Page 68

Poirot, "Bakayım, delikanlı," dedi. "Arı nereni soktu?" Ronald kendine havalar vererek, "Şuramı, boynumun yanını," dedi.Ama acımıyor. Babam, 'Kıpırdama -üstünde bir arı var,' dedi. Ben durdum, babam da arıyı kovdu, ama uçmadan önce beni hafifçe soktu. İğne batışı gibi bir şey. Tabii ki ağlamadım, çünkü artık büyüdüm, gelecek yıl da okula gideceğim." Poirot çocuğun boynunu inceledi, sonra beni kolumdan tutarak bir kenara çekti ve, "Bu gece küçük bir işimiz olacak, mon ami. Sakın kimseye bir şey söyleme!" dedi. Daha fazla bilgi vermeye yanaşmadı, ben de bütün akşamı meraktan kıvranarak geçirdim. Poirot erkenden odasına çıkmak üzere harekete geçti; ben de onu taklit ettim. Yukarı çıktığımız sırada fısıltıyla bana direktiflerini sıraladı. "Soyunma. Biraz bekledikten sonra lambanı söndür ve buraya yanıma gel." Dediğini yaptım, zamanı gelince de onu söylediği yerde buldum.Poirot ses çıkarmamam için beni uyardı, böylece, çocukların dairesine doğru süründük. Ronald burada kendisine ait küçük bir odada kalıyordu. Oraya girerek odanın en karanlık köşesinde beklemeye koyulduk. Çocuğun soluklarının fazla ağır olduğu dikkatimi çekti. "Uykusu fazla derin, değil mi?" diye fısıldadım. Poirot başının hareketiyle doğrulayarak, "İlaçla uyutulmuş," diye fısıldadi. "Niçin?" "Zamanı gelince çığlık atmaması için." "Ne zaman çığlık atacakmış?" diye sordum. "Enjektörün iğnesi battığı zaman, mon ami. Sus artık, daha fazla konuşmayalım hoş, birkaç zaman daha bir şey olmasını beklemiyorum ya." Ama Poirot bu kez yanılmıştı. Aradan on dakika geçmemişti ki kapı usulca açıldı ve biri odaya girdi. Hızla alıp verilen bir soluk sesi kulağıma geldi. Ayak sesleri yatağa yaklaştılar, sonra hafif bir çıt sesi kulağımıza geldi. Küçük cep fenerinin ışığı uyuyan çocuğun üstüne tutuldu. -ama feneri tutan kişi karanlıkta kaldığından görülmüyordu. Karaltı feneri elinden bıraktı. Sağ eliyle bir şırıngayı meydana çıkardı, sol eliyle de çocuğun boynuna dokundu. Poirot ile ben sözleşmiş gibi aynı anda ileri fırladık. Fener yere yuvarlandı. Karaltıyla karanlıkta dövüşüyorduk. Adam olağanüstü kuvvetliydi. Ama iki kişi sonunda hakkından geldik. Poirot, "Işığı yak, Hastings," dedi. "Adamın yüzünü görmeliyim, hoş, kiminle karşılaşacağımı biliyorum ya." Feneri el yordamıyla bulmaya çalışırken kendim de bildiğimi sayordum. Adama duyduğum antipatinin etkisiyle bir ara sekreterle karşılaşacağımı düşünmüştüm. Öyle yada böyle, iki küçük kuzeninin ölümünden kârlı çıkacak adamın izini sürdüğümüz canavar olduğuna artık emindim. Ayağım fenere çarpınca eğilip onu yerden aldım ve düğmesine bastım. Işık anında o canavarın yüzünü aydınlattı. Bu, oğlanın babası Hugo Lemesurier idi! Fener az daha elimden düşüyordu.

Hercule Poirot Iz Üzerinde Agatha Christie  

ZAFER BALOSUNDAKİ OLAY AGATHA CHRISTIE HERCULE POIROT İZ ÜZERİNDE TÜRKÇESİ: MERAL GASPIRALI KİTABIN ORİJİNAL ADI: POIROT'S EARLY CASES YAYIN...

Advertisement