Page 13

ÜNÝST POLÝTÝKA Yeni Evrede

Mücadele Birliði

len savaþlar da var ve iþçi sýnýfýnýn bunlara karþý olmasý söz konusu olamaz. Türkiye’nin, hükümetiyle, devletiyle, egemen sýnýfýyla Suriye’ye karþý hazýrlamaya ve baþlatmaya çalýþtýðý savaþ birinci türden bir savaþtýr. Suriye halkýnýn kurtuluþunu, özgürlüðünü deðil, yaðmalanmasýný, ezilmesini, dinci bir iktidar kurularak karanlýða sürüklenmesini amaçlayan bir savaþtýr. Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi iþbirlikçi devletlerle emperyalist devletler tarafýndan desteklenen çapulcularýn, kiralýk katillerin yürüttüðü, çoðu zaman da bizzat Türk subaylarýn, emperyalist devlet ajanlarýnýn fiilen katýldýðý bugünkü savaþ iþte bu türden bir savaþtýr. Aslýna bakýlýrsa, Türkiye hâlihazýrda, resmen ilan edilmemiþ bir savaþýn zaten tam ortasýnda ve açýk bir tarafý durumunda. Türkiye’nin amacý çok açýk: Suriye’de iktidarýn dinci/faþistler tarafýndan ele geçirilmesini saðlamak, böylece öncelikle Arap halklarýnýn devrimci giriþimlerine, ayaklanmalarýna bu iktidarlarla ilk barajý oluþturmak; ikincisi, kurulmasýna yardým ettiði iktidarlar aracýlýðýyla Suriye üzerinde nüfuz elde etmek, Suriye’yi yaðmalayacak koþullarý oluþturmak. Ýþçi sýnýfý, diðer emekçi sýnýflar ve Kürt halký bu savaþa karþýlar. Devlet ve hükümet, en güçlü olduklarýný zannettikleri bir zamanda, Akçakale’ye top mermisi düþtüðü zamanda bile emekçi sýnýflarýn ve Kürt halkýnýn desteðini arkasýna alamadý. Ýstedikleri þoven atmosferi estiremedi. Tekelci medyanýn ve diðer propaganda aygýtlarýnýn tüm çabalarýna raðmen hükümet ve devlet kitleleri zehirleyecek böylesi bir havayý estirmeyi baþaramadý. Bunun nedeni þu basit gerçekte yatýyor: Kitleler, sýnýf sezgisi yoluyla da olsa, kendilerine kan, gözyaþý, acý, yoksulluk

ve ölümden baþka bir þey getirmeyecek olan bu savaþýn kendi çýkarlarýna olmadýðýný; Suriye ile savaþýn emekçi sýnýflar ve ezilen halklar yararýna olmadýðýný görmüþ, anlamýþlar. Elbette bu bilincin geliþmesinde devrimci güçlerin on yýllara dayalý devrimci çalýþma ve propagandalarýnýn büyük bir etkisi var.

Savaþý Önlemek Kitlelerin desteðini arkasýna alamamýþ olmak, savaþ için büyük istek duyan hükümetin en zayýf noktalarýndan birisi. Kitleler savaþ karþýtý tavýrlarýný, “Suriye Krizi” çýktýðýndan bu yana her gün eylemlerle ortaya koyuyorlar. Ancak tüm bunlara raðmen, devlet ve hükümetin savaþ isteði konusunda ýsrarcý olduðunu açýklamalardan ve izlenen politikalardan görüyoruz. Bugüne kadar yapýlan savaþ karþýtý tüm kitle eylemleri, hükümeti bu politikasýndan vazgeçirmeye yetmemiþtir. Aksine, devlet ve hükümet, Suriye’ye karþý savaþ açma konusunda her geçen gün biraz daha dönüþü olmayan noktaya ilerlemektedir. Baþbakanýn, Türkiye’nin Suriye’yi bombalamasýndan sonra “ne barýþý?” þeklindeki açýklamasý, ondan kýsa bir süre önce de Dýþiþleri Bakanýnýn “Suriye’de risk alma zamaný” biçimindeki açýklamasý hükümetin savaþ konusundaki “kararlýlýðýnýn” kanýtýdýr. Son olarak yine Baþbakanýn “savaþa hazýr olmalýyýz” biçimindeki açýklamasý, “blöf” ya da “caydýrýcýlýk” amacýndan çok öte, hükümetin gerçek amaç ve hedeflerini gösteren sözlerdir. Savaþ yine de önlenebilir mi? Buna yanýtýmýz “evet önlenebilir.” Ancak bunun koþulu kitlelerin devrimci iktidar hedefli eylemlerini geliþtirmeleridir. Baþka bir ifadeyle, savaþý önlemenin yolu, kitlelerin devrim ve devrimci iktidar için mü221. Sayý / 10 - 24 Ekim 2012

Gündem

cadelelerini yükseltmeleridir. Savaþýn kaynaðý tekelci burjuva egemenlik ve onun politik aygýtlarýdýr. Dolayýsýyla bu kaynaðý ortadan kaldýrmaya yönelmeyen bir kitle hareketinin savaþý önleme þansý yok deðilse bile çok zayýftýr. Irak, Afganistan ve daha pek çok gerici savaþ, bu düþüncemizin kanýtýdýr. Ýktidarý almak mümkün mü? Bu soruya yanýtýmýz da “evet mümkündür.” Savaþ, kriz demektir, var olan krizin içinden çýkýlmaz bir hal almasý demektir; kitleler için kan, gözyaþý, ölüm, açlýk, sefalet, hayat pahalýlýðý demektir. Bu koþullarda devrimci güçler kitleleri politik iktidarýn bir devrimle fethi için ikna ve etkilemekte zorlanmayacaklardýr. Ama sorun, devrimci güçlerin öncelikle kendilerinin iktidarýn fethi konusunda net ve açýk olmalarýdýr. Devrimci güçler bir savaþýn çýkmasý durumunda iki yoldan birini izlemek zorunda kalacaklar. Ya hükümetin estireceði þoven havaya teslim olarak kendi hükümetlerinin yanýnda yer alacaklar ve böylece tüm devrimci amaçlarýna büyük bir ihanet içine girecekler ya da bu havaya teslim olmayarak hükümetlerinin karþýsýnda yer alacaklar, hükümetin bir devrimle yýkýlmasý ve devrimci iktidarýn kurulmasý için mücadele edecekler. Bunun ortasý yok ve olmayacak! Leninist Parti tüm devrim güçlerini ikinci yoldan, devrim yolundan yürümeye, savaþýn tepe noktaya çýkaracaðý devrimci krizden bir devrim ve iktidarýn fethi için yararlanmaya çaðýrýyor. Bunun dýþýndaki her yol ve uzlaþma arayýþý devrime ihanet olacak! Eðer tekelci sermaye sýnýfý büyük bir çýlgýnlýk içinde savaþý baþlatýrsa o zaman savaþý önlemenin tek yolu bu devrim yolu olacaktýr.

13

s221