Page 1


ŞAİRE AÇIK MEKTUP Hazırlayan: Mercan İpek Öngün

Şiirin Prensi, Öğretmenimin önerisiyle şiir okumaya başlayarak girdim dünyanıza. Her seferinde bana ne kadar ünlü bir şair olduğunuzu söyler dururdu. Merakıma yenik düşerek aldım elime şiirlerinizi ve okumaya başladım. Zamanla içime yerleştiniz. Sizinle birlikte dinledim İstanbul’u, sucuların hiç durmayan çıngıraklarını… Hafiften esen rüzgarı sizinle hissettim. Bakakaldım giden gemilerin ardından sizinle beraber farklı gözlerle. Bir elinde cımbız, bir elinde ayna olan insanları sizinle fark ettim. Siz ağladınız, ben mısralarınızda sesinizi duydum, gözyaşlarınıza ellerimle dokundum. Bedava yaşadığımızı anladım. Havanın, bulutun, derenin, tepenin, yağmurun, çamurun, otomobillerin dışının, sinemaların kapısının, peynir ekmeğin değil ama acı suyun bedava olduğunu anladım. Kapalıçarşı’nın ne kadar güzel olduğunu sizinle fark ettim. İşte o an anladım ki şiir okumak, şairle aynı duyguları paylaşmak gibi bir şeymiş. O an anladım ki yazmak dünyadaki en güzel eylemmiş… Ayrılış Bakakalırım giden geminin Atamam kendimi denize, dünya Serde erkeklik var, ağlayamam.

Davet

Bekliyorum Öyle bir havada gel ki, Vazgeçmek mümkün olmasın.

Bedava Bedava yaşıyoruz, bedava; Hava bedava, bulut bedava; ardından; Dere tepe bedava; güzel; Yağmur çamur bedava; Otomobillerin dışı, Sinemaların kapısı, Camekanlar bedava; Peynir ekmek değil ama Acı su bedava; Kelle fiyatına hürriyet, Esirlik bedava; Bedava yaşıyoruz, bedava.

"Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir."


İÇERİK *Sessiz Yayın Grubu * Balçova Anadolu Lisesi Adına Sahibi Murat KARABUDAK Genel Yayın Yönetmeni Nursen ÇITIR Tasarım ve Düzenleme Deniz GÖR Kübra OĞURTANI Bilişim Teknoloji Baran TAYLAN Emrah KAPTAN Kapak Fotoğrafı Cansu KÖKEN Kapak Tasarım Burak Çağrı BARCIK

Onur Mahallesi Eren Sk. No:9 Balçova Tel: (0232) 259 65 82 Faks: 278 49 93 Web Adresi balcovanodolulisesi.meb.k12.tr Dergi www.sessizdergisi.net

* İçindekiler * Felsefe Olimpiyatı…………………………3 Felsefi Sohbet……………………………….7 Aşk Sorguda…………………………………10 Şiir Köşesi……………………………………..11 Şaire Açık Mektup……………………….13 Şiirli Bir Gün………………………………..14 Bir Günden Bende Kalan…………….16 Bizden Biri…………………………………..18 Kilim……………………………………………19 Libyalı………………………………………….20 Annem………………………………………..21 Psikolojik Hikayeler……………………..22 Kötü Bir Ruh Halinin Üstesinden Nasıl Gelinir?..........................................23 Kırmızı Kar…………………………………..24 Senden Benden Bizden………………..26 Sonbahar…………………………………….27 İroni…………………………………………….28 Ansa Adını……………………………………29 Büyük Gün Batımı Senfonisi………….30 Kim Bilir……………………………………….31 Ayna……………………………………………32 Yenilen Bir Sonbahar Yaprağı……….33 Çevre…………………………………………..34 Uzay Mekiği Arkası Yazılar……………36 Eğlenceli Matematik…………………….37 8 Sorulu Zeka Testi……………………...38 Okul Efsaneleri…………………………….40 Küçük Yalanlar…………………………….41 9/D’den Sevdiğimiz Şarkı Sözleri….43 Duygusal Zeka Ölçeği…………………..45 Benimle Oynar Mısın?...................48 Başarılarımız ve Eğlenceli Matematik Cevapları…………………………………….50 Zeka Testi Cevapları………………..….51


FELSEFE 15. ULUSAL FELSEFE OLİMPİYATI Barış Deniz SANAL (İzmir Balçova And.Lis.)

Derece: 17 ‘’Adalet amaçların ölçütü ise, araçların ölçütü de hukuka uygunluktur.’’ Walter Benjamin

ADALET GÜNEŞİ İnsanoğlu, toplumsal bir varlık olduğundan beri adalet, hukuk, eşitlik gibi tümel kavramlar hakkında yorumda bulunmuştur. Toplumsal oluşumlar sonucunda karşımıza doğal olarak çıkan bir fenomen olan sınıfsal oluşumların başlamasıyla da bireyler, toplumda kaybolmamak için adalete ve hukuka daha çok ihtiyaç duymuşlardır. Bunun sonucunda da bireyler, eylemlerini belirli hukuk kurallarının çerçevesinde gerçekleştirmeye başlamışlardır. Ancak kavramsal indirgemelerden kaçamayan adalet ve hukuk kavramlarının, bireylerin içi boşaltılmış kavramlar arasındaki bilinçsiz arayışında yer bulamadığı açıktır. Pusulasını kaybetmiş bir kâşif kadar çaresiz olan birey, kavramların sert birer dalga gibi çarptığı okyanusta, küçük teknesiyle yolunu nasıl bulacaktır? Birey, pusulasını bulmak için kavramların alt yapılarını yeniden mi doldurmalıdır? Ya da pusulasını hiçbir zaman bulamayacağı inancıyla kendisini kısırlaşmış kavram okyanusunun soğuk sularına mı bırakmalıdır? Adaletin ve hukukun olabilirliğine önemli vurgular yapan Walter Benjamin, bu konuda en önemli noktanın ‘’amaç-araç’’ ikilisiyle ‘’adalethukuk’’ ikilisi arasında kurulacak olan düzgün bir ilişki olduğunu savunmuştur. Eğer bu ilişki düzgün sağlanamazsa, şiddet kaçınılmazdır. Şiddetin olduğu bir yerde de adaletten ve hukuktan


FELSEFE asla söz edilemez. Ona göre, birey bir topluma ait olduğunu inkâr etmemelidir. Çünkü bireyin toplumu reddetmesi, onu toplumsal fenomenlerin reddine kadar götürecek ve onu ‘’bulantı’’ haline sokacaktır. Eğer birey toplumsal bağlamda varoluşunu sürdürmek isterse bunun yolu, bireyin eylemlerindeki kriteriumun telos olarak adaleti, araç olarak da hukuku gözetmesidir. İnsanlar toplumda adaleti isterler, bu toplumların biricik maxime’idir. Ancak soyut olarak her yöne savrulabilen adaleti uygulanma aşamasında –bir araç olarak- hukuka bağlamak akıllıca bir harekettir. Hukukun aracılığıyla adaletle iletişime geçebilen birey ve toplum, artık adalet inancını rahatlıkla koruyabilecektir. Analitik Felsefe’nin öncülerinden olan Bertrand Russell’a bu noktada değinmek gerekli olacaktır. Russell’ın pozitivist anlayışından kaynaklanan metodolojik şüphesi, kendisini onun politik fenomenlere bakışında gösterir. Adaletin ve hukukun, ayrıca da eşitliğin gerekliliğini her zaman savunmuş olan Russell’ın, I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’na karşı çıkması, Vietnam Savaşı’nın sorumlularının yargılanması için mahkemeler kurması onun adalete duyduğu derin sevginin sadece birkaç somut örneğidir. Onun, dayanaksız olan önermelere inanılmaması gerektiğini savunması da onun bilime, insana verdiği değerle çağdaş aydınların en önemlilerinden birisi olmasını açıklamaya yeterli olacaktır. 19. yy’ın, hatta Felsefe Tarihi’nin görüp görebileceği en aykırı filozoflardan birisi olan Nietzsche’nin adalete ve hukuka bakışı, pek tabii olarak nihilist bir perspektiften olacaktır. Yunan Mitolojisi’ne yoğun bir ilgisi olan Nietzsche için adalet, Adalet Tanrıçası


FELSEFE Themis’in insanları birbirlerine düşürmek için uydurduğu bir kehanetten daha ötesi değildir. İnsanoğlu Themis’in lanetinden kaçmak istiyorsa, sürüden uzaklaşarak ‘’übermensch’’e doğru yol almalıdır. Nietzsche’nin insanların eşit olmadığını vurgulaması, insanın üst-insan’dan her zaman bir adım geride olacağını belirtmesi onun felsefesinin temel yapı taşıdır. Güç istencinden en büyük ölçüde pay almış olan ‘’übermensch’’ insanları sürü ahlakından kurtarıp, efendi ahlakına geçirecek olan biricik kahramandır. Kavramların sürekli değişken olduğunu vurgulayarak üst-insan’ın, sıradan insanları yönetebilmek için bu kavramsal relativizmi retorikle çözeceğine inanan Nietzsche’de, Sofistler’in –özellikle Gorgias’ın- etkisi rahatlıkla gözlenebilmektedir. Buraya kadar mükemmel gibi görünen Nietzsche felsefesi, aslında birçok yönüyle eleştiriye oldukça uygundur. Adaleti, hukuku vb. kavramları yok sayan birey, nihilizmi bu kadar ileriye götürmüşken neden kendisini ‘’üst-insan’’ gibi bir telosa bağlasın? Ya da üst-insan nasıl belirlenecektir? Nihilizmin pençesine düşmüş bireyi hayata bağlayan biricik telos, ‘’übermensch’’ kılıfıyla sunulmuş olan başka bir bireyin boyunduruğuna girmekse, bunun bireye katkısından ne ölçüde söz edilebilir? Bu noktada yardıma yetişen eleştiri Bertrand Russell’ın ‘’İktidar’’ adlı kitabının ‘’İktidar Felsefeleri’’ bölümündeki Nietzsche eleştirisidir: ‘’ Nietzsche’nin übermensch felsefesine hayran olan okuyucu, doğal olarak kendisinin ‘kahraman’, buna karşılık namussuzca entrikalarla geride kalmış olan falancanın da ‘işe yaramazlardan birisi’ olduğu inancındadır. Ancak aynı felsefeyi o falanca da okur ve hayran kalırsa, o zaman ‘kahraman’ hangi yolla belirlenecektir? Pek tabii savaş yoluyla.’’ Bir toplumda adaletin asla sağlanamayacağını insanın doğasındaki egoizme bağlayan Hobbes, insanların ‘’bellum omnium contra omnes’’ aşamasından asla tam anlamıyla kurtulamayacağı inancındadır.


FELSEFE Devletin en temel telosu, güvenliktir. Zaten insanlar da güvenli bir ortamın sağlanabilmesi için çeşitli özgürlüklerini feda ederek, toplumsal sözleşme aracılığıyla devleti oluşturmuşlardır. Böylece insan ‘’status naturalis’’ halinden ‘’status civilis’’ haline geçmiştir. Ancak Hobbes’a göre devlet bile adaleti sağlayamaz. O zaman devlet, hukuk kurallarını sadece güvenliği sağlayacak şekilde düzenlemelidir. Tutarlı bir absolutizm olan Hobbes felsefesi, adaleti yok sayarak modern devlet anlayışından zıt bir çizgide ilerlemiştir. Ancak bu felsefeye şu soruları yöneltmek okuyucunun en doğal hakkıdır: ‘’Devlet, bireyin ihtiyaçlarını yadsıyıp, sadece güvenliği sağlayacaksa devletin ordudan farklı bir yönü kalır mı?’’, ‘’Adaletin olmadığını savunmasına rağmen güvenlik için hukukun şart olduğunu söyleyen Hobbes felsefesi, kendi içerisinde ne ölçüde tutarlıdır?’’ Adaletten ve hukuktan yoksun bir toplumda, şiddetin mutlak egemenliği kaçınılmaz bir sondur. Toplumsal çöküşün çanlarını çalmak için sinsice bekleyen zangoçun gölgesi, adalet ve hukuk güneşinin olmaması halinde toplumu karanlığa mahkûm edecektir. İnsan, bu mahkûmiyetten kurtulmak için adalete ve hukuka sarılmalıdır. Ancak bu şekilde zangoçun gölgesi, aydınlığın eşsiz parıltısına yenik düşecektir.


SÖYLEŞİ Barış Deniz Sanal, yıllardır derslerdeki başarılarıyla tanıdığımız, birinci sınıftan beri okul birinciliğini elinde tutan arkadaşımız. Şimdi de Felsefe Olimpiyatları’nda listenin hatırı sayılır bir sırasında yer aldı. Üstelik de üniversitede felsefe okumayı hedeflediğini duyduk. Dedik ki gelecek planlarında başköşeye koyduğu bu felsefe nasıl girdi hayatına, ona neler kattığını düşünüyor, kendisinin bu alanda söyleyecek bir sözü var mı ya da olmasını mı umuyor vs . vs. vs. Biz sorduk, Barış söyledi.

Artık şunun farkındayım: İstediğim takdirde her şeyi başarabilirim. -Felsefeyle tanışman nasıl oldu?

-Felsefeyle birlikte hayatında ne gibi gelişmeler oldu?

-Açıkçası felsefeyle ilgilenmemdeki

- Felsefe, öncelikle başımın belası bir

öncelikli sebep, felsefenin belirli bir

ders olan matematiği düzeltmemi

havasının olmasıydı. Ancak 9. sınıftaki

sağladı. Ömrüm boyunca matematik-

bu izlenimimle girdiğim felsefe

ten ve özellikle geometriden nefret

kulübünde, felsefenin hayata olan

etmiştim. Ancak felsefe tarihi

etkilerini ve bireysel gelişime büyük

hakkında bilgi edindikçe öğrendim ki,

ölçüde katkı sağladığını öğrendim.

filozofların çoğu aynı zamanda birer

Filozofların çeşitli görüşlerini de

matematikçiymiş. Sonra felsefe ve

öğrenmeye başladıkça, bu görüşlerden

matematik arasındaki bağlantıları

çoğunun benim zihnimde de oluştuğunu

görmeye başladım. İkisi de soyut

fark ettim. Bu farkındalık bana,

düşünme ve yaratıcılık gerektiriyordu.

çevreme eleştirel bir gözle bakma ve

Bunları öğrendikçe de kafamda şu

özgür düşünme gibi özellikler kazan-

düşünce oluşmaya başladı: ‘’İnsanlar

dırdı. Bu özelliklerin yararını gördükçe

matematiği öğrenmişler, uygulamışlar,

de, felsefeye olan ilgim giderek arttı ve hatta bununla da kalmayıp yeni bir çıkar ilişkisiyle başlayan felsefe

kuramlar üretmişler. Bense kalkmış

maceram, yoğun bir keşfetme isteğiyle

‘Matematiği yapamıyorum!’ diye

şu anda da devam ediyor.

mızıklanıyorum. Eğer onlar yapabil-

Felsefe, öncelikle başımın belası bir ders olan matematiği düzeltmemi sağladı.

diyse, elbet ben de yapabilirdim. Belki onlar gibi kuramlar üretemezdim; ama var olan kuramları çok iyi öğrenip uygulayabilirdim.’’


SÖYLEŞİ

-

Bu düşüncenin gelişmesiyle birlikte matematiğe ve geometriye daha çok çalıştım. Her kuramın ne işe yaradığını öğrendim. Bunları öğrenirken, aynı zamanda olaylar arasındaki mantıksal bağları yakalamamdaki çeviklik hızla artmaya başlamıştı. Çevremi sorgulayıcı bir bakışla gözlemliyordum. Bu çabalarımın başarıya ulaştığını gördükçe de sınırlarımı zorladım ve hala zorluyorum. Artık şunun farkındayım, istediğim takdirde her şeyi başarabilirim.

- tıksal çalışmalarıyla önemli bir yere sahip olan Bertrand Russell da benim idollerimdendir. Beni felsefeyle tanıştıran sıra dışı filozof Nietzsche’yi de mutlaka söylemeliyim. Onun eserleri ve düşünceleri beni hayata bağlayan ve bana yaşama gücü veren biricik kaynaktır. Ayrıca Thomas Hobbes’un devlet görüşü de oldukça ilgimi çekmişti. Aforizmalarını çok beğendiğim Arthur Schopenhauer’i de sevdiğim filozoflar içerisinde sayabilirim. - Felsefeyle ilgilenmek isteyenlere önerebileceğin kitaplar nelerdir? - Felsefeye başlangıç için Platon’un ‘’Devlet’’ ve ‘’Sokrates’in Savunması’’ önerebileceğim eserleridir. Düşüne düşüne kitap okumak isteyenlere, okuyucusunu da aktif hale getiren, ancak kafa yorucu bir kitap olan Nietzsche’nin ‘’İyinin ve Kötünün Ötesinde’’ eserini önerebilirim. Siyaset felsefesine ilgisi olan arkadaşlara Bertrand Russell’ın ‘’İktidar’’ adlı kitabını kesinlikle öneriyorum. İnsanın psikolojik yönüne meraklı olanlar için

-Felsefe tarihindeki filozoflardan hangilerini, hangi yönleriyle beğeniyorsun? - Benim bir numaralı filozofum Ludwig Wittgenstein’dır. Onun dil felsefesine bakışı, matematik ve mantık alanındaki çalışmaları beni büyüledi. Ayrıca man-

Sartre’ın ‘’Bulantı’’sını, Franz Kafka’nın ‘’Dönüşüm’’ünü ve ‘’Dava’’sını, Camus’nün ‘’Yabancı’’sını ve ‘’Veba’’sını söyleyebilirim. Özlü sözleri seven arkadaşlar, Schopenhauer’in ve Nietzsche’nin


SÖYLEŞİ ‘’Aforizmalar’’ını kesinlikle okusunlar. İnsanlığın oluşumuyla ilgili tarihsel ve felsefi bir inceleme olarak ‘’İnsan Nasıl İnsan Oldu?’’ (M. İlin – E. Segal) adlı kitabı tavsiye ederim. Felsefe tarihi hakkında akademik bir kitap isteyenlere de kesinlikle Macit Gökberk’in ‘’Felsefe Tarihi’’ni öneririm.

dünyanın en şanslı insanları, hobisini bir meslek olarak edinmiş insanlardır. Ben de felsefeyi bir hobi olarak devam ettirirken, aynı zamanda akademik olarak da ilerletmeyi istiyorum. Beni felsefeyle tanıştırarak, yaşamımın geri kalanını nasıl yaşayacağımı bana gösteren sevgili felsefe öğretmenim Z. Nilgün Demirhan’a çok ama çok teşekkür ediyorum. İyi ki sizin gibi bir insanla tanışmışım; yoksa sıradan bir avukat, savcı veya iktisatçı olacaktım. Artık ne istediğini bilen bir filozof adayı olarak, çizdiğim yolda emin adımlarla ilerleyeceğim.

İlerdeki yaşamında felsefenin yeri nasıl olacak? -

Ben aslında felsefe okumaya

başlayarak kendime güzel bir hobi edinmek dışında, gelecekteki mesleğimi de bulmuş oldum. Çünkü ben felsefeyi gerçekten çok seviyorum ve ileride de çok sevdiğim bir işi yaparak para kazanmak istiyorum. Bana göre


Anlatamayız bazen, ağlasak sesimizi duymazlar mısralarda… Her şeyi söylemenin Mümkün olduğu yerler uzaktır olabildiğine… Anlatsak neye benzetirdik peki? Aşkı anlatabilse, neler söylerdi 9/D?..

Yasemin: Paha biçilemeyen bir mücevhere benzetirdim. Kübra: Gölgesinde şiirler uyuyan, her satır çevresini mutlu ettiği için yazan fakat yazdıkça tükenen, her harfte biraz daha kısalan ancak ne kadar küçülürse küçülsün asla yok olacak kadar zedelenemeyen, melankoliyle aynı renkte bir kurşun kaleme benzetirdim. Vildan: Kelebeğe benzetirdim. Renklendikten bir gün sonra ölürdü. Betül: Masum olduğu ve pembeyi anımsattığı için pamuk şekere benzetirdim. Cansu: Yeni yıkanmış çamaşırları ayıklamaya benzetirdim. Çorabın tekini bulursun, tekini bulamazsın… Bulamazsan rezil olursun, bulunca bir şey kazanmazsın. Çağdaş: İmkansızın her vurgunda ağzıma gem vurmasıydı aşk. Her seferinde kırbaç, çığlıklarcasına fısıldamaya meyillenen ağzıma… Bir sükut kimi zaman da…


Şiir Köşesi 

Bambaşkadır Aile ♥

Bugünü yaşamak varken, Yarına küsmek niye? Bugünle sen olmak varken, Geçmişe dönmek niye? Bırak hadi her şeyi bir kenara Sen sadece bugünü yaşa Yarın gelecek elbet unutma Geçmiş geçmişte kaldı Dünya mı dönüyormuş E kimin umrunda:) Sen sadece bugünü yaşa Ne ileriyi düşün çok fazla Ne de geçmişe takılıp kal Sen sadece bugünü yaşa Hayatın boyunca Mutluluk iki elinin arasında Bunu da sakın unutma:) Deniz Gör

Anladım Yumuşacık ellerinle Ellerimi tuttun Sessizliği anlatan gözlerinle Gözlerime baktın Tatlı sözlerinle kalbimi çaldın Aşık olamam sandım; Seninle olunca yaşadığımı Damla Kocaoğlu

İnsan hayatı dolu dolu yaşamalı Arkasında bir iz bırakmalı Çünkü insan; Yaşadığı kadar canlı, Bıraktıkları kadar kalıcı… Barış Azar

D E N İ Z G Ö R

Sonsuz,saf ve temiz bir sevgi bağı.. Gibisi yok anne-baba kucağı. Yok öz kardeş gibi yürekten. Yok abla, abi gibi koruyup kollayan içten. Herkes olmuş çıkarcı. Herkes biraz sahte. Sonsuz güvenebileceğimiz bir ailemiz kalmış. Aslında o hep varmış. Temeli sağlam bir yapıymış. Biz farkedememişiz. Çoğu zaman sırt çevirmişiz ama yok işte yok gibisi... Doğru yola sürükleyen tek kapı, tek çatı.. Hiçbir yer olmaz aile yuvası. Hiç kimse de bulunmaz ailenin derin sıcaklığı... ♥

Küçüktüm, çok küçüktüm Sonsuz maviliklerde yaşıyordum Huzurlu sonsuz mavilikler Gözlerimin rengi gördüğümün rengiydi Dostlarım vardı Pollyanna mı dersin Kırmızı Başlıklı Kız mı? Külkedisi, Keloğlan mı? Güneş,yıldız,ağaçlar,gökyüzü Deniz Özdemir

Deniz Özdemir

Aşk Üç harf tek hece Uzun bir bilmece Hem gündüz hem gece Çok gürültülü Ama sessizce... Barış Azar


Şiir Köşesi

Geri Gel Kadın

Bir martının kanadında Süzülsem sonsuzluğa Ya da yağmur olup karışsam Hırçın dalgalara Ilık rüzgar misali Dolaşsam sokaklarda Birkaç yorgun mısra olsam Dökülsem dudaklardan Bir çift sessiz damla olsam Süzülsem yanaklardan Bir garip tuku olsam Büyüsem sevdalarda Ben seninle sensiz olsam Uzansam yarınlara… Afra Gasgar

Duvar Duvarlarla örülü hayatımız Her aşmaya çalıştığımızda düşüyoruz umudun ellerinden Dört duvar bizi uçurumlara götüren Perde perde kapanmış yarınların baharı Ne seven ne sevilen yanımızda Hepsi uzak bir yoldan ibaret Çekip kürekleri boğulmaya dönüyor hayatım Anafor gibi kayboluyor boşluğunda mutluluklarım Hüzünleri, gözyaşlarını katıp bohçama Yalnızlığın ülkesine gidiyorum gülen günlerini Basit ve adsız yalanlara kuruyorum inançlarımı Savruluyorum rüzgarda kaderin alnımda buluştuğu yerde Kül olup bekliyorum siluetimde Duvara hapsolmuş beliğimi Sandığın en dibine gönderiyorum Defa kaldırıyorum gözlerimin Anmasın yürek her hissedişi Kurtulamıyorum bu kahredici pembe rüyalardan Çırpınışım fırtınada alabora oluyor Nefes almaya çalıştıkça dibine vuruyorum ölümün Son beste de gittikçe kelimelerim dudaklarımdan Bertaraf oluyor kırmızılar damarlarımdan… Merve Kandıralı

Bak sen gittin bütün evren sustu Herkes ağlıyor sırf beni bıraktığın için Gökyüzü bile günlerdir susmadı be kadın sıkıldı içim! Gelsen durulacak şu kara bulutlar Ne bu karamsarlık gel de bitir şunu gözlerinin feriyle Geçen her gün arasında hiçbir fark olmuyor artık Gülümset çizgi haline gelen dudaklarımı Ben sana hiç sarılamadan gittin Kokunu içime çekemeden ayırdın aşkımızı Madem gidecektin neden geldin ki? Her şeye rağmen keşke gelmeseydin diyemem Ama sayende hayatta mısın onu bile bilemem Fakat aşkın tadı gerçekten çok değişikti Önce tatlı geldi ama bittiğinde çok acı Nasıl meyve bu, bir de sarhoş ediyor sanırsam Yine de içinde sen varsan her defasında tadarım Şimdi son iki sorum var sana Seninle hiçbir şey yaşamayacak mıyım artık ben? Ve yaşamayacak mıyım artık? Tayfun Günay

Küçük Dünyam Küçük dünyamda yarattığım Küçük insanlarla dostum ben Küçük dediğime bakmayın Yürekleri o kadar büyük aslında Bakmayın böyle güldüğüme O gülüşün altında ne acılar saklı O acıları o küçük dostlarım görür sadece Onlar anlar beni Sizin anlayamadığınız beni Onlar elimden tutar Sizin tutamadığınız ellerimi Ve aslında onlar bilir beni Sizin bilemediğiniz beni

Ecem Akçalı


ŞİİRLİ BİR GÜN Okulumuzda bir şair konuğumuz olacaktı, şiir konuşulacaktı. Konuk-şairimiz Asuman SUSAM hakkında pek bilgi toplayama-mıştım. Sadece birkaç şiirini okumuştum. ‘Olsun, şiiri seviyorum ya’ diyerek kendimi rahatlatıp ben de katıldım bu etkinliğe. Arkadaşlarımla okulumuzdaki misafir salonuna gittik. İlk gelenlerdendik. Zaten bir buluşmaya vaktinden önce gitmeyi seviyorum. Yavaş yavaş kalabalık toplanmaya başlamıştı. Herkes yerini almıştı. Dikkatimi çeken, birkaç arkadaşımın elinde hazırladıkları soruların olmasıydı. Ben yanıma yaptığım araştırmayı almadığım için sıkılmıştım. Neyse ki bu sıkıntım devam etmeden Asuman SUSAM salona girdi. Sonunda merakla beklediğim –ilk defa bir şairle tanışıyorum.-şairimiz gelmişti. Doğruyu söylemek gerekirse ben Asuman Hanımı –nedendir bilmiyorum-sarışın, daha uzun boylu bir bayan olarak bekliyordum. Beklediğim gibi olmadığını görmek, zihnimde onunla aramıza koyduğum mesafeyi yok etti adeta. Samimiydi. Hedeflerine ulaşmayı seven, alımlı bir kadındı.


ŞİİRLİ BİR GÜN Masaya oturduktan sonra bize kendini tanıttı. Hayatında onu etkileyen düşünür, yazarlardan, onların fikirlerinden bahsetti. En arkada oturduğum için önümdekilerden şairimizi pek göremiyordum. İyi dinleyebilmem için de kesinlikle göz teması kurmalıydım ve bu yüzden çabaladım. Şairimizin hayatından en etkilendiğim nokta AZMİ oldu; her şeye rağmen bırakmamak gerektiğini, hep bir umudun olacağını öğretti bana. Daha sonra bize kendi şiirlerinden okudu. Yaşama dair kokular; siyasi, toplumsal olayların kokularını sezdim. Bu pek de alışık olmadığım bir şiir tarzıydı. Ama sevdim, şiire o güne dek farkında olmadığım bir kapıyı açıp bakmak gibiydi. Aralarda bizim sorularımızı cevapladı. Bir arkadaşımın sorduğu soruyu nedense bir anda ben sormuşum gibi sahiplendim. Fikirlerimi söyleme isteği kabardı içimde. Ayağa kalktığımda, söyledim düşüncelerimi. İşte o zaman gerçek bir söyleşide olduğumu anladım. Sanki salonda şairle bir tek ben varmışım gibi hissettim. Sorular sorarak, şiirler okuyarak koskoca iki dersi doldurduk. Bu sohbete bir şairle sohbet etmenin, tanışmanın zevkine varmak, bir şeyler öğrenebilmek için katılmıştım. İyi ki de katılmışım. Asuman SUSAM ile ilgili anlatabileceğim güzel anılarım oldu. *Damla KOCAOĞLU


BİR GÜNDEN BENDE KALAN

*Mercan İpek Öngün

Bilmem bilir misiniz? Geceleri parkta yatan yaşlı adamlar, inşaatlarda uyuyan küçük çocuklar, cami avlularında hıçkıra hıçkıra ağlayan minik bebekler, evlerinde olsalar bile açlıktan uyuyamayan insanlar vardır. Bu gece biz sahilde yürürken parkın bir bankına karton seriyordu yaşlı bir adam. Kardeşimin oyun isteği üzerine parka gittik. Yaşlı adam bize saati sordu. Yanımızda annemin bir arkadaşı da vardı. Durdu. Yaşlı amcaya saati söyledi. Sonra döndü, ona para verdi. Yaşlı amca o kadar çok utandı ki… Gözlerindeki mahcubiyet gözyaşla-rına karıştı. “30 sene 6 ay evli olduğum eşimi 2 sene önce kaybettim.” diyordu yaşlı amca. “30 sene 6 ay”. Eşini çok sevmiş olacak ki ölümünden sonra böylesine dağılmış. İki kızı varmış. İkisi de okuyormuş. Annemi kızlarından bir tanesine benzettiğini söyledi. Masmavi gözleri doluverdi yeniden. Üzerindeki ceketi, ayağındaki kahverengi ayakkabısı, pamuksu beyaz saçlarının üzerindeki şapka, mavi gözleri, buruk gülümseyişi 2 senedir ne yaşadığını anlatıyordu aslında. Gidecek bir yeri olmadığını düşündüm. “Nerede kalıyorsun?” diye sorduk ona. “Gezerim buralarda. Uyumam ben. Sevmem uykuyu.” diye cevap verdi.

"Ölümle hiçbir zaman karşılaşmayacaksın. Ölüm varsa sen yoksun, sen varsan ölüm yok. O halde ölümden korkmak ahmaklıktır."


KISA ÖYKÜ

KISA ÖYKÜ

KISA ÖYKÜ

Konuşurken ünlü bir iş adamıyla aynı mahallede büyüdüğünü, aynı oyunları oynadığını anlattı bize. Çocukluk arkadaşı şimdi çok yüksek yerlerde ve rahat… Ama yaşlı amca parkta! “İnsanlara ne kadar bağlanmalıyım?” diye düşündüm birden. Yokluklarında bu kadar yıkılabilir miydim ben de? Çok bağlanmamak gerekir belki de. Ama o anı yaşarken bunu fark edemiyoruz. Elimizde olmadan bağlanıyoruz ve kaybettiğimizde… İşte o zaman tam bir CUMHUR AMCA oluyoruz. “Ne oldum değil, ne olacağım?” demek gerekir belki de. Ya da içinde bulunduğumuz durumdan memnun olmak gerekir. Bizden çok daha kötü durumda olan insanların bulunduğunu unutmamak gerekir. Her ne kadar doğarken de ölürken de “yalnız” olsak da tek başına yaşamıyoruz hayatı. “Yalnız” kendimizi düşünerek çıkmıyoruz sokaklara ve parklarda “Cumhur Amcalara” rastladığımızda aklımız kalıyor onların sıfatlarında. Dışarıdan kötü bir görüntüsü olsa da kalbi güzel bir insanla tanıştım bu akşam.. Bugün babalar günüydü. İki kızının da seni düşündüğünü biliyorum. İki kızının da seni çok sevdiğini biliyorum. Bugün kalplerindeydin yanlarında olmasan da. Bir daha yüzünü göremeyecek olsam da seni sevdim Cumhur amca. Babalar günün kutlu olsun CUMHUR AMCA! 20.06.2010

"Ben sana bir elma versem, sen bana bir elma versen, bende bir elma, sende bir elma olur. Ben sana bir bilgi versem, sen bana bir bilgi versen, bende iki BİLGİ, sende iki BİLGİ olur."(KONFİÇYUS)


Bizden Biri Hazırlayanlar: Eda BALİN – Deniz YUTKUN

Okulumuzun eli, ayağı o… Yeri gelir fotokopilerimizi çeker, yeri gelir bağrışlarımızı, bitmek bilmeyen sohbetlerimizi duyar, yeri gelir hepimizle teker-teker uğraşır, okulu sessiz sedasız çekip çevirir Metin amca. Onca işin altından

2.5 yıldır okulumuzun her

sessiz sedasız kalkar,

derdine ortak olan emektar

hepimizin kahrını çeker

Metin Amcamız bizi de pek

de yinede şikayetçi olmaz. Gıkını çıkarmadan her yere yetişmeye, her işin

sever. Eee tabi biz de Metin Seni çok seviyoruz 

üstesinden gelmeye

insanla.

sorunu halletmeye çalışır

Okula ilk geldiğimiz gün

da yine de bana mısın

mizacıyla hepimizi

Metin Amcamız karşıladı Muzip Metin Amca 

sabah ve bundan sonra da

borçluyuz aslında.

devam edecek… Yüzümüzü

Başımız sıkıştığında

istersek isteyelim ne söylersek söyleyelim hiç hayır demez.

senedir de aynı güler yüzle etmeden karşılıyor bizi her

şaşırtan o adama çok şey

Metin amca. Ve biz ne

bizi o güler yüzüyle. 2 hiçbir derdini bize belli

güldüren, zaman zaman

aklımıza ilk gelendir

kadar da sevgi dolu. edebilirsiniz bu sevecen

derdine yetişmeye, her

Zaman zaman komik

baba kadar sıcaktır bir o Saatlerce sohbet

çalışır. Hepimizin

demez Metin amca.

Amcamızı çok severiz. Bir

güldüren, neşemize, Karizmatik Metin Amca 

derdimize ortak olan Metin Amcaya teşekkürler. Her güne senin güler yüzünle koşturun geç kalmayın sözünle başlamak dileğiyle…


Kilim Yün kilim yanağını gıdıkladı. Saatlerdir hissettiği ilk şey buydu. Korkarak da olsa gözlerini açtı. Güneş gözlerini kamaştırdı. Ama o bundan hoşlandı. Saatlerdir içini ısıtan bir şeyler vardı bu evde. Halıdan kalktı ve tuvaletin aynasına koştu. Yüzünü dikkatle inceledi. Evlendiğinde ince uzun sayılabilecek bir yüzü ve büyük, hafif çekik kömür karası gözleri vardı. Parmakları o gözlere dokunmaya çalıştı, olmadı kan kendine ince bir yol çizmiş, kaşının hemen altından burnunun da kenarından dudaklarına ulaşıyor, oradan da daha da kalınlaşarak çenesinden yere damlıyordu. Önce yüzünü yıkadı, sonrada yün kilimi.. Akşam için yemek yaptı. Kızı kaç kere söylemişti polise haber ver diye. Ama bilmiyordu ki kızı, daha önce defalarca polislere yalvardığını. “Evine git!” demişlerdi. O da gitmişti. Saate baktı, akşam olmuştu. Yün halı kurumuştu, onu yere serdi. Sofrayı hazırladı, korkarak beklemeye başladı. Kendini o kadar sıkmıştı ki yaraları tekrar kanayacak diye korktu. Kapı kilidinin sesi duyuldu. O içeri girdi artık dişlerini o kadar sert birbirine vuruyordu ki onu duymuyordu bile… O, salona girdi. Yine çileden çıkmıştı. “Geçecek” dedi kendi kendine. Gözlerini kapattı. Güneş yine doğacak kilim yine yanaklarını gıdıklayacaktı ama birden karnında bir sıcaklık hissetti. Sonra bir daha, bir daha, bir daha… Artık hiç bir şey hissetmiyordu. Sonsuz mutluluk, her yer Güneşti, o Güneşti. Sabah kızı annesine ziyarete gitti. Kapıyı açtı. Kadın kilimin üzerinde hareketsiz yatıyordu her yerinden bıçaklanmıştı. Kız çığlık attı ama annesini yüzü güneşten korunmak ister gibi büzülmüştü. Bir saat sonra polisler gelmişti. Tüm mahalle kocasının yüzünden bu halde olduğunu söyledi. Polis memuru ise; “bilmiyorduk” dedi.

Nilüfer Ayhan 12/C


LİBYALI Libyalı olmak bir suç… Bu cümleyi üzerimden bombalar geçerken kuruyorum. Evet çok korkuyorum. Babamın özgürlüğümüzü kazanacağım deyip evden gidişin ardından iki hafta geçiyor. Henüz gelmedi. O da olmadığına göre evin büyük çocuğu olduğum için eve bakmak benim görevim. İlk başta babası gibiyim, kocaman adam oldum desem de artık kaldıramıyorum. Henüz 12 yaşındayım ve babayım. Bir an önce gelmesini istiyorum. Annem sürekli haber almaya çalışıyor. Geceleri sessizce ağlıyor. Evimizde yiyecek hiçbir şey yok. Bakkallar, marketler yağmalanmış. Bir şeyler alabileceğimiz bir yerde yok. Gerçi olsa bile paramız yok. Komşulara gidiyorum, gitmek zorundayım. Küçük kardeşim henüz 2 yaşında ve açlığa dayanamaz. Komşularımızda da durum aynı. Zaten çoğu da kaçmış. Keşke bizde kaçsaydık, diyorum; ağlamak istiyorum, ağlayamıyorum. Çünkü evin babası benim ve babalar ağlamaz… Dışarı çıkmam gerekiyor. Belki bir şeyler bulabilirim. Annem izin vermiyor. Dışarıda ölürsün. Gizlice çıkmanın bir yolunu buluyorum. İçeride yaşananların hiçbir şey olduğunu anlıyorum. Dışarısı ölüm kokuyor. Her yerde cesetler. Babamı düşünüyorum. Hayır: Sadece annemi ve kardeşlerimi düşünmeliyim. Bakkala gidiyorum, camlar, her şey yerle bir. Eğilip yerde kalan birkaç şeyi topluyorum. Hiç yoktan iyidir, diyorum. Eve gidiyorum en azından un bulabildiğimi görünce sarılıp ağlıyorum. Daha önce bu anı hiç yaşamamıştım. Annem yiyecek bir şeyler hazırlıyor. Kardeşlerim, ben doyuyoruz. Ama idareli olmalıyız. Henüz özgür değiliz. Gece birlikte yatıyoruz. Bizi koruyacak birine ihtiyacımız var, korkuyoruz. Uzaktan bomba sesleri duyuluyor. Zaman geçtikçe sesler yakınlaşıyor. Daha sıkı sarılıyoruz. Ve kulaklarımızı patlatacak bir ses! Ölüyoruz. Kaddafi adını ilk defa kullanıyorum. Ve son defa. Her taraf alev alev. Annemin kolu vücudundan ayrılmış. Hepimiz ölüyoruz. Özgürlüğümüzü kazanamadan, haince ölüyoruz.

Seda AKIN 12/C


Annem Bugün ne anneler günü ne de annemin doğum günü. Bunları sadece içimden geldiği için yazıyorum. Sırf annemi sevdiğim için o olmazsa yaşayamam dediğim için yazıyorum. Belki size ”annem” kelimesi çok basit geliyor. Ama benim için bu evrenin en sevgi dolu sözcüğü “annem “ sözcüğü. Bazen düşünüyorum o olmazsa ne yapardım diye. Kim seni karşılıksız sever ki, kim tüm kaprislerine rağmen sana sabredebilir ki. En basitinden,kim sen hasta olduğunda gece bile başında bekler. Kim sen ağlarken seninle beraber o da ağlar. Kim her gece üstünü örtmeye gelir. Ya da daha basit bir şeyler: kim sen okula giderken arkandan seni koruması için Allah’a yalvarır. Bir düşün sonra ona “keşke olmasan” diyebil. Ama kötü sözü, bunları düşündükten sonra söyle. Sizi bilmiyorum ama ben annemi öpüp , kokladığım zaman onun kokusu bir gül gibi tatlıda âdeta bir çilekli pasta gibi. Sizde mi öyle hissediyorsunuz, yoksa bu koku ve tat sadece benim anneme mi ait? Düşünüyorum ve annemin özelliklerine bir yenisini daha ekliyorum. Annem beni benden daha çok seviyor. Ama gerçekten öyle. Sınavdan 1 aldığım zaman ben kendime kızıyorum ama annem ikinci,üçüncü sınavda düzeltirsin diyerek bana yapabileceğimi söylüyor. Ha birde size unutmadığım ve her aklıma geldiğinde içimden bir sızı koptuğu bir anımı anlatayım. Ben o zamanlar ikinci sınıftaydım. Ufak tefek 1 metre boyundaki ben, ödevimi unuttuğum için bana 10 sayfa yazı yazma cezası veren öğretmenime hâlâ içimden kızıyorum. O gün bir türlü bitmek bilmemişti. O on sayfa ödev sanki 100 sayfa gibi gelmişti bana. Yazıyorum yazıyorum ama bir türlü bitiremiyorudum. 5 sayfa yazmış sonra da yazdığım defterin üstünde, elimde kalemimle uyuyakalmıştım. Sabah bir kalkıyorum sıcacık yatağımdayım.Servisimin gelmesine on dakika var. Ama ben ödevimin yarısını yapmadan okuluma gideceğim.Hiç ödeve falan bakmadan çantama doldurdum bütün kitapları. Ha neden uyuyakalmışım onu da söyleyeyim. 5 sayfa yazının ardından tek hatırladığım parmağımın şişliği ve o günkü korkum. Okula vardığım dakika sınıf öğretmenim yanımda bitmişti. ”Ödevini yaptın mı yaramaz kız” tek hatırladığım cümlesiydi o an için. Bu cümle karşısında sadece ”Şey! Ben…” diyebilmiştim. Yavaşça ödevimi çıkardım. Masanın üzerine koydum ve öğretmenimin o kapkara gözlerine bakakalmıştım. Öğretmenim”Aferin! Demek yaptın aferin sana tatlı kız” demişti. O şaşkınlıkla sadece defterime bakmış ve âdeta beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Bu olanlar ya mucizeydi ya da başka bir şeydi. Sonra düşündüm ve bu kalan 5 sayfayı annemin yaptığını anladım. Anneme sevgim, hayranlığım ve şaşkınlığım o an 100 kat artmıştı.İçimden sadece ”ANNEM” diyebilmiştim….

Ayşen ERÇELİK


Psikolojik Hikayeler * Yaşamı seviyorum. Zaman zaman çılgınca, kahredici keskinlikte mutsuz oldum ve üzüldüm ama tüm bunlara karşın yalnızca hayatta olmamın bile başlı başına muhteşem bir şey olduğunu biliyorum. Agatha Christie

Örneğin, bir vantilatörün yanında oturduğunuzda boynunuzun tutulacağına inanırsanız, bilinçaltınız boynunuzun tutulmasını sağlayacaktır. Bu rahatsızlığa neden olan şey, vantilatörün yüksek frekansta zararsız enerji molekülleri yayması değildir, sizin düşüncenizdir. Vantilatör zararsızdır.

İş yerinizde biri hapşırdığı için soğuk algınlığına yakalanacağınızdan korkarsanız, korktuğunuz zihninizin bir hareketi haline gelerek beklediğiniz, korktuğunuz, inandığınız şeyi yaratır. Ofisteki diğer kişilerin hasta olmadığını görürsünüz, çünkü onlar buna inanmamışlardır. Sağlıklı olacaklarını düşünmüşlerdir.

Büyük tenor Enrico Caruso bir keresinde sahne korkusu yaşamıştı. Yoğun korkunun neden olduğu spazmlar boğaz kaslarını sıkıyordu. Ses telleri felç olmuş, kullanılmaz hale gelmişti. Kostümü giymiş bir halde, yüzü ter içinde, sahnenin arkasında dikiliyordu. Oysa o dakikalarda sabırsızca bekleyen binlerce kişilik seyircinin önüne çıkıp şarkı söylemesi gerekiyordu. Titreyerek, “ Şarkı söyleyemem. “ dedi. “Bana gülecekler. Kariyerim bitecek. “ Soyunma odasına gitmek üzere geri döndü. Sonra birden durup bağırdı. “ Küçük Ben, içimdeki Büyük Ben’i boğmaya çalışıyor !” Yeniden sahneye doğru döndü ve dimdik durdu “ Çık buradan ! “diye emretti, Küçük Ben’i kastederek. “İçimdeki Büyük Ben şarkı söylemek istiyor.” Bilinçaltı buna içindeki yaşamsal güçleri serbest bırakarak karşılık verdi. Caruso çağrısının karşılığını alınca sahneye çıktı ve şarkısını şahane bir biçimde seslendirdi. Dinleyenler büyülenmişlerdi.

Ünlü bir doktorun arkadaşının küçük kızı hem insanı sakat bırakabilen romatoid artrite hem de görüntüyü bozan ve acı veren bir cilt rahatsızlığı olan sedef hastalığına yakalanmıştı. Birçok tedavi denenmiş ama doktorların yaptığı hiçbir şey işe yaramamıştı. Adam umutsuzluğun eşiğindeydi. Kendine ve arkadaşlarına durmadan aynı şeyleri söylüyordu : “ Kızımın iyileştiğini görmek için sağ kolumu verirdim. “ Bir gün bu aile arabayla gezmeye çıkmıştı. Arabaları başka bir arabaya çarpmıştı. Babanın sağ kolu omzundan kopmuştu. Hastaneden eve döndüğünde, kızının artritinin ve sedef hastalığının iyileştiğini görmüştü…Unutmayın, bilinçaltınız esprileri anlamaz. Sadece sözünüzü dinler…

aaaaaaaaaaaaaaaaa

Ecem KESKİN - Deniz GÖR


* KÖTÜ BİR RUH HALİNİN ÜSTESİNDEN NASIL GELİNİR *

Günde birkaç kez sabah, öğlen ve gece yatmadan önce kendi kendinize şunları tekrarlayınız : Bugünden itibaren daha keyifli olacağım. Neşe mutluluk ve keyif zihnimin normal halleri olacak. Her gün daha sevimli ve anlayışlı oluyorum. Çevremdekilerin neşe ve iyi niyet merkezi olacağım, kendi iyi duygularımı ve keyfimi onlara da bulaştıracağım. Bu mutlu,keyifli,neşeli ruh hali benim normal zihinsel durumum olacak. Minnettarım.

Düşüncelerinizi değiştirirseniz kaderinizi de değiştirebilirsiniz.

Siz ruhunuzun kaptanısınız. Unutmayın, seçme yeteneğiniz var. Hayatı seçin ! Sevgiyi seçin ! Sağlığı seçin ! Mutluluğu seçin !

Ecem KESKİN


Kırmızı Kar Gizli saklı zaman aralıklarından bakar gözlerim, ne yana dönsem bir yerde hüzün yakalar bakışımı. Deli yalnızlıklara düşman satırlarım. Üşür mü sanırsın buzlara sarılı güllerimi, onlar bülbül sesiyle sevişip buzları eritmedi mi? Kalem karası parmak uçlarım, satırlarıma katranını katmadan hüzünden arınamam. Biliyorum kızarsın, içten içe üzülürsün şu halime. Satır satır nakış gibi işliyorum seni, bedenim hasretinin narında. Yağmurum, yangınım sönmez uzağında. Duvarlarımda asılı duruyor yokluğun, ceylan bakışların olmadan renklenmez dünyam. Karanlıklarda ateş üzerinde yürüyorum, temelsiz ahşap evler kadar yorgunum, özlemine alışamadım. Sensiz ıssızım, yokluğunun gizeminde prangalanmış sürgündeyim. Sönmüş bir yıldızın göz kırpan anına muhtacım, rüzgârın sesi ile söyleşiyor, saçlarıma değen ellerine sarılıyorum. Avutuyorum kendimi çiçeklerle. Papatyaların sarı yüzlü hüznünde, vuslata gün sayan özlemin sarar beni. Söyle kar çiçeğim vuslat yakın mı? Yağmurun türküsünde düştün sazıma Dinle sesimi yol almasın mesafeler Sen içinde söylen turnalara Sakın ha Kanma ayrılıklara Yorgun bekleme bu, kara kış baharı teninin altında saklıyor, sobelendim, yalnızlık beni bırakmıyor. Lalezar hangi mevsim renklenecek, hangi sabah gözlerim seni görecek. Bahar çiçeğim uyan beyaza yenilmeyelim. Kırmızı kar Kaç yakamozlu gecenin sırrını saklar Gözlerinde pusuya yattım Kalbimde hasretinin mayınları patlar Dalgalarla yarış yapan martıları izliyorum, düşlerimi asıyorum kanatlarına, gagalarına veriyorum türkülerimi, ödünç tebessüm olup dönüyorlar dudağıma. Sazımın teli, sesine dokunabildin mi?


Ben seni hep güneşe benzettim, gecemde bile yüzümde hissettim. Gölgelerde üşüdüm ateşimi sana gönderdim… Isındım, can buldum, seninle hayata karşı durdum. Kalbim ağrıyor, sol yanımda adın sancılı kanıyor. Hayat sensin, gitmişsen bu ten bu yürek nefesi ne yapsın. Sevdiğim sensiz nasıl yaşanır öğretmeden gittin. Kanadı kırık serçeden yok farkım, güneşim seni çok özledim. Bir tutsan ellerimden Ki Kanayacak şarkılar Anıların izini sürüp gider rüzgâr Gözlerin duruyor gözlerimde Sakın ha Gözlerini ağlatma Özlemini çektiğim kadın, kapı açık çık gel yalnızım. Yaralı ellerime değsin yüreğin, öp avuçlarımda vuslatı. Bir mektubun yok sinemde uyutayım, sızı bırakır sesin. Sevdalı gözlerin durur aklımda kirpiğimden bir akıtsan hasret zehrini, kapat benim de gözlerimi. Kelebeğim, kefenini ver giyeyim. Gün batımı yine ağıtlarım başlayacak, Her seferinde ‘derinleşmeyeceğim’ diyorum, uçurumlardan hep derinlere düşüyorum. Anla uçurum kenarında yürüyorum. Serin bir hisle düşeceğim bir gün, ayaklarının dibinde büyük sevdamla nefessiz kalacağım. ‘Seni seviyorum, seni seviyorum” demek istiyorum… Beyaz başlı serçe gagasında Öpüş gönderdim vuslat tadında Sakın Sakın ha Serçeleri vurma

Nevim Karahan


Senden Benden Bizden Sen bana rüyalarımla gelendin, rüyalarımda vaat edilen. İçimi yakan bakışlarınla beni içine çeken kıyamette gelen kurtarıcıydın aslında. Annemin masallarındaki pamuk prensesin prensinden, Rapunzel’in kurtarıcısından farklıydın sen sevgilim. Aslında sen herkesten farklıydın, her kahramandan, çocukluğumdaki tek kahramanımdan, babamdan da başkaydın sen. Uçurumumda buldun beni ama diğerleri gibi değildin onlar gibi elimden tutup çıkarmadın beni çıkmazlarımdan, düştüğüm cehennem çukurlarından çıkmayı öğrettin bana. Bazen seni gösterdin, bazen sensizliği; bazen sevgini tattırdın çocuk yüreğime, bazen acıyı gösterdin olgunlaşsın diye. Ama ben hep bildim sevgilim canımı acıttığın her an sen dipsiz kuyulara atıldın, alev alev yandın ve kara toprağa girmeden çektin kabir azabını. İşte bu yüzden sen herkesten başkasın. İşte bu yüzden seviyorum seni. İşte bu yüzden seni bulduğum günden beri yaşama isteği sürdürüyor bedenim senden habersiz. Tek bir hücrem dahi kalmadı sevgilim aslında ben senleştim, seninle bütünleştim. Deniz Yutkun

Kış Benim için kış kar yağdığında sadece pencereleri görünen evler, sobaların üstünde pişen kestaneler, beyaz evlerin bacasından tüten siyah dumanlar, kartopu oynayan çocuklardır. Yağmurda açılan şemsiyeler, kalın giyinip sokağa çıkan insanlardır. Su birikintisine bırakılan gemiler…. Soğuklarda sisten önümüzü görememektir. Hasta olunca içilen sıcak çorba, alnımıza konulan ıslak bezdir. Benim için kış sadece bir mevsim değildir! İsa Aksöz


SONBAHAR Sarı yapraklar,hüzünlü ağaçlarla birbirini tamamlar. Ölecekse sonbaharda ölmeli, gidecekse bu şehirden, bu ülkeden sonbaharda gitmeli insan.. İzmir ayaklarının altındayken veda etmeli, sonbahar mevsimi varken, bütün güzellikler onunlayken gitmeli. Bir şehrin güzelliğini sonbahar yansıtır insana çünkü sonbaharda her insan gibi yalnızdır aslında.. Bizim gibi yalnızdır. Hafif bir rüzgar, her adımda kuru bir yaprak. Hatıralar, yaşanmışlık kokusu.. Hüzünler ve yalnızlık.. Bütün güzelliğiyle sonbahar.. Sonbahar İzmir'de güzeldir. İzmir denizinde.. Alsancak'ta,kordonda güzeldir sonbahar.. Deniz,hüzün ve yalnızlık.. Aşk biter sonbaharda. Sevgi biter. Her güzel şey gibi sonbaharda biter zaten..

Sinhal CEYLAN


Özlüyorum. Karanlığa ve sana rağmen özlüyorum seni. Belki bencillik bu! Ve evet belki de sonum bu. “Bitti” kadar vurucu bir son belki! Özlemek… Ve demir hançerler batırmak kalbinin tam ortasına. Özledim diye bağırmak isterken dudaklarından dökülen “elveda” sözcüğü kadar ironik bir durum. Ve hayatı siyahlar için gören insan kadar üzücü bir son belki de bu “son”. Sonsuzluğunu hayal ederken sonla karşılaşmak! Hayatı hep uçlarda yaşamak kadar gülünç bir durum… Fark etmeden sana gelmek ve hissettirmeden soğumak bu hayattan belki de… Keskin yamaçlarda yürümek kadar tehlikeli bir durum… Sevdiğini başkaları ile görmek. Senin ruhun hala “o” anın yasını tutarken “o”nun ruhu bir istek dalgasıyla titreşir belki de! Ve belki de bir daha düşünür insan sonun nasıl olacağını! Ölüm kapıyı çalarken aklından geçen tek düşüncenin “o”nu bir daha görememek olması ne ironi aslında! Zira o çoktan başka bedenlerde kol gezmekten “yorgun” düşmüşken!


ne zaman ansa adını dost sıfatlılardan biri kararır ardından yüreğimde büyür gözleri içim acır uzaktan tüfek sesi gelir rüzgar başlar yağmur düşer serçeyle bir ne zaman ansa adını karanlığa küser gece ağlar mehtap sırrını kaybeder bilmece bu yalnızlık cesareti çalar ellerimden bu kalem susar sen anlatılırken


Güneşin batımıydı benim hayatım. Boydan boya kızıllık hakimdi dünyama. Ne tam anlamıyla sarının masumiyeti vardı hayatımda ne de kırmızının hırsı… Bir kızıllık vardı hayatımda. Kimine göre muhteşem bir renk cümbüşüydü hayatım. Kimine göre tapılacak bir hayat. Ama bilmedikleri bir şey var. Benim hayatım gün batımı! Her şeyin ve herkesin sustuğu, teker teker ellerimden bir su misali kayıp gittiği bir gün batımı… Bir günün, bir ömrün sonu aslında... İnkârlarla ve haksızlıklarla dolu bir hayatın sonu! Gün batımı… Sonsuza uzanan ve belki de bir daha doğmayacak olan Güneş’in batımı. Bu muhteşem kızıllığın ardından gelecek olan felaketi göremeyen ve hala gün batımının muhteşemliği ile mutluluğa kavuşmayı hedefleyen insanoğlu! O kızıllığın ardından gelecek olan dipsiz karanlığı görmeyen ve görmemekte ısrarcı olan insanoğlu! Hayatı hep uçlarda yaşayan ve gittikçe de sonsuz karanlığa çekilen insanoğlu! Gün batımındaki bu kızıllığın muhteşemliğin sadece bir anlık olduğunu anlamayan, bu gösterişin ardından gelecek olan koyu karanlığı görmekten aciz, gözünü renk cümbüşüne dikmiş insanoğlu! Bu işte asalet yok! Hırs ve masumiyet yok! Olan tek şey ellerimizden kayıp giden hayatlar… Uçurumun kenarındaki insanlar ve karşımızda duran büyük gün batımı senfonisi!


Denize küsmeyi göze alabilmekti en büyük cesaret… Kederi de sürüklüyormuş peşinden paçavra gibi, öğrendim… Kalbin dile getirdiklerini saklayıp dökebilmekmiş delicesine… Deli olmak lazım gelir çünkü, Bir kez daha görmeyebilirken, Çığlıklarcasına fısıldamak kalbi… Seni seviyorum der gibi, Diyememek…

Karnın ağrımaz dedikleri gibi… Öyle kalbin çıkmaz; savaş olmadıkça… Ellerin de buz kesmez. Sadece… Ağlamak istersin. Evet! Sonsuza dektir, kimi zaman… Kimi zaman, saklanmak hayattan… Kim bilir? Aşk işte… Teni soğuk, üşümüş, saklanmış bir çocuk gibi… Buruşturup attığım bir kâğıt… Ağlarsın hep… Sonsuza dektir kimi zaman… Kimi zaman saklanmak hayattan…

Kim bilir?


sıyrıldı büründüğü rolden. Eylül, sert bir rüzgâra teslim etti yazdan kalmışlığını. Penceremden süzülen bitkin şehir ışıkları tüm sahteliklerini alıp kayboldu gözden. Hemen karşımdaki manzara, doğallığını bozmak isteyen bir şehir insana rağmen, içten gülümsedi… Yudum yudum hafifleyen fincan, tereddüt etmeden, uykunun kollarına bıraktı beni, kısa süre sonra. Gecenin bir yarısı, ürpererek, sağır bir gürültüyle ayrıldım rüyalarımdan. Uzaklardan gelip bahçeme konan bir bulut; saatlerce Gözyaşım… Ne zaman ağlayışımın sebebini açıklayabilecek bir bahanem olsa, ne zaman hayat yaslanacak bir omuz sunsa; ihanet etti bana. Akmadı. Belli ki karanlık yastıklarda titremeye alışmıştı. Yağmura sığınıp dökülmeyi öğrenmişti. O bile kabul etmişti yalnızlığı. Fazla direnmeden haykırmıştı yenilgisini. Yorgun yanaklarda yuvarlanıp bir fotoğrafı soldurmak hoşuna gitmişti, kim bilir? Uykusuz, soğuk bir gecede; tatlı, sıcak süte eşlik ederek düştü bir defasında. Gözyaşı hariç herkes, kısa süreliğine de olsa,

kan kusmuş, ancak durulmuştu. Ürküp köşesine sinen dolunaya, yılgın bedeniyle öylece duran toprağa baktım… Onların taşıyamadığı bir yükü nasıl kaldırırdı zayıf omuzlarım? Nasıl karşısında kalınırdı bu yağmurun? Titrek parmaklarımla duvardaki aynayı kavrayıp biraz cesaret aradım gözlerimde; bulamadım… Karar verdim o an; sen yoksan, ben cesur olmayacaktım.


Yaprakların oyunu mu bu? Önce yazın muhteşem ışıltısıyla doldurmak tüm benliği, oksijenle yeşilin en parlak rengini almak ve ardından sonbaharla sararıp solmak... Bıkmak bu hayattan! Ve ardından vazgeçmek seni bu zamana kadar hayata bağlayan dallardan! Koparmak kendini ağaçlar dan! Rüzgârın en hafif bile esintisiyle bu zamana kadar aldığı tüm oksijeni bir anda vermek dışarı… Ve yavaş yavaş kaybetmek benliğini! Yitirmek ruhunu! Önce hafifçe sarılırsın sözleriyle tıpkı rüzgârda sallanan bir sonbahar yaprağı gibi! Kabullenirsini sindirirsin bazı şeyleri. Gerçek dersin. Bu sonbahar da gerçek… Bu yaprak dökümü de bitecek ve ben bu sonbahardan gülümseyerek ayrılacağım. Tıpkı sonbaharın hain oyunlarına kanmayıp dökülen bir yaprak gibi… Ama daha sonra fark edersin gerçeği; doğanın kanunudur! Karı koyamazsın bazı şeylere. Sen ne kadar inatçı olursan doğa da o kadar inatçı olur sana karşı aslında! Tutunamazsın bu zamana kadar seni hayata bağlayan ağaca, dala; yavaşça kayarken bu hayattan bir yıldız misali… Artık elinden gelen tek şey son kez senin için esen o hain rüzgârın tadını çıkarmak. Gülümsemek son kez, delicesine… Ve toprakla buluşmak yeniden bir sonbahar yaprağı misali...


ÇEVRE

ÇEVRE

ÇEVRE

Didem DOĞAN

Yeteneğimiz olmasına rağmen düşünmeye çabalamıyoruz görmüyoruz bize zarar Doğası gereği bencildir insanoğlu. Bu hep böyle olmuştur, bir insan ben bencil değilim diyorsa, aynı zamanda yalancıdır

verdiğini, sadece bize mi peki, tabi ki hayır! O çok sevdiğimiz hayvancıklarda bundan nasibini alıyor

da. Bencilliğimiz sadece çevremize değil, kendimize de zarar verir ama her şeyi çok biliyoruz ya; ”Yok öyle bir şey” deyip kestirip atarız. Malum bencilliğimizin yanı sıra çok biliriz her şeyi.

Peki ya şu ağaçları kesip yerine binalar yapma işine ne demeli? O2 kaynağımız, çevreyi süsleyen o güzelim ağaçları geleceğimiz düşünmeden kesilip atılıyor. Telefonlarımızın yaydığı Biz insanlar şanslı mahlûklarız aslında fakat değerini bilmeyiz. Düşünebilen tek canlı biziz ama en çok zarar da hep bizden çıkar. Mesela şu vazgeçemediğimiz arabalar… Çok güzel bir buluş olmasıyla birlikte çokta zararlı. Aaa ama bizim işimize yarıyor ya gerisi boş. Tabi bu görünen kısmı işin, peki ya o egzozdan çıkan iğrenç gaz ne oluyor? Durun söyleyeyim; sevgili ciğerlerimiz zehir doluyor.

radyasyonu söylemiyorum bile, bu hepimizin bildiği bir sorun. Zavallı arıcıklar yayılan radyasyon yüzünden intihar ediyorlar. Onları değerlendirme fırsatımız varken yaptığımız tek şey katletmek.


ÇEVRE

ÇEVRE

Demek istediğim şu arkadaşlar, düşünmek yani aklımızı kullanmak gibi mükemmel bir özelliğimiz var ve biz bunu sadece zarar vermek için kullanıyoruz. Bunu yapmayalım… Belki bir araba için, uçak için bir şey yapamayabiliriz ama ağaç dikerek, dikilmiş olan ağaçları koruyarak, en basitinden çöplerimizi gereken yerlere yani çöp kutularına atarak, bitmiş pilleri birçok yerde bulunan atık pil kutularına atarak ve daha birçok şey yaparak çevremize dolayısıyla hayatımıza katkıda bulunabiliriz. *

Ekolojimize zarar

verilmesin, her canlı yuvasında rahatça nefes alabilsin.

ÇEVRE

Didem DOĞAN


-Gezegeninde oksijen yoksa güzelim, sorun değil ben tüple de gezerim. -Neptün merkez, dolaşamaz herkes. -İstedim vermediler, sen klonlanmışsın dediler. -Yerçekimi dediğin nedir ki gülüm, ben senin için uzay boşluğunda ölürüm. -Oksijensizleştiremediklerimizden misiniz? -Plütonun bahtı kara, ufonun gönlü yara. -Senin aşkın da “Plüton”ikmiş. -Hayalim üç kelime o da şöyle: Uzayda Futbol Oynamak. -Jüpiter gözlüm.-SatürnleeeexDéé-Tek rakibim S.H.Y (Saman Hava Yolları). -Game over güzelim, bin ufoma gezelim. -Aya baktım seni gördüm, sana baktım ayı gördüm. -Kolla beni yörünge değiştiriyorum.-Hatalı sollama bedenini karadeliğe yollama… -Yörüngenle yaşamadım ki asteroidinle öleyim. -Tam dokuz yüz yirmi dört, isyankar Merkür.. -Bu akşam ölürüm beni kimse tutamaz.Sen bile tutamazsın yıldızlar tutamaz. -Hatalıysam kozmobiyonik ışın relaks et… Adres; cf300*1o4 -Müslüm baba sığmaz İpod’a…SağlamAstro durmaz dünyada…


Eğlenceli Matematik - Ayakkabı numaranı 5 ile çarp - Çıkan sonuca 50 ekle - Tekrar çıkan sonucu 20 ile çarp -Çıkan sonuca 1011 ekle

1089 Sayısının Gizemi -Rakamları farkli üç basamaklı bir sayı seçin. -Bu sayının tersini alın ve büyük olandan küçük olanı çıkarın. -Şimdi çıkan sonucun tersiyle kendisini toplayalım. -Sizde farklı sayılarla aynı işlemleri yaparak 1089 sayısını elde edebilirsiniz.

ÇAKMAKTAŞLAR Zeka Sorusu

- Son olarak kendi doğum yılını çıkar - 4 haneli bir sonuç çıkacak ilk 2 rakam ayakkabı numaran son 2 rakam ise yaşın olacak. Zeka Sorusu Kuralları Anne baba ve iki çocuktan oluşan bir aile bir tünelin başına gelmişler ve karşıya geçmeleri gerekiyor. 1. Tüm aile fertleri karanlıktan çok kurkuyor ve bu nedenle geçişler sırasında yanlarında mutlaka meşale olması gerekiyor. ÜÇ ÇOCUKLU BARMEN Bara gelen adam barmenin ikisi ikiz üç çocuğu olduğunu öğrenir.Yaşlarını sorar. Barmen çocukların yaşlarının çarpımının 72 olduğunu söyler. Adam bu yetersiz der. O zaman barın kapı numarasına bak çocukların yaşlarının toplamını göreceksin der barmen. Bakar gelir adam. Adam "Bu da yetersiz der" ve biraz daha ipucu vermesini ister barmenden . "En küçük çocuğum dondurmaya bayılır" der barmen. Adam çocukların yaşlarını anlamıştır bu sefer. Siz de anladınız mı çocukların kaç yaşında olduklarını...

2. Meşale sadece 12 dakika süreyle yanıyor dolayısla tüm fertlerin geçişi 12 dakikada tamamlanmak zorunda. 3. Tünelden aynı anda sadece iki kişi geçebilir. 4. Baba 1 dakikada karşıya geçebiliyor. 5. Anne 2 dakikada karşıya geçebiliyor. 6. Erkek çocuk 4 dakikada karşıya geçebiliyor. 7. Kız çocuk 5 dakikada karşıya geçebiliyor. 8. Tüm bireyler için gidiş ve dönüşler aynı sürede tamamlanıyor. Bu şartlar altında aileyi karşı tarafa geçirebilecek misiniz bakalım....

Zeka sorularının cevapları derginin son sayfalarında yer almaktadır.


8 SORULU ZEKA TESTİ Soru 1: Soru işaretli yere hangisi

Soru 4: Soru işaretli yere hangi oyun

gelmelidir?

kartı gelmelidir?

A

B

C

D

A

B

C

D

Soru 2: Hangisi diğerlerinden farklıdır? A

Canberra

B

New York

C

Viyana

D

Madrid

Soru 5: Hangi domino taşı soru işareti yerine gelirse sıralama tamamlanır

Soru 3: İşaretli yere hangi sayı gelmelidir. 144 121 100 81 64 ? A

15

B

19

C

49

D

50

A

B

C

D


8 SORULU ZEKA TESTİ Soru 6: “İçki ve araba kullanmak birçok kazanın nedenidir.” cümlesini hangisini açıklar? A insanlar çok fazla alkol almamalıdır. B aşırı hızla araba kullanılmamalıdır. C alkollü araba kullanırsak yüzde 20 kaza yapma ihtimali vardır. D alkol, araba sürme becerisini azaltır.

Soru 7: Seriyi tamamlayın.

A

B

C

D

Soru 8: 12000 sayısının yarısının 1/5 nin çeyreğinin onda biri kaçtır? A

1250

B

250

C

45

D

30

Testin cevapları derginin son sayfasında yer almaktadır.


Okul Efsaneleri * Öğretmen bir gün derse girer ve öğrencilerine sınavda tek bir soru sorar: Atatürk bu ülke için ne yaptı? Bütün öğrenciler harıl harıl cevaplamaya koyulur. Kimi tek bir kağıtla yetinmez. Yazar da yazar… Sınav sonuçları açıklandığında sadece 1 öğrenci 100 puan alır. Öğrencinin cevap kağıdında şu yazılıdır. “Ne yapmadı ki!”

* Özel üniversitede okuyan bir öğrenci okula ilk gün Murat 131 ile gelir. Bunun

* Öğrencilerini çok zorlayan bir öğretmen, dersinin final

üzerine herkes

sınavında sınıfa gelir ve sınav sorusu olarak tahtaya ”Risk

bu öğrenciyle

nedir?” diye yazar. Öğrenciler ilk önce ne yazacaklarını

dalga geçer. Bu

şaşırırlar, sonra herkes bir şeyler yazmaya başlar. Yalnız 1 öğrenci sınavın ilk dakikasında kağıdını teslim eder. Sınıfta herkes düşük notlar alırken, sadece bu öğrenci 100 puanı kapar. Çünkü öğrenci cevap olarak sadece şu cümleyi yazar: “İşte risk budur.” Her neyse bu efsane kulaktan kulağa yayılır ve aynı öğretmen bir sene sonra öğrencilerine yine aynı soruyu sorar. Öğrencilerin bir kaçı bu sefer boş kağıt verir. Sınav sonuçları açıklandığında boş kağıt veren öğrenciler 0 puan alır. Öğrenciler

duruma çok üzülen öğrenci, birkaç sene sonra arkasında “I Love Murat 131” yazan kırmızı bir

bunun nedenini öğretmene sorar. Öğretmen ise şu cevabı verir:

Ferrari ile okula

“Aynı şartlar altıda, aynı riski iki kere almak aptallıktır!”

gelir..

[Type the author name]

* 4 arkadaşın sınava geç kalmasının ardından öğretmene "Dördümüzün birlikte geldik. Kör talih işte, arabanın lastiği patladı, ondan geç kaldık." yalanını

Bir felsefe sınavında hocanın sandalyeyi göstererek “Bana onun

uydurması ve bunun üzerine hocanın bu 4 öğrenciyi boş

olmayacağını anlatın tek

bir sınıfa götürerek,4 öğrenciyi de birbirinden uzak

olarak sadece “Hangi

oturtup tek soru sormuştur. Arabanın hangi lastiği patladı?

BALÇOVA ANADOLU LİSESİ

sorum bu.” demiştir. Cevap sandalye?” diyerek 100 puanı yalnızca bir öğrenci kapmıştır.


KÜÇÜK YALANLAR Seni leylekler getirdi yavrum. Vallahi sarıda geçtim memur bey.

Kilolarımla barışığım ben böyle mutluyum! Seni düşünmekten bütün gece gözüme uyku girmedi.

Bir arkadaşa bakıp çıkacağım, istersen kimlik bırakayım.

Su an 70 milyon bizi izliyor. Arkasından değil,burada olsa yüzüne de söylerim.

Bu sene üniversite soruları çok basitti, keşke sınava girseydim.


KÜÇÜK YALANLAR İhraç fazlası bunlar. O elinizdeki tek kaldı, başka yok. Bunun garantisi biziz abi. Formu doldurun biz sizi ararız. Belki biraz sıktı; ama hiç merak etmeyin kullandıkça açılır.

Ağlamıyorum... Gözüme bir şey kaçtı.

Ben hiç

Seni anlıyorum.

yalan söylemem.

Ben almayayım rejimdeyim.

Benim için önemli olan ruh güzelliği

Kadınlar en çok kel erkeklerden hoşlanır.

Sayısaldan para çıksa, önce kimsesiz çocuklara sonra da yaşlılara bağışlarım. Haaa bi de okul yaptiriyim...


Mutluluk bile acı veriyor; çünkü sonu var, biliyorum… (MaNga-Bitti Rüya) Şarkı sözleri; Ferman Akgül, Özgür Öney, Haluk Kuruosman

Ne acı ne acı insan kendine ne kadar yenik. Bulunmadı ihanetin ilacı yürek koca bir kara delik. (Sezen Aksu-Ah İstanbul) Şarkı sözleri: Sezen Aksu Yarınım emellerime uzakken; ellerim al senin doğan güneş ve ben yarına yoksun umutlarla var olandım şimdi sade sendeyim. Gel senin kimseye uzatamadığın elinim ben… (Sarp Palaur (ŞaNıŞer)-Sevgi Selinim) Şarkı Sözleri: Sarp Palaur

Saatler durmuş gözümde, zaman yara çok derinde. Ellerim buz gibi oldu bak, ateş tenimde nafile… (Seksendört-Son Mektup)

Şarkı Sözleri: Seksendört


Her şey biter, herkes unutulur.Ben seni kaç kere sevdiğimi unuttum… (Özgün-Elveda) Şarkı sözleri; Özgün Küçükcan

Sevmesen de beni özledim sesini. Git desem de yine gitmesen. (İrem-Hayalet Sevgilim) Şarkı sözleri: İrem

İzmir bilir ya, fallar çıkmaz ya, kimse bilmez ya, bende kül oldum yandım.. (Aslı Güngör-İzmir Bilir Ya) Şarkı sözleri: Aslı Güngör

Oyunun en güzel yerinde zil çalınca üzülürdük ya; öyleyim… (Emre Aydın-Gülümse Şimdi) Şarkı sözleri: Emre Aydın


DUYGUSAL ZEKA ÖLCEĞİ

( ) Dugularımı tanıyorum. ( ) Duygularımı ifade edebiliyorum. ( ) Başkalarının neler hissettiğini anlıyorum. ( ) Birisi konuşurken ne ima etmek istediğini anlıyorum. ( ) Başkalarının hakkımda hissettiklerini anlıyorum. Az: 1 ( ) Duygularımı kontrol Orta: 2 edebiliyorum. Çok: 3 ( ) Eleştirileri dinliyor ve Çok sık: 4 değerlendirme yapıyorum. ( ) Hayal kırıklıklarından sonra çabuk toparlanabiliyorum. ( ) Zorluklar karşısında olumlu,sakin ve dikkatli olabiliyorum. ( ) Kendime değer veriyorum. ( ) Özeleştiri yapabiliyorum. ( ) Kendimi nasıl mutlu edebileceğimmi biliyorum. ( ) Zorlukların üstesinden gelebileceğimi biliyorum. ( ) Problemler üzerinde dikkatimi yoğunlaştırabiliyorum. ( ) Kendimi baskı altında hissettiğimde ne yapacağımı biliyorum. ( ) Bir sorunum olduğunda paylaşabileceğim kişiler var. ( ) Başkaları sorunları olduğunda benimle paylaşabiliyor. ( ) Zorluklarla karşılaştığımda kolay vazgeçmiyorum. ( ) Beraber olduğum insanlara güveniyorum. ( ) İnsanları genel olarak seviyorum.

( ) Yaşama ait hedeflerimi gözümde canlandırabiliyorum. ( ) Daima kendime yedek hedefler seçiyorum. ( ) Hedefime ulaşmak için çeşitli seçenekler üretiyorum. ( ) Hedefime ulaşacağım konusunda kendime güveniyorum. ( ) Yaşamımın kontrolünün elimde olduğunu düşünüyorum. ( ) İçsel huzurumun yerinde olduğunu düşünüyorum. ( ) Övüldüğümde şımarmıyorum. ( ) Hiç kimseyi küçük görmüyorum. ( ) Kendimi sorgulayabiliyorum. ( ) Gerçeklerden kaçmıyorum. ( ) Korkularımı kontrol edebiliyorum. ( ) Ölümden sonrasını gerçekçi değerlendirebiliyorum. ( ) Kendimle barışığım. ( ) Genelde pozitifim;ümitsizliğe düşmüyorum. ( ) Çoğu zaman iyimserim. ( ) Duygularım çoğu zaman istikrarlı. ( ) Ne çok titizim ne de dağınığım. ( ) Başkalarının hakkına saygı duyuyorum. ( ) Çalışma arkadaşlarımla uyum içindeyim. ( ) Ailemle uyum içindeyim. ( ) Çalışmaktan zevk alıyorum,tembelliği sevmiyorum. ( ) Para ve malı amaç olarak görmüyorum. ( ) Cinsel arzularımı kontrol edebiliyorum.


DUYGUSAL ZEKA ÖLCEĞİ

( ) Alçakgönüllü olduğumu düşünüyorum. ( ) Bir haksızlığa uğradığımda kusuru hemen başkasına atmıyorum. ( ) Haksızlığa uğradığımda önce kendimi sorguluyorum. ( ) Karar verirken ve konuşurken durup düşünüp sonra harekete geçiyorum. ( ) Başkalarını düzelmek yerine kendimi düzeltmeye çalışıyorum. ( ) Alışveriş yaparken durup düşünüp sonra karar veriyorum. ( ) Öfkemi çoğu zaman kontrol edebiliyorum. ( ) Aksine bir davranış görmedikçe insanları dost kabul ediyorum. ( ) Kendime güveniyorum. ( ) Uykumu çoğu zaman düzenleyebiliyorum. ( ) İdeal kilomu koruyabiliyorum. ( ) Problemler karşısında sorun odaklı değil çözüm odaklı düşünebiliyorum. ( ) Genelde planlı yaşadığımı söyleyebilirim. ( ) Verici olmaktan,insanlara yardım etmekten zevk alıyorum. ( ) Eğlenceye zaman ayırabiliyorum. ( ) Spora zaman ayırabiliyorum. ( ) Hayvanları seviyorum. ( ) Küçük şeylerden mutlu olabiliyorum. ( ) Birisi beni suçladığında hemen savunmaya geçmiyorum.

( ) Çok sık kıskançlık hissetmiyorum. ( ) Çabuk alınganlık göstermiyorum. ( ) Bencil olmadığımı düşünüyorum. ( ) Genelde aceleci ve sabırsız değilim. ( ) Başkalarının yüz ifadesinden düşüncelerini okuyabiliyorum. ( ) Kendimi kolayca başkalarının yerine koyabiliyorum. ( ) Saçma sorularla beni rahatsız edenlere sabırlı davranıyorum. ( ) Başkalarının duygularına kolayca ortak olabiliyorum. ( ) İnsanları rahatlatmayı başarabiliyorum. ( ) Başkalarını ikna ve inandırma gücüm var. ( ) Genelde güler yüzlüyüm. ( ) Espiri yapabiliyorum. ( ) İnsanlar benim yanımda kendilerini rahat hissediyorlar. ( ) İki yüzlü insanlardan hiç hoşlanmıyorum. ( ) Dünyayı düzeltmek yerine kendimi düzeltmeye çalışıyorum. ( ) Acıma duygusu yüksek,şefkatli bir insanım. ( ) Yetinme duygusu olan,kanaat edebilen bir insanım. ( ) İçten ve samimi bir kişi olarak tanınıyorum. Az: 1 Orta: 2 Çok: 3 Çok sık: 4


SONUÇ Bütün sorulara verdiğiniz cevapları toplayıp ikiye bölün. Puanınız;

1-40 arasındaysa tehlike işareti (Profesyonel yardım ihtiyacınız kesin)

40-80 arasındaysa sınırdasınız,yardım almalısınız.

120 ve

80-120 arasındaysa iyisiniz ama daha gelişmelisiniz.

Ecem KESKİN

yukarısındaysa yüksek duygu gücünüz var.Kararlı ve tutarlı bir biçimde devam ederseniz model insan olursunuz.


BENİMLE OYNAR MISIN?

UNUTULAN

YILAN OYUNU Malzemesi gazoz kapakları olan oyun kız, erkek birlikte oynanırdı. Eskiden ilginç oyunların gözdesiydi. Plastik olmayan bir gazoz kapağı alınır, kapağın dış yüzeyi parlatılır ve içine cam macunu veya çamur koyularak ağırlaşması sağlanırdı. Eskiden bol bol görülen geniş kaldırımlarda oynanırdı. Her oyuncunun kendine ait gazoz kapağına 3 kere parmakla vurma hakkı vardı. Amaç bitiş çizgisine ulaşmaktı, bitişe ulaşılmamışsa vurma sırası diğer oyuncuya geçerdi. Eğer gazoz kapağı kenarlardan kayıp çizgi dışına çıkarsa baştan başlanırdı. Bitişe ilk varan daha önceden belirlenmiş sayıda gazoz kapaklarını kazanırdı. GA

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

MORS (Üçgen) 2 ve daha fazla oyuncuyla toprak zeminde oynanan bu oyunda yere bir üçgen çizilir. Kaçar oynandığına karar verildikten sonra misketler, üçgenin köşelerine birer adet koyulur. Artan misketlerde üçgenin içerisine gelişigüzel koyulur. Üçgenden 3-4 m uzağa atış çizgisi çizilir. Üçgenin olduğu bölgeden atış çizgisine doğru oyuncular “dakka”larını (kafliklerini) fırlatır. Atış çizgisine en yakın olan oyuncu ilk atış hakkını kazanır. Sıralama çizgiye yakınlığa göre belirlenir. Amaç oyuncunun misketleri üçgenin içerisinden çıkararak bilye hazi-nesini arttırmasıdır. Çıkarttığınız her bilye sizindir. Atış sonrasında, atışın yapıldığı kaflik üçgen içerisinde kalırsa atışı yapan oyuncu “Mors” olur. Mors olduğunuz takdirde o zamana kadar kazandığınız misketleri tekrar üçgen içerisine bırakırsınız. Mors olmanın dışında; rakibinizin dakkasını mumdirek tekniği ile vurduğunuz zaman rakibinizi oyun dışına çıkarmış olursunuz ve rakibinizin o zamana kadar kazandığı bilyeleri de geri alırsınız. Üçgen içerisindeki bilyelerin oyuncular tarafından üçgen dışına çıkarılmasıyla veya bir oyuncunun rakiplerini oyun dışına vurarak atmasıyla el sona erer.

Oyun Bitince Şah da Piyon Da Aynı Kutuya Konur.


BENİMLE OYNAR MISIN?

BİLİNMEYEN

KÖRLİNG 42 metre boyu, 4,3 metre eni olan buzdan bir pist (rink) üzerinde oynanan bir olimpik takım oyunudur. Buz üzerine disk şeklinde iç içe çizilmiş üç halka hedefi, evi oluş-turur. Pistin iki ucunda olan 3,66 m çapındaki evin; oyun hattı, “hog”dan uzaklığı 6,4 m, birbirlerinde uzaklığı 34,7 m.’dir. Puan, ev’in merkezine karşı takımdan daha yakına taş atarak kazanılır. Hassaslık seviyesi ve kazanmak için ortaya konan stratejik düşüncenin karmaşık yapısı sayesinde curling “buz üzerinde satranç” olarak değerlendirilir. Körlinge dair en eski kayıt; 1541 yılında İskoçya’da 4’er oyuncudan oluşan iki takımın mücadelesi olarak oynandığını göstermektedir. İlk kez 1924 Kış Olimpiyatları’nda bir olimpik spor olarak yer alan körling, 1998 Kış Olimpiyatları’ndan beri olimpiyatlarda resmî spor olarak yer almaktadır. ---------------------------------- ---------------- -----

ORYANTRİK Oryantiringde sporcular kendilerine verilen yarışma bölgesinin haritasında belirtilmiş hedeflere (kontrol noktaları) sırasıyla ve en kısa sürede ulaşmaya çalışırlar. Kontrol noktalarında turuncu-beyaz bayraklar bulunur. Yarışmacılar bayrağın yanında bulunan zımbayı, ellerindeki fişe (kontrol kartı) basarak kontrol noktasına ulaştıklarını kanıtlarlar. Bazı yarışmalarda zımba ve kontrol kartı yerine elektronik bir sistem de kullanılmaktadır. İki hedef arasında hangi yolu izleyeceğine yarışmacı kendi karar verir. Amaç hedefleri en kısa sürede tamamlamaktır. Tüm hedeflere ulaşamayanlar genellikle diskalifiye edilir. Yarışmacıların birbirini izlememesi için genellikle birkaç dakika arayla çıkış verilir. Yarışmacıların, parkur boyunca karşılaşsalar dahi birbirlerini izlemeleri yasaktır.

ÇAĞLARI TANIMAK ISTIYORSANIZ, ÇAĞLARIN ALKIŞLADIKLARINA BAKIN.


*BAŞARILARIMIZ * Scrabble(Sözcük Türetme Oyunu) Turnuvasında Okan GÖK birinci olmuş ve okulumuzu ilçe turnuvasında temsil etme hakkı kazanmıştır. Fotoğraf Alanında

Kompozisyon Alanında

2. Ceylin Soner 3. Damla Kocaoğlu

1. Kübra Oğurtanı 2. Ayşen Erçelik

“Balçova’nın Çağdaş Yüzü” konulu yarışmada birinci ve ikinci olan arkadaşlarımız notebook ve laptop, üçüncü olan arkadaşımız fotoğraf makinesi kazanmıştır.

* Zeka Soruları Cevapları * Çakmak TaşlarZeka Sorusu Cevabı: * Önce anne ve baba karşıya geçer. * Baba geri döner. (2 dakika) * Kız ve erkek çocuk birlikte karşıya geçer. (3 dakika) * Anne geri döner. (8 dakika) * Baba ve anne karşıya geçer. (10 dakika) * Aile karşıya geçmiş olur. (12 dakika) Üç Çocuklu Barmen Zeka Sorusu Cevabı: Çocukların yaşları 6,6,2. Neden mi? Önce çarpımları 72’yi veren üçlü sayı gruplarına bakın. Adam toplamlarını bildiği halde yetersiz dediğine göre aynı toplamı veren iki gruptan bahsediyor. Bunlar 8,3,3 ve 6,6,2. En küçük çocuktan bahsedildiğine göre geriye tek ihtimal kalıyor. 6,6,2…


8 SORULU ZEKA TESTİNİN YANITLARI 1. sorunun cevabı: A şıkkı

2. sorunun cevabı: B / Newyork 3. soru: C şıkkı / 49 4. sorunun cevabı: A şıkkı

5. soru: C şıkkı

6. sorunun cevabı: D / Alkol araba sürme becerisini azaltır.

7. soru: B şıkkı / 8. soru: D / 30


Scrabble Turnuvas覺


UZAY KAMPI

Balçova Anadolu Lisesi Sessiz Dergisi  

Balçova Anadolu Lisesi Sessiz Dergisi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you