Issuu on Google+

Sayı 11 | Ekim 09 | Ücretsiz

DAHA NİCE YILLARA ...

DİTİB nürnberg Aylık Dergi


editörden

Merhaba sevgili okuyucular, Öncelikle yeni görevlerine başlayan Din Hizmetleri Ataşemiz Sayın Dr. Cafer Acar Bey, doktorasını burada üstlendiği görevden ötürü yarıda bırakmak zorunda kalan yeni Bayan Din Görevlimiz Sayın Kudret Çimen Hanım ve çok değerli eğitmen eşi Sayın Abdülkadir Çimen Beye dergi ekibi adına hoşgeldiniz diyor ve Cenab-ı Hak’dan görevlerinde üstün başarılar sağlamalarını diliyorum. Malumunuz 29 Ekim günü Cumhuriyet Bayramımız. Ama maalesef bu günün önemi yeterince algılanamıyor ve toplum olarak cumhuriyetin hangi zor şartlardan sonra kurulduğunu okuyup çocuklarımıza anlatacağımız yere dizilerde ve boş tv ptogramlarında kaybediyoruz kendimizi ve aslında geleceğimizi. Umulur ki önemi büyük olan dini ve milli bayramlarımızı ve tarihimizi beyinlerimize iyice yerleştirip gelecek nesillere kimin evlatları olduğumuz hakkıyla aktarılır. Daha bilinçli bayramlar kutlama dileğiyle Mahya ekibi olarak Cumhuriyet Bayramınızı kutluyoruz ve daha nice 86 yıllara diyoruz. Saygılarımla Serhat Önder

İÇİNDEKİLER: Bizden ............................... 4 Din

............................... 12

Ata’mıza Dair ................... 19 Eğitim ............................... 21 Tarih ............................... 23 Kim Kimdir? .................... 25 Bilgi Küpü ......................... 26 Hukuk ............................... 29 İş Dünyası ......................... 31 Kültür ............................... 35 Güncel ............................... 37 Sağlık ............................... 39 Çocuk .............................. 43 Bulmaca ........................... 47 Mizah ............................... 50 Mevlana Mutfağından ... 52

IMPRESSUM/KÜNYE DITIB Nürnberg e.V. Kurfürstenstr. 16 90459 Nürnberg

KONTAKT

info@mahya.de mahyadergi@gmail.com www.mahya.de

3 MAHYA . EKİM 2009

GENEL KOORDİNATÖR KAPAK/GRAFİK TASARIM Serhat Önder

HALKLA İLİŞKİLER Ramazan Kemal

REKLAM TASARIM www.tugra-online.de

DAĞITIM SORUMLUSU

YAYIN KURULU

Ümit Gürel +49 (0)179 595 25 16

Bülent Bayraktar Mehmet Işıldak Gökhan Önder Ömer Bozkurt Mustafa Gülcan

REKLAM SORUMLUSU

Oğuz Yurtalan +49 (0)179 665 36 03

MUHABİRLER Osman Yıldız Koray Kuşkuş Dücane Sağlık


bizden

ALMANYA’DAKİ OKUL VE MESLEKİ EĞİTİMİN ÖNEMİ “ÇOCUKLARIMIZI ALMAN OKULLARINA TEŞVİK EDELİM! BU SİSTEMDEN ASLA KOPARMAYALIM!” “ABITUR” YAPAN ÇOCUKLARIMIZA ÜNİVERSİTE KAPILARI AÇILIYOR! (2. Bölüm) Dr. Kemal RAMOĞLU T.C. Nürnberg Başkonsolosluğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi

TÜRKİYE’YE YATAY GEÇİŞ İMKANI VAR Arzu etmeleri durumunda, Almanya’ da birkaç sömestr okuduktan sonra Türkiye’ deki eşdeğer fakülte ve yüksekokullara yatay geçiş yapabilme imkanları bulunmaktadır. Bu konuda Eğitim Ataşeliklerimizden ayrıntılı bilgi edinmek ayrıca mümkündür. Ancak, ebeveynlerimizin ne yazık ki büyük bölümü, çocuklarını bu noktaya gelmeden hemen apar topar Türkiye’ ye göndererek veya bizzat kendileri götürerek, Alman eğitim sisteminden alıkoymakta ve buradaki eğitimlerine deyim yerindeyse halel getirmektedirler. İşin en üzücü yanı ise şudur; Bu çocuklarımızın büyük bölümü ülkemizdeki okullarda da uyum sağlayamayıp, adaptasyonları gerçekleşemezken, tekrar Almanya’ ya ailelerinin veya başka bir ifadeyle, önceki alman okullarına geri dönmek istemektedirler. Şayet bu çocuklarımız Alman vatandaşı değil, normal oturma iznine sahip iseler, bu takdirde bunlar Almanya Federal Cumhuriyeti topraklarını altı aydan fazla hatta beş (5) ay yirmidokuz (29) günden fazla terketmemeleri gerekmektedir. Zira Federal Göç Yasası’ na (Zuwanderungsgesetz) göre, altı (6) ay bir (1) gün F. Almanya’ da ikamet etme mecburiyeti aranmaktadır. DANANIN KUYRUĞU NEREDE KOPUYOR?

YABANCILAR DAİRESİ VE OKUL İDARESİNİN YAPTIRIMLARI AĞIR OLMAKTA!! Türk anne-babaların büyük kısmı çocuklarını Türkiye’ de okutmaya karar verirken, altı ayı geçirmeden Almanya’ ya giriş çıkış yapmalarını sağlayabileceklerini düşünmektedirler. Halbuki bu çocuklarımız Türkiye’deki okul tatilleri boyunca (yani birkaç hafta) Almanya’ daki ebeveynlerinin yanına gelerek, tatillerini burada geçirmekte ve tekrar Türkiye’ ye geri dönmektedirler. İşte “dananın kuyruğu” burada kopmaktadır! Birincisi, ilgili Alman Yabancılar Dairesi (zuständige Ausländerbehörde) bu öğrencilerimize Almanya’yı altı (6) aydan fazla terkettikleri gerekçesiyle, oturma izinlerini iptal edebilmektedir. İkincisi, “Schulamt” denilen okul idaresi, Türk ebeveynlere gönderdiği resmi yazıda, hangi gerekçelerle çocuklarının “Grundschule” (İlkokul), “Hauptschule” (Temel Okul), “Realschule” (Ortaokul) veya ‘‘Gymnasium” (Lise) denilen Alman okullarına gönderilmediğini sorgulamakta, savunma istemekte, gerekirse, konuyu mahkemeye bile intikal ettirebilmektedir. Zira Almanya’ nın 16 eyaletinde mecburi yasal eğitim süresi dokuz (9) ve on (10) yıl gibi bir süreyi kapsamaktadır.

devam edecek...

MAHYA . EKİM 2009 4


bizden

Nürnberg’li Çocuklar Okul hayatına Dualarla giriş yaptılar

Ditib Nürnberg Eyüp Sultan Camii’ nde her yıl düzenlenen ‘‘Dua Programı’’ na 30’ a yakın 1. Sınıf öğrencisi katıldı. Camii Din görevlileri Ersan Özten ve Ahmet Yelkenci Hocalar çocuklara ve ailelerine okul döneminin hakkındaki sorumluluk ve zorluklardan bahsettiler. Çocuklara çok çalışıp okul derslerinde ve davranışlarında müslümanlara yakışır örnek birer öğrenci olmalarını ve eğitim seviyemizi en yükseklere çıkarabilmemiz gerektiğini söylediler. Ayrıca içinde bulunduğumuz Ramazan ayının 27. gecesi olan 1000 aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesinin önemini ve bu gece nasıl dua edilmesi gerektiği hakkında bilgiler verdiler. Minik misafir ve velilere Ditib Nürnberg derneğinde hafta sonları düzenlenen Kuran ve dini bilgiler kursu ve hafta içi Ditib Egitim Merkezi’nin sürdürdüğü ev ödevlerine yardım kurslarına katılmalarını tavsiye ettiler. Programın sonunda çocuklarla birlikte sağlık, sıhhat, hayırlı bir dünya ve ahiret hayatı için dua edildi. Dernek yöneticilerinden çocuklara ufak hediyeler dağıtıldı. Ailelerden bir çoğu bu tarz faaliyetlerin çok faydalı ve geniş çapta yapılması gerektiğini söyleyip programı düzenleyenlere teşekkür ettiler.

5 MAHYA . EKİM 2009

Dr. Ali Aydın, Dr. Rasim Güler ve Dr. Nurcan Demirci-Aydın DİTİB Nürnberg Eyüp Sultan Camii’nde vatandaşlara Hepatit B hakkında bilgi verdi.

Seminerde Hepatit B’ nin bulaşma yolları ve alınabilecek önlemlerin yanısıra hastalığın taşıyıcılarının dikkat etmesi gereken hususlar hakkında Türk doktorlarımızın faydalı bilgileri seminere katılan vatandaşlarımız ile paylaşıldı. Hastalıktan korunmak için aşının ve hastalığın bulaştığı taktirde dikkat edilmesi gereken hususların anlatıldığı seminerde ayriyeten hastalığın taşıyıcılarının da dışlanmasını gerektirecek bir durumun olmadığına da vurgu yapıldı. Dikkat çekilen bir başka husus ise özellikle kronik hastalığı bulunanların Hepatit B’ ye karşı aşılarını yaptırmaları ve kontrolleri aksatmamalarının önemiydi. Seminer katılımcıların yaptırdığı Hepatit B testi ile sona erdi.


SV Eyüp Sultan B Genç Takımı Kuruldu

2. Avrupa Hentbol Milli Takımlar Hazırlık Kampı

2000 yılından beri Bavyera Futbol Federasyonuna bağlı liglerde faaliyet gösteren SV Eyüp Sultan iki yıl üst üste şampiyon olduktan sonra Kreisliga da mücadele etmeyi hak kazanan ve bu ligde de başarılı olmayı hedefleyip bu sezon B Genç takımını kurarak hizmetlerine bir yenisini ekledi.

04 – 06 Eylül 2009 tarihleri arasında Stein Sport Halle`de Türkiye Hentbol Federasyonu tarafından organize edilen 2. Avrupa Hentbol Milli Takımlar hazırlık kampı sona erdi.

Yeni kurulan B Genç takımıyla Nürnberg bölgesinde yaşayan Türk gençlerine sahip çıkmak, onlara sporun yanı sıra dini ve milli değerlerimizi de aktarmak hedeflenmektedir. 2010 yılında A Genç takımınıda kurarak 1. ve 2. Takıma kendi içinden futbolcu yetiştirmeyi planlayan yöneticiler gelecekten umutlu olduklarını söylüyorlar. Ayrıca Nürnberg bölgesinde kulübe destek veren sponsorlara ve üyelerine çok teşekkür ediyor ve ancak desteklerin devamıyla bu hedeflerin gerçekleşeceğini düşünüyorlar.

Türkiye Hentbol Federasyonu Avrupa Koordinatörlügü bu tür faliyetleri ilerleyen zamanlarda sürekli olarak tekrarlayacaktır. Gençlerimizin sporun her branşıyla ilgilenmesi ve bu çalışmaların en üst düzeyde olması için her türlü fedakarlık yapılacaktır. Nürnberg ve çevresinde başlatılan bu çalışmanın tüm Avrupa’ya yayılması bizleri fazlasıyla memnun etmiş, Avrupa’nın her köşesinde Hentbol oynayan gençlerimizin takip edilip, bu gençlerin milli takımlara kazandırılmaları Avrupa Koodinatörlüğünce hedef olarak belirlenmiştir. Bu gençlerin buralara kadar gelmesinde emeği sonsuz olan ailelere ve kulüplerine sonsuz teşekkür ederiz. 9 – 15 Ağustos 2009 Ankara’ daki Milli Takımlar kampı sonucunda 3 sporcumuz Milli Takımlara seçilmiştir (Dilan Öztürk / 1. FC Nürnberg, Songül Bozkurt / Bayer Leverkusen, Tarık Alp Sargut / SG OSC Schöneberg Berlin). Bu çocuklarımızla gurur duyuyor ve başarılar diliyoruz.

MAHYA . EKİM 2009 6


bizden

7 MAHYA . EKİM 2009

RAMAZAN BAYRAMI ŞENLİKLERİ


MAHYA . EKİM 2009 8


bizden

HER ŞEYDEN ÖNCE OKUMAK Av. M. Sefa ALBAYRAK

İnsan, mutlak güç sahibi olan Allah tarafından yaratılmıştır. Yani mahluktur. Yaratıcısı tarafından kendisine bahşedilen nitelikleri, maksimum fayda ile değerlendirmesi gereken bir yükümlüdür. Kişi, dünyaya ilim ile teçhiz edilmiş bir halde gelmemektedir. Her yeni ilme ve irfana karşı bilgisiz olan insanoğlu okudukça yeni dünyalar keşfeder, kendisine ve aleme yeni ufuklar açar. Okumak, insana dünya ve ahiret memuriyeti kazandıran, bir gününün bir önceki gününe eşit olmamasını sağlayan bir haslettir. İnsan önce okumalıdır. Okumak kişiye bilgisizliğini kavratacak yegane ikna aracıdır. Okuyan insan okudukça cehaletinin farkına varabiliyorsa aslında hayatı da doğru okuyordur. Okudukça cehaleti azaltmanın azmi, ‘ben artık her şeyi biliyorum’ zihniyetine karşı galip gelebiliyorsa okuma ve bilgiye yönelik motivasyon hala sağlam ellerde demektir. Okumak, öğrenmek sıradan bir şey değildir. Öğrenmek, öğrendiğini uygulamak, dinlemek, ilime talepkar olmak seçilebilecek en ideal tercihlerdir. Bir insanın birlikte yaşadığı topluma verebileceği en güzel hediye edindiği faydalı bilgiyi onlarla paylaşmasıdır.

9 MAHYA . EKİM 2009

Kısa ve bir o kadar keşmekeş olan hayatımızdaki maddi ve manevi buhranların çözümü çoğu zaman göz ardı ettiğimiz kitap satırlarının arasında gizli duruyor. Yapmamız gereken bu çözümleri keşfetmeye çalışmak… Unutmayalım, insan kaybettiği eşyasını arar gibi ve hikmet aramayı sürdürmelidir. Her insan bunun için okumalıdır. Öyle ise okumayı ekmek gibi, su gibi hem en tabii ihtiyacımız olarak görmek, midemiz için bir mutfak kurmak kadar akıl ve kalbimizi doyurmaya zemin hazırlayacak bir gereklilik olarak kabul etmek zorundayız.


Camimizde dış cephe ve çatı tadilatına başlandı Sevgili okurlar, camimizin içindeki tadilatların bitmesinden sonra tadilatlara yapılan harcamaların boşa gitmemesi için eskimiş olan çatımızın tadilatı ve sıcak-soğuk yalıtımı için camimizin park yerine bakan dış cephesinin de tadilatlarına başlamış bulunuyoruz. Çatı tadilatı takriben 85.000,- € olup dış cephe tadilatına da yaklaşık 30.000,- € harcamak durumundayız. Yapılacak olan tadilatlara sizlerin de katkılarını bekliyoruz.

Bağışlarınız için: Hesap Numaramız DITIB Türkisch-Islamısche Union Konto 130 97 62 BLZ 760 501 01 Verwendungszweck: Spende Tadilat

Yönetim Kurulu adına saygılarımı sunuyorum. Başkan Durmuş S. Tanış

Durmuş Tanış

MAHYA . EKİM 2009 10


bizden

GYMNASIUM İlkokulun 4. sınıfından Gymnasium’un 5. sınıfına Sınıf geçme karnesinde Almanca, matematik, yurttaşlık ve hayat bilgisi derslerinin ortalama notu Kolu yaştan genç ve yetiş> Eğitim 2,33’e kadar ve olarak, Almancaher ve matematik derslerinin kine yönelik okul, meslek, eğitim, gelecek, aiortalaması 2,0’ye kadarsa = kısıtlamasız geçiş lemümkün ile ilgili sorunlarına cevap bulacağı ve her >türlü 2,33’ekonuyu kadar, ancak Almanca ve matematik ders danışabileceğiniz bir hizmet lerinin ortalaması 2,0’den kötü ise = geçiş müm başlatıyoruz. kün → ebeveynler Gymnasium ile görüştükten sonra karar verir (örn. bilgilendirme etkinliklerinDanışmanlık Pedagog Rüya Yılmaz tarafınde) Ekim itibaren her Salı 15:30 >dan bütün diğerayından durumlarda = deneme dersisaat başarıliledığında 17:00geçiş arasında camii yönetim bürosunda mümkün (notlar 3 ve 4 veya daha iyi)

yapılacaktır.

Hauptschule’nin 5. sınıfından Gymnasium’um 5. sınıfına Başvuran kişiler gizli tutulacaktır. Sınıf geçme karnesinde Almanca ve matematik derslerinin ortalama notu > 2,0’ye kadar = kısıtlamasız geçiş mümkün > bütün diğer durumlarda = deneme dersi başarıldığında geçiş mümkün (notlar 3 ve 4 veya daha iyi)

ÇOCUĞUNUZUN KÖTÜ NOTLAR ALTINDA EZİLMESİNE SEYİRCİ KALMAYIN ! BİZİ ARAYIN

ve

WIRTSCHAFTSSCHULE İktisat okulu meslek okullarından sayılmaktadır; beş değişik türü vardır: > Dört kademeli tür: 7.–10. sınıfa kadar > Üç kademeli tür: 8.–10. sınıfa kadar > İki kademeli tür: 10.–11. sınıfa kadar Dört veya üç kademeli iktisat okulunun giriş kademesine girişinin koşulu sınıf geçme karnesinde Almanca, matematik ve İngilizce derslerinin not ortalamasının 2,33’e kadar olmasını gerektirmektedir. Bütün diğer durumlarda, bu okula kabul edilmek için Saatbaşarılması 14:00 Dr. gerekmektedir. Schöll’le şeker bir24.10.2009: deneme dersinin İkihassemineri ücretkademeli iktisattalığı okuluna girişinin(İsteyenlere koşulu vasıflı bir siz şeker ölçümüdersinde yapılacak). Hauptschule diploması ve İngilizce en az 3 notunu Ayrıca aşağıdaki koşulları Yer: gerektirmektedir. DİTİB Nürnberg dernek lokali yerine getiren öğrencilerde kabul edilmektedir: Realschule’nin sınıfının, M9’unun il31.10.2009:9.Saat 13:00Hauptschule’nin Demenz hastalığıyla ve Gymnasium’un 9. sınıfının başarıyla tamamlanması gili sağlık semineri veya Realschule, Gymnasium veya Hauptschule’de ’M Yer: DİTİB Nürnberg dernek lokali kursunda’ (M-Zug) yıl sonu karnesinde Almanca ve İngilizce derslerinde en az 4 notu.

katkılarıyla

11 MAHYA . EKİM 2009

Telefon: 0911/92315931 DİTİB Nürnberg Eğitim Merkezi Kurfürstenstr. 16 90459 Nürnberg .


din

“Onlardan korkmayın, eğer mümin iseniz benden korkun.” (Âl-i İmrân, 175) “De ki: Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz, Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 53) İnsan sorumlu bir varlıktır. Bu niteliği de akıllı ve irade sahibi olmasından kaynaklanıyor. Bu sorumluluğun mahiyetini ve nasıl yerine getirileceğini belirleyen ilâhî esaslara din diyoruz. Dinin temel talebi “Allah’a itaat” tir. Allah’a itaat görevi Peygamber (s.a.s.)’e itaati de gerekli kılıyor. (Âl-i İmrân, 32, 132). Bu görevde başarılı olmanın temel şartı, aklı ve iradeyi fıtrata uygun yönde kullanmaktır. Fıtratın gereğini yerine getirme yönelişinin önünde birçok engeller var. Nefis ve şeytan bunların başında geliyor. Bu şer güçlerin üstün gelmesi kulu günah/Allah’a isyan suçu ile karşı karşıya bırakır. İşlenen günahlar sonuçta kişinin kendi aleyhinedir, zararınadır. (Zilsâl,8) İşlediği itaatsizlik ve isyan sebebi ile insan kendine zulmetmektedir. (Fâtır, 32; Sâffât, 113) Yaratıcı Kudret’in koyduğu kurallar karşısında taşkınlık yapma eğilimini engelleme konusunda Kur’an’ın takip ettiği iki temel yöntem vardır: Korkutmak ve müjdelemek. İnsanları fıtrat yolunda tutmayı amaçlayan ilâhî hükümlere karşı gelenler, bu hükümleri koyan Allah’ın azabı ile, cehennem ile korkutulur. Bu cezalandırmanın yaptırım gücü Allah’ a ait olduğu için konu kısaca “Allah’ tan korkmak” veya “Allah korkusu” diye ifade edilir. Allah’ a karşı duyulan korku, saygı ve yüceltme ile birleşmiş bir korkudur. Dünyevî korkularımız gibi korkulandan nefret ve uzaklaşma söz konusu değildir. İslâm inancında Allah sevginin kaynağıdır, sevilmeye layık ilk varlıktır. O’na olan sevgi, iman ve eylem ile gösterilecektir.

13 MAHYA . EKİM 2009


Burada sağlanacak başarı O’nun sevgisini kazandıracaktır kişiye. Sonuçta hoşnutluk ve ebedî mükâfat gerçekleşir. İnsanın yapısında var olan korku duygusu çok kere dünya hayatı şartları ile bezenmiş olarak ortaya çıkar. Ölümden korkarız, fakirlikten korkarız, düşmanlarımızdan korkarız. Kur’ an bu tabiî yönelişleri hayatın devamının sağlanması açısından normal görür. Fakat söz konusu olan Allah’ın iradesinin yerine getirilmesi ise, yeryüzü korkularının devreden çıkarılması ve asıl ilâhî kudrete karşı “yanlış” yapmaktan korkulması öne çıkar: “O şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mümin iseniz, benden korkun.” (Âl-i İmrân, 175). Tefsir bilginlerinin ifadesine göre ayette şeytan olarak işaretlenen adam Mekkeli müşriklerin Medineli Müslümanlar arasında yıkıcı propaganda yapmak için gönderdiği “Nuaym” adlı birisidir. Nuaym, Müslümanlar arasında dolaşarak Mekkelilerin çok güçlü olduklarını, onları harekete geçirecek tutumlardan vazgeçmelerini telkin etmeye çalışıyordu. İşte burada Kur’ an devreye girerek Müslümanlara başkalarından değil, sadece Allah’tan korkmaları gerektiği konusunda uyarıda bulundu: “Onlardan korkmayın, eğer mümin iseniz ben-den korkun.” (Âl-i Ýmrân, 175). Sadece Allah’tan korkma emrinin altında, zor işleri başarma konusunda Allah’ a karşı güven duymak gerektiği uyarısı da yer almaktadır. Çünkü Müslümanlar, müşriklerin saldırmaları hâlinde helak olacakları propagandası altında bulunuyorlardı. Bu propagandaya kapılarak müşriklerden korkmayın. Allah’ a güvenin, O’ nun rızasını kazanacak bir hayat yaşayarak ondan korktuğunuzu gösterin, denilmiş oluyor. Kur’an sayısız ayette “havf ”, “haşyet”, “takva” gibi terimler kullanarak Allah korkusunu gönüllere yerleştirir, böylece Allah’ın hoşnutluğunu kazanmanın yollarını açar. Ancak insan ruhu bu amaca ulaşmayı engelleyecek durumlarla karşılaşabilir. Ümitsizlik hâli de bun-lardan biridir. Ebedî kurtu-

luşu elde etmek için Allah’ın hoşnutluğunun kazanılması gerektiğini bilen mümin/insan, işlediği günahların baskısı altında kendisi için kurtuluşun mümkün olmadığı duygusuna kapılabilirler. Bu sebeple birçok ayet Allah’ın rahmetinden ümit kesmemenin gerektiğini vurgulamaktadır. Bunlardan biri de yazımızın başında zikrettiğimiz Zümer suresinin, 53. ayetidir. Ayette, insanın günah işleyerek kendine haksızlık ettiği bir vakıa olarak vurgulanırken, bu durumun insanı ümitsizliğe düşürmemesi gerektiği hatırlatılıyor. Başka ayetlerde de aynı vurgu yapılmaktadır: “Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden umudunu kesmez.” (Yusuf, 87). Aslında günahların affedilmesi ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanma konusunda ümitsizlik duygusunun gönülde iyice yerleşmesi iman açısından tehlikeli bir durumdur. Çünkü “Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Msl. Bakara, 173). “Allah kendine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında (kalan) günahları ise dilediği kimseler için bağışlar.” (Nisa, 48, 116). Onun için insan bir yandan günahlardan sakınmaya çalışırken, bir yandan işlediği günahların affedileceği ümidini taşımalıdır. Allah’ın rahmet ve bağışlamasından ümit kes mek; O’nun rahmetinin sonsuz oluşunu göz ardı etmek, ona sınırlama getirmek demektir. Bu bakımdan “Beni Allah affetmez” yargısı, Allah’ın günahları bağışlayabileceği konusundaki vaadini inkâr anlamına gelir. Sapıklardan başka kim ümit keser.” (Hicr, 56). Yaratıcı’nın affedicilik sıfatı bazen doğrudan doğruya gerçekleşir ve işlenen bir günah affedilir. Bu O’nun cömertliğinin bir göstergesi olur. Ancak genel bir prensip olarak affa uğramak için, af dilemek gerekir. Af dilemenin temel şartı ise işlenen günahlara tövbe etmek, bir daha günah işlememek konusunda Allah’a söz vermektir. Kul hakları söz konusu ise ayrıca bu hakların ödenmesi yahut hak sahipleri ile helalleşmek yoluna gidilmelidir. İsyan ve günah içinde bir hayat yaşayıp her şey yolun-

MAHYA . EKİM 2009 14


din da imiş gibi davranmak tutumu ile, affedilme konusunda ümidini yitirmek sonuç olarak farklı yaklaşımlar değildir. Birinci durumda Allah’ın gazap/cezalandırma sıfatı, ikinci durumda da affedicilik sıfatı dikkate alınmamış oluyor. Günahlar karşısında ümitsizliğe düşme eğilimini destekleyen etkenlerden biri bilgisizliktir, Allah’ın rahmetinin genişliğini, tövbe yolunun her zaman açık olduğunu bilmemektir. İkinci ve daha önemli etken şeytanın uygulayacağı yıldırma politikasıdır. “Bunca günahı işledikten sonra affedilmek mümkün mü? Nasıl olsa günahkârsın, hiç olmazsa bu dünyanın tadını çıkar, dilediğince yaşa” gibi vesveseler yolu ile kulun direncini kırmak şeytanın başvurduğu temel yöntemlerden biridir. Hâlbuki günahların çokluğuna bakmadan, Allah’a dönmeyi düşünmek, bu yönde gayret göstermek gerekir. İslâm’ın telkin ettiği ümitli olma hali, bilinçsiz ve ölçüsüz bir güven duygusuna götürmez. “Allah beni affetmez” düşüncesi ne kadar yanlış ise, “Allah merhametli ve affedicidir, beni de affeder” deyip sorumsuzca bir hayat yaşamak da o kadar yanlıştır. Çünkü her iki durumda da insan çalışıp Allah’ın rızasını kazanma faaliyetinden uzaklaşmış olmaktadır. Hâlbuki hem dünya hayatını, hem de ahiret hayatını olumlu noktaya taşıma gayretini sergilemek müminin temel görevidir. Bu sebeple Allah’ın merhamet ve affını ümit edip bunun gayreti içinde olurken, bir yandan da O’nun hoşnutluğunu kaybetme korkusunu taşımalıdır. “Korku ve ümit mümin için kuşun iki kanadı gibidir.” (Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-Kulûb, I, “Vasfur-racîn”) Kuşun kanatlarından biri olmazsa uçamayacağı gibi, korku ve ümit kanatlarından biri olmazsa kul da “hedefe” uçamaz. Korku ve ümit konusundaki bu temel yaklaşım, sadece günahların affı konusunda değil, ibadetlerin kabulü konusunda da geçerlidir. Bu, “Orta ümmet”e mensup olmanın gerektirdiği bir denge hâlidir. Mümin Allah’tan korkmalı, ama asla O’ndan ümit kesmemelidir.

15 MAHYA . EKİM 2009


NASR SÛRESİ

Hazırlayan: Ersan Özten- DİTİB Nürnberg Din Görevlisi

rahman ve rahîm olan Allah’ın adıyla... 1. Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman, 2. Ve insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, 3. Hemen rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. 1. Yardım ve zafer Allah’ındır. Yüce Allah onu belirlediği zaman da, çizdiği amacı gerçekleştirmek için, dilediği şekilde gerçekleştirir, dilediği zamanda meydana getirir. Ne Peygamberin ne de arkadaşlarının bu konuda bir yetkileri vardır. Zafer sadece Allah’ ın işidir. Onu kendileri ile veya kendileri olmadan gerçekleştirir. Yüce Allah’ ın, zaferi kendilerinin eliyle gerçekleştirmesi, onun başına bekçi dikmesi ve bu zaferi onlara emanet etmesi de şeref olarak kendilerine yeter. İşte zaferden, fetihten, insanların akın akın Allah’ ın dinine girişinden onların payına düşen budur. 2. İnsanların birer ikişer İslam’a girdikleri dönem geçmiş, kabilelerin, hiç karşı koymadan topluca İslam’a girdikleri zaman gelmiştir. Bu keyfiyet Hicrî 9’ un başlarında başlamıştır. Onun için o seneye “heyetler senesi” denmiştir. Arabistan’ın her köşesinden Araplar, peşpeşe heyetler halinde Resulullah’ın huzuruna gelerek O’na biat ettiler ve İslam’a girdiler. Resulullah’ın Veda Haccı’ na gittiği Hicrî 10’a kadar bütün Arabistan tek bayrak altında birleşmiş ve ülkede hiç bir müşrik kalmamıştı. 3. “Hamd”dan murad, Allah’a hamd-ü senâ ve şükretmektir. “Tesbih”ten murad, Allah’ı

her bakımdan tenzih etmektir. Rabb’inize dua edin. Size yüklenilen hizmeti yerine getirirken eğer bir zaafta bulunduysanız bunu affetsin. Bu, İslâm’ın insanlar arasında oluşturduğu terbiyedir. Bir kimse Allah’ın dini için ne kadar zorluğa katlanmış olursa olsun aklına hiçbir zaman Rabb’ inin hakkını ödediği düşüncesi gelmemelidir. Tersine, insan her zaman “ben aslında yapmam gereken kadarını bile yapamadım” şeklinde düşünmelidir. Bütün hayatı boyunca Hz. Muhammed’in tutumu da bu sebep çerçevesinde idi. Rabb’inin kendisi için bir alamet kıldığı zafer ve fetih konumundaki durumu bu idi. Bineğinin üzerinde Rabbine başı eğmiş ve bu şekilde Mekke’ye girmişti. Kendisine eziyet eden, kendisini sürgün eden, kendisi ile savaşan davanın önünde bu kadar inatçı bir tutumla dikilen Mekke’ye... Allah’ın zaferi ve fetih kendisine nasip olunca, Peygamber zaferin sevincini unutmuş, şükreden bir kulun tutumu ile başını eğmiş, Rabbinin kendisine aşıladığı şekilde hamd etmiş, O’nu tesbih etmiş ve günahlarının bağışlanmasını dilemiştir. İşte bu şekilde insanlık Allah’a iman ile yükselmiştir. Bu şekilde parlamış, arınmış ve kanatlanmıştır. Ve bu şekilde büyüklüğe, kuvvete ve özgürlüğe kavuşmuştur.


din

17 MAHYA

.

EKİM 2009


ata’mıza dair

okuma aşkı Derleyen: Serhat Önder

O, savaşların en bunalımlı günlerinde bile okumayı sürdürmüştür. Milli Mücadele’ den sonra inkılap hareketlerinin hazırlıkları döneminde de daima okumuş ve yakın çevresi ile okudukları üzerinde tartışmalara, fikir alışverişine girmiş, bundan zevk duymuştur. Her işi, her çalışması, yaptığı bu fikir hazırlıklarına dayanmıştır. 1916’ da XVI. Kolordu komutanı olduğu Doğu Cephesi’nde çoğu günlerini kitap okumakla ve okudukları üzerinde düşünmekle geçiren Atatürk, cephede savaşırken bile, fırsat buldukça kitap okumuştur. Bu onun okumaya ve öğrenmeye verdiği önemi açıkça göstermektedir. Bu niteliği, onun belirgin özelliklerinden birisidir.

Atatürk Milli Mücadele’ de Ağustos 1922’de Büyük Taarruz öncesi Akşehir’ de karargahındaki dairesinden hiç çıkmadan birkaç gün içinde Reşat Nuri Güntekin’in ‘’Çalı Kuşu’’ romanını okuyup bitirmiştir. Böylece okumanın her zaman ve her ortamda mümkün olduğunu göstermiştir. Bu okuma isteği, onun hayatının sonuna kadar devam etmiştir. 1936-1937 kışında, Fransızca geometri kitaplarını okuması ve bunu ‘’geometri’’ adıyla bir eserle süslemesi Atatürk’ ün hiç bitmeyen öğrenmek ve öğretmek aşkını göstermektedir. Derleyen: Serhat Önder

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir! M.Kemal Atatürk

19 MAHYA . EKİM 2009


eğitim

Çocuklara Kitap Okumayı Nasıl Sevdirebilirsiniz? Sevgili anne-babalar! Biz çocukların öğütten çok örneklere ihtiyaçları vardır. Bizler anne-baba ve öğretmenlerimizin elinde kitap görmek istiyoruz. Kendisi kitap okumayan bir anne-babanın, öğretmenin öğrencilere kitap okutmayı sevdirmesi ne derece mümkün ve gerçekçi olur ki. Bu, sigaranın zararlarını hastasına anlatan ve ona sigara içmemesini öneren doktorun kendisinin içmesi gibi bir şey olur. Hızla akıp giden zamanı kıymetlendirmek zorundayız. Beni böyle bir yazı yazmaya Ülkemizde kitap okuma alışkanlığının çok zayıf, buna karşın televizyon izleme oranının çok yüksek olması itmiştir. İstatistiklere göre yılda 1-5 arası kitap okuma zayıf alışkanlık, ancak 12 kitap okumak güçlü alışkanlık olarak belirtilmektedir. Yine Türkiye’de dergi okuma oranının % 4; kitap okuma oranının 4.5; radyo dinleme oranının % 25; televizyon seyretme oranının ise %94 olduğu görülmektedir. İşte bütün bu veriler sizin bize kitap okuma alışkanlığı kazandırmanız gerektiğine işaret etmektedir.

21 MAHYA . EKİM 2009

Sevgili anne-babalar! Bizlerle düzenli bir şekilde ve fırsat buldukça kütüphaneye gitmeyi Iütfen alışkanlık hâline getiriniz. Bizler sizinle beraber kitapçılara, kitap fuarlarına gitmeli, mutlaka gücümüz oranında evimize eli boş dönmemeliyiz. Bize kütüphaneye gitmeyi zevkli ve eğlenceli hâle getiriniz. Umarım bu uygulamalarınız biz çocuklarda kitaba karşı bir ilgi, istek ve zevk uyandırmaya katkı sağlayacaktır. Okulda, işyerinde ve evde imkânlarınız oranında bir kütüphane oluşturmalı ve bu kitaplar zengin içeriklerle daha da cazip hâle getirilmelidir. Böylece biz çocukların kitaba olan sevgisi artacak, onunla bir zaman sonra sanki ayrılmaz iki dost ve arkadaş olacağız. Bundan başka anne-babalar çocuğunun yaş ve seviyesine uygun kitaplar seçip okutmalı, onların ilgi alanlarına yönelik yayınlar vermelidir. Sevgili annebabalar ve öğretmenlerimiz, kitabı sevmek ve sevdirmek, okuma zevki oluşturmak için bazen yarışmalar ve sesli okuma seansları düzenlenmelidir. Çocuklarınıza kitap okurken mümkün mertebe, eğlendirici ve ilgi çekici şeyler okuyunuz. Bunu sağlayabilmek için kimi


yerde sesi yükselterek, kimi yerde alçaltarak okumalı, hatta iki kişinin diyaloğu gibi olan yerlerde ise değişik seslerle yazı canlandırılmalı ve oynuyormuş gibi okunmalıdır. Bunları yaparken milletimizin kahramanları olan Atatürk, Nasreddin Hoca, Mevlana gibi şahsiyetlerden de yararlanması gerektiğine inanıyoruz. Sevgili arkadaşlar, her ne kadar biz çocuklar bu geniş zamanımızı biraz sıkıcı gibi gözüken şeylerle dar hâle getirsek bile, sonuçta öyle bir zaman gelir ki, dar zamanımızı bunlar sayesinde daha geniş ve rahat hâle getirmiş olacağız. Hastahanede doktor, sofrada yemek, durakta otobüs beklerken, piknik yaparken, yolculuk ederken, trende, tramvayda, vapurda özetle her yerde ve her zamanda hep kitap okumalıyız.

da en az bir ders sadece okuma saati olarak ayrılmalı, o ders saatinde tüm idareciler de başta olmak üzere kitap okumalıdır. Bu biz çocukları okumaya teşvik etme açısından daha dikkat çekici, sahici ve inandırıcı olacaktitır.

İIköğretim çağındaki çocukların okuma bilgileri ilköğretim süresince değişim göstermektedir. Üçüncü sınıfta hayvan ve tabiat dostluğunu içeren hikayeler, kahramanı çocuk olan serüvenler, dördüncü ve beşinci sınıflarda ise kahramanlık ve yiğitlik içeren hikaye ve masallarının okunması yararlı olacaktır. Sınıflar ilerledikçe resimlerin azalıp yazıların çoğaldığı eserlerin seçilmesine özen gösterilmeli. Biz çocuklar için özel bir okuma planı ayarlanmalıdır. Bu saatte evde bulunan herkes oturup kitap okumalıdır. Bir okulda hafta

Sevgili arkadaşlar! Bilindiği gibi göz sadece durduğu anlarda okur, durduğunda gördüğü materyalin adeta bir fotoğraf makinesi gibi resmini çeker ve onu beyne gönderir. Bu olay saniyenin binde biri kadar kısa bir sürede gerçekleşmektedir. Okumak insana güç verir. Okumadığınız günü zararda görürseniz daha karlı iş yapmış olursunuz.

Bilindiği gibi hızlı okuma yöntemleri tüm dünya ülkelerinde uygulanan ve insana okuma zevki veren bir yeniliktir. Bu yenilikler takip edilmelidir. Bizleri hızlı okuma seminerlerine götürünüz. Bu seminerler çocuk ve gençlere okuma alışkanlığı ve motivasyon kazandıracağından kaçırılmaması gerekli fırsat olarak görülmelidir. Sesli okumada uygun vurgu ve doğru telaffuzu kazanmak için diksiyon ve güzel konuşma kurslarına gönderiniz.

Size bol kitap okumalar diliyorum.

MAHYA . EKİM 2009 22


tarih

Viyana önlerinden Münih´e gelen esir Türkler… (1.Bölüm) Dr. Latif Çelik

16. yy. batılı tarihçiler tarafından Pax Ottomana - Osmanlı yüzyılı olarak bilinir. Yine bu yüzyıl, Osmanlı topraklarının çok genişlediği ve hantallaştığı için yönetim zaaflıklarının da doruğa çıktığı zaman dilimidir aynı zamanda. Osmanlı´nın yayılmacı gücü duraklasa da hala Avrupa´nın en güçlü devletidir. Avusturya İmparatorluğu´nu yöneten Habsburglar ise Orta Avrupadaki en büyük rakipleridir. Münih’ e gelen Osmanlılar başlığı ile tarihe mercek tuttuğumuzda 1641 yılı baharında bütün Avusturya ve Bavyera’ nın Osmanlı akınlarına maruz kaldığını görürüz. Hammer´in yazdığı Osmanlı tarihinde, “1641 yılında Osmanlı akıncıları sadece Avusturya değil, bütün Bavyera´yı da içine alan akınlar yaptılar. Türk atlıları Kuzey Bavyera´da Bamberg, Schweinfurt ve Würzburg yakınlarında Main ırmağına kadar geldiler. Baharda taşan Main ırmağını geçemeyen Türkler geri döndüler.” Elbette bu akınlarda Bavyera’ da işgal amaçlı gelen Osmanlı askerlerinin uğradığı önemli mekanlardan birinin de Münih olması muhtemeldir.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa

Münih şehri ile Osmanlıların ne zaman tanıştığı konusunda net bilgiler olmasa da ipek ve baharat yollarını elinde tutan Osmanlı burjuvasının Münih’ li tüccarlarla ticari ilişkisinin olduğu muhakkaktır. Osmanlıların ilk etapta bürokratik ilişkiyi hep Viyana ile kurmalarından dolayı Münih ve Bavyera´nın arka planda kaldığını görüyoruz. Osmanlı tarihinde Münih ve Bavyera kelimelerinin en sık geçtiği zaman dilimi II. Viyana kuşatması sonrası olarak göze çarpıyor. Osmanlı tarihçilerinin kayıtlarında Bavyera’ nın bu kadar öne çıkmasının sebeplerinde en başta geleni de ünlü Alman komutan Maximillians ile ilgili. 25 yıl geriye gidip, 1683 yılı Eylül ayındaki Avusturya - Osmanlı hesaplaşmasının son saatlerinin tarihin tozlu sayfalardan günümüze nasıl yansıdığına bakalım. 12 Eylül 1683 günü Doğu Roma tacının sahibi Osmanlılar ile Batı Roma varisi Avusturya, Beç (Viyana) surlari önünde son büyük rövanşın son saatleri için karşı karşıya geldiler. Ofansif hareket eden Türkler asrın en sağlam surlarını yıkarak Kızılelma’ ya sahip olmak, defansif davranan Avusturya’ lılar ise Türkleri durdurabilme planını esas alarak yüzbinlerce askeri Alamandağı (Kahlenberg) çevresinde konuşlandırdılar. 3 aydan fazla devam eden kuşatma uzadıkça Türkler yoruldu. Sadece yorulmak mı, ilk defa yenildiler. Kuşatma uzadıkça Türkler yoruldu, yardım için Viyana’ ya yola çıkan Haçlılar zaman kazandı, ama gerçekte bilinmeyen ise kaderin ağını örmeye devam etmesiydi. Uzayan her dakikada binlerce düşman askeri kaleyi kuşatan Osmanlı´yı arkadan kuşatıyor ve siperini

Telefon 0911 - 92315931 ya da 0157 - 73090777

23 MAHYA . EKİM 2009


almanya’da türk izleri alıyordu. Papa´nın kutsal çağrısı ile Almanya, Hollanda, Polonya, Venedik, İspanya, Fransa ve Avrupa’ nın çesitli yerlerinden toplanan Hristiyan orduları kuşatmayı son gününe kadar getiren Türk ordusunu arkadan sararak öldürücü darbeyi vurmaya hazırlanıyorlardı. Tunanın karşı tarafındaki Kırımlı Giray Han’ın Leh askerlerini, Budin yolundaki İbrahim Paşa´nın ise Avusturya askerine karşı tedbir almaması Türklere çok pahalıya mal olacaktı. Savaşın kaderi zaten 12 Eylül 1683 gününün öğle vakti belli olmaya başladı. Osmanlı ordusunun merkezi ve sol kanadında savaşanlar genelde Alman askerleri idi. Yaklaşan kılıç sesleri aslında Osmanlı - Avusturya çekişmesinin asırlarca devam edecek ilişkilerinde son derece belirleyici bir rol oynayacaktı. Bavyera elektörü Maximillian savaşın kaderini değiştiriyor... Eflak ve Bogdan atlılarının geri çekilmesini firsat bilen Bavyera Elektörü Maximillian şuursuzca vuruşan Osmanlı ordusunun sağ kanadına hücuma geçti. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ikindi vakti Osmanlı hazinesinin önemli bölümünün düşman eline geçtiğini görünce ileri atılmak istedi. İki tarafın top ateşi ile göz gözü görmeyecek bir cehennem ateşinin korkusunu Viyana surlarının içinde ve dışındakilerin hepsi yaşadı. İbrahim Paşa ve Giray Han’ a beddualar yağdıran Sadrazam Merzifonlu akşam verdiği ani kararla kuşatmayı kaldırıp süratle Budin’ e hareket emrini verdi. Bu emir aynı zamanda yenilgiyi kabul, kadere boyun eğmekti. Tabii ki binlerce Türk’ ün Avrupa içlerine esir gelmesinin de başlangıcını oluşturuyordu. Osmanlı tarihçileri kaybedilen kuşatma sonucu 18 bin Osmanlı´nın esir düştüğünü belirtselerde Hammer’ in iddiası 70 binden fazladır. 13 Eylül günü on binlerce Yeniçeri, Sipahi, akıncı, kapıkulu, kumbaracı ve lağımcı askerleri galipler tarafından esir alınıp derhal Viyana Hinterland´ının Almanya tarafına doğru

uzaklaştırıldı. Kuşatmanın yarılmasından hemen sonra müttefik orduların Leh komutanı Jan Sobiyevski ve Bavyera Elektörü Maximillian, Papa tarafından Hrıstiyan aleminin yiğit evlatları ilan edildiler. Osmanlı Paşaları Almanya’ ya esir olarak geldiler... Avrupalı milletlerden oluşan kalabalık orduların bazısı geri çekilen Türklerin peşine takılırken Alman ve Fransız komutanlar ganimet ve esirlerin paylaşılmasında birbirlerine düştüler. Başta Osmanlı hazinesi olmak üzere, eşyalar galip müttefikler arasında süratle paylaşıldı ama sayıları giderek artan Türk esirler için bir çare bulmak gerekti. Yılmaz Öztuna’ nın Büyük Türkiye tarihi adlı eserinde belirttiğine göre, Alman komutan Maximillians boylu poslu en seçme Türk esirlerden 270 kişilik bir grubu Linz-Salzburg üzerinden Münih´e gönderdi. Almanların saşkın ve ilgi dolu bakışları arasında bir zamanlar akıncı olarak geldikleri Bavyera’ da yeni bir hayata alışmaya çalışan Türk esirlerin sayısı ertesi yıl daha da arttı. Belgrad, Zenta, Salankamen ve Budin muharebelerinde esir edilen çok sayıda Türk özellikle Bavyera’ da Münih, Nürnberg, Ansbach ve Ulm şehirlerine getirildiler. Türk esirlerden yakışıklı ve meslekli olanlar iyi paraya satılabildiği için sık sık el değiştirdiğini görmekteyiz. Türk esirlerin tercüman aracılığıyla hazırlattıkları azad edilme dilekçesi.

devam edecek...

MAHYA . EKİM 2009 24


kim kimdir

selahaddİn eyyubİ Derleyen: Gökhan Önder

Mısır, Suriye, Yemen ve Filistin sultanı ve Eyyubi hanedanının ilk hükümdarı. Kudüs´ü Haçlılardan alarak (2 Ekim 1187) kentte 88 yıl süren Frank işgaline son vermiştir. Babası Necmeddin Eyyub, Selçuklu emiri İmadeddin Zengi´nin hizmetinde görevliydi. Baalbek ve Şam´da büyüyen Salaheddin iyi bir din eğitimi aldı. Askeri yaşamı Zengi´nin oğlu ve ardından Emir Nureddin’ in komutanlarından, amcası Asadeddin Şirkuh´un hizmetine girmesiyle başladı. Şirkuh´un, Mısır´ın I. Haçlı Seferi sonucunda kurulan Latin-Hıristiyan devletlerinin eline geçmesini önlemek amacıyla düzenlediği üç sefer sırasında, Kudüs´ün Latin kralı I. Amalricus, Mısır´ın Fatımi halifesinin güçlü veziri Şavar ve Şirkuh arasında karşılıklı bir mücadele gelişmişti. Salaheddin Şirkuh´un ölümünden ve Şavar´ın öldürülmesinden sonra, henüz 31 yaşındayken hem Suriye birliklerinin komutanlığına, hem de melik unvanıyla Mısır vezir-liğine atandı (1169). 1171´de Mısır´da Şii Fatımi halifeliğine son vererek Sünniliğe dönüldüğünü ilan eden Salaheddin Eyyubi böylece Mısır´ın tek yöneticisi durumuna geldi. Salaheddin 1174´ten 1186´ya değin Suriye, Kuzey Mezopotamya, Filistin ve Mısır´daki tüm Müslüman topraklarını kendi bayrağı altında birleştirmeye girişti. Zamanla sahtekarlık, ahlaksızlık ve gaddarlıktan uzak, cömert, erdemli, ama kararlı bir hükümdar olarak ünlendi. Salaheddin, ye-

25 MAHYA . EKİM 2009

ni ya da gelişmiş askeri teknikler kullanmak yerine, çok sayıdaki düzensiz kuvvetleri birleştirip disiplin altına alarak askeri güç dengesini de kendi lehine çevirmeyi başardı. 1187 de bütün gücüyle, Latin Haçlı krallıklarına yöneldi. Düşmanlarının tümüyle yoksun olduğu ko-muta yeteneğiyle 4 Temmuz 1187´de tükenmiş ve susuzluktan bitkin düşmüş bir Haçlı ordusunu, Kuzey Filistin´de Taberiye yakınındaki Hattin´de sıkıştırdı ve bir hamlede yok etti. Haçlıların verdiği kayıpların büyüklüğü Müslümanların Kudüs Krallığı´nın neredeyse tümünü ele geçirmesini sağladı. Akka, Betrun, Beyrut, Sayda, Nasıra, Caesarea, Nablus, Yafa ve Aşkelon üç ay içinde düştü. Salaheddin Haçlılara en büyük darbesini ise 88 yıl Frankların elinde kalan Kudüs´ü 2 Ekim 1187´de teslim alarak indirdi. III. Haçlı Seferi uzun ve tüketici oldu. I. Richard (Aslan Yürekli) tartışmasız askeri dehasına karşın hiçbir sonuca ulaşamadı. Haçlılar Doğu Akdeniz´de ancak güvensiz bir toprak parçasına tutunabildiler. Kral Richard Ekim 1192’de dönüş için yelken açtığında savaş sona ermişti. Salaheddin başkent Şam´a çekildi. Uzun seferler ve at üstünde geçen günlerden sonra çok yaşamadı. Akrabaları imparatorluğu paylaşırken, arkadaşları Müslüman dünyasının en güçlü ve en eli açık hükümdarının, mezarını yaptırmaya yetecek para bırakmadığını gördüler.


bilgi küpü

HİKMETLİ SÖZLER Tarihte Bu Ay

Kokünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olmadan çürür. (Necip Fazıl Kısakürek) Körler çarşısında ayna satma, sağırlar çarşısında gazel atma. (Hz. Mevlana)

02.10.1187: Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ ü zapt ederek 88 yıllık Frank işgaline son verdi. 12.10.1492: Cenova’lı denizci Kristof Kolomb, Karayipler’ e ulaştı. Fakat Doğu Asya’ya geldiğini düşünüyordu.

Yenileceğinden korkan daima yenilir. (Yıldırım Bayezit) İki tür insan daima açtır. Biri bilimi arayan, diğeri de parayı. (Cat Stevens)

31.10.1517: Martin Luther, Protestanlığı ilan etti. 02.10.1608: Modern teleskopun prototipi Jan Lippershey tarafından yapıldı. 11.09.1853: Elektrikli telgraf ilk kez kullanıldı. 24.10.1857: İlk futbol kulübü, İngiltere’ de Cambridge Üniversitesinde kuruldu. 01.10.1880: İlk elektrikli ampul fabrikası Thomas Edison tarafından açıldı. 10.10.1893: İlk dizel motor prototipi Almanya’da Krupp fabrikalarında denendi. 04.10.1904: Almanya ile Osmanlı Devleti arasında telgraf anlaşması imzalandı. 31.10.1919: Sütçü İmam, Kahramanmaraş’ ta Fransız işgalcilere ilk kurşunu attı. 29.10.1923: Türkiye’ de Cumhuriyet ilan edildi, Mustafa Kemal Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi.

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ? Atların kırılan kemikleri geri kaynamaz. Ayağı kırılan atların hayatı da biter. Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer. Son 30 yılda dünya orman örtüsünün beşte biri yok oldu.

MAHYA . EKİM 2009 26


»Gel, gel, her ne olursan ol, gel!« Meşhur Türk mutfağını sizler için Nürnberg’e taşıdık! Konya’nın mutfağını sizler için Frankonya’ya taşıdık. Mutlaka ocakbaşında hazırladığımız meşhur kebab çeşitlerimizi veya odun fırınından taze çıkmış pide ve pizzalarımızı deneyin!

Gostenhofer Hauptstraße 18 (Plärrer Meydanı) Tel. (0911) 27 444 11 Cep Tel. (0176) 20 83 86 62

55 kişilik aileler ve şirketler için özel bölüm

Ahmet Can anoris. 01.09

Pazartesi–Perşembe: Saat 06:00–00:30 Cuma–Cumartesi: Saat 06:00–05:00 Pazar ve Tatil Günleri: Saat 06:00–01:00


Daima sağlıklı dişlerle gülümsemek için...

Zahnärztin / Diş Hekimi

Sühendan Aysu İstanbul Üniv. Diş Hekimliği Fakültesi

Feuerweg 23 (Plärrer) 90443 Nürnberg Telefon 0911 - 26 00 88


hukuk

Boşanmada Manevi Tazminat Av. Yaşar Saldıray

Bu çalışmamda emeği geçen meslektaşım ve sevgili dostum Alman hukukunda Avukat Ender Sürekli’ ye yürekten teşekkür ediyorum.

Giriş: Aile ve dolayısıyla evlilik toplumun en önemli temel yapısını oluşturduğu için belirleyicidir. Bunu düşünen kanun koyucu evliliği kendi isteği doğrultusunda keyfine göre kullanılmasını önlemek amacıyla ve bu doğrultuda buna bir yaptırım öngörmek amacıyla maddi ve manevi tazminatı öngörmüştür; bu çalışmamda genel olarak manevi tazminat hakkında bilgi vermek istiyorum. Mevcut ve beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir “ (MK .174/1). “Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir” (MK.174/2). Yukarıdaki koşulların varlığı halinde tazminat takdir edilir. Ve bu hususta hüküm kurulurken kusura göre hareket edilir, tarafların kusuru, sosyo-ekonomik durumları, manevi tazminat söz konusu ise kişilik haklarına saldırının ağırlığı v.b birden fazla kriter somut olaya uygulanır. Ve buna göre hakim tarafindan uygun oranda maddi ve manevi tazminata hükmedilir. Kanunumuz boşanmada taraflara sadece maddi tazminat değil manevi tazminat isteminde bulunabilme hakkı vermiştir. Bu manevi tazminatı eğer istem varsa ağır kusurlu eş diğer eşe ödemek zorundadır. Verilecek ma-

29 MAHYA . EKİM 2009

nevi tazminat bir zenginleşme aracı olarak değil kişilik değerleri ya da bu değerlerden bir tanesi zedelenmiş tarafın bir nebze olsun bu zararını tazmin edebilmek amacını güder. Manevi tazminatta en önemli amaç kişinin kişilik haklarının korunmasıdır. Bu amaçla öngörülmüş bir yaptırımdır. Boşanmadan doğan manevi tazminatın hukuksal dayanağı Türk Medeni Kanunu m. 174/2. fıkrasıdır.Manevi tazminat zarar görenin kişilik değerlerinde iradesi dışında meydana eksilmenin giderilmesi, tazmin ve telafi edilmesidir. Manevi tazminat Türk Medeni Kanunu ve borçlar kanununda düzenlenmiştir.


Şartlar: - Kusur şartı - Zarar oluşmalıdır. - Zarar ile kusur arasında illiyet bağı olmalıdır. - Hukuka aykırılık olmalıdır. - Tazminat isteyen eş kusursuz olmalı ya da az kusurlu olmalıdır. - Tazminat istenen eş daha kusurlu olmalıdır. - Zarar oluşmalıdır. - İlliyet bağı olmalıdır. - Hukuka aykırılık olmalıdır. - Boşanmadan dolayı kişinin kişiliği yani kişilik değerleri ya da bu değerlerden bir tanesi zarar görmelidir. Örnek 1: Eşit kusurlu, tam kusurlu ya da ağır kusurlu eş manevi tazminatı alamaz. Eşit kusurluluk üzerine birkaç Yargıtay örneği verelim; örnegin bir eşin hakaret etmesine karşılık diğer eşin onu dövmesi durumunda eşit kusurluluk vardır ve dolayısıyla tazminat hakkı doğurmaz!!! Ancak başka birileriyle aynı evde yaşayan eş elbetteki kusurludur. Örnek 2: Başkalarıyla karı koca gibi yaşayan eşler eşit kusurludur; (Hem kadın hem de erkek başka kişilerle yaşıyorlarsa eşit kusurlu oldukları için tazminata hak kazanmazlar !!!) Örnek 3: Hukuka aykırılık yok ise bu durumda tazminat verilmez. Yargıtay bazı durumları manevi tazminat için yeterli görmemiştir bu durumlar; - Bağımsız ev temin edilmemiş olması kişilik hakkına saldırı olarak nitelendirilemez!!! - Evlenme törenininden sonra eşlerin bir araya gelip karı koca hayatı yaşamaması manevi tazminatı gerektirmez !!!

Soru: Ne tür durumlar tazminatı gerektirir? - Fiziki kişisel saldırı; Örneğin eşlerden birinin diğerini dövmesi, yaralaması v.s - Manevi kişiliğe saldırı; Örnegin her ortamda aşağılama, sadakatsizlik, aldatma v.s Önceki medeni kanunda yani 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 143/2 maddesinde manevi tazminat verilebilmesi için aranan şart şahsi menfaatlerin ağır suretle zedelenmesiydi ancak yeni medeni kanunda zedelenmenin ağır suretle olması şartı kaldırıldı. Yeni medeni kanuna göre verilecek tazminat; ruhsal dengeyi düzeltecek, duyulan acıyı dindirecek ve tazminat zenginleşme aracı olarak kullanılmayacaktır. Manevi tazminat aile mahkemesinin hükmüne göre toptan ödenebilir. Verilmiş olan manevi tazminatın kaldırılmasına veya indirilmesine karar verilemez!!! Yine aynı şekilde manevi tazminat irat şeklinde, taksitle, anlaşma yoksa yabancı para şeklinde ödenemez. Not : Türkiye hukuku ile Almanya hukuku arasındaki en büyük farklardan biri de tazminat yönünden kendini göstermektedir. Özellikle boşanma sona erdikten sonra açılacak manevi tazminat davasında da 1 yıllık zamanaşımı mevcuttur.

ÖNEMLİ: Bu yazı konuyla ilgili bilgilendirme ve yönlendirme amacıyla yazıldığı için içeriğinin yanlış kullanılması, ya da yanlış yorumlanmasından dolayı meydana gelebilecek olumsuz sonuçlardan sorumluluk kabul edilmemektedir.

MAHYA . EKİM 2009 30


iş dünyası

vatan Kommunikation gururunu yaşıyorum. Bunun bir tesadüf olmayıp, gerçekleri yansıttığı hususunda 2006 yılı sonunda O2´dan bir de tescil yazısı gönderdiler. Umarım diğer Türk arkadaşlar da bu başarıyı yakalarlar ve gerçek gücümüzü gösterebiliriz. Şu anda Nürnberg´de Ludwigstr. 61, Fürth´de Schwabacher Str. 3, Schwabacher Str. 16 ve Hirschenstr. 18, Erlangen´de Rathausplatz 5, Ansbach´da da Uzstr. 20´de olmak üzere 6 şubemizle hizmet vermekteyiz.

Kendinizi okurlarımıza kısaca tanıtır mısınız? Adım Ayhan Yeşil,1974 Fürth doğumluyum. Okul tahsilimi doğup büyüdüğüm Fürth kentinde tamamladım ve on senedir telekomünikasyon sektöründeyim, evli ve iki çocuk babasıyım. Altı şubenin başarısını neye bağlıyorsunuz? Her zaman azimli ve düzenli bir çalışma sistemi olmalı. Eskiden büyük balık küçük balığı yutar diye bir deyim vardı. Artık hızlı davranan küçük balık yeri geliyor büyük balığı yiyebiliyor. Başarımızdan bahsederken işçilerimin özverili çalışmalarının da bunda büyük katkısı bulunduğunu söylemeden geçemeyecegim. 2005 yılının Kasım ayında O2´nun Almanya´ daki en iyi on bayii arasında gösterildim. Ve bunu başaran tek Türk O2 bayiliği olmanın

31 MAHYA . EKİM 2009

“Türklerle iş yapılmaz“ sözünü neye bağlıyorsunuz ve bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? Bu konuda malesef birçok insanımız aynısını söyler, ama okuyucularımız da takdir ederler ki, azınlıkta olan ve bu değimi hakedenlerin o yanlışları bütün işadamlarını bağlamaz. Yani öyle bir genelleme yapmak ne kadar yanlış olur, varın siz düşünün. Şu an itibariyle 6000 civarında müşterimiz var ve şunu samimiyetimle söyleyebilirim, ne müşterilerimizle, ne de diğer Türk şirketleriyle bu tür sorunlar yaşamış degilim. TV´de nakit para, eşya vs. karşılığı mukavele sunanlar var. Bu konu hakkında okurlarımızı biraz aydınlatırmısınız? Biz bunu başından beri söylüyoruz, TV´deki sözleşmelere kanmasın halkımız. Bazen bir kişiye adedi 15´e kadar varan sözleşmeler yaptırılıyor ve herhangi bir sorununuz olduğunda sizle ilgilenecek kişi bulmanız zor olu-


yor. Ama şunuda memnuniyetle söyleyebilirim ki, TV´deki bu yönde çıkan reklamların da azalmış olması, halkımızın buna fazla rağbet etmediğini göstermektedir. Yapılan sözleşmelerdeki dikkat edilmesi gereken konular hakkında kısaca bize birkaç bilgi verir misiniz? Aidatlara dikkat etmek gerekiyor. Diğer zamanlarda da olduğu gibi bir şeyi imzalamadan önce bütün mukaveleyi dikkatli okusunlar, tabi ki küçük harflerle yazılmış olanları da. Bunun dışında opsiyonlara dikkat edilmeli. Bazen müşterinin haberi olmadan, hiç gerek duymadığı, yahut istemediği opsiyonlar da sözleşmeye dahil ediliveriyor. Bilhassa sabit hatlarda telefon üzerinden yapılan sözleşme değişikliklerinin detaylarına kadar incelenmesi gerekir.

Ürün yelpazenizde hangi ürünleri bulundurmaktasınız? Sadece cep telefonu değil, aynı zamanda başından beri DIGITURK ve D-Smart bayii olarak da hizmet vermekteyiz. Bunların yanısıra tabiki internet, sabit hat, elektrik, mobil - yani dizüstü bilgisayarla - internet erişimi gibi ürünler de yelpazemizde bulunmaktadır.

tığımız O2 sözleşmelerinde bu arkadaşlarımız Almanya´nın neresinden olursa olsun O2 ve sabit hatları sınırsız arayabiliyor ve ayda bedava 150 SMS gönderebiliyorlar. Bu sözleşmenin aidati ise 15,- Euro gibi cüzi bir miktardır. Bunun yanısıra şirketlere yönelik değişik kampanyalarımız bulunmaktadır. Tüm kampanyalarımızı internet sitemiz www.vatan-kommunikation.de´den de takip edebilirsiniz. Sizce başarının püf noktaları neler ve buradan ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? İlk başta kendinize güveneceksiniz ve disiplinli olacaksınız. Bu vesileyle buradan insanlarımıza ve bilhassa Türk işadamlarına birlik ve beraberlik içerisinde çalışmalarını tavsiye ederim. Son olarak da dergimiz hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz? Derginizin her sayısını beğeni ile okuyor ve bir sonraki ayın dergisini sabırsızlıkla bekliyorum. Dergide emeği geçen tüm arkadaşları buradan tebrik ediyor ve çalışmalarınızın aynı itina ve güzellikde devam etmesini diliyorum. Biz de Vatan Kommunikation´un sahibi Sayın Ayhan Yeşil Bey´e kıymetli zamanını bizlere ayırıp bu sayımızdaki söyleşimizde gösterdiği samimiyetinden dolayı teşekkür eder, iş ve aile hayatında daha nice başarılara imza atmasını dileriz. Röportaj: Harun Önder

Bize kısaca aktüel kampanyalarınızdan bahseder misiniz? Sizlere en yoğun ilgiyi gören kampanyamızı özetleyim isterseniz: Öğrencilere yönelik yap-

MAHYA . EKİM 2009 32


iş dünyası

Telekomünisyon sektörü bir Türk işadamı daha kazandı : Aydın Özcan - AY fone Telefon sözleşmesi sektörünün tecrübeli isimlerinden Aydın Özcan AY fone´u hizmete açtı. Özcan vatandaşlara cep telefonu, sabit hat ve enerji yakıtlarında tasarruf sözü verdi. Uzun zamandır telekomünikasyon sektöründe hizmet veren tecrübeli işletmeci Aydın Özcan AY fone´u yapılan bir törenle müşterilerin hizmetine açtı. Açılışa çok sayıda davetli katıldı. Açılış nedeniyle müthiş kampanyalar yapmaya hazırlanan AY fone, açılış için çekiliş yaptı.

BU KALICI ESERDE SİZİN DE BİR KATKINIZ OLMASINI İSTİYORSANIZ... 1. BANKA HAVALESİ YOLUYLA BAĞIŞ 2. TELEFON YOLUYLA BAĞIŞ Empfänger: Türkisch Islamische Union 0 900 1070105 Konto-Nummer: 505566000 Sabit hattan bağışta bulunmak Bankleitzahl: 3704044 Bank Commerzbank Köln istiyorsanız (her aramada 5 €) Verwendungszweck: Merkez-Camii

33 MAHYA . EKİM 2009


kültür

TRABZON

Kent merkezi kuzeyde denizden, güneyde Boztepe’nin üzerine kadar düzgün olmayan teraslar halinde yükselir. Değirmendere, Kuzgundere (ya da Tabakhane) ve Zağnos dereleri yerleşimi güneyden kuzeye derin boğazlarla bölmüştür. Tabakhane ve Zağnos dereleri arasında kalan ve düzgün olmayan yüksek bir masa formundaki alan üzerinde, kentin bilinen eneski yerleşim kalıntıları tespit edilmiştir. I. Bayezid’in 1398 de Samsun yöresini almasından sonra Trabzon Komnenos Krallığı Osmanlı Devletine yıllık vergi ödemek zorunda bırakılmıştır. David Komnenos, iktidarı döneminde (1458-1461) vergi ödemeyi durdurarak, önceden ödediklerini de Akkoyunlu Devleti Sultanı Uzun Hasan aracılığıyla geri istemiş, Osmanlılara karşı Avrupa’ daki büyük devletlere ittifak önerisinde bulunmuştur. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet’in öncülüğündeki Osmanlı Kuvvetleri bölgeyi kuşatarak, 1461 yılında Trabzon’ u ele geçirmiş ve Komnenosların egemenliğine son vermiştir. Trabzon, Osmanlı döneminde önce eyalet ve sancak olarak şehzade ve mutasarrıflar tarafından idare edilmiştir. Yavuz Sultan Selim de şehzadeliği sırasında (1491-1512) Trabzon’ da

35 MAHYA . EKİM 2009

Sancak Beyi olarak bulunmuş, sonradan Kanuni ünvanı alacak olan oğlu Sultan Süleyman burada doğmuştur. Yapmadan gitme: Sumela Manastırı Trabzon’ a veya komşu illere geldiyseniz, yazı başka güzel kışı ise esrarengiz bir görüntüye bürünen Sumela Manastırını kar altında görmeden, ve ziyaret etmeden, Uzungöl ülke turizmine ve bölgenin tanınmasına önemli katkı sağlayan yaz kış ulaşımının sağlandığı, stresten ve şehir gürültüsünden ve hava kirliliğinden uzak, gönlünüzce eğlenip doğanın tadına varabileceğiniz ender güzelliklerden olan Uzungölü görmeden, Sera Gölü Uzungöle alternatif turizm sit alanı olarak düzenlenen sera gölü dağ yamacının kayarak vadinin önünü kesmesiyle oluşmuş doğal bir göldür. Sahile 1,5 km, Trabzona 12 km olan gölün etrafında kamp ve yeme içme tesisleri mevcuttur. Şehir gürültüsünden uzak doğa ile başbaşa eşsiz manzarası eşliğinde zamanınızı geçireceğiniz Sera gölünü gezip görmeden, Trabzon Kalesi yörenin en iyi korunmuş, denizden tepelere kadar uzanan Trabzon Kalesini gezmeden,


Atatürk Köşkü şehrin 7 km güney-batısında Soğuksu mevkiinde 19. yüzyıl sivil mimari örneklerinden olan ve Trabzon halkının Atatürk’ e bir hediyesi olan Atatürk Köşkünü ziyaret etmeden, Trabzon Müzesi (Arkeoloji ve Etnografya) 20. yüzyılın başlarında yapılmış ve çok önemli sanatsal özelliklere sahip olan tarihi konak, iki bölümden oluşmaktadır. Arkeolojik ve Etnografik eserleri ve binanın mimari özelliklerini ve iç süslemelerini görmeden, Han, Hamam, Tarihi Köprü İlimizdeki şehirleşmenin Roma dönemi öncesinden başlayıp Roma-Bizans dönemi ile devam eden ve Osmanlının Trabzon’u fethiyle önemli bir ticaret merkezi haline gelen şehrin Osmanlı dö-

nemi camileri, han, hamam, tarihi köprü ve su kemerleri ile birlikte kentin her zaman vilayet merkezi olmuş tarihi Ortahisar Mahallesini ve Trabzon Evlerini gezip görmeden, Yöresel yemekleri Sumela Manastırı gezisi sonrası yol güzergahında bulunan ve diğer yerlerdeki  lokantalarda, yöresel yemeklerinden kara lahana dolması, kaygana, mısır ekmeğini, Trabzon ekmeğini, Tereyağında alabalığı, Hamsiköy’ de Hamsiköy Sütlacını, Akçaabat Köftesini, Trabzon tereyağı ve peynirinden yapılan meşhur Kuymağı, ve adlarını saymakla bitiremeyeceğimiz yöreye özgü yemekleri yemeden, Asla ve asla dönmeyin. Hazırlayan: Mehmet Işıldak

MAHYA . EKİM 2009 36


güncel

CUMHURİYETİN 86. YILI

Türk Millî Mücadelesinin en önemli kazanımı kuşkusuz Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk büyük verimi ise cumhuriyettir. Cumhuriyet, yeni Türk devletinin lâiklik ve demokrasi ile birlikte tartışmasız en temel niteliğidir. Türk Millî Mücadelesi, öncesi ve sonrasıyla uzun bir dönemi Ömerkapsayan Bozkurt tarihsel bir süreçtir. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşından başlayan ve Meşrutiyet İhtilâli, Balkan savaşları, muhaceretler, Çanakkale Savaşı, Birinci Dünya Savaşı, Mütareke yılları ve Kurtuluş Savaşını içine alan dönemde toplumu derinden etkileyen olayların yarattığı büyük çözülmeler, çeşitli kırılmalar ve ardından gelen yeniden bağımsızlık ve yapılanma süreci... Bu sebeple Millî Mücadeleyi, birbirine bağlı kesintisiz bir olgu ve bir bütün olarak ele almak gerekir. O, bir taraftan birbiriyle bağıntılı olaylar zincirinin, bir taraftan da halkın ve asker-sivil nitelikli aydın kadronun başlattığı, içinde yer aldığı geniş soluklu bir hareket olarak karşımıza çıkmaktadır. Osmanlı Devletinin içeride ve dışarıda gücünü yitirmeye başlamasıyla yönetici-aydın-halk kitlelerinin ortak amacı vatanı kurtarmak, millî varlığı ve istiklâli sağlamak olmuştur. İşte halk, Millî Mücadelenin burasındadır. Başta Mustafa Kemal olmak üzere yönetici ve aydın kadro ise eski devletin devamı yerine yeni bir düzen düşüncesini Millî Mücadele boyunca sistematik olarak hayata geçirip, ona yeni bir boyut kazandırmıştır. Halkın bu duruma bir diyeceği yoktur. O vatanının, dininin ve namusunun korunmasını istemektedir. Bu konuda öncü kadronun arkasındadır ve ona güveni tamdır. Öncü kadro da yeni düzende, halkın bu gerçekçi taleplerinin daha iyi karşılanacağını düşünmektedir. Millî hareketten cumhuriyete, böyle bir süreç izlenerek geçilmistir. Peki her geçiş döneminde olduğu gibi cumhuriyete geçiste de yaşanan bazı çatışma ve olaylar neyin nesiydi? Öncelikle şunun söylenmesi gerekir ki halk, bu çatışma ve olayların içinde doğrudan yer almamıştır. Bu durum, eski kadrolarla yeni kadroların bir çeşit iktidar savaşıdır ve halk, eski kadrolar tarafından bu savaşa çekilmeye / sürüklenmeye çalışılmıştır. Cumhuriyetle gelen kalkınma, ilerleme, bağımsızlık, yeni kurumlar ve yeni bir hayat tarzı düşünceleri kısa zamanda uygulamaya konulmuş, elde edilen başarı somut bir uzlaşma zemini yaratmıştır. Artık bütün farklı düşünce ve duruşlar bir zenginlik kabul edilecek; devlet bunlardan zarar görmeyecek ve devletin temel niteliklerinin gereği olan daha özgür bir ortama geçiş mümkün olacaktır. Bunun adı ise demokrasidir.

37 MAHYA . EKİM 2009

İlginçtir; Türkiye’ de lâiklik ve demokrasi üzerine yaşanan spekülasyonlar cumhuriyet üzerine yaşanmamıştır! Çünkü Türk milletinin tarihsel karakterinde cumhuriyetle örtüşen gizli bir damar vardır. Batıda bu üç olgu, büyük bedeller ödenerek belirli kırılma ve çatışma evrelerinden sonra hayata geçirilmiştir. Oysa Türk milleti, cumhuriyeti benimsemekte hiçbir tedirginlik yaşamamış, aksine çok doğal ve hızlı hareket etmiştir. Bunu, devlet-millet-asker karakterli bir millet olan Türklerin, yönetim erkine dahil olma iradesinin bir yansıması olarak görmek yerinde olur. Türk milleti, lâiklik ve demokrasi konusunda da aynı doğallığı gösterme istidadında olmasına rağmen ne yazık ki, siyasal bazı zaaşar sebebiyle batılı toplumlara benzer bir süreci yaşamak zorunda kalmıştır. Bunu da siyasetin, birlikte yaşama ve millet olma iradesine yerli bir açılım kazandırmadaki tecrübe eksikliğine yormak gerekir. Oysa cumhuriyet, lâiklik ve demokrasi birbirini tamamlayan birer olgudur. Halkın bunlara yönelimi benzer nitelikler taşımalıdır. Bu bağlamda cumhuriyet tecrübesini, batılılaşma politikalarının bir izdüşümünden çok, çağın getirdiği bir gerçeklik olarak algılamak daha sağlıklı bir yaklaşım olur. Kaldı ki batıya yönelim Türklerin İslâmlaşma sürecinde de söz konusudur. Çünkü İslâm, Akdeniz havzasında doğmuş ve bu havza merkezli gelişmiş bir dindir. Türkler, Asya bozkırlarından kalkarak yeni bir dünya arayışıyla batıya yönelirken İslâm’la karşılaşmış ve İslâm onlar için yeni bir gerçeklik alanı olmuştur. Cumhuriyet de tıpkı böyledir. Uzun savaş yıllarının ardından devlette meydana gelen dağılma ve çözülmeler, yeni bir derleyip toparlayıcı güç veya yapılanma arayışına gidilmesini zorunlu kılmıştır. İşte cumhuriyet, böyle bir arayış sonucunda ulaşılan bir modeldir. Yeri gelmişken iki önemli ayrıntıya vurgu yapmadan geçmeyelim. Bunlardan biri, Türklerin kendine uygun olanı almada hiçbir kuşku duymayan karakter özelligi; diğeri de batının, istikamet olarak onların gözünde baştan beri çağdaş bir dünya olarak görülmesidir. Demek ki Türkleri İslâm’la buluşturan şartlar ve sebepler ile cumhuriyetle buluşturan şartlar ve sebepler arasında en azından görece bir benzerlik söz konusudur. Son olarak, cumhuriyetin 86. yılında maddî ve manevî, bilinen ve bilinmeyen bütün millet önderlerini rahmet, minnet ve saygıyla anmayı yeterli bulmadığımızı; onların çabalarına, bugün bizim bir yenisini eklemedikçe statikleşmiş anmaların nostaljik avuntudan öte bir anlam taşımayacağını vurgulamak isteriz! Bu düşüncelerle daha nice 86 yıllara diyoruz... Mahya Ekibi


sağlık

Gastrit - Ülser Aile Hekimleriniz Dres. med. A. AYDIN / R. GÜLER Tel. 0911 928 78 80 Spittlertorgraben 3 90429 Nürnberg

Aile hekimleriniz Dres.

A. Aydın

Yutma borusu, mide onikiparmak bağırsağı, ince ve kalın bağırsak, karaciğer, safra kesesi ve pankreasa ait hastalkların çoğu kendini ağrı, yanma veya bulantı gibi şikayetlerle ortaya koyar. Sindirim sistemi organlarında hiçbir problem olmadan da benzer şikayetlere yol açabilen birçok alakasız hastalık var. Reflü, gastrit ve ülser toplumun neredeyse yüzde 50`sini etkiliyor. Nedeni ise bu organın hem dış etkenlere açık olması, hem çok yoğun biçimde asit üretmesi. Ayrıca stres ve psikolojik faktörlerin de sindirim ve mide üzerine yoğun etkisi var.

R. Güler

Bu noktadaki denge iyice mukus aleyhine bozulup devam ederse önceleri yüzeydeki tahriş daha derinlere ulaşıyor ve ülser dediğimiz derin yaralar açılabiliyor.

Sağlığınız için...

Gastrit/Ülser nedir?: Gastritin kelime anlamı ‘‘mide iltihabı’’. Mide iç yüzeyini örten tabakanın yüzeysel olarak yaralanıp tahrip olduğunu anlıyoruz. Mide bir iç organ olmasına karşın dış etkenlere direkt yakınlığı olan bir organdır. Yediklerimizin ilk durak noktası midedir. Dolayısı ile birçok yabancı madde ile sıkı ilişkisi var. Mide çok ciddi miktarlarda asit üretiyor. Adeta bir kezzap deposu. Hidroklorik asit salgılıyor. Asidi bir bardağa alsak ve içine bir parça et koysak iki gün içinde bunun kaybolduğunu görürüz. Ancak bu asit tabii ki mideye zarar vermiyor. Çünkü midenin kendi ürettiği asitten korunması için bir dizi mekanizma var. Bazı özel mide hüclerince üretilen mukus denilen sümüksü bir madde her zaman midenin iç yüzeyine sıvanmış durumda. Mukus sayesinde mide bu asitten korunuyor. Hangi nedenden olursa olsun, bu mukusun miktarı ya da kalitesinde azalma olursa, mide kendini asitten koruyamıyor ve yaralanmaya başlıyor.

39 MAHYA . EKİM 2009

Gastritin/Ülserin belirtileri nelerdir?: Gastritin en belirgin şikayeti mide ağrısıdır. Gastrit tanısını endoskopi ve biyopside almış bir kişinin tek sıkıntısı hazımsızlık ve hafif mide ağrısı olabilir. Aşırı alkol alımı, bir diş ağrısı nedeniyle gereğinden fazla Aspirin ya da bazı ağrı kesici ilaçların kullanımı sonrasında hiç ülseri olmayan biri hafif ya da ciddi mide ağrısı duyabilir. Bu ağrı tipik olarak önde, kaburgalarımızın birleştiği kısmın hemen altındadır ve şiddeti hafif bir kazıntıdan sırta bile vurabilen çok ciddi yanma hissine kadar değişebilir. Böyle bir durumda hissedilen ağrı,


parmak bağırsağı gerekse mide ülseri bulunan hastaların yüzde 85-90´ında hastalığın nedeni helikobakterdir. Bu nedenle ülserin tedavisinde de bir devrim yaşadık. Asit düşürücü tedaviye ek olarak artık helikobakteri giderici tedavi şemaları da ülser tedavisinde altın standart oldu. Helikobakterin nasıl bulaştığını ya da korunma yollarını tam olarak bilmiyoruz. Muhtemelen çoğumuz çocuklukta ya da genç ergenlik döneminde alıyoruz ve ağzımızda bir misafir gibi taşıyoruz. Toplumda taşıyıcılık oranı yüzde 50`lere varmakta. Ancak herkesin midesine yerleşmiyor. Dolayısı ile hiçbir mide şikayeti bulunmayan birindeki bakterinin tanınmasının ya da tedavisinin önemi yok. Gastriti ya da ülseri ve helikobakteri olan bir kişinin tedavisi mutlaka gerekiyor. Ama panik yapmanın alemi yok. Kişinin bir şikayeti yoksa endoskopi önermenin manası yok. Helikobakter dışında mide iç yüzeyinde hasar oluşturan en önemli etkenlerden biri de strestir. Bu öylesine önemli bir etken ki; halkımızın da bunun farkında ve ‘‘beni ülser ettin’’ gibi deyimlerin altında aslında ciddi bir gerçek yatmakta. Stresin mide asidi miktarını artırarak ve bazen de mukus miktarını azaltarak yaralanmaya yol açtığı düşünülmekte. Bu yüzden birçoklarımızın stresli zamanlarda midelerine giren krampları ciddiye almamız gerekiyor.

zinirelmikeh eliA .serD muhtemelen mide yüzeyinin tahrişi sonucu oluşmuş ani gastrit nedeniyle olur. Asit miktarını azaltıcı yöntemlerle bu tip bir hasta rahatlayacaktır. Mide ülseri müzmin bir problem dir. Hasta genellikle 50-65 yaş arasındadır ve ağrıdan şikayetçidir. Hastanın hikayesi ayrıntılı olarak alındığında problemin eskiye dayalı olduğu anlaşılır. Mide ülserinde ağrı daha ziyade yemek yemekle ortaya çıkar. Onikiparmak bağırsağı ülserinde de en temel belirti müzmin ağrıdır. Hasta 40’ lı yaşlardadır ve ağrıyı yine mide üstlerindekine benzer yerde algılar. Onikiparmak ülseri daha tipik bir ağrıdır. Hastalar sonbahar ve ilkbaharda ağrılarının daha fazla olduğundan yakınırlar. Gün içinde ağrıların bir ritim takip ettiğini anlatırlar. Ağrı genellikle mide boşken, yani açken artar ve yemek yemek hastaları rahatlatır.Ağrının sürekli sırta vurmakta oluşu ve geceleri hastayı uyandırmaya başlaması onikiparmak bağırsağı ülserinin iyice derinleşmiş olduğuna işaret eder.

relüG .R

Hangi nedenler gastrit ve ülsere zemin hazırlıyorlar?: Yaklaşık son 15 yıldır çok iyi bildiğimiz en önemli faktör ‘‘helikobakter pilori’’ diye bilinen özel bir mikrop. Eskiden mide asidinin ‘‘mikroplar dahil’’ burada hiçbir canlının yaşamasına olanak tanımayacağı sanılırdı. Oysa helikobakter denilen akıllı bakteri kendini mide asidinden mukus üreten hücrelere yapışarak koruyor ve sinsi bir biçimde bu hücrelerin işlevini bozuyor. Dolayısıyla midesinde helikobakter taşıyan kişi yeterince mukus oluşturamaz hale geliyor ve bunun sonucunda da midenin kendi ürettiği asit tarafından yaralanma süreci başlıyor. Gerek oniki-

nıdyA .A

...niçi zınığılğaS

Gastrit ve ileri dönemde ülser oluşumunda önemli faktörlerden biri de çok kolay ulaşabildiğimiz Aspirin türevi ağrı kesicilerdir. Aspirin ve benzeri ilaçlar hem mideyi tahriş ederek direkt etkiyle yaralanma yapabiliyor hem de kana karışarak zarar verebiliyor. Bu çok önemli bir konu, zira halkımızın yaygın bir biçimde kullandığı ‘‘midede erimeyen’’ ilaç formları da sistemik etki nedeniyle midede probleme yol açabiliyor. Gereksiz yere çok alındıklarında ciddi mide yaralanmasına ve hatta ölümcül kanamalarla seyreden ani gastritlere yol açabilirler.

MAHYA . EKİM 2009 40


Aile hekimleriniz Dres.

A. Aydın Sağlığınız için...

R. Güler


sağlık

Gebe Kalmayı Destekleyen Çay Karışımları Adet döneminin ilk yarısında (ilk 14 gün) içilir: - Biberiye (Rosmarin) - Ahududu yaprağı (Himbeerblätter) - Adı Pelin (Beifuß) - Mürver (Holunderblüten) - Adaçayı (Salbei) Bunların hepsi östrojen hormonu içeren ve ovulasyonu (yumurtlamayı) destekleyen bitkilerdir. Hepsinden 40’ ar gram eklenerek çay karışımı yapılır. Kaynamış su ile çay yapılır ve 10 dakika bekletilir. Her adet döneminin ilk iki haftasında günde 3 bardak içilir.

Adet döneminin ikinci yarısı (son 14 gün) için çay karışımı: - Civanperçemi otu (Schafgarbenkraut) - Aslanpençesi otu (Frauenmantel) - Isırgan otu (Brennessel)

Bu bitkiler ise gestagen hormonu içerir, ve döllenmiş yumurtanın rahime yerleşmesini desteklerler. Yukarıda tarif edildiği gibi yapılır ve adet döneminin ikinci yarısında yine hergün 3 bardak olmak üzere içilir.Gebe kaldığınız an çayı bırakınız.

Hergün içebileceğiniz bir çay karışımı: (Almanca kaynaklardan alındığı için bitkilerin sadece Almanca isimlerini veriyorum. Her eczanede karışımı yaptırabilirsiniz). Aşağıda sayılan bitkilerden çay karışımı yapılır. Günde 1 litre içmek üzere 3 aylık kür yapılır. Hamile olduğunuz an çay daha içilmez. Rahimin iç tabakasını besleyerek embriyonun yerleşmesini destekler. Hormonları dengeler: - Frauenmantelkraut 50g - Johanniskraut 50g - Echtes Labkraut 50g - Ruprechtskraut(veya Storchenschnabelkraut) 50g - Schafgabe 50g - Steinklee 50g - Weiße Taubnessenblüten 5-10g

Çeşminaz Parlayan Südklinikum’ da Ebe 0911/ 30 70 212

MAHYA . EKİM 2009 42


sağlık

Rahim Ağzı Kanseri Aşısı (Human papilloma virüs aşısıdır) Dr. İnci Aydın – Yaylagül Gençlik ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Rahim ağzı kanseri 15-44 yaş arasındaki kadınların kanserden ölüm nedenlerine ikinci sırada yer almaktadır. Bu virüsler dış genital bölümde – rahim ağzında, vulvada, vajinada, mukoza/deri değişikliğine-yani bu bölgerlerdeki cildin veya mukosanın kanser ön aşamasına dönüşmesine neden olur ve tedavi edilmediği taktirde bir süre sonra etkileme organlarda kansere yol açabilir. Ayrıca genital ve cilt siğiline de yol açabilir. 100 değişik HPV tipleri vardır. Bunların içinde 50 ye yakını insana bulaşır ve insanda rahim ağzı kanserine veya siğillere neden olurlar. Bu benim başıma gelmez diyemeyiz. Almanya’ da yaklaşık olarak yılda 6500 kadın rahim ağzı kanserine yakalanmaktadır. Bunlardan yaklaşık 2000´i hayatlarını kaybetmektedirler. Avrupa’ da günde 40 kadın rahim ağzı nedeniyle hayatını kaybetmektedir. HPV tarafindan rahim ağzı bölgesindeki değişikler meydana gelip gelmediği, normal kanser tarama kontrollerinde yapılan muayenelerle basit testlerle tespit edilebilinmektedir. Bunun anlamı bazen daha çok erken aşamalarda kanserle ilgili değişik tespitler edilebilinmekte ve zamanında muayenelerini yaptıran kadınlarda kanser vakalarına çok az rastlanmaktadır. HPV aşısı hastalığı yaratan virüse benzer şekilde olan dört protein molekülünden oluşur. Virüslerin genetik bilgilerini içermeyen bu proteinler enfeksion yaratmazlar. Aşı HPV virüsün çesitli tiplerine karşı vücutta aşılanma

43 MAHYA . EKİM 2009

yoluyla bağışıklık oluşturmaktadır ve bu virüsün yol aştığı hastalıklardan konrunmakta destek olur. Aşı 12 ile 26 yaş arasındaki kız çocuklarına ve bayanlara önerilmektedir. Avusturya’ da bu aşı erkek çocuklarınada yapılmaktadır. Çünkü HPV erkeklerde nadir görülen penis kanserine ve siğillere de neden olmaktadır. Robert Koch Enstitüsü´nde bulunan daimi aşı komisyonu – Stiko 12 ile 17 yaş arasında tüm genç kızlara bu aşıyı tavsiye etmektedir. Üç dozajdan (0-2. ve 6. aylarda) oluşan aşının, ilk cinsel ilişkiden önce tamamlanmış olması gerekmektedir. Aşının yan etkileri bir çok aşıda görüldüğü gibi, aşı yapılan yerde cilt kızarıklığı, şişme, ağrı, kanama, kaşıntı, hafif ateş, baş ve eklem ağrıları, mide ve bağırsak şikayetleri, bunların hemen hepsi geçici yan etkilerdir ve iz bırakmadan hızla iyileşirler. Nadir olarak alerjik reaksiyon, ürtiker, eklem ağrılar meydana gelebilmektedir. Çok ender olarak akciğer bronkslarında daralmaya, kaslarda kramplara yol açabilmektedir. Bu durumların hepsi gerek görüldüğü taktirde tedavi edilebilmektedir. Şu anki araştırmalara göre bu aşının %90 oranında rahim ağzi kanserine karşı koruyuculuğu beklemektedir. Şu anda piyasada Gardasil (HPV virüsün 16 ve 18 türüne-kansere karşı, 6 ve 11 türüne - genital siğile karşı bağışıklık kazandırır) ve Cervarix (16 ve 18 HPV virüs türüne karşı bağışıklık kazandırır) aşıları bulunur.


çocuk

ERKAM’IN EVİ Hattab oğlu Ömer, cesur ve yiğit biriydi. Kimse karşısına çıkmak istemez, onu gören yolunu değiştirirdi. Hazreti Muhammed’in (sas.) peygamberliğini ilân ettiğini duymuş ve onu öldürmeye karar vermişti. Yolda nuaym’a rastladı. nuaym Müslüman olmuştu, ancak bunu gizliyordu. Ömer’i kızgın bir şekilde görünce: –nereye böyle, diye sordu. Ömer: –Muhammed’i öldürmeye gidiyorum, dedi. nuaym telâşla: –Vallahi zor bir işe girişmişsin, dedi. Hazreti Muhammed’i (sas.) korumak ve Ömer’i yolundan çevirmek için: –Sen onu bırak da enişten ve kız kardeşine bak! Onlar da Müslüman oldular, dedi. Bunu duyan Ömer’in kızgınlığı iyice arttı. Hışımla eniştesinin evine yöneldi. Evin önüne geldiğinde içeride bir şeylerin okunduğunu duydu. Biraz dinledikten sonra eniştesi ve kız kardeşinin Müslüman olduklarını anladı. Ansızın içeri girdi. Eniştesi ve kız kardeşi daha ne olduğunu anlamadan onların her birini evin bir köşesine fırlattı. O kadar sinirlenmişti ki onları öldürmek için kılıcına sarıldığı anda kanlar içinde kalan kız kardeşi, ağlayarak şöyle haykırdı: –Ömer, Allah’tan kork! Sen de duy ki, biz Müslüman olduk. ne yaparsan yap, bizi dinimizden vazgeçiremezsin. Biz asla dinimizden dönmeyeceğiz, dedi. Ömer, kız kardeşinin bu cesur çıkışı karşısında şaşkına dön43 MAHYA . EKİM 2009


müştü. O kim oluyordu da Ömer’e karşı geliyordu. Bir an duraksadı ve olanlara bir anlam veremedi. Kılıç tutan elinin titrediğini hissetti. Oturdu ve bir müddet düşündü. Sonra kız kardeşine ne okuduklarını sordu. Kız kardeşi, Ömer’in öfkesinin azaldığını görünce okudukları ayetleri getirdi. Kız kardeşi ve eşi, şaşkınlıkla Ömer’i izliyordu. Ömer, Kur’an ayetlerini okumaya başladı. Okudu... Okudu... Okuduklarından etkilenmişti. O, hırçın Ömer gitmiş, yerine farklı bir Ömer gelmişti. Sonra Erkam’ın evini sordu. İçinde garip duygularla oraya doğru yürümeye başladı. Hazreti Muhammed (sas.), Allah’a iman edenlerin sayısı azken, dikkat çekmeden toplanabilecekleri bir yer arıyordu. Erkam’ın evi gözden uzak sayılırdı. Sevgili Peygamberimiz, arkadaşlarıyla burada toplanıyordu. nuaym, koşarak Erkam’ın evine geldi. Ömer’in Peygamberi öldürmek istediğini orada bulunanlara anlattı. Evdeki herkes, canları pahasına da olsa Peygam berimizi korumak için kılıçlarını çekmiş onu bekliyordu. Ömer, Erkam’ın evine geldiğinde derin bir sessizlik vardı. İçeri girdi ve Peygamberimizle görüşmek istediğini söyledi. Peygam berimiz, onun yanına gelmesini istedi. Ömer, yavaş adımlarla Peygamberimizin yanına yaklaştı, diz çöktü ve ağzından şu sözcükler döküldü: –lâilâhe illallah, Muhammedün rasulullah (Allah’tan başka tanrı yoktur, Muhammed onun elçisidir).

devam edecek... MAHYA . EKİM 2009 44


bulmaca

12

KARE BULMACA 1

2

3

4

5

6

1

7

8

9 10 Soldan sağa: Zarar. Derince Bir çanak. 2- Donuk tür cam. 1- Bir tür güldürü. işi yapma, yerinebir getirme. 2Ham ile olgunüst arası. Aşağı doğru gidiş. Dövüş sporlarında derece. 3- Sedef otu. İlgi. 34Actinium’un simgesi. verilen para. yitimi, 5- Bir En küçük askeri birlik.Dilenciye Ağ tabaka. 4- İstenç tür baykuş. ünsüzleri. irade kaybı. Roba’nın İşaret, alamet. 5- Bir6-türMitoloji. karides. 7-Kulİri talanma süresi. Bir senet türü. 8- Hekimlikte neli be-zelye. 6- Taba’nın ünsüzleri. Yıldız. kullanılan 7-Hareket acı köklü küçük bir bitki.8-9-Yayımcı, Kararlı.basıcı. Göçebe yeteneğinin kaybolması. Ekçadırı. çizgi10-9-Bir tür bir karides. olan. si. Yaylı çalgı.Mazereti Kalıcı. 10Anadolu’da kurulmuş eski bir uygarlık. İstihsal. Yukarıdan aşağıya: 1- İstemeyerek. Hayati sıvı. 2- Gerçeğe ulaştıran iz. Yukarıdan aşağıya: Geçmiş. Özel Baş gezinti gemisi. Hasta bakılan yer. 1Bulgu 3belgesi. çoban. 2- Bir halife. Tapınma. 4- Ham ile olgun Fırlatma. 5- Nikel’in 3Olmasına az arası. kalmak. Birtakım, bazısı.sim4gesi. Metal olmayan. Tarlayı sürerek dinlenmeye Osmiyum’un simgesi. 6Uzak yer. 5Bulanık olmayan. bırakma. Roma’nın adı. böceği. 7- El yıkama 8Eskişehir’in bir ilçesi.eski 6- Takla 7- Karşıyeri. çıkma. Nezir. Kemerli yapı. 9-8-Kayınbirader. Diyet şekeri. Bir işaretödünç. sıfatı. Berilyum’un simgesi. Eğreti, 10-Antalya’ Karından bir kara yumuşakcası. ya 9nınbacaklı bir ilçesi. Bir sayı. 10- Evre, Sırma merhale. da gümüş işlemeli bir tür kumaş. Halkın aşağı tabakası.

2 3 4 5 6 7 8 9 10

KOLAY

GEÇEN SAYININ ÇÖZÜMLERİ: - SUDOKU ZOR - SUDOKU KOLAY - KARE BULMACA Anahtar kelime: Kadir Gecesi Kazananlar: Ayşe Erturan, T. Ülkü

47 MAHYA . EKİM 2009

S U D O K U

ZOR


Vatan Kommunikation’ dan 3 kişiye 25,-’er € değerinde CallYa telefonu. Anahtar kelimeyi 28.10.09 tarihine kadar info@mahya.de ye yollayın ve çekilişe katılın! Beyaz Irmak

Bir erkek adı Bir tahıl ölçeği

Tümör

2

Sayı boncuğu

İsillik

Almaç

Kasap şişi Uzaklık anlatır Tanrı, rab

11

Toplama işaret İyilik bilmez

Gülüt

Öküz gözü

Kin, düşmanlık

Lanetli Bir ingiliz sporu

Kalça kemiği

Ünlü aktör Aktiris

Amerikan pamuğu

Kum taşı Aydın’nın ilçesi

Belek

Dolylı anlatma Sarp geçiti

9

4

Kayak

İnmiş

Kenara atılmış

Can alan melek Şıfa

7

Kimyada Kripton

Yunanca bir harf

Oruç ayı

Akıcı sıvı

Ilımlılık

Kaldırıçı

Tarımsal

8

Çok zehirli gaz

Kara çalma

Bir Başkent

Yakın dost

Yemin

Çok öğünen

Çin’in ünlü lideri

Övme

Aşk

Polonyalı

Sıçan

Kışın yağar

Bilek takısı

5

10

Bir bağlaç

Ana musluk

Hayati sıvı

Afyon’nun bir ilçesi

Yıkma, bozma 1

anahtar kelİME :

1

3

Ödenek

Ev halkı

12

2

3

4

5

6

6 7

8

9

10

11

12


MAHYA . TEMMUZ 2009 42


mizah

BADEM Yaşlı teyze otobüse biner ve şoförün arka koltuğuna oturur. Yaşlı teyze cebinden bir avuç badem çıkarır ve şoföre verir bir daha, bir daha bu olay 5,6 kez tekrarlanır. Şoför sorar: -Teyze bana vereceğine kendin yesene. Teyze: -Oğlum benim dişlerim sağlam değil ben bademin üstündeki çukulataları emiyorum.

AŞK Adamın biti bir gün aşık olmuş. Aşkından bir şiir yazmış. Şiiri şöyleymiş....... Sabahları kahvaltı yapamıyorum çünkü seni düşünüyorum, Öğlenleri yemek yiyemiyorum çünkü seni düşünüyorum, Akşamları yemek yiyemiyorum çünkü seni düşünüyorum, Geceleri uyuyamıyorum... ÇÜNKÜ AÇIM!

MAHYA . EKİM 2009 50


mevlana mutfağından

Erkan ve Veysel Usta’ dan Soğuk Mezeler

Patlıcan Salatası

Malzemeler : 1 adet büyük patlıcan 2 adet yeşil biber 1 diş sarmısak 5 dal maydonoz 1 tatlı kaşığı nar ekşisi 50 gr. sıvı yağ Göz kararınca tuz Hazırlanışı: Patlıcan ve biber fırında közlenir. Közleme işleminin ardından patlıcanın kabukları soyulur ve çok ince bir şekilde doğranır. Daha önceden ince ince doğradığımız maydonoz ve sarımsakla birlikte nar ekşisini, tuzumuzu ve sıvı yağımızı közlediğimiz ve kabuklarını soyduğumuz patlıcanla ve biberlere ilave edilerek karıştırılır.

Tüm MAHYA okurlarına şimdiden afiyetler diliyoruz. 47 MAHYA . EKİM 2009


www.vatan-kommunikation.de



1009