Page 1

bülbül, sana yâr olmak İçİn nârlara düştü, dâİm yakışan hep sana, bİr kırmızı

güldür .


1

EDİTÖRDEN

Merhaba sevgili okuyucular,

İÇİNDEKİLER:

O’nu anlatmaya güç yeter mi?.. O, iki cihanın Güneşi, insanlığa rahmet olarak gönderilen, Nebiler Nebisi... Örnek insan, ahlâk ve fazilet timsali, ÇÖLE inen NURU bütün cihana yayarak, gerçek inkılabı meydana getiren, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellemi anlatmaya güç yeter mi?

Bizden ............................... 2 Din

............................... 9

Ata’mıza Dair ................... 14 Kim Kimdir? .................... 16

Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle, adı “Sevgi ve Barış” olan Yüce Dinimizin güler yüzünün tanıtılması; sadece dostlarına değil düşmanlarına bile sevgi ve yardım elini uzatan Sevgili Peygamberimizin insanlığa hediye ettiği davranış zerafetinin, sevgi ve barış mesajlarının anlatılması, toplum olarak sevgi bağlarımızın kuvvetlenmesine, gönül köprülerimizin perçinleşmesine ve ayrıca Yüce Dinimizin doğru algılanmasına inşallah katkıda bulunacaktır.

Eğitim ............................... 17

Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (SAV)’in kutlu doğumunun yıldönümünün, cennet vatanımızın huzur ve mutluluğuna, necip milletimizin birlik ve beraberliğine, bütün insanlığın hidayetine, Müslümanların da peygamber ahlâkına ve yaşantısına yönelmesine vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz eder saygılarımı sunarım.

Hukuk ............................... 27

Serhat Önder

Bilgi Küpü ....................... 21 Tarih ............................... 22 Güncel ............................... 24 Haber ............................... 29 Kültür ............................... 31 İş Dünyası ........................ 33 Sağlık ............................... 36 Çocuk ............................... 42

IMPRESSUM/KÜNYE DITIB Nürnberg e.V. Kurfürstenstr. 16 90459 Nürnberg

KONTAKT

info@mahya.de mahyadergi@gmail.com

GENEL KOORDİNATÖR KAPAK/GRAFİK TASARIM Serhat Önder

REKLAM TASARIM www.tugra-online.de

Bülent Bayraktar Mehmet Işıldak Gökhan Önder Ömer Gürler Mustafa Gülcan

REKLAM SORUMLUSU

MUHABİRLER

Oğuz Yurtalan +49 (0)179 665 36 03

Osman Yıldız Timuçin Durmuş Dücane Sağlık

DAĞITIM SORUMLUSU Ümit Gürel +49 (0)179 595 25 16

MAHYA

YAYIN KURULU

Bulmaca ........................... 48 Mevlana Mutfağından .................... 50 Mizah ............................... 52


12 2

BİZDEN DİTİB Nürnberg Çanakkale Programı DİTİB Nürberg Merkez Camiimizin lokalinde 22 Mart 2009 pazar günü saat 14.00 de Çanakkale şehitleri için bir program düzenlendi. Şehitleri anma programına T.C. Nürnberg Başkonsolosu M. Selim Kartal Bey’in yanısıra İdari Ataşe Abdullah Tüylü Bey, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi Dr. Kemal Ramoğlu Bey ve basın mensupları da katıldı. Dernek başkanı Durmuş Savaş Tanış`ın yaptıgı açılış konuşması ile başladı, Nürnberg Din Hizmetleri Ataşesi Atıf Akşit ve Nürnberg Başkonsolosu M.Selim Kartal Bey’in konuşmaları ile devam etti. M.Selim Kartal Çanakkale Savaşının kronolojik akışını anlattı. Bu savaştaki üstün ruhun ve Anafartalar Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün daha sonraki yaptığımız Kurtuluş Savaşının temel taşını oluşturduğunu belirtti. “Eğer bu ruh olmasaydı, Kurtuluş Savaşı da olmazdı” dedi.

T.C. Nürnberg Başkonsolosu M. Selim Kartal

İki kız öğrencimizin birlikte okuduğu İstiklal Marşı’ndan sonra şehitlerimizi anma programı Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan İçdenetçi Vasfi Yüce’nin konfe-ransı ile devam etti. Vasfi Yüce Bey Çanakkale Savaşı’nın önemini ve yaşanmış olayları anlattı. Bu esnada çok duygulu anlar yaşandı ve çoğu izleyicin gözleri doldu. İlgi ile izlenen program Din Hizmetleri Ataşeliğinin ilahi korosundaki din görevlilerinin ilahi ve duaları ile sona erdi.

DİTİB Nürnberg Eyüp Sultan Camii dernek lokalinden program esnasındaki bir görüntü

MAHYA

Diyanet İşleri Başkanlığı İçdenetçisi Vasfi Yüce


3 DİTİB Nürnberg

DİTİB Bamberg

Derneğimizde Kur’an kursuna katılan talebelerin arasında yapılan İstiklal Marşı’nın on kıtasını ezbere okuma ve ilk iki kıtasını marş olarak okuma yarışması düzenlendi. Yoğun bir katılımın olduğu yarışmada jüri üyesi olarak Av. Sefa Albayrak yer aldı. Yarışmada İstiklal Marşı’nın on kıtasını ezbere okuma dalında Mihriban Özen, ilk iki kıtasını marş şeklinde okumada ise Mehtap Postaloğlu birinciliği elde ettiler.

Bamberg şehrinde 01.03.2009 tarihinde üç dinin temsilcileri tarafından Filistin halkına destek olmak için St. Martin Kilisesinde ortak bir dua programı düzenlendi. Programa Dinler Arası Kadın Kolları, Yahudi Cemaati, İsrail Kültür Cemiyeti , Katolik Cemaati, Protestan Cemiyeti, Arapça Öğretim Görevlisi Dr. Abd El- Halim Receb, DİTİB Bamberg Din Görevlisi İhsan Uçar ve Dernek Başkanı Mehmet Çetindere ve Alevi Cemiyeti katıldılar. Bütün dinler arasında birlik ve dayanışma mesajı verilen programın son bölümünde DİTİB Bamberg Din Görevlisi İhsan Uçar dört ayetten oluşan bir Aşr-ı Şerif okudu. Hasan Gökyıldız da bu ayetlerin tefsir ve izahını içeren bir metin okudu. Program sonunda DİTİB Bamberg Selimiye Camii tarafından kiliseyi dolduran misafirlere, barışı simgeleyen güvercin şeklinde pasta ile çay ikram edildi.

Schwandorf’ta Muhteşem Kutlama 15.03.2009 tarihinde DİTİB Schwandorf Derneği bölge adına düzenlemiş olduğu Mehmet Akif Ersoy’u anma ve Çanakkale Şehitlerini anma programını birlikte kutladılar. Sunuculuğunu Din Görevlisi Cebrail Koz ve Türkçe Öğretmeni Mehmet Yalçın’ın yaptığı programa; TC. Nürnberg Din Hizmetleri Ataşesi Atıf Akşit, bölge din görevlileri, dernek başkanları ve 400 civarında vatandaş katıldı. Yaklaşık üç saat süren programda açılış konuşması yapan DİTİB Schwandorf Dernek Başkanı Halil Çağan ilk defa Mehmet Akif Ersoy’u Anma ve Çanakkale Şehitlerini Anma programını dernek adına tertipliyor olmanın gurur ve heyecanını yaşamakta olduklarını söyledi. Din Hizmetleri Ataşesi’ de Mehmet Akif Ersoy’un örnek yaşantısı üzerinde durarak, hayatından örnekler verdi. Türkçe öğretmeni Hülya Yalçın yönetiminde yaşları 7 ile 10 arasında değişen öğrencilerin gösterisi de büyük beğeni kazandı. DİTİB Schwandorf kadın kollarının hazırladığı çeşitli yiyecekler, katılımcılara hoş damak zevklerini tattırdılar.

DUYURULAR KUTLU DOĞUM PROĞRAMLARI: 17.04.2009 DİTİB Weissenburg Industriestr. 22 / 91781 Weissenburg Saat: 18.00 18.04.2009 DİTİB Regensburg / Baumgärtel Carola Bruderwöhr Str. 15 93055 Regensburg Saat: 17.30 19.04.2009 DİTİB Würzburg / Posthallen Bahnhofsplatz 2 97070 Würzburg Saat: 14.00

MAHYA


DİYANET İŞLERİ TÜRK-İSL AM BİRLİĞİ NÜRNBERG

ATATÜRK‘Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR

BAYRAMI Çocuklar İçin Eğlence

Gençler İçin Yarışmalar Spor Gösterileri Türküler Folklor Gösterileri Konuşmalar

KERMES El İşleri Sergisi Kitap Sergisi Türk Mutfağı...

21–24 Mayıs 2009 D.İ.T.İ.B. NÜRNBERG | Kurfürstenstr. 16 | Otopark Alanı Saat 12:00–19:00 | Herkes Davetlidir | Giriş Ücretsizdir

Resmi Tören: 23 Mayıs 2009, Saat 14:00 | Telefon (09 11) 42 16 56


12 5

BİZDEN

14.03.2009 tarihinde derneğimizde DİTİB Kuzey Bavyera Bölge Yönetimi seçimi yapıldı. Yönetim Kuruluna Durmuş Savaş Tanış (Nürnberg), Mesut Kayır (Roth), Mustafa Yaman (Fürth), Erhan Çınar, Mehmet Çetindere (Bamberg), Latif Çelik (Würzburg) ve Hamit Bakır (Weissenburg) seçildiler. Seçime Kuzey Bavyera DİTİB derneklerinin din görevlileri ve başkanları katıldı. Yeni seçilen Yönetim Kuruluna başarılar diliyoruz.

F

U

T

B

O

L

Takımımız SV Eyüp Sultan’ ın Mart ayı maç programı: 09.04.09/18:00 SV Eyüp Sultan – SC Türk Genç Nbg. / İç saha: Sportanlage-Steinplatte, Bad-Bernecker-Str. 9, 90491 Nürnberg 13.04.09/15:00 ATV Frankonia – SV Eyüp Sultan / Dış saha: Willstätter Str. 4, 90449 Nürnberg 19.04.09/15:00 Türk SV Gostenhof – SV Eyüp Sultan / Dış saha: Fuchsloch, Adolf-Braun-Str. 60, 90420 Nürnberg 26.04.09/15:00 SV Eyüp Sultan – VfL Nürnberg / İç saha: Sportanlage-Steinplatte, Bad-Bernecker-Str. 9, 90491 Nürnberg 30.04.09/18:30 SV Eyüp Sultan – ASV Vach II / İç saha: Sportanlage-Steinplatte, Bad-Bernecker-Str. 9, 90491 Nürnberg

Puan durumu: 1.TSV Altenfurt 2.SV Eyüp Sultan 3.ATV Frankonia Nbg. 4.SC Türk Genç Nbg.

O 17 17 18 18

G 14 12 10 10

B 1 2 4 3

M 2 3 4 5

Goller 55:21 47:25 39:26 47:31

Av. Puan +34 43 +22 38 +13 34 +16 33

MAHYA


7

BİZDEN

ONU KİMLER SEVMEDİ Kİ? Av. M. Sefa Albayrak

Onu her şey, her varlık sevdi. Güneşten koruyarak bulutlar sevdi. Huzurunda ağ örerek örümcekler sevdi. Kuyular kupkuru iken, sularla çağlayarak sevdi. Melekler savaşlarda yardım ederek sevdi. Ama asıl onu Rabbi “Habibim” diyerek sevdi. Peygamberimizi sevmek, sadece salt bir sevgi sözcüğü ile sınırlı değildir. İman etmek için önce onu gönülden sevebilmek gerekir. Bu yüzden onu sevmek, doğrudan imandır. Onu sevmek, ruhumuzun en büyük gıdasını temin eden ibadettir. Onu gerçekten sevmek, ikametgahı cennet olan meskendir. Onu sevmek, kalplerin en girift problemlerle boğuştuğu anda sımsıkı yapışılan huzurdur. Onu sevmek en şatafatlı mutlulukların dahi yanında bedbaht kaldığı saadettir. Peygamberimizi sevmek gerçek iman sahibi olabilmemizin, olmazsa olmaz şartıdır. Hayatımızda sahip olduğumuz, en değerli varlıklardan bile daha fazla sevebiliyor isek bu bizler için en büyük sevinç kaynağıdır. Adı her anıldığında kalbimizin bir başka çarpması anlatılamayacak ancak yaşanılabilecek en yüksek bahtiyarlık noktasıdır. Ne yaparsak onu daha fazla sevebiliriz? Tabiidir ki bunu anlatabilecek büyüklükte yeterli bir mekan ve onu tasavvur edecek bir gücün bulunmadığına olan inancımla birlikte şunları sıralayabilirim: Neden yaratıldığımız hususunda beynimizde ve kalbimizde “hira” yalnızlıkları içerisinde tefekkür kalabalığı oluşturduğumuzda, Hayatımızdaki zorluklarda “sevr”e tırmanabilme sebatını yeşerttiğimizde,

En karamsar anlarımızda “Allah bizimledir” teslimiyetini sergilediğimizde, Bize en kötü muamelelerin reva görüldüğü ortamlarda söz konusu davranışların sahiplerine “onlar bilmiyor” diyerek merhamet gösterebildiğimizde, İyilikte, başkasını kendimize tercih edebilme diğer gamlığını gösterip “vefa” duygusunu göz ardı etmediğimizde, Kendimize layık gördüğümüz bazı nimetlere eriştiğimizde eğer bizden daha iyisi var ise bu makamı ona yani “liyakatli” olana teslim edebildiğimizde, En güçlü anlarımızda bize karşı yapılan kötülüklerin “intikamını alma duygularını öldürme” yiğitliğini gösterdiğimizde…

Evet bunlar sadece onun aciz bir ümmeti olma şerefini taşımaktan başka bir özelliği olmayan bu satırların sahibinin dile getirebildiği ölçütler, bunlar tabi ki artırılabilir. Sonuç olarak diyebiliriz ki gerçek mü’min olabilmek için onu sevmeye, Allah’ın yolunda yürüyebilmek için onun rehberliğine muhtacız. Her türlü salat ve selam O’nun üzerine olsun.

MAHYA


DİN

12 9

ŞEFKAT VE MERHAMET PEYGAMBERİ

Prof. Dr. H. Kâmil Yılmaz-Marmara Üniv. İlâhiyat Fak.

Kur’anda 114 yerde tekrarlanan besmelede Allah’ ın sürekli vurgu yapılan iki ismi vardır: Rahman ve Rahim. Varlık var oluşunu Rahman’ın eseri olan rahmet ve merhamete borçlu olduğu gibi, devamını da O’nun şefkatine borçludur. Kâinatın düzeni sevgiye dayanır. Sevginin temeli de şefkat ve merhamettir. Merhamet olmayan yerde sevgi, sevgi olmayan yerde şefkatten bahsedilemez. Bunlar birbirini bütünleyen şeylerdir. Bu yüzden Kur’an Yüce Peygamberimiz’i Rahman ve Rahim mazharı, rahmet ve şefkat peygamberi olarak takdim etmektedir. Nitekim ayetlerde şöyle buyurulur: “Habibim, biz seni âlemlere ancak rahmet olmak üzere gönderdik.” (Enbi-ya, 107); “Size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, hüsranınıza üzülür, saadetenizi ister; yüreği şefkat (raûf) ve merhametle (rahîm) çarpar” (Tevbe, 128). O şanlı nebî, âlemşümul rahmetin biricik temsilcisi olduğundan sadece bir bölgenin, bir yörenin, bir iklimin ve bir ırkın değil, topyekün insanlığın şefkat ve merhamet ocağıdır. Onun her şeye şâmil olan merhameti, âlemşümul rahmeti ve insanî şefkati en çok beşerî münasebetlerde ortaya çıkmakla birlikte cemâdâttan nebâtâta; yani cansız varlıklardan bitkilere ve hayvanlara varıncaya kadar bütün varlıkları kapsa-maktadır. Onun insanî ilişkilerini incelediğimiz zaman şefkat ve merhametin en şâhika örneklerini görürüz. Çünkü o lânetçi değil, rahmet peygamberiydi. (Müslim, Fedâil, 126; Tirmizî, Deavât, 118) Rahmet peygamberinin bu temel özelliğini Kur’an şu lâfızlarla takdim etmektedir: “Allah’ın rahmeti sayesinde ey Muhammed! Sen insanlara karşı yumuşak dav-

MAHYA

randın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz insanlar etrafından dağılır giderlerdi. Onları bağışla, onlar için mağfiret dile, iş konusunda onlarla istişâre et. Bir kere karar verdin mi Allah’ a tevekkül et! Allah kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (Âl-i İmrân, 159) Bu ayette Allah Rasûlü’ nün insanî ilişkilerinin zemininin rahmet ve şefkat olduğu belirtilmektedir. İnsanların yanlışlık ve taşkınlıklarına hoşgörü ile mukabele etmesi ve onlar için Allah’ tan mağfiret dilemesi öngörülmetedir. Ayrıca yapılacak işlerde insanların görüşlerine başvurması tavsiye edilmekte, ancak karar aşamasına gelmiş işlerde kararsızlık göstermeden Allah’ a dayanarak işin sonuçlandırılması emredilmektedir. İslâm’ın özünde bulunan Muhammedî şefkat ve merhamet umumîdir. Yaratılan her varlığı, Hakk’ın kudret tecellisine mazhar her şeyi kuşatmaktadır. Çünkü Allah peygamberinin bu duyarlılıkta olmasını istemiştir. İnsanların bir dağ ve kaya parçası gibi gördüğü Uhud Dağı için söyledikleri bu mânâda çok çarpıcıdır: “Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi sever.” (Buhârî, Cihâd, 71; Müslim, Hac, 504) Cansız gördüğümüz bir dağın canlı gibi sevgi duygusunu anlayacak ve pozitif enerji-sini kavrayacak, ancak Allah Rasûlü’nün gönlü gibi yüce bir gönül olabilirdi. Sev gili Peygamberimiz’in bütün varlıklara şâmil şefkat ve merhametinin bitkileri, ağaçları ve çiçekleri de kuşattığını görüyoruz. Nitekim o şöyle buyurur: “Kim bir sidre ağacını keserse, Allah onun başını cehenneme uzatır.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 158-159/5239)


12 10

DİN

ASR’A YEMİN OLSUN! Sure adını birinci ayette geçen ve “zaman, çağ, ikindi vakti” gibi anlamlara gelen “asr” kelimesinden almıştır. Konusu: Surede insanı ebedî hüsrandan kurtaracak yollar bildirilmektedir. Surenin başında zamana yemin edilerek onun insan hayatındaki yerine ve önemine dikkat çekilmiştir. Çünkü zaman Allah Teâlâ’nm yaratma, yönetme, yok etme, rızk verme, alçaltma, yüceltme gibi kendi varlığını ve sonsuz kudretini gösteren fiillerinin tecelli ettiği bir varlık şartı olması yanında, insan bakımından da hayatını içinde geçirdiği ve her türlü eylemlerini gerçekleştirebildiği bir imkân ve fırsatlar alanıdır. Yüce Allah böyle kıymetli bir gerçeklik ve imkân üzerine yemin ederek zamanın önemine dikkat çekmiş; onu iyi değerlendirmeyen insanın sonunun, 2. ayetteki deyimiyle “hüsran” (ziyan) olacağını hatırlatmıştır. Burada “ziyan”la âhiret azabı kastedilmiştir. Çünkü zamanı ve ömrü boşa geçirmiş insan için en büyük ziyan odur. Surede bu ziyandan ancak şu dört özelliğe sahip olanların kurtulacağı ifade edilmiştir: a) Samimi bir şekilde iman etmek. b) İyi İşler yapmak, yani din, akıl ve vicdanın emrettiklerini yerine getirmek, yasakladıklarından kaçınmak; c) Hakkı tavsiye etmek; d) Sabrı tavsiye etmek. İkinci şıktaki “iyi işler”in içinde hakkı ve sabrı tavsiye etmek de vardır; fakat bunlar, hem bireyin erdemini ve hemcinslerine karşı sorumluluk bilincini yansıttığı hem de bireyi aşarak toplumsal yararlar doğurduğu için önemi dolayısıyla aynca zikredilmiştir. Hakkı ve sabrı tavsiye buyruğunda, bu görevlere

ASR SURESİ/103 İndiği Yer: Mekke İniş Sırası: 13 Ayet sayısı: 3

Rahman ve rahîm olan Allah’ın adıyla... 1. Asra yemin ederim ki, 2. İnsan gerçekten ziyandadır. 3. Ancak iman edip iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler başkadır. “Asr” (asır) kelimesi isim olarak “mutlak zaman, içinde bulunulan zaman, kam (80 veya 100 yıllık zaman dilimi), gece, sabah, akşam, ikindi vakti, ikindi namazı, bir neslin veya bir hükümdarın, bir peygamberin yaşadığı zaman dilimi, bir dinin yaşandığı dönem” gibi manalarda kullanılır. kişinin öncelikle kendisinin uyması gerektiği anlamının da bulunduğu kuşkusuzdur. Bu husus, her akıl ve iz’an sahibi tarafından kolayca anlaşılıp benimsenecek kadar açık olduğu için ayette bunun özellikle belirtilmesine gerek görülmediği anlaşılmaktadır. Ayetteki hakkı ve sabrı tavsiye, eğitimin önemine ve mahiyetinin nasıl olması, amacının ne olması gerektiğine de ışık tutmaktadır. Çünkü her eğitim faaliyeti sonuçta bir tavsiye yani nasihat ve irşaddır. Doğru bir eğitim faaliyetinin amacı ise insanlara inançta, bilgide ve ahlâkta hakkı yani gerçeği ve doğruyu aktarmak; bunun yanında hayatın çeşitli şartları, maddî ve manevî zorluklar, saptırıcı duygular, hata ve suç sebepleri karşısında da kişiye sabır ve dayanıklılık aşılamaktır. Sonuçta kul, surede sıralanan dört ilkeden iman ve sâlih amel sayesinde Allah’ın hakkını, hakkı ve sabrı tavsiye ile de kulların hakkını yerine ödemiş olur. Görüldüğü gibi Asr suresi en kısa surelerinden biri olmakla birlikte Kur’an-ı Kerim’ deki bütün dinî ve ahlâkî yükümlülüklerin, öğütlerin özü sayılmaya değer bir anlam zenginliğine sahiptir.

Derleyen: Ersan Özten

MAHYA


DİN

12 11

RENKLERİN DİLİ Bulunduğunuz yerden şöyle bir etrafınıza bakın ve gördüğünüz renkleri saymaya çalışın. Ne kadar çok değil mi? Bu renkler olmasaydı biz etrafımızdaki şeyleri tanımakta ne kadar çok güçlük çekerdik. Renkler nasıl insanlar için çevrelerini tanımakta önemli iseler, aynı şekilde diğer canlıların hayatlarını sürdürmeleri için de vazgeçilmezdirler.

NAKIŞ NAKIŞ KÂİNAT

Canlılar sahip oldukları ışık ve algılama sistemlerine göre işleyen bir ‘’renk dili’’ne sahiptirler. Yani her canlı türü için renklerin ifade ettiği anlamlar değişmektedir. Her canlının hayatını sürdürebilmesi için yaşadığı ortamdaki renklerin dilini bilmesi zorunludur. Çünkü hayatî faaliyetler ancak bu dilin algılanmasıyla yönlendirilir. Peki canlılar bu renk dilini nasıl kullanır? Örneğin; anne, kuş yavrusunun besin ihtiyacını gagasının rengi sayesinde anlar. Aynı şekilde yavruda annesini bu şekilde tanır ve besinin geldiğini anlar. Doğada bunun gibi birçok örnek vardır. Fakat canlıların, hayatlarını sürdürebilmeleri için renklerin anlamlarını doğru olarak bilmeleri gerekir. Bu bilgiyi doğru olarak bilebilmeleri için de bunu algılayabilecekleri uygun sistemlere sahip olmalıdırlar. Eğer bu sistemler olmasa dış ortamı algılayamaz ve hayatlarını sürdürmek için gereken faaliyetleri yapamazlardı. Besinlerini tanıyamazlardı, düşmanlarını ayırt edemezlerdi. Dolayısıyla dış dünyadan kopar, ölüme mahkum olurlardı. Sizce canlıların sahip oldukları bu detaylı sistem tesadüfî bir biçimde meydana gelebilir mi? ‘’Kesinlikle hayır’’ dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü her sistem, her uyum, her tasarım, her program, her plân, her denge bir düzenleyicinin kontrolünde meydana gelir. Bu gücün sahibi, üstün bir bilgi ile hem ortamı, hem canlının kendisini, hem de kullandığı sistemleri sarıp kuşatmıştır. Bu gücün sahibi âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ’dır. Ne mutlu Allah’a iman eden ve O’nun yolunda olanlara! Hayati Otyakmaz

MAHYA


12 13

K I Y A S Aşağıdaki göz kamaştırıcı kıyasa dikkatle bakın. İçinde bulunduğumuz uçsuz bucaksız dünya, derin okyanuslar ve zirvesi gorünmeyen dağlar... ne kadar büyük dersiniz?

Yukarıdaki resimde Jüpiter sadece 1 pixel. Dünya ise görüntülenemeyecek kadar küçük boyutta.

Güneş yukarıdaki resimde sadece 1 piksel. Jüpiter ise görüntülenemeyek küçüklükte. Antares gökyüzündeki 15. büyük yıldız ve bize bin ışık yılından daha uzak. Düşünün şimdi o zaman, biz ne kadar büyüğüz şu kainatta? Göklerde ve yerde olan herşey O’na aittir; hepsi O’nun iradesine tabidir. (Rum 26) Tan yerini ağartanda O, geceyi sükunetin kaynağı yapan ve güneş ile ayı tespit edilen yörüngelerinde hareket ettiren de O’dur. Bunların tümü her şeyi bilen sonsuz kudret sahibinin iradesi ile tayin edilmiştir. (En’ am 96) Şimdi sor kendine, ne kadar büyüksün?.. Peki ya Yaratıcın..? O ne kadar büyük?

Güneş bizim bilmediğimiz sayısız yıldızdan sadece biri. Şimdi biraz daha uzağa bakalım. Diğer yıldızlarla kıyasına dikkat edin.

Hayata birde geniş pencereden bak ... Küçük şeyler uğruna kendini üzme, küçücük dünya menfaati için kendine yazık etme...

SADECE AMA SADECE O’ NA KUL OL! Derleyen: Mustafa Gülcan

MAHYA


ATA’MIZA DAİR

14

HAKİKATİ ARAMA GÜCÜ Vatanı kurtaran, özgür ve bağımsız Türkiye idealini gerçekleştiren Atatürk, ilmin ve aklın rehberliği altında süreklilikle çağdaşlaşmayı en temel unsur olarak belirledi. Atatürk’ün idealistliğinin temelinde gerçekleri arama, bulma ve uygulayabilme gücü yatar. O, olaylar hakkında bir karara varmadan önce onları inceler ve düşünerek mantık süzgecinden geçirir. Bu olayları doğuran sebepleri tespit eder ve kararına esas olacak gerçeği bulurdu. Bu Atatürk’ün üstün yöneticilik özelliğinin bir gereğidir. Büyük işleri yaparken takip ettiği bu metot onu başarıya götürmüştür.

Daima gerçeği arayan ve gerçeği her zaman ifade edebilen bir kişi olan Atatürk, başarıya ulaşabilmek için mutlaka dahi olmak gerekmediğini şu sözleriyle belirtmiştir: ‘’Ben askeri deha filan bilmiyorum. Herhangi bir zorluk önünde kaldığım zaman benim yaptığım iş şudur: Vaziyeti iyice tespit etmek, sonra bu vaziyet karşısında alınacak tedbirin ne olduğuna karar vermek.’’ İdeallerini gerçekçilik temellerine oturtan Atatürk, uygulamalarını da gerçekçiliğe uygun yapmıştır. Atatürk, ‘’Büyük hayaller peşinde koşan, yapamayacağı şeyleri yapar görünen sahtekar insanlardan değiliz.’’ der.

Derleyen: Serhat Önder

MAHYA


KİM KİMDİR

MİMAR SİNAN

Kayseri’nin Ağırnas köyünde 1490 yılında doğdu. 1511’de Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a geldi. Üç sene sonra mimar olarak Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine katıldı. 1521 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad Seferine Yeniçeri olarak katıldı. 1522’de Rodos Seferine Atlı Sekban olarak katılıp, 1526 Mohaç Meydan Muharebesinden sonra, gösterdiği yararlılıklar sebebiyle takdir edilerek Acemi Oğlanlar Yayabaşılığına (Bölük Komutanı) terfi etmiştir. 1533 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ ın İran Seferi sırasında Van Gölü’ nde karşı sahile gitmek için Sinan iki haftada üç adet kadırga yapıp donatması ile büyük itibar kazandı. İran Seferinden dönüşte, Yeniçeri Ocağında itibarı yüksek olan Hasekilik rütbesi verildi. Bu rütbeyle, 1537 Korfu, Pulya ve 1538 Moldavya seferlerine katıldı. 1538 yılında Hassa başmimarı oldu. Mimar Sinan’ın, Mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar: Haleb’de Husreviye Külliyesi, Gebze’de Çoban Mustafa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesidir. Haleb’deki Hüsreviye Külliyesinde, tek kubbeli cami tarzı ile, bu kubbenin köşelerine birer kubbe ilave edilerek yan mekanlı cami tarzı birleştirilmiş ve böylece Osmanlı mimarlarının İznik ve Bursa’daki eserlerine uyulmuştur. Külliyede ayrıca, avlu, medrese, hamam, imaret ve misafirhane gibi kısımlar bulunmakadır. Gebze’deki Çoban Mustafa Paşa Külliyesinde renkli taş kakmalar ve süslemeler görülür. Külliyede cami, türbe ve diğer unsurlar ahenkli bir tarzda yerleştirilmiştir. Mimar Sinan’ın İstanbul’daki ilk eseri olan Haseki Külliyesi, devrindeki bütün mimari unsurları taşımaktadır. Cami, medrese, sübyan mektebi, imaret, darüşşifa ve çeşmeden

16

oluşan külliyede cami, diğer kısımlardan tamamen ayrıdır. Mimar Sinan’ın Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, onun sanatının gelişmesini gösteren basamaklardır. Bunların ilki İstanbul Şehzadebaşı Camii ve külliyesidir. Dört yarım kubbenin ortasında merkezi bir kubbe tarzında inşa edilen Şehzadebaşı Camii, daha sonra yapılan bütün camilere örnek teşkil etmiştir. Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın İstanbul’daki en muhteşem eseridir. Kendi tabiriyle kalfalık döneminde, 1550-1557 yılları arasında yapılmıştır. Mimar Sinan’ın en güzel eseri, seksen yaşında yaptığı ve ‘ustalık eserim’ diye takdim ettiği, Edirne’deki Selimiye Camiidir (1575). Mimar Sinan, Mimarbaşı olduğu sürece birbirinden çok değişik konularla uğraştı. Zaman zaman eskileri restore etti. Bu konudaki en büyük çabalarını Ayasofya için harcadı. 1573’te Ayasofya’nın kubbesini onararak çevresine, takviyeli duvarlar yaptı ve eserin bu günlere sağlam olarak gelmesini sağladı. Eski eserlerle abidelerin yakınına yapılan ve onların görünümlerini bozan yapıların yıkılması da onun görevleri arasındaydı. Bu sebeplerle Zeyrek Camii ve Rumeli Hisarı civarına yapılan bazı ev ve dükkanların yıkımını sağladı. İstanbul caddelerinin genişliği, evlerin yapımı ve lağımların bağlanmasıyla uğraştı. Sokakların darlığı sebebiyle ortaya çıkan yangın tehlikesine dikkat çekip bu hususta ferman yayınlattı. Günümüzde bile bir problem olan İstanbul’un kaldırımlarıyla bizzat ilgilenmesi çok ilgi çekicidir. Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darülkurra, 20 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere 364 eser vermiştir. Eserlerinin bir kısmı İstanbul’ dadır. Osmanlı ülkesinde damgasını vurmadığı bir köşe yok gibidir. 1588’de İstanbul’da vefat eden Mimar Sinan, Süleymaniye Camii’nin yanında kendi yaptığı sade türbeye defnedildi. Derleyen: Gökhan Önder

MAHYA


12 17

EĞİTİM

Çocuklarda Beslenme Değerli Anneler ve Babalar, Bu ayki dergi yazımızı Eğitim Semineri konumuz olan “Çocuklarda Beslenme” ye ayırdık. Çocuklar güne mutlaka kahvaltı ile başlamalı. Kahvaltı bir çocuğun okuldaki başarısını ve dikkatini etkileyen günün en önemli öğünü... Kahvaltı uzun bir gece açlığından sonra vücudun enerji almasını ve güne dirençli başlamasını sağlar. Kahvaltıda muhakkak süt, peynir, yumurta gibi protein kaynakları, domates, havuç, salatalık gibi sebzeler ve ekmek olmalıdır. Çocuk fazla kilolu değilse pekmez, reçel veya bal tüketilebilir. Salam, sosis, sucuk gibi yağlı olan besinlerin fazla tüketilmemesi önerilmektedir. Araştırmalara göre güne farklı gruplardan besinler içeren kahvaltıyla başlayan çocukların okul başarısı artmaktadır. Kahvaltı, öğrenmeyi olumlu yönde etkiler, çocuklar daha başarılı olurlar, problemleri daha kolay çözer, derse daha iyi konsantre olurlar, daha geç yorgunluk hissi oluşur ve kas işlevleri daha iyidir. Aynı zamanda kahvaltı eden çocuklarda şişmanlık görülme oranı daha azdır. Kahvaltı yapılmadığı durumlarda derse devam azalabilir.Kahvaltı yapmamanın sonucu oluşan karın ağrıları veya şiddetli açlık ağrıları ise şikayetlerin başında gelmektedir.

MAHYA

Çocuk için ideal kahvaltı Kahvaltıda çocuğunuzun besin maddelerini dengeli olarak alması gerekiyor. Bir örnek vermek gerekirse, bir bardak süt, bir kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir, 2 dilim ekmek, domates ve salatalık olabilir. Diyetsiyen Funda Göçer Tuzgöl çocuklar için aşağıdaki örnek menüyü öneriyor: Kahvaltı: 1 su bardağı süt, beyaz peynir, 1 adet haşlanmış yumurta, 3–5 adet zeytin veya 1 su bardağı sıkılmış meyve suyu kaşarlı tost, 1–2 bıçak ucu tereyağı, bir ekmek kaşığı pekmez ve ekmek veya 1 su bardağı süt içine kahvaltı gevreği. Ara: Bir orta boy meyve. Tenefüste meyve, süt Çocuğun tenefüslerde okul kantininden cips, çikolata, hazır meyve suları, kola gibi abur cuburları almasını önlemek için muhakkak yanına meyve, kuru meyve, süt, sebze çubukları veya evde yapılmış küçük kekler gibi alternatif besinler konulmalı ve ara öğün yeme alışkanlığı kazandırılmalıdır. Çocuğun beslenmesine


12 18 büyük bir elma yerine, 2 çeşit küçük meyve konulması çok daha mantıklıdır. Çünkü çocuk büyük bir meyveyi tüketmekte zorlanabilir. Öğle: Sandviç ekmeğinin arasına, peynir ya da köfte veya tavuk ve yeşillik ya da domates ilave edilerek yapılmış bir sandviç. (Ancak, havaların çok sıcak olduğu dönemlerde köfte ya da tavuktan vazgeçin.) Bir adet ayran. Ara: 1 orta boy meyve. Akşam: Etli sebze yemeği (Eğer, öğlenin sandviçi etsiz yapılmak zorunda kalınmışsa akşam öğününe et ilave edelim.) Pilav ya da makarna, salata ve bir küçük kase yoğurt. Gece: 1 su bardağı süt. Çocuklarımıza yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığını kazandırmak için gerekli uygulamalar. - Beslenme bilgisini kazanabilmeleri için onlara yol gösterebilir hatta bu konuda okul yönetiminden ek ders için talepte de bulunabilirsiniz. - Aile, her çocuğun hayatında çok önemli bir unsurdur. Çocuklar her zaman için anne ve babalarını örnek alırlar. Bu nedenle çocuğunuza sağlıklı ve dengeli beslenmeyi öğretmek istiyorsanız işe ilk önce kendinizden başlamanız gerektiğini de unut- mayın.

- Okul yönetimi, kantinleri ve çevrede yiyecek ve içecek satışı yapan yerleri denetlemelidir. Kantin- lerde yeterli ve dengeli beslenmeye yönelik meyve, ayran, sağlıklı sandviçler gibi yiyecek ve içecekle- rin satılmasını sağlamalıdır. - Sevmediği ve tüketmeyi reddettiği bir besin grubu varsa farklı şekillerde sunup tekrar deneyin. Gerektiği durumda diyetisyene danışıp, yerine alternatif olarak ne verebileceğinizle ilgili yardım ala- bilirsiniz. - Evde cips, çikolata, bisküvi, gazlı içecekler, hazır meyve suları bulundurmayın ancak baskıcı dav- ranmamaya çalışın yoksa uyarınız bu yiyeceklerin çekiciliklerini arttırmaktan başka bir işe yaramaz. Bu besinleri sağlıklı alternatifler ile dengelemeyi önerin. - Çocuklar mutfağa girip yardım etmekten hoşlanır. Çocuklarınızdan ara ve ana öğünleri hazırlamak için yardım isteyin, onları yüreklendirin. Böylece yemekleri daha kolay ve severek yediklerini göreceksiniz. - Dışarıda yemeyi seviyorsa hamburgerin yanında patates kızartması ve kola yerine ayran ve salata isteyerek daha sağlıklı bir öğün oluşturmayı teklif edin veya hamburger-patates yediği günün diğer öğünlerinde sebze ve meyveyi arttırması gerektiğin anlatın.

- Eğer çocuğunuza okulda kahvaltı veriliyor ise öğretmenlerin denetiminde bu önemli öğün düzenli tüketmesi sağlanmalı, zorlama ve cezalandırma yapılmamalıdır. - Çocuğunuza ara öğün alışkanlığı kazandırın. Bu öğünlerde hazır kek, kurabiye, börek, meyve suyu gibi besinler yerine sağlıklı sandviç, süt, ayran, taze/kuru meyve, sebze çubukları gibi alternatifler sunabilirsiniz. - Eğitim-öğretim süresi uzun ve okulda öğlen yemeği verilemiyor ise, ara öğününün miktarını arttırarak öğle yemeği şeklinde tüketmesini sağlayabilir- siniz.

MAHYA


12 19

EĞİTİM - Planlı ve programlı yaşamanın önemini mutlaka öğretin. Çocuklarınıza çalışma, uyuma, yemek yeme, oyun oynama gibi işler için zamanını dengeli kullanma alışkanlığını bu dönemde kazandırabilirsiniz. Beslenme konusunda ailelere pratik öneriler: - Çocuğun bilişsel gelişimi için iyot tüketimine özen gösterilmelidir. İyot tüketimi IQ seviyesini 13.5 puan etkilemektedir. En iyi iyot kaynağı iyotlu tuzdur. Yemeklere pişmeye yakın tuz eklenirse günlük yeterli iyot sağlanır. - Oluşabilecek kansızlık büyümeyi etkiler, dikkat ve algılamayı azaltır. Hastalık oluşma riskini arttırır. Demirden zengin gıdalar çocukların beslenmesinde muhakkak olmalıdır. Bunlar; et, tavuk, balık, yumurta, kurubaklagiller, pekmez, tahin, kuru meyveler, koyu yeşil yapraklı sebzelerdir. Bu besinleri C vitami- ninden zengin turunçgiller, domates, biber ve sebze- lerle beraber tüketirsek daha iyi emilim sağlanır. - Yemek zamanlarının aynı saatlerde olmasına özen gösterilmelidir. - Çocukların yemek tabaklarının ayrı olmasına özen gösterilmelidir. Bu hem çocuğun özgüvenini sağlar hem de ne kadar yediğini kontrol edebilmede aileye yardımcı olur. - Yemeğin görünümü, kokusu ve sunumu çocuk için seçici bir özelliktir. Hiç sevmediği gıdaları bazen sevdiklerinin arasına karıştırıp güzel bir sunumla yedirebilirsiniz. - Zorlamadan sakin ve rahat bir ortamda yemek yemelerine ayrı bir özen gösterilmelidir. Çocuk oluşa- bilecek sıkıntılardan daha çok etkilenir ve iştahta azalma ile sonuçlanabilir. - Çocukların aktivitesini arttırmak amacı ile haftalık düzenli egzersizler yapmaya yönlendirilmeleri gerekir. Çağın hastalığı obezitenin çocukluk çağında başladığı ve bu dönemde yağ hücrelerinin oluştuğu unutulmamalıdır. Düzenli spor yapmaya alışmış çocukların obez olma riski daha düşüktür. Metaboliz- malarını hızlandırır ve psikolojik açıdan çocuklara daha iyi gelir.

MAHYA

- Çocukların sıvı alımını da takip etmek gerekir. Özellikle hazır meyve sularının çok tüketildiği şu dönem- de çocuklarınızı taze sıkılmış meyve suyuna, süte, ayrana ve en başta suya alıştırmak en sağlıklısıdır. Yemek masasında asitli içecekleri gören çocuk ileriki dönemde bunu kendisine alışkanlık haline getirir. Unutmayın sizin beslenme tarzınız ileriki dönemde çocuğunuzun beslenme tarzına muhakkak yansır. Son olarak eve abur cubur besinler alınmamalıdır. Nasıl olsa çocuk dışarıda bir şekilde bu besinlerden tatmaktadır ve gerçekten canı isterse zaten bunu dile getirecektir. Beslenme alışkanlıkları bu yaşlarda şekillenmektedir. Bu yüzden yanlış beslenme alışkanlıklarının önlenmesi ve doğrularının pekiştirilmesi için ailenin ve öğretmenlerin beslenme konusunda bilinçli olması gerekmektedir. Çocuğunuza olan sevginizi şekerleme, tatlı ve çikolatalarla göstermek yerine onlara vakit ayırarak, onlarla spor yaparak, alışverişe giderek, yürüyüş yaparak, bowling vb. zevkli oyunlar oynayarak yapalım. Elbette ki çocuklar çikolata, tatlı ve fast food tüketebilirler fakat önemli olan bunları ara sıra alışkanlık haline dönüştürmeden kontrollü biçimde tüketmeleridir. Sağlıcakla kalın! DİTİB Nürnberrg Eğitim Müdürü Ümit Canlı


»Gel, gel, her ne olursan ol, gel!« Meşhur Türk mutfağını sizler için Nürnberg’e taşıdık! Konya’nın mutfağını sizler için Frankonya’ya taşıdık. Mutlaka ocakbaşında hazırladığımız meşhur kebab çeşitlerimizi veya odun fırınından taze çıkmış pide ve pizzalarımızı deneyin!

Gostenhofer Hauptstraße 18 (Plärrer Meydanı) Tel. (0911) 27 444 11 Cep Tel. (0176) 20 83 86 62

55 kişilik aileler ve şirketler için özel bölüm

Ahmet Can anoris. 01.09

Pazartesi–Perşembe: Saat 06:00–00:30 Cuma–Cumartesi: Saat 06:00–05:00 Pazar ve Tatil Günleri: Saat 06:00–01:00


21

BİLGİ KÜPÜ Tarihte Bu Ay 20.04.571: Peygamber Efendimiz Muhammed (s.a.v) dünyaya geldi. 03.04.1906: Lumiere Kardeşler, renkli fotoğrafı icat etti. 06.04.1326: Orhan Bey, kuşatma altında tutulan Bursa’yı Bizanslılardan aldı. Bursa, 1326-1361 arasında Osmanlılara başkentlik yaptı. 06.04.1896: İlk modern olimpiyat oyunları Atina’da başladı.

HİKMETLİ SÖZLER Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış... Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış! (Necip Fazıl Kısakürek) Cümleler doğrudur sen doğru isen, doğruluk bulamazsın sen eğri isen. (Yunus Emre) Çok keyifli anınızda kimseye bir şey vaad etmeyin. Çok öfkeli anınızda kimseye yanıt vermeyin. (Çin atasözü) En cömert insan, muhtaçken verebilendir. (Hz. Ömer) Maddî hayata tapanlar, deniz suyu içenlere benzerler, içtikçe susuzlukları artar. (Muhiddin-i Arabî)

06.04.1827: İngiliz kimyager John Walker’in icadı olan kibrit İngiltere’de piyasaya sürüldü. 08.04.1830: Avrupa ülkeleri, Osmanlı İmparatorluğu’ndan, bağımsız Yunan dev letini onaylamasını istediler. 20.04.1792: Fransa, Avusturya’ya savaş ilan etti. 25.04.1859: Kızıldeniz’le Akdeniz’i birbirine bağlayacak 101 mil uzunluğundaki Süveyş kanalının kazılmasına Mısır’ın Akdeniz’deki kıyı kenti Port Said’de başlandı. 30.04.1563: Kral VI. Charles’ın emriyle bütün Yahudiler Fransa’dan kovuldu. 30.04.1789: George Washington ABD’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu.

MAHYA

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ? Okyanusun en derin yerine inmek aya gitmekten daha zordur. Bir insan hayatı boyunca, ortalama iki yılını telefonda konuşarak harcıyor. Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir. Geçen 3500 yılın,sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır. Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonya’nın Ishigaki Adası’nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır.


22

TARİH

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI 23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilân ettiği tarihtir. Atatürk, 23 Nisan 1924’te ‘23 Nisan’ gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir. Bu tarihten 5 yıl sonra 23 Nisan 1929’da Atatürk bu bayramı çocuklara armağan etmiştir ve 23 Nisan ilk defa 1929 yılında Çocuk Bayramı olarak da kutlanmaya başlanmıştır. 1979’da, yine ilk olarak altı ülkenin katılmasıyla uluslararası boyuta taşıdığımız bu millî bayramımıza, ortalama olarak her yıl kırkın üzerinde ülkeden gelen ve Türk çocuklarının misafiri olan yabancı ülke çocukları da katılmaktadır. Dünya’da çocuklarına bayram hediye eden ve bu bayramı bütün dünya ile paylaşan ilk ve tek ülke Türkiye’dir. Türk milletinin gönlünde, onun bağımsızlığının sarsılmaz ifadesi olarak en önemli yeri işgâl eden 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, her yıl yurdumuzda ve yurtdışındaki temsilciliklerimizde, bütün

kurumlarımızda, okullarımızda ve her evde çeşitli etkinliklerle kutlanarak millî birliğimizin kenetlenmiş ifadesini temsil etmektedir. Büyük önder Atatürk’ün düşüncesinde çocuklar, milletin geleceğidir. Onlara duyduğu sarsılmaz güvenin ve büyük sevginin ifadesi olarak, millî bayramımız olan 23 Nisanlar’ı çocuklara armağan etmiştir. Tarihimizin gurur dolu sayfalarının yeni nesillerce öğrenilmesi ve Türk Devleti’nin devamını emanet edeceğimiz yeni Cumhuriyet bekçilerinin bu bilinçle yetişmesi amacıyla 23 Nisanlar, önemli birer vesiledir. Milletimize ve bütün çocuklara kutlu olsun. Atatürk diyor ki: “Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.” Derleyen: Mehmet Işıldak

MAHYA


12 24

GÜNCEL

23 NİSAN KUTLU OLSUN 1929’da, o zamanki adı ‘Himaye-i Etfal Cemiyeti’ olan Çocuk Esirgeme Kurumu’nun da girişimiyle Hâkimiyet-i Milliye’nin yanına bir de Çocuk Bayramı eklendi. 23 Nisan’ın çocuklara armağan edilmesinde Atatürk’ün onlara duyduğu sevginin payı büyük. Atatürk, hayatı boyunca Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra ve Mustafa isimli sekiz çocuğu manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Ama onun gözünde tüm çocuklar sevilmeye değerdi. 23 Nisan, Atatürk’ün çocukları ülkenin geleceği ve egemenliğin güvencesi olarak gördüğünün de ispatı. “Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz” sözleri onun çocuklara duyduğu güvenin samimi bir ifadesi. TÜRK ÇOCUKLARINDAN DÜNYA ÇOCUKLARINA DAVET İlk ‘Çocuk Bayramı’nda, Ankaralı çocuklar, marşlar söyleyerek caddelerde dolaştılar. Ankara Palas’ta Atatürk’ün de katılımıyla ilk ‘çocuk balosu ve çay şöleni’ düzenlendi. İstanbul’da da Taksim Anıtı çevresinde toplanan çocuklar, Bahriye bandosunun eşliğinde uzun bir gösteri turu yaptılar. Tepebaşı Tiyatrosu’nda çocuk tiyatrosu ve çocuk eğlenceleri sergilendi. 1935’te Hakimiyet-i Milliye ve Çocuk Bayramı birleştirilerek ‘Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ adına kavuştu. 1979 yılının Birleşmiş Milletler tarafından ‘Dünya Çocuk Yılı’ olarak ilân edilmesi üzerine, TRT tarafından bütün dünya çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir organizasyon hazırlandı. Böylece TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği’nin birincisini 23 Nisan 1979’da, Türkiye’de beş ülkenin katılımıyla kutlandı. Bu ülkeler SSCB, Irak, İtalya, Romanya ve Bulgaristan’dı. TRT Uluslararası 23 Nisan Şenliği, artık her yıl yaklaşık 50 ülkenin katılımıyla kutlanıyor. 1979’dan 2000 yılına kadar başkent Ankara’da düzenlenen şenlikler artık İzmir, İstanbul ve Antalya gibi başka büyük şehirlere de taşındı.

62 ÜLKEYLE REKOR KATILIM 2007 yılı 16-25 Nisan tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilen şenliklere 62 ülke katıldı. Bu TRT tarihinde bir rekordu. 29’ncusu düzenlenen kutlamanın yepyeni konukları da vardı: Ekvator, Fildişi Sahilleri, Karadağ, Gine Cumhuriyeti... Antik Aspendos Tiyatrosu’nda düzenlenen gala programı o yıl da rengârenk, cıvıl cıvıl, neşe dolu geçti. O gün Aspendos’un sevimli konukları tam 15 bin karanfille karşılandı. Hepsi sırayla sahneye çıkıp renkli yerel kıyafetleriyle kendi ülkelerinin şarkılarını söyleyerek, danslarını sergilediler.

23 Nisan’da en önemlisi, dünya çocukları arasında sevgi ve dostluk bağlarının gelişmesi ve çocukların en masum, en saf dileklerini tek bir ağızdan söylemeleri:

‘TÜM İNSANLARIN BARIŞ İÇİNDE YAŞAYACAKLARI BİR DÜNYA İSTİYORUZ!’

Şenliklere şimdiye kadar yaklaşık 100 farklı ülkeden 20 bin çocuk katıldı. Derleyen: Ömer Gürler

MAHYA


27

HUKUK

TANIMA VE TENFİZ DAVASI ( TÜRKİYE – ALMANYA) Av. Yaşar SALDIRAY

“Bu ortak calışmada katkılarından dolayı değerli dostum ve meslektaşım, Alman Hukukunda Avukat Ender Sürekli’ye yürekten teşekkür ederim”

Tanıma yabancı mahkeme kararlarının kesin hüküm kuvvetinin diger ülkelerde kabul edilmesidir.Tenfiz için ise tanıma gereklidir. Ancak tenfiz zorla icrayı gerektirmesiyle tanımadan ayrılır. (Örnek: Para borcunun zorla ifası, haksız fiil tazmınatının ödenmesi, çocukların babaya teslimi gibi işlemler v.s) Bazı durumlarda tanıma yeterli iken bazı davalarda tenfiz davası açmak gerekebilir. (Özellikle Almanya ile Türkiye arasında karşılıklılık esası gereği birçok anlaşma bulunmaktadır.) Türkiye dışında bir ülkede verilmiş olan mahkeme kararları Türk mahkemelerince tanınmadıkça ya da tenfiz edilmedikçe uygulanamaz. Örnegin boşanmanın tenfizi davasında verilmiş bir mahkeme kararının olması gerektiği aşikardır. BOŞANMANIN TENFİZİ Halk arasında Türkiye’de boşanma olarak konuşulan, Almanya’ da verilmiş olan mahkeme kararının ya da boşanmaya bağlı diger kararların (Nafaka boşanma ayrılık v.s) Türkiye’ de icra edilebilmesi için açılan davaya tenfiz davası denir. Almanya’ da verilen boşanma kararının Türkiye’de de uygulanabilmesi için bu kararın tenfiz edilmesi gerekir.Alman vatandaşları için de Almanya’ da uygulanabilmesi için, Türkiye’ de yapılan boşanma işleminin Almanya’da tenfizi gereklidir. Alman makamları boşanmada tenfizi kimler için zorunlu tutmaktadır ? - Türk vatandaşları için. - Çifte vatandaşlar için. - Yalnızca Alman vatandaşı olduğu halde hem eski eşi hem de evlenmeyi düşündüğü eşi Türk vatandaşı

MAHYA

olanlar için. (Yani Alman vatandaşı olmak tenfiz yapılmayacağı anlamına gelmiyor!) Türk kanunlarına göre mahkemenin tenfiz kararı vermesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekir. a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan anlaşma yahut devletle Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, b) İlamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması d) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyapta hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması, e) Türklerin kişi hallerine ilişkin yabancı ilamda Türk kanunlar ihtilafı kuralları gereğince yetkili kılınan hukukun uygulanmamış ve Türk vatandaşı olan davalının tenfize bu yönden itiraz etmemiş olması.


28 Dikkat Edilmesi Gerekenler ve Yaşanan Sıkıntılar 1-Avrupa`da yapılan evlilikler zaman zaman konsolosluklara bildirilmemektedir. Bu nedenle nüfus kayıtlarında da kişi bekar olarak gözükmektedir. Dolayısıyla evli görünmedikleri için örnegin Türkiye’ de tekrar hiçbir sorun yaşamadan evlenebilmektedir. Bundan dolayı bilmeden Türk Hukukuna aykırı işlem yapılmış oluyor. Hukukumuzda biriyle evliyken ikinci bir evlilik mümkün olmadığı için sonradan yapılacak evlilik geçersiz olacaktır. (Mutlak butlanla geçersizdir) Evlilik hukuken geçersiz olduğu için bu evlilik akdine bağlanan sonuçlar da baştan itibaren geçersiz olacaktır. Eğer ki bildirilmemiş ise ilk başta evliliğin konsolosluk vasıtasıyla nüfus müdürlüğüne bildirilmesi sağlanmalı, ondan sonra boşanma veya boşanmanın tenfizi için dava açılmalıdır. Nasıl olsa nüfus kaydında bekar gözüküyor diyerek ikinci evliliğin önünde herhangi bir engel olmadığı düşünülmemelidir. Aksi halde gerek doğacak çocugun nesep sorunu, gerekse ölüm anında ne miras ne de emeklilik maaşı bağlanmaktadır. Tüm haklar ilk evlilik geçerli kaldığı için ilk eşe ait olmaktadır. 2-Almanya’ da verilen boşanma kararında Türk hukukukun uygulanmasına dikkat edilmeli, zira bazen Türk hukuku uygulanmadıgı zaman ilgili karar Türkiye’ de tenfiz edilemediği için (kamu düzenine aykırılık v.s) çeşitli sorunlar ortaya çıkmaktadır.(Örnegin velayet v.s) 3- Başka bir ülkeden gelen belgelerin Türk hukukuna göre geçerli olması için kararı veren ülke makamlarınca apostil edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla Türkiye’ ye gönderilecek mahkeme kararlarının da apostil edilmesi tavsiye edilmektedir. Zira kural olarak tanınması talep edilen mahkeme kararının hem kararı veren devletin yetkili kurumunun onayı hem de yetkili Türk kurumunun da onayı gereklidir. 4-Bazen vatandaşlar ben yalnızca tanınmasını istiyorum dolayısıyla mahkemede dava açmam gerekmiyor demektedir. Oysa ki bir mahkeme kararının tanınması Türkiye’ de yalnızca mahkemeden istenebilmektedir. 5-Tenfiz davasında da H.U.M.K’na göre işlem yapıldığı için davada karşı tarafa tebligat yapılması gerekmektedir. Dolayısıyla hem zaman açısından hem de ödenecek masraflar açısından anlaşmalı olarak her iki tarafı avukat temsil ederse bu dava kısa zamanda bitmektedir.

Almanyada verilmiş mahkeme kararının Türkiye’de yapılacak tenfiz işlemi için; -Kararın aslı ve onanmış tercümesi. (Apostil edilerek) dosya hazırlanır. Ardından ilgili mahkemeden dilekçe ile verilen kararın tanınması ve tenfizi istenir. Hukuk usulü muhakemeleri kanununa göre tebligat yapılarak mahkemede dava görülür. Türkiyede verilmis mahkeme kararının Almanyada tenfizi icin yapılması gerekenler ? Almanya’ da tenfiz davaları basit usule göre görülen davalardandır. Bu davalarda belli başlı özellikler dikkate alınarak tenfız kararı verilmektedir. Almanya’ da verilen tenfiz kararlarında da genel anlamda yukarıda açıkladığımız Türk Hukukunun tenfiz şartları uygulanır. Ancak burada dikkatimizi çeken en büyük fark, tebligat şartının olmayışıdır. Burada evrak üzerinden inceleme yapılarak yabancı mahkeme kararının kesin hüküm kuvveti Almanya’ ya tesmil olur. Türkiye’ de boşanma durumunda ise, Almanya’ da yapılacak tenfiz işlemi için; -Kararın kesinleşmiş örneği, -Tebliğ edilmiş olduğuna dair belge. -Bazı Alman hakimler davalı tarafın avukat vekaletnamesini de talep etmektedir.

ÖNEMLİ: Bu yazı konuyla ilgili bilgilendirme ve yönlendirme amacıyla yazıldığı için, içeriğinin yanlış kullanılması, ya da yanlış yorumlanmasından dolayı meydana gelebilecek olumsuz sonuçlardan sorumluluk kabul edilmemektedir.

Av.Yaşar SALDIRAY Aufsessplatz 19 90459 -Nürnberg Tel:0911-490 36 82

MAHYA


29

HABER

DİTİB’ten ‘Sosyal ve Aile Danışma Hattı’ Almanya’daki 890 derneğiyle başta din, kültür ve eğitim hizmetleri olmak bir çok alanda vatandaşa hizmet sunan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB), şimdi de Almanya’daki sorunların başında gelen sosyal ve ailevi sorunlara el atıyor.

Basın toplantısına, DİTİB Yönetim Kurulu Üyesi Ayten Kılıçarslan, DİTİB Genel Müdür V. Mehmet Yıldırım, Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden Ayşe Aydın, Pedegog Nuran Aytekin, Tercüman Türkan Beki, birim müdürleri ile çok sayıda basın mensubu katıldı. DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan toplantıda yaptığı konuşmasında: “1984 tarihinde kurulmuş olan DİTİB’in tüzüğünü incelediğimizde, teşkilatımızın dini, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetler yapmak üzere kurulduğunu açık bir şekilde görürüz. DİTİB kurulduğu günden itibaren gerek merkezimizde, gerekse bize bağlı derneklerimizde dini, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerini ayırım gözetmeksizin, herkese eşit bir şekilde sunmaktadır. Bu görev kutsal bir görevdir. Eğer siz iyi insan olmak isterseniz, beraber yaşadığınız insanlara yardımcı olmanız, onların elinden tutmanız ve onlara yararlı hizmetler götürmeniz gerekir. Dolayısıyla biz de hem kurumsal, hemde bireysel olarak bu ilahi görevi en iyi bir şekilde yerine getirmekle mükellef olduğumuz için, bu hizmetleri elimizden geldiği kadarıyla yapmaya gayret ediyoruz. Bu arada ilerleyen teknolojiyi de iyi kullanmak suretiyle, daha çok insana ulaşmanın yollarını aramamız

MAHYA

gerekiyordu. Biz de DİTİB olarak insanlarımızın bizlerle yüzyüze konuşmalarını veya derneklerimize gelmelerini beklemeden, telefon ve interneti kullanmak suretiyle hizmetlerimizi kendilerine ulaştırabilmemiz için; “DİTİB Sosyal Danışma Hattı”nı oluşturduk. Bu faaliyetimizle, uzman pedagoglarımız, sıkıntıları ve dertleri olan vatandaşlarımıza yardımcı olacaklardır. Bu hizmetimizin yararlı ve faydalı olmasını dilerken, başta Yönetim Kurulu Üyemiz Ayten hanım olmak üzere, projeye emeği geçen herkese huzurlarınızda teşekkür ediyorum” dedi. DİTİB Yönetim Kurulu Üyesi Ayten Kılıçarslan da yaptığı konuşmasında; “DİTİB hem üyelerine, hem de diğer müslümanlara yönelik olarak kendisini sorumlu hissettiği ve bu alanda böyle bir ihtiyacı tesbit ettiği için bu projeyi gerçekleştirmiştir. Çünkü, faaliyet gösteren mevcut sosyal hizmet kurumları bu ihtiyacı gideremiyorlar, hemde bizim insanımız kendi sorunları ile ilgili nerelerden yardım alacağı konusunda da henüz tam donanıma sahip değildir. Bu proje belki ihtiyacı tam olarak karşılayamayacaktır. Bunun farkındayız. İlk defa böyle bir “Danışmanlık’ hizmete verlecek ve mümkün mertebe insanlarımızın nerelere müracaat edecekleri konularında yönlendirme yapılacaktır. DİTİB bu çalışmayla, bu alanda en önemli adımlarından birisini atmıştır” dedi. DİTİB Sosyal ve Aile Danışmanlığı Pedegogu Nuran Aytekin de, yaptığı konuşmasında, “Sosyal Danışma Hattı”mız ailevi, okul ve ergenlik, psikolojik, uyuşturucu ve bağımlılık, evlilik, borçlanma, aile birleşimi, oturma izni ve resmi dairelerde karşılaşılan sorunlar gibi birçok konuda insanlarımıza hizmet sunacaktır. Bu hizmeti sunarken, bizi arayanlara kendi şehirlerindeki ilgili sosyal kurumlara yönlendireceğiz. Danışanlar telefonda kimliğini açıklaması gerekmiyor ve anlatılanlar gizlilik ilkesine tabidir. Danışma saatlerimiz hafta içi 09.00 - 16.00 arasıdır. 0221/3555590 Ücretsiz Danışma Hattı’mızın yanısıra danisma@ditib.de elektronik posta yoluyla da insanlarımız sorunlarını bizlerle paylaşabilir. Yeni kurulan hattımız ile ilgili tanıtım amacıyla hazırladığımız afiş ve broşürlerimizi dağıtacağız” dedi

Haber: Osman Yıldız/Timuçin Durmuş/Dücane Sağlık


KÜLTÜR

GEZELİM GÖRELİM... İÇ ANADOLU’YU 2. Bölüm - Konya Konya’nın Tarihi Ve Tarihçesi Konya M.Ö. 7000’li yıllardan itibaren çeşitli medeniyetlere sahne olmuş tarihi açıdan önemli bir merkezdir. Büyük Selçuklu Sultanı Kutalmışoğlu Sultan Süleyman Şah tarafından da Konya fethedilmiştir. 1465 yılında Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından Karamanoğuları Beyliği ortadan kaldırılmış ve Konya Osmanlı İmparatorluğu sınırları içine alınmıştır. İstiklal Savaşı yıllarında da Konya üzerine düşen görevi yapmış, batı cephesi karargahı Akşehir’ de kurulmuştur. Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra Konya İtalyanlar tarafından işgal edilmiş ise de 20 Mart 1920 tarihinde işgalden tamamen kurtarılmıştır. Konya denince tabiiki akla ilk gelen zat Mevlana’ dır. Mevlana’nın asıl adı Muhammed Celaleddin’ dir. Mevlana ve Rumi de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir. Efendimiz manasına gelen Mevlana ismi, ona, daha pek genç iken Konya’ da ders okutmaya başladığı tarihlerde verilir. Bu isim Şems-i Tebrizi ve Sultan Veled’den itibaren Mevlana’yı sevenlerce kullanılmış. Bazı araştırmacıların tespitine göre, onun doğum tarihi 1182 dir. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlenmiş bu evlilikten Mevlâna’nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu olmuştur. Yıllar sonra Gevher Hatun’u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yapmıştır. Mevlâna’nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı ki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi. Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti’nin egemenliği altında idi. Konya’da bu devletin baş şehri idi.

MAHYA

12 31


12

32 Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Mevlana’nın babası Sultânü’I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna’nın çevresinde toplanmış, Mevlâna’yı babasının tek varisi olarak görmüşlerdir. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi’nde vaazlar vermeye başlamıştır. Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaşmıştır. Mevlâna Şems’de “mutlak kemâlin varlığını” cemalinde de “Tanrı nurlarını” görmüştür. Ancak beraberlikleri uzun sürmemiş Şems aniden ölmüştür. Mevlana nin en önemli sözleri ve eserleri arasında `GEL NE OLURSAN OL YİNE DE GEL İSTER KAFİR, İSTER MECUSİ, İSTER PUTA TAPAN OL YİNE GEL, YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL!’ buna benzer gerçek hayatta uygulayabileceğimiz fakat burada sizlere teker teker yazmamıza satırların yetmeyeceği sözleri vardır. Sonunda Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 (Rumi yıl) Pazar günü vefat etmiştir. Hicri yıla çevrildiğinde her sene 02.-09. Aralık arasında Mevlana Haftası düzenlenir. Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen “Şeb-i Arûs” diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ağlamamalarını vasiyet ediyordu.

Derleyen: Olgun Demir Ankara Reisen Nürnberg

MAHYA


İŞ DÜNYASI

“Hep ilkleri gerçekleştirmeyi kendime düstur edindim!” Mahya: Kendinizi ve Mevlana Restaurant´ı tanıtır mısınız ? Ahmet Can: Ben 1988 de Almanya’ya geldim. 1990 senesine kadar Münih’te kaldım. 1990 senesinin onuncu ayında Nürnberg’e geldik ve abim ile “Can Ticaret”i kurarak işe başladık. 1999 senesine kadar birçok açılımlar yaptık ve Nürnberg’in de dışına çıktık. Vatandaşlarımızın ihtiyacı olduğu hazır gıda şirketler zincirlerimizi geliştirdik ve büyüttük. 1995 senesinden 2003 senesinin ortalarına kadar halde “Günaycan” adıyla toptancı olarak devam ettim. Haldeki işi yorulduğum için bıraktım, ama yerimize arkadaşlar devam etmekte. Almanya’nın bir çok şehrini dolaştığım için1996 se-nesinde Nürnberg’de bir aile lokantasının boşluğunu gördüm. Köln”de “Mevlana Restaurant” adında bir lokanta var, işleten kişi de hemşehrim. Çok beğendiğim bu ortamı Nürnberg’e taşımak istedim. 1996 dan 1999 senesine kadar Plärrer’de çok büyük ilgi gören “Mevlana Restaurant”ı açtım. Bu ilgiye layık olmaya çalıştık. Her ne kadar Türkiye’de restaurant deneyimim olsa da bu benim Almanya’da ilk tecrübemdi. Daha sonra işlerimin yoğunluğundan dolayı orayı devrettim. “Can Ticaret”de vatandaşlarımıza hizmet vermeye devam ettik ve insanlarımızın yoğun talepleri üzerine yine bir aie restaurantı açtım.

MAHYA

33

Şu an ki yerimizi 2006 senesinin Mayıs ayında açtık. Çok güzel devam ediyor. Aynı zamanda burada 22 kişiye istihdam sağladığımız için halkımız da bu yönde bizden desteklerini esirgemiyor. Bizde onlara layık olmak için 22 kişilik ekibimizle en güzel hizmeti sunmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken muhakkak hatalarımız oluyordur, bunun içinde hatamız olduysa bu veileyle özür dileriz. Vatandaşlarımzın desteğine her zaman ihtiyacımız var. Bizim vatandaşlarımızdan isteğimiz; bir kusuru-muzu görürlerse bizleri uyarmaları. Zira bu bizi memnun eder ve eksikliklerimizi görmemize vesile olur. Ayrıca önerilere de açık olduğumuzu belirtmekte fayda görüyorum. Mahya: Türkiyeden gelen aşçınız varmı ? Ahmet Can: Evet. Burayı yeni açtığımda Türkiye’den iki tane aşçı getirmiştim. Birisi Kebap ustası, diğeri de hamur ve sulu yemek ustası idi. Sulu yemek ustamız Almanya’daki ortama ısınamadığı için altı ay sonra geri döndü. Ama Kebap ustamız sağ olsun, lokantamızın bugüne kadar orta direği, lokomotifi diyebilirim. Mahya: Ne tür ürünleriniz var ? Ahmet Can: Türk mutfağına ait hemen hemen her ürünümüz var. Kebap çeşitleri, hamur işleri vs. En beğenilen ürünlerimiz ise Konya türü ekmek, kuşbaşılı pide, Konya Fırın Kebabı. Günde ortalama 150 kg dana, hindi ve tavuk döneri satıyoruz. Bununla birlikte az da olsa sulu yemeklerimiz bulunuyor. Mahya: Ürünlerinizde kullandığınız etleriniz helal midir ? Ahmet Can: Evet. Hatta bu bizim için çok önemli. Bunun üzerine de çok ciddi şekilde duruyoruz. Çünkü biz dindar bir ailede yetiştik. Bundan dolayı da helale harama çok dikkat ediyoruz. Lokantamızın tüm alışverişini ve et ihtiyacını (kendi kesimimiz) “Can Ticaret”den getiriyorum. Dolayısıyla müşterilerimize etlerimizi gönül rahatlığıyla sunabiliyoruz. Eğer bu konuda bir korkumuz olmamış olsaydı burada içki de bulundururduk. Kesinlikle haramı işimize karıştırmak


34 istemiyoruz. İnsanların bu tür hizmetlere ihtiyacı var. İçki olmadığı halde Allah’a çok şükür, işlerimiz çok iyi gidiyor . Mahya: Mevlana Restaurant kaç kişiye hizmet vermekte? Ahmet Can: Müşterilerimizin % 60’ı Türk, % 40’ı Alman veya başka uyruklu insanlar. 55 kişilik aile salonumuzun haricinde, 70 kişilik oturma alanımız ve yaz aylarında dışarıda 25 kişilik yerimiz mevcut. Mahya: Ramazan ayında bir ilki başlattınız. Ramazan ayının haricinde de 24 saat hizmetiniz devam edecek mi ? Ahmet Can: Mutlaka! Nürnberg’e geldiğim 1990 senesinden beri hep ilkleri gerçekleştirmeyi kendime düstur edindim. Vatandaşımız Türk gıda maddelerini bulamıyordu, hatta Yunan yerlerine gidip alış-veriş yapıyorlardı. Yaptığımız açılımla marketle kasap hizmeti de vermeye başladık. Yeni yerimize taşınarak işlerimizi daha da büyüttük. Nürnberg’ de ilk içkisiz aile restaurantını biz açtık. Onun için bunlarla gurur duyuyoruz. Bu ilklerimiz Allah’ın izniyle devam edecek.

Mahya: Mevcut olan dünya çapındaki ekonomik kriz sizleri nasıl etkiledi? Ahmet Can: Kriz şu an -benim görüşüm- bir balondur, yani şişirmedir. Bunun mutlaka sonu gelecektir. Fabrikalar kısa çalışmalara başladı ve gece vardiyalarını kaldırdı. Dolayısıyla insanlar gece vardiyası çalışmadığı zaman dolayısı ile sabah çorba içmeye gelemiyorlar. Daha önceleri sabah 6 da işten çıkanlar çorba içmeye geliyorlardı ve burası dolup taşıyordu, ama şu an azaldı. Dolayısıyla kriz bizi bu yönde etkiledi. Öğle servisimiz, akşam servisimiz hiç etkilenmedi. Kriz köşelerde saklanıyor ve henüz bize gelmedi. İnşallah bizden uzak durmaya da devam eder.

Mahya: Nürnberg’de bulunan genç türk işadamlarına tavsiyeleriniz neler? Ahmet Can: 20 senedir burada iş yapıyoruz ve Türkiye’de de küçüklüğümüzden beri ticaretin içindeyiz. Bu süre zarfında edindiğim tecrübelere dayanarak gençlere tavsiyelerim şunlar: Dürüst iş yapmaları. Yaptıkları işlerde istikrarlı olmaları ve 3-5 ay değil, ileriye yönelik on sene, yirmi sene veya ömür boyu bu işi devam ettirmeleri. Gurur meselesi yapmayıp uğraştıkları işler konusunda tecrübeli arkadaşlardan faydalanmaları. Bundan kimse zarar görmez. Gençlerimiz çok dikkat etmeliler. Şu an eğlence sektörü çok ilgi görüyor. Onlara tavsiyem eğlence işlerine fazla yönelmemeleri. Çünkü yapılabilecek çok daha güzel işler var. O işleri yapıp halkımıza ve insanlığa daha faydalı olmaları. Mahya: Dergimiz hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz? Ahmet Can: Nürnberg’de nasıl ki Türk gıda maddelerine, aile restaurantlarına ihtiyaç varsa, bu dergi de bence aynen öyledir. Nürnberg’de gerçekten ihtiyaç olan bir şeydi. Bu boşluğu doldurduğunuz için sizlere

teşekkür ediyorum. Sizlerle gurur duyuyoruz. Size desteğimiz elimizden geldiği sürece devam edecektir. Mahya: Ahmet Bey, dergimize ayırdığınız zaman ve bu güzel söyleşi için teşekkür eder, size iş ve aile yaşantınızda başarılar dileriz.

Osman Yıldız /Timuçin Durmuş

MAHYA


12


36

SAĞLIK

DEPRESYON Dr. İnci Aydın-Yaylagül Gençlik-Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı (Jugend und Kinderarztpraxis-Psychosomatische Grundversorgung)

Hayat mevsimler gibidir. Bazen yaz, bazen bahar, bazende kış olabilir. Ancak karamsar kış hiç bitmezse, sıkıntı ve üzüntü hali devam ederse, günlük yaşamı bozmaya başlarsa, bu depresyon dediğimiz hastalığın geliştiğini gösterir. Kişide kalıtımsal, çevresel ya da hormonal bozukluklar sonrasında gelişen çökkünlük hali belirtiden en az iki hafta süresince olan durumdur. Depresyon geçici bir ruh hali değildir. Günlük olaylara bağlı üzüntü depresyon değildir. Tedavi edilmeyen depresyon aylar ya da yıllar boyu sürebilir. Belirtileri: 1. Devamlı üzüntü hali, 2. Hayata karşı isteksizlik, 3. Tükenmişlik hissi, 4. Gelecekten ümitsizlik, 5. Sıkça ağlamak, 6. Kendini değersiz ve çaresiz hissetme, 7. Unutkanlık ve konsantrasyon bozukluğu, 8. Uyku bozuklukları, 9. Kilo değişikleri, 10. Parasal ve sağlık sorunlarına dair aşırı endişeler. Depresyon herkesin başına nedensiz de gelebilir. Çocuklarda ve gençlerdeki depresyon belirtileri: Depresyon sendromu melankoli, üzüntü, ilgisizlik, umutsuzluk ve konsantrasyon zorluğu yanısıra vücutta görülen hastalık haline gelebilecek derecede olan iç huzursuzluk yada agresyonla ortaya çıkabilir. Ergenlik çağındaki tipik tepkiler (çok üzgün olma, sinirli, içine kapanıklık, can sıkılması, kuruntu, kendiyle ve dünyayla barışık olmama) depresyon arasındaki sınır çok incedir. Çocuklarda depresyon belirtileri (1-3 yaş): Çoğalan ağlama ve üzüntülü görünüm, hırçınlık, yemek yememe sorunu, uykusuzluk, fazlasıyla birine bağlı olma, yalnız kalma korkusu, katılımsızlık ve oyun oynamama.

MAHYA

Okul öncesi çocuklarda depresyon belirtileri (3-6 yaş): Üzgün yüz ifadesi, azaltılmış mimikler, neşesindeki dengesizlik, aşırı korkaklık, içe dönüklük, sinirli ve agresif tepkiler, katılımsızlık, yeme ve uyku sorunu, sevilmediğini zannetmek. İlkokul çağındaki çocuklarda depresyon belirtileri (6-12 yaş): Fiziksel depresyon belirtileri, moral bozukluğu, enerjisizlik, kelimelerle üzüntülü olduğunu bildirme, konsantrasyan bozukluğu, hafıza zayıflığı, okulda başarısızlık, gelecek korkusu, suçluluk duygusu, iştahsızlık, uyku sorunu, intihar etme düşünceleri. Ergenlik çağı gençlerde görülen depresyon belirtileri (13-18 yaş): Fiziksel belirtiler (baş ağrısı, karın ağrısı), uyku dengesizliği, psikolojik belirtiler (özgüven eksikliği, hevessizlik, konsantrasyon problemi, kararsızlık, başarısızlık). Depresyonu farketmek: Hobi ve günlük aktivitelerden vazgeçme, dış görünüş ve davranışlarda aşırılık, evden kaçma, alkol ve uyuşturucu tüketimi, kendi akranlarından ve ailesinden uzaklaşma. Depresyon tanısı bir doktordan çıkmalıdır. Depresyonun fiziksel nedenleri araştırılması gerekir. Depresyonun erken tanınması çocuğun ve gencin ilerdeki sosyal ve iş uyumu sorunları yaşamasını da önleyebilir. Depresyon nedenleri ya psikososyal, ya da nörobiyojiktir. Erken yaşlarda yaşanılanların kişisel gelişime etki eden yaşanmışlıklardır. Biyolojik ve genetik etkenler ya da beyin metabolizmasında ve stres hormonlarında yaşanan aksaklıklar sebep olabilir. Tedavi: Gençlik ve çocuk doktoruna danıştıktan sonra uzman piskologlarla beraber tedavi planı geliştirilmektir. Bütün ailede tedavi olması gerekir ve antidepresif ilaçlar gerekebilir. Daha ayrıntılı bilgiler edinmek isterseniz, gençlik ve çocuk doktorunuza başvurunuz.


38

SAĞLIK

Y�k��� T�n��y�� – H���rt�n��y�� Dr. Ali Aydın - Aile Hekimi

Hipertansiyon basit olarak yüksek kan basıncı demektir. Herhangi bir kişide kan basıncı uyku sırasında düşük, sinirli ya da heyecanlıyken yüksektir. Normal şartlarda sürekli olarak kan basıncı 120/80 mmHg üzerinde olan kişiler hipertansiyon hastalığı adayı kabul edilmektedir. Genel olarak, sistolik (büyük tansiyon) 140 mmHg ve diyastolik (küçük tansiyon) kan basıncının 90 mmHg yüksek olması hipertansiyon olarak kabul edilir. Sınıflandırması (18 yaşından büyükler için) liste halinde alt yazıda görebilirsiniz. Yüksek tansiyon, sıklığa ve nedenine göre sınıflandırılır. Buna göre iki tip vardır: 1. Esansiyel (primer – birincil) hipertansiyon. 2. Sekonder (ikincil) hipertansiyon Yaklaşık %90’ının nedeni (etiyoloji) bilinmediğinden primer ya da esansiyel hipertansiyon olarak adlandırılır. Geriye kalan vakalarının %10’una durumun nedeni bilindiğinden ‘sekonder’ hipertansiyon denir. Böbrek kökenli olan (renal) hipertansiyon bunların en yaygın olanıdır. Yüksek tansiyon sağlık açısından büyük bir risk. Halk arasında yaygın bir hastalık. Çoğu İnsan bu rahatsızlığı ağrıları olmadığı için ilk zamanlar farkedemezler. Hipertansiyon (yüksek tansiyon) örneğin kalp ve damarlarda ciddi hastalıklara sebep olabilir. Eğer tedavi edilmezse beyin kanaması, kan dolaşımı, kalp, damar, göz ve böbrek hastalıkları için ciddi bir temel hazırlar ve ölüm oranlarında artışa sebep olur. Bir kez teşhis yapılıp tedavi başlanırsa artan kan basıncı düşürülebilir, kalp ve kalp dolaşım sıstemindeki hastalık riski azaltılabilir. Hipertansiyon, kendi başına öldürücü değildir fakat tedavi edilmediğinde hipertansiyonun sonuçları öldürücü olabilir.

MAHYA

Hipertansiyon kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine neden olabilir. Üstelik buna ek olarak beyin kanaması ve beyindeki kan damarlarının trombozuna (pıhtılaşıp tıkanmasına) – yani felçe- diğerlerinden daha kolay yakalanırlar. Almanyada 35 yaşının üzerinde olan kişiler iki yılda bir “check-up” denen sağlık kontrolünden geçmelidir. Bu kontrol sırasında tansiyon da ölçülür. Sağlıcıkla kalın, selamlar ve saygılar.

Dr. Ali AYDIN Spittlertorgraben 3 Tel. 9 28 78 80 90429 Nürnberg


dr. ali aydın Sağlığınız için...

Akupunktür . Kiroterapi . Doğal Sağlık Yöntemleri .

ve daha fazlası ile hizmetinizdeyiz

Spittlertorgraben 3 Tel. 0911 - 9 28 78 80 90429 Nürnberg


SAĞLIK

40

Gebeliğe Hazırlık Genel düşünceler Gebe kalmaya, daha doğrusu anne ve baba olmaya hazır mıyız? Gebe kalmak ne demek? Gebelik testiniz pozitif çıktığı andan itibaren artık bir annesiniz, ne kadar tuhaf değil mi? Artık karnınızda küçücük bir varlık büyüyor. Ne kadar o bizim vücudumuzun bir parçası imiş gibi olsa bile, onun rahime yerleştiği andan itibaren bütün haklara sahip, tamamen bizden ayrı bir insan olduğunu kabul etmek kolay bile değil. Kim bilir o nokta küçüklüğünde olan insan nasıl bir genetik yapıya sahip, nasıl bir karakter taşıyor, hangi cinsiyete sahip? Bizden neler bekliyor? Onu en sağlıklı bir şekilde karnımızda taşıyıp dünyaya getirdikden sonra onun hakkı olan en iyi bakım ve eğitimi kendisine verebilecek miyiz? İyi bir anne ve baba olabilecek miyiz? Anne baba olmak, bir evlat sahibi olmak anlamına gelmez. Çünkü biz onun sahibi değiliz. Sadece çok değerli bir emanetin sorumlusuyuz. İlk defa anne baba olmak bir çiftin hayatını tamamen değiştiren bir dönüm noktası olmakla beraber yaşam stilini de yeniden düzenlemeyi gerektiriyor. Çocuk, anne babanın hayatına ayak uyduramaz, ama anne baba çocuğun ihtiyacına göre ona ayak uydurmak zo-rundadırlar. Bütün anne babalar bilirler ki, bu hiç de zannettikleri kadar basit değildir; çünkü doğumdan sonra hiç birşey eskisi gibi kalmıyor. Artık bizim için tamamen yeni bir hayat dönemi başlamış oluyor. Bir bebeğin ihtiyaçları konusunda ileriki sayılarda daha detaylı bilgiler vereceğim. Gebe kalmadan önce bazı noktaları tekrar gözden geçirmenizde fayda vardır. Gebeliği kendiniz can-ı gönülden istiyor musunuz? Yoksa daha çok eşinizin isteğinden dolayı ve onu mutlu etmek için mi istiyorsunuz? Ya da aile ve büyükler bir torun sahibi olma beklentisi içinde oldukları için mi gebe kalmaya çalışıyorsunuz? Yoksa yeni ülkeniz Almanya size çok sıkıcı geldiği için ve kendinizi yalnız hissettiğiniz için mi bebek istiyorsunuz? Eğer yeni evliyseniz aranızdaki bağ ve güven bir aile olmanın sorumluluğunu taşıyabilecek derecede sağlam mı? Türkiye`den yeni geldiyseniz Almanya’da yeni aile ve çevrenizdeki yerinizi buldunuz mu? Almanya’nın ve yaşadığınız şehrin sistemini iyice ögrendiniz mi? Almanca dilini günlük hayatınızda, alış verişte, doktorda, anaokulunda, okulda ögretmenlerle

MAHYA

konuşup anlaşacak kadar öğrendiniz mi? Yaşadıkları evin adresini bile söyleyemeyen insanlar var. Kendinize karşı samimi olun ve önce bu soruları sorun. Hamileliğinizi dahi bilinçsiz yaşamayın. Doktorunuzla tercümansız anlaşamıyorsanız, ondan size yeterince ilgi gösterip zaman ayırmasını beklemeyiniz. Çocuğunuzun sizin bilginize ihtiyacı olacaktır. Çocuk doktorları, anaokulu ve okul öğretmenleri kendileri ile konuşamayan annelerin çocuklarına belki hak ettikleri ilgiyi vermeyebilirler. Eşiniz ile aranızdaki problemleri bir bebek kesinlikle çözemez. Hele onu bebekle ailesine bağlamak istiyorsanız tamamen yanılıyorsunuz. Aksine bebek bakımı ve eğitimi tamamen size yüklenecek ve bu sorumluluğu belki tek başınıza taşıyamayacaksınız. Doğacak olan bir bebeğin en doğal hakkı, huzurlu bir aile ortamında karşılanmasıdır. Eğer büyükleriniz torun istekleri ile sizi çok sıkıştırıyorsalar, önce kendinizi daha serbest ifade edebileceğiniz bir ortam hazırlayın. Aksi taktirde doğurduğunuz çocuğun bakım ve eğitimi konularında sizin serbest kararlar vermenizi kısıtlayabilirler. Örneğin: Günümüzde hala çocuklarına beğendikleri isimleri veremeyen annebabalar var. Çünkü toplumumuzun büyük bir bölümü çok muhafazakar bir aile yapısına sahip. Genç annenin aile içinde kendini serbest olarak ifade edememe durumu ise bir hamileliği, doğumu ve anne-bebek ilişkisini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Hamilelikte aşırı bulantı ve istifra sorunları yaşanabiliyor, doğum daha zor geçebiliyor ve emzirme problemleri daha sık yaşanıyor. Bu konuları daha sonra ele alacağız.

Çeşminaz Parlayan Südklinikum’ da Ebe 0911/ 30 70 21 2


42 12

ÇOCUK

Evliliğe Giden Yol Ticaretle uğraşan Hatice, Mekke’nin ileri gelen zenginlerinden biriydi. Artık işlerini tek başına yürütemeyeceğini anlamıştı. İşlerini yürütecek, gözü arkada kalmayacak ve güvenebileceği birine ihtiyacı vardı. Kimsenin kimseye güvenmediği bir ortamda kadın olarak ticaret yapması iyice zorlaşmıştı. Önce aklına Muhammed geldi. Çevresinden, onun çok güvenilir ve dürüst bir kişi olduğunu duymuştu. Bu yüzden ticarî işlerini onun yapmasının uygun olacağını düşünmeye başladı. Ona birini göndererek kendisiyle çalışmak isteyip istemediğini sordu. Muhammed, gelen teklifi uzun uzun düşündükten sonra kabul etti. Hatice’nin bütün işlerinin sorumluluğunu artık Muhammed üstlenmişti. Şam’a gidecek ticaret kervanının hazırlıkları bitmek üzereydi. Hatice, Muhammed’e yardım etmesi ve onu daha iyi tanıması için yardımcısı Meysere’yi de kervanla birlikte gönderdi. Kervan, uzun bir yolculuktan sonra Şam’a vardı. Götürülen mallar büyük bir kârla satıldı. Muhammed, satılan mallardan büyük kazanç elde etti. Satmak üzere yeni mallar alarak Mekke’ye geri döndü. Meysere, yolculuk sırasında Muhammed’i yakından tanımış ve güzel ahlâkından çok etkilenmişti. Meysere, yolculuk boyunca olan biteni bütün ayrıntısıyla Hatice’ye anlattı.

MAHYA


Örnek Bir Eş ve Örnek Bir Baba

Hatice’nin, Muhammed’in dürüstlüğü hakkında artık hiç şüphesi kalmamıştı. Sorumlu olduğu ilk ticaret kervanını sağ salim getirmiş ve büyük kâr elde etmişti. Herkes onun güzel huyu ve ahlâkını takdirle anıyordu. Dürüstlüğüne kimsenin diyeceği bir şey yoktu.

Hatice, daha önce iki kez evlenmişti. Şimdiye kadar dul bir kadın olarak birçok evlenme teklifi almış ama o, bunların hepsini reddetmişti. Günlerini, evi ve işiyle ilgilenerek geçiriyordu. Bu durum Muhammed’i tanıyıncaya kadar devam etti. Muhammed’in ahlâkı ve kişiliğinden çok etkilenen Hatice, onunla evlenebileceğini düşündü ve bir süre sonra buna karar verdi. Aracı göndererek Muhammed’e evlenme teklif etti. Muhammed, yirmi beş yaşına gelmişti ve evlenme teklifini bir süre düşündükten sonra kabul ettiğini bildirdi. Hatice ve Muhammed, sade bir törenle evlendiler. Muhammed, evlendikten sonra amcası Ebu Talib’in yanından ayrılarak eşi Hatice’nin evine yerleşti. Artık Muhammed ticaretle uğraşıyordu ve maddî durumu düzelmişti. Bu sırada Ebu Talib maddî sıkıntı içindeydi. Muhammed, ona destek olmak ve yetiştirmek amacıyla amcasının oğlu Ali’yi yanına almıştı.

43 12

Cahiliye döneminde kız çocuklarına çok değer verilmezken Peygamberimiz, kızı Fatıma yanına geldiğinde ayağa kalkar, yanaklarından öper ve kendi yerine onu oturturdu. Ebu Leheb ve karısı, İslâm düşmanlarının başını çekiyordu. Tebbet Suresi, onların Müslümanlara yaptıkları kötülükler yüzünden indi. Bu sırada Peygamberimizin kızları Ümmü Gülsüm ve Rukiye, Ebu Leheb’in iki oğluyla nişanlıydı. Ebu Leheb ve karısı, Tebbet Suresi inince oğullarını Peygamberimizin kızlarından zorla ayırdılar. Bu olay, Hazreti Hatice ve Peygamberimize, çok sıkıntılı günler yaşattı. Kızlarına desteklerini esirgemeden bütün zorluklara göğüs germesini bildiler.

MAHYA


ÇOCUK

Orman Perisinin Gülleri Yemyeşil ağaçlarla kaplı ormanın birinde genç bir peri yaşarmış. Bu peri çiçeklerden en çok gülleri severmiş. Evinin bahçesinde renk renk güller yetiştirirmiş. Bu güller o kadar taze ve güzellermiş ki gören herkes perinin güllerine hayran kalırmış. Peri de güllerini çok sever, her sabah onları hem sular hem de onlarla konuşurmuş. Genç peri gülleriyle çok mutluymuş, ama onu üzen bir durum varmış. Peri güllerini çok sevdiği için onların solmalarına dayanamazmış. Güllerin bir süre sonra solması çok doğalmış, fakat genç peri güllerinin solmasına çok üzülüyor, güllerinin hep ilk günkü gibi taze ve diri kalmalarını istiyormuş. Kendi kendine “güllerim hep böyle güzel kalsa! O zaman hiç mutsuz olmam.” diyormuş. Bir sabah çiçeklerini yine sularken perinin dikkatini sarı renkte bir gül tomurcuğu çekmiş. Bu tomurcuk da diğer gül tomurcukları gibi pek güzelmiş. Fakat rengi diğerlerinden apayrıymış. Çok daha güzel ve değişik bir tondaymış tomurcuğun rengi. Bu yüzden, genç peri sarı tomurcuğa daha özenli bakmaya başlamış. Her sabah ona “küçük sarı tomurcuk büyüyecek, kocaman güzel bir gül olacak” diye güzel sözler söylüyormuş. Tomurcuk da bunu anlıyormuş gibi günden güne daha da güzelleşerek büyümüş. Kocaman bir gül olduğunda ise bahçedeki diğer güllerin arasında tıpkı gökyüzündeki güneş gibi ışıldıyormuş.

MAHYA

44 12


45 12 O kadar güzelmiş ki onu görenler sarı güle bakmaya doyamıyorlarmış. Peri de bunun farkındaymış ve çok mutluymuş. Fakat sarı gülün de bir gün solacağını bildiği için, içten içe bir üzüntü duyuyormuş. Aradan bir gün geçmiş, bir hafta geçmiş, bir ay geçmiş. Bu süre içinde bahçedeki bütün güller solmuş, yerlerini yeni tomurcuklara bırakmışlar: Güzel, sarı gül dışında! Bir ay geçmesine rağmen sarı gül solmamış, benzersiz güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş. Peri ilk başta bu işe çok şaşırmış fakat yine de sevinçliymiş. Çünkü güllerinin en güzeli solmamış. İyi yürekli peri, her gün onu evinin penceresinden seyrediyor, onu özenle suluyor, ona güzel sözler söylüyormuş. Gel zaman git zaman; peri, bu işten sıkılmaya başlamış. Sarı gül hiç solmuyormuş, fakat bu periye artık mutluluk vermemeye başlamış. Çünkü peri sarı güle dair hiçbir umut taşımıyormuş içinde. Önceden gülleri solduğu vakit, yeni tomurcukların ne zaman çıkacağını merak ederek onlarla sabırla ilgilenir, umutla güllerinin açılacağı zamanı beklermiş. Fakat şimdi sarı gül hiç solmadığı için böyle düşünceleri kalmamış. Bu da periyi bir zaman sonra mutsuz etmiş. Yetiştirdiği güllerinin solmamasını isteyerek ne kadar yanlış düşündüğünü anlamış. Her şeyi doğal haliyle sevmek en güzeliymiş. Bu yüzden o günden sonra orman perisi, doğadaki herşeyi olduğu gibi kabul etmeye karar vermiş. Orman perisi uzun yıllar, bahçesinde yetiştirdiği güllerle beraber evinde mutlu bir hayat sürmüş.

MAHYA


ÇOCUK

46 12 ŞİMDİ BOYAMA ZAMANI

MAHYA

RESİMDEKİ 7 HATAYI BULABİLECEK MİSİN?

MAHYA


48 12

BULMACA

KARE BULMACA 1

2

3

4

5

6

7

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

8

9 10

Soldan sağa: 1- Mineli, sırlı. Açıklama. 2- Avrupada bir başkent. Karışık renkli. 3- Sigorta aidatı. Hukuki, yasal. 4- Bir kürk hayvanı. Biçimsiz. 5- Yerine koyma. Üretici güç. 6- İngiliz uzunluk ölçüsü. En ve boyca büyük. 7- Şişmanlamak. 8- Zeka yaşı 25’ in altında olan ve geri zeka grubunu oluşturan insan tipi. Siirt’ in bir ilçesi. 9- Yerleşim bölgesi. Amerikan pamuğu. 10- Arı beyi. Su taşkını. Yukarıdan aşağıya: 1- Eş duyum. Bir peygamber. 2- Derisi, dişi ve yağı için avlanan memeli bir hayvan. Sebep. 3- Kars yakınlarındaki ünlü harabe yeri. Toplanma. 4- Aşçı yardımcısı. Bir tatlı su balığı. 5- İki borunun birleştiği yer. Tapınak. 6- İpekli bir kumaş. Anıt’ ın ünlüleri. 7- Çoğaltmak. 8- Mektup kabı. Taraça. 9- Bir tür İngiliz birası. Sıcak iklimlerde yetişen, baharat olarak kullanılan ıtırlı bir bitki. 10- Kadınların ayaklarına taktıkları bilezik. Üstü kapalı pazar yeri.

S U D O K U

KOlAY

GEÇEN SAYININ ÇÖZÜMLERİ: - SUDOKU ZOR - SUDOKU KOLAY - KARE BULMACA

MAHYA

ZOr


Bu sayıdaki çengel bulmacamızda sponsorumuz Mevlana Restaurant tarafından 3 kişiye 25er Euro’luk yemek ödülü çekilişi yapacağız. Aranan anahtar kelimeyi en geç 20.04.09 tarihine kadar elektronik posta yoluyla info@mahya.de ya da mahyadergi@gmail.com adresine yollayanlar çekilişe katılmaya hak kazanacaklar. 3

Mevlana

4

Restaurant 11

5

7

9

1

8

12

13

10

14

6

2

anahtar kelİME :

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

13

14


MEVLANA MUTFAĞINDAN...

50

MALZEMELER: 2 adet patlıcan 400 gr. domates 200 gr. sivri biber 600 gr. kıyma 1 adet capya biber 100 gr. maydanoz 1 diş sarmısak 10 adet kürdan 1 adet soğan 200 gr. sıvı yağ 2 kaşık domates salçası Uygun şekilde 2 çorba kaşığı tuz 30 gr. kara biber 1 çorba kaşığı kekik HAZIRLANIŞI: 600g ince çekilmiş kıymamızın içine ince olarak doğranmış kırmızı capya biberi ilave edip ardından rendelenmiş soğanı ve ince şekilde doğranmış maydanozu ilave edip iyice karıştırılır. Patlıcanlar uzunlamasına dört eşit şekilde kesilir. Sıvı yağda hafif kızartılır. Daha sonra kurutma kağıdı ile patlıcanların yağı alınır. Kızarttığımız patlıcanın içine köftemizi koyarak rulo yapılır ve ardından yuvarlak olarak kestiğimiz domatesi ve parmak büyüklüğündeki sivri biberimizi kürdan ile tutturuyoruz.

MAHYA

Karabiber, tuz ve kekik salçayla ezilerek sıcak suyun içine konur. Beş dakika kaynatıldıktan sonra kebabımızın sosu hazır olur. Son olarak tepsiye dizdiğimiz çöp kebapların üzerinden sosumuzu gezdirerek fırına sürülür.Çöp kebaplarımız 200 derecede yaklaşık 25-30 dakika piştikten sonra servise hazır hale gelir. Afiyet olsun!


MİZAH

52 12

İŞİTME CİHAZI Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş: “Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla” O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş: “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Cevap yok. Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış: yine cevap yok. Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş: Hala cevap yok. Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış: Yine cevap alamamış.

Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş: “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Kadın cevap vermiş: “Hayatım beşinci kez aynı cevabı veriyorum ya, Tavuk, Taaavuuukkk.”


0409  

güldür. bülbül, sana yâr olmak İ ç İ n nârlara düştü, dâ İ m yakışan hep sana, b İ r kırmızı

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you