Page 1

Sayı 40 | Mart 2012 | Ücretsiz

2012

DİTİB Nürnberg Aylık Dergi


İÇ İ N DE K İ L E R

03

BİZDEN 5 6 7 9 11 13 21

Önsöz Editörden İlk Ağızdan Dr. Kemal RAMOĞLU: Arabuluculuk Önemi Dr. Cafer ACAR: Tüketirken Tükenmeyelim Bizden Haberler Bedirhan GÖKÇE: Aşk gönül işidir; akılla cevap aranmaz

DİN 23 25 27 31 33 35 39

Bir Konu Bir Ayet: Müminler Ancak Kardeştir En Sevgili: Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Güvenilirliği Nakış Nakış Kainat: Fotosentez Şehitlik Onur; Gazilik Gururdur İstiklal Marşını Yazdıran Ruh ve Mehmet Akif Çanakkale..! Neyin Savaşı? Kadın ve Şiddet

MESNEVİ’DEN HİKAYELER 41

Nasuh Tövbesi

EĞİTİM 43

Çocuk Eğitimi Anne Karnında Başlar

AİLE 45

Çocuk ve Maneviyat Eğitimi

ATA’MIZA DAİR 47

Eğitim Anlayışı

49

HİKMETLİ SÖZLER


GÜNCEL Toplumsal Bir Hastalık - KUMAR

51

SAĞLIK Migren Nedir

57

KİM KİMDİR Malcolm X

59

Kumar - Sayfa 43

İŞ DÜNYASI Ayşegül Kandemir ile samimi bir sohbet İş Dünyasından Haberler

61 63

KÜLTÜR Çini Sanatı

65

ÇOCUK

67

MİZAH

71

Migren Nedir - Sayfa 57

BİLGİ KÜPÜ Şahi Topu

73

BULMACA Kare Bulmaca Sudoku Çengel Bulmaca

75 76 77

MEVLANA MUTFAĞINDAN

80

Şahi Topu - Sayfa 73

04


ÖNSÖZ Sevgili Mahya okurları Allah’ ın izni ve inayetiyle tekrar karşınızda olmanın sevinci mutluluğu içerisinde tüm ekibimizle beraber sizleri yüce Allah’ın selamı ile selamlıyoruz. Bizleri tekrar kavuşturana sonsuz hamd ve senalarımızı sunuyoruz. Her zaman olduğu gibi sıkı bir çalışmanın, araştırmanın bir ve beraber olmanın verdiği güç ve dirayetin sonucunda Mart ayı sayımızla huzura geldik.Her yeni sayımızı hazırlarken içimizde duyduğumuz, insanımıza, yurttaşlarımıza daha iyisini daha güzelini verebilme arzusu bizleri daha bir şevklendiriyor daha bir azimkar hale getiriyor. Bu ayki sayımızın kapak konusu Kumar belası hastalığı ki günümüzde yaygın olarak insanların özelliklede inanmış iman etmişlerin bile rahatlıkla işleyebildikleri bir haram olan kumardan bahseden konuları işlemeye gayret ettik. Nice yuvalarını yıkan, evlatları ana-babadan koparan, şirketler batıran bu hastalığa bir neşter vurmak istedik. Ayrıca hepimizin malumu olduğu üzere ecdadımızın bundan tam 97 yıl önce Türk’ün dünya üzerinde nadir olarak yaşadığı, olmak ya da olmamak hususunda verdiği en zorlu savaşların başında olan Çanakkale savaşlarının ve zaferinin bir yıl dönümünü daha idrak edeceğiz. Şu zamanın Türklüğünü yaşayan bizler için zaferlerle dolu bir geçmişi yad ediyor olmamız kadar doğal bir durumun olmadığını ancak bunların gelecek nesillerimize aktarılması, bu bilinç-le bilgilendirilmeleri gerektiğine inanarak bu husus için çabalıyoruz. Sizleri yeni sayımızla başbaşa bırakırken çağ açıp kapayan Fatih’leri, Yavuzları, Kanunileri, Çanakkale’de şehit olan isimsiz kahramanlarımızı, muhtaç olduğun kudret damarlarında ki asil kandadır diyen Atatürk’ü ve daha nicelerini rahmet, minnet ve vefa ile anıyor Sağlık ve mutluluk içerisinde tekrar buluşmak dileğiyle sizleri Allah’a Emanet ediyoruz. Selam ve dua ile... Ramazan KEMAL

05

IMPRESSUM/KÜNYE DİTİB Nürnberg e.V. Kurfürstenstr. 16 90459 Nürnberg

YAYIN KURULU Serhat Önder Ramazan Kemal Gökhan Önder Harun Önder Koray Kuşkuş

GENEL YAYIN YÖNETMENİ KAPAK/GRAFİK TASARIM Serhat Önder +49 (0) 179 66 77 888 serhat@mahya.de REKLAM SORUMLUSU Oğuz Yurtalan +49 (0) 179 66 53 603 +49 (0) 911 47 96 346 yurtalan@mahya.de

DAĞITIM SORUMLUSU Serhat Önder +49 (0) 179 66 77 888 info@mahya.de

KONTAKT/İLETİŞİM info@mahya.de www.mahya.de

Web Sayfası Sorumlusu Eyüp Erdem info@mahya.de Mahya Dergisi basın ve meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. Yazı ve ilanlardan yazılarıın ve ilanların sahipleri sorumludur.


editörden

Etrafımız Bataklıklarla Örülüyor Serhat ÖNDER

F

arkına vardınız mı hiç? Son senelerde çevrenizde kaç tane bahis bürosu ve kumarhane açıldı?

Bilhassa yabancıların yoğun olduğu semtlerde mantar gibi türeyen kumarhane ve bahis bürolarının aksine yabancıların az olduğu semtlerde bu batakhanelerin de oranla çok daha az olması gözünüze çarptı mı hiç? Bu batakhaneleri kendisine mesken tutan insanların genelde yabancı uyruklu olduğunun da farkında mısınız? Futbol müsabakalarını bedava izleme imkânı sunan bahis bürolarına 18 yaş altı gençler bile eline kolunu sallaya sallaya girebiliyor. Aslında sadece maç izlemek için bahis bürosuna gitmek masum bir gerekçe olsa da gelecekte bu alışkanlığın sözde bahis sonucu kazanılan paraların baş döndürüp kişinin potansiyel bir kumarbaz olmasına vesile olacağı hesaba katılmaması gözden kaçan çok önemli nokta. Diğer yandan belediyenin ışık tabelaları konusunda almış olduğu isabetli kararı kumarhane ve bahis büroları konusunda da almasını talep ediyorum.

Neydi bu karar? Işık tabelaları şehrin görüntüsünü bozduğu için tek tek harflerle donatılmış ışıklandırılma uygulamasının yürürlüğe girmesi. Aynı yetkililerin bahis büroları ve kumarhanelerin de şehrin görüntüsünü ciddi bir şekilde değiştirdiğini görmemesi beni düşündürüyor. Tabii ki burada belediye yetkililerinin yanısıra ebeveynler, dernekler, öğretmenler, hocalar ve toplumun ileri gelenleriyle bu konu üstünde ciddi çalışmalar yapıp bilgilendirme başta olmak üzere önleyici ve koruyucu tedbirleri en kısa zamanda almamız gerekiyor. Tedbirlerin alınmaması halinde hem yuvaların hem de yaşadığımız toplumun git gide nasıl bir çöküntüye uğrayacığının gün gibi aşikâr olduğunu söylememe gerek yok herhalde. Gelin geleceğimizle kumar oynamayalım!

06


İLK AĞIZDAN Çok kıymetli Mahya-severler, sizleri selamların en güzeli olan Allah´ın (cc) selamıyla selamlar, Allah´ın rahmeti ve bereketinin üzerinize olmasını dilerim. Bir ay daha geçti ve tekrar sizlerin huzurunuzdayız. Bir ay ne kadar da çabuk geçti halbuki. Esasında sınırlı olan bu dünyada ömür dediğimiz şey çok çabuk geçiyor. Bizler için mühim olanı, hem ahirete iyi bir hazırlık yapmak, hem de göçüp gittiğimizde bu kubbede hoş bir sada bırakabilmek diye düşünüyorum. Derneğimiz bölgemizde merkez olması hasebiyle gerçektende büyük bir cemiyet. Cemaatimizin, Kadınlar Kolumuzun, Mahya Dergimizin, Eğitim Kolumuzun, SV Eyüp Sultan spor kulübümüzün ve Gençlik Kolumuzun oluşturduğu büyük bir aileyiz. Bütün bu alanlarda sunduğumuz hizmetlerde insani, Yaratan´dan ötürü sevdiğimiz yaratılanı ön planda tutuyoruz ve insana yatırım yapmayı amaçlıyoruz. Biz yaşlanınca arkamızdan gelen, bayrak yarışında bayrağı daha da ilerilere götüren, bu güzel cemiyetimize sahip çıkacak gençleri, insanları aramızda görmek istiyor ve bundan büyük mutluluk duyuyoruz. Kapının önüne çıktığımızda şeytanın her türlü hileleriyle karşı karşıya kalan insanımızı yüce Rabb´im her türlü haramdan korusun. Kapak konumuzda da gördüğünüz gibi bu ay kumar konusunu ele aldık. Kapatılan dükkanların büyük bir kısmı oyun salonu olarak

07

hemen hemen her köşe başında karşımıza çıkmaya başladığı bu günlerde, toplumu oluşturan bireylerin, daha doğrusu ailelerin de huzurunu kaçırdığına, aileleri yıktığına maalesef şahit olmaktayız. Bizim uğraşımız, siz sevgili cemaatimiz ve okurlarımızın istekleri doğrultusunda, helal ve hukuk çerçevesini ihlal etmeden burada herkese güzel hizmetler sunabilmektir. Böyle büyük kurumlar, kuruluşlar, cemiyetler maddi kaynakları olmadan ayakta duramazlar. Ve öyle inanıyorum ki sizlerden de bu sesime kulak verecek insanların sayısı az değildir. Beşyüz civarında olan üye sayımızı yükseltmeye ve böylelikle geçen ayki konumuz olan lobileşmek yolunda da büyük bir adım atmaya çalışmaktayız. Ne kadar çok kişi olursak, yaptırımlarımızda o denli güçlü olabilir. Biz siyasilerin istediği gibi değil de, onları bizim istediğimiz gibi hareket etmek zorunda bırakırız Fransa örneğinde de görüldüğü gibi. Bu vesileyle üye olmayan okurlarımızı ve cemaatimizi derneğimize üye olup üyelerimizin faydalanacağı imkanlardan istifade etmeye, üyelerin ise aile fertlerini ve/veya tanıdık, eş, dost, akrabalarını da bu yönde teşvik etmelerini rica ediyorum. Sizin için küçük, ama cemiyetimiz ve dolayısıyla toplumumuz için atacağınız büyük bir adım eminim hepimizi daha güçlü kılacaktır. Saygılarımla. Yusuf Erdem DİTİB Nürnberg Başkan


bizden

ARABULUCULUK ÖNEMİ :

ALMANI HAPİSE GİRMEKTEN KURTARAN TÜRKÜN İNSANLIK DERSİ ÖYKÜSÜ Dr. Kemal RAMOĞLU T.C. Nürnberg Başkonsolosluğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi

Değerli “Mahya” okuyucuları, bu sayıda size bir Türk genci ile Alman vatandaşı arasında yaşanan bir hukuki olayda bizzat arabuluculuk ederek, nasıl tatlıya bağladığımı ve böylece Almanın cezaevine girmesini önlediğimi (esasen Almanın cezaevine girmesini aşağıdaki öyküde anlatacağım gencimizin önlediğini, benim sadece burada bir aracı veya hakemlik rolü üstlendiğimi ifade etmem lazım, ama arabulucu rolü bazen insanların yaşamında tıpkı bu yaşanan öyküde olduğu gibi çok büyük önem arzetmektedir!) küçük bir öykü şeklinde aktarmak istiyorum. Burada belirtmeliyim ki ben de bu hadiseden ister istemez çok etkilendim. Olay şöyle cereyan etti; Ataşelikteki yoğun telefon trafiği arasında beni arayan ve Nürnberg’de güvenlik hizmeti veren bir özel şirketin sahibi olduğunu belirten ve adının Klaus Werner (gerçek adı tarafımdan değiştirilmiştir) olduğunu söyleyen Alman, telaşlı bir sesle “ben acilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi sn. Kemal Ramoğlu ile görüşmek istiyorum, lütfen bana yardımcı olur musunuz. Bir Türk genci ile mahkemelik oldum. Kendisine trafikte küfür edip, ağır hakaretlerde bulundum. Başta şirketimde çalıştırdığım Türk güvenlik elemanları olmak üzere kontak içinde bulunduğum kişiler bana bu davayı ancak Ataşe Ramoğlu’nun çözebileceğini söylediler.. Kendisine hakaret ettiğimden dolayı büyük pişmanlık duyduğum Türk gencine ve ailesine bir türlü ulaşa-

09

madım. Benimle görüşmek ve davasından vazgeçmek istemediği besbelli. Eğer davasını iki haftaya kadar geri çekmezse, hakim beni cezaevine gönderecek. İşyerim kapanacak. Maddi ve manevi zararım çok büyük olacak. Ne kadar içerde yatacağım da belli değil. Ne olursunuz bana Ramoğlu’nu bulunuz ve beni bu dertten ancak o kurtarır” sözlerinden sonra, ben de kendisine o talep ettiği ve kendisine yardımcı olmasını istediği kişinin ben olduğumu, konuyla en kısa süre zarfında ilgilenip, kendisine mutlaka bir bilgi vereceğimi vaat ettim. Doğrusunu söylemem gerekirse, Ataşelikteki bu kadar yoğun işlerimiz karşısında güvenlik şirketi sahibi Almanın bu talebini sıraya aldım ama birinci öncelikli iş olarak değerlendirmemekle birlikte, adresini bu Almandan aldığım gencimizin Bamberg adresine hemen bir yazı göndererek, vatandaşımızı “kendisiyle ilgili özel bir konuyu görüşmek üzere” Ataşeliğimize davet ettim. Bu arada Klaus beni günaşırı aramaya başlayıp, biran evvel kendisine yardımcı olmamı, bu konuda oluşacak her türlü masrafı da karşılamak istediğini beyan etmekteydi. Kendisinin ses tonundan bu işten ne kadar rahatsızlık ve büyük pişmanlık duyduğu, konunun biran evvel çözülerek kafasını rahatlatmak istediği net bir şekilde anlaşılıyordu. Ben de kendisine her telefon görüşmemizde, sabırlı olmasını, oluşacak masrafın Ataşeliğimizce karşılanacağını, bu işi “arabulucu-hakem” rolü oynayarak çözmeye gayret edeceğimizi, hapise girmesini önle-


meye çalışacağımızı ifade ediyordum. Klaus Ataşeliğimizle sürdürdüğü her telefon görüşmesinde, keşke böyle bir kusuru işlemiş olmasaydığından söz etmekteydi. Mektubu Bamberg’e gönderdiğimin ertesi günü Mehmet Bahar’ın (isim tarafımdan değiştirilmiştir) eşi Ataşeliğimizi telefonla arayarak, hemen gelmek istediklerini, ancak mümkünse hangi konuda görüşme talebimizin olduğunu öğrenmek istedi. Ben de konuyu uzatmadan mahkemede davacı oldukları Almanla eşi arasında arabuluculuk yapmak istediğimi bildirdim. Klaus’un kendisini dava eden Türkün davetimi kabul edip, Başkonsolosluğumuza geleceğini öğrenince,telefonda ne kadar mutlu olduğunu, umutlarının yeşerdiğini ses tonundan hissettim. Alman Klaus’a ve gencimize 8 Şubat’da Ataşeliğimize gelmelerini teklif ettim ancak Alman ısrarla bu görüşmenin bu tarihten önce gerçekleşmesi gerektiğini, çünkü mahkeme karşı tarafın (Türk gencinin) davasını en geç 2 Şubata kadar geri çekmesi halinde davanın düşeceğini, aksi takdirde cezaevine gireceğini belirtince, 30 Ocak tarihinde kesin gö-

rüşme tarihini belirledik. “İnşallah arabuluculuğum bir işe yarar“ dedim kendi kendime. Randevu günü önce Alman Klaus ve eşi geldiler. Arkasından da Mehmet Bahar ve eşi geldi. Almanı cezaevine girmekten kurtarmak, güvenlik şirketinin kapanmasını, bir o kadar çalışan güvenlik görevlilerinin işlerinden olmayı engellemek ve Almandan davacı olan gencimizin de mağduriyetini önlemek için mutlaka çok iyi hakemlik yapmalıydım. devam edecek...


bizden bizden

TÜKETİRKEN TÜKENMEYELİM YURTDIŞI BORÇLANMASINDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR Dr. Kemal RAMOĞLU T.C. Nürnberg Başkonsolosluğu Dr. Cafer ACAR Dr.Sosyal CaferGüvenlik ACAR Ataşesi Çalışma ve T.C. Nürnberg Başkonsolosluğu T.C. Nürnberg Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi Din Hizmetleri Ataşesi

D İ

in, yaratılışımızın niteliğini ifade eden; fıtrat kavramının paralelinde emirler badet, “abd” kelimesinden türetilmiş ve yasaklar koyar. İyi olan şeyler vicdaolup “kulluk etmek” anlamına gelir. Yüce nı rahatlatırken çirkin olanlar ise rahatsız Yaratanımız, bizlere nasıl kulluk edileceeder. Gerek din gerekse peygamberler iyi ve ğinin yollarını göstermiştir. Kulluğun nişaçirkin şeylerin insanlara hatırlatma görevini nelerinden biri de Kurban ibadetidir. Allah ifa için vardır. Bu cümleden zikredebileceğibu ibadeti, gönderdiği her peygambere somiz bir virüs kumardır. rumluluk olarak yüklemiştir. Hac Suresi 34. Ayette şöyle buyrulmaktadır: “Her ümmet Kumar, insan ihtirasının ve emeksiz kazanç için Allah’ın kendilerine rızık verdiği hayarzusunun tezahürü olarak ortaya çıkmıştır. vanlar üzerine ismini ansınlar diye kurİnsanların bu zaafını kullanmak ve haksız ban kesmeyi vacip kıldık. İşte ilahınız tek kazanç elde etmek için de müesseseler oluşbir ilahtır. Şu halde ona teslim olun. Alçak turulmuştur. Kumarhaneler, piyango organigönüllü olanları müjdele!” zasyonları, tombala ve daha adını sayamayacağımız her türlü şans oyunu dinimizin Her ibadette olduğu gibi Kurban ibadetinkesinlikle haram kıldığı maalesef toplumsal de de bizlerin eğitimi hedeflenmiştir. Kuralışkanlıklarımızdır. Müslümanlar bu tip orban Allah’ın bizlere rızık olarak verdiği niganizasyon ve oyunlardan hem kendileri metlere bir şükürdür. Nefsimizin nimetlere hem de ailelerini korumalıdır. Özellikle çodüşkünlüğünü kontrol edip terbiye eden cuklarımız bu anlamda ciddi bir tehdit altınbir fedarkarlıktır. Allah için maddi fedakardadır. Bilgisayar ve internet çağında aileler lıkta bulunmanın bir şeklidir. Fakirleri, dostbu tehdidi her zaman görememektedir. Billarımızı, ailemizi faydalandıracağımız bir nigisayar oyunları zaman çocuklarda bu ihtiramettir. Dinimizin ana hedefi olan toplumsal sın uyanmasına sebeb olabilir. huzur ve barışın sağlanmasına, kaynaşmaya ve karşılıklı sorumluluk hissiyatının güçlenAslında kumar oynayanlar da bu hastalığın dirilmesine bir vesiledir. Kurban ibadetinin farkında olan kimselerdir. Ancak Allahın yadinimizdeki yerini bilmek hikmetini kavrasaklamış olduğu haramlar bulaşıcı hastalıklar mamıza da yardımcı olacaktır. gibidir. Çabuk yayılır ve tedavisi uzunsüreli ve zordur. Hz. Peygamber’e yönelik olarak Kurban kesme emri Kevser suresi ile gerçekleşmiştir. Kumar hastalığının tedavisi öncelikle manevi “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” . bir yenilenme ile mümkündür. Kimi zaman

11 07

ağır faturalar kumar müptelası insanları tüketir. Tükenmiş olan insan da tek dayanağı Enam Suresi 162. ayette ise şöyle buyrulolan Allaha yönelmekten başka çare bulamaktadır: “De ki: namazım ve ibadetim maz. Bu çareyi göremeyenler ise bunalım(kurbanım) Allah içindir.” larla hayatlarına son vermek durumunda kalırlar. Bunun kurtuluş olduğunu zanneAncak emrin uygulanması konuyla ilgili denler maalesef daha büyük bir imtihanı ayetlerin iniş sürecinin tamamlanmasından kaybeden ve kaybetmeye mahkum olanlarsonra mümkün olmuştur. Tabii bu da Allah’ dır. Her kapının açıldığı yüce yaratanın kapıın emri gereğidir. Taha Suresi 144. ayette sı, tükenmek bilmeyen hazineler kapısıdır. Ya Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın Rab, dediğimizde buyur ey kulum diyen bir şanı yücedir. Sana vahyedilmesi tamamyaratıcının varlığını ve tekliğini hatırlamak lanmadan önce Kur’an’la hüküm vermebu hastalıkların tek ilacıdır. Ailemize, çocukde acele etme. Rabbim ilmimi artır de.” larımıza, kendimize yönelik önleyici tedbirler, yüce dinimiz islamın ibadet ve ahlak Mekke döneminde inen bu ayetler Medine hayatımızla ilgili sunduğu tavsiyelerdir. döneminde inen ayetlerle pekişmiş ibadetin nasıl yapılacağı ortaya çıktıktan sonra İbadet hayatı olan bir insan, kimi zaman haPeygamberimiz Kurban kesmeye başlamıştalar yapsa bile Yaratıcı ile olan irtibatını kotır. Nitekim Medine’deki on yıl boyunca Hz. parmadığı için bir şekilde bu hastalıklara Peygamber (as) kurban kesmiştir. karşı aşılı durumdadır. Hatalarını telafi etmek için bir gayret içinde olacaktır. Hac Suresi 34-37 ve Enam Suresi 142-144. ayetlerde, kurban ibadetiyle ilgili detaylı bilÖyleyse hem yakınlarımıza hem toplumugiler mevcuttur. Rabbimiz Hac 34-37. ayetmuza karşı ibadetleri tavsiye ederek manevi lerde şöyle buyurmaktadır: “Her ümmet boşlukların kapanmasına katkı sağlayalım. için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verİbadetleri ihmal, hem dünyada hem de ahdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar dirette telafisi zor boşlukların hem kendi hayaye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin tımızda hem de sorumluluğumuzda olan inilahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız O’ sanların hayatında bizi risklerle karşı karşıya na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdebırakmaktadır. Hep birlikte yüce yaratanımıle! Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürzın ilahi kelamına kulak verelim… peren, başlarına gelen musibetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendile2:219 Ey Muhammed! Sana şarap ve kumar-


dan soruyorlar. De ki: Bu ikisinde büyük bir günah, bir de insanlar için bazı menfaatler vardır. Fakat günahları, menfaatlerinden daha büyüktür. Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan fazlasını infak edin. İşte böylece Allah, size âyetlerini açıklıyor. Umulur ki siz düşünürsünüz. 5:90 -Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz. 5:91 -Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?

12


bizden

Hanımlara Sağlık Semineri

Kadım-Doğum Uzmanı Dr. Hülya Gündoğdu, 16 ve 17 Aralık tarihlerinde DİTİB Nürnberg’de genç kızlarımıza ve hanımlarımıza yönelik, iki günlük bir sağlık semineri verdi. Genç kızların katılımının yoğun olduğu seminerde Hülya Hanım, genç kızlarımıza beden sağlığı konusunda dikkat edilmesi ge-

reken hususları anlattı. 17 Aralık’da cemiyetimizin lokalinde hanımlara yönelik gerçekleşen seminerde ise “Lipödem ve Belirtileri, Oluşum Nedenleri vb.” hususlarında aydınlatıcı bir seminer vermiştir. Her iki program da seminerin sonunda gelen sorularla birlikte son bulmuştur.

Geleneksel Kahvaltılara Devam Hanımlar arası düzenlenen aylık kahvaltı proğramı Şubat ayında da dolu dolu geçti. Nürnberg Başkonsolosu sayın Ece Öztürk Çil Hanımefendi ile Din Hizmetleri Ataşemiz sayın Dr. Cafer Acar Bey ve eşi Emel Acar Hanım’ın da katıldı kahvaltı programında birçok etkinlik yer aldı. Cemiyetimizin Din Gö-

revlilerinden Musa Kazım Keskin Bey’in Kur’ an tilavetiyle başlayan program, Nürnberg Başkonsolosu Ece Hanım ve Din Hizmetleri Ataşesi Dr. Cafer Acar Bey’in açılış konuşmalarıyla devam etti. Konuşmaların ardından “Hanımlar Arası Siyer Yarışması” yapıldı. Yarışma sonrasında, camimizde hanımlara şan dersleri veren koro şefi ve yılların sanatçısı İmran Karaersal Hanım ve ekibi, Türk Tasavvuf Musikisinden birçok eseri yorumladılar ve dinleyenleri mest ettiler. Sergilenen bu minik konserin ardından yine camimizin hanımlar tiyatro ekibi “Kayınvalide ve Gelinler” adlı oynadıkları skeçle, izleyenlere güzel anlar yaşattılar. Program, kahvaltı programlarının devam edeceği müjdesinin verilmesiyle son buldu.

13


Genç Kızlara Sohbet ve Seminerler

DİTİB Nürnberg Eyüp Sultan Camii’nde bir yılı aşkın bir süredir düzenli olarak genç kızlara yönelik cuma sohbetleri devam etmekte. Her cuma akşamı saat 18.30 ile 20.00 arası yapılan sohbetleri camiimiz Bayan Din Görevlisi Kudret Çimen yapmakta. Her ay farklı bir konuk davet edilerek, gençlerin farklı kişileri tanıması, rol-model örnekliği açısından gayet önem arz ettiğinden bu tür bir uygulama başlattıklarını dile getiren Kudret Çimen Hanım, gençlere seminer verenler arasında din görevlilerinin, doktorların, öğretmenlerin ve yazarların olduğunu dile getirdi.

nusunu, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Berna Kurhan Hanım “Sağlığımızı tehdit eden iki unsur: Sigara ve Nargile” adlı konuyu, Abdülkadir Çimen Bey “Fatiha Suresi ve Düşündürdükleri” konusunu, DİTİB Nürnberg Eyüp Sultan Camii Din Görevlilerinden Musa Kazım Keskin Bey “Namaz ve Kazanımları” konusunu, Kadın-Doğum Uzmanı Dr. Hülya Gündoğdu Hanım “Gençlik Sağlığı ve Dikkat Edilmesi Gerekenler” adlı konuyu, Schwabach Din Görevlisi Muharrem Öztürk Bey “Günlük Hayatımızda Ahlak” konusunu, Eğitimci Yazar Nehir Aydın-Gökduman Hanım da “Bilinçli Bir Gençlik” adlı konuyu gençlerimize seminer olarak vermişlerdir.

Bu süre zarfında sohbet ve seminerlere konuşmacı olarak gelip destek olanlar konularıyla birlikte şu şekilde sayılmakta: Din Hizmetleri Ataşemiz sayın Dr. Cafer Acar Bey “Avrupa’da Müslüman Olmak ve Kadın” ko-

DİTİB Nürnberg Eyüp Sultan Camii Bayan Din Görevlisi Çimen, “katkıda bulunan herkese, hem kendi adıma, hem gençlerimiz adına, hem de cemiyetimiz adına sonsuz teşekkürlerimizi sunarım” diye konuştu.

14


bizden

Ebru Kursu Başladı DİTİB Nürnberg Eğitim Merkezi çatısı altında Ebru kursu yine başladı. 2011 Kültür Şöleninde açtıkları sergi ve gelen taleplerin ardından Ebru kursunu tekrar başlatan yetkililer kursa gösterilen yoğun ilgiden memnun. Altı ay sürecek olan kursda kursiyerlere boya karışımdan ebru sanatının püf noktalarına kadar birçok konunun ele alınacağı, kül-

türümüzün bu güzide örneklerinden, hemen herkesin beğenisini kazanan sanatın özellikleri Melek Güner ile Zeynep Özatay tarafından tanıtılacak. Ayriyeten bu yıl da yine Kültür Şöleninde kurulacak “Kültür Çadırı”nda yapılacak olan Ebru Sanatı sergisi için de hazırlıklar sürmekte.

Gençlik Koluna Yeni Yönetim DİTİB Nürnberg Eyüp Sultan Gençlik Kolu Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Gençlik Lokali’nde gerçekleşen, Divan Başkanlığını Cemiyetimizin 2. Başkanı Fikret Bilir’in yaptığı seçimde DİTİB Nürnberg Başkanı Yusuf Erdem, Din Görevlileri Dr. Ersan Özten, Musa Kazım Keskin ve gençlik kolu üyeleri katıldı.

15

Mevcut yönetimin ibrasından sonra gidilen seçimde Ramazan Avcı aldığı oylarla gelecek dönem başkanlık için başkanlık görevine getirildi. Yönetim Kurulu üyeleri şu isimlerden oluştu: 2. Başkan Osman Enis Yıldız, Sekreter Talha Nami Yıldız, Muhasip Ömer Boz, Asil Üyeler Osman Yıldız, Mustafa Arslan ve Müslim Ünlühan


bizden

Kültür Şöleni Hazırlıkları Sürüyor Senelerdir düzenlenen, fakat 2011 yılında ilk kez bu kadar büyük çapta yapılan, 20.000 civarında vatandaşımızın katıldığı Kültür Şöleninin 2012 hazırlıkları da tüm hızıyla sürüyor. Haziran 2011’deki Kültür Şöleninden sonra başlayan hazırlıklar Ekim ayından itibaren hız kazandı ve günümüz itibariyle hazırlıkların büyük kısmı tamamlanmış durumda.

Geçtiğimiz seneden daha fazla vatandaşımızı beklediğimiz Kültür Şöleninde, misafirlerimizin daha rahat bir ortamda zaman geçirebilmeleri için gerek ana çadır, gerek yemek çadırı büyütüldü ve daha fazla insanımızın rahatca vakit geçirebileceği ortam şimdiden sağlandı. Yine ebeveynlerimizin rahatını ve çocuklarımızın da hoşca vakit geçirmelerini sağlamak için çocuk parkı da hazır hale getirildi. Çocuklarımızın sabahdan akşama kadar gönüllerince oynayıp, eğlenceli saatlerin geçirilebileceği oyun yerleri ve yarışmalar, çocuklarımızın sevinç çığlıklarıyla buluşmayı bekliyor.

17

SAHNE PROĞRAMI Geçen yıl sahne proğramımızın belki de en güzel, en beğenilen kısımlarından biri olan, miniklerimizin gösterileri bu sene de sahne gösterilerimizde önemli bir yer alacak. Kur’an kursuna gelen çocuklarımızın bu yöndeki hazırlıkları ve çalışmaları şiir okumaktan tutun da, türkü ve ilahi okumaya, tiyatro gösterilerinden forklör gösterilerine kadar sürmekte.

Türkiye’den gelen ve kulakların pasını silip hoş bir sadâ bırakan Fatih Koca ve ekibi bu yıl da yine aramızda olacak. Geçen seneden farklı olarak bu sene iki gün boyunca aramızda olacak olan Fatih Koca ve ekibi hem Türk Tasavvuf Musikisinin hem de Türk Sanat Müziğinin ile Türk Halk Müziğinin en güzel nağmelerini yüreklerimize işleyecek. Eppingen’den gelip, bizlere adeta tarihe bir yolculuğu yaşatan Mehter ekibi de 2012 Kültür Şölenine katılacak. 2011 yılındaki Kültür Şöleninde en fazla rağbet gören gös-


terilerden biri olan Mehter Takımı, Kültür Şölenimizin yine son gününde aramızda olacak ve bizleri coşturmaya gelecek.

dığımız, kaliteli espirileriyle, örnek kişiliğiyle bilinen, parmakla gösterilecek stand-upçı Bekir Develi iki gün boyunca hem sunuculuğuyla, hem de espirileriyle aramızda olacak ve organizemize ayrı bir renk, ayrı bir hava katacak. TÜRK MUTFAĞI

Sahne alacak bir başka grup da TEK-DER Korosu olacak. Uzun yıllardan bu yana Nürnberg ve çevresinde aktif olan ve Türk Halk Müziği konusunda başarılı çalışmalara imza atan TEK-DER Korosu kalabalık bir ekiple Kültür Şölenimiz’de sahne alacak.

Türk mutfağının eşsiz örnekleri, leziz tatları, damağa ve göze hitab eden Gözlemesinden Adanasına, Sarmasından Mantısına, Baklavasından Lokmasına, Sac Kavurmasından İçli Köftesine varana kadar birçok çeşit yine siz misafirlerimizin beğenisine sunulacak. Beğeninize sunulacak bu lezzetler için Kadınlar Kolumuz harıl harıl çalışmakta, hazırlıklarını sürdürmekte.

Sahne gösterilerimizin arasında geçen sene Köln’den gelen, izleyenlerin büyük beğenisini toplayan forklör ekibinden bu yıl da semazen ekibi gelecek. Geçen senenin aksine bu yıl forklör gösterileri için daha çok Nürnberg ve çevresinde faal olan, değişik yörelerin forklör ekiplerine sahnemizde yer ve misafirlerimizin bu ekiplerimizi tanıyıp beğenmelerine imkan tanımanın en güzel yol olacağını düşündük ve bu yönde karar aldık. BEKİR DEVELİ...

BÜYÜK ÇEKİLİŞ Bu yıl da yine sürpriz hediyelerin çekilişi gerçekleşecek... Sürprizleri açıklamak olarak değil de, ipucu olarak Umre çekilişini, uçak biletlerini sayarsak “Acaba bana çıkar mı?” diye düşünenler eminiz ki şimdiden olacaktır. Belli mi olur... Ya Nasip diyelim... Ama merak etmeyin, geçen sene yaşanan izdihamın yaşanmaması için bütün önlemler alınıyor.

DİTİB Nürnberg 2012 Kültür Şöleninde bu yıl cumartesi ve pazar günleri, hem daha önce Gençlik Kolumuzun düzenlediği, hem de TRT’de yayınlanan proğramlarından tanı-

Eksiklerimizi elimizden geldiğince tamamlamaya gayret gösterdiğimiz bu seneki Kültür Şölenin bu saydıklarımızla sınırlı değil...

18


din

Bir Yenilik - Kültür Çadırı Kültür Şölenimizin ziyaretçilerini bu yıl bekleyen bir yenilik de kuracağımız Kültür Çadırı... Bu çadırın içerisinde konuklarımız, kültürümüzün en güzel örneklerinin bir bölümünü daha yakından tanıma imkanı bulacaklar. Kurulacak standların arasında Ebru, Hat, Çini, Oltu Taşı ve Cam Üfleme Sanatı yer alacak. Burada isteyenler ustaların ellerinden çıkan, her biri bir sanat eseri ve kültürümüzün bir parçası olan güzellikleri satın alabilecek, isteyenler de bu sanatı daha yakından tanıyabilmek için tezgahın arkasına geçip kendi hünerlerini sergileyebilecekler. Cam Üfleme Sanatı:

Türkiye’nin önde gelen Cam Üfleme ustalarından olan ustamız, dört gün boyunca Kültür Şölenimizde, Kültür Çadırımızda aramızda olacak ve cam borusuna üfleyerek, kıvrak hareketler ile camdan muhteşem şekiller çıkarmanın zevkini yaşatacak. Çini Süsleme Sanatı: Tarihi çok eskilere, bazı rivayetlere göre M.Ö. 3000li yıllara dayanan Çini sanatı, tarihimizin ve kültürümüzün önemli bir parçası haline geldi. Hemen her alanda kullanım imkanı bulan bu sanatı Türkiye’den gelecek olan ustamız, Çini Sanatı ve Seramik Süslemesini ve püf noktalarını siz misafirlerimize tanıtacak.

19

Ebru Sanatı... DİTİB Nürnberg Eğitim Merkezi çatısı altında faaliyet gösteren, Ebru kursunu veren Melek Güner ve Zeynep Özatay Hanım, geçtiğimiz senelerde olduğu gibi bu sene de boyanın kitre ile buluşup ddesen desen yüreklere işlenmesinin örneklerini sergileyecekler. Kültür Çadırımız elbette sadece bu ve benzeri sergilerle sınırlı değil... Ne zamandır kömürlü semaverde bir çay keyfi yapmadınız? Peki eşiniz-dostunuzla bol köpüklü bir Türk kahvesi içip, iki lafın belini kırmayalı ne kadar oldu? Türk usulü, buz gibi bir limonataya ne dersiniz peki? Otantik bir ortamda, bütün bu saydıklarımızı fazlasıyla, yine Kültür Çadırımız’da bulabilirsiniz.

Kültür Şölenimizde ve Kültür Çadırımızda bütün bunların yanında bir de (havaların iyi olması durumunda) açık havada, Türkiye’ deki çay bahçelerini Nürnberg’e, Kültür Şölenimize taşkyoruz. Akşamları canlı müzik eşliğinde, güzel bir ambiyansda, hoşca vakit geçirmek elbette hakkınız. Bütün bunları kaçırmak istemiyorsanız, dört gün boyunca Türkiye’yi Nürnberg’de yaşamak istiyorsanız, siz de başka kimseye söz vermeyin!..


bizden

Bedirhan GÖKÇE

Aşk, etinden topuğuna kadar işlenmiş bir nasırdır. Ya canın acıya acıya adım atacaksın, ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. (Hz. Mevlana) İnsanlık; Tarih boyunca sanırım en çok aşkı konuştu... Aşka dair ne varsa yazılıp çizildi, dillendirildi. Kendisine en çok cevap aranan, bulundukça çoğalan, çoğaldıkça çağlayan bir çığ oldu ve koptu aşk dağının tepesinden. Yuvarlandıkça hız aldı, hız aldıkça büyüdü, büyüdükçe önüne kattığı ne varsa aldı götürdü... Herkes kendi dönemi içinde, kendi dünyasına göre ele aldı aşkı ve yine herkes aşka bir yerden bir şekilde kendisini kaptırdı. Dünyadan elini eteğini çekmiş olanlar ilahi aşkı buldu, onunla yürüdü Allah’a. Dünyalık arzusu yüksek olanlar aşkı; parada, malda buldu, oradan büründü hırsa. Aşkı insanda bulanlar ise Leyla’nın peşinden döndüler birer garip Mecnun’a... Hatta Leyla ile Mecnun’u ilk kaleme alan Fuzuli bile bir beyitinde: Mende Mecnun’dan füzun aşıklı istadı var. Sadık menem, Mecnun’un ancak adı var... Evet, belki de Fuzuli gibi Mecnun’dan daha mecnun olan çok aşık vardır da biz bilmiyo-

21

ruzdur hikâyelerini. Bilmiyoruz şu an dünyanın dört bir yanında, kutuplardan Afrika’ya neler yaşandı adına “aşk” denen, bilmiyoruz oralarda da var mıdır, çöllere düşen, dağları delen, ömründen geçen? Dünya sinemalarından takıldıkça gözümüze, kısmen cevap bulduğumuz, ama derinlemesine tepkisini asla bilemeyeceğimiz en büyük bilinmeyenli denklemdir; AŞK... Ve ne yazık ki günümüzde “üç günlük” yaşanan, beş senede üç beş kere tutulan, her geçen gün, cinsellikle biraz daha ucuzlatılan “şey”in adı ilişki olsa da AŞK değildir anlayacağın. Çünkü: Aşk kavuşamayacağını bile bile yolunda yok olmaktır hem de hiç usanmadan; Aşk yanmaktır kendi ateşinde sesi soluğu çıkmadan; Aşk vurmaktır yüreği ama hiç soğumadan; Aşk gözyaşıdır içten içe, için için damlayan; Aşk gönlün iç kanamasıdır dışına sızmayan; Aşk kramptır, iki büklüm yataklara savuran; Aşk en büyük hastalıktır şifası zaman olan, tedavisi zaman alan, düştüğü yeri yerle yeksan edip, geride büyük bir enkaz bırakan... İşte bu yüzden, hiç kimseye “bunda ne buldun” deme... AŞK GÖNÜL İŞİDİR, AKILLA CEVAP BULUNMAYAN!


din

Müminler Ancak Kardeştir Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurât, 49/10)

T

abiatı meydana getiren her bir parça, tek başına anlamsızlığı ve eksikliği çağrıştırırken, bütüncül oluştaki duruşu ile bir boşluğu doldurmakta ve estetik bir görünüm kazanmaktadır. Böylece çoklukta birliğe ulaşılmaktadır. Ancak bu birliğe her nesne, kendi özelliği ve özneliği ile katılmaktadır. Adeta bir enstrümanın çıkardığı münferit seslerin kulağı rahatsız etmesi, ancak diğer seslerle beraber oluşturduğu ses armonisi ile dinleyenlerin kulaklarında hoş sedalar bırakması gibi bir şey. Evet, farklılığı ve çeşitliliği içerisinde bütün kâinat aynı şarkının, yani birlik ve beraberliğin, vahdetin şarkısını terennüm etmektedir. Tabiat âlemi nasıl ki farklı nesne ve unsurlardan meydana gelmekte ise, beşeri topluluklar da çeşitli mizaç, huy ve psikolojik eğilimlere sahip bireylerden oluşmaktadır. Ancak söz konusu bireyler, kendi bencil epilimlerini aşıp vahdet şuuruna ermedikçe, toplumda birlik beraberlik, kaynaşma ve dayanışma gerçekleşmez. Güçlü milletler aynı amaç ve hedef doğrultusunda kafa ve kalplerini birleştirebil-

23

meyi başarabilen topluluklardır. Varlıkta vahdet ve dayanışma, tevhide gönül veren müminlerin de temel bir özelliğidir. Kur’an, müminleri hak ve hakikat uğrunda kenetlenen, birbiriyle dayanışma içerisinde mücadele eden kardeşler topluluğu olarak anlatır. Bunlar birbirine karşı son derece merhametli, kendi aralarında alçakgönüllü bir iman topluluğudur. Bir defasında Hz. Peygamber ashabıyla beraber otururken şu sözleri söyler: “Allah’ın şehit ya da peygamber olmayan öyle kulları vardır ki, kıyamet gününde Allah’ a olan yakınlıkları nedeniyle peygamberler ve şehitler onlara gıpta ederler.” Bu sözü işiten sahabeler merakla sordular: “Kim bunlar ya Rasulallah?” Allah Rasulü de şu cevabı verdi: “Bunlar, akrabalık ya da aralarında dönüp dolaşan bir maldan kaynaklanan çıkarları olmaksızın, sırf Allah için birbirlerini seven insanlardır.” Müminler arasındaki kaynaşma ve dayanışma duygusu herhangi bir cemiyette olandan farklıdır. Bu her şeyden önce Allah-u Teala’nın müminlere özel bir lütfudur. Yüce Yaratıcı onları kardeş yapar. Nitekim konu ilk müminlerin şahsında şu şekilde dile getirilir ayette: “Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların


gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.” Ayetin aslında bakıldığında, “kalplerin birbirine ülfeti”nden bahsedilmesi dikkat çekicidir. Bu, müminler arasındaki kardeşliğin şekilde ve zahirde değil, özde ve derinlerde olduğunu göstermektedir. İslam’dan önce Evs ve Hazreç kabileleri arasında yıllarca devam eden savaşlar vardı. Aralarında kanlı çatışmalar olmuş ve her iki tarafın ileri gelenlerinden birçoğu ölmüştü. Düşmanlık duyguları ve intikam hisleri kalplerini sarmıştı. Ancak yıllarca birbirine diş bilemiş bu kabileler; İslam’a gönül verince Allah onların kalplerini kaynaştırdı, birbiriyle kucaklaştılar ve kardeş oldular. Kur’an’ın emrettiği kardeşlik, birlik ve beraberlik, bugün yapıldığı şekliyle sadece iyi niyet, propaganda ve telkinlerle gerçekleşecek bir durum değildir. Aksine bu, şu ayette belirtildiği şekilde, ilahi değerlere gönülden bağlanmanın ve bu uğurda mücadele etmenin bir neticesi olarak Allah-u Teala’ nın müminlere bahşettiği bir lütuftur: “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı sarılın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.”

Günümüzde insanları bir araya getirmek üzere kültürel, siyasi ve ekonomik teşkilatlar kurulmakta, bu uğurda yoğun çabalar ve büyük paralar harcanmaktadır. Fakat bu tür birliktelikleri iman ve İslam davası etrafında kaynaşıp kardeş olmayla mukayese etmek mümkün değildir. Çünkü insanların kalıp ve fizik olarak bir araya gelmeleri ile kalp ve gönüllerinin kaynaşması farklı şeylerdir. Bu özelliği ile iman cemiyetini meydana getiren fertler arasındaki tesanüt ve kaynaşma, ne bir meslek kuruluşundaki dayanışmaya, ne de aynı bölgeden veya aynı ırktan gelen yahut da aynı ideolojiye mensup insanların arasındaki beraberliklere benzer. Bahsedilen cemiyet ve gruplaşmalarda dünyevi hesap ve beklentiler vardır. Ancak iman kardeşliği etrafında kenetlenen cemaatlerde bunları aşan ulvi idealler ve yüce değerler söz konusudur. İslam kardeşliği etrafında bir araya gelen insanlar, ferdi fedakarlıklarını terk etmeden birlik ve beraberliği, toplumsal vahdeti gerçekleştirirler. Günümüz insanı, ne yazık ki, etnik taassubun, bölgeciliğin, mezhep ayrımcılığının, tahrik ettiği kin ve husumetin tuzağına düşmüştür. Her türlü tefrika, kirli siyasi oyunlar İslam ümmetinin birlik ve beraberliğini tehdit etmektedir. Bu bakımdan Müslümanların, Cahiliye’nin taassubundan İslam’ ın kardeşliğine, parçalanmışlıktan birlik ve vahdete her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır.

24


en sevgili

Hz. Muhammed’in (sav) Güvenilirliği Derleyen: Ramazan KEMAL

Peygamberler sağlam kişilikli, güvenilir insanlardır. Onlar sadece peygamberlik döneminde değil, kendilerine bu görev verilmeden önce de bu özellikleri ile tanınırlar. Bunun en güzel örneği kuşkusuz Peygamberi-miz Hz. Muhammed (sav)’dir. O, içinde yaşadığı toplumun en güvenilir kişisi idi. O, her bakımdan kendisine güvenilen bir kimseydi. Dürüstlükten ayrıldığı, şaka bile olsa yalan söylediği hiç görülmemiştir. Bu

yüzden ona henüz peygamber olmadan “Muhammed’ül emin”(Güvenilir Muhammed) denilmiştir. Kâbe hakemliğinde herkesi memnun edecek bir çözüm bularak muhtemel bir iç kavgayı önlemiş olması, haksızlık ve zulme engel olmak gayesiyle oluşturulan “Hılfulfudul” (Erdemliler anlaşması) cemiyetine aktif bir üye olarak katılması, peygamberlikten önce de “emin” sıfatını taşıdığını göstermektedir.

‘‘şu tepenİn arkasında üzerİnİze gelmekte olan bİr ordu var desem bana İnanır mısınız?’’

25


din

NAKIŞ NAKIŞ KÂİNAT FOTOSENTEZİN SABAH VAKTİ BAŞLAMASI Derleyen: Ramazan KEMAL

Kararmaya ilk başladığı zaman, geceye andolsun, ve nefes almaya başladığı zaman, sabaha;

(Tekvir Suresi, 17-18)

27


Bilindiği gibi bitkiler fotosentez yaparken, havadaki karbondioksidi yani insanın kullanmadığı zararlı gazı alır ve onun yerine atmosfere oksijen bırakırlar. Nefes aldığımızda içimize çektiğimiz ve asıl hayat kaynağımız olan oksijen, fotosentezin ana ürünüdür. Atmosferdeki oksijenin yaklaşık %30’u karadaki bitkiler tarafından üre tilirken, geri kalan %70’lik bölüm denizlerde ve okyanuslarda bulunan ve fotosentez yapabilen bitkiler ve tek hücreli canlılar tarafından üretilir. Fotosentez, bilim adamlarının bugün bile tam olarak açıklayamadıkları eşsiz bir süreçtir. Bu işlemi çıplak gözle göremeyiz, çünkü bu mekanizma çalışmak için atomları ve molekülleri kullanır. Ancak, fotosentezin sonuçlarını nefes almamızı sağlayan oksijen ve hayatta kalmamızı sağlayan besinlerde görebiliriz. Fotosentez anlaşılması zor kimyasal formüller, günlük hayatta hiç karşılaşmadığımız küçüklükte sayı ve ağırlık birimleri içeren, çok hassas dengeler üzerine kurulmuş bir sistem dir. Etrafımızdaki bütün yeşil bitkilerde, bu işlemin gerçekleştiği kimya laboratuvarlarından trilyonlarcası ku ruludur. Üstelik bitkiler milyonlarca yıldır hiç durmadan ihtiyacımız olan oksijeni, besinleri ve enerjiyi üretmektedirler. Fotosentezin gerçekleşmesi için gerekli olan unsurların en önemlilerinden biri kuşkusuz ışıktır. Fotosentez, ışığın şiddeti ve süresine bağlı olarak değişir. Sabah vakti güneş ışınlarının alınmasıyla birlikte fotosentez faaliyeti, diğer bir deyişle oksijen üretimi de başlamış olur.

fotosentez artmaya başlar. Öğleden sonra ise bu olay tersine döner; yani fotosentez yavaşlar, solunum artar, çünkü sıcaklığın artmasıyla birlikte terleme de hızlanmaktadır. Geceleyin ise sıcaklığın azalmasıyla birlikte terleme yavaşlar ve bitki rahatlar. Tekvir Suresi’nde sabah vakti ile ilgili olarak dikkat çekilen “iza teneffese” yani “nefes almaya başladığı zaman” ifadesi, mecaz yoluyla teneffüs etmek, solumak, derin derin nefes almak anlamlarına gelir. Ayette vurgulanan bu ifade, sabah vakti oksijen üretiminin başlaması, solunumun ana şartı olan oksijenin en yoğun olarak bu vakitte elde edilmesi açısından oldukça dikkat çekicidir. Ayette sabah vakti ile ilgili olarak, bu durum üzerine yemin edilmesi de konunun önemini ayrıca vurgulamaktadır. 20. yüzyılın önemli keşifleri arasında yer alan fotosentez faaliyeti, Allah’ın yukarıdaki ayetle işaret ettiği Kuran’ın bilimsel mucizelerinden biridir.

Fotosentezin en verimli olduğu zaman, oksijenin en fazla üretildiği zamandır. Bu da güneş ışığının en yoğun olduğu sabah saatlerinde gerçekleşir. Güneş’in doğmasıyla birlikte, yaprakta terleme ve buna bağlı olarak

28


din

.

.

Şehitlik Onur;

A

skerlik, Allah rızası için vatanı, canı pahasına düşmana karşı savunmaktır. Her Müslüman, vatanını -Allah emretti diye- seve seve korur. İnsan diğer zamanlarda ölümden genelde korkarken bizim askerimiz, vatanı korumak söz konusu olunca, ölüme seve seve koşar. Çünkü Allah Teala öyle emretmiştir: “Ey iman edenler! Sabredin, sabır yarışı yapın. Sınır boylarında nöbet bekleyin ve Allah’tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz” (Al-i İmran, 3/200) Çünkü vatanı uğrunda canını verirse şehid olacaktır ve Allah Teala şehitliği övmüştür: “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, bilakis onlar diridirler ama siz fark edemezsiniz.” (Bakara, 2/154), “Allah yolunda öldürülenleri (şehitleri) sakın ölü sanmayın. Bilâkis onlar diridirler; Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiç bir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duyurmaktadır.” (Al-i İmran, 3/169-170) Peygamber Efendimiz de şehitliğin ne kadar güzel bir şey olduğunu ifadelerle açıklar: “Hiç kimse cennete girdikten sonra tekrar dünyaya dönmek istemez. Yalnız şehitler, keramet (ve erdikleri nimetler) sebebiyle dünyaya dönüp on defa şehit olmayı arzu ederler.”. Efendimiz şehitliğin ne kadar güzel bir şey olduğunu bildiği için kendisi de şehit olmayı çok arzu etmiştir:

31

“Ruhumu kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmemi, sonra tekrar dirilip savaşarak tekrar öldürülmemi, yine dirilip savaşta öldürülmemi arzu ederim.”. Hem Allah yolunda savaşma isteği, hem de şehitliği Allah Teala’nın övmesi ve Efendimiz’in şehit olmayı arzu etmesi bizim milletimizi de vatan uğrunda seve seve canını feda etmeye sevk eder. Hatta bu bilinçle savaş esnasında sadece askerimiz değil, erkeğiyle, kadınıyla sivil vatandaşlar da hem ellerinde ne varsa vatan uğruna harcarlar, hem de vatanları için kendileri de cepheden cepheye koşarlar. Buna Nene Hatun en güzel örnektir. 1877 yılında düşmanın Aziziye tabyasını aldığını duyunca tüm Erzurumlularla birlikte Nene Hatun da 3 aylık çocuğunu “Seni bana Allah verdi, ben de O’na emanet ediyorum” diyerek bırakıp cepheye koşmuştur. İslamiyet’in doğuşundan beri şehid olan Müslümanlar arasında kimler yoktu ki? İlk şehid Hz. Haris İbni Ebi Hale’dir. Ayrıca Ebu Cehil tarafından şehid edilen Hz. Ammar İbni Yasir (r.a.)’ın annesi Hz. Sümeyye (r.anha), din uğrunda ilk şehid hanım sahabidir. Ayrıca Hz. Hamza, Hz. Ömer, Hz. Osman, Mus’ab b. Umeyr, Hanzala, Peygamberimiz’in torunu Hz. Hüseyin ve daha nice Müslümanlar... Hepsi de cennette Allah Teala’nın kendilerine ayırdığı özel yerlere gideceklerdir. İşte bizim askerimiz de bu kutlu şehitlerin arasına katılmayı düşler. Çünkü şehitlik onur; gazilik ise bir gururdur. Bizim gençlerimiz de bu onuru elde etmek umuduyla


. .

Gazilik Gururdur askere düğün dernekle gider, “vatana kurban olsun” diye eline kına yakılır. Şehidin annesi, babası, kardeşleri, çocukları da bu onuru taşıdıkları için başları dik gezerler. Asker eğer şehitlik mertebesine erişemezse buna çok üzülür. Vatan savunması esnasında arkadaşını kaybeden askerlerimizin ağzından gözyaşlarıyla dökülen şu cümleleri çok duymuşuzdur: “Arkadaşım benim kollarımın arasında şehid oldu, ama ben o şerefe nail olamadım.”. Ancak buna karşın yine de gururludur, çünkü kendisi de bir gazi olan Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Bir kimse Allah yolunda şehit olmayı can-u gönülden isterse, yatağında ölse dahi Allah onu şehitler derecesine ulaştırır.”. Gururludur, çünkü ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de bir gazidir. Gurur-

ludur, çünkü çocuklarına, vatana, millete, dine kastedenlerden arınmış, hür, tertemiz bir ülke bırakmıştır. Onlar şehid oldu, Allah’ın lütfuna mazhar oldular. Bize de güzel bir vatan bıraktılar. Şimdi bizim onlara karşı görevimiz, onlar için dua etmektir: Allah şehitlerimize rahmet eylesin, cennetiyle, cemaliyle onları şereflendirsin, bizlere de onların yolunda yürümeyi nasip eylesin. Vatanımızı, milletimizi, tüm Müslümanları her türlü düşmanlardan, felâket ve musibetlerden korusun. Aziz milletimize kötü ve karanlık günler göstermesin. Amin... M. Hayri ŞAHİN DİTİB Hersbruck Din Görevlisi

28


din

İstİklâl Marşını Yazdıran Ruh ve Mehmet Akİf

İ

stiklâl Marşımız; millet olarak varlığımızı ve bağımsızlığımızı gösteren milli sembolümüzdür. Tarih boyunca daima yaşamış milletimizin ruhunu, inancını, cesaretini, azmini, heyecanını ve vatanseverliğini en veciz ve en etkili dille anlatan bir şaheserdir. İstiklâl Marşı’nın yazıldığı tarihte güzel yurdumuzun büyük bölümü işgal altındaydı. Halkımız yediden yetmişe ailelerini, sevdiklerini, işlerini, rahatlarını bir yana bırakmış, vatanın nasıl kurtarılabileceğini düşünmeye başlamıştı. Kuvay-ı Milliye adı altında teşkilatlanan Anadolu insanı birçok yerde vaziyeti ele almış, terhis edilen ordunun boşluğunu doldurmaya çalışıyordu. Vatanın kurtarılmasında şiirin askerlerimizi şevklendirecek manevi bir güç olacağı düşünülerek Maarif Vekaletince şiir yarışması tertiplenmişti. Birinci gelecek şiire o zamanın şartlarına göre değerli bir para ödülü verilecekti. Yarışmaya 724 şiir katılmış, ama hiçbiri beğenilmemişti. İstenilen özellikte şiir yazabilecek bir kişi daha vardı; Mehmet Akif. O, vatanın kurtarılmasına hizmet edecek milli duyguların parayla anlatılamayacağını düşünerek yarışmaya katılmamıştı. Uzun uğraşlar sonucu şiir yazmaya ikna edildi. Birkaç gün içerisinde yazdığı şiiri Büyük Millet Meclisinin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda üç defa okunarak ayakta dinlenmiş ve İstiklal Marşı olarak kabul edilmiştir. Mehmet Akif ise verilen para ödülünü fakir kadın ve kimsesiz çocuklar için kurulan bir teşekküle bağışlamıştır. Milli mücadeleye başından beri katılmış,

33

güzel vatanımızı il il dolaşıp halkımızı aydınlatmış ve vatanın kurtulması noktasında en ufak bir endişesi olmayan milli şairimizin dile getirdiği, canlandırdığı bu ruh, bizi zafere taşımıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın en çetin noktası olan Çanakkale savaşlarında olduğu gibi İstiklal Savaşında da bütün dünyaya gücümüzü ve inancımızı göstermişiz. Ecdadımız, Çanakkale’de ve İstiklal Savaşında hangi ırktan olursa olsun, aynı amaç, aynı anlayış ve aynı ruhla savaşmıştır. Onların torunu olan bizler, bugün bu ruhu çok iyi kavramamız gerekmektedir. Bizi cephede dize getiremeyen iç ve dış düşmanlarımız, aramıza ayrılık tohumları ekerek birbirimize düşürmüşlerdir. Bu oyunlara gelmemeliyiz. Çanakkale’yi hatırlayıp, Konyalı, Adanalı, Manisalı, Yozgatlı... ve Diyarbakırlının yan yana mücadele edip, beraberce şehit olduğu, kahramanlıklar gösterdikleri şerefli tarihimizi unutmamalı, unutturmamalıyız. Bizi biz yapan değerlere sahip çıkıp, milletçe kardeş olduğumuzu anlamalıyız. Seyit Çavuş’a, kaldırılması çok zor olan mermiyi kaldırtan, gözlerinin önünde kardeşlerinin şehadetini görüp, korkmadan ölüme koşturtan bu ruhu ve bu imanı iyi kavramalıyız. Ecdadımızın kanıyla canıyla koruduğu bu eşsiz vatanımıza sahip çıkmalı, geliştirmek ve güzelleştirmek için bütün gücümüzü harcamalıyız.

İhan UÇAR DİTİB Bamberg Din Görevlisi


32


din

Çanakkale..! Büyük üstad Akif diyor ki, Girmeden tefrika bir millete; düşman giremez. Toplu vurdukça sineler; onu top sindiremez. Allah-u Teala bundan yaklaşık 1400 yıl önce, çeşitli buhranlar içerisinde bulunan insanlığa acıyarak son peygamber Hz. Muhammed (a.s.) ile birlikte islamı gönderdi. İtikattan ahlaka, ticaretten sanata, ilimden irfana yolunu kaybetmiş insanlık, bu yeni din ile rahat bir nefes aldı. İslam’a olan bu kutsal çağrıyla birlikte aziz milletimiz ve birçok millet islamla müşerref oldu. Tolunoğulları ve İhşitlilerle başlayan İslam hizmetleri, Gazneliler, Selçuklular ve Osmanlılarla devam etti. İstanbul fethedilerek, peygamber övgüsüne mazhar olunurken, Yavuz’la birlikte tüm islam aleminin hâmisi konumuna yükseldi. İslam alemi tarihte iniş ve çıkışlar yaşasa da, 19. yüzyıla kadar bütün dünyada, bilimden sanata, ekonomiden siyasete, hukuktan edebiyata, hayatın her alanında değerler üretip insanlığa katkı sunmuştur. Bundan sonra bu yükseliş trendi aşağı doğru inmeye başlamıştır. Müslümanlar arası birlik ve beraberlik zayıflamış ve koskoca İslam hilafet merkezi olan İstanbul, Çanakkale’de savunulmak zorunda kalınmıştır. Burada şu ayetlerin hatırlanmaması mümkün değil: “Hep birlikte Allah’ın ipine, kitabına, dinine sımsıkı sarılın. Parçalanıp

35

ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti.” (Al-i İmra, 3/103). Bu ayetler Medine’de yeni oluşamaya başlayan müslüman topluma yapılan, hayati öneme sahip uyarılardır. Adeta müşriktiniz, müslüman oldunuz; kabileydiniz, devlet oldunuz; millettiniz, ümmet oldunuz; aman ha, bu nimetlerin kıymetini iyi bilin deniyordu. Tekrar tarihe döndüğümüzde, İslam alemi açısından bu çöküşün 1492 de Gırnata’nın düşmesiyle başlamıştır diyebiliriz. Buradaki müslümanların ihtilaf ve ihtirasları, diğerlerinin ilgisizliği, geri dönüşümü başlatmıştır. Hani futbolda bir yorum vardır: Savunma hücumda başlar, hücum da savunmadan diye... Tabiri caizse Endülüs’ün düşmesi belkide çok öncelerden Çanakkale’nin habercisiydi. Bundan sonraki gelen süreçte ümmet, tarihinde etkilerinin bu gün bile müslüman coğrafyalarda devam ettiği bir parçalanma ve yıkım yaşayacaktır. Buraya kadar olan bölümü belki de Çanakkale’ye nasıl geldiğimizin kısa bir özeti olarak alabilirsiniz. İş artık düşmanın durdurulabileceği son kale Çanakkale’ye gelmiştir. Osmanlı ise zayıf, son iki yüzyılda girdiği bir çok savaştan ağır kayıplar vererek yenik ayrılmıştır. Bu dönemi yaşayan atalarımız metrekaresine binlerce merminin düştüğü bu yerde bir destan yazarak tarihin akışını değiştirmişlerdir. Çanakkale’ye baktığımızda, Osmanlı ile İngi-


.

Neyin Savaşı? liz İmparatorluğu’nun kader savaşı değildi. Churchill: “Tophaneli Yüzbaşı Hakkı, döşediği 26 mayınla, yenilmez donanmamızın üçte birini sulara gömdü. Savaşı ikibuçuk yıl uzattı. Sekiz milyon Avrupalı’nın ölmesine sebep oldu. Boğaz’ı geçip, Çar’a yardım edemeyince, Rusya, Çin’i komünist yaparken ise elli milyon kişi hayatını kaybetti. İngiliz İmparatorluğu’ nun gücünden şüphe başladı; Pakistan, Bangladeş, Hindistan Müslümanlarını tutmak mümkün olmadı...” diyerek dünyaya olan etkisini ifade etmiştir. Ancak, düşman gelip Çanakkale’ye dayanınca üniversiteler ve liseler bile boşaltılmıştır. 250 bin şehidin verildiği, tarihe “Asteğmenler Harbi” olarak geçen, bir ülkenin neredeyse bütün bir okumuş neslinin toprağa gömüldüğü, savaş sırasında askerlik çağına gelmiş askere alınacak kimse kalmaması üzerine, 16,5 yaşındakilerin

askere çağrıldıkları bu savaşın, bizlere öğreteceği çok şeyler olması lazım. Acaba bu ümmet niçin böyle bir bedel ödedi ve ödemeye de devam ediyor? Bugün birbiriyle sorunu olmayan Müslüman ülkeler var mı? Dünyada gerek ekonomik, gerekse siyasal nedenlerle, ülkelerin sınırlarının kaldırıldığı ve birlik olduğu çağımızda, müslümanlar niçin hâlâ adeta atomlarına ayrılmaya çalışmaktadır dersiniz acaba? Çanakkale aslında ümmet için dıştan düşmanla olduğu kadar, içten de ciddi bir nefis mücadelesidir. Neyin kaybedildiğinin hatırlanması için ödenen büyük bir bedel. Yiğit düştüğü yerden kalkarmış. Bu nedenleri doğru tespit etmek çok önemli. Onun için geri dönüşü başlatan nedenleri yine Kur’an hatırlatıyor bizlere. “Mü’minlerin kalplerini uzlaştıran O Allah’tır. Eğer sen yeryüzünde bulunanların hepsini verseydin, yine onların kalplerini birbirleriyle uzlaştıramazdın. Fakat Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz ki O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Enfâl, 8/63). Uhuvvetin ortadan kalkarak, bencillik ve ihtirasların coştuğu günümüz dünyasında büyük cihadı her mümin hakkını vererek yapmalı.

Süleyman TEKŞEN DİTİB Regensburg Din Görevlisi

36


din

Kadın ve

E

fendimiz bir merhamet peygamberiydi. İslamdaki en büyük farzlardan biri, bütün insanlığı, canlı cansız bütün mahlukatı kuşatan bir merhameti kuşanmak. Bilhassa aile yuvalarımızda sevgi ve saygı iklimi hâkim olmalı. Evlatlarımız bizlere Rabbani bir emanet, bir imtihan vesilesi. Bu evlatların dünyada da, ahirette de göz aydınlığı, göz nuru olması, İslam fıtratıyla teslim alınan bu çocukların, hayırlarla donanmasına bağlıdır. Ve bu noktada asıl sorumluluk anne babaya aittir. Ancak anne baba arasında kavgaların, tartışmaların, küskünlüklerin, şiddetin hâkim olduğu yuvalarda hayırlı evlat inşa edilemez. Bu çocuğun girdiği hayat mücadelesinde, eğitim hayatında, iş hayatında, kurduğu aile yuvasında yıkımlarla karşılaşması yadırganamaz. İnsan kusurludur, acizdir, noksandır, Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle “İnsan zayıf yaratılmıştır.”. Elbette kusurlarımız, hatalarımız olacak. Bilhassa aile olmanın getirdiği sorumluluk eşler arasında sorunları da doğuracaktır. Bizim yuvalarımıza örnek olan o Rasul’ün yuvasında da, Cenab-ı Hakkın muradı ile bizim yaşadığımız düzeyde olmasa da O’nun mübarek kimliği açısından bakıldığında büyük denilebilecek sıkıntılar yaşanmıştır. Demek ki her aile de yaşanacak ve el ele verilince de aşılacak problemler olacaktır. Burası cennet değildir. Sıkıntısı olmayan, kusursuz, mükemmel insan sadece cennette olacaktır. Eşler huzuru da mutluluğu da birbirinden bulmalı ve o yuvayı huzur ile doldurmalıdır.

“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için, türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun varlığının ve kudretinin delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum, 21) ayetinde ifade edildiği gibi Rabbimiz, insanların birbirleriyle kaynaşıp, mutlu huzurlu bir şekilde yaşaamaları için erkek ve kadını birbirlerine eş olarak yaratmıştır. Erkek ve kadını birbirinin huzur ve teselli kaynağı, birbirinin yoldaşı, sırdaşı, arkadaşı kılmıştır. İstatistiki bilgiler gösteriyor ki, Rabbimizin sekinet kaynağı kıldığı yuvalarımız çeşitli sebeplerle bir bir yıkılarak geride telafisi mümkün olmayan enkazlar bırakmakta. Bilhassa şiddet vakaları % 90’lara varmış bir durumda. En küçük bir ayrıntının dahi atlanmayacağını, karşılığının görüleceğine inanan insan, şefkat bekleyen hanımına, kız kardeşine, kız evladına şiddet uygulamaz. Hakları ihlal eden, maddi manevi şiddet girişiminde bulunan kimseler Rabbinin Rahman ve Rahim sıfatının aksi bir tavır sergileyerek, Allah’ın rahmetinden uzaklaşanlardır. Rasul’ün sünnetini çiğneyerek O’nun şefaatine uzaklaşanlardır. “Biz kıyamet günü için doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan amel, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir (tartıya koyarız.). Hesap görenler olarak da biz kâfiyiz.” (Enbiya, 21/47) Ayet-i kerimede ifade edildiği gibi zulmü,

39


.

Şiddet şiddeti hoş gören hiç bir yaklaşımın, Kur’an ve Sünnette yeri olamaz. Buna rağmen bilinçli bir şekilde, kadına şiddet uygulamasının faturasını İslam’a kesmek açık bir cehalettir, acımasızlıktır. “Kadınlarınızı hafif dövün” ayetine bakarak kadınları dövmeyi, Kur’an’ın bir emri gibi anlamak da son derece yanlıştır. “Darabe” fiili üzerine çok sözler söylenmiştir. Ancak dikkatten kaçmaması gereken hususlar var. Her ayetin nazil olduğu ortamın ve o günün şartlarının bilinmesi, ayetin de bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Buradaki dövme fiili bir teşvik olmadığı gibi, aslında kadının konumunun düzeltilmesi, sahip olduğu hakları teslim alabilmesi için tedrici olarak gerçekleştirilmek istenen bir iyileştirmedir. Zira o dönemde kadının dövülmesi olayı normal karşılanan bir durumdu. Aile yuvasını korumak için dövme fiilinin üçüncü sırada zikredilmesi, dönemin kadınları için şaşkınlıkla karşılanan, Allah ve Rasulü’ne teşekkürler sunulan, erkekler tarafından da kabulü devrim niteliğinde olan bir düzenlemedir.

2. Bölüm

her yerde kadın da var olmuştur. Kadınıyla, erkeğiyle birbirimizi yıkayan iki el olalım. Birbirimizin maddi-manevi noksanlıklarını telafi ederek, kusur ve ayıplarını örterek, birbirimize nasihatte bulunarak arınalım, aklanalım, nezaket ve zerafeti esas kılacağımız yuvalarımızda, Peygamberimiz’in çokluğuyla övüneceği kaliteli bireylerin yetişmesine vesile olalım İnşallah... Sümeyye BAŞPINAR DİTİB Schweinfurt Bayan Din Görevlisi

Kur’an ve sünnetin asıl hedefi, imanın gücü ile güçlenmiş, şefkat ve merhamet hisleriyle yoğrulmuş kaliteli bireyler ve bu bireylerin meydana getireceği kaliteli bir toplum inşa etmektir. Bu toplumun yapıtaşı da kadındır, analarımızdır. Unutmayalım, Allah Rasulü ilk kez vahiy aldığını, bir kadına söylemişti. Ona ilk inanan bir kadındı. O, ilk imamlığını bir kadına yapmıştı. İslamın ilk şehidi bir kadındı. İslamda erkeğin olduğu

40


mesneviden hikâyeler

Nasuh Tövbesi

Yıllar önce Nasuh adında bir adam vardı. Nasuh hamamlarda tellaklık eder, böylece kadınları kolaylıkla avlayarak baştan çıkarırdı. Yüzü kadın yüzü gibi tüysüzdü, sesi kadın sesi gibiydi. Erkekliğini bu yüzden rahatlıkla gizlerdi. Çarşaf giyer, peçe takardı, fakat şehveti azgın bir gençti. Bu yüzden padişahın kızlarını bile hamamda keseler, ovar, yıkardı. Aradan zaman geçince Nasuh bu işten pişman oldu, tövbe etti, fakat tövbesini tutamadı. Bu defalarca böyle oldu. Bir gün Nasuh bir Allah dostuna giderek: “Bana dua et.” diye ricada bulundu. O Allah’ın veli kulu ona dua etti. Nasuh bir gün yine hamamda tası doldururken padişahın kızının küpesindeki incilerden biri kayboldu. Bütün kadınlar onu aramaya koyuldular. Herkesin eşyasını aramak için önce hamamın kapısını kapadılar. Sonra başladılar aramaya. Fakat inci bir türlü bulunamadı. Bunun üzerine herkesin ağzını ve her yerini aramaya başladılar. “İhtiyar, vgenç, herkes anadan doğma soyunsun.” diye bağırdılar. Nasuh korkusundan bir kenara çekildi, yüzü korkudan sararmış dudakları titriyordu. Ölüm korkusu her yanı sarmıştı. Kendi kendine: “Ya Rabbi” dedi, “Birçok defalar tövbe etim fakat tövbemi bir türlü tutamadım. Eğer beni bu beladan, rezil rüsva olmaktan kurtarırsan bütün yaptıklarımdan tövbe ettim.” dedi. Hamamdakiler herkesi aradıktan sonra: “Ey Nasuh, herkesi aradık, şimdi sıra sende. Gel seni de arayalım.” dediler. Nasuh için kurtuluş yoktu. Tam onu arayacaklardı ki, ansızın: “İnci bulundu.” diye bir ses geldi. Nasuh’u aramaktan vazgeçtiler. Böylece Nasuh rezil olmaktan, ölümden kurtulmuştu. İnci bulunduğu için herkes bayram ediyor, seviniyordu. Bu sevinç dalgası geçtikten sonra Nasuh’u çağırdılar: “Ey güzel tellak gel, padişahın kızı seni çağırıyor, gel onu kesele, yıka dediler.” Nasuh bunu redderek hamamdan çıkıp gitti, bir daha da tövbesini bozmadı....

41


eğitim

Eğitmen Pedagog ve İslam Din Dersi Öğretmeni Ramazan ÖZTÜRK

Değerli Okurlarımız, bismillah deyip mahya dergimizde birer yazı dizisi halinde yayınlanacak olan “Çocuk ve Eğitim” adlı ilk yazıma başlamak istiyorum. Çocuk eğitimi bilinenin aksine 3-4 yaşlarında değil, anne karnında hamilelik sürecinde başlamaktadır. İşte bu sebepten konuya çocuğun anne karnında aldığı eğitimin önemini vurgulayarak başlamanın en doğru seçim olacağını düşündüm. Çocuğun ruhi ve bedeni boyutunun sağlıklı bir şekilde gelişmesi, karakterinin istenilen biçimde şekillenmesi ve doğumdan sonra kendine olan özgüveninin oluşması bakımından, onun anne karnındaki dönemi çok önemli bir safhayı teşkil etmektedir. Hamilelik sürecinde, özellikle ilk sekiz haftadan sonraki dönemden itibaren anne ve baba tam bir uyum örneği oluşturmaları gerekmektedir. Anne adayı bu süreçten itibaren üzüntü, endişe, heyecan, korku gibi olumsuz duygu ve düşüncelerden mümkün olduğunca uzak durmalıdır. Baba adayı bütün şefkatini kuşanarak ve sabrı da buna ekleyerek, eşine müşfik davranması ve ona yardımcı olması en başta

43

gelen görevleri arasındadır. Çünkü hamilelik sürecinde yaşanacak olumsuzluklar anne vasıtasıyla çocuğu derinden etkileyecek ve belki de hayat boyu sürecek onmazlıklara kapı arayalacaktır. Anne adayı, maddi ve manevi yaşantısına dikkat etmeli, namazlarına daha bir özen göstermelidir. Kur’an-ı Kerim okumayı ihmal etmemelidir. Yine anne hamilelik sürecinde çocuğuyla konuşmalı, ona ilahiler, türküler, şarkılar söylemeli, ona güzel nasihatlerde bulunmalıdır. Yapılan araştırmalar, bebeğin sadece ana dilini anne rahminde öğrendiğini ortaya koymuyor, aynı zamanda eğitiminde bu dönemde başladığını gösteriyor. Örneğin, hamileliğin 2. döneminde sürekli yabancı dil konuşan, dinleyen annenin çocuğunun o dile kolayca hakim olabildiği, resime kendisini adayan annenin de çocuğunun resime karşı yetenek kazandığı saptanmış. Ayrıca matematik, fizik gibi bilimlerle ilgilenen annenin de çocuğunun bu bilimlere karşı başarılı olduğu görülmüştür. Baba adayı ise, eşine karşı sevgi ve hoşgörüyü kuşanmalı, eşini hoşnut etmek için elinden gelen her türlü fedakârlığı yapmalıdır.


Çünkü anne adayının memnuniyeti, karnında taşıdığı çocuğun memnuniyeti anlamına gelmektedir. Ayrıca, anne ve baba adayları hamilelik sürecinin başlamasından itibaren Allah’a sağlıklı bir çocuk vermesi için bol bol dua etmeleri gerekmektedir. Bu noktada, çocuğun anne karnındaki psikolojik durumunu göstermesi açısından önemli bir örneği aktarmak istiyorum: Anne karnında yedi aylık bir çocuğu ultrasyon makinesinde gözlemleyen psikologlar, çocuğun mutlulukla hareket ettiğini müşahede ederler. Müşahedeye devam ederken, anne ve babanın ciddi biçimde tartışmalarını, kavga etmelerini talep ederler. Rol gereği kavga eden anne ve baba rollerinin hakkını vermiş olmalılar ki, bu kavgadan etkilenen çocuğun savunma mekanizmasıyla birden içe kapanarak korkuyla büzüldüğüne

tanık olurlar. Bu olay, bize anne karnında çocuğun dış etkilere ne kadar açık olduğunu en bariz bir şekilde göstermektedir. Çocuğun hayat boyu sürecek şahsiyet ve karakterinin anne karnında başlayıp, yaklaşık beş yaşında tamamlandığını bilmeli ve ona göre hareket edilmelidir. Saygıdeğer okurlarım, inşallah bundan sonraki mahya dergisi sayılarımızda şu konulara açıklık getirmeye çalışacağım: Hamilelik döneminde anne adayında ne tür psikolojik değişiklikler olur? Baba adayları kendilerini baba olmaya nasıl hazırlamalı? Çocuğumuzun okul öncesi eğitimi için evde neler yapabiliriz? Çocuğumuz rahat arkadaşlık kuramıyorsa ne yapılabilir? .... Nice güzel ve hayırlı nesiller yetişmesi dileğiyle...


aile

Çocuk ve Maneviyat Eğitimi Küçük bir canı huzur iklimiyle tanıştırmak

S

evgili Peygamberimiz bir babayı uyarırken “Çocuğunun senin üzerinde hakkı var!” buyurduğunda, acaba sadece karnını doyurup sırtını giydirmeyi kastetmiş olabilir mi? Doğduğu andan itibaren hayatta kalabilmesi için maddi ihtiyaçlarını karşılamak, bir anne babanın çocuklarına karşı tek sorumluluğu olarak düşünülebilir mi? Yoksa anne baba olmak demek, ha-

yata yeni katılmış bu küçük emanetin bedenine olduğu kadar ruhuna da itina göstermek, aklını donatıp gönlünü beslemek, kısacası onun manevi gelişimini üstlenmek demek değil midir? Rasul-i Ekrem (s.a.v.) “Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.” buyurduğuna göre, maddi olduğu kadar manevi sorumlulukları da olan anne babanın yavrularına eksiksiz teslim etmeleri gereken hakların başında güzel bir terbiye gelmektedir. İbadet terbiyesi, ruh terbiyesi, gönül terbiyesi ya da kısaca kul olma bilinci diyebileceğimiz bu manevi terbiye sayesinde Rabbi ile sağlıklı bir ilişki kurmayı öğrenen çocuk, O’na kul olmanın huzurunu, zevkini ve heyecanını erkenden tatmış olacak, anne kucağının ve baba ocağının güven veren ortamında kendini keşfetmeye başlayacaktır. “Yavrum, bak sana ne öğreteceğim: Allah’ı (n hakkını) koru ki, O da seni korusun. Allah’ı (n hakkını) koru ki, O’nu karşında bulasın. Bir şey isteyeceğin zaman Allah’tan iste; yardım dileyeceğin zaman Allah’tan yardım dile. Şunu bilmelisin ki, bütün varlıklar sana bir konuda yardım etmek üzere bir araya gelseler, Allah’ın senin hakkında karar verdiğinden başka yardımda bulunamazlar. Yine sana bir konuda zarar vermek üzere elbirliği etseler, Allah’ın senin için takdir ettiğinden başka bir zarar veremezler. (Kaderi yazan) Kalemler kaldırılmış, sayfalar kurumuştur.” Amcasının küçük oğlu Abdullah b. Abbas’ı bineğinin arkasına bindirmiş yol alırken, bir yandan da onunla sohbet eden Peygamber Efendimiz bunları söylüyordu. Bir çocuğa

45


ancak Rabbi ile kurabileceği o en yüce manevi birlikteliğin ipuçlarını veriyor, kulluğun özünü anlatıyordu. Acısıyla tatlısıyla, şartlar ne olursa olsun, Allah ile arasındaki bağı koparmamayı öğütlüyordu. Bu bağın sadece Allah’tan istemeye ve beklemeye odaklı, yani tek yönlü bir ilişki olmadığını, onun da Rabbine doğru adım atması gerektiğini öğretiyordu. Zaten kulluk bilinci de bu değil miydi? Rasulullah (s.a.v.)’in sünnetinde çocuğu maneviyata dost eylemenin yolu, davranıştan ziyade zihniyete öncelik veren, yani şekli emretmeden önce özü kavratmayı hedefleyen bir üsluba sahiptir. Çocuklara özel tavsiyelerde bulunmayı seven Rahmet Peygamberi’nin, onlarla konuşurken inanca ve ahlâka yönelik öğütlere ağırlık vermesi, namaz, oruç gibi ibadetleri yerine getirmelerine yönelik emir cümleleri kullanmaması ise dikkat çekicidir. Bir diğer ifadeyle, Peygamber Efendimiz, maneviyat eğitimi vermek adına çocukları karşısına alıp ibadetlerini aksatmamaları yönünde tembihte bulunma ihtiyacı hissetmemekte, çünkü onları doğdukları günden itibaren maneviyatla yoğrulmuş bir hayatın içinde büyütmektedir. O halde çocuğun manevi eğitimi doğduğu an kulağına okunan ezan ile başlamakta, her geçen gün ibadetle beslenmekte ve her adımda güzel ahlakla şekillenmektedir. Böyle bir eğitim sayesinde, büluğ yaşına geldiğinde artık o, bedeninin olduğu kadar ruhunun da ihtiyaçlarının farkına varan, aklına

olduğu kadar gönlüne de değer veren, düzenli yerine getirmekle sorumlu olduğu ibadetleri hayatına eklenen bir mecburiyetler zinciri olarak değil, ilk günden itibaren hayatının ayrılmaz birer parçası olarak gören bir Müslüman olacaktır. Allah Rasulü, dini öğretmek ve ibadet etmek gibi ciddi işlerle meşgulken çocukların bu ciddiyeti bozması endişesini taşımamış, onları maneviyatın öğrenildiği ve yaşandığı ortamların dışında bırakmamış, çocukların farkında olmadan sebep oldukları her türlü olumsuz etkiyi görmezden gelmiş, hataları sebebiyle onları ibadet edilen mekâanın dışına çıkarmamıştır. Bir çocuk, anne-babası için mutluluk ve bereket kaynağı olduğu kadar imtihan vesilesidirde. Nitekim Yüce Allah “Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihandan ibarettir. Katında büyük mükâfat olan ise, ancak Allah’tır” buyurmaktadır. Çocuk her ne kadar bugün yaşıyorsa da, aslında yüzü geleceğe dönük bir emanettir. Onu şekillendiren ebeveyn, bir bakıma toplumu şekillendiriyor, yarını çiziyor demektir. Allah Rasulü “Her doğan İslam fıtratı üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan ya da Mecusi yapar.” buyururken işte bu gerçeğe işaret etmektedir. Elbette küçük insanı Rabbe kul olmak gibi büyük bir sorumluluğa hazırlamak kolay değildir. Ancak hiddetten uzak, sakin ve sevecen bir tavırla verilen maneviyat eğitimi elbette boşa gitmeyecek, emekler yeşerecek, ailede başlayan huzur arayışı bir ömre anlam katacaktır.

“Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.” - Hadis-i Şerif -

46


eğİtİm anlayışı Derleyen: Ramazan KEMAL

Atatürk milli eğitimin memleketin en uzak köşelerine kadar yaygınlaştırılmasını, bilgisizliğin yok edilmesini, eğitimin yetişkinleri de kapsamasını istemiş ve uygulamıştır. ‘‘Hedefe yalnız çocukları yetiştirmekle ulaşamayız. Çocuklar geleceğimizdir... Anne ve babaları da eğitilmeilidir ki, çocuklarını iyi yetiştirsinler.’’ Cumhuriyet Türkiyesi’nin devraldığı mirasa baktığımızda bir hayli karanlık bir tablo ile karşılaşırız. Geniş halk kitlelerine ulaştıralamamış bir eğitim. Bir türlü aşılamayan okuma-yazma sorunu. Rakamlar oldukça büyük olup halkın geniş bir tabakası okumasız, yazmasız bir dünyanın içinde yer alıyordu. Bireyleri eğitimden geçmiş bir devlet, değişen dünya koşulları, ilerleyen bilim ve teknoloji karşısında gerekli atılımları dinamik şekilde gerçekleştirebilirdi ancak.

47

Atatürk’e göre Milli Eğitim Türk milletini daha güçlü, daha donanımlı yapma aracıdır. Çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkma yoludur. Atatürk’ün üzerinde çokça üzerinde durduğu konulardan biri de, eğitim ve öğretimde uygulanacak yöntemdir. Amaç bilgiyi insan için bir süs olmaktan çıkarıp yaşamda başarıyı sağlayan, pratik bir araç haline getirmektir.


Talihim bana “ben seni üzeceğim ama sen üzülme” dedi. (Hz. Mevlânâ)

unu ğ u b n ka i z i yen v e m Ce n üne i z buk ö a p k ı r i ı k psin e h n i ceviz nneder. za ali) az

G (İmam

Hakikat değişmez. Değişene hakikat denmez.

39

(Bossuet)

Samimi olmayı vaadedebilirim; tarafsız olmayı asla. (Goethe)

Sakın ahlak kurallarını çiğnemeyin çünkü öcünü çabuk alır. (Tolstoy)

Yen ilece kork ğinden daim an, a ye (Yıld nilir. ırım Bey a zıt)


g端ncel

43


Toplumsal Bir Hastalık

KUMAR Dr. Ersan ÖZTEN DİTİB Nürnberg Din Görevlisi

İ

slam dini, dünya ve ahiret mutluluğunu engelleyen, kişisel, ailevî ve toplumsal huzursuzluklara yol açan, başta alkol, uyuşturucu ve kumar olmak üzere her türlü zararlı alışkanlıkları yasaklamıştır. Kimi zaman taklit, özenti, kötü arkadaş ve mutsuzluk sebebiyle, kimi zaman da “bir de fa denemekle bir şey olmaz” sözüyle insan kötü alışkanlıklar kazanabilmektedir. İçki ve uyuşturucu gibi maddelerin en önemli özelliklerinden birisi, az miktarda alınsalar bile zamanla alışkanlık yapmalarıdır. Yapılan araştırmalara göre; cinayetlerin %85’i, şiddet olaylarının %50’si, trafik kazalarının %60’ı, eşlere uygulanan şiddetin %70’i, akıl hastalıklarının %40’ının sebebi alkollü içkilerdir. Yüce Rabbimiz; “Ey iman edenler! (aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz” (Maide, 90) Kumar; nasıl sonuçlanacağı önceden belli olmayan ihtimalli bir şeye bağlı kalarak mal vermek veya almaktır. Adı ne olursa olsun bu özelliği taşıyan para veya mal karşılığı oynanan her oyun ve ortak bahis kumardır.

Kumar oynamak da, Allah’ın verdiği çeşitli nimetleri zararlı bir şekilde kullanmamıza neden olmaktadır. Bünyedeki enerjiyi iyi ve yararlı şeylerde değil, kötü ve zararlı yönde harcamaktır. Düzenli bir hayatı, düzensiz bir hayata çevirmek, toplumun temel taşı olan aile ocağını yıkmak ve dağıtmaktır. Aile fertlerinin nefretini kazanmak ve onlara kötü örnek olmaktır. Sosyal hayatı temelinden sarsmak, çalışma hayatını ve helal kazancı baltalamak, tembelliği ve miskinliği hayata hâkim kılmaktır. Rahmetten, bereketten, huzurdan, mutluluktan uzak kalıp; şeytanî arzularla yaşamaktır. Kumar, insana yaratıcısını unutturan, namaz kılmaktan alıkoyan, tembelliğe sürükleyen, çalışma gücünü yokedip insanlar arasına kin ve düşmanlık saçan haksız bir kazanç yoludur. Bu nedenlerden dolayı, fert ve toplum hayatında unutulmaz yaralar açan kumarın her türlüsü İslâm dininde haram kılınmıştır. Ne yazık ki, günümüzde alkol ve uyuşturucu felaketi her gün biraz daha yaygınlaşmaktadır. Kumar hastalığının ilk basamağı niteliğinde olan ve çeşitli oyun âletleri ile şans oyunlarının oynandığı salonların sayısı çığ gibi büyümektedir. Bu salonlarda gençler, her gün başta kumar ve uyuşturucu kullanımı olmak üzere çeşitli kötü alışkanlıklara

52


güncel kapılabilmektedir. Kumar, meşru olmayan bir kazanç yoludur. Çünkü kumarda kazanırsa başkasını, kaybederse kendisini zarara uğratmak vardır. Başkasının zararına sebep olan bir kazanç, helal kazanç değildir. Başkasına zarar vermeden kazanmak varken bu yolu seçmek elbette doğru olmaz. “Ey Muhammed! Sana şarap ve kumardan soruyorlar. De ki: Bu ikisinde büyük bir günah, bir de insanlar için bazı menfaatler vardır. Fakat günahları menfaatlerinden daha büyüktür.”( Bakara, 219) Ayet-i Kerime’de yasaklanan hususlardan birisi de kumardır. Kumar, ortaya para konularak oynanan talih oyunudur. Ne var ki, eşit derecede meşru iki şey veya hak bulunup da, aralarında hiçbir aklî seçim yapma yöntemi olmadığı zamanlarda kura çekmek İslâm’da meşrudur. Söz gelimi ortada her bakımdan aynı hakka sahip iki kişi bulunsun, hâkim birine öncelik tanıyacak hiçbir aklî yargı yolu bulamasın ve taraflardan hiçbiri hakkından vazgeçmesin. Böyle bir durumda, iki taraf da razı olursa sorun kura ile çözülür. Veya, iki meşru şeyden birini seçmek zorunda kalıp da, seçimde güçlük çeken kişi kura atabilir. Hz. Peygamber (a.s) eşit hakka sahip iki kişi arasında seçim yapması gerekip de, kendisi birinin lehine karar verdiğinde diğerinin alınacağını hissettiği zaman bu yöntemi uygularlardı. Kumar niçin yasaklanmış ve bu yolla kazanılan para niçin haram kılınmıştır? Bunun pek çok sebepleri vardır. Bunlardan bazılarına işaret edelim: Kumar, insanı meşru kazanç yollarından uzaklaştırır. Kur’an-ı Kerim, temiz ve helâl rızık yememizi emrediyor. (Bakara, 168) Bu helâl ve temiz rızkı elde etmenin, ticaret, ziraat ve san’at gibi çeşitli meşru yolları vardır. Bu

53

yollardan birisiyle kendimizin, çoluk çocuğumuzun geçimini sağlamalıyız. Sonra da bize verdiği bu temiz ve helal rızıktan ötürü Allah’a şükretmeli, o kazancın bir kısmını da Allah için yoksullara vermeliyiz. Kumar, insana yaratıcısını unutturan, namaz kılmaktan alıkoyan, tembelliğe sürükleyen, çalışma gücünü yokedip insanlar arasına kin ve düşmanlık saçan haksız bir kazanç yoludur. Fert ve toplum hayatında unutulmaz yaralar açan kumarın her türlüsü İslâm dininde haram kılınmıştır. Kur’an’ da şöyle buyurulur: “Aranızda mallarınızı haksız sebeplerle ve batıl yollarla yemeyin” (Bakara, 188; Nisâ, 29). Kumarda kaybedilen parada çolukçocuğun, fakirlerin hakkı vardır. Kazanılan para da meşrû değildir. Kumar yaygınlaştıkça toplumsal zararlar artar. Sonunda para kazanılan veya kaybedilen, zar, oyun kâğıtları, piyango, spor-toto, loto, müşterek bahis gibi her türlü şans oyunu kumardır. Kumar, haksız yere başka-


sının malını almak, bile bile ortaklaşa hırsızlık yapmaktır. Kumar, toplumsal bir felâkettir. Dinin şiddetle yasakladığı bu yıkıcı kötülüğün pek çok âileyi sefil ve perişan ettiği her zaman görülmektedir. Hırsın verdiği heyecan ile sabahlara kadar kumar masalarından ayrılmayanlar, orada, sağlıklarını, servetlerini, ahlâklarını ve vakitlerini bırakarak insanlıktan uzaklaşır; bir gün kazananlar başka bir gün kaybederler. Kumar oynayan kimse bir taraftan servetini kaybederken diğer taraftan sağlığından da olur. Çünkü kumarcının gecesi ve gündüzü belli değildir. Yemeğini muntazam yiyemez, zamanında uyuyamaz, istirahatını yapamaz, böylece sağılığı da bozulmuş olur. Kumarcı, çoluk çocuğu ile ilgilenmeye ve onları yetiştirmeye vakit bulamaz ve onları ihmal eder. Ayrıca kumar oynayan kimse en değerli varlığı olan zamanını boşa geçirecek ve yükümlü olduğu ibadetlerini zamanında yapamayacaktır. Kumar, kişinin sağlığını da olumsuz şekilde etkiler. Peygamberimiz, arkadaşına, gel kumar oynayalım, diyen kimsenin bu sözüne keffaret olmak üzere sadaka vermesini öğütlemiştir.(Buhârî, Suretü’n-Necm, 2.) Sosyal bir âfet olan kumardan sakınmak kadar çevremizdeki insanları özellikle aile fertlerimizi de bundan korumak önemli bir görevdir. Kur’an’ı Kerimde âile bireylerinin zararlı-kötü işlerden sakındırılıp, Allah ve Rasûlünün istediği bir yaşantı için eğitilmesi görevi aile reislerine verilmektedir: “Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyun. Ateşin başında sert ve şiddetli, Allah emrine karşı gelmeyen, verilen emirleri olduğu gibi yerine getiren melekler vardır. “ (Tahrîm, 6) Sonuç olarak, kumar amacı olmaksızın sadece dinlenmek, eğlenmek ve zevk için oynanabilen oyunların da mübah olabilmesi için dört şart öngörülmüştür: Oyun;

a. Namazın geçmesine veya gecikmesine yol açmamalı. b. Hiçbir menfaat beklenmemeli. c. Oyun sırasında dil, kötü ve boş sözlerden korumalı. d. Normal dinlenme ve eğlenme ölçülerini aşarak vakit israfına yol açmamalıdır. Unutulmamalıdır ki bütün şans oyunları başlangıçta eğlenmek ve vakit geçirmek için oynanır. İnsan kazandıkça; kazanma zevki ve hırsı için, kaybettikçe ise; kayıplarını tekrar kazanmak için oynar. Her şeyini kumarda kaybeden, nesi varsa satan ve kumara yatıran, bütün ömrü sefalet içinde geçen, eşini ve çocuklarını mahveden kumarbazların, başlangıçta kumara bir eğlence gözü ile baktıkları unutulmamalıdır. Gerek kişisel gerekse toplumsal pek çok zararları olan, ferdin ve toplumun nezih hayatını kirleten içki kumar ve şans oyunlarını dinimiz yasaklamış ve bu kötü alışkanlıklardan uzak durmamızı öğütlemiştir. Dinimizin her emir ve tavsiyesi bizim dünya ve âhiret mutluluğumuz içindir. Bu emir ve tavsiyelere kulak vermeli ve onlara uymalıyız. O halde, hem Allah’ın gazabını, hem de toplumun nefretini celbeden, Allah’ın haram kıldığı bu gibi kötü alışkanlıklardan uzak duralım ve çevremizi de uzak tutmaya çalışalım. Ne mutlu dinimizin emirlerine uyanlara ve bunları başkalarına da öğütleyenlere.

54


sağlık

Aile hekimleriniz

Migren Nedir?Dres.

A. Aydın Ali AYDIN

Başağrısı, migrenin belirtilerinden yalnızca biridir. Genellikle tek taraflı, yoğun ve zonklayıcı tarzda bir başağrısıdır. Görme bozuklukları; kör noktalar, parlayan ışıklar, görmenin bozulması veya zig zag şekiller görülebilir. Aura olarak adlandırılan bu belirtiler migrenlilerin yalnızca %10’unda görülür. Aura ile birlikte olan migrene klasik migren denir. Yaygın migren aurasız migrendir. Migrenlilerin yaklaşık %80’inde yaygın migren vardır. Menstrüel migren adet döneminin başlangıcında veya adet döneminde görülür, başka zaman görülmez. Çalışmalar menstrüel migrenin genellikle aurasız olduğunu göstermektedir. Bu 3 migren tipi dışında nadir görülen çok sayıda migren tipi de vardır, ancak bunlar tüm migrenlerin yalnızca %5’ini oluştururlar (hemiplejik migren, oftalmoplejik migren, retinal migren ve post-travmatik migren).

Sağlığınız için...

Klasik bir kural olarak denebilir ki, eğer baş ağrısı veya diğer belirtiler sizi normal günlük yaşamınızdan alıkoyuyorsa bu migren

57

R. Güler olabilir. Migren atakları genellikle 4 ile 72 saat arasında sürer ve kişi ataklar arasında normaldir.

Migrenin belitileri: Bulantı ve/veya kusma , ışığa karşı aşırı hassaslık (fotofobi), sese karşı aşırı hassaslık (fonofobi), kokuya karşı aşırı hassaslık (ozmofobi). Migrenli kişi boyun ve omuzlarda sertleşme, el ve ayaklarda karıncalanma, konsantrasyon güçlüğü, konuşma güçlüğü ve nadir olarak da paralizi (felç durumu) veya şuur kaybı ile karşılaşabilir. Migren neden olur? Migrenin beyindeki kan damarları ve nörotransmitterlerdeki değişikliklere bağlı olduğu düşünülmektedir ancak bu değişikliklerin niçin oluştuğu konusunda araştırmalar halen sürmektedir. Migrene genetik yatkınlık olduğuna dair bilimsel deliller vardır. Ancak hassas kişilerde migren ataklarını tetikleyen bazı faktörler saptanmıştır. Migrene hassas kişilerde bir eşik düzey vardır. Tek bir tetikleyici faktör tek


başına migren atağına neden olmayabilir ancak iki veya üç tetikleyici bir araya geldiğinde atağı başlatabilir.

Migrende Tetikleyiciler 1) Diyetle ilgili, hormonal veya sistemik faktörler: • çikolata, turunçgiller, peynir, nitrit/ nitratlar • alkol, özellikle de kırmızı şarap • aşırı kafein veya kafein yoksunluğu • menstruasyon (adet dönemleri), doğum kontrol hapları • yüksek tansiyon • diş ağrısı veya başın bir bölgesindeki ağrılar (örn. gözlerle, sinüslerle veya boyunla ilgili ağrılar) 2) Duygusal stres ve fiziksel stres durumları endişe, şok, depresyon • aşırı üzülmek veya aşırı sevinmek, aşırı heyecan • stresten veya baskıdan kurtulma, stres • seyahat, • aşırı egzersiz yapma, fiziksel veya zihinsel yorgunluk • öne eğilmek , ağırlık kaldırmak veya zorlanmak • rutin yaşam biçiminde değişiklik (örn. vardiya çalışması veya tatiller) • çok fazla veya çok az uyku • sigara • aç kalmak 3)Dış uyaranlar • iklim değişikliği • çok sıcak duş veya banyo • yoğun kokular (parfüm gibi) • parlak, göz kamaştıran ışıklar • uzun süre televizyon seyretme • ses Migreni Önleyici Yöntem ve İlaç Dışı Tedavi Yolları: Migren ağrısını tümüyle tedavi etmek mümkün olamasa bile şikayetlerinizi büyük ölçüde ortadan kaldırılabilir. Migrenle ilgili uygulanan bir çok tedavi yöntemi vardır.

• •

• • • • • • • • • • • • • • • •

Yaşam tarzının düzenli olması, düzenli uyumak ve yemek yemek Bilinen tetikleyicilerden uzak durmak(kafein, eski peynir, et koruyucuları, monosodyum glutamat, salamura ürünler, çerez) Düzenli aerobik egzersiz yapmak Duygusal stresi azaltmak Stresli durumlardan kurtulmak Meditasyon Boş zamanlar, hobiler, sosyal aktiviteleri artırmak Gevşeme tekniklerini öğrenmek Bireysel/aile psikoterapisi desteği almak Güneş gözlüğü takın Dumanlı, kokulu, gürültülü ortamlardan uzak durun Masaj/servikal traksiyon Boyun kasları için germe ve güçlendirme egzersizleri Osteopatik manipulasyon Akupunktur Aromaterapi (nane, yeşil elma) Bölgesel uygulanan merhemler Vitaminler (Riboflavin 400 mg/gün, magnezyum)

Baş ağrısı tedavisinde eksiksiz bir yaklaşım, ilaç dışındaki yöntemleri de içerir – ister tek başına, isterse ilaçla tedaviye yardımcı olarak. Ayrıca, bu yöntemlerin istenmeyen etkilere yol açma ihtimali ya da uygulanamayacağı durum sayısı azdır. Baş ağrısı tedavinizde etkin rol alarak yaşam tarzınızı değiştirmek, durumunuzda belirgin düzelme sağlayacaktır. Migren’in Tedavisi Nedir? Migren tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır, çünkü kişi atak sırasında iş yapamaz ve sosyal açıdan kayba uğrar. Hastaya migrenin hayati bir hastalık olmadığı ve hekimle işbirliği içerisinde hastanın en az şekilde etkileneceği anlatılmalıdır. Bu yüzden migrenli bireyler SİGARADAN uzak tutulmalıdır.

58


iş dünyası

Op. Dok

Op. Doktor med. Bahadır Kandemir

Ortopedi ve travmatoloji uzmanı İlk Türk Beslenme Danışma Ayşegül Kandemir Bel fıtığı tedavisi ile samimi bir sohbet Meniskus Ameliyatları

Ortopedi Bel fıtığı te Meniskus Diz ve Kal Ayak ve el Kiroterapi Kemik olç Dalga ted Kıkırdak d

Diz ve Kalça protezi ameliyatı Ayak ve el cerrahisi Kiroterapi Danışanlarımın beslenme alışkanlıkları hak- Op. Dok Bize kendinizi tanıtır mısınız? Kemik olçümü kındatedavisi bilgi edindikten sonra, burada var 1979 Ankara doğumluyum. Eğitimimi Anka- Dalga Uroloji Uz Prostat rah olan yanlışlıkları belirliyorum. Buradan çıra Gazi Üniversitesi İstatistikOp. Bölümü’nde taKıkırdak destekleyici iğneler Doktor med. Bahadır Kandemir Böbrek ta kan sonuçla beslenme alışkanlıklarını değişmamladıktan sonra aynı bölümde Yüksek Ortopedi ve travmatoloji uzmanı Fıtık amel tirme yönünde tavsiyelerde bulunuyorum. Lisansıma devam ettim. GaziBel Üniversitesinfıtığı tedavisi SÜNNET Haftada iki kere olmak üzere düzenli kontde iki sene boyunca araştırma görevlisi olaMeniskus Ameliyatları Erkeklerde roller sunuyorum. Bu kontrollerle danışanla- Böbrek, pr rak çalıştım. Diz ve Kalça protezi ameliyatı Op. Doktor Yavuz Durmaz rımın motivasyonunu sağlamaya çalışıyo- tedavisi Ayak ve el cerrahisi Uroloji Uzmanı rum. Kendi dillerinde, yeme kültürlerine uy- Günübirlik Niçin beslenme danışmanıKiroterapi olmak istediProstat rahatsızlıkları Kemik olçümü gun olan tavsiyelerinde bulunu- Tam teşek niz? Böbrek taşı beslenme kırma tedavisi Dalga tedavisi yatılı ame yorum. Eşimin ortopedi doktoru olmasından ve Fıtık ameliyatları destekleyici iğneler muayenehaneye gelen çoğuKıkırdak hastalarına ki- SÜNNET iktidarsızlık tedavisi plan, projeleri- Ayşegü Bu alanda ileriye yönelik lo vermelerini önermesinden dolayı beslen- Erkeklerde niz varprostat, mı? idrar kesesi ve testis kanseri me danışmanı olmaya karar verdim. Bunun Böbrek, İlk türk b Daha geniş kitlelere ulaşma yönünde çalış- Kişiye öze yanısıra vatandaşlarımızın bilinçsiz diyetler- tedavisi Günübirlik ameliyatlar malarımız bulunmaktadır. Burada dernekle- BMI ölçüm le kilolarından kurtulmalarında başarısız ol- Tam teşekküllü Klinikum Nürnberg Nord`da Yağ, kas o rimizle beraber maları benim bu kararımdaki etkenlerdenyatılı ameliyatlar genel sağlıklı beslenme se- Haftada ik

dir.

minerleri düşünmekteyiz.

Ayşegül Kandemir

Mevcut ka Kan tahlili tavsiyeler Programı

Herkes kendi istediği gibi, kendi kafasına İlk türk beslenme danışmanı uzmanı göre diyet yapabilir mi, yoksa bu durumKişiye özel Beslenme Tavsiyeleri Planı Ayşegül Kandemir da diyetin faydasından çok zararı olur BMI ölçümü (Body Mass Index) İlk türk beslenme danışmanı mu? Yağ, kas oranı ve Strasse organ özel yağı Kişiye Beslenme Tavsiyeleri Allersberger 85 *ölçümleri 90461 Nürnberg * Telefon 0911 Haftada iki da defabelirtmiş olmak üzere, düzenli kontroller Yukarıda olduğum beslenBMI e-mail: ölçümü (Body gibi Mass Index) * web: ww info@norismed.com Mevcut kan sonuçlarına göre kişiye özel Kan sonuçlarına göre özel Diyet me tahlili alışkanlığı düzensiz olan kişinin yapmış Yağ, kas oranı ve kişiye organ yağı ölçümleri tavsiyeler Programı Haftada defahiçbir olmakzaman üzere, düzenli kontroller olduğu iki diyet uzun vadeli so-

Mevcut kan sonuçlarına göre kişiye özel tavsiyeler nuç vermeyecektir. Bundandır ki maalesef

kilo vermek arzusunda olan kişiler bilinçsiz yapmış oldukları diyetlerden sonra “yoyo Allersberger Strasse 85 * 90461 Nürnberg * Telefon 0911 - 533305 * Telefax 0911 bir - 5393656 efekti” olarak adlandırdığımız şekilde e-mail: info@norismed.com * web: www.norismed.com tekrar kilolarını geri kazanırlar. Sürekli bu Ne tür hizmetler sunuyorsunuz?

61


şekilde tekrarlanan diyetler vücut açısından da tabiiki sağlıklı değildir. Beslenmede dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir? Kilo sorunu yaşayan danışanlar “akşam yemeğine kadar hiçbir şey yemediklerini ve sadece bütün gün boyunca tek bir öğünle durduklarını” ifade ediyorlar. Burada yapılan hata: Gün iççinde tek öğün yenmesidir. Doğru olanı ise: Günde üç ana öğün ve ara öğünlerden oluşan bir beslenme alışkanlığı oluşturmaktır. Kahvaltısız başlayan bir gün sürekli olarak artan bir iştaha sebep olur ve diğer öğünde de kontrolsüz yemek isteği ile sonuçlanır. Her iki üç saat içinde ölçülü ve dengeli bir biçimde yeme alışkanlığını edinmeliyiz. Herşeyin fazlası, sağlıklı besinler olsa bile zararlıdır. Bunun için gerekli miktarda beslenmeye dikkat etmeliyiz. Ayrıca günde iki litre su tüketilmeli. Sağlıklı beslenirken 5 temel besin öğesinden yeterli porsiyonlarda almalıyız. Bunlar: 1. et, yumurta, bakla giller 2. tahıllar 3. meyve, sebze 4. süt ve türleri 5. yağlar ve şekerler Okurlarımıza tavsiye edebileceğiniz pratik bilgiler var mı? En fazla sorun olarak dile getirilen tatlı ihtiyacını, bir ara öğün olarak bir çay bardağı yoğurdun içerisine bir adet ince doğranmış kuru kayısı ve bir ince doğranmış kuru incir karıştırılarak dolaba konur, daha sonra üzerine tarçın serpiştirerek hem besleyici bir ara öğün yapmış olunur, hem de tarçın sayesinde şeker ihtiyacı karşılanmış olur. Günde en azından 30 dakika seri adımlarla yürüyüş yapılmalıdır. Yemek süresi 20 dakikadan uzun tutulmalıdır, çünkü tokluk hissi bu zaman zarfından sonra gelir.

Tabaklarımızı koyu renkli ve küçük seçelim. Son olarak bize hangi besin maddelerini baş tacı etmemizi tavsiye edersiniz? Öncelikle su. Bedenimizin önemli bir kısmı sudur. Sudan uzaklaşırsak doğamızdan da uzaklaşmış oluruz. İkinci sırada tarçın, çünkü işlenmiş şeker alışkanlığımızın yerine geçebilecek bir baharattır. Üçüncü olarak yulaf, E vitamini ve lif açısından zengindir. Bu sayede de uzun süre tokluk hissi verir. Dördüncüsü probiyotik yoğurt ve kefir. Vücudumuzdan sürekli yararlı bakteriler kaybolabilir. Bu kaybı durdurabilmek için önemlidir. Sonuncusu kuru meyveler. Tatlı krizinde çok iyi bir alternatiftir.

Mahya dergimiz hakkındaki duygu ve düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz? Geniş kitlelere ulaşan ve ilgi ile takip edilen bir dergi. Her sayısını zevkle okuyorum. İçeriği açısından herkes için faydalı yazılar bulunmakta. Bu dergiyi hazırlayan bütün arkadaşları çalışmalarından dolayı tebrik ederim ve çizginizden hiç ayrılmamanızı dilerim. Mahya ekibi olarak biz de bu yoğun iş trafiğinizde bize ayırmış olduğunuz kıymetli zamanınızdan dolayı sizlere teşekkür eder, size ve eşinize işlerinizde başarılar dileriz. Röportaj: Gökhan ÖNDER

62


iş dünyası

Çeşme Restaurant’da Yenilikler

N

ürnberg’in güzide mekanlarından Çeşme Restaurant yetkilisi Niyazi Koç, müşterilerine daha iyi hizmet sunabilmek için birtakım yeniliklere gitti. Çeşme Restaurant’ın beğenilen Kebapları bundan sonra yeni alınan mangalda hazırlanıp müşterilerin beğenisine sunulacak. Bununla birlikte gelen misafirlerin daha rahat edebilmesi için de değişikliklere gidildi. Sandalye ve masaların değiştirildiğine de değinen Koç, “Müşterilerimizin rahatını sağla-

mak ve hizmet kalitemizi artırmak için birtakım değişikliklere gittik.” diye konuştu. Bundan sonra da müşteri memnuniyetini önplanda tutacaklarını sözlerine ekleyen Niyazi Koç, geçmişte olduğu gibi bu konuyu bundan sonra da kendilerine prensip olarak alıp, bu yönde çalışmalara devam edeceklerini, Çeşme Restaurant’a gelen müşterilerin bu değişikliklerden ve sunulan hizmetten ziyadesiyle memnun olduklarını sözlerine ekledi.

DİTİB Nürnberg 17.05. - 20.05.2012

kültür şölenİ 63


kültür

Çini Sanatı Derleyen: Harun ÖNDER

A

talarımızın yoğun emekleriyle yoğrulmuş, aralıksız yüzlerce yıldır süregelen çini sanatımız için aslında “anlatılmaz, yaşanır” demek, çok da yanlış olmaz. Kendine özgü, çok özel ve hassas anlarla doludur üretim aşamaları. Çark ustasının parmaklarından hamuru saran becerisini, çizim (tahrir) ve boya ustalarının fırçalarından sızan mahareti izlemek hem büyük keyif verir insana, hem de sanatın derinliğinin anlaşılmasını sağlar. Çini sanatının tercih edilme sebepleri oldukça fazla. Fakat bunlardan bir kaçını saymaya kalkarsak: • Çini süsleme sanatı ile renk unsuru

65

çok renkli olarak mimari ifadeye katılan bir boyut olduğunu, • Bileşiminde kullanılan malzemeler ile ısı yalıtımını sağlayıp, kullanılan mekanlarda yazın serin, kışın ılık tutup nefes almasını sağlamasını, bundan dolayı da camiilerde sıkça kullanılmasını, • Yüzeyinde su tutmamasını, bunun da bakteri ve küf oluşturmamasını sayabiliriz. Kaliteli çini demek, sanat eseri demektir. Her fırça darbesinin ayrı bir anlam ve güzelliği bulunmaktadır. Her renk, her desen ayrı bir mana ifade etmektedir. Ziyareretçilerimiz bu yıl DİTİB Nürnberg Kültür Şöleninde çini sanatını daha yakından tanıma imkanını da bulacaklardır.


62


Küçük bir çiftlikteki kümese bir yılan dadanmış. Yılan tavukların yumurtalarını gizlice içiyor ve kaçıyormuş. Çiftliğin sahibi ne yaptıysa da bu hırsızı yakalayamamış. Bir gün çiftçinin kurduğu tuzağa bir tavşan düşmüş. Çiftçi onu keseceği sırada tavşan yalvarmaya başlamış. -Beni öldürme çiftçi baba! Karnını başka şeyle doyur. Ben sana daha faydalı olabilirim, demiş. Çiftçi tavşana acımış. -Peki, demiş. Eğer bana çevrede dolaşan yılanı tutup getirebilirsen seni bırakırım. Tavşan kabul etmiş. Çiftçi, tavşanın boynuna upuzun bir halat bağlayıp salıvermiş. Tavşan, uzunca bir değnek alıp ormanın içine girmiş. Bir süre sonra karşısına çıkan yılan, -O ağzındaki de ne, tavşan kardeş, diye sormuş. Kurnaz tavşan, -Bu bir değnek. Hem de senin boyundan daha uzun bir değnek, demiş. Yılan tıs tıs gülmüş. -Benim boyumdan uzun değnek olur mu hiç, demiş.

67


Kurnaz tavşan, -İnanmazsan ölçelim, demiş. Yılan razı olmuş. Tavşan değneği yere bırakmış. Yılan onun yanında boylu boyunca uzanmış. Tavşan, -Böyle anlaşılmıyor. En iyisi, sen bu değneği yut, demiş. Yılanın aklına kötülük gelmemiş, koca değneği yutuvermiş. Tabi bizim tavşan da değneği yutar yutmaz yılanı dişleriyle tutup çiftçiye getirmiş. Çiftçi baba tavşana, -Sen çok akıllı bir hayvanmışsın. Haydi git ve dilediğince yaşa! Söz veriyorum, artık hiçbir avcı sana ilişmeyecek, demiş ve boynuna bağladığı halatı çözmüş. Akıllı tavşan, hoplaya zıplaya yuvasının yolunu tutmuş.

68


รงocuk

69


mizah


DOLU

K T

ANA

ANAD O LU MA

R

markt

Isimizi Seviy or

uz

‘ ‘

Anadolu Markt | Bulmannstr.19 | 90459 Nürnberg


bilgi küpü

ŞAHİ TOPU Derleyen: Gökhan ÖNDER

Şahi Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılıp kullanılmış özel bir savaş topudur. İstanbul’un fethinde kullanılmıştır. Yapımı üç ay süren, çizimlerini Fatih Sultan Mehmet’in önderliğinde Türk mühendislerinin yaptığı topun dökümünü Bizanslıların daha önce sınır dışı ettiği Macar Urban adlı bir dökümcü yapmıştır. Bunun yanında döküm ustası olarak Cenevizli Donar Usta diye birisinden de bahsedilir. Ayrıca bir rivayete göre de Macar Urban sınır dışı edilmemiş, Bizans zindanlarından lağımcılar tarafından kaçırılmıştır. Urban’ın döktüğü top ve diğer toplar 1452 senesi Ocak ayının sonlarında Edirne’den yola çıkarılmış ve ancak iki ay sonra İstanbul önlerine getirilebilmiştir. Edirne’de deneme atışlarının yapılacağı sırada Fatih Sultan Mehmet tellallar çığırtarak halkı uyarmış, bu gürültünün kaynağını haber vermiştir.

73

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u almak için döktürdüğü büyük top “şahi” adını taşır. Bu topun namlusu 91.5cm’dir. 680 kilogram ağırlığındaki güllesinin menzili 1200 metredir. Osmanlı ordusunda daha sonra kullanılan büyük toplara da şahi adı verilmiştir. 1464’te Fatih Sultan Mehmet toplardan kırk iki tanesini Çanakkale Boğazı’nın savunması için Çanakkale Boğazı’na göndermiştir. Yüzyıllarca kullanılmadan kalan toplar 1807 yılında İngiliz donanmasına karşı kullanılmış ve beklenenin aksine kusursuz şekilde çalışan toplar bir İngiliz gemisini vurmuş ve 60 denizciyi öldümüştür. Bir tanesi İngiltere’de, bir diğeri de İtalya’dadır. Günümüzde Fatih döneminden 6 tane top kalmıştır. Bunların en büyüğü olan ve İstanbul’da, Boğazlar’da kullanılan “şahi” bugün İngiltere’dedir. Diğer toplar ise Harbiye’deki askeri müze bahçesinde olup bunların çapı daha küçüktür.


bulmaca


KOLAY

ORTA

ZOR


bulmaca


Teşekkür ederiz!

6

yıl yeni Mevlana

Yeni yılınızı kutlar sağlık ve esenlikler dileriz! 6 yıl boyunca bizi tercih eden müşterilerimize canı gönülden teşekkür ederiz! Göstermiş olduğunuz ilgiye ve güvene layık olmaya çalışıyoruz! Yeni, genişletilmiş şark odamıza bekleriz.

Gostenhofer Hauptstraße 18 Nürnberg Plärrer Meydanı

Tel. (0911) 27 444 11

Aileler ve şirketler için 55 kişilik özel bölüm

Ahmet Can

www.mevlana-restaurant.de

anoris.

Pazartesi–Perşembe: Saat 06:00–00:30 Cuma–Cumartesi: Saat 06:00–05:00 Pazar ve Tatil Günleri: Saat 06:00–01:00


mevlana mutfağından

Ahmet Can’ dan

Pratik Humus Tava Türlü

Malzemeler: 500 gr taze fasulye 2 adet patlıcan 2 adet kabak 2 adet çarliston biber Balık nasıl yapılır? 1 kg kuzuköftesi eti (kuşbaşı) 1 yemek kaşığı tuz • 1 yemek Nohutların soyun. kaşığıkabuklarını tatlı toz biber Birkaç adet nohutu serviste kul1 çay kaşığı pul biber üzere ayırın. 200lanmak gr tereyağ • Nohut, limon suyu, sarımsak, ve isteğe göre değişik baharatlar

Malzeme Listesi

200 gram haşlanmış nohut 2 yemek kaşığı ya da biraz daha fazla limon suyu 2 diş sarımsak, ezilmiş 1 tatlı kaşığı kimyon kimyon, tuz, tahin ve suyu Tuz mutfak robotunda, püre haline 100 mililitre tahin (isteğe bağlı) gelene kadar karıştırın. 4 yemek kaşığı su Lezzeti arttırmak için, eğer gerHazırlanışı: 2 yemek kaşığı sızma zeytinyağı ekiyorsa bir miktar daha limon 1 tatlı biber Tavanın içine tereyağ üstüne etlerkaşığı serilirkırmızı ve daha sonra suyu, sarımsak, kimyon ve sürülüp tuz 4 kişilik pide ekmeği sebze çeşitleri baharatlanıp ekleyebilirsiniz. Karışımı servis harmanlandıktan sonra etlerin üstüne serpilir. tabağına aktarın ve kaşık sırtı ile düzleyin. Üzerine Bu şekilde 15 zeytinyağını dakika piştikten sonra hafif karıştırılır. dökün ve ayırdığınız nohut Önceden 250 derecede ıstılmış fırında 15 dakika daha pişirilir. tanelerini serpiştirin. Kırmızı biberi deservise serperek huYemeğimiz hazır. musa son halini verin. Taze pide dilimleriyle servise sunun.

Afiyet olsun

Tüm MAHYA okurlarına şimdiden afiyetler diliyoruz.

80


Artık Nürnberg’de Düğün, kına, nişan, sünnet ve tüm özel günleriniz için sipariş alınır. Ev ve iş yerlerine servis yapılır. Daha fazla bilgi için bizi arayın. Hergün saat 22.00’ye kadar açığız.

Tel: 0911 99449155 Wölckernstr. 30 90459 Nürnberg


AİLE DOKTORLARINIZ

Ali Aydın & Nurcan Demirci-Aydın

Spittlertorgraben 90429 Nürnberg

Tel: 0911 9287880 Fax: 0911 9287888

Açılış saatleri: Pazartesi - Cuma : 08.30 - 12.00 Pazartesi, Salı, Cuma : 14.30 - 17.00 Perşembe : 14.30 - 18.00

MAHYA 03/12  

Mahya Dergisi 2012 Mart sayisi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you