Page 2



NƦNRJHQNXN

ìRYGHYDPHWPHOL

Merhaba canım yeğenim Öykü, Şaka bi yana iyice amca gibi hisseder oldum kendimi, hoş bıyıkları da budadım ama amca olmak da hoşmuş, böyle devam etsin. Babanın güzel şiirini okudum, ellerine sağlık, ona “hayko” tipinde yazılmış bir dostumun şiirini yazıyorum iletirsin. Muhtemelen Haiku şiirlerinin ne olduğunu biliyordur, ama yine de ben sana kısaca anlatayım. Japon şiir sanatı olarak geçiyor, kısa şiirsel cümlelerle anlatıyorsun hissini. Orhan Veli'nin birkaç güzel çevirisi vardı, bak Orhan Veli dedim bir garip oldum, bizim koğuşta da Ahmet Veli var gizli şairlerden aklım ona gitti. Eylül Önce yapraklar sarardı Sonra sendikalar

Şov devam etmeli! Show must go on! Bu cümle sanıyorum ki tiyatronun ticari bir kar aracı haline geldiği günlerden beri kuruluyor. Şov her ne olursa olsun devam etmeli. Baban dahi ölmüş olsa, hissiz bir robot gibi (oyunculuğun ruhuna ne kadar yabancı olsa da) çıkıp oyununu oynamalısın. Şov kesintiye uğratılamaz zihniyeti, özellikle tiyatro merkezli bir önkabul olarak yerleşmişti. Geçenlerde ünlü oyuncu Haluk Bilginer bu retoriği eleştirip “ben babam ölürse sahneye falan çıkmam….” diyerek bu sloganı savunanları “yavşaklıkla” suçlayınca, yer yerinden oynadı. Türkiye tiyatrosunun duayenleri (bunlar her alanda vardır ve olanı olması gereken şey olarak kutsayan statükocu kesimlerdir ve gerici-tutucu bir öz taşırlar) hep bir ağızdan Bilginer’i suçlamaya başladılar. Tiyatronun kutsallığından, perdenin her zaman açık olması gerektiğinden dem vurup dursalar da Bilginer’in tiyatro dünyasındaki ağırlığı ve “şov devam etmeli” sözünün hiçbir insani yanının olmaması bir tabuyu yıkmaya yetti. Akla yatkındı zaten, sevdiklerini kaybetmiş, derin bir acı yaşayan oyuncunun hiçbir şey olmamış gibi sahneye çıkmasını beklemek en hafifiyle insafsızlıktır. Oyunculuğa, tiyatroya kutsal bir kılıf biçip bu kılıfın altında ticari kazanç sağlamanın bir aracından başka bir şey değil bu söylem. Bu tartışmalara katılan tiyatro oyuncusu Kenan Işık’ın sözleri aslında gerçeği yeterince gösteriyor. Şunları söylemiş:

“Bu söylem kutsal değil ticari bir söylemdir. “show business…” popüler sanatı, günümüzde hatırı sayılır para kazandıran bir işkoludur. Örneğin Cats müzikali prodüktörüne üçyüzmilyon dolardan fazla para kazandırdı. Ve ne yazık ki popüler sanatın “yüksek sanat” diye sınıflandırılan gerçek sanatla sadece biçimsel bir benzerliği vardır. Bugün “entertainment” dediğimiz bu sektörün ABD bütçesine katkısı 1,5 trilyon dolar civarındadır. Bu “show” devam etmezse, sözgelimi annesini kaybeden oyuncu o gün sahneye çıkmazsa ya da sete gitmezse bu kar sekteye uğrar. Hele de 70-80 dakika süreli dizilerin ucu ucuna yetiştirildiği ülkemizde… o dizi ilan edildiği saatte gösterilmezse, reklam geliri de olmaz. Kanal, prodüktör, oyuncular, sektörün tüm çalışanları bundan zarar görür. Ekran başındaki seyirci hüsrana uğrar, kanala olan güveni de sarsılır. Bu nedenle böyle bir cümle uydurulmuş ve ona kutsal muamelesi yapılmıştır. Kutsal falan değildir, bu cümle ticaridir.” (22 Eylül 2010) Yani olan şey budur: Kapitalist işleyiş içinde bir sektör haline getirilen tüm sanat alanları ticari bir mantıkla yürütülmektedir. Amaç azami kara ulaşmaktır. Bu süreç içinde bir patrona bağı olan sanatçılar da (bu yönüyle onlar aynı zamanda işçidir. Çünkü patronuna artı değer üretmektedir) azami karı sekteye uğratacak davranışlarda bulunmamalıdır. Baban da çocuğun da ölse patronun cebine katacağın değeri düşünmelisin. İş devam etmelidir. Bir kutsallık halesi içinde “show must go on” lafı üretilmiş, ahlaki bir forma ka-

vuşturulmuş ve sorgulanmamıştır. Tiyatro, ve sanatın diğer dallarıyla uğraşan herbir bireyin belli bir entelektüel düzeyi olmasına rağmen nasıl olmuştur da buradaki tuzağa düşmüşlerdir bilemiyoruz. Sorgulayıcı düşünce, eleştirel bakış eksikliği deyip geçelim. Herhangi bir fabrikada da durum faklı değildir aslında. Orada da durum her ne olursa olsun üretim devam etmelidir. Amaç üretim ve kardır. Ne kadar çok üretim o kadar çok kar! (Tüm dünyanın aksine Türkiye televizyonlarındaki dizilerin 70-80 dakika olması da buna benzer. Ne kadar uzun dizi, o kadar çok reklam o kadar çok kar!) Bu süreçte işçinin tuvalette geçirdiği süre bile hesaplanır, işçi ne kadar hasta olursa olsun ayakta durabildiği sürece çalıştırılır, herhangi bir yakınını kaybetmesi patronunu ilgilendirmez. İş aksamamalıdır. Kapitalist ahlakı belirleyen şey birebir piyasanın ihtiyaçları ve azami kara ulaşma sürecidir. Bu süreç de ister tiyatroda, sinemada, herhangi bir tekstil, metal fabrikasında olsun aynı çizgiyi izler. İşçiler, sanatçılar posası çıkartılana kadar (Türkiye’nin TV sektöründe yaşananlar vahşi bir sömürü düzenini andırır) çalıştırılır. Bu düzeni kutsallık haleleriyle örttükleri oranda da karlarına kar katacaklarını bilirler. Show must go on! Bu, ihtiyaçtan doğmuştur. İnsan değil piyasa odaklıdır. Bir çarkın dönmesi için söylenmiş bir söylemdir. Ve bu çark insanlığı öğütme makinasından başka bir şey değildir. Ercan Akpınar Sincan 1 nolu F Tipi Cezaevi

Anıl dostumun mini bir şiiri bu, internette keşfedilmeyi bekleyen yüzlercesi var daha. Hayko Cepkin meşhur oldu bu Hayko şiir tutulmadı. Edebiyata bu kadar mı uzağız acaba Öykücüğüm. Canım benim, İstanbul Etkinlik Programı kataloğu yollamışsın, gazetede incelemiştim. Yorgo Bacanos’un ud taksimini dinlemek isterdim. Bazen 93.1 Çukurova, TRT’de yakalıyorum ama. 6 ayda bir tutturuyorum. Dikkat ettim de sponsorlar cirit atar olmuş etkinliklerde. AB'de sponsor kapitalizm kültür-sanat-düşün hayatında iyice etkin olmuş. Ufak bir kültür merkezinde, İstanbul'un en ücra yerlerinde sergiler açmışlar ama postmodern sanat iyice girmiş yaşama. Bakıyorum da bir kolaj olmuş, hiç de sevmediğim bir biçim ama Mercan Dede ve Cem Adrian’a da 50 TL verir giderdim laf aramızda. Önümüzdeki sene spor başkenti olmuş İstanbul, umarım kataloglardan bakmayız yine. Vedat Türkali’den veda ederek öykücüğüm öpüyorum yanaklarından. Babana ve annene çok selam et, sergi için yetiştirebilirsem birkaç çizim deneyeceğim. Görüşeceğiz. Cenk amcan İstanbul Salkım salkım tanyelleri estiğinde, Mavi patiskaları yırtan gemilerinle, Uzaktan seni düşünürüm İstanbul.. Binbir direkli halicinde akşamlar, Adalarında bahar Süleymaniyende güneş Ey sen ne güzelsin Ey kavgamızın şehri İstanbul Cenk Haşimoğlu E Tipi Cezaevi C-6 Mersin Cenk’in çalışmaları için: KWWSLFHUGHGLVDUGDZRUGSUHVVFRP

İşçi Meclisi - Yerel Süreli Siyasi Dergi - Sayı:5- Fiyat: 1 TL Pina Basım Yayım San. ve Tic. Ltd. Şti. adına sahibi Hüseyin Kezik Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Ali Filizler Adres: Bereketzade Mah. Büyükhendek Cad. Portakal Sok. No: 2/11 Beyoğlu/İstanbul Tel: 0 212 251 20 89 Baskı: Özdemir Matbaası Adres: Davutpaşa Cad. Güven Sanayii Sitesi C Blok No:242 Topkapı/İstanbul Tel: 0212 577 54 92

iscimeclisi_5  
iscimeclisi_5  

2003 yılında 4857 sayılı İş Kanunu getirildi. Devletin istihdam ettiği işçiler için de 657 sayılı Devlet Me- murları Kanunu var....

Advertisement