Issuu on Google+

Simge Gençlik Dergisi / Sayı 2 / Mart 2013

Geliyorum sevinin ben, ben imam hatipliyim Söyleşi

Söyleşi

Tarih

25 yıllık İmam Hatip öğretmeni Ali Bülbül ile söyleşi...

“Hat, aşk işidir.” Ali Aydın ile hat sanatı üzerine...

Modern kimyanın kurucusu sayılan Cabir bin Hayyan.

16

sf.

sf.

32

sf.

44

www.simgedergisi.com


GİRİZGAH

Simge Gençlik Dergisi

Selam olsun sana kurtuluş müjdesinin elçisi! Diriliş başlıyor… Ruhun toprağında neşet eden ulu bir çınar, vahyin anlam dünyasında diri kalan damarlarından, yeniden doğuyor. Gözümüz aydın “ Hamza gibi, Ömer gibi, Ali gibi diriyim. Geliyorum sevinin ben, ben İmam-Hatipliyim” nidaları tekrar kulaklarımızı çınlatıyor. Zalimlerin kâbusu, mazlumların ümidi bir gençlik, yalnız coğrafyamıza değil, tüm dünyaya adil bir düzen getirmek için geliyor.

İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ahmed Enes Bülbül Genel Yayın Yönetmeni Ubeyde Ensar Okutan Yayın Kurulu Şeyma Orhan , Kübra Güneysu Rümeysa Yeşil, Makbule Çiçek Habibe Berre Yeşil, Hatice Kübra Şengül Reklam Sorumlusu Yasin Hakyemez Tanıtma Mehmet Furkan Bülbül, Şevket Karaduman Yazı İnceleme Fatma Betül Varol Abdulkadir Gülünay Grafik ve Tasarım Halil İbrahim Zengin Baskı Erol Ofset Ltd. Şti. Pazar Mh. Necati Efendi Sk. No:43 SAMSUN - Tel: 0 362 431 98 96 Yönetim Yeri Ulugazi Mh. Kaplanoğlu Sk. Yeşil Ap. No:4 İlkadım / SAMSUN Bu dergi Samsun İHL öğrencileri tarafından bağımsız olarak hazırlanmıştır. Yazıların tüm sorumlulukları yazarlara aittir.

www.simgedergisi.com

Yıllar sonra İmam Hatip okullarının orta kısımlarının açılmasının sevincini yaşıyoruz. Kalbimize heyecan ve ümit duyguları akın ediyor.. Minik minik kardeşlerimizin önlerinde Kuran-ı Kerim görmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Ufacık ellerinde ve su gibi tertemiz kalplerinde Peygamber efendimizin hayatı. Aslında pek de yabancısı değiliz bu heyecanın. Bu milletin köklerindeki, Osmanlı’nın medreselerindeki , ashabın suffesindeki heyecan. İmam Hatipler, ne zaman ümitler tükense, neslin ahlak muhafazası tehlikeye düşse, “Bir çiçekle bahar olmaz ama her bahar bir çiçekle başlar” düsturuyla baharı başlatan çiçek olma yolunda ilk adımı atmıştır. İmam Hatipler İslam medeniyetini zirveye taşıyacak, dalları dünyayı sımsıkı saracak ulu çınarın yüzyıllar önce atılmış tohumlarıdır. Yüzyıllar önce bu tohumları atan cefâkar ve vefâkar milletimiz, bugün yeni Bilal-i Habeşileri, Musab Bin Umeyrleri, Akifleri, Necip Fazılları, Abdulhamitleri yetiştirme hedefine bir adım daha yaklaştı. Atılan tohumun filizlenme vakti artık geldi. İmam Hatipli üstad Necip Fazıl’ın da söylediği gibi “ Zaman bendedir, ve mekan bana emanettir şuurunda, “Kim var ?” denildiğinde sağına, soluna bakmadan, “Ben varım!” diyebilen, “benim olmadığım yerde kimse yoktur” fikrini benimsemiş, faydalı ile zararlıyı, Hakk ile batılı, zulüm ile adaleti ayırt edebilen, hayra motor, şerre fren olabilen gençtir. Gençlik bültenimizin bu sayısında İmam Hatiplerde yeni dönemi inceledik. Önceki sayımıza göre daha büyük bir kitleye hitap edecek olmanın heyecanını yaşıyoruz. Göstermiş olduğunuz teveccühden dolayı teşekkür ederiz. Bizi takip etmeye devam edin. Selam ve dua ile...

Ubeyde Ensar OKUTAN Genel Yayın Yönetmeni

3 SİMGE


11

HABERLER

SÖYLEŞİ

16

İmam Hatipler dünyaya açıldı.

HABERLER

8

12

DENEME

Ali Bülbül, 25 yıllık öğretmenimiz. imam hatip sevdalısı hocamızla keyifli bir sohbet.

Ertuğrul VAROL

SAMİMDER, “Geleneksel Pilav Günü” etkinliği düzenledi. 9

İmam Hatip’li olmak... 14

MAKALE

19

GÖZLEM

H. Mustafa GENÇ

Yeni dönem imam hatip okulları

HABERLER

Hadisler ışığında muhteşem gece. HABERLER

10

İmam hatipler Samsunda talebi karşılayamıyor.

SİMGE 4

Yrd. Doç. Dr.

Salih KESGİN

1913’ten 2013’e imam hatipler ve imam-hatipli olmak...

BİLGİ

20

4+4+4 sistemi ile ilgili en çok merak edilenler.


35

MAKALE

Şeyma ORHAN

Semi’na ve Ata’na SÖYLEŞİ

22

30

Harabat ehlini hor görme zakir

İsmail OKUTAN

Çok şükür imam hatipliyim 24

Ömer ALPER

Islah ehli 26

MAKALE

Dr. Orhan Akdeniz: “İmam hatipli olmaktan hep gurur duydum.” 31

GÖZLEM

Hicivvül Ümmet-i alem SÖYLEŞİ

32

Arapçayı nasıl öğrenelim? MAKALE

Kübra GÜNEYSU

Eee şimdi ne yapıyoruz?

38

MAKALE

Rümeysa YEŞİL

Prof. Dr. Soner GÜNDÜZÖZ

GÖZLEM

Makbule ÇİÇEK

MAKALE

MAKALE

37

Huriye Feyza KURT

Filistin seni bekliyor 40

MAKALE

Habibe Berre YEŞİL

Sağır dilsiz müslüman olduk MAKALE

42

Hasan Selim KIROĞLU

28

Ali Aydın: “Güzel yazı, insanın güzel olan herşeye ilgisinden ortaya çıkmıştır.”

Kültürel saldırının şekli ve müslümanlar üzerindeki etkisi 44

TARİH

Cabir Bin Hayyan 5 SİMGE


B

u yıl ilk mezunlarını veren İFAM, ulu hocaların “muhalled eserleri” üzerinde beş yıl süreyle “keşf-i kadim’in yapıldığı bir ilim ve fikir okuludur. İFAM’ın var oluş nedeni, modern zamanda Allah Resulü (sallâlahu aleyhi ve sellem)’in ve büyük ruhlu alimlerin yoluyla yürüyen, ferdî ve ictimâî var oluşu ya da toplumsal mutabakat zeminini onların mirasında arayan ilim, fikir ve dava adamları yetiştirmektir. İFAM, “sıra kitapları” yanında Fethu’l-Barî, Hidâye, Mir’at, Beydâvî gibi üst düzey kitapları da okutarak Kur’an ve Sünnet’in muasır sorunlara hangi esaslara ve pratikler çerçevesinde çözüm üretebileceğini gösterir, İFAM “icmai hüccet, ihtilafi ise rahmet” kabul eder. Fakat Ehl-i Sünnet’in akidede, tefekkürde ve amelde İslam’ın kendisi olarak görür. İFAM, programında yer alan her bir kitabı doğrudan ya da dolaylı olarak İslam’ın hayatı tayin etme vasıtası olarak görür ve bu çerçevede yorumlar. İFAM; İslam’ı Keşmirî ve Kesverî’de İlim, Ebu’l Hasan en-Nedvî ve Necip Fazıl’da fikir, Ali Haydar Efendi’de zühd. II. Abdulhamid’te feraset, İmam Şamil’de cihad, Hasan el Benna’da aksiyon olarak gören yeni medrese, yeni SÜLEYMANİYE’dir.

w ww.i f am.org .t r


HABERLER

Samimder’den geleneksel pilav günü Samsun İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği (SAMİMDER) “Geleneksel Pilav Günü” etkinliği düzenledi. Samsun İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği (SAMİMDER) “Geleneksel Pilav Günü” etkinliği düzenledi. Samsun İmam Hatip Lisesi okul bahçesinde düzenlenen etkinliğe İl Müftüsü Yrd. Doç. Dr. Hayrettin Öztürk, Samsun Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü Adnan İpekdal, İmam Hatip Lisesi mezunları ve öğrencileri katıldı. Etkinlik öncesi açılış konuşması yapan SAMİMDER Başkanı Abdulkadir Yeşil, “Geçen sene bu dönemlerde yaptığımız etkinlikte bir takım şikayetlerimiz ve isteklerimiz vardı. En önemlisi ortaokullarımızın açılmasını, katsayı adaletsizliğin kalkmasını istiyorduk. Tüm bu adaletsizlik bir bir kalktı. Artık bundan sonra İmam Hatipler üzerinden şikayet edecek durumumuz kalmadı. Bu konuda gerekli siyasi iradeyi ortaya koyanlara, çalışmalar yapanlara teşekkür ediyorum. İlimizde İlkadım ilçesinde 2 tane ortaokul, Canik ilçemizde 1’er ortaokul ve lisemiz ile Atakum ilçemizde de 1 tane ortaokulumuz faaliyete geçecek” dedi. Okul çalışmaları hakkında bilgi veren Samsun İmam Hatip Lisesi Okul Müdürü Mustafa Hatipoğlu, “Okulumuz bin 850 öğrenci ile eğitim-öğretimine devam ediyor. 2 binada eğitim-öğretim veriyoruz. 2012-2013 eğitim-öğretim yılı içersinde 2 bin 200 öğrenci ile lise kısmı eğitimine devam edecek” diye konuştu. Bugünlere kolay gelmediklerini ifade eden İl Müftüsü Yrd. Doç. Dr. Hayrettin Öztürk, “Büyük insanlar davalarını hayatlarının gayesi olarak görmüşler ve buna göre yaşamışlardır. Hz. Peygamber ashabına namaz kıldırdığı için eziyet görüyordu, biz ise namaz kıldırıyor, maaş alıyoruz. Abdullah Bin SİMGE 8

Bilgi yarışmalarında hep ön safta yer aldık. Her zaman dereceyi biz aldığımız için bazı kaymakamlarımız ‘İmam Hatipliler neden birinci oluyor’ diye hediyelerimizi vermediler. Böyle günlerden geldik. Hayatın bu acıları karşısında pes etmedik. Bugünkü konumumuza tepeden inme süzülerek değil, sürünerek geldik. Biz bu ülkenin has evladıyız” şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından Samsun İmam Hatip Lisesi’nde emeği geçenlere plaketleri verildi. Verilen plaketlerin ardından pilav dağıtıldı. Mesut Harem-i şerifte Kur’an okuduğu için dayak yiyordu. Biz ise Kur’an öğretiyor ve okuyoruz, ücret alıyoruz. Nerelerden nerelere geldik. 1940’lı yıllarda Kur’an’ın bile yasak olduğu dönemlerde hocalarımız dağlarda, mağaralarda Kur’an’ı öğreterek bize miras bırakmışlardı. Bugünlere kolay gelinmedi. Biz de kolay yetişmedik.

İl Müftüsü Yrd. Doç. Dr. Hayrettin Öztürk


HABERLER

Hadisler ışığında muhteşem gece İlkadım Anadolu İmam-Hatip Lisesi öğrencileri, Canik Kültür Merkezi’nde yarıştı. En iyi Hadis-i Şerif ezberleyen ve okuyan öğrencilerin belirlendiği gecede, Ömer Karaoğlu söylediği ilahilerle dinleyenleri büyüledi. İlkadım Anadolu İmam-Hatif Lisesi öğrencileri, Canik Kültür Merkezi’nde yarıştı. En iyi Hadis-i Şerif ezberleyen ve okuyan öğrencilerin belirlendiği gecede, Ömer Karaoğlu söylediği ilahilerle dinleyenleri büyüledi. Canik Belediyesi’nin katkılarıyla İlkadım Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nce düzenlenen Hadis - i Şerif Ezberleme Yarışması’nda dereceye giren öğrenciler Canik Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenle ödüllendirildi. Canik Be-

lediye Başkanı Osman Genç, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yavuz Ünal, ve İlkadım İmam Hatip Lisesi Müdürü Mustafa Hatipoğlu’nun katıldığı gecede ünlü sanatçı Ömer Karaoğlu, söylediği ilahilerle ve ezgilerle geceye renk kattı. Ödül töreninin ardından ünlü sanatçı Ömer Karaoğlu, söylediği ilahiler ve farklı yorumuyla izleyenleri büyüledi. Karaoğlu, konser sonunda hayranlarına imzalı CD’sini hediye etti. 9 SİMGE


HABERLER

Okullarda kıyafet serbest MEB’e bağlı okullarda öğrencilerin giyeceği kıyafetler serbest bırakıldı.

Samsun’da İmam Hatip Okulları talebi karşılayamıyor Vatandaşların çocuklarını İmam Hatip Okullarına yazdırma isteklerini Samsun Milli Eğitim Müdürlüğü karşılayamıyor. Samsun İmam Hatip Lisesi ve Merkez Anadolu İmam Hatip Lisesi bu yıl toplam 600 öğrencinin kaydını yaptı. Ek Kontejan puanını 68’den kapatan okulda, 65 ve 68 puan arasındaki öğrenciler kayıt yaptıramadı. Açıklanan ek kontenjan ile okula kayıt yaptıramayan yaklaşık 200 kişi ise açıkta kaldı. Okul velileri bu duruma bir çözüm bulunabilmesi için Samsun Merkez Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin bahçesinde yetkili birisiyle görüşmek için beklerken İlkadım İlçe Milli Eğitim Müdürü Davut Numanoğlu okulu ziyaret etti. Daha önce açıklanan 30 Ağustos İlköğretim Okulunun Bağımsız İmam SİMGE 10

Hatip Ortaokulu öğrencileri için hazırlandığına yönündeki açıklamalara rağmen ise, okula devam eden ilk ve orta dereceli öğrencilerin olması nedeniyle İmam Hatip öğrencilerine yer bulunamıyor. Konu ile İlgili olarak Merkez Anadolu İmam Hatip Lisesi bahçesinde bekleyen velilerle görüşen İlkadım İlçe Milli Eğitim Müdürü Davut Numanoğlu, ek derslikle açarak problemi çözeceklerini belirtti. Öte yandan merkez İmam Hatip lisesinde yaşanan derslik sıkıntısının, Atakum ve Canik İlçelerindeki İmam Hatip okullarında da var olduğu ve velilerin yetkililerin konu ile ilgilenmelerini beklediği öğrenildi.

Milli Eğitim Bakanlığı’na Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelik Resmi Gazetede yayımlandı. Buna göre Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liselerde öğrencilerin giyeceği kıyafetler serbest bırakıldı. Belli sınırlamalar hariç öğrenciler istedikleri kıyafetleri giyebilecek ve öğrencilere tek tip kıyafet zorlaması yapılamayacak.

Derslere yönelik özel izin ve gereklilikler Yönetmelikte imam-hatip ortaokul ve liseleri ile çok programlı liselerin imam-hatip programlarında okuyan kız öğrencilerin tüm derslerde, seçmeli Kur’an-ı Kerim derslerinin yer aldığı diğer ortaokul ve liselerde ise sadece Kuran-ı Kerim dersinde başlarını örtebilecekleri belirtildi. Uygulamanın 2013-2013 eğitim öğretim yılında başlayacak.


HABERLER

İmam Hatipler artık dünyaya açıldı Dünyanın çeşitli bölgelerindeki Müslüman ülkelerden 541 öğrenci, Türkiye’de imam hatiplerde eğitim görüyor. Deprem ve savaşın vurduğu Endonezya ve Pakistan başta olmak üzere Dağıstan’dan Balkarya’ya, Senegal’den Sırbistan’a, Kongo’dan Madagaskar’a kadar birçok müslüman ülke imam hatiplerde eğitim alması için ortaöğretim öğrencilerini Türkiye’ye gönderiyor. Türkiye ile Müslüman ülkeler arasında sağlam, kalıcı bir dostluk köprüsü oluşturacak proje çerçevesinde dünyanın çeşitli bölgelerindeki Müslüman ülkelerden öğrenim görmek üzere Türkiye’ye gelen 541 öğrenciden 413’ü Kayseri’deki Mustafa Germirli Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde, 128’i İstanbul Fatih Sultan Mehmet Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde eğitim görmeye başladı. Türkiye’de 186’sı 9. sınıf, 156’sı 10. sınıf, 123’ü 11. sınıf ve 76’sı 12. sınıf olmak üzere toplam 541 yabancı Müslüman öğrenci imam hatiplerde eğitim görüyor.

Konya’ya da uluslararası İmam Hatip Lisesi Kayseri Mustafa Germirli Anadolu İmam Hatip Lisesi ve İstanbul Fatih

Sultan Mehmet Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden sonra Konya’da da bir okulun açılması için çalışmalara başlandı. İstanbul Fatih Sultan Mehmet Anadolu İmam Hatip Lisesi ve Konya’ya yüzde 20 yerli öğrenci alınması planlanıyor. Kayseri’de ise sadece yabancı öğrenciler öğrenim görüyor. Kayseri ve İstanbul’da öğrenim gören 541 öğrenci dışında şubat ayında Somali’den gelen ve Türkçe eği-

timlerini tamamlayan 180 öğrenci de Türkiye genelinde değişik imam hatip liselerinde öğrenim görecek. Öğrencilerin yol giderleri Türkiye Diyanet Vakfı, diğer giderleri ise Başbakanlık onayı ile yatılı öğrenci kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından karşılanıyor. Okulların kapasitesi ve ülkelerin ihtiyacı dikkate alınarak Türkiye Diyanet Vakfı ile işbirliği yapılarak belirleniyor.

Akıllı tahtalar sınıflarda yerini aldı

18 İmam Hatip Lisesi Orta Okulu açıldı

Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Birol Ekici, Anadolu Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, FATİH Projesi’nin 2010’da başladığını hatırlatarak, bugüne kadar 52 okulda pilot uygulamaya başladıklarını, yaklaşık 13 bin 800 öğrenciye tablet verildiğini ve 85 bin akıllı tahtanın genel, Anadolu, sosyal bilimler, fen, Anadolu öğretmen ve imam hatip liseleriyle iş okulları olmak üzere toplam 3 bin 657 okula yerleştirildiğini belirtti.

Samsun”da her ilçede 1 adet, merkezde bulunan İlkadım ilçesinde ise 2 adet olmak üzere, toplamda 18 imam hatip lisesi orta okulu açıldı. Samsun Milli Eğitim Müdürlüğü toplam 18 adet imam hatip orta okulunu yeni dönemde hizmete sundu. Hizmet verecek okullar her ilçede 1 tane olarak planlanırken, Samsun’un merkezinde bulunan İlkadım ilçesinde ise 2 tane açıldı. Açılan 18 imam hatip lisesi ortaokulunda 180 derslik bulunuyor. 11 SİMGE


DENEME

İmam Hatipli olmak Ertuğrul VAROL Meslek Dersleri Öğretmeni

> İmam Hatipli olmak, Ebu Cehillerin, Ebu Leheblerin karşısında Ammar olmak,Yasir olmak, Sümeyye olmaktır. > İmam Hatipli olmak, kendini zamanın akışına terketmek değil, zamanı islam’a uydurmanın mücadelesini vermektir. > İmam Hatipli olmak, dava adamı olmak demektir.

” SİMGE 12

Gönül verdim ezelden İman-u İslam’a ben, ‘Allah’ deyip atıldım bu şanlı meydana ben. … Hamza gibi, Ömer gibi, Ali gibi biriyim. Geliyorum, sevinin, ben, ben imam hatipliyim.

İmam Hatipli olmak bir sevdadır… Hz. Adem ile başlayan, kıyamete kadar sürecek olan, tevhid-şirk mücadelesinde, tevhidî çizgide saf tutmaktır. İmam Hatipli olmak, Hz. Adem’in oğulları Habil ve Kabil ile başlayan Hakkbatıl mücadelesinde Hakk’ın safında yerini almaktır. İmam Hatipli olmak, Nemrutların karşısında İbrahimî bir duruş sahibi olmaktır. İmam Hatipli olmak, Firavunların karşısında Musa olmaktır, Harun olmaktır. İmam Hatipli olmak, Ebu Cehillerin, Ebu Leheblerin karşısında Ammar olmak, Yasir olmak, Sümeyye olmaktır. İmam Hatipli olmak, Ebu Cehillerin, Ebu Leheblerin “ölmediği, kıtalar dolaştığı” günümüzde Ebubekir olmaktır, Hamza olmaktır, Fatıma olmaktır. İmam Hatipli olmak, evet İmam Hatipli olmak bir sevdadır. İslamla insanı buluşturma sevdasıdır. İmam Hatipli olmak, hayata Kur’an ve sünnet gözlüğünden bakıp ters olan her şeyi düz hale getirmenin, ”İnsanla İslam arasındaki engelleri kaldırmanın” mücadelesini vermektir. İmam Hatipli olmak, Allah Rasulu’nu (s.a.v) kendine örnek alıp, “Sana uymayan ölçü hayat olsa teperim!” diyebilmek ve “O’nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye layık görebilmek”tir. İmam Hatipli olmak, “ömrünü bir gayeye vakfeyleyen insan” olmaktır.

İmam Hatipli olmak, evini,ocağını, caddesini ve sokağını “Allah’ın boyasıyla boyamanın “ mücadelesini vermektir. İmam Hatipli olmak, “yaşamına Allah’ı karıştırmadığı her an şirkle karşı karşıya” olduğunu bilmektir. İmam Hatipli olmak, “Allah ve Rasulunun önüne geçmemektir.” Fikirlerini, eylem ve söylemlerini Allah ve Rasulune aykırı inşa etmemektir. İmam Hatipli olmak, dava adamı olmak demektir. İmam Hatipli olmak, kendini zamanın akışına terketmek değil, zamanı islam’a uydurmanın mücadelesini vermektir. İmam Hatipli olmak, “Kur’an’ın son sayfasının altına imza atmak,” böylece Kur’an’a göre bir yaşam inşa etmenin mücadelesini vermektir. İmam Hatipli olmak, “ciddi” olmaktır, “vakûr” olmaktır. “Feraset sahibi” olmaktır. Perşembenin gelişini çarşambadan sezinleyebilmektir. İmam Hatipli olmak, “De ki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ayetinin idrakinde olmak ve kendini maddi manevi ilimlerle mücehhez kılmaktır. İmam Hatipli olmak, okuduğu her kitabı,”Bir Kitabı anlamak”için okuyan olmaktır. İmam Hatipli olmak, “cahillerden farklı” olmak, “hem de çift kanatlı” olmaktır. İmam Hatipli olmak, “ Tâ beşikten mezara, hatta Çin’de de olsa” ilim aramaktır.


DENEME İmam Hatipli olmak, ”İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” Ayetinin idrakinde olup “ bir işi bitirince hemen diğerine koyul”an “İki günü eşit olduğunda zararda” olduğunu bilen kimse olmaktır. İmam Hatipli olmak, toplumun peşinden sürüklenen değil, toplumu arkasından sürükleyen insan olmaktır. İmam Hatipli olmak, hangi makam ve mevkide olursa olsun şahsında” vakâr-ı islamiyye”’yi muhafaza etmektir. İmam Hatipli olmak, “‘Kim var?’ diye seslenildiği zaman, sağına ve soluna bakınmaksızın fert fert, ‘Ben varım” diyebilmektir. İmam Hatipli olmak, “hesaba çekilmeden evvel, kendini hesaba çeken” kimse olmaktır. İmam Hatipli olmak, yaptığı her eylem ve söylemin ”Kur’an ve sünnet”le sağlamasını yapan, Gerektiğinde “Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş eski nesilleri beğenmeyen” sorgulayan, onlara; “Siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız. Gerçek Müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi” diyecek, Gerçek Müslümanlığın, ne idüğünü ve nasıllığını gösterecek biri olmalktır. İmam Hatipli olmak, “cahiliye” kavramının belli bir dönemle sınırlı olmayıp kıyamete kadar Kur’an ve sünnete aykırı her eylem ve söylemi kapsadığının bilincinde olmak ve “cahiliye” ile asla uzlaşmamaktır. İmam Hatipli olmak, “Hakk” ın üzerini “batıl” ile örtmemek, ve bile bile “Hakk” ı gizlememektir. İmam Hatipli olmak, “Bütün mü’minler kardeştir” düstûrunca ayrım yapmaksızın hangi ırktan olursa olsun, dünyanın neresinde olursa olsun “ din kardeşliği” hukukunun ve “ümmet” kavramının idrakinde olmaktır. “Üstünlüğün takvada olduğunu” bilmektir. İmam Hatipli olmak, ”Ahlâk-ı Hamide” sahibi olmaktır. Çevresinde par-

makla gösterilen, örnek alınan insan olmaktır. İmam Hatipli olmak, sevdiğini “Allah için seven,” buğzettiğini de “Allah için buğzeden” bir kimse olmaktır. İmam Hatipli olmak, “Kıl beni ey Namaz” duyarlılığıyla, namaz hususunda hassas olmaktır. Namazını düzenli kıldıkça namazın da kendini (her türlü kötülükten uzak) kılacağının bilincinde olmaktır. İmam Hatipli olmak, “ Nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir” ayetinin idrakinde olup “Ölüm gelene kadar Rabb’ine kulluğa devam ed”en , “Emro-

lunduğun gibi dosdoğru ol” fermanıyla saçlarını ağartan kimse olmaktır. İmam Hatipli olmak, İslam’ın, “müslümanın başındaki saçların en ucundan, ayağındaki postalın en ucundaki demirin çivisine kadar müdahale eden bir sistem “ olduğunu bilmektir. Hasılı İmam Hatipli olmak, evet İmam Hatipli olmak bir “duruş” sahibi olmaktır.Evinde ocağında, caddesinde sokağında, derneğinde düğününde, siyasetinde ticaretinde… Evet, her şeyinde “duruş” sahibi olmaktır. İmam Hatipli olmak, bugünün “sahabeleri “olmaktır. Vesselam. 13 SİMGE


MAKALE

Yrd. Doç. Dr.

Salih KESGİN Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi skesgin@omu.edu.tr

Ahlâkî değerlerin kaybolduğu, şahsiyetlerin savrulduğu, temel insani ölçülerin unutulduğu bugünlerde; -bütün kesintilere rağmen- milletin hafızasındaki yaklaşık bir asırlık geçmişiyle İmam Hatipli olmanın içinde bulunduğumuz medeniyeti, yeniden canlandıracak öncü kuşak olmaya talip olmak anlamına geldiğini yüreklerde hissetmek ve sayısal çokluğun değil kişisel kalitenin ehemmiyet ifade ettiğini dikkatlerden uzak tutmamak her İmam Hatiplinin en temel sorumluluğudur.

SİMGE 14

1913’ten 2013’e imam hatipler ve imam-hatipli olmak Yıl 1913. Balkan savaşlarının hüzünle son bulduğu sene. Osmanlı İmparatorluğu’nu çökerten Cihan Harbi bu savaşta prova edilmiş, 500 yıldır elde tutulan Rumeli toprakları kaybedilmiştir. Bu savaşla İstanbul’dan önce Osmanlı’ya başkentlik yapan Edirne düşer, Selimiye Camii ne yazık ki Bulgar askerlerinin kışlası olur. Böylesine kasvetli ortamda, biz neyi kaybettik, sorusuna verilen cevap; kaybedilenin sadece toprak olmadığı, o topraklar üzerinde yaşayan millete hayat veren temel değerlerin kaybolmasının toprak kaybı sonucunu pek tabii olarak beraberinde getirdiği gerçeğinden başka bir şey değildir. Cemil Meriç’in de vurguladığı üzere kaybedilen, aslında bu milletin ruhudur. Ve millete yeniden ruh kazandıracak bir yapının oluşturulabilmesi için Şeyhülislam Mustafa Hayri Efendi’nin yönlendirmesiyle Anadolu’nun dört bir tarafında hizmet verecek nesiller yetiştirmek üzere 1 Ekim 1913’te Medresetü’lEimme ve’l-Huteba ismiyle İmam ve Hatipler Medresesi kurulur. 1913’te açılan Medresetü’lEimme ve’l-Huteba’dan bu tarafa yaklaşık bir asırdan beri eğitim sis-

temimizin vazgeçilmezlerinden olan İmam Hatip okullarının varlık mücadelesi, bu milletin varoluş serüveniyle çok yakından ilişkilidir. Cumhuriyetin ilk yıllarında, diğer medreselerle birlikte kapatılan Medresetü’l-Eimme ve’l-Huteba’nın yerine aynı yıl kabul edilen Tevhid-i Tedrisat kanunuyla, o dönemin Milli Eğitim Bakanlığı’na İmam Hatip Mektepleri açma yetkisi verilmiş ve buna bağlı olarak Bakanlık, Anadolu’nun farklı bölgelerinde sayıları 30’u bulan İmam Hatip M e k t epl e r i n i açmıştır. Ancak tarihsel süreci incelediğimizde, takvim 1930’lu yılları göstermeden açılan bu okulların kapatılışına ve 1951’e kadar öğrencileriyle buluşmaktan mahrum kalışına şahit olmaktayız. 1951’den bugüne ise milletine kaybettiği değerleri yeniden kazandırmak adına; toprağa can vermek, filize hayat vermek sorumluluğuyla, İmam Hatip nesli engelli koşu parkurundaki yarışçı misali türlü badirelerden geçerek, tükenmek bilmeyen bir enerjiyle asırlık mücadelesine devam etmektedir. Bu mücadele esasen, varlığını asırlardır insanlığın iyiliğine adayan bir milletin medeniyet iddiasıyla


MAKALE

yeniden tarih sahnesinde dirilişini temsil etmektedir. Bu nedenle İmam-Hatipli olmak, medeniyetin tâ derinliklerinden gelen sorumluklara talip olmak demektir. Ki bu sorumluluk, Yüce Allah’ın “İçinizden hayra çağıran, iyiliği teşvik eden, kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erecek olanlar onlardır” (Âli İmran 3/104) kelam-ı ilahisi gereğince bütün Müslümanların temel yükümlülüğünün bir yansımasıdır. Bu açıdan bakınca ashab-ı suffeden tevarüs edilerek modern dönemde İmam-Hatiplerin şahsında somutlaşan misyon, sadece Türkiye’yi değil, başta gönül coğrafyamız olmak üzere bütün yeryüzünün ortak insanlık ufkunu kapsamaktadır. İşte tam da bu nedenle İmam Hatipler bütün insanlığın umududur. Ahlâkî değerlerin kaybolduğu,

şahsiyetlerin savrulduğu, temel insani ölçülerin unutulduğu bugünlerde; -bütün kesintilere rağmen- milletin hafızasındaki yaklaşık bir asırlık geçmişiyle İmam Hatipli olmanın içinde bulunduğumuz medeniyeti, yeniden canlandıracak öncü kuşak olmaya talip olmak anlamına geldiğini yüreklerde hissetmek ve sayısal çokluğun değil kişisel kalitenin ehemmiyet ifade ettiğini dikkatlerden uzak tutmamak her İmam Hatiplinin en temel sorumluluğudur. Bu noktada İmam Hatipliye düşen, İbn Haldun’un bize öğrettiği, tarihin akışını ilme, irfana ve hikmete sahip zihinlerin değiştirebileceği gerçeğini unutmayarak medeniyetlerin inşasının ancak âlim, arif ve hâkim vasfına sahip kimseler eliyle olacağı hakikatini tekrar hatırlamak ve bu vasıfları elde etmek için olanca gücüyle gayret etmektir.

15 SİMGE


SÖYLEŞİ

SÖYLEŞİ: Ebrar Soylu, Sümeyye Uşun

Meslek Dersleri Öğretmeni Ali Bülbül İle Söyleşi İmam Hatip Lisesi Mezunu ve 25 yıllık İmam Hatip Lisesi öğretmeni. İmam hatip sevdalısı. Kendisini öğrenci yetiştirmeye adamış emektar öğretmenimiz Ali Bülbül hocamız ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Kendinizden biraz bahseder misiniz? Tabii ki bahsederim. 1962 yılında Terme’nin Çamlıca köyünde doğdum. Köyde ilkokulu, kasabamızda, ortaokulu okudum ve 1975 senesinde Samsun İmam Hatip Lisesi’ne girdim. 1979 seSİMGE 16

nesinde İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldum. Aynı yıl Samsun Yüksek İslam Enstitüsü’ne başladım. O zamanlar İlahiyat fakülteleri Yüksek İslam Enstitüleriydi. Yüksek İslam Enstitüsü olarak başladığım okulu İlahiyat Fakültesi olarak 1983 senesinde bitirdim. Aynı yılın aralığında Şanlıurfa’nın Birecik Lisesinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak öğretmenlik hayatıma başladım. 1985 yılında Terme İmam Hatip Lisesi’ne tayin edildim. 1990 yılında Terme İmam Hatip’den Amasya 12 Haziran Lisesi’ne tayinim çıktı ve 1994 yılına ka-

dar Amasya’da din kültürü öğretmenliği yaptım. 94-95 öğretim yılında Samsun İmam Hatip Lisesi’nde öğretmenliğe başladım. Ve o gün bu gündür buradayım ve o gün bu gündür gördüğünüz gibi genç dinamik devam ediyorum.

“İmam Hatip” deyince ne hissediyorsunuz? Bir kere İmam Hatip dediğimiz zaman benim bütün hücrelerim canlanıyor. Ruhumda bir canlanma meydana geliyor. Neden ? Sadece imam ve hatip olmak anlamına gelmiyor İmam


SÖYLEŞİ

İmam Hatip aslında bir mananın adı. Hani çölde bir insan yolculuk yapar, suya ihtiyaç hisseder. Çöldeki bir insan ne kadar suya ihtiyaç hissetmişse, Anadolu insanı da bu okullara böyle ihtiyaç duymuş, böyle susamış. İmam Hatip deyince adeta Anadolu’nun ruhunda var olan cevherin hayata geçmesi aklıma geliyor. Dolayısıyla İmam Hatip bir ruhun bir mananın adıdır. İmam Hatip içimizde var olan cevherin eyleme dönüşmesidir.

Hatip. İmam Hatip aslında bir mananın adı. Hani çölde bir insan yolculuk yapar, suya ihtiyaç hisseder. Çöldeki bir insan ne kadar suya ihtiyaç hissetmişse, Anadolu insanı da bu okullara böyle ihtiyaç duymuş, böyle susamış.İmam hatip deyince adeta Anadolu’nun ruhunda var olan cevherin hayata geçmesi aklıma geliyor. Dolayısıyla imam hatip bir ruhun bir mananın adıdır. İmam hatip içimizde var olan cevherin eyleme dönüşmesidir. İmam Hatip öz ihtiyacımız, imanımızın gereğini öğreneceğimiz, eyleme geçireceğimiz, hem dünya ilimlerinin hem de ahiret ilimlerinin aynı anda okunduğu yer, çift kanatlı olma hali aklıma geliyor.

İmam Hatip Lisesi olarak okulumuz ne durumdadır? Tabi, okulun durumunu değerlendirmek için bir içeriden, bir de dışarıdan bakmak gerekir. Biz içeride olduğumuz için çok objektif bir değerlendirme yapma imkanına belki de sahip değiliz. Okulumuz bugün güzel yerlerde, fiziki mekan olarak bizim öğrenciliğimizde sahip olamadığımız çok güzel mekanlar. Güzel bir konferans salonu, mescidi, böyle güzel bir kütüphanesi. Tabi mekan, fiziki imkanlarla kendini göstermez, mekanın şerefi orada bulunanlarla daimdir. Bu bakımdan değerlendirdiğimizde İmam Hatip, mescidinde cemaatle namaz kılınan, teneffüslerinde mescidinin dolup

taştığı bir yer. Nur yüzlü öğrenciler her şeyden daha önemlidir. Mesela Arapça Etkinlik yarışmasında Okulumuzun birinci olması, üniversite sınavına çalışan öğrencilerimiz ileriye dönük hayalleri, çalışmaları bize umut veriyor. İyi, güzel fakat daha güzel olabilir.

İmam Hatip Lisesinde yıllardır eğitim veren bir öğretmen olarak eski ve yeni dönemi karşılaştırdığımız zaman neler görürüz? Bir kere eski okuduğumuz yıllar bugünkü yıllardaki toplum yapısı, aile yapısı, imkanlar değişti. Biz normal ev telefonlarının olmadığı bir dönemde okuduk. Bilgisayarın nasıl bir şey acaba denildiği zamanda okuduk. Bugün böyle değil. Bilgi ve teknoloji çağındayız. Herkes her şeye istediği an anında ulaşabiliyor. Öğrenciler bu anlamda öğretmenlerini bile sollamış durumda. O gün kullandığımız kavramlar ya da hayallerimiz bugün geçerli olmayabilir. Bugünkü gençlerimiz daha farklı hayaller daha farklı ilgi alanları olması bakımından belki onları daha fazla meşgul ediyor. Bu bakımdan bizde bazen aradıklarımızı bulamadığımızda yakınıyoruz. Mesela o dönemde islam’ın hayata hakim kılınması, islami bir toplum modeli noktasında bizler, öğrenciler kafa yorarken şimdiki öğrencilerimizin böyle olmadığını görüyoruz. Daha çok isteklerin geçici dünya menfaatleriyle sınırlı gibi gözüktüğü izlenimi 17 SİMGE


SÖYLEŞİ

“ var. Toplumda bir dünyevileşme var, toplumda hep peşincilik, hazırcılık var. Dolayısıyla bu İmam Hatip’e de yansımış durumda. İmam Hatip dediğimiz zaman iliklerine kadar titreyen bir gençlik günümüzde pek fazla bulamıyoruz. Eskiden İmam Hatiplerde karşılarındaki güçlerle yarışma isteği vardı. Şimdi daha çok bireyselleşti iş. İmam Hatipli olmaktan çok, İmam Hatip’te birisi olma noktasına geldi. Belki de bundan kaynaklanıyor. Bugünkü ruh dediğimizde İmam Hatipli olmak biraz daha dejenere olmuş, biraz daha alt seviyelere inmiş daha çok bireyin başarısı öne çıkmış gibi görünüyor. İmam Hatip ruhu dediğimiz ruh sürekli canlı ve diri yaşatılması lazım. İnşallah yaşatılır.

Yıllardan beri İmam Hatip Liselerinde öğretmenlik yapıyorsunuz ve öğrencilerinize kendinizi sevdirdiniz. Bunu nasıl başardınız? Ben kendimi öğrencilere sevdireyim diye özel bir çabada bulunmadım. Tabi bütün öğrenciler seni sevmez, seven olur sevmeyen olur. Sevenin de sevmeyenin de kendine has sebepleri vardır. Ben İmam Hatip’e gönül vermiş bir insanım. Benim dört çocuğum var dördü de İmam Hatip’te okudu. Dördüncüsü şuan burada okuyor, üçü de mezun oldu. Yani bütün çocuklarım İmam Hatipli olma şerefine nail olmuştur. İmam Hatipliyi özellikle seviyorum. Bir mesleği sevmeden yaparsanız ondan haz alamazsınız. Ama öğretmenliği hala ilk günkü gibi seviyoSİMGE 18

rum. Öğrencilerimi seviyorum. Öğrencilerimin hayallerini kendi hayallerim gibi görüyorum. Sanırım bu sebeple İmam Hatip’i seven herkesle aramızda bir gönül bağı oluşuyor. Yani bu gönül bağını kurabilmiş isek bu, İmam Hatip davası konusundaki samimiyetimize bağlıdır.

İmam Hatip Lisesi’nde daha imanlı gençlerin yetişebilmesi için önerileriniz ? Tabi bu sadece imam Hatip Liseleri ile alakalı değil. Tevhid inancı önemli yani. Biz tevhide ilave yapmazsak yani “La ilahe illallah“ der ve bu söze sadık kalırsak, Allah ile beraber başka ilahlar tutmazsak, Allahın bize gönderdiği dine ilave yapmazsak keyiflerimizi zevklerimizi ibadetlerimizin arasına katmazsak işte dindarlık budur. Yalnız peygamberlerin bize tebliğ ettiği ana ilke ‘La ilahe illallah’ ilkesine bağlı ve sadık kalırsak, İmam Hatiplerde bu ruhu ayakta tutarsak. Niçin bu ruh ayakta tutulmalı ? Çünkü bunun kökeninde göz yaşı var, bunun kökeninde susamışlık var. Bu davanın kökeninde anaların, bacıların, masumların, yetimlerim duası var. Biz o insanlara vefa borcumuzu ödemek anlamında dürüst, samimi ve İmam Hatip ruhunu ayakta tutmak üzere çalışırsak ki bu çalışmanın adı Allah yolunda çalışmadır ve Allah yolunda cihattır. Bu çalışma memleketin daha ileriye gitmesi, toplumun kalkınması insanların birbirini sevmesi anlamında da bir gayret olduğu için yine bu çalışma Allah katında bir salih ameldir.

Bugünkü gençlerimiz daha farklı hayaller daha farklı ilgi alanları olması bakımından belki onları daha fazla meşgul ediyor. Bu bakımdan bizde bazen aradıklarımızı bulamadığımızda yakınıyoruz. Mesela o dönemde islam’ın hayata hakim kılınması, islami bir toplum modeli noktasında bizler, öğrenciler kafa yorarken şimdiki öğrencilerimizin böyle olmadığını görüyoruz. Daha çok isteklerin geçici dünya menfaatleriyle sınırlı gibi gözüktüğü izlenimi var. Toplumda bir dünyevileşme var, toplumda hep peşincilik, hazırcılık var. Dolayısıyla bu İmam Hatip’e de yansımış durumda. İmam Hatip dediğimiz zaman iliklerine kadar titreyen bir gençlik günümüzde pek fazla bulamıyoruz.


GÖZLEM

Yeni dönem İmam-Hatip Ortaokulları Yeni dönemden amacımız, İmam-Hatip Ortaokullarının açılması ve sonuçlarıdır. İmam-Hatip Ortaokullarının açılması bıçak sırtında bir adımdır. Bu adım hem pozitif hem de negatif yönde ilerleyebilir. “İmam-Hatip Okulları, fakat eski kafa ile asla!” başlıklı bir yazımızda yeni dönemle ilgili endişelerimizi dile getirmiştik. Yeni açılan İmam-Hatip Ortaokullarının eskilerine oranla görülebilen ve görülmeyen farklılıkları vardır. 28 Şubat sürecinden önce var olan İmam-Hatip Orta kısımları, mevcut İmam-Hatip Liselerinin bünyesinde bulunmaktaydı. Yeni dönemde ise zaruretler müstesna İmam-Hatip Ortaokulları bağımsız olarak açılmıştır. Bu uygulama ile pedagojik, yaygınlık ve eğitim açısından yeni İmam-Hatip Ortaokulları için bir avantaj getirmiştir. Yeni dönem İmam-Hatip Ortaokullarını, görülmeyen ve zamanla ortaya çıkacak bir tehlike beklemektedir.

Bu okullarda okuyan öğrencilerin yaş ve algı düzeylerine hitap edilmemesi durumunda ortaya çıkacak tehlike, bir taraftan bu okullara ilgiyi azaltırken, diğer taraftan da İslam’a yönelik düşmanlığa dönüşebilecektir. Bu nedenledir ki, bu okullarda görev yapacak meslek öğretmenlerinin özenle seçilmesinin gereğine inanıyoruz. Zira öğrenciye baskıyı, hatta şiddeti “eğitimin olmazsa olmazı olarak” gören zihniyete sahip eski kafaların İmam-Hatip Ortaokullarında çalışmaları durumunda hem bu okullara, hem de bu okulların şahsında İslam’a zarar gelecektir. Yeni dönemde açılmış İmam-Hatip Ortaokulları kemiyet ve keyfiyet yönünden henüz 28 Şubat süreci öncesi döneme ulaşamamışlardır. Yeni doğmuş bu bebeğin sağlığının önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu alanda yapılacak çalışmalarda söz konusu farklılıkların göz önünde bulundurulmasının gereğine inanıyoruz. Selam ve sevgi ile...

H. Mustafa GENÇ Fatih İmam Hatip Orta Okulu Müdürü

Yeni açılan İmamHatip Ortaokullarının eskilerine oranla görülebilen ve görülmeyen farklılıkları vardır. 28 Şubat sürecinden önce var olan İmam-Hatip Orta kısımları, mevcut İmam-Hatip Liselerinin bünyesinde bulunmaktaydı. Yeni dönemde ise zaruretler müstesna İmam-Hatip Ortaokulları bağımsız olarak açılmıştır.

19 SİMGE


BİLGİ

4+4+4 sIstemiyle Ilgili en çok merak edilenler Büyük tartışmaların ardından yasalaşan ve zorunlu eğitimi kademeli olarak 12 yıla çıkaran yeni eğitim sistemi 2012-2013 eğitim yılında uygulanmaya başlanacak. Ancak yeni sistemle ilgili vatandaşın kafasında birçok soru işareti var. İşte 4+4+4 olarak adlandırılan yeni sistemle ilgili en merak edilen sorular ve cevapları... başlama yaşı kaç 1 Okula olacak? Kafaları en çok karıştıran konulardan biri de okula başlama yaşı oldu. Bu seneye kadar çocukların ilköğretime başlama yaşı 72-84 ay aralığındaydı. Ancak yeni sistemle okula başlama yaşı 60 ay ile 72 ay arasında olarak belirlendi. Buna göre, 6 yaşından gün alan çocuklarla 7 yaşından gün alan çocuklar, ay farkına bakılmadan okula alınacak. İlkokul bitince diploma 2 alınacak mı? Yeni sisteme göre, ilk 4 yıl öğrenciye bilgi vermekten çok okuma,

SİMGE 20

yazma, kavrama ve oyuna dayalı bir sistem olacak. Öğrencinin yeteneklerini keşfetmesi sağlanacak. Ortaokula geçerken yeteneklerine göre okul belirlenecek. Ortaokula geçişte sertifika verilecek. Sertifika diploma yerine geçmeyecek. 4’üncü sınıftan sonra 3 meslek seçimi olacak mı? Yeni sistemin ilk kademesi olan 4 yıl bittikten sonra öğrenci ortaokula geçecek ve önüne 3 seçenek çıkacak: Genel ortaokul, mesleki / teknik ortaokul ve imam hatip ortaokulu.

Ortaokulda hazırlık sınıfı olacak mı? Bütün ortaokullarda eğitim esnek olacak ve ilk yıl yabancı dil hazırlık okutulacak. Eski sistemde ortaokulda seçim hakkı yoktu ve yabancı dil hazırlık sınıfları yaygın değildi. Hazırlık sınıfı özel okullarda vardı. Kur’an seçmeli mi 5 zorunlu mu olacak? Genel ortaokulda İngilizce ağırlıklı eğitim verilecek. Matematik, Türkçe ve fen gibi zorunlu derslerinin yanı sıra seçmeli dersler olacak. Yasada Kur’an-ı Kerim ve Hz Peygamber’in hayatı dersleri seçmeli ders olarak belirtildi. Ancak diğer seçmeli dersler Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenecek. Öğrenciler ikinci bir yabancı dili de seçebilecek. Meslek liselerinin 6 orta bölümü açılacak mı? Evet, 28 Şubat’la birlikte kapanan meslek ve teknik liselerinin orta kısımları yeniden açılıyor. Bu okullarda da eğitim modeli esnek bir yapıda olacak. Ortaokullarda öğrenci pratikten çok kitap üzerinde eğitim alacak. Öğrenci veya veli isteği doğrultusunda kısa programla fark derslerini vererek ortaokullar arası geçiş yapabilecek. Bu diğer ortaokullarda da geçerli olacak.

4


BİLGİ

İHL’lerin orta kısmı açılıyor mu? Yeni yasayla İmam hatip Liseleri’nin orta kısımları açılıyor. İmam hatip ortaokullarında da esnek eğitim modeli olacak ve diğer okullarda görülen dersleri seçmeli ders olarak alabilecek. Öğrenci zorunlu olarak Arapça ve İngilizce ders görecek ve isteği doğrultusunda seçmeli ders olarak diğer yabancı dilleri de seçebilecek. Bu okullarda Kur’an-ı Kerim dersleri basitleştirilerek gösterilecek. Orta kısımda staj ve 8 çıraklık olacak mı? Hayır. Staj lisede başlayacak. Mesleki/teknik liselerde seçmeli ders ve yatay geçiş imkanı olacak. Öğrenci bölümüyle ilgili çıraklık eğitimi almak isterse 1 yıl okuduktan sonra staj eğitimi alabilecek. Öğrenci seçmeli ders olarak “Kur’an” ve “Peygamber’in Hayatı” derslerini alabilmesinin yanı sıra fen liselerinde gösterilen dersler veya yabancı dil seçenekleriyle eğitim alabilecek. 8’inci yıldan sonra 9 ne olacak? İkinci 4 olan ortaokul bittikten sonra öğrenciye yine diploma yerine hangi alanda eğitimini bitirdi ise sertifika verilecek. Öğrencinin lisede karşısına 4 farklı lise seçeneği çıkacak. Ancak öğrenci ortaokuldaki devamı olan liseyi değil de diğer okulları tercih edebilecek. Genel liselerde eğitim 10 nasıl olacak? Genel liseleri tercih eden öğrenci yabancı dil ağırlıklı dersler alacak. Benzer yetenekteki çocuklarla özel sınıflar açılacak. Ayrıca öğrenci, isterse, sosyal bilimler, güzel sanat-

7

lar ve imam hatiplerin derslerinin yanısıra Kur’an-Kerim ve Peygamber’in Hayatı derslerini alabilecek. İkinci 4’te açık öğreti11 mi kimler seçebilecek? En büyük tartışmayı yaratan maddelerden biri de 4’üncü sınıftan sonra isteyenlerin açık öğretimi seçebilmesi konusundaydı. Ancak hükümet bu maddeyi geri çekti. Sadece özürlüler gibi dezavantajlı gruplar ile üstün zekalıların da içinde bulunduğu kişiler açık öğretimden yararlanabilecek. Kimlerin açık öğretime gidebileceğine Bakanlar Kurulu karar verecek. Bu öğrencilerin sayısı örgün eğitim alacak öğrencilerin sayısının yüzde 1’ini geçmeyecek. Diploma ne zaman 12 alınacak? Öğrencilere diploma 12 yılın sonunda verilecek ve tek diploma olacak. Öte yandan öğrencinin 4 yıl veya 8 yıl okumasının bir anlamı olmayacak ve öğrenci okulu yarıda bıraktığı tak-

dirde eğitimsiz sayılacak. Ancak ortaokulu tamamlayanlara ilköğretim sertifikası verilecek. Alevilik ve Hristiyanlık da 13 seçmeli ders olacak mı? Yeni eğitim sistemiyle birlikte isteğe göre okullarda İngilizce, Almanca, Fransızca dillerinin yanı sıra Kürtçe eğitim de verilebilecek. Okullarda İslam dininin yanı sıra isteğe göre Hristiyanlık, Musevilik, Alevilik ve Süryanilik gibi din ve mezheplerde de eğitim verilebilecek. Meslek lisesini bitirenle14 rin katsayı farkı kalktı mı? Evet, meslek liselerine üniversite giriş sınavlarında uygulanan katsayı yeni yasayla kaldırıldı. Meslek lisesi kökenli adaylara kendi alanlarına ilişkin tercih yaptıkları durumunda eklenen artı puanın kat sayısı da kaldırıldı. Üniversiteye yerleştirme puanlarının hesaplanmasında adayların orta öğretim başarıları da dikkate alınacak.

21 SİMGE


DENEME

İsmail OKUTAN Sınıf Öğretmeni

Düzenin bizim için biçtiği role bazen değil, her zaman isyan edip çizgi dışına çıktım. Beklenen kurtarıcıların ancak şuurlu, imanlı ve inançlı nesiller arasından çıkacağına inanıp taşıyabileceğim yüklerin altına girdim. Boyumun yetişebileceği, sözlerimin ulaşabileceği her yerde cansiperane tavırlarla arz-ı endam ettim.

SİMGE 22

Çok şükür İmam Hatipliyim Bu cümle kalbime ünsiyet sıcaklığı dolduran bir cümle oldu her zaman. İmam Hatipli olmanın gururunu hep yaşattı bana. Yeni tanıştığım arkadaşlarımla dost olmanın yolunu bana açan, aramızdaki samimiyeti artıran, her zaman bir şeref madalyası olarak üzerimde taşıdığım bir nişane oldu benim için. Bu cümlenin bana birçok gönül kapısını, birçok arkadaşıma da iş kapısını açtığını çok iyi biliyorum. Fakat bir gün bazı kesimler tarafından küçümseneceğim, horlanacağım hiç aklıma gelmezdi. Neredeyse bütün tartışmaların vazgeçilmez konusu haline gelen İmam Hatiplilerin horlanıp dışlanmaları, vebalı ve de üvey evlat muamelesine tabi tutulmalarına alıştık. Niyeti ve duruşu belli bir zaviyeden atılan taşlar bizi yaralamıyor. Hatta bu taşlar bize ulaşmıyor bile. Sorunu çözmek iddiasında olup aslında şu andaki adaletsizliklerin ve haksızlıkların sürüp gitmesine neden olan, çürümüş sistemin avukatlığına soyunan yöneticilerin yapamadıkları bizi çok derinden yaraladı. Avazım çıktığı kadar bağırarak söylüyorum, iyi ki İmam Hatipliyim. İlkokulu yeni bitirmiş bir çocukken zamanında İmam Hatip’e gönderildim. Böylece batıl inanç ve sistemlerin peşine takılmadım. İnanç simsarlarının pençesine takılmadım. Zulme payanda olmadım. Ümmetin tek bir vücut olduğunu, hiçbir parçasının diğer parçasından ayrılamayacağı beynime altın harflerle yazıldı. Ümmetin bütün sorumluluğunun omuzlarıma yüklendiği bilincinde oldum. Her derdin ilacı, tüm sorunların çözüm kaynağı İslam’dır. Bu şuurda bir

gençlik yetiştirilmek istenmediği için yapılıyor bütün bu saldırılar. Bu ağır yükün altında hiç ezilmedim, hiçbir zaman tereddüt etmedim. Birilerine hoş görünmek adına hiç entel takılmadım. Hiç bunalım takılmadım. Düzenin bizim için biçtiği role bazen değil, her zaman isyan edip çizgi dışına çıktım. Beklenen kurtarıcıların ancak şuurlu, imanlı ve inançlı nesiller arasından çıkacağına inanıp taşıyabileceğim yüklerin altına girdim. Boyumun yetişebileceği, sözlerimin ulaşabileceği her yerde cansiperane tavırlarla arz-ı endam ettim. Mahallenin en zekisi, en cesuru bizim aramızdan çıktı. Anadolu’nun en saf, en temiz aile çocukları bizim okullarımıza gelip İstanbul dukalığına, İzmir dukalığına, Ankara kabadayılığına karşı durdular. Peygamberimiz, “Ahir zamanda iman avuçta taşınan kor bir ateş olacaktır” demiyor mu? İşte bu yüzden imanını koruyup; İslami ilimleri tahsil amacıyla bu mekteplere gidenler elbette ki cesaret timsali oldular. Hakkın hizmetinde olmak ancak yürekli insanların, yiğit insanların işidir. Ancak büyük şehirlerin türedi zenginlerinin ve de haramzadelerinin arasından çıkan muhallebi çocuklar bizim davamıza omuz veremezler. Hariçten gazel okuyanlar, Anadolu’yu tanımayanlar bu gerçeği göremezler. Anadolu insanı fiziki olarak nasıl haşin, nasıl sert ise inanç ve fikirde de aynı yapıya sahiptir. İmam Hatipli olmak bir kimliktir, bir duruştur, bir silkiniştir, bir diriliştir, soylu bir direniştir. Bir spor müsabakası değildir. İmam hatipli olduğum için kendimi şanslı olarak sayıyorum. Siyaset esnafı-


DENEME

Peygamberimiz, “Ahir zamanda iman avuçta taşınan kor bir ateş olacaktır” demiyor mu? İşte bu yüzden imanını koruyup; İslami ilimleri tahsil amacıyla bu mekteplere gidenler elbette ki cesaret timsali oldular. Hakkın hizmetinde olmak ancak yürekli insanların, yiğit insanların işidir. Ancak büyük şehirlerin türedi zenginlerinin ve de haramzadelerinin arasından çıkan muhallebi çocuklar bizim davamıza omuz veremezler. Hariçten gazel okuyanlar, Anadolu’yu tanımayanlar bu gerçeği göremezler. Anadolu insanı fiziki olarak nasıl haşin, nasıl sert ise inanç ve fikirde de aynı yapıya sahiptir. İmam Hatipli olmak bir kimliktir, bir duruştur, bir silkiniştir, bir diriliştir, soylu bir direniştir. Bir spor müsabakası değildir.

nın ucuz manevraları ile zulme seyirci bırakılan bir takım kesimlerin elinde uysal kedi ve de itaatkâr oğlanlar haline getirilmedim. Siyaset rüzgârının yönüne göre hedefini değiştirip küresel güçlerin, işbirlikçi partilerinin potansiyel oy deposu olmadım. Devletin elinden aldığım diploma her zaman bir şeref madalyası oldu benim için. Müslüman olduğu halde zulüm karşısında sessiz ve de tepkisiz kalan bir hilkat garibesi olmadım. Öyle bir endişeye kapıldılar ki ya da düşmanlıkta öyle ileri gittiler ki eğitim sistemini bu kör kavgaya kurban edip, uğruna ülkemizin en seçkin liselerini bile işlevsiz hale getirdiler. Bütün meslek liselilerin hayatını karartmaktan çekinmediler. Tıpkı Peygamber Efendimize yapıldığı gibi bizi de toplumdan soyutlayıp tamamen yok etmek istediler. Demokrasilerin çok önemsendiği böyle bir çağda darbelerin en sağlam gerekçesi yapılıp horlandık, dışlandık.

Öyle mutluyum ki, günümüzdeki bir takım yanlışlıklara, haksızlıklara, kötü gidişlere dur diyebilecek bir güç olarak görülüyorum. Olağanüstü güçlere sahip insanlar sınıfında görülüp tasallut altında tutuluyorsam, bu benim suçum değil. Bu durumdan kurtulmak için kendimi, inancımı inkâr edecek de değilim. Bunun için taklalar atmak gibi maharetlerimiz hiç olmadı. Saldırıya uğrayan kim olursa olsun ‘her koyun kendi bacağından asılır’ deyip insana yakışmayacak bir tavır sergilemedim hiç. Hem yargıç, hem savcı rollerine girerek kimse bizi kandırmaya çalışmasın. Şimdi kim ne derse dersin İmam Hatipli olmak; her şeyden önce bir şereftir. Hakkın, haklının, iyinin, doğrunun, güzelin yanında olma şerefidir bu. Adaletin ve maneviyatın emrinde olma şerefidir bu. İmam Gazali’nin dediği gibi, çok şükür biz mezardakilerin pişman olduğu şeyler için bir birimizi yemiyoruz.

23 SİMGE


DENEME

Islah Ehli Ömer ALPER Coğrafya Öğretmeni

Allah insanı diğer canlılardan ayıran iki emanet ve beş meziyet vermiştir. İki emanet; Akıl ve İmandır. Beş Meziyet; Doğruyu yanlıştan ayırma meziyetiyle ilmi ihtiyacını, İyiyi kötüden ve güzeli çirkinden ayırma meziyetiyle dini ihtiyacını, adaleti zulümden ayırma meziyetiyle siyasi ihtiyacını, faydalıyı zararlıdan ayırma meziyetiyle iktisadi ihtiyacını giderme meziyetini vermiştir.

SİMGE 24

Tarif edilmemiş kavramlarla düşünen toplumlar kendi aralarında kolay ihtilaf ederler. Bir milletin dünya görüşü o milletin Allah inancı ile şekillenir. Toplumsal cehaletin ilacı ilimdir. “Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz.“ Peygamberimiz cihad için ordu hazırlarken öğretmenleri geride bırakmıştır. Müslümanlar toplumu ıslah için çalışırlar. Müslüman olmayanlar, ifsat için çalışırlar. Toplumda bu iki görüş sürekli mücadele eder. Bu mücadele Hz. Adem’den beri Hak-Batıl mücadelesi şeklinde cereyan eder. Dünya’da bütün doğanlar İslam fıtratı üzere doğar. İnanan insan bu fıtratın korunması için sorumluluk taşır. Toplumun ıslahı için eğitim ca-

miasının şuurlanması şarttır. Manevi değerlerden yoksun yetişen bir iktisatçı olmak nasıl yaparımda bu devlete vergi vermem görüşünü geliştirir. Allah insanı diğer canlılardan ayıran iki emanet ve beş meziyet vermiştir. İki emanet; akıl ve imandır Beş meziyet; doğruyu yanlıştan ayırma meziyetiyle ilmi ihtiyacını, İyiyi kötüden ve güzeli çirkinden ayırma meziyetiyle dini ihtiyacını, adaleti zulümden ayırma meziyetiyle siyasi ihtiyacını, faydalıyı zararlıdan ayırma meziyetiyle iktisadi ihtiyacını giderme meziyetini vermiştir. İlim Allah’ın koyduğu prensiplerin keşfedilmesidir. İmam Hatip Okulları da bunun merkezidir. Allaha emanet olunuz.


ÇİZER: Hatice Kübra ŞENGÜL

ÇİZGİ

25 SİMGE


MAKALE

Prof. Dr. Soner GÜNDÜZÖZ OMÜ İlahiyat Fakültesi

Arapça’yı Nasıl Öğrenelim?

Arapça öğrenimi ile ilgili olarak günümüzde geleneksel gramer ve gramere dayalı öğretim yöntemleri bir dizi eleştiriye tabi tutulmaktadır. Bunların başında gramercilerin dil kurallarını anadildeki öğreniş sıralarına bakmaksızın bunların hepsi aynı değerdeymiş gibi öğrencilere sunması, “üstdil” olarak gramerin çocuğun dili öğrenirken takip ettiği öğreniş sırasına aykırı bir şekilde aktarılması gibi hususlar gelmektedir.

SİMGE 26

Arapça, gerek konuşulduğu coğrafyanın genişliği, gerek bu coğrafyanın dünyadaki stratejik önemi bakımından her geçen gün daha fazla önem kazanmaktadır. Arapça günümüzde Arap Yarımadasından, Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika’ya kadar pek çok alanda yüzlerce milyon insan tarafından konuşulmaktadır. Bu bakımdan Arapça, bazı araştırmacılar tarafından haklı olarak ‘Doğunun Latincesi’ olarak anılmaya başlanmıştır. Fakat Arapçanın önemli olmasının

altında yatan asıl neden, Kuran’ın bu dilde inmiş olmasıdır. Arapça öğrenimi ile ilgili olarak günümüzde geleneksel gramer ve gramere dayalı öğretim yöntemleri bir dizi eleştiriye tabi tutulmaktadır. Bunların başında gramercilerin dil kurallarını anadildeki öğreniş sıralarına bakmaksızın bunların hepsi aynı değerdeymiş gibi öğrencilere sunması, “üstdil” olarak gramerin çocuğun dili öğrenirken takip ettiği öğreniş sırasına aykırı bir şekilde aktarılması


MAKALE gibi hususlar gelmektedir. Hiç kuşkusuz bu eleştiriler, dilbilgisinin öğretilmemesi anlamına gelmemelidir. Özellikle “yetişkin öğrencilere uygulanan programda dilbilgisi açıklamalarına yer vermek zorunludur.” Fakat dil öğretiminde metin ve konuşmaya da ayrıca yer verilmelidir. Bu çerçevede öğrencilerimizin Arapça dil öğreniminde dikkat etmeleri gereken bazı püf noktaları şöyle sıralanabilir: Kelime bellemeye yönelik, çevredeki eşyaların üzerine etiketler yapıştırılabilir. Öğrencilerin alışkanlığı kelimeleri kaydettiği defterin sol yanına yabancı dildeki kelimeyi yazıp sağ yanına da Türkçe karşılığı koymaktır. Hâlbuki ‘düşünce yönü’ değiştirilerek yabancı dildeki kelimenin sağa yazılıp, anlamın sola yazılması öğrenmeyi kolaylaştırmaktadır. Kelimeler fişlere yazılarak bellenebilir. Kelimeleri ve yapıları öğrenirken anlam salkımlarından yararlanmak gerekir: Genel olarak her kelime ve yapı için üç tür anlam bağıntısı düşünülebilir. Birinci anlam bağıntısına göre, öğrenimde darabe fiilinin darebe ‘ala yedeyhi (el çektirdi), darabe’lkur‘a (kura çekti), darabe’r-reml (fal baktı) gibi darb kelimesi bağlamında bir anlam dairesi oluşturduğu kavranır. Bütün bu ifadelerin ortak anlamı vurma anlamında birleşir. Dolayısıyla bu temel anlam çevresinde kelimeler öğrenilir. İkinci anlam bağıntısı bir kelimenin cümle içinde yerini alabilecek diğer kelimelerle olan bağlantısıdır. Tereke yerine gâdere fiilini koymak bu tür bir bağlantıdan yararlanmaktır. Üçüncü anlam bağıntısı ise anlam alanı denilen kavramı ilgilendirmektedir. Buna göre kelimeler, bir dildeki alfabe sırasına göre değil, anlamları arasındaki yakınlıklarına göre öbeklere ayrılmalı ve sıraya konmalıdır. Câmia, külliye, amîd, üstâd bu tür bir anlam öbeğinin parçasıdır.

Kelimelerin iştikakından ve semantiğinden yararlanılabilir. Örneğin selin bıraktığı su birikintisi anlamındaki gadîr kelimesi gâdere (bıraktı) fiiline bağlanarak silik bir kelime olmaktan çıkıp kişilik kazanabilir. Sözcük dizinleri oluşturularak bir anlam dairesi içindeki kelimeler bellenebilir. Örneğin renk, meyve ve sebze adlarının bir arada öğrenilmesi böyledir. Özel adlardan gelen kelimelerin ayrı dizinler halinde ezberlenmesi akılda kalmalarını kolaylaştırır: Tufeylî (asalak), Vâfeka Şenn Tabaka (Şenn adlı erkek ile Tabaka adlı kadın uyuştu=tencere yuvarlanmış kapağı-

nı bulmuş), raca‘a bi-huffey Huneyn (Huneyn’in iki pabucuyla döndü=eli boş döndü) gibi. Kelimelerin Türkçedeki bazı kelimelerle olan ses bezerliğinden yararlanılabilir. İtla‘ (taşıta) bin kelimesi, Türkçedeki ‘atla’ kelimesiyle bağlantı kurularak bellenebilir. Karıştırılan kelimelere de aynı şekilde yaklaşılabilir: Berr-Birr Burr kelimeleri Ber-Yer, Bir-İyilik, Bur-Buğday şeklinde ezberlenebilir. Türkçedeki Arapçadan geçen alıntı kelimelerin taranmasıyla öğrencilerin zaten anadilinden dolayı bildiği Arapça kelimeler canlandırılarak belleme hızlandırılabilir: Lahmacun (lahm-‘acîn: et-hamur), Babıâli (bâb-âlî) gibi. 27 SİMGE


DENEME

Kübra GÜNEYSU Öğrenci

Söz’de bütün korkuları bertaraf edici bir efsun gizlidir. Bu efsuna öyle çok inanırız ki kendi sukutumuzdan bile korkar hale geliriz. Sustukça içimize gömüleceğimizi zannederiz. Ve bir daha oradan çıkamayacağımızın endişesi ile hiç tanımadığımız yolcudan medet umarız. İncir çekirdeğini doldurmaz muhabbetlere hoş görümüz engindir. Bu demlerde muhatabımızın sesi kulağımızdan geri döner. Dinlemediğimiz anlaşılmasın diye sık başımızı sallar birde aşk ile takdir ederiz. Yeter ki sukut olmasın aramızda

SİMGE 28

Eeee şimdi ne yapıyoruz? Günlük hayatın bir lakırtısıdır “Eeee şimdi ne yapıyorsun?“ sorusu. Bazen uzun yıllar birbirlerini görmemiş arkadaş, geçmiş güzel günlerin hatırasını yâd ettikten sonra soruyu belirler. Soruyu soran bazen acele cevap bekler aynı sorunun kendisine dönmesinin dayanılmaz arzusu içerisinde. Belli ki yaptığı çok şey vardır ve bir an önce karşısındakine bunları anlatmak istemektedir. Bu tonda sorulmuş “Eee şimdi ne yapıyorsun?“ sorusuna en hasarsız cevap, “Beni bırak sen ne yapıyorsun?” olacaktır. O zaman muhatabınızın hem kendisine yeterince önem verildiğinin huzurunu tatmış olacak, bir kalemde bütün başarılarını art arda dizmeye kalkacak. Hem de sizin başarıya kanıksamanız bir olgunlukla öncelik hakkını ona verdiğini düşünecektir. Başarılarını art arda sıralarken ‘Akşam yediği yemeği de bu haneye ekleyecek mi?’ diye meraklandığınız olur. Neyse ki son anda bir yere yetişmek üzere olduğunu birden hatırlayıverir ve dün yenilen akşam yemeği ve biraz sonra yenilecek öğlen yemeği azad olur. Bazen karşımızdaki ile paylaşmak istediğimiz bir sukutu, hitame erdirmek için sarılırız. “Eee nelerle meşgul oluyorsun?” sorusuna, sohbet etmekten çok bir sukutu paylaşmaya ihtiyacımız olduğunu ne yazık ki geç anlarız. Herkesle paylaşabilir havanın ve suyunun muhabbeti, sukutun paylaşılması için gerekli olan frekansı daima bahseder. Ama sukut iki insan arasındaki paylaşımı kolay kolay bağışlamaz. Borges ölüm ve pusula akdı hikayesinde “Sessizlik düşmancaydı” der. Sessizliğin dostluğu herkese göre değildir. Hiç tanımadığımız insanların yanına oturur oturmaz “Ee yolculuk nereye?“

diye kolay tarafından söz yumağını sökmeye durmamız “sessizliğin düşmancılığından” korunmaya çalışmaktan başka nedir? Söz’de bütün korkuları bertaraf edici bir efsun gizlidir. Bu efsuna öyle çok inanırız ki kendi sukutumuzdan bile korkar hale geliriz. Sustukça içimize gömüleceğimizi zannederiz. Ve bir daha oradan çıkamayacağımızın endişesi ile hiç tanımadığımız yolcudan medet umarız. İncir çekirdeğini doldurmaz muhabbetlere hoş görümüz engindir. Bu demlerde muhatabımızın sesi kulağımızdan geri döner. Dinlemediğimiz anlaşılmasın diye sık başımızı sallar birde aşk ile takdir ederiz. Yeter ki sukut olmasın aramızda. Karşımızdaki ile sukutunu paylaştığımız anlar, birbirimizin ruh fotoğrafını çektiğimiz endişesi ile söz korkuları yener, söz karşımızdaki için sıraladığımız türlü gerginlik ifadelerini bertaraf eder. Oysa sussak, şöyle yiğitçe, mertçe sussak yeterdi. Ama insanlığa yetmedi. Oysa Herman Heys’in kahramanı Siterta kendini bulmayı, sözden uzak durmak olarak belirler. Uzun yıllar kendisine bir şeyler öğretecek her bilginin peşine takıldıktan sonra sadece bilginin aktarılabilir olduğunu anlar. Siterta bilgelik aktarılabilir bir şey değildir der. Yıllar sonra karşılaştığı dostu gavindaya “Bir ağacıda, bir kabuk parçasını da sevebilirim, bunlar çeşitli nesnelerdir. Nesnelerde sevilebilir. Ne var ki sözcükleri sevmem olanaksızdır. Bu yüzdende öğretiler bana göre değil bir sertlikleri bir yumuşaklıkları yok. Kenarları yoktur, bir kokudan bir tattan yoksunlardır.” der. Arayanlar için sözün bir cazibesi var. İsmail Habib’in “Söz var söyleyenle, söyleyen var söylediği sözle büyür.“


DENEME dediği gibi her söze bir kulak her kulağa bir söz lazım. “Eee şimdi ne yapıyoruz?” sorusu her sözü ve her kulağı standartlaştırma vesilesi görür. Herkes bir şeyler yaparken senin yaptığın nedir? Modern zamanların süratli devinimi hiçbir faniye kolay yoldan durgun bir nehir olma talihini bahşetmez. Bir suyun kenarında durur gibi geçip gitmekte olan hayatı seyredemezsiniz “Eee şimdi ne yapıyorsun?“ sorusu suyun kenarındaki nehre sürükleme çabasıdır bazen. “Şimdi neler yapıyorsun?” sorusunun muhatapları çeşit çeşittir. Mesela bir iş adamıysa, mesela işinde başarılıysa ayaküstü bir sohbet şimdi neler yaptığının cevabını almak için asla yeterli olmaz. Dostunuz şimdisini anlatmakta cömert davrandıkça vaktin cimriliği artar. Muhatabınız bütün işlerin arasında sıkışmış bir hayat memuru ise elini havada şöyle bir sallayıp. Upuzun susar. Havada sallanan elin manasını çözecek kadar zengin bir hayal gücünüz varsa eğer, hemen orada çilekeş bir hayatın pembe dizilere taş çıkaracak uzunluktaki senaryosunu yazıverirsiniz. “Eee şimdi ne yapıyorsun?” paketlenmiş bir eleştiridir bazen. Demek istenmektedir ki “O dala kondun, bu dala kondun, ee yani şimdi ne oldu.?” Bu “şimdi” ilan’ul-vakt olmaya nice düşmandır. En salih ayna insanın kendi içindeki aynasıdır. Ve cümle alem kişi aynadan kendi aksini görür diye korkar. Her hareket aynanın korkusuna çıkmış bir eylemdir. Ve bir şeyler yapmaya zorlayan her soru aynaya düşecek aksi bilinmeden yolundan döndürmeye çalışır. Düşünülürse anlaşılır ki şimdi anlatılması en zor olandır. Ne yapılmışın tecrübesi, ne yapılacak olanın heyecanı vardır onda. Yaptım ve yapacağım demek yapıyorum demekten daha kolaydır. Çünkü yapıyorum dediğiniz an meşguliyeti en fazla hissettiğiniz andır. Ve galiba “Şimdi ne yapıyorsun? ” sorusunun can sıkıcı tarafı o meşguliyetin başkaları tarafından hatırlatılmasıdır. 29 SİMGE


SÖYLEŞİ

SÖYLEŞİ: Kübra GÜNEYSU, Şeyma ORHAN

Dr. Akdeniz: “Ben, İ.H.L. mezunu olmaktan hep gurur duydum.” Samsun İmam Hatip Lisesi Mezunu, Romatem Hastaneleri yönetim kurulu başkanı, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon dalında Uzm. Dr. Orhan Akdeniz ile imam hatip hakkında konuştuk. İmam Hatip’e nasıl başladınız? İlkokulu bitirdiğimde hangi okula gideceğimle ilgili bir fikrim yoktu. Takdir edersiniz ki o yaşta bu çok önemli değildi. Rahmetli dedemin isteğiyle babam beni İ.H.L. sınavına soktu. (O zaman İHL’ye talep çok olduğundan sınavla öğrenci alınıyordu.) Ve başarılı olup İ.H.L’ye kaydoldum. Benim kayıt olduğum yıl 12 Eylül darbesinin olduğu yıldı. Sonradan anladım ki, o yılların en güvenli okulunu tercih etmişim. İmam Hatipli olarak olumlu ve olumsuz yönden kendinizi diğer insanlardan farklı hissettiğiniz oldu mu ? Ben İ.H.L. mezunu olmaktan hiç rahatsız olmadım. Hatta Hep gurur da duydum. Toplumdan asla olumsuz tepki görmedim. Aksine hep güler yüzlü ve sevecen tavırlarımın alt yapısının aile içi eğitimi ve İHL’deki eğitime bağlı olduğu şeklinde pozitif tepkiler aldım. İmam Hatip öğrencisiyken hedefiniz doktorluk muydu? Doktor olmasaydınız hangi mesleği yapardınız? Okula başladığım yıllarda doktor olmak gibi bir düşüncem yoktu. O yıllarda bunu düşünmek bile zordu. Fakat zaman içinde bizden önceki abilerimizin ÖSS’deki başarıları da biraz motive etti ve sınavda başarılı olup Tıp fakültesini kazandım. Sizden sonra uzun yıllar İmam Hatip mezunları puanları yeterli olmasına rağmen tıp, mühendislik, hukuk gibi alanlara alınmadı. İmam Hatip öğrencilerinin (mezunlarının) bu durumuyla ilgi neler söyleyebilirsiniz? SİMGE 30

Bizden sonraki dönemlerde de uzun yıllar İHL mezunları önemli başarılar elde ettiler. Hatta yanlış hatırlamıyorsam İstanbul’daki İHL mezunu Türkiye birincisi olmuştu. Fakat o okulları siyasi amaçlı kurumlar kabul eden zihniyet bu başarılardan rahatsız olmuşlar ki katsayı ile bu başarıları frenlemek istediler. Fakat ben bu uygulamanın sadece sınav başarısını etkilediğini ama İHL mezunlarının sosyal hayattaki başarılarını etkilemediğini düşünüyorum. Bugün etrafımızdaki birçok sivil toplum örgütünün, siyasi partilerin, ticaretle ilgili kobilerin yönetim kadrolarında sınav başarısı olamayan İHL mezunları bulunmaktadır. İmam Hatip neslinin cevheri nedir? İHL müslüman bir ülkede din eğitimi ve pozitif ilimler eğitimini ayna anda veren ciddi bir kurumdur. İHL mezunları da bu bağlamda çok değerlidir. Biz Allah’tan korkanın kula ve topluma zarar vermeyeceğini düşünüyoruz.

İmam Hatip Lisesi müslüman bir ülkede din eğitimi ve pozitif ilimler eğitimini ayna anda veren ciddi bir kurumdur. İHL mezunları da bu bağlamda çok değerlidir. Biz Allah’tan korkanın kula ve topluma zarar vermeyeceğini düşünüyoruz.


GÖZLEM

Hicivvül Ümmet-i Alem Giderek duyarsızlaşıyor muyuz ne? Televizyon, bilgisayar, internet derken değerlerimiz elimizden alınmaya toplumumuz bencilleşmeye başladı.Dedelerimizin, ninelerimizin de dediği gibi nerede o eski bayramlar, nerede o birbirlerinin küllerine muhtaç komşular ve nerede o cumaya giderken kapısına kilit vurmaya gerek duymayan esnaf amcalar. Binalar yükseldikçe aramızdaki duvarlar da yükselmeye ve genişlemeye başladı. Sit alanlarına döndürdük beyinlerimizi. Zihinsel köle olduk kapitalist sisteme, düşünmekten korkar hale geldik boyun eğdik dayat(ıl) dıkça batı(l). Kardeşlik duygularımız köreldi, bencilleştik. Çiçeklerimiz koparıldı ses çıkarmadık . Afrika’da insanlar açlıktan öldü biz burada kilo vermeye çalıştık. Diyetisyen diyetisyen gezdik zayıflamak için. Filistin’de kardeşlerimizin bomba seslerinden kulakları sağır oldu bizim-

kiler müzik dinlemekten. Televizyonda fazla haber izlemekten gözlerimiz bozuldu, hangi marka gözlük alacağımıza karar vermeye çalışırken pembe at gözlükleri geçirildi gözlerimize. Razı olduk her şeye, üç maymunu oynamaya devam ettik: Görmedim, duymadım, bilmiyorum. Büyük bir farkındalıkla seçerken kıyafetlerimizi elimizden aldılar iffetimizi, korsan bayraklarını beyaz bayrak gördük - öyle olmasını istediğimiz için – “pembe” at gözlüklerimizle, dik başlı olduk ailemize daha başı dik yürüyemezken mahallede. Kendi bacağından asılan koyunun kokusu sardı ciğerlerime şimdilerde. Uyanamadık Ey Müslüman kardeşim 24 satlik gaflet uykusundan. Uyanamadık, donarak can verdik, farkında olmadan uyuduğumuzu zannederek can verdik biz şimdilerde. Uyanamadık.

Rümeysa YEŞİL Öğrenci

Afrika’da insanlar açlıktan öldü biz burada kilo vermeye çalıştık. Diyetisyen diyetisyen gezdik zayıflamak için. Filistin’de kardeşlerimizin bomba seslerinden kulakları sağır oldu bizimkiler müzik dinlemekten. Televizyonda fazla haber izlemekten gözlerimiz bozuldu, hangi marka gözlük alacağımıza karar vermeye çalışırken pembe at gözlükleri geçirildi gözlerimize. Razı olduk her şeye, üç maymunu oynamaya devam ettik: Görmedim, duymadım, bilmiyorum…

31 SİMGE


SÖYLEŞİ

SÖYLEŞİ: Rümeysa YEŞİL, Makbule ÇİÇEK

Güzel yazı, insanın güzel olan her şeye ilgisinden ortaya çıkmıştır

Samsun Anadolu İmam Hatip Lisesi Meslek Dersi Öğretmeni Hattat Ali Aydın ile Hat sanatı hakkında konuştuk. Geçmişten günümüze hat sanatını kısaca özetleyebilir misiniz? İlk önce hat sözcüğünün anlamı ile başlayalım. Hat, ‘çizgi’ anlamında. Dil bilimcileri buna 10’dan fazla anlam vermişler. Bizi daha ziyade çizgi ve kalemle yazı yazmak anlamı ilgilendirir.Bunun tarihini sorarsanız bu da insanlık tarihi ile başlar. Çünkü yazıyı, ‘’Ses unsuru olmaksızın anlaşma ve haberleşmeyi sağlayan işaretlerin tamamı’’ şeklinde tanımlamışlar. İlk insandan günümüze değin bütün insanlığın buna ihtiyacı olmuş ve de kullanılmıştır. Tarihin değişik devirlerinde bunun görsel şeklinde değişiklik olmuştur. Hüsn-ü Hat, yani güzel yazı, insanın güzel olan her şeye ilgisinden ortaya çıkmıştır. En güzel şekilde yaratılan insanın en güzele olan ilgisi yazıyı da güzelleştirmiştir. Bir başka açıdan da, Kur’an ayetlerini ve RaSİMGE 32

sulullah (s.a.v) Efendimizin sözlerini onun içeriğine, şânına yakışır şekilde yazma gayretinden ortaya çıkmıştır. Efendimiz döneminde yazının görselliği bugünkü gibi değildi. Hz. Ali efendimizle başlayıp, (kendisinin büyük bir Küfiyazı hattatı olduğu rivayet edilir) günümüze gelinceye kadar belli dönemlerde yazı üstad-

larının elinde disipline edilmiştir. Bu yazının sanatlaşma yolunda ilk ıslahatı Abbasi veziri ibn Mukle (M.886960) tarafından yapılmıştır. Akabinden öğrencisi ibn.Bevvab (Ö.1031) Yakut El-Musta nın (Ö.1298) şeyh Hamdullah (Ö.1520)Ahmet Karahisari (Ö.1556) Hafız Osman (Ö.1698), Mehmet Şevki Efendi (ö.1912) vs.


SÖYLEŞİ

Hat sanatı ile ilgili “Hat, Aşk işidir. Aşk olmadan meşk olmaz” derler. Yani hat, heves ve merak işi değildir. Çünkü heves de, merakla gelip geçicidir. Hat, zor bir yolculuk. Heves ve merak bu yolculuğa yeterli olmasa gerek. Hat sanatı veya diğer sanatlarla meşgul olmak isteyenler bu konuda gerçekten çok istekli başlayanların da çok sabırlı olması gerekir.

gibi üstadların kalemleri ile yazı zirveye ulaştırılmıştır. Özellikle bizim coğrafyamızda güzide üstadların yazıya dolayısıyla Kur’an’a olan ilgileri: ‘’Kur’an, Mekke ve Medine’de nazil oldu, Mısırda okundu, İstanbul’da yazıldı’’ deyimini söyletmiştir. Cumhuriyet döneminde inkıtaa uğramış, son zamanlarda ise tekrar toparlanmaya başlamıştır. Temennimiz, yeni uyanan ilginin artarak devamıdır.
 Hat sanatı yolculuğunuz nasıl başladı ve kaç yıldır bu sanatla uğraşıyorsunuz ? Benim hat sanatı yolculuğum İmam-Hatip Lisesi öğrencilik yıllarımda başladı. Kendi kendimize gördüğümüz güzel bir yazıyı karalamak, onunla uğraşmak hoşumuza giderdi. Ama nasıl yazılır, nereden ve nasıl öğrenilir bu sorulara cevap bulamazdık. 1990’lı yıllarda M.E.B in açtığı bir kursa katılarak nasıl öğrenilir sorusuna doğru cevabı bulduk. Kademeli olan ve farklı illerde (İstanbul-Edirne-Bursa) de tertiplenen kurslara yaz tatillerinde devam ettik. Bu devam bizim yolculuğumuz oldu.
 Hat sanatına başladığınız günden bu güne baktığınızda ne görüyorsunuz? 
Bilmeyen, çok şey bildiğini zanneder. Bilenler ise çok az şey bildiklerini bilirler.

Hat sanatı ile meşgul olmayı düşünenlere tavsiyeleriniz nelerdir? Hat sanatı ile ilgili “Hat, Aşk işidir. Aşk olmadan meşk olmaz.” derler. Yani hat, heves ve merak işi değildir. Çünkü heves de, merakla gelip geçicidir. Hat zor bir yolculuk. Heves ve merak bu yolculuğa yeterli olmasa gerek. Hat sanatı veya diğer sanatlarla meşgul olmak isteyenler bu konuda gerçekten çok istekli başlayanların da çok sabırlı olması gerekir. Hat sanatı ve diğer uğraşlarınız hayatınızın neresinde ? 
Şöyle bir söz var: “Hat sanatı kuma kabul etmez.” diye Şahsen ben, hat sanatı ile ilgili “Bu sözün gereğini yerine getiriyorum.” diyemiyorum. Sizce hat sanatı bir hobi olabilir mi? Hat sanatı veya diğer sanatlar hobi olabilir. İlgili olursunuz. Ama şunu unutmayalım, ne kadar ilgi olursa o kadar karşılığı olur. Tarihten günümüze insanların asıl işlerinin yanında 33 SİMGE


SÖYLEŞİ

birde ikinci uğraşı olanları olmuştur. Osmanlı sultanlarında milyonlarca km2 olan coğrafyayı idare edip bunun yanında Musiki, Hat sanatı, Ağaç işlemeciliği, Edebiyat vs. ile ilgilenenler olmuştur. Hepimizin tanıdığı Müfessir Elmalılı Hamdi Yazır da aynı zamanda iyi bir hattattır. Hat sanatının son yıllarda tekrar eski değerini kazanmaya başlamasını neye bağlıyorsunuz ? Tekrar eski değerini kazandı. Veya kazanmaya başladı demek temennimizi dile getirmek olur. Yeterli ilgi olduğunu düşünmüyorum. Bu bize ecdadımızdan kalan ciddi bir mirastır.Tarihi cami, mektep, medrese vs. gibi tarihi binalarımızda bolca hat örnekleri var. Üzülerek söylüyorum o mekanlardaki bu mirasa çok yabancıyız. Başka ülkelerde gelip bu eserlere görsel merakını bakarak giderenlerden çok da farkımız yok. Bu anlamda belki şunlar söylenebilir, Kurslar düzenlenmeli. Bu kurslar devlet ve sivil toplum örgütleri tarafından desteklendi. Yetenekli kişilerin elinden tutulup ileri taşınmalı okullarımızda SİMGE 34

ders olarak okutulmalı. Toplumumuz en azından teorik olarak bilgilendirilmeli. Bilmediğiniz şeye gereken ilgiyi gösteremezsiniz. Gereken ilgiyi gösteremediğiniz şeyi de yaşatamazsınız. Hat sanatı da bilgisizlikten kaynaklanan ilgisizlik neticesine ulaşmıştır. Söylediklerimden “Hiç ilgisi yok!” neticesine varmayın. Hat gibi bir sanatın bu coğrafyada göreceği rağbet, hürmet, saygı ve ilgi bu kadarla kalmamalı diye düşünüyorum. Hat sanatını güzel yapan esas unsur nedir? Hz.Ali’ye ait olduğu söylenen güzel bir söz var: “Hat, elin dili, düşüncenin zarafetidir.” diye. Eli konuşturmak,

düşüncenin zarafetini kalem ile kağıda yansıtabilmek. Aslında hat sanatı ile meşgul olan kimse eline terbiyeyi kazandırırken iç dünyasında da değişimler olur. Olmalıdır. Çizgimizdeki (yazımızdaki) eğriliklerin gidermeye çalışırken iç dünyamızdaki eğrilikleri de gidermeliyiz. Bu yönüyle hat bir okuldur diyebiliriz. Hem ele, hem de iç dünyamıza çeki düzen veren bir okul... Galiba hattı güzel yapan esas unsur bu olsa gerek. Bir hat öğrencisine nasıl bir aşamadan sonra “Hattat” diyebiliriz. Belli bir süresi var mıdır ? 
Hat sanatı için, bir üniversite derler. Yani en az o kadar zaman gerekir. Bu belki işi somutlaştırmak için söylenmiştir. Gerçekte ise, Hattın başlangıcı var ama, sonu yoktur. Şurada başladı burada bitti denilecek bir şey değil. Hocam size “Simge Demek...’’ diye bir soru sorsak nasıl cevap verirsiniz?
 Simge “Bir Mektep” diyebilirim. Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.


DENEME

“Semi’na ve Ata’na” Dilde değil, renkte değil, gönülde üstünlüğü; ırkta değil, toprakta değil takvada üstünlüğü esas alan, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Niyet ettik aydınlık bir nesil ile çağ kapatıp çağ açmaya. Niyet ettik etmesine de dağ devirip ova kurmaya desek daha mı kolay durdu dersiniz. Niyet edip “Allahu Ekber” deyince bitmiyor ki mesele. Kıyam edecektik; beşerin meydana getirdiği sistemlere, görmemiz gerekirken ifşa edilenlere. Hamurumuza katılmaya çalışan ahlaksızlığa, materyalizme, kapitalizme, narsizme, sekülerizme karşı kıyam edecektik. Kıraat edecektik; hakkı söyleyecektik. Dilsiz şeytan olmayıp adalet ile söyleyen, Rabbin yeryüzünde dolaşan halifeleri olacaktık. Ruküya gidecektik, boyun eğecektik. Nefsimize rağmen, başkalarının nefsine rağmen, sinsi güçlerin vesveselerine rağmen sorumluluğumuzu yüklenip Allah’a boyun eğenlerle beraber boyun eğecektik. Secde edecektik. Alnımızı koyup ellerimizin arasındaki toprağa, dağları un ufak edebilecek sorumluluğu ensemizde hissedecek, o ağırlıkla varacaktır huzura. Bütün benliğimizle, nefes aldığımız sürece Allah, ruhu bedenden almayı emredene dek, küçülüp acziyyetimizi kabullenerek, kibrimizden sıyrılırken Rahman’a yaklaşacaktık. Oturup düşünecektik adam akıllı. Tefekkürle sıyrılacaktık dünya karmaşasından. Bir sağa çevirecektik başımızı “Selam!” diyecektik. “Allahın selamı ve rahmeti üzerinize olsun” sonra dönüp aynısını solumuzdakilere söyleyecektik. “İnnemel mu’minune ihvetun” ayetine cevaben “Semi’na (işittik)” dedikten sonra “ve ata’na (ve itaat ettik)” demeye yüzümüz olacaktı.

Bir iki renkli cihaza böylesine bağlanmasaydık. Bir kaç çağdaşlık vızırtısına böyle hayranlıkla kulak kabartmasaydık. Nefsimiz çağrıldığında böyle itaatkar olmasaydık, gömleğimizde bir yırtık varsa da eğer, Yusuf gibi sırtımızdan olsaydı. Bize verilen makamlara böyle sarılıp koltuğumuza gömülüp kalmasaydık. “Tahtımız” cennetten bir köşeymişçesine ona mahkum olmasaydık. Cüzdanımıza bunca değer verip, yoksulu bir kenara itmeseydik, kuranı anlamayı bunca hafife almasaydık. Sünnetten böylesine uzaklaşmasaydık. Hadisi böyle hor görmeseydik. Ana babaya böyle asi olmasaydık. İbadette olabildiğince gevşek, oyunda eğlencede böylesine sıkı olmasaydık. Kravatımızla yaka mendilimizi, eşarbımızla çantamızı uyum yönünden ölesiye kıyaslarken; inancımızla davranışımızın uyumunu hiçe saymasaydık. Gönül rahatlığıyla; “SEMİ’NA VE ATA’NA” derdik ! Bütün bunlardan sonra rahatça bu ayeti tekrar edebilecekler yüksek sesle tekrar etsinler! Bir nesil lazım ki bir ağızdan Allahu Ekber! desin, hakkını versin sonrasında, bir nesil lazımdır ki alınlarında iman, adalet ve cehdin nuru. Bir nesil ki; tohumları imam hatiplerde filizlenecek; dalları yurdun dört bir yanına, mazlum İslam coğrafyasına, batının melanetine ve cahiliyesine varacak. Bir nesil ki garibana selameti, zalime korkuyu götürecek . Ayağa kalk İmam Hatipli! Yürekten bir tekbirle niyet et. Kıyam et. Oku yaradan Allahın adına, boyun eğ, secdeye var, selam ver aynı Kâbe’ye yüzünü dönenlere. “Semi’na ve Ata’na!” bu defa unutmadan, sıkılmadan, kendinden emin! Semi’na ve Ata’na.

Şeyma ORHAN Öğrenci

Ruküya gidecektik, boyun eğecektik. Nefsimize rağmen, başkalarının nefsine rağmen, sinsi güçlerin vesveselerine rağmen sorumluluğumuzu yüklenip Allah’a boyun eğenlerle beraber boyun eğecektik.

35 SİMGE


DENEME

Feyza ÖZER Öğrenci

“SEVGİ”? Ya Vedûd! Vedûd! Ey çok seven, sevilen. Benzersiz, sınırsız, eşsiz ve tüm sevgilerin, aşkların kaynağı. Vedûd! Vûd’den gelen mânâ. Tercih etmek, temenni etmek. Ey tercih ettiğim ve tek temennim. İçime, içimize sevgiyi koyanım. Sevgiyi yaratanım. Eğer ki sevgiyi biz insanoğlu halk etseydik nankörlük olurdu, ihanet olurdu sevginin adı dahi. O yüzden ki sevgiyi sevginin kaynağından isteriz, senden bekleriz. Yarabbi, sevdir de seveyim! Sevginin karşılığı sevgi, aşkın karşılığı aşktır. Bize senin aşkının, sevginin karşılığını tam manasıyla verebilmeyi nasip eyle! Sevgiyi unutturma. En son ne zaman söyledik ki sevdiğimizi birine? Ne zaman hatırlattık ya da inandırdık? Hatırlıyor muyuz “sevgi” neydi? Vûd neydi? Hûb neydi? Bülbülü güle aşık eden neydi? Bir tebessüm ya da kaçamak bir bakış mıydı sevgi? Mecnun’u çöle düşüren, Ferhat’ı dağları deldiren güç müydü? Sabretmek miydi? Hataları görmezden gelmek mi? Yoksa şükür müydü sevgi..? Heyecan mıydı..? Pembeleşen bir yüz müydü..? Hatırlayanınız var mı neydi sevgi? Belki bir iyilik yada bir anne şefkatiydi. Dünya imtihanlarına sabretmekti belki de. Tevbe etmekti. Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti. Sevgi, sevgiydi. Sev-gi. iki hece. Sevmek. Sevilmek. Sevilen. Sevdiren. Sevindiren. Sevginin kaynağını unutmamak. Onu vereni bilmekti. Herkese göre başka mıydı SEVGİ?

SİMGE 36


MAKALE

Harabat ehlini hor görme zakir Harabat ehlini hor görme zakir, Defineye malik viraneler var. Bilinmeyen gerçek harabat ehli aslında kalbim temizciler mi? Ya da görkemli şatolarda, yaşayan alimler bir kuruş etmez mi? Peki biz hangi bilir kişi sandalyesinde oturuyoruz ki geleni geçeni üç evetle ya da hayırla cennetlik-cehennemlik yapıyoruz? Harabat ehli dediğimiz şey dış görünüş olarak pek de matah olmayan belli bir düzenli iş hayatı olmayan bazen de dilenci kılıklı olarak ifade edebileceğimiz kişilerdir. Bu kimseler de senin benim gibi Allah’ın bir kulu. Ama kaderden midir akılsızlıklarından mıdır bilinmez yaşam şartları “kimilerine göre” oldukça kötü ve anlamsızdır(?). Nitekim bunun İslami formdaki karşılığıda kalbim temizcileri görmek de mümkün. Kalbim temizciler dediğimiz bu kısım insanlarda İslam’ın farz ve sünnete uygun fiili kısmı icra etmeseler de benimde inancım İslam derler. Kendilerini temize çıkarmak için dillerine doladıkları bu cümle onlar adına büyük bir kandırmacadır. Oysa

Makbule ÇİÇEK Öğrenci

Dış görünüş aldatır da farkına varamazsınız.

kalbin temiz olması Allah’a daha çok itaat gerektirmez mi? Tıpkı harabat ehli gibi onlarda tercihlerimiz ya da mecburiyetlerimiz dışında hepimizi eşit görür. Sorun şu ki bizim bunu tartışmamız ve bu dünyada bazı kimselerin kendilerini allame-i cihan sanıp şatolarından insanlara cennetlik arsa dağıtmaları. Yani sanki haşa Allah’mışçasına (!) insanların imanlarını ve icraatlerini yargılamaları, üstelik bunu yaparken de kendilerini bu konuda onay mercii görmeleri. Harabat ehlini hor görme zakir defineye sahip nice viraneler var dizeleriyle bize anlatılmak istenen tüm insanlık kimse kimseyi yargılamasın karışmasın hatta harabat ehli olarak

adlandıracağımız kalbim temizciler aslında defineye sahip viranenin ta kendisidir anlamına gelmiyor. Bu mısraları doğru okumak çok önemli çünkü bu mısralar ne kalbim temizcilerin yapmadıklarını aklayıcı ne de nefsine aldanmışların aldanmışlıklarını yüzlerine vurmak için var. Kişiyi, karşındakini eleştirene kadar kendine dön bak kendi yapman gerekenlere ve yapmaman gerekenlere bi eleştiri getir. Çünkü her iki kesimin yaptığı şey aslına bakarsak temelde aynı bu da durumu traji-komik kılıyor.Yani yapılan; her iki kesimin de kendisinde olup da karşıda olmayanı dile getirmek diğer bir ifadeyle açık yakalamak. Bu dizeler çok güzel açıklamış her şeyi. Cümleye iki yönle bakın, ilk olarak cümleyi sarf ettiğiniz insan üzerinde düşünün ve siz bu kişiyi ‘kalbim temiz’ci olarak adlandırıp yargıladınız şimdi ne oldu? Bu yargılamadan sonra aynı cümleyi kendinize de sorun, hangisi oldunuz az önce ‘kalbim temizci’ olarak damga vurduğunuz insandan bir farkınız kaldı mı? Eğer o insan harabat ehli ise siz viraneye malik define mi oluyorsunuz? Asıl mevzu kimin virane kimin define olduğu değil asıl mevzu kime göre virane kime göre define olduğun eğer Allah rızasını gözetiyorsak hesap vereceğimiz kimse de odur. İnançları gereği belli kalıplarda yaşayıp sadece görünüş olarak inançlarını yansıtan kişilerin içlerinde yatan inkarı da sezemezsiniz. Dış görünüş aldatır da farkına varamazsınız. Siz ‘viraneye malik define’ mi olmak istersiniz, yoksa harabat ehli zannettiğiniz kişiyi yargılayıp siz de harabat ehli olmak ister misiniz? 37 SİMGE


DENEME

Huriye Feyza KURT Öğrenci

Ninniler yerine makineli tüfeklerin melodisiyle büyüyen, renklerden ilk önce kan kırmızısını tanıyan, ölümü bekleyen, babasına seslenen miniğin sesleri kulağımda… Mermi kovanlarıyla misket oynarken üzerlerine bomba attılar o parlayan yüreklerin… Biz nasıl oturup izleriz etrafı. Minicik yürekler ateşlerin arasından dudaklarından öfkeyle dökülen özgürlük türküsünü söylüyor… Dinliyor muyuz, duyabiliyor muyuz sormalı kendimize.

SİMGE 38

Filistin seni bekliyor Sokaklarda bir cıvıltı, çocuk sesleri, kahkahalar… Eğlenceli oyunlar oynuyor, tadına doyulmaz bir dünyaya giriyorlar. Koşuyorlar, sesler duruyor, akşam oluyor ve evlerine gidiyorlar. İçerisi sıcacık… Onca oyuncak önlerinde gülüyorlar, gülüyorlar… Sabah, “Kalk yavrum!” diye bir sesle uyanıyorlar… Sokaklarda aynı ses, tankerler, feryadlar, ağlamalar… Çocuklar sevmediği bir oyunu oynuyorlar; ebelemece. Askerler ebe oluyor onlar kaçıyorlar… Sesler duruyor, akşam oluyor… Bez parçasından bir eve gidiyorlar… Ve sabah oluyor “Kalk yavrum!” diye bir ses geliyor ama bir türlü gözlerini açamıyolar… Bir sualle indiriliyor başlar yere. Biraz utanç, biraz öfke, biraz kardeşlik… Eller kelepçelendi. Çığlık çılığa yürekler. Fayda vermiyor dünü, bugünü, yarını hesap edemeyen kardeşime. Sesler duyulmuyor. Onlar gibi… Gözyaşları onları bırakmadığı gibi beni de yalnız bırakmıyor hiçbir zaman. Bir şey yapmalı da çözmeli kelepçeleri, duyurmalı çığlık atan yürekleri ve herkes görmeli o masum gözleri. Dokuz şehidin yüreğini konuşturmalı ya da; “Elini ver minicik. Dualarım tutuyor seni. Yüreğim dinliyor sesini. Biz geliyoruz yanına. Hırçın dalgalarla geliyoruz. Elimizi vermeye, dindirmeye geliyoruz gözyaşlarını. Bir tebessüm almaya o gözlerinden… Mavilerin üstünden geliyoruz sana. Bak şu hırçın dalgaların üstüne… İşte Mavi Marmara… Çaren olur belki sana denizin üstündeki gemi. İçindeki yürekler yaralarına ilaç olur belki. Hep istediğin mutluluğu yaşarsın belki. Bahar gelir sana. Yeni açmış bir papatyaya benzersin o zaman. Dünyana renk katar biraz. Silah sesleri değil de huzurun sesi

çınlar kulağında bu sefer. Sen gül minicik, sen hep tebessüm et. Yağmur yağmasın yüreğinde. Güneş seni bekliyor.” Ninniler yerine makineli tüfeklerin melodisiyle büyüyen, renklerden ilk önce kan kırmızısını tanıyan, ölümü bekleyen, babasına seslenen miniğin sesleri kulağımda… Mermi kovanlarıyla misket oynarken üzerlerine bomba attılar o parlayan yüreklerin… Biz nasıl oturup izleriz etrafı. Minicik yürekler ateşlerin arasından dudaklarından öfkeyle dökülen özgürlük türküsünü söylüyor… Dinliyor muyuz, duyabiliyor muyuz sormalı kendimize. Milyonlarca insan acıyor minik yüreklere… Umut kırıntıları var yüreğimizde. Belki hepimiz kucak açacağız onlara. Belki elimizi uzatacağız. Belkilerle büyümüze umutlar, bize fiil gerek öteden. Mesela herkes umut kırıntılarını da alsa gelse. İçimizde hep hayalini kurduğumuz şey gerçek olsa. Dolusuna eşya olsa mesela. Yiyecek olsa, ilaç olsa hastalara. Çocuklara oyuncak olsa. Sevgilerimizi göndersek onlara. Bol bol kâğıt ve kalem göndersek ellerine; duygularını dökerler beyaz kâğıda. Rahatlar belki güzel yürekleri. Birde mendil göndersek analarının gözyaşlarını silseler. Boya göndersek de boyasalar gökyüzünü. Bir fikir… Her yardım belki bir yuva yapacak bir Filistinliye. Belki tebessüm edecek hayata. Hüznünü biraz olsun salacak gök kubbeye. Durmak yok daha. Filistinli kardeşlerimiz bizi bekliyor. Kararımız kesin bu sefer. Gönüllüler başlayacak bu işe. Dünyadan bir sürü insan toplanacak. Hepsi gönüllerini bağışlayacak bu işe. Hep yapmak istediği şeyi yapacak onlar. El uzatacaklar minik yüreklere. Bir şeyi


DENEME

göze alarak yapacaklar bunu. Engelsiz yolda başarıya ulaşılmaz hiçbir zaman. Onların yolunda da engel var. Tehlikeli olduğunu bile bile oradaydı onlar. Korkarak belki ama tek bir amaç hepsinin kanında. Cesurluk var yüreklerinde. Kimse gitmesine razı olmasa bile gitti belki birisi, anası ağlayarak gönderdi belki evladını. Biz korkuyoruz ama niye? Küçücük çocuk her gün silah sesleriyle uyanıyor. O korkmuyor… Biz niye korkuyoruz? Biz de mi her gün silah sesleriyle uyanıyoruz. Korkmak yok. Her şeye rağmen bu yola adım atmakta huzur. Sesimiz kısık kalmasın artık. Bizi bekleyen minik yürekler var. Sesler yükseldi… Tüm cesaretiyle, tüm yüreğiyle hareket ediyor Mavi Marmara. İçindeki sevgi dolu insanları da alarak gidiyor. Hırçın dalgalarıyla denizin üstüne huzur katarak geçiyor mavilikten. Deniz bambaşka şimdi. Sanki tebessüm ediyor yüreklere. Çok cesurca dalgalarını vuruyor kayalara. Her vuruşunda gidiyoruz diyor sanki etrafa. Bana da diyor. Evet, evet gidin diyorum içimden. Gidinde, siyah-beyaz kalan Filistin’e renk verin biraz… Ağaçları yeşile boyayın. Çi-

çekler rengârenk olsun. Deniz masmavi gülümsesin onlara. Çizerken bu resmi, minik yüreklere gülen yüz çizin. Tebessüm edebilsin onlar etrafa. Her şey çöpe atılmıştı. Gülümserken biz, onları da gülümsetmeye gidiyordu Mavi Marmara. Güneş açacaktı yüzümüzde. Evet, güneş açtı. Ama acımasızca… Çok yaktı yürekleri… Şimdi güneş gitti işte. Gökyüzü simsiyah, ağlıyor… Damlaları üzerimizde. Ağlayan yürekler görünce İsrail gelir aklıma. Bu sefer aklımdan çıkmayacak İsrail. Bir insan nasıl yapar bunu? Yürekler sızlarken onlar nasıl tebessüm eder? Düşünmek yeterli değil. Çünkü cevap bulunmuyor hiçbir zaman. Tercümesi olmuyor hiçbir kelime bu olayın. Eller kelepçelendi yine. Dua etmek düşüyor hepimize. 9 beden gerçek sahibine verildi. Geride kalan kırıntılar acı verse de şehitliğin güzelliği gelecek aklımıza. Hayırlı bir iş yolunda can verdiği gelecek. Şehidin ettiği duaları hiç mi görmez onlar? Annelerin haykırışlarını duymazlar mı hiç? Belki de hepsi kör, hepsi duymaz olmuş kötülükten. Ya da yürekleri yok onların. Hep bir baloncuk çıkar ya kafadan ha-

yallerin dolduğu. Filistinli minik yüreğin baloncuğunda hep huzur var. Mutluluğu arıyorlar. İsteyecekleri bir oyuncak, bir araba, güzel bir kıyafet, ayakkabı var. Ama onların baloncuklarında huzur kokusu var. Onlar hasret bu kokuya. O koku yayılsa oraya… 9 şehidin hatırına gülse Filistin’in minik yürekleri. İlk engelde yıkılmasın kimse. Dimdik ayakta dursun. Zalimlerin zaferini kutlamayalım. İsrail’in zaferi olmamalı hiçbir zaman. Ortalığı yıkmak, günahsız bir miniği öldürmek, bir ananın canını almak zafer değildir çünkü. Buna zafer denemez. Güç bombalarda, silahlarda değil fikrimce. Asıl güç kalplerde. Asıl güç dualarda… Rabbim hak edene hak ettiğini verir… Uğruna 9 şehit verdik. Hak edenlerdensin inşallah Filistin. Zalimlere direnişin çıkmayacak akıllardan. Cesaretin gitmeyecek gözümüzün önünden. Siz huzuru sabırla bekleyin. Bir gün çalacak kapınızı… Mavi Marmara’nın dönüşünü bekliyoruz bizde. Dönüşü hüzün kaplı. Huzur veren gemi hüzün yağdırıyor yüreklere. Milyonlarca insan dinliyor haykırışları o meydanda. Zalimlerin eserini gözleriyle görüyorlar. Bir annenin gözyaşına ortak oluyorlar. Her gözyaşı “Kahrolsun İsrail” diyor. Dedikçe çaresizliğine bakıyor insan. Birkaç kelamla kaldırılıyor başlar yerden. Biraz kardeşlik, biraz acı, biraz cesaret. Vazgeçmemeli kimse. Yola devam edilmeli. Bir selde, yollar nasıl direniyorsa yağmura bizde direnmeliyiz öyle. Minik kardeşim akıtırken gözyaşlarını ben gülümseyemem hayata. Tebessüm edemem kimseye. Onlar isterken biz seyirci kalamayız… İnadına geçeceğiz sınırları yine. Her şeyi göze alarak Mavi Marmara yine hırçın dalgalarıyla hareket edecek bu limandan… Döndür dümenini Mavi Marmara, Filistin seni bekliyor…


MAKALE

Habibe Berre YEŞİL Öğrenci

Peki ya biz? İzledik ve sadece eleştirdik. Duymak ve görmek istemedik moralimiz bozulmasın diye. İslam’ın emrini, küçük çocukların elinde taş ile tankların karşısında dimdik durarak bize hatırlattığı cihadı, bir kenara bırakarak uyumaya devam ettik. Adımız müslümandı oysa, her sorulduğunda “Elhamdülillah” demekten çekinmeyen…

SİMGE 40

Sağır ve dilsiz müslüman olduk ‘’Zulmedenlere en küçük bir meyil dahi göstermeyin, yoksa cehennem ateşi size de dokunur.’’ (Hud suresi 11/113) Irak, Suriye, Filistin, Çeçenistan, Arakan, Cezayir, Afganistan, Bosna, Doğu Türkistan… Ve daha nice ismi bile duyulmamış Müslümanlar, sırf Müslüman oldukları için işkencelere, zulme, adaletsizliğe iman dolu yürekleriyle karşı koyuyorlar. Resulün İsra topraklarında çocuklar Yahudiler tarafından katledildi ve katledilmeye devam ediyor. Filistin hep kan kaybeden, sürekli zulüm altında, bitmek bilmeyen bir acıyla tek başına kaldı. Filistin hep izlenen fakat sessiz çığlıklarına cevap bulunamayan bir ülke oldu. Her şeyin önemini yitirdiği sadece hak davanın yaşamaya devam ettiği bir acı oldu. Amaçları bizim gibi hırsın peşinden koşmak değildi sadece müslümanca yaşamaktı. 8 Mart 1945’ten 1963’e kadar 1,5 milyon Müslüman Cezayir de Fransızlar tarafından katledildi. Keşmir de 3.370 Müslüman Hindular tarafından işkence edilerek öldürüldü.70.000’den fazla kişi şehit oldu. Ya Bosna, 1995 Srobrenica katliamında 8.373 kişi Sırplılar tarafından katledildi. Çin’in Doğu Türkistan’ı işgal ettiği 1949 yılından şimdiye kadar yaptığı milli, dini, kültürel zulüm ve baskının haddi hesabı yoktur.2009 tarihin de gerçekleşen 5 Temmuz olayında Terörist Çin hükümeti elinde demir parçası bile olmayan binlerce Müslüman Uygur halkı üzerine ateş açmış ve soykırıma tabi tutmuştur. Peki, mücahitlerin doğduğu Çeçenistan’a ne demeli… İmam

Masur’la başlayan Kafkasya’nın Müslüman halkının Rusya’yla savaşı bugüne kadar aralıksız olarak devam etmiştir. Peki ya biz, izledik ve sadece eleştirdik. Duymak ve görmek istemedik moralimiz bozulmasın diye. İslam’ın emrini, küçük çocukların elinde taş ile tankların karşısında dimdik durarak bize hatırlattığı cihadı, bir kenara bırakarak uyumaya devam ettik. Adımız müslümandı oysa her sorulduğunda “Elhamdülillah” demekten çekinmeyen… Bizim için sadece önemsiz rakamlardan ibaret oldu. Belki büyük ama hissedemeyeceğimiz kadar uzak. Batı her zaman olduğu gibi izleyici, İslam âlemi ise olmaması gereken yerde yapmaması gereken şeyi yapıyor. Sessizce kendi benliğini gizleyerek, sadece onları taklit ediyor ve izliyor. Kimden yana olduğu bile anlaşılmıyor. İmanıyla Kabil’in torunlarına cevap veren gençler ve hiçbir şey yapamadan bunu seyreden Müslümanlar olduk. Görmedik, duymadık ve bilmiyoruz. Ve soruyorum bizlere, kıyamet günü hangi yüzle Allah’ın karşısına çıkacağız? Nerede Müslüman güçleri? Kimler için üretildi bombalar? Kimler için hazırlandı bu ordular? Kuran ümmeti kardeşlerini çaresizliğe mahkûm etti. Ümmet gerçek davasını ne zaman anlayacak? Ne zaman ayağa kalkacak? Ümmet İslam’ına ne zaman geri dönecek? Kâfirlerin kaç can daha almasını bekliyoruz? Müslümanlara bir gün saldırı olmasa şaşıracak kadar alıştık mı Müslümanların inim inim inlemesine?


ÇİZER: Hatice Kübra ŞENGÜL

ÇİZGİLERİN DİLİ

41 SİMGE


MAKALE

Hasan Selim KIROĞLU Samsun İHL Arapça Öğretmeni

Günümüz çağdaş Firavunu veya Firavunları da aynı şeyleri iddia etmekte ve istemektedirler. Küresel güçler insanlardan laik, demokrat, sosyalist veya diğer uydurdukları ideolojilerinin yaşam tarzlarını benimseyip uygulamamızı, itaat etmemizi istemektedirler... ... Özetle Rabbliğe soyunanlar işte bunlardır. Toplumların, çağdaş Firavunların zulmünden kurtulması için Allah, bir zamanlar insanlığa gönderdiği, Hz. Musa (as)’yı ve ona iman edenleri bize örnek olarak göstermektedir.

SİMGE 42

Kültürel saldırının şekli ve müslümanlar üzerindeki etkisi Son yüzyılda artık Müslüman toplumlara saldırı, haçlı ordusu şeklinde olmamaktadır. Artık saldırılar daha zekice, haince ve hatta denilebilir ki Mankurtça olmaktadır. Hayatın her alanında meydana gelen bu saldırılar kendisini anne, baba, kardeş, oğul ve kız evladında müzik, fenomen, futbol, rol model şeklinde göstermektedir. Buna günümüz toplum mühendisliği, toplum imarı demektedirler. Toplumlara yön veren kişilere Kur’anı Kerim Mele, Mütref ve sihirbaz demektedir. Zaten günümüzde de bu tabirlerin çağdaş karşılığı toplum sihirbazları, akil adamlar (mele) ve aydın (mütref) şeklindedir. Bu tabirler Musa (as) zamanında ki Firavnun yakın çevresi ve cemaatı, âli (yandaşları) için kullanılmaktadır. İşte bütün bu kavramların toplum üzerindeki etkisine günümüzde toplum mühendisliği, toplum imarı denmekte, Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle “ Rububiyyet” yani Rabbliğe soyunmak anlamına gelmektedir. Belki bu yaptığımız tespitler, okuyan kişilere çok az şey ifade etmekte veya hiçbir şey anlatmamaktadır. Çünkü kişinin kültür düzeyi, ya çevresiyle veya okuduğu şeylerle bağlantılıdır. İşte anlatmak istediğimiz şeyde burada kendini ortaya koymaktadır. O da okuduğumuz şeyleri ve içinde bulunduğumuz kültür düzeylerini kim veya kimler belirlemektedir? Çağdaş yorumla, hangi toplum sihirbazları, akıl

adamları ve aydınlar; özetle Kur’an’ın tabiri ile Rabb’liğe kim soyunmaktadır? Rabblik iddiasında kimler bulunur? Veya Rabblik iddiası ne anlama gelmektedir? Bu ifadeyi ilk kez kim ve neden kullanmıştır ? Naziat suresi 24. ayetinde Yüce Rabbimiz bize bu bilgiyi vermektedir. Şöyle buyurmaktadır: “….(askerlerini) topladı ve haykırdı: Ben sizin en büyük Rabbinizim.” (39 Naziat 24) Yani sizi yöneten, şekil veren, toplum mimarınızın en büyüğüyüm. Kendimden başka güç tanımam, şeklinde ki meydan okuyuşudur. Şüphesiz Firavun kendisinin bir ilah olmadığını çok iyi biliyordu. Ancak bu sözü kullanmasının da özel


MAKALE bir yeri vardı. O da Rabblik yani toplum mühendisliği, mimarlığıdır. Kendi toplumu ve çevresindekilere şu mesajı veriyordu: Ben sizin toplum mühendisiniz isem, benim size sunduğum değerler ve kavramlarla yaşamınıza devam etmek durumundasınız. Benim kurduğum sisteme inanmak zorundasınız. Bu zorunluluğunuz temelinde de bana inanmanız ve itaat etmeniz gerekmektedir. Başkasının inancınızı yok etmesine veya zayıflatmasına imkan vermeyin. Benin sunduğum yaşam tarzı, stili sizin için en idealidir, iyisidir. Günümüz çağdaş Firavunu veya Firavunları da aynı şeyleri iddia etmekte ve istemektedirler. Küresel güçler insanlardan laik, demokrat, sosyalist veya diğer uydurdukları ideolojilerinin yaşam tarzlarını benimseyip uygulamamızı, itaat etmemizi istemektedirler. Ve adeta tarihte ki Firavun canlanarak şöylece seslenmektedir günümüze: ”...Ben sizin en büyük Rabbinizim.” (39 Naziat 24). İşte şerefli Kur’an’ın bizim sakınmamızı emrettiği sistem veya sistemler, işte bu Firavunların öne sürdüğü sistemler, bunlardır. Artık kuş diliyle konuşmanın ve düşünmenin zamanı değildir. Çünkü Allah’ın kitabı bize açıklığı ve net konuşmayı emretmektedir. Zira Firavun’un ve sisteminin en büyük muhalifi, yüceler yücesi Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi İsrailoğullarından olan Musa (as) idi. Ona şöyle hitap etmişti; “ Git Firavuna ve yanındakilere söyle, yeryüzünün ve gökyüzünün Rabbi bir tanedir ve o da tekdir. Onun adı Allah (c.c)’dur. O’na itaat edin, onun peygamberler aracılığıyla

getirdiği sisteme uyunuz” , diye emir ferman buyurmuştur. İşte günümüz dünyasında problem olan ve gündem olan budur. Açlık-sefalet veya diğer uydurulan suni sebepler değildir. Meselenin özü Rabler Hegemonyasıdır. Yani Toplum Mühendisliğine soyunanların egemenliğidir. Bu iş dünyaya düzen vermek, toplumlara yön vermek isteyenlerin ortak isteğidir. Onlar karar veriyorlar kimin savaşacağına, kimlerin ölüp yaşayacağına, kimin müreffeh yada fakirlik içinde olacağına... Özetle Rabbliğe soyunanlar işte bunlardır. Toplumlar, çağdaş Firavunların zulmünden kurtulmak için Allah’ın bir zamanlar insanlığın kurtuluşu için, Hz. Musa (as)’yı ve ona iman edenleri bize örnek olarak göstermektedir.

Musa’ların yetiştiği mektepler, zulmün zincirini kıracak ortamlar mutlaka gereklidir. İşte bu kurtuluş nesli, Hz. Musa’ların örnekliğinde, yetiştirildikleri ortamlar, Allah’ın emirlerine uygun bir şekilde olup olmadığıdır. Zira bu ortamlar Musa’ların ortaya çıkmasına müsait değilse, Musa neslinin gelmesini de beklemek hayal olur. Bu açıdan bakıldığında, bir zamanlar belki Hz. Musa’ların yetiştiği ortam İmam- Hatipler olabilirdi. Ancak günümüz Firavunları, onların yandaşları ve kuklaları İmam-Hatipler üzerinde oyunlar oynayarak İmam-Hatiplerin genetiğini bozmaya devam etmekteler. Bir kısım safdilli müslüman şahsiyetlerde (!?) güya denge adına, yapılan zulümlere ve rezilliklere seyirci kalmakta veya seyirci bırakılmaktadır. Rabbimize sığınarak ve son nefesimiz çıkıncaya kadar, onun davası olan Allah davasını savunmak, onun davası için gerekli ortamları sağlamak ve bu uğurda ölmek bir müslümanın, bir İmam-Hatip’linin görevi olmalıdır. Hz. İbrahim ve Yakub (as)’ın duası ile sözlerimi bitirmek istiyorum. Bakara suresi 131-132. Ayetlerinde mealen şöyle buyurur Rabbimiz Allah (c.c): Hani Rabbi ona; “Teslim ol “ buyurunca o da; “Ben alemlerin Rabbine teslim oldum” dedi. (2 Bakara 131). İbrahim (bu ilâhî buyruğu) oğullarına tavsiye etti. Yakub da; “Ey oğullarım, Allah sizin için bu dini seçti, mutlaka müslüman olarak ölünüz “ dedi. (2 bakara 132) Yüceler yücesinin emrini sertac ederek biz dahi ona iman edip şu sözü söyleriz: Rabbimiz Allah, bu dini İslam’ı bize din olarak yani yaşam tarzı olarak seçti. Ve müslüman olarak yaşamımızı yaşayıp, Müslümanca ölelim. 43 SİMGE


TARİH

DERLEYEN: Ayşenur Şeyda BİLGÜ

Cabir bin Hayyan

Cabir sadece İslam ya da kimya tarihinin değil bütün dünya bilim tarihinin en fazla eser isimlerinden biridir. Toplam 300 felsefe 300 mekanik ve 500 tıp kitabı kaleme aldığı sanılıyor. Ayrıca simya konusunda yazmış olduğu 112 kitap,antik çağ helenistik dönem simyacılarına sıkça göndermelerde bulunur. Kimya ile ilgili olarak ise 500 eser bıraktığı tahmin ediliyor. Fakat yazdığı bu eserlerin çoğu zamanla kaybolmuştur. Kalan eserlerinden 27 tanesi ise Avrupa’da çeşitli batı dillerine çevrilmiştir.

SİMGE 44

720 yılında Tus’da (İran) doğduğunu tahmin ediyoruz. Kufe’de eczacı bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Peki, Cabir bin Hayyan’ın bizler için önemi ne? Öncelikle Cabir bin Hayyan müslüman bir bilim adamıydı. Alanı ise kimyaydı. Modern kimyanın kurucusu olarak kabul edilen Cabir, geliştirdiği element anlayışı, denge teorisi yaklaşımı, deneyleri, icat ettiği alet ve düzeneklerle ‘kimyanın babası’ olarak kabul edilmektedir. Cabir bin Hayyan yaşadığı devrin en popüler ilmi çalışma alanlarından birisi de Simya (Maddeleri altın vb. değerli maddelere çevirme ilmi) idi. Ancak o maddelerin altın gibi değerli ürünlere çevrilmesinin ancak ilahi bir tesirle mümkün olabileceğini söylemiştir. Modern kimyanın kurucusu olan Cabir’in yaptığı deneyler ile de kimyaya çok faydası dokunmuştur. Misal; Cabir kimyevi işlemlerde kullanmak üzere tasarlamış olduğu damıtmayı kolaylaştıran,daha verimli ve güvenli bir şekilde yapılmasını sağlayan imbiktir. Ayrıca Cabir bin Hayyan dünyada ilk kimya laboratuvarını kuran kişidir. Bir müslüman olarak Cabir üstüne düşen görevlerini fazlasıyla yerine getirmiştir. Çünkü budur aslında bizlerden istenen. Cabir bin Hayyan’ın Kitabu’s Seb’un (Yetmiş Kitabı) Avrupa’da kimya ile ilgilenenlerin el kitabı olmuştur. Ve Cabir’in 8.yy’da söylediklerinin üzerine ancak 18.ve 19.yy’da ilave edilmiştir. Ünlü Fransız bilim tarihçisi M.Berthelot ise Cabir hakkında şunları söylemiştir.” Aristonun mantık ilminde yeri

neyse,Cabir bin Hayyanın kimya ilmindeki yeri de odur. Aristo mantığın kurucusu ve üstadı olarak kabul edildiği gibi, Cabir bin Hayyan da kimyanın kurucusu ve üstadıdır. Cabir Bin Hayyan’ın Avrupa’ya göre bir üstad olduğu gerçek. Peki nasıl tanınmış? Cabir sadece İslam ya da kimya tarihinin değil bütün dünya bilim tarihinin en fazla eser isimlerinden biridir. Toplam 300 felsefe 300 mekanik ve 500 tıp kitabı kaleme aldığı sanılıyor. Ayrıca simya konusunda yazmış olduğu 112 kitap,antik çağ helenistik dönem simyacılarına sıkça göndermelerde bulunur. Kimya ile ilgili olarak ise 500 eser bıraktığı tahmin ediliyor. Fakat yazdığı bu eserlerin çoğu zamanla kaybolmuştur. Kalan eserlerinden 27 tanesi ise Avrupa’da çeşitli batı dillerine çevrilmiştir. Cabir’in bilime kazandırdığı yeniliklerden biraz bahsedersek; Karekök, küp kök almayı gösteren


TARİH eserler yazmıştır. Günümüz bilim insanları tarafından da kabul edilen “Hiçbir madde kendiliğinden var olmaz, var olan maddede yok olmaz.” fikrini ilk kez ortaya atan bilim adamıdır ve Cabir bu olayların sadece Allah’ın izniyle oluşacağını da eklemiştir. Cabir topluma faydalı olmak istediğinden saç boyaları, kumaşı su geçirmez yapan cila, altın renginde yazı yazmak için demir pirit, yangında yanmayan bir tür kağıt ile gece okunabilen mürekkep gibi icatları yaptı. Ayrıca Cabir o zamandan atomun parçalanabileceğini açıklamış ve bunu şöyle dile getirmiştir: “Maddenin en küçük parçası olan el-cüz’ü la yetecezza’da (atomda) yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin de söylediği gibi bunun parçalanmayacağı söylenemez. Atom da parçalanabilir. Parçalanınca da öyle bir güç meydana gelir ki, bir anda Bağdat’ın altını üstüne getirebilir. Bu Allahu Tealanın kudret nişanıdır.” Cabir tüm çalışmalarıyla çevresini etkilemiş ve Harran Medresesi KimyaFizik müderrisliğine, daha sonra da baş müderrislik makamına yükselmiştir. Ayrıca devrin halifesi Harun Reşid’in özel doktorluğunu yapmıştır. Ömrünün büyük kısmını ve çalışmalarını Kufe’de bir kısmını ise Bağdat’ta geçirmiştir. Sonraları ise tekrar Kufe’ye dönmüştür. Ve 815 yılında Kufe’de vefat etmiştir.

“Bu bilimde (kimya) çok zayıf olanlarını güçlendirmek ve çok güçlü olanları zayıflatmak suretiyle yani kısaca kusurlu olanı ıslah ederek elementleri işliyoruz.” Cabir Bin Hayyan 45 SİMGE


ŞİİR

ŞİİR: Gülfidan YAZICI / Öğrenci

Biz

imam hatipliyiz

Gözlerini dünyaya yeni açmış bir bebek gibiydik, Bir ceylan kadar ürkek biraz da kararsız Ama biz aslan olmalıydık Bu yüzden de İmam Hatipli olmaya karar verdik. İşte o an geldi, adımız İmam Hatipli Doğruyu yanlışı ayırt eden Bulunduğu ortamı güzelleştiren Parıldayan bir yıldız misali … Bizi olgunlaştıran değerli hocalarımız vardı Bizi koruyan abilerimiz ve ablalarımız Hedefimiz kardeşlik, gayemiz cihadtır İmam hatipli olmak ayrıcalıktır. Tehlikelerden korkan küçük bir kuş değildik Hiçbir şey bilmeyen bir cahil de değil Biz karanlığı aydınlatan bir fener Düşene yardım eden dost, imam hatipliydik Şimdi ise mezun olacağız gururla Yüreğimizde taşıdığımız imam hatip onuruyla Sizleri de bekliyoruz küçüklerimiz bu şerefli yaşama Size veda ediyoruz gözümüzde yaşlarla.

SİMGE 46


ŞİİR

ŞİİR: Semih BAHAR / Öğrenci

Uyanış Alışamadı aydınlık sabahlara uykulu gözlerim Doğruyu gösteren gözler Allahın, uyuyan benim Anlayamadım girene kadar, sonsuz bir uykuda olduğumu Girdiğim yerin ölmüş bir ağaçtan tabut olduğunu Giderken soğuk karanlık ve derin yatağıma Tek ses, tabutun gıcırtısı geliyor kulağıma Sanma öldüğünde ardından acı duyacağını dünyanın "Yazık oldu" deme, ardından ağlayarak insanın Ölecek her nefis, Hakkın emri neticesinde Koymaz hiç kimse sevdiğini toprak üstünde.

47 SİMGE


KİTAPLIK

DERLEYEN: Abdulkadir Gülünay

CENNETE OTOSTOP

MİNYELİ ABDULLAH

YUSUF’UN ÜÇ GÖMLEĞİ

YAZARI: ADEM ÖZKÖSE

YAZARI: HEKİMOĞLU İSMAİL

YAZARI: ABDULLAH YILDIZ

“Bir insan nasıl olur da dinini değiştirir?” sorusuyla yola çıkan yazar, okurlarını da bu ilginç yolculukta süratle farklı coğrafyalara, etnik gruplara, direniş kamplarına ve kardeşlerimizin vicdanlarından yansıyanlara götürüyor. Eski papazlar,uyuşturucu satıcıları, müzisyenler, Budistler…küçük bir ışık görüp aydınlığa ulaşma gayretine girmişlerdi…içimiz kanayarak dile getirdiğimiz bir gerçek var ki; sonradan İslam’ı tanıyanlar, birçoğumuza göre çok daha iyi biliyor onun kıymetini. Öyleyse sonradan inananların gözüyle bakmak İslam’a,belki bilip önemsemediğimiz şeyleri vicdanımıza sorgulatacak,belki de bilmediğimiz gerçekler hakkında farkındalık kazandıracak… Artık yapılacak bir şey daha eklendi planlarımıza.

Baskı rekorunu elinde tutan ve filme çekilen Minyeli Abdullah, “Türkiye’nin öbür yüzü”nü, inanan insanların dünyasını dile getiriyor. Yazıldığı 1967 yılından beri, okundu, tartışıldı, yasaklandı, beraat etti. Cehaletin koyu karanlığı içinde, kitap okuyanlara, hayatı anlamak, inandığı gibi yaşamak isteyenlere tahammül yok. Minyeli Abdullah yayımladı. Yaşanan sıkıntıları dile getirdi, milyonların duygularına tercüman oldu.Yıl 1980, evet bir roman, yasaklandı. Yazarı yargılandı. Bir yıl sonra beraat etti. Ona olan ilgi, yıldan yıla katlanarak arttı.Ülkemizde en çok baskı yapan, en çok okunan bir ‘klasik’ oldu. Filmi yapıldı, gişe rekorları kırdı. O günlerden bugüne nice onyıllar geçti. Minyeli Abdullah, yine gündemde.Niye mi?.. Okuyun...

Biz, bu çalışmamızda; insanlık tarihinin en güzel, en hayırlı insanlarından Hz. Yusuf’un (a.s) güzelliklerle dolu kıssasını, bugünün dünyasında yaşayan müminler olarak günümüze taşımaya gayret edeceğiz. Bunu da Yusuf Aleyhisselam’ın hayatının üç önemli aşamasına işaret eden simgesel üç gömlek ekseninde çerçevelemeyi deneyeceğiz. Hz. Yusuf’un çocukluk dönemini hatırlatan kanlı gömleğinin onun mazlumiyet ve mağduriyetini simgelediğini, delikanlılık dönemini özetleyen arkası yırtık gömleğin onun iffet ve ismetini simgelediğini, olgunluk ve iktidar dönemini işaret eden son gömleğinin yani kardeşleri vasıtasıyla babası Yakub’a gönderdiği “Yusuf kokulu” gömleğin de onun istikrar ve istikametini simgelediğini düşünerek bu güzel kıssadan, günümüzün Genç Öncüleri için dersler çıkarmaya çalışacağız.

49 SİMGE


FOTOĞRAF

SİMGE 50

FOTOĞRAFLAR: Ubeyde Ensar OKUTAN / Öğrenci


Tüm kurum ve kuruluşların günlük yemek ihtiyacında, düğün - nişan - sünnet - toplantı - seminer - kokteyl organizasyonlarında, güvenin Adresi...

Yeni Mh. Emek Cd. No:37 Canik/SAMSUN 0(362) 233 52 44 0(536) 294 98 37



Simge Dergisi | 2. Sayı