Page 1

Topraklarımızı vatan yapan

ŞEHİTLERİMİZİ saygıyla anıyoruz


1

EDİTÖRDEN

Çanakkale Savaşı’nın en dehşetli anları... Seyit Onbaşı yüklenmiş sırtına mermiyi ilerliyor. Çanakkale toza dumana bürünmüş, Seyit Onbaşı mermi taşıyor. Peki, ya merminin taşıdığı? Bu mermi kubbe kubbe ezanlar taşıyor, Sinesi binbir pare ozanlar taşıyor, Mahyaların geceyi saran kandillerini, Hıçkırıklı annenin dualı ellerini. Refika oyasında nakış nakış çiçekti, Bu mermi Ejderhayı bulup öldürecekti! Bir çocuğun babayı arayan bakışları, Bir kardeşin hasretle büyüyen yokuşları... Bu mermiydi, şanlı bir bergüzardı millete, Selam’a ram olanlar düşer miydi zillete? Bu mermiyle bir anda nihan kıldı savaşı... Deniz canavarını vurdu Seyit Onbaşı!

İÇİNDEKİLER: Bizden ............................... 2 Din

Ata’mıza Dair .................... 14 Kim Kimdir? .................... 15 Eğitim ............................... 16 Bilgi Küpü ....................... 21

Sevgili okuyucular, sizleri bu duygularla selamlayarak başlamak istedim. Tarihimizin en zor sınavı olan Çanakkale Savaşı aslında hepimize büyük bir ibret olması lazım. Ecdadımızın verdiği o şanlı mücadele sonucu bugün rahatca yaşamımızı sürdürebiliyoruz. İman dolu göğüslerin, inanmışlığın, ezelden gelen hürriyet sevdasının ve kainatın Efendisi’nin övdüğü ecdadın torunları oluşumuzun, bizlerin aslında nasıl bir toplum olduğumuzu veya nasıl bir toplum olmamız gerektiğini anlatmıyor mu? O halde En Sevgili’ye ve şanlı ecdadımıza layık olmak için, içimizdeki korun üstünü üfleyip küllerini dağıtmamız yeterli olacak. Unutmayın! Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur. Mevlid Kandili’nizi de kutlayarak sizleri derginizle baş başa bırakıyorum. Saygılarımla Serhat Önder IMPRESSUM/KÜNYE DITIB Nürnberg e.V. Kurfürstenstr. 16 90459 Nürnberg

KONTAKT mahyadergi@gmail.com

GENEL KOORDİNATÖR KAPAK/GRAFİK TASARIM Serhat Önder

REKLAM TASARIM www.tugra-online.de

Bülent Bayraktar Mehmet Işıldak Gökhan Önder Ömer Gürler Mustafa Gülcan

MUHABİRLER

Oğuz Yurtalan +49 (0)179 665 36 03

Osman Yıldız Timuçin Durmuş Dücane Sağlık İsmail Ağırbaş

Ümit Gürel +49 (0)179 595 25 16

MAHYA

YAYIN KURULU

REKLAM SORUMLUSU DAĞITIM SORUMLUSU

............................... 9

Tarih ............................... 22 Hukuk ............................... 26 Haber ............................... 28 Kültür ............................... 30 İş Dünyası ........................ 32 Sağlık ............................... 34 Çocuk ............................... 40 Bulmaca ........................... 44 Muzaffer Usta’nın Lezzet Diyarı .................... 46 Mizah ............................... 48


12 2

BİZDEN DİTİB Nürnberg Eyüp Sultan Gençlik Kolu Olağan Genel Kurul’unda yeni yönetimini belirledi.

DİTİB Nürnberg Eyüp Sultan Gençlik Kolu’muz geçtiğimiz hafta sonu Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Gençlik Kolu seçiminin Divan Kurulu Başkanlığını dernek başkanımız Durmuş Tanış yaptı. İstiklal Marşı ile başlayan seçimde Yönetim Kurulu üyeleri faaliyet ve muhasebe raporunu okudular. Başarılı hizmetlere imza atan Yönetim Kurulu, üyeler tarafından ibra edilerek yeni yönetim seçim sonucu belirlendi. Geçen dönemin başkanı Harun Önder tekrar başkan seçilerek güven tazeledi. Harun Önder gençlere teşekkür ederek, hedeflerinin her zaman daha iyi hizmet verebilmek olduğunu söyledi. Dernek başkanımız gençlere yaptığı konuşmada onların bu derneğimizin varisi olduklarını ve bu yolda kendilerini yetiştirerek topluma ve ailelerine layık birer birey olmarı gerektiğini belirtti. Yeni seçilen Yönetim Kurulu’nda görev dağılımı ise şöyle oldu: 2. Başkan Fatih Işıldak, 3. Başkan Eyüp Erdem, Genel Koordinatör Ramazan Tekin, Sekreter Osman Yıldız, Muhasip Zekeriya Topçu, Dış İlişkiler Sorumlusu Ramazan Avcı, Üyeler Dücane Sağlık, Emre Turan, Timuçin Durmuş ve Abdussamed Karakaş. Genç kardeşlerimize verimli bir dönem geçirmeleri için başarılar dileriz.

MAHYA

DİTİB Erlangen Sultan Ahmet Camii yeni Yönetim Kurulunu seçti.

Yönetime seçilen arkadaşlarımızın hepsinin genç olmaları dikkatlerden kaçmadı. Yönetim Kurulu’ndaki görev dağılımı ise şöyle: 1. Başkan Halil Süer 18.01.1974, 2. Başkan İlhan Topçu 26.06.1980, Cami ve eğitim sorumlusu Fatih Haşlak 15.05.1979, Sekreter A. Cevdet Ketecioğlu 14.08.1972, Muhasip İbrahim Sırmalı 27.11.1980, Gençlik sorumlusu Mustafa Sırmalı 15.01.1974, Proje sorumlusu Muzaffer Yüzgeç 30.06.1972, Üye Ali Sungur 08.11.1980 ve Sertan Özhızalan 29.06.1981. Yönetici kardeşlerimize başarılar dileriz.

DİTİB Regensburg Gençlik Kolları yönetimi seçildi

DİTİB Regensburg Gençlik Kolları 24.01.2009 tarihinde gençlerin, Dernek Başkanı Mustafa Miran ve Din Görevlisi Süleyman Tekşen’in katılımıyla kuruldu. Gençler arasında yapılan oylama sonucu Gençlik Kolu yönetim kurulu belirlendi. Yönetim kurulu 1. Başkan Murat Koçak, 2. Başkan Ayten Miran, Sekreter Mustafa Koçak, Muhasip Hatice Toy, Üye Ömer Koçak ve Funda Öksüm’ den oluştu. Kardeşlerimize başarılı bir dönem geçirmelerini dileriz.


S E M İ N E R L E R

T.C. Nürnberg Başkonsolosluğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşemiz Dr. Kemal Ramoğlu derneğimizde emeklilik ve sosyal güvenlik hakkında bir bilgilendirme toplantısı yaptı. Toplantıya Din Hizmetleri Ataşemiz Atıf Akşit de dahil olmak üzere çok sayıda vatandaşımız katıldı. Vatandaşlarımıza önemli bilgiler veren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşemiz Dr. Kemal Ramoğlu, borçlanarak emekli olmanın koşullarını anlattı. Bilgilendirme toplantısına katılımın yoğun olması, Sayın Ramoğlu’nu çok sevindirdi ve bundan sonra başka bilgilendirme toplantıları ve seminerlerle daha sık aramızda olacağını belirtti.

3

DİTİB Nürnberg Eğitim Merkezi’mizin düzenlediği “Anne Baba Okulu” seminerlerinin üçüncüsü büyük bir katılımla dernek lokalimizde gerçekleştirdi. “veli olarak, çoçuğumun okuldaki başarısını nasıl artırabilirim” adlı semineri tarih ve edebiyat öğretmeni Leyla Uysal Hanım verdi. Dernek lokalimizde yapılan seminere yüzü aşkın ebeveyn katıldı. Seminer başlamadan önce yapılan kahvaltıda aileler birbirleriyle tanışıp sohbet etme imkanını buldular. Kahvaltının ardından velilere seslenen öğretmen Leyla Uysal dinleyicilerine çok önemli mesajlar verdi. Başarıya giden yolun çoçuklarla ilgilenmekten geçtiğini söyleyen Uysal şunları anlattı: “Okuldan dönen çoçuklarınızla sohbet edin. Onlara okul gününün nasıl geçtiği sorarak problemleri olup olmadığını öğrenin. Onlarla birlikte ders çalışın. Okulda öğretmenleriyle olan diyaloglarını takip edin. Başarıyı sağlayabilmek için sadece okul ve eğitim döneminde değil, çoçukların doğduğu günden itibaren onların fiziksel yönde gelişmelerine yardımcı olmanız lazım. Coçuklarınızla ilgilenin ve onlara hep yanlarında olduğunuzun hissini verin.”

MAHYA


12 5

BİZDEN T.C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ KURULUŞUNUN 85. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ

Diyanet İşleri Başkanlığı 3 Mart 1924 tarihinde 429 Sayılı Kanunla Başbakanlığa bağlı bir teşkilat olarak kurulmuştur. Anayasamızın 136. maddesinde belirtildiği üzere Diyanet İşleri Başkanlığı, genel idare içinde yer alan bir kamu kurumu olup, “laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirmek”le yükümlüdür. İlgili kanunda da bu görevler, “İslâm Dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, Din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek” şeklinde belirlenmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı, her türlü siyasi görüş ve düşüncenin üstünde kalarak milli birlik ve dayanışmayı temin etmeyi, kardeşlik, yardımlaşma ve fedakârlık başta gelmek üzere dinimizin yüce prensiplerini vatandaşlarımıza tanıtmayı, din konusunda halkımızı doğru bilgilendirmeyi, manevi ve ahlaki değerlere bağlılıklarını artırmayı amaç edinmektedir. Başkanlığımız din hizmetlerini ifa ederken ve yönetirken mezhep, eğilim, kültür ve cinsiyet ayırımı yapmaksızın toplumun her kesimine eşit hizmet sunmaya, kişilerin dinin gereklerini yerine getirme veya getirmeme özgürlüğüne saygılı olmaya büyük özen göstermektedir. Peygamberimizin “müsamaha dini” olarak tanımladığı Yüce Dinimizin birlikte ve barış içinde

yaşamayı kolaylaştıran hoşgörüsü de bunu gerektirmektedir. Din hizmetlerinin ifasında asırlardır devam ede gelen dinî tecrübenin, amelî ve fikrî mirasın ortak paydasının esas alınması ve istikrarın korunması da, toplumsal barışa ve dinin bütünleştirici işlevine atfettiğimiz önemin bir parçasını teşkil eder. Diyanet İşleri Başkanlığı yurtiçinde il ve ilçe müftülükleri olarak, yurtdışında vatandaş ve soydaşlarımızın yaşadığı ülkelerde ise din hizmetleri müşavirlik ve ataşelikleri şeklinde teşkilatlanmış bulunmaktadır. Başkanlık gerek merkez, gerekse taşra ve yurtdışı teşkilatlarındaki kadrolarıyla, yasal görev tanımına uygun olarak ve yukarıda zikredilen prensipler doğrultusunda işlevini başarı ile yerine getirmektedir. Kuruluşundan bugüne kadar gerek yurtiçindeki, gerekse yurtdışındaki vatandaş, soydaş ve dindaşlarımıza din hizmeti vermekte olan Diyanet İşleri Başkanlığı, Anayasada belirtilen ilkeler doğrultusunda üzerine düşen görevleri yerine getirebilmek ve daha iyi bir hizmet sunabilmek için yoğun çalışma içerisindedir. Bundan böyle de bu yöndeki çaba ve gayretleri, artarak devam edecektir. Diyanet İşleri Başkanlığımızın gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında görev yapanlara görevlerinde başarılar diler, vefat edenlere de Allah’tan rahmet dileriz. Derleyen: DİTİB Nürnberg Din Görevlisi Ersan Özten

MAHYA


NÜRNBERG EYÜP SULTAN CAMİİ

Diyanet İşleri Başkanlığı İç Denetim Başkanlığı’ ndan İç Denetçi

Vasfi YÜCE ile

18 Mart Şehitleri Anma Günü

YER: DİTİB NÜRNBERG EYÜP SULTAN CAMİİ Kurfürstenstr. 16 / 90459 Nürnberg

TARİH: 22.03.2009 SAAT: 14.00


7

BİZDEN DUYURU ÇANAKKALE’DE İSİMSİZ KAHRAMANLAR Av. M. Sefa Albayrak

Tarih denen olgunun iki yönü vardır aslında. Bir tarafta tarihi kronolojik olarak yazanlar, diğer tarafta ise tarihi kaleme alanlara zengin bir malzeme sunan, tarihi gerçek manada yazanlar vardır.Tarih sayfalarına göz attığımızda insanlık adına çok önemli fikirleri, eylemleri bünyesinde barındıran şahsiyetleri görebiliriz. Bu insanlar, bulundukları her yerde hep prensipli bir hayat sürmüşler, inandıkları değerleri yaşama ve yaşatma gayesini gütmüşlerdir. Onlar isim ve unvanlarını ön plana çıkarma heveslerini taşımadılar. Onların hayatları, ancak ölümlerinden sonra insanlık adına bıraktıkları boşluğun büyüklüğü fark edilince destanlaştı. Bu kişiler kendileri için destanlar yazılsın diye yaşamadılar elbette. Ama öyle bir hayat sürdüler ve öyle ölüme yürüdüler ki destanların konusu ancak bu hayatlar olabilirdi. Tarihimizin her aşamasında hayatı destanlaşan ama kendisi isim olarak meçhul olan nice kahramanlarımız vardır. Tarihi destanlarımızın mihenk taşlarından birisi olan Çanakkale zaferi buna en güzel örnektir. Onlar, tarihin en önemli mevkisini kendilerine yer edinirler, ancak isimleri bilinmez. Cenazeleri yeryüzünde büyük bir şatafatla taşınmaz belki ama onlar tarihi bizzat yapanlardır. Yerin altında herkesçe bilinen bir mezarları yoktur ama onlar uğruna düştükleri toprağın her karışındadır. Üzerinden 94 yılın geçtiği Çanakkale Zaferinde, Adana, Kayseri erkek Liseleri ile İstanbul ve bir çok şehrimizdeki okullarda okuyan lise öğrencileri mezun olamadılar. Onlar şehitlik diplomalarını aldılar. Lise öğrencilerinin bile şehit olduğunu belirttikten sonra üniversite gençliğinin kahramanlıklarını anlatabilecek gücü kendimde bulamıyorum. Ama şunu söyleyebilirim ki, onların her biri genç bir insandı, duyguları, tercihleri, beklentileri vardı. En önemli farkları yaşatmak için yaşamanın örneğini sergilemeleriydi. Böyle ulvi duygulara sahip olan, yaşatmak için yaşamayı kendilerine şiar edinmiş “Çanakkale Destanı”nın tüm bilinen ve bilinmeyen kahramanlarını şükran ve minnetle anıyorum. Ruhları şad olsun…

29.03.2009 tarihinde saat 10:30 da Christine Silmer “Çocuklarda Beslenme” konulu eğitim semineri verecektir. Eğitim seminerlerimizin dördüncüsü DİTİB Nürnbeg lokalinde olacaktır. Herkes davetlidir.

27.02.09 tarihinde şehir merkez kütüphanesi kapılarını özel olarak DİTİB Nürnbeg Eğitim Merkezi kurs öğrencilerine açtı.

FUTBOL Takımımız SV Eyüp Sultan’ ın Mart ayı maç programı: 08.03.09: 15:00 SV Eyüp Sultan - ASV Vach II / İç Saha: Sportanlage-Steinplatte, Bad-Bernecker-Str 9, 90491 Nürnberg 15.03.09: 13:00 FC Bayern Kickers II - SV Eyüp Sultan / Dış Saha: Neusorgstraße 23, 90425 Nürnberg 22.03.09: 15:00 SV Eyüp Sultan - SpVgg Zabo E. Nbg. İç Saha: Sportanlage-Steinplatte, Bad-Bernecker-Str. 9, 90491 Nürnberg 29.03.09: 15:00 DJK BFC Nürnberg - SV Eyüp Sultan/ Dış Saha: Hofer Str. 30, 90411 Nürnberg Puan durumu: TSV Altenfurt SV Eyüp Sultan SC Türk Genc Nbg. ATV Frankonia Nbg.

O 16 16 16 16

G 13 12 10 9

B 1 2 3 3

M 2 2 3 4

Goller 53 : 20 47 : 24 42 : 23 36 : 24

Av +33 +23 +19 +12

Puan 40 38 33 30

MAHYA


»Gel, gel, her ne olursan ol, gel!« Meşhur Türk mutfağını sizler için Nürnberg’e taşıdık! Konya’nın mutfağını sizler için Frankonya’ya taşıdık. Mutlaka ocakbaşında hazırladığımız meşhur kebab çeşitlerimizi veya odun fırınından taze çıkmış pide ve pizzalarımızı deneyin!

Gostenhofer Hauptstraße 18 (Plärrer Meydanı) Tel. (0911) 27 444 11 Cep Tel. (0176) 20 83 86 62

55 kişilik aileler ve şirketler için özel bölüm

Ahmet Can anoris. 01.09

Pazartesi–Perşembe: Saat 06:00–00:30 Cuma–Cumartesi: Saat 06:00–05:00 Pazar ve Tatil Günleri: Saat 06:00–01:00


12 9

DİN

ayet-el kürsİ sizi koruyan kalkan

Bilindiği gibi îmânın temeli Tevhid’dir. İnsanlar îmân ettikten sonra Tevhide karşı sıcak ilgilerini korumak zorundadır. Ancak hâdiseler karşısında özellikle günlük yaşamın akışı, çoğu kez nefsin tevhide saygısını sarsar ve de zaman içinde iman yavaş yavaş solar. Bu sarsıntının temelindeki yanılgıların tümünü Âyet-el Kürsî yok etmektedir. İmân edip tevhidi tasdik ettikten sonra, yani Allah’tan başka güç olmadığını tasdik ettikten sonra günlük hayatımızda hâlâ bazı etkileri güç sanırız. Bunun en çok rastlanan örneği paradır. Paranın bir benzeri siyasî güçlerdir. İşte Âyet-el Kürsî zahirdeki etkiler karşısında yanılgıya kapılmamamızı emrediyor. Ayet-el Kürsî okuyan bir insan onun kalbe verdiği mesajları aracılığı ile tevhide sarılır ve hiç şaşmaz. Böylece Ayet-el Kürsî’nin koruyu-cu hikmetindeki en önemli sır tahakkuk eder. Yani Allah’dan gayri etkilere kulluk etmemeliyiz. Âyet-el Kürsî’nin koruma sırrı tevhid sırrında gizlidir. Âyet-el Kürsî’nin bu hikmeti iç içedir, âyet okundukça iman güçlenir. İman güçlendikçe Âyet-el Kürsî’nin hıfzı, eman hikmeti bizi himayesine alır. Namazlardan sonra ve tesbihten önce Âyet-el Kürsî okumamızın bir büyük hikmeti ise bir tarz iman tazelemedir. Asr-ı Saadet’teki yüce İslâm yıldızlarının çağımız mü’minlerinden en önemli farkı tevhid deki ihlâstır. Tek tek bu yücelerimizi hatırlarsak onların cesareti, merhameti ve sehâlarındaki güçlülük hep Âyet-el Kürsî’nin tanımladığı tevhide olan bağlılıktan gelmektedir. Derleyen: Serhat Önder

MAHYA

“Allah, O’ndan başka ilah yoktur; diridir, her şeyin varlığı O’na bağlı ve dayalıdır. Ne uykusu gelir ne de uyur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O’nun izni olmadıkça katında hiçbir kimse şefaat edemez. Onların önlerinde ve arkalarında olanları O bilir. O’nun ilminden hiçbir şeyi (dilediği müstesna) kimse bilgisi içine sığdıramaz. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine almıştır. Onları korumak kendisine zor gelmez. O yücedir, mutlak büyüktür.” (Bakara, 255)


12 10

kutlu bİr doğum... mevlİd kandİlİ

Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü. Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu. O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhir zaman Peygamberi Hz. Muhammmed (S.A.V.) idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi. İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen “Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?” sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insan-ların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı. Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisana denk gelen gece idi. Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu. Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin

MAHYA

ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi. Aynı gece Kabe’de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü. Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi. Sava’da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü. Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi. Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah’ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz. Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatımızı, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir. Yüce Rabbim bizleri sevgili Resul’ünün şefaatine nail eylesin.

Derleyen: Ömer Gürler


DİN

DUA

Usulüne uygun yazılmayan bir dilekçe dahi kabul edilmezken, şartlarına riayet edilmeyen dua nasıl tutsun? Dua, Allah’a çıkarılmış davettir. Dua, insanın acziyet itirafıdır. Dua, insanın kendi kendine yetmediğini bilmesidir. Dua, insanın iki ayaklı bir yürek olup tepeden tırnağa ‘istemek’ kesilmesidir. Dua var gücünü, olanca çabasını harcayıp bitiren insanın Allah’a saldığı ‘imdat’ sayhasıdır. Yürekten ‘Bittim Ya Rab!’ diyene ‘Dayan, yettim kulum!’ diyecektir Allah. Var mı biten, gerçekten var gücünü harcayan, tüm çabasını ortaya koyan ve tükendiği yerde ‘Bittim ya Rab!’ diyen? Kim o? Hiç kuşkunuz olmasın ki, onun imdadına yetişilecek. ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyen ve yardımı hak edene ‘Allah’ın yardımı elbet pek yakındır’ diyen bulunacaktır. Kuldan istemenin bile bir âdâbı-erkanı bir usulü varken, Allah’tan istemenin bir âdâbı bir usülü olmasın mı? Ettiğimiz dualar, Allah’a gönderdiğimiz mektupsuz zarflara benziyorlar. Zarf var fakat mazruf yok. Bu şu demektir: Ceset var fakat ruh yok, kabuk var fakat öz yok, maske var fakat yüz yok. Yaşarmayan bir göz, kızarmayan bir yüz, hissetmeyen bir öz, eyleme dönüşmeyen binbir söz ile Allah’a yazılan davetiyeler nasıl varsın yerine? Yanmayan, özlemeyen, sızlamayan, inlemeyen, duymayan bir yüreğin feryadı mı olur? Taş kesilmiş aşk fukarası yürekler dua gibi muhteşem bir mesajı hangi enerjiyle iletirler adresine? Sesini sahibine dahi duyuramayan, sahibinin sesini duymaktan aciz olan bir yürek, öteleri sarsacak bir sayhayı nasıl koyverir gök kubbeye? Oysa ki dua, güftesi aşk bestesi mahrumiyet ve ıstırap olan bir özge şarkıdır. Bu şarkıyı söyleyecek olanın mazlum olması yetmez; kendi mazlumiyeti zalimlerin zulmüne yakıt olmamış biri olmalıdır. Kendi omuzlarını zalimlerin yükselmesi için basamak kılmamış olmalıdır. Bu şarkıyı terennüm edecek birinin, olanla olması gereken arasındaki farkı iyi bilmesi şarttır. Eğer bunu bilirse, duayı bir çocuğun annesinden ısrarla isteyişi gibi

MAHYA

12 11

isteyecek, ilahi kapının eşiğine başını koyarak ısrar edecek, tekrar edecektir; tıpkı her gün onlarca kez okuduğu Fatiha’da olduğu gibi... Dua, Allah’a çıkarılmış bir davetiyedir demiştik. Davet edenin bir adresi, bir aidiyyeti bulunmalıdır ki, icabet edecek olan onu orada bulsun. Bu adres insanın Allah karşısındaki esas duruşudur. Allah karşısında esas duruşunu bozan, ya da esas duruşu olmayan, davet edip de adresinde bulunmayan sorumsuz gibidir. Kim inanır onun duasında samimi olduğuna? Kulun gücünün bittiği yerde Allah’ın yardımı başlar. Gücünüzün bittiği noktada olup olmadığınızı kontrol ettiniz mi? Eğer hala gücünüz varsa, o bitinceye kadar koşmanızı, soluğunuzun tükendiği noktada hiç ummadığınız bir yerden önünüze kapı açılacağını düşündünüz mü? Taif dönüşü Muhammed (a.s) son tedbiri de tüketmiş bir halde kan revan içinde doğduğu toprakların varoşlarına gelip dayanmış fakat girememişti. İşte o an gücünün bittiği andı. Gidecek bir kapısı, başvuracak bir dayanak, sığınak, tutamak ve barınağı kalmamıştı. Aklın tedbirinin bittiği yerde aşkın kollarına bırakmıştı kendisini ve bir dua yapmıştı. Bu dua öyle bir aşkla yapılmıştı ki, doğrudan hedefini bulmuş ve nübüvvet sürecinin gün dönümü olmuştu.: ‘Allah’ım! Kuvvetimin tükendiğini sana arz ediyorum. Gücümün azaldığını, insanların gözünde küçük düştüğümü sana şikayet ediyorum! Ya Erhamerrahimin! Sensin ezilmişlerin Rabbi! Sensin benim Rabbim! Beni kimlerin eline bıraktın? Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi? Yoksa davamı rehin alacak bir düşmana mı? Eğer sen bana gücenmedinse, kesinlikle bunlara aldırmıyorum. Lakin iyiliğin beni rahatlatacaktır. Senin nuruna sığınırım, karanlıkları aydınlatan nuruna... Gelecek azabın, bana ulaşacak öfkenden kaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum. Sana sığındım, yeter ki razı ol. Güç ve kuvvet sendendir, yalnız senden!’


DARILMAYIN ve ASLA BIRAKMAYIN Derleyen: Gökhan Önder

12 13 Diyelim başınıza istemediğiniz bir olay geldi. Yıkık, perişansınız. Kimse ile görüşmek istemiyorsunuz. Çoğunluk size küsmüş gibi. Yalnızsınız. “Herkes benden uzak, herkes bana kırgın” düşüncesi içinde çöküntü yaşıyorsunuz. Yalnızlığın karanlık mağarasına su ayet bir güneş gibi doğuyor: “Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı” (Duha-3) Kim kırılırsa kırılsın, kim darılırsa darılsın, kim terk ederse etsin, Rabbim terk etmiyor, kırılmıyor ya, ne gam!. Bu ne büyük ferahlık değil mi? Başınızda ağır bir dert var, sanki hiç bitmeyecek gibi geliyor. Sanki bu sorun hayatınızın sonunu hazırlıyor gibi. İşte o an ayet yetişiyor imdada: “Demek ki, zorluğun yanında bir kolaylık mutlaka var! Zorluğun yanında bir kolaylık muhakkak var!” (İnşirah-5/6) Garantiyi veren Allah! Hem de ne garanti. Her zorlukla beraber bir de kolaylık geleceği mutlaka ifadesi ile pekiştirip ikna olalım diye iki kere tekrarlanıyor. Ayet; kolaylığın zorluk içinde saklı olduğunu, çözümün sorunda gizli olduğunu da fısıldıyor. Bu manayı duymuş olan Niyazi Mısri (k.s.) şöyle demiş: “Derman arardım derdime, Derdim bana derman imiş” Maddi sıkıntınız hat safhada, yoksul düştüğünüzü hissediyorsunuz, iflas ettiniz, sıfırı tükettiniz yani. Nasıl ayağa kalkarım düşüncesi içinde boğulurken Ayet siye yeni bir ümit veriyor: “Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfüyle sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe-28)

MAHYA


ATA’MIZA DAİR

14

askerlİk hayatı Atatürk her şeyden önce büyük bir asker ve komutan olarak tarihi bir şahsiyet olmuştur. Onun hayatı egemenlik ve bağımsızlık savaşının büyük komutanı olarak 1922 yılının Eylül ayına kadar hep savaş alanlarında geçmiştir. ‘’Ben, askerliğin, her şeyden çok sanatkarlığını severim.’’ diyen Atatürk, büyük bir asker ve kumandan olarak üstün yetenekleri olan bir insandı. O, tüm yeteneklerini orduda göstermiş, savaş alanlarında büyük bir komutan olduğunu ispat etmiştir. Çanakkale Savaşı’nda askerlere ‘’Size ben taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye değin geçecek zaman aşamasında, yerimizi başka güçler ve komutanlar alabilir.’’ demiştir. Bu sözlerinden de anlaşılacağı gibi Atatürk çok cesur ve kararlı bir komutandı. O, savaşlarda güçten çok, o güce ve amaca uygun yöneltmek ve yönetmenin önemli olduğuna inanıyordu. Askerlik hayatında daima kararlı olan Atatürk, verdiği karardan da asla dönmemiştir. Sorumluluktan korkan bir komutanın hiçbir zaman gereken kararları alamayacağını belirten Atatürk, girdiği tüm savaşlarda sorumluluk almış ve hep ağır görevlere talip olmuştur. İsmet İnönü, Atatürk’ün başkomutan olarak başarısının sırrını şöyle açıklıyor: ‘’Atatürk, zaferi sağlayan bu ordunun teşkilinde ve seferlerin acı günlerine dayanmakta, netice günlerinde kesin vuruşla sevki idare (yönetmekte ve sevketmekte) de hakkıyla başkomutanlık etmiştir. Ümitsizlik anlarını yenmiş, vasıtasızlık ve imkansızlık unsurlarını tesirsiz bırakmıştır.’’ Mustafa Kemal, askerlik hayatındaki başarıları ile yok olmaya mahkum edilmiş bir milleti ayağa kaldırmış, ona eski güç ve kudretini tekrar kazandırmıştır. Derleyen: Serhat Önder

MAHYA


KİM KİMDİR

Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy

Ankara Hükümeti, düzenli orduya geçiş sürecinde yeni Türk Devleti’nin Milli Marşı’nın yazımı için bir yarışma düzenlemiştir. Yarışmada ‘Para Ödülü’ verildiği için, yarışmaya katılmayan Mehmet Akif Bey, yoğun ısrarlarla yarışmaya katılmış ve İstiklal Marşı’nı yazmıştır. 724 şiir arasında, Mehmet Akif Bey’in İstiklal Marşı seçilmiştir. Giyecek paltosu dahi olmayan Mehmet Akif Bey, para ödülünü bağışlamıştır. Aziz Türk Milleti’ne adadığı İstiklal Marşı’nı Safahat kitabına almamış; kendisine niçin böyle yaptığı sorulduğunda ‘Çünkü onu milletimin kalbine gömdüm.’ cevabını vermiştir. Akif ’in hayatını ve ahlâkını oluşturan en önemli unsur, “kendi kendisi” olmaktır. Bu O’nun bütün hayatını yönlendiren bir ilkedir. İmanında, san’atında, yaşantısında, kendi adına ve toplum adına konuşurken hep aynı insandır ve neyse odur. Bir başkasına benzemek, ödünç alınmış kimliklerle ortaya çıkmak, olduğundan fazla görünmek ve söylediği ile yaptığı arasında bir uyumsuzluk, düşünce, duyarlık ve imanıyla ters düşmek O’nun hiç bir şekilde katlanamayacağı bir düşkünlüktür. Bu ilkeli ve bütünlüklü kişilik Akif ’i bir erdem anıtı haline getirir. Akif yanılmış olabilir, yanlış yapmış olabilir, ama asla tutarsız ve samimiyetsiz olmamıştır. O’nun için verilmiş bir sözün, kurulmuş bir dostluğun, bağlanılmış bir imanın, sahip olduğu vatanın bedeli hayattır. Akif, hayatı pahasına sever, hayatı pahasına bağlanır, hayatı pahasına inanır ve verdiği sözü hayatı pahasına verir. Bu yüzden dostluğu kelimenin her anlamıyla sonuna kadar güvenli ama o ölçüde de zorludur. Bu yalçın bir kaya gibi sert, sağlam ve muhteşem karakteri engin bir hoşgörü ile taçlanır. Akif ahlâkî ilkelerinde kendi nefsine karşı son derece katı ama, başka-

15

larına karşı ise o ölçüde hoşgörülüdür. Akif, cehalet, taklitçilik, kibir ve şarlatanlık dışında her kusuru özellikle kendisine karşı işlenen kusurları büyük bir hoşgörü ile karşılar. Akif, içinde yaşadığı toplumun, unutulmuş, kendi kaderine terkedilmiş kimsesiz ve sahipsiz insanların, dünya egemenlerinin yok etmeye çalıştığı bir milletin tanığıdır ama aynı zamanda vicdanıdır da. Bu vicdan bazen tarihin içinde süzülüp gelen bilge bir ses, bazen şahit olduğu haksızlıklar karşısında alfabenin bütün sesleri, sözlüğün bütün imkanları ile haykıran bir çığlık, bazen ümitsizlik duvarını delmeye çalışan ve kendinde bütün bir milletin sesinin toplamını yansıtan davudi bir seda, kendisi söz konusu olduğunda acılı, yalnız ve yaralı bir yüreğin iniltisi olarak yükselir. Bu ses bazen zalimin suratında tokat, bazen sahipsiz insanların yüreklerini ısıtan bir şefkat, bazen ölçüyü aşanlar için bir ikaz ve bazen milletimizi yok etmeye çalışan güçlere karşı bir ültimatomdur. Akif ’le ilgili temel yanılgıların sebeplerinden biri de O’nu sadece yazılarından, şiirlerinden tanımaya çalışmaktır. Akif yazdıklarından çok daha derin, çok daha geniş ufuklu, çok daha san’atkar ve çok daha şaşırtıcı bir insandır. Böyle iken O herkes gibi görünmeye çalışır. Mithat Cemal, O’nun bu taraflarını tanıdıkça büyük bir şaşkınlık içinde şunları söyler: ‘”Yüz kahramana yetecek ahlak ve seciyesiyle sıradan bir insan gibi yaşıyor!” İşte Akif bu ifadeyle ve Hüseyin Cahit Yalçın’ın sözlerinde gizlidir: “Akif ’in hayatı Safahatından daha büyük bir şiirdir.” Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında doğup, 27 Aralık 1936 tarihinde vefat etmiştir.

ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!.. - Boğamazsın ki! - Hiç olmazsa yanımdan kovarım. Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle, Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle! Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Derleyen: Mustafa Gülcan

MAHYA


12 16

EĞİTİM

Verimli Ders Çalışma Yolları

MAHYA

ÇALIŞMA ORTAMINA İLİŞKİN DÜZENLEMELER .

Çalışma odası mümkün olduğunca fazla sıcak ve ya soğuk olmamalıdır.

.

Çalışma odası düzenli olarak havalandırılmalı ve sessiz olmalıdır.

.

Çalışma masası ve yüksekliği çalışan kişinin boyuna uygun olmalıdır.

.

Ders çalışırken müzik, televizyon vs dinlenmemelidir.

.

Ders çalışma ortamında, dikkatin dağılmasına yol açacak resim, afiş gibi malzemeler olmamalıdır,

.

Çalışma masası ders faaliyetinin dışında kullanılmamalıdır.

.

Çalışmaya başlamadan önce, çalışma sırasında gerekli olacak bütün malzemenin el altında bulunması, dikkatin dağılmaması açısından önemlidir.


12 17 AMAÇLARIN VE ÖNCELİKLERİN BELİRLENMESİ

ZİHNİN DAĞILMASINI ÖNLEME

.

Zihnin dağılması herkesin karşılaştığı bir durumdur. Buna yol açan sebepler içten ve dıştan gelir.

.

Zihnin dağılmasına yol açan iç sebepler; hayal kurmak ve endişe etmektir.

.

Hayal kurmaya başladığınızı fark ederseniz ya hayal kurmayı kendinize ödül olarak vere- rek, dinlenme aralığınıza erteleyin ya da hayal kurmaya devam edin ve tamamlayınca da dersinize dönün.

.

Hayalinizi bir türlü bitiremiyorsanız kalkıp dolaşın veya hafif fizik egzersizleri yapın.

.

Zihnin dağılmasına yol açan dışsal sebepler; odada asılı posterler, yatarak ders çalışmak, müzik dinlemek, televizyon izlemek, bir şeyler atıştırmak ve gezinmektir.

.

Zamanı kontrol etmek hayatı kontrol etmektir. Başarılı olabilmek için enerjinizi, günlük olay- ların peşinde harcayarak geçirmek değil, amaçlarınız doğrultusunda kullanmak önem- lidir.

.

Zamanı öncelikleriniz doğrultusunda kullana- bilmek için uzun, orta ve kısa dönemli amaç- larınızın belirlenmesi gerekir. (Örnek; kısa vadeli amaç; okul derslerinde başarılı olmak, orta vadeli amaç; lise diploması almak, uzun vadeli amaç; üniversiteye girmek).

.

Listenin en üstünde yer alan hayat amacınızı büyük harflerle bir kartona yazıp, çalışma masanıza asın. Bu daha iyi motive olmanızı sağlayacaktır.

.

Bir çok amacı bir arada gerçekleştirmek kolay değildir. Bu nedenle seçim yapıp en önemli ve kendinizi en güçlü hissettiğiniz amaca yönlendirin.

MAHYA


12 18

EĞİTİM ZAMANI DÜZENLEMEK VE PROGRAM YAPMAK .

Zamanın etkili bir şekilde kullanılması günlük programın düzenlenmesiyle mümkündür,

.

Zamanı iyi kullanmak için geçmişte zamanın nasıl ziyan edildiğinin bilinmesi gerekmekte- dir.

.

En iyi ders çalışma yöntemi; çalışmak, tekrar lamak ve dinlemektir.

.

Zaman tasarrufu için televizyondan uzak durun ve programlarda seçici olun.

.

Boş geçen her süreyi tekrar yaparak geçirin.

ÇALIŞMA VE TEKRAR PROGRAMI

.

Problem çözerken çözüme ulaşıncaya kadar ara vermemek gerekir.

.

20-40 dakika arası ders çalıştıktan sonra 10 dakika tekrar yapmak gerekir.

.

Her çalışma aralığı sonunda 10 dakika dinlen mek gerekmektedir.

.

Hiç tekrar yapılmazsa öğrenilenlerin % 80’i unutulur.

.

Notların tekrar yazılması ve ya çalıştıktan sonra notların tekrar, hızla gözden geçirilmesi, hatırlamayı pekiştirir.

.

Öğrenilenlerin düzenli aralıklarla tekrarlan- ması gerekir.

.

Gece yatmadan önce gün içinde öğrenilen- lerin 10 dakika süreyle hızlı bir şekilde tekrarlanması, sabah kalkınca da gözden geçirilmesi bilgiyi pekiştirir.

İnsan öğrendiğini çok hızlı unutur. .

Başta ve sonda öğrenilen daha çok akılda kalır.

.

Uzun bir listeyi öğrenmeye çalışmak yerine, listeyi daha küçük parçalara bölerek öğren- mek daha kolaydır.

.

Yapılacak çalışmada en iyi verimi almak için öğrenmeyi 20-40 dakikalık aralıklara ayırmak gerekmektedir.

MAHYA

ETKİN DİNLEME .

Konuyla ilgili ön okuma yapın.

.

Sorular çıkarın, konunun fikirleri üzerinde yorum yapın.

.

Hızlı okuma yavaş okumadan daha iyi anlaşılır. Bu nedenle hızlı okumaya çalışın.

.

Dudakları kıpırdatarak okuma, okumanın hızını düşürür. Yapılması gereken kelime grupgruplarını okuyacak şekilde dikkati toplamaktır.


12 19 ÖĞRENMEK İÇİN OKUMA (ETKİN OKUMA) Etkin okuma, yani öğrenmek için okuma izleme, sorma, okuma, anlatma ve tekrarlama basamaklarından meydana gelmektedir. .

İzle: Genel fikir edinme ve anafikri anlamak için bölüme 3-4 dakika göz atmaktır.

.

Sor: Bölümün hangi amaçla okunacağı konusunda sorular hazırlamak ve neleri öğrenmek istediğinizi belirlemektir.

.

Oku: Hazırlanmış sorulara cevap alacak şekilde okumaktır.

.

Anlat: Sadece notlara bakarak önemli noktaları anlatmaktır.

.

Tekrarla: Bütünüyle hafızadan yapılan tekrar lar 4-5 dakika sürer.

Unutma! Öğrenmek için ders başında çok vakit geçirmek değil, çok sayıda tekrar yapmak gerekir.

ÇOCUĞUNUZUN KÖTÜ NOTLAR ALTINDA EZİLMESİNE SEYİRCİ KALMAYIN ! BİZİ ARAYIN

Telefon: 0911/92315931 DİTİB Nürnberg Eğitim Merkezi

Ümit Canlı DİTİB Nürnberg Eğitim Müdürü

Kurfürstenstr. 16 90459 Nürnberg

MAHYA


21

BİLGİ KÜPÜ Tarihte Bu Ay 01.03.1430: Selanik, Padişah II. Murad zamanında fethedildi. 01.03.1921: Mehmet Akif ’in (Ersoy) ‘’İstiklal Marşı’’, Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından Mecliste ilk kez okundu. 04.03.1193: Eyyubi devletinin kurucusu, Haçlı saldırılarına karşı duran Selahaddin Eyyubi öldü. 05.03.1920: Türk Yeşilay Cemiyeti kuruldu. 09.03.1764: Padişah III. Mustafa tarafından yaptırılan Laleli Camii ibadete açıldı. 09.03.1952: Amerika Birleşik Devletleri’ni Türk modası sardı. Amerikan moda dergileri, İstanbul Sarısı, Türk Kırmızısı, Helva Beji, Fes Rengi gibi renklerden geçilmez oldu. Bir firma, Harem adı altında kozmetikler piyasaya sürdü. 18.03.1915: Çanakkale kıyılarına çıkartma yapan müttefik ordularına karşı, Mustafa Kemal komutasındaki Osmanlı direnişi zaferle sonuçlandı. 24.03.1394: Moğol İmparatoru Timurlenk, tarihin en eski şehirlerinden Diyarbakır’ı işgal etti. 123 yıl sonra Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Meydan Savaşı’nı kazanarak Diyarbakır’ı geri aldı. 30.03.1432: Fatih Sultan Mehmet, Edirne’de dünyaya geldi.

MAHYA

HİKMETLİ SÖZLER Kalem gaddarın elinde oldukça şüphe yok ki Hallaç darağacına gider. (Hz. Mevlâna) Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım. (Necip Fazıl Kısakürek) Mal kaybeden, bir şey kaybetmiştir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir. (Goethe) Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir. (Mustafa Kemal Atatürk) Şefkat öyle bir dildir ki, sağır da duyabilir, kör de okuyabilir. (Mark Twain)

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ? Marlboro şirketinin ilk sahibi akciğer kanserinden öldü! Kelebekler ayakları ile tat alırlar. Dünyanın en uzun ömürlü insanı Çin’de 253 sene yaşamıştır. (1680-1933) Dünyadaki tüm karıncaların ağırlığı, tüm insanların ağırlığının 10 katıdır. Sivrisinek kovucu spreyler sinekleri kovmuyor, sizi gizliyor. Sivrisineğin alıcılarını bloke ederek sizin orada olduğunuzu anlamamalarını sağlıyor.


TARİH

22

ÇANAKK ALE ZAFERİ Çanakkale! Bir avuç iman ve irfan ordusunun etten ve kemikten kaleler kurarak, İslâm milletinin izzetini koruduğu şanlı destanı hatırlatıyor bizlere… Her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanmış bu aziz vatanımız, büyük fedakârlıklarla kazanılmıştır. Yüce Türk milleti, bu değerler uğruna, kendisine yakışan konumda kalabilmek için tarih boyunca varlığına kasteden düşmanlarıyla savaşmak zorunda kalmıştır. “Ölürsem şehit, kalırsam gazi” inancı, Müslümanların zorlu savaşlarda galip gelmelerinde belirleyici bir etken olmuştur. Böylece kendilerinden sayıca çok üstün durumda bulunan ordulara karşı pek çok zaferler elde etmişlerdir. Tarihin dönüm noktalarına konulan muhteşem imzalardan birisi de Çanakkale Zaferi’dir. Çanakkale Zaferi, Türk milletinin tarihinde kazandığı en büyük zaferlerden biridir. Bu zaferin millî mücadelemize de önemli katkıları olmuş ve bağımsız Türkiye’nin temelleri, kazanılan bu üstün zaferin sonucunda atılmıştır. Çanakkale Zaferi, vatanı, milleti, bayrağı, dini ve devleti için canını feda eden, kanlı gömleğiyle toprağa giren ve Hakk’ın rızasına ulaşan şehitlerin destanıdır. Çanakkale Zaferi, Mehmetçiğin çelik siperlerin yerine göğsünü gerdiği, merminin bittiği yerde süngüsünü, süngünün olmadığı yerde de yumruğunu, yüreğini kullandığı fedakârlık destanıdır.

zor ve herkese nasip olmayan makam ve mana oluşturmaktadır. “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mahzar olmaktadırlar. Arkadan gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. Onlar, Allah’tan gelen nimet ve keremin; Allah’ın, mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler.”2 Bu ayetlerin iniş sebebi hakkında Hz. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Uhud’da kardeşleriniz şehid oldukça Allah Teâlâ onların ruhlarını yeşil kuşların içlerine koydu. Böylece onlar, cennetin ırmaklarından içerler, meyvelerinden yerler ve Arşın gölgesinde asılmış olan altın kandillerin altına giderler, istirahat ederler. Onlar, yiyecek, içecek ve uyuyacak yerlerinin zevkini tadınca, “Ne olurdu Allah’ın bizlere neler verdiğini kardeşlerimiz bilselerdi de cihada ilgisiz kalmasalar ve savaştan kaçınmasalardı” dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ, “sizin adınıza ben onlara bunu tebliğ ederim” buyurdu ve bu ayetler indi.”3

Dünya tarihinin önemli bir dönüm noktası olan Çanakkale destanı, bizim için sadece bir zafer deyip geçeceğimiz, Mehmetçiğe övgü dizerek, kahramanlık türküleri okuyarak ve şiirler yazarak geçiştireceğimiz bir kutlama töreni değildir. Bu destan Mehmetçiğin “nereye gidiyorsun?” sorusuna “Arıburnuna bal yapmaya gidiyoruz” diye cevap verdiği bir destandır. Can verip bal yapmak nasıl bir şeydi?

Anafartalar Komutanı Gazi Mustafa Kemal, Çanakkale’deki askerimizin manevî gücünü şöyle anlatıyor: “Siperler arasıdaki mesafe sekiz metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulmamacasına kâmilen düşüyor. İkinciler onların yerine geçiyor. Fakat ne kadar gıpta edilecek bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir korku ve endişe göstermiyor, sarsılmak yok. Okuma bilenlerin elinde Kur’an-ı Kerim cennete gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şehadet getirerek yürüyorlar. Emin olunuz ki, Çanakkale Savaşlarını kazanan bu yüksek ruhtur.” Kahraman Türk askerleri, düşmanlarına karşı vatanını savunurken kanının son damlasına kadar savaşmıştır. Ancak bunu yaparken Kur’an ve Hz. Peygamber’in sünnetine bağlılığın bir göstergesi olarak, vatanı kurtarma hedefine ulaştıktan sonra yaralı düşman askerine merhamet duygularıyla davranmayı da ihmal etmemiştir.

“Ya şehit ya da gazi olmak” gibi ulvi bir gayenin, inancın, ruhun ve şuurun temelini; “Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz anlayamazsınız.”1 âyetindeki erişilmesi

Çanakkale Savaşları’na katılan Fransız General Guro’nun tanıklık ettiği şu enteresan olay, bu konuda söylenebilecek her şeyi ortaya koymaktadır: “Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları

Evladü iyalini, malını ve canını ‘ilây-ı kelimetüllah uğrunda, vatan ve millet yolunda feda ederek şehitlik mertebesine ulaşan iman erlerinin ardından tam 94 yıl geçti.

MAHYA


TARİH

12 23

için çocuklarınızla daima iftihar edebilirsiniz. Savaşın bittiği bir anda, yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az önce, Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır kayıplar vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutmayacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk askeri kendi gömleğini yırtmış, onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtasıyla bir konuşma yaptık. Niçin öldürmek istediğin askere şimdi yardım ediyorsun? Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi: Bu Fransız yaralanınca yanıma düştü. Cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Bir şeyler söyledi. Anlamadım. Ama herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok. İstedim ki, o kurtulsun, anasının yanına dönsün. Bu asil duygu karşısında ağlamaya başladım. Bu sırada, emir subayım Türk askerinin yakasını açtı. O anda gördüğüm manzaradan yanaklarımdan sızan yaşların donduğunu hissettim. Çünkü Türk askerinin göğsünde, bizim askerinkinden çok daha ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı. Çok geçmeden her ikisi de öldü.”

Bu bir vatanın evlatlarının yüreklerinin aynı noktada çarptığında bütün imkânsızlıklara rağmen neleri başarabileceğinin bir göstergesidir.

Bu vatan için yüz binlerce şehit verilmiştir. Aziz şehitlerimiz vatanları uğruna canlarını seve seve feda etmekten çekinmemişlerdir. Mehmetler, Hasanlar, Yahya Çavuşlar, Seyit Ömerler ve adını burada sayamadığımız binlerce kahraman vatan evladı, üzerlerine düşen görevlerini hakkıyla ifa etmişlerdi. Aynı zamanda aziz şehitlerimiz, milletçe karşı karşıya olduğumuz her türlü problemin; dinî, millî, tarihî, kültürel… değerlerimizden aldığımız güçle ve ortak bilinçle çözebileceğimizi de bizlere göstermiş olmaktadırlar. Çanakkale vatanın her bölgesinden gelen insanımızın yekvücut olmasıyla gerçekleşmiş bir zaferdir.

1 Bakara, 2/154. 2 Âl-i İmrân, 3/169-171. 3 Müslim, İmâret, 121; Ebû Davûd, Cihad, 27; Tirmizî, Tefsir, Sûre, 3; İbn mâce, Cenâiz, 4

MAHYA

Bugünde aynı ruh canlı kaldığı sürece milletçe üstesinden gelemeyeceğimiz problem yoktur. Bugün bu aziz vatanda her türlü tehlikeden uzak, güven ve huzur içinde yaşayan bizler, tüm şehitlerimize ve gazilerimize minnet ve şükran duygularıyla dolu olmalıyız. Yeni nesilleri bu duygularla yetiştirmeliyiz. Çanakkale’de canlarını ortaya koyarak bizlere bu vatanı emanet eden şehitlerimize ve gazilerimize minnet borcumuz vardır. Onların bu fedakârlığını unutmamak ve onların savunduğu davaya sahip çıkmak vazifemizdir. Onların, din, iman vatan ve millet için mücadele ettiklerini nesillerimize de öğretmeliyiz. Onları her zaman hayırla, minnetle ve muhabbetle anmalıyız. Ey vatan kahramanları! Sizleri ve vatan uğruna verdiğiniz mücadeleyi asla unutmayacağız. Ruhunuz şad olsun! ____________

Derleyen: Ersan ÖZTEN DİTİB Nürnberg Eyüp Sultan Din Görevlisi


26

HUKUK

TÜRKİYE VE ALMANYA’DA EVLENME İŞLEMLERİ Öncelikle bu çalışmamda katkıları için sevgili dostum ve meslektaşım,

Türkiye’de evlenme ve Almanya’da evlenme

Alman Hukukunda Avukat Ender Sürekli’ye yürekten teşekkür ederim.

Türkiye’de evlilik: Giriş: Almanya’da resmi rakamlara göre 4 Milyon civarında yurttaşımız yaşamaktadır. Bu yurttaşlarımızın en çok takıldıkları konulardan biri de evlenmenin nerede yapılmasının faydalı olacağıdır. Öncelikle belirtmek isterim ki evlenme yapıldığı yer hukuka tabidir. Türkiye’de mi evlensem daha iyi olur yoksa Almanya’da mı? Bu türden sorular oldukça yaygındır. Aslında bu çalışmanın amacı da yukarıdaki iki soru hakkında bilgilendirme ve yönlendirmedir.

EVLENME HAKKINDA GENEL BİLGİLER EVLENME: Evlenme iki taraflı olan özel bir sözleşmedir. Bir kadın ile erkeğin töreler ve kanunlar gereğince her türlü hayat şartları içinde tam ve sürekli bir hayat ortaklığı meydana getirmek üzere hukuken yapılan yere göre, makbul ve geçerli şekilde birleşmelerine evlenme denir.

İki Türk vatandaşı, iki yabancı uyruklu ayrı cinsten iki kişi (Türk kanunları aynı cinsten olanların evliliğini kati süretle kabul etmemektedir), ya da biri Türk diğeri yabancı olan kadın ve erkek Türkiye’de evlenebilir. Gerekli Belgeler: 1- Medeni durumlarını gösterir resmi belge. 2- 4’er adet vesikalık resim. 3- 4 adet evlenecek kişilerce imzalanmış’’evlenme beyannamesi’’ 4- Nüfus cüzdanının aslı, yabancılar için pasaport. Kendi konsolosluklarının ya da bulunulan ülkenin vatandaşı ise yerel makamların düzenleyecekleri onaylı doğum belgesi. 5- Yabancılar için yetkili merkezi makamlar veya o devletin mahalli temsilcilikleri tarafından verilmiş ve usulüne göre tasdik edilmiş olan evlenme ehliyet belgesi. Almanya’da Evlilik Taraflardan biri Alman veya çift tabiiyetli ise evlilik belediyelerde ifa edilir. İki Türk vatandaşı evlenecekse dilerse belediyede dilerse konsoloslukta evlenme akdini gerçekleştirebilir.

Türk vatandaşları için gerekli belgeler 1-Vukuatlı nüfus kayıt örneği

MAHYA


27 2-Valilik ve kaymakamlıktan alınan apostille belgesi 3-Boşanmış ise boşanma kararının kesinleşmiş örneği 4-Nüfus kayıt belgesi 5-Uluslararası evlenme ehliyet belgesi 6-İkamet belgesi. 7-Fotoğraf 8-Pasaport ve nüfus cüzdanlarının aslı ve fotokopileri Not 1: Yabancı yetkili memur önünde yapılan evlenmeler bir ay içinde yetkili nüfus müdürlüğüne ya da yurt dışında konsolosluğa bildirim yapılmalıdır; aksi halde ilerleyen zamanlarda babalık,miras v.s ile ilgili işlemlerde sorun yaşanmaktadır.

f) Ayırt etme gücüne sahip olmayanlar evlenemez. (Yaş küçüklüğü ya da akıl hastalığı yüzünden akla uygun davranmayanlar) g) Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında evlilik yapılamaz. h) Gaipliğine karar verilen kişinin eşi mahkemece evliliğin feshine karar verilmedikçe yeniden evlenemez (TMK m.131). ÖNEMLİ: Bu yazı konuyla ilgili bilgilendirme ve yönlendirme amacıyla yazıldığı için, içeriğinin yanlış kullanılması, ya da yanlış yorumlanmasından dolayı meydana gelebilecek olumsuz sonuçlardan sorumluluk kabul edilmemektedir.

Not 2: Türk konsolosluklarında evlenebilmek için her iki tarafın da Türk vatandaşı olması gereklidir.

Alman vatandaşları için gerekli belgeler. 1- Doğum belgesi 2- Kimlik aslı ve fotokopisi 3- İkamet belgesi 4- Boşanmış ise kesinleşmiş boşanma kararı 5- Fotoğraf

Evlenme yasağı kimleri kapsar? a) Türk hukukunda kadın boşandıktan sonra 300 gün süreyle evlenme yasağına tabidir, dolayısıyla tekrar evlenmek istiyorsa hamile olmadığını gösteren sağlık raporuyla beraber hakimden iddet süresinin kaldırılmasını talep etmelidir. b) Üstsoy ile altsoy arasında (anne, baba, dede, nene); kardeşler arasında amca dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında evlenemez. c) Evlat edinen ile evlatlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu (çocukları) ve eşi arasında evlenemez. d) Akıl hastaları evlenmelerinde sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemez. e) Erkek veya kadın 17 yaşını doldurmadıkça evlenemez (TMK m124/1). Ancak hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple 16 yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir (TMK m 124/2). Ancak Almanya yeni yabancılar yasasına göre aile birleşiminde bulunacak olan çiftin yaşının en az 18 olması gerekmektedir.

MAHYA


28

HABER

TÜRK´ÜN ZAFERİ

Almanya’nın Bavyera Eyaleti’ndeki Osman Çat GmbH’nın sahibi Osman Çat, Türkiye’de ortağı olduğu Termo- trans adlı acentesine bağlı çalışan TIR şoförlerine 1995 yılında getirilen vize kısıtlamasına karşı Mehmet Soysal ve İbrahim Savatlı isimli şoförleri için dava açtı. Davaya bakan BerlinBrandenburg Yüksek İdare Mahkemesi görüş almak için ATAD’a başvurdu. ATAD da C-228/06 nolu ilgili dosya için kararını dün açıkladı. ATAD’ın kararında özetle şöyle denildi: Türkiye ve Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında 23 Kasım 1970 tarihinde Brüksel’de imzalanan ve 2760/72 sayılı yönetmelikle 19 Aralık 1972 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol’ün 41’inci maddesi, protokolün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, Türkiye’deki bir şirkete bağlı çalışıp da hizmet sunumu için AB ülkesine gelecek olan Türk vatandaşlarına, protokolün yürürlüğe girdiği tarihi itibariyle vize yoksa, bu tarihten sonra da vize şartı getirilemeyeceği şeklinde yorumlanmalıdır. ATAD, 20 Eylül 2007 ’de de, İngiltere’ye vizesiz giden iki Türk Veli Tüm ve Mehmet Darı ile ilgili benzer karar almıştı. İş kurmak amacıyla İngiltere’ye geçen iki Türk’ün sınırdışı edilmesi gündeme gelmiş, ancak İngiltere Mahkemesi, karma protokolün 41’inci maddesinin bu iki Türk için uygulanıp uygulanamayacağını ABAD’a sormuştu. ABAD, Katma Protokol’ün yürürlüğe girdiği tarihte Türk vatandaşları için AB üyesi şartı aranmadığını belirterek, vize talebinin 41’inci maddenin ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Bu karar sonrası İngiltere, kendi iç hukukunda düzenleme yapacağını ve mevcut yasaları gözden geçireceğini açıklamıştı.

TAZMİNAT YOLU AÇILDI

ATAD’ın son kararıyla da, Almanya’nın da Türkiye ile ilgili anlaşmaları uygulamasının gerektiğini belirtmesi vize mağduru Türklerin, ilgili ülkeden tazminat talep etmesinin de yolunu açıyor. Uzmanlar, iş amaçlı olarak bir AB ülkesine gitmek isteyen ve vize alamadığı için gidemeyen bir Türk’ün, manevi zarara uğradığını belirterek, ilgili ülkeye tazminat davası açabileceğini belirtiyor. AB yetkilileri, ABAD kararlarının otomatik olarak uygulanamadığını, ilgili ülkenin mevzuatını gözden geçirmesiyle ve sadece davayı açanların haklarına yönelik uygulanabildiğini söylüyor. Haber: Osman Yıldız / Timuçin Durmuş

MAHYA

01.01.2009 tarihinden itibaren Almanya’da yeni trafik cezaları yürürlüğe girdi. Hız sınırının aşılması Saatte km/h fazla şehir içi/ şehir dışı 21 ila 25 80/ 70 € 26 ila 30 100/ 80 € 31 ila 40 160/120 € 41 ila 50 200/160 € 51 ila 60 280/240 € 61 ila 70 480/440 € 70 üstü 680/600 € Alkollü/Uyuşturucu ile araç kullanma birinci kural ihlalinde 500,00 € ikinci kural ihlalinde 1000,00 € üçüncü kural ihlalinde 1500,00 € Yeni ehliyet sahipleri: 0 ‰’den fazla alkol 250,00 € Kırmızı ışıkta geçme 1 saniye altında 90 € insan hasar gördüyse 200 € maddi hasarda 240 € 1 saniyeden fazla 200 € insan hasar gördüyse 320 € maddi hasarda 360 € Mesafe tutulmaması halinde yarım takodan 5/10 daha az mesafe 100€ yarım takodan 4/10 daha az mesafe 180 € yarım takodan 3/10 daha az mesafe 240 € yarım takodan 2/10 daha az mesafe 320 € yarım takodan 1/10 daha az mesafe 400 € Otobanda kural ihlalleri Otobana giriş/çıkışlarda: Dönmek, geri geri gitmek 75 € Otobanda geri geri gitmek 130 € Otobanda park etmek 70 € Emniyet şeridini usülsüz kullanmak 75 € Yeşil Ok ihlali Durmadan dönmek 70 € insan hasar gördüyse 120 € TIRlar için Pazar günü sürme yasağı Sürücüye 75 € Araç sahibine 380 € Trafik emniyetine uygun olmayan TIR/ Otobüs 180 € Güvenli yüklenmemiş kamyon 270 €


KÜLTÜR ÞEHÝTLER DÝYARI

ÇANAKKALE Kıyılarıyla Avrupa ve Asya’yı birleştiren Marmara ve Ege Denizini birbirini bağlayan Çanakkale savaşlarının en kanlı muharebelerinin cereyan ettiği, çok sayıda şehitlik, anıt ve mezarlıkların bulunduğu Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Troya, Assos gibi eski uygarlık merkezlerinin beşiği olan Çanakkele tarih boyunca stratejik konumu dolayısıyla hep ilgi odağı olmuştur. Bu ilgi ki, aynı zamanda bölgede yıllarca süren kanlı savaşların cereyan etmesine de sebep olmuştur. Bu savaşların en ünlüsü GELİBOLU Savaşlarıdır. Gelibolu savaşları, dünyada ilk kez aynı anda kara,hava ve deniz kuvvetlerinin kullanıldığı savaş tarihi açısından ilk örnektir. Eski çağlarda adı Hellespontos ve Dardanel olarak anılan boğazın iki yakasındaki topraklara sahip olan Çanakkale tarihinin ilk devirlerinde başlayarak sürekli iskan edilmiştir. İlk şehir medeniyeti MÖ 3000’de Troya’da kurulmuş 2500’e kadar devam etmiştir. Daha sonra Lidye, Pers, Bergama Krallığı, Roma, Bizans ve Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Gelibolu: Gelibolu, Marmara Bölgesi’nin batısında, Çanakkale Boğazı’nın kuzeyinde, Avrupa yakasında, Gelibolu Yarımadası üzerinde kurulmuştur. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Gallipoli olarak da bilinen Gelibolu’da hayatlarını kaybeden 500.000 asker anısına kurulmuştur. Parkta abideler, eserler ve mezarlıklara ilaveten tuz gölü ve doğal güzelliği ile Arıburnu kayalıkları yer alır. Yeşil tepelerdeki güzellikler, kumsallar ve mavi sular bu tarihi savaşta cesurca çarpışan askerlere şeref dolu bir dinlenme ortamı sağlamaktadır. Birinci Dünya Savaşı Çanakkale Deniz ve Kara Muharebelerinin yapıldığı yerler Park içerisindedir. Ayrıca Batık gemiler, toplar, siperler, kaleler,burçlar ve savaşla ilgili yüzlerce başka kalıntıdan oluşan geniş bir yelpazenin yanı sıra 250.000’i aşan Türk Şehidinin ve yine 250.000’i aşan Avustralya,Yeni Zelenda, İngiliz ve Fransız askerlerinin savaş mezarları ve anıtları buradadır.

MAHYA

12 30


12

31 Muharebe alanları, savaş mezarları, anıtlar ve savaşla ilgili kalıntılar “tarihi sit alanı” ve “kültürel varlık” olarak tescil edilmiştir. Ayrıca MÖ 4000 tarihine dek giden birçok “Arkeolojik sit alanı ve anıtı”vardır. Çok çeşitli “doğal sit alanları ve anıtlar” içerisinde ise kumsallar, koylar, Akdeniz çalıları (maki) ile karışık koru parçaları, çarpıcı görünümlü jeolojik ve jeomorfolojik oluşumlar, bir tuz gölü (yakın zamana kadar bir kıyı gölüydü) ve 15. yüzyıl askeri mimarisinin eşsiz örneklerini içeren ilginç bir “kültürel miras” kolleksiyonu vardır. Milli Parkta; Kilitbahirtaş Yaylası, Seddülbahir savaş alanı, Majeste Koyu, Tekke Koyu, Ertuğrul Koyu, İkizler Koyu, Hisarlık Tepe, Alçı Tepe, Zığındere, Kereviz Dere, Arıburnu, Anafartalar savaş alanları, Kaba Tepe, Kanlı Şist, Conkbayırı, Savla Ovası, Kakma Dağı ayrıca Türk Şehitlik ve Anıtları, yabancı mezarlık ve anıtlar, savaş kalıntıları (tabyalar-silahlar, siperler, batıklar) arkeolojik ve tarihi sitler, müzeler ve yerleşmeler görülmesi gerekli yerlerdir. Sultan Kale (Kale-Yi Sultaniye): Kente adını veren önemli ve görkemli bir anıt niteliğindedir. XV. yy. ortalarında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış 1551’de Kanuni Sultan Süleyman döneminde onarılmıştır. Gelibolu Kalesi: Antik dönemde kurulduğu bilinen kaleyi, Bizans İmparatoru I. Justiniaus onartmıştır. Evliya Çelebinin anlattıklarına göre, dik ve kesik kayalarla kurulu 6 köşeli bir kaleydi. Kazdağı (Ayazma): Bayramiç ilçesi, Evciler köyünden sonra 5 km. mesafededir. Kazdağı’na özgü uzun ağaçları, gürül gürül akan suları ve piknik yerleri ile ilimizin en güzel mesire yerlerinden birisidir. 1774 m. yüksekliğindeki Kaz Dağı (Ida Dağı) muhteşem manzarası, sakin yeşil alanları ve sıcak su kaynaklarıyla Kaz Dağı Milli Parkı’nın yanında, Çanakkale’nin güney ucundadır. Bayramiç ve Evcilerden geçerek Kaz Dağı Milli Parkı’na ulaşan kuzey girişinde gündüz kampingleri için birçok imkan mevcuttur. Çanakkale’ye 60 km uzaklıkta olan Bayramiç’te 18inci yüzyıla ait Hadimoğulları Konağı (Osmanlı evi) içindeki etnoğrafya müzesi ile yer almaktadır.

Derleyen: Olgun DEMİR Ankara Reisen

MAHYA


32

İŞ DÜNYASI

Hukuk Büroları ile Almanya, Avrupa - Türkiye ekseninde; Ticaret ve Şirketler Hukuku alanlarında faaliyet göstermektedir. Ticaret Hukuku ve Uluslararası Hukuk ile beraber faaliyet alanlarımızı ayrıca Yabancılar Hukuku, Ceza Hukuku, Trafik Hukuku, İş Hukuku, İflas Hukuku, Kira Hukuku, Aile Hukuku, Türk Hukuku ve Miras Hukuku oluşturmaktadır. Hukuk Bürosu Sürekli und Kollegen olarak amacımız; her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun çözümlenmesi, hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı, kişi ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.

Nürnberg ’ in merkezinde (Am Plärrer 8) Alman Hukukunda Avukat Ender Sürekli tarafından kurulan Hukuk Bürosu Sürekli und Kollegen, geniş çalışma alanları ile müvekkillerinin her türlü hukuki sorunlarına yönelik danışmanlık hizmeti sunmanın yanında; bu hukuki sorunların çözümlenmesi amacıyla; mahkemeler ve hakemler nezdinde müvekkillerini temsil görevini ifa etmektedir. Konularında deneyimli diger üç avukatın (Tobias Buba, Gero Loyens ve Gülten Derin) birlikteliği ile güçlenen büromuz, her işin kendisine özgü yapısının gerektirdiği işbölümü çerçevesinde çalışmaktadır.

Amacımız yerinde ve zamanında ihtiyaç duyduğunuz hukuk danışmanlığı ve avukatlık hizmetlerini mantıklı ve anlayışlı bir şekilde sizlere sunabilmektir. Bir avukat; zamanın ve sistemin her türlü kiri ve yozlaşmışlığından uzak, hukukçu olmanın erdem ve onurunu hazmetmiş, ufkuna aydınlık geleceği yerleştirmiş ve ona ulaşmak için azimle, canla başla avukatlık mesleğini ifa eden, sorumluluğunun bilincinde, ciddi ve sevgi dolu, nadide bir avukat olması gerektiğine inanmaktayız.

Hizmetimizden dolayı çoğalan müvekkil sayılarını ekibimize katılan avukat meslektaşlarımız ile beraber ayrı hukuki alanlarda daha ayrıntılı çalışmamızı ve özelleşmemizi sağlayarak size her türlü hukuki sorununuzda yardımcı olabiliyoruz. Büromuzun göze görünen en büyük değişikliği büro sayısını Nürnberg ’ de ikiye (Am Aufseßplatz 19) çıkararak müvekkillerimize hem Türk hem de Alman hukukunda profesyonelce hizmet vermekteyiz. Öte yandan hukuk büromuz kesintisiz ve hızlı bir hizmet sunabilmek ve bu hizmeti müvekkillerine ulaştırabilmek amacıyla uluslararası platformda, diger hukuk bürolarıyla ve konularında uzman kişi ve kurumlarla da işbirliği içinde çalışmaktadır ve böylece hukuki sorunların çözümlenmesinde, gerek meslektaşlarından gerekse uzman danışmanlardan destek alabilmektedir. Nürnberg ’ deki avukatlık büromuz, Istanbul’ daki, Ankara’ daki ve Antalya’ daki kooperasyon Türkiye

MAHYA

Rechtsanwälte Sürekli und Kollegen Am Plärrer 8 90429 Nürnberg Tel Fax Web

(0911) 277 405 0 (0911) 277 405 45 www.suerekli.net


12


34

SAĞLIK

DİKKAT! Alerji mevsimi yaklaşıyor Dr. İnci Aydın-Yaylagül Gençlik-Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı (Jugend und Kinderarztpraxis-Psychosomatische Grundversorgung)

Alerji belirtileri; vücudun bağışıklık sisteminin yabancı bir maddeye (antijen) yanıt vermesiyle başlar. Bunu da alerjinin giriş yerine antikor göndererek yapar. Alerjen ve antikor arasındaki savaşta, kana çeşitli kimyasal maddeler salgılanır. Kimyasal maddeler de alerjik hastalık belirtilerine yol açar. Alerjiler günümüzde en çok rastlanan kronik hastalıklardır. Almanyada 30 milyon insan alerjik reaksiyonlardan rahatsızdır. Mevsimsel alerjik rinit yada saman nezlesi en çok görülen alerjik hastalıklardan biridir. Belirti olarak hapşırma, gözlerde ve burunda kaşıntı, burun tıkanıklığı, burun akıntısı ve bazen de baş ağrısı olabilir. Bazı hastalarda da işitme problemleri, boğaz ağrısı, ses kısıklığı ve öksürük görülebilir. Alerji sorunları bazı kişilerde bütün gün boyunca sürerken, bazılarında belli mevsimlerde artış gösterir. Her yıl saman nezlesi dediğimiz, ilkbahar ve sonbahar aylarında ortaya çıkar. En cok alerjenler çim polenleri, ağaç polenleri ve yabani ot polenleridir. Ev tozu, küf mantarları ve hayvan tüylerinde bulunan proteinler alerjenler olarak gelişir ve tüm sene boyunca görülen cilt kabarması, solunum darlığına yol açar. Son 10 yılda alerji şikayetleri iki kat arttı. Almanya’da her üç kişiden birinde bir maddeye karşı alerjik reaksiyon görülüyor. En dramatik durumsa her üç çocuktan birinde alerji şikayeti olmasıdır. Çocuklardaki astımın %5 ila %12sinin nedeni alerjidendir. Anne babada alerji varsa, çocuklarında da alerji olma riski normale göre daha yüksektir. Önlemler: - Çiçek tozlarına alerjisi olan çocuklar polenlerin havada uçuştuğu dönemde bahçe ve çayırlarda fazla dolaşmamaları ve yağmurlu havada dışarı çıkmamaları gerekir. Saçlarını aksamları yıkamalısınız. Saat 5.00-9.00 ve 20.00-23.00 arasında polenlerin havada yoğun bulunduğu zaman pencereler kapalı tutulmalıdır.

MAHYA

-Ev tozuna alerjisi olan hastaların ev tozu az olan yörelerde, deniz, dağ gibi yerlerde tatil yapmaları önerilir. Bu tür bronşit astım, çoğunlukla çocuklarda erişkin yaşlarda tamamıyla kaybolabilir. Sigara içilmemesi, özellikle alerjisi olan çocukların yanında hiç içilmemesi. Ev tozuna karşı alerjisi olan kişiler tüm toz tutucu cisimleri (halı, kilim, perde, yatak, dolap örtüleri, yastıklar, tüylü oyuncaklar), ekseriyetle çocukların odasından kaldırılmalıdır. Titizlikle yerleri ıslak bezle silinmelidir. Sentetik maddeli yataklar veya özel alerjikler için yapılmış yatak takımları kullanılmalıdır. Çarşafları en az 60°C sıcaklıkta yıkanmalıdır. -Besin alerjisi doğumdan itibaren hemen ortaya çıkabilir. Yumurtaya, inek sütüne, balığa, buğdaya, fıstığa, narenciyeye, kakaoya karşı alerjik yanıt gelişebilir. Kaşıntılı cilt lezyonu, miğde-bağırsak şikayeti ortaya çıkarabilir. Bebekleri bu sorundan en iyi anne sütüyle koruyabiliriz. İlk altı aya kadar bebeklerin sadece anne sütüyle beslenmesini öneririz. İnek sütü alerjisi olan bebeklere hidrolize mamalar öneririz. Dört yaşına kadar inek sütü alerjisi olan çocukların %55inin alerjisi kaybolabilir. Tedaviler: İlaç tedavisi: Sadece ilaç kullanıldığı sürece yardımcı olur. Aşı tedavisi: Sebebe yönelik bir yöntemdir ve alerji testlerinin sonucuna göre uygulanır. (çoğunlukla iğne olarak, bazı durumlarda damla olarak uygulanır). Aşı tedavisi araştırmalara göre yeni alerjilerin gelişmesini önleyebileceği gibi, çocuk ve gençlerde astım gelişme riskini de azaltabileceğini göstermiştir. Daha ayrıntılı bilgi edinmek isterseniz, lütfen gençlik ve çocuk doktorunuza danışın.


36

SAĞLIK

Geleneksel

Çin Tedavisi (TCM)

Geleneksel çin tedavisi (TCM – Traditional Chinese Medicine) en eski tedavi usüllerinden biri-dir. Çin tedavisi yöntemi tabii olayların meydana gelişinden esinlenerek uygulamaya koyulmuştur. En eski, taştan, kamıştan ve kemikten üretilen iğnelerin tarihi 5000 yılı bulmaktadır. M.Ö. 3000 senesinde yaşayan efsanevi İmparator Huang Di’nin yazdığı öne sürülen “Huang di Nei Jing Su Wen” eser yüzyıllar geçtikce yeniden tefsir edilmiş ve günümüzün geleneksel çin düşünce tarzının temeli olduğu düşünülmektedir. Sözkonusu kitapda tedavinin ancak bozulmuş olan dengenin eski hale getirilmesi sayesinde gerçekleşebileceği belirtilmektedir. Geleneksel çin tedavisinde akupunktur, bitkisel tedavi, Tuina (manüel tedavi), moxibustion, beslenme ve Qi-Qong ile Tai Chi Chuan’ın egzersizleri uygulanmaktadır. Geleneksel çin tedavisinin amacı hastalıkların belirli semptonlarını tedavi etmek değildir. Daha çok duyarlılık bozukluğunun sebebi araştırılmaktadır. İnsan, evren ve herşeyi kapsayan yaşam enerjisi ile bir tutulmaktadır. Dengesi bozulan negatif ve pozitif enerjiler tekrar eski haline getirilir. Birbirinin zıttı olan bu hayat enerjisi ayrılmaz bir birimdir. Birinin değeri diğerinden yüksek olursa, hastalık meydana gelmektedir. Bunlar birbiriyle uyumlu olduklarında ise insan sağlıklı olur. “TCM” bir bütünsel tedavi usulü olup hastalıkların tedavisini değil, onların meydana gelmemesini sağla-

MAHYA

mayı amaçlamaktadır. “TCM”nin ana tasavvuru, vücudun enerjisi olan yaşam enerjisinin ahengini sağlamaktır. Yani yaşam enerjisini sağlamaktır. Böylelikle “boşluk hali” yerini “doluluk hali”ne bırakacak ve toplanmalar dağıtılacaktır. Bunlar akupunktur, çin bitkileri, Tuina (masaj), beslenme ve egzersizler ile mümkündür. “TCM” terapistiniz uyumsuzluğu belirleyip aradaki dengeyi kurması gerekir. Teşhis nasıl konulur? Nabız teşhisi “Dil” teşhisi Bedensel muayene Cilt bozuklukları Hareket tarzınız Konuşma tarzınız Sıkıntılarınız Hastalığınızın gelişimi Saygılarımla Müşerref İlkinci


38

SAĞLIK

EBELİK Sevgili anne babalar ve sevgili anne baba adayları. 10 yıldır ebe olarak çalışıyorum. İş saatlerimin yarısı Nürnberg Südklinikum’da doğumhanede geçmektedir. Haftada bir gün Nürnberg Belediyesi’ne ait olan ‘evangelische Familienbildungsstätte’ de gebeler ve lohusalar için kurslar veriyorum. Hamile ve lohusalar için olan bütün ebe hizmetlerini yapıyorum. Ayrıca Akupunktur dalında da eğitimim bulunmaktadır. Ebe hizmetleri hamileliğin ilk gününden doğum sonrası 9. haftaya kadar bütün sorunları kapsıyor. Hamileler Almanya’da doktor kontrollerinin yanısıra bütün sorunlar için ebelere de başvurabilirler. Sorunsuz hamileliklerdeki rutin kontrollerin ultrason gerekmeyen bölümlerini de ebelere yaptırabilirler. Bizler her zaman jinekolog doktorları ve çocuk doktorları ile el ele çalışıyoruz. Hamileliğin 20. haftasından itibaren yedi hafta süren doğuma hazırlık kursları veriyoruz. Bu kurslar teorik ve pratik bölümlerden oluşuyor ve anneleri psikolojik ve fizyolojik olarak doğuma hazırlıyor. Kadın sağlığı açısından doğum sonrası kurslarına her annenin katılması ve öğrendiklerini evde de uygulamaları cok önem taşımaktadır. Ebeler doğum esnasında anne ve bebek için sorumlu olan şahıslardır. Normal doğumları tamamen kendi sorumlulukları altında, sorunlu doğumları ise jinekolog doktorlarıyla yürütmektedirler. Lütfen doğum esnasında ebenize güvenin çünkü onlar asistan personel değildirler. Fizyolojik hamilelik, normal doğum, lohusalık ve emzirme konuları üzerine uzmanlık eğitimi almış şahıslardır. Doğumdan itibaren sekiz hafta boyunca ihtiyacınız olduğu zaman ebenize başvurabilirsiniz. Ama ebeniz ile hamilelik döneminde irtibat kurmanız tabi ki daha faydalıdır. Evinizde sizinle ilgilenen bir tecrübeli anne veya kayınvalide olabilir, ama lütfen onları bir ebeye alternatif olarak görmeyin. Ebeniz lohusalık döneminde anne ve bebek ile ilgili bütün sorunlar ile ilgilenir. Emzirme gidişatı, rahimin toplanması, dikiş ve yaralar, bebeğin göbek bakımı, sarılık sorunu, bebeğin kilo alması ebenin yardımcı

MAHYA

olduğu konulardan bazılarıdır. Bebek bakımı ve beslenmesi hakkında ve aile planlaması hakkında bilgiler verilir. Bu yüzden kaçıncı hamileliğiniz olursa olsun, hiçbir sorununuz olmasa da bir ebe ile irtibat halinde olmanızda fayda vardır. Ayrıca yukarıda yazılan tüm hizmetler sağlık sigortanız tarafından üstlenilmektedir. Bu köşede hamilelik, doğum, lohusalık ve emzirme konularının fizyolojik böIümünü, yani normal bir gidişatı detaylı bir şekilde her ay ele alacağız. En değerli emanetimiz olan evlatlarımızın dünyaya sağlıklı bir şekilde ilk adımlarını atmasına destek olmak hepimizin görevidir . Çeşminaz Parlayan Südklinikum’ da Ebe 0911/ 30 70 21 2


ÇOCUK

GENÇ MUHAMMED

40 12

Haksızlıklarla Mücadelede Dayanışma Mekke toplumunda fakir ve güçsüzler, güçlü ve zenginler tarafından sürekli eziliyor, hakları çiğneniyordu. Bunun düzeltilmesi ve bu kötü gidişe bir dur denilmesi gerekiyordu. İşte Mekkeli gençler, bu amaç için bir araya toplanmışlardı. Cüdan’ın oğlu Abdullah’ın evinde toplananlar arasında genç Muhammed’de vardı. Hepsi de toplumun içinde bulunduğu ahlâkî bozukluğun farkındaydı. “Erdemliler Topluluğu” adı altında bir antlaşma yaptılar. Bu antlaşmaya göre, Mekke halkının ve dışarıdan gelen yabancıların haklarını koru-yacaklarına dair kendi aralarında sözleştiler. İşlerinin zor olacağının farkındaydılar ama yılmayacaklardı. Haksızlıklara karşı mücadele edeceklerdi. Bu sırada Zebid kabilesinden bir tüccar, Mekke’ye üç deve yükü satılık mal getirmişti. O dönemin önde gelen kişilerinden biri olan Ebu Cehil, bu malları beğendi ve tüccarın yabancı olmasından yararlanarak malını ucuza satın almak istedi. Tüccara, zarar edeceği bir fiyat önerdi. Tüccar bunu kabul etmeyince Ebu Cehil, Mekke’deki ağırlığını kullanıp alıcı kişileri tehdit ederek malın satışını engelledi. Çünkü Mekke’deki herkes ondan korkar ve kimse onu karşısına almak istemezdi. Bunu bilen Ebu Cehil kendinden emin bir şekilde evine gitti. Tüccar şaşırmıştı. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşünürken birisi, “Muhammed’e git, o senin hakkını alır.” dedi. Tüccar, son çare olarak denileni yaptı ve başına gelenleri Muhammed’e anlattı. Bunun üzerine Muhammed, pazar yerine gelerek tüccarın mallarının hepsini gerçek değerinden satın aldı. Sonra doğru Ebu

MAHYA


41 12

Cehil’in evine giderek ona seslendi. Karşısına çıkan Ebu Cehil’i, bu davranışı yüzünden uyardı. Muhammed’in bu cesur hareketi karşısında ne yapacağını bilemeyen Ebu Cehil, öylece tepkisiz kalakalmıştı. Olayı gören ve duyan Mekkeliler çok şaşırmıştı! Güçlü olanın zayıfı ezdiği bu dönemde Yemenli bir adam, kızıyla birlikte Kâbe’yi ziyaret etmek için Mekke’ye gelmişti. Mekke’ye girdiklerinde hiç tanımadıkları biri yanlarına yaklaştı. Yabancı adam gözünü kızın üzerinden ayırmıyordu. Kötü bir şeyler düşündüğü her hâlinden belliydi. Kızın babası bu durumdan endişelendi. Etrafına bakındı, gözleri yardım edecek birini aradı. Kötü niyetli adam, kimseye aldırmadan, kızı zorla alıp götürdü. Kızının götürülmesine engel olamayan adam: “Kızımı kim kurtaracak?” diye bir taraftan çaresizlik içinde feryat ediyor, diğer taraftan da yardım edecek birilerini arıyordu. Bu feryadı işitenler “Git derdini Erdemliler Topluluğuna anlat.” dediler. Başka çaresi kalmamıştı. Koşarak Kâbe’ye gitti. “Erdemliler Topluluğundan kimse yok mu?” diye bağırdı. Hemen yanına birkaç kılıçlı adam geldi. Korkmuştu. “Yabancı, derdin nedir?” diye sordular. Adam, çaresizlik içinde başından geçenleri anlattı. Kılıçlı adamlar, kızı zorla götüren kişinin Nübeyh

Ebu Cehil’in asıl adı Hişam oğlu Amr’dır. Kureyş kabilesinin önde gelenlerinden biridir. İslâm’a düşmanlığından ötürü Peygamberimiz ona, Ebu Cehil adını vermiştir. Ebu Cehil, bilgisizlerin önderi demektir. olduğunu anlamışlardı. Doğruca Nübeyh’in evine gittiler. Kapıya dikildiler ve sert bir şekilde “Yazıklar olsun sana! Sen kendini ne zannediyorsun? Çabuk bu adamın kızını geri ver!” dediler. Nübeyh, kızı vermemek için direnince kılıçlı adamlar, daha sert bir ifadeyle “Biz, kendi aramızda haksızlığa uğrayanlara yardım edeceğiz diye söz verdik. Bu işin peşindeyiz. Kızı hemen ver, yoksa sonucuna katlanırsın.” dediler. Bu kararlı tutum karşısında Nübeyh’in yapacağı bir şey yoktu. Çaresiz kızı, babasına geri verdi.

devam edecek...


ÇOCUK

42 12

ŞİMDİ BOYAMA ZAMANI

RESİMDEKİ 7 HATAYI BULABİLECEK MİSİN?

MAHYA

© kinder-malvorlagen.com


44 12

BULMACA

KARE BULMACA

Soldan sağa: 1- Baharat olarak kullanılan nohut büyüklüğünde bir yemiş. Hangi kişi. 2- Mert, kalender ve babacan kimse. Politik. 3- Siirt’in bir ilçesi. 4- Gönderme belgesi. 5- Küçük gümüş para. Edirne’nin bir ilöesi. 6- Boru sesi. Erişmiş, ulaşmış. Hong Kong’un plaka işareti. 7- Yansız, tarafsız. Pasifik yerlilerinin çiçekten yaptıkları kolyeye verilen ad. 8- Kötülük, fenalık. Apaçık, meydanda olan. 9- Bir et pişirme aracı. Bir tür İngiliz birası. 10- Ukrayna’nın başkenti. Tabanı yüksek, ağaçtan yapılmış hamam takunyası. Yukarıdan aşağıya: 1- Amaç, gaye. Güzel giyinen. 2- Bebek sesi. Kas faaliyeti. 3- Dış, dışarı. Motif. 4- Eğilim. Yabani hayvan vurma sporu. 5- Temel, ana, öğe. Türkiye’nin ilk denizaltı araştırma gemisinin adı. 6- Zeytinyağıyla pişirilen bir yemek. Ün, şöhret. 7- Arapça şarkı. 8- Uzun, kıvırcık tüylü bir cins köpek. Minimum. 9- Duman lekesi. Kayseri’nin bir ilçesi. 10- Denek taşı. Evcil bir geyik.

S U D O K U

KOLAY KOLAY

GEÇEN SAYININ ÇÖZÜMLERİ: - SUDOKU ZOR - SUDOKU KOLAY - KARE BULMACA

MAHYA

ZOR ZOR


Bir T端rk aktris


MUZAFFER USTA’NIN LEZZET DİYARI

46

Sac Kavurma SAC KAVURMA MALZEMELER: 500 gr kuşbaşı kuzu eti 6 adet sivribiber 4 adet küçük boy soğan 3 kaşık sıvıyağ Tuz, karabiber, kekik, fesleğen, pul biber

Sac tavaya önce soğanlar koyulur, iyice pembeleştikten sonra biberler ilave edilir. İyice kavrulduktan sonra haşlanmış etler ve baharatlar ilave edilir. 15 dakika kısık ateşte pişirilir. En son domatesler ve haşladığımız et suyundan 1 çay bardağı ilave edilip yaklaşık on dakika pişirilir. Servisimizi pilav ile zenginleştirebiliriz. Afiyet olsun!

HAZIRLANIŞI Kuşbaşı etler küçük parçalara ayrıldıktan sonra yıkanır ve süzgeçten geçirilir. Et haşlanırken diğer malzemeler hazır hale getirilir. Önce soğanlar küp küp doğranır daha sonra biberler ve en son olarak domatesler doğranır.

MAHYA


MİZAH

48 12 Şanssız Doktor Şoför çarptığı yayayı teselli eder: - Şansınız varmış, size çarptığım yer tam doktorun karşısı. Yerdeki inleyerek cevaplar: - İşte o doktor benim.

Değişim Temel’ e bir gün büyük ikramiye çıkar.Bunu duyan esnaf halkı çok sevinir. Çünkü Temelin mahalledeki bütün esnaflara bir yıllık birikmiş borcu vardır.Temel bir gün olur,iki gün olur, bir ay olur borcunu ödemez. Esnaf halkı dayanamaz Temel’in yolunu keser ve sorar: “Ula Temel büyük ikramiyenin sana çıktığını biliyoruz, neden borcunu ödemiyorsun” Temel: “Parayı görünce değiştu demeyun diye.”


mart09  

Topraklarımızı vatan yapan saygıyla anıyoruz İÇİNDEKİLER: Bu mermi kubbe kubbe ezanlar taşıyor, REKLAM SORUMLUSU KONTAKT DAĞITIM SORUMLUSU Ç...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you