaya çalışan, pişmanlık yasasından faydalanmaya uğraşan katile indirim vermedi.

Kadınlar yine adliye önündeydi Emekçi Hareket Partili Kadınlar’ın da bileşeni olduğu Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu başından beri takip ettiği davanın son duruşması için de sloganları ile adliye önündeydi. >>4

Daima

Hakan Öztürk

Ablaya Ekmek ve Gül Al Abi… Merhaba ben solcuyum. Merhaba tanıştığımıza memnun oldum, bence sol birleşmeli.

Seçim hesaplarını bırak kayıpların hesabına bak 13 Mayıs

16

Sayfa 3

Kim için “İleri demokrasi”

02

Devrimcilere, Kürtlere operasyonlar sürüyor. Gözaltıların, tutuklamaların ardı arkası kesilmiyor. Hakkını arayanlar yargılanıyor. Gözaltında kaybedilenlerin akıbeti sorulmaya devam ediliyor. Gençlerin kaderini belirleyen YGS’de skandal devam ediyor; iptal kararı çıkmıyor. YÖK Başkanı koltuğunu bırakmıyor. Şifrede sorun yok, yola devam diyorlar.

Adaletsizlik her yerde

İnternet filtrenizi nasıl alırdınız ?, 22 Ağustos 2011 tarihinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu’nca (BTK) hazırlanan ‘’İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar’’ yürürlüğe girecek.

İfade özgürlüğünü kısıtlayan uygulama BTK tarafından 2011 Ağustos’unda yürürlüğe giriyor. Seçim kampanyaları çerçevesinde egemenlerin birbirlerine de oyunları sürüyor. Ortaya çıkarılan kasetler sonucu istifalar gerçekleşiyor. Yıkılan siyanür havuzundan halk tedirgin, ancak yetkililer içinse her şey kontrol altında. Kendi topraklarında işsizlik yok diyen, sorunlar çözülüyor diyenler açıklıyor: Dünyadaki açlık sınırı 44 milyon.

Direnenler kazandı

04

YGS’deki gelecek: Bıçak sırtı, Ankara 7. İdare Mahkemesi, şifre iddialarıyla gündeme gelen YGS’nin iptali için açılan yürütmeyi durdurma davasının reddedilmesine karar verdi.

Kayıplar Haftası’nda failler aranıyor,17-31 Mayıs tarihleri arası 1995’te beri “Kayıplar Haftası” olarak anılıyor.

.

Viladimir Iliç Lenin

Yanlışı Kışkırtanlar >>2

Kayıplar haftasına yaklaştığımız bu günlerde, 12 Eylül darbesinin hemen ardından gözaltına alındıktan birkaç gün sonra kendisinden haber alınamayan Cemil Kırbayır’ın akibetini ağabeyi Mikail Kırbayır’dan dinledik. >>5

Kütahya’daki gümüş madenindeki devasa siyanür havuzunun üç setinden ikisi yıkıldı. Üçüncü ve son setin ise her iki saatte bir santim kaydığı belirtiliyor. >>2

Kürt Sorunu’na çözüm aranıyor mu? AKP Hükümeti Kürt meselesinin çözümüne yönelik açılımları, KCK Davalarında yüzlerce Kürt’ü ceza evlerine doldurup, Kürt halkının siyasi temsilcilerinin meclise girmesini engelleyerek yapıyor. >>6

07

Kırk yıl da geçse hesabı sorulacak

Siyanürlü arama felaketi

Oylar halkın adaylarına

Taşeronlaştırmaya, esnek çalıştırılmaya güvencesizleştirilmeye, kadın cinayetlerine, geleceksizleştirmeye adaletsizliğe karşı toplumun tüm kesimleri yürüdü. Yüz binler Taksim’i kazandı. >>7

İbrahim Keskin Davası 1 Haziran’da

AKP Hükümeti’nin devrimcilere, sosyalistlere ve Kürt siyasetçilerine yönelik saldırı ve tutuklamalarının ardı arkası kesilmiyor. Direnen TEKEL işçileriyle omuz omuza mücadele verdiği için tutuklanan EHP üyesi İbrahim Keskin’in duruşması ise 1 Haziran’da Samsun’da görülecek. >>6

Emekçi Hareket Partisi, ülkenin içinde bulunduğu bu atmosferde halkın adaylarını destekliyor. Eskişehir’de ESP ve TÖP, Ankara’da ESP ile seçim çalışmaları yürütülüyor. Bunların dışında kalan illerde ise Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğunun bağımsız adaylarıyla seçim çalışması yürütülmektedir.

Zafer Üskül’den çarpıcı itiraf

TBMM’de kurulan Gözaltında Kayıplar Komisyonu adına açıklama yapan Zafer Üskül, Cemil Kırbayır’ın işkencede öldürüldüğünü açıkladı.. >>7

Kürt Sorunu’na çözüm aranıyor mu? >>6

Halkımızın tek seçeneği düzen partileri değildir. Sistem sayılı parti arasında bir seçim geçecekmiş gibi göstermeye çalışıyor. Halbuki halkın adayları tüm gücüyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu nedenle seçenek düzen partileri değil halkın kendi iktidarıdır. Oylarımız bağımsız adaylara. >>3

Yoksulun sırtından doyan doyana >>8


2

13 Mayıs 2011

Akıntıya Karsı . . Viladimir Iliç Lenin

Yanlışı Kışkırtanlar Liderler ile “yığınlar” arasındaki düşmanlık duygusu, özellikle emperyalist savaşın sonunda ve savaşı izleyen süre içinde bütün ülkelerde daha da derinleşmiş ve daha da belirli bir hal aldı. Bu olayın başlıca nedeni, 1852’den 1892’ye kadar İngiltere örneği gösterilerek, Marx ve Engels tarafından birçok defa açıklandı. İngiltere’nin özel durumu, yarı küçük-burjuva, oportünist olan “yığınlardan” gelme bir “işçi aristokrasisi”nin doğmasına olanak sağlıyordu. Bu işçi aristokrasisinin liderleri, kendilerini doğrudan doğruya ya da dolaylı yoldan besleyen burjuvanın saflarına geçiyorlardı. Bu aşağılık adamları ihanetle suçladığı için Marx, onların onur verici nefretini kazanmıştı. 20. yüzyılın modern emperyalizmi, ilerlemiş birkaç ülke için aşırı ölçüde imtiyazlı bir durum yaratmıştır. Ve işte bu alanda, II. Enternasyonal içinde, her yerde, kendi loncasının incecik toplumsal tabakasının çıkarlarını savunan hain oportünist, sosyal-şoven lider tipleri ortaya çıktı: İşçi aristokrasisi. Oportünist partiler “yığınlardan,” ayrılmışlardır, yani en geniş emekçi katlarından, emekçilerin çoğunluğundan, en az ücret alan işçilerden kopmuşlardır. Eğer bu kötülüğe karşı savaşılmazsa, oportünist sosyal-hain liderler suçlanmaz, ne mal oldukları gösterilmez ve onlar saflardan kovulmazsa, devrimci proletaryanın zaferi olanaksızlaşır. Ve işte III. Enternasyonalin uyguladığı siyaset budur. Ama bu bahaneyle, her yerde yığınların diktatörlüğünü, liderlerin diktatörlüğü ile karşı karşıya koymak, gülünç bir saçmalıktır, avanaklıktır. İşin eğlendirici olan yanı, doğru fikirler taşıyan eski liderlerin yerine, (“kahrolsun liderler!” sloganı perdesi altında) son derece ahmakça ve karmakarışık şeyler yumurtlayan yeni liderlerin getirilmesidir. Küçük bir yanılgıdan kocaman bir yanılgı meydana getirilebileceği gerçeği bu duruma pek uymaktadır. Yanılgıyı en büyük hacmine ulaştırabilmek için, onu haklı göstermek için, derinleştirmek yeter. Partinin gereğini ve disiplinin gereğini yadsımak, muhalefetin vardığı nokta, işte budur. Ama bu, proletaryayı, burjuvazinin yararına olarak silahsızlandırmaya eşittir. Bu, küçük-burjuvazinin, dağınıklık gibi, istikrarsızlık gibi, direnme gücü eksikliği gibi, birlik olmada, ortak çabada yeteneksizlik gibi yanlışlarını benimsemekten başka bir şey değildir. O yanlışlıklar ki, azıcık kışkırtılırsa proletaryanın her türlü devrimci hareketini mahva götürür. Biz, Rusya’da (burjuvazinin iktidardan uzaklaştırılmasından iki yıl sonra), henüz kapitalizmden sosyalizme ya da komünizmin en aşağı aşamasına geçiş yolunda ilk adımlarımızı atmaktayız. Sınıflar vardır ve varlıklarını sürdürmektedirler ve proletarya iktidara geçtikten yıllarca sonra da, her yerde, varlıklarını sürdüreceklerdir. Bu süre, belki köylülerin bulunmadığı, ama buna karşılık küçük patronların sayısının yüksek olduğu İngiltere’de daha kısa olacaktır. Sınıfları ortadan kaldırmak, sadece büyük toprak sahiplerini ve kapitalistleri kovmak değildir (bizde bu, nispeten kolay oldu), sınıfları ortadan kaldırmak demek, küçük meta üreticilerini de ortadan kaldırmaktır. Oysa bunları kovamayız, bunları ezemeyiz, bunlarla iyi geçinmek zorundayız. Bunları değiştirebiliriz, yeniden eğitebiliriz (ve öyle yapmalıyız da). Ama çok uzun, çok yavaş ve çok dikkatli bir örgütlendirme çalışmasıyla bu yolda başarı sağlayabiliriz. Bu küçük üreticiler, proletaryayı her yandan bir küçük-burjuva havası içine hapsederler, proletaryayı etkilerler, onun bilinçlenmesine engel olurlar; bunlar, proletaryanın saflarında durmadan, karakter yoksunluğu gibi, dağınıklık gibi, bireycilik gibi, büyük heyecandan umutsuzluğa geçiş gibi küçük-burjuvaziye özgü niteliklerin yer edinmesini sağlarlar. Buna karşı direnebilmek için, proletaryanın örgütlendirici rolünü (ki bu onun başlıca rolüdür) başarıyla ve zafere kadar yerine getirmesini gerektiği gibi sağlayabilmek için, proletaryanın siyasi partisi, kendi saflarında sert bir merkezi yönetim ve disiplin hüküm sürdürmelidir. Proletarya diktatörlüğü, eski toplumun güçlerine ve geleneklerine karşı, kanlı ve kansız, şiddete başvuran, barışçı, askeri, iktisadi, eğitici ve idari inatçı bir savaştır. Milyonlarca ve on milyonlarca insandaki alışkanlık gücü, en korkunç güçtür. Savaşta çelikleşmiş bir parti olmadan, söz konusu sınıf içinde namuslu olarak ne varsa onun güvenini elde etmiş bir parti olmadan, yığının ruh haletini izlemesini bilen ve bunu etkileyebilen bir parti olmadan, bu savaşı başarıyla yürütmek olanaksızdır. Merkezileşmiş büyük burjuvaziyi yenmek, milyonlarca ve milyonlarca küçük patronu “yenmekten” bin defa daha kolaydır. Oysa bunlar her günkü alışılagelen, gözle görülmeyen, elle tutulmayan eritici eylemleriyle burjuvazi için gerekli aynı sonuçları, burjuvaziyi yeniden iktidara getirecek olan sonuçları gerçekleştirmektedirler. Proletaryanın partisinin demir disiplinini azıcık da olsa zayıflatan kimse, gerçekte, proletaryaya karşı burjuvaziye yardım etmektedir. [Sayfa: 34, 35, 36] Viladimir İliç Lenin, “Sol” Komünizm - Bir Çocukluk Hastalığı, Ankara, Sol Yayınları, 1999

İnternet filtrenizi nasıl alırdınız ? 22 Ağustos 2011 tarihinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu’nca (BTK) hazırlanan ‘’İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar’’ yürürlüğe girecek. İnternet kullanıcıları BTK’nın belirlediği dört internet filtresinden birini seçmek zorunda kalacak. Filtreler aile, çocuk, yurt içi ve standart paket şeklinde sınıflandırılacak. Her internet abonesi bunlardan birini seçmek zorunda kalacak. Filtreyi aşmak ya da aşmaya çalışmak suç sayılacak. İnternet servis sağlayıcıları da filtrelerin aşılmasını engellemekle sorumlu tutulacak. Eğer amaç çocuk ve gençlerin internetteki zararlı içerikten korunması ise kimse bireylerin kendi bilgisayarlarında ya da anne babaların çocuklarının bilgisayarlarında filtreleme sistemi kullanmasına karşı değil. Bu uygulamayla devletin uygun gördüğü internet sitelerinden başka hiçbir siteye girilemeyecek. Kurulacak sistemde bazı kullanıcılar ve gruplar izlenebilecek.

Yasaklı kelimeler 27 Nisan 2011’de de hosting (yer sağlayıcı) firmalara internet alan adı verilmesi için 138 yasaklı sözcükten oluşan bir liste gönderen TİB kararları çokça tartışılmıştı. Yasaklanan kelimelerin çoğu

İnternet kullanıcıları BTK’nın belirlediği dört internet filtresinden birini seçmek zorunda kalacak. Filtreler aile, çocuk, yurt içi ve standart paket şeklinde sınıflandırılacak. Her internet abonesi bunlardan birini seçmek zorunda kalacak. Filtreyi aşmak ya da aşmaya çalışmak suç sayılacak. İnternet servis sağlayıcıları da filtrelerin aşılmasını engellemekle sorumlu tutulacak. Eğer amaç çocuk ve gençlerin internetteki zararlı içerikten korunması ise kimse

Kaybedenlerin “yarın”ı var

“Kaybedenler Kulübü” 90’lı yıllarda bir radyo programı sunan iki arkadaşın hikayesi üzerinden o kuşağın yaşamını perdeye yansıtıyor.

Gerçek bir hikayeden yola çıkılarak yapılan filmde Kaan ve Mete karakterlerini Nejat İşler ve Yiğit Özşener canlandırıyor. Kendileri de o kuşağın bir parçası olmalarından ötürü rollerini gerçekçi bir şekilde yansıtabiliyorlar. Film teknik konularda, senaryo ve film müzikleri konusunda da son dönem filmleri arasndan sıyrılarak izlenilesi ve üzerine konuşulası bir hal alıyor. Film; Dünya’da Beat kuşağı (Kayıp kuşak) olarak bilinen ve sözcülüğünü Kurt Cobain’in şarkılarının yaptığı rivayet edilen, herkesin doğuştan bir kaybeden (loser) olduğunu ve anlık yaşamanın ve bireyciliğin önemli olduğunu vurgulayan bu insan topluluğunun Türkiye’ye yansımasını anlatıyor. Kaan ve Mete; 70’ler sonrası askeri darbe ile sindirilen ve hayatı kuşatan bu baskılarla 80’lerde büyüyerek 90’lar-

da bu kaybedenler klubünün üyesi oluyorlar. Bu kaybeden arkadaşlarımızın birinin bir yayınevi, diğerinin de barı var. Her gün geçtikleri sokaklarda ise bir yanda Cumartesi Anneleri mücadelerine yeni başlıyor, diğer yanda işkencehaneler son sürat faaliyetlerine devam ediyor. Filmde asıl çelişki burada başlıyor; kendilerine kaybeden diyen bu arkadaşlar Harley Davidson marka motosiklete binebiliyor, istedikleri zaman tatile gidebiliyorlar. Filmin bir yerinde yan karakterlerden biri bunu yücelterek “Bizimde 68’imizde buymuş” kolayca diyebiliyor. Oysa ki Kadıköy’de yaşayan bu kişilerin milyonlarca fazlası olan, asıl kaybedenlerin ve yarını kazanacakların hikayesini es geçerek anlatıyor.

Serkan Atak

günlük hayatta sıklıkla kullanılıyor.Bunlardan bazıları şöyle; 31, Adrianne, Animal, Hayvan, Baldız, Beat, Büyütücü, Çıplak, Çıtır, Escort, Etek, Fire, Girl, Ateşli, Frikik, Free, Gay, Gizli, Got, Hatun, Haydar, Hikaye, Homemade, Hot, İtiraf, Liseli, Nefes, Nubile, Partner, Pic, Sarisin, Sıcak, Teen, Yasak, Yerli, Ye-

tişkin. Bu sözcükleri içeren alan adı tahsis edilemeyecek. Mevcut olanlar erişime kapatılacak.

Son yapılan düzenlemelerle ifade, iletişim özgürlüğü ve bilgi edinme hakkı sınırlandırılıyor. Bilgi çağına uymayan hukuk kuralları internet kullanımını hukuk dışı ve keyfi uygulamalarla kontrol etmeye çalışıyor.

Önce kitaplar, T.V, şimdi internet bireylerin kendi bilgisayarlarında ya da anne babaların çocuklarının bilgisayarlarında filtreleme sistemi kullanmasına karşı değil. Bu uygulamayla devletin uygun gördüğü internet sitelerinden başka hiçbir siteye girilemeyecek. Kurulacak sistemde bazı kullanıcılar ve gruplar izlenebilecek.

Feride Kara

Siyanürlü arama felaketi

Kütahya’daki gümüş madenindeki devasa siyanür havuzunun üç setinden ikisi yıkıldı. Üçüncü ve son setin ise her iki saatte bir santim kaydığı belirtiliyor. Kütahya’daki gümüş madenindeki devasa siyanür havuzunun üç setinden ikisi yıkıldı. Üçüncü ve son setin ise her iki saatte bir santim kaydığı belirtiliyor. Yaşanan bu felaket karşısında Çevre ve Orman Bakanı Eroğlu her zamanki tavrını korudu: “Telaşa gerek yok”. Üç setin ikisi çoktan patlamış. Vali ise önlemden bahsediyor. Kütahya felaketi konusunda halk pek çok çevre sorununda olduğu gibi yine yöneticilerden öndeydi. Madenin önüne yığılarak felaketin büyümesini önlemeye çalışan Kütahyalılar, sularını, topraklarını ve canlarını korumak için sokaklara düştüler. Ne var ki, onların bu çabası sadece savuşturulmaya layık görüldü. Halk hiçbir somut bilgi verilmeden ‘sakinleştirildi’. Barajın tamamı çökebilir Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Murat Taşdemir’in Kütahya felaketi hakkındaki açıklamaları: “Barajın tamamı çökebilir. Böyle bir durumda o böl-

ge tamamen tahliye edilmek zorunda kalır.. Belki de yüzlerce insan ilk etapta hayatını kaybedecek, tarım kalmayacak. Bu olay, dünyanın en önemli olaylarından biri haline gelebilir.” . Türkiye’nin tüm derelerinin HES çöplüğüne dönmesi de aynı ‘bilgeliğin’ marifetidir. Aynı zihniyet, HES’lerle yetinmemiş memleketi “çılgın havuzlarla” bezemiştir. Bu havuzlar, İzmir’den, Gümüşhane’ye ve Erzincan’a kadar uzanan altın ve gümüş madenlerindeki açık siyanür havuzlarıdır. Türkiye bugün yerli ve yabancı maden şirketlerinin açık siyanür deposu haline gelmiştir.

800 yıllık Dulkadir Köyü’nün suyunda, Eti Gümüş açıldıktan hemen sonra arsenik çıktı. Kanser vakaları patladı. Maden şirketinin su taşıdığı köy, ağır ağır boşaldı. 10 haneli köyde, kalanlar da maden şirketi işçisi. Köyün

kaderi, 1986 yılında Eti Gümüş’ün açılmasıyla değişti. İşletmenin açılmasından sonra nüfusu giderek azalan köyde, artan kanser vakaları o dönemde bilimsel bir rapora da konu oldu.

Siyanür köy boşalttırdı

Siyanür: kanser havuzu Her bir havuzdaki siyanür 100 kilometre çapında bir bölgeyi tehdit etmekte ve çevresine kanser saçmaktadır. Madenin sahibi Eti Gümüş A.Ş. Başkanı Vahit Yıldız’ın çözüm önerisi ise çok ilginç. Yıldız, “Yeni baraj oluşturulup siyanürlü su buraya akıtılacak” diyerek Türkiye’deki tehlikeli siyanür havuzlarına bir yenisini daha ekleyeceklerini müjdeliyor!

Rıfat Çapar


3

13 Mayıs 2011

Oylar halkın adaylarına

12 Haziran seçimleri yaklaşırken burjuva partilerinin vaatleri adı ardına sıralanıyor. Her seçimde görmeye ve duymaya alışık olduğumuz yalanlarda yine bir sınır tanımazlık hakim. Burjuva partileri hazineden aldıkları paralarla yoğun bir propaganda faaliyeti yürütürken, halkın adayları kısıtlı imkanlarla çalışma yürütüyor. Zor koşullarda açılan seçim bürolarına ardı ardına saldırılar gerçekleştiriliyor. Bağımsız adayların seçim çalışmalarına hiçbir güvenlik sağlanmazken, Başbakan’ın seçim afişleri sivil polislerce korunuyor. Hükümet seçim çalışmaları esnasında halkı türlü yalanlarla kandırmaya çalışırken bir yandan da devrimcilere dönük gözaltı ve tutuklama saldırılarına devam ediyor. Seçim günü yaklaştıkta halkın adaylarının ne tür provokasyonlarla geriletilmeye çalışılacağının ipuçları gözükmeye başladı. Burjuva partilerinin iktidarında adaletin olmadığı

görülüyor. Söz konusu adalet patronlara ve iktidar yanlılarına işliyor. Muhalif kesimler gözaltına alınıp tutuklanıyor, işçi direnişlerine şiddetle saldırılıyor. Sermaye iktidarı devam ettiği müddetçe gerçek bir demokrasinin işlemeyeceği açıkça ortadadır. Sermaye sürekli palazlanırken halk işsizlikle boğuşuyor. İktidarın yan kuruluşu TÜİK, gerçek verileri örtbas ederek işsizlik oranlarını yanlış bir biçimde açıklıyor. İşsizliğin gerçek boyutlarını görmek için semt kahvelerine bakmak bile yetiyor. Üniversite mezunlarının önemli bir bölümü işsizlikle karşı karşıya ve geleceksizliğe mahkum edilmiş durumda. Bu da yetmezmiş gibi iktidar yolsuzluklara olanca hızıyla devam ediyor. YGS’deki şifreleme skandalı ile birlikte gençler arasında adaletsizlik boy gösteriyor. Emekçi Hareket Partisi, ülkenin içinde bulunduğu bu atmosferde halkın adaylarını destekliyor. Eskişehir’de ESP ve TÖP, Ankara’da ESP ile se-

çim çalışmaları yürütülüyor. Bunların dışında kalan illerde ise Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğunun bağımsız adaylarıyla seçim çalışması yürütülmektedir. Halkımızın tek seçeneği düzen partileri değildir. Sistem sayılı parti arasında bir seçim geçecekmiş gibi göster-

Erdoğan, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli 12 Haziran seçimleri öncesi vaat savaşlarına başladı. Vaatlerde bulunanların samimiyetsizliği, vaatlerin gerçekliğinin olmayışından okunuyor.

MHP’den “ekonomik” vaatler Ekonomide yüzde 7 büyümeyi hedefleyeceğiz. Türkçe’den başka dilde anadilde eğitim verilmeyecek.

Özelleştirilmeler şeffaf bir şekilde yapılacaktır. Her yıl 700 bin kişiye istihdam sağlanacaktır, her aileden en az bir kişiye iş imkanı verilecektir. Bu yardım da en az asgari ücretin yarısı kadar olacaktır. Bu yardım kadına verilecektir. Asgari ücret arttırılacaktır. Kullanılmayan kamu arazileri işsiz vatandaşlara ücretsiz verilecektir. Yaşlılık aylığı 250 liraya yükseltilecektir. Daimi olmayan kadrolarda görev yapan öğretmenler kadroya geçirilecektir. Emeklilere her yıl bir defa Eylül ayı içerisinde kışa hazırlık yardımı tutarında bir maaş ikramiye verilecektir. Küçük çiftçilerin desteklenmesi amacıyla desteklenmeler artacaktır. CHP’den ‘ileri’ vaatler Çiftçiye seçim sonrası 1.5 liraya mazot vereceğiz, elektrik borçlarını sileceğiz, aile sigortası projesinde yoksul ailede kadının banka

hesabına en az 600 lira yatıracağız. Ayrıca gençlerin yurt sorunlarının da 2 yıl içinde çözeceklerini söyleyen Kılıçdaroğlu, öğrencilerin üniversite yönetimlerinde söz ve karar sahibi olacaklarını da belirtti.

Sosyalistler vaatlere nasıl bakıyor? Düzen partilerinin seçim vaatlerinde öğrencilerin, gençliğin, LGBTT’lerin, kadınların, emeklilerin, işçilerin gerçek talepleri yok. Türkiye’nin en yakıcı sorunlarından Kürt sorunu vaatlerde geçmiyor. Gerçekleşmesi bu sistemde mümkün olmayan hedefleri dayatarak küresel krizi, artan işsizliği yok sayıyorlar. Küçük vaatler sıralayarak, halkı doldurmaya çalışıyorlar. Halkın boş vaatlerden artık canı sıkılmaya başladı. Halkın gerçek adayları ise onlara umut olmaya devam edecek. Eskişehir Rıfat Çapar

Anadolu, faşizme geçit vermedi

Anadolu Üniversitesi’nde bildiri dağıtan yaklaşık 30 kişilik faşist grup devrimci öğrencilere saldırdı. Bunun üzerine gençlik örgütler A.Ü. Rektörlüğü’ne yürüdü. Yürüyüş boyunca üniversiteye bıçaklarla girebilen ve devrimci öğrencilere saldıran faşistlere yönelik bir yaptırımda bulunmayan üniversite yönetimi protesto edildi. Geniş katılımın gerçekleştiği eylemde Anadolu Üniversitesi’nde faşizme geçit verilmeyeceği “Faşizme Karşı Omuz Omuza”, “Yaşasın Devrimci Dayanışma” sloganlarıyla yinelendi. İİBF önünde buluşan gençlik örgütleri Rektör’den konuya dair bir açıklama yapması için Rektörlük Binası’na yürüdü.Basın açıklamasında Eskişehir’de 1 Mayıs çalışmalarını yürüten EHP üyelerine faşistlerce saldırı düzenlendiği, saldırganları görmezden gelmek isteyen sivil polisler gösterilen tepkiler sonucunda saldırganları gözaltına aldığından da bahsedildi. Okunan basın açıklamasının ardından temsilciler Rektör’le görüşmeye gitti. Genç-Sen temsilcisi Can Ersoy Rektörlük’ten kimseyle görüşemediklerini, içerideki yetkililerin görüşmemek için türlü gerekçeler ileri sürdüklerini açıkladı.

Hakan Öztürk

Ablaya Ekmek ve Gül Al Abi… Merhaba ben solcuyum.

Düzen partileri neler vaadediyor?

AKP’den “2023” vaatleri Bizim 3Y projemiz var: Yoksulluk, yolsuzluk, yasaklarla mücadele şeklinde. Yasaklarla mücadele konusunda yürüttüğümüz projeler ekonomimizin büyümesini sağlamıştır. Özgürlüklerden taviz vermeden, demokrasiden dışarı çıkmadan, terör ve suçla mücadele devam edecektir. Ekonomide disiplini tavzsiz şekilde sürdüreceğiz. her yıl 1 milyon işsizi eğitimden geçirip işe yerleştireceğiz. İşsizlik oranını 2023’e yüzde 5’e indirmeyi hedefliyoruz. Yoksulluk oranları yüzde 10’un altına inecek. artık canı sıkılmaya başladı. Halkın gerçek adayları ise onlara umut olmaya devam edecek.

Daima

Gençlik örgütleri, 15 Mayıs Pazartesi günü, saldırıyı gerçekleştiren faşistler ve Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü hakkında suç duyurusunda bulunucak.

meye çalışıyor. Halbuki halkın adayları tüm gücüyle çalışma larını sürdürüyor. Bu nedenle seçenek düzen partileri değil halkın kendi iktidarıdır. Oylarımız bağımsız adaylara. Emekçi Hareket Partisi Genel Sekreteri Gün Çağ Aydın

Ankara ve Eskişehir’de seçim çalışmaları başladı

Emekçi Hareket Partisi, Ankara ’da ESP ile ortak aday olan tutuklu devrimci Hasan Coşar’ı destekliyor. Mamak ve Çankaya’daki ilçe örgütleri seçim bürosu olarak kullanılacak. Seçim sürecinde diğer ilçelerde de adayın tanıtımı yapılacak. 28 Mayıs’ta Abdi İpekçi Parkı’nda Ali Asker ve Cevdet Bağca’nın konser vereceği bir miting yapılacaktır. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’nda bulunan partimiz Ankara’da yoğun olarak Altındağ ilçemizde faaliyet yapacaktır. Emekçi Hareket Partisi Eskişehir İl Örgütü 12 Haziran seçimlerinde bağımsız devrimci sosyalist aday Ahmet Uluçelebi’yi destekliyor. Ezilenlerin Sosya-

list Partisi ve Toplumsal Özgürlük Platformu ile ortak adayı destekleyecek olan Emekçi Hareket Partisi, seçim çalışmalarına 14 Mayıs Cumartesi günü Odunpazarı ilçesinde seçim bürosu açılışıyla başlıyor. Seçim sürecinde Eskişehir il merkepluzinde, Odunpazarı ilçesi Gültepe Mahallesi’nde ve Doğançayır ilçesinde çalışma yürütecek. Seçim çalışmaları kapsamında; bu bölgelerde bildiri ve gazete dağıtımı yapacak. Ayrıca ev ziyaretleri gerçekleştirecek olan Emekçi Hareket Partisi, burjuva partilerin çözüm olamayacağını, asıl alternatifin sosyalist adaylar olduğunu seçmenlere anlatacak.

Halk Cephesi’ne operasyon Okmeydanı’nda Halk Cephesi üyelerinden 34 kişi gözaltına alındı. Terörle mücadele şubesi ekiplerinin düzenlediği operasyonlarda polis, Okmeydanı Mahmut Şevket Paşa Mahallesi’nde önceden belirlenen adreslere eş zamanlı baskın düzenledi. Çevik kuvvet ekiplerinin de katıldığı operasyonda, cadde girişleri kapatıldı. Polisin kapıların açılması için yaptığı çağrılara içeriden marşlar ve sloganlarla karşılık verildi.. Polis bazı evlere, kapıları kırarak girdi. Gözaltına alınan kişiler arasında Grup Yorum üyelerinden 3’ünün de bulunduğu belirtildi. Baskın Okmeydanı Haklar ve Özgürlükler Derneği, Gençlik Dernekleri Federasyonu ile müzik grubu “Grup Yorum’un çalışmalarını yürüttüğü İdil

Kültür Merkezi’ne düzenlendi. Okmeydanı’na gelen avukat Taylan Tanay, operasyonun gece başlatılmasını eleştirerek, “Bu operasyon hukuksuz bir operasyondur. Grup Yorum’un 3 üyesinin gözaltına alınması bunu gösteriyor. Bu kişilerin DHKP-C ile ne ilgisi olabilir” dedi.

Merhaba tanıştığımıza memnun oldum, bence sol birleşmeli. Vay be… Bunu niye akıl edemedik. Tüh. İnsan ömrü uzamalı, ışınlanma yoluyla seyahat edilebilmeli ve bebekler ağlamamalı. Solun birleşmesini isteyen solcunun ilk demek istediği şey şudur: Bir şeyler yapmak isteyenler birleşsin hiç değilse. Benim bir şey yapmaya hiç niyetim yok. Birileri birleşir bir şey yaparsa, çok şükür ben hiçbir şey yapmadan devam eder giderim. Solun birleşmesini isteyen kardeşimiz, sol birleşse de ortalıkta gözükmeyecektir. Formül şu değilse ben neyim! Ben asla yapmam, siz birleşin yapın. Sebepsiz ve konusuz birlik nasihatini. İnsanlar durduk yere otobüsün içine doluşup bekler mi hiç? Beklemezler. Otobüs onları bir yere götürecekse otobüse binerler. Kimse birlik-beraberlik görüntüsü oluşsun diye otobüse doluşmaz. Her bir araya gelişin bir manalı nedeni vardır. İnsanlar manasız yere kişisel olarak bile birleşmezler. Aşık olduklarıyla yakınlaşmak ya da birleşmek isterler örneğin. Çocuklar eğitim görmek için bir sınıfta toplanırlar yine mesela. İş olsun torba dolsun diye değil. İnsanlar muhteşem bir iş yaptıklarını ve yapacaklarını gördükleri anda hep birlikte bunu yaparlar sadece. Bu birleşme değildir. Durduk yere birleşmek diye bir hedef olmaz. Duran cisimler hareket etmez, hareket edenler zaten hareket ediyordur durmaz. “Tesadüfen” birileri doğru bir şey yapar, diğerleri de Sezar’ın hakkı Sezar’a der. Ne kadar tavuğu birleştirirseniz birleştirin, büyük ve uçan bir kuş ortaya çıkaramazsınız. Uçan bir kuş birleşmelerden değil, başka bir genetik kombinasyondan doğar. Eğer korkunç bir kışla karşı karşıyaysa ayı. Ya donan gölde buzu kırıp balık avlayacaktır, ya kış uykusuna yatacaktır ya da o soğuk bölgeden sıcak bölgeye doğru göç edecektir. Korkunç bir kışla karşılaşan ayılar hiçbir zaman birleşmez. Kışa karşı birleşirlerse sadece hep birlikte donarak ölürler. Ya balık avlayanın iyi bir şey yaptığını idrak edip hep birlikte buzu kırıp balık avlarlar ve böylelikle birleşirler. Kış uykusuna yatarak veyahut göç ederek de bunu başarabilirler. Burada onların şeklini çizen şey balık yemek, enerjisini saklamak ve sıcak yerlere ulaşabilmektir. Bunu yapmayan bütün ayılar ne kadar büyük bir ayı topluluğu olarak birleşirlerse birleşsinler yok olurlar. Avlanan, uyuyan ve göç eden ayılar yeni türü oluşturur ve bu fiilleri gerçekleştirirken bir yan ürün olarak birleşirler. Kanuni Sultan Süleyman’ı dizilerde canlandıran haşmetli oyuncu Halit Ergenç, sosyete mekanlarının birinden birine doğru arzı endam ederken “abi ablaya gül al” diyerek çiçek satmaya çalışan çocuklara, “kendinizi eğitiminize adayın” diye doğru yolu göstermiş. Çiçekçi çocuklar kendini eğitimine adamalı. Sol da birleşmeli. Hatta solcuların hepsi bir araya toplanıp şehirden uzaklaştırılmalı. Birleşsinler solculuktan heveslerini alıp rahatlasınlar. Solculuk zaten maket uçak yapmak gibi bir şeydir. Biz birleşip maket uçak yaparız. Bizim dışımızda hiç kimsenin bir şey yapması gerekmez. Oldu olacak biz devrimi de aile arasında birleşip, kendi kendimize yapalım. Kimse bulaşmasın, karışmasın. Değmesin yağlı boya. Emek veren yok, nasihat veren çok. Verilen nasihatlerin tersine Ekim Devrimi ve Kürt halkının rönesansı büyük ayrışmaların ürünüdür. Abiler, ablalara ekmek ve gül alır mısınız?


4

13 Mayıs 2011

Kadın katiline ağırlaştırılmış müebbet

Ayşe Paşalı’yı 11 kez bıçaklayarak katleden eski eşi İstikbal Yetkin ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırıldı. Bu dava kadın cinayetleri için emsal teşkil edecek. 12 Mayıs’ta Ankara’da 5. duruşması görülen Ayşe Paşalı davasında karar açıklandı. Hakim daha önceki duruşmalarda akli dengesi yerinde değil raporu almaya çalışan, pişmanlık yasasından faydalanmaya uğraşan katile indirim vermedi. İstikbal Yetkin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.

Kadınlar yine adliye önündeydi Emekçi Hareket Partili Kadınlar’ın da bileşeni olduğu Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu başından beri takip ettiği davanın son duruşması için de adliye önündeydi. Sloganları ile kadınlara adalet isterken platform temsilcileri de mahkemeye girip duruşmayı izledi. Platform temsilcilerinin aktarımına göre katil “eşini sevdiğini” söyleyerek yine indirimden faydalanmaya çalıştı. Dışarıda eylemlerini sürdüren kadınlar ise çevreden büyük destek aldı. Birçok kadın, eyleme katılarak kendi yaşadıklarını anlatıp devletin erkek egemenliğinden yana tavrını teşhir etti.

Bizi hala tehdit ediyor Katil İstikbal Yetgin duruşmada indirimden faydalanmak için yine pişman olduğunu ve eşini sevdiğini söyledi. Bunun üzerine Ayşe Paşalı’nın kızı Burcu Paşalı “Bizi hala tehdit ediyor, nasıl pişmanmış?” diye bağırdı, diğer kızı ise fenalık geçirdi. Duruşma çıkışında Burcu Paşalı’nın yüzündeki ifade annesinin katilinin hak ettiği cezayı almasıdan duyduğu memnuniyeti belli ediyordu. “Zafer bizim” diyen Paşalı bu kararın, bundan sonraki davalara da örnek olacağını belirtti. Mahkeme boyunca içeride davayı izleyen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu temsilcileri ayrıca mahkemenin bu kararı oy birliği ile değil, oy çokluğu ile aldığını, bir üye hakimin katile “iyi halden” ceza indirimi verilmesi yönünde oy kullandığını acak bunun heyet tarafından kabul edilmediğini belirttiler. Kararın açıklanması salonda alkışlarla karşılandı. Örnek olacak karar Kadınların kararlı mücadelesi sayesinde kamuoyunda da büyük tepki toplayan cinayetin karar duruşmasını başta kadınlar olmak

üzere herkes büyük bir merakla bekliyordu. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun, kadın katillerine ağır cezalar verilmesi için meclis kapılarından sokaklara uzanan mücadelesinde büyük bir kazanım olan Ayşe Paşalı davasından çıkan karar, bundan

sonraki kadın katillerinin cezalandırılmasında da etkili olacak. Ayşe Paşalı’nın katilinin cezasına indirim uygulanmasının önüne geçen kadınlar mücadelelerini büyüterek kadınların öldürülmediği bir dünyanın kapılarını açacaklar.

Pınar Atalar

Öznur’un davasında 2. duruşma “Aile 2023 Vizyonu” çözüm mü?

Eskişehir’de katledilen 11 yaşındaki Öznur Uluişden’in davasının 2. duruşması 14 Mayıs 2011 günü görülecek.

14 Eylül 2010 günü öldürülen Öznur’un davası adli tıp raporunun beklenmesi sebebi öne sürülerek ancak 7 ay sonra görülmeye başlandı. 25 Mart’ta ilk duruşması görülen davanın 2. duruşması 14 Mayıs 2011 günü görülecek. EHP’li Kadınlar’ın da bileşeni olduğu Eskişehir Demokratik Kadın Platformu, Öznur’un öldürüldüğü günden bu yana sürdürdüğü mücadelesine 14 Mayıs günü de devam ediyor. Bütün kadınları kadın cinayetlerine dur demek için mücadelelerini büyütmeye, adliye önünde Öznur için adalet istemeye çağırıyor.

Her gün ortalama beş kadının yakın çevresindeki erkekler tarafından katledildiği bir dönemde Kavaf’ın hazırladığı ‘Aile 2023 Vizyonu’, acaba kadın cinayetlerini de erteleyebilecek mi? Kadından sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf tarafından hazırlanan ‘Aile 2023 Vizyonu’,bizlere kadınların öldürülmelerinin , şiddete uğramalarının, tecavüze, tacize maruz bırakılmalarının devlet tarafından 2023 yılına kadar

ertelenebilir olduğunu gösteriyor. Devlet anayasada da belirtildiği üzere sadece anne olan kadınları koruyacağını belirtiyor ve “Aile 2023 Vizyonu” aslında sadece anne olan kadınları korumaya çalışmakla idare ediyor. Ayşe Paşalı, Arzu Yıldırım gibi kadınlar ise bile bile ölüme terk ediliyor. ‘Eski eş ‘kapsamına girdiği için kadınlar korunmayabiliyor. Ankara Kübra Usta

2010 yılını geride bırakırken kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve kadın cinayetlerine dair istatistikî veriler de 2011 yılının Mart ayında açıklandı. İnsan Hakları Derneği Kadın Hakları İhlal Raporu’na göre 2010 yılında 228 kadın öldürülürken 281 kadın tecavüze, 182 kadın tacize uğradı. Kadınlar gün geçtikçe katledilmeye devam ederken açıklanan İnsan Hakları Derneği raporu

verileri gösteriyor ki kadın katilleri her yaş, meslek ve statüden oluşabiliyor. Son 7 yılda % 1400 artan kadın cinayetleri bu kadar can yakarken bütün kadınlar günlük hayatlarında fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik veya duygusal şiddete uğruyorlar. Üstelik öldürülen ya da şiddet gören kadınlardan % 64’ünün çevresi kadının tehdit altında olduğunu biliyor ve bu tehditle ilgili devlete başvursa da devlet sorunu çözüme ulaştırmıyor.

Kadın hakları ihlal raporu açıklandı

İnatla kazanıyoruz

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ile aylardır Ayşe Paşalı davasının görüldüğü Ankara Adliyesi önünde “Kadın Katillerine İndirim Değil Ağır Ceza” diyerek davayı takip ediyoruz. Ve sonunda başka kadın cinayeti davalarında da emsal teşkil edecek bir kazanım elde etmiş olduk. Ayşe Paşalı’nın katili 5. Celsenin sonunda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırıldı. Bütün engellere rağmen inatla kazanıyoruz. Hazırlamış olduğumuz yasa tasarısı meclis için Eylül ayına ertelenmiş olsa da, AKP “Aile 2023 Vizyonu” projesi ile kadın cinayetlerine çözümü 12 yıl sonraya ertelese de mücadelemiz kazanıyor. Çünkü biz toplumun vicdanını örgütlüyoruz. Toplumun vicdanındaki sahiplenmeyi engellemeye hiçbir devlet kurumunun ya da kadın katilinin gücü yetmez. Bugün örgütlü kadınlar, öldürülen kızkardeşlerimize sahip çıkıyor. Bu toplumun kadın katillerine ağır ceza haykırışının; kadın kayıplarımızın yakınları ve örgütün birliğinin karşısında erkekleri koruyan o yasalar eriyip gidiyor. Ayşe Paşalı’nın, öldürülmeden önce yaptığı bütün başvuruları reddeden, katilini gözaltına dahi almayan devlet kurumu artık katiline ceza indirimi uygulayamaz hale geliyor. İlkel araçlardan dahi ağır işleyen adalet sistemi, Ayşe Paşalı davasında mekanizmayı hızlandırıp yaklaşık 5 ayda kararı kesinleştirmek mecburiyetinde kalıyor. Artık kadın cinayetleri değil, Ayşe Paşalı’nın katili İstikbal Yetkin’e verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası örnek olacak. Bu dava siyasi bir davadır; kazanan tüm toplumdur. Ayşe Paşalı davasında kazandık ve bu umutla tüm kadın cinayetlerinde katillerin ağır ceza almasını sağlayacağız. EHP’li Kadınlar Sorumlusu Berna Görgülü

YGS’den öğrencilere gelecek: Bıçak sırtı Ankara 7. İdare Mahkemesi, şifre iddialarıyla gündeme gelen YGS’nin iptali için açılan yürütmeyi durdurma davasının reddedilmesine karar verdi. YGS’deki şifre iddiaları üzerine sınavın iptali istemiyle Konyalı bir öğrenci adına Ankara 7. İdare Mahkemesi’nde dava açan avukat Ahmet Gürol Şağban, sınavın iptali ve yürütmesinin durdurulmasını istemişti. Davayla ilgili ilk incelemesini yapan Ankara 7. İdare Mahkemesi, yürütmenin durdurulması istemini reddetti.

Liseliler skandalı pro testo etti Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nda (YGS) ortaya çıkan “şifre skandalı”nın ardından ilk olarak durumu inkar eden ÖSYM şifrenin tamamen açıklanmasının ardından YGS’de şifrenin olduğunu itiraf etmişti. Bu süre zarfı içerisinde ÖSYM başkanı şifre konusuna dair çelişkili bir şekilde sorulara cevap üretmeye çalışmıştı. YGS’deki şifre skandalı ile birlikte geleceği birkaç saatte gerçekleşen sınava bağlanan liseliler eğitim hakları için sokaklara çıktı. Hem sokakta hem liselerde bu durum ör-

gütlü bir tepkiyi ortaya koydu. Hukuki olarak da mücadelesi ve takibi yapılan şifre konusuyla birlikte birçok usulsuzlüğün, hak gaspının, eşitsizliğin olduğu ortaya çıktı.

ÖSYM başkanlığına görevlendirilen Prof. Dr. Ali demir İTÜ Makine Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Doktorasını da İngiltere’deki Loughborough Teknoloji Üniversitesi’nde yaptı. ÖSYM Başkanı Ali Demir, 21 yıl önce Teknik ve Tekstil dergisinde Doç. Dr. Ali Demir imzalı yayınlanan 9 bölümlük yazı dizisinin başka bir akademisyene ait olduğunun ortaya çıkmasıyla anılmıştı. ÖSYM Başkanlığı’na görevlendirilen Ali Demir son dönemde YGS’deki şifre skandalı ile ilgili yaptığı açıklamaları ve tutumu ile gündemde.

Cevapsız kağıda 420 puan.. Puanların yanlış hesaplandığı da birçok örnekle ortaya çıktı. Bir öğrenci cevap kağıdında hiçbir soruyu işaretlememesine rağmen puan kartında 6 puan türünde de iyi puan almış gözüküyor. Başka bir öğrenciye iki farklı sonuç geliyor. Cevap kağıdı boş olan bir adayın 420puan almasının ardından şu sorular akla geliyor: bu puan neye göre hesaplandı? Bu şekilde puanı hesaplanan kaç öğrenci var? ÖSYM itirafını geri çekti Sınavın iptali için açılan davaya ÖSYM’nin hazırladığı savunmada şifreyi kabul etmiyor. Sistemin yanlış çalıştığı söyleniyor fakat o sistemi kimlerin kullandığı söylenmiyor. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Ölçme ve

Ali Demir kimdir?

Yüksek Öğretim Kongresi toplanıyor Değerlendirme Bölümü’nün hazırladığı rapora göre de 1 milyon 700 bin ayrı kitapçık için sınav ilkelerinin gerçekleştirilmesi mümkün değil. Şifreye takipsizlik kararı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, “YGS’deki şifre” iddialarına ilişkin soruşturmayla ilgili takipsizlik kararı verirken ÖSYM Başkanı Ali Demir ve kurumun YGS koordinatörü hakkında da soruşturma

izni istedi. YÖK izin verirse Ali Demir ve YGS Koordinatörü “görevi kötüye kullanmak”tan sorgulanacak.

Fida n Ataselim

Uluslararası Yükseköğretim Kongresi: Yeni Yönelişler ve Sorunlar Kongresi 2729 Mayıs 2011 tarihleri arasında İstanbul Swissôtel’de yapılacaktır. Üniversitelerin nasıl daha fazla sermayedarların himayesine alınabileceğinin konuşulacağı kongre sonucunda hedeflenen Türk yükseköğretimi ile ilgili uygulanabilir yaklaşımların ortaya konulmasıdır.


5

13 Mayıs 2011

Kırk yıl da geçse hesabı sorulacak

Mikail Kırbayır kimdir?

Kayıplar haftasına yaklaştığımız bu günlerde, 12 Eylül darbesinin hemen ardından gözaltına alındıktan birkaç gün sonra kendisinden haber alınamayan Cemil Kırbayır’ın akibetini ağabeyi Mikail Kırbayır’dan dinledik.

Cemil yoldaşımızın akıbetinin açıklanacağı gündemde. Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’nda oturmaya devam ediyor. Siz bu kayıpla mücadelesine nasıl başladınız? Hangi aşamada katıldınız? Biliyorsunuz, 12 Eylül 1980’de, 5 tane general ülke yönetimine el koydu. Bu ülke yönetimine niye el koymuştu? Buna “el koydu” demiyorum ben; el koymaya hazırlanmıştı, 11 Eylül 1980’e kadar. Ondan önce “sağ-sol” adı altında Maraş Olayları, Sivas Olayları, Çorum Olayları ülke genelinde kaosa dönüşmüştü. Bunu kim yapıyordu veya kimler yaptırıyordu? Bunlar belliydi ki 12 Eylül gibi bir darbenin hazırlığına girişmişlerdi. 11 Eylül’e kadar öyle bir duruma getirdiler ki yurttaşa, vatandaşa “Yok mu bu ülkenin sahibi?” dedirtecek derecede canından bezdirmişti. İşte bu 11 Eylül’ü 12 Eylül’e bağlayan gece ülke yönetimine el konulması sonucu tereyağını bıçakla keser gibi bütün olaylar durdu. Şimdi sormazlar mı, Sen 11 Eylül’de neredeydin? Yurt dışına mı iltica ettin yoksa uydudan mı geldi bu güçler de olaylar böyle bir gecede tak diye durdu. Aklın yolu birdir. Durum anlaşılıyor ki bu 12 Eylül planlıdır. Halk getirmemiştir veya sol hareketler getirmemiştir. Bunlar bunu pohpohlamıştır. Ülkededeki demokrasi gelişmesini engellemek adına, ileri demokrasi geçişini durdurmak adına bunlar el koymuştur. El koyunca ne yaptılar? Belli ki hazırlıklı gelmişlerdi. Türkiye’de, beyninden korktukları herkesin listesini yaptılar. Halkın sorunlarıyla bire bir ilgilenenleri, üniversiteli gençleri, işçi liderlerini, sendika liderlerini önceden tesbit etmişlerdi. 12 Eylül olur olmaz bunların tamamını aldılar. Bunlardan birisi de Cemil Kırbayır’dır.

Neden Cemil Kırbayır? Cemil Kırbayır kimdir? Sosyalist düşünceye sahip, okuyan, okuduğunu sorgulayan, sorguladığını irdeleyen ,peşine düşen, takipçisi olan, yöre halkının sorunlarıyla birebir ilgilenen, yöre halkının geçim kaynağı, sosyolojik durumu, sosyal davranışları, yaşam biçiminde olan bütün olumsuzluklara o dönemin gençliğiyle birlikte el atan biridir. Örnek verecek olursak: Sosyal yaşantılarda ne vardır? Başlık parası vardır. Başlık parasını ortadan kalkmasını savunmuş, kadına hep susmasını öğütleyen gelenekten gelen, töreden gelen olumsuzluklar vardır. Erkeğin egemen olduğu meselelerle ilgili kadın hakları meselesine el atmıştır. Ekonomik anlamda halkı sömüren yaklaşımlara el atmıştır. Kooperatifler kurmaya gitmiştir.

Kaç yaşındaydı Cemil Kırbayır bütün bunları yaparken? Bu olaylara el attığında 20 yaşlarındaydı. Örgütlü idi. Dernek kurmuş. Sosyalist düşünceye sahiptir. Devrimcidir. Gençleri yetiştiren, geleneği anlatan ve uygulamaya geçiren biri; tek başına yapmıyordu tabii. Yürüyen, mücadele eden arkadaşlaıyla tüm bunları gerçekleştiriyordu. Kan davalarına dur demiştir. Toprak kavgası yapanları barıştırmıştır. Orman bölgesidir. Ormandaki kaçakçılığa karşı olmuştur. Devletin yağmalamasını, olur olmaz yok etmesine, çöl bırakmasına da karşı çıkmıştır; bu, “halkın ormanı” demiştir. Bütün bunları yaptığı için Cemil Kırbayır yöre halkı tarafından efsaneleşti. 24 yaşına kadar güvenilir bir insan olmuştur . Devlet de tabii boş durmuyor. Bu

genci, bu insanı adım adım takip ediyor. 12 Eylül olunca ilk işi de onu almak oldu.

Cemil Kırbayır , gözaltında kaybedilen ilk insandı değil mi? Evet. 12 Eylül günü. 7 Ekim’e kadar gördüm. 7 Ekim günü sorgulama esnasında yok ettiler. Bunun neyin habercisidir? Planlanmıştır. Niye başkaları değil de Cemil Kırbayır? Çünkü onun bedeninden ziyade beyninden korkmuşlardır. Bu beynin ortadan kalkması gerekirdi. Onu kaldırdılar. Niye ? Planlı programlı hazırlanan darbe kültürü, darbenin politikası bunu gerekti-

enemim sıkıyönetim komutanlığına müracatta bulunuyor, çocuğunun akıbeti nedir diye. Bize gelen yanıt neydi? “Firar etmiştir, aranmaktadır. Ve bulunduğu an bildirilecektir ve tevkif edilecektir.”. Bu yıllar yılı kovaladı böyle. Benim o dönem devlet memuru olma sıfatıyla tabii fazla ileri gidemedim. Emekli olduktan sonra geldim. 94’lerde 95’lerde Cumartesi Anneleri’nin ben televizyonlarda gördüm. Hop oturup hop kalkardım; o kadınların itilmelerini kakılmalarını, saçlarının yolunmalarını gördükçe İstanbul İHD’ye 2000’de müracatta bulunduk. 2004’te bir fiil katıldık.

Alt komisyonun titiz çalışmaları sonucu şunu ortaya çıkardılar: Cemil Kırbayır devletin elinde öldürülmüştür.

Niye başkaları değil de Cemil Kırbayır? Sosyalist düşünceye sahip, okuyan, okuduğunu sorgulayan, sorguladığını irdeleyen biridir riyordu; onu gerçekleştirdiler. Bu bizim bölgede olan.

Peki gözaltına alındıktan sonra size etkisi, yansıması nasıl oldu? Eve geldiler mi? Neler yaşattılar size? O askeri gözetim evindedir. Gözaltındadır. Bizim evlerimiz geceleri sürekli taranıyor. Bir şeyler aranıoyor. Asıl aileye baskı onu katlettikten sonra başladı. Bir senaryo hazırlamışlardı. Adına “firar” dediler. Zaten 8 Ekim’de Cemil’i katlettiler. 14 Ekim’de beni bölgeden uzaklaştırdırlar. Zorunlu ikamete tabi tutuldum Karaman’a. 6 günlük bir süreç . Sonra aileye her gün baskın: Cemil Kırbayır nerdedir? Evi arayıp tardıktan sonra kardeşlerime girişirlermiş. Anama babama. Taciz had safhada. Amaç aileye buna inandırmak; firar dedirtmek. Tabii yıllar sonra kamuoyundan da sık sık dile getirdiğim, basına yansıyan, 7 Ekim’de gitmiştim ben Cemil’i görmeye, para vermiştim, not yazmıştım, elbiselerini verdim. Yanındaki 3 arkadaşının dışarı çıkmasını bekledik. Onlar çıktıktan sonra : “Onun kaçma olanağı yoktur. Çırılçıplaktır. Gözlerimiz bağlıydı. Ellerimiz arkadan bağlıydı. 10 cm suyun içindeydik. Ekeltirik veriliyordu. Cemil’e o arada aşırı dercede elektrik haricinde şiddet uyguladılar. Bunun sonucunda onlara karşı koyması, hakaret etmesi ve anında sesinin kesilmesi . Zaten onlara işkence yapmıyorlar. Eklektrik sadece veriliyor.

Devlet, kurumları çeviriyor değil mi? Tabii tabii. Onların kolayına ne geliyorsa. Neresi elverişli ise. Ben devlet memuruydum, Karaman’daydım. Baba, sabah müracat ediyor, suç duyurusunda bulunuyor. O dönemde Kenan Evren’e dilekçe veriyor. 83’ten sonra parlamento sisteme dönüştüğünde, baba yine Başbakan’a oraya buıraya gidiyor. O dö-

nuz. Yasama yetkisi sizde , lütfen yapın! Bizim için mazaret değildir; biz bunu mazeret olarak etmiyoruz. Siz parlamanetosunuz, bu ülke insanlarının politka arenasında iradesinin yansımasısınız. Derhal mevcut yasalrınızı çıkarın. Taleplerimiz bunlardır. Eğer bunları çıkarmazsanız siz de 12 eylül gibi düşünüyorsunuz, darbeciler gibi düşünüyorsunuz, darbeciler gibi hareket etme hakkına sahip değilsiniz çünkü bizi bize yansıtamıyorsunuz. Bizden gelen birlerisiniz. Biz halk olarak talebimiz budur. Kayıp yakınları olarak talebimiz budur. Kayıp yakınları en kısa zamanda

Halkın sorunlarıyla bire bir ilgilenenleri, üniversiteli gençleri, işçi liderlerini 12 Eylül olur olmaz aldılar. Bunlardan birisi de Cemil Kırbayır’dır. Siz hiç peşini bırakmadınız ama! Hayır bırakmıyoruz. 2000’de ben Edirne’deydim o zaman. Benim kızkardeşlerim, eniştem falan onlar cumartesi annlerine katılmaya başladılar. Ben de 2006’da emekli olduktan sonra o gün bugündür burdayım. Tabii geldik 2006’ya bizim söylemlerde değişiklikler oldu. Tabii baktık bir arpa boyu yol giden yok. Dinleyen de yok. Bir şey olmalı, bir şey. Çeşitli etkinlikler yaptık. 10-12 yıldır ısrarlı bir mücadele. Ne yapalım diye düşündük. Ne yapsak iktidardakiler, devlet bir türlü sesimiz duymuyor. En son karar aldık: Ankara’ya parlementoya yürüyeceğiz. Mecliste grubu bulunan, MHP hariç, siyasi partilerle görüştük. Hazırlanmıştık.

Neden MHP hariç? Çünkü bize göre onu öldüren de MHP’ydi. Faşist bir zihniyettir. Ama MHP’liler de o dönemde nasiplerini almışlardır. Ama o dönemde o zihniyet, bu ırkçı, milliyetçi zihniyet Cemil ve Cemil gibileri öldürmüştür. Çünkü sosyalist düşüncelere sahiptir. Öldüren ise emniyetten Mit’inden insanlardır. Orada vekillerle görüştük. Dosyalarımızı verdik. Özellikle üzerinde durduğum mevcut düzenlemeler, mevcut 12 Eylül Anayasası bazı yerlerde elimizi kolumuzu bağlıyor. Ne istemiştik orda. Bir araştırma komisyonu kurun, tüm hakikatlerle yüzleşin. Taleplerimiz böyleydi. Bu gerçekleri ortaya çıkarın. Orada Ayşegül Bahçekapılı demişti ki iç tüzük vardır. Ona dediğimiz şuydu: Biz buraya valilikten, emniyetten, iç işleri bakanlığından, adalet bakanlığından geliyoruz. Önümüzde mevcut 12 Eylül’ün Anayasası ve onun dayanağı olan yasaların engel olduğunu söylüyorlar. O zaman siz de parlamentosu-

Başbakana götürecektir.bu konu tartışılacaktır. Sonradan malum biliyorsunuz Başbakan’ın, bütün bu uğraşların sonucu Dolmabahçede Cts annelerini akbul etmesi . İşte sonucu Berfo anada yaşının el vermesi sonucu Cemil krıbayır dosyası ele alındı. Şu an targılama, sorgulama devam ettiğinden bir şey söyleyemiyorum süreç devame diyor. En kısa zamanda yanıt bekliyoruz.

Peki Başbakan’ın ilk başta “Ben onları tanımıyorum, yönlendiriliyor bunlar “ dedikten sonra çözücü olabileceklerini düşünüyor musunuz? Sonuçta haftalardır mücadele eden bir toplam var. Bir basınç gelişti üzerilerinde. Artık görmezden gelemiyorlar. Evet, söylenecek çok şey var ama şu an bir soruşturma ve yargılama sürüyor. Bir şey diyemiyorum şimdilik. Ama umutluyum. Niye umutluyum? Ben bunu her yerde söyledim. Bin yıllık devlet geleneği olan, devlet kültürü olan bu konuya TC Başbakanı bu işe el koymuşsa, bu el koyma idari, adli ve inzibatı mercilerde bulunan görevlilere emir niteliğindedir. İllaki bu çözülecektir. Çözülmezse, aksi kötü olur. Tabii bu süreç devam ederken alt komisyon oluşturuldu: Cemil Kırbayır ve Tolga Ceylan Baykal’la ilgili iki dosya üzerinde özellikle duruldu. Bizim 31 yıldır, devletin görevlileri Cemil Kırbayır’ı aldı, yaşamına son verildi, ısrarımıza karşın devletin yetkili mercileri bize ne demişti: sorgulama esnasında firar etti. Oysaki bu alt komisyonun titiz çalışmaları sonucu şunu ortaya çıkardılar: Cemil Krıbayır devletin elinde öldürülmüştür. Bunu itiraf etti. Bu anlamda Cemil Kırbayı’rın devlet tarafından öldürüldüğü kesinleşmiştir. Katilleri de ortadadır. Şimdi nerede gömülü olduğunu

Mikail Kırbayır, 12 Eylül faşist darbesiyle gözaltında kaybedilerek işkenceyle katledilen binlerce devrimciden ilki olan Cemil Kırbayır’ın ağabeyidir. Üzerinden 31 yıl geçen ve kardeşinin akıbetini aramaya devam 61 yaşındakli ağabey Kırbayır, o zamanlar devlet memuruydu. Ve kardeşini aradığı için Kars’ın Göle İlçesi’nden, Karaman’a 5 yıl süreyle zorunlu ikamet ettirildi. 2004’ten beri her cumartesi, Cumartesi Anneleri oturma eyleminde en önce oldu. Kardeşinin ve diğer tüm kayıpların akıbetini öğrenene dek mücadele etmeye devam edecek.

Melike Çınar araştırıyorlar. Umarım en kısa zmaanda bize nerede olabileceğini söylerler. Bununla ilgili tanıklar yok mu, nerede gömülü olabileceğini söyleyecek? Yorum yok.

Cumartesi Anneleri 319. Haftasını doldurdu. Yıllardır, haftalardır evlatlarını arayan Cumartesi Anneleri için Cemil Kırbayır dosyası bir emsal teşkil edecek artık. Diğerlerinin de peşi sıra gelme ihtimali var, değil mi? Cemil Kırbayır olayı sadece Cemil Kırbayır olayı değildir. Cemil Kırbayır gözaltında, faili meçhul demiyorum, gözaltında kaybedilenlerden birisi ve ilkidir. Bu demek değildir ki Cemil Kırbayır’ın dosyası görüldü de ben geri çekileceğim. Kim varsa, Kars’tan Edirne’ye kadar, Kars’tan Cemil Kırbayır; Meriç’te Talat Türkoğlu bulununcaya kadar, bu coğrafyada kimler yok edilmişse, onların sonunu buluncaya kadar bu mücadele devam edecektir. Bu mücadele yapılacaktır. Bunlar sadece bizim elimizde değil. Evet “Ateş düştüğü yeri yakar” klasiğinden vazgeçmesi lazım Türkiye toplumunun. “Bana değmeyen yılan bin yaşasın” bunlardan bir kere alıkoyması lazım. Niye biz bunu yapıyoruz? Cemil Kırbayır ve Cemil Kırbayırlar eli bağlı, gözü bağlı, çırılçıplak birileri tarafından savunmasızca öldürülmüştür, katledilmiştir. Ve bu, bunların yanına kar kalmamalıdır, bu birincisi. İkincisi bu darbeciler, bu oldu bittiye getirmeye çalışanlar, bu, devletin bütçesinden palazlanarlar, devletin nam ve hesabına hareket edenler, halkın vergileriyle geçinenler şunu iyi bilsinler ki yaptıkları iş ve işlemlerde on yıl da geçse, yirmi yıl da geçse, otuz yıl da geçse, kırk yıl da geçse; bir gün bununh hesabı mutlaka sorulacaktır. Sorulmalıdır. Bu bağlamda mücadele devam edecektir. Sizin aracılığınızla halka şöyle sesleniyorum: olmuşlar, gözaltında kaybolmuşlar, eğer sessiz kalınırsa olacakların tetikçisi olur. Eğer tepki gösterilirse olmuşlar olmaycaktır. Bundan sonra olamayacaktır. Buna teşebbüs eden, niyeti olanlar akıllarını başlarına toplayacaklardır. Öyle keyfi bir şekilde devletin hükümranlık gücünün veya kendi hazırladığı anayasaya geçici maddelerin arkasına sığınarak korkmayacaklardır. Ama biz konuşuyoruz. Biz niye konuşuyoruz? Çünkü bizm kimseye verecek hesabımız yoktur. Ve biz diyoruz ki kişi öyle olur ki yaşamında hesabını veremeyeceği hal ve davranuş içerisinde bulunmasın. Kenan Evren ve Kenan Evrenci ekibi kendi hesaplarını veremeyeceklerini anladıkları için kendi hazırladıkları dayatmacı anayasanın 15. Maddesinin arkasına sığındılar ve hesap vermekten kaçındılar. Yıllarca hesap vermediler fakat şimdi o yol açıldı gibi değil mi? O yolu halk açacaktır, zorlayacaktır. Bu anlamda kamuoyu Cumartesi Anneleri’ne omuz verirlerse, kayıp yakınlarında omuz verirlerse kendileri bundan sonra kaybetmeyeceklerdir; bu tip durumlarla karşılaşmayacaktır. Benim diyeceğim budur.


6

13 Mayıs 2011

İbrahim Keskin Davası 1 Haziran’da Son dönemde AKP Hükümetinin devrimcilere, sosyalistlere ve Kürt siyasetçilerine yönelik saldırı ve tutuklamalarının ardı arkası kesilmiyor. Direnen TEKEL işçileriyle mücadele verdiği için tutuklanan EHP üyesi İbrahim Keskin’in duruşması ise 1 Haziran’da görülecek.

AKP Hükümeti işsizliğe, yoksulluğa, açlığa ve adaletsizliğe karşı mücadele edenlere yönelik saldırılarını artırıyor.

AKP Hükümeti referandum sürecinde dilinden düşürmediği ileri demokrasi söylemleriyle halkın gözünü boyamaya çalışmakla uğraşırken bir yandan da işsizliğe, yoksulluğa, açlığa ve adaletsizliğe karşı mücadele edenlere yönelik saldırıların dozunu gün geçtikçe artırıyor. Devrimcilere operasyon dizisi SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan ve TÖP sözcüsü Oğuzhan Kayserilioğlu’nun da aralarında bulunduğu birçok SDP’li ve TÖP’lü yoldaşımız uydurma gerekçelerle hala tutuklular. BDP’li belediye başkanları, Kürt siyasetçiler hala tutuklular. Daha birkaç gün önce Halk Cephesi’ne yapılan operasyonda içlerinde Grup Yorum üyelerinin de bulunduğu 46 devrimci gözaltına alındı. Samsun’daki BAT Sigara Fabrikası’ndaki direnişte polisin saldırısı sonucu gözaltına alınan parti üyemiz İbarahim Keskin hedef gözetilerek yapılan suçlamalarla tutuklu bulunuyor.

Kitabı daha basılmadan toplatılan Ahmet Şık üstüne bir de tutuklanarak cezaevine gönderildi. Siyasi tutuklulara insanlıkdışı uygulamalar Cezaevlerinde devrimcilere yönelik uygulamalarda da ciddi bir hukuksuzluk yaşanıyor. Özellikle F tipi cezaevlerindeki uygulamalar insanlık suçu niteliğinde. Bu cezaevlerindeki siyasi tutuklular tecrite maruz bırakıldıkları yetmezmiş gibi bir de cezaevi yönetimlerinin keyfi uygulamalarıyla sınırlı düzeydeki yakınlarıyla görüşme, basın ve yayın organlarını takip etme gibi haklarından da faydalanamıyorlar. Ya da birçok tutuklu ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya olmasına rağmen tedavi hakları engellenerek cezaevlerinin olumsuz koşullarında tutulmaya devam ediliyor. 1 Haziran’da adalet istiyoruz Emekçi Hareket Partisi üyesi İbrahim Keskin de Samsun BAT Sigara Fabri-

kası’ndaki işçilerin işten atılmalara karşı gerçekleştirdikleri direnişe polisin saldırısı sonucu diğer 126 kişiyle birlikte gözaltına alınmış ve tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Hazırlanan iddianamede

İbrahim Keskin bir polisin parmaklarının kırılmasından sorumlu tutuluyor ve “kasten adam yaralama” suçlamasıyla 1 Haziran 2011 tarihinde mahkemeye çıkarılacak. 127 kişi içerisinden herhangi bir kanıt

olmadan, sadece polis ifadelerine dayanarak tutuklanan İbrahim Keskin’in davası da AKP’nin ileri demokrasi söylemlerinin içinin boşluğunu bir kez daha ortaya koyuyor durumda.

Kürt Sorunu’na çözüm aranıyor mu?

AKP Hükümeti Kürt meselesinin çözümüne yönelik açılımları, KCK Davalarında yüzlerce Kürt’ü ceza evlerine doldurup, Kürt halkının siyasi temsilcilerinin meclise girmesini engelleyerek yapıyor. Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda adımlar attığını belirten AKP hükümeti, Kürt Hareketine yaptığı baskı ve tutuklamalara devam ediyor. KCK Davalarında yüzlerce BDP’linin tutuklanması Demokratik çözüm çadırlarına müdahale edilmesi ve son olarak ta BDP adaylarının veto edilmesi gibi yöntemlerle Kürt halkına saldırmaya devam ediyor. Çözüme yönelik adımlar atacağını söyleyen sistemin diğer partileri ise Kürt halkına uygulanan saldırılar karşısında sessiz kalmayı tercih ediyor.

KCK Davaları’nda yüzlerce kişi tutuklandı KCK adı altında düzenlenen eşzamanlı operasyonlarda yüzlerce kişi gözaltına alınmış ve gözaltına alınanların büyük bir kısmı tutuklanmıştır. Gözaltına alınan ve tutuklananlar arasında BDP yöneticileri ve Belediye başkanları da bulunmaktadır. Her fırsatta İleri Demokrasi’den bahseden AKP Hükümetinin ileri Demokrasi yalanı da, KCK Davalarıyla gözaltına alınan

ve tutuklanan Kürt halkıyla, Cumartesi Annelerinin taleplerinin hala karşılıksız kalıyor olmasıyla ve siyasi tutukluların günbegün artmasıyla ortaya çıkıyor. Demokratik çözüm çadırlarına saldırı BDP’nin, ana dilde eğitim, operasyonların durması, siyasi tutukluların serbest bırakılması ve seçim barajının kalkması için başlattığı sivil itaatsizlik eylemlerine de Hükümetin saldırısı gecikmedi. Birçok ilde sivil itaatsizlik eylemlerine polis ve ülkücü gruplar tarafından saldırılar düzenlendi aralarında milletvekillerinin de olduğu onlarca kişi darp edilerek gözaltına alındı. İllerde kurulan Demokratik Çözüm Çadırlarına Polis Saldırdı ve sivil itaatsizlik eylemine katılan yüzlerce insanı orantısız güç kullanarak gözaltına aldı. Demokratik yollardan taleplerini bildiren ve eylemlerini yapan Kürt halkına uygulanan bu zulmün ileri demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur.

Günlerin

Getirdiği Hazırlayan: Halil Altunpolat

İHD’ye silahlı saldırı İnsan Hakları Derneği’nin Ankara’da bulunan Genel Merkezine yapılan silahlı saldırı sonucunda derneğin genel başkanlığını yürüten Akın Birdal ağır yaralandı.

17 Mayıs 2010

Zonguldak’ta iş cinayeti

Bağımsız Adaylara Veto Birçok ilde adaylıklarını son gün açıkladılar gerekçesiyle YSK BDP’nin desteklediği adayların adaylıklarını veto etti. Kürt halkının siyasi temsiliyetini engellemek için korunan seçim barajını kaldırmaya hiç yanaşmayan AKP Hükümeti KCK Davalarındaki tutuklamalarda olduğu gibi Demokratik Çözüm Çadırlarına yaptığı saldırılarda olduğu gibi bağımsız adayların veto

İstanbul Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Anayasa Konferansı’nda söz hakkını kullanamak isteyen Genç-Sen’liler polisin ve ÖGB’nin saldırısıyla karşılaştılar. üzere söz hakkını kullanan Genç-Sen üyesi Fidan Ataselim’in söz hakkı gasp edilerek yaka paça dışarıya çıkarıldı. Bu esnada dışarıda konferansa katılmak isteyen Genç-Sen’liler içeri alınmadı. Arkadaşlarının dışarı çıkarılmasını ve içeri alınmamalarını protesto eden Genç-Sen’liler de özel güvenliklerin

Halil Altunpolat

12 Mayıs 1998

edilmesinde de, aslında demokratiklikle hiçbir ilgisi olmadığını göstermiştir. Demokratikleşmenin ardına sığınan ve çözüme dair hiçbir şey yapmayan AKP Hükümeti konunun öznesi olan Kürt halkının çözüm önerilerine sırtını dönerek çözümden iyice uzaklaştığını göstermiştir. AKP Hükümeti hem YSK’nın kararından hem de KCK ve Terörle Mücadele Yasasının binlerce insanı cezaevlerine doldur-

masından sorumludur Bugüne kadar asimilasyon politikalarıyla, katliamlara, faili meçhullerle, işkencelerle karşı karşıya kalmış Kürt halkının mücadelesini engellemeye çalışanlar sonuçsuz kalacaktır. Kürt halkının temsilcilerinin adalet, demokrasi ve özgürlük mücadelesini durduramayacaktır.

Halil Altunpolat

İ.Ü’de öğrencilere tahammül yok Şerzan Kurt Davasının Takipçisiyiz İstanbul Üniversitesi ve Kültür Üniversitesi’nin ortaklaşa yaptığı Anayasa Konferansı’nın açılışı gerçekleştirildi. Konferansın açılış konuşmasını yapan Adalet Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’nun, adaletten bahsettiği esnada İstanbul Üniversitesi’nde yaşanan hukuksuzlukları dile getirmek

1 Haziran’da Samsun’da görülecek olan davada Emekçi Hareket Partisi de tutuklu bulunan yoldaşına adalet istemek için Samsun Adliyesi önünde olacak.

ve polisin saldırısına maruz kaldılar. Üniversitenin içinde saldırıya uğrayan Genç-Sen’lilerin kapı önünde açıklama yapması yine engellenmeye çalışıldı. Polis tarafından kalkanlarla kapıdan uzaklaştırılan Genç-Sen’liler basın açıklamalarında yaşananların hukuksuzluğunu dile getirdiler.

Duruşmanın başladığı sırada Şerzan İçin Adalet ve Kardeşlik İnisiyatifi adına açıklama yapan EHP Eskişehir İl Başkanı Can Çoksöyler 6 Mayıs’a vurgu yaparak şunları belirtti: “Bugün 6 Mayıs. Bugün Denizlerin idamının yıl dönümü.Bir bakın 6 Mayıs 1972’de katlettiğiniz devrimcilerle devrim mücadelesi bitti mi? Aksine bileylendi, güçlendi, kitleselleşti. Bizler astığınız o onurlu insanlardan devraldık kardeşlik şiarını, devrim

bayrağını. Onlar hakları için, daha güzel günler için ayağa kalkmayı ve mücadele etmeyi gösterdiler.” Ardından Şerzan Kurt Özgür Gençlik Derneği adına açıklama yapan Rızgar Altürk ise “Mahkeme heyetinin de aradan geçen 1 yıla rağmen suçluları cezalandırmaması mahkemenin seyrinde bir ilerlemenin olmaması bu tür saldırılar için fırsat kollayanlara cesaret vereceğinden dolayı bundan sonra yaşanacak benzer saldırılarda

mahkeme heyetinin de sorumluluk taşıyacağını belirtmemiz gerekmektedir.” Diyerek mahkemenin adaletsizliğine dikkat çekti.

Mahkeme sonunda KESK Genel Sekreteri Kasım Birtek ve Şerzan Kurt’un babası Ömer Kurt açıklama yaptılar. Mahkemede yalancı şahitler çıkarıldığını ve bir kez daha sonuçsuz bırakılarak mehkemenin 1 Temmuz 2011’e ertelendiğini belirttiler.

Zonguldak’ta bulunan TTK’ya bağlı Karadon Müessese Müdürlüğüne bağlı maden ocağında meydana gelen patlamada 30 maden işçisi göçük altında kaldı. Başbakan Erdoğan’ın yaşananları bir kader olarak adlandırması büyük bir tepki topladı.

18 Mayıs 1973

TKP/ML Önderi İbrahim Kaypakkaya öldürüldü 68 Kuşağının önderlerindeni, TKP/ML TİKKO’nun kurucusu ve önderi İbrahim Kaypakkaya yaklaşık 4 ay süren işkencelerin ardından öldürüldü. Ser verip sır vermeyen bir devrimci önder olarak tarihe geçmiştir.

22 Mayıs 1972

THKP-C İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’u kaçırdı THKP-C miltanları tarafından cezaevlerinde bulunan devrimcilerin serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla kaçırılan Efraim Elrom bir apartman dairesinde ölü olarak bulundu.

27 Mayıs 1960

27 Mayıs Askeri Darbesi Türkiye’de gerçekleşen ilk askeri darbedir. Dönemin hükümeti Demokrat Parti’nin ülkeyi kaosa götürdüğü gerekçesiyle bir kısım subayın planıyla gerçekleşen darbedir. Emir komuta zinciri içerisinde gerçekleşmemesi bir başka ilginç nokadır. Dönemin Genel Kurmay Başkanı da tutklanarak cezaevine konulmuştur.


7

13 Mayıs 2011

Kayıplar Haftası’nda failler aranıyor 17-31 Mayıs tarihleri arası 1995’te beri “Kayıplar Haftası” olarak anılıyor. 1995 yılının tarihi bir önemi var. Bu tarih devletin bir baskı politikası olarak uyguladığı gözaltında kayıpların sayısal olarak en yükseğe çıktığı yıldır. Aynı yıl Hasan Ocak 21 Mart’ta gözaltına alındı ve işkenceyle öldürülmüş bedeni ancak 55 gün sonra kimsesizler mezarlığında bulunabildi. Bugünlerde 320. haftasına ulaşan Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray

Meydanı’ndaki oturma eylemleri böylece başlar.

Gözaltında kayıplar azaldı İlk başta dikkate alınmayan annelerin eylemi hızla gündemi etkiler, aynı durumda olan yüzlerce aile bir şekilde bu mücadeleye ortak olmuştur. Devlet ‘sessizliği’ bu süreçte de bozmamış olsa da, o seneden itibaren gözaltında kayıplarda net bir sayısal düşüş

gerçekleşir. 1993’te 36, 1994’te 229 olan gözaltında kaybedilenlerin sayısı, 1995’te 121, 1996’da 68’e düşer. Cumartesi Anneleri’nin yarattığı etkiyle devlet artık o kadar kolay insanları kaybedememiştir. Bu nedenledir ki Türkiye’de kayıplar mücadelesinin en önemli odağı ve bu politikaya karşı direnişin en güçlü/ geniş cephesi Cumartesi Anneleri eylemidir.

Kayıpların hesabı bitmedi Başbakan Erdoğan daha önce ona Cumartesi Anneleri ile ilgili bir soru sorulduğunda “Ben onların ne yaptığını bilmiyorum” demişti. Daha sonra ise annelerin arkalarında ‘başka güçlerin’ bulunduğunu iddia etmişti. En sonunda ise 12 Eylül’ün hemen sonrasında gözaltına alınarak kaybedilen Devrimci Yolcu Cemil Kırbayır’ın annesi 103 yaşındaki Berfo Ana ile görüşmek durumunda kaldı. Bu seneki Kayıplar Haftası son gelişmelerin ışığında gerçekleşecek. Her cumartesi bir faili meçhulün konu edilerek Ergenekon kapsamına alınmasının istendiği Cumartesi Anneleri’nin eyleminde ısrar önemli sonuçlar veriyor. Ergenekon’un demokrasi gibi sadece kendine değen kısmıyla ilgilenmeyi isteyen AKP hükümeti ‘geri adım’ atarak en son Cemil Kırbayır’ın işkencede öldürüldüğünü kabul etmişti. Şimdi sırada 17 bin faili meçhul cinayetin aydınlatılması var.

Can Çoksöyler

18SORU

3. Mutluluk nedir? Başarılı olmak

4. Mutsuzluk nedir? Haksızlığa uğramak

5. En kolay hoşgördüğünüz kötü huy? İçki içmek

6. En nefret ettiğiniz kötü huy? Sahtekarlık , yalan 7. En sevmediğiniz şey? Kendini beğenmişlik

Bu anket K. Marks’ın kızları Jenny ve Laura ile oynadığı bir oyundan alınmıştır.

8. En sevmediğiniz kişiler? Haksızlık yapan insanlar 9. En sevdiğiniz iş? İnsanlarla dayanışmak

10. En sevdiğiniz şair? Nazım Hikmet

11. En sevdiğiniz yazar? Victor Hugo 12. Kahramanınız? Mahir Çayan

13. Kadın kahramanınız? Anneannem 14. En sevdiğiniz çiçek? Gül

15. En sevdiğiniz renk? Yeşil - Siyah

16. En sevdiğiniz yemek? Hamsi kızartma

17. En sevdiğiniz düstur? Dertler paylaştıkça azalır.

18. En sevdiğiniz söz? Üreten biziz yönetende biz olacağız.

ğının söylemesi üzerine, aile mezarın açılması talebinde bulundu. Fakat kabul edilmeyerek Kasım Alpsoy’un dosyası kapatıldı. Cesedin nerede olduğunu söyleyen kişi ise, can güvenliği nedeniyle tanıklık yapmaması üzerine, aile için hukuk savcının odasında bitmiş oldu. Kasım Alpsoy kaybedildiğinde, Jitem’in komutanlarının arkasında olduğunu söyleyen Başbakan Tansu Çiller’di. Görevi boyunca en çok gözaltında kayıp vakasının yaşandığı Emniyet Genel Müdürü ise Adana Valisi’ydi. Alpsoy ailesinden anne, oğul, torun yani 3 kuşak kayıplar bulunsun, failleri yargılansın diyerek haftalardır her cumartesi Galatasaray Meydanı’nda oturuyorlar. EHP Genel Başkanı Sibel Uzun’un da katıldığı Cumartesi Anneleri 317 haftadır kayıplarının akıbetinin açıklanmasını, faillerinin yargılanmasını istiyorlar. İstanbul Osman Erdem

TBMM’de kurulan Gözaltında Kayıplar Komisyonu adına açıklama yapan Zafer Üskül, Cemil Kırbayır’ın işkencede öldürüldüğünü açıkladı.

EHP Eskişehir Parti Dostu

2. Başlıca özelliğiniz? Dürüstlük

18 Mayıs 1994’ün sabahında, evi polislerce basılarak gözaltına alındı Kasım Alpsoy. Adana İstihbarat Dairesi tarafından işkence yapılıp, “yarın gel, kimliğini al” diyerek kimliği verilmeden serbest bırakıldı. Ertesi gün kimliğini almak için geri gitti. Ancak Kasım Alpsoy o kapıdan hiç çıkmadı ve bir daha haber alınamadı. 30 yaşındaki deri dikim işçisi Kasım Alpsoy’un 3 aylık hamile karısı Erdoğan, 12 yaşındaki oğlu Mehmet ile kocasını aramaya başladı. Mehmet o zaman çok küçüktü, annesi Erdoğan ise Türkçe bilmiyordu. Savcıya dilekçe vermek için odasına girmelerinden sonra günlerdir üzüntüden yemek yemeyen anne Erdoğan’ın koltuğa yığılması üzerine savcı “Benim karşımda nasıl oturursun” diyerek bağırıp çağırdı ve dilekçeyi yırtıp, yüzlerine fırlattı. Bir kişi tarafından, cesedinin işkence edilmiş bir biçimde Adana, Akkapı Kimsesizler Mezarlığı’na atıldı-

Zafer Üskül’den çarpıcı itiraf

Utku Duran

1. En sevdiğiniz erdem? Adalet, Eşitlik

3 kuşaktır kayıplar…

Emperyalizme savaşta Deniz olunmalı

Denizler, emperyalizme karşı mücadele edenlerdi, gençliğin sözü ve hareketiydi. Emekçi Hareket Partisi, her yıl olduğu gibi bu yılda onların yanındaydı. “ Deniz, Yusuf, İnan Savaşa Devam” sloganıyla mücadelenin bitmediğini kapitalizme karşı savaşın sürdüğünü duyurdu.5 Mayıs 2011 günü diğer acı haber gelmişti. Denizlerin ağabeyi, avukatı Halit Çelenk de vefat etmişti.O da Karşıyaka Mezarlığı’na geniş katılımlı bir törenle defnedildi. 39 yıl geçti aradan onlar unutulmadı. Yoldaşları, siper arkadaşları Karşıyaka Mezarlığı’nda onların yanıbaşındaydı. Denizler emperyalizme karşı mücadele etmiş devrimci gençliğin önderleriydi. O günden

Deniz’lerin avukatı Halit Çelenk vefat etti 12 Mart Darbesi’nin ardından idam edilen gençlik önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın avukatı Halit Çelenk 5 Mayıs günü vefat etti. Yaşadığı süre boyunca bir çok devrimcinin avukatlığını yapan Çelenk bir süredir astım ve kanser tedavisi görüyordu. Türkiye’nin en önemli hukukçularından biri olan Halit Çelenk yaşamı boyunca hukuk ve demokrasi mücadelesi verdi. Vasiyeti gereği ölümünün ardından 6 Mayıs günü Deniz’lerin mezarının yakınında toprağa verildi.

bugüne geçen 39 yıllık süre içinde Denizler unutulmak bir yana, giderek daha da hatırlanır oldular. İdamlarının 39. yıldönümüne gelindiğinde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının isimleri onurlu bir kuşağın gurur duyulan isimleri haline geldi. İdam sehpahasında bile mücadelesinin ilkelerini savundu. “Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın marksizm-leninizm. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm!” demişlerdi.

Yaşar Türk

İbrahim Ser verip sır vermezdi

Türkiye devrimci hareketinin en önemli liderlerinden olan İbrahim Kaypakkaya katledilişinin 38. yılında da anılacak İbrahim Kaypakkaya genç yaşına rağmen dönemin pratiği içinde geliştirdiği teoriler ve mücadele pratiği ile Türkiye devrim tarihine damgasını vurmuştur. Onu bariz bir şekilde ‘71 devrimcilerinden ayıran bir bakış açısı ve çalışma tarzı vardır. Bir çok sefer Doğu Anadolu’nun köylerine, bucaklarına gitmiş ve sosyolojik araştırmalar yapmıştır. Bunun yanında gittiği her yerde köylülere işlerinde yardım etmiş ve gönüllü olarak köylülerle birlikte çalışmıştır. Türkiye devrimci hareketi Kemalizmi uysal göstermeye çalışırken o Kemalizme en sert eleştirileri yapmıştır. Dönemin ayrışmaları içinde TKP/ ML ve TİKKO’yu kurmuştur. 1973’te yakalandıktan sonra aylarca en ağır işkencelerden geçirilmesine rağmen tek bir sır vermeden işkence altında katledilmiştir.

Hakan Alpdoğan

1980 darbesi ardından Devrimci Yol davası sanığı olarak evinden gözaltına alınarak kaybedilen ve ardından geçen yıllar boyunca akıbeti açıklanmayan Cemil Kırbayır’ın işkencede öldürüldüğü Zafer Üskül tarafından açıklandı. Cumartesi Anneleri yıllar boyu gözaltına kayıpların akıbetinin açıklanması için sürdürdüğü sessiz direnişin sonunda

gerçekleştirdikleri Başbakan görüşmesi ardından kayıpların akıbeti bir bir ortaya çıkıyor. Cemil Kırbayır katliamı için Zafer Üskül yaptığı açıklamada 13 Eylül 1980’de evinden alınıp 247. Piyade Alayı’na, orada bir hafta tutulduktan sonra da Kars Askeri Gözetimevi’ne gönderildiğini, sorgu evi olarak kullanılan Dede Korkut Eğitim Enstitüsü’nde emniyet personelince sor-

gulandığını, işkenceye tabi tutulduğunu ve 8 Ekim 1980’de öldürüldüğünü, polisin ise gözaltında tutulduğu yerden kaçtığına ilişkin tutanak tuttuğunu kaydetti. Bu güne kadar Cemil Kırbayır’ın gözaltındayken 3. kattan atlayarak kaçtığını iddia eden devlet bugün Cumartesi Anneleri’nin sürdürdüğü mücadele sonucu gerçeği açıklamak zorunda kaldı.

Ali Ekber Yürek, Maraş’ın Afşin ilçesinde gözaltına alınarak kaybedilmişti. 30 yıldır süren mücadele sonucunda, Ali Ekber Yürek’in işkencede öldürüldüğünün kanıtlanması için mezarının açıl-

ması kararı alınmıştı. Mezarı açılan ve inceleme başlatılan olayın en önemli yanı 12 Eylül işkencecilerinin yargılanmasının önünün açıyor olması. Bu güne kadar sürdürülen gözaltında kayıplara karşı

mücadele sonucu Cemil Kırbayır’ın katledildiğinin itirafı gibi Ali Ekber Yürek’in mezarının açılması faili meçhullerin aydınlatılması, faillerinin yargılanmasının önünü açan bir adım oldu.

Başbakan, Cumartesi Anneleri ile yaptığı görüşmede kendi döneminin kayıplarıyla görüşme ve bu dönemin kayıplarını aydınlatma sözünü vererek yalnızca kendi hükümet döneminin meselesi olarak ele aldığını ortaya koymuştu. Ancak bugün yürütülen Ergenekon davası kapsamında ve kayıpların

TBMM’de oluştu- nin hükümetleri de rulan komisyonu, dahil, tüm güçleriyle karşısında durması devlet sorumludur. gereken siyasi irade Bugünün hükümeti kapsamında kayıpla- AKP ise kendi hürın faillerinin yargı- kümet dönemi içelanması gerekmek- risinde gerçekleşen tedir. Cemil Kırbayır kayıpların akıbetlerive Ali Ekber Yürek’in ni itiraf ederek, geri sorgulama kararı ile kalanından sorumaçığa çıkan işkencede lu olmadığını iddia öldürüldükleri ger- ederek, gözaltında çeği tüm gözaltına kayıpları ele alışını kayıplar için geçer- ortaya kolidir. Bu kayıplardan yuyor. dönemleriÖzge Akman

Mezarlar açılıyor, perde aralanıyor

Kayıplardan Hükümet de sorumludur!


Emekçi Hareket 15 Günlük Gazete İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Fadik Temizyürek - Bozkurt Mah. Türkbeyi Sk. No:79-81 Şişli/İstanbul Basıldığı Yer: Ezgi Matbaası - Sanayi Cad. Altay Sk. No:10 Yenibosna/İstanbul Türü: Yaygın Süreli Yayın Genel Yayın Yönetmeni: Emre Öztürk, Görsel Tasarım: Gürkan Köse, Pınar Atalar Haber Koordinatörü: Rıfat Çapar, Melike Çınar, Suzan Sarıgöz Dağıtım: Sanem Deniz Kural emekcihareket@ehp.org.tr

. . ISTE KRIZ ı

Yüz binlerce emekçi Taksim’deydi

l

Türkiye’nin dört bir yanından gelen toplumun her kesiminden yüz binlerce insan 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı coşkuyla kutlamak için Taksim Meydanı’nı hınca hınç doldurdu. alana sığmadı. Egemenlerin gadrine uğramış yediden yetmişe tüm kesimlerin bir arada olduğu 1 Mayıs Alanı işsizliğe, güvencesizliğe mahkum edilen işçilere, emekçilere, kadınlara, gençlere, cinsel kimliği ve cinsel yöneliminden ötürü ayrımcılığa uğrayanlara, şifre sistemiyle hayatları kilitlenen liselilere kısacası tüm kesimlere ev sahipliği yaptı. 38.500 polis ve 4 bin asker görevlendirildi 1 Mayıs için. Ancak alana sokulmadı polisler. Ala-

Düşenler dövüşerek öldüler…

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül

nın güvenliği sendikalar tarafından sağlandı ve görüldü ki kolluk kuvvetlerinin olmadığı yerlerde gaz bombaları da yoktu, cop da yoktu,

gözaltına alınanlar da. Merkezi otoriteye karşı biriken öfkenin yansımaları vardı her pankartta, her sloganda. AKP Hükümeti’nin ikti-

darda olduğu süre boyunca geniş halk kitleleri üzerindeki baskısının yansımaları idi alanda kendini gösteren.

12 Eylül’ü soruşturan savcılıktan yeni bir soruşturma: Kanlı 1977 1 Mayıs’ı ve 1978 Maraş Katliamı.

Sabahın erken saatlerinde buluşan örgütler dört koldan Taksim’e giriş yaptı; alana sığılmadı gözlemlendi. Tutuklu devrimcilerin, gazetecilerin resimleri taşındığı kortejlerin yanı sıra, 33x15 metre boyutundaki “zincirlerini kıran işçi” bez pankartı 34 yıl önce asıldığı yere, AKM binasına tekrar asıldı. Miting programında yer alan Grup Yorum, Kardeş Türküler ve Agire Jiyan şarkıları hep bir ağızdan söylendi, binler halaya durdu. Taraftar takımları da korteje girerek yerlerini aldılar. Bu yıl polisler F1 model kasklarıyla gündem ettiler kendilerini. HD kamerayla giriş noktaları görüntülendi.

Melike Çınar

Yoksulun sırtından doyan doyana Seçimler yaklaşırken Başbakan İstanbul ile ilgili çılgınlık üzerine çılgınlık üretiyor. Bir uçtan bir uca kanal yetmez gibi kıyılara yeni kentler çılgınlığı da peşi sıra açıklandı. Modern yaşam alanları üretmek hedefleniyor olsa bile üretim biçimi oldukça köhne

görünüyor. Taşeron sistemi tüm bu kentleri, modern inşaatları, metroları, yolları inşa ederken deyim yerindeyse üretenlerinin kanını emerek var oluyor. Biz de taşeron sistemini metroları üreten iki emekçiye Mithat Biçer’e ve Bayram Çelikgöz’e sorduk. maya çalışacaklar, ondan sonra ise hiçbir iş getirisi yok. Orası bir fabrika değil ki 30005000 kişiye istihdam yaratsın. Tek amaçları yandaşlarına menfaat sağlamak. Menfaat için İstanbul’da asfalt işinden anlamayan yandaşlarına asfalt işini vermesi gibi.

düzeni uygulamasıdır. Onun 83-84’lerde çıkarmış olduğu kanunlar yasalar insanların örgütlü bir toplumdan çok, yozlaşmış bir topluma itilmesi, sendikaların lağvedilmesi, işverenlerin paranın üstüne daha çok para katması bunun sonuçlarıdır. Bunların çıkarmış olduğu orta direk bir halk vardı. O orta direğinde yıkılmasıyla şuan da iki direk kaldı. Biri daha çok kazananlar, biri de daha çok kaybedenler. Şu anda Türk insanının %80’i daha çok kaybedenler. Başbakanın açıkladığı yeni projeler ile birlikte taşeronla çalışan işçi sa-

“1971 yılında 25 en az gelişmiş ülke varken bugün rakam 48’e çıkmıştır. Günde 1 dolardan daha az gelirle yaşayan 1 milyardan fazla kişi varken, uluslararası toplumun geri kalanı bu kişilerin acılarına gözlerini kapatamaz, bunları ihmal edemez. Bu çok alarm verici bir durumdur.”

Kenan Evren suçunu itiraf et

Kazancı yokuşuna bu yıl da karanfiller bırakılarak 1977’de hayatlarını kaybedenler anıldı ve saygı duruşunda bulunuldu.

Türkiye’de taşeronlaşmayı nasıl görüyorsunuz ? M.B. Taşeronluk tüm hakların gaspı. Hiçbir tatil veya bayram hakkın olmuyor. Sigortan asgari ücretten yatıyor. B.Ç. Sigortanı asgari ücret üzerinden yatırıyorlar. Böyle olunca emekli olsan bile az maaş alıyorsun. İşte bu gözetim altına alınamayan dönen para. Sosyal güvenlik yasası çıkarsan ne olur, yasa işte böyle deliniyor. Bugün inşaat işçiliğinin ağır bir meslek olmasından dolayı asgari ücretten fazla maaş verildiğini onlar da biliyor. Bizzat başbakan biliyor. Taşeronlaştırma hükümetlerin kendi menfaat ve çıkarı için uygulanıyor. Vatandaş değil yandaş için. Kimin kazançlarıdır? Rahmetli Mahsuni Şerif diyor ya “yoksulun sırtından doyan doyana”. İşte bunlarda sadaka toplumunu yaratarak insanlar üzerinden doyuyorlar. Sadaka toplumunu da yalnızca Tayyip Erdoğan’a mal etmemek gerekir. 1980’de Kenan Evren’in vurmuş olduğu darbe sosyalistlere vurulan bir darbeydi. Bu darbenin beraberinde faşist bir düzeni savunan Özal’ın Dünya Bankası’ndan getirilerek bu ülkeye faşist bir

‘‘

1 Milyar “aç” var!

‘‘

Türkiye’nin dört bir yanından yüz binler Taksim’e aktı. 1977’de meydanı dolduran yüz binlerin üzerine ateş açılmasından ve 34 devrimcinin katledilmesinin ardından yasaklanan Taksim meydanı , makul taleplerde bulunanların mücadeleleri sonucunda açılmak zorunda kaldı. Taksim Meydanı’na Şişli, Tarlabaşı, Gümüşsuyu ve Mete Caddesi’nden olmak üzere dört koldan giriş yapan sendikalar, odalar, siyasi partiler vb.

yısının artmasına gidildiği görülüyor. Buna bağlı olarak açılan bu yatırımların kaynağı nedir ve bu size nasıl yansıyacak? B.Ç. 5 yıldır yevmiyelerimiz aynı. M.B. Bize bir şey yansımaz. Oralardaki arsaları önceden almışlardır, şimdi değerlendirip para kazanmak istiyorlar.

Proje artıyo yövmiyeler değişmiyor yani? B.Ç. Kazancın sabit, giderin devamlı artıyor. Bu kanal işinde de süratli bir biçimde çalışıldığında kısa sürede az sayıda bir insanla işi tamamla-

Bu çalışmalar bittiğinde size bir iş güvencesi sağlıyorlar mı? M.B. Bizim hiçbir güvencemiz yok. Hiç. B.Ç. Yarın sabahki işimizin garantisi yok. Normal yevmiyeli çalışıp günü kurtarmış oluyoruz.

M.B. Milli gelir artıyor diyor bizim gelir düşüyor. Ters bir orantı var. B.Ç. Mesela şu anda Türkiye’de işsizliği önleyen lokomotif sektör inşaat sektörüdür. Eğer inşaat sektörü durursa Türkiye’deki işsizlik oranı %40’dır. Sigortalı ve sigortasız milyonlarca insan şu anda inşaatlarda çalışmaktadır. Gününü kurtarmanın çabası içinde. Niye? Evine başı dik ve çocuklarının karnını doyurup gidebilmek için. Ama insanlara anlatamıyoruz. İnsanlar kendilerine doğru söyleyenleri değil süslü yalan söyleyenleri, beceriksizleri seçmesini daha iyi biliyor. M.B. Taşeron şöyle oluyor. Bir firma ihaleyi alıyor, sonra başka birine verdi. Bazen 4-5 firma bile el değiştiriyor. En son alan kişi işçilerin hakkını alarak sömürüsünü yapıyor. En ufak kârı düşünerek, işçilerin sırtından kazanıyor. Hiçbir hakkını vermiyor. Tazminat yok, tatil yok. Sonunda o da ondan kazanıyor, diğer aracılar ise tamamen havadan. Sadece işi alıyor ve başkasına yaptırıyor.

Kaç yıldır böyle bir çalışma yaşamının içindesiniz? M.B. 30 yıldır. B.Ç. Benim 8 yıldır. Fakat Mithat abimin yaklaşık 15 sene önceki çalışma koşulları bundan çok daha iyi koşullardı. Bütün sosyal haklar vardı. Örgütlü bir toplumdu. İşveren karşısında her türlü hakkın vardı. Bunları isteyip, konuşabiliyordun. Şimdi dünyanın süper ekonomisi olmaya gidiyor güya. %9’luk bir büyüme bunu getiriyor. Bence ekonomisi büyüyen bir ülkede, ,işsizlik azalır. Ama nedense Türkiye’de ekonomi büyüyor, işsizlik Emre Öztürk çoğalıyor.

Referandumla birlikte 12 Eylül darbecilerinin yargılanmaları için 81 ilden gelen binlerce başvuru sonucunda Ankara Cumhuriyet Savcısı Murat Demir çalışmalarına başlamıştı. “Şartların olgunlaşmasını bekledik” diyen dönenim baş yaratıcısı darbeci generali Kenan Evren içinse hesap verme zamanı geldi. Balyoz Darbe planı ile 12 Eylül Darbesi’nin şifrelemesinde ortaya çıkan “Bayrak Harekat Planı’nda” ortaya çıkan benzerlikler dikkat çekildi. Demir’in hazırladığı ve Başsavcıya teslim ettiği mütalaada 1977 1 Mayıs’ı ve 1978 Maraş olaylarının ‘darbeye zemin oluşturma’ kapsamında soruşturmaya dahil edildiğine yer verildi.

Darbeciler ve işkenceciler hakkında şu ana kadar yaklaşık 3 bin kişinin şikayet dilekçesi verdiği belirtildi. İstanbul Melike Çınar

Emekçi Hareket gazetemizi düzenli takip etmek için aşağıdaki formu doldurarak abone olabilirsiniz.

Abone Formu

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Adresiniz:

Telefon Numaranız: Mesleğiniz:

1 yıllık abonelik için 0749 471420035001 Şükrü Oral adına Ziraat Bankası hesap numarasına 15 TL yatırarak formu Feridiye Cad. No 41 Taksim / İstanbul adresine postalayınız.

ADIYAMAN AFYON ANKARA ÇANKAYA MAMAK

TELEFON

ADRES

0555 686 84 68 0536 882 31 04 0539 986 84 51 0543 958 58 53 0506 828 78 66

Yükseltepe Mah. 1666. Cad. 1945. Sk. No: 1 Keçiören

ANTALYA

artvin@ehp.org.tr

AYDIN BARTIN BOLU BURSA ÇANAKKALE ODUNPAZARI

MAIL

balikesir@ehp.org.tr

0555 552 78 65 0507 787 97 75 0554 780 36 81 0554 660 69 74

HATAY 0506 976 61 44 0553 740 67 19

KÜÇÜKÇEKMECE KADIKÖY

0507 959 34 59 0507 371 02 12 0507 213 50 46

Yasa Cad. Yasa Han No: 24 Kat: 3 D:31

0555 839 86 52

Tepecik Mah. Çeltik Geçidi Sk. Seymen Apt. No: 2 D: 5

kayseri@ehp.org.tr

MALATYA

manisa@ehp.org.tr 0507 707 20 03

SAMSUN TRABZON YALOVA ZONGULDAK DEVREK

rize@ehp.org.tr

yalova@ehp.org.tr zonguldak@ehp.org.tr 0531 687 10 71

Çay Mah. Çay 2 Sokak No:27/A Devrek

w w w.ehp.org.tr adresinden gazetemize abone olabilirsiniz

EH16  

13 Mayıs 16 Direnenler kazandı Adaletsizlik her yerde Siyanürlü arama felaketi Kürt Sorunu’na çözüm aranıyor mu? Kim için “İleri demokrasi”...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you