Page 35

"Her şey yaklaşık on gün önce imzasız bir mektup almamla başladı.Lanet şeye önce bir anlam veremedim. Mektubu yazan benden ona yirmi beş bin sterlin ödememi istemek küstahlığında bulunuyordu, Poirot. İsteği yerine gelmediği takdirde, Johnnie'yi kaçırmakla tehdit ediyordu beni. Hiç duraksamadan o paçavrayı buruşturup çöp sepetine attım tabii. Pis bir şaka olduğunu sanmıştım. Beş gün sonra ikinci bir mektup aldım. 'Parayı ödemezsen, oğlun ayın yirmi dokuzunda kaçırılacak,' diyordu. Bu, ayın yirmi yedisinde oluyordu. Ada kaygılandı, ama ben konuyu bir türlü ciddiye alamıyordum. İngiltere'deydik yahu. Bu ülkede çocukları kaçırıp fidye istemek sıradan olaylardan değildir." "Poirot, "Tabii ki sıradan olaylardan değildir," dedi. "Devam edin, mösyö." "Neyse, Ada huzurumu kaçırdı, sonunda da Scotland Yard'ı işin içine karıştırdı. Oradakiler de mektupları ciddiye almadılar, bir eşek şakasıyla karşı karşıya olduğumuz yolundaki kanıma katılıyorlardı. Ayın yirmi sekizinde üçüncü mektubu aldım. 'Parayı ödemedin. Oğlun yarın, yani ayın yirmi dokuzunda öğleyin saat on ikide uçup gidecek. Onun tekrar sana verilmesi sana elli bin sterline mal olacak,' diyordu. Tekrar Scotland Yard'ın kapısını çaldım. Bu kez daha fazla ilgilendiler. Mektupların bir akıl hastası tarafından yazıldığına ve bildirilen saatte bir girişimde bulunulacağına inanmak eğilimindeydiler. Gerekli bütün önlemlerin alınacağına dair bana garanti verdiler. Müfettiş McNeil'le yeterli bir polis kuvveti ertesi gün Waverly'ye gelip idareyi ele alacaklardı. "Rahatlayıp eve döndüm. Öyleyken daha şimdiden kendimizi kuşatma altında hissediyorduk. İçeriye hiçbir yabancının alınmaması ve hiç kimsenin evden çıkmaması için emir verdim. Akşam saatleri olaysız geçti, ama karım ertesi gün kendini çok hasta hissediyordu. Telaşlanarak Dr. Dakers'i çağırttım. Karımın belirtileri onu şaşırtmıştı. Onun zehirlendiğini söylemekten kaçındığı halde, aklındakinin aynen bu olduğunu görebiliyordum. Bir tehlike olmadığını, fakat karımın bir iki günden önce kalkamayacağını söyledi. Odama dönünce yastığıma bir pusulanın iğnelenmiş olduğunu gördüm. Öncekilerle aynı el yazısıylaydı ve sadece üç kelimeden ibaretti. 'Saat on ikide' diyordu. "İşte o zaman gözümü kan bürüdüğünü itiraf ediyorum, Bay Poirot. Evdekilerden birisi -belki bir hizmetkâr- bu işin içindeydi. Hepsini çağırttım, sağa sola sövüp saydım. Birbirlerini ele vermediler; sadece karımın yardımcısı Bayan Collins, Johnnie'nin dadısının o sabah erken saatte bahçe yolundan kapı yönüne doğru koştuğunu görmüş. Bunu kadına söylediğimde kadın yıkıldı. Çocuğu çocuk dairesinin hizmetçisine emanet etmiş ve bir arkadaşıyla -bir erkekle- buluşmaya koşmuştu. Ne kadar güzel, değil mi! Ama pusulayı yastığıma iğnelediğini şiddetle inkâr etti. Doğru söylemiş olabilir. Orasını bilemem. Ne var ki çocuğumun dadısının bu çirkin oyunun bir parçası olma riskini göze almazdım. Hizmetkârlardan birinin işin içinde olduğundan kuşkum yoktu. Sonunda tepem attı ve dadıyla birlikte hepsini sepetledim. Eşyalarını toplayıp evi terk etmeleri için onlara bir saat verdim."

Hercule Poirot Iz Üzerinde Agatha Christie  

ZAFER BALOSUNDAKİ OLAY AGATHA CHRISTIE HERCULE POIROT İZ ÜZERİNDE TÜRKÇESİ: MERAL GASPIRALI KİTABIN ORİJİNAL ADI: POIROT'S EARLY CASES YAYIN...