Page 1

Sayı 37 | Aralık 2011 | Ücretsiz

SCHWANDORF |17.12.1988 MÖLLN |23.11.1992 SOLINGEN |29.05.1993 NÜRNBERG |09.09.2000 NÜRNBERG |13.06.2001 HAMBURG |27.06.2001 MÜNCHEN |29.08.2001 ROSTOCK |25. 02.2004 NÜRNBERG |09.06.2005 MÜNCHEN |15.06.2005 DORTMUND |04.04.2006 KASSEL |06.04.2006 HEILBRONN |25.04.2007

IRKÇILIK: 13 VERFASSUNGSSCHUTZ: 0

DİTİB Nürnberg Aylık Dergi


Für Für Ihr Ihr Recht... Recht... Hakkýnýz Hakkýnýz için... için... Im 10. Jahr zu Ihren Diensten Im 10. Jahr zu Ihren Diensten 10. yýlýmýzda hizmetinizdeyiz 10. yýlýmýzda hizmetinizdeyiz schnelle und zuverlässige Lösungen schnelle und zuverlässige Lösungen Hýzlý ve güvenilir çözümler Hýzlý ve güvenilir çözümler Interessenwahrnehmung auch in der Türkei Interessenwahrnehmung auch in der Türkei Türkiye'de de haklarýnýzý koruyoruz Türkiye'de de haklarýnýzý koruyoruz Dienstleistungen und Übersetzungen Dienstleistungen und Übersetzungen in der türkischen Sprache in der türkischen Sprache Türkçe avukatlýk, sekreterlik ve Türkçe avukatlýk, sekreterlik ve tercüme hizmetleri tercüme hizmetleri Neben Privatpersonen nehmen auch mittelständische Unternehmen die Neben Privatpersonen nehmen auch mittelständische Unternehmen die zielorientierten Leistungen unserer Anwälte in Anspruch. zielorientierten Leistungen unserer Anwälte in Anspruch. Durch Spezialisierung unserer Anwälte und deren Zusammenwirken ist Durch Spezialisierung unserer Anwälte und deren Zusammenwirken ist eine umfassende persönliche Beratung unserer Mandanten gewährleistet. eine umfassende persönliche Beratung unserer Mandanten gewährleistet.

Özel kiþilerin yanýsýra orta ölçekli iþletmeler de hedefe ve sonuca Özel kiþilerin yanýsýra orta ölçekli iþletmeler de hedefe ve sonuca yönelik hizmetlerimizden yararlanmaktadýr. yönelik hizmetlerimizden yararlanmaktadýr. Avukatlarýmýz ortak çalýþma suretiyle müvekkillerimize tüm hukuk Avukatlarýmýz ortak çalýþmabir suretiyle müvekkillerimize tüm hukuk alanlarýnda kapsamlý danýþma hizmeti sunmaktadýr. alanlarýnda kapsamlý bir danýþma hizmeti sunmaktadýr.


O Blue 100 2

-

-Flat SMS-Flat Internet-Flat 100 Minuten in andere Netze * Details zum Angebot erhalten Sie in den Vatan-Kommunikation-Shops.Druckfehler vorbehalten.

Vatan Mobile Center Ludwigstr. 61 90402 N端rnberg Fon: 0911 - 36 85 785

Schwabacher Str. 16 90762 F端rth Fon: 0911-97 90 929 Fax: 0911-97 90 949

SHEY GmbH Laufamholzstr. 40-52 90482 N端rnberg Fon: 0911-39 42 210


İÇ İ N DE K İ L E R

03

BİZDEN 5

Önsöz

7

Editörden

9

Dr. Kemal RAMOĞLU

11

Dr. Cafer ACAR

13

Bizden Haberler

17

Bedirhan Gökçe: Yiğit Olan Her Cefaya Katlanır

19

DİN

Bir Konu Bir Ayet: Hatırlayanlar Hatırlanacaktır

21

En Sevgili: Peygamberimizin Çocuk Sevgisi

23

Hac ve İzdüşümleri

25 29

Hicret ve Kadın Benim Hicretim

AİLE 31

35 37

40 43 47

Ne Kadar Harçlık Verelim

ATA’MIZA DAİR Atatürk, Bilim ve Teknoloji

HİKMETLİ SÖZLER GÜNCEL

Kapak konusu: Irkçılık Şeb-i Arus Kerbela


SAĞLIK Böbrek Taşı

KİM KİMDİR

Necip Fazıl Kısakürek

HUKUK

49 52

Portre: Emre HIZLI

53

İŞ DÜNYASI

51

KÜLTÜR

Ney Mehmet Akif Ersoy Nürnberg

ÇOCUK

59 61 63

Ömer ile Çomar Bulmaca

65 66

MİZAH KISSADAN HİSSE

69

Gerçer Dostluk

BULMACA

Kare Bulmaca Sudoku Çengel Bulmaca

MEVLANA MUTFAĞINDAN Tava Türlü

72 73 76 77 80

04


ÖNSÖZ

Sevgili Mahyaseverler, iyisiyle kötüsüyle bir seneyi daha geride bırakmak üzereyiz. Bu vesileyle hem hicri, hem de miladi yılbaşnızı kutlar, herkesin hayırlı, mutlu, sağlık, sıhhat ve huzur dolu bir yıl geçirmesini temenni ederiz. Yılbaşı demişken bilhassa çocuğu olan aileler için bir gece düzenleyeceğimizin müjdesini buradan verirken, detayları dergimizin iç bölümünden öğrenebileceğinizi belirtmek isterim. Almanya´ya iş gücü göçünün 50. Yılı anısına yapılan ve Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan´ın da katıldığı Berlin´deki programla ilgili oradaki yaşadıklarımızı ve izlenimlerimizi sizle paylaşmak isteyip, kapak konumuzu bu şekilde tasarlamıştık. Ama son dönemlerde vuku bulan olaylardan dolayı bu konudaki görüşümüzü değiştirip, büyük acılar yaşadığımız bir konuyu kaleme almaya çalıştık. Dileğimiz bu tür olayların bir daha tekrarlanmaması ve şayet iddia edildiği gibi alman devletinin bu konuda bir ihmali varsa bu tür olayların da üzerine gidilmesidir. Ve hicri yılbaşı olarak belirlenen takvimin ilk ayı: Muharrem!… …Muharrem, İslâm kültür tarihinde önemli yeri olan bir zaman dilimini temsil etmektedir. Bu ayın önemi, içinde meydana gelmiş olan önemli olaylardan kaynaklanmaktadır. İslâm tarihinin en üzücü olaylarından biri olan Kerbela olayı da bu ayda gerçekleşmiştir. Bütün Müslümanları üzen bu tarihi olay, tarihin hakemliğine bırakılmalı, müminler arasında soğukluğun ve kırgınlığın sebebi kılınmamalıdır. Bütün Müslümanlara düşen görev, tarihin güzelliklerini, yaşadığımız dönemin şartları içinde yeniden yaşamaya gayret göstermek, yanlış ve üzücü örneklerden ibret alarak, onların tekrar yaşanmaması için ne gerekiyorsa onu yapmaktır. Sevgi, saygı, muhabbet ve Mahya´yla kalın. Gökhan ÖNDER

05

IMPRESSUM/KÜNYE DİTİB Nürnberg e.V. Kurfürstenstr. 16 90459 Nürnberg

YAYIN KURULU Serhat Önder Ramazan Kemal Gökhan Önder Ümit Gürel Harun Önder Koray Kuşkuş Osman Yıldız

GENEL YAYIN YÖNETMENİ KAPAK/GRAFİK TASARIM Serhat Önder +49 (0) 179 66 77 888 serhat@mahya.de REKLAM SORUMLUSU Oğuz Yurtalan +49 (0) 179 66 53 603 +49 (0) 911 47 96 346 yurtalan@mahya.de

DAĞITIM SORUMLUSU Gökhan Önder +49 (0) 176 700 550 77 info@mahya.de

KONTAKT/İLETİŞİM info@mahya.de www.mahya.de Mahya Dergisi basın meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. Yazı ve ilanlardan yazılarıın ve ilanların sahipleri sorumludur.


editörden

Irkçılık : 13 Verfassungsschutz : 0 Serhat ÖNDER

K

onuya girmeden önce son makalemle ilgili niye yürüyüşe karşı olmamla ilgili ufak bir açıklama getirmek istiyorum. Başbakanımız Berlin ziyaretinde Alman Merkez Bankası dahil vakıfların PKK’ya 6 milyar Avro aktardığını söyledi. Yürüyüş yapılacaksa bu vakıflara ve Alman Merkez Bankası başta olmak üzere bu yardımların aktarılmasına göz yuman hükümete yapılmasına gerektiğine inanıyorum.

kaybetmenin korkusuyla ırkçı NPD’nin yasaklanması gündeme geldiğinde buna büyük bir kararlılıkla ayak direyen aynı politikacılar değil mi?

Yürüyüş konusunda ahkam kesenler niye Almanya’da yaşanan son olaylarda sessiz kalıyorlar?

Başbakan Angela Merkel önceki günlerde yayımladığı haftalık video mesajında cinayetlerden dolayı ülkede yaşayan göçmenlere seslendi. Olayın Almanya’yı sarstığı, hatta düşündürdüğünü söyleyen Merkel “On insan öldü; Türkiye’den sekiz kişi ve bir Yunan, Thüringen’den bir kadın polis. Olayın bütün ayrıntılarını bilmiyoruz, ancak ipuçları cinayetlerin neonazilerce işlendiğini gösteriyor” dedi. Keşke aynı hassas ve temkinli tutumlarını daha önceleri de yabancılarla alakalı tavırlarında sergileseydiler.

Biz Mahya ekibi olarak bu konuda sessiz kalmayacağız ve bu konuyu gelecek sayılarada taşıyacağız. Öncelikle başta hükümet yetkililerinin gerçekten ölenler için üzgün olduklarına inanmakta güçlük çekiyorum. Bana dünya aresındaki sarsılan imajlarına üzüldükleri daha bir inandırıcı geliyor. Senelerdir Türklerin inatla entegre olmak istemediklerinin safsatasını medyanın da desteğiyle yabancıları hedef tahtası haline getiren aynı politikacılar değil mi? Senelerdir aşırı sağcılardan gelecek oyları

07

Aynı politikacılar değil mi ödediğimiz vergilerle Anayasayı Koruma Dairesi aracılığıyla ırkçıların içinden seçtikleri sözde istihbaratçılara maaşlarını ödeyip Almanya turunda yabancı esnafların ölümünde pay sahibi olan?

Bir adım daha ileri gidersek, müslüman olduğu için topyekün bir dini hedef alarak ‘‘islami terör’’ yaftası yapıştıran politikacı ve medya mensupları neden cinayetleri işleyen ırkçılara hristiyan oldukları için ‘‘hris-


tiyan terörü’’ yakıştırmasını yapmıyorlar? Neonazilerin 88 kişilik ölüm listesinde cami başkanları ve din adamlarının adreslerinin bulunduğunu göz önünde tutarsak, yıllardır süregelen yaftalama aynı zamanda İslamafobinin ve bu adreslerin zeminini hazırladığının göstergesi değil midir?

lamcılık” diyenlerin oranı yüzde 40 olarak açıklandı. ‘Radikal sol’ diyenlerin oranı yüzde 5’te kalırken, anketin sonuçlarına göre Almanların yüzde 87’isi “aşırı sağ beni hiç ilgilendirmiyor” veya “az ilgilendiriyor” şeklinde düşünüyor. Bu rakamlar aslında yürütülen çifte standtart ve kasıtlı politkaların belgesidir.

Emnid şirketinin haftalık ‘Bild am Sonntag’ gazetesi için yaptırdığı ankete göre “NPD yasaklanmasın” diyenlerin oranı yüzde 22 olarak açıklandı. Ankette dikkat çeken ayrıntı ise Almanların hangi düşünceyi tehlikeli gördüğü oldu. Kanlı eylemlerine rağmen ankete katılanların yüzde 34’ü “radikal sağ daha tehlikeli” derken, “İs-

Bizim en acil yapmamız gereken, farklılıklarımızı bir kenara bırakıp güçlü bir Türk lobisi oluşturmamız olacaktır. Zira bunun sinyalini Başbakanımız Berlin ziyaretinde artık yanlız olmadığımızı ve arkamızda çok büyük ve güçlü bir devletin olduğunu söyleyerek verdi.

Parlamentodaki sözde yas ilanında Eyalet temsilcilerinin koltukları boş.

08


bizden

CUMHURİYETİMİZİN 88.YILDÖNÜMÜ VE TÜRK İŞÇİ GÖÇÜNÜN 50.YILINDA GÖNÜLLERİ FETHEDEN ALMAN SİYASETÇİLER Dr. Kemal RAMOĞLU T.C. Nürnberg Başkonsolosluğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi

C

umhuriyetimizin 88. Yıldönümü münasebetiyle T.C. Nürnberg Başkonsolosumuz sayın Ece Öztürk-Çil’in Nürnberg Büyükşehir Belediye Başkanlığının tarihi sarayında verdiği Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda iki önemli güzel olaya tanık olduk. Birincisinden başlayalım; Sn. Başkonsolosumuz istiklal marşı ve Alman milli marşından sonra günün anlamını belirten konuşmasını yaparken, ülkemizdeki terör olayları nedeniyle şehit olan Mehmetçiklerimiz ve Van vilayetimizdeki 7,2 şiddetindeki korkunç deprem neticesinde hayatlarını kaybeden yüzlerce vatandaşımızın anısına salondaki Türk, Alman ve diğer yabancı konukları bir dakikalık saygı duruşuna davet etti. Tarihi salonu dolduran Alman ve diğer konuklar gerçekten bu acıları adeta yüreklerinde hissedercesine saygı duruşunda bulunarak şehitlerimiz ve depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımız karşısında görevlerini yerine getirdiler…Burada tüm konukları saygı duruşuna davet eden Sn. Başkonsolosumuzu bu duyarlılığından dolayı yürekten kutluyoruz. İkincisine gelince; Resepsiyondaki konuşmacılar arasında Bavyera Eyaleti Hükümeti Sağlık Bakanı Sn. Dr. Markus Söder’de vardı. Eyalette oldukça etkileyici bir siyaset adamı olan Dr. Söder, çok etkileyici ve anlamlı bir konuşma yapacaktı. “Ben her Türk etkinliğine katılan, Türk dostlarımla bir ara-

09

ya gelmekten büyük mutluluk duyan bir sağlık bakanıyım” diye sayın bakan, özellikle Cumhuriyetimizin 88. yıldönümünde ve Türk İşgücü göçünün idrak edildiği 50.nci yılında Türkiye’ye, Türklere olan hayranlığını çok güzel sözlerle dile getirdi. Yılda en az birkaç kez Türkiye’ye gidip, Türk dostlarıyla bir araya gelmekten büyük mutluluk duyduğunu ifade eden Dr. Söder, ülkemizin doğal güzelliğine hayran kaldığını, bu arada Türk mutfağından asla vazgeçemeyeceğini anlattı ve Nürnberg’in birbirinden güzel Türk restorantlarında yemek yemekten de ayrıca çok büyük keyif aldığını belirtti. Sn. Bakan ama burada daha anlamlı bir jest yaptı ve “ben Türkiye’yi,Türkleri çok seviyorum. Şayet bu resepsiyonda başka ülkelerin Başkonsolosluk temsilcileri varsa, lütfen kendileri kusura bakmasınlar, ben gerçeği ve içimden geçeni söylüyorum“ dedi ve bu güzel zarif sözleriyle resepsiyondaki özellikle Türk konuklarıngönlünü fethederken, salonda büyük alkış topladı. Sn. Bakan Söder bu güzel konuşmasından sonra da Sn. Başkonsolosumuzu sahneye davet ederek, kendisine Bavyera eyaletinin sembolü olan “ayı” heykelini takdim ederken, bu hediyenin sadece siyaset adamlarına verildiğini, Başkonsolosumuzun da Almanya’da Türk Başbakan Sn. Tayyip Erdoğan’ı temsil ettiğini ve bunun için bu anlamlı hediyeyi kendilerine takdim ettiğini


açıklamıştır. Sn. Söder, genç Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 88. yıl içersinde sanayi gibi bir çok alanda büyük başarı ve hamleler yaptığından da büyük mutluluk duyduklarını ifade etmiştir. Sn. Başkonsolosumuz Ece Öztürk-Çil’de Alman bakanının bu jestini överek, hediye için ayrıca kendilerine teşekkür etmiştir. Doğrusu bu tablo karşısında benim kadar herhalde diğer katılımcıların da etkilenmiş olduğunu düşünüyorum. Gerçekten de Sayın Söder’i ben şahsen hemen hemen her önemli resepsiyonda görmekte ve sürekli ülkemizin güzelliklerinden söz ettiğine tanık olmaktayım. Ben de bu güzel açıklamaları ve ülkemizi destekledikleri için sn. Başkonsolosumuz gibi kendilerine burada içtenlikle teşekkür ediyorum. Burada belki bir başka teşekkür edeceğimiz kişi Nürnberg Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Dr. Ulrich Maly olacaktır. Zira muhteşem bir hatipliği olan ve her konuşmasında asla elinde veya önünde yazı-

lı metin olmadan akıcı bir üslup ile konuşan, konusuna çok iyi hakim olan, bu arada konukları asla sıkmayan Maly, bu resepsiyonda Türk tarihini ve Cumhuriyetimizin 88.nci kuruluş yıldönümünü iyi bir Türk tarihçisi gibi çok güzel şekilde özetledi. Kendisini yürekten kutluyorum. Dr. Maly yerel bir siyasetçi kimliği ile Türk göçünün 50. yılına da değinirken, “biz o insanları 2.nci Dünya Savaşı sonrası Almanya’ya çağırdık” diyerek Almanya’nın ekonomik kalkınmasında Türk insanının büyük katkıları olduğunun asla göz ardı edilemeyeceğinin altını bir kez daha önemle çizmiştir. Sn. Maly’e bu güzel konuşmasından dolayı yürekten teşekkür ediyorum. Sn. Maly’de Dr. Söder gibi Türk insanını eğlencesinde, etkinliğinde, acı ve mutlu günlerinde asla yalnız bırakmazlar ve şahsen katılımlarıyla sürekli takdirleri toplarlar. Tekrar kendilerine teşekkürlerimizi ve vatandaşlarımız adına şükranlarımızı sunuyoruz.

SÜREKLİ & KOLLEGEN RECHTSANWÄLTE

Ümüş Berk Rechtsanwältin

Hukuk alanlarında sorunlarınızın çözümü için hazırız. Sizleri bekliyoruz. Am Plärrer 8 > 90429 Nürnberg > Telefon (0911) 277 405 0 info@suerekli.net > www.suerekli.net

08


bizden bizden

Kıyılan Canlar ve YURTDIŞI BORÇLANMASINDA Yabancı Düşmanlığına Karşı DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR Müslümanca Bir Yaklaşım Dr. Kemal RAMOĞLU Dr. Cafer ACAR T.C. Nürnberg Başkonsolosluğu Dr. Cafer ACAR T.C. Nürnberg Başkonsolosluğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi T.C. Nürnberg Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi Din Hizmetleri Ataşesi

İİ

slam, Allah’a teslim olmaktır. Müslüman da, yalnızca teslim olandır. Allah’a badet, “abd”ona kelimesinden türetilmiş teslim olmak,etmek” onun sözüne güvenmekolup “kulluk anlamına gelir. Yüce tir. Yaratanımız, Allah’a teslimbizlere olmanın yolu ise onun nasıl kulluk edileceson kitabı Kur’an’dan geçer.Kulluğun Kur’an birnişahağinin yollarını göstermiştir. yat kitabıdır.biri Hayatımızı bize okuyan ve binelerinden de Kurban ibadetidir. Allah ze gösteren bir kitap. Kur’an’ı bu nazarbuyol ibadeti, gönderdiği her peygambere sola okuyunca her işimizde bizeHac rehber olarumluluk olarak yüklemiştir. Suresi 34. cak nasihatleri dinlemek ve yol“Her yordam öğAyette şöyle buyrulmaktadır: ümmet renmek fırsatıkendilerine doğar. İşte bu yazımızda siziçin Allah’ın rızık verdiği haylerle sonüzerine günlerde Almanya gündemine vanlar ismini ansınlar diye kuroturan cinayetler ve kıldık. Müslümanlar olaraktek ban kesmeyi vacip İşte ilahınız bu davranışbirdurumda ilahtır. Şuortaya haldekonabilecek ona teslim olun. Alçak lara ilişkinolanları Kur’an’dan birkaç nasihati paylagönüllü müjdele!” şacağız. Zira o bizim dayanağımız olan yaratıcımızın yololduğu gösteren indirdiği kiHer ibadette gibiolarak Kurban ibadetintaptır. zamanlarımızda yüreğe ferahlık de de Zor bizlerin eğitimi hedefl enmiştir. Kurveren şifamızdır. ban Allah’ın bizlere rızık olarak verdiği nimetlere bir şükürdür. Nefsimizin nimetlere Yüce Rabbimiz “… dünya hayatı aldatıcı düşkünlüğünü kontrol edip terbiye eden bir buyurmuştur. bir yararlanmadır.” fedarkarlıktır. Allah için maddi Öyleyse fedakarduygularımız, heyecanlarımız, öfkemizdostbizi lıkta bulunmanın bir şeklidir. Fakirleri, yönlendirirse aldanmış oluruz. Önce temlarımızı, ailemizi faydalandıracağımız bir nikin, sükunet ve makul düşündüğümüzü mettir. Dinimizin ana hedefi olan toplumsal hissetmek; aldanmaktan korunmanın birinhuzur ve barışın sağlanmasına, kaynaşmaya ci karşısında şımarmaveadımıdır. karşılıklı Nimetler sorumluluk hissiyatının güçlenmak, kederler ümitsizliğe düşdirilmesine birkarşısında vesiledir. Kurban ibadetinin memek için makul noktayahikmetini kendimizikavraçekdinimizdeki yerini bilmek meyi bilmeliyiz. Bunuolacaktır. yapabilmek için inmamıza da yardımcı sanın hazırlıklı olması lazımdır. Kuran bu hazırlığı bize sunan rehberdir. Hz. Peygamber’e yönelik olarak Kurban kesme emri Kevser suresi ile gerçekleşmiştir. İnsan, kainattaki en mübarek değerdir. Cin“Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” .

07 11

siyeti, dini, ırkı, inancı ne olursa olsun dirisi ve ölüsüyle insan Kanı, Enam Suresi 162.saygın ayetteyaratılmıştır. ise şöyle buyrulcanı, malı haram edilmiştir. Bu esasmaktadır: “De ki:kabul namazım ve ibadetim lara riayet etmeyen insanlar için Rabbimiz (kurbanım) Allah içindir.” ağır bir ceza vaad etmiştir. Ancak emrin uygulanması konuyla ilgili Peki, şu günlerde içinde tamamlanmasından yaşadığımız Alman ayetlerin iniş sürecinin toplumunda, ırkçıolmuştur. düşüncelerle sonra mümkün Tabii katledilen bu da Allah’ bu hukuku nasıl korunacak ve ın insanların emri gereğidir. Taha Suresi 144. ayette Müslüman toplum olarak nasıl bir“Allah’ın tepkimiz Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: olmalı? şanı yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an’la hüküm vermeBöylesine önemliRabbim bir sorunun cevabı o de acele etme. ilmimi artırbir de.” kadar da zordur. Ancak zor durumlarda, bize yol gösteren ayetlerden zor Mekke döneminde inen buyararlanarak ayetler Medine yokuşu düze çevirmek mümkündür. döneminde inen ayetlerle pekişmiş Bu ibadeçerçevede aşağıdakiortaya hususları sizlerle paytin nasıl yapılacağı çıktıktan sonra laşmak istiyorum.Kurban kesmeye başlamışPeygamberimiz tır. Nitekim Medine’deki on yıl boyunca Hz. 1.Peygamber İşlenen cinayetlerin hukuken ve siya(as) kurban kesmiştir. seten gereğini yapmak Alman resmi Bu cinayetleri Hacmakamlarının Suresi 34-37 ve işidir. Enam Suresi 142-144. çözmek, suçluları cezalandırmak, ayetlerde, kurban ibadetiyle ilgili detaylıönbiltedbirler almak görevi, devletingilerleyici mevcuttur. Rabbimiz Hac 34-37. ayetdir.şöyle Devletin işini bireyler yapmaya lerde buyurmaktadır: “Her ümmet Bizler rızık bu çalışmaların için,kalkışmamalıdır. Allah’ın kendilerine olarak verolmalıyız. diğitakipçisi hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin 2.ilahınız Yaşanan bu ilahtır. üzücü hadiseler, hem topbir tek Şu halde yalnız O’ lum için hemAlçak bu acıyı daha derinden na teslim olun. gönüllüleri müjdeyaşayan aileler için bir imtihandır. “Yele! Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürminbaşlarına olsun ki, sizi biraz korku ve açlıkla, peren, gelen musibetlere sabrbir namazı de mallar, canlar vekılan ürünlerin eksikeden, dosdoğru ve kendile-


Rabbimizin Peygamberimize, doğal olarak da bizlere yaptığı şu tavsiye, muhteşem bir hayat iksiri, sizi öldürmeye ge lenlerin dirileceği bir kanunu dile getirmektedir. Fussilet 34. ayete bakalım. “İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel şekilde tedavi et. O zaman seninle kendi arasında düşmanlık bulunan kimsenin sanki samimi bir dost olduğunu görürsün.”Bu ayetler Kur’an’ın ilahi bir kitap olduğunun, bu ayetleri tebliğ eden kişinin de Allahın rasülü olduğunun en bariz göstergesidir. Zira bu sözler öfkesiyle, heyecanıyla yaşayan insan türüne ait olamaz. Müminler için hayat bu dünyadan ibaret değildir. Bunu söylerken ahireti bekleyin gibi bir tavsiyede bulunmak haddimiz olamaz. O zaten gelecektir. Fedakârlıklarımızın karşılığını mutlaka bu dünyada da göreceğiz. Yukarıda ifade edilen ayetler bunun garantisidir. Tarihi ve bireysel tecrübeler de şahidi. Mü’minun Suresinin 96. ayeti ise tesellisidir. “Sen kötülüğü iyilikle tedavi et, biz onların yakıştırtıklarını daha iyi biliyoruz.”

liğiyle deneriz. Sabredenleri müjdele.” Bu imtihanın ve zor durumun lehimize sonuçlanması için sabır tavsiye edilmektedir. Sabır kayıtsız kalmak, sessiz kalmak değildir. Sabır doğru olan davranışı öfkemize, heyecanımıza kurban etmeden sergilemeye devam etmektir. Yani büyüklük göstermede sabır. Affetmede sabır. Zorluklarımızı rahmete çevirmek için sabır. 3.

Suç olan davranışlar, çirkin olan işler, bizi rahatsız eden durumlar, üzen ve adeta küplere bindiren hadiseler karşısında ıslah eden bir davranış, müminlere yüklenmiş olan vazifedir. Kur’an’da bu hüküm “kötülüğü iyilikle temizle” emriyle gündeme gelmiştir. Bu geçmiş ümmetler içindeki iyi insan vasfını hak edenlerin özelliği olarak aktarılmaktadır. Kasas Suresi 54. ayet bu bağlamda nazil olmuştur. “işte onların sabredip kötülüğü iyilikle tedavi etmeleri ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcamaları karşılığında, mükafatları kendilerine iki kez verilecektir.” Ra’d Suresi 22 de bu ayeti teyid eder. “Onlar Rablerinin rızasına ermek için sabreder, namazı kılar, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli ve açıktan infak eder ve kötülüğü de iyilikle tedavi ederler. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi bir sonucu vardır.” Demek ki yaşadığımız travmaya karşı dayanıklı olmak ve üstesinden gelmek bir dizi formüle bağlanmıştır. Sabır, namaz, sadaka ve kötülüğü iyilikle tedavi etmek. Bu formülü uyguladığımız zaman yaptığımız fedakarlığın boşa gitmediğini bilir ve sabırla o iyi olan fedakarlığı yapmaya devam ederiz. Namazla ruh dünyamızda rabbimizle iletişimimizi devam ettiririz. Sadakayla rızasını kazanırız. İyilikle tedavi ise yaşadığımız yerde itibarımızı artırır. Bu Allahın hayatımıza koyduğu sosyal bir normdur. Sanırım

4.

Bu kötülüğün karşılığı olan iyilik ne olmalıdır sorusuna cevabımız ise; kötü sözün ve kötü davranışın yaygınlık kazanmasının önüne geçmek, bunların alternatifi olan iyi davranışları topluma yaymaktır. Özellikle de aramızda duvarlar örülmüş insanlara.

5.

Yabancı düşmanlığına maruz kalan insanlar olarak, niçin bu düşmanlığın oluştuğunu sorgulamak ve acaba nasıl bir olumlu rol üstlenmeliyiz gibi bir soruyu sormalıyız. Müslümanca sorumluluklarımızı yerine getirdiğimizde kendimizi ve değerlerimizi topluma aktardığımızda; bir bardak suya olan ihtiyacı hiçbir değer karşılayamaz. Buna hayır diyecek hiçbir fani de yoktur.

12


bizden

Erol Dinçer’e Liyakat Nişanı

C

emiyetimizin üyelerinden, öğretmen Erol Dinçer, Bavyera Eyalet Başkanı Horst Seehofer’den ödülünü aldı.

hip çıkmakta örnek kişiler olduğunu söyleyip “Sizlerle gurur duyuyoruz” diye sözlerini tamamladı.

Nürnberg’te 30 yıldır öğretmenlik yapan Erol Dinçer, yaptığı hizmetler ve büyük kazanımlarından ötürü Almanya’nın en yüksek nişanı olan Liyakat Nişanı’na layık görüldü. Dinçer’e ödülünü veren Bavyera Eyalet Başkanı Seehofer, kendisini tebrik ederek, aşırı sağın kökünün kazılması için yoğun mücadele edeceklerini söyledi.

Liyakat Nişanının Almanya’nın en üst nişanı olduğunu belirten Bavyera Eyaleti Başkanı Seehofer, özellikle toplumda desteğe ihtiyacı olan kesimlere yardım etmenin kişisel sorumluluğun da ötesinde insani bir değer olduğunu kaydetti.

Münih’te Bavyera Başbakanlık Sarayı’nda çeşitli dallarda Liyakat Nişanı kazanan 21 kişi için düzenlenen törende konuşan Seehofer, seri cinayetlerin altında aşırı sağ teröristlerin ortaya çıkmasına da değinerek, “Özellikle böyle bir günde Erol Dinçer’i övmek istiyorum” dedi ve öğretmen ve tercüman olarak uyum için topluma büyük kazanımlar sağladığını vurgulayarak her toplumun Liyakat Nişanı kazananların bu değerlere sa-

13

Almanya Liyakat Nişanıyla ödüllendirilen Erol Dinçer de törenden sonra “Böyle bir ödül verilmesinden dolayı hem kendim, hem çevrem, hem de milletim adına gurur ve onur duydum. Seehofer’in aşırı sağ ve seri cinayetler hakkındaki sözleri de beni çok etkiledi.” diye konuştu. Bizler de DİTİB Nürnberg Eyüp Sultan Camii Yönetim Kurulu ve Mahya Ekibi olarak hocamız Sayın Erol Dinçer’i kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.


DİTİB Nürnberg

kültür şölenİ 2012

17.05. - 20.05.2012

2012 DİTİB Nürnberg Kültür Şöleni stand rezervasyonlarımız başlamıştır. İrtibat: Oğuz Yurtalan Tel: +49 (0)911 92315927 Fax: +49 (0)911 92315930 Mobil: +49 (0)179 6653603 oguz@kultursoleni.de

12


bizden

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı Kemal Yurtnaç’ın Almanya’da 8 Türk’ün Öldürülmesine İlişkin Açıklaması

Y

urtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı Kemal Yurtnaç, neonazi kurbanı gurbetçilerin ailelerine hukukçu desteği sağlayacaklarını söyledi. Almanya’da 8’i Türk 9 kişinin öldürülmesiyle ilgilinde neonazi yapılanmasının olduğunun ortaya çıkmasının ardından Türk makamları gelişmeleri yakından takip ediyor. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı Kemal Yurtnaç, ‘’Bunun maruz görülebilecek bir yanı yok. Biz yurt dışındaki vatandaşımızın canını malını o ülkeye emanet ediyoruz. Başka ülkelerden gelen insanlar da bize emanettir. 50 yıl önce oraya gitmiş; o ülkenin kalkınmasına destek vermiş insanlarımızın başına böyle olayların gelmesi son derece üzücüdür’’ değerlendirmesinde bulundu. Almanya’daki Türklere hem hukuki hem insani açıdan gerekli her türlü yardımı yapacaklarını, gerekli desteği vereceklerini belirten Yurtnaç, ‘’Dışişleri Bakanlığımız da muhatap yetkililerle bu konuları konuşup tartışacaklar’’ dedi. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının Almanya masasında 10 kişinin görev yaptığını, bunlardan 3’ünün orada doğup büyüdüğünü, diğerlerinin de Almanya’da eğitim aldığını anlatan Yurtnaç, sözlerini şöyle sürdürdü: ‘’Bu arkadaşlarımız, bu menfur cinayetlere

15

kurban giden vatandaşlarımızın aileleriyle irtibata geçmeye başladılar. Nihayetinde karşımızdaki farklı bir ülke. Onların iç işleri, onların hukuki prosedürleri var. Ama Dışişleri Bakanlığımızın bünyesindeki hukuk müşavirleri çalışmalarını sürdürüyor. Ama biz de o acılı ailelerimizden yardım talebi gelmesini beklemeyeceğiz; biz teklif edeceğiz. Eğer böyle bir şey varsa bu vatandaşlarımızın her türlü hizmetinde olacağız.’’ -Çok kültürlülük eleştirilmemeliHer toplumda suç örgütleri olabileceğine, bu yüzden toplumun genelini suçlamanın yanlış olduğuna işaret eden Yurtnaç, ‘’Ancak toplumun yöneticilerinin ve siyasetçilerin, bu tür marjinal grupları eğer destekleyecek onların ekmeğine yağ sürecek onların yaptıkları hareketi doğruymuş gibi algılatacak gibi düşünce ve fikirleri varsa bunu kamuoyuyla paylaşıyorlarsa ben endişe duyarım. İnsanın canı önemlidir. Kalan şeylerle ilgilenmek önemlidir, ama önemli olan insanı yaşatmaktır. İnsan ölmeden önce tedbirler almaktır’’ ifadelerini kullandı. Ne idarecilerin ne de siyasilerin bu tür olayları gerçekleştirme ihtimali olan grupları cesaretlendirici söylemlerde bulunmamasının önemini vurgulayan Yurtnaç, şunları kaydetti: ‘’Çok kültürlülüğü eleştiren, göçmenlerle


ilgili olumsuz yargıları öne çıkaran açıklamalardan uzak durulması gerekir. Medyanın da uzak durması gerekir. Biz Alman yetkililerden oradaki vatandaşlarımıza,emanet ettiğimiz insanlarımıza sahip çıkmalarını, insan hakları ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde bu insanlara gerekli kolaylığı göstermelerini istiyoruz. Bu konuda da Türkiye Cumhuriyeti olarak beraber ortak çalışılması gereken ne varsa o çalışmalara hazırız.’’ -’’Tek milletten oluşan hiçbir ülke yok’’Cinayetlerin üzerinden uzun süre geçmesine rağmen katillerin ortaya çıkarılmasını ‘’olumlu gelişme’’ olarak nitelendiren Yurtnaç, şöyle konuştu: ‘’Ancak devletlere düşen, nasıl depremden önce binaları sağlam yapmak gerekiyorsa, bu konuda da bu tür toplumsal olaylara meydan verecek durumlara kesinlikle kapı aralamamaktır. Dünyanın hiçbir yerinde tamamen tek milletten teşekkül etmiş bir ülke yok. Bakın ABD’de Çin mahallesi var, bir çok farklı milletten, kültürden insanlar

var. Şimdi bir sürü göçmene kapı açmış ve bugünkü refahını yakalamış Almanya’nın da farklı kültürlerden farklı milletlerden insanların gelmesi olağandır. Devlete düşen bu insanları barış içinde yaşatmaktır. Bunun için de hukukun üstünlüğü prensibi, yani hukukun herkese aynı şekilde uygulanması demektir. Adalet olursa, fırsat eşitliği olursa o toplumda barış olur.’’ -Gurbetçilere çağrıAlmanya’da Türkleri hedef alan şiddet eylemlerinin, son 15-20 yıldır meydana geldiğini ifade eden Yurtnaç, ‘’Vatandaşlarımıza hukukun yolundan ayrılmamalarını, aklıselimle davranmalarını ve birlikte olmalarını tavsiye ediyorum. Ayrıca Almanya yasaları çerçevesinde ne kadar hakları varsa onları da sonuna kadar kullanmalarını öneriyorum. Türkiye Cumhuriyeti, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın vatandaşlarına veya vatandaşlığından çıkmış bile olsa soydaşlarına uluslararası hukuk çerçevesinde her türlü yardımı yapacaktır’’ dedi.


bizden

Bedirhan GÖKÇE

Anne ve yavru deve yemeklerini yerken birden yavru deve anneye dönmüş ve: - Sana bir şey sorabilir miyim anne? - Elbette yavrum. Sor. - Anne, bizim niye hörgücümüz var? Anne gururla: - Bu hörgüçlerde biz su biriktiririz yavrum ve bu sayede çölde herhangi birisinden çok daha uzun süre susuz dayanabiliriz. - Peki Anne, bizim bacaklarımız niye bu kadar uzun ve ayaklarımız yuvarlak? “Yavrum” der anne deve biraz daha gururlanarak; - Bu sayede biz çölün kumlarında herkesten daha rahat ve daha hızlı hareket edebiliriz. - Bunu da anladım, peki, kirpiklerimiz niye böyle uzun ve bu kadar sık? - Yavrum onlar gözlerimizi çölün kumlarından korur, gözümüze kum kaçmaz. - Anladım. demiş yavru deve ve sıralamış; Hörgüçlerimiz çölde daha uzun dayanabilmemiz için su depolar, bacaklarımız uzun ve böylece çölde daha hızlı ve rahat hareket edebiliriz, kirpiklerimiz gözlerimizi çölün kumlarından korur... Peki o zaman anne, bizim bu hayvanaat bahçesinde ne işimiz var? - ??? Evet, seneler evvel bu hikayeyi bana cezaevinden bir mahkum dinleyicim faks yoluyla göndermiş ve satır arasına “benim bu ceza-

17

evinde, bu demir parmaklıkların arasında ne işim var?” diye sormuştu... Zaman zaman bir çoğumuzun sorduğu ve bulunduğu yeri sorguladığı bir durumdur bu... Kaldı ki biz insanız ve değil demir, altın kafese de konulsa anlamsız kalan esaretin insana bakan yönü daha içler acısı, daha bir isyan yüklüdür. Hayvanın hayal kurma yetisi yoktur, ama insanın vardır. Bir köpeğin önüne ömrü boyunca hergün biftek pirzola koysan “yine mi biftek?!” demeyecek, hergün her öğün aynı iştahla aynı yemeği yiyecektir. Evdeki kedine hergün aynı kedi mamasını, balığa aynı yemi, papağana aynı çekirdeği versen hiç itiraz etmeyecektir. Ya İnsan... İnsan öyle mi? İnsanda hayvanda olmayan “çeşitleme” duygusu var çünkü. Çünkü insanız ve isteklerimiz sınırsız bizim... Biz severiz, aşık oluruz, ayrılırız. Biz bedeni acılarımıza bir türlü dayanır ama beyni ve ruhi acılara çoğu zaman dayanamayız. Açlıktan intihar noktasına gelen yok, ama manevi açlıktan gelen çok... İşte bu yüzden hayvana verilmeyen ve bizde olan bir duygu “sabır”dır.


Bedirhan GÖKÇE

“Benim burda ne işim var?” sorusunu elbette sorgularız en azından bir daha böyle bir duruma gelmemek için “durumdan ders çıkarırız”, ama isyan edemeyiz. İsyan etmek o günümüzü tükettiği gibi yarınlara olan inancımızı da tüketir ve tüm enerjimizi alır bizim... Bizi biz olmaktan çıkarır ve sürekli kaybettirir... Bu yazı sadece cezaevindeki mahkumlara

yazılmadı, ruhu cendereye alınmış, özgürlüğü içinde tutsak bırakılmış nice yüreklere de yazıldı... O zaman ne diyoruz; “Yiğit attan düşer yine ‘at’lanır, Yiğit olan her cefaya katlanır” Haydi şimdi ayağa kalk ve içine düştüğün bu çıkmazdan nasıl çıkılacağını araştır. Nasıl mı? Cevabı sende gizli, bana sorma!..

28


din

Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah da ona “Evet, öyle. Ayetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen unutulacaksın.” der (Tâhâ, 126) Öyleyse beni anın ki ben de sizi anayım. (Bakara, 152)

B

ilindiği gibi Kur’an’ın değişik isim ve sıfatları vardır. Kitap, vahy, furkan bunlardan bazılarıdır. “Zikr” kelimesi de bunlardan biridir. Zikr, bir şeyi unuttuktan sonra hatırlamak ve akılda tutmak anlamlarına gelmektedir. İnsan tabiatının en önemli özelliklerinden biri unutmasıdır. İnsanın “unutkan” olma zaafı, Kur’an’ın “hatırlatıcı” özelliğiyle karşılanmaktadır. Böylece insan tabiatında bulunan, fakat gözardı edilmiş, unutulmuş hakikatler ona hatırlatılmaktadır. Dolayısıyla buradaki unutma, sıradan bir hafıza yetersizliği şeklinde değerlendirilmemeli; aksine ebedi hakikat karşısındaki maksatlı ilgisizlik ve duyarsızlık konusunda insan uyarılmaktadır. Kur’an, “zikr” ismini kullanarak aynı zamanda insanda bir zaman tasavvuru inşa etmeyi hedeflemektedir. İnsanın zihin dünyasının ne geçmişten kopuk geleceğe çakılı, ne de gelecekten habersiz geçmişe odaklı olduğunu söyleyebiliriz.

19

O, geçmiş, şimdi ve gelecekle iç içe yaşar. Geçmişini hatırlayarak şimdi ve geleceğini kurgular. Geçmişin hatıra ve tecrübeleri, geleceğin hayalleri ile “şimdi”de buluşur; hepsi birlikte insanın düşünce ve eylemlerinin temelini meydana getirir. Kur’an, insandaki bu fıtri özelliği, yani zaman algısını, dini ve ahlaki değerler bazında yeniden şekillendirir. O, geçmişten bahsederken sadece tarihsel bir olgu ve olay olarak onları yad etmek amacında değildir. Başka bir ifadeyle, mazide kalan bu olayları hatırlatmakla keyifli dakikalar geçirmek veya nostaljik duygular yaşatmayı amaçlamaz. Aksine geçmişten bahsederken, muhatapların şimdi ve geleceklerini inşa etmelerini hedeflemektedir. Böylece o, bizim “şimdi”ye saplanıp kalan ve zihni güdükleşen insanlar olmamızı değil, geçmiş ve geleceğin ufkuyla şimdiyi kurgulayıp yaşamamızı istemektedir. Aslında Müslüman şimdisi için değil, geleceği için yaşayan insandır. Gelecek, yani dünya ötesi, ebedi alem onun zaman tasavvurunun odak noktasını oluşturur. Bütün eylem ve çabaları geleceğe yapılan bir yatırımdır. Gelecek olmadan şimdi ve geçmişin bir anlam ve önemi yoktur. Böylece Kur’an, müminlerin geçmiş, şimdi ve ge-


lecek arasındaki irtibatı koparmamalarını hedefler. Geçmişten geleceğe bir bakış açısı kazanmalarını ister. Geçmişten hareketle şimdiki zamanları değerlendirmeyi ve geleceğe hazırlanmayı amaçlar. Böylece külli bir zaman tasavvuru kazanmalarını hedefler. Kur’an, her şeyden önce kendi ayetlerine karşı bir unutkanlığa ve aldırışsızlığa düşmememiz uyarısını yapmaktadır. Demek ki hatırlatıcı olan vahiy, önce kendisinin unutulmamasını istemektedir. Çünkü ayetler, insanın ihtiyaç duyduğu bütün uyarı ve hatırlatmaları yapmaktadır. Dolayısıyla bahşedilen ilahi mesajlara bütün gücümüzle sımsıkı sarılmayı ve onları hatırdan çıkarmamayı emretmektedir. Çünkü hatırladıkça kendini, dünyada varoluş amacını ve Rabbini hatırlayacaktır. Aksi bir durum Allah’ın rahmetinden uzaklaşmaya ve kalplerin katılaşmasına sebep olacaktır. Yine ayetlerin unutulması, hesap gününde Allah tarafından bir unutma ve alakasızlığa maruz bırakılma sonucunu doğuracaktır. Kur’an’ın insana hatırlattığı ilk şey, Rabbine verdiği sözdür. Bu Elest Bezmi olarak bilinir. Burada insan, O’nun rablığına şahitlik etmektedir. İşte Kur’an, insanları, tabiatında küllenmiş bulunan bu hakikati görmeye davet ediyor. Böylece şuurlu bir hayat yaşamalarını istemektedir. Bir unutkanlığa maruz kalıp gaflete kapılmamalarını; aksine varlığın sahibiyle alakalarını sürekli olarak canlı tutmalarını amaçlamaktadır.

Yine bu bağlamda Allah’ı hatırlayanların O’nun tarafından hatırlanacağı ifade edilir. Muhakkak ki bu durum hem bu dünyada hem de ahirette geçerli olacaktır. Allah’ ın hatırlanması müminin hayatında belirli zamanlara münhasır bir durum da değildir. Her mekan ve durumda O’nun zikri söz konusudur. Allah’ı az hatırlamak, müminlerin değil, aksine münafıkların bir vasfı olarak ifade edilir. İlk insan Hz. Adem’den itibaren insanoğlu hep unuttuğu için günaha düşmüş ve isyan etmiştir. Günah bir unutma ile başlıyor, ilahi uyarının dikkate alınmaması ile devam ediyor. İnsanın unuttuğu en önemli konulardan biri de, zikre değer hiçbir şey değilken yaratılmış olmasıdır. Allah onu yarattı ve varolma şerefiyle onurlandırdı. Fakat o kendi kökenini unuttu. Hak ve hakikatten insanın yüz çevirmesine sebep olan en büyük unutturucular da şeytan ve dünya metaıdır. Öyle ise insan her an bir unutma ve gaflete düşme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Her an hakikatle kendisi arasında bir perde çekebilir. Gören göz görmez hale, düşünen kalp anlamaz hale gelebilir. İşte hatırlatıcı özelliği ile Kur’ an bu perdeyi kaldırmayı, daldığı gaflet uykusundan insanı uyandırmayı hedefliyor; ta ki insan, hakikatle yüz yüze gelsin. Evet, hatırlayanlar, bu dünyada olduğu gibi ahirette de hatırlanacaktır. Acımasız hayat mücadelesi ve koşuşturması içerisinde daima Rabbinin hoşnutluğunu arayanlar elbette ki o gün unutulmayacaktır

20


en sevgili

P

eygamberimiz çocukları çok severdi. Onları kucağına alıp okşar, sevgi ve şefkatle öperdi. Peygamberimiz, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i öpüyordu. Orada bulunan bir adam bunu görünce; “Benim on çocuğum var, onların hiç birini öpmüş değilim” dedi. Peygamberimiz de ona: “Merhamet eymeyene merhamet olunmaz!” buyurdu. Peygamberimiz namaz kılarken sevgili torunları Hasan ve Hüseyin omuzlarına çıkardı. O, ibadet halinde bile çocukların bu davranışını hoş karşılar, oyunlarına engel olmazdı. Bir yerde otururken kızı Hz. Fatma gelince ayağa kalkar, O’nun alnından öper ve O’nu yerine oturturdu. Üstelik bunu yaptığı devir, cahillerin kız evlatlarını diri diri toprağa gömdükleri bir devirdi. O, sadece kendi çoevlatlarını değil, kimin çocuğunu görse, onunla konuşur, hatrını sorar ve severdi.

Peygamberimiz, çocuklarla çok ilgilenirdi. Bir defa çocuklar arsında koşu düzenledi, kendisi de yarışın sona ereceği noktada durdu. Koşarak yanına gelen çocukları öptü ve kendilerine hediyelerini verdi. Özet olarak Peygamberimiz; içi ve dışı tertemiz, kalbi; şefkat ve merhamet duyguları ile dopdolu, başkalarını kendinden çok düşünen, ömrünü insanlığın kurtuluşu için harcayan büyük bir Peygamber, en üstün ahlâki faziletleri kendinde toplayan örnek bir şahsiyet idi. Ne mutlu, O’nun gösterdiği aydınlık yoldan gidenlere... Ne mutlu, O’nun yaşayışını ve ahlâki davranışlarını örnek alanlara... Derleyen: Ramazan KEMAL


anadolu M

K T

ANA

L O D U

R A

Kalitenin Adresi

Anadolu Markt | Bulmann str.19 | 90459 N端rnberg


din

Haccın H

ac; “Allah’ın sembollerinden oluşan muhteşem bir ibadet, kendisine yabancılaşan bireyin kimliğini bulup kendisiyle tanışık yaşaması için başlattığı soylu yolculuğun adı, insanı ulvileştiren bir yücelik, insanın içindeki cevheri ortaya çıkaran bir olgu, teslim olanı nifak tohumları ekenden ayıran bir ayıraç, Hac; kısaca bir emir; “Ona bir yol bulabilen insanın haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkı.” (Ali İmran, 97). İbadetlerin zihin dünyamızdaki izdüşümleri sadece Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmak olmalıdır. Bununla birlikte her ibadetin dünyevi ve uhrevi aleme bakan, ferdi ve ictima-i yönleri vardır. Bir yönüyle bütün ibadetler maddi ve manevi açıdan insanın huzur ve mutluluğunu sağlamak için emredilmiş gibidir ve bu anlamda her ibadet, diğerini tamamlayıcı bir özelliğe sahiptir. Bu yönüyle hac ibadetide aslında bütün ibadetleri kendinde cem eden bir özelliğe sahiptir. Hac ibadetini yapmak zorludur. Bu sebeble hac ve umreye niyet ederken “Allahım, hac (umre) yapmak istiyorum, onu bana kolaylaştır ve onu benden kabul buyur” diye niyet edilir. Dış görünüşü itibarıyla bakıldığında hacı, evini, memleketini, bazan çocuklarını, eşini terk edip uzun bir yolculuğa çıkmakta, hac boyunca türlü zahmetlere katlanmakta, kolay olmayan bir kısım erkan ve adabı yerine getirmektedir. Bu işin zahiri yönüdür. Bir de işini batıni yönü vardır. Milyonlarca insan her yıl hac ibadeti için kutsal beldelere gitmektedir, ama bunlardan kaçının makbul

23

bir ibadet yaptığını ancak Allah bilir. Hac meşakkatlidir, hac zorludur, hac çetindir, külli bir teslimiyetin ifadesidir, İbrahim (as)’ın biricik evladıyla, Hacer validemizin kimsesizlik, yoksulluk ve yoksunlukla, İsmail (as)’ın canı ile imtihan edildiği bir yerdir o beldeler fakat karşılığı, ecri ve mükafatı da çok yücedir. “Hacı” olabilmek zordur, ancak bundan daha zor olanı, elde edilen yada toplumun layık gördüğü o vasfı en güzel şekilde taşıyabilmek, “Hacı” kalabilmek ve “Hacı” olarak ölebilmektir. Bu ise haccın ruhunu hayatımıza taşıyabilmek ve bir ömür boyu bu ruhla yaşayabilmekle mümkün olacaktır. Haccın bireysel, toplumsal ve evrensel bir çok faydaları vardır. Hac ruhi bir olgunlaşmadır: Mümin hac münasebetiyle olgunlaşır, Allah ile olan ilişkilerini yeniden dizayn eder, gönlünde Allah’a, Rasulullah’a, tüm canlılara karşı muhabbeti artar, dini heyecanı artar, duygular incelir, günahlardan kaçınır, kirlerden arınır, tertemiz bir müslüman olarak döner, ibadetlerinin ve ziyaret yerlerinin hatıralarını daima zihninin ve gönlünün diri ve coşkun olarak devam etmesini sağlar. Hac bir eğitim ve kültürleşme olayıdır: Hac vesilesiyle müslümanın ufku açılır. Etrafındaki dünyayı tanır. Müslüman kardeşlerini görerek, konuşarak onlarla tanışır, bilgi alış-verişinde bulunur. Zor ve meşakkatli bir


.

İzdüşümleri ibadetle birçok hallere hazırlıklı hale gelir, lüks ve konforun rehaveti üzerlerden atılır. Hac İslam kardeşliğinin evrensel anlamda sergilendiği bir ibadettir: Dünyanın her tarafından, değişik renkte, değişik lisanda, değişik kültür ve anlayışta insanların aynı amaç ve hedefler için bir araya gelmeleri; kardeşliğin, sevginin ve birliğin en canlı ifadesidir. Zengin-fakir, siyahbeyaz, lisan ayırımı olmadan aynı mütevazi kıyafetler içerisinde, aynı mekan ve şartlarda insanların bir araya gelebilmeleri ancak hac sayesinde olabilmektedir. Herkes mahşerdeki gibi kabirlerinden çıkacakları şekilde bir görüntü sergilemektedir. Hacda hiç kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur. Hac tevhidin en canlı ifadesidir: Duygu ve düşüncelerde birlik, amellerde birlik, aynı dine mensup olmak, bir tek olan Rabb-ül-alemin olan Allah’a yönelmek, aynı peygambere tabi olmak, aynı Kabe’yi tavaf etmek, aynı kitabı okumak... Yol bir, yön bir, hedef bir. Hac bütünüyle “birlik gösterisi, tefrika değil tevhid”, ayrılık değil, aynılık göstergesi ve ifadesidir. Hac insana hayatın gayesini hatırlatır: Hac geçmişe yapılan bir yolculuktur, ama aynı zamanda geleceği hazırlamaktır. Hac, bir taraftan Allah’a iman ve diğer inanç esaslarını pekiştirdiği gibi, diğer taraftan da Müslümanlara takvayı, sabrı, sevgi ve saygıyı, kardeşliği, fedakarlığı, cömertliği, yardımlaşmayı, paylaşmayı vb. ahlaki erdemlilikleri kazanma ve yaşama imkanı sunar.

Hac dünya müslümanlarının yıllık kongresidir. Bu kongreyi düzenleyen ise bizzat Cenab-ı Hakk’ın kendisidir. Hz. Peygamber (s.a.v.) herkesi ilgilendiren önemli kararları hac vesilesiyle ilan etmiş ve ettirmiştir. Hac aynı zamanda ticaretin artmasına ve gelişmesine zemin hazırlar: Hac vesilesiyle müslümanlar arasında geniş çapta ticari temaslar yapılır. Haccın asıl maksadı Allah’ın rızasını kazanmak ise de, bu maksadı gölgelemeyecek şekilde dünyevi kazançlar elde etmeye bir engel yoktur. Hac insanda eşitlik düşüncesinin gelişmesine katkı sağlar: Tüm hacı adaylarının renk, ırk ve meslek ayırımı gözetmeden bembeyaz ve aynı tip ihram içinde bulunmaları eşitlik fikrinin yerleşmesine yardımcı olur. “İnsanlar bir tarağın dişleri gibi eşittirler...” hadisinin tecellisi o mekanlar. Elbette insanların ve toplumların “Hac” ile kazanımları bunlarla sınırlı değildir. Bu maddelerin artırılması imkan dahilindedir. Ancak şuda bir gerçektir ki, birçok ibadet ve taatlarımızda ki eksiklik hac ibadetimize de aksetmiş, yapılması gereken, gerçekleştirilmesi gereken faaliyet ve organizasyonlar eksik kalmıştır. İsmail ÜNAL DİTİB Erlangen Din Görevlisi

24


din

.

Hicret ve I

ssız ve çorak bir vadide, siyahi bir kadın. Eşinin ardından, teslimiyet ve vakarla seslenir: “Eğer Allah sana öyle emrettiyse, git Ya İbrahim!”. Teslimiyet ve itaatin timsali bir kadın ve yanında ciğerparesi biricik oğlu. Yer ve gök arasında yapayalnız kalmıştır. Kuş uçmaz, kervan geçmez bir vadi. İnsan yok, canlı yok, ses yok, söz yoktur... Sadece güven vardır ufkunda. Oturup ümitsizce ağlamak yerine, çocuğuna su aramak için bir tepeden diğerine koşuşturmaya başlar Hacer. Çünkü o bir annedir, hem de sorumluluk sahibi bir anne. Yapayalnız, dağların tepesinde, yalın ayak koşar bir yudum su için. Ne var ki aradığını bulamaz Hacer. Geri döndüğünde, oğlu İsmail, çoktan, topuklarıyla eşelediği çöl kumları arasından suyu bulmuştur, hatta suya doymuştur bile... Ve hasret bitmiş, umutlar yeşermiştir. Acaba geride neler bırakmıştır da gelmiştir Hacer, kimbilir! Tarih yazmıştır Hacer. Tarih Hacer’i yazmıştır. O, artık Hicretin kadını, Hicretin gelini olmuştur. Ve Allah, O’nun buruk ve hüzün dolu hikayesini ölümsüzleştirir ve binlerce yıldır yaşatır dimağlarda. Milyonlarca insan, hacda, Hacer’in hikayesini hatırlar gözyaşlarıyla... Gerçek adı bilinmeyen bu kadının, ameli, adı olmuştur. Örnek muhacir, işte Hacer gibi davranandır... Evet, hicret zordur, meşakkatlidir. Belirsizlikleri çoktur meçhule giden bu yolun. Fakat cennet de ucuz değildir. Bugünün kadınları, bugünün gelinleri, bugünün anneleri, Hacer’in yerinde olsalardı neler yaparlardı aca-

25

ba! Evet, hiçbir ödül, bedelsiz değildir. Kavuşabilenler, terk edebilenlerdir... Tıpkı Hacer gibi. Hacer bize çok şey öğretir: Allah için yola çıkanı, Allah yolda koymaz ve mahrum etmez. Allah için hicret edenler, yalnız değillerdir. Onların yardımcısı ve koruyucusu Allah’tır. Hicret edenler bilir ancak Hacer’i. Hacer’in hicret ettiği şehir Mekke, gün gelir, ilahi risaletin tebliğcisi, âlemlere rahmet Hz. Muhammed (as) zamanında, hicret edilen bir şehre dönüşür. Vakit, baskı ve zulmü terk etme vaktidir. Vakit, şirkten tevhide doğru yürüme vaktidir. Yürümekle varılmaz, fakat varanlar yürüyenler olmuştur, tarih boyunca. Vakit, Medine ve medeniyet kurma vaktidir. Medine’ye hicrete karar verilir. Evli-bekar bütün inanlar gibi, Mekkeli kadınlar da gönüllü olarak yurtlarını bırakıp, inançları uğruna bu göçe katılırlar. Onlar, eşlerini bu mukaddes yolculukta yalnız bırakmayı akıllarından dahi geçirmezler. Çünkü imkânların tükendiği bir şehir olmuştur Mekke. Ve İslam ümmetinin anaları, imkansızlıkla mücadele etmeyi değil, imkanların üretileceği yere göç etmeyi tercih ederler. Rabbim onlardan razı olsun... Bu zorluk yolculukta, parçalanan aileler de olur, bazen bir kadın, hicret için yola çıkan eşiyle, Mekke’de yaşayan ailesi arasında tercihe zorlanır. Ebu Seleme ile eşi Ümmü Sele-


Kadin me, hicret için hazırlık yaparlar. Fakat Ümmü Seleme’nin ailesi, kızlarının Mekke’den ayrılmasını istemezler. Ebu Seleme’nin ailesi devreye girer. Torun Seleme’nin kimde kalacağı konusunda iki aile arasında tartışma başlar. Ümmü Seleme, oğlunun selameti için Mekke’de kalmaya karar verir; fakat oğlunu, eşinin ailesi yanına alır ve kocasını da Medine’ye yalnız göndermek zorunda kalır. Ümmü Seleme, kocasının gitmesinden ve oğlunun elinden alınmasından sonra, her gün gözyaşı döker. Bir sene kadar sonra, Ümmü Seleme, ailesini razı etmeyi ve oğlunu da yanına almayı başarır ve Medine’ ye hicret eder. Ümmü Seleme, hicret konusunda çok tecrübelidir. Daha önce Habeşistan’a da hicret etmiştir. Hatta dört çocuğunu da hicret yıllarında dünyaya getirdiği nakledilir. Ümmü Seleme, Medine’ye yerleşir. Fakat çok geçmeden, eşi Ebu Seleme, Uhud savaşı’nda aldığı yara ile şehit edilir. Eşinin ölümüyle, ikinci kez yıkılar Ümmü Seleme. Şimdi, bu gurbet ellerde yapayalnız ne yapacaktır? Sabır ve sebat mı edecek, yoksa Mekke’ye anne-babasının yanına mı gidecektir? O, bu yabancı diyarda, Allah’ın kendisini yalnız, sahipsiz ve himayesiz bırakmayacağından, hiç şüphe etmemektedir... Çok geçmeden, Peygamberimiz (as), kendisiyle evlenmek ister. Ümmü Seleme, ne diyeceğini, nasıl cevap vereceğini bilemez. Çekimser ve çekingen davranır. Üç mazeret ileri sürer: “Yaşlıyım, kıskancım ve çocuklarım var.”. Peygamberimiz (as), bu mazeretlere şöyle cevap ve-

rir: “Ben senden daha yaşlıyım, kıskançlığını gidermesi için Allah’a dua ederim, çocukların ise Allah’a ve Rasulü’ne aittir.”. Hicretin kadınlarından Ümmü Seleme, belağatli konuşması ve engin cömertliğiyle meşhur bir sahabi hanım olarak, Peygamberimiz (as)’in eşleri arasına dahil olur. Selam olsun O’na ve hürriyetleri ve inançları uğruna her tehlikeyi göze alan İslam ümmetinin analarına... Vakit, yine hicret vaktiddir. Günahtan sevaba, kötülükten iyiliğe, nefretten merhamete, öfkeden sükunete, düşmanlıktan sevgiye hicret... Hayat hicrettir. Ve her insan muhacirdir. Hz. Muhammed (as)’ın “Bu dünyada bir garip yolcu gibi ol” uyarısı da, ebedi hicretimizin bir itirafı değil midir? Rabbim, ebedi hicretimizin sonunu cennet etsin İnşallah.

Kudret ÇİMEN DİTİB Nürnberb Eyüp Sultan Camii Bayan Din Görevlisi

24


Geschäftsführer Murat Tonk Dr. (TR) Mehmet Yaylagül Facharzt für Innere Medizin Hausärztlich tätiger Internist

0176 - 70 00 51 41

Adres: Marienstraße 5 90762 Fürth Tel.: 0911 - 77 24 75

30


dini bilgiler

31 27

62


din

.

Benim H

icret; bir yerden başka bir yere, bir şeyden başka birşeye göç etmek. Niçin? Dünyasını ve ahiretini kurmak / kurtarmak için.

hicretini kendisine örnek alanlardır.” buyururken, bizler kendimiz ve çocuklarımızın geleceği için neye doğru ve nasıl bir hicret içerisindeyiz?

Vakti saati geldiğinde ana rahminden dünyaya hicret eden insan, yine kendisine emredildiğinde hakkın çağrısına boyun eğerek, tekrar hakka yürüyerek hicret eder.

Burada cevabını aramaya çalıştığımız soru, bizim hicretimiz nereye ve nasıl olacak? Bunu da iki güzide sahabe üzerinden kısa anekdotlarla anlatmaya çalışacağız. Tevhit, adalet, özgürlük, Allah ve peygamber sevdalılarıyla, bizlerin hicretlerini ve bu uğurda katlandıklarımızı bi karşılaştıralım. Allah ve peygamber sevdalısı kişilerin başında Hz. Ebu Bekir (r.a.) geliyor. İslam’dan önce de saygın, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan “hanif” bir tacir olan Hz. Ebu Bekir, ölümüne kadar Hz. Peygamber’den hiç ayrılmamıştır. Bütün servetini, kazancını İslam için harcamış, kendisi de sâde bir şekilde yaşamıştır. “Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah!” diyen bu yüce zat nübüvvetle birlikte kendi varlığını ve sahip olduğu tüm herşeyi bu dava uğruna seferber etmiştir. Rasulullah’a iman eden Hz. Ebu Bekir, İslam davetçiliğine başlamış, İslam’ın yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanların bir çoğu İslam’ı onun şahsiyyetinde görüp kabul etmişlerdir.

Yokluktan var oluşumuz bir hicretti. Ruhlar aleminde başlayan hayatımız ana rahminde devam etti. Sonra bu dünyaya geldik. Yolculuğumuz / hicretimiz devam ediyor. Bundan sonraki durağımız ahiret alemi ve ölümsüzlük yurdu. Şöyle bir baktığımızda görürüz ki, ömür dediğimiz zaman dilimi hicretlerle dolu. İmandan küfre, küfürden imana; tevhitten şirke, şirkten tevhide; hayırdan şerre, şerden hayra; kulluktan isyana, isyandan kulluğa; haktan batıla, batıldan hakka..., savrulurda insan, şu kısacık hayat serüveninde. Niçin? Dünyasını ve ahiretini kurmak / kurtarmak için. Bu gün kendimizi ve çocuklarımızı gelecek endişesinin sardığı ve buna göre bir hayat planladığımız çağımızda, gelecekten ve geleceğimizden ne kadar eminiz?! Ekmek parası için memleketlerimizi bıraktığımız, çocuklarımızın eğitimi için şehirler değiştirdiğimiz dünyamızda, nebevi çağrı bizlere “Hicretten sonra hicret olacaktır. Yeryüzünün en hayırlıları, Hz. İbrahim’in

29

Hayat kalitesini, yaşam standartının yükselmesini, servetine servet katarak değil, inandığı değerler uğruna harcayarak yükseltmeye çalışmış bir inanç abidesi. Öyle ki, esraftan olmasına rağmen bisetin ilk yıllarında Habeşistan’a göç etmeyi gerektirecek durumlara maruz kalmış, bunu denemiş ve yola çıkmış; ancak Mekke’nin ileri gelen kabi-


.

.

Hicretim lelerinden İbn-i Dugunne ile karşılaştığında İbn Dugunne onu himayesine aldığını ve Mekke2ye dönmesi gerektiğini belirterek, ikisi birlikte Mekke’ye dönmüşlerdir. Ve ardından Allah’ın Rasulüyle birlikte Medine’ye hicret etme şerefine nail olmuştur. Bir diğer portre Suheyb İbn Sinan er-Rumi, ailesi küçük yaşlarda darmadağın olmuş, rum ülkesindeki köle pazarlarında satışa çıkarılmış ve elden ele dolaşmaya başlamış birisi idi. Bir efendinin hizmetinden diğerine geçiyordu. Onun bu hali o dönemde, Rum ülkesinin saraylarını dolduran binlerce köleden farklı değildi. Ama o kulağına gelen, “Arap yarımadasındaki Mekke’den Meryem oğlu İsa’nın Peygamberliğini tasdik edecek ve insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarak bir peygamberin çıkacağı zaman yaklaşmıştır.” fısıltısını duyunca kendisinde arap ülkesine dönme arzusu çok artmıştı. Suheyb bir fırsatını bulup kölelikten kaçmış ve şehirlerin anası ve beklenen peygamberin gönderildiği yer olan Mekke’ye yöneldi. Suheyb, Mekke’nin ileri gelenlerinden Abdullah İbn-i Cüdan ile anlaşıp beraber ticaret yapmaya başladı. Yaptıkları bu ticaret sebebiyle, bol para kazandılar. Rasulullah (s.a.v.) ashabına Medine’ye hicret izni verdiğinde Suheyb, Rasulullah (s.a.v.) ve Ebu Bekir’le birlikte gitmeye karar verdi, ama Kureyş onun hicret kararını anlayıp onu amacından alıkoymuştu. Ellerinden kurtulması ve ticaretten kazandığı altın ve gümüşleri

yanında götürmemesi için ona gözcüler dikmişti. “Sizin gözünüz Mekke’deki servetimdedir. İlan ediyorum, ne kadar malım varsa hepsi sizin olsun. İstemiyorum. Çekilin yolumdan!” dediğinde bu teklif, müşriklerin arayıp da bulamadığı bir şeydi. Suheyb beraberinde götürdüğü mallarını da verince, müşrikler bayram ettiler. Suheyb dini, imanı uğrunda malından, servetinden vazgeçmişti. Alemlere rahmet olarak gönderilen peygambere kavuşmayı her şeye tercih ediyordu. Bu iki güzide sahabede görüyoruz ki, kişi varacağı menzilin güzelliğine inanınca ona ulaşabilmek için yapamayacağı şey yoktur. Zihinlerde oluşmuş tevhit anlayışı, gönüllerdeki adalet duygusu, özgürlük sevdası, Allah ve peygamber sevgisi bizlere hakkı, hakikati ve hicretimizin yönü ve istikametiyle ilgili husuları hatırlatmakta. Kısacık ömrümüzde kendimizi kendi ellerimizle helak ederken, Allah (c.c.) buyuruyor: “NEREYE BU GİDİŞ” (Tekfir/26) Menzili Medine olmayan bu yolculuk nereye? Senin sevdan, senin derdin ne? Zihninde yüceltip hayran olduğun, uğrunda yıllarını tükettiğin, seni peşinden koşturan aşkın ne? Söyle bana ey nefsim. Söyle ki bende sana hicretinin seni nereye götürdüğünü söyleyeyim. Süleyman TEKŞEN DİTİB Regensburg Din Görevlisi

30


aile

NE KADAR HARÇLIK VERELİM? Çocuklara verilen harçlıktaki amaç çocuğun sorumluluk duygusunu geliştirme, tasarruf yapmasını öğretme, anlık isteklerini erteleyebilme, özgüven kazandırma, hedefleri için para biriktirmesini öğretmektir.

31


Para kazanmak ne kadar önemli ise para harcamak da o kadar önemlidir. Çocuklara verilen harçlıklar, yetişkinlik çağında parayı nasıl kullanması gerektiğini öğretecektir. Bazı anne babalar, kendilerinin yokluk içinde büyüdüklerini düşünerek; “bizler görmedik, yiyip içemedik” diyerek çocuklara fazla harçlık verme çabası içerisindedirler. Anne babaların bu tutumu hem aile ekonomisinin olumsuz etkilenmesine hem de çocuğun doyumsuz olmasına neden olmaktadır. Çocuklara fazla harçlık vermek, çocukta zamanla doyumsuzluğa sebep olacaktır. Her istediğini alan çocuk, farklı alanlara ve farklı isteklere yöneleceğinden, çocuğun kötü alışkanlıklara düşme ihtimali artacaktır. Her istediği alınan çocuk, yarının mutsuz ve doyumsuz yetişkini olacaktır. Her şeyi olduğu halde mutsuz olan yüzlerce insan görmekteyiz. Çocuğa fazla harçlık vermek, kendi çocuğuolduğu gibi diğer çocuklara da büyük zarar vermektedir; çünkü okullarda sosyoekonomik seviyesi farklı çocuklar bulunmaktadır. Harçlığı olmayan ya da yetersiz olan çocuk, arkadaşının bol para harcamasından olumsuz etkilenecektir. Bu, çocukta üzüntü, moral bozukluğu ve özgüven eksikliğine sebep olacaktır. Toplumsal hayatta olduğu gibi okullarda da çocuklar, çalışkanlarla çok parası olanları daha çok severler. Çocuklar, bunları çıkarları için seveceklerinden, çocuklara fazla harçlık vererek çocukların arkadaşlık ilişkilerini olumsuz etkilememek gerekir. Bununla birlikte çocuğa yetersiz harçlık vermek ya da vermemek de yanlıştır. Çünkü çocuk “yok”u bilmeyeceğinden arkadaşlarıyla kendisini kıyaslayıp, anne babasının kendisini çok para harcayan arkadaşının anne babası kadar sevmediği zannına kapılabilir. bunun yanında yeterli harçllık alan çocuk, ailesi tarafından sevildiği ve evin vaz-

geçilmesz bir bireyi olduğunu hisseder. Okula yetersiz harçlıkla ya da harçlıksız gelen çocuk; kendisini yetersiz, güvensiz ve sevilmeyen biri olarak görebilir. Bunun sonucunda da çocuk; arkadaşlarının malına ve arkadaşlık ilişkilerine zarar verebilir. Neden harçlık verilmeli? Çocuğa harçlık vermekteki amaç kendi ihtiyaçlarını karşılamasını öğretmektir. Çocuklara harçlık verilirken nasıl harcaması gerektiği de öğretilmelidir. bu ihtiyaçların içinde kantinden alacağı yiyecekle okul ihtiyaçlarının önceliklerini ayarlayabilmelidir. Bir başka amaç da çocuğun sorumluluk duygusunu geliştirme, tasarruf yapmasını öğretme, anlık isteklerini erteleyebilme, özgüven kazandırma, hedefleri için para biriktirmesini öğretmektir. Harçlıklar ne kadar ve nasıl olmalı? Çocuklara verilen harçlıklar, düzenli, abartısız ve tutarlı olmalıdır. Çocuklara verilecek harçlığın miktarına ise çocuğun temel ve okul ihtiyaçları göz önünde bulundurularak çocukla birlikte karar verilmelidir. Sabah kahvaltısı yapmadan okula giden çocuklara harçlık verilmemesi önerilmektedir; çünkü bu çocuklar harçlıklarıyla besleyici ve doyurucu yiyecekler almamaktadırlar. Bu da çocukların başarılarını olumsuz etkilemektedir. 1, 2, 3, 4. sınıf öğrencilerine günlük harçlık verilmesi uygundur. Çünkü bu çocuklarda soyut zeka tam gelişmediği için vereceğiniz harçlıkları hemen harcayabilirler. 5, 6, 7, 8 ve 9. sınıf öğrencilere haftalık, daha sonraki yaşlardaki öğrencilere ise aylık verilmesi uygundur. Harçlığını zamansız harcayan çocuklara ara harçlık verilmemelidir. Amaç harçlığını uygun bir şekilde harcamayı ve tasarruf etmesini öğretmektir. Atalarımızın: “Az verme hırsız, çok verme arsız olur” öğüdünü unutmamak dileğiyle.

32


aile

Ayd覺n Baeckerei

31

66


Nürn berg'deki Türkiye

metronom

Toptan ve perakende Türk gıda maddeleri, günlük taze sebze ve meyva, et ve balık reyonları, fırın ve taze ekmek bölümüyle

ucuz ve kaliteli alış-veriş adresiniz.

Maybachstr. 29 90441 Nürnberg Tel. 0911 / 620 01 89

32


atamıza dair

ATATÜRK, BİLİM ve TEKNOLOJİ Derleyen: Serhat ÖNDER

Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine yükselmiş, ilerlemiş, medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan olacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur. Başarılı olmak için aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği idealler, halkın ruh ve vicdanından

37 35 33

alınmış olmalıdır. Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma almış gelmiş, olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka, parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa’ya, Amerika’ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye ok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur.


Praxis Filiale

Meftuni GÜNGÖR

M.D. (Hacettepe Univ.) Facharzt für Allgemeinmedizin

Alina NASTASA

Reinhard WAGNER

Fachärztin für Allgemeinmedizin

Facharzt für Allgemeinmedizin

Nurcan DURMAZ

Ludmila YOLTUKHIVSKA

Assistenzärztin für Allgemeinmedizin

Assistenzärztin für Allgemeinmedizin

Ekim 2011´den itibaren Nürnberg Gostenhof´ta 2. muayenehanemizle hizmetinizdeyiz Südstadt şubemiz Aufseßplatz 21 90459 Nürnberg Tel. 0911 4311005 Fax 0911 4311318

Gostenhof şubemiz www.praxisgungor.de info@praxisgungor.de

Glockendonstr. 12 90429 Nürnberg Tel. 0911 261053 Fax 0911 2879910


Yerinde söz söylemesini bilen özür dilemek zorunda kalmaz. met) (Fatih Sultan Meh

ın l a b ı l t a t En azlası f e . l i r i b r e v k ı l n kespeare) ı k k ı b lliam Sha

Çocuğuna küçü k şeylerden zevk almasını öğrete n ona büyük bir servet bırakmış olur. (Etienne Gilson )

Kendini yenmek zaferlerin en büyüğüdür. (Eflatun)

(Wi

Eğitim kafayı geliştirmek demektir. Belleği doldurmak değil. (Mark Twain)

Hed e gem fi olma rüzg iye hiç yan ar y bir ede ardım mez (Mo . ntai

gne

)


zsu


geleceðe güvenle bakýn

®

can

BOSPORUS I M M O B I L I E N

Emlak alým ve satýmý Kiralýk Ev, Ýþyeri ve Ofisler Emlak Finansmaný Finans Danýþmanlýðý Tüm Müþteri hizmetleri YeniGeschäftsführer Yýlýnýz Kutlu Olsun Murat Tonk 0176 - 70 00 51 41

Hayatý kolaylaþtýran çözümler üretiyoruz

Bosporus Immobilien GmbH. Stromerstr. 12 90443 Nürnberg Tel.: (0911) 999 35 05 www.bosporus-immobilien.de


SCHWANDORF |17.12.1988 MÖLLN |23.11.1992 SOLINGEN |29.05.1993 NÜRNBERG |09.09.2000 NÜRNBERG |13.06.2001 HAMBURG |27.06.2001 MÜNCHEN |29.08.2001 ROSTOCK |25. 02.2004 NÜRNBERG |09.06.2005 MÜNCHEN |15.06.2005 DORTMUND |04.04.2006 KASSEL |06.04.2006 HEILBRONN |25.04.2007

IRKÇILIK: 13 VERFASSUNGSSCHUTZ: 0


güncel

Sağcılık ve

A

lmanya’da geçtiğimiz günlerde Jena’ da ortaya çıkan aşırı sağ terör hücreleri, neofaşist “Nasyonalsosyalist Yeraltı Grubu” ve onun arkasındaki adamlar, göçmenleri ve özelde Müslümanları derinden endişelendirmiştir. Yaşanan bu durum ve olayların günden güne daha fazla meydana çıkan detayları ve arka planı karşısında yaşanan çaresizlik ve belirsizlik, göçmenlerin ve Müslümanların devlete karşı olan güvenlerini oldukça sarsmaktadır. İnsanların planlı ve kasıtlı bir şekilde katledilmiş olması, birey ve devletin, temel demokrasi anlayışına o denli muhalif bir durum ki, böyle birşeyin yaşanmış olması bu anlayışı da derinden etkilemektedir. Farklı ırk ve dine mensup insanlara özelde de mabedlerine Almanya’da geçtiğimiz günlerde sıkça saldırılarda bulunulmuştur.

mokrasi uygulamalarında ve söylemlerinde sadece demokratik prensipler ve onların uygulamalarının öngördüğü siyasi katılım hakkı ve siyasi örgütlenme değil, bilakis demokrasinin bu temel yaklaşımı ile insanları eşit bireyler yapması, onları eşitlik ve özgürlük zemininde temel insan haklarına sahip, yaşadıkları toplumların bir parçası olarak katılım sağlayabilmeleri ve onunla etkileşim içerisinde olabilmeleri amaçlanır.

DİTİB Genel Başkanı Prof. Dr. Ali Dere bu durum karşısındaki duygularını; “Olaylarda öldürülenlerin bizlerde, çoğunun da Türk kökenli olmaları hasebiyle yarattığı acı, bu durum karşısında katlanarak tazelendiği gibi bir de olayların bu tür bir arka planının olmasını öğrenmiş olmamız, bizim için ağır bir durumdur. Bu durum karşısında bir an önce mağdurlarla dayanışma sağlayacak ve göçmenlerin ihtiyaçlarına cevap verecek kalıcı çözüm, yapıcı öneriler ve gerekli tedbir mekanizmaların devreye sokulmasını ümit ediyoruz. Bu tüyler ürpertici cinayet serisinin karşısında duyduğumuz şoku atlatabilmek için günümüzdeki gelişmelere bakmak gerekmektedir.” şeklinde ifade etti.

Son olarak tüm Avrupa, Oslo’da gerçekleştirilen saldırı ile sarsılmıştı. Burada da yine tüyler ürpertici olan, çok sayıda insanın hayatını kaybetmesinin yanı sıra saldırının uzun zamandır planlanmış ve büyük bir soğukkanlılıkla gerçekleştirilmiş olmasıydı. Oslo saldırısından sonra başka olaylardan alışkın olduğumuz gibi karşı önlemler alınmadı. Başka olaylarda hemen uygulanan anti-terör paketlerini burada göremedik. Almanya’daki olayların karşısında da devlet kurumlarının umursamaz tutumu ağır sonuçlar doğurarak cinayet serisine ön ayak olmuştur. Aşırı sağ grupların kendi aralarındaki bağlarını da güçlendirerek artık Avrupa çapında organize olmuş olmaları, buna karşı koyabilmek için yine Avrupa çapında bir iş birliği gerektiğinin işaretidir.

Demokrasinin özünde, özellikle Batılı de-

41

Ne yazık ki, pek çok Avrupa ülkesinde insanların doğuştan eşitliğini ve eşdeğer bir onura sahip olduğu temel ilkesini hiçe sayan, ayrıştırıcı, saldıran ve şiddetten çekinmeyen, insanların arasına korku salan aşırı sağ akımların siyasi arenada yer bulup gelişebilmeleri, bir müddettir kaygı ile izlenilmekteydi.


.

.

Seri Cinayetler Aşırı sağ ideolojilerin bu olaylar tekrar gözler önüne serilen şiddet yanlılığı karşısında duyulan derin kaygı ve şok, bazen insanlarda kalıcı bir travmaya da dönüşebilmekte. Her seferinde ve her biri için ayrı ayrı üzüldüğümüz Almanya’nın farklı şehirlerinde planlanarak göçmenlere yönelik hunharca işlenen cinayetlerin, uzun bir süre faili meçhul kaldıktan sonra tesadüfen aydınlatılmış olduğunu, bunların arkasında aşırı sağcı yapılanmaların sistematik eylemlerin yer aldığını, bu konularda yetkili birimlerin maruz görülemez ihmallerinin bulunduğunu eş zamanlı öğrenmek insanı üzüntünün ötesinde gerçek anlamda şaşkına çevirmekte. Almanya’nın kendi ifadesiyle bir göç ülkesi olduğu ve burada halen on milyon civarında göçmenin yaşadığı dikkate alınacak olursa, yaşanan gelişmeler ve hergün bir başkasının ortaya çıktığı ihmaller bu göçmenlerin sadece nasıl bir yaşam mücadelesi verdiklerini değil, aynı zamanda nasıl bir yaşam tehdidi altında olduklarını gözler önüne seriyor Son gelişmeler karşısında bazı duyarlı kesim, siyasetçi ve dini kurum yetkililerinin yaptıkları itiraf ve eleştiriler anlamlı bir dönüm noktasının başlangıcı olabilir. Ayrıca başta hükümet olmak üzere kişi ve kurumların ve diğer sosyopolitik ve dini kurum ve kuruluşların, medya, toplum ve aydınların bundan sonra ne tür kalıcı önlem ve düzenlemeler yapacakları Almanya’da yaşayan göçmenlerce yakında takip edilecektir. Göçmen kesimin ayrıca sürekli yetersizlikler ve sorunlarla, hatta sorunların kaynağı ve

sorun yaratan olarak tanımlanır olması, bu kitle hakkında son derece dışlayıcı ve ayrıştırıcı bir genel algıyı beslemektedir. Uyum tartışmalarının göçmen kesimden çok Müslümanlara odaklı olup, onları dini uygulamaları ve anlayışlarında gayri reşit telakki etmesi ve bunlara kendi düşünce ve hedeflerini gerçekleştirmeye çalışılması da bu olumsuz algıyı ayrıca beslemektedir. Bu tutum sadece din hürriyeti kavramının içini boşaltmak ve tarafsızlık ilkesini ihlal etmekle kalmayıp, aynı zamanda Müslümanları yetersiz ve sorunlarla tanımlamaktadır. Bunu da toplumun hayat realitesini oluşturmaya katkı sağlayan birçok alanda müşahede etmekteyiz (örn. Eyaletler düzeyinde İslam Din Dersi uygulamasının başlatılamaması). Ele aldığımızda da bu durumlar, bireyin eğitim, meslek, sosyal hayat gibi alanlarda katılımını zorlaştırıp, topluma katılmasına, onun bir parçası olmasına engel olmaktadır. Bizleri derinden üzen bu tür olayları bir kez daha yaşamamayı ve her gün biraz daha aydınlanan olayların kalıcı önlemlerin alınmasına vesile olmasını ümit ederken, söz konusu cinayetlerde hayatlarını kaybedenleri bir kez daha rahmetle anıyor, kederli ailelerine başsağlığı ve metanet diliyoruz. DİTİB Yönetim Kurulu (Burada DİTİB Yönetim Kurulu olarak gerçekleştirilen basın açıklamasının satır başlarını sizinle paylaştık. Yazının tamamını www.ditib.de adresinden okuyabilirsiniz)

42


güncel

Şeb-i Ârus “Öldüğüm zaman üzülüp ağlamayın, sevinin. Ölüm benim Sevgili’ye vuslatımdır.” (Hz. Mevlana)

“Öldüğüm gün tabutum götürülürken, bende bu dünya derdi var sanma. Benim için ağlama, yazık, vah vah deme... Şeytanın tuzağına düşersen, o zaman eyvah demenin sırasıdır... Cenazemi gördüğün zaman firak, ayrılık deme. Benim kavuşmam, buluşmam işte o zamandır... Beni toprağa verdikleri zaman, elveda demeye kalkışma; mezar, cennet topluluğunun perdesidir... Batmayı gördün değil mi? Doğmayı da seyret, güneşle aya gurubdan hiç ziyan gelir mi? Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? Ne diye insan tohumunda şüpheye düşüyorsun? Hangi kova kuyuya salındı da dolu dolu çıkmadı? Can Yusuf’u ne diye kuyuda feryad etsin? Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç. Zira senin Hayy-u Hu’yun, mekansızlık aleminin fezasıdır.” diyor Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri. Bundan 738 yıl önce, 17 Aralık günü, ikindi vakti sıralarında, mütevazi hanesinde, milimi milimine benzemek istediği Cenab-ı Peygamber (s.a.v.) gibi çok ateşli bir hastalıktan takatsiz bedeniyle yatmakta olan Hz. Pir, Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri birşeyler mırıldanıyordu. Etrafındakiler kulak kabartarak dinlediler. Şöyle diyordu Azrail’e:

43

“Beri gel, biraz daha beri gel. Ey benim canımı hakiki Sevgili’ye götürecek olan sevgili, biraz daha beri gel...” Kendini beden hapishanesine haps etmiş, ten ve dünyaperestlerin bir kuru kafa ve elinde bir tırpanla temsil ettikleri Hz. Azrail’e bu sözlerle sesleniyor Elbette insanlar sevdiklerini çok anarlar, ama Hz. Mevlana yalnızca anılacak değil, aynı zamanda artık anlanılması gereken de bir Zat-ı Şerifdir. İnşallah bundan sonra onu sadece anmakla kalmayıp, anlamaya da çalışırız. Bunun için ise aşk lazımdır. Öyle ise aşk olsun! Onu anlamak için eserlerine ve sözlerine bakarız. Hz. Mevlana’nın sözlerini ve tercümeleri üzerine hüküm bina ederek anlatanlar mesela “Yeni şeyler söylemek lazım” sözünü, onu adeta bir reformist gibi algılayıp satmak isteyenlerin ağzına sakız olmamalıdır. Çünkü aşktan söz ediyorsa Mevlana, kendi icadı olarak değil, ancak ve ancak bir Sünnet-i Peygamber-i olarak aşktan bahsetmektedir. “Benim Peygamberim’in yolu aşk yoludur. Ben aşkın çocuğuyum, aşk benim anamdır.” derken yeni birşey söylemiyordu Hz. Mevlana. “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız, beni herşeyinizden çok sevmedikçe imanınız kemale ermez” diyen bir Peygamber’in ümmetinin ileri gelen bir şahsi-


yeti elbette aşkı kendine rehber edinir. Kezâ sema’nın da “mucidi”, Hz. Peygamber’ in Sıddık-i Ekber diye nitelendirdiği Ebu Bekir (r.a.)’dir, Hz. Mevlana değil. Malum bir hadiseden sonra Hz. Cebrail Peygamber Efendimiz’e gelip “Ebu Bekir’e Allah selam ediyor ve ona sormanı istiyor: Ben Rabb-ül Alemin Ebu Bekir kulumdan razıyım, o da benden razı mı?”. Rasul-i Kibriya Efendimiz bu suali Hz. Ebu Bekir’e ilettiğinde Hz. Ebu Bekir şevk ile kollarını iki yana açıp “Ene razi ala Rabbi” yani “Ben Rabbim’den razıyım” diyerek dönmeye başlıyor. Hz. Ebu Bekir’in neslinden ve yolundan gelen evladı Hz. Mevlana semayı icad değil, tercih buyurmuştur. Alimlerin, ariflerin izini sürmek, hiç kuşku yok ki, ebedi hakikatin peşinden gitmek, ebedi hakikatin izini sürmektir. Zira, alimler ezeli ve ebedi hakikatlerin ve hakikat önderlerinin varisleridir. Onlar, kendilerine tabii olanları doğru menzile götüren, doğru yolun kılavuzlarıdır. Ne mutlu bize ki, alimin mürekkebini, şehidin kanı kadar azizi bilen bir medeniyyetin mensuplarıyız. Ne mutlu bize ki, Mevlana’nın aşk dolu, sevgi dolu gönlüyle aydınlattığı o yol, bugün bizim de yolumuz ve o istikamet bizim de istikametimizdir. O Mevlana ki, yolunu ve kılavuzunu “Ben yaşadıkça Kur’an’ın bendesiyim, ben Hakk’ın seçkin Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yolunun toprağıyım...” diyerek belirlemiş, son nefesine kadar bu istikamette yürümüş, muazzam eserleriyle de bize o yolu göstermiştir ve bu sözünün ardından da “Her kim bundan başka benden bir söz naklederse, o sözden de o sözü söyleynden de şikayetçiyim!” diyerek İslam’a haşa yenilik, reformlar katmak peşinde olmadığını da çok açık bir şekilde belirtmiştir.

Hz. Mevlana ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlana ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen “Şeb-i Arus” diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-vah edip ağlamayın diye yuarıdaki sözleriyle vasiyet ediyor, “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız ariflerin gönülleridir!” buyurarak da “Yunus öldü deyu sela verirler. Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez” diyen Yunus Emre’nin bu dizelerinin açıklamasını da çok önceden yapmıştır. Daha önce de söylediğimiz gibi, Hz. Mevlana’yı anmalara devam etmek, anmakla da kalmayıp anlayabilmek için hepimize AŞK OLSUN!

Derleyen: Harun ÖNDER

44


güncel

Kerbela - Hüseyn-i bir Şehadet -

H

z. Peygamber, ilahi güzellikleri söz ve eylemleriyle en güzel şekilde yansıtması bakımından varlık aleminin nadide bir çiçeği, eşsiz bir gülüdür. Torunu Hz. Hüseyin de ağabeyi Hasan ile birlikte o çiçeğin bir deseni, o gülün bir yaprağıdır. Nitekim O bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Hasan ve Hüseyin, benim dünyada kokladığım iki çiçeğimdir.” Birer yıl arayla doğdu Hasan ve Hüseyin... Birer yıl arayla doğdu iki ay parçası. Onlar yeryüzünün en hayırlı dedesinin gözbebekleri, Fatıma’t-üz Zehra’nın körpecik fidanları, Ali-i Mürteza’nın eşsiz kahramanları, Cennet gençliğinin iki seyyidi... Hz. Peygamber “güzel, birtanecik, güzelcik” anlamında “Hüseyin” diye seslenmiştir ona. Kulağına mesajların en güzeli olan ezanı okuyarak. Hz. Hüseyin’in Hz. Peygamber’e benzeyen fiziği gibi, ama ondan daha öte Resulullah’ ın getirdiklerini kuşanan bir ehl-i beyt üyesi olarak inanç, ibadet ve ahlakı bakımından çok güzeldir, çok şirindir. Çünkü onu Allah Resulü eğitmiş, Allah Resulü’nün eğittiği Hz. Fatıma doğurup eğitmiş, onu küçüklüğünden itibaren Allah Resulü’nün himayesinde büyüyüp yetişen Hz. Ali Ali eğitmiştir. Siyasetten uzak duran Hz. Hüseyin, 656 yılında babası Hz. Ali’nin hilafete geçmesiyle birlikte kendisi siyasi olayların içinde buldu, babasını takip ederek Kufe’ye geçti, onun bütün seferlerine iştirak etti. Bu bağlamda

47

Cemel, Sıffin ve Nehrevan savaşlarına katıldı. Babası Hz. Ali’nin şehit edilmesinden sonra ağabeyi Hasan’ın yanında yer aldı. Onun altı ay sonra Muaviye ile belli şartlar altında anlaşma yapıp hilafetten çekilmesini ise bazı kaynaklara göre onaylamadı, ancak ağabeyine itaatini sürdürdü. Medine’ye intikal etti. Orada ilim ve ibadetle meşgul oldu. Ne var ki Muaviye’nin ölümünden sonra oğlu Yezid’in hilafet makamına oturması durumu değiştirdi. Olumsuz ve sevimsiz kişiliği ile bilinen Yezid Medine Valisi’ne mektup yazarak Hüseyin’in kendisine biatını sağlamasını emretti. Hz. Hüseyin buna şiddetle karşı çıktı. Önce Medine’den Mekke’ye geldi, orada çeşitli görüşmeler gerçekleştirdi. Bu arada Kufelilerden ısrarla kendisine Kufe’ ye çağıran mektuplar aldı. Bunun üzerine yerinde incelemeler yapmak ve durumu kendisine bildirmek üzere amcasının oğlu Müslim b. Akil’i Kufe’ye gönderdi. Müslim Kufe’ye girdiğinde büyük bir ilgiyle karşılandı ve Hz. Hüseyin adına yaklaşık 15.000 kişi biat etti. Bu olumlu haberi ise Müslim Hz. Hüseyin’e yazdığı mektupla bildirdi. İktidarını pekiştirmeye çalışan Yezid, çok geçmeden Kufe’de Hz. Hüseyin’in lehine meydana gelen gelişmeleri öğrendi. Bunun üzerine valiyi görevden alarak yerine sertli-


ği ile tanınan Ubeydullah bin Ziyad’ı tayin etti, ondan meseleye müdahale etmesini istedi. Vali İbn Ziyad Kufe’ye gelir gelmez sert konuşmalar yaptı. İnsanları yıldırıp korkuttu. Ardından Müslim’i ve ona yardım edenleri yakalatıp öldürttü, taraftarlarını dağıttı. Kufe’deki bu yeni gelişmelerden ve Müslim’ in öldürüldüğünden haberi olmayan Hz. Hüseyin, bazı tecrübeli kimselerin “Kufelilere güvenilmeyeceğini” söylemesine aldırış etmeksizin hazırlıklarını tamamladı ve yakınlarını yanına alarak küçük bir birlikle yola çıktı. Yolda bilahare Müslim’in öldürüldüğünü öğrenen Hz. Hüseyin, beraberinde bulunanlarla istişare ederek durum değerlendirmesi yaptı, işteyenlerin dönebileceğini söyledi. Kendisi samimi adamlarıyla birlikte yolculuğuna devam etti. Bu arada Vali İbn Ziyad, önce Hür b. Yezid komutasında öncü kuvvet hazırlayıp Hüseyin’i sıkıştırmasını istedi. Hür, istenileni yaptı. Arkasından Ömer bin Sa’d komutasında 4.000 kişilik kuvveti daha Hz. Hüseyin’in üzerine gönderdi. Bu birlik Kerbela’da Hz. Hüseyin ve adamlarını kuşattı, ikmal yollarını tutarak Fırat’tan su almalarını engelledi. İnsanlar, özellikle kadınlar ve çocuklar susuz kaldı. Zulüm had safhaya ulaştı. Bu arada bazı görüşmeler yapıldı ise de sonuç vermedi. Karşı taraf ısrarla Hüseyin’in Yezid’e biat etmesini, aksi halde “olacakların olacağını” söyledi. Hz. Hüseyin ise Yezid gibi facir bir kimseye biat edemezdi ve etmedi. Nihayet 10 Muharrem, yani aşure günü Ömer b. Sa’d’ın ordusu Hz. Hüseyin’in 23 atlı, 40 piyadeden oluşan sembolik birliğine bütün gücüyle saldırdı. Hz. Hüseyin’in as-

kerleri yiğitçe mücadele etti, çok geçmeden teker teker şehit oldular. Sonunda azılı câniler, gözlerini kırpmadan Hz. Hüseyin’in üzerine yürüdü, önce onu atından düşürdüler, ardından da kılıça mübarek başını gövdesinden ayırdılar. Hz. Peygamber’in öpüp kokladığı mübarek baş önce Kufe’ye, ardından da Şam’a götürüldü... Bu suretle Hz. Peygamber’in nadide çiçeği Kerbela’da koparıldı. O günden beri kalplere kor düştü. Peygamber’i seven, Peygamber’i sevdiği için onun ehl-i beytini seven, “âl-i Muhammed” diyerek onlara dua eden bütün Müslümanlar üzüldü. Hüseyin sevgisinin, Kerbela’da acının adı oldu. Aradan geçen 1341 yıl yetmedi bu acıyı dindirmeye ve yetmeyecek geçecek bundan sonraki seneler, ahrete dek sürecek... Abdullah bin Abbas o gün Medine’de Rasulullah (s.a.v.)’i görür rüyasında. Yanında içi kan dolu cam bir bardak vardır ve şöyle buyurur alemlere rahmet Hz. Muhammed: “Benden sonra ümmetimin yaptığı şeyi biliyor musun? Hüseyin’i şehit ettiler. Bu, onun ve ashabının kanlarıdır. Bunu Allah’a sunacağım.”

Bin sekiz yüz davet, riyakâr Kufe On sekiz bin biat uymadı ahde; Huzur yüzü görme, neslin tükene Yıkılsın Kerbela, yıkılsın Kufe! Derleyen: Gökhan ÖNDER

48


sağlık

BÖBREK TAŞI

Aile hekimleriniz

Nedenleri, Belirtileri, Teşhis ve Tedavisi

Dres.

A. Aydın Ali AYDIN

Üreme sisteminin içerisinde herhangi bir düzeyde taş oluşmasına ürolitiyazis denir. En çok taş oluşumunun görüldüğü yer böbreklerdir. Oldukça sık görülen bir hastalık olan böbrek taşı, özellikle erkeklerde daha sık ortaya çıkmaktadır. Günümüzde taş oluşumunda ailesel yatkınlığın olduğu da bilinmektedir. Bazı maddeler idrarda çok fazla miktarda bulunursa böbrekte çökerek birikebilir. Biriken bu maddeler daha sonra büyür ve böbrek taşını oluşturur. Böbrek taşları idrar yoluyla atılabilir. Fakat bu taşlar, idrar yollarında tıkanıklık meydana getirip, idrarın geçişine izin vermezse tehlikelidir. Şiddetli böbrek ağrısı ortaya çıkar.

Sağlığınız için...

BÖBREK TAŞI OLUŞMASININ NEDENLERİ Böbrek taşına yol açan maddeler ürik asit, sistin, kalsiyum, oksalat gibi maddelerdir. Bu maddelerin idrarda yüksek miktarlarda bulunması böbrek taşı oluşumuna neden olur. Bazı hastalıklar, ilaçlar, beslenme alışkanlığı böbrek taşının ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Bunlar böbrek taşının oluşmasında etkili olan hazırlayıcı etkenlerdir. Gut hastalarında böbrek taşı görülme ihtimali daha fazladır. Daha öncesinde böbrek taşı olan kişilerde tekrar taş oluşabilir. Böbrek taşının bu kişilerde tekrar görülme riski ilk 10 yılda %60-80 dolayındadır.

49

R. Güler

Ayrıca bazı ilaçların yan etkileri böbrek kristallerinin oluşmasına neden olur. Diğer bir neden ise beslenme alışkanlığıdır. Kola gibi asitli içeceklerin uzun süre yüksek miktarlarda tüketilmesi ve liften fakir besinlerle beslenme sonucu böbrek taşı oluşabilir. Bunların dışında alkollü içeceklerin kısıtlanması gereklidir. BÖBREK TAŞINDA NE GİBİ BELİRTİLER OLUR? Böbrek taşları herhangi bir belirti vermeden veya böbrek hasarı oluşturmadan bulunabilir. Özellikle büyük taşlar için böyledir. Fakat küçük taşlar idrar kanalına geçebilir ve böbrek koliği olarak bilinen, kasığa doğru yayılan ve nöbetlerle ortaya çıkan ağrıya neden olur. Zaten hastalarda en sık görülen belirti böbrek taşının olduğu tarafta ortaya çıkan ağrıdır. Taşın hareket etmesi ve taşın bulunduğu yer, ağrının görülme yerini etkiler. Böğür dediğimiz bölgede ağrı varsa, taş, böbrek ya da üst idrar yollarında olabilir. Diğer yerlerdeki taşlarda ise ağrının yeri değişmektedir. Ağrının şiddeti ise kişiden kişiye değişir. Bazı kimselerde ağrı çok şiddetlidir. Hastayı kıvrandırır ve bu hastalara acil müdahale gerekir. Bazılarında ise çok hafif seyreder. Herhangi bir belirti veya ağrının görülmediği hastalar da vardır. Bu hastalardaki böbrek taşları tesadüfen fark edilir. Böbrek ağrı-


sı bir saat kadar sürebilir. Taş hareket ettikçe ve kasılmalar meydana geldikçe böbrek ağrısı atakları ortaya çıkar. Böbrek taşının bulunduğu her durumda bakterilerin neden olduğu enfeksiyona karşı eğilim vardır. Bu hastalığın tek iyi olan yani, vakaların çoğunun tanısı, görüntüleme yöntemleriyle rahatlıkla konur. NASIL TEŞHİS KONUR? Böbrek taşının tanısında görüntüleme yöntemleri ve laboratuar tetkikleri kullanılır. Röntgen filminde böbrek taşı varsa genellikle görülür. Fakat bütün taşlar direkt röntgen filminde görülmeyebilir. Bütün taşların görüldüğü sistem bilgisayarlı tomografidir. Böbrekteki ve idrar yollarındaki taşları görüntülemede en önemli yöntem olarak kabul edilmektedir. Ayrıca damar içi piyelogram yöntemi ve ultrason (hamilelerde radyasyonu önlemek için) kullanılır. Damar içi piyelogramda adından da anlaşılacağı gibi damar içine bir ilaç verilir. Bu madde böbrekten ve idrardan geçeceği için buralarda taş varsa fark edilir.

nir ve tıkanıklığa neden olan taş çıkartılır. Bu yöntem daha alt kısımdaki taşlar için kullanılmaktadır. Tedavi uygulandıktan ve taş çıkarıldıktan sonra bir yıl hasta kontrol edilir. Çünkü tekrarlama riski fazladır. Tedavi sonrası beslenmeye dikkat edilmelidir. Tuz alımı azaltılmalıdır. Asitli ve alkollü içeceklerden uzak durulmalıdır. Limon suyunun içilmesi böbrek taşını önlemede etkilidir.

BÖBREK TAŞI TEDAVİSİ Böbrek taşının başladığı dönemde herhangi bir cerrahi yöntem uygulanmaz. Bu dönemde taşın kendiliğinden düşmesi hedeflenir. Bunun için hastaya bol su içmesi tavsiye edilir. Ayrıca ağrıyı önlemek için hastaya ağrı kesiciler (analjezikler) verilir. Şiddetli böbrek ağrısına yol açan taşlar varsa hasta hastaneye yatırılır. Cerrahi tedavi gerektiren durumlarda uygulanan ve sık bilinen bir metot taş kırmadır. Yüksek enerjili dalga ile taş küçük parçalara ayrılır. Bu parçalar idrarla oldukça rahat bir şekilde atılır. Fakat bu yöntem bütün böbrek taşlarına uygulanamaz. Büyük taşlar için böbreğe bir tüp yeleştirilir. Bu tüp sayesinde taşlar böbrekten çıkarılır. Bir diğer yöntem ise üreteroskopidir. İnce bir endoskop sayesinde idrar kanalında ilerle-

50


kim kimdir

Aile hekimleriniz Aile hekiminiz Dres.

A. Aydın

R. Güler

Ali AYDIN Sağlığınız için...

52


kim kimdir?

Derleyen: Harun ÖNDER

2

6 Mayıs 1905 - 25 Mayıs Mayıs 1983... Maraşlı Necip Fazıl’ın çocukluğu, mahkeme reisliğinden emekli büyükbabasının İstanbul Çemberlitaş’ta ki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebi’nde tamamladı. Şairliğe ilk adımını on yedi yaşında iken, annesinin arzusuyla attı ve ilk şiirleri Yeni Mecmua’da yayımlandı. Milli Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirdikten sonra, Paris dönüşü yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitapları onu çok genç yaşta çağdaşı şairlerin en önüüne çıkararak edebiyat çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı. henüz otuz yaşına basmadan çıkardı yeni şiir kitabı Ben ve Ötesi ile en az öncekiler kadar takdir toplamayı sürdürdü. Şöhretin zirvesinde iken felsefi arayışlarını sürdürüp içinde yeni bir dönemin doğum sancısını hisseden Necip Fazıl için 1934 yılı gerçekten de hayatının yeni bir dönemine başlangıç olur. Bohem hayaatını en koyu rengiyle yaşadığı günlerde Beyoğlu Ağa Camii’nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile tanışır ve bir daha ondan kopamaz. Necip Fazıl’ın hemen tümünde üstün bir ah-

52

lak felsefesinin savunulduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar. Necip Fazıl’ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar önemli yönü çıkardığı dergiler ve bu dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadeledir. Haftalık Ağaç dergisi dönemin ünlü edebiyatçılarının toplandığı bir okul olmuştur. Büyük Doğu dergisinde çıkan yazılarıyla İsmet Paşa ve tek parti yönetimine şiddetli bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkında açılan çok sayıda davada yüzlerce yıl hapsi istendi. Sık sık kapatılan ve toplatılan Büyük Doğu’nun çıkmadığı sürelerde günlük fıkra ve çeşitli yazılarını değişik gazetelerde yayımladı, 1962 yılından itibaren de heme hemen tüm Anadolu şehirlerinde verdiği konferanslarla büyük ilgi topladı Necip Fazıl. 1980’de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’nü “İman ve İslam Atlası” adlı eseriyle alan Necip Fazıl Kısakürek, 1981 yılında Milli Kültür Vakfı Armağanı’nı, 1982’de de Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülünü almıştır. Bu ödüllerinin haricinde Necip Fazıl yine 1980 yılında Türk Edebiyat Vakfı’nca “Sultan-üş Şuara”, yani Şairlerin Sultanı ünvanını da almıştır.

50


hukuk

Alman Hukukunda Avukat ve Orta Frankonya Türk Alman İş Adamları Derneği Başkanı EMRE HIZLI www.ra-hizli.de 1973 doğumlu Alman Hukukunda Avukat Emre Hızlı, 2002 yılında kendine ait olan, „Anwaltskanzlei Emre Hızlı & Kollegen“ adını taşıyan avukatlık bürosunu kurmuştur. Bürosu, müvekkillerine Alman ve Türk Hukukunda mahkeme dışı ve mahkeme temsilcilik sunmaktadır. Özel kişilerin yanı sıra şirket ve işletmeler de planlı ve kararlı hizmetlerinden yararlanmaktadırlar. Emre Hızlı, bürosunda faal olan Alman hukukunda avukatlar ile birlikte tüm hukuk alanlarında faaliyet göstermektedir. Hem Almanya hem de Türkiye`de haklarınızı korumaktadır. Özel olarak Türkçe dil hizmetinden ve Türkiye`de birçok meslektaşlarıyla kurmuş olduğu işbirliğinden yararlanılabilir. Emre Hızlı, 2010 yılın Ocak ayından itibaren Orta Frankonya Türk Alman İş Adamları Derneği, yani TİAD - Başkanıdır. İş bu görevin çerçevesinde ağırlıklı olarak ekonomi, ticaret, esnaflık ve eğitim gibi önemli alanlarında özel ve fahri faaliyetler göstermektdir. Hızlı: „Nürnberg Metropol Bölgesinin, ekonomi alanındaki yerel aktörlerin, göç ve ikili ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi gibi önemli konularda ortak hareket etmeleri halinde rekabet edebilecek güce sahip olacağı inancı içerisindeyiz. Bu bağlamdaki hedef, Türk toplumunu en iyi ve en uygun bir şekilde temsil etmektir, amaçlara ulaşmaktır, parlak bir imaj yaratmaktır, insan

49 53

haklarını her konuda korumaktır.“ Detaylı bilgiler www.tiad.de internet adresinden alınabilir. 1994: Lise mezuniyeti Gymnasium Donauwörth 1994-1999: Bayreuth Üniversitesi`nde hukuk bilimleri öğrenimi 1999-2001: Nürnberg Yüksek Eyalet Mahkemesi`nde stajyerlik 2000-2001: İstanbul`da bulunan hukuk bürosu Refik N. Türkoğlu & Partner`de stajyerlik; ağırlıklı görev alanları: Türk Şirket Hukuku ve Türk İş Hukuku 2001: Beyoğlu-İstanbul 24. Noter`liğinden Türk ve Alman dilinde yeminli tercüman 2001: Alman hukukunda ruhsatlı Avukat / Rechtsanwalt Nisan 2002: EMRE HIZLI & KOLLEGEN Hukuk Bürosu`nun kuruluşu – serbest avukatlık Üyelik: TIAD – Türk Alman İş Adamları Derneği. 01/2010`den itibaren: TIADBaşkanı. Nürnberg Avukatlar Derneği Alman-Türk Hukukçular Derneği Diller: Türkçe; Almanca, İngilizce, Fransızca Faaliyet alanları: İş Hukuku, Ceza Hukuku. Aile Hukuku. İnşaat Hukuku, Sigorta Hukuku, Uluslararası Özel Hukuk, Türk Hukuku


iş dünyası

50. YILA YAKIŞIR İMZA

T

ürklerin Almanya’ya göçünün 50. yılında Almanya genelinde değişik organizeler tertiplenirken Nürnberg’de de çok önemli bir anlaşmaya imza atıldı. Türk İşadamları ve Akademisyenler Derneği (TİAD), Federal Almanya İş Ajansı (Bundesagentur für Arbeit), Ticaret ve Sanayi Odası (IHK), Esnaf ve Sanaatkarlar Odası (HWK) ve Nürnberg Metropol Bölgesi Ekonomi Dairesi ile iki Ülke arasındaki yatırımların geliştirilmesi, göçmenler için istihdam oluşturulması, göçmenlerin eğitimi, Türk-Alman ekonomi ilişkilerinin geliştirilmesi ve Metropol Bölgesinde yaşayan bireylerin huzur ve dostane bir şekilde birlikte yaşamalarının sağlanması için İşbirliği Anlaşması imzaladı. Gerçekleşen imza törenine T.C. Nürnberg Başkonsolosu Ece Öztürk-Çil, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi Dr. Kemal Ramoğlu, TİAD Başkanı Emre Hızlı, Federal Almanya İş Ajansı Başkanı Heinrich Alt, BAMF Başkanı Dr. Manfred Schmidt, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dirk von Vopelius, Esnaf ve Sanaatkarlar Odası Başkanı Heinrich Mosler, Nürnberg Metropol Bölgesi Ekonomi Daire

55

Yetkilisi Dr. Michael Fraas, TİAD Yönetim Kurulu üyeleri, Oda yetkilileri ve çok sayıda Türk ve Alman davetli katıldı. IHK Başkanı yaptığı açılış konuşmasında Türkiye’nin gerek ekonomisi ve gerekse büyük atılımlarıyla çok önemli bir konuma geldiğini ve mutlaka AB’ye tam üye olması gerektiğini belirtirken “göçün ellinci yılında çok önemli bir anlaşmaya imza atıyoruz. TİAD bölgede söz sahibi olan ve bütün kurumların danışma noktası olan bir kurum olmayı başardı” dedi. Başkan ayrıca Türk iş adamlarına uygulanan vizelerin de bir an önce kaldırılması gerektiğini belirtti. Törenle imzalanan İşbirliği Anlaşması şu maddelerden oluşuyor: İki ülke arasındaki yatırımların geliştirilmesi, göçmenler için istihdam sahaları oluşturulması, göçmenlerin eğitimi ve bu sayede uyuma katkıda bulunulması, Türk-Alman ekonomi ilişkilerinin geliştirilmesi ve Metropol Bölgesinde yaşayan bireylerin huzur ve dostane bir şekilde birlikte yaşamalarının sağlanması.


U

M

Te l:

LK

01

70

in A

38881

40

S e l a h at t

*M

en

d el

st r. 1 9

端r 90429 N

n

r be

g*

www.emekbaklava.de


tarih iş dünyası

Mevlana Restaurant Yenilendi

M

evlana Restaurant işletmecisi Ahmet Can yaptıkları yeniliklerle, değişikliklerle müşterlerine daha iyi bir hizmet sunmayı amaçladıklarını söyledi.

Şark köşesini büyütme çalışmaları artık daha fazla aile aynı zamanda, sıcak bir ortamda yemeklerini yiyebilip, hoş zaman geçirebiliyorlar.

Yaptıkları değişiklikleri tezgahtaki ve şark köşesindeki değişiklikler olduğunu belirten Ahmet Can, tezgahların değişimi ile müşterilerine daha açık ve görünebilir şekilde hizmet sunmayı, ustaların da böylelikle daha rahat ve iyi çalışabildiklerini belirtirken şark köşesinde yaptıkları değişikliklerin de müşterilerin beğenisini kazandığını sözlerine ekledi.

M

by

i

age

elike

hairstyle

yapma öğrenimi almış) sunulan hizmetin sadece bir kaç örneği. Ayrıca tesettürlü bayanlar ve düğün, kına, nişan gibi özel günlerde saç kesimi ve kıyafet değiştirmek için ayrı bir odanın da bu-lunması kuaför salonunun artılarından birisi.

Obere Kanal Str. 10’da faaliyete giren image by Melike hairstyle kuaför salonu geniş hizmet yelpazesiyle kapılarını müşterilerine açmış bulunmakta. Bay, bayan ve çocuk saç kesimi haricinde iple kaş ve bıyık alma, nişanbaşı, gelinbaşı, makyaj, röfle ve topuz (Türkiye’de topuz

57 53


M

by

i

age

elike

hairstyle

bayan saç kesimi makyaj gelin başı nişan başı topuz röfle gölge balyaj çocuk saç kesimi tesettürlü bayanlara özel oda bay saç kesimi gölge nişan başı makyaj çocuk saç kesimi topuz röfle tesettürlü bayanlara özel oda bayan saç kesimi gelin başı balyaj Melike Deveci | Obere Kanal Str. 10 90429 Nürnberg | Tel: 0911 92327115 | Mobil: 0176 32360787


kültür

Ney’in Hikayesi Kamışlıktan kamilliğe geçişin sembolü, tasavvufi bir hakikat, batıni bir ilim, zahiri bir alem... Elinde ummanlar mürekkep olsa dahi, bütün ağaçlar kalem; neyin ihtiva etmiş olduğu manayı ifade edemez hiç bir akıl... Neyin oluşmasıyla ilgili hoş bir efsane vardır. Rivayete göre Hakk Habibi (s.a.v.) bir sır vermiştir Hz. Ali’ye ve bu sırrı kimselere söylememesini emir buyurmuştur. Fakat bu sır öyle bir sırdır ki, onun ağırlığına daha fazla dayanamaz Hz. Ali. Dayanamaz ve içi boş bir kuyuya varıp sırrını “ona” ifşa eder. Bir müddet sonra bu sırrın tesiriyle kuyu su ile dolmaya başlar, taşar ve yanında bir kamışlık biter. Bunu bir çoban keserek ney haline getirir ve üflemeye başlar. Neyi duyan Hz. Peygamber: “Ya Ali... Niçin sırları ifşa ettin?” diye sorar. Hz. Ali de: “Ya Resulullah, o yükü daha fazla taşıyamadım ve boş bir kuyuya söyledim.” Bunun üzerine Allah Resulü: “İşte bu ney, bu sırları kıyamete kadar söyler.” buyururlar. Kim bilir, belki de o sır AŞKtı, Hz. Mevlana’nın bahsettiği AŞK...

61 59

“Dinle neydan, zirâ o birşeyler anlatmada Ayrılıklardan şikâyet etmededir. Ney der ki: Beni kamışlıktan kopardıklarından beri, İniltim kadın - erkek herkesi ağlattı. Ayrılık bağrımı delik deşik eylesin, Tâ ki aşk derdimi anlatabileyim.” buyurmakta Hz. Mevlana. Hz. Mevlana’nın felsefesinde ney, “insan-ı kâmil”in sembolüdür ve aşk derdini anlatmaktadır. Benzi sararmış, içi boşalmış, bağrı dağlanarak delikler açılmış, ancak Yüce Yaratıcı’nın üflediği nefesle hayat bulan, tıpkı insan gibi geldiği yere özlem duyan ve delik deşik olmuş sinesinden çıkan feryâd ve iniltileri ile insanlara sırlar fısıldayan bir dosttur. Bu sebeple ney, mevlevilerce kutsanmış ve “nây-ı şerif” diye anılmıştır. Ney gibi hem zehir, hem panzehir; Ney gibi hem hemdem, hem müştâkı kim gördü? (Hz. Mevlana) Derleyen: Harun ÖNDER


kültür

HELAL GIDA

LEZZETİN

YENİ ADRESİ Lo Kanta

55

Lo Kanta -City PointBreite Gasse 5 90402 Nürnberg www.lo-kanta.de


kültür

27 Aralık 1936 Milli şairimiz; Mehmet Akif Ersoy, 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Cenazesine devlet töreni yapılmadı. Ancak kalabalık bir üniversiteli genç topluluğun omuzlarında Edirnekapı’ya defnedildi. Yıl 2011... Mehmet Akif Ersoy Yılı... Vefatının 75 yıl sonrasında gelen, belki bir özür, belki bir ahde vefa, belki bir anma... Adını siz koyun. Fakat şu bir gerçek ki, o gün geri gelmeyecek. Yapılan o yanlışı bir ömür yüreklerimizde hissedeceğiz. En basitinden bir devlet sanatçısının cenazesine bile devlet töreni düzenlenirken, Milli şairimizin, vatan aşkıyla yanıp tutuşan Mehmet Akif’in cenazesine bir tören düzenlenmemesi tarihimizde belkide bir kara leke olarak ilelebed kalacak, bu kararı verenlerin pek de hayırla yâd edilmeyeceği bir gerçek.

Dedik ya, belki bir ahde vefa, belki bir iade-i itibar, belkide bir özür mahiyeti taşımakta bu yılın Mehmet Akif Ersoy Yılı ilan edilmesi. Siz bunun adına ne derseniz deyin, faydası kesinlikle olmuştur. Bu vesileyle “Asım’ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek. İşte, çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek” diye bahsettiği neslin yetişmesine bir kez daha fayda sağlanmış olundu. Yıl boyunca Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde Mehmet Akif Ersoy’u anmak, anlamak ve tanımak için, “Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz. Gelmişiz dünyaya, milliyet nedir öğretmişiz” sözlerini hatırlatmak için sayısızca sempozyum ve organize gerçekleşti. Bizler de Mahya ekibi ola rak elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce bu uğurda sizlerle paylaşımlar yaptık. Elbetteki vatan aşkıyla, iman sevdasıyla yanıp tutuşan bir yüreği anlatmak oniki sayıya sığmaz, her ne kadar anlatsak onu hakkıyla anlatmayız, lakin her güzelliğin bir sonu olduğu gibi bizim de merhum Mehmet Akif Ersoy ile ilgili yazı dizimizin de bu ay itibariyle sonuna gelmiş bulunmaktayız. Dileriz ki siz değerli okurlarımız yine de araştırmalarınıza devam edersiniz. Yazı dizimizin bu son bölümünde ise Safahat isimli eserini’nin okurlarına yazdığı, her satırında samimiyetin olduğu şiirle kapanışımızı yapacağız. Mehmet Akif Ersoy’un ruhu şâd, mekânı Cennet olsun...

61


Veda Zamanı

şarı sertifikalarını takdim etmişti. Bu güzel başarılı tablo, yine Nürnberg’den gelen değerli din görevlisi hocalarımızın oluşturduğu “Billur Grubu”nun okuduğu birbirinden güzel ilahilerle tamamen renklenmiş, özellikle BAMF’ın başkan yardımcısı Sn. Dr. Griesbeck’in yoğun alkış ve tezahürat yapması unutamadığım enstantaneyi oluşturmuştu… SAFAHAT OKUYUCUSUNA Bu güzel renkli diploma töreni programına

renk katan “FisFüz” müzik grubu biz konuklara Türk sanat ve klasik müziğinden ud ve klarnet eşliğinde çok güzel eserler sunmayı ihmal etmediler. Hepsine sonsuz Derleyen: Harunteşekkürler ÖNDER bize böyle güzel bir günü yaşattıkları için.

Bana sor sevgili kaari, sana ben söyliyeyim, Ne hüviyyette şu karşında duran eş’ârım: Bir yığın söz ki, samîmiyyeti ancak hüneri; Ne tasannu’ bilirim, çünkü, ne san’atkârım. Şiir için “gözyaşı” derler; onu bilmem, yalnız, Aczimin giryesidir bence bütün âsârım! Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyliyemem Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım! Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa; Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.

Bana sor sevgili okuyucu, sana ben söyleyeyim Ne kimlikte şu karşında duran şiirlerim. Bir yığın söz ki, samimiyyeti ancak hüneri; Ne sanatkarlık bilirim, çünkü, ne sanatkârım. Şiir için “göz yaşı” derler, onu bilmem, yalnız, Acizliğimin gözyaşıdır bence bütün eserlerim. Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem Dili yok kalbimin, ondan ne kadar dertliyim! Oku, şâyed sana bir duygulu yürek lazımsa; Oku, zira onu yazdım, iki söz yazdımsa.

Tabi ki ben başta Sn. Cafer Hocama çok teşekkür ediyorum beni Münih’e bu güzel diploma törenine götürdüğü YANİ için.

52


kültür

- Christkindlesmarkt -

N

ürnberg Hauptmarkt’da, Nürnberg’ in merkezinde, kalbinde her yıl Almanya’nın en meşhur “Noel pazarı” kuruluyor. Dünyanın her yerinden gelen konuklara kapılar her yıl Noelden 4 hafta önce açılıyor ve Noelin ilk gününe kadar binlerce insanı ağarlıyor. Christkindlesmarkt’da yer alan, kırmızı-beyaz örtülerle süslenen tahta kulübelerden dolayı buranın bir adı da “Tahta ve Bezden oluşan Şehircik” olarak da anılmakta. Bu kulübelerde satış yapan stand sahipleri Nürnberg’in kültürel ve yöresel tatlarını misafirlerine sunmakta. Bunların arasında başlıca Nürnberger Lebkuchen, hamur işleri, tatlılar ve Noele özel ürünler sayılabilmekte. En sevilen, hatıra olarak ziyaretçilerin aldıkları ürün ise kurutulmuş erikten yapılan “Nürnberger Zwetschgenmännle” olarak gösterilmekte.

63 55

Nürnberger Christkindlesmarkt’ın 1981 yılından bu yana Almanya’nın en gözde Noel pazarı olmasına sebep ise tüccarlarının “basit” ürün satmamalarına karşılıklı olarak dikkat etmeleri, kültürel faaliyetlerinin dışına çıkmamaları gösterilmekte. Bu çerçevede her yıl “Zwetschgermoh” ödülleri stand sahiplerine verilmekte. Geleneksel kimliğiyle Nürnberger Christkindlesmarkt diğer şehirlerde kurulan Noel pazarlarına da örnek teşkil etmekte ve özelliklerinden ötürü televizyon kanallarının da bu süre zarfında yoğun ilgisini çekmekte. Nürnberger Christkindlesmarkt bu yıl 25 Kasım - 24 Aralık 2011 tarihleri arasında kapılarını ziyaretçilerine açacaktır.

Derleyen: Gökhan ÖNDER


bilgi küpü

Nürnberg᾿in göbeğinde ... Derleyen: Gökhan ÖNDER

gerçek Türk damak tadı! •

59

Gostenhofer Hauptstr. 29 > Plärrer Tel. (09 11) 28 99 33 Pazar–Perşembe 06:00–24:00 | Cuma–Cumartesi 06:00–02:00


รงocuk

61


รงocuk

69


Op. Doktor med. Bahadır Kandemir Ortopedi ve travmatoloji uzmanı Bel fıtığı tedavisi Meniskus Ameliyatları Diz ve Kalça protezi ameliyatı Ayak ve el cerrahisi Kiroterapi Kemik olçümü Dalga tedavisi Kıkırdak destekleyici iğneler

Op. Doktor Yavuz Durmaz

Uroloji Uzmanı Prostat rahatsızlıkları Böbrek taşı kırma tedavisi Fıtık ameliyatları SÜNNET Erkeklerde iktidarsızlık tedavisi Böbrek, prostat, idrar kesesi ve testis kanseri tedavisi Günübirlik ameliyatlar Tam teşekküllü Klinikum Nürnberg Nord`da yatılı ameliyatlar

Ayşegül Kandemir

İlk türk beslenme danışmanı uzmanı Kişiye özel Beslenme Tavsiyeleri Planı BMI ölçümü (Body Mass Index) Yağ, kas oranı ve organ yağı ölçümleri Haftada iki defa olmak üzere, düzenli kontroller Mevcut kan sonuçlarına göre kişiye özel Kan tahlili sonuçlarına göre kişiye özel Diyet tavsiyeler Programı

Allersberger Strasse 85 * 90461 Nürnberg * Telefon 0911 - 533305 * Telefax 0911 - 5393656 e-mail: info@norismed.com * web: www.norismed.com

62


Neat-Clean Yöneticisi

Ünal Çankaya ile samimi bir sohbet Röportaj: Koray KUŞKUŞ

Sayın Ünal Çankaya. Kendinizi bizlere kısaca tanıtır mısınız? Adım Ünal Çankaya, 24 yaşındayım ve 9 aydır Neat Clean firmasında çalışmaktayım. Geçen sene Fachabiturumu yapıp iş hayatına atılma kararını aldım. Önceden de tanıdığım Firma Neat Clean bana bu imkanı sundu ve bende fazla düşünmeden gelen yöneticilik teklifini kabul ettim. Eminimki, Nürnberg’de ilk halı yıkama firması olmanız nedeniyle büyük bir heyecan yaşıyorsunuzdur. Size bu konuda gelen tepkiler ne yönde? Öncelikle müşterilerimizin bize şu ana kadar gösterdikleri ilgi ve güvenden dolayı teşekkür ederim ve sizlere şunu söyleyebilirim: biz istediğimiz kadar reklam yapalım, kaliteli ve temiz çalışmadıktan sonra verdiğimiz reklam hiç bir işe yaramaz. Çünkü hangi işle ilgili olursa olsun, yapabileceğiniz en iyi reklam sizi bir müşterinizin bir başkasına tavsiye etmesidir. Bunu ise sadece güven ve kalite ile elde edebilirsiniz. Şu ana kadar bize gösterilen ilgi de doğru yolda olduğumuzun bir işaretidir diye düşünüyorum. Bu da bizi ziyadesiyle memnun etmekte. Müşterilerimizin hoşuna giden bir başka unsur da, kapımızın herkese açık olması. Müşterilerimiz gelip halılarının nerede ve nasıl yıkandığına bakabilirler ve isterlerse kendi halılarının yıkanma işlemlerini şirketimizde takip edebilirler. Müşterilerinize kusursuz bir hizmet sunabilmek için kaç kişilik bir ekiple hizmet

vermektesiniz? Şu anda 9 ay öncesinde kurmaya başladığımız, on kişilik profesyonel bir takımla çalışmaktayız. Müşterilerin halıları ile ilgilenen ve yıkayan arkadaşımızın Türkiye’de son senelerde bir hayli tecrübe toplama fırsatı oldu. Halıların yıkanmasından sorumlu arkadaşımızın haricinde yıkamada yardımcı olan, paketlemeyi yapan, telefonda terminleri ayarlayan ve evden alıp teslim etme servisinde çalışan arkadaşlarımızla da ekibimiz tamamlanıyor.

Sunmuş olduğunuz hizmetle vatandaşlarımızı en zorlu temizliklerden biri olan halı yıkama derdinden kurtardınız. Neat-Clean firmasını kurma fikri nasıl oluştu ve ne zaman faaliyete geçti? Aslında halı yıkama firmasını kurma fikri bir hayli zamandır aklımızda vardı, ama ilk adımı atmaya cesaret edemedik. Geçen yaz bir gün kendi halılarımızı yıkarken bizim deponun kapısını açık bıraktık. O arada yaşlı bir teyzemiz geçerken ilgisini çekti ve “benim halımı da yıkarmısınız oğlum?” diye sordu.


kıssadan hisse

Gerçek Dostluk

Derleyen: ÖNDER Derleyen:Gökhan Serhat ÖNDER

H

z. Mevlana ve öğrencilerinden biri, dostluğun ve arkadaşlığın konu edildiği bir söyleşiden çıkmışlar, yolda birlikte yürüyorlardı.

dostlukları yakıp kül ettiğini anımsattıktan sonra ona, unutamayacağı bir ders verdi: “Evlat, sen onların arasına bir kemik atıver de, bak o zaman gör dostluklarını” dedi.

Biraz ileride, yolunda kenarında, iki köpeğin koyun koyuna sokulmuş, birlikte uyumakta olduklarını görürler. Hz. Mevlana’nın öğrencisi, biraz önceki söyleşinin de etkisi altında kalarak, bu görüntü karşısında çok duygulandı ve bu duygusunu hocası Hz. Mevlana ile paylaşmak istedi;

Bir dostluk, kişisel çıkar karşısında unutulmayacak denli sağlamsa, ancak o durumda bir değer ifade eder ve ancak o zaman onun adına GERÇEK DOSTLUK denilir.

“Efendim, şu manzaraya bakar mısınız?” dedi. “Ne denli yüce bir ders alınacak dostluk örneği, değil mi?” Hz. Mevlana Celaleddin Rumi, öğrencisinin bu heyecanı karşısında hafifçe gülümsedi ve kişisel çıkarların nice

Dostum diyen gönüllere girmeli. Mis kokulu güller derip vermeli. Dost elinden zehir olsa içmeli. Dosta güven, dosta güven vermeli!

72


Her finansal konuda ayrıntılı danışmanlık. Konu paraysa – Sparkasse. Ausführliche Beratung in allen finanziellen Angelegenheiten. Wenn´s um Geld geht – Sparkasse.

Özel Krediler

Emlak kredileri

Devlet destekli emeklilik

Spezielle Kredite

Baufinanzierung

Altersvorsorge

Geschäftsstelle Gostenhof Yavuz Dinç Telefon 0911 230-1423

Geschäftsstelle Johannis Dila Şimşek Telefon 0911 230-1702

Geschäftsstelle St. Leonhard Deniz Onan Telefon 0911 230-4207

Geschäftsstelle Lauf / Saarstraße Özlem Ödemiş Telefon 0911 230-2232

Geschäftsstelle Plärrer Kader Altunay Telefon 0911 230-1684

Geschäftsstelle Röthenbach a.d. Pegnitz Perihan Tirsi Telefon 0911 230-2336

Geschäftsstelle Allersberger Straße Hüseyin Tülay Telefon 0911 230-4209 Geschäftsstelle Steinbühl Sevda Ertürk Telefon 0911 230-4215

anlığı ns Danışm a en in F l e e g n le nheit Ge llen Ange anzie

In allen fin

s Sparkasse Nürnberg


bizden

Ruhigen Gewissens Gutes kaufen von Ihrem IZMIR MARKT www.izmir-feinkost.de info@izmir-feinkost.de Ă–ffnungszeiten Mo-Fr: 08:00 - 19:00 Uhr Sa: 08:00 - 18:00 Uhr

Alsenbergerstr. 17 - 95028 Hof Telefon: 09281 / 8600290 Telefax: 09281 / 86002958

Alsenbergerstr. 17a - 95028 Hof Telefon: 09281 / 86002920 Telefax: 09281 / 86002959

15

Die Seele baumeln lassen mit IZMIR Reisen... IZMIR Reisen ile seyahat edin ruhunuzu dinlendirin... www.izmir-reisen.de info@izmir-reisen.de Telefon: 09281 / 86002930


Şimdi bize gelin,

aracınızı en uygun şekilde sigortalayalım İK-Versicherungsmakler Wölckernstr. 41 (Hummelsteiner Weg köşesi) 90459 Nürnberg

Telefon: 0911 9320455 Telefax : 0911 9320454 Mobil : 0179 2143492


Hamsi koyduk tavaya... Yeni yılda yenilikler ile hizmetinizdeyiz! Artık her gün Karadeniz’in hamsilerini tavada kızartarak ve Ege’nin meşhur çipura balığını ızgarada kömür ateşinde pişirerek salatayla servis ediyoruz. Mutlaka deneyin! Ocakbaşında hazırladığımız meşhur kebab çeşitlerimiz ve odun fırınından taze çıkmış pide ve pizzalarımız da şahane!

Gostenhofer Hauptstraße 18, Nürnberg (Plärrer Meydanı) Tel. (0911) 27 444 11

55 kişilik aileler ve şirketler için özel bölüm

Yeni yılınız kutlu olsun! Ahmet Can

www.mevlana-restaurant.de

anoris. 12.10

Pazartesi–Perşembe: Saat 06:00–00:30 00:30 Cuma–Cumartesi: Saat 06:00–05:00 Pazar ve Tatil Günleri: Saat 06:00–01:00 01:00


mevlana mutfağından

Ahmet Can’ dan

Tava Türlü Malzemeler: 500 gr taze fasulye 2 adet patlıcan 2 adet kabak 2 adet çarliston biber 1 kg kuzu eti (kuşbaşı) 1 yemek kaşığı tuz 1 yemek kaşığı tatlı toz biber 1 çay kaşığı pul biber 200 gr tereyağ ve isteğe göre değişik baharatlar

Hazırlanışı: Tavanın içine tereyağ sürülüp üstüne etler serilir ve daha sonra sebze çeşitleri baharatlanıp harmanlandıktan sonra etlerin üstüne serpilir. Bu şekilde 15 dakika piştikten sonra hafif karıştırılır. Önceden 250 derecede ıstılmış fırında 15 dakika daha pişirilir. Yemeğimiz servise hazır.

Tüm MAHYA okurlarına şimdiden afiyetler diliyoruz.

80


GmbH

Türkiye´den gelen Kalite ve Lezzet´in Merkezi

Wölckernstr. 50 90459 Nürnberg

Leipziger Platz 1-3 90491 Nürnberg

Tel.: 0911-431 55 80 Fax: 0911-944 36 02 sued@zaramarkt.com

Tel.: 0911-56 77 29 - 0 Fax: 0911-56 77 29 - 15 info@zaramarkt.com

3 GmbH

2 GmbH

1

Fürther Str. 301-303 90429 Nürnberg Tel.:0911-323829-0 Fax:0911-323829-15 west@zaramarkt.com

www.zaramarkt.com info@zaramarkt.com


Artık Nürnberg’de Düğün, kına, nişan, sünnet ve tüm özel günleriniz için sipariş alınır. Ev ve iş yerlerine servis yapılır. Daha fazla bilgi için bizi arayın.

Tel: 0911 99449155 Wölckernstr. 30 90459 Nürnberg


Hemen tatile uçun,

0

% faizle 12 ayda ödeyin! Bu teklif asgari 400 € tatil ve uçak bileti rezervazyonları için geçerlidir. Sadece banka kartı ve pasaport/kimlik belgeleri yeterlidir. Hemen arayın!

» Babadan oğula 36 yıllık tecrübemiz, sizin avantajınız!« Olgun Demir

Tel. 09 11 / 22 38 07 Türk Hava Yolları, SunExpress ve Pegasus yetkili acentesi Frauentorgraben 69 (Plärrer) • 90443 Nürnberg • www.ankara-reisen.de

Mahya Dergisi  

Ditib Nürnberg Aylik Dergisi - Aralik Sayisi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you