STY-Maltepe

Page 1

Genç Hayat Vakfı’nın sözlü tarih projesi...

Şişli

Sokağımdan Tarih Yazıyorum Maltepe Gazetesi Sayı: 06 • HAY Projesiyle Öğrencilerin Hayalleri Hayata Geçiyor »2 • “En güzel arazi, en mümbit arazi bizim Maltepe’ydi.” »4

• “Biz buraya geldiğimiz belediye yoktu...” »4 • “Ben evden baktım mı adaları görürüm...” »5

• “Babam okuryazar değildi. Ama babam aydın kişiydi.” »6 • “Benim için en büyük yıkım Maltepe Köprüsüdür” »7

• “Başkasına özenme, özünü bulursan seni hiçbir güç yıkamaz” »10 • “Maltepe” »12

• “Süreyya Paşa” »12 • “Doğru İletişim Projesi” »13

• “Gönüllü Turizm Elçileri Tarihi Yarımadada” »13 • “İstanbul 2010 Gönüllü Programı” »13

• “2010 Okullarda Maltepe İlçesi Kültür Sanat Platformu” »14

Geçmişten geleceğe İstanbul... İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın katkılarıyla ve Habertürk’ün ana sponsorluğunda gerçekleşen Genç Hayat Vakfı’nın “Sokağımdan Tarih Yazıyorum” adlı sözlü tarih projesi, İstanbul’un on ilçesindeki otuz ortaöğretim kurumunda eğitim gören bin lise öğrencisini kapsamaktadır. Proje bu öğrencilerin kendi kimliklerini, aidiyetlerini ve farklılıklarını İstanbul, İstanbul’un bir kent olarak dönüşümleri, mahalleler ve semtler, İstanbul’da gündelik hayat ve yaşayanların hikayeleri üzerinden anlamaları; İstanbul’un dünya ve Avrupa kültür ve tarihi ile bağlantılarını beraber araştırmaları ve keşfetmeleri için hazırlanmış bir sözlü tarih ve kent kültürü/tarihi projesidir. Tarih denilen olgunun sadece savaşlardan ve antlaşmalardan ibaret olmadığına, bunun yanında kişisel tanıklıkların da var olduğuna inanan Sokağımdan Tarih Yazıyorum projesi, İstanbul’daki son 50 yıllık değişim ve dönüşümü sıradan insanların yaşamöyküleri üzerinden anlamak için lise ve üniversite öğrencileriyle beraber saha çalışmaları gerçekleştirmektedir. Öncelikle, proje kapsamında liseli öğrencilere rehberlik edecek olan üniversite öğrencileri Tarih Vakfı tarafından hazırlanan ve uygulanan sözlü tarih/yerel tarih konulu eğitimlere katılmakta; eğitimin ar-

dından ise liseli öğrencilerle birlikte önce sözlü tarih atölyeleri ve daha sonra da saha çalışmalarını gerçekleştirmekteler. Elinizde tuttuğunuz bu gazete, Sokağımdan Tarih Yazıyorum projesinin bir ürünüdür ve Maltepe’de gerçekleştirilen çalışmalardan meydana gelişmiştir. Gazeteyi hayata geçiren kişiler ise, İstanbul’daki çeşitli üniversitelerde okuyan üniversite öğrencileri ve Maltepe’deki Handan Hayrettin Yelkikanat Anadolu Teknik Lisesi’nin öğrencileridir.

Gazetede okuyacağınız yaşamöyküleri, öğrencilerin gerçekleştirmiş olduğu röportajlardan yine kendilerinin hazırladıkları şekilde birer kesit olarak sunulmuştur. Röportajların tamamını okumak için Sokağımdan Tarih Yazıyorum projesinin web sitesine girmeniz yeterli olacaktır.

Projeyle ilgili detaylı bilgi almak için Genç Hayat Vakfı’nın internet sitesini ve projenin web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Beyoğlu, Fatih, Eyüp, Kağıthane, Şişli ve Maltepe gazetelerinin ardından diğer ilçelerde yapılacak çalışmaları içeren gazeteler de yakında sizlerle buluşacak.

Uğur Elhan & Pınar Eriç

Bir sonraki sayımızda görüşmek üzere, keyifli okumalar…

İletişim ugur.elhan@genchayat.org pinar@genchayat.org İnternet Adresi www.sokagimdantarihyaziyorum.org

www.genchayat.org


Maltepe

HAY Projesiyle Öğrencilerin Hayalleri Hayata Geçiyor

Gençler için yeni bir şeyler söylemek lazım… Türkiye’de 11-18 yaş aralığında yaklaşık 14 milyon genç vardır. Bu gençlerin 6,5 milyonu Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda eğitim görmektedir. Bu rakamlar Avrupa’da ortalama bir ülkenin nüfusu kadardır. Genç nüfusumuz bizim en önemli ve işlenmesi gereken değerimizdir. Ancak günümüzde artık “Gençler için yeni bir şeyler söylemek gerekmektedir.” Bugünün küçüğü, yarının büyüğü denilen genç bugününü de yaşamayı hak etmektedir. Vakıf kuruluş gerekçelerimizde, vizyon ve misyonumuzda ve gerçekleştirdiğimiz tüm projelerde görüleceği gibi gençleri şimdi ve burada hayata katmak için çalışıyoruz. Odak noktamız hiçbir ayrım gözetmeksizin genç insandır. Toplumların en önemli değeri olan insan kaynağının ergenlik gibi bir döneminde desteklenmesi, bireyin hayatı boyunca sürecek olumlu sonuçlar yaratacaktır. Genç Hayat Vakfı olarak amacımız; etkileri doğrudan topluma da yansıyacak bu olumlu sonuçların alınması için çalışmaktır. Gençlerin tehlikelere karşı korunmasının yanı sıra kişisel olarak kendilerini tanımalarına, potansiyellerinin ortaya çıkmasına ve önlerinin açılmasına imkân vermek gerekmektedir. Odak noktamız hiçbir ayrım gözetmeksizin genç insandır. İnsana yapılan yatırımın toplumları geliştirip yücelttiğine inanmaktayız. Vakfımız gençlerle yapılacak tüm eğitim çalışmalarının belirlenen hedefler doğrultusunda gerçekleşmesi için kurulmuştur. Kendini tanıyıp becerilerinin farkında olan gençliğin kendi sorumluluklarını taşıması kolaylaşmaktadır. Kendini tanıyan gencin “ötekini” algılayışı da değişmektedir. Farklılıklardan sinerji elde etmek kolaylaşmakta, gençler sosyal hayatta ihtiyaçları olan pratik deneyimler edinmektedirler. Gençlerle temas halinde olan ve onların yetiştirilmesinde rol oynayan ebeveyn, öğretmen, polis, yargı birimleri gibi kişi ve kurumlar eğitim çalışmaları ile desteklenmektedir. Gençlerle ilgili devlette ve tüm toplumda farkındalık yaratma çalışmalarına devam edilecektir. Vizyonumuz Türkiye’de 11–18 yaş grubundaki gençlerin, özgüvenli, eleştirel düşünme ve farklılıklarla bir arada yaşama becerisine sahip, insan haklarına saygılı bireyler olarak yetişmeleri sonucu demokrasi ve insan haklarının yerleştiği, farklılıklarından sinerji yaratabiilen, iletişim kültürünün hakim olduğu bir toplumsal dönüşümü gerçekleştirmek. Misyonumuz

Hizmet, Aktivite, Yardımlaşma (HAY) Projesi, bundan bir sene önce sivil toplum ve sosyal sorumluluk bilincinin geliştiği toplumsal bir dönüşüm sağlamak için yola çıktı. Yola çıkarken amacımız öğrencilerin, kendilerini ve çevrelerini tanıma konusunda farkındalık kazanmaları, temel iletişim becerilerini edinmeleri ve geliştirmeleri yanında, bireysel ve sosyal sorumluluk bilincinin ve davranışının gelişmesi idi. Çevresindeki bir ihtiyacı görüp fark eden, kendi sosyal statüsü ne olursa olsun, çok fakir veya gelişmemiş bir bölgede de olsa, henüz yetişkin olmayan bireylerin, ekip halinde ya da bireysel olarak, ihtiyacı yerine getirme çabası bizim için çok önemliydi. Bu sebeple ülkemizde yardımların genelde devletten ve çeşitli kurum, kuruluşlardan beklendiği bir ortamda, her bireyin öncelikle kendine, sonra ailesine, okuluna ve çevresine yardım edebilmesinin yolunu göstermek projenin amacını oluşturdu. Projenin ilerleyen aşamalarında ise yardım edenin, yardım alandan daha çok kazanımları olduğunu gençler bizzat yaşayarak gördüler. Projenin, gençlerin vizyonlarını henüz okul çağlarında geliştirmek, onların toplum liderleri olarak yetişmelerine destek vermek, bu gençlerin öncelikle kendi hayatlarını olumlu yönde değiştirmelerine, yetişkin olduktan ve meslek seçimlerinden sonra da toplumun dokundukları diğer katmanlarına, hem örnek hem de yol gösterici olmalarına yol açmasını istedik. Bu doğrultuda, HAY Projesi kapsamındaki öğrenciler 2009–2010 Eğitim-Öğretim Yılı’nın birinci dönemi kendilerini ve çevrelerini tanıma konusunda farkındalık kazanmaları ve temel iletişim becerilerini edinmeleri konusunda eğitim aldılar. İkinci dönem ise sosyal sorumluluk, gönüllülük, yardımlaşma ve proje yazma konularında eğitim alan öğrenciler kendi projelerini geliştirdiler ve yazdılar. Yılsonunda ise, HAY öğrencilerinin hayata geçirdikleri projeler, Hizmet, Aktivite, Yardımlaşma (HAY) projemizin en güzel çıktıları oldular. İstanbul’un 5 farklı ilçesinde (Sarıyer, Beyoğlu, Fatih, Sultangazi, Esenler) 9 okulda, 1170 öğrenci, 31 öğretmen, 4 proje danışmanı ve gönüllü üniversite öğrencileriyle birlikte yürüttüğümüz projemiz her okulun ürettiği farklı sosyal sorumluluk projelerinin uygulamasıyla 2009–2010 Eğitim-Öğretim yılının kapanışını yaptı. Okullar ve projeleri: 1. Aksoy İlköğretim Okulu, Esenler

projede HAY öğrencileri değişik görevlerde rol aldılar. Proje posterinin hazırlanması, projeyle ilgili duyuruların ve tanıtımın yapılması, okul idaresi ile iletişimin sağlanması, çok amaçlı salondaki eksikliklerin tespit edilmesi, alınması veya yenilenmesi gereken malzemelerin listesinin çıkartılması, yenilemeye maddi destek sağlayabilecek kurum veya kişilerin tespit edilmesi ve iletişime geçilmesi, yenilemeyi yapacak iş gücünün tespit edilmesi, yenilemenin yapılması gibi proje ayakları öğrenciler tarafından gerçekleştirildi. Sonuç olarak bu projeyle çok amaçlı salon kötü görüntüsünden kurtulmuş oldu, oyunlarını ve yaptıklarını daha iyi ve rahat bir şekilde sergileyebildiler, salon daha fazla sınıfın bir arada etkinlik yapabileceği hale geldi, öğrencilerin de okulda böyle önemli şeyleri değiştirebileceğini göstermiş oldular. Başka bir HAY grubu ise “Elazığ’a Yardım Projesi”ni hayata geçirdiler. Elazığ’da 8 Mart 2010’da meydana gelen deprem sonrası HAY öğrencileri o bölgeye yardım etmek için proje geliştirdiler. Herkes projenin oluşturulmasında ve hayata geçirilmesinde rol aldı. Proje posterinin hazırlanması, projeyle ilgili duyuruların ve tanıtımın yapılması, okul idaresi ile iletişimin sağlanması, kırtasiye malzemelerinin toplanması, giyeceklerin toplanması, toplanılan giyeceklerin temizlenmesi ve kullanıma hazır hale getirilmesi, kullanıma hazır durumdaki giysilerin katlanması, toplanılan yardımların yerine ulaşması için gerekli kurumlarla iletişim ve işbirliğinin sağlanması, yardım gönderilecek yerin tespit edilmesi, toplanılan yardım malzemelerinin yerine ulaştırılması görevleri arasında yer aldı. Proje sonunda, Elazığ’da zarar gören insanlar az da olsa bir yardım almış oldular, HAY öğrencileri yardımlaşmanın önemini görmüş oldular, önemli bir işi başardıkları için kendilerine olan güvenleri arttı, ortak hareket etmenin önemini kavramış oldular ve yapacakları bir işin tanıtımının nasıl yapılması gerektiğini öğrenmiş oldular. “HAY’da Neler Oluyor?” isimli diğer bir projeyle ise HAY öğrencileri HAY sınıflarını izlediler ve değerlendirdiler. Bu projede yer alan öğrenciler HAY sınıflarındaki sorumlu öğrencilerle irtibatta oldular, bu sınıfların çalışmalarını yakından takip etme ve değerlendirme fırsatı buldular ve sonuç olarak bu çalışmalarla ilgili olarak okulun çeşitli yerlerinde panolar hazırladılar. Proje sonunda, HAY sınıflarının ve projelerinin tanıtımları tüm okula yapılmış oldu, diğer HAY sınıfları takibiyle çalışmalarının daha verimli geçmesini sağlamış oldular. Okullarındaki kütüphanenin yetersizliğini fark eden başka bir grup HAY öğrencisi ise “Kütüphane Projesi”ni geliştirerek hayata geçirdiler. Projenin amacı kütüphanelerini zenginleştirmenin yanında daha fazla kitaba ve bilgiye ulaşma şansına sahip olmaları oldu. Projenin hazırlanmasında HAY öğrencileri değişik görevlerde yer aldılar. Projeyle ilgili duyuruların ve tanıtımın yapılması, okul idaresi ile iletişimin sağlanması, proje posterinin hazırlanması, kütüphanenin eksikliklerinin belirlenmesi, eksikliklerin temin edilebilmesi için ilgili kurum veya kişilerin tespit edilmesi, eksikliklerin temin edilebilmesi için ilgili kurum veya kişilerle irtibata geçilmesi, toplanan yardımların düzenli bir şekilde kütüphaneye yerleştirilmesi yer aldıkları bazı görevler arasındaydı.

•İnsan hakları ve demokrasinin içsel- leşmesinde

Son olarak “Okulun Arka Bahçesini Güzelleştirme” projesiyle HAY öğrencileri okullarını daha yaşanır bir yer haline getirmeyi hedeflediler. Bu projede yer alan HAY öğrencileri, okulun arka bahçesinin fotoğraflarının çekilmesi, ilgili HAY proje öğrencilerinin arka bahçenin ve duvarın yenilenmesi ile ilgili beyin fırtınası yapması ve sonuçların raporlanması, proje uygulaması için İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Peyzaj ve Mimarlık Bölümleri ile iletişime geçmek, okulun arka bahçesinin duvarının, arkadaşlarının veya yabancı kişilerin izinsiz giriş çıkışına engel olabilecek hale getirilmesi, arka bahçenin çöp yığını haline gelmesini engellemek için düzenleme yapılması ve okulun diğer öğrencilerinin bu konu ile ilgili bilgilendirilmesi, temizlik akran eğitimi projesini yürüten HAY sınıfları ile ortak çalışmalar yapılması ve çeşitli üniversitelerden gelen gönüllü öğrenci ağabey ve ablalarla proje aşamalarının oluşturulması gibi görevlerde yer aldılar. İTÜ’nün Peyzaj ve Mimarlık bölümüyle yürütülen ortak çalışma henüz sonlanmadığından projenin tahmini çıktıları mevcuttur.

•İletişim ve empati kültürünün yerleşmesinde

2. Bala Hatun İlköğretim Okulu, Sarıyer

Ruhsal ve fiziksel değişimlerin en yoğun yaşandığı 11–18 yaş arası dönemde gençlerin: •Kendini tanımada •Ötekini tanımada •Farklılıklarla bir arada yaşamada •Potansiyelini açığa çıkarmada •Ailesine, cemiyete, ülkesine karşı sorumluluklarının farkındalığını kazanmada

Çeşitli programlar ve aktiviteler geliştirmek, farkındalık ve bilinç oluşturmak, bu dönüşümün devamlılığını sağlamak için politikalar üretilmesine bir sivil toplum kuruluşu olarak destek vermektir.

Gençlerle beraber, gençler için, Genç Hayat Vakfı.

İmtiyaz Sahibi: Genç Hayat Vakfı adına Adil Candan Günek Yayın Yönetmeni: Uğur Gülderer Sorumlu Müdür: Uğur Elhan Grafik Tasarım: Eray Sayraç, Mehmet Güzel Yönetim Yeri: Genç Hayat Vakfı Koru Mah. Boğaziçi Cad. Demircan Apt. No. 19/15-16 İstinye - İstanbul Tel. 0212 277 53 23 Faks. 0212 323 42 89 Basıldığı Yer: Ciner Matbaası Matbaacının Adı: Habertürk Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş. Tepeören Köyü, Kurugöl Mevkii, Akfırat - Tuzla Tel. 0216 581 82 00

Aksoy İlköğretim Okulu’nda bulunan 600 HAY öğrencisi okullarında 6 farklı proje yürüttüler. Projelerden biri “Temizlik Konulu Akran Eğitimi Projesi” oldu. Projede HAY öğrencileri, projeyle ilgili duyuruların ve tanıtımın yapılması, okul idaresi ile iletişimin sağlanması, proje posterinin hazırlanması, temizlik konusunda akran eğitimini gerçekleştirecek öğrencilerle temizlik bilgilendirme seminerinin yapılması, çok amaçlı salonun ayarlanması ve düzenlenmesi, akran eğitiminin yapılacağı birinci kademe sınıflarının nasıl bir düzenle çok amaçlı salona alınacağının belirlenmesi, eğitimlerin birinci kademe öğrencilerine verilmesi, verilen eğitimlerin çıktılarının değerlendirilmesi ayaklarını büyük bir titizlikle takip ettiler. Proje sonunda okuldaki öğrencilerin çoğu temizlik konusunda bilgilenmiş, eğitimi veren öğrenciler sunum yapma becerilerini geliştirmiş, birinci ve ikinci kademe öğrencileri kaynaşmış, yapacakları bir işin tanıtımının nasıl yapılması gerektiğini öğrenmiş ve okullarının daha temiz bir yer olabilmesi için uzun vadeli bir yatırım yapmış oldular. Diğer projeleri “Çok Amaçlı Salonu Yenileme Projesi” oldu. Bu 01 2

“Küçük Büyük El Ele Buluşalım Darülaceze’de” diyerek çıktılar yola Bala Hatun İlköğretim Okulu HAY öğrencileri. Onların isteği Darülaceze’de yaşayan yaşlılara bir nebze de olsa bir umut ışığı olmak, küçücük elleriyle ellerini birleştirmekti. Bu istekleri doğ-


Maltepe

rultusunda projelerini oluştururlarken amaçları, aralarındaki kuşak farkına rağmen orda ki yaşamları daha yakından tanımak, nesiller arası iletişimi güçlendirmek ve yaşantılardan ders çıkarmak olarak belirlediler. Projenin uygulama aşamasında HAY öğrencileri, Darülaceze yetkilileriyle irtibata geçilmesi, ziyaret için gerekli izinlerin alınması, orada yapacakları etkinliklerin belirlenmesi ve hazırlanması, giderken götürecekleri hediyelere karar verilmesi, proje posterlerinin hazırlanması gibi konularda görev dağılımı yaparak projenin kusursuz işlemesini sağladılar. Proje sonunda hem ziyaret ettikleri yaşlıların yüzlerindeki sevinci görmenin hem de kendi adlarına kendilerine kattıkları değerlerin farkına varmanın mutluluğunu yaşadılar. Yaşlılarla onlarla yaşantısal deneyimlerini paylaşırlarken onlar da yaşlıların yalnızlıklarını paylaştılar.

geçilmesi, davetiyelerin dağıtımı, şenliğe katılarak stant açacak kurumların belirlenmesi ve irtibata geçilmesi, etkinlik esnasında fotoğraf ve video çekimi, biletlerin satılması, pilav ve içecek dağıtımı gibi görevleri büyük bir özveriyle üstlenerek şenlik gününün kusursuz geçmesini sağladılar. Bunun sonucu olarak okullarına yaptıkları kalıcı yeniliğin yanında öğrencilerin aidiyet duyguları güçlenirken, birlikte hareket etme becerileri arttı. Aynı zamanda okulun yeni olmasından dolayı okula ait geleneksel bir organizasyon başlatmış oldular ve okulun çevreden algılanan olumsuz imajını değiştirmek için büyük bir adım atmış oldular. 5. Güner Akın Lisesi, Beyoğlu

3. Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi, Fatih

Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi HAY öğrencileri “Aydınlık Paylaşımı” isimli projeleriyle V12eysel Vardal Görme Engelliler Okulu’nda okuyan öğrencileri hedef kitle olarak seçtiler. Projelerini oluştururlarken adım adım ince eleyip sık dokuyarak ilerlediler çünkü hassas bir konu üzerinde çalıştıklarını biliyorlardı. Veysel Vardal Görme Engelliler Okulu’nda okuyan öğrencilerle şuan üniversite öğrencisi olan 2 görme engelli arkadaşlarını bir araya getirerek paylaşımlarda bulunmalarını sağladılar. Projede HAY öğrencileri, Veysel Vardal Görme Engelliler Okulu ile irtibatın sağlanması, görme engelli öğrencilerle HAY öğrencilerinin bir araya geleceği iki oturumun içeriğinin belirlenmesi ve hazırlanması, görme engelli arkadaşlarına sesli kitap okunması için kitap seçimi, proje posterlerinin hazırlanması, görme engelli üniversite öğrencisi iki kişiyle irtibata geçilmesi, okuldaki organizasyonun sağlanması ve oturumların yürütülmesinde görev alarak projeye verdikleri özeni gözler önüne serdiler. Proje sonunda Veysel Vardal öğrencileri, HAY öğrencisi ağabey ve ablalarına oturumların ve paylaşımların yine aynı bu şekilde tekrarlanmasını çok istediklerini belirttiler. Proje posterlerinde hazırladıkları yazı aslında her şeyi anlatıyordu: “Yardımlaşma kadar güzel, rengârenk bir poster hazırlamıştık ilk başta. Sonra göze hoş görünenin aslında herkese görünmediğini fark ettik. Onun yerine bunu hazırlamaya karar verdik. Bir baktık ki; paylaşmanın güzelliğini anlatmak böyle çok daha kolay. Biz parmakları ile göremeyenler, bunu yapabilenlerin siyahını paylaştık bu sayede. Şimdi sıra, büyük siyahlarla küçükleri buluşturmakta! Bu tam da biz grilere göre bir iş!”. Kendilerini “gri” olarak nitelendirip çıktıları bu yolda görme engelli arkadaşlarının ve kendilerinin dünyalarını biraz da olsa aydınlatmayı istediler ve başardılar.

Okulu HAY öğrencilerinin isteği ve çabaları doğrultusunda bu sefer bambaşka bir amaçla bir kermes düzenlediler. “HAY’di Hürriyet Hep Beraber Elele” diyip yola çıktıkları projelerinde, okullarında düzenledikleri kermesten elde edilen geliri okullarındaki anasınıfını geliştirmek için kullandılar. HAY öğrencileri, kermesin düzenlenmesinde, gerekli izinlerin alınmasında, kermeste kimlerin görev alacağının karar verilmesinde, proje posterlerinin hazırlanmasında, anasınıfının ihtiyaçlarının belirlenmesinde rol alarak projenin tüm ayaklarının belirlenmesinde ve uygulanmasında görev aldılar. Bu proje sonunda öğrenciler okullarında bir şeyleri kalıcı olarak değiştirebilmenin, kendi yaşam alanlarına yaptıkları katkıların ve en çok da küçük kardeşlerinin sevinçlerini paylaşmanın mutluluğunu yaşadılar. 8. Melahat Öztoprak İlköğretim Okulu, Sultangazi

Güner Akın Lisesi HAY öğrencileri “Gazi ve Şehit Yakınları Ziyareti” isimli projeleriyle çevrelerinde bulunan 9 adet gazi ve şehit yakınını evlerinde ziyaret ettiler. Öğrenciler projenin amacı olarak yakın çevrelerinde fedakâr yaşam geçirmiş insanların hayatlarını yakından görmenin yanı sıra onlarla karşılıklı bir paylaşımda bulunarak çevreleriyle daha aktif bir bağ kurmak ve çevrelerinde yaşayan insanlara karşı daha duyarlı olabilmeyi belirlediler. Proje sonunda öğrenciler herhangi bir karşılık beklemeden yardımlaşmanın verdiği mutluluğun ve kuşaklar arası paylaşımın, yaşlılarla gençlerin kurdukları güzel iletişimin zevkine vardılar. Proje uygulama sırasında öğrenciler evleri ziyaret ederken birer menekşe ve fanus içinde birer balığı da gittikleri evlere götürmeyi ihmal etmediler. 6. Hasköy İlköğretim Okulu, Beyoğlu

Melahat Öztoprak HAY öğrencileri okullarında iki tane sosyal sorumluluk projesi yürüttüler. Bu projelerden biri “Okulumuzu Güzelleştirme Projesi” adı altında yer aldı. Bu projede öğrenciler öncelikle okullarının nelere ihtiyacı olduğunu belirleyerek yola çıktılar. Spor salonlarını güzelleştirmek için duvarlarını çeşitli grafik çalışmalarıyla süslediler. Belediyeyle iletişime geçerek arka bahçelerine fidan diktiler ve okullarına yeni banklar getirilmesini sağladılar. Çok amaçlı salonlarının daha aktif kullanılmasını sağlamak için bir tiyatro oyunu hazırlayıp okullarında bunu sergilediler. Proje sonunda okullarına bıraktıkları kalıcı farklarla büyük sevinç yaşadılar ve okullarını tüm öğrencilerin daha rahatça kullanabileceği bir alan haline getirmiş oldular. Diğer hayalleri ise, “Çeşitli Mesleklerin Tanıtımı” konulu proje ile gerçekleşti. Her hafta çeşitli mesleklerden uzman kişiler gelerek öğrencilere kendi meslekleri hakkında aktarımda bulundu. Halkla İlişkiler Uzmanları Damla Timurcioğlu ve Burcu Parlak, Tiyatro Oyuncusu Hakan Bilgin ve Bonomo Music’in bateristi Ferhat Zamanpur kendi ağızlarından kendi mesleklerini ve inceliklerini öğrencilere aktardılar. Bu kişilerin okulla bağlantısının sağlanması ve davet edilmesi, katılımcıların ve mesleklerin belirlenmesinde HAY öğrencileri görev aldılar. 9. Recaizade Ekrem İlköğretim Okulu, Sarıyer

4. Esenler Çok Programlı Lisesi, Esenler

Hasköy İlköğretim Okulu’nda öğrenim gören 6. ve 8. sınıflardan oluşan HAY öğrencileri bir sene boyunca aldıkları eğitim sonunda “HAY’di Çocuklar Sinemaya!!!” isimli projelerini hayata geçirdiler. Projenin amaçları Hasköy İlköğretim Okulu öğrencilerinin sinema kültürüyle tanışması ve bu kültürü edinmeleri, okulun çok amaçlı salonunun aktif hale getirilmesi, proje sonunda elde edilen gelirle yardıma ihtiyacı olan öğrencilere destek olunması ve sosyal sorumluluk bilincini kazandırılması ve içselleştirilmesi oldu. Bu kapsamda HAY öğrencileri projeyle ilgili duyuruları ve tanıtımları yaptılar, proje posterini hazırladılar, sinema biletlerini tasarladılar, hazırladılar ve sattılar, elde edilen geliri okulun sosyal fonuna aktardılar, sinema gösteriminde kullanılacak filmleri tespit ettiler ve okul aile birliği ile iletişime geçerek sinema gösterimi sırasında patlamış mısır hazırlanmasını sağladılar. En sonunda ise okullarındaki 4. ve 5. sınıf öğrencilerine çok amaçlı salonlarında sekiz defa film gösterimi yaparak projelerini sonlandırdılar. 7. Hürriyet İlköğretim Okulu, Sarıyer

Esenler Çok Programlı Lisesi’nde bulunan 160 HAY öğrencisi okullarında bir ilke imza atarak çok geniş kapsamlı bir proje ürettiler. “1. Geleneksel Gençlik Şöleni” ismini koydukları projelerinin ilk amacı okullarına bir müzik odası kurulması ve beden eğitimi malzemelerinin zenginleştirilmesi oldu. Bu kapsamda öğrenciler şölen hazırlıklarına başladılar ve büyük görevler üstlendiler. Gönüllü olarak yürüttükleri projede öğrenciler, okul idaresinden proje ile ilgili gerekli izinlerin alınması, projenin kapsayacağı hedef kitlenin belirlenmesi, sınıflara görev dağılımlarının yapılması, posterlerin hazırlanması, duyuruların yapılması, konser etkinliği planlaması, konser dışında yapılacak etkinliklerin belirlenmesi, konser için kurulması planlanan platform için belediye ile irtibata

Ferahevler’de bulunan Hürriyet İlköğretim Okulu düzenledikleri klasikleşmiş veli kermeslerinin dışına çıkarak, Hürriyet İlköğretim 01 3

Recaizade Ekrem İlköğretim Okulu HAY öğrencilerinin çıkış noktası çevrelerindeki temizlik problemi oldu ve “HAY’di Temiz Bir Okul İçin El Ele” isimli sosyal sorumluluk projelerini geliştirdiler. Proje kapsamında çocukların amacı kendilerine en yakın çevre olan okullarını temiz tutmak ve bütün okul öğrencilerine de bu bilinci yerleştirmek oldu. Okullarında düzenledikleri kampanyalarla bütün öğrencilerini okullarını temiz tutmaya yönlendirmeye ve bir çevre bilinci oluşturmaya çalıştılar. Bu bağlamda öncelikle belediyelerle irtibata geçerek okullarına plastik, cam, kâğıt gibi geri dönüşüm çöp kutularının gelmesini sağladılar, okullarında projelerini tanıttılar ve duyurdular, proje posterleri hazırladılar, kendi arkadaşlarına akran eğitimi yöntemiyle çevre bilinci oluşturmaya çalıştılar, her hafta en temiz sınıfı seçerek öğrencileri buna teşvik etmeyi amaçladılar. Proje sonunda hem kendilerinde hem de arkadaşlarında geleceğimizi korumak adına bir çevre bilincinin oluşmaya başladığını gözlemlemek onlar için çok umut verici oldu. Projenin sürekliliği için yeni dönemde de aynı uygulamaya devam edilmesine karar verdiler. emel@genchayat.org simge@genchayat.org


Maltepe

Röportaj Beyza Korkmaz (22) Doğa Can Akar (16) Batuhan Günday (16) Selen Kara (15) Ümit Alkan Özdemir (15)

“En güzel arazi, en mümbit arazi bizim Maltepe’ydi.” rinde askeriye aldı. Askeri alan yapıldı orası ve bizim su orada kaldı. Biz de alamadık suyu, vermediler bize. Feyzullah Efendi’nin okulu vardı, Feyzullah Efendi İlköğretim Okulu. Orası ahşaptı, sonra yıkıldı. Yerine yeni ilkokul yapıldı. Onun bahçesi çok büyüktür. Sonra 99’da zelzele olduğunda orası hasar gördü. Hasar görünce o da yıkıldı yerine yenisi yapıldı. Burada yazlık sinemalarımız vardı. Yazlık tiyatrolarımız vardı. Kışın meşhur Çeliktaş Sineması’na giderdik. Sonra işte o Çeliktaş yıkıldı yerine bu Grandhouse çarşısı yapıldı. Yazlık sinema da iki üç tane vardı. Tiyatrolar da çok boldu. Zaten eski sanatkârların birkaç tanesi de Maltepelidir. Ama isimleri kalmadı aklımda.

Rıfat Konuralp 1920’de Maltepe’de doğmuş. O zamandan beridir de Maltepe’de yaşıyor. Çocukluğu, gençliği hep Maltepe’de geçtiği için de bize bugünkünden çok farklı, bahçeleri olan, denize girilen bir Maltepe anlattı. Ortaokulu yarıda bırakıp kendi arazilerinde çalışmaya başlayan Rıfat Amca ile kendi evinde, Maltepe üzerine hoş bir sohbet yaptık. Maltepe esasında bir Rum köyüydü Maltepe bir sayfiye yeriydi. Denizi çok güzeldi. Ankara’nın yüzde sekseni buraya, Maltepe’ye gelirdi yüzmeye. Okullar açılana kadar burada kalırlardı. Maltepe esasında bir Rum köyüydü. Buranın yüzde sekseni Rum’du, Rum’muş yani ben yetişemedim o tarihlere. Buraya Balıkçı köyü diyorlarmış Rumlar zamanında. Burada hem bahçelerini ekiyorlar hem de akşamları geldikleri zamanda hepsinin sandalları varmış, balığa çıkarlarmış. Adalardan bile buraya balık yemeye gelirlermiş yani. Burada üç tane turistik otel vardı. Ben otellere yetiştim. Ahşaptı onlar, yandı. Mesela bir tanesi, Merko’nun gazinosu diyorlardı, meşhurdu. Onun altı gazinoydu üstü otelmiş. 44’te mi 45’te mi ne yandı. O zamanlar kömürlü tren vardı, bugünkü cereyanlı tren yoktu. Zaten bütün yangınlar oradan, kömürlü trenin kömüründen çıkıyordu.

Röportaj Oğuzhan Dursun Ozan Sarıbatur (17) Ali Osman Korkut Elazığ’ın Çınarcık köyünde 1926 yılında dünyaya gelir fakat köyde her çocuğu askere daha geç gitsin diye beş sene geç yazdırdıkları için onu da öyle yaparlar, 1931’e kadar bekleyip o sene yazdırırlar. Evin en büyük oğlu olan ve kendinden küçük üç tane de kardeşi olan Ali Osman amcanın çocukluğu köyde geçer; askerliğini ise Manisa’da yaptıktan sonra hızlı bir kararla İstanbul’a gelir, ömrünün bugüne kadar olan günlerini tecrübe etmeye ilk adımı o zaman atar. Daha doğrusu köyden kaçar, çünkü ev ahalisi onun evlenmesi için sürekli baskı yapmaktadır. Daha evvelden dedesi İstanbul’a gelmiştir, bu yüzden de İstanbul onun için bir kat daha cazip hale bürünmüştür. İlk önce Fatih’te Kocamustafapaşa’da ikamet eder, küçük kardeşiyle birlikte orada bir atölyede çalışır. Kısa bir zaman sonra da bir kiralık yer ayarlar ve üzerine ‘kuma’ gelen annesini yanına alır. Onun ifadesiyle ‘memleketten kurtarır.’ Evliliğe kadar olan dönemde burada ömür geçirir. Daha sonra Maltepe’ye, Tekel evlerinin olduğu yere taşınırlar. Artık onun evi de ocağı da ekmek kapısı da burasıdır. Bir bakkal açar ve 39 sene onu işletir. Kendi alın teriyle diktiği ve her bir çocuğuna birer daire verdiği apartmanda hala oturmakta olup adeta bizlere ‘işte naçizane eserim’ demektedir Ali Osman amca... İşçilere bu evler yapıldı. 120 ev. Biz buraya gelmeden Tahtakale’de, Kapalıçarşı’nın orada Ermeniler çalışıyordu. Ben giderdim orada

Rıfat Konuralp / Ziraatçi Maltepe’nin Efendi’dir

kurucusu

Feyzullah

Feyzullah Efendi Maltepe’nin esas kurucularındanmış. Burada tarihi çeşmesi vardır. Feyzullah Efendi Kayışdağı’ndan oraya su getirmiş. 300 – 350 sene evvel işte böyle boru falan yok tabii. Hep kürk borularla su gelirdi. Onu biz, ben belediyede aza olduğum zamanlar değiştirdik. Değiştirdiğimiz zaman bizim Maltepe’nin suyunun devlet su işlerinde kaydı çıktı. Tahlilde bizim su, Taşdelen’den daha düşük çıktı. Yani Taşdelen bile bizden daha kaba. Ve bizim bu suyumuzu 75 – 76 senele-

5’te oradan kalkar, tekrar buraya gelir sonra adalara giderdi. 50 – 60’tan sonra dolmuşlar başladı. O zamanlar böyle evler de yoktu. Bu şekilde evler yapmak zaten yasaktı. Tüm evler bahçeli ve çok güzeldi. Herkesin bahçesi ağaçlıydı. Çocukken kendi aramızda hangi bahçede iyi meyve varsa giderdik oradan yerdik, ev sahipleri de tabii hep tanıdık oldukları için onlar da ses çıkartmazlardı. Onlar da gelirdiler bizim bahçedekileri götürürdüler… Efendim benim burada iki katlı çok güzel evim vardı. Yerine işte… Bu müteahhitler rahat vermediler bize. Peki ya toplanan ürünler? Çok büyük bir hal vardı, İstanbul’un en büyük hali. Zaten Maltepe’nin en

meşhur yönü buydu. Buradan bizim mahsulümüz gitmeden piyasa açılmazdı. Evvelden İstanbul’a öyle dışarıdan, Antalya’dan Mersin’den şuradan buradan mal gelmezdi. O, 50, 60’lardan 70’lerden sonra başladı, dışarıdan mal gelme. O zaman böyle yol yoktu, kamyonlar da yoktu. Haftada bir defa falan Adana’dan gelirdi. Mahsul vagonla gelirdi, buraya gelene kadar yolda bozuluyordu zaten. Onun için buranın malı daimi hep yerli malıdır. Körfez Marmara’nın. Eskiden Eminönü’ndeydi hal. Şimdi Topkapı’ya taşındı. Bitti hal, kaldırdılar. Ondan sonra biz de bıraktık o işleri. Zaten dışarının malları gelmeye başladı, biz de bıraktık bahçıvanlığı. Arazileri de zaten ekemiyorduk, inşaatlar başlamıştı.

Tüm evler bahçeli ve çok güzeldi Ziraatla uğraşıyorduk. Sonra buralar böyle gelişince, o tarım alanlarının hepsi bina oldu görüyorsunuz. Şimdi artık arazi de kalmadı. En güzel arazi, en mümbit arazi bizim Maltepe’ydi. Burada bizim zamanımızda böyle karayolu yoktu, deniz vasıtasıyla gidiyorduk. Arabalar da yoktu ki, böyle kamyon filan da yoktu bizim zamanımızda. Sonra yollar mollar açılınca böyle oldu. O zamanlar sabah akşam vapur vardı. Yandan çarklı vapurlar vardı, siz yetişmediniz görmediniz onları. Sabahleyin 7’de adadan kalkar Maltepe’ye gelir, Maltepe’den Bostancı’ya, Suadiye, Fenerbahçe oradan doğru köprüye kadar giderdi. Akşam da gene

“Biz buraya geldiğimizde belediye yoktu...” alışveriş yapardım. Ufak bir yer açmıştım. Kahvaltılık satardım. İş başı çalar çalmaz ben de kapatırdım girerdim. Sonra buraya geldik. 15 gün. İşte eskiden bu yol yoktu. Aşağıdaki yol da yoktu. 15 gün trenle gittik geldik. Bu Maltepe’ye... Babam İstanbul’da sigara fabrikasında çalışıyordu, Cibali’de. Orada fabrikada çalışan işçilere bu evler yapıldı. 120 ev. Bu tekel şube, okul var ya... Okuldan yukarı dereye kadar işçilere, orada çalışan işçilere yapıldı burası. Burada bakkal makkal yok. Buralar yoktu bu evler mevler, hep tek katlı evler vardı. Bizimki de tek katlı... 46 sene oldu. Burada bir şey yoktu. Tek tek evler vardı işte. Tekel evleri diyorlardı. Sonra sonra çıktılar. Şimdi bak hep müteahhitte veriyorlar. Biz buraya geldiğimiz zaman belediye yoktu Eskiden Maltepe... Neredeydi biliyor musun? Aşağıda denizin yanında bir cami var ya, mescit... Oradaydı belediye. Sonra yukarıya yapıldı. Yukarıya taşındı belediye. Yani biz buraya geldiğimiz zaman belediye yoktu. Sonra kuruldu. O caminin, aşağıdaki caminin yanında yer tutmuştu. Orada bir dükkan vardı. Belediye reisliği. Sonra tabii yukarı yapıldı, öyle büyüdü işte. Bu cadde de yoktu. O zamanlar böyle yerler yoktu. Burada değildi. Yani bayır... Kimse yok orada. Yollar sonra yapıldı. Biz buradan trenle giderdik. Ya Cevizli’ye ya Maltepe’ye yürüyerek giderdik trenle. Sonra bu yol yapıldı, aşağıdaki yol yapıldı. Maltepe köy gibiydi. Eskiden bir şey yoktu buralarda oğlum. Biz geldik, kaç sene oldu. 43 sene oldu biz buradayız. Yok, tabii 46 sene oldu. Burada bir şey yoktu hiç. Ne su vardı, ne bir şey vardı, ne bakkal

Ali Osman Korkut / Bakkal

ne çakkal... Hiçbir şey yoktu. Yaa şimdikiler şanslılar. Her şey ayaklarının altında, yine de yetinemiyorlar yani, değil mi? Burada bakkal dükkanı açacaksın, kime satacaksın Ya Cevizli’ye ya Maltepe’ye gidiyoruz bir şeyler almaya. “Burada,” dedim “bir bakkal dükkanı açacağım.” Şu kenar var ya kapının önünde... O kenarın altını açacaktım. İki kişi tuttum. Adamlar başladı kazmaya. Bizim kooperatif başkanı ile müteahhit böyle kol kola takmışlar yukarıdan geliyorlar. Ben de oradayım. Geldiler selam verdiler. “Aleykümselam.” dedim. “Ali 01 4

Osman Efendi,” dedi “bunlar ne yapıyorlar.” “Ya” dedim, “buraya taşındık. Ne bakkal var ne bir şey var. Burada bir dükkan açacağım... Bakkal dükkanı.” Ben Tahtakale’de kahvaltılık satardım ya... Bana “sen bunadın mı?” dedi. “Niye” dedim. “Burada bakkal dükkanı açacaksın, kime satacaksın?” Onlar görmüş geçirmiş, bizim gibi köyden gelmediler. “Sen karıştırdın mı? Yarın bir gün buraya, Maltepe’ye belediye olacak. Belediye buraya cadde açacak, sen borç etmişsin, dükkan açmışsın dinlemez, yıkar gider.” dedi. “Sen komşuna söyle, eğer komşun razı olursa üçer metre komşu payı... O komşu payını yap” dedi. Komşuma söyledim. İyi adamdı Allah rahmet eylesin. “İstediğini yap” dedi. Komşu hakkını 3 metre kapattım, dükkan açtım. Bakkal dükkanı... Bir zaman çalıştırdım. Baktım fark ediyor, odanın birini bakkal dükkanına ilave ettim. Sonra Cenab-ı Allah işte yardım etti, kat çıktım. Rızkı veren Cenab-ı Allah... Ben dükkan açtım. Giderdim Yalova’dan mal alırdım. O zaman böyle araba maraba yoktu. At arabasıyla getiriyorduk vapura.

Vapurdan çıkarıyorduk Maltepe’ye. Maltepe’den yine at arabası tutardım, alır getirirdim buraya. Üzüm, domates, taze fasulye, her şeyi satıyordum. 39 sene bakkallık yaptım. Hani sen hiç nüfus dairelerine gittin mi? Hani büyük defterler var ya. Öyle büyük defterdi. Veresiye veriyordum. Acıyordum. Herif memleketten gelmiş, aç, ekmek bilmiyor. Onlara veriyordum. Burada cami yeri bırakmışlardı ama yapamıyorduk Bu evlerin cami yerini boş bırakmışlardı. Bırakmışlardı ama kimse yapmadı. Maltepe tren istasyonun altında bir cami var. Giderdik orada namaz kılardık. Sonra yukarıda yapıldı, yolun üstünde... Büyük cami yapıldı. Burada cami yeri bırakmışlardı ama yapamıyorduk, duruyordu. Bana dediler “Yeter artık. Senin çocukların, ufak çocukların büyüdü. Sen gel başkan ol.” “Peki” dedim. Ben başkan oldum, bu camiyi yaptırdık. Minaresini de yaptırdık. Dayım dedi “Bu minare eğiliyormuş, yıkılacak. Sen görmüyorsun.” Bak, adama bak! Ben böyle baktım. “Dayı, minare eğri olmamış. Eğri olursa yıkılır, boştur.” dedim. Hala minare duruyor. Yaa, zamana bak. Ben telefon aldım dükkana, gelirlerdi telefon ederlerdi. Bir bende vardı. Herif birine telefon ederdi, açardı, onun cevabını beklemek için bazen yarım gün burada otururlardı dükkanın önünde. Bursa’ya açıyorduk, akşama kadar bekliyorduk ki telefon gelecek. Özal çıkardı bunları işte rahmetli. Eski zamana bak!


Maltepe

Röportaj

“Ben evden baktım mı adaları görürüm...” karpuz alırlar ekmek alırlar fırından. Burası çok güzel bir yerdi hala da severim ben, yani gene severim. Ben şimdi var ya gerekirse Pendik’e git deseler Pendik iyi yerdir, zengin yerdir, burada Kartal’a bedava versinler bir gün oturamam ben orada. Ben evden baktım mı adaları görürüm.

Sevgi Kalkan (21) Gamze Şeker (15) Yusuf Kocabaş (15) Sertan Gürbüz (15) Yasin Yalçın (14) Nurhan Önhan bey 60 yaşında ve 5 yaşından beri Maltepe’de yaşıyor. Babasının tayini dolayısıyla gelmişler. Bir daha da vazgeçememiş Maltepe’den. Kendisi ticaret lisesi mezunu. Çok farklı işlerde çalışmış; bahçelerde meyve yetiştirmiş, kahvehanede çalışmış, gazoz satmış, Siemens’e girmiş ve son olarak oradan emekli olmuş. Evli 2 çocuk babası. Eşi de Gelibolulu. Kızı açık öğretim okuyor, oğlu uzun yol kaptanı olacak. Kendisi ise aslen Arnavut göçmeni. Annesi Kasımpaşalı. Doğum tarihi 1950 Şişli. Nurhan bey yorulmadan bize Maltepe’de geçen 55 yılın öyküsünü anlattı. Biz onun sayesinde Maltepe’ye farklı bir gözle bakmaya başladık. Dostlukları, aşkları, sinemaları, konserleri ile farklı bir Maltepe tanıdık ve tanıtmaya çalışacağız… Çok güzellik vardı gençliğimin Maltepe’sinde Biz Maltepe’ye Kasımpaşa’dan geldik, ben Şişli doğumluyum, 1950 Şişli Etfal (Hastanesi). Babam polis olduğu için, sivil polisti, Kartal’a tayin oldu, ondan sonra biz de buraya yerleştik. İlkokulu, ortaokulu burada okudum, ticarete Kartal’a gittik o zaman yoktu ki burada lise. Burası Maltepe, Kayışdağı eteğinden böyle aşağı doğru meyilli, böyle hiç su tutmayan temiz havası hastanenin oradan sana bir çam kokusu gelir. Bir balıkçı köyü, Rumlarındır burası aslında. Adaların ismi prens adaları geçiyor, böyle geçiyor ismi yani burada. Balıkçılıkla geçiniyordu Rumlar, ama çok güzel, yani burası çok güzeldi. Biz çok memnunduk, hala da severiz burayı, Kadıköy Pendik arasında adaların önünde tek yer Maltepe’dir. Burada doğduk burada ölürüz Allah nasip ederse. Burası Rumlardan, Selanik muhacirlerinden devralınan bir yer. Her yer meyve ağaçları, her yer yeşillikti. Koyunculuk, hayvancılık çoktu. Böyle sürüler yayılır, kuzular bahar geldiği zaman meleşirler, mandıralardan süt verirler bize, hıdrellezde süt almaya giderdik. İstediğin kadar meyve, bahçe bol, her şey bol. Yarını garanti altında yaşadık, yani çok güzeldi. Oyun oynadığımız yer her yer tarlaydı, çok güzel top oynardık, dokuz taş oynardık. Kandillerde şeyler yakıyorlar ya, üstünden atlıyorlar hani, onları yapardık herkes gibi yapardık biz de. Şimdi o alanların hiçbiri yok ve çocuklar da yok. Şimdi bilgisayar çıktı her şeyi bozdu, gel desem seksek oynayalım desem kimse oynamaz. Yakar top, çelik çomak desem hiç kimse oynamaz. Başka mahallelere kavgaya giderdik, oyuna, erik çalmaya, armut çalmaya. Bostana dalardık, salatalık koparırdık, eriklere dalardık; bir alemdi yani, çok güzeldi. Mahallelerde bir memur kısmı vardı bir işçi kısmı vardı. Devlet yerlerinde çalışan işçiler var, onlar biraz değişik ama genellikle herkes iyiydi. Komşuluk çok kuvvetliydi. Maltepe’nin merkezi, bu mahallenin muhtarlarının olduğu kahve var ya, merkez orasıydı işte. O zamanlar bir selamet mahallesi vardı sonra Bağlarbaşı oldu. İlkokuldan getirirlerdi bizi, biz bire mi ikiye mi gidiyorduk, belediye reisi fötrünü çıkarır “iyi bayramlar çocuklar” derdi. Birer tane tepside şeker dağıtırlar, nerede işte… Maltepe oydu ama çok güzellik vardı gençliğimin Maltepe’sinde…

Babamızdan korkardık, iyi ki de korkardık

Nurhan Önhan / Emekli

Hayatım hiç böyle dalgayla geçmedi, hep çalışarak geçti Kız meslek lisesinin yan tarafı belediyeydi. Gençler kesinlikle böyle el ele gezemez, yani bir görürlerse çok ayıptı, böyle göz kırpacaksın, bilmem ne yapacaksın, el ele gezeceksin mümkün değil. Ana babalar çok sertti, yani biz korkardık, utanırdık kızlarla konuşmaya. Bir numaralı sinemaydı, gençler arasında Çeliktaş Sineması. Bugün Grandhous var ya, oradaydı. Biz Çeliktaş Sineması’na giderdik. En hoşuma giden film “Susuz Yaz”dı. Çocuktum, hatta bu tren yolunun kenarındaki sinemada oynuyordu, tam sessiz yerde o kara trenler var çuf çuf… Allah kahretsin, bir an evvel git buradan, bir de düdük çalar, ulan git falan derdik. O sinema da kalmadı şimdi, hepsi gitti. Kuş tutmaya giderdik, saka kuşlarına meraklıydık o kadar güzeldi ki burası size anlatamam şimdi. Bir de ne var biliyor musun burada, bir tugay var: astsubaylar, subaylar emekli oluyor burada kalıyor, niye burada kalıyorsunuz dedim, valla burası hoşumuza gitti diyor, havası çok güzel diyor, buraya yerleşiyorlardı. Ben hem okula gidiyordum hem manav dükkanında yarım gün çalışıyordum. Motorları kurarım kuyulardan su pompalatırım kabaklara, domatese, bibere, patlıcana, fasulyeye. Benim hayatım hiç böyle dalgayla geçmedi, hep çalışarak geçti. Çalıştığım yerden hayatı öğrenmeye başladım, işte yorulduk. Akşam bir yatıyordum sabah olmuş haberim

yok, o kadar yoruluyorduk. Kahvelerde adam bulamazsın, pazar günleri bulurdun, eğer şurada var ya şu çarşıyı gezerken orada şöyle on beş yirmi otuz elli kişi bulunduğunda “bugün ne kalabalıktı aşağısı ya” derdik. Her şey buradaydı; çarşı, en büyük manavlar, en büyük kasaplar hep burada. Gemiler buraya demirler, bahriyeliler, askerler gelir

bizim kuşak çok sağlamdı, bak kızı olsun erkeği olsun sağlamdı. Aşklar ciddiydi, evlendiğin zaman boşanma olmaz, şikayet gitmez, birbirini kıskanırlar; her şey terbiye, nezaket, adet, örf. Yani sen önden git ben arkadan geliyorum öyle yok. Başörtülü olanı vardı, olmayanı vardı. hepsi çok düzgündü ama biz onların yanına gelemezdik bile. Ben var ya 18 yaşından sonra, Selamet’te bir kahve vardı, bazen orada oyun oynardık babam görmeden. Görse beni kahvede var ya kahveye filan giremezdik bir daha. Babamızın yanında öyle ayak ayak üstüne atmak bilmem. Bir şey söylediği zaman karşı gel hele bir! Babama yapamadığımı oğlan yapıyor bana şimdi. Şu belediyenin önü, meydan yok mu, orası mezarlıktı. Ben küçükken orada kemikleri çıkarırken korkarak bakıyordum tabii. Kırmızı bir toprağı vardı, ayakları-

mız çamurlanırdı. Annem ‘nereye girdin gene’ derdi bize ‘ayakların kirlenmiş’. Şu gördüğün emniyet var ya, onun yeri tek katlı bahçeli emniyetti gene, yanında da bir iki tane mezar vardı, çeşme vardı, gazoz fabrikası vardı. Fırınlar çok güzeldi, her şeyin, pidenin en iyisini burası yapardı, francala fırını vardı, böyle 3 tane yan yana, bir tarafı Rumlardan kalma. Türkler yapmış-

lar ama oradaki simitçi fırın Rumlardan kalmadır. Orada bir Fatma Hanım vardı oranın sahibi, yanda Derya Sineması’nın da sahibiydi, hacı Fatma derlerdi, çok zengindi. Bir söylentiye göre, günahı boynuna, elini kolunu bağlamışlar ahşap evde yakmışlar, paraları almışlar. Ev yandı dediler, para da gitti kadın 01 5

da gitti. Öbür tarafta cevabı verecek yapanlar. Fırında da çalıştım ben çocukken, yevmiye veriyorlardı. Bir Necati abi vardı, Allah rahmet eylesin, at arabasıyla şuna iki ekmek götür şuna beş ekmek götür, iki buçuk lira alıyordum. Ye ye bitmiyor iki buçuk lira, öyle güzel paraydı. Pire gibi koşardık arkadaşlar, emsallerin içinde hiçbir tanesi bana kalkıp böyle seni döverim diyemezdi. Biz baba yiğittik biraz, ama ben de kimseye şöyle yapmış adam değilim, yapamam da. Eğer birine öyle yapsam onunla oturur ağlarım, vicdanım çok şeydir, hiç sevmem öyle şeyleri, hiç kalp kırmam. Kimse bizde kavga etmezdi, bunlar yedi kardeşler deyip korkarlardı bizden. Babaları polis derlerdi, ama biz de efendiydik, babamızdan çok korkardık, iyi ki de korkardık. Maltepe efsanesi… Kadınlar burada genellikle, ferace derler, siyah bir şey giyerlerdi. Selanik’ten gelenler, köylerden gelenler hariç tamamı ferace giyerlerdi. Kız kaçırma huyu vardı Maltepe’de, evlenirken kaçırırlardı. Ben çocukken samimi söylüyorum modaydı burada. 3 gün 5 gün düğün yaparlardı, çok masraflıydı. Damadı tıraş ederler, bilmem ne yaparlar, hani var ya köylerde, aynısı burada vardı. Kolayına kaçıyor biliyor mu-

sun? Anlaşıyor kızla, ben kaç adam biliyorum, hepsi kaçırdı. Elli kişi biliyorumdur kaçıran. Çoğu öldü buradakilerin, en eskileri Kemahlılardır. Rumlarla çalışmış, Rumlar gidince de bahçıvanlık yapmışlar. Tütüncüymüş hepsi, ‘Trakya’da tütün ektik burada çıkardık’ diyorlar. ‘Gelirken Allah’tan bir tane altınla geldim’ diyordu, bana öyle anlatıyordu adam. Topraklarını satmayanlar köşe bak şimdi. Bugün burada birçok ünlü dizi çekildi, Kurtlar Vadisi çekildi, bir kısmı çekildi. Bilmediğim bir sürü şey çekildi. Kıvanç Tatlıtuğ var ya, onun çok gördüm burada. Seda Sayan’ı görüyordum; burası Yeşilçam gibi olmuştu. Beyoğlu’ndaki Yeşilçam sarardı ya, burası yeşillendi, burası Yeşilçam oldu. Çünkü hastanede çam çok vardı. Benden öncekiler söylüyordu, burada bir aile varmış, bunlar Rusça da konuşuyorlarmış. Hastane yapılırken Süreyyapaşa’ya taş çıkarıyorlarmış kamyonlarla. Bir küp altın bulmuşlar, ondan sonra burada Maltepe’nin en zenginleri oldular, gemi aldılar, yerler aldılar, büyük binaları var. Bir küp altın Rumlardan kalma. ‘Mal’ burada bir anlamda ne biliyor musunuz? Siz onu hayvan olarak anlamayın, Maltepe diyorum, yani altın tepede gömülü manasında. Mal oradan da ismini alıyor. Dragos’ta söylüyorlar, altın geyik varmış burada, Bizans hazinesi varmış, bulamıyorlar yerini. Birisi vardı, çok aradı, hocaları getirdi. Bir sarı kız kesmek icap ediyormuş, tılsımı bozmak için diyorlar. Böyle bir şey var, papaz boğazı, Bizans kaçarken hazineyi buraya gömmüş. Eğer o hazineyi buradan

bir bulabilseler var ya! Belki de gün gelip bulacaklar, Türkiye’yi kimse tutamaz, hani Ali Baba ve Kırk Haramiler hikayesi var ya… Maltepe kadar güzel yer mi var! Maltepe kadar güzel yer mi var! Canım sıkıldı mı adalara gider gezerim, her yere ulaşım var. Yalova’ya giderim, Armutlu’ya da giderim. Bostancı’dan karşıya da giderim, Bakırköy’e her yere giderim. Burada stadyumun yerinde maç oynarlardı, stat yoktu ki; orada bir de Grandhouse’un karşısı top sahasıydı, o binaların yeri. Burada büyük yangınlar oldu, Dragos’ta çamları yakıyorlardı mahsus, oraya villa yapmak için. Vallahi en güzel eğlence mekanları gene buradaydı, bir Pendik’te güzel konser olur, bir Maltepe’de olur. O sinema yapıldıktan sonra altında mükemmel bir düğün salonu vardı, herkes düğününü orada yapardı: Çeliktaş Düğün salonu. 3 milyona satıldı, 3 milyon! Ben oradaydım, fabrikatör bir Fatma hanım var, şimdi öldü, o aldı. 3 milyon ne büyük para biliyor musunuz o devirde. 3 milyona koca sinemayı aldı. Babamın en sevdiği şey radyo çalmak, sabah radyoyu açardı, gazetesini okurdu, Cumhuriyet gazetesi, Atatürkçü adamdı. Gazetesini okur, böyle şezlonglarını kurar, oraya ufak bir havuz yaptık. Ördekler vardı, oynuyorlardı suyun içinde filan. Ondan sonra ben anneme kuzu aldırdım bir tane, kuzuyu çok seviyordum. Tavuklarımız vardı, günde 50 tane yumurta alıyorduk. Horoz sesiyle kalkıyorduk. Hiç ben kasaptan tavuk aldığımı bilmem. Ne geldi, hastalık geldi eyvah! Gitti 10 tanesi, hadi kesin bir tane! 300 lira 400 lira aylıkla 6-7 kişi bir ay geçinirdik, para bile artıyordu. 1957’de pazar kuruldu buraya, okulun köşesinden o Nur Kuruyemiş’e kadar. 1957’de biz Pendik’e gidiyorduk pazara. Annem bana 2,50 lira para veriyordu, 2 torbayı doldururduk, bir de üstüne para artıyordu. Eski bayramlar var ya… Burada Selanik’ten gelen muhacirler vardı, zurnacı Mahmut, onun gibi Türkiye’de çalan yoktu. Oğlu da, Mehmet, oyun havaları çalardı. Siz bilmezsiniz, sizden evvelkilerin hepsi bilir, her yerden buraya seyretmeye dinlemeye gelirlerdi, o kadar güzel çalarlardı. O Selanik muhacirlerinin eskiden özel elbiseleri vardı, nasıl oynarlar, nasıl oynarlar hepsi… Evde yemeği yer yemez bir köşe kapardım, tam seyrederken oradan havai fişek fiii küt, kafanda patlayıverir falan, Allah kahretmesin. Sonra yasak ettiler. Bayram harçlıkları için tanımadığımız adamların elini öpüyorduk, öyleydi o zaman, şimdi desen ‘yürü ulan işin gücün yok mu senin’ derler, değil mi? Mahallede çalıyorduk kapıları bazen, Kasımpaşa’da yapıyorduk bazen. Kandillerde ne yapıyorduk biliyor musun? Hep beraber bir şeyler söylerlerdi, bir tekerleme vardı: ‘az geldi vız geldi, ördeğime kaz geldi’. Bahşiş alırlardı, böyle şeyler söylerlerdi. Ateşlerin üzerinden atlardık, o kadar güzeldi ki, hıdrellez gibi yapardık. Benim gözüm arkada kalmadı, tamam paramız yoktu ama huzur vardı. Herkes, küçükler büyüklerine karşı çok saygılıydı. Mesela buraya bir büyük gelsin ‘selamın aleyküm’ ‘aleyküm selam’ hemen ayağa kalkarlardı. Öğretmenlerimiz gelirken kapının önüne koşardık ‘günaydın öğretmenim’ derdik. Bir eğiliyorduk böyle, baba gibi korkardık ondan, babamdan öyle korkmazdım ya.


Maltepe

Röportaj Sanem Aktaş (21) Cansel Sülük (15) Gülşah Dağlayan (15) Cansu Yavuzer (15) Bizim o taraflarda oğlana çok önem verilirdi Adım Hayriye Tavukçuoğlu. 18 Nisan 1951’de doğdum, İkizdere’de. Rize’ye bağlı. Üç kardeşiz. Babam burada çalışırdı, biz köydeydik o zamanlar. Bizim köyün geçimi çok az; sade mısır, fasulye yani o tür. Erkekler mutlaka gurbete çıkmak zorunda. Onun için de çoğu kişi eşini alıp geldi bu tarafa. Biz de gelince kaldık. Babam inşaatçıydı, inşaatlarda o zamanlarda kalıp ustasıydı. Abim hastalanmıştı. Bizim o taraflarda oğlana çok önem verilirdi. Yani kızlar da şeydir ama erkekler… Hastalanınca zatürre geçirmişti. Buraya getirdik. Öyle kaldık ‘58’de. İlk Selimiye’de oturduk. Selimiye’de oturduk senelerce, ‘72’ye kadar. Selimiye Üsküdar’a bağlı. Babam bir daire tuttu. Daire derken babamın yanında çalıştığı Erzincanlı bir hocaydı. Orada onun yanında çalışıyordu. Onun kiralık apartmanı vardı. Onun yanında iki oda bir banyosu, yani tuvaleti bir mutfağı olan evde yaşamaya başladık öyle. Ta ki daire alana kadar. Babam müteahhitliğe başlayıncaya kadar o evde yaşadık. O ilk inşaatında daire aldık orada. Oturmaya başladık. Harem Otel’in bir üst tarafı oluyor.

“Babam okuryazar değildi. Ama babam aydın kişiydi.” Gençlikte üniversitede maksi etekler, tank topuk mu diyorsunuz, böyle kocamandı apartman topuk… Ben onlardan mesela çok kullandım, apartman topuk, mini etek çıktı mini etek… Deri mantolar vardı, deri etek… Daha sonra tüylü süet mantolar, kolları böyle kürklü kürklü… Ben onu hiç giymedim ama deri maksi eteğim vardı, pardösüm vardı… Benim bir arkadaşım vardı, kız lisesi olmasına rağmen annesi her gün okula gelirdi. O kız nedense sabahtan akşama kadar bir bakarsın Nakkaştepe’ye gitmiş yok, ama annesi gelirdi de zavallım arardı kızı. Öyle bir kızdı ki, ikinci katta otururdu, ahşap bir ev altında böyle kömürlük vardı, penceren atlar babası kitlerdi. Hakikaten atlardı oradan, gene yapardı yani. Nereye kitlersen kitle eğer yapacağı varsa hakikaten yapıyordu. O zamanlar doğum günü yıl dönümü gibi özel günler kutlanıyor muydu? Ama bizde benim ailemde yoktu, mum dikip üfleme yoktu, ama mutlaka gene bir toplanılır çaydı şeydi… Ama bir pasta getirilmezdi, pastayla kutlama olmazdı. Deniz Gezmiş’le ben aynı sokakta oturduk. Onun kardeşi Hamdi benim çocukluk arkadaşım, okul arkadaşım o zamanlar. Hani diyorlardı, ben üniversiteye girdiğim zaman deniz gezmiş olay yapmış kaçmıştı, o zamanlardı, 1969-70 yıllarıydı, o zaman daha rahattık. Harem’de oturduğum için arabalı vapurumuz vardı, direkt karşıya geçerdik, oradan da otobüse biner giderdim. Babam sabah köründe kalkardı ehliyet sınavları için ta Maslak’a götürürdü beni, Çiftehavuzlar’dan kalkardık sabah 5’te! Abim de okudu, Ticari İlimler Akademisi’nden mezun ama o da çalışmadı. Babam varlıklıydı, ilk başta şeydi ama sonradan babam varlıklıydı, müteahhitliğe başladıktan sonra Çiftehavuzlar’da inşaat yaptı, gayet iyiydi maddi durumumuz. Komşu değil de aile gibiydik

Hayriye Tavukçuoğlu / Ev Hanımı

Yürümek zorundasın, o kadar lüksümüz yoktu Annem okuryazar bile değil. Babam da okuryazar değildi. Ama babam aydın kişiydi. Ben ilkokulu bitirdikten sonra babam beni enstitüye dikişe vermek istedi. Yani terzi olsun evinde otursun; kendi dikişlerini, çocuklarının dikişlerini diksin diye. Yanda Perihan teyze diye bir komşumuz vardı. ‘Perihan teyze ben okumak istiyorum’ dedim. O da babama söyledi. Dedi ki ‘Mustafa Bey, Hayriye’yi okutalım, enstitüye verelim. Mithatpaşa Kız Enstitüsü o zaman Üsküdar’da ama, tabii vesaitle gidemiyorsun. Çiçekçi’den kalkıp ta Üsküdar’a Doğancılar’a geçip oraya kadar yürümek zorundasın, o kadar lüksümüz yoktu. Araba da yoktu servis de yoktu. Hani okulların servisleri oluyor, öyle yok, yürüyerek giderdik, aşağı yukarı bir saat. Mesela genelde kız çocukları enstitüde okumaya daha meraklıydı. Yani normal liseye giden kız çok azdı ama, enstitüde daha çoktu. Aşağı yukarı bir toplandığımız zaman köşede on kişi olurduk, on kişi beraber yürürdük.

‘77’de ben evlendim. Üç kardeş, üç kardeşle evliyiz. Önce eşimin ablasını aldık abime, sonra ablam onun abisini aldı, ondan sonra ben de eşimle evlendim. Benim aileme başka yabancı girmedi. Düğün yapmadık, düğün değil şeyde Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde nikah yaptık. Eskiden öyle gazinoda falan değildi. Mesela benim ablam evden eve gitti. Gelini evden aldılar gelinlikle eve götürdüler. Çiftehavuzlar’dan gelince bu Küçükyalı’da oturdum. ‘99’da da bu evi aldık, böylece Maltepe’ye geldim. Evlendiğimde Küçükyalı’daydım. Gerçi Küçükyalı da Maltepe’ye bağlıydı ‘77’de. Tüm çocuklarım Küçükyalı’da doğdu. Orada kiradaydım. Burayı alınca, ikizler iki buçuk yaşındaydı o zaman, buraya geldik, yirmi senedir de bu evde oturuyorum. Bizim apartmanda şanslıydık. Bizim apartmanda herkes bizim oralıydı. İkizdereli’ydi. Üç tane ev vardı, üç dört daire. Onun için yani komşu değil de aile gibiydik.

Hala daha da öyle bizim apartman, bu yönden çok şanslıyız. Değişen pek bir şey olmadı. Bir bu yeni geleni tanımıyorum şimdi, daha yeni aldı, bir aylık. Mesela bu önümüzdeki asfalt yoktu. Ben bu daireyi alırken görmeden aldım. Eşim gördü. Eşimin bir arkadaşı burayı çok met etti aldık.

di. Hem büyükler için hem çocuklar için park vardı. Onun yanında Küçükyalı çocuk parkı vardı, kocaman ve çok eğlenceliydi. Kaldırıldı şimdi, yerine şey yaptılar, evlendirme dairesini yaptılar. Küçük küçük bakkallar vardı. Şeylerde, böyle ne diyeyim sana, hani Sinekli Bakkal romanındaki gibi küçücük küçü-

Küçük küçük bakkallar vardı Hakikaten o zaman çok güzeldi. Ama bir de sokağı görsen! Çocuklar okula gidecek. Şu köşeye kadar ayağının pabucunun üzerine naylon torba geçirirdi. O kadar çamur halinde, bu Meltem sitesi daha inşaat halindeydi. Köşeye gelince o poşet çıkartılırdı, okula öyle gidilirdi. Olduğu gibi çamurdu. Yani nasıl desem sonra böyle tepe halinde şey, çamur ondan sonra dört beş sene sonra böyle bir mıcır mı döktüler bir şey döktüler. Tek katlı bahçe içinde ama çayırdan yukarısı olduğu gibi şeydi, hiç ev yoktu, arsaydı. Böyle yemyeşillik, çocuklarla çıkardık ta tepeye kadar. Kadir Has’ın bulunduğu yer var ya, okul, orası olduğu gibi çayırdı. Çocuklar çıkarlardı, top oynarlardı. Piknik alanımız, arsalar o kadar ucuzdu ki, o zaman akıl edip de bir tane alamadık. İşte, sonra doldu, Kadir Has yapıldı, ondan sonra okullar oldu. Ne zaman iyi oldu burası biliyor musun? Bahtiyar Uyanık belediye başkanı olduğu zaman. Bu kadar bina yoktu tabii buralarda. Bunlar hep sonradan oldu. Hakikaten Maltepe’yi Maltepe yapan Bahtiyar Uyanık’tır. Minibüsler vardı, aynı bu şekilde, dolmuş yok minibüs vardı. Sonrakileri kınamayacağım ama Maltepe Bahtiyar Uyanık’la beraber gelişti. Bedrettin Dalan büyük şehir belediye başkanı olduğu zaman bu sahil dolduruldu, sahildeki bu güzellik onların sayesinde oldu. Çay bahçemiz vardı, Maltepe Evlendirme Dairesi’nin olduğu yerde çocuk parkı vardı. Oraya inerdik, en büyük lüksümüz oydu yani. Tüm Maltepelilerinki oydu ama denize Süreyya plajından giren var mıydı desen, çok böyle hani kimse girmezdi ama Kaynarca’dan giren çok olurdu. Hemen yanında da çay bahçesi vardı, kapalı, kışın kapalı yazın da açık olanına herkes gider-

01 6

cük. Öyle bakkallar vardı, yoksa şey yoktu, market yoktu, imkanı yok. Bekliyordum mesela, semt pazarı olacak da oradan bir şeyler alayım diye Kadıköy’e gitmek zorundaydın. Trafik yoktu. En güzeli oydu, hiç kimsenin arabası yoktu. Parmakla sayılabilecek kadar kişinin arabası vardı. Mesela şu meltem sitesinin önü olduğu gibi çayırdı, hiçbir şey yoktu, daha sonradan oldu. Okullar açıldı oraya, o zihinsel engelliler için okullar. Onların hepsi böyle şeydi arsaydı eskiden ama oraya pikniğe giderdik ama şimdi gidilemiyor. Küçükyalı’da oturduğumuz zaman herkes taksi tutardı, öğlen yemeklerini oraya götürürdü. Aynı Çamlıca gibi piknik alanıydı oralar ama şimdi kimse gidip de oturamıyor. Betonlaşma da oldu tabii. Eskiden o kadar insan çalışmıyordu Ben salı pazarına eskiden çok giderdim, ayaklarım ağrımadan önce. Hani buradan zevk için inerdim aşağıya orada salı pazarını gezerdim, en büyük pazar çünkü salı pazarı. Çok ters şimdi. İzmit’ten gelen vardı, şeyden Adapazarı’ndan sabah trene binerlerdi. Hakikaten doğru söylüyorum, sırf oradaki hani şey çarşısı, sebze çarşısı değil de giyim bölümüne gelirlerdi. Ama şimdi ta nerede kurulduğunu ben bilmiyorum. Şimdi eskiden o kadar insan çalışmıyordu. Şimdi hanımlar çalışınca, bir yere girince bir pazarı dolanmak vakit alıyor hani. Mar-

kete girdiğinde her şeyini birden alıyorsun. Alışverişini de oradan giyimini de oradan yapabiliyorsun. Böyle alternatifler de var hani, belki artık pek anlamı kalmamasının nedeni de odur pazarların. Tüp sorunuydu yakıt sorunuydu... Kimsenin evi yoktu. Apartmanlar bu kadar çok değildi, herkes nispeten kiradaydı. Alışveriş gücümüz desen, yani Özal’ın zamanında biraz rahatlık vardı. Ama ondan önceki şeylerde, yağ sorunuydu tüp sorunuydu yakıt sorunuydu. Ben hatırlıyorum, tüp almak için kuyruğa ben girmedim ama babam girdi. Beş liraysa yağa on lira verip alıyorduk, kara borsa. Tüp sorunlarını hep eşim hallediyordu o zamanlarda. Ama mecburen iki katını veriyorduk, hatta ben evlendiğimden bu yana soba yakmazdım. Gazı bulmak için mecburen ne kadarsa onun iki katını veriyorduk. Gaz dolduruyorduk. Bir gün gaz da bulamadık, ‘fuel oil’ de yoktu. Babam bir arsa almıştı, arsanın üzerinde inşaat yapacaktı. Erik ağaçları, ayva ağaçları vardı. Yaş odun yanar mı kış günü, ama kestik onları odun yaptık. Eskiden saç sobalar vardı, onları kurduk onlarda yaktıkta ısındık. Bu Demirel’le Ecevit’in zamanında, o çekişme zamanıydı, anlaşamamışlardı hani, bu seksen ihtilalının olduğu zamanlardı. Eski zamanlarda eğitim daha azdı ama insanlık vardı Eski zamanlarda eğitim daha azdı ama insanlık vardı. İnsanlarda alım gücü çoğalınca bir de sevgisizlikte olunca, çocuklar arasında içki eroin arttı, kumar arttı. Bunu karşılayacak bedel de olmayınca böyle saldırganlıklar çıktı. Şimdi herkes okuyor ama aralarında sevgi yok, ne bileyim ben, onu ondan kaynaklandırıyorum. Çocuklarda başı boşluk almış yürümüş. Zaten çocuk eğitimi önce aileden alıyor, ondan sonra okul ama esas aile çok önemli. Aileden alacak o eğitimi. Şimdi ben bazen bakıyorum da kendi çocuklarım da öğretmenlere karşı gayet laubali. Eskiden öğretmene ‘gözünün üstünde kaşın var’ diyemezdin, ki bakamazdın da, sıfır verdi, ‘niye bana sıfır verin?’ diyemezdin. Diyemezdin, imkan var mıydı? Ama öğretmenler şimdi mesela talebeyi dövemeye korkardı, eskiden veliler ne derdi biliyor musun? ‘Eti senin kemiği benim’. Yalnız şu da var: mesela ben kendi tahsil hayatımda öyle şeyler öğrendim ki, öğretmenlerimiz o kadar özveriliydi ki, ben sana anlatamam hala onların bilgileri bende devam ediyor. Benim çocuklarım benim bildiklerimin onda birini bilmiyor mesela. Şimdi bu çalışmaktan mı? Hayır. Ansiklopedi bile yoktu, neredeydi gidecektin şehir kütüphanelerine ansiklopedi arayacaktın. Ama onları aramamıza gerek yok, çünkü hocalarımız bize onları kendileri veriyordu. Mesela eskiden dört dersten kaldın mı sınıfta kalıyordun, şimdi gerçi o yönteme dönüldü galiba. On üstündendi notlarımız, dört buçuk alsan bile sınıfta kalabiliyordun. Beş olacak! O yarım notu bile vermeyebilirdi hocalar .


Maltepe

Röportaj Gülru Yetkin (22) Merve Alper (15) Gözde ünal ( 15) Yonca Ceren Batur (15) Merve Özkan (15) Kubilay Sevencan, 1970 yılında Trabzon Of’ta dünyaya geldi. 33 yıldır Maltepe’de yaşayan Kubilay Sevencan, genç yaşına rağmen bize Maltepe ve değişen yaşam tarzı hakkında oldukça bilgi verdi. Sürekli Maltepe gibi güzel bir semtin nasıl ziyan edildiğinden yakınan Sevencan, bizimle daha çok çocukluk anılarını paylaştı.

“Benim için en büyük yıkım Maltepe Köprüsü’dür” oyunumuz yoktu, play-station’ımız yoktu, ne vardı, dışarıda hayat vardı, sosyal arkadaşlık vardı. Bakın, binalarda asansörün konması bile binalardaki ilişkileri kesmiştir. Televizyon ve bilgisayar oyunları çıktıktan sonra da, çocukların birbirleriyle olan iletişimi kesilmiştir. Yani aynı eve iki çocuğu koyun play-station’ın bir kolunu birine bir kolunu birine verin, hiçbir şey paylaşmadan akşama kadar oyun oynayabilirler. Sadece paylaşacakları şey oyunu sen değiştir, oyunu ben değiştireyim. Marmara’nın bize kalan bir hediyesi…

Kubilay Sevencan / Belediye çalışanı

Maltepe deyince aklıma… İstanbul’a ilk geldiğim tarih, zannedersem 1974, yani Maltepe’ye ilk geldiğim tarih. Benim hatırlayabildiğim 1974, o dönemde işte ben, 78’e kadar da dönem dönem gittiğim için, hemen hemen çevreyi biliyoruz ve özellikle babaanne tarafımız Maltepe’de olduğu için bir sosyal çevre edinme olasılığımız olmuştu. Oradaki arkadaşlığımın temelleri aslında o dönemlerde atılmıştı. Maltepe deyince aklıma çocukluğum geliyor, hayatım geliyor, yani 33 yıl geliyor; çünkü her şeyi burada yaşadım. Maltepe’den ben bir tek askerlik için ayrıldım, onun dışında hiçbir şekilde Maltepe’den ayrılmadım. Ayrılmayı düşündüm, iki ay Antalya’da kaldım, oraya yerleşmeyi düşündüm. Bırakın Maltepe’den ayrılmayı, Maltepe ilçesinin dışında ilçeye gitmeye cesaret edemedim. Yani 33 yıl çok önemli, her şeyi yaşadığınız bir ilçe, her şeyi tattığınız bir ilçe çok önemli. Sazlıkların ortalarını kesip etraflarını üstten birleştirir çadırlar yapardık… 10 yaşından itibaren futbola başladım ve 14 yaşından itibaren bunu resmi olarak oynamaya başladım. O yüzden çocukluğumuzda bizim dönemimizin oyunları saklambaçtır, bizim oyunumuzun dönemleri top oynamaktır. Okulda işte rutin olan oyunlar ama arazi geniş olduğu için, sazlıklar geniş olduğu için, onların, sazlıkların ortalarını keserek etraflarını üstten birleştirir çadırlar yapardık… Yerel kabile evleri gibi ufak böyle içine sürünerek girebileceğiniz evler ortaya çıkardı… Bizim en heyecanlı anılarımızdan bir tanesi şu anda Başıbüyük’te bir verici istasyonu var, en tepede, oraya tırmanmaktı. 10-12 yaşlarından bahsediyoruz. Yemeğimizi hazırlardık, oraya çıkardık. İnanılmaz güzel bir görüntüsü, manzarası vardır oranın, yani Marmara’nın her noktasını görebilecek kadar, inanılmaz güzel bir manzarası vardır. E dünyanın her yerinde zenginler yükseklerde yaşar, Türkiye hariç, Türkiye istisnadır. Bilgisayar

Karadenizli olmamdan dolayı suyla zaten bir haşır neşirliğimiz vardı. Ne kadar korksak da Karadeniz’den, bir sevdamız vardı… Hatta buraya geldik denize gittik, tabii su tuzlu su, gözler görmemiş tuzlu suyu çok fazla, gözlerimiz şişti kapandı. Mikrop kaptık ama bu denizin kirliliğinden dolayı değil, daha önce tuzlu suya girmediğimiz için ya da bu kadar tuzlu suya girmediğimiz için, gözler bir anda gitti. Onunla ilgili bir süre de tedavi gördüm. Hatta şimdi rüzgarlı havalarda benim gözlerim çok kolay yaşarır, yani vurduğu zaman. İlk deniz maceramızdan sonra, Marmara’nın bize kalan bir hediyesi de odur, gözlerimizde bir sorun yaşadık… Bizim denize girdiğimiz burada iki nokta vardı. Bir Dragos vardı, orası bize daha uzak kaldığı için bir de kayalıklar mevkii, Süreyyapaşa Plajı’nın olduğu yer vardı. O zaman Süreyyapaşa Plajı da paralıydı tabii, o da var. Onun yanında kayalıklar denen Halk Plajı, yani herhangi bir ücrete tabii olmayan Maltepelilerin denize girdiği bir nokta vardı, ki onun ilerisinde üç dört tane daha plaj vardı, yanlış hatırlamıyorsam. Çok eskidir, yani şu andaki Bakireler Tapınağı var karada kalmış. Maltepe sahil dolgu çalışması yapıldıktan sonra sahilde kalmış, bizim logomuzda da hatta Maltepe Belediyesi’nin logosunda da vardır, Bakireler Tapınağı. Denizin ortasında olan bir bölümdü ama şimdi karada kaldı garibim. Gerçekten çok görmek istediğim, Maltepe’de belki de sorarsanız en çok görmek istediğim şey nedir? Onun tekrar denizin ortasına alınmasını ve alınırken de bir işlevsel olarak sadece öyle denizin ortasında bir şey değil, en azından bir tesis olarak alınmasını gerçekten çok isterim. Bunu Maltepe’de yaşayan birisi olarak ben çok arzu ederim. Onu o şekilde görmeyi çok arzu ederim… Ben kendi belediyeme, vatandaş olarak, mail attım, ‘ben Bakireler Tapınağı’nı tekrar denizin ortasında görmek istiyorum’ diye. En azından denizin ortasında bir sığınak, denizin ortasında bir liman. Ahmet Özkan Herkesin bir ideali vardır, herkesin bir örnek tipi vardır. Sonradan yanında çalıştığım, çalışma hayatına başladığımda değil de sonradan, lise 1 ve lise 2’de çalıştığım, işte bir maden firmasının yöneticisi vardı, Ahmet Özkan. İdeal tipimdi. Herkes bir şeyi sorgulayarak öğrenir, bu erkekler için de öyledir, bayanlar için de öyledir. Hayat koçu şeyine eş o noktaya geliyor, yani bizim özellikle ergenlikteki dönemden sonra yani gözümüzün açılmaya başladığı noktalarda çok yararlandığımız, her türlü konuda bilgisine başvurduğumuz biri vardı, benim de idealim o zamanın şartlarında oydu. Ahmet Özkan diye, sonra da yanında personel olarak da çalıştım. O zamanın şartlarında bizim için her şeyini örnek almak

istiyorsunuz. Oturduğu masasından tutun, hayata bakış açısından tutun, dinlediği müzikten tutun; çünkü o sizin gözünüzde bir idol. O ne yapıyor siz de onu yapma yoluna gidiyorsunuz. Yani bir şey soracaksak, bir şey öğreneceksek, bilmediğimiz bir şey öğreneceksek, Ahmet Abiye soracağız, Ahmet Abi bilir, Ahmet Abi bize yolu gösterir. Benim için değil, o anda bizim mahallede yaşayan tüm gençlerin ortak abisiydi… O zaman biz dört kişiyiz ama o dört kişi düzenli olarak her akşam oradayız. O saat 10’a 11’e kadar oturur, biz de onunla beraber 11’e kadar otururuz. O içki içer biz bakarız, bazen bize de verir. Maltepe Spor Ben kendim futbol oynadığım için çok fazla takım tutma sevdasını yaşayamadım, yani ben futbolu seviyorum, futbolu profesyonel derecede, her şeyiyle, kurallarıyla bilirim. O yüzden futbolu seven biriyim ama Fenerbahçe’ye potansiyel bir düşmanlığım var çünkü bizim rakibimizdi, oynadığım yıllarda rakibimizdi. İstanbul’da DSİ vardı, Çamlıca’da, Küçük Çamlıca’da DSİ vardı, devlet takımıydı o zaman işte. 1984’lerde başlayan maceramız işte orada. Ben çok şanslıydım çünkü gerçekten o zamanın şartlarında, şu andaki, İstanbul’daki belli başlı kulüplerden bile çok daha ileri şartlarda imkânlarımız vardı. Futbolu ben orada, 5-6 yıl kaldıktan sonra futbolu öğrendim. Daha doğrusu, takım olayına orada girdi. Maltepe’de o sıralar iki tane takım vardı, Maltepe Spor ve Maltepe

yoktu, yeşil alan sorunumuz, açık alan sorunumuz yoktu. İşte buradan başlayan ileride bilmiyorum, biliyor musunuz koskoca plaza var, Mutluhan Plaza diye Honda bayisi, oraya kadar olan bölüm bomboştu biz buraya geldiğimizde. Yani burada alabildiğinize özgür, alabildiğinize rahat bir alan yaşadık… 80’in ilk çeyreğinden sonra bu yapılaşma bu beton yığınları oluşmaya başladı. 1992’den işte ara dönemde de burası zaten ilçe belediye oldu. Daha önce Kartal’a bağlı bir yerdi. Bu konuyla da artık tavan yaptı ve şu anda da artık gördüğünüz gibi, bir betonsal alanda yaşıyoruz. Maltepe Köprüsü’nden aşağıya geldiniz mi hiç? O köprüyü yaptıranlara ben hakkımı helal etmiyorum, o köprü için harcanan yeşil alanın haddi hesabı yok. O köprü gibi elli tane köprü yaptırırdım. Oradaki usulsüz yapılaşma, ‘dümdüz yolu nasıl yamulturum’un bir örneğidir. Orada, o Maltepe Köprüsü’nün altında kalan bölüm, çocukluğumuzun geçtiği alandır orası, hani dedim ya sazlardan ev yaptığımız, işte orasıydı, o bölgeydi, yemyeşil bir alan. Oradaki insanlar toplanırlardı, gelir orada yeşillikte otururlardı, muhabbet ederlerdi, çay yaparlardı; yani ortak alanı paylaşırlardı. Benim için en büyük yıkım Maltepe Köprüsüdür. Maltepe Köprüsü’nün harcamış olduğu alandır. Bir gudubet abidesidir, daha büyük afet gördüğünüz imar planıdır. Yani hiçbir doğal afete gerek kalmaksızın, Maltepe’nin imarı bir doğal afettir. Yani bir ilçe nasıl zayi edilir, nasıl berbat edilirse o şekilde zayi edilmiş bir ilçemiz var. Şehir, bizim şehrimiz yazık edilmiş bir

1960’lı yıllarda Maltepe belediye binası Gençlik, sonra birleşti bunlar şimdi Maltepe Spor adı altında, sosyal çevrem burada arkadaşlarım buradaydı ama Maltepe Spor’da bir idmanın dışında hiç oynama şansım olmadı. Bir defa idmanlarına çıkma şeyim oldu, yani şey olmadı, o fırsat olmadı. Maltepe Köprüsü’nün altı çocukluğumuzun geçtiği alandır Belki de ben şu anda gerçekten İstanbul’da yaşayan çocuklara üzüldüğüm tek konu şudur: Oyun alanı. Şimdi keşke bu bölgelerin resimleri olsaydı da, şu anda bulunduğumuz yerden, şu arkadaki iki evden sahile kadar olan yerlerin tamamı boştu. Şu arkanızda gördüğünüz alanın tamamı boştu biz buraya geldiğimizde. Yani denize gitmek için, oradan aşağıya doğru yürümeye başladığımız zaman ıssız bir bölgeden, arkamızdaki bölümler, dümdüz bostanlık olan bölümlerdi. Yani, hani şu anda filmlerde görülen boş araziler gibi bir bölümdü burası. Biz o konuda gerçekten çok şanslıydık, çünkü istemediğimiz kadar açık alan vardı, açık alan ve arazi vardı. Alan sorunumuz 01 7

şehirdir. Keşke çok daha planlı, çok daha düzenli yapılsaydı. Şimdi bakıyorsunuz Maltepe’de gerek sahili -her ne kadar tabiata zarar verdiyse de- sahildeki dolgu alanı çalışması Maltepe’ye çok şey kazandırdı, evet dokuya zarar verdi ama Maltepe’nin sahili belli kesimlerin işgali altındaydı. Şu anda karada olan, yani konutların gözüktüğü yerler, eskiden kişilerin denize girdiği noktalardı. Yani Migros’un önünden gidiyorsunuz orada evler var, deniz onlarındı. Öbür tarafa doğru gidiyorsunuz, işte eski resimlerde vardır, orada subay gazinosu var şu anda hala orada subay gazinosu, orduevi var. Orada, onun yanında bir iskele vardı, bir de gazino vardı orada. Fakat insanların çok kolay kullanabildikleri herkesin paylaşım alanına açık olan yerlerin sayısı sahil olarak baktığınız zaman, çok azdı. Evet, dokuya zarar verdi sahildeki o yol ama şu anda insanların çok şey paylaştığı, çok şey yaşadığı yer haline geldi, onu da düşünmek lazım. Maltepe’de benim zamanımda ahşap yapılar olduğunu biliyorum. Ahşap yapılar vardı. O dönemden sonra betonarme binalara

geçildi. Maltepe’de çok eskiye dayalı mimari binalar da, mimari derken eski yapı, mesela kültürel binalar da vardı, yakılmadan önce onlar, Turizm Bakanlığı’nın koruması altına alınan binalar da vardı. Bunları çok fazla yaşayamadık biz, görme şansımız olmadı. Belki bulunduğumuz şartlardan dolayı, ama tek katlı binalar çok fazlaydı. Tek katlı binalar, iki katlı binalar, üç katlı binalar. Şu andaki gökdelenler şeklinde değildi. Daha sonra bu binalar zaten çok katlılara geçiş yaptı. Bahçeli binalar vardı. Yani herkesin yaşam alanının sadece evin olmadığı bahçeli binalar vardı ama artık onlar yok. Komşuluklar bundan çok daha doğaldı… Çocukluğumun geçtiği yer Selamet Mahallesidir. Orada, düşünüyorum şu anda da aklıma, pek çok yerden gelen insanlar vardı, pek çok bölgeden gelen insanlar vardı ama belki o yaşlar için bizim bunları sorgulama, işte din, mezhep ya da ne bileyim kimlik böyle bir sorgulamamız yoktu. O yaştaki bir insan için, arkadaş vardır, iyi arkadaş vardır, kötü arkadaş vardır. Geçtiği yer çocukluğumun, en doğal olarak geçtiği yer, işte bize yakın babamın da eski çocukluk arkadaşları vardı orada, o yaşlarda çocuklar çok olduğu için, Selamet mahallesiydi. Ama onun dışında maç yapmaya giderdik mesela bu altında bostanlar vardı buraya gelirdik… Ya da Cevizli tarafına grup halinde maç yapmaya giderdik, ya da meyve çalmaya giderdik, o zamanlar bahçelerde meyve çok vardı, herkesin bahçesinde meyve vardı da, meyve çalmaya giderdik bu da var yani… Aslında, bizim mahallede de vardı ama başkalarının meyvelerini çalmak daha zevkliydi… Onlar da bir şey diyorlardı ama bence başkalarınınkini yemek daha faydalıydı, çünkü bizimkiler dursun onlar garantiydi, önce dışarıdakileri halledelim. Bir kere komşuluklar bundan çok daha doğaldı. Çok daha yakındı, çok daha samimiydi. Çalışanların, tabii burada bahsettiğimiz yıllarda her ne kadar işte 80’li yıllarda Türkiye’deki zorluklar, işte siyasi dönemde zorluklar, şeylerden bahsedersek de, komşuluk ilişkileri bir kere bundan çok daha samimiydi. Bırakın apartman içerisinde, aynı kattakileri tanımayan insanlar varken mahallede kadınların ortaklaşa yaptığı çok şey vardı, çok şey paylaşırlardı, yani ben ilk lahmacunu bizim komşunun bahçesinde yaptığı lahmacun olarak yemiştim. Yani dışarıdan alınan bir lahmacun değil de, onların bahçesinde işte mahallenin, sokağın bitimi işte o bölgenin bitimi, mahallenin sokak demiyorum yani, oradaki kadınların bütün toplanmasıyla, yaklaşık aynı anda 100-150 tane yaparlardı, orada pişirirlerdi yerdik. Yani şimdi öyle bir şeyi boş verin, apartman kendi evinde pişirdiğini karşı komşusuna vermiyor ve çok ilginç, o zaman çok net hatırlıyorum, herkesin anahtarı kapısının üstünde dururdu. İnsanlar, herkesin anahtarı ki ben burada Selamet bölgesinde yaşadım diğer bölgelere istinaden yani Maltepe’deki biraz daha problemli bir yapıydı. Daha sonra tabii E-5’in üzerinde olan mahallelerde bu sorun ortaya çıktı, evlerin anahtarları kapıların üzerinde, kapıların dışında üzerinde bulunurdu. Bu tek katlı evler için de söylediğim geçerli, apartmanları geçiniz. Yani tek katlı evlerde anahtarlar kapının üzerinde dururdu. Ama şimdi bırakın kapının üzerinde durmayı, çelik kapı bile bazen işe yaramıyor.


Maltepe

8


Maltepe

9


Maltepe

Röportaj Mertcan Uzun (19) Ömer Yavuz Bayrak (16) Mehmet Ali Bayrak (16) Serhat Turgay (15) Gökhan Paçalıoğlu (16) Aykut Ünker 1953 yılında Mardin’de doğdu. Resim yapmaya ilkokuldan önce başladı. İstanbul Maltepe Feyzullah İlkokulu’nda öğrenci iken okullar arası bir yarışmada ödül kazandı. 1968 yılında Maltepe Ortaokulu’nda iken Sofya’da yapılan bir yarışmada “Gençler Dünya Birinciliği”ni kazandı. Kendi özel çabasıyla yurtdışında resim sergisini açan ilk Çocuk Türk Ressam ünvanına sahip oldu. Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle’den ve devletten burs kazandı. 1975 yılından beri gazetecilik mesleğini sürdüren Ünker, birçok basın organında çeşitli görevlerde bulundu. Eserleri birçok Arap ülkesinde saray duvarlarını süslemekte olan sanatçının diğer bir unvanı da ‘Sultanlar Ressamı’dır. Maltepe Belediyesi sanatçının adını bir sokağa vererek, sanatçıyı onurlandırmıştır. Resim anlayışını ‘hiç katıksız resim yapmak’ diye özetleyen sanatçı evli ve iki çocuk babasıdır. Kendisiyle, Maltepe üzerine güzel bir sohbet gerçekleştirdik…

Aykut Ünker / Ressam, Gazeteci

O zamanlar Maltepe köydü Yani her taraf bostandı, ben sana şöyle söyleyeyim Maltepe’yi; çocukluğumdaki Maltepe E-5’in kenarındaydı, tavşan kovaladığımızı hatırlıyorum. O zaman arsanın metre karesinin 15-20 kuruş olduğunu hatırlıyoruz, E-5 bölgelerinde. Maltepe’nin dereleri kaynak suları, Kayışdağı suları denilen kaynak suları aktığını çok iyi hatırlıyorum. Bostanlardan çıkan o sebze meyve, derelerde yıkanırdı. Böyle çalılardan set koyarlardı, çalı fırçalarıyla onları yıkarlardı. Biz mesela o yıkanan havuçları bazen çocukluğumuzda işte bostancıdan isterdik, mesela hediye verirlerdi çocuklara, bölge çocuklarına. O havuçları biz o dere suyuyla yıkanan havuçları yerdik ki, derelerin güzelliğini düşün, akan suların netliğini düşün. Zaten Maltepe’nin bu Kayışdağı denilen bölgesinde yerden suların fokur fokur kaynadığını biliyorum. Bizim evin kenarından rahmetli valide şey yapardı, böyle işte tencere ya da ne bileyim küpün üstüne tülbent sererdi, tasla o kaynayan fokur fokur suyu alırdı, o tülbentten koyardı ki hani kum falan gelmesin. Biz onu öyle içerdik, yani Maltepeli onu genelde öyle içerdi. Maltepe’de o dönemde şeyler vardı, meydan çeşmeleri vardı, çoğu evlerde şey suyu yoktu, musluğu aç su aksın yok-

“Başkasına özenme, özünü bulursan seni hiçbir güç yıkamaz” tu. Gece 4-5 gibi sıraya bizi tanıyordu; yani biz eski bir arkadaşına benzetiyorsun girerdin, böyle tenekeler hep şeydik, ılıman inselam veriyorsun, adamın dönükoyarlardı işte, sabaha sandık. Yani kavgayı yor sana ‘kardeşim öyle bilmediğin karşı 7 buçuk 8 gibi o sevmezdik, insancıl yaadama ne selam veriyorsun, kimsin sucular gelirdi, belli yernımız daha ağır basardı. sen?’ diyor. Mesela bu olayları biz lerde açarlardı. O sıraya E şimdi Maltepe’nin bir çok yaşadık. Yani bu selam Allakonulan teneke sahipleavantajı da şu: herkes hın selamı, selam veriyorsun yani ri de işte gelirdi böyle, birbirini tanırdı. Hıro tip kişiler, şehirleri doldurdu. kadınlar genelde doldusızlık olayı diye bir şey Sırf Maltepe demiyorum, şehirleri rurdu. İşte orada iki kat yoktu biliyor musun? doldurdu. Ondan sonra, köşe kapüç kat beş kat ne ise onu Çoğunun kapısı açıktı, macalar, bitirimlikler, bakıyorsun kullanırdı, ta ertesi güne şimdi bırak çelik kapıyı şimdi güzelim Maltepe sahillerinin kadar ki çoğu kez de her koyuyorsun site olduğu birçok yerinde tanık oldum, oluyogün su akmazdı. Yani 2 halde giriyorlar. Kaçınrum da, o tinerci çocukları düşün. günde 3 günde bir aktığı cı katlara kapıları kırıp Maltepe’nin çoğu yerinde başıboş da olurdu. Maltepe’nin giriyorlar. O zamanki köpeklerini düşün. Ondan sonra o zamanki konumunu Maltepe’yi mi istersin, bitirim bitirim nereden gediği belli düşünün, ondan sonra şimdiki Maltepe’yi mi olmayan tip tip insanları düşün, Maltepe’nin mesela her istersin? Herkes birbiyani sanki eski Maltepe gitmiş, ne yeri şeydi, meyve ağaçrini tanırdı, birbirinin yapmışlar onu, silmişler tahtadan ları. Zaten herkes biryardımına koşardı. Hele onun yerine farklı bambaşka bir birini tanıyordu, herkes ramazanlardaki o komyer inşa etmişler. İşte insana en arkadaştı. Ya kimler dişulardaki dayanışmayı acı gelen de bu. Şimdi mesela öyle yeceksin, şimdinin ünlü düşünebiliyor musun? bir şey oluyor, diyorlar ki ‘ya işte, insanlarından tut birçok Hiç ummazsın bakarsın Ekrem Abi vefat etmiş’ E diyorsun kişi Maltepelidir. Mesela o komşu ona yemek taki ‘ben geçen gördüm Ekrem Abiaklıma gelenlerden okul şır, o ona yemek taşır. yi’. E diyor ‘sen onu bilmiyorsun, arkadaşım Turgay Ciner, Düğünler olur mesela, hastaydı kimseye belli etmiyordu’. ondan sonra Hüseyin tek katlı çift katlı evleYani dostlar, eski dostlar yani, bir Şimşek, Yavuz Yayla… rin bahçelerinde, sünnet bir ne oluyor, yavaş yavaş yok oluGenç ressam dünya birincisi Aykut Ünker Pele'ye tablo Bugün kimi siyasette, düğünleri, nişanlar, kına yor. E şimdiki insanlar, insanlara hediye ediyor. kimi işte, sanat dünyasıngeceleri; yani bir eski yaklaştığın zaman her şey madda. Olsun yani, hayatlarıMaltepe’yi düşün, yani o diyata dönmüş, ya akraban bile şey suyu değil, terkos suyu değil. na bir yön vermişler. İyi kadar doğal o kadar içolsun sana yaklaşımı eğer maddi Artı Maltepe’nin her tarafı yani şu şekilde bir kariyer sahibi olmuşlar, ten Maltepe insanlarıyla beraber. yönün fazlaysa, ağırlıklıysa onE-5’in üstüne doğru düşün, funama Maltepe’den de kopmamışlar. ların gözünde senin değerin daha dalık. Gürgen denen böyle şeyler Maltepe el değmemiş bir bakirdi farklı oluyor, daha değerli oluyorvardı, dağ koca yemişi denen meyO zamanki Maltepe’yi mi istersin sun. Ama şimdi sen şey düşün, inveler vardı. Onların kökleri toplarşimdiki Maltepe’yi mi? Yani şimdiye kıyaslamayla, bu ilçe sanları sevdiğini düşün, insanlara lardı, fırıncılar funda dediğim şeyolana kadar Maltepe el değmemiş yardım ettiğini düşün. Bakıyorsun leri onlarla o ekmeği pişirirlerdi. E Maltepe’nin albenisi çok farklı. bir bakirdi, öyle düşün. İlçe oldukhakikaten dilenen insanlara babir de Kayışdağı suyunu düşün, o Şimdi Maltepe’de işte tek katlı sayekmek nasıl olurdu biliyor musun? fiye evleri var. Mesela 2 katlı 3 katlı Yani o bir dilim ekmeği koklaya en fazla 4 katlı ev pek göremezsin. koklaya yerdik, tadı bambaşkayMaltepe’nin sayfiye yeri olmasının dı. Şimdi bir tane ekmek yesen, şey bir avantajı diğer yerlerden kişiler gibi, süngerimsi bir tadı var yani; hep yazlığa Maltepe’ye geliyorlar. ne lezzet var ne şey. Onu bırak meMesela işte burada sahil bölümlesela ramazanlarda şey yaparlardı, rinde pansiyonlar tutuyorlar, işte o fırında pide, özel pide. Yani işte denize giriyorlar, özellikle Süreyya yumurtalı olsun, değişik şeyli falan Plajı, Kayalıklar Bölgesi… Mesela olsun. Oraya mesela özel sipariş birçok Türk filmi Maltepe’de çevverirlerdi, kuyruğa girerdik merildi. Yani, anıları şeyleri çok farklı sela o ramazanın fırında. E zaten işte bunu yaşayan bilir, yani şimdi toplasan orada 40-50 kişiyi buladiyorlar ki Maltepe o beton yığını, mazdın kuyrukta. Sonra bir tane ama sen eskilere bir gel sor, mesela Maltepe bölgesine ekmek dağıtan Maltepe’de 2-3 tane bakkal vardı, bir şey vardı, araba vardı böyle, şimdiki gibi o süper marketler yok. ekmek dağıtırdı işte. Öldüyse AlBir tane Maltepe’nin alt geçidinin Feyzullah İlkokulu 1900’lü yıllar (Fatif Ogan Arşivi) lah rahmet eylesin, onun arabasınorada şey vardı, Mişon derdik biz da da ben ilkokulda iken çıraklık ona, Mişon Amca vardı. Ne araryapmıştım Necati Abi vardı. İşte o san vardı. Böyle tahtadan eski bir tan sonra burada işte, siyasiydi, kıyorsun, hepsi şarlatan genelde. günün belli saatinde çıkardı böyle hangar gibi yerdi. İçeri girdiğin zayağmacılıktı, arsa talanıydı, işte Öyle insanlar var ki işte biz onları sokak sokak belirli yerlerde meman şey havası var, kovboy filmkaçak katlardı, şuydu buydu fagöremiyoruz. Bakıyorsun mesela o sela gezerdi. Maltepe’nin genelde lerinde seyredersin böyle bazen, lan filan, Maltepe’yi ne yaptılar, restoranlar, gazinolar vur patlasın çoğunluğun ekmeğini Necati Abi büyük evlerin içinde öyle hani. Ne bir anda bitirdiler. Hormonlu şey çal oynasın eğlenceye dalan insandağıtırdı. İşte biz de o dönemlerde, diyeyim ben sana, boş bir market gibi oldu Maltepe, hormonlu bir lar, e işte bu ne biliyor musun? yaz tatillerinde falan ona boş güngibi düşün, öyle bir yerdi. Onun sebze meyve gibi oldu. İşte onun Sevgi azaldıkça dostluklar azalılerde falan yardımcı olurduk. Yani biraz ilerisinde şey vardı, Cumhusıkıntılarından dolayı bakıyorsun, yor. İnsanlardaki saygı azaldıkçıraklık yapardık daha doğrusu. riyet Bakkaliyesi vardı, rahmetli altyapılar bozuk, ondan sonra yerça, düşmanlık fazlalaşıyor. Şimdi O dönemlerde işte zaten bir avuç Osman Amca. Maltepe kuru kahleşim yüzünden patlamış insanlar çocuklar okuyor, ya diyorsun ‘ne olan o Maltepe’de bizim dostlukvesinin yeri vardı, hemen aşağıda. birbirini tanımıyor. Mesela şöyle olacaksın?’ ‘abi ne olayım’ diyor, larımız, arkadaşlıklarımız, herkes Onun karşısında, Maltepe’nin, düşün, yolda birisini görüyorsun, ‘işte benim akrabam üniversiteyi Hüsnü abilerin fırını bitirdi’ diyor, ‘kaç vardı, Ramazan-Hüssenedir işsiz’ diyor, nü Güney diye. Şimdi ‘okusak ne olacak!’ o fırının bir albenisi Yani bir karamsarlık vardı. Maltepe’nin var insanlarda. İşte tek fırınıydı orası. yeni nesil gençlerin Zaten Maltepe bir bu tabuyu yıkmaları avuç, e bir francala lazım. Neden, çünkü ekmek çıkardı, keşkendilerinde bir özke siz o dönemlerde güven yaratacaksın, bir özgüven verecekyaşasaydınız da o eksin, özgüven duygusu meğin tadına varsayiçinde olacaksın. dınız. Nasıl diyeyim ben size, ben böyle Maltepe Gazozu bir ekmek tadı, lezzeti hiçbir yerde göreBizim eski Maltepe medim. Şimdi, ekmedönemlerinden, o ğin pişiriliş özelliği dönemlerde mesela şu: bir kere kaynak Kayışdağı suyundan suyu, Kayışdağı suyapılan bir Maltepe yundan yapılıyor. gazozu vardı, Eltan Öyle şimdiki ilaçlı 1940 Merkez Cami alt sokağı 10 01


Maltepe

1900’lü yıllarda Maltepe İskelesi abilerin sahibi olduğu. Bu Merkez Camii’nin oradaydı. Şimdi orada Gencallar mağazası var, orada üstte oturur altta da onların imalathane diyelim. Maltepe Gazozu, inan o gazozu o dönemlerde içenler var ya, şimdi hani eski Çamlıca gazozunun tadı damaklarda kalırdı, o gazozun tadı bir başkaydı. O dönemde gazozu içenlerin hala konuştuğu, ‘ya bizim işte bir Maltepe’de gazozumuz vardı, keşke şimdi olsaydı’. Ama şimdi aynı gazozu çıkarmaya kalksan aynı tadı veremez. Çünkü o zaman ki gazoz kaynak suyu ile, Kayışdağı kaynak suyu ile yapılan gazozdu. Sonra tabii orası kapandı öyle kaldı. Sonra o, Maltepe’deki şeyi düşün, yazlık sinemaları. 3-4 tane mi ne yazlık sinema vardı Maltepe’de. Yalı Mahallesi, şu geçidin orada bir sinema vardı. Sonra, Çeliktaş Sineması yapıldı, onun üst katında bir yazlık vardı, hem de altta kışlık vardı. İlk makinist de bizim rahmetli pederdi. Orada uzun yıllar makinistlik yaptı. Sonra huzur evlerinde sinemalar vardı, yazlık sinemalar. Ya bu sinemaların zevki de bambaşkaydı. Ya ailece mesela işte hangi filme gidecekler, işte bugün şuna gidelim yarın ya da birkaç gün sonra o öbür sinemaya gidelim, işte öbür filmi seyredelim. Kiminde yabancı film oynar, kiminde yerli film oynar... Ya o sinemalardaki dostluklar da farklı, yani orada yeni dostluklar edinebiliyorsun, yeni komşular edinebiliyorsun. Zaten küçük olan Maltepe’de herkes, böyle bir şey dost, akraba, kardeş öyle bir kenetlenme vardı. Maltepe ilçe olduktan sonra zaten Maltepe değişti. Yani eski Maltepe-Yeni Maltepe; milattan önce-milattan sonra gibi. Sonra biz mesela arkadaşlarla şeye giderdik, bu Maltepe sahilinde çay bahçeleri vardı. Sahil boyunca, çay bahçelerine giderdik, aileler giderdi. Böyle bir İzmir kordon havası gibi, albenisi vardı. O deniz, denizin berraklığını… Pırıl pırıl denizi vardı. Yani o balıkları sanki uzanıp elinle yakalayasın geliyordu. Süreyya Plajı mesela.

Orada mesela eski Süreyya plajını şöyle söyleyeyim, rahmetli Süreyya İlmen Paşa, yaptırmış onu, 1953’te açılışı olmuş. Birkaç sene de inşaathanede kalmış. Orası, Maltepe’nin yani Anadolu yakasının en seçkin gazino, restoran ve plajlarından biriymiş. Avrupa dergilerine ilan veriyorlarmış, Avrupalılar gelip orada hem konaklıyorlarmış, hem otel tesisleri olduğu için işte tatillerini yapıyorlarmış, işte gidiyorlarmış plajı övgü ile ülkelerinde gazetelerine anlatıyorlarmış, yazıyorlarmış. Ve düşünebiliyor musunuz o dönemde o ufacık plaj Maltepe’nin simgesi haline gelmiş. Sonra ünlü sanatçılar orada piyesler sergili-

yorlarmış, konserler veriyorlarmış. Yani bambaşka bir yermiş, bambaşka bir mekanmış Süreyya Plajı. Bir kumu vardı zaten boydan boya yürü böyle, pırıl pırıl. Yani zaten şeyde yazar, görürsün: altın kumlu plaj. Yani ödüllü bir plaj. E şimdi ne oldu, işte rant yüzünden ne yaptılar; deniz doldu bilmem ne oldu falan filan. Şimdi orada Bakireler Anıtı denen bir simge var, harabe vaziyette. Biz dedik onu en azından Süreyya Paşa yapmış, hani ne olursa olsun madem Maltepe’ye simge yapmışınız, en azından ışıklandırın şunu. Işıklandırın bununla ilgili yazın, bilgisini yazın. Deyin ki işte şu kişi tarafından yapılmıştır, şudur budur falan yani, yeni nesiller, genç nesiller bilsin. Şimdi bakıyorlar orada çardak altı gibi bir yer gözüküyor. Bunu mesela belediye

1947 Maltepeli avcıların domuz avı dönüşü

de logo olarak kullanmış, amblem yapmış kendine. Yani simgeleşmiş. Yani Maltepe’de ona benzeyen çok yer var. Buna duyarlı olup sahip çıkmak lazım.

Maltepe Spor Kulübü’ne destek olmalarını istiyoruz.

Maltepeli Ressamlar

Yani kültürüne sen sahip çıkmazsan, eskiye sahip çıkmazsan, tarihine sahip çıkmazsan yok olup gitmeye mahkumsun. Bu bilimsel olarak kanıtlanmış, kitaplarda her yerde atalarımızın söylediği bir söz. Sen sanatçına sahip çıkma, sen hizmet eden insanına sahip çıkma, sen eski eserine sahip çıkma... E gelecek nesle ne anlatacaksın? E şimdi Maltepe Beşçeşme’ye inerken daha önce şey vardı, bu sinyalizasyon sistemi gibi, üst geçit vardı. Tren yolu üst geçidi. İşte orada bir memur görevliydi. İşte tren gelirken sinyal verirdi, çan çalardı. Ondan sonra halk geçmez, şey indirirdi aşağıya kapanırdı orası. Muhtemelen geçtikten sonra tekrar açardı, oradan geçerdi. Şimdi bir geçit yaptılar oraya. O geçitten geçmeye yürek ister, neden? Geçidin bir kere kanalizasyon sistemi çok berbat, yağmurlu

Eskiden Maltepelilerin sanata bakışları daha farklıydı. Neden? Çünkü Maltepe’den sergileri gezmeye gidenler çok oluyordu. Hatta biz bile arkadaşlarla buluşup sergi gezmeye gidiyorduk. Son zamanlarda Maltepe’de bırak onu, bir ara işte bir başlangıç yapalım dedik biz Maltepe’de. Maltepeli Ressamlar diye bir oluşum içine girdik. Burada da hizipleşme oldu. Nasıl oldu? Çekemeyen bir grup yaratıldı. E şimdi iki tane farklı grup ortaya çıktı. Ya kardeşim burada kimse şan şöhret peşinde değil, burası Maltepe ile ilgili, biz bir oluşum yapmak istiyoruz, yani Maltepe sanatın, sanatçının merkezi olsun. Fransa’da belirli yerlerdeki gibi. İşte ressamlar, sanatçılar sokağı diye anılsın. Orası da, şey mesela şu Beşçeşmeler’in orada, belirli bir yer belediye bizlere tahsis etsin. Biz işte oralarda atölyeler kuralım, atölyelerde çalışmalar yapalım. Öğrenciler yetiştirelim. Ama bu kişiler farklı şekilde ‘ya ben işte senden ünlüyüm, ben ondan daha iyi resim yaparım, benim çevrem daha iyidir’ Ne oldu, burada ikilem meydana geldi. Ondan sonra herkes bir kenara çekildi, e şimdi aynısını da yerelde medyalar yapıyor. Adam etiği yok, bakkal kapatmış bakkal dükkanını ya da manav her neyse, ya da ticaret yapan adam; hiçbir eğitimi, etiği olmuyor tutmuş bir tane bilmem ne gazetesi çıkarıyor. Sorduğun zaman ‘ben gazatacıyım, ben her şeyi bilirim’ Ya sen ne gazetecisisin, senin ne etiğin var ne şeyin var, ne kariyerin var. Sonra işte biz burada karma sergi açtık belediyenin eski yerinde, burada heykelin oradaki yerde, bina yıkılmadan. Bahtiyar Uyanık başkan, o dönemde hakikaten, gerçekten sanatçılara çok destek olmuştur. Onu da bir kez daha teşekkür ve minnet ile anıyorum. Yani sanatçılara elinden geldiği kadar değer vermeye çalıştı, değer verdi. Ama tabii ki sanatçılar arasındaki o sen-ben çatışması biraz kopma noktasına götürdü. Çünkü şimdi bak, Maltepe aşağıda Beşçeşmeler’in orada birçok sanat atölyesi vardır. Biz istiyorduk ki herkes bağımsız olsun ama yine bir çatı altında toplansınlar. Yani bu şey gibidir, spor kulübü gibidir. Bugün maça çıkarsın 11 kişi, eğer iyi uyum içindeysen galip gelirsin. Eğer iyi uyum içinde değilsen ‘ben senden iyi oynuyorum, ben sana niye pas vereyim, ben niye ona pas vereyim, golü ben atacağım’ havasında olursan o takım her zaman küme düşer. Örnek Maltepe Spor... Şu an 3. ligden de düşmek üzere diye sinyallerini alıyoruz ve çok çok üzülüyoruz inan. Çünkü Cumhuriyetimizle yaşıt, 1923’ten bu yana süre gelen başarılı bir takım. İşte orada da yani, kendi reklamları için başa gelip başkanlık, yöneticilik yapma sevdasında olan bazı kişiler yüzünden Maltepe Spor da şu an zorları oynuyor. Şu an Maltepe Spor’un eski vefakar başkanı var, Nuri Erkoç, amatör küme zamanlarında Maltepe’ye büyük başarılan kazandıran kişi, şimdi de elinden gelen büyük gayreti gösteriyor ama ne derece faydalı, işte o da biraz tartışılır. Çünkü sen ne kadar başarılı olursan ol, futbolcular kabiliyetsiz ise, onlar formalarının hakkını veremiyorsa, sen başkan olarak elinden gelen her şeyi yapsan bile ne yazık ki dönüp dolaşıyor o başarısızlık sana fatura ediliyor. İşte o açıdan da Nuri abinin her zaman yanında olmamız lazım. Olmak istiyoruz. Bütün Maltepe’de yaşayanların da 01 11

Kuzuyu böyle çevirsek, üstüne garnitür ne koysak acaba

hissetsin herkes kendini. Bakıyorsun televizyonlarda şeylerde sanatçıyım diyenler, iki dizide boy gösteren, bıyık büzen, yok işte ne bileyim lagaluga yapanları, sanatçı kefesine koyuluyorlar. Ya bunlar, geçin bunları artık adam Hollywood’da dünya kadar dizilerde oynuyor, daha ben sanatçı olamadım diyor. Hikayeden tırışkadan adamlar ‘ben sanatçıyım abi, şu şu dizide oynadım’. Yani işte burada biraz da toplum olarak, bilgili kişilere iş düşüyor. Yani kime iş düşüyor? Hadi biz gene yerel medya ile uğraştığımız için bize de iş düşüyor, işte biz de yazıyoruz çiziyoruz. Ama ne derece faydalı oluyoruz, olmaya çalışıyoruz, karşı tarafın algılama kapasitesi eğer yeterli değil ise senin kasetin 5 dakikalıksa ya da 10 dakikalıksa onun kapasitesi senin şeye yeterli gelmiyorsa sen ne yapacaksın. Ya burada işte nedir, medyanın etkisi. E şimdi medya, hangi medya daha etkili olur? Televizyona bakıyorsun. Ya yemek programı, abi bana ne, şimdi adam evine ekmek alamıyor, elinde soğan. Ekmeği komşu-

Feyzullah Efendi Çeşmesi ve Asmalı Kahve 1970'li yıllar

havalarda kanalizasyonlar taşıyor. Lodoslu havalarda kanalizasyon kokusundan millet geçemiyor. E bakıyorsunuz seyyar satıcılardan geçemezsin. Yani orası özürlülere, özürlüler mesela, engelliler inip çıkamıyor, öyle bir yer. Biz dedik ki ‘boydan boya komple farklı bir yer yapın. Belki altlara böyle küçük küçük dükkanlar koyun. Ondan sonra engelliler için farklı bir şeyler yapın’. Avrupa’da nasıl, öyle bir yerlerde yürüyen merdivenler var, pırıl pırıl. Yani AB’ye gireceksin, örnek; yani orası içler acısı. Yani tüm altgeçitler öyle. Süreyya plajının alt geçidinden geçemezsin. Orası da iğrenç. Yani şey gibi, bakımsızlık diz boyu. Yani hizmet, biriniz hizmet edin. Kim yapacak orayı? Demir yolları mı? Belediye mi? E biriniz yapın bari. Doğru mu? Oraya mesela Barış Manço parkı koymuş, yani yeni nesil şimdi Barış Manço vefat ettiği zaman Allah rahmet eylesin, büyük sanatçı bir adam, diyelim ki 5-6 yaşında idi şimdi oldu 10-12 yaşlarında. Her ne ise, Barış Manço’yu tanımaz. Ya sen oraya Barış Manço parkı koydun, örnek söylüyorum; bir büstünü koy. Barış Manço kimmiş, oraya bir şey koy; camekanlı bir şey koy. Bilgi edinsin kişi işte, Barış Manço budur diye. Ya da orada Barış Manço’yla ilgili küçük nostalji bir büfe koy. Barış Manço şarkıları çal orada. Yani neler olmaz ki! Git mesela Avrupa’da, ben birçok şehir dolaştım, işte bundan 100-200 sene önce vefat etmiş, o bölgenin dünyaca ünlü sanatçısının, evini sokağını müze yapmış , yani her şey. Bir ara ben şeye gitmiştim, Adalara Sait Faik’in evini gezdim. Ya içler acısı, Maltepe’de de o kadar ünlü insan yaşadı öldü. Bugün dünya çapında insanlar var. Bunlara da sahip çıkın. Çıkılsın, çıkalım. Yani çıkmak zorunda

dan istesek mi diyor, öyle insanlar var. ‘Kuzuyu böyle çevirsek, üstüne garnitür ne koysak acaba...’ Ya bu kadar saçma sapan programlar olur mu! Sen kendi aslına özensene Valla gelecekte ben, yani fikrimi sorarsan, daha da kötü olacağından şüphe götürmüyorum. Neden diyeceksin, çünkü her gün daha kötüye gidiyor. Eğer sen bölgendeki göçe engel olmazsan, işsiz gençlere iş imkanı yaratmazsan, darda kalan öğrencilere okumaları için destek olmazsan, ondan sonra boşta gezen gençlerin elinden tutmazsan, yarının gençliğinden ne beklersin? Yani 2x2=4. O kadar boş genç çocuk var ki, insan üzülüyor. Saç tıraşlarından tut, giydiklerine bakıyorsun, Avrupalılar bile onlar gibi giyinmez. Sen Almanya’ya git, bir alman gencine bak daha böyle bir usturuplu giyinir. Bir de bizimkilere bakıyorsun orada daha farklı punklar bilmem neler, daha böyle özenti... Ya neden özenti, sen kendi aslına özensene. Yani kendine, kendini bul. Ama onlar kendini bulamıyor ondan sonra diyorlar ki işte, ‘biz Türkiye’ye dönsek orada yaşayamayız, oraya uyum sağlayamayız’. E sağlayamazsın çünkü bulunduğun yere göre hareket etmen lazım. Olay bu kadar basit ya. Şimdi oradaki kişi Türkiye’ye geliyor .Aynı şekilde burada o şekli yaratmaya kalkıyor. E bir zamanlar Almancılar vardı. Şalvarla gitti Fadime, geldi mini etekle. E dedi ki orada öyle. E sonra ne oldu, dedi ki millet ‘bunlar modayı yaratıyor’. Ondan sonra bir bakıyorsun bir müddet sonra, daha şeffaf giyinmeye başladılar. Ya sen özüne dön, özünü bul bir kere. Başkasına özenme. Bir kere özünü bulursan seni hiç bir güç yıkamaz.


Maltepe

Maltepe'nin tarihi Bizans İmparatorluğu'na dayanmaktadır. O devirlerde adının “Bryas” veya Latince adıyla “Urias” olduğu söylenir. Diğer bir bilgiye göre ise Bizanslıların tarihinde “Pelekanon”dur. Bryas adının tarihçiler tarafından Küçükyalı'da eski Akduman pınarı yakınlarında bulunan Bryas Sarayı harabelerinden aldığı belirtilmekte ise de kesin kanıt yoktur. Bu nedenle bugünkü Maltepe 16. yüzyılda burada kurulmuştur. Bu küçük sınır kasabasının 1509 yılındaki depremde yıkıldığı ve Dragos eteklerinde bulunan ve bu yüzyılda “Obnias” veya “Abrias” adı ile anılan bu kasabanın harabeleri 1540 yılında ünlü Fransız nebatatçısı ve seyyahı Pierre Gylli tarafından görülerek tespit edilmiştir. Pelekanon adı üzerinde duran tarihçiler ise 3. Andronikos ile Orhan Gazi arasındaki savaşın (1329-1330) Maltepe ve çevresinde olduğunu söylemektedirler. Bu görüşün kaynağı ise ünlü tarihçi Hammer'dir. Yapılan bütün bu araştırmalardan da anlaşılacağı gibi Maltepe yüzyıllardır önemli bir yerleşim bölgesidir. Bugünkü Maltepe adı ise, “Höyük Tümülüs” (Yığmatepe), içinde hazine ve define veya küp dolu altınların yığıldığı tepe anlamına gelmektedir. Kocaeli Yarımadası’nın Türkler tarafından fethinden sonra Türkler Dragos’la ilgili birkaç efsaneye dayanarak bu ismi vermiştir. Tarihçi Hammer bu kıyı şeridindeki tüm tepelere “Maltepe” denildiğini söylemektedir. Kaynak: Wikipedia

Süreyya Paşa (Süreyya İlmen) Hayırsever Bir İstanbul sevdalısı

Moda’yı güzelleştirmek için 1920’li yıllarda tasarladığı planı uygulamaya, Moda’daki iskeleyi üst caddeye bağlayan bir merdiven yapmakla başlar. Belediyeye bu fikrini açıkladığında ihaleyi alması öngörülür. Müteahhit olmamasına rağmen o sırada inşaat halinde olan Süreyya Sineması’nın mimar ve mühendisi olan Kavafyan Bey hazırda bulunan inşaat malzemesinden faydalanarak, merdiveni yaptırır. Kendisine 1200 liraya mal olur. Bu paranın yalnızca yarısını alabilir. Gerisini yine kendi cebinden ödemiştir. Maltepe’deki Süreyya Plajının inşaatı 1939 yılında başlar ve savaş yüzünden 7 yıl sürer. 1946 yılında çalışmaya başlayan plajda 300 metre uzunluğunda, deniz cephesi üzerine Müdüriyet, 80 adet birinci sınıf ve 200 adet ikinci sınıf soyunma odası, büfe, gazino, 42 odalı otel, büyük bir ev inşa edilir. Ayrıca sahilden 60 metre uzakta deniz üstünde plajın sembolü olarak Bakireler Mabedi (Temples de Vierges) inşa edilmiştir. Avrupa’da birçok park ve su kenarında rastlanan bu yapı, burayı ziyaret eden genç kızların çabuk koca buldukları efsanesi ile anılır. Plaj açıldıktan sonra halkın rahatça buraya ulaşabilmesi için TCDD idaresinin desteği ile bir peron yapılır ve yaz aylarında banliyö seferleri burada bir dakika durmaya başlar. Daha sonra Vali Lütfü Kırdar plajı ziyaret eder, çok etkilenir ve plajın asfalt bir yol ile Bağdat caddesine bağlanmasını sağlar ve plaj İstanbul ve Avrupa’da benzeri olmayan çağdaş bir şekil alır.

Eski Milletvekili Süreyya İlmen (Süreyya Paşa) Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul ve özellikle Kadıköy’de batılaşma eylemleri ile isim yapmış, ilginç ve hayırsever bir kent hizmetleri önderidir. Birçok kültürel ve sosyal eğitim ve spor amaçlı girişimlere öncülük etmiştir. II. Abdülhamit Dönemi’nin ünlü Seraskeri Rıza Paşa ile Adviye Hanım’ın oğludur, Yugoslavya’daki Patgoriçe’de 1874 yılında doğmuş, ilkokuldan sonra Kuleli Askeri Lisesi, Harbiye ve Erkan-ı Harp okullarında okumuştur. Balkan Harbinde tümgeneral olan Süreyya İlmen, Birinci Dünya Savaşı’nda ordudan ayrılarak iş hayatına atılır. Türkiye’nin ilk özel, devlet yardımı almadan kurulan Süreyya Paşa Mensucat Fabrikası 1914’te Balat’ta faaliyete geçer. İplik ve daha sonra kumaş üretimi yapan fabrika 1922 yılında kapanır.

Süreyya Sineması’nın ilginç öyküsü şöyle: İşgal döneminde Eğitim Bakanlığı’nın okullara ödenek vermemesi nedeniyle Kadıköy’deki bir okul yararına kiliseye bağlı Apollon tiyatrosunda gece düzenlemek isteyen Süreyya İlmen Paşa kilisenin çok para istemesi üzerine (kendi deyimi ile onuru yaralanıp) Kadıköy’e modern bir sinema ve tiyatro binası yapmaya karar verir. Süreyya Paşa Almanya ve Fransa’da bulunan tiyatroları örnek alarak iki yılda yaptırdığı Türkiye’nin ilk çağdaş tiyatro binası, Süreyya Opereti, 7 Mart 1927’de görkemli bir galayla açılır. Maltepe’de Süreyya İlmen’in yaptırdığı başka bir tesis de Sanatoryumdur. Başıbüyük’ün güneyinde eskiden Narlıdere Çiftliği olarak anılan bölgede inşa edilmiştir. Günümüzde burada göğüs hastalıkları konusunda uzmanlaşmış değişik hastanelerden oluşan bir sağlık kompleksi ve bir hemşire koleji vardır. Paşanın ömrü insanlara hizmet ve iyilik yapmakla geçer. En büyük iyilikleri hayatının son yıllarında gerçekleştirir. Süreyya Paşa’nın askeri konulu eserlerinden başka; 1 2 3 4 5

Sultan Abdülhamit Süreyya Paşa’yı kızlarından biriyle evlendirmek istediğinde, babası Serasker Rıza Paşa’nın böyle bir hısım akrabalığı düşünmediğinden, Padişah’a onun nişanlı olduğunu söyler. Sonunda Adalet Hanım adlı bir subay kızı ile evlenir. Bu evlilikten Atıf, Hayri ve Melahat adında üç çocuğu olur. Süreyya Paşa birçok sosyal hizmetleriyle yoğun bir yaşam geçirir: Kadıköy Hilâl-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay), Tesisi Mekâtip Cemiyeti, Türk Keşşafları Cemiyeti, Şark Musiki Cemiyeti, Maltepe Maarif Encümeni, Üsküdar İdman Kulübü ve Sivil Havacılık Kulübü başkanlıklarında bulunur. Ayrıca Ticaret ve Sanayi Odaları, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu ve Cumhuriyet Halk Partisi Üsküdar ilçe başkanlıkları, İstanbul Milletvekilliği (1927-1930) ve Şehir Meclisi üyeliği yapar. Kadıköy Hilâl-i Ahmer cemiyeti başkanı iken halktan toplanan yardımlar sayesinde 1923 yılında Yoğurtçu çayırını kurutarak dere kenarına bir rıhtım inşa ettirir. Moda ve Yoğurtçu sahil yolundan birleştirmeye başlar. Daha sonra Kadıköy Belediyesi yapılan işleri üstlenir ve Yoğurtçu Parkı açılır.

-

Tayyarecilik ve Balonculuk Tarihi (1947) Teşebbüslerim ve Reisliklerim (1949) Dört ay yaşamış olan zavallı serbest fırka (1951) Maliyemize armağan (1951) Cumhuriyet Adliyesine Armağan (1954) Sanayi odası için vaktiyle ne kadar çalışmışım (1952)

eserleri yayınlanmıştır. Maltepe’deki Narlıdere Çiftliğini (SSK Süreyya Paşa Hastanesi) İşçi Sigortalarına, Süreyya Sineması’nı Darüşşafaka Cemiyetine, Plajı Maltepe Belediyesi’ne bağışlar. Ve 6 Şubat 1955 yılında huzur içinde ölür.

Kaynak: www.dogudanbatiya.com, Korkut Kaptanoğlu

Murat Kurtel

12 01


Maltepe

Doğru İletişim Projesi Genç Hayat Vakfı tarafından yürütülmekte olan Doğru İletişim Projesi (DİP), 11–18 yaş grubu ergenlerde ve onların ebeveynlerinde farklılıklarla bir arada yaşama kültürünün ve bilincinin gelişmesi ve onlara temel iletişim becerilerinin kazandırılması amacıyla oluşturulmuştur. Ergen ve ebeveynlerde davranış değişimi elde edilmesiyle aileden başlayarak, toplumda sağlıklı ilişkilerin oluşturulması yönünde bir dinamik sağlanmaktadır. Proje uygulamalarıyla ergenlerin kendilerini ve “öteki” diye nitelendirdiklerini tanıma ve “biz” olabilme konularında becerileri artırılırken; ebeveynlere de çocuklarını bu dönemde daha çok destekleyebilmeleri için bilgi ve beceri aktarımında bulunulmaktadır.

larında uygulanan Doğru İletişim Projesi, bu senenin Mayıs ve Haziran aylarında ağırlıklı olarak Fatih ilçesinde uygulandı. Fatih’te Karagümrük İlköğretim Okulu, Samiha Ayverdi Anadolu Lisesi, Kocamustafapaşa Lisesi ve Edirnekapı İlköğretim Okulu uygulama yapılan okullar oldu. Fatih dışında Beyoğlu ilçesinde bulunan Hasköy İlköğretim Okulu da DİP uygulaması yapılan okullar arasında yer aldı. Uygulama kapsamında verilen seminerlerin ardından, ergenler ve ebeveynler gruplar halinde eğitimler aldılar. Eğitimlerde empati kurma, etkin dinleme, ben dili-sen dili, çatışma çözme ve kendini ifade etme beceriler ile farklılıklarla bir arada yaşama konularında bilgilerini ve becerilerini geliştirdiler.

Milli Eğitim Bakanlığı ile Genç Hayat Vakfı’nın yaptığı protokol doğrultusunda ilköğretim ve ortaöğretim kurumları ile belediyelerin gençlik, kültür ve toplum merkezleri, sosyal hizmetlerin ilgili bölümleri, ergenlerle ve ebeveynlerle çalışan sivil toplum kuruluş-

Doğru İletişim Projesi kendini geliştirerek ve yenileyerek önümüzdeki süreçte de ergenlerle ve ebeveynlerle buluşmaya devam edecektir.

Gönüllü Turizm Elçileri Tarihi Yarımadada Fatih Belediyesi, tarihi yarımadaya gelen turistlere rehberlik edilmesi ve bunu yaparken Fatih halkı ve turistler arasında bir köprü oluşturulması amacı ile 16–25 yaş arası yabancı dil bilen gençlerden oluşan “Gönüllü Turizm Elçileri” projesini hayata geçirdi. Turizm Elçileri üzerlerinde “Ask Me!” yazan tişörtleriyle turistlere yardımcı olacak, Temmuz ile Ağustos aylarında turistik güzergâhlarda çalışacak, ücretsiz olarak Fatih turizm haritalarından dağıtacak ve yaptıkları bu gönüllü çalışmayla hem yabancı dillerini geliştirecek, hem de tecrübe kazanacaklar. Turizm Elçileri görevlerine başlamadan önce, Genç Hayat Vakfı eğitmenleri tarafından iki günlük bir eğitimden geçirildiler. Eğitimde öncelikle gençlerin kurum kültürü ve yapacakları işteki sınırları ve kurallar aktarıldı. Grup halinde hareket etmenin öneminin, Fatih Belediyesi çatısı altında çalıştıklarının, bireysel kararlar almamaları gerektiğinin, koruyucu ve müdahale edici değil; kolaylaştırıcı, yol gösterici ve havale edici olarak orda bulunduklarının farkına varmaları sağlandı. Sonrasında yaptıkları işi içselleştirmeleri amacıyla gönüllülük, gönüllü olmanın sağladığı avantajlar, hizmet, hizmetin unsurları ve bundan turizm elçilerinin kazancı

gibi konularda aktarımda bulunuldu. Ertesi gün ise, gençlerin turistlerle iletişimde zorluk yaşamamaları için temel iletişim becerileri, kabul/onay, ben dili-sen dili, empati, çatışma çözme yöntemleri, beden dili gibi konuların oyunlar, skeçler ve atölye çalışmalarıyla aktarımıyla eğitimler tamamlandı. Atölye çalışmalarından birinde gençler 10’ar kişilik gruplara ayrıldılar ve her gruba bir konu verilerek (kabul, onay, ben dili, sen dili, empati vs.) konular üzerinden kısa bir skeç çıkarmaları istendi. Gençler bunu yaparlarken hem öğrendikleri bilgileri bizzat uygulamış hem de eğlenceli vakit geçirmiş oldular. Başka bir çalışmada ise yine 10’ar kişilik gruplara ayrılan gençler iki günün sonunda kendilerinde kalan bilgileri, büyük kartonlara boyalarla resmederek bir poster çalışması yaptılar. Burada ne öğrendiklerini, neler deneyimlediklerini ve bu eğitimin onlara kazandırdıklarını paylaştılar. Eğitimin kısa vadeli amacı Turizm elçilerini gönüllü yapacakları hizmete hazırlamaktı. Orta ve uzun vadede ise gençler öğrendikleri iletişim becerilerini, tüm hayatları boyunca kullanabilecekler ve hayatlarına daha özgüvenli bireyler olarak devam edebilecekler.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Gönüllü Programı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti sürecinde İstanbulluların daha etkin rol almasını sağlamak ve 2010 kapsamında yürütülen etkinliklerinin ihtiyaç duyduğu gönüllülerin koordinasyonunu yapmak amacıyla Ağustos 2009 tarihinde çalışmalarına başladı. Gönüllülüğü toplumsal katılımın bir aracı olarak gören program dahil olmak isteyen bütün İstanbullulara açık. Gönüllü olarak; sergi, konferans, konser gibi İstanbul 2010 etkinliklerinin organizasyonunda, bu etkinliklerin duyurulması icin tanıtım aktivitelerinde veya İstanbul’da yaşayan imkanı kısıtlı kişi ve grupların bu etkinliklere erişimi için çalışabilirisniz. Ayrıca planlanmış etkinliklerin yanısıra Gönüllü Programında kendi fikirlerinizi de hayata geçirmeniz mümkün.

Detaylı bilgi ve basvuru icin: gonullu@istanbul2010.org www.istanbul2010.org/gonullu http://2010gonullu.blogspot.com

Gönüllü olursanız; tekrarı olmayacak Avrupa Kültür Başkenti organizasyonunun mutfağında yer alacak ve tüm sürecin heyecanını daha yakından hissedebileceksiniz. Bunun yanında gönüllülere yönelik eğitim, gezi ve diğer sosyal etkinliklerle hem yeni şeyler öğrenip hem de yeni İstanbullular ve yeni mekanlar tanıyabileceksiniz.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstiklal Cad. Atlas Pasajı No: 131 Beyoğlu / İstanbul 0 212 377 0273 01 13


Maltepe

2010 Okullarda Maltepe İlçesi Kültür Sanat Platformu

’nün desteği, İstanbul Valilienliği ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü etm Yön im Eğit nsı Aja ti ken Baş İstanbul 2010 Avrupa Kültür at Platformları kurulmuştur. nbul’un 39 ilçesinde Kültür ve San İsta e, siyl erge Yön lı sayı 32 121 n ğini da yapılacak sanatsal ve cini okullara taşımayı ve bu kapsam bilin a olm ti ken Baş tür Kül upa at eğitimi ile ilgili yenilikçi Platformlar, İstanbul 2010 Avr ekleyici rol üstlenerek, kültür ve san dest ve ı tırıc ylaş kola rde jele pro lerine olan ilgi düzeyinin, öğsosyal etkinliklerde, üretilecek , kültür sanat derslerine ve aktivite sıra ı yan anın çlam ama sini ilme lımların sağlanması yönünde ve sürdürülebilir projeler üret sanat eğitim ve etkinliklerine katı türKül or. efliy hed ı asın rılm artı ek verilmesi öngörülüyor. retmen ve yönetici isteklerinin 0 öğrenci ve öğretmen projesine dest 200 ar kad una son ın yılın 0 201 çalışmaların sürdürülmesi ve

pur’da Müzik İstanbul’da Vapur / Va 20.06.2010 olu Lisesi E.C.A. Elginkan Anad Bülent ALTAŞ

2009 yılında kurulan E.C.A. Elginkan Anadolu Lisesi öğrenci ve öğretmenlerinden oluşan “Beyaz Gürültü” orkestrasında yaylı, üflemeli, vurmalı, telli ve klavyeli çalgılar bulunmaktadır. Orkestranın en önemli özelliği farklı tür müzikleri repertuarına almış olmasıdır. “2010 Okullarda Projesi” kapsamında “İstanbul’da Vapur, Vapur’da Müzik” başlıklı projesiyle Kadıköy-Beşiktaş seferini yapan şehir hatları vapurunda 20 Mayıs 2010 Perşembe günü 08.00-10.00 ve 16.00-18.00 saatleri arasında gerçekleştirmiştir.

i arasında gerçekleşEkim 2009 ile Aralık 2010 tarihler Kent Kültürü Eğitim tirilecek olan ve “İstanbul 2010 de değerlendirilen Programı” şemsiye programı içerisin atları, Görsel Sanatproje; Müzik,Gösteri ve Sahne San enlerin ve öğrencilelar ve Edebiyat alanlarında öğretm cine katılmalarını, rin üretici olarak İstanbul 2010 süre tüketicilerinin ve sadolayısıyla sürdürülebilir kültür artırılmasını ve okulnatı talep eden kitlenin sayısının ştirilmesi ile proje ların kültür-sanat altyapılarının geli sinerjinin somut üresüresince yaratılacağı öngörülen ığından Eğitim Protimlere dönüştürülmesini amaçlad ve geliştirilmiştir. jeleri bölümü tarafından üretilmiş

EBRU İSTANBUL’DA 16.06.2010 Maltepe Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu Sergül ÖZBİLEN

Bu projeyle; E.C.A. Elginkan Anadolu Lisesi öğrencilerinin yaşamış oldukları şehrin, kültürel/sanatsal hayatına katkıda bulunmalarını sağlamak ve İstanbulluların güzel bir gün geçirmelerine vesile olmak amaçlanmıştır.

Maltepe Fevzi Çakm ak İlköğretim Okulu , İstanbul 2010 Okullarda Etkinlikleri ne 16 Haziran 2010 tarihinde, saat 13:00’da Küçükyalı Ka rakol Parkı’nda gerçek leştirilen iki projeyle katıldı. Ebru sanatıyla İstanbu l kültürünü anlatmak amacıyla Görsel Sanatlar öğretmeni Sergül ÖZBİLEN’in ha zırladığı Ebru İstanbul’da projesi bin yıllık Türk Ebru sanatı nı ve bu sanata getirilen yenilikleri izleye nlere tanıtarak büyük tak dir topladı. Türk Ebru sanatını yen ilikleriyle anlatmak, İst anbul’a farklı bir bakış açısıyla bakabil mek, Ebru tekniğini far klı uygulamalar yaparak yaratıcılığı geliştirmek, İstanbul’d a yaşamış diğer uygarlıkları keşfetmek amacıyla yapılan bu çal ışmaya öğrencilerin büyük bir istekle katılmaları ve çok başar ılı eserler ortaya çıkarmaları öğret menlerini çok sevindird i.

ORİSTANBUL

DEK 25.05.2010 k Lisesi l Ticaret Mesle Mehmet Salih Ba İRKAN Seher ÖZDEM Dekoristanbul Projesi M. Salih Bal TML öğrencileri tarafından “rengarenk” projeler kapsamında gerçekleştirildi. Projenin amaçları, İstanbul’u kitap sayfalarından çıkarmak, Öğrencilerin el becerilerini geliştirmek, Tarih öğretiminde kalıcılığı arttırmak ve Sanata tarihin ilham verdiğini kavrayabilmektir. Bu amaçlarla yola çıkan öğrenciler Mostar Köprüsü’nden, Anıtkabire, Kız Kulesi’nden Boğaziçi Köprüsü’ne geniş bir coğrafyadaki mimari eserlerin maketlerini yapmışlardır. Ayrıca öğrenciler resimler çizmişler, süslemeler yapmışlardır.

Gençlerin Gözüyle İstan bul 15-16.06.2010 Maltepe Anadolu İmam Hatip Lisesi Gülçin Aydın

Sergi 25.05.2010 tarihinde Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde gerçekleşmiştir. FETİH VE FATİH 28.05.2010 Maltepe Anadolu İmam Hatip Lisesi Beyhan BAHADIR

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti kapsamında Maltepe Kültür ve Sanat Platformunun desteklediği “Fetih ve Fatih” adlı tiyatro oyunu projesi, İstanbul un yaklaşık 600 yıl öncesi şanlı tarihini hatırlatmak, İstanbul insanını ihtişamlı bir fethin ruhuyla bilinçlendirmek, bu yolla İstanbul sevgisini ve tiyatroya olan ilgiyi arttırmak amacıyla geliştirilmiştir. Maltepe Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri tarafından hazırlanan proje ile öncelikle Maltepe çapındaki tüm okulların öğrencilerinin ardından bütün İstanbul halkının sanat zevkine ulaşmak hedeflenmiştir.

Projenin amacı öğrencilerin sanat yeteneklerini göstermeleri, sanatsa l faaliyetlere katılımlarını arttırmalar ıdır. Proje kapsamında öğrenciler İstanbu l simge ve mimarisini resim teknikleriyle yansıttılar. Vitray ve tuval çalışmalarıyla İstanbul’un güzellik leri yansıtıldı. Yapılan eserler Küçüky alı Kültür Merkezi’nde 15-16 Haz iran 2010 tarihlerinde sergilendi.

14 01


Maltepe GÖÇ 08.06.2010 Maltepe Prof. Abdulla h Türkoğlu İlköğretim Okulu Nilgün DÖNMEZ,Esma BAYSAL

İSTANBUL SOKAK TİYATROSU 16.06.2010 Maltepe Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu Ayfer ONAT

Tiyatro kapTürkçe Öğretmeni Ayfer ONAT‘ın Hayatımız k Tiyatrosu Soka bul İstan ı samında öğrencileriyle hazırladığ ro sevincini tiyat ek lener sergi e etkinliği yine aynı yer ve saatt İstanbul sokaklarına taşıdı.

masına rağr Başkentinde yaşa ltü Kü pa ru Av ı ac yamayanlara Projenin am ince, hatta hiç yaşa ter ye tı na sa ve sevr men kültü tiyatroyu izleme ve hmi dirmektir. Cevat Fe 2 ) Başkut’un Göç(196 la ha adlı tiyatro eseri ra ya k güncelliğini koru eleştiİstanbul yaşamına ve izrel ayna tutmakta ltüleyici güldürürken kü ma ru rel değerlerimizi ko ürnd yolunda da düşü mektedir.

adlı komedi tüSekiz öğrencinin rol aldığı “ Proje Görevi ” nildi. Türkçe beğe çok ından ründeki oyun izleyenler taraf görevi alan proje a sund konu dersinden tiyatro oyunu yazma ı skeçleri ıklar yazd e rlerin birbi iki öğrencinin okul kantininde alan konu nı aları ndırm canla anlatmalarını ve hayallerinde s rman perfo bir rılı başa çok iki bölümlük oyunda öğrenciler ler geçen gelip için ğü sürdü a sergilediler. Oyun yirmi dakik de etkinliğe katılarak rahatça izleyebildiler. Pamuk Prenses ve 7 Cüceler 30.Mayıs.2010 Ataköseoğlu İlköğlu Gaye Çayukli Projenin hedefi okul ön cesi eğitim gören öğren cilerin tiyatroyu tanımalarını, anlam alarını sağlamak ve sev dirmek olarak belirlenmiştir. Öğrencil erin tiyatronun ne olduğ unu ,bir oyunun nasıl canlandırıldığı nı anlamaları tiyatroyu sevmeleri ve ağaç yaşken eğilir misal i eğitimin ilk başlangıcı olan okul öncesi eğitim öğrencilerini bir an önce sanatın bu en çok hayatımıza benzeyen yanıyla tanıştırmak ve tiyatroy u sevmelerini sağlamak için adım atm aktır. Hedef kitlemiz; Okul ön cesi eğitim öğretmenle ri ,okulöncesi eğitim çağındaki çocukla r ve ebeveynleri olmuşt ur.

İSTANBUL ÇANTASI 14.06.2010 Maltepe Emine İbrahim Pekin İlköğretim Okulu Nergiz AKDOĞAN, Ni lgün ÇOBANOĞLU

sinde Bir apartman daire ilişyaşayan insanların ığı nd kilerinin konu alı le ik ell tiyatro eseri öz ile şk yozlaşmış insan ili Bu r. rine vurgu yapıyo iran düşüncelerle 08 Haz adlı ç 2010 tarihinde Gö ste de iki gö rim n Kültür Merkezin yla Sa an rk Tü i er r katılım sağtiyatro Es rencilerden büyük bi öğ ve li ve na yu O a tekrar oyyapmıştır. minde ve daha sonr ne dö z gü n nu yu O lanmıştır. tadır. nanması planlanmak

NAĞMELERLE İSTAN BUL 25.05.2010 Mediha Engizer Kız M eslek Lisesi ve Mehmet Salih Bal Ticaret Meslek Lisesi Şengül TEMEL, Nime t GÜVEN

Proje Türkçe Öğretmenleri Nergiz AKDOĞAN, Zehra ÜZÜLMEZ, Didem TUNALI, Müzik Öğretmeni Nilgün ÇOBANOĞLU ve okul Öğrencileri tarafından hazırlanmıştır. “İnsan en çok ÖĞRETİRKEN öğrenir” Proje sürecinde genç rehberlerimiz turistlere şehirlerini tanıttılar, yabancı dil pratiği yaptılar ve hazırladıkları şirin el yapımı hediyeleri verdiler. Ayrıca Türk Kültürünün bir parçası olan yiyecek ve içecekleri tanıttılar. Şehirlerini tanıtan öğrenciler İstanbulluluk bilincini yükselttiler, Şehirlerini anlatırken, yollarını, sokaklarını tarif ederken, okullarından bahsederken kendileri de unutulmaz bir tecrübe yaşadılar.

“Nağmelerle İstanbul” İki okulun ortaklaşa düzenledikleri İstanbul konulu konserdir. Projenin amacı İstanbullu olma bilincinin yaygınlaştırılması, projede çalışa cak öğrencilerin müzik, repertuar ve grup çalışma becerilerin in geliştirilmesi, okullar arasında işbirliğinin geliştirilmesi, öğrencilerde sorumluluk, işbirliği becerilerinin geliştirilmesidi r. Bu kapsamda Mediha Engizer Kız Teknik ve Meslek Lisesi Koro öğrencileri ve Mehmet Salih Bal Ticar et Meslek Lisesi Koro öğrencileri 25 Mayıs 2010’da Türkan Saylan Kültür Merkezinde konser vermişlerdir. Konsere Öğre nciler, öğretmenler, öğrenci velileri ve çevre halkı izleyici olarak katılmıştır.

Projenin amacı doğrultusunda okul öğrencileri tarafından pratik konuşma kitabı ve yine öğrenciler tarafından tasarlanmış, üzerinde Türk özdeyişlerinin bulunduğu ayraçlar hazırlatılmıştır. Hediyeler İstanbul’u ve Türk Kültürünü hatırlatacak, el yapımı – dolayısıyla eşsiz bir hatıra olacak, dünyanın dört bir yanına yola çıkan hatıralardır. Her turistin İstanbul ve Türkiye ile ilgili görüşleri tek tek kaleme alındı, bir hatıra defteri dolduruldu. İstanbul konulu sohbet, hediye ve kahve faslı yine okul öğrencileri tarafından Türk Müziğinden örnekler sunularak renklendirildi.

YALI ‘ DA ŞİİR… 16.06.2010 Ataköseoğlu İlköğretim Ok

ulu ÇOCUK SOKAK OYUNLARI VE 04.06.2010 İlköğretim Okulu Maltepe Ahmet Rasim Kadriye Menekşe

Projenin amacı öğrencilere geleneksel oyunlarımızı öğr etmek, onları bilgisayar ve televizyondan bir nebze ols un kurtarmaktır. Geleneksel oyu nlarımızın çocukların fizikse l ve düşünsel gelişimlerine fay daları çoktur. Çocukların arkadaşlık ilişkileri kurmalar ı, sosyalleşmeleri de bu oyu nlar sayesinde sağlanır. Bu kapsam da yapılan projeye 6 okulda n öğrenciler velileriyle ve öğr etmenleriyle birlikte katıldı lar. Ekip başı olan öğrenciler diğ erlerine geleneksel oyunlarım ızı anlattılar ve oynattılar. Ayrıca öğrencilere bu oyunla rın yazılı olduğu kitapçıklar, ip, top gibi hediyeler dağ ıtıldı. Geleneksel oyunlarımızın dah a sağlıklı bir nesil için bilgisa yar oyunlarından çok daha faydalı olduğu vurgulandı.

18:00‘ da izleyicileri ile Maltepe Beş Çeşmeler Meydanı saat sergi olan “Işıl Işıl İstanbul” buluştu. İstanbul konulu sanatsal an Hüsniye KARABEY koCumhuriyet İlköğretim Okulund ya Su Günü” kapsamında ordinatörlüğünde, “22 Mart Dün umlar ve resim çalışmasun iklim değişiklikleri ile ilgili görsel Su” projesi de Altay Çeşlarını kapsayan “Küresel Isınma ve rinden Nurhayat ERDEM me İlköğretim Okulu öğretmenle tir. lmiş koordinatörlüğünde gerçekleştiri

01 15


Sokağımdan Tarih Yazıyorum Projesi

Gönüllüleri

Beyza Korkmaz Doğa Can Akar Batuhan Günday Selen Kara Ümit Alkan Özdemir

Gülru Yetkin Merve Alper Gözde Ünal Yonca Ceren Batur Merve Özkan

Mertcan Uzun Ömer Yavuz Bayrak Mehmet Ali Bayrak Serhat Turgay Gökhan Paçalıoğlu

Oguzhan Dursun Ozan Sarıbatur Sanem Aktaş Cansel Sülük Gülşah Dağlayan Cansu Yavuzer

Sevgi Kalkan Gamze Şeker Yusuf Kocabaş Sertan Gürbüz Yasin Yalçın


Issuu converts static files into: digital portfolios, online yearbooks, online catalogs, digital photo albums and more. Sign up and create your flipbook.