Page 1


Bundan böyle artık hep yazıyor, hep yapıyoruz… Liseli Kıvılcım ile ilk tanıştığımdan beri hep nasıl bir şeyler ekleyebilirim diye düşünmüştüm, yenilikler yapmaya odaklanmıştım zamanında “Direniş Zamanı” adındaki blogumuz şimdi sadece internet üzerinden yayınlacak bir dergi olarak yeniden şekil alıyor. İlk sayımız gerçekten dizayn ve içerik konusundan eksik olsa da yeni insanlarla, yazarlarla kişilerle büyümek için çıktık yola her ay yeni makaleler gündeme dair bir çok haber ile daha güçlü bir “Direniş Zamanı” dergisi yakındadır. İşçi gençliğinin yanında Emekçi Gençlik Derneği üniversite örgütlenmesi ile Özgürlükçü Gençlik Derneği lise alanında Liseli Kıvılcım ile Toplumsal Özgürlük temelleri atılmalıdır, Peki Biz Neden Varız Sistem; Kendi yalan medyası, polisi, ordusu, dernekleri ile insanların beynini çelip örgütlenirken Bizde; Kendi gerçek medyamızı, mücadelemizi oluşturmak için “Okuyor, Bilinçleniyor, Örgütleniyoruz… -Şiyar Baklacı


Kıvılcım Anadolu Yakası Pikniği Sosyalizmin içinde sesini duyurmakta olan gençlik kollarının liseli ayağı olan LİSELİ KIVILCIM bugüne kadar eğitim sistemine karşı düşüncelerini ve sisteme karşı tepkisini örgütlemek için her sene düzenlediği geleneksel “Liseli Kıvılcım Pikniği’ni” bu senede düzenliyor… Liselilerin sorunlarını ele alarak düzenlenen pikniğimizin genel amacı sadece karnımızı doyurmak değil aynı zamanda aynı düşünceden olan insanlarımızla tanışmak, birlikte eğlenceli vakit geçirmek ve sorunlara karşı daha da güçlenmek ve bilimsel tartışmalarla birlikte gençliğin kolektif akılının geleceğe taşınmasını amaçlamaktadır. Bu bağlamda “Haziran Direniş Ruhunu” üzerinde taşıyan Berkinin ve diğer devrim şehitlerinin hesabını sormak için tüm genç arkadaşlarımızı ve dostlarımızı pikniğimize bekliyoruz. Bu daha başlangıç mücadeleye devam… Yapılacak olan pikniğimiz 7 Haziran cumartesi günü saat 11.00 da kartal sahilde yapılacaktır. -Goncagül Aydoğdu


Gezi Direnişi 1.YılDönümü ONURLU DİRENİŞ: TAKSİM GEZİ PARKI Gezi direnişinin 1. yılında halk yine polis terörü ile karşı karşıyaydı. Polisin orantısız güç kullandığı direnişte nedense terörist yine halk ilan edildi. Geçen sene kadın şiddetine örnekler gördüğümüz gibi bu senede yine rastlamamak olanaksızdı. Polisin orantısız gücü kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden öldürüyor ve insanların acılarına bile saygı duyulmadan onurluca, yüreklice, cesurca yapılan Gezi Direniş’i iktidar ve iktidarın yalakaları tarafından terörize edilmeye çalışılıyordu. Acı çekme hakkımıza saygı duyulmadan ölülerimizin arkasından ‘’terörist’’, ‘’ne işi varmış orada, iyi olmuş’’ diyerek meydanlarda, mitinglerde başörtülü bacılar ve diğer kutsal değerler üzerinden prim ve rant elde etmeye çalışan, halkını değil, betonu koruyan devlet vardı yine karşımızda. Roboski’nin, Reyhanlı’nın, Gezi Direnişi’nde ölen şehitlerimizin ve Soma’nın katili yine iktidar yine iktidar. İktidarın temel kavramları ‘’Terörist’’, ‘’Kaçakçı’’, ‘’Kader’’. Bizi ezenlere, öldürenlere, kaderimizi çizmeye çalışanlara karşı boyun eğmedik, eğmeyeceğiz. Geçmişten günümüze bize gençlik ateşini veren yoldaşlarımıza, önderlerimize sözümüzdür yılmayacağız. Bir Kıvılcım olup, tüm bozkırı tutuşturacağız. Gezi sadece bir başlangıçtı. Yeni nesillere sözümüz var DEVRİM OLACAK! -Ebru Morkoç


EGD Nedir

Yaz覺


Dershane Değil Ranthane!

1970'li yıllarda kapitalizm, içine girdiği krizi çözmek için, kamusal alanları tasfiye ettiği neoliberal politikalarla, kimi alanları sermayeye teslim etti. Bunların başında eğitim sistemi geliyor. Özel okullar ve dershaneler parası olanlar için ek eğitim olmasa da sınavlara hazırlık olanağı sağlarken, günde 10-12 saat çalışıp emek gücünün çok altında ücret alarak yaşamını sürdürmeye çalışan aileler için imkansızlaştı. Tanka, tüfeğe, bombaya, operasyonlara ayrılan bütçeyle eğitime ayrılan bütçe arasında dağlar kadar fark herkesin gözleri önünde iken, bir de özel okul ve dershaneler de eğitim almış öğrenci ayrımı ile eşitsizlik katmerlendi. Devlet okullarındaki niteliksiz eğitimi almış öğrencilerin dershanelere giden öğrencilerle aynı sınav sistemine tabii tutulması gibi bir eşitsizlik sanırım bütün tartışmaları alaşağı eden bir gerçeklik. Dershane Değil, Ranthane! AKP hükümeti geçtiğimiz günlerde dershanelerin kapatılması gerektiğini söyleyerek gündemi meşgul etmişti. Peki, dershaneleri kaldırmayı düşünmeden önce eğitim sistemi köklü bir şekilde değiştirilemez miydi? Aslında AKP için sorun ne öğrencilerin başarısı ne de eşitsiz bir eğitim sisteminin varlığı.. Mesele AKP'nin kendisine rakip gördüğü Gülen Cemaati'nin dershaneler aracılığıyla öğrencileri kendi safına çekme ağını sınırlamaktı. Dershane gündeminin ardına baktığımızda anlıyoruz ki, meselenin özü dershanelerin işlevinin ne olup olmadığı değil. İktidar partisi AKP, sadece siyasal iktidarla yetinmiyor, halkı bütünüyle ele alarak, kendine uyumlu bir halk yaratmak istiyor. 2014-2015 yıllarında AKP hükümetinin kendi kurallarına itaat eden ve AKP zihniyetine sahip ''yeni nesil gençleri'' yaratabilmek için yürüttüğü politikalar gayet açık değil mi? Dershane gündemi ile AKP-Cemaat arasındaki gerilim şahsi bir mesele olmaktan çıkmış öğrencilerin geleceği kullanılarak politik bir çatışmaya dönmüştür. Peki Ya Muhalefet?


Diğer bir taraftan hükümet karşısı CHP'ye bakacak olursak, kendi içinde çeliştiğini bariz bir şekilde görmüş oluruz. CHP dershanelerin kapatılmasını istemezken 2008 yılındaki önergesi bunun tam tersini söylüyor. CHP lideri 2008 yılında verdiği bir önergeyle cemaate ait okulların araştırılmasını istemiş ve 20 vekilin imzasıyla bunu sunmuştu. 2008 tarihli önerge dershaneleri yerden yere vururken, Kılıçdaroğlu dershane tartışmasında ''Bugünkü koşullarda pek akıllı politika değil'' diyerek dönüşüme karşı çıkıyor. Böylelikle anlıyoruz ki, eşitsiz eğitimin varlığı ne AKP'nin umurunda, ne de CHP'nin. Aslında biz bu duruma yabancı değiliz. Biz bunların ipliğini ''Gezi'' de açığa çıkarmıştık zaten. Ne CHP'nin ne de düzen içi herhangi başka bir gücün, dün dediğine bugün başka bir şey diyeceğini tahmin etmek zor değil artık bizler için. Gezi bize bunu öğrettiği sağladığı gibi, hakkından nasıl gelinebileceğini de öğretti elbet. Gezi direnişi sonrası hakları için mücadeleye katılan bizler, eğitim dayanışması vb. organizasyonlarla mücadelemizi diri tutmayı sürdürüyoruz. Biliyoruz ki bizlerin gerçek kurtuluşu egemenler arası güçlere dayanarak değil, halkın kendi öz-bağımsız gücünü örgütleyip harekete geçirmekle mümkün olacaktır. Bugün dershane, yarın bir başka konuda karşımıza çıkacak bin bir türlü ilüzyona karşı tek parolamız bu olmalıdır. -Pınar Demirkol Tutuklu Öğrenciler Onurumuzdur!

Memlekette kaç öğrencinin tutuklu olduğu konusunda bir tartışma var . Türkiye'de toplamında bağımsız verilere göre sayıları 3000'e yaklaşan tutuklu öğrenci var , Adalet Bakanlığı ise geçtiğimiz yaz 2 bin 824 tutuklu ve hükümlü üniversite öğrencisi olduğunu açıkladı . Bunun yanı sıra disiplin soruşturmaları nedeniyle üniversiteden uzaklaştırılan 2110 öğrenci var. Öğrenciler üzerindeki baskı sadece mahkemelerle uygulanmamakta, sudan


sebeplerle disiplin soruşturmalarıyla öğrencilik hayatlarının sona erdirilmesi de ciddi bir sorun. Şöyle ki , okulda puşi takana, parasız eğitim talep edene cezalar verilmektedir. Ülkemizde 1 Mayıs’a katılmak bile terör propagandası olarak algılanabiliyor . Sistem her şarkımızın, her şiirimizin , her pankartımızın ardında terör suçu aramaktadır. Ferhat ve Berna, Cihan Kırmızı gül , Ali Deniz ve Baran ön plana çıkan öğrenci davaları, bunun yanı sıra su yüzüne çıkmadık yüzlerce dava var . Başbakan'ın katıldığı toplantıda “Parasız Eğitim” pankart ı açan Ferhat ve Berna 8 yıl 5 ay ceza aldırlar. Cihan Kırmızıgül poşu taktığı için 33 yıla mahkûm oldu. Yani bu öğrenciler, tutuklulukları sona ermiş olsa bile bu kez hükümlü olmakla tehdit edilmektedir . Özellikle sosyalist öğrencilere v e Kürt öğrencilere yönelik baskı ve tutuklama politikaları yoğunlaşmaktadır. Türkiye’de son yıllarda öğrencilere yönelik özel politika uygulanmaktadır. Öyle ki ülkemiz neredeyse yarı açık bir öğrenci cezaevine dönmektedir. Yüzlerce öğrenci düşüncelerini açıkladığı ve örgütlendiği için tutuklama ve soruşturma ile eğitimden alıkonmaktadır. Öğrenciyi yıldırmak ve pasifize etmek için kınama gibi cezalar uygulanmaktadır. Dayatılan kalıpları kabul etmeyen ve mücadele eden öğrencilere dönük baskılara karşı duyarlı olmamız gerekir. Öte yandan tutuklu öğrenciler ceza evinden sınavlara girebilmek için bir şehirden diğer şehre nakledilmeleri halinde nakil masraflarını ödemek zorunda kalmakta, nakil oldukları ceza evlerinde tecrit ile karşılaşmaktadır. Düzenin dayattığı “insan modelini reddeden öğrencilerin, toplumsal ha - yattan uzaklaştırılması kabullenilecek bir durum değildir. Üniversite yönetimleri de burada suç ortaklığı yapmaktadır ve bu haksız uygulamaya çanak tutmaktadır. Öğrencilerin yaptığı demokratik eylemler suç olarak nitelendirilmektedir. Hemen her davada tutuklu yargılama yoluna gidilerek kişi hak ve özgürlükleri yok sayılmaktadır. CMK’nın 100. Maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalara uygun olarak yeniden düzenlenmelidir. Keyfi tutukluluk kararlarına son verilmelidir. TMK ve Özel Yargılama Usullerine son verilmeli ve adil yargılanma koşulları sağlan malıdır. Öğrencilerin okullarına dönmesinin önündeki engel kaldırılmalıdır. Gözaltı sırasında darp eden, işkence yapan kamu görevlilerinin yargılanmasının önündeki yasal ve fiili engel kal - dırılmalıdır. Cezaevleri koşulları düzeltilmelidir. Tutuklu öğrencilerin eğitim materyallerine ulaşım, sınavlara girme gibi eğitim haklarını etkileyen alanlarda engeller kaldırılmalıdır. Öğrencilerin sınava girme ve eğitimlerini sürdürme hakları, “güvenlik gerekçesi” gibi üniversite yönetimlerinin keyfiyetine bağlı olmaktan çıkmalıdır. Akademisyenleri, polis ve yargıçlara dönüştüren ve öğrencileri haksızlıklar ve baskılar karşısında diz çökmeye zorlayan YÖK disiplin yönetmenliği kaldırılmalıdır.


Devlet üniversite ve liselerdeki öğrencilerin taleplerini dile getirme ve örgütlenme hakkına saygılı olmalı. Kendine muhalif olanı ve siyasi rakiplerini hukuk yoluyla sindirme politikasından vazgeçmelidir. Düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Devlet üniversite ve liseler - deki öğrencilerin taleplerini dile getirme ve örgütlenme hakkına saygılı olmalı. Kendine muhalif olanı ve siyasi rakiplerini hukuk yoluyla sindirme politikasından vazgeçmelidir. Düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önün - deki tüm engeller kaldırılmalıdır. Mesele hukuki bir mesele olduğu kadar siyasal bir meseledir ve siyasal mücadele olmaksızın bir çözüm mümkün değildir. Cezaevlerinde tutuklu bulunan öğrenciler bizim onurumuzdur ve taleplerimizin en örnek sözcüleri sayılır. Buradan bir kez daha cezaevindeki öğrencilerle dayanışma duygularımızı dile getiriyoruz ve onları selamlıyoruz. –Sadık Yılmaz

Kadınlar Vardır! Yıllardır kadınlar birçok alanda ötekileştirilerek kimi yerde lanetlendi, kimi yerde görmezden gelindi. Erkek cinsinin kölesi olmaktan başka bir şansı yokmuşçasına yaşatıldı. Her zaman babası, abisi, kocası ve oğlu üzerinden belirlenen bir model haline getirilmeye çalışıldı. Kimi zaman doğurganlık özelliğinden dolayı kadınlar kutsal sayıldı, kimi zaman töre cinayetleriyle katledildi. Günümüzde de bu durum seyrini koruyor. Hala çağdaş kadın -çalışan kadın- portresiyle kadının kurtuluşunun yalnızca ekonomik gücün sağlanmasıyla kazanılacağı düşüncesi ve aslında bu düşünceyi sürdüren Patriyarkal (ataerkil) sistem devam ediyor. Kadın hala tacize, tecavüze uğruyor, şiddete maruz kalıyor ve hatta şiddetle de kalmayarak günümüzde sıkça karşılaştığımız gibi katlediliyor.


KADINLAR ÖZGÜRLEŞTİRİLMEK İSTENMİYOR! Bir kadının için toplumsal cinsiyet farklılığı okul sıralarına oturduğu anda başlıyor. İlkokullarda ezberletilen fişlerde: Ali, Veli, Ahmet top oynarken, Ayşe, Elif, Oya ip atlıyor. Öte yandan Ayşe hava kararmadan önce hep evde olmalıdır ama Ali'nin eve gelmesi için belirli bir saati yoktur.. Kadınlar, eğitim sisteminde dahi toplumun yüklemiş olduğu misyonları kabul etmesi için yetiştiriliyor. Milli Eğitim'in kitaplarında her zaman erkeklerin babasıyla futbol izlediğini, biz kadınların ise mutfakta annemizle birlikte yemek hazırladığını veya bulaşık yıkadığını görüyoruz. Lise çağlarına geldiğimizde ise, bizlere empoze edilmek istenen misyon değişmemiş, baskılar artmış ve kısıtlamalar her geçen gün daha da aşılmaz bir hal alıyor. Bir kadın olarak, özgürlüğümüzün doruklarını yaşamamız gerekiyorken aile, idare, arkadaş ve toplum baskısıyla karşılaşıyoruz. Okulda etek giymek yasak, giyme ihtimalin olsa bile diz üstü olması yasak, pantolon giyebilirsin ama onun da şartları var, dar giyme bacak hatların belli olmasın.. ''Saçlarını boyama, fazla dikkat çekersin. Oje sürme, arkadaşlarının dikkatini dağıtırsın. Saçlarını açma, pasaklı mısın sen?'' sözlerini idareden duyuyoruz. Aynı sırada kadın ve erkek öğrencinin oturması yasak. Yukarıda sayılan şartlara uymuyorsan şiddet uygulamak idare gözünde meşrulaşıyor. Kadınlar, kendileri için zorlaştırılan lise dönemini atlattıktan sonra meslek seçiminde toplum tarafından bir duvarla karşılaşıyor. Toplum gözünde bir kadın için en ideal meslekler öğretmenlik ve hemşireliktir. Yine toplum gözünde asla kadınların sahip olmaması gereken mesleklerin başında da mühendislik ve gazetecilik geliyor. Bir kadın için mühendislik ''o kadar erkeğin içinde yapamaz bir kadın, eli kalem tutar, iğne tutar'' diye tanımlanıyor. Veya bir kadın için gazetecilik ''gecenin bir yarısı habere kadın mı gidermiş? çocuğa kim bakar?'' diye tanımlanıyor. Bir diğer yok sayılma politikaları emek gücünde devam ediyor. Fabrikada çalışan bir kadına ''elinin hamuruyla dokunma'' düşüncesiyle yaklaşan patronu ve emek gücünü cinsiyet farkıyla inceleyen toplumu unutmamak gerekiyor.. Yine toplum tarafından ömrünü çocuk bakmakla, kocasının isteklerini yerine getirmekle ve ev işi yapmakla geçirmeye zorunlaştırılan ev işçisi kadınları unutmamak gerekiyor..


Şimdi biz kadınlar kendi tayinimizi kendimiz yaratmak için, tüm baskı ve işkencelere karşı, söz hakkımızın tanınması için mücadele edeceğiz. Her yıl Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Clandestina Hareketi'nin öncülerinden olan Patria, Minerva ve Maria Mirabel kardeşlerin sistem tarafından katledildiği 25 Kasım'da isyanımızı, eşit iş eşit ücret talebiyle başlattıkları boykotta yakılarak katledilen 129 kadın işçi için 8 Mart'ta öfkemizi saçıyor ve tüm ezilen, ötekileştirilen kadınlar olarak örgütlü mücadelemizi büyütüyoruz! YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI! -Pınar Demirkol


Direniş Zamanı e-Dergisi Sayı:1  

Okuyor, Bilinçleniyor, Örgütleniyoruz...

Advertisement