Issuu on Google+

I

e dergi soldanbakinca@gmail.com aylardan: kasım, seneyi devriyesi 2013, sayısı BİR helatin: sermavez, sal 2013, hejmar YEK

baş örtüsü mü? ömür törpüsü mü?

b

aş örtüsü mü, ömür törpüsü mü? bin dokuz yüz yetmiş dokuz yılının sonlarına doğru, zamanın chp hükümeti bir sabah uyandığımızda bir doğum yaptı... o güne kadar okullarda başını örterek gelenler, polisin kapılarda yaptığı kontrollerle okullardan ilişkilerini kestiler.. chp yasak getirdi de, yerine gelen ap’si yasağı mı kaldırdı....

y

asak kendisini oniki eylül sabahı tanklarını yürüten generallerin hiddedi ile devam etti.. halbuki birmilyona yakın insanımızı kürdüyle, türküyle, lazıyla cezaevlerine, işkencehanelerine toplayan generaller, bir yandan camii inşaasına hız verirken, öte yandan başörtüsünün türbana dönüşmesine ve yasağın devam etmesine izin verdiler.

roj baş, merhaba

b

u e-derginin kasım/sermavez sayısını zamanımız oldukça sayfa sayfa, günlük yaşamı irdeleyerek hazırlamak en büyük hedef... bir sayının 150 sayfa ve okunmaktan uzak olması gerekmiyor.. bir ayda beş sayfa çıksın, okunacak sütunları olsun... sol’dan bakınca e-dergi olarak günlük siyaset yaşamı üzerinden aklına geleni çalakalem yazma politikası izlemeyeceğinden, sayfaların oluşması biraz zaman alacak. memleketin en önemli sorunlarına parmak basmayı görev olarak görmediğinden dolayı, bazen sizleri hiç ilgilendirmeyen çevre sorunlarından, sizeler aykırı gelen ifadelere de satır aralarında veya satır başlarında rastlamanız mümkün olabilir. darılmanıza, sizlerle aynı SOL terminolojinin klasikleşmiş ifadelerine gözleriniz takılabilir. buradan yola çıkarak bu ifadelerin herhangi bir siyasal partinin söylemlerine bağdaştırma hastalığınız depreşebilir. fazla dert etmeyin ve herkesin doğrusunun kendi kaderini tayin ettiği gibi olduğundan yola çıkın.. ilk sayıdan bu kadar ...

ö

zal hükümetleri, dört eğilimi birleştirdiğini, aynı yerde birleştirdiğini iddia ederken, başörtüsü türbana, türban siyasal mesajlarını yaymaya devam etmişti.. halbuki muhafazakar ve müslüman hükümetin sahipleri hiç bu yasağı önlerine dahi koymadan, yerlerini kendilerinden sonra gelen milliyetçi, muhafazakar yönetimlere yerini bırakmaya devam etmişti..

o

nbir yıldır muhafazakarlığı ile övünen akp ve yöneticileri meydanlarda hüngür hüngür ağlarken, yasak ile ilgili olarak hiçbir adım atmamanın mutluluğunu yaşarken, oy tabanlarına bu konuyu tüzük ve büzük sorunu olarak anlatmayı tercih ettiler. tercihleri tabanlarının zorlaması ile yasağın kaldırılmasını getirdi..

k

abul edelim ki, akp yasağın kalkması ile bir müddet daha türban konusunu yerel seçimlere kadar kullanmak ve sulu gözlerle türbanı nasıl serbest bıraktıklarını anlatacaklar..


roj baş, merhaba bayram değil, seyran değil! akp öğrencileri niye öptü... ? ali ismine neden takılıyorlar?

b

aş örtüsü siyasetin yada akp’nin günlük politikalarının yörüngesinden çıkınca, akp’nin genel başkanı, başbakan erdoğan’ın aklına sabah namazına kalkınca birden bire bekar öğrencilerin aynı evlerde ve yurtlarda kalmaları takıldı. bu ne kepazelik diye, düşünürken, öğrencilerin kızlı erkekli beraberce kalmaları yıldırım hızıyla gözlerinin önünden onaltılık bir film şeridi gibi geçti.. o arada son karedeki görüntü yanmaya, gıcırtısı ta sinema salonunun her yanından duyulan emektar sinema makinesinin dişlilerinin sesini duydu. akp’ye, yüzde doksandokuzu muhafazakar olan, türk, kürt, laz, çerkez ve diğer azınlıkların bu birlikte oturma günlerine karşı ayaklanması gerektiği geldi. evet, yeni politikanın parlayan yıldızı “namus” bekçiliği olmalı idi.

g

ezide teslim olmayanlar, bu muhafazakar doksandokuzluk vatadaşların tepkileri karşısında, sağıda, soluda perişan edenler, bu parlak “namus” bekçiliği karşısında teslim olacaklar, sivri zeka ürünü yeni karşı eylem biçimleri geliştiremiyeceklerdi.... gezide üç kıçı kırık ağaç vardı.. burada “namus”... yerel seçimlere kadar sürdürülecek akp politikalarında her ne kadar, bacılarımızın namus simgesi türban olsada, stratejik desteği sağlayacak olan, öğrenci evlerinin namusu olmalıydı.

k

endimizi ihbar ediyoruz! bu da ne? vatandaş, anayasaya aykırı bir biçimde aynı evi birlikte paylaştığı için kendini ihbar etme girişiminde bulunuyor. kızlı-erkekli pastanede çay içmeye gidiyorlar. kızlı erkekli grupların, birlikte sinemaya, pastaneye, okula gitmeleri pek fazla sorun değil. ancak muhafazakar akp, gençlerin birlikte “hadi bugün de birlikte namaz kılmaya, imam efendiyle iki lak lak etmeye, gidelim” derlerse, buyrun cenaze namazına..

a

kp, sürekli ifade ettiği, islami-muhafazakar-modern çizgisinin içeriğini doldurmakta gerçekten zorlanıyor. yani nasıl bir islami yaşam biçimi, nasıl bir islam devleti? bu hassas çizgide hangi taşı nereye koyacaklarını bilemiyorlar. bundan dolayı, sabah kalkıp akşam yatarken, sıradan insanları hangi boyunduruk altına sokmalarını araştırıp duruyorlar. üstelik başbakan habire körüklenen ve sorun değilken sorun haline getirilen aleviliğe sığınıp, doğacak torununa ali ismini vereceğini, böylece alevilere nerede ise “dede” adayı olacağını açıklıyor. şimdi bir dede, başbakanıda cem etmeye davet etse, sazını döktürüp, rakı bardağını şerefe kaldırsa, başbakan erdoğan kadınlı erkekli semah grubunda semah dönmeye başlar mı? dede, her yudum rakının ardından, “nalet yezide!” dediğinde, dede yezide dokunma dermi?

d

iyelim ki, başbakan şu ölümlü dünyada nur topu gibi bir torun sahibi oldu, adını da ali koydu.. yani vatandaşa düşen, “allah, analı babalı ve dedeli büyütsün” demek olur. ancak, habire aleviliğin temcit pilavı gibi ısıtılarak günlük politikalarda şekillendirilmeye devletin bugünkü sahibi akp, ve kendisine başka politikalar üretemeyen eskiden azbuçuk siyaset yapmış olanlar. neden bu kadar toplumda varolan mezheplerin dışında alevilik merakı? büyük bir rant kavgası mı? politikada başarının ölçüsü mü? hadi diyelim ki, alevileri kendi arzu ettiğiniz politikalar doğrultusunda örgütlediniz, birileri evler kurdu, birileri camiilerin yanıbaşında bir sığınak bahşetti.. din afyondu, allah yoktu! ama birden bire ali sahibi olduk. proleteryanın zincirlerinden başka kaybedecek birşeyleri yoktu! acaba sakallı marks’da, aleviliği keşfetmiş miydi? lenin, ukth’de aleviliği zikretmiş mişdi..

y

ada, kendince özgür yaşayan, yaşatılan bir mezhebi, beton binaların arasına sıkıştırıp, kendimizce iso standartları yaratmak mı gerekiyor?


Soldanbakinca bir