Page 1

1

G Ü N Ü N S ÖZ Ü Bir kimse Allahü teâlâya iman edip, namazını kılar, zekâtını verir, Ramazân orucunu tutarsa, Allahü teâlâ ona Cenneti ihsan eder.

RA M A Z Â N

1439

G

16 Mayıs 2018 Çarşamba

A

Z

E

T

E

S

Hadîs-i Şerîf

İ

RAMAZAN SEVINÇTI Osmanlılar zamanında, Ramazan’ın gelişi büyük bir sevinçle karşılanırdı, Ramazan’ı haber veren davullar çalmaya, kandiller yanmaya başlayınca herkes birbirini tebrik eder, iftar vermek için fakirler paylaşılamazdı.

Hırka-i Şerîf Ziyarete Açılıyor

P

PROF. DR. AHMET ŞİMŞİRGİL

O

smanlı ülkesinde, Ramazan ayı, hilâlin (yeni ayın) görülmesiyle başlardı. Ayı görünce oruç tutunuz! Tekrar görünce orucu bırakınız (bayram yapınız!)” hadis-i şerifine mutlak surette uyardı. Şayet Ramazan hilali gökte görülemezse Şaban ayı otuza tamamlanır. Ertesi gün oruca niyetlenilirdi. Bu sebeple Şaban ayının 28’i geldiğinde halkı bir heyecan sarardı. İstanbul’da zahmetsizce ayı görebilmenin mümkün olduğu yerler yangın kulesi, Süleymaniye, Fatih, Sultan Selim ve Cerrah Paşa camilerinin minareleri olduğundan buralara özel seçilmiş doğru ve itimat edilir memurlar gönderilirdi. Bunların yanına cami hademeleri ile bazı meraklılar da katılırdı. Ramazan hilalini görenler

olursa süratle kadılığa gelip haber verirlerdi. Bulutlu havada hilali bir âdil Müslüman kadın veya erkeğin gördüm demesiyle, açık havada ise bir çok kimsenin söylemesiyle kadı Ramazan olduğunu ilan ederdi.

KANDİL VE DAVULLA İLAN EDİLİRDİ Süleymaniye Camii kandilcileri aldıkları işaret üzerine kandilleri yakarak ve bekçiler davullarını çalarak Ramazan’ın başladığını mahalle halkına duyurmaya başlarlardı. Şükür bu aya girdik Akşam hilali gördük Sevinçlere gark olduk Yüzü toprağa sürdük.

Aleme rahmet geldi Büyük bir nimet geldi Ramazanla birlikte Müjde-i Cennet geldi. Ramazanın ilanından dolayı bütün Müslümanların büyüklü küçüklü sevinç ile birbirlerini tebrik etmeleri adetti. FAKİRLER BAŞTACI EDİLİRDİ Yaşlılar, gençler, babalar ve çocuklar, fenerleri ellerinde olarak akın akın camilere koşarlar saf saf, hazin hazin Kur’ân-ı kerim okunmasını dinlerlerdi. Sonra yatsı namazı ile ilk teravihi kılıp dua eder ve sevinçle Ramazan tebriklerinde bulunurlardı. İki cihan güneşi Sevgili Peygamberimiz buyurdular ki: “Ramazan ayının gelmesine sevineni Allahü teâlâ kıyamet gününün korkusundan emin eyler.” > devamı 8. sayfada

eygamber efendimizin (aleyhisselâm), üzerinden çıkararak Veysel Karânî hazretlerine verilmesini vasiyet ettiği Hırka-i şerîf, her yıl Ramazan ayının ilk Cuma günü İstanbul Fatih’teki Hırka-i Şerîf Câmii’nde ziyarete açılıyor. Ramazanın son günü ikindi vaktine kadar, her gün 10.0016.00 saatleri arasında ve Kadir Gecesi’nde ise, sabah saat 04.00’e kadar ziyaret ettirilmektedir. Yurdun her köşesinden gelen ziyaretçiler, son senelerde çok fazla artış göstermiştir.

Merhaba Ya Şehr-i Ramazan!

Ra ma za n a yı n a ma h su s g ü n lü k d i ji ta l ga zete ...

İstanbul namaz vakitleri İmsâk

03: 3 2

Sabah

0 3 :5 2

Güneş

0 5:38

Öğle

13 :12

İkindi

1 7: 08

Akşam

2 0: 2 4

Yatsı

22: 1 4


sağlık

2

Beslenme Uzmanı

NİL ŞAHİN GÜRHAN

Sağlıklı bir oruç için

Sağlıklı beslenme gerekli! Yeterli ve uzun süre tok tutacak şekilde güçlü bir sahur öğünü bütün günü enerjik ve rahat geçirmemize zemin hazırlar. Günün sonunda, bütün gün aç ve susuz kalan bedenimizi iftarda öyle beslemeliyiz ki, yorulan vücudumuzu yapılandırsın, kan şeker seviyesini sağlıklı seviyelere getirebilsin…

R

amazan ayında oruç tutarken, yaşam şeklimiz ile birlikte beslenmemizde 1 ay sürecek derin bir değişiklik yaşarız. Rahat ve sağlıklı oruç tutabilmek için sahur ve iftar öğünlerinde sağlıklı, yeterli ve dengeli öğünler oluşturmalı, iftar sonrası sindirimi kolay küçük bir ara öğün tüketmeliyiz. Yeterli ve uzun süre tok tutacak şekilde güçlü bir sahur öğünü bütün günü enerjik ve rahat geçirmemize zemin hazırlar. Günün sonunda, bütün gün aç ve susuz kalan bedenimizi iftarda öyle beslemeliyiz ki, yorulan vücudumuzu yapılandırsın, kan şeker seviyesini sağlıklı seviyelere getirebilsin. iftar sonrası dinlenirken de küçük ve sağlıklı bir ara öğün, enerjimizin düşmesini engeller.

Ramazanda oruç tutark en

OLMAZSA OLMAZLAR; Sahur öğünü güçlü olsun: Oruçta, sahur öğünü normal beslenme sisteminde ki kahvaltı kadar önemlidir. Sahura mutlaka kalkmalı ve dengeli ve zengin bir sahur kahvaltısı yapmalısınız. 3-4 dilim peynir + 3-4 dilim tam tahıl ekmeği + küçük bir avuç ceviz, badem gibi kuru yemiş + bol domates salatalık gibi çiğ sebze + 1-2 porsiyon taze meyve dengeli bir sahur kahvaltısını oluşturur. İftar öğünü sağlam olsun: İftarda dengeli beslenmek Ramazan ayının sağlıklı geçmesi için temel gerekliliktir. İftar öğününde denge kurmak için; 1 . grup yemek; et veya etli sebze yemekleri + 2 . grup yemek; ekmek grubu yiyecekler; ekmek, pilav, makarna, patates, mısır + 3 . grup yemek süt- yoğurt grubu (ayran, cacık, yoğurt olabileceği gibi iftarın üzerine sütü kahve ile karıştırarak sütlü kahve olarak da içebilirsiniz) + 4 . grup yiyecekler zeytinyağlı sebze yemekleri, salata ve çiğ sebze (az zeytin yağı ilave edilmiş salatadan en az bir avuç yemeniz gerekir, enerji içermediği için

daha fazla, istediğiniz kadar tüketebilirsiniz.) + 5 . grup yiyecek olarak da yemeğin üzerine tüketilecek Ramazan tatlıları veya meyve. Su içmeye zaman ayırın: İftarda, sahurda, iftardan yatana kadar gece boyunca bol su için. İftardan sonra suyunuzu yanınıza alın sizi rahatsız etmeyecek şekilde bol bol için. Gece yatmadan önce küçük bir ara öğün olsun: İftardan sonra yatmadan önce küçük sağlıklı bir atıştırma, 3. öğün görevini görür. Bu atıştırmalar; taze mevsim meyvesi veya kuru meyveler ile birlikte ceviz, fındık, badem gibi kuruyemişler olsun. Peynir + ekmekle küçük bir sandviç veya süt, yoğurt gurubu yiyecek yanında meyve ilavesi de tok tutan enerji veren atıştırmalardır. Oruçluyken gün içinde minimum hareket olsun: Ramazan’da oruçluyken aç ve susuz olduğunuz için, gün içinde minumum hareket edin. İftar sonrası açık havada kısa, orta tempolu bir yürüyüş metabolizmamızı canlı tutar.


oruç ve iftar Oruçla ilgili bazı hadîs-i şerîfler

Ramazân ayı bereket ayıdır. Allahü teâlâ bu ayda, günâhları bağışlar, duâları kabûl eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.” Hicrî 2. senede oruç ibâdeti farz kılındıktan sonra, Peygamber Efendimiz 9 sene oruç tuttular. Bugün sizlere, başta “Kütüb-i Sitte” olmak üzere, birçok hadîs-i şerîf kitâbında bulunan, Sevgili Peygamberimizin, mübârek “Ramazân ayı”nda oruç tutmakla alâkalı olarak buyurdukları hadîs-i şerîfinden birkaçını takdîm etmeye çalışacağız: “Bilhâssa oruçlu iken çirkin/ kötü söz söylemeyin! Biri size sataşırsa, ona ‘Ben oruçluyum’ deyin.” [Buhârî] “İslâm, kelime-i şehâdet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazân orucunu tutmak ve

haccetmektir.” [Müslim] “Temizlik îmânın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır.” [Müslim] “Ramazân ayı mübârek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazân orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytânlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [yani Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.” [Nesâî] “Ramazân ayı gelince, “Ey hayır ehli! Hayra koş. Şer ehli! Sen de kötülüklerden el çek” denir.” [Nesâî] “Ramazân orucu farz, terâvîh namazı da sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibâdetle geçirenin günâhları affolur.” [Nesâî] “Ramazân ayı bereket ayıdır. Allahü teâlâ bu ayda, günâhları bağışlar, duâları kabûl eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.” [Taberânî]

Oruca Niyet Etmek

B

ir gün evvel güneş batmasından, oruç günü dahve vaktine (öğleden bir saat önce) kadar, Ramazan orucuna kalb ile niyet etmek farzdır. İmsaktan önce niyet ederken, “Niyet ettim yarın oruç tutmaya”, İmsaktan sonra niyet ederken de, “Niyet ettim bugün oruç tutmaya” denir. Yanılıp yanlış söylense de mahzuru olmaz. Her gün ayrı niyet etmek lâzımdır. Belli gün olan adak orucunun ve nâfile orucun niyet zamanı da böyledir. Kazâ ve kefaret orucuna ve zamanı belli edilmeyen adak oruçlarına, imsaktan sonra niyet edilmez.

İftar Duâsı Güneşin battığı iyi anlaşılınca, önce E’ûzü ve Besmele okuyup, (Allahümme yâ vâsi’al-magfireh igfirlî ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil-müminîne vel müminât yevme yekûmülhisâb) denir. Bir iki lokma iftârlık yiyip, (Zehebezzama’ vebtelletil-urûk ve sebetel-ecr inşâallahü teâlâ) denir ve yemeğe başlanır.

İftar Sofrası

Ramazan Manileri

Etli Güveç

Denizden çek oltanı! Duvara as baltanı! Hoş geldi sefa geldi, On bir ayın sultanı. ~~ Ramazanla uyandı, Mümin nura boyandı, Hazırlıklar başladı, Camide kandil yandı. ~~ Müminlere nimettir, İlk on günü, rahmettir, Bu ayda oruç tutmak, Büyük bir ganimettir. ~~ Müminler huzur bulur, Günahları affolur, Bayram günü gelince, Cehennemden kurtulur. ~~ Oruçla anla aç toku! Aç ilmihali oku! Hoca, ömrün geçmeden, İnsanlıktan al koku!

Malzemeler (4-6 kişilik): • • • • •

3

2,5 kilo kuşbaşı dana eti 2 kilo domates 1,5 kilo yeşil biber 2 baş sarımsak 100 gram iç yağ

Hazırlanışı: Etleri güvece aktarın. Üzerine şerit şeklinde doğranmış iç yağ ilave edin ve ağzı kapalı olarak arada bir karıştırarak yaklaşık 1.5 saat pişirin. Daha sonra kabukları soyulmuş bütün sarımsaklar, doğranmış biber ve küp şeklinde doğranmış domatesleri ilave edin. Yaklaşık 1 saat daha pişirin. Ocaktan inmesine yarım saat kala yarım su bardağı su ilave edin. Birkaç dakika daha pişirip ocaktan alın. Sıcak servis yapın.


tarih

4

Bir Başka idi Ramazan Ayının Havası PROF. DR. EKREM BUĞRA EKİNCİ

Ramazan’ın diğer aylara benzemeyen bir havası vardı. Bu havayı veren, tantanalı iftar sofraları, coşkulu terâvih namazları ve câmileri hınca hınç dolduran halk idi.

Y

ıl on iki aydır. Ama bu aylardan bir tanesi, diğerlerinin mazhar olmadığı bir alâkaya sahiptir. Bu vesileyle “On bir ayın sultanı” namı verilen Ramazan ayı, gündüzleri tutulan oruç ve geceleri kılınan teravih namazlarıyla diğer aylardan farklılık gösterir. ÜÇ OTUZUNDA! Ramazan, güneşin hararetinin kum ve taşa şiddetle tesir etmesi demektir. Aylara isim verilirken o sene o ay hangi mevsimde ise bununla isimlendirilmişti. Eskiden bu aya Nâtık denirdi. O sene şiddetli sıcaklara rast geldiği için bu ismi aldı. Oruç ayı olduğu için, oruçlunun günahlarını yakıp yok ettiğinden dolayı da mecâzen bu isim uygun düşmektedir. Kur’an-ı kerîmin inmeye başladığı aydır. Kadir Gecesi ekseri bu aydadır. Ra-

Ayasofya’da namaz

madânü’l-Mübârek diye anılırdı. Halk ağzında Ramazan olmuştur. İslâm âleminde kullanılan Hicrî takvim ayın hareketlerine göre hesaplandığı için, Ramazan ve Bayram günleri, her sene, güneş takvimine göre 11 gün evvel olduğundan, hep aynı mevsime rast gelmez. 33 senede bir kamerî takvim ile şemsî takvim (güneş takvimi) aynı günde buluşur. Onun için 70’inden yaşlı birisi için üç otuzunda denir. Yani Ramazan ayını ömründe üç defa aynı mevsimde görmüş demektir. Ayın başlaması hilâlin görülmesiyle olduğu için, birkaç gece öncesinden hilâl gözetlenir; görülürse top atılarak Ramazan ayı ilân edilirdi. Görülmezse Şaban ayı otuza tamamlanıp, ertesi günü oruca başlanırdı. Bu iş için hususî vazifeliler vardı. Dünyanın bir yerinde hilâl

görülünce orada oruca başlamak lâzım olduğundan, dünyanın farklı yerlerinde bir gün evvel veya sonra oruca başlandığı olabilirdi. Sahur ve iftar saatleri ise mahalle davulcuları tarafından mâniler söylenerek ilan edilirdi. SELÂMLIĞA MI ÇIKACAK? Osmanlılarda Ramazan ayı öncesinde hazırlıklar başlardı. Camiler temizlenir; mesai saatleri oruca göre tanzim olunurdu. Mektep ve medreseler tatil edilirdi. Halk işi gücü biraz rölantiye alır; iftara yakın çarşılarda açılan ramazan sergileri dolaşılırdı. Bu sergilerde tesbihten kitaba envai çeşit mal satılırdı. Tiryakilerin işi her zamanki gibi zordu. Rivayet odur ki, Sultan II. Mahmud, musahibi Said Efendiyle, iftara yakın Sirkeci’de babasının türbesini ziyarete

gitmiş. Tiryaki olduğunu bildiği türbedara takılmak istemiş. Babasının sarığını beğenmediğini, tekrar sarmasını söylemiş. Türbedar sarmış. Yine beğenmemiş. Tekrar sarmış. Yine beğenmeyince, oruç kafasına vuran tiryaki türbedar; “A hünkârım, babanız yarın Cuma selâmlığına mı çıkacak, varsın böyle kalsın” demiş. Türbedarın çıkışına padişah pek gülmüş; “Maksadım latifeydi” deyip bahşiş vererek türbeden ayrılmışlar. Saraydan en küçük eve kadar iftar davetleri verilirdi. Paşa konakları ve zengin köşklerinde üst katta davetlilere, alt katta gelip geçenlere sofralar kurulur, millet iftar vermekte yarışırdı. Herkesin sofrası, her zamankinden biraz daha parlak olurdu. Ramazan sofrasının hususiyetlerinden birisi de hurma ile güllaçtır. Hele güllaç,


tarih

Sakal-ı şerif ziyareti de bu ayın hususiyetlerindendir. Hazret-i Peygamber’in Veysel Karenî’ye hediye ettiği meşhur Hırka-ı Şerif, bu âilenin torunları tarafından halka gösterilir. Sultan Abdülmecid, bunun için Fatih semti civarında Hırka-ı Şerif Câmii’ni yaptırmıştı.

sanki Ramazana mahsus bir tatlıdır. Bereketinden olsa gerek, Ramazan, fukaranın daha çok gözetildiği bir aydır. Zenginler, bu ay başlamadan fakir evlerine bir aylık erzak göndermeyi âdet edinmişti. Oruç tutmayanlar, hatta gayrımüslimler aleni oruç yemeyerek oruç tutanlara hürmet gösterirdi. ENDERÛN USULÜ TERÂVIH Ramazan gecelerinin ziyneti terâvih namazlarıdır. Hazret-i Peygamber’in sünneti olarak sonraki asırlara intikal eden bu namaz yatsıdan ayrı 20 rek’attir. Namaz aralarında ilahiler okunur, salavatlar getirilir. Cemaatle kılmak sünnettir. Genç-yaşlı, büyük-küçük, erkek-kadın müsait olan bütün Müslümanlar bu gecelerde câmiye koşup yalnız kılınması zor olan bu namazı kılmaya çalışırdı. Büyük câmilerde saraydan gelme enderûn usulü denilen terâvih namazı kılınırdı. Bunun farkı, güzel sesli müezzinlerin okuduğu ilahilerin makam ve mânâ bakımından birbiriyle tenasüp içinde olmasıdır. Ayrıca namazda okunan âyet ve surelerin rastgele seçilmezdi. Rahmet, tesbih ve Resulullahı öven âyet-i kerimeler okunurdu. Selef zamanında Ramazan gelince Mescid-i Nebi’deki bütün kandiller yakılırdı. 1500’lerde Sultan II. Selim zamanından itibaren minareler arasına mahya denilen kandiller germek âdet olmuştu. Ayın ilk yarısında âyet-i kerimeler, hadis-i şerifler, dinî ve ahlakî nasihatler yazılır; yarısından sonra kayık, gemi, çiçek, Kızkulesi, köşk, fıskiye, câmi, top arabası, ay-yıldız gibi resimler yapılırdı. Hareketli mahyalar bile vardı. Sakal-ı şerif ziyareti de bu ayın hususiyetlerindendir. Hazret-i Peygamber’in Veysel Karenî’ye hediye ettiği

5

Eski Ramazanlar’da orta oyunu

Tası tarağı topladık

V

Meddah

meşhur Hırka-ı Şerif, bu âilenin torunları tarafından halka gösterilir. Sultan Abdülmecid, bunun için Fatih semti civarında Hırka-ı Şerif Câmii’ni yaptırmıştı. Gündüz camilerde daha çok vaaz ve mevlid cemiyetleri olur; halk câmileri doldururdu. Ekseri ikindiden ve sahurdan sonra mukabele okunurdu. Yani hoca Kur’an-ı kerimi sırasıyla okur, cemaat takib eder; ay sonunda topluca hatim duası yapılırdı. Bilhassa kadınlar türbelere

koşardı. Normal zamanlarda yatsıdan sonra ortalıkta in-cin top atarken, Ramazan’da geç vakte kadar çarşılar, kahvehaneler açık kalır; terâvihten çıkanlar buralara akın ederdi. Meddah, orta oyunu ve hayal oyunu (Karagöz) seyredilirdi. Sonraları dram kumpanyaları tiyatro oynamaya başladı. Direklerarası denilen Şehzâdebaşı eğlenceleri, İstanbul’da serbestliğin baş gösterdiği son yıllara ait bir keyfiyettir.

aktiyle İstanbul’da Abbas isminde yaşlı bir dilenci vardı. Bilhassa her sene Ramazan ayında dilendiği paralarla yüklü bir servete sahip olmuştu. Dilenciliğe yeni başlayan bir çingene genci, Abbas’ın namını duymuştu. Onu görüp, bu mesleğin püf noktalarını öğrenmek istiyordu. Nihayet bir Ramazan gecesinde hamama girdiğini görüp, ardınca içeri daldı ve kurna başında yanına yaklaşıp şöyle dedi: -Efendim! Bendeniz dilenciliğe başlamaya karar verdim. Umarım ki bu asil sanatın inceliklerini bu kulunuzdan esirgemezsiniz. Ne türlü usül ve kaidesi var ise bilcümle öğrenmek isterim. Şu mübarek geceler hürmetine lutfediniz. Abbas cevap verdi: -Peki evlat öğreteyim. Dilenciliğin başlıca üç kuralı vardır, kulağına küpe olsun. Bir, her nerede olursa olsun istemeli. İki, her kimden olursa olsun istemeli ve üç, her ne olursa olsun istemeli. Yeni yetme dilenci hemen Abbas’ın

elini öperek dedi ki: -Ustam, ben fakirim. Allah rızası için bir şey! Abbas şaşırdı: -Burası hamam bre! Burada dilencilik mi olur? -Her nerede olursa istemeli dedin ya usta! -İyi ama ben zaten senin kadar fakir bir dilenciyim. -Öyle ama ikinci kural istemek için adam seçmemek gerektiğini bildirmiyor muydu? -Fesübhanallah! Bu kurna başında ben şimdi sana ne verebilirim be adam? Elbisem dışarıda, paralarım evde. İşte ortada bir tasım, bir tarağım var. -Ustam kuralların üçüncüsü der ki: Her ne olursa olsun istemeli. Ben tasa tarağa da razıyım. Abbas şaşkın... Etraftan onları seyredenler hayrette. Genç dilenci tası tarağı aldı ve hamamdan çıkıp gitti. O günden sonra Abbas dilenciliğe tövbe etti ve soranlara da: -Tası tarağı toplattık! Gayrı bizden bu işler geçmiş, diye yakındı. İşte, “Tası tarağı toplamak” tabiri buradan kaldı.


6

sohbet

Ramazan Ayının Fazileti ve Oruç PROF. DR. RAMAZAN AYVALLI

M

übarek Ramazan-ı şerif ayı ve ondaki Kadir Gecesi hakkında sevgili Peygamberimiz buyururlar ki: “Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve sevap bekleyerek ihya ederse geçmiş günahları afv olur. Kim Ramazanı, farziyyetine inanarak, Allah rızası için ve sevabı yalnız O’ndan bekleyerek oruçlu geçirirse, geçmiş günahları mağfiret olunur.” Hicri Kameri ayların dokuzuncusu olan Ramazan ayı, mübarek ve feyizli bir aydır. Allahü teala, insanlar ve mekanlar içinde bazılarını diğerlerine nazaran daha faziletli, daha mübarek ve muhterem kıldığı gibi, zamanlar içinde de bazılarını diğerlerine nisbetle daha mübarek ve feyizli kılmıştır. Bu feyizli zamanlardan biri de, ayların sultanı, mağfiret ve rahmet ayı olan mübarek Ramazan ayıdır. Bu ay, oruç ayıdır. Allahü teala, bu ayda oruç tutmayı, şartları, üzerinde bulunan her müslümana farz kılmıştır. Allahü teala, bu ayda orucu, bütün Peygamberlere ve zamanımıza kadar gelmiş geçmiş ümmetlere farz kıldığını şöyle beyan buyurur: (Mealen): “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allaha karşı gelmekten sakınasınız diye size de sayılı günlerde farz kılındı…” Bunu takip eden ayet-i kerimede: “Ramazan ayı ki onda Kur’an, insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi, sizden bu ayı idrak eden, onda oruç tutsun…” buyurulur. Orucun farziyyeti Kitap, Sünnet ve icma ile sabittir. Ramazan ayı hakkında, Peygamber Efendimiz

buyurmuşlardır ki: “Eğer kullar, Ramazanın ne olduğunu bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederlerdi…” Ramazan ayı gufran ve mağfiret ayıdır. Günahlara dalmış insanların temizlenecekleri bir aydır. Bir hadis-i şerifte: “Beş vakit namaz, Cuma diğer Cumaya kadar ve Ramazan da ertesi Ramazana kadar, kebairden (büyük günahlardan) sakınılırsa, diğer günahları afv ettirir” buyurulur. Bu ay, insanların saflaşmasına ve melekleşmesine vesile olduğu gibi, oruç sayesinde sıhhatli olmalarını da temin eder. Yine bir hadis-i şerifte, bu mevzuda şöyle buyurulmuştur: “(Allah yolunda) cihad ve muharebe ediniz ki ecre malik olup memleketiniz genişlesin ve rızkınız artsın. Oruç tutunuz ki, sıhhatli olasınız. (Ticaret işlerinde) sefere çıkınız ki zenginliyesiniz (kazancınız ve malınız artsın).” İnsanlar bu ayda, kötülükleri bırakıp iyi işleri yapma hususunda daha fazla hassasiyet göstermelidirler. Her türlü kötü halden, kötü söz ve fiilden kaçınmalıdır ki neticede hadis-i şerifte müjdelendiği gibi, günahları bağışlansın. Oruç insanları kalkan gibi korur. Peygamber Efendimiz: “Kalkanın sizi muharebede koruduğu gibi, oruç da sizi, ateşten koruyan bir kalkandır…” buyurmuşlardır. Başka bir rivayette: “Oruç bir kalkandır ki kul, onunla Cehennemden korunur” buyurulur. Diğer bir rivayette ise, kalkana benzetmekten başka, bir de ateşten koruyan muhkem bir kale olarak teşbih buyurmuşlardır. Ramazan ayında tutulan orucun sevabına had yoktur. Bu husus, bir hadis-i kudside şöyle beyan buyurulur: “Adem oğlunun her ameli, kendisi içindir. Ancak oruç müstesna,

o benim içindir. Onun karşılığını ben veririm…” Bu hadis-i kudsinin sonunda: “… Çünkü yemesini, içmesini ve şehevi arzularını benim için terkediyor” buyurulmuştur. Bir rivayette, Peygamber Efendimiz: “İyiliğe on mislinden yediyüz misline kadar sevab verilir. Allahü teala buyurmuştur ki: Ancak oruç müstesna, o benim içindir, onun karşılığını ben vereceğim…” buyurmuştur. Oruç, Allah rızası için tutulan ve gizli olduğu için riyadan uzak olan bir ibadet olduğundan dolayı, bu derece büyük sevaplara vesile olabilmektedir. Cenab-ı Hakkın, kullarına emrettiği şeylerde, -biz, hakkıyle takdir edemesek bile- onlar için birçok faydalar vardır. Orucun dini, uhrevi faydaları bulunmakla beraber, bunlardan başka sıhhi, ictimai, ahlaki birçok faydalarını bizler de takdir edebilmekteyiz. İnsan, oruç sayesinde, nefsini bir kısım şiddetli arzulara mukavemete alıştırır, behimi yani hayvani duygularını azaltır, ruhunu tasfiye eder, meleklik vasfiyle sıfatlanmaya başlar. Böyle ferdlerden meydana gelen cemiyetlerin ictimai, ahlaki hayatında başka bir inkişaf, başka bir fazilet tecelli eder. Oruç tutan kimse, kendi isteğiyle katlandığı bir müddetlik mahrumiyet sayesinde fakirlerin, mahrumların hallerine tecrübeli bir vukuf sahibi olur, kendisinde merhamet, şefkat ve yardımlaşma duyguları artar, böylece insanlık için faydalı bir unsur haline gelir. Allahın emrine uyarak, O’nun meşru nimetlerinden bile, bir müddet mahrumiyete katlanan bir insan, başkalarının nimetlerine göz dikmez, başkalarının zararına çalışmaz. Oruçlu kimselerin, mümkün olduğu kadar,

gece ve gündüz, Kur’an-ı Kerimi okumakla, Allahü tealayı zikirle, Resul-i Ekrem Efendimize salat u selam ile ve ilimle meşgul olmaları, bunların yanısıra akrabasına ve fakirlere fazla ihsanda bulunmaları, hediye ve sadaka vermeleri, fuzuli, lüzumsuz kelamdan dillerini tutmaları müstehabtır. Orucun fayda ve hikmetleri pekçoktur. Hadis-i şeriflerde geçen bazı hususları, kısaca maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz: 1-Bedenin sıhhati: Hemen hemen bütün hastalıklarda, doktorların hastalara perhiz tavsiye ettikleri herkesin ma’lumudur. 2-Nefsi, şehveti kırmak, şeytanı kahretmek, behimi duyguları azaltmak, nefsin şiddetli arzularına mukavemet. 3-Kalbin temizlenmesi, ruhun saflaşması. 4-Ahirette yüksek ecir ve büyük mertebeler verilmesi. 5-Meleklerin vasıflarıyle vasıflanmak. Helali bile, bir müddet yiyemeyen insan, haramdan elbette ki daha çok çekinir. 6-Günahların afv olunması. 7-Allahü tealaya yaklaşma. Çünkü O’nun emrine uyarak oruç tutuluyor. 8-Bir nevi bedenin zekatı veriliyor. 9-İnsanı sabra alıştırıyor. 10-Fakirlerin hallerine vakıf olunuyor ve böylece ictimai yardımlaşma temin edilmiş oluyor. Merhamet, şefkat duyguları artıyor. İslam alimlerinin önde gelenlerinden İmam-ı Rabbani’nin ifade ettikleri gibi: “… Ramazan-ı şerif ayı, bütün hayırları ve bereketleri ihtiva etmiştir. Bütün bir yıl içinde, herhangi bir cihetten, herhangi bir kimseye gelen bütün hayırlar ve bereketler, bu çok kıymetli ayın bereketler denizinden

bir damla gibidir. Bir kimse, bu ayda, kendini toparlarsa, bütün yılı iyi olarak geçer. Bu ayı kötülükle geçirirse, bütün senesi kötü geçer… Ramazan-ı şerifte, Kur’an-ı Kerimi hatmeden kimsenin, bu ayın bereketlerine kavuşması, hayırlarından pay alması umulur. Bu ayın günlerinin bereketi başka, gecelerinin hayrı başkadır…” Ramazan ayının faziletini ve onda oruç tutmanın farziyettini, onda bulunan Kadir Gecesinin şeref ve kadrini çocuklarımıza da anlatmalıyız. Onlara İslamı, dini hükümleri ve ibadetleri öğretmekten, ilk planda anne ve babalar mes’uldürler. Çocukların istikbalini temin edebilmek, dünya ve Ahiret seadeti ve selametini kazandırabilmek için, Kur’an-ı Kerimin emirlerini ve Hazret-i Peygamber Efendimizin sünnetini onlara öğretmeliyiz. Bu sayede en mes’ud ve bahtiyar hayatı yaşamaları için a’zami gayret göstermiş oluruz. Biraz önce isminden bahsettiğimiz büyük alim İmam-ı Rabbani Ahmed Faruki Serhendi, Mektubat isimli kıymetli kitabında demektedir ki: “Müslüman çocukların inanışlarının bozulmalarına sebep olan şeyleri araştırdım. Şüphelerinin nereden geldiğini inceledim. Sonunda anladım ki: İmanlarındaki bu gevşekliğin tek sebebi vardır. O da, Resulullah’dan bu güne kadar, çok zaman geçmiş olması, geri kafalı, kısa görüşlü ve din cahili birkaç felsefeci ile, fen adamı geçinen birkaç cahilin, din hakkındaki sözlerinin doğru sanılmasıdır. Bunlar genel olarak, Peygamberlik makamını anlayamamakta veya anlamakta yanılmaktadırlar.” Bu bakımdan, çocuklara ve gençlere, sahalarında mütehassıs büyük ilim adamlarının yazmış oldukları doğru bilgilerin anlatılması ve öğretilmesi çok önemlidir.


sohbet Âriflerin ışığı, velîlerin önderi...

İmâm-ı Rabbânî

İmam-ı Rabbani hazretleri, Muhammed Bakibillah hazretlerininin en üstün talebesi olup, Hicri ikinci bin yılın müceddididir...

İ

mam-ı Rabbani (kuddise sirruh) hazretleri, Hindistan’da yetişen en büyük velî ve âlimdir. Hazret-i Ömer’in soyundandır. Âriflerin ışığı, velîlerin önderi, İslam’ın bekçisi, Müslümanların baş tacı, müceddid, müctehid ve İslam âlimlerinin gözbebeğidir. Silsile-i aliyyenin yirmi üçüncüsüdür. 1563 (H. 971) yılında Hindistan’ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu. 1624 (H. 1034) senesinde doğduğu yerde vefât etti... Bu mübarek zat, İmam-ı Rabbani ismiyle tanınmıştır. İmam-ı Rabbani, “Rabbani âlim” demek olup, kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir. Hicri ikinci bin yılın müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı “Müceddid-i elf-i sani” ismi verilmiştir. Tam ismi “İmam-ı Rabbani Müceddid-i elf-i sani Şeyh Ahmed-i Faruki Serhendi”dir. İmam-ı Rabbani hazretleri, Muhammed Bakibillah hazretlerini tanıdıktan birkaç ay sonra, hocasından icazet aldı. Kendisi bizzat şöyle buyurmuştur: “Biz dört kişi, hocamız Muhammed Bakibillah hazretlerine hiz-

mette diğerlerinden ilerideydik. Hepimizin ayrı bir bağlılığı, ayrı bir düşüncesi vardı. Bu fakir yakînen biliyorum ki, böyle bir sohbet ve cemiyyet, terbiye ve irşad kaynağı, Peygamber efendimizin zamanından sonra dünyada çok az görülmüştür. Gerçi insanların en hayırlısı olan Resulullah efendimiz zamanında bulunamadık, sohbetine kavuşamadık ama, Muhammed Bakibillah hazretlerinin saadetli sohbetinden de mahrum kalmadık. Bunun için bu büyük nimetin şükrünü yerine getirmek lazımdır. Onun huzurunda herkes kendi bağlılığına, muhabbetine göre bir şeylere kavuştu.” İmam-ı Rabbani hazretleri, benzeri az yetişen, müstesna bir İslam âlimi ve büyük bir mürşid-i kâmildir. Peygamber efendimizin vefatından bin sene sonra da İslam düşmanları dine, imana insafsızca saldırmışlardı. Allahü teâlâ kullarına acıyarak, İmam-ı Rabbani gibi bir müceddid yarattı. Onun vasıtasıyla din düşmanlarının korkunç

saldırısını durdurdu. Hakkı bâtıldan ayırıp, çok kalblerden bâtılı kaldırdı. Bu yüce İmamın mektup ve kitapları, insanları gafletten uyandırdı. Dünyaya ışık saldı... Din büyükleri buyurdu ki: “Kur’an-ı kerimden ve Resul aleyhisselamın hadis-i şeriflerinden sonra en kıymetli kitab, İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat kitabıdır.” (Bu kitap Hakikat Kitabevi yayınları arasındadır.)

7

İFTAR VERMEK

günleri rahmet, ortası af ve mağfiret ve sonu Cehennemden azat olmaktır. Bu eygamber efendiayda, emri altında miz “sallallahü aley- olanların vazifesini hi ve sellem” buyurdu ki: hafifletenleri, Allahü “Bir kimse Ramateâlâ affedip, Cehenzan ayında bir oruçnem ateşinden kurluya iftar verirse, günahları affolur. Hak tarır. Bu ayda 4 şeyi çok yapınız! Bunun teâlâ, onu Cehennem ateşinden azat eder. O ikisini Allahü teâlâ oruçlunun sevabı kaçok sever. Bunlar, dar, ona sevap verilir.” kelime-i şehâdet Eshâb-ı kirâm, “Yâ söylemek ve istiğResûlallah! Her birifar etmektir. İkisini miz, bir oruçluya iftar de zaten her zaman verecek, onu doyuracak yapmanız lâzımdır. kadar zengin değiliz.” Bunlar da Allahü deyince, buyurdu ki: teâlâdan Cenneti is“Bir hurma ile iftemek ve Cehennem tar verene de, yalnız ateşinden O’na sığınsu ile oruç açtırana maktır. Bu ayda, bir da, biraz süt ikram oruçluya su veren bir edene de, bu sevap kimse, kıyâmet günü verilecektir. Bu ay susuz kalmayacaköyle bir aydır ki, ilk tır.” [Beyhekî]

P

Tecdid-i imân Duası İman tazelemek için şu dua okunur: “Amentü billah ve bi-mâ câe min indillah, alâ murâdillah ve âmentü bi-resulillah ve bi-mâ câe min indi resulillah alâ murâd-i resulillah, âmentü billâhi ve melâiketihi ve kütübihi ve rüsülihi velyevmil-âhiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallâhi teâlâ vel-ba’sü ba’delmevt. Hakkun eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh.”

Orucu Bozmayan Şeyler • Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içerse, • Ağzına gelen kusuntu geri giderse, • Tentürdiyot ve yağ sürerse, sürme çekerse, • Oksijen tüpü ile sunî hava verilirse, (İlâç da olursa bozar.) • Orucu bozmaya niyet edip de bozmazsa, • İstemeyerek ağız dolusu kusarsa, • Boğazına toz, duman vs, kaçarsa, • İsteyerek, zorlayarak biraz kusarsa, • Gözüne ilâç koyarsa, • Gıybet ederse, • Rüyâda ihtilâm olursa, • Diş çukuruna ilâç koyarsa,

• • • • • • • • • • •

Çiçek ve kolonya koklarsa, Morfinsiz diş çektirirse, Yutmadan yemeğin tadına bakarsa, Başkalarının içtiği sigaraların dumanı, sakındığı hâlde ağzına, burnuna girerse, Diş çektirince gelen tükürükten az kanı (yani sarı ise) yutarsa, Ağzını yıkadıktan sonra, kalan yaşlığı tükürükle yutarsa, Dişleri arasında kalan nohuttan küçük olan şeyi yutarsa, Hacamat olursa, (Yani kan aldırırsa.) Kulağına su kaçarsa, Uyanık iken, bakarak cünüp olursa, Misvâk kullanırsa, orucu bozmaz.


8

sohbet

Hırka-i Saadet Merasimi

T

opkapı Sarayı’nın Hırka-i Saâdet dâiresinde bulunan Peygamber efendimize ve yakınlarına ait olan Mukaddes Emânetler, Osmanlı Devleti zamanında her Ramazan ayının 15’inde ziyâret olunurdu. Bu ziyâretten birkaç gün önce Mukaddes Emânetler’in bulunduğu taht odasının temizliği büyük bir hürmetle yapılır, padişah başta olmak üzere Has oda ağaları Mukaddes Emânetleri Taht Odasından Revân Odasına taşırlardı. Bu taşıma esnasında pâdişah da Has oda ağaları gibi hizmette bulunur, herhangi bir sebeple bu törende bulunamazsa maiyetinden birini gönderirdi. Ayın 14’ünde merasimde bulunacaklara dâvet tezkereleri

gönderilirdi. Dâvetliler ertesi gün öğle namazından sonra Bâbüs-saâde’ye gelerek sadrazamı beklerlerdi. Sadrazam Bâbü’s-sa’âde’ye geldiği zaman Silâhdar ağa tarafından karşılanır, Silâhtar

Ramazan’a hürmetin neticesi

B

ir Ramazan günü idi. Müslüman mahallesinde oturmakta olan bir Mecusi’nin küçük çocuğu, oruçlu müslümanların arasında ekmek yiyordu. Babası, çocuğun bu yaptığını görünce, (Oğlum Müslümanların arasında yemek yenir mi? Onlar bu günlerde oruç tutarlar, bu günler onların mübarek günleridir, saygı göstermek lazım) diyerek azarladı ve (Git evde ye) diyerek çocuğu eve gönderdi. Bu olaydan birkaç sene sonra bu Mecusi öldü. Ölümünden sonra o şehirdeki bir müslüman rüyasında bunu Cennet-i âlâda gördü. Mecusiye, (Nasıl oldu da bu nimete

eriştin! Biz seni Mecusi bilirdik. Hatta öldüğün zaman, cenaze namazını bile kılmadık) dedi. O da şu cevabı verdi: “Evet! Doğru söylüyorsun. Ben bir Mecusi idim. Fakat bir gün küçük oğlum, müslüman mahallesinde, onlar oruçlu olduğu halde yemek yiyordu. Ben çocuğun onların gözleri önünde ekmek yemesine müsaade etmedim. Müslümanların hürmet ettiği bir şeye, ben de hürmet ettiğim için; Cenab-ı Allah, hasta yatağımda beni Müslüman olmakla şereflendirdi. Müslüman olarak öldüğüm için bu nimete kavuştum.”

ağa sadrazamın sağına, Has oda başı da soluna geçerdi. Şeyhülislâmın da yanına birer Has oda ağası gelirdi. Sadrazam ve şeyhülislâm yanlarında bulunan ağalarla birlikte Bâbüs-saâde’den içeri

girerler, Arz Odası geçildiği zaman, Bâbüs-saâde önünde bulunan davetliler de protokol sıralarına göre Hırka-i Saâdet’in ziyaret olunacağı yere gelirlerdi. Burada herkes ayakta dururdu. Hırka-i Saâdet sandığının karşısında aşir okuyacak olan birinci ve ikinci imamlarla ayakta duramıyacak kadar ihtiyarsa Şeyhülislâmın oturmasına müsaade edilir. Aşir okunduktan sonra padişah Hırka-i Saâdet sandığını açar. Başta sadrazam ve şeyhülislâm olmak üzere diğer dâvet olunanlar protokol sıralarına göre teker teker gidip Hazret-i Peygamberin Hırkası na yüz sürerlerdi. Bundan sonra hazır bulunan şeyhlerin herbiri sandığın karşısında yer alırlar, duâ ederlerdi.

Diş kirası

E

ski Ramazan iftarlarının bize mahsus güzel âdetlerinden biri de “diş kirası”dır. Misafirler, hane sahibine veda ederken bir miktar para veya hediye verilerek uğurlanırlar. Diş kirası denilen bu hediyenin zarif gerekçesi, ağzınızı iftar sahibinin damak zevkine kiralamış olmanızdır. Tabii işin doğrusu, Ramazan ayının cömertlik ve hayır duygularını şahlandırması dır.Sultan Abdülaziz’in sadrazamlarından Yusuf Kamil Paşa, cömertliği ile ünlüydü. 1868 yılı Ramazan ayının 8. gününe rastlayan 3 Ocak günü, bugün Edebiyat ve Fen fakültelerinin bulunduğu yerdeki konağında verdiği iftar yeme-

ğine, Sultan Abdülaziz teşrif ettiler. Sadece kuş sütünün eksik olduğu ziyafetten sonra, diş kirası olarak, altın bir tepsiye tepeleme yığılmış kağıt tomarları padişaha takdim olundu. Bunlar, Kamil Paşanın sahip olduğu bütün mam ve emlakin senet ve tapularıydı. Ancak bu diş kirası tekliften öteye geçmedi. Çünkü Sultan Abdülaziz, “Bunlar makbulüm oldu. Yine size veriyorum. Her hali niz ve ef’âl ü akvaliniz mahzuziyetimi mucib olmaktadır” sözleriyle tepsiyi ve içindekileri iade etti.

1 R amaz an 14 39 > 16 M ay ı s 2018 Ç a rş a mba R amaz ân ay ın a mah s u s gü n l ü k di j i tal gaze te Yay ın S ah i bi : S ı la M edya Bi li ş i m Rekla m O rg . Ti c. Ltd. Ş t i ., Yay ın Yö n e tmen i : C e l a l Te m ür, Ta s a r ı m : 202 i l e t i ş i m www.ramaz an gaze te s i .co m | @ ramaz an gaze te s i

baş tarafı 1. sayfada Ramazan’da iftara misafir çağırmak çok makbul olduğundan dost, akraba, fakir ve fukaraya haber salınır “Aman bu sene mutlaka iftara bekliyoruz” diyerek tenbihler yapılırdı. Hatta bütün bir Ramazan’ı geçirmek üzere bazı fakir ve yalnız ihtiyarlar daimi yatılı misafir olarak eve getirilirdi. Eskiden yarışlar, Peygamber efendimizin iftar verenlerle ilgili müjdelerine kavuşmak hususunda olurdu. Fakirler o kadar kıymetlenirdi ki pay edilemezdi. MÜBAREK YERLER ZIYARET EDILIRDI Ramazan âdetlerinden biri de cami ye mezarları ziyaret etmekti. İstanbul’da Ramazan’ın en güzel, en yoğun şekilde yaşandığı semtler Eyüb, Fatih, Koca Mustafa Paşa, Üsküdar ve Beşiktaş’tı. Öncelikle Ebu Eyyüb el-Ensari ve onunla birlikte İstanbul önüne cihada gelen eshâb-ı kiram türbeleri veya makamları ziyaret edilirdi. Koca Mustafa Paşa’da Sünbül Efendi, Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdayî, Beşiktaş’ta Yahya Efendi dergahları dolar taşar, türbeleri önünde uzun ziyaretçi kuyrukları oluşurdu. Evet eskiden kuyruklara sadece türbeleri ziyarette rastlandırdı. Ramazanın onbeşinde ise Peygamberimizin Veysel Karani hazeretlerine hediye ettiği Hırka-i şerifin bulunduğu cami ziyaret edilirdi.

Ramazan Gazetesi  

Ramazan ayına mahsus günlük dijital gazete

Ramazan Gazetesi  

Ramazan ayına mahsus günlük dijital gazete

Advertisement