Issuu on Google+


Sınav Dershanesi

Gözü Yükseklerde Olanlara >Üniversite Hazırlık (YGS-LYS) >YDS Hazırlık >İlköğretim SBS Hazırlık >Okula Destek, Sınavlara Hazırlık >KPSS Sınavlarına Hazırlık SINAVA HAZIRLIK KANIMIZDA VAR KARA DENİZ

SINAV DERSHANESİ

Şarkiye Mah. Kazım Karabekir Cad. No : 20 - ORDU Tel : 0452 214 42 33 GSM : 0554 882 91 67 / 68 http:/www.ordusinav.com

www.sinavdershanesi.com.tr


T.C. ORDU VALİLİĞİ İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ SAHİBİ ORDU İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ ADINA ÖMER DEMİRÖZ İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ GENEL YAYIN YÖNETMENİ VE SORUMLU MÜDÜR SERDAR YURDABAKAN ŞUBE MÜDÜRÜ YAYIN EKİBİ SERDAR YURDABAKAN ŞAHİN KAMBER ŞAHİN SEVİNÇ BURCU EREN ÖZLEM BAŞ YAZI İNCELEME KURULU YAHYA PALAVAR EROL AKKUŞ NEŞE MELİKOĞLU

İLETİŞİM ADRESİ Saray Mah.Ulukonak cad. No:5 52200 Merkez/ORDU Santral Tel: 0 (452) 223 16 29 - 30 - 31 0 (505) 275 41 41 Faks: 0 (452) 225 01 44 http://ordu.meb.gov.tr/ kultur52@meb.gov.tr KAPAK VE SAYFA DİZGİ TASARIM SERDAR YURDABAKAN ŞAHİN KAMBER Yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. Gönderilen eserler yayımlansın ya da yayımlanmasın iade edilmez.

O

MERHABA

rdu İl Milli Eğitim Müdürlüğü olarak rutin çalışmalarımızın yanı sıra insanı eğitme eylemini en güzel ve anlamlı projeler ile desteklemek ve sesimizi siz değerli okuyucularımızla paylaşarak bu projeleri yine eğitimin çeşitli kademelerindeki öğretmen, öğrenci ve veliler ile birlikte yürütebilmek amacıyla dergimizin bu ilk sayısı ile çıktık karşınıza. İnsanlık var olduğu müddetçe en önemli olgu eğitim öğretim olacaktır şüphesiz. Okuyan bir toplum olma idealini gerçekleştirmek, kendi teknolojisini üreten bir ülke konumuna gelebilmek, tarımda, sanayide ve kültürel hayatta modern toplumların ilerisine geçme düşü elbet eğitim öğretimin niteliğinden geçmektedir. Bu bağlamda eğitimde ilerlemenin yegâne koşulu olan disiplinli çalışma ve özverinin, tüm eğitim çalışanlarının düsturu olması gerektiği kanısındayız. Dergimiz ilimizde eğitim öğretim çalışmalarını yansıtan bir ayna görevi görecek ilimizi tarihi, kültürel ve sosyal açıdan siz değerli okuyucularımıza tanıtırken ulusal ve yerel yazarlarımız ve şairlerimiz ile değerli öğretmen ve öğrencilerimizin yazıları yeni ufuklara yelken açmamıza vesile teşkil edecek. Dergimizin ilk sayısı olması hasebiyle İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz ile okullarımızın tanıtımlarına ve çalışma ve projelerimize geniş yer verdik. Her 3 ayda bir çıkacak dergimizin diğer sayılarının her birinde bir tema belirleyerek yolumuza sağlam adımlarla ilerleme düşüncesindeyiz. Bu düşünceyle bir dahaki sayımızın temasının “BAHAR” olması gerektiği konusunda fikir birliğine vardık. Bu bağlamda sonraki sayımızda yayınlanmak üzere “BAHAR” temasını işleyen yazı ve şiirlerinizi aşağıda verdiğimiz mail adresimize bekliyoruz. Nihayet sizlere “merhaba” diyoruz umarım “Hoşçakal” demeyeceğiz. Her sayıda yeniliklerle karşınızda olmak ve siz değerli eğitim çalışanlarımızın ve kıymetli misafir yazarlarımızın yazıları ile yeni heyecanlar yaşamak ve yaşatmak amacıyla çalışmalarımıza devam ediyor olacağız. Umudumuz bu yolculukta siz ve biz değil, hepimiz olabilmek... Katkılarınızı, eleştirilerinizi, bir çocuğun sabırsızlığıyla bekliyoruz. Bir sonraki sayımızda yeniden buluşmak dileğiyle

Serdar YURDABAKAN Şube Müdürü İletişim mail kultur52@meb.gov.tr


Öğretmenlik gücünü sevgiden alan, dünyanın en kutsal ve en saygın mesleğidir. Bu onurlu mesleğin malzemesi insandır. Dolayısıyla her çeşit mesleğin toplumdaki bireylere kazandırılması da öğretmenlik sayesinde olmaktadır. Öğretmen; bir çocuk için, anne kadar sıcak ve şefkatli, baba kadar güvenilir ve koruyandır. Aynı zamanda yüzyıllar boyu, karanlıkların sönmeyen ışığı, cehaletle savaşın en keskin kılıcı olmuştur. Öğretmen; toplum için etrafı aydınlatırken mum gibi eriyen değil, aydınlığı ile gönülden gönüle geçen; ebedi yaşayandır. Mustafa Kemal Atatürk; öğretmenlerle yaptığı bir toplantı sırasında : “Bu dakika karşınızda duyduğum en samimî hissi, izninizle söyleyeyim: isterdim ki çocuk olayım ve sizin bilgi saçan öğretim alanınızda bulunayım, sizden feyiz alayım, siz beni yetiştiresiniz! O zaman milletim için, daha yararlı olurdum; fakat maalesef, yerine getirilmesi imkânsız bir arzu karşısında bulunuyoruz. Bu arzunun yerine başka bir istekte bulunacağım: Bugünün evlâtlarını yetiştiriniz! Onları memlekete, millete yararlı uzuvlar yapınız! Bunu sizden istiyorum ve rica ediyorum.” demiştir. Bir milletin milli, ahlâki ve kültürel yönden güçlü ve medeniyet bakımından kalkınmış olması öğretmenlerinin üstün çalışmalarına bağlıdır. Milli birlik ve beraberliğimizin teminatı öğretmenlerdir. Her ülkenin ilerlemesi var olan insan gücünün harekete geçirilmesine bağlıdır. Bunu sağlayacak olan ise sadece eğitimdir. Eğer öğretmenlerimiz iyi yetişirse gelecek nesiller de o kadar iyi yetişmiş olacaktır. Öğretmen sadece öğreten değil öğrenen de olmalıdır. Modern dünyada çağını takip eden, öğrencisinin gerisinde kalmayan, her zaman öğrenci olabilmeyi ilke edinen öğretmenlerimiz başarılı olacaktır. Ordu Valiliği olarak “Başarı İçin El Ele”, “Ana-Kız Okuldayız”, “Ordu Okuyor”, “Eğitim Her Engeli Aşar” ve “Kardeş Okul Kardeş Kurum” gibi projelerle eğitimimizdeki kaliteyi daha da artırmayı hedefledik. İlimizde Sayın Cumhurbaşkanımızın eşi Hayrünnisa GÜL Hanımefendi’nin himayelerinde 4.’sü düzenlenen Konuşan Kitap Şenliğinin etkilerini artırmayı düşünerek “Okuma Aşısı” faaliyetimizle okullarımızda öğrencilerimize “Okuma Alışkanlığı ve Ekran Bağımlılığından Kurtulma” konulu seminer verildi. Daha çok okuyan daha çok irdeleyen ve düşünen bir Türkiye için, eğitime yapılan yatırımın geleceğe yapılan yatırım olduğunu unutmamalıyız. Bu gaye ve hedeflerle çıkılan bu yolda “Eğitim Ordusu” dergisinin İlimize, eğitim camiamıza hayırlı olmasını diliyorum. Derginin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Orhan DÜZGÜN Ordu Valisi


Eğitim, toplumun değer yargıları ile bilgi ve beceri birikiminin yeni kuşaklara aktarılması; bu amaçla okullarda ve benzer kurumlarda sürdürülen öğretim ve yetiştirme etkinlikleri olarak tanımlanabilir. Çağdaşlaşmanın, modernleşmenin, kalkınmış ve mutlu bir toplum olmanın yolu eğitimden geçmektedir. Atatürk bunu ‘‘ Eğitimdir ki bir ulusu şanlı, hür ve bağımsız kılar, ya da bir milleti esarete ve sefalete terk eder’’ ve ‘‘ Eğitim ve eğitimciden yoksun bir ulus, henüz ulus olma kimliğini kazanamamıştır.’’ sözleri ile ifade etmiştir. Bir toplumun eğitime yönelik harcamaları, tıpkı fiziksel sermayeye yapılan yatırımlar gibi bugünkü tüketimden vazgeçerek gelecekteki getirileri artırmak amacıyla beşeri sermayeye yani toplumun bilgi ve beceri birikimine yapılan yatırım gibi görülebilir. Eğitime yönelik talep de sürekli artma eğilimindedir. Yüksek yaşam standardı, ilköğretimin evrenselleşmesi, eğitim görmüş kuşakların kendi çocukları için daha yüksek bir eğitim düzeyi araması eğitime talebin artışının bazı nedenlerindendir. Öte yandan karmaşık bir hal almış modern hayatta bireyin sahip olacağı rol ve ondan fayadalanabilmenin de bireyin aldığı eğitim düzeyine bağlı olduğu açıktır. Eğitimin planlanması; bireylerin mesleki ve başka tercihlerini kolaylaştırmakla yetinen gevşek bir yönlendirme sistemi olabileceği gibi, merkezi hükümetçe saptanan belirgin insan gücü hedeflerini gerçekleştirme yönelik bir süreç de olabilir. Dergimizin, eğitim gibi önemli bir konuda daha iyiye ulaşabilmek için görüşlerin paylaşılabileceği bir platform olmasını ve hayırlara vesile olmasını diliyorum. Abdullah DEMİR Vali Yardımcısı


Eğitim, bir milletin uygarlık sahnesindeki konumunu belirleyen en önemli kavramdır.21.yy. bilim ve teknolojinin büyük bir ilerleme kaydettiği bir asırdır. Bu yenilik ve değişim, eğitim politikamızın en önemli ilkesi olmuştur. Yönünü Atatürk’ün önemle işaret ettiği bilim ve fennin aydınlığına çeviren biz eğitimcilerin geçmişimizin güzellikleri ve yücelikleri üzerine inşa edeceği geleceğin milletimizi medeniyet yolunda en önemli müreffeh toplum seviyelerine çıkaracağı muhakkaktır. Bir zamanlar dünyaya yön veren ve insanlığa büyük hizmetler sunan bir milletin evlatları olarak bizlere bugün öncekinden daha fazla çalışmak düşüyor. Bu noktadan hareketle ilimizdeki eğitim çalışmalarını duyurmak ve eğitim-öğretime bakış açımızı ifade etmek amacıyla bu dergiyi sizlere takdim etmenin kıvancıyla doluyuz. Bu yolda bizimle olan ve yazılarıyla dergimizin içeriğini zenginleştiren tüm misafir yazarlarımıza ve öğretmenlerimize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. En uzaktaki ilçelerimiz Akkuş’tan, Mesudiye’den tutun da içinde bulunduğumuz merkez ilçemizdeki en alt kademedeki çalışanlarımızla en üst düzeydeki yöneticiler olarak bizler, bir kutlu yola baş koyduk. İlimizdeki okuma seviyesini en üst seviyeye çıkarmak amacıyla Sayın Valimizin önderliğinde okuma kampanyaları düzenledik. Öğrencilerimizin sınavlardaki başarılarını arttırmak amacıyla “Başarı İçin El Ele” projesini hayata geçirdik. “Kardeş Kurum –Kardeş Okul” kapsamında okullarımızın daha donanımlı hâle gelmesi için diğer kurumlarla sürekli iş birliği hâlindeyiz. Göreve geldiğimiz ilk andan itibaren tüm ilçelerimizi, tüm eğitim kurumlarımızı ilçe müdürlerimizle birlikte tek tek gezdik ve itinayla inceledik. Onların eksiklerini belirledik; oradaki yöneticilerimizin ve öğretmenlerimizin isteklerini dinledik. Tüm yönetici arkadaşlarımla bu sorunları ortadan kaldırabilmek için birçok çözüm yolu üretmeye çalıştık ve hâlâ çabalıyoruz. Ulu Önder Atatürk’ümüzün “Zafer “Zafer benimdir” diyebilenin; muvaffakiyet “Muvaffak olacağım” diye başlayanın ve “Muvaffak oldum” diyebilenindir.” sözünü ülkü edindik kendimize. Onun ilke ve inkılâplarının ışığında okuyan, düşünen, olaylara doğru bakış açıları ve yorumlarla yaklaşabilen; kendini sürekli yenileyebilen ve geliştiren; milletine, vatanına ve bayrağına bağlı; kültürünü özümseyen, önemseyen ve koruyan bir nesil yetiştirmek arzusuyla her gün daha büyük bir özveri ve azimle çalışıyoruz ve hep çalışacağız. Biliyoruz ki çok derin bir maziye sahip bu aziz millet, her şeyin en güzeline lâyıktır. Ona bu liyakati göstermek de biz eğitimcilerin görevidir.

Ömer DEMİRÖZ İl Milli Eğitim Müdür V.


ORDU İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ

ÖMER DEMİRÖZ İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜR VEKİLİ

İlköğrenimini sırasıyla; 19 Eylül İlkokulu, Güzelordu İlkokulu, Merkez Atatürk İlkokulunda; orta öğrenimini Hamdullah Suphi Tanrıöver Ortaokulunda, lise öğrenimini Ordu Lisesinde; yüksek öğrenimini ise Konya Selçuk Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği bölümünde tamamladı..1980-1985 yılları arasında Ordu Lisesi, 1985- 1989 yılları arasında Ordu Anadolu Lisesi İngilizce Öğretmenliği; 1989- 1991 yılları arasında aynı okul Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulunduktan sonra, 1991- 2003 yılları arasında ise Merkez Anadolu Öğretmen Lisesi Müdürlüğü ve 2003- 2011 yılları arasında Ordu Milli Eğitim Müdürlüğünde Müdür Yardımcısı olarak çalıştı. Valilik Makamının onayları ile 17.08.2011 tarihinden itibaren Ordu İl Milli Eğitim Müdür Vekili olarak görevlendirilmiş olup, halen bu görevini sürdürmektedir.

KERİM YILMAZ EĞİTİM DENETMENLERİ BAŞKANI

TEMEL ŞENER EĞİTİM DENETMENLERİ BAŞKAN YARDIMCISI

ORDU9


İL EĞİTİM DENETMENLERİ

ORDU10


İNCELEME, SORUŞTURMA VE DEĞERLENDİRME BÖLÜMÜ: İnceleme, Soruşturma ve Değerlendirme Bölümü iş ve işlemleri, Şef Metin AKTAŞ, Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmenleri Faika ERKAN, Gülhanım BAYAZIT ve Fatma AHDİ tarafından yürütülmektedir. Bölümümüzde inceleme ve soruşturmayı gerektiren şikâyet yazı ve dilekçesi üzerine, inceleme ve soruşturma emirlerinin alınması, inceleme ve soruşturma gereken durumlarda bakanlıkça müfettiş ve müfettiş yardımcısı atanmasının sağlanması, inceleme ve soruşturma raporları ile fezlekelerde getirilen adlî, idarî, malî ve disiplinle ilgili her türlü iş ve işlemlerin sonuçlandırılması, sonuçların ilgili yerlere bildirilmesi görevleri gerçekleştirilmektedir.

Uhdesindeki görevler:

SEZAYİ AKARSU (MÜDÜR YARDIMCISI)

ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI BÖLÜMÜ: Özel Öğretim Kurumları Bölümünde iş ve işlemler Şef Ayşegül OKUMUŞ ŞAHİN, Şef Sami ŞAHİN, Şef Tümay KENANOĞLU ve Şef Çiğdem ŞENSOY tarafından yürütülmektedir. Bölümümüzde 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile Bakanlığımıza verilen görev ve hizmetlerden il düzeyinde yapılması gereken iş ve işlemler yürütülmektedir. 5580 sayılı kanun gereğince bölümümüzde dernek, vakıf, gerçek ve tüzel kişilere ait yurt, pansiyon vb kurumların açılması, devri, nakli, kapatılması, işletilmesi ve denetlenmesiyle ilgili hizmetlerin yürütülmesi; öğrenci yurdu, pansiyon vb kurumları açmak üzere başvuranların isteklerinin incelenmesi ve gereklerinin yerine getirilmesi işlemleri gerçekleştirilmektedir. Özel öğretim kurum ve kurslarından belge almaya hak kazanan kursiyerlerin sertifika işlemleri, bu kursların sınavlarından İl Milli Eğitim Müdürlüğüne kalan paydan mal ve hizmet alımları ile ilgili dokümanların hazırlanması, ihalesinin yapılması, sınavlara görevli atanması işlemleri ile il ve ilçe merkezlerinde bulunan rehabilitasyon merkezlerine yapılan ödeme işlemleri de bölümümüzce yürütülmektedir. ÖĞRETMENE HİZMET VE SOSYAL İŞLER BÖLÜMÜ: Öğretmene Hizmet ve Sosyal İşler Bölümünde iş ve işlemler Şef Oya TORNİ tarafından yürütülmektedir. Bölümümüzde öğretmenevleri, öğretmen lokalleri, öğretmen eğitim merkezi, tatil yerleri ve sosyal tesislerin açılması, yönetilmesi işletilmesi ve denetlenmesi iş ve işlemleri; öğretmenlerin ve emekli personelin ölüm, hastalık ve emeklilik halleriyle diğer ihtiyaçlarının karşılanması; lojmanlarla ilgili işlemlerin yürütülmesi görevleri gerçekleştirilmektedir. BURSLAR VE YURTLAR BÖLÜMÜ: Burslar ve Yurtlar Bölümünde ortaöğrenimini sürdüren öğrencilerin iş ve işlemleri yürütülmektedir.

ORDU11


STRATEJİ GELİŞTİRME BÖLÜMÜ (AR- GE) Birimimiz “Araştırma, Strateji Geliştirme ve Kalite Geliştirme Ekibi” ile “Projeler Ekibi” olmak üzere iki ayrı ekipten oluşmaktadır. “Projeler Ekibi” iş ve işlemleri Mevlüt ERDEM, Berna Selcan TURHAN, Ebru TOKCAN ve Tamer TEZCAN tarafından, “Araştırma, Strateji Geliştirme ve Kalite Geliştirme Ekibi” iş ve işlemleri Nihat ÖZTÜRK, Zafer GÜMÜŞ, Sezayi OKUTAN, Gülhatun ŞANLI ÖZKAN, Burcu EREN ve Zülfü KARABACAK tarafından yürütülmektedir. Birimizin yazışma ve istatistik işlemleri Şef Ahmet KÖK, Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni Murat KAHRAMAN tarafından gerçekleştirilmektedir. Müdürlüğümüzce takip edilecek olan stratejik planın hazırlanmasında koordinasyonu sağlamak, İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerince ve Milli Eğitim Müdürlüğümüze bağlı tüm okul/kurumlarımızda stratejik planların hazırlanmasına yardımcı olmak, Müdürlüğümüzün stratejik planlamasının izlenmesi, değerlendirilmesi ve raporlaştırılmasını sağlamak, MEB Eğitimde Toplam Kalite Yönetimi ödül yönergeleri gereğince Toplam Kalite Yönetimi çalışmalarının yapılmasını sağlamak ve bunların yanı sıra .“Bu Benim Eserim” adlı proje çalışması ile “Proje Tabanlı Beceri Yarışması” “Araştırma, Strateji Geliştirme ve Kalite Geliştirme” ekibimizin sorumluluğunda yürütülmektedir. Avrupa Birliği ile ilgili işlemlerin yürütülmesi, “TUBİTAK Bilgi ve Beceri Yarışması” ile ilgili iş ve işlemler, yerel- ulusal ve uluslar arası bütün projelerle ilgili iş ve işlemler “Projeler Ekibi” tarafından yürütülmektedir.

Uhdesindeki görevler:

SELAMİ CANDAN ( MÜDÜR YARDIMCISI)

BÜTÇE BÖLÜMÜ: Bütçe Bölümünde iş ve işlemler Uzman Bünyami GÜLTAŞ, Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmenleri Derya AKSOY ve Osman CANDAN, Memur Bilal Faruk CANLIOĞLU tarafından yürütülmektedir. Bütçe Bölümünde eğitim ve öğretim kurumlarından gelecek bütçe tekliflerinin incelenmesi, değerlendirilmesi ve gerekli ödeneğin sağlaması, genel ve özel idare bütçelerinden ayrılan ödeneklerin dağıtımı ve sarfı ile ilgili işlemlerin yürütülmesi, okullarımızın elektrik, su, telefon ve ADSL ödemeleriyle ilgili işlemlerin gerçekleştirilmesi ve müdürlüğümüze ait taşıtlarla ilgili iş ve işlemlerin yürütülmesi sağlanmaktadır. Bölümümüz bünyesinde aynı zamanda Müdürlüğümüze ait taşıtların kullanımı, muayenesi sigortası vb işlemler görülmektedir. MUHASEBE BÖLÜMÜ: Muhasebe Bölümünde Şef Gürsel DEMİRTAŞ, Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni İmdat TÜRKELİ, Memur İsmail DEVECİ ve Memur Musa ÇAKICI görev yapmaktadır. Müdürlüğümüzün Muhasebe Bölümünde personelin özlük haklarına ait tahakkuk ve mutemet-

ORDU12


lik hizmetleri, İLKSAN’la ilgili işlemler, kamu zararı ve satın alma işlemleri yürütülmektedir. EĞİTİM ARAÇLARI VE DONATIMI BÖLÜMÜ: Eğitim Araçları ve Donatımı Bölümünde iş ve işlemler Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni Durmuş BAYHAN tarafından gerçekleştirilmektedir. Eğitim Araçları ve Donatımı Bölümünde eğitim ve öğretim kurumlarının her türlü eğitim araç ve donatımına ait ihtiyaç tespiti, planlaması, tedariki ve dağıtımıyla ilgili iş ve işlemler yürütülmektedir.

ŞOFÖRLER İsmet TÜRKMEN Tuncay GÜLER Ümit İNAN Mustafa TOPÇUOĞLU Muammer AKKAYA

Uhdesindeki görevler:

ERKAN KÜÇÜKSOLAK (MÜDÜR YARDIMCISI)

TAŞIMALI EĞİTİM BÖLÜMÜ: Taşımalı Eğitim Bölümünde Şef Halil DUYAR, Memur Hamdi KARAGÖZ ve Mehmet ULAŞ görev yapmaktadır. Taşımalı Eğitim Bölümünde, taşımalı okul öncesi, ilköğretim ve lise uygulaması ile engelli öğrencilerin taşınması işlemlerinin yürütülmesi, taşımalı araç hizmet alımı ile taşımalı kapsamındaki öğrencilerin yemek ödeneklerinin sarf ve dağıtımına ait işlemlerle taşımalı öğrencilerin öğle yemekleriyle ilgili ihale ve dokümanların düzenlenmesi işlemleri gerçekleştirilmektedir. HİZMET ALIMLARI BÖLÜMÜ: Hizmet alımları bölümünde İl Özel İdaresi kaynağından ve genel bütçe ile yapılan her türlü hizmet alımına ait bilgi ve dokümanın hazırlanması ve gerektiğinde ihale düzenlenmesi görevleri yürütülmektedir.

ORDU13


Uhdesindeki görevler:

YAŞAR BEKMEZ (ŞUBE MÜDÜRÜ)

EĞİTİM- ÖĞRETİM VE ÖĞRENCİ İŞLERİ BÖLÜMÜ: Eğitim- Öğretim ve Öğrenci İşleri Bölümünde iş ve işlemler, Şef Hülya GÜLTAŞ ve Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni Murat AKAN tarafından yürütülmektedir. Eğitim- Öğretim ve Öğrenci İşleri Bölümünde öğretim tekniklerindeki gelişme ve yenilikleri takip ederek eğitim komisyonları ile de ilişki kurmak suretiyle yönetici, öğretmen, öğrenci ve velileri bilgilendirmek, ölçme ve değerlendirme konularındaki gelişmeleri takip ederek değerlendirmek, öğrenci disiplin durumunu takip etmek, disiplinsizliği önleyici tedbirler almak, disiplin kurullarına gelen olayların tekrarlanmaması bakımından sebep ve sonuçlarını araştırmak, gerektiğinde ilgili kurumlarla iş birliği yapmak, eğitim ve öğretim kurumlarının açılması, kapatılması ve bunlara ad verilmesi ile ilgili iş ve işlemleri yürütmek, mecburî öğrenim çağındaki çocukların okula devamlarını sağlamak ve takip etmek, her öğretim yılı başında, eğitim kurumlarının kapasitesini dikkate alarak öğrenci kayıtlarının sağlıklı bir şekilde yapılmasını sağlamak, Açık Öğretim Lisesi ile ilgili iş ve işlemler ile karşılaştırmalı sınavlar ile ilgili iş ve işlemleri yürütmek görevlerini yerine getirmektedirler. Ayrıca birimimiz bünyesi altında “Demokrasi Eğitimi ve Okul Meclisleri” ve “Başarı İçin El Ele” projeleri yürütülmektedir. PROGRAM GELİŞTİRME BÖLÜMÜ: Program geliştirme bölümünde Şef Meryem KILIÇ ve Memur Sezgin KAYGUSUZ görev yapmaktadırlar. Bölümümüzde, yeni hazırlanan programlar ve projelerin uygulanmasını sağlamak, öğretmenlere ta¬nıtmak, il ve ilçe düzeyinde uygulamada birlik ve beraberliği sağlamak amacıyla zümre öğ¬retmenleri arasındaki koordinasyonu sağlamak, seminerler düzenlemek, programları yapılan derslerin öğretim metotlarının geliştirilmesi yönünde çalışmalar yapmak, okullarda okutulacak ders kitaplarının seçimini takip etmek, denetlemek, ücretsiz ders kitabı dağıtımı ve ihalesiyle ilgili iş ve işlemler yürütülmektedir. BİLGİSAYAR VE SINAV İŞLEMLERİ BÖLÜMÜ: Bakanlıkça yürütülen “Millî Eğitim Bakanlığı Bütünleşik Yönetim Bilgi Sistemi” (MEBSİS) Projesinin alt sistemlerinden olan İl Millî Eğitim Müdürlüğü Sistemi (İLSİS) çerçevesindeki bilgi işlem çalışmalarını yapmak ve Bakanlıkla gerekli koordinasyonu sağlamak, Bakanlıkça yapılmakta olan merkezi sistem sınavlarının il çapındaki her türlü iş ve işlemlerini gereken titizlik ve dikkatle yürütmek, bilgisayar eğitimi ve bilgisayar destekli eğitim ile ilgili olarak çıkarılmış mevzuat hükümleri uyarınca yapılması gereken iş ve işlemleri yürütmek ve bu işlemlerin sonuçları hakkında yetkili makamlara bilgi vermek, bilgisayar koordinatör öğretmenlerinin çalışmalarını takip etmek, çalışmalar sırasında karşılaşılan aksaklıkları gidermek için gerekli önlemleri almak ve bilgisayar laboratuarlarının bakım, onarım iş ve işlemlerini takip ederek arızaların za¬manında giderilmesini sağlamak görevleri, Bilgisayar ve Sınav İşlemleri Bölümü tarafından gerçekleştirilmektedir. Bölümümüzde MEBBİS Ağ Yöneticisi Fatih TOPKAYA, Eğitici Bilişim Teknolojileri Formatörü Şahin KAMBER, DYNED Dil Eğitim Sistemi İl Koordinatörü Zehra ŞANLI ve Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni MEBBİS Ağ Yöneticisi Durmuş ÇABUK görev yapmaktadır.

ORDU14


Uhdesindeki görevler:

AKIN AYDIN (ŞUBE MÜDÜRÜ)

ATAMA BÖLÜMÜ: Atama bölümünde iş ve işlemler Bilgisayar İşletmeni Emine ŞİMŞİT, Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmenleri Şener YILMAZ ve Erdal ATİK, Şef Kani GÖKTEPE ve Şef Funda AKYÜZ tarafından yürütülmektedir. Atama bölümünde personel durumunun takip edilmesi, kısa ve uzun vadede personel planlamasının yapılması, personelin atama ve yer değiştirmesiyle ilgili işlemlerin yürütülmesi ve personelin dengeli dağılımının sağlanması, il genelinde vekâleten ya da geçici görevle yönetici, öğretmen ve personel görevlendirmelerinin yapılması iş ve işlemleri gerçekleştirilmektedir.

ÖZLÜK BÖLÜMÜ:

Özlük Bölümünde personellerin her türlü izin, sicil, disiplin, ceza, adaylık, emeklilik, terfi ve diğer özlük hakları ile sendikalarla ilgili iş ve işlemler yürütülmektedir. Bölümümüz aynı zamanda pasaportla ilgili işlemleri de yürütmektedir. Özlük Bölümünde Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmenleri Tülay YURTTUTAN, Bahtiyar KIRIŞ, Mehmet Ali KURU, Cemal ÖZÇELİK ve Rahmi ŞEN; Şef Hande Gül YILMAZ, Şef Gülay KAYA, Şef Hicabi KÖK, Şef Engin YANIK, Şef Hamza ALTINSOY ve Memur Ercan CANDAN görev yapmaktadırlar.

ORDU15


Uhdesindeki görevler:

MUSA ERDEM (ŞUBE MÜDÜRÜ) İNŞAAT YATIRIM VE TESİSLER BÖLÜMÜ: İnşaat Yatırım ve Tesisler Bölümü iş ve işlemleri Teknisyen Nihat KOÇ, Teknisyen Ömer Faruk Aydın ve Şef Selma GÜLER tarafından yürütülmektedir. Bölümümüzde Bakanlığa ait veya tahsisli bina, tesis, araç- gereç ile diğer imkânlardan bütün eğitim kurumlarının faydalanmaları için program yapılması, yatırımlar ve eğitim kurumları için arazi ve arsa temini, tesislerin yapımı, bakımı ve onarımı ile ilgili işler yürütülmektedir. “Eğitime %100 Destek Kampanyası” ve “Ulusal Eğitime Destek Kampanyası” İnşaat, Yatırım ve Tesisler bölümü tarafından gerçekleştirilmektedir. OKUL AİLE BİRLİKLERİ VE OKUL KANTİN HESAPLARI İLE İLGİLİ İŞ VE İŞLEMLER: Okul aile birlikleri ve okul kantin hesapları ile ilgili iş ve işlemler, Memur Mehmet TOPÇU tarafından gerçekleştirilmektedir. Bölümümüzde kantin ve halı sahaların kiralanması, ihalelerin yapılması, elde edilen gelirlerin harcanması, okul aile birlikleri ve okul kantinleriyle ilgili işlerin ve okul aile birlikleri gelir giderlerinin bütçeleştirilmesi işlemleri yürütülmektedir. TEKNİSYENLER Cengiz SAĞLAM, Kadir ELEDEN, Mehmet BORAN, Ö. Faruk AYDIN, Nihat KOÇ

Uhdesindeki görevler:

ALİ YAZGI (ŞUBE MÜDÜRÜ)

OKUL İÇİ BEDEN EĞİTİMİ SPOR VE İZCİLİK BÖLÜMÜ: Okul İçi Beden Eğitimi Spor ve İzcilik Bölümü iş ve işlemleri Şef Mehmet Mustafa DOĞRU ve VHKİ Mustafa KURUL tarafından yürütülmektedir. Okul İçi Beden Eğitimi Spor ve İzcilik Bölümünde aynı zamanda ilimiz Beden Eğitimi öğretmenlerinden Ömür KIRCA İl Koordinatörü, Ramis

ORDU16


TERCAN Lig Heyeti sekreteri, Fatih BAYAZIT, Cem ASLAN, Hakan YEŞİLYURT ve Hülya ŞENYURT GEBEŞ İl Heyeti Üyesi; Yalçın GÜRSOY Futbol İl Koordinatörü olarak görev yapmaktadırlar. Bölümümüzde öğrencilerin ders dışında kalan zamanlarını sosyal, kültürel, sportif faaliyet alanlarında değerlendirmelerine ilişkin hizmetler sağlanmakta, okul içi egzersiz çalışmaları ve öğrenciler için gençlik, izcilik, kamp ve spor tesislerinin kurulması ve bunların işletilmesi ile ilgili iş ve işlemler yürütülmektedir. Bütün öğretim kurumlarının beden eğitimi, spor, halk oyunları ve benzeri faaliyetlerine ait araç- gereç, ödül ve diğer ihtiyaçlar bölümümüz tarafından tedarik edilmektedir. Milli ve mahalli bayramlarla ilgili kutlama programlarının düzenlenmesi, uygulanması ve bayramlarda kullanılacak materyallerin sağlanması bölümümüzce gerçekleştirilmektedir. ÇIRAKLIK VE MESLEKİ TEKNİK EĞİTİM VE YAYGIN EĞİTİM BÖLÜMÜ: Çıraklık ve mesleki teknik eğitim ve yaygın eğitim bölümünde iş ve işlemler Memur Nermin AYDIN tarafından yürütülmektedir. Bölümümüzde, eğitimin belirli eğitim kademelerini tamamlayan öğrencilerin çıraklık ve meslekî teknik eğitime yönlendirilmelerini sağlamak üzere rehberlik faaliyetleri ile 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu gereğince “Çıraklık Eğitimi” ile “İşletmelerde Meslek Eğitimi” konularında yapılacak işler yürütülmektedir. Halk eğitim merkezleri ve akşam sanat okullarının, halk eğitim kurslarının açılması, işleyişi, yaygınlaştırılması ve denetimi ile bu amaçla gerekli olan bina, tesis, araç ve gerecin sağlanması, Halk Eğitim Merkezlerinin yılsonu sergilerinin planlanması faaliyetleri bölümümüzün görevleri arasındadır. Bölümümüz tarafından halen birçok kampanya ve proje çalışması yapılmaktadır. “Okuma Yazma Öğretimi”, “Haydi Kızlar Okula”, “Ordu Okuyor” kampanyaları ile “ Mesleki Eğitimi Geliştirme”, “Anne- Baba Dershanesi”, “Beyaz Bayrak”, “Beslenme Dostu Okullar” projeleri Müdürlüğümüz Çıraklık Ve Mesleki Teknik Eğitim ve Yaygın Eğitim Bölümünde hayata geçirilmektedir. ÖZEL EĞİTİM VE REHBERLİK BÖLÜMÜ: Özel Eğitim Ve Rehberlik Bölümü görevleri VHKİ Menşure BAŞ tarafından yürütülmektedir. Bölümümüzde okullarda rehberlik servislerinin kurulması ve bu servislerin personel araç ve gereç ihtiyaçlarının karşılanması, rehberlik ve araştırma merkezleriyle okullardaki rehberlik servislerinin etkin ve verimli çalışmalarına yönelik faaliyetler düzenlenmektedir. Yine bölümümüzde özel eğitime muhtaç çocuklarımızın gereken eğitimi alabilmeleri için okul ve sınıfların açılması yaygınlaştırılması ve etkili çalıştırılması için gerekli tüm iş ve işlemler yürütülmektedir. Günümüz gençleri için çok büyük tehlike arz eden kumar, içki, sigara, uyuşturucu madde gibi kötü alışkanlıklardan gençlerimizi korumak için yapılan faaliyetler Özel Eğitim ve Rehberlik Bölümü tarafından düzenlenmektedir. “Eğitim Her Engeli Aşar” kampanyası ile “Ergenlik Dönemi Değişim” Özel Eğitim ve Rehberlik Bölümü tarafından yürütülmekte olan projelerdir. BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER BÖLÜMÜ: Müdürlüğümüz Basın ve Halkla İlişkiler Görevini Şahin SEVİNÇ ve Tekniker Olgun Karadeniz yürütmektedirler. Basın ve Halkla İlişkiler Bölümünde müdürlüğümüzdeki basın ve halkla ilişkilerle ilgili faaliyetler planlanıp yürütülmekte, basında yer alan eğitim ve öğretimle ilgili yerel haberler değerlendirerek gereği yerine getirilmektedir. OKUL ÖNCESİ BÖLÜMÜ: Okul Öncesi Bölümünde okullarımızda uygulanan okul öncesi eğitim programlarının bir bütünlük içinde uygulanması, okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması için toplantı, konferans, panel ve benzeri etkinlikler düzenleyerek ilgilileri bilgilendirmek, kamuoyu yaratmak ve halkın katkı ve katılımını sağlamak için ortam oluşturulması işlemleri yürütülmektedir.

ORDU17


Uhdesindeki görevler:

SERDAR YURDABAKAN (ŞUBE MÜDÜRÜ) KÜLTÜR BÖLÜMÜ: Ordu Milli Eğitim Müdürlüğü Kültür Hizmetleri Bölümünün iş ve işlemleri Şef Ayşe ÖZCANLI, Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmenleri Menşure BAŞ ve Durmuş BAYHAN tarafından yürütülmektedir. Bölümümüzde Türk dili, Türk tarihi, Türk kültürü ve güzel sanatlar alanlarında yurtiçi ve yurtdışında yapılan çalışmalardan Milli Eğitim Bakanlığınca programa bağlanan çalışmaların yürütülmesi, eğitim kurumlarında Türkçenin doğru ve düzgün konuşulması ve yazılması için çeşitli etkinliklerin düzenlenmesi, milli kültür zenginliklerimizin araştırılması, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılarak yaşatılmasına ilişkin çalışmalar yapılması, belirli gün ve haftalarla ilgili programların düzenlenmesi Bakanlıkça düzenlenen yarışmaların il düzeyinde mevzuata uygun olarak yürütülmesi gibi çalışmalar yürütülmektedir. HİZMET İÇİ EĞİTİM BÖLÜMÜ: Hizmet İçi Eğitim Bölümünde iş ve işlemler Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmenleri Ayfer SAKARYA ve Selçuk ALAKUŞ tarafından yürütülmektedir. Bölümümüz, çalışan personelimizin mesleki açıdan daha donanımlı hale gelmeleri ve güncel, teknolojik değişiklikleri yakından takip etmelerini sağlamak amacıyla eğitime ihtiyaç duyulan konuların tespit edilmesi, Bakanlıkça veya mahalli olarak düzenlenen eğitimlerin gerçekleştirilmesi, eğitimlerin sonunda sertifikasyon işlemlerinin düzenlenmesi ve aday memurların temel ve hazırlayıcı eğitimleri ile ilgili iş ve işlemlerinin yürütülmesi görevlerini üstlenmiştir.

ARŞİV VE İDARE BÖLÜMÜ: Müdürlüğümüz Arşiv ve İdare İşleri, Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmenleri Mustafa USTA, Hediye ESMER, Memur İsa ŞAHİN ve İşbil GÜZELTEPE tarafından yürütülmektedir. Müdürlüğümüze gelen her türlü evrakın kaydının tutulması ve konusuna göre gereği yapılmak üzere ilgili birimlere dağıtılması, Müdürlüğümüzden kişi, kurum ve kuruluşlara gönderilecek evrakın kaydının tutulması ve işlemi biten evrakın dosyalanıp arşivlenmesi işlemleri Arşiv ve İdare Bölümü tarafından gerçekleştirilmektedir. SAĞLIK HİZMETLERİ BÖLÜMÜ: Sağlık hizmetleri bölümünde iş ve işlemler, Şef Ayşe ÖZCANLI, Veri Hazırlama Ve Kontrol İşletmenleri Menşure BAŞ ve Durmuş BAYHAN tarafından yürütülmektedir. Bölümümüz, eğitim kurumlarımızda daha sağlıklı bir eğitim- öğretim ortamı oluşturabilmek için toplum, insan sağlığı ve çevreyi koruma konularında halka açık kurs, seminer ve konferans düzenlenmesi, öğrencilere yönelik sağlık taraması ve aşı hizmetlerinin planlanması, öğrencilerin sağlık hizmetleri ve beslenme eğitimi ile ilgili faaliyetlerin takip edilmesi faaliyetlerini yürütmektedir. SANTRAL: İlknur ÖZATA Teknisyen Nilgün ALTUN Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni

ORDU18


NAZİRE ÖZTÜRK TESİS MÜDÜRÜ: 04.11.1960 tarihinde Ordu’nun merkez Delikkaya Köyünde doğdu. İlköğrenimini yine bu köyde tamamladı. Ortaöğrenimini Ordu Fatih Ortaokulunda ve lise öğrenimini ise Fatih Lisesinde tamamlamıştır. Yükseköğrenimini Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünde tamamlayan Nazire ÖZTÜRK, sırasıyla Hakkâri İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Ordu İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde çalıştı. 2003 yılında tekrar Ordu Milli Eğitim Müdürlüğü emrine Tesis Müdürü olarak atanmış olup halen Özel Kalem Bölümü ile ilgili iş ve işlemlerin yürütülmesi görevini sürdürmektedir. ÖZEL KALEM BÖLÜMÜ: Özel Kalem Bölümünde iş ve işlemler, Tesis Müdürü Nazire ÖZTÜRK ve Şef Burçin KAHRAMAN tarafından yürütülmektedir. Bölümümüz, Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı olarak, İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerinde görev yapmakta olan müdür, müdür yardımcısı ve şube müdürü atama ve görevlendirme tekliflerinin Bakanlığa ve Valilik makamına sunulması ve bu yöneticilere ait her türlü işlemin yürütülmesi, önemli ve gizlilik dereceli evraklar hakkında işlem yapılması için Milli Eğitim Müdürüne sunulması ve daire içi evrakının arşivi, tertibi ve düzeninin sağlanması görevlerini yürütmektedir.

SİVİL SAVUNMA HİZMETLERİ BÖLÜMÜ: İl Milli Eğitim Müdürlüğü Sivil Savunma Hizmetleri Sivil Savunma Uzmanı Ali YILMAZ tarafından yürütülmektedir. Okul ve kurumlar için sivil savunma ile ilgili plan ve programlar hazırlanması, gerekli tedbirleri alarak sivil savunma teşkilatı ile koordinasyon sağlaması, Milli Eğitim Müdürlüğümüzün iç ve dış güvenliğinin sağlaması ve Müdürlüğümüz personelinin Sivil Savunma konusunda eğitimi ve bilgilendirilmesi iş ve işlemleri Sivil Savunma Hizmetleri Bölümü tarafından yürütülmektedir. HİZMETLİLER: Ali KAHRAMAN Ekrem ARSLAN Fazlı TURAN Hikmet ÇAKMAK Muammer AKKAYA Mustafa TOPÇUOĞLU Olcay ZABUN Sabri PALA

ORDU19


S E L A M S A N A K A R A S E V D A M

İmtihan kor idor u olan şu dünyanın zamanla size neler yaş at acağını kestir mek mümkün değil. Z amana karşı dur ma yer ine zamanın önünüze koyduğu kader in size tercih hak kı bırakmadığı anlar ı yaş arsınız. Ya kalabalık lar ın içer isinde kayıp olur gider ya da zamana ve yaş adığınız anlara çentik atıp fark edilen olursunuz.Attığınız çentik ler kimi zaman bir iler ine iş aret olur kimi zaman da bir vesile yle hatırlanmanızı s ağ lar.Tıpkı bizden önce atılan çentik ler i t akip ettiğimiz ve çentik lere rastladığımızda hatırlayıp,kimi zaman hayırla kimi zaman b eddualarla andık lar ımız gibi.Attığınız

O R D U ORDU20

çentik ler,yür üdüğünüz yol uzadıkça yor ulursunuz nefeslenmek için durduğunuzda der inden bir nefes almak istersiniz.Olanca güc ünüzle abanırsınız bur un deliklerine.Ciğerlerinizi doldur ursunuz hava ile ama ferahlayamazsınız! Ferahlayamadıkca içiniz sıkılır, der t leş ecek bir ahbap ararsınız hani t anıdık bir çif t göz, bildik bir çif t s öz,çoğu zaman ya bulamaz yumr uğunuzu b oşluğa s avur ur yalnızlığınızı yaş arsınız kalabalık lar ın arasında.Sır tınızı duvara ver ip gözler inizi kapatıp kollar ınızı s alıp başrolünü sizin oynadığınız f ilmi s e yre dalarsınız.Kimi s ahneler i siyah b e yaz kimi s ahneler i renk li; kimi s ahneler i komik kimi s ahneler i trajik. B azen de trajikomik! İlk duyduğunuz ninniler i dinlersiniz hem de ananızdan.Sak lambaç oyununda dut ağacının arkasında ya-


kalar sizi komşunun bur nu sümük lü ço c uğu. Kış gününde ilk yüzme yi öğrendiğin dere ye dalıp çıkarsın. Ah o çeşme başlar ı yok mu! Az b ek letmedi değil mi ilk aşkın? İlk aşkın dedims e uzakt an uzağa! S en onu göreceksin o s eni gör me yecek, racona ters. Ananın çarş af lar ından p erde yaptığınız köy s ahnesinde oynadığın s ahne. S onradan tiyatro dendiğini öğreneceksin. Ülkemizin en uzun süreli p erdesini kapatmayan tiyatrosu OBKT (Ordu B elediyesi Karadeniz Tiyatrosu).R ahmet li Aydın ÜSTÜNTAŞ,her oyununa çıkarken hayırla andığın matematik öğretmenin òğretmenden öte ağab e yin Sayın Nusret EFENDİO ĞLU.İlk “en iyi erkek oyunc u”ö dülünü aldığın halk eğitim s alonu.

Otobüs garajından, ilk kez ağ ladığını gördüğün babanın yolc ulayışı! Birden içine bir sıcak lık düştü değil mi?Korkma, ananın b eşiğe b elediği toprak da sıcak değil miydi?Birken iki, üç, dör t, b eş oluşuna ne demeli.Yavaş ça gözler ini açarsın aaa! Burası neresi? Yanındaki arkadaşın “Abi, ne oldu!” s en, burası neresi diye s orarsın, o “B atman, B atman Yeni Kültür Merkezi”. Tekrar der in bir nefes alırsın “t amam” dersin. Üç ünc ü gonk çalar s on kez aynaya bakar. Aynada kendi yüzüne “Ah b e, Ordu’da olmak vardı şimdi!” dersin. S elam s ana kara s e vdam Ordu.

Ahmet YENİLMEZ Sanatçı ORDU21


KENT MERKEZİ OLARAK ORDU’NUN KISA TARİHÇESİ Muzaffer GÜNAY(*) muzaffergunay52@mynet.com

B

ilim adamları ve araştırmacılarca İlimizin tarihini olabildiğince geniş olarak ele alan bir hayli kitap ve makale bulunmakla beraber,elinizdeki dergi için kaleme alınan bu yazı özetin özeti olmak durumundadır. Çünkü,bir derginin hacmi bu kadarına elvermektedir. ORDU ADININ KAYNAĞI Ordu kelimesi hakkında hala bir kafa karışıklığı yaşanıyor olması,bize göre,”Ordu” nun kaynağı hakkında yine ve yeniden bilgi vermeyi zorunlu kılmaktadır. Öncelikle “Ordu” adının saf Türkçe bir kelime olduğunu belirtmek

gerekir. “Ordu,” şehir, sahil şehri,başşehir,saray,hükümdar çadırı ve askeri birlik” manalarına gelmektedir. (1) Bir başka görüşe göre “Ordu”, “Ortu” dan gelmektedir. Eski Türkler, “Orta”ya “Ortu” derdi. Türklere göre nerede bir devlet varsa ,onun bir “orta”sı olurdu. (2). Kaynaklara göre,Ordu’nun bundan önceki merkezi ,Ordu-Ulubey karayolunun 4. Km.sinde bulunan Eskipazar semti idi. Aşağıda genişçe yer verileceği üzere,Eskipazar’ın yönetim merkezi olarak kuran ve geliştiren Hacıemir Beyliği zamanında beri Ordu adı kaynaklarda geçmektedir.

ORDU22

Buna rağmen,Ordu adının nereden geldiğine dair oldukça tutarsız ve muğlak görüşlere de tesadüf edilmektedir. Bir söylenti şöyledir: Fatih, Trabzon’u feth etmeye giderken,askerini Eskipazar topraklarında konaklattığı için o günden sonra buraya Ordu denilmiştir. Halbuki II. Mehmed,hiçbir zaman Ordu’ya uğramamıştır. Trabzon’a doğu tarafından (Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ı yendikten sonra Erzincan üzerinden ) gelerek fetih yapmıştır.Dolayısıyla bu görüş külliyen saçmadır. Başka bir görüş ise şöyledir: 18.asırda Eskipazar’ın hakimi durumundaki Şeyhoğul-


ları ve Kadıoğulları arasındaki sonu gelmez çatışmalar üzerine Osmanlı Devleti tarafından burada huzuru sağlamak üzere Samsun’dan gönderilen Osman Paşa,askerini Bucak’ta (şimdi Bucak Mahallesi sırtları) konuşlandırmış.Eskipazar halkı,bu askerlere yiyecek götürürmüş. Bu gidiş -dönüşler esnasında insanlar birbirlerine: “Nereden geliyorsun?” ,”Ordu’dan geliyorum” ;”nereye gidiyorsun?” ”Ordu’ya..” derlermiş. Böyle,böyle “Ordu” adı yerleşip kalmış.(3) Fransız Bilim adamı De Planhol’e göre,şimdiki şehrin ilk kurulduğu yıllarda küçük bir pazar yeri varmış da,işte buraya “ ilkel dükkanlar topluluğu” anlamına gelen “Ordu” adı verilmiş.Şüphesiz bu görüş,eğer maksatlı değilse,düpedüz ihmal sonucudur. (4) Ordu adı (yukarıda kısaca değinildiği gibi) 1455 tarihli Osmanlı Tahrir Defteri’nde net olarak geçmektedir. Hacıemiroğulları’nın merkezi olan Eskipazar,anılan kaynakta ,”Bölük-i Niyabet-i Ordu bi-ismi Alevî” şeklinde geçer. (5) 1613 tarihli bir belgede ise,Eskipazar’dan “Kaza-i Bay-

ramlı nam-ı diğer Ordu” diye bahsedilir.1725 tarihli bir Ferman’da,’Ordu kadısına...” diye geçer.1847 tarihli Osmanlı Devleti Salnamesi’nde (Devlet Yıllığı) ‘Ordu Mea Bayramlu” ibaresini görmekteyiz (6) ORDU’NUN İLK KURULUŞ YERİ?!. Kimi kaynaklarda, M.Ö.IV. y.y’da bugünkü Ayartamı (Bozukkale’nin doğu tarafları) mevkiinde adı bilinmeyen küçük bir topluluğun yaşadığına dair bilgilere rastlanmaktadır. Bu topluluk hakkında da birbirini tutmayan görüşler mevcuttur. Prof. Necati Demir,bu topluluğun Kut Türkleri olduğunu ileri sürerken,(7)bazı görüşlerse,bura halkının Türk olmadığını iddia etmektedir. Ayrıca, belirtilen yerde o günlerden kalma hiçbir buluntu veya kalıntı mevcut değildir.O nedenle,anılan mevkiinin Ordu’nun kentsel anlamda ilk kuruluş yeri olmadığını kolayca anlamaktayız. Ancak,burada bir halkın (küçük bir grup da olsa) yaşadığını Yunanlı asker Ksenefon’un Anabasis (On Binlerin Dönü-

1940’lı yıllarda Ordu ORDU23

Abdi Çavuş zade İbrahim Ağa’nın Kabri-1755-Efirli Mezarlığı-Perşembe şü)adlı eserinde görmekteyiz. (8) Ksenefon, buradan “Cotyora” olarak bahseder. Bu kelimenin,Türkçe “Dağ Eteği” anlamına geldiğini de Sıtkı Çebi’nin bir eserinde görmekteyiz.(9) KAZA-İ BAYRAMLUBAYRAMLU MEA ORDU Yazılı kaynaklara göre, Ordu’nun kentsel anlamda ilk kuruluş yeri bu günkü Eskipazar’dır. Burası,günümüzde bir cami,bir mezarlık ve iki hamamın bulunduğu Ordu-Ulubey yolu 4. Km.de Eskipazar köyü sınırları içinde olan eski yerleşkedir. Eskipazar’ın yani Ordu’nun ilk kuruluş yerinin kaynaklardaki adı bir değil,birkaç tanedir. Bunlardan biri de “Ordu bi Nefsi Alevî”dir. Buradaki Alevî kelimesi,mezhepsel anlamda olmayıp,”CemaatiOrdu” ile eş anlamlıdır.Diğer adlarından ikisi de “Kaza-i Bayramlu”,”Bayramlu Mea Ordu” olan Yöre,1390’larda


Yönetim merkezi bugünkü Mesudiye’nin Kaleköy köyü olan (Milas Kalesi) Hacıemir Beyliği tarafından “Başkent” olarak kurulmuş olup Beylik Merkezi buraya taşınmıştır. Türkler, tarih boyunca başşehirlerine “ORDU” adını vermişlerdir. Yukarıda da belirtildiği gibi,”Ordu” nun bir manası da “Başşehir” demektir.O tarihlerde Eskipazar’ın adı,”B ölük-i Niyabet-i Ordu bi-ism-i Alevî” şeklinde geçmektedir.(10) 1455 tarihli Osmanlı Tapu Tahrir Defteri’nde Kaza-i Bayramlu’nun zamana göre bayağı gelişmiş bir kentsel yerleşke olduğu belirtilmektedir. “.....Burada 16 hanelik cemaat-ı muhterife denilen iş sahipleri ve sanatkârlardan

oluşan bir grup vardı.Ayrıca 19 hanelik Cemaat-i Alevî denilen başka bir grup ile 47 haneden oluşan ve vergi vermeyen bir başka grup daha v a r d ı .” ( 1 1 ) 1455-1613 yılları arasınd a B a y r a m l u K a z a s ı’n ı n ç o k gelişmiş bir merkez olduğu yine tarihi kaynaklardan a n l a ş ı l m a k t a d ı r. ( 1 2 ) Eski adı unutulan ve bu gün Eskipazar olarak bil i n e n b u y ö r e n i n Ha c ı e miroğulları B e y l i ğ i’n i n başşehri olduğunu acaba kaçımız biliyoruz? Ç o k y a z ı k . O r d u’n u n b i z e göre ilk kuruluş yeri olan E s k i p a z a r ’ı n b a ş ş e h i r o l d u ğunu bilmemek,her halde k ı n a n a c a k b i r c e h a l e t t i r. B u vesile ile burada bir kazı

çalışması yapılmasının gerekli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. BUGÜNKÜ ORDU Osman Paşa’nın asayişi sağlamak üzere (18. Asrın ortaları veya sonlarına doğru) Bayramlı Kazası’na geldiğini belirmiştik. Güç kullanarak asayişi yeniden sağlayan Osman Paşa,Eskipazar ve civarında yaşayan Müslim ve gayri Müslim(Ermeniler) halkın bir kısmını şimdiki Bucak Mahallesi sırtlarına ve bazı rivayetlere göre de B oztepe’nin eteklerine nakletmiştir.Bu yeni yerleşkenin kısa zamanda Bucak merkezi olduğu yine kaynaklarda mevcuttur. İlk zamanlar,Bucak olarak Bayramlu Kazası’na bağlı


olan bu yeni yerleşke zaman içinde müstakil hale getirilmiştir. Nitekim ,Osmanlı Devlet kayıtlarında bu yeni kasaba “Nefs-i Bucak” olarak geçmektedir. (13) Zamanla Bayramlı Kazası (Eskipazar) giderek sönmeye başlar ve bir müddet sonra da hepten silinir. Öte yandan Ordu merkezde ilk mescidin El Hacc,Es-Seyyid Abdi Çavuş Zade İbrahim Ağa tarafından Bugünkü Ordu Belediye Konservatuarı’nın olduğu yere yapıldığını 2002’de Efirli Mezarlığı’nda(Perşembe’nin aynı adlı köyünün Yalı Mahallesi’nde olan bu mezarlık,sahildedir.) mezar kitabelerini okurken tespit ettim. Mezkur şahsın mezkur mezarlıkta olup vefat tarihi R.1171 olup Miladi olarak 1755 tarihine denk gelmektedir. Orta Cami’nin (1801) orijinal adı bilindiği gibi Atik İbrahim Paşa Camii’dir. Atik önceki demektir ki,kanımca Abdi Çavuş zade İbrahim Ağa,işte bu şahıs olup,hürmeten adı yeni yapılan mezkur camiye verilmiştir. Nitekim bu bilgileri paylaştığım Prof. Dr. B ahattin Yediyıldız da bu gör üşün doğr u olabileceğini söylemiştir.Kaza merkezine cami yaptıran bu şahsın nasıl olup da mezarının Ef irli’de olduğu sor usu ak la gelmektedir. Mantıksal olarak şöyle düşünüyor um. Bu şahıs,ya Ordu merkezde otur uyordu;vefat edince ekabirlerin(ileri gelenler) mezarlığı olan Ef irli Mezarlığı’na def nedildi,ya da,bu şahıs zaten Ef irli’de oturmaktaydı.Şu mühim bilgiyi vermenin tam sırası burada: Bir zamanlar Ef irli çok gelişmiş bir yerleşke idi. B azı rivayetlere göre burada dör t tane kütüphane bulunmaktaydı.Nitekim,Ef irli Ta-

rihi Mezarlığı’nın mezar kitab eleri bunun apaçık olarak doğr ulamaktadır. Otel B elde’nin yerine yapılan Ab dullah Reis Mescidi, Tireb olu taraf larından yabankeçisi avı için Keçiköy’e gelip gidenlerce (yelkenlilerle tabi ki) 1782’de yapılmıştır. Taka kaptanlarına reis dendiğini hepimizi biliyor uz. Dolayısı ile şimdiki şehrin ilk kur uluş yeri,Bucak semti ve zaman içinde aşağılara doğr u inen bugünkü şehir merkezidir. Uzun zamanlar b oyunca Trabzon’un en büyük kazası olan Ordu,1869 yılında Belediye Teşkilatı’na kavuşmuştur. İlk Belediye Başkanı aslen Sağırlı Köyü eşrafından Uzunömeroğulları’ndan Hasan Ağa’dır. 1 8 8 3 y ı l ı n d a bi r Te m mu z g e c e s i ( R a m a z a n ay ı d ı r. ) Ru m v at a n d a ş l a rd a n bi r i nin fırınından çıkan yangın k ı s a z a m a n d a kü ç ü k k e nt i n k a g i r v e a h ş ap bi n a l a r ı n ı y o k e t m i ş t i r. Ta ş bi n a l a r z a r a r g ör m e m i ş t i r. Ya n g ı n d a n bi r k a ç y ı l s on r a ş e h r i , adeta yeniden inşa ve imar eden ise zamanın Belediye Başkanı (yangın esnasındaki Belediye Başkanı,S. Fe l e k Ağ a’n ı n k ay ı np e d e r i Kat ı rc ı z a d e Mu s t a ğ a Ağ a i d i ) , m e r hu m Fe l e k z a d e Sü l e y m a n Ağ a’d ı r. A r s a l a r ı n ı vermek istemeyenlerle başı ç o k d e rd e g i r m i ş a m a y ı l m a d a n ş e h r i m o d e r n bi r ş e k i l d e i n ş a e t m i ş t i r. O rdu , 4 Ni s a n 1 9 2 1 y ı l ı n d a re s m e n İ l s t at ü s ü n e k av u ş mu ş t u r. O g ü n d e n 1960’lı yıllara kadar pek g e l i ş m e y e n ş e h i r s on e l l i y ı l d a ç o k b ü y ü k bi r g e l i ş m e g ö s t e r m i ş t i r. B u g ü n kü k e nt nü f u s u 1 5 0 bi n c i v a r ı n d a d ı r.

ORDU25

Osman paşa Şadırvanı-1836 *Araştırmacı-Yazar.Ordu E. İl Kültür ve Turizm Müdürü) 1-Divan-ı Lügat’it Türk,Kaşgarlı Mahmut-1072 2-Ordu Şehri Belediye Tarihi,Sıtkı Çebi-2002 3-a.g.e. 4-Ordu Tarihi’nden İzler,Prof. Dr. Bahattin Yediyıldız-2000 5-a.g.e. 6-a.g.e. Sıtkı Çebi 7-Anabasis, Ksenefon, MEB, 1961 8-Tarihi Kültürü ve Doğası İle Ordu,Muzaffer Günay-2005 9-Ksenefon,a.g.e. 10-Ordu Tarihi’nden İzler,Prof. Dr. Bahattin yediyıldız-2000 11-Ordu Yöresinde Oğuz Boyları,Mitat Baş,Ahmet Gürsoy-2008 12-Ordu Kazası Sosyal Tarihi,Prof. Dr. Bahattin yediyıldız-1985 13-Ordu Şehri Hakkında Derlemeler ve Hatıralar-2000 14-Ordu Şehri Belediye Tarihi,Sıtkı Çebi-2002


DÖNÜŞ Serdar YURDABAKAN Şube müdürü

U

zakta tepenin ardında görünen ardıç kümesi her adımla biraz daha büyüyordu. Attığı her adım onu biraz daha uzak kılıyordu, henüz bir kez bile dönüp bakmadığı yiten yollardan. Yol kenarındaki küçük pınara yöneldi, tozlu yollara yayılan cılız, yosunlu suların arasından geçerek. Pınarın inatla akmaya çalışan çoğu kez tıslamalarla bazen çok bazen damlalar halinde kendini oluğa bırakan suyundan aldı, bir yudum. Başını kaldırıp baktı tekrar dünyaya; az ilerde pembe, beyaz, biraz yeşil söğüt ağacının yerleri süpüren dallarını seyretti, rüzgârla yavaş yavaş salınan. Kuşları dinledi, ne kadar aşinaydı oysa... Kim demiş en güzel besteyi Beethoven yaptı diye... Bu kadar güzel miydi gerçekten yaşamak? Bilmem kaç yıl önce görmüştü en son bu pınarı, bu çimeni, bu söğüdü, hatıralarından silinmek üzereydi kuşların sesi... Doğruldu tekrar yürümeye koyuldu. Çocukluğunda yürüdüğü yollardan geriye kalan tozdu yalnızca, o neşeli itiş kakışlar, kahkahalar yoktu. Geride kalan koca bir zaman, zamana mahkûm olmuş yitik bir yaşam... Doğrulttu başını, yoluna baktı... Bu yollar çocukluğuna uzanan patikalar kadar neşeli değildi elbet... Ne çığlıkları yankılanıyor ne itip kakmaları... Kahkahaları kim hapsetmiş, kimler tozlu yolların kahrını çekmiş bilinmez... Yıllar, bir film şeridi gibi geçti gözünün önünden... Bir çıkınla okula yürüdüğü adımlarını aradı... Ağaçların gövdesinde el izini bulurum sandı... Yükselen dalların arasında tırmanan gövdesini ağaçta asılı bıraktı... Sonra seke seke geçtiği yolun uzayıp giden kıvrımlarında koşar adım çocukluğunu kovaladı... Yürüdü yürüdü, yaşamın ilk günlerine adım adım... Koca bir yaşamdan arda kalan yorgunluktu sadece... Yıllar nasıl akıp gitmişti görünmeden. Daha dün işte burada, çığlık çığlığa koşuşan bir çocuk vardı... Çocuklar kahkahalarla ses olup akardı çimenler boyu... Yolda duran ufak bir çakıla tepti, hızla gidişini, zıplaya zıplaya yoldan çıkarak yol kenarındaki otların arasında yok oluşunu seyretti sonra, ufku aradı gözleri, karanlıkta ışık arayan pervane misali... Hayatı hep aramakla geçmemiş miydi, neydi hayat, neydi zaman, neydi mutluluk? Ya hüzün neydi? İşte başladığı yer... Uzakta belirmeye başlayan birkaç ev; göğe uzanan sıra sıra kavak ağaçlarının arasında çocukluğunun geçtiği şimdi öksüz kerpiç evler. Şimdi anlıyordu en güzel yılların bu fakir topraklarda geçtiğini. Yüzünde yıllar yorgunu bir gülümseme, biraz ötedeki tepeden yukarı tırmanan dizi halinde koyunlara takılıyordu şimdi gözleri. Şehrin tonlarca ağırlıktaki beton binalarını sırtlamıştı sanki sırtına, acılarını, sıkıntılarını, geçim telaşını, vahşetini sırtlamıştı. Ayağını hızla vuruyordu tozlu toprak yollara, kalkan tozların çektiği tüm sıkıntılar olduğunu ve her vuruşla dağıldığını düşünerek. Köyüne biraz daha yaklaştı. Kerpiç damların çöküntüleri arasında miskin miskin yaşam dolu yıllar geçti gözünün önünden... Eşeğe ilk sırları anı gibi... Arkadaşlarını aradı gözleri... Geride la, köyüm dedi içinden, çocukluğum... Kerpiç evlerin arasında yürüdü yürüdü... hemen ötede, özlemişti... Bir kaç adım sonra sarmaşıklar sararmış... Terk edilişinin üzedüğümü dağıtmak, gözlerinde biriken yaşlaannesi kınalı ellerini uzattı oğluna önce, nebekledim geceler boyu... Uyumadım... Çökçıplak zemine... Babasının kapının eşiğinden çıkardığı bir koca yaşamı düşündü... Ah yılşündü, kardeşi Mehmet’i... Koca bir geçmiş artık ne pişmanlığı... Derlerdi ya toprak çeker ingeldim sana, beni yaşama bağlayan toprağım, eşiğim, yamaçta koyun güden çobanı seyretti... Uzakta kuyuağır öksüren bir ihtiyarın tükenen yaşamını hissetti... doğru... Yaşam yaşadığım değil yaşama ilk başladığımgeçmişine yaslandı, geçmişinde uyukladı...

oturan bir kaç kedigözüne ilişti... Yoksul ama binmesi, ilk kavgası, ilk düşüşü dizlerinde nakalanları görmek istedi merakla ve heyecanKimsecikler ses vermedi... Evine yöneldi, karşısında evi vardı, kapının eşiği çökmüş, rinden çok yıllar geçmiş... Boğazındaki rı silmek istedi önce. İçeri girdi, çileli redeydin dedi yıllarca... Bak ben seni tü olduğu yere, gözyaşlarını salıverdi gelişini hayal etti... Bir karış topraktan lar, ne çabuk geçti! Ablası Fatma’yı düyürüdü üzerine... Ne gözyaşı teselli ediyordu sanı... Derler ya vatan bir karış toprak... İşte evim... Kapının eşiğine verdi arkasını, karşı dan su çeken bir çıkrığın sesini duydu, Ağır İçinden sevincin çığlıklarını salıverdi kırlara mış dedi içinden... Kapının eşiğinde saatlerce


DESTANSI YÜREKLER Yazılmamış destanlar bilirim. Memleketin her bir yanında Umutla ve sevgiyle başlayan. Resimler görürüm, bir kara tahta başında Elinde tebeşir , cehalet adına Her ne varsa, hepsiyle savaşan Kahramanlar bilirim. Kocaman yürekler bilirim. Sevgisi memleket kadar büyük Hayalleri çağları aşan İsimsiz Akşemseddinler bilirim. Okşanası başlar bilirim. Yetim Ömerler, öksüz Ayşeler Söyler umut türkülerini Açılası eller görürüm. Sımsıcak kollarla sarıp sarmalayan Öğretmenler bilirim. Sabır dağına çıktıkça yücelen, Sevgi çiçekleri derledikçe büyüyen Destansı yürekler bilirim.

Ömer DURAK Ordu Bilim Sanat Merkezi

ORDU27


GUGUK KUŞU ( TERA KEKU) Ömer ADAR / Vali Yardımcısı

Üvey anne elinde kalmış biri kız diğeri erkek olan iki bahtsız kardeşin hikayesidir bu. Zazaca konuşulan yerlerde erkek kardeşe “keko” denilir. Keko deyimi; sevgi, şefkat ve acıma duygularını da içerir. İşte bu sebepledir ki himaye ve korumaya muhtaç olan küçük kardeşi için ablasının ağzından bir başka şekilde çıkar keko sözcüğü. Üvey anne acımasız ve zalimdir. Körpeciklere etmediğini bırakmaz. Ne yapsalar, ne etseler bir türlü yaranamazlar kötü kalpli üvey anneye. Küçük yaşlarına bakmaksızın sürekli şekilde çetin ve zor görevler yükler omuzlarına. Bir sabah, tan yeri henüz ağrımış, etraf alacakaranlık iken tatlı uykularından hırpalayarak kaldırır yavrucukları. Tez elden kenger toplamaya gitmelerinin gerektiğini söyler. Eve kengerle dolu bir torbayla dönmezlerse bir eşek yükü dayak atacağını hatırlatır onlara, her zaman yaptığı gibi. Uykuya doymadan yataklarından ok gibi fırlayıp yola koyulurlar yavrucuklar. Karınları da açtır üstelik. Fukaraların o sabah kahvaltı için zamanları yoksa da, o güne kadar onlar için kahvaltının hiç lafı edilmemiştir o evde. İki yetim kardeşin işleri zor ve meşakkatlidir. Bu koca torbayı kengerle doldurmak

neredeyse imkânsızdır onlar için. Bu iş için çok küçük ve çelimsizdirler. Üstüne üstlük kenger toplayabilecekleri kırlar, evlerinden oldukça uzaktır. Sırf kengerin bittiği kırlara ulaşabilmek için saatlerce yürümeleri gerekir. Ancak, kendilerini bekleyen o acımasız işkence ve dayağı hatırladıklarında görevin zorluğunu akıllarına bile getirmezler. Kah koşarak kah yürüyerek saatler süren uzun ve yorucu yolculuktan sonra kenger toplama bölgesine varırlar.

Zaman kaybetmeden ellerindeki bıçaklarla kengerleri toplamaya koyulurlar. Ellerine dikenlerin batmasıyla büyük bir acı duysalar da, bu onları yıldırmaz. Dert ettikleri tek şey; akşam eve döndüklerinde azar işitecek olmaları ve muhtemelen dayakla cezalandırılmalarıdır. Bir ara, artık dayanılmaz boyutlara ulaşan açlığına karşı koyamayan Keko, ablasına yalvarmaya başlar. ORDU28

“Ne olursun abla, çok acıktım, bir tane kenger yiyebilir miyim? Sadece bir tane istiyorum, yoksa açlıktan öleceğim.” Abla, annesinin kendisine bıraktığı yegâne kutsal emanet olan kardeşinin bu masumane isteğine, üvey annenin üzerlerinde oluşturduğu o baskı ve korkunun tesiriyle olumsuz cevap verir. “Elini çabuk tut, bak akşam yaklaşıyor, torbayı doldurup eve dönmemiz gerek. Eğer geç kalırsak ya karanlık yolda kurda kuşa yem olur ya da üvey annemizden temiz bir dayak yeriz” der. Uyarı üzerine tekrar işe koyulan Keko, bir süre sonra artık kendini iyiden iyiye hissettiren açlığını yenemez ve yeniden ablasına yalvarmaya başlar. Bu kez, bir tanecik kardeşinin yalvarışlarına dayanamayan abla, torbadan küçük bir kenger çıkararak, ona yemesi için uzatır. Keko, teşekkür ederek bu kengeri midesine büyük bir iştahla indiriverir. O küçücük kenger, sabah kahvaltı bile yapmamış çocuğun aç midesine ilaç olamamışsa da birazcık olsun nefsini körler. Güneş, karşıdaki dağın arkasından adeta gülümseyerek vedalaşmaya hazırlanırken onlara köye dönme zamanının geldiğini hatırlatmaktadır. Bu mesajı alan iki kardeş,


karanlığa yakalanmamak için alelacele yola koyulur. Sırtında kenger dolu torba ile önde yürüyen ablasına yetişebilmek için küçük adımlarını hızlı atmak zorundadır Keko. Köye yaklaştıkları bir anda oldukça yorulan kardeşler dinlenmek amacıyla mola verirler. Kenger torbasını elinden yere bırakan abla, torbanın boş olduğunu görünce hayretler içinde kalır. Torbanın içindeki kengerler uçup gitmediğine göre onları yiyip bitiren, arkasından yürüyerek gelen Keko’dan başkası olmamalı diye düşünür. Büyük bir korkuya kapılır abla. Öyle ya, eve vardıklarında durumu üvey anneye nasıl anlatacak? Düşünür, düşünür; ancak kendilerini dayak yemekten kurtaracak bir mazeret bulamaz. Kardeşine sürekli şekilde: “Neden yedin kengerleri? Şimdi üvey annemize ne deriz?” diye sorular sorar. Ancak küçük kardeş bütün ısrara rağmen; “Hayır ben yemedim” der, başka bir şey demez. Söylediklerine inanmayan ablasını ikna etmek isteyen Keko: “Abla, inanmıyorsan karnımın içine bak” der. Korku ve endişeden ne yapacağını bilmeyen abla cinnet geçirir

ve elindeki bıçakla kardeşinin karnını yarar. Ancak ne görsün? Çocuğun karnında yalnız bir parça kenger vardır. Zavallı Keko’nun karnında gördüğü o tek kengeri de yemesi için ona kendisinin verdiğini hatırlar. Peki, nereye gitti bir torba dolusu kenger diye düşünürken birden torbanın altını kontrol etmek gelir aklına. Başını uzatarak torbanın içine bakınca, altında koca bir delik olduğunu görür. Kötü kalpli üvey anne kendilerini cezalandırmak için altı delik torba vermiş olmalı. Torbadaki bütün kengerler i n

kusu sarmıştır ablayı. Artık yapılacak tek şey Allaha yalvarıp yakarmaktır. Başka çaresi yoktur talihsiz kızın. O an içinden geldiği gibi başlar yalvarmaya: “Allah’ım ne olur beni bir kuş yap ve uçur, kıyamete kadar Keko… Keko.. Keko.. diye ağlayayım.” Zavallı ablanın bu isteği Allah tarafından kabul edilir ve kız guguk kuşuna dönüşür. O gün bu gündür kardeş katili zavallı abla, guguk kuşu olup dünyanın dört bir köşesinde Zazaca kardeş anlamına gelen “keku, keku” diye ağlaşıp durmaktadır. Bu hikayeyi dinlemiş her çocuk gibi ben de ne zaman guguk kuşunun ötüşünü duysam o acıklı hikayeyi hatırlarım, o zaman içim sızlar, gözlerim dolar.

yol boyunca o delikten düştüğünü anlar. Kapıldığı korku yüzünden annesinin kendisine tek yadigar olan küçük kardeşini kaybetmiştir ve yalnızdır artık. “Ben ne yaptım Allah’ım” diye feryat etse de olan olmuştur artık, geriye dönüşü olmayan bir durum çıkmıştır ortaya. Şimdi bir taraftan öldürdüğü kardeşinin ateşine yanarken diğer taraftan üvey anne kor-

• Kenger: Yüksek yerlerde, dağların sarp kayalık bölgelerinde kendiliğinden yetişen dikenli, şifalı bir bitkidir. Kurak iklimi sever. Bu bitkiden çoğumuzun bildiği Anadolu’nun çok özel doğal ürünü olan kenger (dağ) sakızı elde edilir.

ORDU29


FRANSA’DA BiZDEN BiR ÖGRETMEN Şule Odabaşı, öğrencileri ve meslektaşları tarafından oldukça sevilen çalışkan ve idealist bir öğretmen Müdürlüğümüze bağlı merkez 75. Yıl Cumhuriyet İlköğretim Okulunda görev yaparken yurt dışı öğretmen görevlendirilmesi kapsamında Fransa’ya gitti. Burada görevine devam eden Şule öğretmenimizle bir söyleşi gerçekleştirdik. Merhaba bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız ve buraya geliş sürecinizden bahseder misiniz lütfen? Merhaba, aslen Manisa Akhisarlıyım ama Manisa’da kaldığım süreden fazlasını Ordu’da geçirdim. Bu nedenle kendimi Ordulu gibi hissettiğimi söylesem yalan olmaz. 1984 yılında Gazi Universitesi, Gazi Eğitim Fakültesi Fransızca Bölümünü bitirdim. Ancak ülkemizde yabancı dil eğitimi olarak Ingilizce dersleri tercih edildiği için branşımda doyasıya calışamadım. Üç yılın sonunda Türkçe dersleri öğretmenliği yapmaya başladım. 1996 yılında Ordu’ya atandım. Fransa’ya

gelmeden once de 75. Yıl Cumhuriyet ilköğretim okulunda çalışıyordum. Genç arkadaşları yurtdışı görevi için yüreklendirmeye calışırken kendimi başvuruda bulunmuş buldum. Aldığım eğitimle yaptığım işi birleştirmek için bir firsattı bu. Aynı zamanda da avrupa ve avrupadaki eğitim sistemini de tanımış olacaktım. Eşim ve çocuklarım da beni bu konuda desteklediler. Tüm aşamalardan sonra görev bölgesi olarak Paris’i seçtim. Simdi Paris’e 100 km uzakta Montargis’de görev yapıyorum. Ne zamandan beri Fransa’dasınız ve burada tam olarak ne yapıyorsunuz? 2009 Eylul ayında Fransa Paris Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliğine baglı olarak göreve başladım. Burada ELCO Türk dersleri olarak adlandırılan, öğrencilerin kendi dillerini ve kültürlerini tanımalarını, unutmamalarını sağlayan Türkçe ve Türk Kültürü derslerini veriyoruz. Ancak burada Türk okulları yok. Bizler Fransız Milli Egiti-

ORDU30

mine bağlı olarak ilkokullarda ve kolejlerde görev yapıyoruz. Türk öğretmenlerin yanı sıra Faslı, Cezayirli, Portekiz ve Ispanyol ogretmenler de bizler gibi ELCO derslerinde görevlendiriliyor. Derslerimiz seçmeli yabancı dil dersleri gibi düşünüldüğü için ögrenci ve velilerin isteği önemli. Türk velilerin çoğunluğu çocuklarının bu dersleri takip etmesini istiyor. Öğrenciler arasında büyük farklılıklar var. Eger anne-babadan birisi gelin veya damat olarak Türkiye’den gelmişse evde Türkçe konuşuluyor. Çocuk doğumundan itibaren Türkçeyle büyüyor. Bu öğrencilerle çalışmak nispeten daha kolay. Burada doğup büyümüş öğrenci velileri kendi aralarında ve aileleriyle Fransızca konuşmayı tercih ediyorlar. Bu onlar icin Türkçe konuşmaktan daha kolay geliyor. Zaman zaman da anne veya babası Fransız olan öğrencilerle çalışıyoruz. Bu da her öğrencinin ihtiyacina yönelik bir çalışma gerektiriyor. Her gün farklı bir okulda olmak uzere iki kolej, üç ilkokulda 135 öğrenciye ders veriyorum. Yurtdışında yaşayan öğrenciler düşünülerek Milli Eğitim


Bakanlıgınca hazırlanmış program ve ders kitaplarıyla derslerimizi yapıyoruz. Fransız eğitim sisteminden kısaca bahsedebilir misiniz? Fransız eğitim sisteminde ilköğretim ilkokul olarak planlanmis. Ilkokulda tam gün eğitim yapılıyor. Ilkokulun bitiminde öğrenci diploma almadan ortaokula yönlendiriliyor. Ortaogretim iki kademeye ayrılmış. 1. Kademe 4 yıllık ortaokul eğitimini, 2. Kademe üç yıllık lise eğitimini ifade ediyor. Ortaokulun sonunda öğrenci ortaokul diplomasini ( Brevet de College) alarak yonlendirildigi alanda üst öğrenimine devam ediyor. . Ancak ortaokul diplomasını alamayan öğrenciler de var. Ortaokulun ikinci sınıfında çıraklık eğitimine hazırlık sınıflarına da yönlendirilebiliyorlar. Lise sonunda ancak genel ve, teknolojik ve mesleki bakalorya( lise bitirme) sınavını geçmiş öğrenciler yüksek öğrenime devam edebiliyor. Sınav sonuçlarına göre dosyalarını hazırlayıp üniversitelere göndererek kabul edildikleri üniversiteye devam ediyorlar. Türk eğitim sistemi ile

Fransız eğitim sistemini kıyasladığınızda bizimle neler paylaşmak istersiniz? Fransız eğitim sisteminde ilkokul eğitimi temel ögrenimler devresi ve yogunlaşma devresi olarak ikiye ayrılıyor. Yaparak yaşayarak öğrenme sistemi benimsenmiş Buradaki program cok hafif, öğrenciyi yormuyor. Sayfalar dolusu odev yok. Temel derslerin yanı sıra yuzme, cesitli spor ve sanat etkinlikleri yapılıyor. Ayrıca her yıl geziler düzenlenerek sanat etkinliklerine katılımları

ORDU31

sağlanıyor.Benim çalıştığım bölgede Louvre Müzesine, Versailles Sarayına gitmeyen öğrenci yok. Beni en çok şaşırtan şey okulların ve sınıfların sessizliği olmuştu. Okul kurallari kesin bir şekilde belirlenmiş, öğrenciler de bu kurallari benimsemiş. Ağır cezalar olmadan bu disiplini nasıl sağladıklari benim içinde hala bir sır. Her öğrencinin veli ve okul arasında iletişimi sağlayan bir defteri var. Veliye iletilecek her şey bu deftere yazılıyor. Öğretmenin öğrenci hakkındaki görüşleri her zaman dikkate alınıyor. Burada bir gününüz nasıl geçiyor? Derslerim çarşamba günü sabahtan, diğer günler öğleden sonra başlıyor..Önceliğim o günkü dersler için çalışmaları planlamak. Bir de Türkçe öğrenmek isteyen Fransızlar var. Okul dışı saatlerde onlara Türkçe dersleri veriyorum. Bunun dışında zaman zaman okullarda Türkiye’yi tanıtıcı çalışmalar yapıyoruz. Belirli günler ve haftaların kutlamalarını planlıyoruz. Geçen yıl bir kolejde 24 Kasımda Öğretmenler Gününü


kutladık. Öğrencilerin yaptıkları konuşmalar sırasında duygulanıp ağlayan öğretmenler bile oldu. Sonrasında velilerimizin hazırladıkları yiyeceklerle servis yapıldı.18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Gününde Fransızların da katılımını sağlayarak bir tiyatro sergiledik. Burada 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Turkiye’yi tanıtmak için büyük bir firsat oluyor. Yabancı misafirlerin katılımıyla kutlanan bayramda çesitli danslar, oyunlar sergileniyor ve gelenlere türk mutfaginin zengin cesitleri sunuluyor. Bulunduğunuz yerde ülkemiz hatta ilimizle ilgili nasıl bir algı var? Bahseder misiniz? Fransızlar Türkiye’yi buradaki Türklerle sınırlandırmış ve tanıma gereğini bile duymamış. Buraya çalışmak için gelen vatandaslarımız Türk insanını tanıtmada yetersiz kalmış. Tabii Fransızların aralarında da Türkiye’yi görmüş, çok beğenmiş olanlar var. Gelenler de Türkiye denildiğinde Istanbul ve Akdeniz Bölgesini anlıyor. Karadeniz Bölgesi hiç tanınmıyor. Bu anlamda bizler öğretmenliğin yanında turizm elçiligi görevini üstlenmek

zorundayız. Okul ve eğitim dışında neler yapıyorsunuz? Boş zamanlarımızda gezip buradaki günlerimizi en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz. Fransa’nın pek çok bölgesini gördük. Diger Avrupa ülkelerini gezme firsatını da bulduk. Eşimle birlikte Fransızca kursuna gidiyoruz. Bu kurslarda değişik ülkelerden gelen insanlarla karşılaşıyoruz. Sri Lankalı, Yunanlı, Nijerli, Faslı, Cezayirli, Filipinli, Ruandalı, Polonyalı arkadaşlarımız var.Birbirimize ülkelerimizi anlatıyoruz. Bu bizim icin ilginç bir deneyim oluyor. Bu arada onlara da birkaç sözcük de olsa Türkçe öğrettik. Bir de çevirmenlik öykünüz var biraz bahseder misiniz? Paris Sorbon Universitesinde arkeoloji doçenti olan bir Fransız, zaman zaman ülkemize kazılar için geldiğinden benden Türkçe dersleri almaya başlamıştı. Bu arada Bordeaux Üniversitesindeki bir grup arkadaşıyla beraber Samsun, Sinop ve Amasya civarında kazı programı için çalışmalara başlamışlardı. Çevirilerini ve yazışmalarını ben yaptım. Şimdi Kültür ve Turizm

ORDU32

Bakanlıgından onay bekliyorlar. Yazın Ordu’ya da geldiler. Enis Ayar Beyin rehberliğinde Kurul Kayalarını ve Yason kilisesini gezdirdik. Ordu’yu çok sevdiler. Misafir trafiğiniz de oldukça yoğun sanırım en son Türkiye ‘de ağırladığınız konuklarınıza nereleri gezdirdiniz? Iki yılda on Fransız ağırladık yaz döneminde. misafirlerimize Türkiye’yi tanıtmaya Ordu’dan başladık. Önce ilimizi gezdirdik.Çambaşı’na çıktık. Doğasına, güzelliğine hayran kaldılar.En çok da insanların sıcak yaklaşımlarından etkilendiler. Trabzon, Sumela Manastiri, Giresun, Samsun ve Sinop’u gördüler. Daha sonra Nevşehir’e geçtiler. Istanbul’a da bir hafta ayırarak ülkelerine döndüler. Bu yıl gelen arkadaşlarımız önce Izmir’e geldi. Ege kıyılarını, Çanakkale’yi ve şehitlikleri gezdirdik. Daha sonra Ordu’ya geldik. On beş gün kaldılar Ordu’da. Ağlayarak ayrıldılar. Tanıdıkları herkese ülkemizin ve insanımızın güzelliğini anlatıyorlar. Hatta bir tanesi iki arkadaşıyla beraber mayıs ayında Türkiye’ye geliyor. Benden görülmesi gereken yerlerle ilgili bilgi aldi. Bir çift de bu yaz tatilinde Altinoluk’ta bir aylik ev kiralamak için yardim istedi. Onların güzel izlenimlerle ayrılması veya tekrar gelmek istemeleri bizleri çok sevindiriyor. Buradaki görevimizi yerine getirmenin gururunu yaşıyoruz. Ilk geldiğimizde mutlaka bazı sıkıntılar yaşadık.Dilini, kültürünü, kurallarını tanımadığınız bir ülkede buluyorsunuz kendinizi. Ancak kazandıklarımı ve onlara kazandırdıgım şeyleri düşününce hepsini unutuyorum ve iyi ki gelmişim diyorum.


ORDU OKUYOR Ferhat ÖZEN Eğitimci, Okuma Araştırmacısı Okuyan Toplum Projesi Yürütücüsü

Fatih Sultan Mehmet, daha 15. yüzyılda bir şehri şehir yapan üç şeyi (kanalizasyon, hamam, kütüphane) sayarken, kütüphaneyi de unutmaz ve şöyle der: “Kanalizasyon şehrin kirini, hamam bedenin, kütüphane ruhların kirini temizler.” XXX Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün eşinin himayelerinde Konuşan Kitap Şenliği’nin Ordu ayağı için, asistanımla geldiğimiz Ordu’da büyülendik. Bunda Ordu’ya ilk gelişimizin etkisi büyüktü; ama biz Şanlıurfa’ya da ilk kez gitmiştik. Şanlıurfa Valisi Sayın Nuri Okutan’ın daveti üzerine orada da okullarda, çağın hastalığı Ekran Bağımlılığıyla Baş Etme ve Kitapla Barışma Söyleşileri gerçekleştirmiş, orada da öğrencilere bir anlamda ‘okuma aşısı’ yapmış, orada da sunumlarımızdan çok etkilenen bir öğretmenin Vali Bey’e yazdıkları bizi çok duygulandırmıştı. Ama farklı olarak, Ordu’da hangi görünmez el, o kadar davetlinin, zor beğenen konuğun türlü çeşit gereksinmesini nasıl bir düzene sokmuş, şaştık kaldık. Odalarımıza, “Hoş geldiniz. Ordu Valiliği” yazılı kırmızı karanfiller bırakan gizli elin, kültürün “haddeden geçmiş, ak güvercin ka-

nadınca nazik eli olduğunu şenlik boyunca yaşayarak görecektik. Ordu halkının dikkatini yıllar sonra yeniden kitaba çekmek, yaşamda kitabın da olduğuna vurgu yapmak bakımından şenlik güzel düşünülmüş ve o gizli el tarafından çok başarılı biçimde kotarılmıştı. Cumhurbaşkanlığı “Türkiye Okuyor Kampanyası” na paralel yürüyen bu dördüncü şenliğe, Sayın Hayrünnisa Gül Hanımın, bizzat gelip katılması, her yeri dolup taşan salonda kitap okuması, kitabı bir suç nesnesi kılan, yarattığı kültürel travmanın etkileri, kültürel aktarım yoluyla, bugünün çocukları ve gençleri üstünde hala süren, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin kültürel soykırımına gönderme gibiydi. Bugün, benzer çalışmalardan, yani Edebiyat yoluyla yaşamı değiştirme, hatta ve hatta edebiyatın cezaevi mahkumlarından bile iyi insan yaratma gücünden yararlanma Amerika’da Massachusetts eyaleti Lawel kenti mahkemelerinde olduğu gibi ancak ileri toplumlarda akıl edilebiliyor. Burada dikkat çekici olan ve hayranlık uyandıran toplumsal katma değeri yükseltmede kitabın gücünün görülmüş olmasıdır. Toplumsal suçları ortaya çıkmadan önlemede Sayın Vali Orhan Düzgün’ün, ülkemiz ortalamasının

ORDU33

üstünde, ileri ve örnek oluşturucu gerçekten düzgün bir bakış açısına sahip olmasıdır önemli olan. İki yıl önce Ordu’ya başka bir adayın değil de Sayın Orhan Düzgün’ün, vali olarak atanmasının, onun Kültür Bakanlığındaki göreviyle bir ilgisinin olmaması olanaksız. Kuramsal ve yönetsel açıdan, her atamada var olan bir gereksinmeyi tam karşılamaya çalışma düşüncesi hiç değilse ilke olarak esastır. Bu açıdan görevinde parlamış başka bir adayın değil de Kültür Bakanlığı’ndan bir genel müdürün (Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü) Sayın Orhan Düzgün’ ün atanmış olması anlamlıdır. Konuşan Kitap Şenliği’nin Ordu ayağında gördüklerimizden sonra bu gizli anlamı çözmek artık zor değildi bizim için. xxx 12 Eylül Askeri Darbesi’nden sonra Türkiye ağır bir kültürel travma yaşadı. Kitabın neredeyse lanetlendiği, insanların kitaplarını yakmak zorunda kaldığı, kitapların ekranlarda silahlarla, bıçaklarla birlikte suç nesnesi gibi sergilendiği, darbenin daha ilk haftasında yayıncı İlhan Erdost’un gözaltında dövülerek öldürüldüğü, kendisi lanetli bir dönemdi o yıllar. Ordu’nun simge isimlerinden, şimdi Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da -Ordu’nun okuyan öteki aydınlık insanları gibi- cezaevindeydi… (Ve benim gibi babasının cenazesine katılamamıştı) Bu darbe, son çözümlemede kitabaydı aslında…Kültüre, bilime, sanataydı. xxxx Bir zamanlar Batı’ya bilim öğreten bu coğrafyada, askeri darbelerle yalnız Cumhuriyet Aydınlanmasından değil, İslam Aydınlanmasından da uzaklaştırılarak, İslam Ortaçağına (aklın hapishanesine) doğru sürükleniyordu Türkiye…(Kalbimde) “her dakika şu yüce özleyişin ateşten gagasını duy(arım) ve daima düşün(ürüm) : Onlar niçin semâda, niçin ben çukurdayım?/ Gülsün neden cihan bana, ben yalnız ağlayım? /Yükselmek âsümâna ve gülmek,


ne tatlı şey! /…/Ey ışığa ve bilgiye hasret kalmış milletimin gelecekteki, henüz adı bilinmeyen elektrikçisi, / yüklen getir - ne varsa - biraz meskenet - fikren, bir parça rûhu, benliği, idrâki besleyen /O fikir ülkelerinin, uyuşukluğu kıracak, (bilim, sanayi, spor, müzik, kitap…) halkımızın ruhunu ve kavrayışını besleyecek bilgilerini yüklen” (Tevfik Fikret) xxxx Yine böyle bir darbe döneminde (12 Mart 1970 ) edebiyat dünyasına “Evet İsyan” şiirleriyle doğuveren İsmet Özel, “Bilimin dünyasından bilginin dünyasına geçmek mümkündür”, (1) der ya, tamam…Bizim bir değerimizi söyler. Peki, bilgiden, bilgeliğe geçmek mümkün değil midir? (Önce tümden gelim sonra tüme varım, sonra tekrar tümden tüme ve tasavvufa varış…) Hamdım, piştim, yandım. Bu bizim değerimiz değil mi? “Gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun.”

diyen Mevlana için, 191 ülkenin üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu UNESCO, 2007 yılını Mevlana yılı iIan etmişti. (2012 de Evliya Çelebi yılı oluyor) B o ş u na mı? İbni Rüşd’ün, İbni Haldun’un, El Razi’nin, Ömer Hayyam’ın, Mevlana’nın, Yunus’un (Hele Yunus’un be çocuklar, hele Yunus’un…”72 milleti bir görmeyen hakikatte asidir” diyen Yunus’un.) kültüründen hiç beslenmedik mi? Hamdım, piştim, yandım…(Ama daha olamadık demek ki…Daha ne kadar yanacağız öyleyse…Ya da kaç kitap okumalı, kaç cilt devirmeli, kaç sayfa çevirmeli ki böyle ham ve çiğ kalmayalım, yanmayalım, yakmayalım) Ne diyordu filozof? “Herkes benim gibi düşünürse doğru düşündüğümden kuşku duyarım” xxx İsmet Özel yanımız biraz sakinleşmeli değil mi şimdi? “Siyaseti bırakmak, felsefeyi bırakmak, şiiri bırakmak” demişti ya ne güzel 12 Eylülde öfkeyle. Kendisi şimdi asıl bu nihilizmi bırakmalı, değil mi? “Düne ait ne varsa dünle gitti cancağızım, şimdi yeni bir gün, yeni şeyler söylemek lazım.” (Mevlana). Yunus yanımız, Mevlana yanımız, Nazım yanımız, Atilla İlhan yanı-

mız, Dağlarca …yanımız konuşsun şimdi biraz. Ne diyordu Doğu bilgesi Mahatma Ghandi? “Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür. Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür. Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür. Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür. Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür. Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür. Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.” Yine İsmet Özel’in dediği gibi, neden “Hangi dünyaya kulak kesilirsek diğerine sağırız?” Konuşmacı olarak davet edildiğim bir siyasi partinin eğitim üstüne panelinde, “Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil” (Konfiçyus) demiştim. “Büyük adam olmaya gerek yok, sadece adam olalım yeter” .(Alfred Capus) demiştim. Çünkü, “Kötülüğün kazanabilmesi için biricik koşul, iyi insanların hiç bir şey yapmamasıdır” (Edmund Burke) “Bir ülkede bütün sorunlar üst üste yığıldığında önce hangi sorunu çözmeli ki diğer sorunlar da çözülmüş olsun”. Okuma, okutma işte böyle anahtar bir sorundur. Bunu bilince, çare önünüze gelir. Bir gazetede makale olur örneğin, çıkar önünüze. Vali Beyle tanışmamız böyle oldu. Öncelikle iyi bir okur olması, Radikal’de bir yazıma rastlamaları…Sonra 7 okulda 2000 öğrenciye okuma aşısı yapma fırsatı…(Aldığımız mektuplarda öyle yazıyor ki onlar artık kitapla barışık.) Önemli olan bilmek değil, yapabilmek çünkü. Ordu’da bunu bilen ve yapabilen bir vali gördük. Bilenleri nerede bulsa gülle karşılayan, kitabın, kültürün ‘haddesinden’ geçmiş. Ordu’da 30 yılın kültür açığını ve açlığını kapatmak istercesine, Ordulu Kültür Bakanınca, özellikle seçilmiş gibi… Ordu için milat… Ordu için ama ne şans! Ferhat Özen (*) (*)Eğitimci, Okuma Araştırmacısı Okuyan Toplum Projesi Yürütücüsü (1)Şûle yayınları. 3. baskı, istanbul 1999, s.228-230)

ORDU34


S O H B E T

Güneşli bir günde çıkarsan Gaş başına; Ayaklarının altındadır, Köyiçi, Çıktıma. Seyrederken etrafı, gelir Emmez’in Ali. Hal hatır sorarken, selam verir Cemal dayı.

Derler: kimler geçmedi buradan! Gamo Gadir, Terek Ali, Salimo; Sağır Hakkı şuradaydı, burada Şakiro. Oturur dertleşirdik, dava görürdük, Harun’lan.

Çoğu gitti, sırada biz varız. Bir kısmı terk etti burayı, yerleşti Yalova’ya. Birçoğu da öldü, göçtü öbür dünyaya. Şükür Allah’a, biz de idare eder yaşarız.

15.06.2003 Mürsel KARAHASAN Ordu Fen Lisesi


ŞİİRİN PARMAK İZİ Gökhan AKÇİÇEK Yazar - Şair

Y

aşam, tüm insanlar için suya yazılmış yazı hükmünde sürer gider. Her ülkenin her milletin kültür ve edebiyat atlası, bu döngüyü tersine çevirenlerce oluşturulur. Medeniyetlere tanınan bu ayrıcalık, ömrünü incelikleri biriktirerek tamamlayanların mührünü de taş��yor. Sanat, estetik ve edebiyat yeryüzüne bu kanallardan akıyor. Suyu durultan ışıltıya, sanat emekçilerinin alın teri mutlaka dökülmüştür. Evrene, sözcüklerle dokunan kadim bir geleneğin çizdiği estetik bir seviyeye, yeni ve yepyeni duyuşlarla istikamet veren

bir tavrı içselleştirdiğimiz ölçüde varız. Sözü, en kutsalları arasına koyan bir nesli oluşturma çabasıyla nefes alıyor, okuyor ve yazıyoruz. Edebiyatın o eşsiz ve muhteşem geleneğine, sözcüklerinin tınısıyla benzersiz bir musikiyi hapsedenlerin çabasıyla tazeleniyor şiirimiz, edebiyatımız… Bilenler bilir, şiirde bir kural vardır: Şiir, içine aldığı kelimelerden çok dışarıda bıraktığı kelimelerle anlam kazanır. Yani, şairin kelime seçimi, onun ne kadar özgün ve usta olduğunun da bir göstergesidir adeta.

ORDU36

Sıradan, dolaşa dolaşa eskimiş, tavsamış, dillerde pelesenk olmuş imge ve sözcüklerle şiir kurmak, sizi vasatlığa mahkûm eder. Orijinal bir söyleme ve sese kavuşmakla şair olunur. Şiir sanatı için değişmez parametrelerden biridir bu. Türk şiiri, bu anlayışın ve inceliğin örnekleri ile harmanlanıp, günümüze ulaşmış ve bu manada kendini var ederek dünya şiirine eklemlenmiştir. Tersi anlayış ve uygulamalar ise, kuru bir gürültü ve sözcük kirliliği olarak anılır, hatırlanır. Herkes şiir yazmalı mı? Bence evet, çünkü tatlı bir uğraşıdır


en azından. Ama dilin şehvetine kapılıp kendini şair sanmamalı insan. “Yazan” ile “Yazar” arasındaki nüansı görmezden gelemeyiz. Böyle bir ayrıcalığı kimse talep etmemeli. Edebiyat tarihimiz, şu ana kadar kimseye bu yönde bir imtiyaz tanımamıştır ve tanımayacaktır da. Yazın çevrelerinin belirlediği bir kıstas, mütemadiyen ve edebiyat birikimimizi yanıltmadan, işlerliğini sürdürüyor. Şöyle ki: Bir şair rüştünü 30 yaşına kadar ispat etmek zorundadır. Yani 30 yaşına kadar şair oldunuz ne ala, olamadınız ise de üzülecek bir durum yok demektir. Türk şiirinin, sizin eksikliğinizi hiçbir zaman hissetmeyeceğine gönül rahatlığı ile emin olabilirsiniz artık. Düşüncelerimi daha da açayım isterseniz. Otuzundan sonra, romancı, öykücü olabilirsiniz ama asla şair olamazsınız. Bu manada da Türk şiirinde kayıp şair yoktur ve olmamıştır. Ama edebiyatı, hayatının anlamı olarak gören, amatör bir ruh ve heyecanla ona hizmet etmeyi sürdürenlere ise saygı duymak-

tan başka bir şey düşünemeyiz. Şiirin ya da edebiyatın sırtına binerek var olmaya çalışanlara idi bunca sözüm. Şiir, sizden her şeyinizi ister. Zamanınızı, kariyerinizi, makam ve beklentilerinizi; asıl biricik ve tek sevgilisi olmanızı arzular. Ona üvey evlat ya da metres muamelesi çekemezsiniz. Bir ömür onun peşinden koşsanız, bütün hayallerinizi heba edercesine ona meftun olsanız bile o, yüzünü size hiç göstermeyebilir. Bu yolculuk, her babayiğidin göze olacağı türden bir serüven içermiyor. Şiire, karşılıksız bir aşk ile bağlanabilirsiniz. Bir çuval keçiboynuzunu geveleyip, bir tutam bala razı geleceksiniz. Bu tür bir kavliniz var mı? Hiç sanmıyorum. Emek ve alın teri vermeden çok şey bekliyoruz şiirden. Bizi onaylamasını, fütursuzca umabiliyoruz ondan. Heyhat! Şiir, bu tür bir ilişkiyi ciddiye almaz. Onu mümkün kılacak üslup sahiplerini yine kendi arar bulur. Kifayetsizler şiire gidemez. Şiir, şairini kendi seçer. Sözü yüreğinden

ORDU37

damıtıp, eğip bükmeden billur bir kâsede saklayamayanları, şiir bir çırpıda siler atar. İsmet Özel, “yaran kadar şairsin” der. Edebiyat, sizin kim olduğunuzla da ilgilenmez, ne olduğunuzla ilgilenir. Ve neyi yazdığınızı değil nasıl yazdığınızı referans alır. Yazdıklarınızın, ürettiklerinizin niteliğiyle hemhal olur. Metinlerinizin değerini, yılların oluşturduğu devasa bir külliyatın geleneğiyle anlamlandırıp, hassas bir teraziyle tartar. Bu hükme hiçbir aidiyet, mensubiyet ve kayırma hissi yön veremez. Bu öyle bir sahnedir ki herkes kendi sandalyesini kendi çabasıyla ve eliyle altına çeker, kimse kimsenin oturacağı yeri ve makamı tayin edemez. Yazdıklarınız sizi bir yere getirir, ya da getirmez. Geldiğiniz yer, ulaştığınız mevzi, şiir ve edebiyat için ödediğiniz kefaretin bakiyesiyle ölçülebilir. Şiir, ondan ne aldığınızla da ilgilenmez. Aksine ona ne verdiğinizle ilintilendirir sizi. Şimdiye kadar söylenenlerin dışında yeni ne söylediniz, edebiyat buna bakar. Şiirinizi kurarken, patenti elinizde olan imgeleriniz var mı? Varsa endişelenmeyin. Yazdığı dilin geliş evreleri bilmeden, oluşturduğu geleneği özümsemeden şiir yazmak, ancak ve ancak tatlı bir uğraşı olarak hatırlanabilinir. Şair/ yazar olarak anılmak, kendi vehminizle oluşturacağınız bir merhale ise hiç değildir. Bu hükmü, edebiyat dünyasının kendine has parametreleri belirliyor. Yıllarca süren zorlu bir uğraşın sonunda edinilen bir sıfatı, edebiyatın namusuna sığınarak hak edebiliriz belki.


ATATÜRK VE KÖPEĞİ FOKS

Hikmet ULUSOY Yazar

Yüreği insan sevgisi yanında hayvan sevgisi ile de doluydu. Hangi hayvan olursa olsun; ister kedi, ister köpek, ister at… Hepsi de çok değerliydi. Çünkü onun için hayvanlar, doğanın ve yaşamın apayrı bir güzelliği hem de vazgeçilmeziydi. Yine bir sabah Yalova’da gezintiye çıkmıştı. Yolda seyyar fotoğrafçı Hasan Efendi’yi gördü. Sehpasını kurmuş fotoğraf çekiyordu. Sehpa ayaklarının arasında da bir sokak köpeği yatıyordu. Mustafa Kemal Atatürk, yavru köpeği görünce içi şefkatle doldu. Köpeğin o halini bir süre izledikten sonra Hasan Efendi’ye, “Bu köpek senin mi?” diye sordu. Fotoğrafçı şaşırmıştı. Hayran olduğu Atası, hayvanlarla ilgileniyordu. Bir süre sonra kendini toparladı ve, “Evet, paşam. Bu köpek benim,” diye yanıtladı. Bu sırada yavru köpek, konuşulanları anlamış gibi kulaklarını dikmiş, kuyruğunu sallıyordu. Atatürk köpeğe olan sevgisini, “Çok güzel bir köpek…” diyerek dile getirdi. Hasan Efendi, Atatürk’ün hayvan sevgisinin ne kadar derin olduğunu anlamıştı. “Eğer çok beğendiyseniz size hediyem olsun paşam.” diye karşılık verdi. Atatürk için bu değerli bir hediye olurdu kuşkusuz. Memnuniyetle kabul etti. Ama ücretini ödemek şartıyla. Ve Hasan Efendi’ye zorla bir bedel ödeyerek yavru köpeği satın aldı. Adı Foks olan bu köpek, artık Atatürk’ündü. Bundan böyle birlikte yaşayacaklardı… O günden sonra Foks, Atatürk’ün yanında çok mutlu bir yaşam sürmeye başladı. Hiçbir yerde görmediği ilgi ve sevgiyi Atatürk’ün yanında buluyordu. Bu nedenle kısa sürede sahibine iyice bağlandı. Atatürk için de Foks’un ayrı bir değeri vardı. Ancak o, tüm köpekleri seviyor ve onları asla incitmiyordu. Bir gün köşkün bahçesindeki ahşap sandalyede oturup Ankara’yı seyrederken, Foks ve arkadaşları yanına geldi. Hepsi öyle huzurluydu ki, Atatürk’ün ayaklarının dibine kıvrılıverdiler. Köpeklerden ikisi oracıkta uyuyakalmıştı. Atatürk ise onların bu hallerini sevgiyle izliyordu… Bir süre sonra oturduğu sandalyeden kalkması gerekti. Ancak Atatürk, yerinden bile kıpırdamadı. Çünkü minik dostlarının rahatsız olup uyanmasına kıyamamıştı. Hayvan sevgisi olmayan birinin başka sevgiler taşıması mümkün değildi. Atatürk’ün yaşamında özel bir yeri olan Foks, gün geçtikçe büyüyordu. Sahibine olan sevgi ve sadakati de giderek artmıştı. Artık sahibini kimseyle paylaşmak istemiyordu. Bir gün köşke gelen bir köpek, bu duygusunu iyice artırdı. Ve Foks kıskançlıktan, kendisini sevmek isteyen Atatürk’ün elini ısırıverdi. Bu durum karşısında köşktekiler paniğe kapıldılar. Atatürk ise çok sakindi… Foks’daki sevginin büyüklüğünü düşünüyor, elini pansuman yapana “Fenalık yapmak için ısırmadı,” diyordu. Ama köşktekiler tedirgin olmuştu bir kere. Kontrollerinin yapılması gerektiğini belirterek, Foks’u hemen Atatürk Orman Çiftliği’ne götürdüler… Atatürk, sevgili köpeğinin kontrollerinin yapılıp geleceği günü bekliyordu… Ama ne yazık ki beklediği gibi olmadı. Çünkü Foks’un kendisi yerine ölüm haberi gelmişti. Atatürk, köpeğinin ölüm haberine çok üzüldü… Sadık ve duygulu köpeğini hiç unutamayacaktı. Unutmadı da. Öyle ki, Foks’un adı her anıldığında, onunla birlikte yaşadığı günler, bir film şeridi gibi gözlerinin önünden gelip geçti.

ORDU38


BEN Ö ĞRETMENİM Ben, umutları her yerde yeşeren Sevdalı yüreklerin bahçıvanıyım Sevgi gülleri dermeye gelmişim Yüreklere ışık, gönüllere huzur vermek hayalim. Ben öğretmenim, Ben yazılmamış bembeyaz sayfalara Destansı bir yürek çizmek isterim. Kara bahtlı yalnız ülkemin Emanetçilerini görürüm her bakışta. Ben öğretmenim, Urfa’da gazel söylerim, sesi can telini titreten Ordu ‘da horon olurum, Eller kenetli hiç kopmamacasına. Ben öğretmenim, Ben vatanımın aşığı Cümle sözlerin önsözü Ben öğretmenim.

Ömer DURAK Ordu Bilim Sanat Merkezi


MELEKLERİN FISILTISI Özlem BAŞ / Yazar

07.07.1981'de Karadeniz'in cennet beldesi Ordu'da doğdum. Yağmur ile yıkanan çocukluğumun ille kırılma noktası, Türkçe dersiyle sınıfa giren sayısız kahramanlar olmuştu. Bazen bir hayvan bazen Nasrettin Hoca bazen Çalıkuşu Feride ... Bir şeyler beni çekmişti. Kararımı verdim. İstikamet öğretmen lisesiydi. Orada tanıştığım Edebiyat öğretmenim beni yazmaya teşvik ettiğinde yazın macerama günlüğümle yol almaya başlamıştım. 4 yıl yazdım. Dertleştim. Bir de baktım ki öznel ve sakin satırlarında bir şeyler eksikti. Bir şeyler ıslaktı, kurumamıştı. Bıraktım. Olmuyordu. Ama kararım karardı. Türkçe öğretmeni olacaktım. Biraz masal, biraz öykü; hayatım renklenecekti. Kahramanlarla düşünecek, yazarlarla dertleşecektim. Üniversiteye gittiğimde ufak ufak. başladı kalemim tıngırdamaya. Tıngır, tıngır ediyordu sanki. Tın ... Tın ...

Analık gururunu. Bir şeyler başarma ardında bir eser bırakma duygusunu onu kucağıma aldığımda yaşadım.:Bunu 9 ay içimde ben büyüttüm!" diye böbürlendim. Ne gururdu, Yarabbi! O an hayal ettim; ardından bir eser bırakan şairlerin, yazarların duyacakları eşsiz doyumu. 8 çocuk doğuran babaannemin yanında ben sadece bir evlat doğurmuştum. İçinde biriken duygular, düşünceler beni zorlamaya' başladı. İçimdeki isyan, dışa vurdu. Fırat oldu. Dicle oldu. Bazen Fırat gibi coştu, bazen Dicle gibi esrarengizce yok oldu. "Birileri sizin fikirleri-

Yine olmuyordu. Hala hamdım. Sakin mizacında en güzel sakladığım huyum içimdeki isyandı. Kendinle isyan ediyordum. Yine vazgeçtim. Artık Çalıkuşu olmuştum. İkinci kırılma noktam, Hakkari’ydi. Orada tüm acemiliğimle öğretmenliğin 'Özü’nü aldım. Yavaş adımlarla öğretmenliğin zevkini tadarken Allah bana bir meleğini emanet etti. Erkeklere sunmadığı o gururu bahşetti: ORDU40

nizi okusaydı ne hissederdiniz?" sorusu beni buralara sürükledi. Hayaller kollarını sardı, kelimeler yuvarladı. MELEKLERİN FISILTISI Gencimiz ve yaşlımız ne yazık ki Yunan Mitolojisini a’ dan z’ye bilir. Zeus’u ve Ares’i, Athena’yı hatta Hera’yı; ama kendi destanlarını, mitlerinden habersizdir. Ardında yatan masallardan bile habersiz bu halk başka edebiyatların fantastik kahramanlarının deryalarında uykulara dalmaya bayılır. Vampirler ve kurt adamlarla büyüdük zaten değil mi?. Kendi topraklarında var olan kendi cevherinden


kopup gelen fantazyaya sırtını döndüğümüzden bihaberiz . Meleklerin Fısıltısı, Türk mitolojisine bir giriş kapısı, küçük bir kapı. Dar ve ürkütücü bir kapı. Kapıdan girenler başlarını eğmeli! Çünkü bu kapıdan girince karşınıza büyük bir dünya açılacak. Başınızı ataların eşsiz hayal dünyasının önünde eğeceksiniz. Var olan tılsımların, kökene inilen duyguların ve korkuların önünde dik durmaya çalışacaksınız. Fırat gibi. Acaba bunlar gerçek mi, yoksa hepsi maval mı? Bunlar olabilir mi? Gerçekten Agartha toprakları var mı? Birileri, yeryüzünde gerçekten birileri düşünce

okuyabilir mi? Adolf Hitler nasıl bu kadar güçlenmişti? Ardındaki güç kimdi? Adolf Hitlerin büyüyle alakası neydi? Mustafa Kemal Atatürk’ün aradığı Kayıp Mu Adası, neden bulunamadı? Hiç mi var olmamıştı? Yoksa o gerçek bir dahi miydi? Atlantis Kıtası, Kayıp Mu Adası ve Türk mitleri. Yeşil eldivenli Tibetli rahipler. Tüm bunların ortasında deli damgası yemiş bir genç; Fırat TÜRKMEN. Hayal edin; bir gün baygın bir şekilde uyanıyorsunuz. Elinizde kanlı bir kama var. Yerde hem hocanız hem de en yakın dostunuz gözleri oyularak öldürülmüş. Tek şüpheORDU41

li sizsiniz. Ve bir kadın, çok güçlü bir kadın, çıkıp gelecek ve sizi oradan alıp kurtaracak. Fakat artık ne düşman belli ne de dost. Düşünce okuyabilen biriyseniz Fırat gibi, artık sizin için tek bir gaye vardır; Hakan Hoca’yı kim öldürdü? Fırat bunun için Veronioque Martin’nin peşinden Paris’e gidiyor. Bu soruyla başlayan kovalamaca Fırat’ı Türkiye’den Paris’e, Ottowa’ya, Londra’ya ve Kosavo’ya çekiyor. Sonunda her şey, Agartha topraklarında birleştiğinde diyeceksiniz ki ama bu olayların hiçbiri Türk mitolojisiyle alakalı değil ki! Çünkü her şey; olayların içinde saklı. Sırlar birbirinin içinde gizli. Eğer dikkatli bir okuyucuysanız katili başta bulabilirsiniz. Fırat, katili ararken katilden daha önemli şeyleri gözünden kaçırdığını fark ediyor. Dost, düşman, kin, nefret, intikam, özlem ve güç hepsi harmanlanmış etrafında dönmüş. Sırtını dayayabileceği tek kişinin kendisi olduğunu anladığında artık yanında başka biri daha olacak kız kardeşi Dicle. Ve bu ilk kitap. İkincisi kitapta tüm her şey ifşa edildiğinde Agartha topraklarına girmeye Fırat’la birlikte hak kazanacaksınız. İlk kitap bir anahtar, ikinci ise bir kilit durumunda. Fırat ile Dicle’nin serüvenlerinin arasında Mitlerin esrarengiz yolculuğuna sizi davet ediyoruz. Artık Asya mitleriyle ve Türk destanlarıyla tanışma zamanı. Artık okuma zamanı. Kitaba ulaşmak istiyorsanız internetten ve büyük kitap mağazalarından ulaşabilirsiniz.


F@TİH PROJESİ Şahin KAMBER Eğitici BTF Öğretmeni

FATİH Projesi, eğitim ve öğretimde fırsat eşitliğini sağlamak ve okullarımızdaki teknolojiyi iyileştirmek amacıyla okulöncesi, ilköğretim ile ortaöğretim düzeyindeki tüm okullarımızda bulunan 620.000 dersliğin BT ekipmanları ile donatılmasını da kapsayan bir iyileştirme projesidir. Proje yaşayan ve sürekli iyi örnekler ile güncellenen bir proje olduğundan kamuoyuna lanse edildiği tarihinden bu yana oldukça değişiklik göstermiştir. Örneğin proje ilk lanse edildiğinde akıllı tahta ve zorunlu olarak projeksiyon cihazlarından bahsedilirken şu an “etkileşimli lcd panel” donanım bileşenleri içerisinde yer almıştır. Fatih projesi denince zihinlerde her ne kadar bir donanım projesiymiş gibi bir algı oluşmaktaysa da aslında bir çok bileşenden oluşan bir eğitim projesidir. F@TİH PROJESİ BEŞ BİLEŞENDEN OLUŞMAKTADIR. •Donanım ve Yazılım Altyapısı (Yaklaşık 40.000 Okul, 620.000 Sınıf ve Eğitim Ortamı)

•E-İçeriğin Sağlanması ve Yönetilmesi •Öğretim Programlarında Etkin BT Kullanımı •Bilinçli, Güvenli, Yönetilebilir ve Ölçülebilir BT ve İnternet Kullanımı •Derslerde BT Kullanımı için Öğretmenlere Hizmetiçi Eğitim Projenin 3 + 2 yılda bitirilmesi öngörülmektedir. Buna göre . 1. Yıl Ortaöğretim okulları 2. Yıl İlköğretim Okulları (II. Kademe) 6 – 8. sınıflar 3. Yıl - İlköğretim Okulları (I. Kademe) ve Okul Öncesi donatılması planlanmaktadır. Projenin aşamalarının izlenmesi ve değerlendirilmesi yapılacaktır. Proje İle Her okula: 1 adet çok fonksiyonlu yazıcı, 1 adet doküman kamera, her dersliğe: panel tip etkileşimli akıllı tahta, kablolu internet bağlantısı, her öğretmene dizüstü bilgisayar, her öğrenciye: e-Kitap (Tablet Bilgisayar) sağlanması planlanmaktadır. E-İçeriklerin Sağlanması ve Yönetilmesi Bileşeni: Fatih Projesinin sadece bir donanım projesi olmadığının göstergesi olan bileşenlerden; e-İçeriklerin sağlanması ve yönetilmesi bileşeni ile donanım alt yapısını işlevsel kilacak çalişmalar yürütülmektedir. Öğretim programına uygun, ses, video, animasyon gibi çoklu ortam bileşenleri ile zenginleştirilmiş, çevrim içi ya da çevrim dışı kullanılabilen, dersi destekleyici bilgisayar tabanlı

ORDU42

e-içeriklerin tasarım ve üretimi okullarımızdaki öğretmenlerimiz ve içerik sağlayıcı firmalar (hibe yoluyla) tarafından Yenilik Ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü rehberliğinde gerçekleştirilecektir. Her okula kurulması planlanan sistem odalarında konumlandırılacak sunucularda e-içeriklerin internet bağlantısı olmaksızın yani

çevrimdışı kullanılması mümkün olacaktır. E-içerik sağlayıcı 7 firma e-içeriklerini bakanlığımıza Eğitimde Fatih Projesi kapsamında hibe etmiştir. Fatih projesi ile birlikte yürütülen diğer bir bakanlık çalışması olan EBA (Eğitim Bilişim Ağı) projenin en heyecan verici unsurlarından biridir. Eba içinde Milli Eğitim Bakanlığına özel bir arama motorunu, ansiklopedi, soru cevap, haber, z-kitap,radio, tv,blog vb. gibi modüller yer alıyor. Tüm kurumlardan, üniversitelerden, yurdun dört bir tarafından gelen yerel ve ulusal eğitim haberlerinin yer aldığı Eba bölümü merkezde profesyonel editörlük sistemi ile yönetilecektir. İllerde ve kurumlarda ise eğitim almış “Gönüllü Eğitim Muhabirleri” sistemi ile EBA Haber’e bilgi akacaktır. Hakkari’de bir öğretmenimizin yaptığı çalış-


manın tüm ülke tarafından benimsenen bir ekole dönüştüğü, Adana üzerine araştırma yapan bir araştırmacının Yenilikçi Öğretmen Programı’ndan bir sunuya ulaştığı, bir üniversitenin çalıştayının Yozgat’taki okulumuza ilham kaynağı olduğu, Eskişehir Milli Eğitim Müdürü’nün Ordu Milli Eğitim Müdürlüğü Başarı İçin El Ele konferansını seyrettiği, Gezici Bilişim Minibüsleri’nin kullanıcılar tarafından yılın projesi seçildiği, Malatya’da bir öğretmenin online sunusunu hazırladığı, Karaman’da bir öğrencinin ansiklopedi de araştırma yaptığı, Edirne’de bir öğretmenin Fransa’nın eğitim sistemini Türkçe incelediği, Ağrı’daki bir öğrencinin sorusunun Manisa’daki bir öğretmen tarafından cevaplandığı, hastalanarak okula gidemeyen bir öğrencinin evinden ders videolarını izlediği, öğretmeni rahatsızlanan bir sınıfın etkileşimli e-kitap ve konu anlatımlarıyla dersi işlediği bir eğitim bilişim ağıdır.

Bilinçli, Güvenli, Yönetilebilir ve Ölçülebilir BT ve İnternet Kullanımı Bileşeni: Bu bileşen ile 1-Sanal ortamdaki katalog suçlardan öğretmen ve öğrencilerimizin korunması 2-Sanal suçluların okulumuza ve evimize girmemesi, 3-Masumların suçlu olmaması 4-Çocuklarımızın istismar edilmemesi 5-Öğrencilerimizin madde bağımlılığı sitelerine girmemesi 6-Fuhuş ve müstehcenlikle toplum değerlerimiz yozlaştırılmaması hedeflenmektedir. Derslerde BT Kullanımı için Öğretmenlere Hizmetiçi Eğitim Bileşeni: Projenin bu bileşeni kapsamında; okullarımızda görev yapan

(Zenginleştirilmiş E-kitap (Z-Kitap) http://e-kitap.meb.gov.tr/ test/e-kitap.html) Öğretim Programlarında Etkin BT Kullanımı Bileşeni: Bu bileşenin amacı; Bakanlığımız Öğretim Daireleri tarafından belirlenen ve Talim ve Terbiye Kurulu (TTKB) tarafından onaylanan her ders alanı için hazırlanan öğretim programlarında yer alan kazanımlar için belirlenen öğretim etkinliklerinde Bilişim Teknolojilerinin daha etkin biçimde yer almasının sağlanmasıdır. •İlköğretim: Öğretmen Kılavuz Kitabı •Ortaöğretim: Program Uygulama Kılavuzu •Mesleki ve Teknik Eğitim: Program Alan Modülleri •Okulöncesi: Öğretmen Kılavuz Kitabı

ORDU43

yaklaşık 600.000 öğretmenin sınıflara sağlanan donanım altyapısını, eğitsel e-içerikleri ve BT'ye uyumlu hale getirilen öğretmen kılavuz kitaplarını etkin biçimde kullanma becerilerini geliştirmelerine dönük yüz yüze ve uzaktan eğitim aracılığıyla hizmet içi eğitim faaliyetleri planlanmıştır. Proje kapsamında ilimizde öncelikle kurulum yapılacak okullar şunlar:


ORDU İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ AVRUPA BİRLİĞİ EĞİTİM VE GENÇLİK PRO GR AML ARI C OMENIUS REGIO – B ÖLGESEL ORTAKLIKL AR PRO G R AMI AİLELER OKULDA PROJESİ 2011 – 2013 Ordu İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları çerçevesinde yürütülen Comenius Regio – B ölgesel Ortaklıklar Programı kapsamında hazırlamış olduğu “Aileler Okulda” projesi 2011 tarih ve 2011-1-TR1COM13-27877 no ile kabul edilmiştir. Ordu İl Milli Eğitim Müdürlüğü Proje Koordinatör Kurumu olarak

projede yer alırken, Ordu Karşıyaka İlköğretim Okulu, Ordu Cumhuriyet Lisesi ve Ordu Rehberlik

ve Araştırma Merkezi ise yerel ortak olarak projede görev almışlardır. “Aileler Okulda” projesi bölgesel ortağı Almanya ülkesi Kuzey Ren Vestfalya bölgesi Kreis Lippe ili merkez Detmold şehrinde bulunan Eğitim Müdürlüğüdür. Almanya bölgesel ortağımızın Almanya’daki yerel ortak-

ları Grundschule (Horn İlköğretim lu), Hauptschule (Ortaöğretim

Horn OkuHorn Okulu

Horn), Gymnasium Horn Bad Meinberg (Horn Bad Meinberg Lisesi) ile Türk Diyanet Cemiyeti’dir. 2011 – 2013 yılları arasında iki yıl sürecek olan “Aileler Okulda” projesinin genel amacı, ailelerin okullarda daha etkin yer almaları ve okul aile birliği çalışmalarında aktif ORDU44


hale gelmelerini sağlamaktır. Bugüne kadar yapılmış projeler arasında ayrı bir önemi olduğunu düşündüğümüz “Aileler

Okulda” projesinin uygulanma sürecinde velilerimizin okul çalışmalarına ilgilerinin artacaktır. Proje ortağı okullarda belirlenen bir veli görüşme odası, proje kapsamında T V, Bilgisayar, Fotokopi makinesi, masa, sandalye, etajer, dolap, perde ve yer döşemesi ile donatılacaktır. Ordu Karşıyaka İlköğretim Okulu ile Ordu Cumhuriyet Lisesi’nde oluşturulacak bu iki veli görüşme odalarının donatım giderleri proje bütçesinden kar-

şılanacaktır. Velilerimiz bu odalardan istedikleri ölçüde faydalanarak, çocukları ile ilgili bilgiye daha çabuk ulaşacaklar-

velilerimiz çocuklarını bu ortamda bekleyecek ve diğer velilerle bir araya gelerek görüşme fırsatları olacaktır. B ekleme esnasında velilere T V izleme, bilgisayar ve fotokopi cihazından faydalanabileceklerdir. Projemizin diğer bir yönü ise bölgesel ortak olan Almanya Detmold Schulamt Eğitim Müdürlüğü ve yerel ortakları ile karşılıklı ziyaretler gerçekleştirerek iyi örneklerin alınması ve karşılıklı işbirliği çalışmalarının yapılması olarak planlan-

dır. Çocuklarını okula getiren veya eve götürmek üzere almaya gelen

mıştır. Ziyaretlerin ilki 20 – 26 Kasım 2011 tarihleri arasında Almanya Kuzey Ren Vestfalya eya-

ORDU45


leti Kreis Lippe ili Detmold şehri ile Horn Bad Meinberg beldelerinde gerçekleştirilmiştir. Söz konusu ziyarete Ordu il Milli Eğitim Müdürü Ömer DEMİRÖZ, İl Milli Eğitim Müdür Yar-

dımcısı Sezayi AKARSU, ARGE Birimi Proje Koordinatörü Mevlüt ERDEM, Ordu Karşıyaka İlköğretim Okulu Okul Müdürü Yusuf AKARSU ile Okul Aile Birliği Başkanı Telat YILDIZ, Ordu Cumhuriyet Lisesi Müdürü Yüksel UĞURLU, Ordu Rehberlik ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü Psikolojik danışmanlar Yadikar BAYRAM ile

Rukiye İNCE ÇELENK katılmışlardır. Bir taraftan Alman eğitim siste-

mi ve okul aile birlikleri yapısı ile ilgili bilgilerin verildiği çeşitli toplantılara katılmış diğer taraftan ise gezi inceleme ziyaretlerinde bulunul-

ORDU46

muştur. Yapılan çalışmalar sonucunda özellikle Almanya’da bulunan çok sayıda vatandaşımızın okullara olan ilgisinin dil yetersizliği nedeniyle az olduğu görülmüştür. Ayıca başka nedenleri de araştırılarak bu konuda çalışmalar yürütüleceği bildirilmiştir. Bir yandan Ordu ilinde velilerimizin okullara olan ilgisini arttırılarak okul çalışma-

larına katılımlarını yükseltmeye çalışırken, benzer sorunları bulunan Almanya’daki B ölgesel ortaklık kapsamındaki okullardaki Türk vatandaşlarımızın da bu konu-


daki sorunlarını ele almış bulunmaktayız. Bu nedenle projenin önemi bir kat daha art-

mış olup, proje süresince ve sonrasında da bu konuya önem verileceği ortaya konulmuştur. Sadece projede yer alan okullarımızda değil, bu projenin bir örnek teşkil ederek müdürlüğümüze

bağlı tüm okullarda bu ve benzeri uygulamaların yapılması düşünülmektedir. Ayrıca özellikle başta Almanya olmak üzere Türklerin yoğunlukla yaşadığı diğer ülkelerde de dil yetersizliklerinden ve diğer hususlardan kaynaklanan benzer sorunlar olacağı düşünüldüğünde bu projenin tüm Avrupa ülkelerinde de yansıması görülecektir. 2012 yılı mayıs ayında bölgesel ortağımız

yerel ortaklarıyla birlikte ilimize gelerek, müdürlüğümüz kapsamında yapılan çalışmaları izleyerek okul aile birlikleri çalışmalarını yerinde izlemiş olacaklardır. 2012 yılı ekim ayında ve

2013 yılı mayıs ayında Almanya’daki proje ortaklarımızla veli işbirliği

güçlendirme çalışmaları sürdürülecektir. Karşılıklı ziyaretleri haricinde de çeşitli anket çalışmaları ve velileri evinde ziyaret gibi çalışmalar sürdürülecek olup, yapılan tüm çalışmalar www. o r d u - l i p p e . w e e b l y. c o m ile www.ordu-lippe.com internet sayfalarında yayınlanacaktır. Tüm saygıdeğer velilerimizin ve bu konuda bilgi paylaşımında bulunmak isteyen tüm vatandaşlarımızdan düşüncelerini bizlerle paylaşmalarını ve önerilerini yansıtmalarını bekliyoruz.

ORDU47


ORDU İLİNDE ANA KIZ OKULDAYIZ KAMPANYASI Zafer GÜMÜŞ / Eğitim Yöneticisi

Günümüzde eğitim öğretime önem verilmesi gerektiği herkes tarafından bilinmesine rağmen ülkemizin kırsal kesimlerinde özellikle kız çocuklarının eğitimine anne babalar tarafından önem verilmediği görülmektedir. İnsanların yetişkin bireyler olarak kendilerini ifade etmeleri, toplumsal ihtiyaçlarını bireysel olarak iafde edebilmeleri, okuma yazma becerilerini kazanmaları ile mümkün olmaktadır. Dinleme, anlayabilme, kendini ifade etme, sağlıklı olarak bireyler ile iletişim kurabilme becerilerinin de okuryazarlıkla doğrudan ilişkisi olduğu kesindir. İnsanların “Hayat Boyu Öğrenme” faaliyetlerinin temelinde de okumayazma becerisi vardır. Bu anlamda Milli Eğitim Bakanlığımız, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın değerli eşleri Emine ERDOĞAN Hanımefendinin himayelerinde ülke genelinde 9 Haziran 2008 tarihi itibari ile “Ana Kız Okuldayız” kampanyasını başlatmış 8 Eylül 2008 tarihi itibari ile de okuma yazma kurslarının başlaması sağlanmıştır. Kampanya ile TÜİK verilerine göre ülkemiz genelinde okuma-yazma bilmeyen 4.863.414 kişi bulunduğu, 4 yıl içinde bu nüfusun %60’ı yani 2.9188.048 kişinin okuryazar yapılması hedeflenmiştir. Ordu ilimizde kampanya belirtilen tarihlerde başlatılmış, yine TÜİK verilerine göre ilimiz genelinde 84.255 kişinin okuma yazma bilmediği belirlenmiştir. Kampanyanın hedefleri doğ-

rultusunda da bu nüfusun %60 ı yani 50.553 kişinin okur yazar yapılması

hedeflenmiştir. Merkez ilçe ve diğer ilçelerimizin Halk Eğitimi Merkezleri

ORDU48

tarafından yürütülen kampanyanın ilk yıllarında yapılan çalışmalar 81 il baz alındığında son sıralarda devam ederken 2010 yılında Valimiz Sayın Orhan DÜZGÜN’ün direktif ve katkıları, konuya verdiği önem doğrultusunda İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz, Halk Eğitimi Merkezlerimizin yoğun çalışmalarıyla 15 Aralık 2011 tarihi itibari ile ilimizide kampanyanın verilerine bakacak olursak 84.255 okuma-yazma bilmeyen nüfusun 4 yılda okur yazar yapılması hedeflenen 50.553 kişisinin 19.628’i Halk Eğitimi Merkezlerinde açılan kurslara alınarak okuryazar yapılmış, böylece hedeflenen nüfusun % 40 ‘ı okuryazar haline getirilerek Türkiye genelinde de 33. sıraya çıkılmıştır. Ordu ili olarak yapılan çalışmalarla hiçbir zaman yetinilmeyecek, çalışmalar tüm hızı ile sürdürülecektir. Valiliğimizin desteği, İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzün konunun üzerinde hassasiyetle durması, Halk Eğitim Merkezlerimizin sahada yaptığı çalışmalarla hedeflenen sonuca doğru yaklaşılacaktır. Sonuç olarak toplumun yapı taşı aile ise, ailenin eğitiminde de yükün büyük bir bölümünü annelerin çektiği aşikârdır. Annelerin bu durumdan kurtarılması ailenin kurtulması, ailenin kurtulması da toplumun kurtulması demektir. Tüm eğitim camiası olarak konuya gerekli önem ve hassasiyet gösterildiği takdirde mutlu sona ulaşılacaktır.


SPOR YAPARAK BAŞARILI OLACAĞIM PROJESİ Cem ASLAN / Beden Eğitimi Öğretmeni

MEB Okul İçi Beden Eğitimi Spor ve izcilik Dairesi Başkanlığının 2010/67 Nolu Genelgesi doğrultusunda, Ordu Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı İlköğretim ve orta öğretimde öğrenim gören lisanssız öğrencilerin spor yapmasını, bu sayede, öğrencilerin kötü alışkanlıklardan uzak durmasını, öğrencilerin ili tanıyarak diğer öğrencilerle kaynaşmalarını, kendi yeteneklerini keşfetmelerini, boş vakitlerini değerlendirmelerini, toplumda spor kültürünün oluşmasını sağlamak amacıyla Ordu İl Merkezi ve 18 ilçesinde “ Spor Yaparak Başarılı Olacağım” projesi gerçekleştirilmiştir. Projenin başarıyla gerçekleşebilmesi için Ordu İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri, Ordu İl Lig Heyeti, İlçe Lig Heyetleri, İlçe Tertip Komisyonları, Okul Müdürleri ve tüm öğretmenler proje ekibi içerisinde yer almıştır. Ayrıca yararlanılacak spor tesisleri konunda İl ve İlçe Gençlik ve Spor Müdürlükleri, belediyeler ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarla; sağlık tedbirleri konusunda Sağlık Müdürlükleriyle; emniyet

tedbirleri konusunda Jandarma Komutanlıkları ve Emniyet Müdürlüğüyle iş birliği yapılmıştır. “ Spor Yaparak Başarılı Olacağım” projesi kapsamında Okul İçi Beden Eğitimi Spor ve İzcilik Dairesi Başkanlığı tarafından belirlenen Küçükler( 1999-2000-2001), Yıldızlar ( 1997-1998 ) ve Gençler ( 1993-1994-19951996) kategorilerinde; atletizm, badminton, basketbol, futbol, futsal, masa tenisi, voleybol ve işitme engellilerde

ORDU49

yarışma yapılmıştır. Müsabakalar kızlar ve erkekler olmak üzere 2 kategoride gerçekleşmiştir. Bu müsabakalar çerçevesinde; Atletizmde: Yıldızlarda, 20 Kız, 25 Erkek; Gençlerde, 10 Kız , 15 Erkek Badmintonda: Yıldızlarda, 8 Kız, 7 Erkek; Gençlerde, 8 Kız , 4 Erkek Basketbolda: Yıldızlarda, 7 Kız, 11 Erkek; Gençlerde, 7 Kız , 12 Erkek Futbolda: Küçüklerde19 Erkek; Yıldızlarda, 54 Erkek; Gençlerde, 19 Erkek Futsalda: Gençlerde: 7 Kız, 14 Erkek Masa Tenisinde: Yıldızlarda, 14 Kız, 25 Erkek; Gençlerde, 11 Kız , 27 Erkek Voleybolda: Yıldızlarda, 29 Kız, 17 Erkek; Gençlerde, 13 Kız , 11 Erkek İşitme Engellilerde: Yıldızlarda, 2 Kız, 5 Erkek Takımı yarışmalara katılmıştır.


ÖĞRETMEN OLMANIN GURURUNU HİSSETMEK VE YAŞAMAK Yahya PALAVAR / Ordu İMKB Anadolu Öğretmen Lisesi / Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni 24 Kasım Öğretmenler günü nedeniyle 81 ilimizden 81 öğretmenin katılımıyla Ankara’da yapılan programa, ilimizi temsilen katılmanın ağırlığını omuzlarımda, onurunu yüreğimde hissederek bu yıl da ben katıldım. Öğretmenlik mesleğinin ne kadar özel, ne kadar özverili bir meslek olduğunu bir kez daha teneffüs ettim program süresince. Başkent Öğretmenevi’nde toplandığımızda ülkemizin dört bir yanından gelen harika insanlarla tanıştım. En yaşlısından, en gencine kadar, hepsinin gözlerinin içi gülüyordu adeta. Her biri birer kutup yıldızı gibi aydınlatmıştı o gece, sisli Ankara ufuklarını. Ne kadar da mutlu ve huzurluyduk.

Başkent Öğretmenevinin en yüksek odalarında birinden temaşa eyliyorduk Ankara gecelerini. Işıl ışıl parlıyordu şehrin gözleri öğretmen arkadaşlarımın gözleriyle yarışırcasına. Her öğretmen arkadaş, konuşmasıyla, getirdiği hediyeleriyle şehrinin aynasıydı adeta. Rizeli güzel bir çay sepeti, Uşaklı harika battaniyeler, Malatyalı kayısı sepeti …Giresunlu arkadaşımla bana da çifte kavrulmuş fındık paketleri düştü doğal olarak.Sanki Yerli Malı Haftası kutluyorduk Başkent Öğretmenevi’nin lobisinde. Bu sıcacık ortamlar, 4-5 günlük bir sürede, unutulmayacak anılara ve dostluklara şahit oldu. Programla ilgilenen Bakanlık yetkilisi beyefendilere teşekkür etmeden geçmeyeceğim. Çırpındı durdular her şey güzel olsun diye. Gezilerimiz, yemekler, programlar, hediyelerimiz… Hepsi de harikaydı.

önlem ve atacağımız önemli adımlarla hak ettiği düzeye çıkarmak için var gücümüzle çalışacağız. Öğretmenin mutluluğu öğrencinin de mutluluğudur.’’dedi.

Bu programın icrasında emeği geçen herkese ve bizi en güzel şekilde ağırlayan Sayın Milli Eğitim Bakanımıza, Başbakan yardımcımız Sayın Beşir ATALAY’a, Meclis Başkanımız Sayın Cemil ÇİÇEK’e , bizleri Çankaya Köşkü’nde mükemmel bir şekilde ağırlayan Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah GÜL’e ve Saygıdeğer eşi Hayrunnisa GÜL Hanımefendi’ye ayrı ayrı teşekkür eder, saygılarımı sunarım. Şimdi sizlere, dört günlük programımızın çerçevesini sunmak istiyorum. MİLLİ EĞİTİM BAKANI’MIZ SAYIN ÖMER DİNÇER BİZLERİ MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NDA KABUL ETTİ. 23 Aralık Çarşamba Milli Eğitim Bakanımız Sayın Ömer DİNÇER, Bakanlık Başöğretmen Salonu’nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada: ‘’Temel hedefimiz; öğretmenlik mesleğini bugün olduğundan daha iyi noktalara taşımak ve sorunlara ilişkin kalıcı çözümler üretmektir’’ diye konuştu. Öğretmenlerin talep, beklenti, kişisel ve mesleki becerilerinin ön planda tutulduğu bir çalışma yapacaklarını ve öğretmenlik mesleğinin itibarını, alacağımız

Öğretmenlerin en büyük gururunun yetiştirdiği öğrencilerin kendisine, ailesine, ülkesine ve insanlığa faydalı bireyler olduğunu görmek olacağını ifade eden Milli Eğitim Bakanımız Sayın DİNÇER, okul öncesi eğitimden, yüksek eğitime kadar, eğitimin tüm basamaklarında nitelikli eğitim için çalışmaların devam ettirildiğini, Cumhuriyetin 100. yılında Uluslararası Öğrenci Başarı Değerlendirmesi’nde Türkiye’nin

en başarılı ilk 10 ülke arasında yer almasının hedeflendiğini söyledi. Daha sonra, 81 ilden gelen öğretmen temsilcilerinin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü teker teker kutlayarak, Öğretmenler Günü için hazırlanan hediyelerini takdim etti. Bu arada, Milli Eğitim Bakanı Ömer DİNÇER başkanlığında, 81 ilden gelen öğretmenlerin ve Milli Eğitim Bakanlığı bürokratlarının bulunduğu heyetle birlikte, 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla Anıtkabir’i ziyaret ettik. Anıtkabir’de yapılan törende, Bakanımız Sayın Ömer DİNÇER ve beraberindeki heyetle beraber, Aslanlı Yol’dan yürüyerek Atatürk’ün mozolesine geldik. Sayın Bakanımızın mozoleye çelenk koymasının ardından saygı duruşuyla tören sona erdi. O günkü program çerçevesinde Ankara Kalesi ve Merhum M. Akif ERSOY’un İstiklal Marşı’mızı yaz-

ORDU50


dığı Taceddin Dergâhı da ziyaret edildi. Ziyaret sırasında, oldukça duygusal anlar yaşandı. M. Akif ’imizin, İstiklal Marşı’mızı yazarken hissettiklerini ve yaşadığı o müthiş atmosferi iliklerimize kadar yaşadık adeta. Keşke, öğrencilerimi de getirebilseydim bu anlamlı mekâna diye çok düşündüm. Ankara’ya yolu düşen herkesin, anlamlı olduğu kadar, harika bir çevre düzenlenmesi yapılan bu mekânı gezmesini öneririm. Sevdiğiniz, değer verdiğiniz ve ortak hisleri paylaştığınız kişilerle geziniz bu güzel yerleri . Hemen yanı başındaki otantik mekânlarda, buram buram çay zevkini yaşamak ayrı bir lezzet olur dostlarla . Aynı günün akşamı da Başkent Öğretmenevi’nde onurumuza verilen yemek ülkemizin değişik illerinden gelen öğretmenlerin kaynaşmasına ve Sayın Bakanımızın lisedeki matematik öğretmeniyle sürpriz bir şekilde karşılaşmasına sahne oldu.

mıza özgüvenini artırma yönünde çaba göstereceğiz. Yolumuza devam ederken de en önemli katkıyı, rehberliği öğretmenlerimizden alacağız’’ diye konuştu.

alanda itibarı artan bir Türkiye var, kendisine özgüveni artan bir Türkiye var ve bir millet var. Bunun için de eğitim, en önemli boyut. Önce sizlerin kendinize güveniniz artacak, ondan sonra da çocukları-

BAŞBAKAN YARDIMCISI SAYIN BEŞİR ATALAY, BİZLERİ BAŞBAKANLIKTA KABUL ETTİ. 24 Aralık Perşembe Öğretmenliğin Türk medeniyetinde özel bir yere sahip olduğunu ifade eden Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir ATALAY, şöyle konuştu: ‘’Bizde öğretmen azizdir, saygı değerdir. Milletin geleceği ile ilgili en önemli unsurlardan birisidir. Çocuklarımızı öğretmenlerimiz yoğururlar. Bu sebeple Türkiye’de böyle bir özel günün öğretmenlerimize atfedilmesi bir vefa, güzel bir anma. Türkiye’nin her tarafında şu anda anmalar yapılıyor. Bunları formalite görmemek lazım. Bu mesleğin değeri açısından ben bunu çok önemli görüyorum.’’ Öğretmen olmanın büyük bir haz olduğunu ifade eden Başbakan Yardımcısı ATALAY, ‘’Benim için de büyük bir haz’’ dedi. Başbakan Yardımcısı ATALAY, şunları kaydetti: ‘’Benim şöyle bir ayrıcalığım var; öğrencisiyle birlikte aynı kabinede olmak. Ömer Bey, benim üniversiteden öğrencim, gurur duyduğumuz ve bugün Milli Eğitim Bakanımız. Kendisine başarılar diliyorum. Hayatın değişik alanlarında ülkesine hizmet eden, başarıları olan öğrenciler herhalde öğretmenlerin en büyük gururudur, hazzıdır.’’ Başbakan Yardımcısı ATALAY, ‘’Büyüyen güçlenen, uluslararası

ORDU51

MECLİS BAŞKANI SAYIN CEMİL ÇİÇEK BİZLERİ MECLİS BÜYÜK SALONDA KABUL ETTİLER. TBMM Başkanı ÇİÇEK, Milli Eğitim Bakanı Ömer DİNÇER ile birlikte 81 ilden gelen öğretmenleri kabul etti. TBMM Başkanı Cemil ÇİÇEK, ne kadar iyi eğitim verebilirlerse, gençleri, çocukları ne kadar iyi eğitebilirlerse daha az kanun çıkarılacağını ifade ederek, ‘’Eğitim


eksikliğiyle karşımıza çıkan bir çok sorunu kanun çıkararak çözmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla en eksik yolu tercih etmiş oluyoruz’’ dedi. Kabulden dolayı TBMM Başkanı ÇİÇEK’e teşekkür eden DİNÇER, ‘’Sizlerle birlikte bugünü daha etkin kutlayacağımızı düşündük. Sizin bizi kabulünüzün buna katkısı olacak’’ dedi. TBMM Başkanı ÇİÇEK de bağımsızlık mücadelesini yürüten, bunun kararlarını alan, dünyada gazi sıfatına layık, bu sıfatı tek başına taşıyan, Cumhuriyet’i kuran Meclisin çatısı altında Öğretmenler Günü’nü kutladıklarını belirtti. Doğru bir kararla, 20 yıldan bu yana Öğretmenler Günü’nü kutladıklarını ifade eden ÇİÇEK, bugünün, önemli bir gün olduğunu söyledi. ÇİÇEK, Van’da meydana gelen depremde çok sayıda öğretmenin hayatını kaybettiğini anımsatarak, bu nedenle Öğretmenler Günü’nü

buruk kutladıklarını dile getirdi. ÇİÇEK, hayatını kaybeden öğretmenlere Allah’tan rahmet ve başsağlığı diledi. CUMHURBAŞKANI’MIZ SAYIN ABDULLAH GÜL BİZLERİ ÇANKAYA KÖŞKÜ’NDE AĞIRLADI. 25 Aralık Cuma Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah GÜL’ün öğretmenleri Çankaya Köşkü’nde kabulü, İngiltere ziyareti nedeniyle 25 Kasım Cuma gününe ertelenmişti. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah GÜL’ü, Milli Eğitim Bakanımız Sayın Ömer DİNÇER başkanlığındaki 81 ilden gelen öğretmenlerimizle birlikte Çankaya Köşkü’nde ziyaret ettik. Cumhurbaşkanımız bizleri, Hayrünnisa GÜL Hanımefendi ile birlikte her zamanki güler yüzü ve sempatisiyle

ORDU52

karşıladı Büyük Salon’un girişinde. Milli Eğitim Bakanı DİNÇER, Cumhurbaşkanı GÜL’e kendisini ve 81 ilden gelen öğretmenleri kabul etmesi dolayısıyla teşekkür etti. Protokol gereği hepimizi tek tek anons ederek aldılar büyük salona.81 ilden gelen 81 öğretmenimizin içerisinden ‘’BM’’ yani Büyük Masa diye anılan masaya beni de almışlardı. Yani 8 kişilik özel davetli arasında yer almak ve Sayın Cumhurbaşkanımızla karşılıklı olarak sohbet etmek büyük onurdu benim için. Bu onuru ve mutluluğu doyasıya yaşadım iki saatlik süre içerisinde. Cumhurbaşkanı GÜL de yemekte yaptığı konuşmada, eşi Hayrünnisa GÜL ile öğretmenleri Çankaya Köşkü’nde ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduklarını belirterek, ‘’Sizlerin ve şahsınızda bu kutsal görevi özveriyle yapan bütün öğretmenlerin Öğretmenler Gününü kutluyorum’’ dedi. Öğretmenlerle her yıl Atatürk’ün başöğretmenliği kabul edişinin yıl dönümünde bir araya geldiğini anımsatan GÜL, bu etkinliğin öğretmenlerin devlet katındaki itibarını göstermenin yanı sıra öğretmenleri dinleme ve düşüncelerini paylaşmaya vesile olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı GÜL, bu yıl Öğretmenler Günü’nün Van ve Erciş’teki depremlerde çok sayıda öğretmenin hayatını kaybetmesi nedeniyle buruk yaşandığını ifade ederek, ölen öğretmenlerin çoğunun göreve yeni başlamış öğretmenler olmasının üzüntülerin artmasına neden olduğunu belirtti. Bizlere, eğitimde kalitenin artması için neler yapabiliriz? Ahlaki bozulmanın önüne nasıl geçebiliriz? Gibi sorular sorup, hepimizin önerilerini tek tek ve sabırla dinlediler. Harika bir ortamda geçen yemek, adeta bir rüya gibi geldi geçti bir anda. Dikkatimi çeken bir konu da tatlı bir sanat müziği eşliğinde yenilen yemek ve köşkün dekorlarının tamamen yerli kültür öğeleriyle bezenmiş olmasıydı. Hele tatlı… İnanın kesmeye ve yemeye kıyamadım o güzelim saray muhallebili kabak tatlısını. Ve,tatlının peşinden gelen harika bir çayla son noktayı koymuştuk bitmesini hiç birimizin istemediği ‘cumhur’un ‘Başkanı’yla buluşmasına.


UNUTTUN MU BENİ? Bir yakamozdun ay ışığında denize vuran Bir yağmur, nisanda camlarımı buğulandıran Kızıl saçlarındaki alev yakardı bir güneş gibi Gözlerinse kıyısı olamayan bir okyanus Sen, uzak kentlerin zor kadını Yokluğunda her şey yalan şimdi Hepsi anlamsız yaşananların Kokun bir lavanta, güvercinsi Sensiz, susuz kaldı kuşlar Sokaklarsa baştan ayağa karanlık kalmış Bihaber yaşıyor tüm kent Herkes ihtiyarlamış ve yorgun Zaman ilerlemiyor, hep durgun Kentin ışıkları yanmıyor nedensiz Kahvelerin tadı kalmamış Ağaçlar çiçekten yoksun, Sesini özlüyor gökyüzü Hep ağlamakta yağmur olup yanaklarıma Bir rüzgâr alıp gitmişti ya bir ekim sabahı seni Sonbaharın son yaprakları gibi Bu şehirde o günden beri bahar yok Kutup karanlığında kaldı herkes İçimde durmadan ağlıyor bir öksüz çocuk Ve hiçbir renk tutmuyor dudaklarının kırmızısını Her bakış sen oluyorsun İnce, uzun... bir derin ışık Mona Roza kıskanıyor belli ki seni Ressamlar çizemiyor senin gibisini Şairlerse utanıyor anlatamadıklarına tek bir zerreni Yıldızlar parlıyor etrafında Hepsi bir oluyor ama bir sen olmuyor Bense bıraktığın gibi… Biraz kirlenmiş âşık gibi Sen, şimdi kim bilir... Belki de unutmuşsundur beni...

EROL AKKUŞ Gazi İlköğretim Okulu Türkçe Öğretmeni ORDU53


ORDU’DA YAMAÇ PARAŞÜTÜ Merhaba bize kendinizi tanıtır mısınız ? Ben Mesut Alp POYRAZ. 28 yaşındayım, Ordu doğumluyum, Ordu’da yaşıyorum, bir dershanede matematik öğretmeniyim. Yamaç paraşütü sporuyla ilgilenmekteyim. Yamaç paraşütüne nerede ne zaman ve nasıl başladınız? 2003 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Havacılık kulübünde başladım.2007 yılında okulumu bitip Ordu’ya gelince spora burada devam ediyorum. Yamaç paraşütünü bize biraz tanıtabilir misiniz ? Yamaç paraşütü sivil havacılıkta çok hafif motorsuz hava aracı olarak bilinir. Ekipmanlar olarak; kanat (uçan paraşüt kısım), harnes ( oturulan bizi paraşüte yani kanada bağlayan kısım) ve yedek paraşütten oluşur. Yamaçlardan havalanarak süzülen bir hava aracıdır. Kolay taşınabilir olması sayesinde, yolu olmayan tepelerden kalkış yapılabilir. Özel kalkış-iniş pisti gerektirmez.


Doğal kaldırıcı kuvvetleri kullanarak saatlerce havada kalabilir, bulutlara kadar yükselebilir ve kilometrelerce mesafeler kat edebilir. Dünyada en yaygın ve hızlı gelişen havacılık sporudur. Peki kimler yamaç paraşütü yapabilir? Eğitimleri nereden alınır? Ne kadar zamanda öğrenilir? 16 yaşından büyük, herhangi bir spor yapabilecek sağlığa sahip herkes yapabilir. Eğitimleri Türk Hava Kurumundan, Üniversite kulüplerinden, çeşitli dernek ve topluluklardan alınabilir. Başlangıç eğitimi bir seneyi bulabilir. Pilot 2-3 hafta içerisinde küçük tepelerden tek başına uçuş gerçekleştirir.15-20 civarında alçak tepelerden uçuş yaptıktan sonra irtifa uçuşları yapılır.Bu eğitimleri başarıyla tamamlayan pilot başlangıç eğitimini tamamlamış olur.Daha sonra ileri seviye eğitimler vardır. Kilometrelerce mesafeler katedildiğinden bahsettiniz bu nasıl oluyor ? Tıpkı kaldırıcı hava akımlarını kullanarak kanat çırpmadan yükselen ve mesafeler kateden kuşlar gibi… Biz de aynen o şekilde ısınan havanın yükselticiliğini kullanarak (termik) 3000–3500 metrelere kadar yükselip mesafeler katedebiliyoruz. Bunun yarışmaları yapılıyor ve bu sene Çankırı – Bayramören dünya şampiyonasına ev sahipliği yaptı. Ayrıca Türkiye rekoru 255 km. Ben de fırsat buldukça yarışmalara ve mesafe uçuşlarına katılıyorum. Ordu da yamaç paraşütüne ilgi var mı? Aslında bu spora çok fazla ilgi yok. Bunun en büyük sebebi tehlikeli bir spor olarak görülmesi. Bunun en büyük sebebi maalesef basının sadece olan kazaları haber yapması. Dünya şampiyonasını haber yapmak yerine kaza haberleri daha fazla ilgilerini çekiyor. Gençlerin bakışı nasıl yamaç paraşütüne? Öğretmenlik yapıyorsunuz ‘uçan hoca’mı diyorlar size? Gençlerin arasında ilgili olanlar çok. Tabi uçuş yaptığım için de ilgilerini çekiyorum zaman zaman. Sorular sorup uçuş anılarımı anlatmamı istiyorlar bazen. Aralarında üniversiteyi kazanıp havacılık kulüplerine üye olanlar var. Bu da beni mutlu ediyor. Peki tehlikeli değil mi? Ya ters rüzgar eserse? Önce şu ters rüzgar meselesini açıklayayım. Ben bu sporu 2003 ten beri yapıyorum ve ters rüzgar nedir bilmiyorum. Bir gazeteci arkadaş açıklarsa sevinirim. Maalesef insanlarımız bilgi sahibi olmadan söz sahibi olabiliyorlar. Ters rüzgâr diye bir şey yoktur, hava hareketleri anlık değişiklik göstermez, eğer gösteriyorsa o hava kötü bir havadır zaten uçulmaz.


Tehlikeye gelince; tabi ki tehlike var. Sonuç olarak sıra dışı ve doğa sporu yapıyorsunuz. Bu spor her doğa sporunda olduğu gibi çeşitli disiplinler ve kurallar içerir. Bu kurallara uyup limitlerinizi zorlamazsanız riski minimuma indirirsiniz. Turizmdeki yeri nedir bu sporun? Ordu da tandem uçuşlar yapıyoruz. Tandem hoca eşliğinde iki kişilik paraşütlerle yapılan uçuş şekli. Yerli yabancı bir çok turisti uçurdum. Hepsi çok memnun ayrıldı. Ordu da bu yönden yabana atılmayacak bir yer. Teleferikle 6,5 dk.’ da tepeye ulaşıyorsunuz eşsiz Ordu manzarasıyla 500 metreden adrenalini ve özgürlüğü kanınızda hissediyorsunuz. Bu da Ordu ya gelen insanların hayatı boyunca hafızasından silemeyeceği bir anı olarak aklında kalıyor. Uludağ kayak sporuyla, Kaş dalış sporuyla, Alaçatı rüzgâr sörfüyle anılırken Ordu da yamaç paraşütüyle neden anılmasın. Doğa sporlarının turizme katkısı küçümsenmeyecek düzeyde. Teşekkür Ederiz...İyi Uçuşlar Dileriz...


DYNED Zehra ŞANLI

NEDİR DYNED? Yıllardır konuştuğumuz ülkemizdeki yabancı dil öğretimindeki en önemli problem dili anlayan ama konuşmakta zorlanan, dil bilgisi yönünden yetenekli ama yabancı dili konuşmaya cesaret edemeyen bireyler yetiştiriyor olmamız. Yeni öğretim yöntemleri öğrenciyi daha aktif

tutmayı amaçlamış olsa da daha interaktif bir sisteme ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır. Yaşadığımız yüzyılda öğrencileri başarıya ulaştıracak dil becerilerinin gelişmesini sağlayacak en etkili yöntemler interaktif dil öğrenimleridir ve Dyned bu yöntemi kullanan dil programlarından biridir. Dyned dinamic ve education (Dinamik ve Eğitim)kelimelerinin bir araya getirilmesinden oluşmakta ve Dinamik Eğitim anlamına gelmektedir. Bu program bilgisayar temelli eğitim sürecini içerir ve bu zamana kadar geliştirilmiş en kaliteli yabancı dil programlarından biridir. Programın en önemli özelliği hem görsel hem işitsel olup öğrenciyi sürekli aktif olmaya zorlamasıdır. Öğrenciler her bir cevabı için hem görsel hem işitsel geri dönüt alır. PEKİ NEDEN DYNED? Bu sorunun belki de en iyi cevabı içinde yapay zeka bulunduran tek bilgisayarlı eğitim sistemi olmasıdır.

Bu yapay zeka sayesinde her öğrenci kendi hızında ilerler ve kendi seviyesinde sorularla karşılaşır.Dyned’in eğitim sistemi olan ‘Recursive Hierarchical Recognation’ İngilizceyi beynin dil becerisini edinme şekline uygun olarak öğreten tek İngilizce dil eğitim sistemidir.(Dinle-Tekrar et-Bulmaca çöz)Bu yöntemle dil öğ-

reniminde bilinçaltı öğrenme becerileri hedeflenilerek öğrenilen dilin kalıcı hafızaya yerleştirilmesini sağlar.Dyned tarafından 1987 yılından beri kullanılan bu eğitim teorisi nörobilimsel araştırmalar tarafından da desteklenmektedir. Dyned sisteminin bir diğer avantajı ise öğrenme verimini artırarak çalışma zamanını klasik öğrenme yöntemleri ile karşılaştırıldığında en az 3 misli diğer bilgisayar destekli dil öğrenme yöntemleriyle karşılaştırıldığında en az 2 misil azaltır. Aynı zamanda öğretmenin bu çalışmaları bilgisayar ortamında hızlı ve detaylı kontrol etmesini sağlar. Öğrenciye zaman ve mekân bağımsız anadili İngilizce olan kişi ile çalışma olanağı sunar. Verimli çalışma yöntemlerine uygun ve İngilizce öğretmeni rehberliğinde 360 saat çalışıldığında akıcı bir dille İngilizce konuşulduğu görülmektedir. Dyned hemen hemen bütün yabancı dil öğrencilerinin sorunu olan aksan, diksiyon ve tonlama problemlerini de çözmeye yönelik donatılara sahiptir. Öğrencinin konuşmasını anında değerlendirerek geri dönüt verir ve

ORDU57

ne yazık ki sınıf ortamında bütün öğrencilere söz hakkı vererek bu şekilde değerlendirmek öğretmen açısından oldukça zahmetli ve ders süresi düşünüldüğünde uygulaması zordur. Dyned programının farklı İngilizce öğrencilerine yönelik 15 yazılımı mevcuttur. Ülkemizde ise 4,5,6,7 ve 8. sınıflarda öğrenim gören öğrenci-

lerin seviyelerine uygun olarak ‘first English ve ‘English for success’ yazılımları kullanılmaktadır. Dyned eğitime %100 destek kampanyası kapsamında Sanko Holding tarafından Milli Eğitim Bakanlığına bağışlanmıştır. Özel okullarda öğrenci başına maliyeti 1000tl olan bu programdan devlet okullarındaki ilköğretim öğrencileri ücretsiz yararlanmaktadır. Fakat ne yazık ki dyned hakkındaki bilgi eksikliği, yeni yöntemlere karşı önyargı ve okullardaki fiziksel koşulların yetersizliği yüzünden okullarımızda bu sistemden yeteri kadar yararlanılmamaktadır. Devlet planlama teşkilatının 9. kalkınma planı çerçevesinde yabancı dil bilen ve teknolojiyi etkin kullanan bireyler yetiştirmek amacı ile yürütülen Fatih Projesi ile okullarımızdaki fiziksel koşulların düzeltilmesi amaçlanmaktadır. Dinleme ve konuşma yetenektir, bilgi değildir.Yetenek geliştirme,etkin alıştırmaların düzenli ve sık yapılmasını gerektirir.Dinleme ve konuşma yeteneğini geliştirmek için düşünme veya ezberleme olmaksızın lisanı otomatik olarak çözmek zorundayız. Beynimiz bunu yapmak üzere tasarlanmıştır, ancak dil öğrenmek için bol bol konuşma alıştırması yapmak gerekir. Milli Eğitim Bakanlığının inandığı ve sürdürdüğü bu programdan Ordu Milli Eğitim Müdürlüğü olarak öğrencilerimizin en etkili şekilde yararlanabilmesi için İngilizce öğretmenlerimizin de yoğun çabalarıyla çalışmalarımıza devam etmekteyiz.


ALİ ERKAN KAVAKLI İLE SÖYLEŞİ

“İYİ ÖĞRETMEN İLHAM VERİR” ALİ ERKAN KAVAKLI 1952 yılında Konya’nın Seydişehir ilçesine bağlı Kavak köyünde doğdu. İlkokulu Kavak’ta, orta ve liseyi Konya’da okudu. 1971 yılında liseden mezun olunca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne girdi, 1976 yılında fakülteden mezun oldu ve öğretmenliğe başladı. Hatay, Sivas, Divriği, Suşehri, Çanakkale, İstanbul ve altı yıl da Almanya’da edebiyat öğretmenliği yaptı. Yazı hayatına hikâye ile başladı, ilk hikâyesini 1974 yılında yayımladı. Daha sonra çeşitli dergi ve gazetelerde sürekli yazılar yazdı. Hâlen Vakit’te haftalık yazılar kaleme alıyor. 1988 yılında Milli Eğitim Bakanlığının açtığı imtihanı kazanarak Almanya’ya gitti, altı yıl orada kaldı, Almanca öğrendi, Alman Edebiyatı ve Modern Literatür ile ilgili kurs ve seminerleri takip etti. Halen özel bir okulda çalışıyor, kişisel gelişim ve eğitim seminerleri veriyor. Almanca ve Arapça bilen yazar, iki çocuk babasıdır. Bugüne kadar 19 roman, 4 hikâye, 12 eğitim, başarı ve motivasyon, 2 şiir seçkisi kitabına imza atan Kavaklı, liselerde okutulan edebiyat, dil bilgisi ve kompozisyon kitaplarını hazırlayan komisyonda görev aldı, komisyon başkanlığı yaptı. “SİZ OLMASAYDINIZ İŞİM ZORDU” -Kıymetli hocam, yazarlık haya-

tınız nasıl başladı, sizi yazmaya sevk eden sebepler nelerdir? Kavaklı: Yazarlık serüvenim edebiyat fakültesine girmemle başladı. Lise yıllarımda şiirler karaladığımı hatırlıyorum fakat bunlar sistemli çalışmalar değildi. Edebiyat fakültesinde talihli bir tevafuk neticesi olarak Prof. Mehmet Kaplan’ın öğrencisi oldum. Kaplan iki saatlik dersler yapardı ve bir derste en az 10 kitap tavsiye ederdi. Çok okumak beni yetiştirdi. Bir yazar için en önemli şey, bir yazarlık heyecanı duymak, ikincisi yazarlık birikimi kazanmak… Sonra çalışarak elde edilecek kalem ustalığı gerekli. Mehmet Kaplan, bana hem özgüven hem de birikim kazandırdı. Onun ve öteki hocalarımızın tavsiye ettiği kitapların çoğunu okudum. Kaplan’ın eserlerinin tamamını yuttum, gazete ve dergilerde yazdığı yazıları takip ettim. Kalem ustalığını ünlü yazar Hekimoğlu İsmail sayesinde kazandım. Hekimoğlu İsmail, fakülte yıllarında tanıdığım bir köşe yazarıydı. Minyeli Abdullah, Maznun, Davet, Tefekkür gibi kitaplarını daha önce okumuştum. Edebiyat fakültesinde iken arkadaşlarla bir edebiyatçılar kulübü kurduk, Hekimoğlu’nu davet ettik. Onunla tanışmak ufkumu açtı. Hekimoğlu ile uzun yıllar edebiyat sohbetleri yaptık. Sonra onun köşe yazısı yazdığı gazetede kültür ve edebiyat sayfası çıkardık. Edebiyat fakültesinde okurken merak ve ilgim sayesinde edebiyat,

ORDU58

kültür ve sanat çevrelerini tanıdım. Necip Fazıl, Cemil Meriç, Ahmet Kabaklı, Ergün Göze, Vehbi Vakkasoğlu, Yavuz Bahadıroğlu, Ayhan Songar, Yavuz Bülent Bakiler vb. yazar ve şairleri dinledim. Onları yakından tanıma fırsatı buldum. 1974 yılından itibaren hikâye ve denemeler yayınlamaya başladım. İlk hikâyem 1974 yılında Yeni Asya gazetesi kültür ve sanat sayfasında yayınlandı. İlk hikâye kitabım Gönülleri Fethedenler 1982 yılında okuyucu ile tanıştı. İlk romanım Gülü Koklayamadım, Hekimoğlu İsmail’in kurduğu Timaş yayınlarının en iyi romanı seçildi. Sonraki yıllarda roman, hikâye ve deneme yazmaya devam ettim. Almanya’da kaldığım yıllarda (1988-94) modern literatür, Alman edebiyatı kursları gördüm. Postmodernite üzerinde yoğunlaştım. İnsanları kötüden iyiye değiştirmek, çirkinliklerden güzelliğe sevk etmek amacıyla postmodern bir tavırla yazmayı sürdürüyorum, revaluasyonerist bir yazarım. İYİ BİR ÖĞRETMENİN NİTELİKLERİ -4. Baskısı yayınlanan Gülen Öğretmen kitabınızla alakalıda bir şeyler sormak istiyorum… Gülen Öğretmen romanı nasıl oluştu? Bu romandan yola çıkarak ideal öğretmen profili çizebilir miyiz? Kavaklı: 1990 yılında Kader Kapımı Çaldı isimli romanım yayınlandı. 1979’lu yıllardaki kaos ortamı içinde yaşayan, idealist bir öğretmen olan Cemal’in okul serüvenini anlatıyordu roman. Cemal’in Esra ile yaşadığı aşk ve okulda geçen sıra dışı olaylar, heyecanlı bir romanın doğmasına yol açmıştı. Sorunlarla boğuşan Cemal, şikâyet kültürünü benimsemiyor ve hep çözüm peşinde koşuyordu. Zaman için Cemal Öğretmen, olgunlaştı, meslek hayatının 25. yılından sonra işini mükemmel yapan usta ve bilge bir öğretmene dönüştü. Sonra da meslektaşlarıma faydalı olur ve şikâyetten vazgeçerler, çözüm ararlar ümidiyle Cemal’in ustalık dönemini romanlaştırdım. Gülen Öğretmen, hayatın zorluklarına, kahrına, problemlerine gülen ve onlar karşısında çözüm üretmeyi zevk hâline getiren birinin hikâyesi. Kader Ka-


pımı Çaldı beş, Gülen Öğretmen dört baskı yaptı, serinin üçüncü kitabı olan Bilge Öğretmen 10 adet basıldı, 9 bin sattı. Bana göre iyi bir öğretmende bulunması gereken 10 nitelik şunlar: 1. İdeal öğretmen, öğretmeyi sevmeli, insanı sevmeli. 2. Ülkesini sevmeli ve ülkemizi yükseltecek idealist yetiştirmek gayreti olmalı. 3. Mesleğini iyi bilmeli, dersi heyecan uyandırarak anlatmalı. 4. Sosyal zekâsını güçlendirmeli, meslektaşları ve idare ile iyi iletişim kurabilmeli. 5. Öğrencilerini sevmeli ve onlarla sağlıklı diyaloglar geliştirmeli. 6. Öğrenmeyi sevdirmeli, öğrenmeyi öğretmeli. 7. Rahat ve huzuru, çalışmada ve faydalı olmada görmeli. Yan gelip yatmayı, kaytarmayı, iş hilelerini bilmemeli. Hileyi, hilesizlikte bilmeli. 8. Yeniliklere açık olmalı, baltayı bilemeli. 9. Sinerji meydana getirmeli, arkadaşlarından öğrenebilmeli, birlikte çalışmaktan zevk almalı. 10. Sabırlı, hoş görülü, güler yüzlü olmalı. En önemlisi de öğretmenliğin peygamber mesleği olduğunu bilmeli, öğrencilerine ve insanlara faydalı olmaktan mutluluk duymalı. OKUL VE AİLE İŞBİRLİĞİ ŞART -Eskiden Anadolu da öğrenciyi babası okula yazdırırken ‘’Hoca, eti senin kemiği benim.’’derdi. Bu noktadan hareketle günümüzün öğretmen öğrenci ilişkisi üzerine neler söyleyebiliriz? Kavaklı: Eğitimde en önemli üç unsur var: öğretmen, öğrenci, veli. Eskiden öğretmen-veli iş birliği kavramı belki de yoktu. Bütün sorumluluk öğretmenin üzerindeydi. Bugün eğitim yaygınlaştı, okullar, çoğu zaman evlerin hemen yanı başında. Öğrencinin günlük 6-7 saati okulda geçiyor. Geriye kalan 16-17 saat evde. Ev ile okul, öğretmen ile veli arasında sıkı bir işbirliği ve diyalog kurulması taraftarıyım. Son yıllarda sıkça veli ziyaretleri yapıyorum. Eğitimin veli ayağı aksamamalı. Öğrenmeyi sevmeli ve öğrenmeliyiz. Evdeki hayat öğrenmenin bir parçası olmalı. Veliler eğitime daha çok katkıda bulunmalı, öğrencinin eti de kemiği de öğrencinin olmalı.

Öğretmen ve veliler çocuklarımızın ruh, karakter ve zekâ gelişimine yardımcı olmalı ve onlara doğru bir yol haritası çizebilmeli. BAŞARILI VE BİLGE ÖĞRETMEN İLHAM VERİR -Öğretmenlik hayatınızda en unutamadığınız anınızı bizimle paylaşır mısınız? Kavaklı: Memnuniyetle Osmaniye’de bir dizi konferans vermiştim. Yıllar sonra Osmaniye’deki bir okuyucumdan müjde gibi bir mail aldım. Çocuklarımıza doğru bir yol haritası çizerek onları motive etmenin önemini anlatıyordu bu mail. Harika, umut ve keyif verici, heyecanlandırıcı… Osmaniyeli Mücahit’in yüreğimde heyecan kasırgaları estiren güzel satırlarını aşağıya alıyorum. Zevkle okuyacağınızı ümit ediyorum. “Değerli Hocam, Sizi üç kere dinledim. Her dinleyişte moral buldum ve çok sevindim. Siz bana inanılmaz ölçüde güzel bir yol haritası çizdiniz. Sayenizde neyi, niçin ve nasıl yapacağımı öğrendim. Sizi ilk defa dinlediğimde ilköğretim son sınıftaydım. Önümde ölüm kalım savaşı vardı ve gergindim. Acaba kazanabilecek miyim sorusu beni yiyip bitiriyordu. İçimde üçüncü dünya savaşı vardı, var olma ve yok olma kavgası veriyordum. Sizi dinlerken beynimde şimşekler çaktı; çok ama çok heyecanlandım çünkü içimdeki varma veya yok olma savaşından söz ediyor ve korkunç savaşı kazanabileceğimi söylüyordunuz. Konuşurken siz de heyecanlı idiniz, hem heyecanlanıyor hem de

ORDU59

heyecanlandırıyordunuz. Sesiniz, mimikleriniz, el ve kol hareketleriniz bize, içinizde uyuyan devi uyandırın, diyordu. Alnınızın boncuk boncuk terlediğini, gömleğinizin yer yer tere battığını gördüm. Siz yaptığınız işe bütün benliğinizi veriyordunuz. Yaptığı işi, en iyi yapmanın sırrı bu olsa gerekir. Sayenizde ümitlendim ve yeteneklerimin farkına vardım. Başaracağına inanmak ve kendini adamak gerekiyormuş. Meğer benim başarılı olan insanlardan hiçbir eksiğim yokmuş. Başarılı insanlar da bir beyin, bir yürek, iki el ve iki ayakla yola koyulmuşlar. Bu donanıma ben de sahipmişim. Yeteneğim varmış ama arabayı garaja çekmişim, kullanmıyormuşum. Derslere bütün benliğimle sarılmıyormuşum. Sizi dinledikten sonra kafamdaki sisler ve bulutlar dağıldı. Artık ne yapacağımı biliyordum. İlk işim, arabayı garajdan çıkarıp çalıştırmak oldu. “Kendinize güvenin, yeteneklerinizi geliştirin.” demiştiniz. O gazla yola koyuldum, güvenle başarı limanına doğru hareket ettim. Ne olmak istediğimi biliyordum, hedefe ulaşmak için ilk adım olarak iyi bir liseyi kazanmam gerekiyordu. Bir plan yaptım, Anadolu lisesi sınavlarına hazırlanmaya başladım. Sayenizde yüreği başarı tutkusu ile çarpan, hırslı bir öğrenci oldum. Azim ve kararlılıkla sınavlara hazırlandım. “Başarı modellenir. Bir kişi yapmışsa aynı tutkuyla çalışır, aynı bedeli ödemeyi göze alırsanız siz de yaparsınız. Başarı öğrenilebilir,


başarısızlık da öğrenilir. Siz başarı yolunu seçiniz.” demiştiniz. İstersem ve düzenli ve planlı çalışırsam bir Anadolu lisesini kazanabilirdim. Sizi dinlerken kararım kesinleşti. “Ben de başarabilirim.” dedim kendi kendime. Dersaneye gitmek için paramız yoktu. Mazeretlere sığınacak değildim, bunun faydası olmadığını söylemiştiniz. Mazeretler düşmanınızdır, demiştiniz. Bir arkadaşımdan Anadolu liselerine hazırlık kitapları aldım ve kolları sıvadım. Atalarımız işleyen demir ışıldır, demişler. Bilgi cilasıyla zekâmı parlatmalıydım. Artık ısrarlı ve planlı bir şekilde ders çalışıyordum. Size göre yeteneğin bir önemi yoktu. “Her türlü zekâ geliştirilebilirdi. Herkes potansiyel dâhidir, her beyin öğrenir, fark öğrenme hızındadır.”diyordunuz. Önceleri derslerim iyi değildi, bir türlü istediğim tempoyu tutturamadım, istediğim notları alamadım. “Sabırla koruk helva olur. Zirvelere tırmananlar da ilk adımla baş-

lamıştır.” demiştiniz. Öyle oldu, zamanla toparladım. Sadece okuldaki derslere çalıştım, tekrarlar yaptım. Kitapları bilirsiniz hocam, özellikle de fen kitapları pek fazla bilgi içermiyor, daha çok deneye yönelik. Alternatif kitaplar bulup azim ve hırsla çalışınca farkı fark etmeye başladım. Çalıştığım konularla ilgili testler çözüyordum. Gün geçtikçe deneme sınavlarında oldukça başarılı olmaya başladım. Sonunda çalışmalarım meyvesini verdi, Anadolu lisesini kazandım. Anne ve babam tuhaf bir şekilde beni kazandığım okula göndermek istemediler ve illa imam hatip lisesine gideceksin diye tutturdular. Tabi ben kazandığım okula gitmek istiyordum. Evde savaş çıktı ama asıl savaş benim içimdeydi. Yüreğimde volkanlar patlıyor, kalbime bombalar atılıyordu. Beynim tam bir savaş alanıydı. Uzun süre demir atabileceğim bir liman aradım fakat bulamadım. Psikolojik ve taktik savaşlar günlerce devam etti. Okula kayıt aşamasına kadar epey şeyler oldu; annem ve babamla sürdürdüğüm bu kavga hayatın

ORDU60

tadını tuzunu kaçırdı. Can sıkıcı tartışmalar, küsmeler, laf çarpıtmalar… Kapı çarpmalar, duvar tekmelemeler, evde bağırıp çağırmalar… Hiçbiri fayda vermedi, Anadolu imam hatip lisesine kaydolmak zorunda kaldım. İsteksiz, heyecansız, şevksizdim; ayaklarımı sürüyerek okula gidip geliyordum. Ta siz gelene kadar... Bizim okula seminer vermek için geldiğinizde içimdeki meydan savaşı devam ediyordu. Meslek liselerinin önünde kat sayı engeli vardı. Okul gelecek vaat etmiyordu. İmam hatipli deyince eski okuldan tanıdığım bazı arkadaşlar burun kıvırıyorlardı. Herkes yanılmıyordu ya… Ders çalışsam, okulu birincilikle bitirsem ne olacaktı?.. O gün sizi dinleyince hayata bakış açım değişti. Henüz lise birde, yolun başındaydım. Siz imam hatip liselerinin önünün, kat sayıya rağmen, açık olduğunu anlattınız. Özellikle de din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni, imam, vaaz, müftü, Kur’an kursu öğretmeni ve ilahiyatçı ilim adamı olmak isteyenlerin ek puan alacağını söylediniz. Gözüm açıldı, içim ferahladı. Hele bu okullarda okuyanların


Allah’ı ve ahreti öğrendikleri için cennetlik olduklarını söylemeniz… Bunlar gönlümde yeni ufukların açılmasına, yüreğime yeni ümit güneşlerinin doğmasına yol açtı. Sizi dinlerken din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olmaya karar verdim. O ana kadar avukat olmak istiyordum, sizi dinleyince ne olursa olsun öğretmen olacağım, dedim. Mecburiyetten dolayı din kültürü öğretmenliğini seçtiğimi düşünebilirsiniz ama bu mesleğin benim için ayrı bir anlamı var. Seçmeden önce çok düşündüm. İlkokullardaki bazı din kültürü hocalarının pasifliğini gördüm. İmam hatiplerin orta kısmının kapanmasıyla gençlerde manevî açıdan bir çöküş olduğunu gözlemlemeye başladım. Bence bunun temel sebebi çocukların küçükken yeterince manevî yönden eğitilmemesi. Rabbim nasip eder de din dersi öğretmeni olursam bu manevî açlıkla sonuna kadar mücadele edeceğim. Tabi önce kendimi yeterince yetiştirmem gerekiyor. Kendini ıslah edemeyen başkasını ıslah edemez. Siz hep gaz verdim dersiniz ya... Hocam, moral ve motivasyan çok önemli. Sizi dinledikten sonra ben de başkalarına gaz vermenin çok faydalı olacağını düşünmeye başladım. Artık hem olumlu düşünüyor hem de etrafımı olumlu yönde etkilemeye çalışıyorum. Üçüncü defa Osmaniye’ye geldiğinizde ben lise son sınıftaydım, yine okulumuza gelmiştiniz. Okulun en üst kattaki konferans salonundaydık. Arkadaşlar ümitsiz ve yılgındı. Siz yine başarı prensiplerini ve hayata istikamet veren ilkeleri anlattınız. İnsanı heyecanlandıran, ümitlendiren, şevklendiren şiirler okudunuz: “Yüksel ki yerin bu yer değildir; Dünyaya gelmek hüner değildir.” “Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası; Dostunun yüz karası, düşmanın maskarası!” “Kuzum ayıp mı çalışmak, günah mı yük taşımak? Ayıp dilencilik, işlerken el, yürürken ayak. Ey dipdiri meyyit! İki el bir baş içindir; Davransana eller de senin baş da

senindir! Herkes gibi henüz hakk-ı hayatın varken, Hani herkes gibi azminde sebatın? Sahipsiz olan bir memleketin batması haktır; Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.” “Sen de geçebilirsin anadan, yardan, serden! Senin de destanını okuyalım ezberden. Haberin yok gibidir, taşıdığın değerden… Elde sensin, dilde sen, gönüldesin, baştasın; Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.” Sizin o bitmez tükenmez heyecanınız, iyimserliğiniz, ümit veren sözleriniz, cesaret aşılayan konuşmalarınızı dinlemek bana her defasında yepyeni ufuklar açtı. Hele konuşmanın sonunda söylediğiniz şu sözler: “Hans’ın yaptığını Hasan da yapar. Abraham’ın ve Yakop’un başardığını İbrahim de Yakup da başarır. Emine’nin Ela’dan, Havva’nın Eva’dan bir eksiği yok.” Sizi tekrar tekrar dinlemek benim için şans oldu hocam. Ne zaman gaz bitse hemen takviye ediyordunuz. Özellikle son sınıftaki konuşma, hem benim için hem de diğer arkadaşlar için çok besleyici oldu. Konferanstan sonra aldığım Başarıya Götüren Yol adlı kitabınızı defalarca okudum, birçok arkadaşa da okuttum. Bu satırları size bir müjde ver-

ORDU61

mek için yazıyorum. Hocam, sonunda istediğim oldu, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliğini kazandım. Bu müjdeyi duymayı hak ettiniz çünkü başarımda en büyük etken sizsiniz. Geçen sene bizim okuldan tahminen 80-90 kişi sınava girmişti. Arkadaşlarımızdan 49 tanesi dört yıllık bir üniversite kazandı. İki yıllık yüksek okul kazananlar, açık öğretim edebiyat kazananlar var. Sizi karşıma çıkardığı için Rabb’ime şükrediyorum. Bize emeği geçen tüm hocalarımıza istisnasız dua ediyorum ve etmeye de devam edeceğim. Siz olmasaydınız işim zordu. Sayenizde kafa karışıklığından kurtuldum ve doğru bir hedef seçtim. Hedefe kilitlenmeyi öğrendim. Hayata olumlu bakmayı ve olumlu düşünmeyi bize siz aşıladınız. Her biri birer kanun gibi, o veciz sözleriniz hâlâ kulaklarımda çınlar: “Çaresizliğe sığınmayın, çare arayın! Vazgeçmeyin, vazgeçen başarısızlığı seçer! Başarısızlığı değil, başarıyı seçin. Başarılı insanları örnek alın ve onları modelleyin. Üşenmeyin, ertelemeyin, vazgeçmeyin! Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir. Başarının iki temel ilkesi vardır: İnanmak ve adanmak. Başaracağınıza inanın, hedefinize kilitlenin ve kendinizi adayın!” Hocam, kafanızı şişirdiysem kusura bakmayın ama size olan sevgi ve hürmetimden ötürü heyecanlanıp uzun uzun yazdım. Ellerinizden öper, dualarınızı beklerim. Allah’a emanet olun.” 07.10.09 / 23.15 / Mücahit Çakır Öğretmen ilham vermeli ve öğrencilerine doğru bir yol haritası çizmeli, bu son derece önemli bir konu zira hedefi olmayan yelkenliye hiçbir rüzgâr yardım etmez, gideceği yeri bilmeyenin ne kadar yürüdüğünün bir önemi yoktur. -Sorularımızı cevapladığınız için çok teşekkür ederim. İlginiz için ben teşekkür ederim.


FARUK FURTUN ANAOKULU OKULUMUZUN TARİHÇES

İ

Ordu eşraflarından Hüseyin FURTUN ve eşi Sabahnur FURTUN küçük oğulları Faruk FURTUN’u elim bir trafik kazası sonucu 10 Mayıs l992 yılında hayatının baharında kaybetmişlerdir. 1962 doğumlu Faruk Furtun ilk, orta ve lise tahsilini Ordu’da tamamladıktan sonra l980 yılında İstanbul’da iş hayatına atılmıştır. Başarılı bir iş adamı olan ve çocuklara olan sevgisi ve şefkati ile bilinen, Faruk Furtun’un 30 yaşında vefat etmesi ailesi ve çevresini hüzne boğmuştur. Anne- babası küçük oğullarının vefatından sonra onun adını ve anısını çocuklarda yaşatmak için, İlimizin ilk bağımsız anaokulu olacak okulumuzun arazisini alarak, Milli Eğitim Bakanlığı vakfına bağışlamış ve araziye yapılacak okula oğulları Faruk FURTUN’un isminin verilmesini istemişlerdir. Faruk FURTUN’a Allah’tan rahmet diliyor ailesine sonsuz saygılarımızı sunuyoruz.

Faruk FURTUN

17.12.1996 yılında eğitime açılan okulumuz İlimizde ve hatta bölgemizde açılan ilk büyük bağımsız anaokuludur. Okulumuz kaloriferle ısınan 9 dersliği, 1 çok amaçlı salonu, 1 reviri,1 mutfağı, 1 müdür, 2 müdür yardımcısı odası, 1 idari işler odası, 9 gözlem odası,1 öğretmen dinlenme odası, her dersliğe ait lavabo ve tuvaletleri bulunan, üç çıkış kapısı olan 2 katlı binadır. Bodrum katta ise arşivi, 2 deposu ve çay ocağı bulunmaktadır. Her geçen yıl öğrenci sayısını daha da arttırarak, 48–72 ay grubu çocuklarımıza en iyi eğitim imkânlarını sunmak için büyük bir çaba ve özveriyle çalışmaktadır. Okulumuzun kurucu müdürlüğünü D.Lalehan PAMUK yapmış ve 2003 yılı Eylül ayında bu görevinden ayrılmıştır. 23.09.2003 tarihinde okul müdürlüğü görevine asaleten atanan Hülya ARLAĞ, 13.09.2011 tarihinde bu görevinden ayrılmış, Ordu 75. Yıl Anaokulu’na tayin olmuştur. Şu an okulumuz müdürlüğüne Nuray ERKOÇ DER vekalet etmektedir. Müdürlerimiz D. Lalehan PAMUK ve Hülya ARLAĞ’a, okulumuzda kuruluşundan itibaren büyük bir özveriyle çalışmış, emeği geçmiş ve ayrılmış olan tüm personelimize sonsuz teşekkür ederiz. Furtun ailesinin “Devlet-Millet el ele” ilkesinden hareketle arazisini bağışlayarak ilimize kazandırılmasına katkıda bulundukları okulumuz, eğitim alanında örnek bir kurum olarak ilelebet yerini muhafaza edecektir.

ORDU62


Um ut

Farklılıklarla Biz...

Güllerin renkli dünyası

ORDU63

Çiçekleri


DURUGÖL İLKÖĞRETİM OKULU Durugöl Mahallesinde 1995 yılında 28 derslikli ilköğretim okulu olarak 7146 m2 alan üzerine temeli atılan okulun inşaatı 1997 yılında tamamlanmıştır. 9 personel ve 250 öğrenci ile Ordu Merkez Durugöl İlköğretim Okulu adıyla 11 Eylül 1997 tarihinde eğitim öğretime başlamıştır. Okulumuzun ilk müdürü Zeynep Birsen GÜNEŞ, ilk müdür yardımcısı Hüseyin BAŞ ve ilk öğretmenleri Halime Ayşen YILMAZ, Şehnaz AKBULUT, Sami SEÇKİNER, Ertan KÖROĞLU, Ayhan IŞIK, Bakiye Ufuk MİNNETOĞLU

ve Sinan KESKİN’ dir. Okulumuzun bahçesi içerisinde 1600 m2 bir alan üzerine 1998 yılında inşaatı tamamlanarak hizmete açılan 75. Yıl Anaokulu binası yapılmıştır. Bu okula bırakılan alan dışında 5546 m2 bir alan halen okulumuzun kullanımındadır. BİNA DURUMU: Okulumuz da toplam 35 derslik bulunmaktadır. Tekli öğretim yapılan okulumuz doğalgaz ile ısıtılmaktadır. Okulumuzda; Fen veTek. Lab. 1 Adet Kütüphane 1 Adet Bilişim Tek.Sınıfı 1 Adet Teknoloji ve Tasarım Atölyesi 1 Adet Spor Odası 1 Adet Toplantı Salonu 1 Adet bulunmaktadır. KADRO DURUMU: Okulumuz 1 müdür, 2 müdür yardımcısı olmak üzere 3 idareci, 21 sınıf, 27 branş öğretmeni olmak üzere 48 öğretmen, 1 memur ve 2 kadrolu personel ile eğitim-öğretime devam etmektedir. Branşlara Göre Öğretmen Durumu Norm Sayısı Mevcut Sayısı Sınıf Öğretmeni 21 21 Türkçe 3 3 Matematik 3 3 Fen ve Teknoloji 3 3 ORDU64


Sosyal Bilgiler 2 2 İngilizce 4 4 Din Kültürü 2 2 Teknoloji ve Tasarım 2 2 Görsel Sanatlar 1 1 Müzik 1 1 Beden Eğitimi 2 2 Bilişim Teknolojileri 1 1 Rehberlik 3 3 ÖĞRENCİ DURUMU: Okulumuz halen 7617 kız 638 erkek öğrenci olmak üzere toplam 1255 öğrenci ile eğitim öğretime devam etmektedir. BAŞARI DURUMU: 2010-2011 eğitim öğretim yılında; 128 öğrencimiz lise ve dengi okullara yerleşmiştir. Robert Koleji :1 Anadolu Lisesi :61 Ankara Fen Lisesi :1 Meslek Liseleri :30 Fen Lisesi :8 Güzel Sanatlar Lisesi :2 Anadolu Öğretmen Lisesi :15 Spor Lisesi :1 Ordu Özel Altaş Fen Lisesi :2 Sağlık Meslek Lisesi :7 SOSYAL ETKİNLİKLER Okulumuz her türlü faaliyette etkin olarak görev almaktadır. Veli öğretmen öğrenci işbirliğinin en güzel örnekleri okulumuzda sergilenmektedir. Gerek il içi, gerekse yurt genelinde düzenlenen yardım kampanyalarıyla ihtiyaç sahiplerinin hep yanında olduk. Çalışmalarımızda bizi yalnız bırakmayan velilerimize şükranlarımızı sunarız…. Okulun tüm birimleri öğrencilerin hizmetine sunulmuş, başarının arttırılması için tüm

imkanlar öğrencilerin kullanımına hazır hale getirilmiştir. Kitap okumanın başarılı olmada önemli olduğuna inanan okulumuz, okuma çalışmalarına ağırlık vermektedir. Bunun en güzel örneği de öğrencimiz Şefika GÜNEY’ dir. Sene başından itibaren her türlü rehberlik faaliyetleriyle öğrencilerimizi destekleyen okulumuz, öğlen arası sıcak yemek hizmetini de sunmaktadır. Lisanslı satranç oyuncusunun Türkiye çapında en fazla bulunduğu okullardan biri olan Durugöl İlköğretim Okulu yapılan satranç turnuvalarında aldığı derecelerle başarısını kanıtlamıştır.

ORDU65


STRATEJİK PLANLAMA SÜRECİ ve 75. YIL CUMHURİYET İLKÖĞRETİM OKULU

1974 yılında kurulan eski adı Akçetepe Meydan, şimdiki adı ile 75. Yıl Cumhuriyet İlköğretim okulu olan okulumuz ilimiz Cumhuriyet Mahallesinde bulunan 400 öğrenci kapasiteli tekli eğitim öğretimin gerçekleştirildiği bir okul. Beşinci eğitim bölgesi sınırları içinde bulunan okulumuz, kentimizin sosyo ekonomik olanaklarının kısıtlı olduğu bir muhitte olmasının verdiği sıkıntılara rağmen oldukça huzurlu bir kurum. Burada öncelikli hedefimiz mutlu ve gülen yüzlerin hakim olduğu, bir eğitim öğretim ve yaşam alanı oluşturmak. Bu eğitim öğretim ve yaşam alanında başarıyı salt test ve sınav başarısı seviyesine indirgemeksizin mutlu ve başarılı bireyler yetiştirmeyi hedefliyoruz. “İnanmak, başarmanın yarısıdır.” ilkesi ile yola çıktığımız stratejik plan çalışmalarımızda; öncelikle tüm okul çalışanları, veliler ve öğrenci birlikteliği sonucunda, belirlenecek hedeflere ulaşılacağı inancını oluşturmaya çalıştık. Kurum personelinin inanarak ve gönüllü olarak, yapılacak çalışmalara katılımlarını sağlamak amacı ile insan kaynağına yönelik bilgilendirme çalışmaları, seminerler, stratejik planlama ile ilgili kaynak taraması gibi etkinlikler gerçekleştirdik. Bu işin bir ekip işi olduğu bilinci ile hareket edilmesini sağlandık. Önümüze çıkacak her türlü engeli omuz omuza vererek aşacağımız kaliteli bir ekibe sahip olduk. Böylece işin en önemli kısmı halledilmiş oldu. Bu aşamadan sonra stratejik plan hazırlama ve izleme birimi oluşturduk. Çalışma takvimimizi belirledik. Çalışma takvimine göre süreci işletmeye başladık. Tüm katılımcıların (yönetici, öğretmen, personel, veli, öğrenci) stratejik planlama sürecine dahil olmalarını sağlayacak etkinlikler düzenledik. Yapılan çalışmaları raporladık ve analiz ettik. Eksiklikler ve verimli alanlar izleme değerlendirme birimi tarafından analiz edildi. Analiz sonuçlarına göre çalışma takvimi ve yol haritasında güncellemeler gerçekleştirdik.

ORDU66


Stratejik planlama yaparken: Nerdeyiz? Nereye ulaşmak istiyoruz? Nasıl ulaşırız? Başarımızı nasıl takip ederiz ve değerlendiririz? Sorularına yanıtlar aradık. Misyonumuzu, vizyonumuzu, amaç ve hedeflerimizi belirledik. Uygulanabilir projeler hazırlayıp bu projeleri uygulamaya koyduk. Yapılan bu çalışmalar sonucunda okulumuzda meydana gelen değişiklikler, şevkimizi daha da arttırdı. Hazırladığımız 2010-2014 Stratejik Planı sonucunda okulumuzda yaptığımız faaliyetler ve sağlanan gelişmelerden bazıları şöyle: • Okul kütüphanemizi, ilimizin en zengin okul kütüphanesinden biri

olması sağlandık • Kütüphanemize öğrencilerin faydalanacakları bilgisayarlar temin ettik. • Sınıflarımızın tamamına bilgisayar ve projeksiyon cihazı sağlamayı hedefleyen alt projemiz ile sınıfımıza bilgisayar projeksiyon sağladık ve çağın gereklerine uygun eğitim ortamları oluşturduk. • Okul bahçemizin daha güzel ve güvenli bir ortam olmasını sağladık. • Branş derslikleri uygulaması ile öğrenme ortamının daha iyi olduğu, tamamen işlenecek derse uygun sınıf ortamları oluşturduk. • Yapılan rehberlik çalışmaları ve sosyal etkinlikler sayesinde, okulumuzda az sayıda da olsa görülen şiddet olayları ve davranış problemlerini en alt düzeye indirdik. • Taşımalı öğrencilerimize sağlıklı, temiz, ısınma problemi olmayan, ayrıca çeşitli etkinliklerde de kullanılabilecek olan prefabrik yemekhane inşa etik. • Okula giriş-çıkışların düzenli olarak kontrol edilebileceği, uygulanabilir bir sistem oluşturduk. • Velilerimizin, öğrencilerimizin ve diğer paydaşlarımızın, okul faaliyetlerine katılımını iki katına çıkardık. • Sınavla öğrenci alan okullara yerleştirme oranımızı 2010-2011 eğitim-öğretim yılı için hedeflenen seviyeye çıkardık. • Öğrencilerimizin sosyal, sorumluluk sahibi bireyler olmaları için öğrenciler tarafından hazırlanan (“Atık Pil Toplama, Afetzedelere Yardım, “Ailece okuyoruz.”, “Bir Saatliğine Bizdeyiz”, “Temiz Çevre” etkinlikleri, model uçak yapım kursu, satranç egzersiz ve turnuvaları, tiyatro oyunları, şiir dinletisi, okul gazetesi, bilgi yarışmaları, sportif turnuvalar, vb.) kampanya ve etkinlikler planlayıp, uyguladık. • Velilerimizle daha rahat bir ortamda görüşülebilecek görüşme saatleri belirleyerek, veli görüşme odası oluşturduk. • Maddi kaynak sıkıntılarına imkânlar ölçüsünde çözümler bulduk. (Gönüllü veli, öğretmen, esnaf katkılarıyla.) • “Kardeş Okul Kardeş Kurum Kampanyası” kapsamında Ordu Bilim Sanayi ve Teknoloji Müdürlüğü ile koordineli olarak etkinlikler düzenleyip ziyaretler gerçekleştirdik. • Okulumuzda eksik olan alt yapı sorununu belediye işbirliği ile çözüme kavuşturduk. Okul bahçesindeki ağaç sayısını artırdık. • Okul öncesi derslik sayısını ikiye yükselttik. Bu derslikleri okulöncesi öğrencilerinin tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek seviyeye getirdik. • Okul personelinin dinlenme zamanlarını geçirebileceği biri açık diğeri kapalı kamelyalar oluşturuldu. • Eğitim gönüllüsü yurttaşlarımızın katkısı ile okul bahçesinde öğrencilerin yararlanacağı şadırvan yaptırdık. • Öğrenci kulüplerini sorunları tespit eden ve bu sorunlara çözümler arayan etkili oluşumlar haline getirdik. • Öğrencilerin satranç oynayabilecekleri sınıf ve satranç köşesi oluşturuldu. • Kısacası, okulumuzu eğitim-öğretim amaçlarına ulaşılan, öğretmen-veli-öğrenci ve diğer paydaşların destekleyip birlikte hareket ettikleri, sürekli gelişmenin sağlandığı bir ortam haline getirdik.

ORDU67


ATAÇ BÜKME SANATI D r. H i k m e t YA K A i l e söyleşi...

Böyle bir sanatın varlığından bile bihaberdik. Ancak gördüklerimizden sonra hem çok şaşırdık hem de çok etkilendik. şekilde ortaya çıktı diyebiliriz. Bu şekilde son 1-2 yıl öncesine kadar yaptığım 120 130 civarında ataç çalışmam var. Bu çalışmalarınızı sanatsal bir olgu olarak mı yoksa vakit geçirebilecek bir hobi olarak mı değerlendiriyorsunuz? Tabi ben yaparken sanat yapayım maksadı ile yapmaya başlamadım. Benim maksadım vakit geçirme-

Bize Kendinizi Tanıtır mısınız?

Trabzonluyum. 60’lı yıllarda Ailem İzmir’e göçmüş. Benim için Karadeniz yaz tatillerinde biraz da angarya olarak gördüğüm bir yer olarak hafızama yerleşti. Karadeniz’e olan asıl bağlılığım Üniversite için Samsun’a gelmem ile başladı. Samsun benim Karadeniz’e bakış açımı tamamen değiştirdi ve o zamandan beri yaklaşık 14 yıldır

Karadeniz’de yaşıyorum. Artık Güney veya Batı’yı da pek özlemle aramıyorum. Ataç Bükmeye Nasıl Başladınız? Baba mesleği saat tamirciliği. Babamın babası da hatta dedesi de saat tamircisi imiş. Kalıtsal olarak böyle ufak tefek şeyleri düzenlemeye merak varmış ki ne zaman elime bir ataç geçse onlara bir şekil vermeye çalışırdım. Fakültenin 3. Sınıfında idi zannedersem yine elime geçen bir ataç ile oynarken yanımdaki küçük pense ile ataca değişik formlar vermek aklıma geldi. Derken baktım ki değişik ve güzel şeyler ortaya çıkıyor. Yani görerek ya da etkilenerek değil de biraz içgüdüsel ya da tesadüfi diyebileceğimiz bir

ORDU68

kti ancak çalışmalarımı gören kişilerin farklı bakış açıları ve değerlendirmeleri bu işin de bir sanat olabileceği ve daha soyut bakış açıları yakalayabileceğim yönünde beni yönlendirdi diyebilirim. Sonuçta bir zaman sonra izleyicinin de kendinden bir


sağlamak üzere kurslara, dershanelere gönderse de genelde sosyal hayattan uzak bilgisayar, televizyon ve testler üçgeninde sıkışıp kalıyorlar muhtemelen 40’lı yaşlarda birçok fiziksel ve ruhsal sorunlarla karşılaşacaklar. şeyler bulabileceği çizgide eserler vermeye başladım. Yaptığım şeyin aynısını yapıp da bunun adına sanat, zanaat, ya da meşguliyet diyen birine de denk gelmediğim için bunu biraz da bakana bırakmak gerekir diye düşünüyorum. Netice olarak sanat olgusu biraz da değerlendirenin bakış açısına bağlıdır. Ortaokul yıllarımdan itibaren güzel sanatlar hayatımda önemli bir yeri tutmuştur. Klasik batı müziği, sürrealizm, metal heykeller, minyatür ve hat sanatı da diğer uğraştığım sanat dallarıdır diyebilirim.

Neden ataç? Daha farklı malzemelerle de çalıştım ama 5 cm’lik bir malzeme ile çalışmak ondan bir şeyler çıkarmaya çalışmak hem düşünmeyi ve tasarlamayı zorlaştırıyor hem de tasarını

geçekleştirmeyi. Ancak temelde hem ucuz hem de en kolay bulunan malzemelerden biri olduğu için diyebilirim. Bir de onlardan paslanıyor yani yaşlanıyor zamana direnemiyor bu da beni cezbediyor diyebilirim. Ataçlarla ilgili söyleyebileceğiniz başka bir şey var mı? Bir ataç her derde devadır. (Gülüşmeler) Atacın mı var derdin var. (Gülüşmeler) Bir ataç bir dünya. (Gülüşmeler) Ataçları koruyalım (Gülüşmeler) Sergi açtınız mı açmayı düşünüyor musunuz? Hiç sergi açmadım Samsun’da Resim bölümü başkanından bir sergi açma teklifi almış ama ertelemiştim. Belki ilerde gündemime alabilirim şu an vaktim olmadığını düşünüyorum. Son olarak gençlerimize tavsiyelerinizi alabilir miyiz? Ataç bükün…(Gülüşmeler) Hayatın şartlarından olmazsa olmazlarından biri diye düşünüyorum. Kesinlikle herkesin bir meşguliyeti olmalı. Bir sanatla uğraşan insanın kendine saygısı, özgüveni, hayata bakış açısı muhakkak daha farklı olur diye düşünüyorum. Şimdiki gençlere üzüldüğümü söyleyebilirim, ebeveynler her ne kadar onların gelişimlerini

ORDU69

Ataç bükme ile ilgili bir anınızı bizimle paylaşabilir misiniz?

Bir gün bir arkadaşımla sohbet ediyoruz, söz sanata geldi. Arkadaşım da atık malzemelerden çöp diye tabir edebileceğimiz şeylerden tablolar yapıyor. Çok da güzel ürünler ortaya çıkıyor. Tabi sanattan bahsederken daha çok bizim yapmadığımız sanattan bahsediyoruz çünkü bizim ürünlerin bir klasmanı yok. O ara arkadaş dedi ki senin uğraştığın şeyin kutusu 1 TL dedi. Ben dedim

en azından para verip bir yerden satın alıyorum senin gibi çöpten toplamıyorum. (Gülüşmeler) Teşekkür ediyoruz ve başarılar diliyoruz.


ORDU70


ORDU BİLİM VE SANAT MERKEZİ (BİLSEM) lenen öğrencilere yaşantısal bir eğitim vermektir.

Okul öncesi, İlköğretim ve Ortaöğretim çağındaki üstün yetenekli öğrencilerin, örgün eğitimlerinin dışında kalan zamanlarda bireysel yeteneklerinin farkında olmalarını ve kapasitelerini geliştirerek en üst düzeyde kullanmalarını sağlamak amacıyla açılan bağımsız Özel Eğitim Kurumudur.

AMACI Okul öncesi, İlköğretim ve Ortaöğretim kurumlarına devam eden üstün yetenekli öğrencilerin bilimsel düşünce ve davranışlarla estetik değerleri

birleştiren, üretken, problem çözen bireyler olarak yetişmelerini sağlamaktır.  MİSYONU Hedef kitlesindeki öğrencilerden zekâ, yaratıcılık, sanat, liderlik kapasiteleri veya özel akademik alanlarda ya-

şıtlarına göre yüksek düzeyde performans gösteren ve konunun uzmanları tarafından üstün yetenekli olduğu belir-

ORDU71

ÜSTÜN VE ÖZEL YETEKLİ ÖĞRENCİLERİN EĞİTİMİNİN ÖNEMİ Milletlerin en büyük güç kaynağı yetişmiş, nitelikli insan gücüdür. Ülkenin kalkınmasında fen, edebiyat, sanat, ekonomi, ticaret, politika vb. alanlarda önderlik edecek liderler üstün veya özel yete-

nekli çocuklar arasından çıkmaktadır. Üstün veya özel yetenekli çocukların kapasitelerini en üst düzeyde kullanmalarını sağlamak ülkemizin bugünü ve geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Geçmişe ve günümüze baktığımızda toplumlara yön veren, çağları açıp kapayanların pasif çoğunluğun değil liderlik ve yaratıcılık gibi özelliklere sahip olan aktif azınlık dediğimiz üstün veya özel yetenekli kişilerin olduğunu görmekteyiz. Üstün veya özel yetenek,


kişilerin başarılı bilim ve iş adamı olmaları için belki gerekli, fakat asla yeterli değildir. Üstün veya özel yetenek başarıyı etkileyen diğer faktörlerle uygun bileşim oluşturduğu zaman kişiler için bir güç kaynağı haline dönüşür. Aslında üstün veya özel yetenekliler ciddi bir risk grubudur. Eğer yüksek zihinsel potansiyelleri uygun şekilde geliştirilip yönlendirilebilirse, başarılı birer fert olarak ülkemize ve insanlığa önemli hizmetlerde bulunabilirler; aksi halde kendileriyle barışık olmayan yetenekler aile ve toplum için sorunlu grup haline dönüşmeleri ihtimali oldukça yüksektir. Matematik ve Fen Bilimleri proje çalışması ‘’ Bu Benim Eserim’’ Ankara final sergisi Türkiye genelinde toplam 100 projenin katıldığı sergiye merkezimizden bir proje ile katılarak başarı elde etmiştir.

Samsun Bölge Sergisinde: 7 ilden toplam 8633 proje arasından seçilen 93 proje arasında 5 projemiz sergilenmiş ve fen bilimleri(biyoloji) alanında 1 projemiz finallere katılma hakkı kazanmıştır. TÜBİTAK- (Ortaöğretim Öğrenciler Arası Araştırma Projeleri Yarışması) Türkiye finalinde Matematik alanında Türkiye üçüncüsü, Kimya alanında teşvik ödülü kazanıl-

mıştır. Samsun bölge finalinde 3 projemiz bölge birincisi, 1 projemiz bölge üçüncüsü olmuş ve merkezimiz toplamda en fazla ödül alan kurum olmuştur. Türkiye genelinde ilköğretim okulları arasında düzenlenen Rekreasyon, Oyuncak Tasarımı, Pandomim, Dra-

matizasyon, Resim ve Müzik dallarında merkezimizden katılan öğrencilerimiz İzmir’de yapılan finallere katılarak müzik dalında ikincilik, üçüncülük ve mansiyon ödülü kazanmıştır.Resim canlı performansta mansiyon ödülü almışlardır. Çek Cumhuriyeti Prag şeh-

rinde Almanya, Ukrayna, Çek Cumhuriyeti, Kazakistan, Rusya ve Türkiye’den merkezimiz öğrencilerinin katılıORDU72

mıyla yapılan 7.Bilim Temelleri Bilgi Yarışmasından 4 ayrı kategoride 4 ikincilik almışlardır. TMMOB Mimarlar Odası Ordu Şubesince geleneksel olarak sekizincisi düzenlenen resim yarışmasında 180 resim içerisinden merkezimiz birinciliğe ve üçüncülüğe layık görülmüştür. 7.Uluslar Arası Bilişim Olimpiyatında (EBİKO) “Eğlenerek Öğrenelim” kategorisinde Merkezimiz Öğrencileri Sabri Tuğberk ÇELEBİ “Anadoludan Görünüm”, Berat Can PALAZOĞLU “Hücre Oluşturalım” projeleri ile 42 ülkeden 7150 proje arasından 236 proje arasına girerek finale katılmaya hak kazanmışlardır. Macaristan’da düzenlenen 29 ülkenin katıldığı “RAİNBOW 2010 İnternational Applied and Fine Arts Competition Uluslararası Resim Yarışmasında 12000 resim arasından Dünya Birinciliği ve Dünya üçüncülüğü kazanılmıştır.


Okulumuz Ordu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi 1946 1947 Eğitim-Öğretim yılında “Orta Sanat Okulu” adıyla eğitim vermeye başlamıştır. Okulumuz

derslik, atölye ve labaratuvarlardan oluşan üç ayrı binadan meydana gelip 16 dönüm arazi üzerine inşaa edilmiştir. Okulumuz 44 derslik, 23 atölye, dil laboratuvarı, kimya laboratuvarı, kapalı spor salonu, halı saha, konferans salonu, tiyatro salonu, yemekhane ve geniş bir bahçeden oluşmaktadır. Ordu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi bünyesinde bulunan

Anadolu Teknik Lisesinde; Bilişim Teknolojileri Alanı , Anadolu Meslek Lisesinde; Endüstriyel Otomasyon Teknolojileri Alanı, Teknik Lise bünyesinde; Elektrik Elektronik Teknolojisi Alanı, Bilişim Teknolojileri Alanı, Makine Teknolojileri Alanı ve Endüstri Meslek Lisesi bünyesinde; Bilişim Teknolojileri Alanı, Elektrik Elektronik Teknolojisi Alanı, Metal Teknolojileri Alanı, İnşaat Teknolojisi Alanı, Makine Teknolojileri Alanı, Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme Alanı, Otomotiv Teknolojileri Alanı ve Ahşap Teknolojileri alanı bulunmaktadır.İlköğretim sonra-

ORDU73

sı 4 yıl mesleki ve teknik eğitim verilmektedir. Bölümlerin özelliklerine göre meslek dersleri ve tüm genel kültür dersleri okutulmaktadır. Mezunlarımız, 4 yıllık fakülte veya meslek yüksek okullarında öğrenim görebildiği gibi, öğrenim hayatına devam etmek istemeyen öğrencilerimiz de sanayide teknik eleman olarak görev yapabilmektedirler. Ordu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi teknolojiyle uyumlu, gelişmiş labaratuvar ve donanımlarıyla yeni metot, program ve teknolojileri uygulayabilen, serbest piyasa iş gücü ihtiyacını karş ı l ay an , y e n i teknolojileri ve metotları ihtiyaçlara göre düzenleyen, uzman eğitimciler ve yöneticilerden oluşan bir kurumdur. Ordu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi 2750 öğrencisi ve 180 personeliyle teknolojiyi iyi kullanabilen, bilgileri ve gelişmeleri yorumlayıp yeni fikirler üretebilen, iş güvenliği konusunda bilinçli, iş ve hizmet alanlarında eğitimli, topluma ve toplumsal sorunlara duyarlı, insan haklarına saygılı, öz güven sahibi bireyler yetiştirerek, çağdaş Türkiye’nin oluşmasında pay sahibi olmak isteyen bir kurumdur.


İşletmelere öğrenci göndermek, öğrencileri iş hayatına hazırlamak, öğrencilere meslek kazandırmak, öğrencileri akademik öğretim için hazırlamak, yaygın eğitim kapsamında kurslar düzenlemek, öğrenci ve velilere yönelik konferanslar vermek, öğrencilerimizi, tüm enerjimizle Avrupa standartlarında bir hayata hazırlamaya çalışmak kurumumuzun yaptığı faaliyetler arasında yer almaktadır. ETKİNLİĞİN ADI : “ORDU OKUYOR KİTAP OKUMA ETKİNLİĞİ” YER: MİGROS TARİH: 26.11.2011 Cumartesi Saat 14:00 Toplumun her kesimine okuma alışkanlığı kazandırmak amacıyla Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah GÜL tarafından 2008 yılında başlatılan ve 4 yıl süreyle

devam etmesi öngörülen “Türkiye Okuyor” kampanyasının, Ordu’da daha da canlandırılarak devam ettirilmesi için Valimiz Sayın Orhan DÜZGÜN tarafından başlatılan “Ordu Okuyor” kampanyası kapsamında okulumuz idareci, öğretmen ve öğrencileri 26 Kasım 2011 Cumartesi günü saat 14.00’da Migros alışveriş merkezinde kitap okuma etkinliği gerçekleştirmiştir. Geçtiğimiz Ocak ayı içerisinde Köprübaşı Mevkiinde gerçekleştirdiğimiz “Biz Okuyoruz Siz de Bizimle Okur musunuz? “ kitap okuma etkinliğini bu yıl

Migros alışveriş merkezinde gerçekleştiren öğretmen ve öğrencilerimiz 26 Kasım Cumartesi günü kitaplarını alarak alışveriş merkezinde buluştu. Öğrencilerimizin gitar ve flüt ile çaldıkları enstrümantal müzikler eşliğinde sıcak çaylarını yudumlayarak kitaplarını okuyan öğretmen ve öğrencilerimizi halkımız ilgili ile izledi. Etkinlik öncesinde öğrencilerimiz, Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Voltaire, Balzac vb. gibi dünya tarihine yön vermiş kişilerin kitap okumanın önemini anlatan sözlerinin yer aldığı broşürleri dağıttı. Ayrıca yerel basınımızda etkinliğimizi takip ederek tv, gazete ve internet sayfalarında yer verdiler. ETKİNLİĞİN ADI : “BİZ OKUYORUZ SİZ DE BİZİMLE OKUR MUSUNUZ?” YER: K Ö P R Ü B A Ş I MEVKİİ TARİH: 13.01.2011 Cumartesi Saat 12:30 Ordu ‘da daha önce başlatılan “Ordu Okuyor” kampanyası çerçevesinde; Ordu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi öğretmen ve öğrencileri “Biz Okuyoruz Siz de Bizimle Okur musunuz?” kampanyası ile vatandaşlara seslendi.

Okulumuz öğretmenleri ve öğrencileri tarafından kampanya dolayısıyla Köprübaşı mevkiinde kitap okuma etkinliği düzenlenerek vatandaşlara broşür dağıtıldı. Ulusal ve yerel basın da etkinliğimize büyük ilgi gösterdi.

ORDU74

Basın mensuplarına kampanyamız hakkında bilgi veren okul idarecilerimiz ise yaptıkları açıklamada, ‘Sayın Valimiz Orhan Düzgün’ün toplumun her kesimine okuma alışkanlığı kazandırmak amacıyla Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül tarafından 2008 yılında başlatılan ve 4 yıl süreyle devam etmesi öngörülen ‘Türkiye Okuyor’ kampanyasının, Ordu’da daha da canlandırarak devam ettirilmesi için ‘Ordu Okuyor’ kampanyasına biz de okul olarak ‘Biz Okuyoruz Siz de Bizimle Okur musunuz?’ kampanyası ile destek veriyoruz, bu

kapsamda bugün burada kitap okuyor, vatandaşlara kampanya hakkında broşür dağıtıyor ve onların da okumalarını amaçlıyoruz’ dediler. Ordu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nin 3 bine yakın öğrencisi 170 öğretmeni ve 20 çalışanıyla Ordu ili ve Orta Karadeniz Bölgesi’nin en büyük Meslek Lisesi’nin olduğunu belirten idarecilerimiz, ‘Bu doğrultuda okul kütüphanemizi başta bakanlığımız tarafından belirlenen ‘100 Temel Eser’ olmak üzere, yeni kitaplarla donattık, süreli yayınları kütüphanemize kazandırdık. Okul kütüphanemizi haftanın beş günü mesai saatleri içerisinde tüm öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz ve diğer personelimizin kullanımına açtık. Okulumuzda düzenlediğimiz çeşitli etkinliklerle öğrencilerimize kitap okuma sevgisi kazandırma-


ya çalıştık’ diye konuştular.

ORDU75


ORDU LİSESİ MİLLETVEKİLİ 13. YILMAZ SANİOĞLU MİLLETVEKİLİ 14. HÜSEYİN AVNİ SAĞESEN MİLLETVEKİLİ 15. GÜRBÜZ YILMAZ MİLLETVEKİLİ 16. SEFER KOÇAK MİLLETVEKİLİ 17. GÜRBÜZ DOĞAN EKŞİOĞLU GRAFİK SANATCISI 18. UĞURCAN ATAOĞLU RESSAM 19. ALİ RIZA GÜNDOĞDU SANATCI

Ordu Lisesi, Özel Lise olarak 17 Kasım 1947 yılında şimdiki 19 Eylül İlköğretim Okulu binasında Sayın Mehmet CANAKBULUT’un kurucu müdürlüğünde özel lise olarak açılmıştır. Böylece bölgemizde Sivas, Trabzon ve Samsundan sonra dördüncü bir lise olarak öğretime başlamıştır. Lisemiz 1949 yılında resmîleşerek orta kısmayla beraber öğretime devam etmiştir. Daha sonra yeni lise binası yapılıncaya kadar Merkez İlköğretim Okulunun eski binasında eğitim ve öğretim hizmetlerine devam etmiş,1950 yılında ilk mezunlarını vermiştir. Yeni lise binasının temeli 1962 yılında atılmış, 25 Kasım 1964 tarihinde idare ve öğrencilerin emeği ile yapılan Atatürk Büstü ile beraber törenle hizmete açılmıştır. Lisemiz 1966-1967 Öğretim yılından Ortaokulu ayırarak müstakil olmuştur. Okul idaresi ve okul koruma derneğinin çalışmaları ile 19 Ekim 1964 tarihinde törenle temeli atılan pansiyonun birinci binasının yarısı bitirilince Bakanlığa devir edilerek inşaatı bitirilmiştir. 1965-1966 öğretim yılında pansiyon binası hizmete açılmıştır. 1967-1968 yılında ise spor salonu hizmete açılmıştır. Binanın yedi dönümlük arsası Nurettin SÖZEN ve Kardeşi Fatma ALKAN tarafından hibe edilmiştir. Bina yetersizliği sebebiyle ek bina yapımı için teşebbüse geçilmiş,

1975 yılından yapım isleri tamamlanarak inşaata başlanmıştır. Ek bina 1977-1978 yılından eğitim öğretim hizmetlerine açılmıştır. 1987 yılından Pansiyon binasının önündeki bahçe kamulaştırılmış, ihata duvarı ve spor tesisleri ile birlikte 1988 yılından tamamlanmıştır. ORDU LİSESİNDEN MEZUN OLAN ÜNLÜLERDEN BAZILARI 1. ERTUĞRUL GÜNAY KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI 2. MEHMET HİLMİ GÜLER ESKİ ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI 3. ENVER YILMAZ MİLLETVEKİLİ 4. SEYİT TORUN ORDU BELEDİYE BAŞKANI 5. RAHMİ GÜNER MİLLETVEKİLİ 6. ERGİN KARLIBEL KARLIBEL VAKFI BAŞKANI VE İŞ ADAMI 7. İBRAHİM FIRTINA ESKİ HAVA KUVVETLERİ KOMUTANI 8. SERVET ŞAHİN TİCARET ODASI BAŞKANI 9. NECDET GÜRSOY BORSA BAŞKANI 10. ORHAN VURAL MİLLETVEKİLİ 11. İHSAN NURİ TOPKARA MİLLETVEKİLİ 12. NABİ POYRAZ

ORDU76

Otuz yılı aşkın bu mesleğin içerisindeyim. Bu süreçte eğitim camiasına okul müdürlüğü, ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü yaparak hizmet ettim. Bu sürede çok güzel günlerim geçti her yıl farklı öğrencilerle ve aileleriyle karşılaşmak bana ayrı bir zevk vermektedir. 2010 öğretim yılında Ordu Lisesi Müdürlüğünün boş olduğunu duyduğumda hiç tereddüt etmeden müracaat ettim. Yeni bir ortamda çalışma imkânına kavuşmuş oldum. On aydır bu okulda görev yapmaktayım. Tecrübeli öğretmenlerin arasında görev yapmak yöneticilere ayrı bir mutluluk vermektedir. Ben de bunu yaşamanın hazzını yaşıyorum. Ordu Lisesinde çalışmak bir ayrıcalıktır. Çünkü geçmişi başarılarla dolu binlerce seçkin insan yetiştirmiş bir okulda çalışmak beni daha da gururlandırmakta ve çalışma şevki vermektedir. Öğrencilerim ve arkadaşlarım arasında ikinci baharı yaşıyor gibiyim başarılı bir geçmişi olan Ordu Lisesi ailesinin bir parçası olmaktan mutluyum.


Mustafa TURGUT Ordu Lisesi Müdürü OKULA KATKISI OLANLAR 1. Ordu Lisesinin arsasını Nurettin SÖZEN ve Fatma ALKAN bağış yapmışlardır. 2. Atatürk Büstünü Nurettin SÖZEN yaptırmıştır. 3. Ordu Lisesi mezunu ve Karlıbel Vakfı Başkanı ve İş Adamımız Sayın Ergin KARLIBEL ile yine Ordu Lisesi mezunu Yusuf KAYA tarafından ortaklaşa Toplantı Salonu, Kütüphane, Öğretmenler Odası, Sınav Salonu ve Görsel Sanatlar Atölyesi yapılmış, açılışını yine Ordu Lisesi mezunu Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Ertuğrul GÜNAY yapmıştır. Yine Karlıbel Vakfı Başkanı ve İş Adamımız Ergin KARLIBEL okulun genel bakım onarım, boya iş ve işlemlerinde okula sürekli yardımcı olmaktadır. 4. Ordu Lisesi Kimya Biyoloji laboratuvarını Hüsamettin ÇABUK yaptırmıştır. 5. Ordu Lisesi kamera sistemini İş adamı Ender KIRCA yaptırmıştır. PROJELER: Ordu’ da Avrupa Birliği (AB) Hayat Boyu Öğrenme (LLP) Comenius Programı kapsamında çevre, barış, okul ve toplum konularında ilk projeyi uygulayan Ordu Lisesi’ nin “Look After Yourself and the Environment” (Kendine ve Çevrene Bak) projesi İtalya Torino’ da

yapıldı. Ordu Lisesi İngilizce Öğretmeni Selfihan Güleşçi’ nin İngiltere’ de katıldığı “ Developing Oral Fluancy in Engilish Classroom” hizmetçi kursu sayesinde bulduğu ortaklarla İspanya, Çek Cumhuriyeti, Hollanda, İtalya ve Türkiye’ nin katıldığı “Okul ve Toplum, Okul Şiddet, Okul Zorbalığı, Barış Eğitimi, Su, İklim, Sağlık, Çevre ve Yiyecek” başlıklarında toplanan projenin 4. toplantısı 14-18 Mart tarihleri arasında Torino’ da yapıldı. Projenin son toplantısı ise 1115 Nisan 2011 tarihleri arasında

Ordu’da İspanya, Çek Cumhuriyeti, Hollanda ve İtalya’ yı temsil eden okullar katıldı. SPOR 2001 yılında okulumuz folklor alanında Türkiye üçüncüsü olup Macaristan’da ülkemizi temsil etmiştir. 2003-2004 öğretim yılında ÖSS’de Fen lisesinin ardından en yüksek puanı alarak genel liselerde

ORDU77

başarı sağlanmıştır. Okulumuz ayrıca Liseler arası basketbol ve futbol müsabakalarında il birincisi olarak Türkiye Yarı Finallerini gitmeye hak kazanmıştır Türkiye Judo Şampiyonasında Ordu Lisesi Öğrencileri Büyük Başarı Elde Etti. Türkiye ve Kuraş Federasyonu 2011 yılı faaliyet programında yer alan Ümitler Türkiye Şampiyonası 5 6 7 / Şubat /2011 tarihinde Ordu İlinde, Gençler Türkiye Şampiyonası 25-27 / Şubat/2011 tarihinde Bolu İlinde organize edilmiştir Okulumuz Judocu öğrencilerinin büyük bir üstünlüğü ile geçen Türkiye Şampiyonalarında derece elde eden başarılı öğrencilerimiz Türk Judo Milli Takımına seçilerek ülkemizi yurt içi ve yurt dışında yapılacak müsabakalarda temsil hakkını elde ettiler. 5-6/Şubat/2011 tarihinde Ordu’da yapılan Ümitler Türkiye Judo Şampiyonasında derece alan öğrenci sporcularımız; 55 Kg. Denizhan ÇALIŞKAN TÜRKİYE ŞAMPİYONU 44 Kg. Tuğba YAYLA TÜRKİYE ÜÇÜNCÜSÜ 66 Kg. Furkan ŞİŞCİOĞLU TÜRKİYE ÜÇÜNCÜSÜ 52 Kg. İlayda AYDEMİR TÜRKİYE BEŞİNCİSİ 25-27 Şubat 2011 tarihinde Bolu’da yapılan Gençler Türkiye Judo Şampiyonasında derece alan öğrenci sporcularımız; 73 Kg. İlker GÜLDÖVEN TÜRKİYE ŞAMPİYONU 81 Kg. Alp Kaan YALÇIN TÜRKİYE ŞAMPİYONU 73 Kg. Alper KAMBAK TÜRKİYE ÜÇÜNCÜSÜ 52 Kg. Meltem AKÇAY TÜRKİYE BEŞİNCİSİ


ORDU78


ORDU REHBERLİK VE ARAŞTIRMA MERKEZİ

Kurumumuz merkez teşkilatında Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, taşrada ise İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı olarak Ordu İli merkez ilçe dahil olmak üzere Gölköy, Gülyalı, Gürgentepe, Kabadüz, Mesudiye, Perşembe ve Ulubey İlçelerinde toplam 310.255 nüfusa özel eğitim ve rehberlik alanında hizmet veren kamu kurumudur. Ülkemiz genelindeki 205, İl genelindeki 3 Rehberlik ve Araştırma

Merkezinden biri olan merkezimiz 1 Müdür, 6 psikolojik danışman, 2 zihin engelliler sınıf öğretmeni, 1 görme engelliler sınıf öğretmeni ve 1 işitme engelliler sınıf öğretmeni olmak üzere toplam 11 uzman personelden oluşmaktadır. Faaliyetlerini özel eğitim, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri bölümleri vasıtasıyla yürütmektedir. Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri bölümü: Görev bölgemizdeki eğitim-öğretim kurumlarında rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesi ve çeşitli sorunları nedeniyle resmi kurumlardan yönlendirilen ya

ORDU79

da bireysel olarak müracaat eden bireylere bölüm başkanının koordinesinde Bireyi Tanıma, Davranış ve Uyum Problemleri (tırnak yeme, tikler, altını ıslatma vb.), Psiko-sosyal Müdahale Hizmetleri, SBS ve LYS Rehberliği, SBS ve LYS Tercih Danışmanlığı, Sınav Kaygısı ve Kaygı ile Baş Etme, Aile Danışmanlığı, Okul Fobisi, Yaşam Becerileri Eğitimi, Sosyal Beceri Eğitimi, Değerler Eğitimi, Stres ve Stresle Baş Etme, Anne-Baba Okulu, Etkili İletişim Becerileri, Yönetici, öğretmen, öğrenci ve velilere yönelik kurs, konferans, seminer vb. eğitim faaliyetleri konularında bireysel rehberlik, eğitsel rehberlik, mesleki rehberlik, psikolojik danışma, aile rehberliği, yönetici ve öğretmenlere yönelik müşavirlik hizmetleri verilmektedir. Özel eğitim hizmetleri bölümü: Görev bölgemizdeki özel eğitim gerektiren bireylerin eğitsel değerlendirme ve tanılanmaları, uygun eğitim programına yerleştirilmeleri ve gelişimlerinin takibi, engelli çocukların eğitimi ile ilgili eğitimcilere müşavirlik hizmeti, aile eğitimi, özel eğitim gerektiren çocukların gelişimlerini destekleyici sağaltım ve eğitim hizmetlerinin uygulanması ve söz konusu bireylere yönelik psikolojik yardım hizmetinin verilmesine yönelik hizmet vermektedir. Merkezimizde yılda yaklaşık 1500 bireyin tanılaması yapılarak uygun eğitim tedbiri alınmaktadır. Kurumumuz, ülkemiz genelinde Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde eğitsel değerlendirme ve tanılama hizmetlerinde kullanılan standart formlar ile eğitsel değerlendirme ve tanılama hizmetlerine ilişkin bilgi işlem hizmetlerinin yürütüldüğü RAM modülünün hazırlanmasına katkı sağlayan Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinin


başında gelmektedir. Merkezimiz AB Matra projesinde engellilerin entegrasyonu ve özürlülere olan toplumsal duyarlılığın arttırılması konusunda proje uygulayıcısı, İl Milli Eğitim Müdürlüğünce Kızların Orta öğretime devamına ilişkin Grundtving projesinde ortak olarak yer almıştır. Bunun yanında Ordu İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Karşıyaka İlköğretim Okulu, Ordu Cumhuriyet Lisesi yerel ortaklığında 20112013 yıllarını kapsayan Comenius Regio Bölgesel Ortaklıklar Programı kapsamında “EİS” Eltern in der Schule- “Aileler Okulda” projesini Horn- Bad Meinberg, Almanya ile yürütmektedir. Ayrıca 2011-2012 öğretim yılında ilimizde eğitim kurumlarında dikkat eksikliği ve hiperaktivite tanısı almış öğrencilerin tespitinin yapılarak eğitim ortamlarına uyumu ile ilgili çalışma ve görev bölgemizdeki eğitim kurumlarında risk faktörlerinin belirlenerek bölgemizin risk haritasının çıkarılması çalışması devam etmektedir. İşleyiş: 1) Aile, okul, sağlık kuruluşları, adlî ve diğer kurumlardan; zihin, duygu ve sosyal yönden uyumsuzluk, gelişimdeki gerilik, öğrenme güçlüğü ve okul başarısızlığı, çeşitli bedensel engeller gibi nedenlerle gönderilen bireylerin eğitsel değerlendirme ve tanılama sürecine alınmaları. 2) Eğitim kurumlarının rehberlik ve psikolojik danışma servisle-

rinden gelen öğrenciler ile çeşitli kurum ve kuruluşlardan gönderilen veya bireysel olarak merkeze başvuran bireylere yönelik gerekli psikolojik yardım hizmeti verilir. 3)Eğitimöğretim kurumlarındaki rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin planlanması, koordinasyonu ve izlenmesi. 4) Özel eğitim, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin faaliyet alanına ilişkin konularda çevrenin gereksinimlerini belirlemek, hizmetleri geliştirmek, niteliği ve verimi artırmak için araştırmalar yapılır ve ilgililere iletilir. 5) Özel eğitim, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin faaliyet alanına ilişkin olarak eğitim-eğitim kurumu personellerine yönelik olarak konferans, panel gibi toplantılar ile çeşitli hizmet içi eğitim etkinlikleri düzenlenir. 6) Özel eğitim gerektiren çocukların gelişimlerini destekleyici nitelikte bireysel veya grupla çeşitli özel eğitim uygulamaları yapılır. Hasan TOMAKİN Ordu RAM Müdür Vekili YAŞAM VE BİZLER… Gürültü, hava kirliliği, trafik ve kalabalıklar… Yalnızlık, sıradanlık, amansız rekabet, yozlaşan kültür, mutsuzluklar, duyarsızlıklar, anlaşılmamak, kaygı… Ciddi endişeler, yoğun ve bitmeyen işler, stres, depresyon, aşırı yorgun gün bitimleri. Çevrenin bizden beklentileri, bizim beklentilerimiz, kentleşme sorunları, gelecek kaygıları ve kaliteli yaşam koşulları

ORDU80

uğruna kaçırdığımız onca zaman… Yaşamak artık daha zor ve gelecekte gittikçe karmaşıklaşıyor. İnsanlar bu yaşam hengamesinde tek başlarına savaşırken, Birlikte güvenle yol alacakları, bir yardım eli, yol gösterici, iyi bir dinleyici ve problemlerinin çözümünde profesyonel yardım gereksinimi içindeler. Bizler, psikolojik danışman ve rehber olarak,anaokullarında, ilköğretim okullarında, liselerde, rehberlik ve araştırma merkezi müdürlüklerinde sizleri bekliyoruz… Kendini tanıyan, sınırlılıklarını bilen, ilgi ve yeteneklerinin farkında,iyi bir mesleği olan, problemlerini çözme becerisini kazanmış,demokrat, hoş görülü, kendine ve çevreye saygılı, mutlu,huzurlu bir yaşam için tüm uğraşlarımız… Çalışırken danışanın tüm bilgilerinin gizliliği, saygınlığı, her durumda haklarının korunması, eleştirilmemesi ve empati ilkelerimizdir. Amacımız mutlu yaşamlar için profesyonel destek sunmak, Öğrencilere, yöneticilere, öğretmenlere, velilere, evlilere, kısacası HERKESE… Ömer KARAMAN Ordu Ram Uzm. Psikolojik Danışman HOLLANDA’YA HOŞ GELDİNİZ Çoğu kez özürlü bir çocukla yaşamanın ve onu yetiştirebilmenin nasıl bir duygu olduğu sorusuyla karşılaşıyorum. Böyle bir tecrübesi olmayan kişilerin bu duyguyu anlayabilmesi için onlara şunu anlatıyorum. Çocuk sahibi olmayı düşünmek düşlenen bir İtalya seyahatini planlamak gibidir. İtalya hakkında kitaplar satın alır ve harika planlar yaparsınız. Kolesium, Michelangelo Pisa kulesi, Venedikteki gondollar… İtalyanca konuşmaya bile başlarsınız her şey size çok heyecanlı gelir. Bavullarınızı hazırlar ve yola


çıkarsınız Saatler sonra uçağınız iner hostesiniz size “HOLLANDAYA HOŞGELDİNİZ” der. HOLLANDA diye yarı hıçkırıklı bir ses çıkar ağzınızdan Ne demek istiyorsun? Ben İtalya’ya gideceğimi söylemiştim !!” “Ben İtalya’ya ineceğim” “Hayatım boyunca ben İtalya yolculuğunu düşledim” Fakat bir uçuş hatası yüzünden uçak Hollanda’ya inmiştir ve burada kalmak zorundasınızdır. Burada unutulmaması gereken şey geldiğiniz yerin korkunç ya da açlık ve hastalığın olduğu yer değil sadece değişik bir yer olduğudur. Şimdi tekrar alış verişe çıkıp yeni kitaplar alıp yeni bir dil öğrenmeli ve daha önce hiç karşılaşmadığınız insanlarla karşılaşmalısınız. Dediğim gibi sadece değişik bir yer İtalya’dan daha ağır giden bir yaşam temposu var ve daha az şaşalı. Ama bir süre sonra kendinize gelip te etrafınıza baktığınız zaman Hollanda’nın yel değirmenlerini lalelerini fark edersiniz. Ancak tanıdığınız herkes kendi İtalya seyahatleriyle öylesine meşgullerdir ki hep İtalya’ya olan şahane seyahatlerinden söz ederler. Belki de arada sırada kendi kendinize şöyle dersiniz. “BEN DE ORAYA GİDECEK-

TİM BENDE İTALYA YA SEYAHATİ PLANLAMIŞTIM. AMA MAALESEF OLMADI” Şu var ki İtalya’ya gidememiş olmak üzerinden bütün hayatınızı harcarsınız. Hollanda’nın çok özel ve harika özelliklerini değerlendirip keyfine varamazsınız Emily Pearl KİNGSLEY Sanırım engelli bir çocuğa sahip ebeveynlerin yaşadıkları duygu bu kadar güzel ifade edilemez. Hiçbir ebeveyn engelli bir çocuk dünyaya getirmek istemez ve hiçbir insan engelli bir birey olarak dünyaya gelmek istemez. Ancak engellilik konusunda ne kadar bilinçli olursak olalım, engelli bir çocuğu dünyaya getirmeme konusunda ne yaparsak yapalım olaylara ve durumlara müdahale olanağımız sınırlıdır. Belli bir yerden sonra olay ebeveynlerin ve uzmanların kontrolünden çıkar.Olacak ne ise o olur. Yani İtalya’ya inmesi gereken uçak bir hata sonucu HOLLANDA’ ya inebilir. Artık bütün hazırlıklar gözden geçirilerek yeni planlar yapılır. Yapılacak yeni planlama o kadar geniş bir yelpazeyi içerir ki herkes bu durumdan etkilenir. Yapılacak yeni planların merkez noktası engelli çocuktur. Anne baba yaşamlarının bundan sonraki evresini bir çalar saat misali engelli çocuğa göre kurmak durumunda

kalırlar. HER ŞEY ONUN İÇİN VE ONA GÖREDİR. Artık o kadar kolay kurulmaz tatil planları seyrek bir hal alır Akraba ya da eş dost ziyaretleri dışarıda bir akşam yemeği yemek ya da kısa bir gezinti yapmak eskisi kadar kolay değildir Çünkü her an yanında olmanızı düşündüğünüz engelli bir çocuğunuz vardır. Yaşadığınız şehri, oturduğunuz evi, evdeki eşyaları çocuğunuza göre planlamak durumundasınızdır. Eğer engelli çocuk ilk çocuğunuzsa tekrar uçağın bir hata sonucu Hollanda’ya inmesi endişesini taşır ve belki de İtalya’ya seyahati hiç aklınızdan bile geçirmezsiniz. Ve bir soru gelir aklınıza öyle bir sorudur ki bu bir ömür boyu aklınızdan hiç çıkartamazsınız. Her zaman zihninizin bir köşesinde yer alır. O soruya en uygun cevabı bulmak istersiniz belki birçok cevapta bulabilirsiniz. Ancak bulduğunuz cevaplar sizi tatmin etmez tekrar başa dönersiniz yeni cevaplar aramaya başlarsınız “BENDEN SONRA ÇOCUĞUMA NE OLACAK? ” sorusuna sizi tatmin eden bir cevap bulmakta çok zorlanırsınız. Maalesef sınıflarımızda engelli çocuklarla karşılaştığımızda bazen olumsuz bir tutum içinde olabiliyoruz. Öğretmen olarak engelli öğrencilerle karşılaştığımızda hep şu soru aklımıza gelsin bu öğrenci ya benim yeğenim olsaydı yada çok yakın bir dostumun çocucuğu ya da kendi çocuğum ACABA ONA NASIL DAVRANIRDIM VE BU ÇOCUĞA ŞU ANDA NASIL DAVRANMALIYIM ? Gündüz BARUTÇU Ordu RAM Görme Engelliler Öğretmeni

ORDU81


ORDU HALK EĞİTİM MERKEZİ VE ASO

Ordu ilinde halk eğitimi faaliyetleri şu anki halk eğitimi merkez binasının bulunduğu yerde yer alan birinci katı taş, ikinci katı ahşap, iki katlı, önceden Türk Ocağı binası olarak kullanılan binada

hizmet vermeye başlanmıştır.1953 yılında Halk Evleri kapatıldıktan sonra 16 Mart 1954 tarihinde aynı binada Halk Eğitimi Merkezi adıyla hizmet verilmeye devam edilmiştir.

1933 yılından itibaren Halk Evi olarak işlevine başlamıştır. Binanın birinci katının bir kısmı kütüphane, bir kısmı da jimnastik salonu olarak kulla-

29 Ağustos 1960 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Halk Eğitimi Genel Müdürlüğü kurulmasından sonra Halk Eğitimi Merkezinin çalışmaları daha da çeşit-

nılmıştır. 1936 yılında Mimar Arif Hikmet Bey tarafından çizilen proje doğrultusunda eski bina 1938 yılında yıkılarak yeni binanın ve salonunun temeli atılmıştır.1940 yılından itibaren yeni binada

lenerek devam etmiştir. 13 Aralık1983 tarihinden sonra da Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü’ne bağlı bir birim olarak çalışmalaORDU82

rını sürdürmüş. 29 Temmuz 1987 tarihinden sonra Döner Sermaye İşletmesi kurulması nedeniyle Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü adı Halk Eğitimi Merkezi ve Akşam Sanat Okulu Müdürlüğü olarak değiştirilmiştir. 28 Aralık 1996 tarihinde hizmet binası yıkılarak yerine bugün kullanılmakta olan yeni hizmet binası yapılmış ve 1999 yılında hizmete açılmıştır. Halk Eğitimi Merkezi Salonu ise restore edilerek 5 Haziran 2001 tarihinde Atatürk Kültür Merkezi adıyla Halk Eğitimi Merkezi ve Ak-

şam Sanat Okulu Müdürlüğü bünyesinde faaliyetlerine başlamıştır. 2003 yılında Döner Sermaye İşletmesi kapatılmıştır.


ORDU FEN LİSESİ hazırlayabilen, çağa ayak uyduran hatta çağın önüne geçebilen öğrenciler yetiştirmektir. Her yıl dönemin özelliklerine göre gözde olan mesleklerle ilgili yüksek öğrenime öğrenciler vermekte olan Ordu Fen Lisemiz zaman zaman bilimsel yarışmalarda başarılar kazanmış, bunların yanı sıra sosyal ve sportif faaliyetlere de önem veren bir eğitim öğre-

Toplam Öğrenci Sayısı: 377 Toplam Derslik Sayısı: 16 Öğretmen Sayısı: 27 Yönetici Sayısı: 4 Bakanlığımızın 19.09.1994 tarih ve 12875 sayılı makam onayı ile Akyazı ilköğretim binasında Fen Lisesi açılması, Ordu İli Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfınca yaptırılan yurdun da öğrenci pansiyonu olması uygun görülmüştür. Her iki binada inşaat devam ettiği için Valilik onayı ile bir haftalık gecikmeden sonra devletimizin kurucusu Başöğretmen Atatürk’ün Ordu’ya gelişlerinin yıldönümü olan 19 Eylül 1994 Pazartesi günü eğitim ve öğretime açılan Ordu Fen Lisesi’nin İlimize ve Milli Eğitimimize kazandırılmasında Valimiz Sayın Sami SEÇKİN’ in çok büyük çabaları olmuştur. Açıldıktan sonra sürekli büyüyen ve gelişen okulumuz bugün 4er şubeden 16 sınıfı ile Ordu ili ve Milli Eğitimi için eğitimde lokomotif görevini başarı ile devam ettirmektedir. Ordu Fen Lisesi olarak 19941995 Eğitim Öğretim yılından başlamak üzere ilk zamanlar ülke geneline, sonra bölgemize ve bu günlerde de (Fen Liselerinin bütün illere açılması, sayılarının artması sebebi ile) daha çok ilimiz-

deki seçilmiş öğrencilere hizmet veren bir kurum olarak varlığımızı sürdürmekteyiz. Amacımız zeka düzeyleri ile fen, matematik alanlarındaki ye-

tim anlayışına sahip yönetici ve öğretmen kadrosu ile eğitim öğretime devam etmektedir. Örnek olarak 2009-2010 eğitim öğretim yılında mezun olan 82 öğrencinin

tenekleri yüksek olan öğrencileri nitelikli Bilim Adamı olarak yetiştirmek, yüksek öğrenime en iyi şekilde hazırlamak, araştırmaya

33 ünün Tıp Fakültesi olmak üzere 59 unun ve 2010-2011 eğitim öğretim yılında mezun olan 84 öğrencinin 30 ünün Tıp Fakültesi

yönelik çalışmalarla bilimsel ve teknolojik gelişmeler ile yeni buluşlara imza atabilecek projeler

olmak üzere 57 sinin nitelikli üniversitelere yerleşmesini vermemiz birçok şeyi anlatmaktadır. Ayrıca

ORDU83


ORDU FEN LİSESİ 2010-2011 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI BAŞARILARI 1- OYAK HAYAT MATEMATİKTİR YARIŞMASI İL BİRİNCİSİ 2- YEŞİLAY HAFTASI SATRANÇ TURNUVASI İL BİRİNCİLİĞİ 3- MASA TENİSİ KIZ TAKIMI ORDU İL BİRİNCİLİĞİ

2009-2010 eğitim öğretim yılı da dahil olmak üzere mezun olan öğrencilerimizden 2.yılları itibariyle üniversiteye yerleşememiş öğrencimiz bulunmamaktadır. Ordu kamuoyunun bizlere güvenmesi ve desteklemesi, okulumuza Türkiye çapında ilimizi en iyi şekilde temsil edecek gücü verecektir. 2010 yılı üniversite yerleştirme sonuçlarına göre mezun olan öğrencilerimizin yerleşme durumları şu şekilde oluştu. * 33 Öğrencimiz Tıp Fakültesine * 9 Öğrencimiz Mühendislik Fakültelerine * 2 Öğrencimiz Diş Hekimliğine * 2 Öğrencimiz Eczacılık Fakültesine

2011 yılı üniversite yerleştirme sonuçlarına göre mezun olan öğrencilerimizin yerleşme durumları şu şekilde oluştu. * 30 Öğrencimiz Tıp Fakültesine * 12 Öğrencimiz Mühendislik Fakültelerine * 6 Öğrencimiz Diş Hekimliğine * 3 Öğrencimiz Eczacılık Fakültesine * 2 Öğrencimiz Mimarlık Fakültesine * 1 Öğrencimiz Beslenme ve Diyatetik Bölümüne * 1 Öğrencimiz Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümüne * 1 Öğrencimiz Aktüerya Bölümüne * 1 Öğrencimiz Eğitim Fakültesine yerleşmişlerdir.

* 2 Öğrencimiz İktisadi-İdari Bilimler Fakültesine * 2 Öğrencimiz Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümüne * 1 Öğrencimiz Mimarlık Fakültesine * 1 Öğrencimiz Fen-Edebiyat Fakültesine yerleşmişlerdir.

ORDU84

4- MASA TENİSİ ERKEK TAKIMI ORDU İL İKİNCİLİĞİ 5- ERKEK BASKETBOL TAKIMI GRUP İKİNCİLİĞİ 6- FUTSAL TAKIMI ORDU İL ÜÇÜNCÜLÜĞÜ 7- VOLEYBOL ERKEK TAKIMI ORDU GRUP İKİNCİLİĞİ 8- VOLEYBOL KIZ TAKIMI ORDU GRUP ÜÇÜNCÜLÜĞÜ OYAK LİSELER ARASI MATEMATİK YARIŞMASINDA ORDU BİRİNCİSİ OLDUK Okulumuz 2010-2011 yılında gerçekleştirilen OYAK Liseler Arası Matematik Yarışmasında 36,40 puan alarak Türkiye Puan Rekoru kırmış ve Ordu İl Birincisi olmuştur.


EĞİTİM DENETMENİ Şükrü UZUNCA İl Eğitim Denetmeni

Bu yazı sohbet tadında bir yazı olsun istiyorum. Resmî kaygılardan ve mevzuat hazretlerinin bıktırıcı ayrıntılarından uzak ve gönülden geldiğince… İşim Eğitim Denetmenliği olmasaydı ya da nasip olurda birgün emekli olursam bir daha başlığında kanun, kanun hükmünde kararname, yönetmelik veya genelge yazan hiçbir yasal metni zorunlu kalmazsam okumam diye düşünüyorum. “Çiçeklerle hoş geçin, balı incitme gönül. Bir küçük meyve için dalı incitme gönül. Mevlâ verince azma, geri alınca kızma, Tüten ocağı bozma, külü incitme gönül. Dokunur gayretine, karışma hikmetine, Sahibi hürmetine kulu incitme gönül. Sevmekten geri kalma, yapan ol yıkan olma, Sevene diken olma, gülü incitme gönül” Diyen bir Yunus Emre deryasında yüzmek varken, ne diye mevzuat okuyayım. Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri hayat, aşk ve evlilik üzerine konuşurken şunları söylüyor: “İçimizde iki kurt var ve bunların arasında da korkunç bir savaş.” Kurtlardan biri; korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, pişmanlığı, açgözlülüğü, kibiri, kendine acımayı, küskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, üstünlük taslamayı ve bencilliği temsil ediyor. Diğeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, cömertliği, dinginliği, alçak gönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor.” Gençlerden biri “hangi kurt kazanacak?” diye soruyor ve yaşlı adam kısaca cevap veriyor: “Beslediğiniz.” Biz içimizde hangi kurdu besliyoruz? İşimiz acaba iki kurdu birden beslememizi mi gerektiriyor? Ya da 10-15 kurdu birden mi besleyeceğiz? Eğitim Denetmeni günlük yaşamında nasıl bir insan? Görevi gereği neleri, nasıl yapmak zorunda kalıyor? İşi gereği yaşadığı denetim, rehberlik ve soruşturma gibi birbiriyle bir arada olmaya çok yakışmayan birkaç rolle gerçekten barışık mı? Bu, çevresine, iş arkadaşlarına nasıl yansıyor? Bu soruların cevapları da, insanların denetime ve denetmene bakışları da kişiye ve bakılan noktaya göre değişir elbette… Bana göre cevaplar aşağıdaki satırlarda gizli. Önce denetlemenin ne olduğuna ve içerdiği bazı ayrıntılara bakalım. Denetleme, örgütün, planlanan örgütsel, yönetsel ve ürünsel amaçlarından sapmasını önlemek için işleyişini izleyip düzeltme sürecidir. Örgütlerde denetimin amacı, örgütsel, yönetsel ve ürünsel amaçları gerçekleştirmeyi güven altına almaktır. Yönetici örgütte yapılan eylemlerin, işlemlerin, örgütün amaçları doğrultusunda yapılıp yapılmadığını bilmek zorundadır. Çünkü, bir örgütte yapılan işlemlerin ve eylemlerin amaçları doğrultusundan sapması, örgütü etkisizleştirerek örgütün yaşamasını tehlikeye sokar. Bir örgütte işgörenlere, işlerini yaparken, katı kurallardan, kesinleşmiş ilkelerden, ayrıntılı görev betimlemelerinden arınmış bir özgürlük verilmesi, onların görevleri için var güçlerini salmalarına, yaratıcılıklarını kullanmalarına ortam hazırlar. Buna karşılık, örgütsel amaçların gerçekleştirilebilmesi için her işgörenin kendisine verilen görevi sapma göstermeden yapması gerekir. ORDU85


İşgörene görevinde özgürlük verme ile görevinde hedeflerinden saptırmama, birbiriyle çelişen iki durumdur. Bu iki durumun denge içinde sağlanması gerekir. Ne aşırı özgürlükle işgörenin görevinin hedeflerinden sapmasına, ne de katı denetimle işgörenin yaratıcılığının engellenmesine izin verilmemelidir. Bunun ikisi de hem işgöreni hem de örgütü zarara uğratır. İşgören için denetlenme sancılı bir iştir. Denetlenmeye karşı direnme insanın doğasında vardır. Bu sancılı işin, örgüte, işgörene en az zararla yapılması zorunludur. Bir örgütte işgörenlerin denetlenmeye karşı tepkileri özetle; 1-Bürokratiklik (Kurallar adına örgütün amaçlarından vaz geçmektir). 2-Aldatıcı veri üretme, veri saklama, 3- Direnme, kaygı geliştirme, 4-Arka arama, 5-Tepki değiştirme (Denetlemenin yarattığı engelleme ya da kaygı nedeniyle işgörenin denetleyen kişilere değil başkalarına tepki göstermesi, tepkinin yön değiştirmesi).(Lawler,1976;Carroll ve Tosi,1977; Luthans, 1989). İşgörenlerin yukarıda anılan denetime karşı yaptıkları tepki, denetlemenin acısından kurtulmak içindir. Bunlardan başka, denetime karşı tepki kimi kez başka nedenlerden de doğabilir. Denetleyenin kişisel bozuklukları, yetersizlikleri; denetleyenle işgörenin arasındaki etkileşimin bozukluğu; işgörenin kişilik bozukluğu, uyumsuzluğu gibi durumlar denetime tepki yaratabilir (Steiglitz, 1972). Denetlemeye karşı işgörenin istenmeyen tepkilerini azaltmak için denetimin kusur aramak için değil, kusurlu olan işin kusurunu birlikte düzeltmek için yapıldığı kanısı işgörene verilmelidir. İnsanlar, yaptıklarının ölçülmesinden, değerlendirilmesinden genel olarak hoşlanmazlar. Ölçme ve değerlendirme, kişinin eleştirilmesine yol açabilir. Olumsuz yönde eleştirilme insanda aşağılanma duygusu yaratır. Bu yüzden işgörenlerin edimlerinin ölçülmesinde, bu durumlar özenle ele alınmalıdır. İşgörenin edimini ölçecek çok iyi araçlar geliştirilmiş olabilir. Bu araçlar işin bitmişinin ne nicelik ve nitelikte olduğunu gösterir. Ama bu araçlar, işgörenin bu işi ortaya çıkarıncaya dek nasıl bir çabalama içinde olduğunu gösteremez. Ölçmenin, çabaları değil de sapmaları göstermesi, doğal olarak iş görende olumsuz duygular yaratır (Luthans, 1989). Düzeltme sırasında işgörenin değil, yanlış yapılan işin düzeltileceği unutulmamalıdır. Denetleme süreci, örgütsel hedeflere ulaşmayı güvence altına almak için oluşturulur. Denetimin amacı işgöreni üzmek, sıkıştırmak, kötülemek değil örgütün amaçlarını gerçekleştirmektir. Bir örgütün denetim sisteminin dolayısıyla yönetimin amacı, işgörenlerini özdenetim yeterliliğine ulaştırmak olmalıdır. Özdenetimli insan, kendi kendini eleştirme, yönlendirme yetkinliğine ulaşmıştır. Kendini eleştirirken toplumun, örgütün kurallarını, değerlerini ölçüt olarak kullanır. Bunların da ötesinde kendine özgü değerler, bir iş ahlakı geliştirerek bunların kılavuzluğunda davranışlarına yön verir. Yöneticilerin amacı, bu niteliğe ulaşmış işgörenlerin sayısını yükseltmek için örgütte gereken ortamın yaratılması; yetişme olanaklarının hazırlanması olmalıdır (Başaran, 2000, S. 288-292). İşimizin genel çerçevesini derleyip mevzuattan bahsetmeden ve olabildiğince sıkmadan ifade etmeye çalıştım. Çalışma alanının en önemli unsuru insan ve insan yavrusu olan Eğitim Denetmeni, liderlik, çatışma yönetimi, zaman yönetimi, kişiler arası ilişkiler gibi pek çok alanda kendini yetiştirerek donanımlı olmak zorundadır. Donanımlı olmanın yollarından biri de çok okumak olarak ifade edilebilir. Paylaşılacak bir şeyleri yazarak paylaşmak belki bunun bir adım ötesidir. Geç kaldığımız uğraşlardan birisi de bu galiba… Bu derginin yayınlanması için emek verenleri kutluyorum. Çünkü, ne kadar emek istediğini biliyor ve başarılar diliyorum. ORDU86


ZEHRA’NIN SERÜVENİ Aytül KULAÇ Okul Öncesi Öğretmeni

B

enim adım Zehra. Ben Faruk Furtun Anaokuluna gidiyorum. Bu benim hikayem. Hayır, hayır aslında hikaye değil benim için bir serüven. Evet, evet bir serüven. Bu serüven okulun ilk açıldığı gün başladı. Aslında ben 5 yaşındaydım. Annemin dediğine göre yaşım küçük ama aklım büyükmüş. Beni elimden tutup okula getirdi. Ben açıkçası bu işe pek sevinmemiştim. Ne gerek vardı ki? Evde mutluydum. Oyuncaklarım, kalemlerim ve ayrıca oyun oynayabileceğim bir kardeşim de vardı. Ama annemin çok haklı olduğunu sonradan öğrendim. Okulun kapısında öğretmenim beni karşıladı. Güler yüzlü ve sevgi doluydu. Annemden hiçbir farkı yoktu. Aslında bana öyle gelmişti. Daha sonra anladım ki anne sıcaklığının yanında benim kim olduğumu da bana öğretmişti. Hani annem bana demişti ya aklı büyük diye, işte o büyük aklımı öğretmenim ortaya çıkardı. Kişiliğimi, kim olduğumu, neler yapabildiğimi ve ayrıca benim de toplumda bir birey olduğumu. Evet okullu ilk tanışmam böyle oldu. Arkadaşlarım, sınıfım, oyuncaklar, kitaplar, bilgisayar ve daha birçok şey hepsi çok güzeldi. Evet evet ben kendi dünyamı bulmuştum. Burası benim serüvenimin başlangıç yeriydi. Önce oyunlar oynadık arkadaşlarımla. Birçok arkadaşım oldu. Sudenaz , Ali, Emre Sena, Bilgesu ,Arda ,Göktuğ ,Miraç, Mehmet. Ben anne oldum Sudenaz kızım. Bazen de araba yarıştırdık Arda’yla. Kitap okuduk resimlerden, hikayeler anlattık kuklalarla. Oyun saatimiz bittiğinde öğretmenimizin “tik tak” sesiyle çabucak sınıfımızı topladık. Sıradaki saat beslenme saatiydi. “önce eller” dedi öğretmenimiz, ellerimiz yıkanmalıydı kahvaltıya oturmadan. Tek tek açtık örtülerimizi ve dua sırası Sena’nındı. Hiç böyle güzel yemek yememiştim bu kadar kalabalık ve eğlenceli olan bir masada. Şimdi etkinliğimiz sanat. Birlikte kardan adam yapıyoruz. Ne çok malzeme var. Öğretmenimiz anlattı: “Çizginin üzerinden kes ve gösterilen yere yapıştır.” Of ne kadar da zormuş, ben kesemiyorum. “İşte yardım meleğim geldi”. Öğretmenim elimden tuttu ve birlikte kestik. Oh ne güzel oldu! İşte kardan adamlarımız! Ne güzel oldular? Bakın bunlarda tavşanlarımız; yarın yapmıştık. Ayyy yanlış söyledim! Öğretmenimin dediği gibi dün yaptık. Hepsine de isim koyduk: kar tanesi, bıdık, fındık, beyaz… Benimkinin adı ise pamuk; bembeyaz ve çok şirin. Daha sonra öğretmenim hamur verdi elimize. Bu hiç annemin yaptığı hamura benzemiyordu. Zaten annem hiç izin vermezdi onlarla oynamama. Ama burada her şey benim! Birlikte elmalar yaptık Öğrendim ki elma kırmızı, portakal turuncuymuş. Evet ben öğrendim ki canım bayrağım kırmızı, ay yıldızı ise beyazmış. Atatürk kurtarmış vatanımızı düşmanlardan. Savaşmış askerleriyle. Bize bu güzel ülkeyi emanet etmiş. Biz de bir köşe hazırlıyoruz O’na sınıfımızda, kalbimizde, içimizde… Şimdi de oyun saati ve bahçedeyiz. Hava güzel. Koştuk ve oynadık. Öğretmenimiz öğretti bize “Kurt Baba”yı. Ben “Kurt Baba” oldum, arkadaşlarımı yakaladım. Ama çok yoruldum. Okulumuzun o güzel bahçesinde hep beraber dinlendik. Öğretmenimizin okuduğu hikayede kendimize birer yer bulduk. Her şey çok güzeldi. Ben şimdi de profesör oldum. Deney yapıyorum. Adı da “yağmur deneyi”. Suyu kaynat ve çıkan buhara tabak tut. Yaşasın! Damlalar şıp şıp diye düşmeye başladı. Ben yaptım, ben yaptım! Çok mutluyum. Yeni etkinliğimiz ise “Okuma Yazmaya Hazırlık”. Öğretmenimiz öyle dedi. Burada bir sürü nokta var. Ama kimse onları birleştirememiş. Hepsini ben birleştirdim. Öğretmenim elimden tuttu ve birlikte tamamladık. O zaman öğrendim; 1,2,3,4,5,6….. Saymak ne güzel! Oofff! Çok yoruldum. Eve gitmek, bütün yaşadıklarımı anneme anlatmak istiyordum. Ona “iyi ki beni okula getirdin, sana çok teşekkür ederim” demek istiyordum. Öğretmenim eve gitme saatinin geldiğini söylüyor. Tek tek hazırlanıyoruz. Hırkamı kendim giymeye çalışıyorum. Nerede bunu kolları? Bulamıyorum. Öğretmenim geliyor hemen, kollarımı buluyor. Şimdi de ayakkabılarımı giyiyorum ama ayakkabılarım ters mi, düz mü? Yine iyilik meleğim yetişip gösteriyor düzünü. El sallıyorum öğretmenime; yorgun ama dünyanın en mutlu çocuğu olarak. Güzel okulum, canım arkadaşlarım ve canım öğretmenim. Hepinizi çoook seviyorum .

ORDU87


SANATSAL YARATICILIK IŞIĞINDA SANAT EĞİTİMİ Hüsnü YAKIN Resim-İş Öğretmeni Ordu Merkez İlköğretim Okulu

Giriş Görsel Sanatlar dersi, diğer derslerle karşılaştırıldığında kendine özgü yapısının çok daha fazla hissedildiği; öğrencilerin kendilerini tanıma ve ifade etmede kendilerini daha özgür hissettikleri; buna karşın, toplumun değişik katmanlarında tartışmaların odağında bulunan bir derstir. Ders saatlerinin azlığı, öğretmene düşen sınıf ve öğrenci sayısının fazlalığı, dersin etkin işleyişini sağlayacak atölye ortamının eksikliği, ilköğretim 1.,2. ve 3. sınıf öğretmenlerinin ders içindeki yanlış tutumları, toplumun sanata ve sanatçıya karşı olumsuz bakış açısı, akla ilk gelen sorunlardır. Bu sorunların yanında, öğrenci ölçme ve değerlendirilmesine ilişkin öğrencinin, ailesinin ve özellikle de eğitim yöneticilerinin hissedilir bir baskısı da söz konusudur. Günümüz Türk eğitim sistemi, anlaşılmaz bir biçimde sınav sitemli bir yapıya dönüşmüştür. Programlar, her ne kadar öğrenciyi merkeze alan ve sürecin ölçülmesini isteyen bir yapıyı ortaya koysa bile; merkezi sınav sistemi, bir üst öğrenim kurumuna devam edecek öğrenciye, sistemin izin [önem]verdiği ders ve yapılanmaları zorla dayatmaktadır. Görsel Sanatlar dersi, bu olumsuz yapılanmadan etkilenmekte; Resim-İş öğretmenleri de işlevsiz kılınmaktadır. Görsel Sanatlar Dersi Öğretim Programı: “ Sanat eğitimi oyunla başlar ve öğrencinin kendi eğilimlerini, becerilerini, yatkınlıklarını keşfetmesine ortam yaratır ” . [1] Program, bu söylenenleri estetik olguyu yok saymadan gerçekleştirmelidir. “ Çocuklarda estetik duygu materyallerle, kitap serileri veya testlerle oluşmamaktadır. Bu duygunun gelişimi için eğitimcilerin, çocukların estetik gelişimleri için çalışmalar yapması gerekmektedir ” . [2] Programın düzenli bir şekilde yürütülmesinden sorumlu olan öğretmenin bu denli karmaşık sorunlarla kuşatılması; öğrencilerde isteksizlik, derse karşı aşırı derecede ilgisizlik ve onlarda çaba harcamadan kolaylıkla en iyi nota sahip olunabileceği duygusunu kamçılamaktadır. Görsel Sanatlar Dersinin Genel Özellikleri Her ders gibi, görsel sanatlar dersinin de kendine özgü özellikleri ve ders işleniş biçimi vardır. Başarıya ulaşmada, bu özelliklerin bilinmesi ve uygulanması önemlidir: 1. Dersler, sınıf yerine mutlaka atölye ortamında işlenmelidir. 2. Atölye, sanat eserleriyle ve nitelikli öğrenci çalışmalarıyla donatılmalıdır. 3. Sınıf mevcutlarının azlığı, başarının artmasına etki eder. 4. Ders çoğunlukla uygulamalı olduğundan, derse giren öğrencilerin kişisel malzemelerinin tam olması esastır. 5. Sanat eğitimi oyunla başlar ilkesi dikkate alındığında, oyun, drama, taklit, sergi, gösteri, sunum gibi farklı ders işleniş modellerine sıklıkla başvurulur. 6. Öğrencilerin nitelikli işler yapabilmeleri açısından, geçmiş yaşantıların zenginliği ve niteliği çok önemlidir. 7. Çocuklarda görsel algılama çok farklı bir yapıya sahip olduğundan, resim evreleri yaşlara göre belirli evrelere ayrılmıştır. Her çocuk bu evreleri akranlarıyla birlikte aynı süreçte yaşayamaya bilir. Dolayısıyla her çocuğun kendi evresine uygun resim yapacağı unutulmamalıdır. 8. Uygulama esnasında, öğrenci yanındaki ve atölyedeki diğer arkadaşlarıyla etkin iletişim kuracaktır. Bu doğal karşılanmalı, öğrencinin bu amaçla sırasından ayrılması engellenmemelidir. 9. Ders ortamı atölye olmasına karşın; bazen, okul bahçesinde, müzede, sergi salonunda, konferans salonunda, hatta çocuk bahçesinde etkinlik gerçekleştirilebilir. 10. Her öğrenci yeteneklidir ilkesinden hareketle, öğrenciler yetenekleri açısından değil, bireysel özellikleri de dikkate alınarak derse karşı tutundukları tavır açısından değerlendirilir. 11. Çocuğun kendine özgü algılamaları önemlidir. Öğretmen veya bir başka yetişkinin müdahalesi gereksiz ve yanlış bir yöntemdir. Çocuğun öğretmenin rehberliğine ve çabasının değerli olduğunun bilinmesine ihtiyacı vardır. 12. Öğrenci çalışmaları zaman zaman, belirlenen bir panoda sergilenmeli; imkan ölçüsünde farklı öğrenci çalışmalarına yer verilmelidir. Yaratıcılık nedir? Ya da ne değildir? Yaratıcılığın sözcük anlamı “ doğurmak, meydana getirmek “ olarak kullanılır.Bazen mistik bir anlam yüklenmeye çalışılsa da,sanatsal yaratıcılık karmaşık bir sürecin ifadesidir. Aslında yaratıcılık sanatla da sınırlı değildir. İnsan yaşamının her evresinde, duyuşsal ve düşünsel her çabanın içinde ona rastlamak mümkün. Bartlett bu kavramı “ ana yoldan ayrılma, deneye açık olma, kalıplardan kurtulma “ [3] şeklinde ifade etmiş. Belki de yaratıcılığın en iyi ifadesi kalıplardan kurtulma olmalı. Burada, var olan bir bilginin çözümlenmesi ve yeni bir biçimde ortaya konması anlatılmaktadır. İnsanlar genelde var olan devam yolunu ya da bilgiyi kullanmayı yeğler. Oysa yaratıcılık, yeni ve özgün olmayı gerektirir. Bir başka deyişle yaratıcılık, “ yeni fikirler, yeni ürünler ortaya çıkarma becerisidir “. Günlük yaşantımızda da bu fikirleri duymakta, bu ürünleri görmekteyiz. Bir otomobilin farklı çizimini oluşturan kişinin ya da fındık kurutma makinesini ilk tasarlayan kişinin de yaratıcı bir yetiye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Burada sanatsal yaratıcılık söz konusu olmasa bile yaratıcı tutum ve davranış ortaya konmak istenmiştir. Bireyde var olan yaratıcı tutum ve davranış, toplumsal yapıya da yansıyacaktır. Sanatsal yaratıcılık yoktan var etme değil, eldeki bilgi, deneyim ve yaşantıların yeniye doğru yol almasıdır. Görsel Sanatlar Dersi Öğretim Programı da “ Sanat, bireysel açıdan duyguların düşüncelerin, hayallerin, yaratıcı çabaların ve insanın kendini gerçekleştirmesinin bir aracı; toplumları kaynaştırmada bütünleyici yönü ile önemli bir toplumsal kültür dinamiğidir.

ORDU90


Sanat eğitimi, bireye çağdaş yaşama ve özgür düşünme olanağı kazandırır… Sanat yaşama özgün biçimler verir… “ [4] cümleleriyle başlar. Yaratıcı bir kişilikte, merak, imgelemci düşünme becerisi, sabır, macera tutkusu, araştırma merakı, deneyci yaklaşım, bilimsel şüphecilik, ilgili olma durumu, kendine güven dikkati çeker. Bunlardan en önemlisi merak aslında küçüklüğümüzün bir dürtüsüdür. Büyüklerin, sözleri, davranışları ve bize takındıkları tavır zamanla bu dürtümüzü köreltir ya da olgunlaştırır. Genel kanaat ve durum bu dürtünün dizginlenmesi yönündedir. Zaten yaratıcılık da, toplumun yargılamaları karşısında toplumsal duruma ve biçime uyma kaygısıyla yara almaktadır. Toplumsal duruma ve biçime uyma insana güven verir. Merak daha eski bir dürtüdür. Erich Fromm’a göre insan bir birine karşıt olan bu iki duyguyu da kendinde barındırır. Kişinin rahata olan düşkünlüğü de yaratıcılığı engelleyen etmenlerdendir. Araştırmalara göre, sınavlarda ve zeka testlerinde yüksek seviyede puan alan öğrencilerin büyük bir oranı, özgün, yeni düşünceler ortaya koyamamışlardır. Çünkü düz zekânın belirtisi olan bu öğrenciler, edinilmiş bilgileri değişik durumlara uyum için kullanmışlardır. Oysa yaratıcı zeka, yönü önceden belirlenmemiş bir biçimde, özgürce yol alır. Sorunu keşfeder, çözüm için önceden belirlenmemiş özgün düşünceler ortaya koyar. Bu söyleneni, İnci SAN’ın kitabından bir örnekle destekleyelim: “ Sözgelimi ilkokul çocuklarına yönelik şöyle bir test sorusu düşünelim: Aşağıdaki sözcüklerden hangisi, diğerlerinin oluşturduğu bir gruba girmemektedir: Çimen - Gül - Yaprak - Üzüm - Kurbağa Yanıtın ‘kurbağa’ olduğu, diğerlerinin bitki oldukları düşünülecektir. Alışılmış ve beklenen yanıt budur. Oysa kurbağanın da, çimen, yaprak, üzüm gibi yeşil olduğunu düşünen bir öğrenci ‘gül’ sözcüğünü gruptan ayrı tutabilir. Çünkü o imgesel düşünüp renklerle ilgilenmektedir. Oysa bu yanıt yanlış sayılacaktır “. [5] Buradaki imgelemci düşüncenin, birkaç paragraf öncesinde yaratıcı kişiliği tanımlarken kullandığımızı hatırlatırım. Çoğumuz öğrencileri kolayca zeki olarak nitelendirir, testlerden aldıkları yüksek puanların buna bir gösterge teşkil ettiğini düşünürüz. Oysa o testlerde, belirli yanıtların verilmesi, doğru yanıtı anımsatıcı bilgilerin olması olağan bir durumdur. Yaratıcı zekanın gerektirdiği keşfe ve yeniliğe yer yoktur. Herrmann’a göre; yaratıcılık doğuştan gelen bir yetidir ve insana özgüdür. Yaratıcı sayılabilmek için dâhi olmaya gerek yoktur. Yaratıcılık yetisi körelmiş olsa bile, yaşamsal deneyimler ve destek programlarıyla yeniden kazandırılabilir. Gardner’in Penceresinden Gardner, çoklu zeka kuramıyla biz resim öğretmenleri için ayrı bir engel oluşturmaktadır. Onun temelde; çocuğun yeteneklerini oluşturan modelin belirlenmesi ve çocuğun güçlü olan yönleri üzerinde eğitime devam edilmesi, zayıf yönlerinin [yeteneğinin hiç olmadığı ya da kısıtlı olduğu] ise göz ardı edilmesi biçiminde özetleyeceğimiz kuram, eksik insan modelini oluşturmaktadır. Bu kuramın eğitim çalışanları arasındaki anlamı, “bu çocuk sayısalcı, sözele ilgisi yok. O nedenle sözel alanda onu fazla zorlamamalı, zaten ileriki yaşamında ona ihtiyaç duymayacak “ şeklinde karşılık bulur. Ayrıca Gardner, sanatsal alanın analitik zekaya, bilimsel düşünceye gerek duymayacak bir yapı oluşturduğunu ve sanatı çocuğa verilmiş bir yetenek olarak görür. Bu durumda akla, çevrenin insan üzerinde etkisinin ne olduğu sorusu gelir. Zaten Davis de bu kurama karşı çıkarak, “ çocuk hiçbir alan için önceden programlanmamıştır “ der. Ona göre ise, çocuğu ilk yıllardan başlayarak herhangi bir düzeye getiren çevresidir diyerek, kişiler arası etkileşime vurgu yapar. Beyinde harekete geçirilmeyi bekleyen yetenekler yoktur. Beceriler ancak öğrenmenin pratiği içinde şekillenir. Bu düşünce, çocuğun aile ve yakın çevresiyle birlikte, örgün eğitim [okul] gerçeğini çağrıştırır. Deneyimci [empirisist] olarak nitelendirilen bu yaklaşımın bilimsel bir yaklaşım olduğu unutulmamalıdır. Öncelikle ailelerin, çoğu eğitimcilerin sanat alanını es geçmeleri; bütün çocukların fen bilimleri alanında başarılı olacağı ya da bu alanla ilgili meslek sahibi olmaları gerektiği inancı bilimsel olmayıp, temenni düzeyindedir. Aslında Gardner’in kuramının doğruluğuna inananlar, aileyi, çevreyi, okulu ve kültürel birikimi, kısacası kendilerini de yok saymaktadırlar. Son Söz Ebert “ İlkokuldaki Sanat Dersleri İçin Tezler “ yazısında öğrenme durumunun ölçülmesi ve denetlenmesi gerektiğinden bahsederek,“Öğrenme durumu yalnızca önünüze konan işlerin durumuyla değil, öğrencilerin kendi işleri ve çalışmalarıyla arkadaşlarınınki hakkında anlattıklarıyla ve onları değerlendirip eleştirmeleriyle de ölçülür. Bu alan hakkında bilgi sahibi olma, estetik deneyimlerin ve görüşlerin dile gelmesi, sözelleşmesi ile anlaşılır “ [6] demektedir. Bu anlatılanlar bize, okullarda yapılan sanat eğitiminin göremediğimiz yönünü göstermektedir. Sanat eğitimi demek, görmeyi öğretmek, görsel düşünmeyi geliştirmektir. Kişiliğin uyum içinde geliştirilmesi demektir. [1] “MEB Görsel Sanatlar Dersi Öğretim Programı (1-8.Sınıflar)” ANKARA 2006 [2] “Yaşadıkça Eğitim” Nisan-Haziran 2006 [3] SAN, İnci “ Sanat ve Eğitim “ 3.Baskı Ütopya Yayınevi ANKARA 2004 [4] “MEB Görsel Sanatlar Dersi Öğretim Programı (1-8.Sınıflar)” ANKARA 2006 [5] SAN, İnci “ Sanat ve Eğitim “ 3.Baskı Ütopya Yayınevi ANKARA 2004 [6] SAN, İnci “ Sanat Eğitimi Kuramları “ Ütopya Yayınevi ANKARA 2003 Kaynakça : - “MEB Görsel Sanatlar Dersi Öğretim Programı (1-8.Sınıflar)” ANKARA 2006 - “Yaşadıkça Eğitim” Nisan-Haziran 2006 - SAN, İnci “ Sanat ve Eğitim “ 3.Baskı Ütopya Yayınevi ANKARA 2004 - SAN, İnci “ Sanat Eğitimi Kuramları “ Ütopya Yayınevi ANKARA 2003

ORDU91


HALA GÖRMEDİN Mİ KARADENİZİ? Kanyonlar, vadiler ne heyecandır Uzun tünellere sor yolu, izi Harşıt nasıl gizli bir afacandır Hala görmedin mi KARADENİZ’i İnci gibi köyler, kentler ilçeler Çok önemli değil diğer ölçüler Yanında pul kalır altın külçeler Daha gelmedin mi KARADENİZ’e Her yer tablo sanki bakıp durmaya Boztepe‘ye çık Ordu’yu görmeye Dağlar boyun eğmiş hatır sormaya Hala görmedin mi KARADENİZ’i Asılırsın ÇAMBAŞI yokuşuna Kapılırsın hayatın akışına Nefesler karışır çam kokusuna Daha gelmedin mi KARADENİZ’e Dört yanın kuşların cıvıltıları Buzdan soğuk suyun şırıltıları Dallarda meltemin fısıltıları Hala görmedin mi KARADENİZ’i Fındık toplamaya ,çeltik biçmeye Dal köprüden korka korka geçmeye Ağaç yayığından ayran içmeye Daha gelmedin mi KARADENİZ’e Nasırlı el ,ayak genç ,ihtiyarda Kadın daha yorgun bizim diyarda Yine de yüz güleç bayram ayarda Hala görmedin mi KARADENİZ’i Bağ bahçe emektir her köşe , bucak Elbet çalışmadan tütmüyor ocak Maneviyat sıkı ve de sımsıcak Daha gelmedin mi KARADENİZ’e İnan anlatmaya sözüm yetmiyor Güzellik bir değil, say say bitmiyor Yaşamayı, teğet geçmek tutmuyor Hala görmedin mi KARADENİZ’i Yurdumun her yeri güzelce ama Karadeniz cennet bahçesi bana Candır ,akciğerdir bütün vatana Daha gelmedin mi KARADENİZ’e Cemile DÜZGÜN Atatürk İlköğretim Okulu Sınıf Öğretmeni


ÜŞÜYEN ELLERİN ALKIŞLARI

Hedeflerimiz. Risk altında-riskli yaşam olayları ile karşılaşmış (öğrencilerimize) okul ve toplum desteği olarak entegrasyonunun sağlanması, kazanımlarıyla, özgüven ve benlik saygılarının artmasını sağlamak ve risk faktörlerine karşı güçlendirmek, hukuksal dayanakların verdiği güç ve sorumlulukla kamusal yarar sağlamaktır. 1-Şiddet, her tür taciz, sevgi eksikliği, madde bağımlılığı, boşanma, internet vb. nedenlerle risk altında olan suçlu veya suçun mağduru olan çocukları bilinçlendirme.

2-Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun(SHÇEK) yeniden yapılandırılma- ması nedeniyle oluşan toplumsal sorumluluğu yerine getirmek. 3-Aile bilincinin zayıfladığı, olumsuz kültürel değişimin karşısına ahlâkî değerlerin konulması, maddî ve manevî varlıklarımızın değerinin anlaşılması. 4-Kurum/kuruluşlarda uygulanan yanlış disiplin ve kurallar, şiddetin eğitim aracı olarak görülmesi çocukları

bastırılmış bir öfkeye iter. Bastırılmış öfkeyi tetiklemesi karşısında başka seçeneğin farkındalığını çocuklara ve ailelere kazandırma. 5-Millî ve ahlakî değerlerimizin çocuklarımıza kazandırılması. 6-Eğitim ve öğretim çağında olup hukuk kuralları ihlal edilerek çalıştırılan, ihmal edilen, taciz gören, dilendirilen, madde bağımlısı olan/olma ihtimali bulunan çocukların bedensel, zihinsel ve ruhsal yönden gelişmelerini sağlamak. 7-Öğrencilere iyi huy ve değerlerle beceri, kabiliyet, ilgi ve sorumluluk kazandırma. 8-Çocukların olumsuz koşullara karşı özgüveni artırmak ve onları milletine faydalı, tabiat ve kültür varlıklarını seven, toplumla bütünleşmiş bir insan olarak yetiştirmek. 9-Devletin kurumlarına olan güveni artırmak. 10-Yaşadığı ili, bölgeyi, ülkeyi tanıyıp sevmesini sağlamak. 11-Tüm bahaneler karşısında ailenin sorumluluğunu yerine getirmesini sağlamak. 12-Bahaneler, kötü şartlar, ekonomik ve politik nedenlerle yerine getirmekte zorlandığımız toplumsal görevlerimize bir farkındalık yaratmak. Sosyal bir görevi yerine getirmek için Toplum Destek Büro Amirliği gibi büroların semt ve ilçelerde de kurulmasını sağlamak veya beraberinde hareket eden merkez/semt/ilçelerde de sosyal hizmet büroları kurulmasına zemin hazırlanmalı.

ORDU93

13-Öğrencilerimiz projenin yaygınlaşmasıyla birlikte benzer durumda olan çocuklar- için iyi yaşam koşulları oluşturmak. VİZYONUMUZ: Risk altında buluna tüm çocukların üşüyen ellerini ve yüreklerini toplumsal entegrasyon sağlayarak özgüven içinde ısıtmaktır. Fiziksel, duygusal, zihinsel ve toplumsal gelişimlerini zedeleyen her türde eylemler çocuk istismarı, onların beslenme, bakım gözetim, eğitim gibi ihtiyaçlarının karşılanmama durumu da çocuğun ihmali olarak tanımlanır. ‘Üşüyen Ellerin Alkışları’ projesi kapsamında rehber öğretmen olarak verileri analiz ettim . Ailelerin çocukların iyiliği adına onları dövdükleri, horladıkları sevgisiz bıraktıkları bazıların ekonomik gerekçeler bahane edilerek dilendirdikleri veya çalıştırdıkları anladım. İl emniyetinden alınan verilerle desteklemiştir. Kimi ailelerin aile içindeki şiddet ve kötü yaşam koşulları gerekçe gösterilerek çocukları zedeleyecek ihmal koşullarını yarattıklarını ve bu şartların çocukları için yol açacağı sonuçlardan habersiz olduğu, anlık geçici çözümlerle çözümsüzlük yarattıkları ve olası tehlikelere ve oluşabilecek yeni riskleri getirdikleri öngörüldü. Tanımlanan bu problemlerin okulumuzun misyon ve vizyonu çerçevesinde ekibimizce değerlendirilmesi sonucunda çözüm bulmak ve önleyici rehberlik ile hem özelde hem de yaygın olabilecek çözüm için çalışması kararlaştırıldı. Güvenlik en temel öncelik eğitim hakkı ise olmazsa olmazımız oldu.. ilgisizlik,bakım yetersizliği,taciz,fena muamele,ve ekonomik nedenlerle suç işlemiş öğrencilerimizin de aralarında bulunduğu isimleri rehberlik servisinde korunarak ifade edilmiş sadece okul müdürünün bilgisindedir. Okul müdürümüz Hasan Tomakin ile konuyu paylaştık okul içinde çözümler oluşturulmaya çalıştık .Ancak rehberlik servisinin hazırladığı bir ekip çalışması ile proje oluşturuldu ve konu


bilimsel bir platforma taşındı.Okulun eğitim ve öğretim çalışmalarına olan faydası büyük oldu.Yaygınlaşması ise Türkiye’de bir örnek oluşturdu. Problemler karşısında mecburiyet, kabullenme, annelik ve babalık görevini ihmal ederek küçük yaşlarda çocuklarını suça ve mağduriyete sürükleyen anne ve babalara karşı devletin güven ve yükümlülüğünü ortaya koymak amacıyla tasarlanan bu proje için öğrenciler arasında araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalar sonucunda okul içinde 40 öğrenci belirlenmiş olup , bu öğrencilerden 10 tanesinin sokakta çalıştığı anlaşılmıştır. Toplum Destek Büro Amirliği ile koordineli olarak çalışılarak bu öğrencilerin aileleri hakkında bilgi edinilmiş ve bu konuda neler yapılabileceğini planlanmıştır. Ayrıca okulumuzda 2 adet öğrenci aile beyanı ile de tespit edilmiş olup taciz ile karşı karşıya kaldıktansonra okulumuza gelmişler psikolojik ve sosyal yönden desteğe ihtiyaç duymaktadır.14 öğrenci içinde işsizlik bilgisizlik vs. nedenlerden parçalanmış veya aile içi şiddetin yoğun olarak yaşandığı ailelerden gelmekteler.2 öğrenci daha önce geldikleri okuldan ceza almışlar. Öğrencilerin 20 tanesinde ağır derecede temizlik sorunu 5 tanesinde baş derisinde yaralar olduğu tespit edilmiştir. Okulumuz Gazi İlköğretim Okulu, Ordu Merkez Saray Mahallesi’nde bulunmaktadır. Merkezde bulunması nedeniyle köy, ilçe ve bağlantılı yerlerden göç alabilen bir noktadadır. Bununla beraber hem okulumuza devam eden öğrencilerimizin hem de devamsızlık yapan öğrencilerimizin sayısının artmış olduğunu tespit ettik. Velilerimizin

genelinin öğrenim durumunun ortaokul ve daha alt seviyelerde olduğu tespit edildi. Risk altındaki öğrencilerin topluma entegrasyonu salt belli bir kesimin sorunu olamaz. Ekibimizin yaptığı araştırma sonuçları ve beyin fırtınası ile görülmüştür ki konu özel sektörü ve özellikle de KOBİleri alakadar etmektedir. Sanayileşmenin ve teknolojinin ih-

tiyaç duyduğu insan gücü özel sektörde de istidam olanağı bulmaktadır. Ekonomi kültürel ve sosyal bağlardan ayrı düşünülemez ayrıca da ihtiyaç duyulan iş gücünün niteliği salt akademik ölçüt olamaz. Söz konusu nitelik içeriğinde psiko sosyal bakımdan da yeterli bir insan gücünü kastetmektedir. Ülkenin ihtiyaç duyduğu insan gücü Milli Eğitimin Temel Kanunlarında da yer almaktadır. Bu eğitim ile ilgili durduğu kadar çağın ihtiyaçlarının gerisinde kalmamanın zorunluluk olması gerektiği işletmeler içinde böyledir. O halde gelecekteki reel varlıkları için; Ülkenin geleceğindeki insan kaynaklarına yatırım yapmaları gerekmektedir. Risk alanlarından herhangi biri ya da bir

ORDU94

kaçı ile karşılaşmış yetenekli bir öğrencinin, gelecekte akademik başarılarıyla bir iş ve meslek sahibi olabilmesi mümkündür. Ancak psiko sosyal süreçleri tamamladıkları söylenemeyebilir. İş gücü açısından çağımızda risk koşullarıyla karşılaşmış bireylerle çalışma olasılığı da artmaktadır. Bu da Komilerin bu konuda desteklerini zorunlu kılmaktadır. Projemiz çözüm odaklı psiko dinamik bir yaklaşım ile gerçekleştirilmiş olup, bu süreç içinde özel sektörün katılımı uygulama basamaklarında görüleceği üzere ALTAŞ ve SAGRA firmaları ile gerçekleştirilmiştir. Ordu ili içinde önemli yere sahip olan bu iki firma ile bu proje içinde çalışıyor olmak projenin savunduğu iyileştirmeye toplumsal destek ve başarısı için olumlu olmuştur. Ancak Ticaret ve Sanayi Odasının maddi gerekçeleri konuya olan duyarsızlığı ise açık alan oluşturmuştur. Bu konuyla ilgili kendileri ile toplantı yapılması öngörülmüştür. Bu alanda yapılacak her şeyin kültürel bir hazır bulunuşluk mekanizmalarının işletilmesi gerekir. Uygulamalar devam ederken öğrenciler uygulamanın neden ve niçinlerini araştırmaya başladılar. Özellikle sokakta çalıştırılan öğrencilerin velileri ise rahatsız olmaya başladı. Bu da konuyu ailelere eğitim verme noktasındaki baştaki öngörülerimi haklı kıldı. Bu amaçla yapılan seminerlerde sadece 2 aileye ulaşamadık diğer ailelerle oldukça yol kat ettik. Ulaşamadığımız ailede 5 adet çalışan öğrencimiz vardır. Bu çocukları iş gücü olarak gören aile bu etkinliklere sıcak bakmayıp tehditkar bir tavır takınmıştır. Ancak polislerle olan beraberliğimiz ekibimiz adına güven oluşturmuştur. Engel olmaya çalışmalarına rağmen, bu ailelerin çocukları bu proje ile bir farkındalık kazanmış olup okula devam edip yarınlarını hazırlamak konusunda kararlı bir tutuma sahip olmuşlardır. Ancak projenin son aylarında göçmen aileler ilimizden ayrılmışlarsa da öğrencilerimizin e-okul kayıtlarından takipleri yapılmaktadır. Okula devam konusundaki kararlılıklarını sürdürüldüğünü bilmekteyiz.


Ailelerin seminerleri başladı. Bu seminer konuları ilk seminerden sonra kendilerine açıklandı. Kendilerinin rızası ve katılımıyla diğerleri de gerçekleşti.Seminerler, ailelerin bakış açısında farklılık oluşturdu. Aynı zamanda, öğrenci ve öğretmenler ile yapılmış olan seminerlerin en büyüğü ise il deki tüm 8.sınıf öğrencileri ve sorumlu öğretmenleri ile ailelerine verilmiş olan ‘sınav kaygısı’ semineri oldu. Yrd.Doç. Dr.Bünyamin Çetinkaya ile Giresun Üniversitesine gidip görüştüm. Sınav kaygısının öğrenci üzerinde yaratacağı kaygı - öz saygı sorunu paylaştık ve risk altındaki öğrencilerin bu etkiyi daha fazla yaşayacağı konusunda hem fikir olduk.Gerekli izin ve onaylar ile Ordu Barosu katkılarıyla Atatürk Kültür Merkezinde düzenlenen seminere katılım büyük oldu. Basılı ve görsel basında yer aldı. Amaç, çocuklar kadar onların ailelerini ve toplumu da bilinçlendirmek ve yaygınlaştırılmasını sağlamaktı. Bunu eğitsel bir amaç olarak görüyorduk. Öğrencilerimiz seminerlerde diğer okuldan gelen misafir öğrenci ve başlarken polis toplum destekli büroyu anlatmak ve ortak çalışmamızın nedenlerini paylaşmak üzere bir slayt gösterisi ve tanıtım konuşmasında bulundu. : Olası risklere ,çevresinde ya da hayatında olup bitenlere karşı rahatça polisle iletişime geçebilme cesareti kazandırmak amacıyla toplum destekli polislik ile paydaş olunduğu izah edildi. Ordu Barosundan av. İlhan kurt ise konunun hukuki yönünü öğrenciler ve aileler ile paylaştı. Ordu ilinde 500 adet öğrenci ve aile konudan haberdar olmuş oldular. Ayrıca da konunun hu-

kuki yönünü boyutlarıyla ,örnek olaylarla öğrendiler.Kaygının olası riskleri nasıl barındırdığı ve konuya karşı aile tutumlarının nasıl olması gerektiği tarafımdan açıklandı. .öğrencilerimiz önce tedirgindi. bazıları ise çok alakasızdı .kimi öğrencilerimiz ise garip bir mutluluk içindeydi.projenin ilerleyen aşamalarında eğitsel faaliyetlerini polislerle de paylaşmaya başlamaları olası risklerle karşılaşma durumunda

kendileri ve yakın çevreleri için gerekli davranış örüntüsünü sergileyeceklerini anlamlı kıldı. Ailelere, öğrenci ve öğretmenlere verilen diğer seminerler- gelişim, öfke kontrolü, çatışma yönetimi, başarı ve motivasyon, istismar, stres ve başa çıkma,-yanında aileler için beceri kurslarına katılım sağlandı. Beceri edinerek eğitim almaları ve çocuklarına örnek olup kendileri ve aileleri için bir şey yapmanın yanında ekonomik sorumluluğu almak adına da bir adım atılmış oldular. Bu amaçla İşkur müdürü ile yapılmıştır. Sadece öğrenmediler, eğlendiler çeşitli hediyeler verdiler ve aldılar nezaket davranışları kazandılar. Çeşitli

ORDU95

toplumsal kesimlerden insanları tanıdılar. Ordu spor klubünde ve gençlik il müdürlüğünde çeşitli sportif ve kültürel kurslara katıldılar. Ordu spor maçına okuldan arkadaş ve öğretmenleri ile maç izlediler. Bu sayede ilini ve ülkesini seven ili ve okulu ile bütünleşme sağlanmış oldu. Eğitim öğretimde ise davranış problemleri azaldı. Derste öğretmenlerine soru sormaya başladılar. Sınıfın ön sıralarında oturma isteklerinde belirgin olarak artış görüldü. Aralarında sınıf başkanı olanlar oldu. Derslerinde ki akademik artış sayısal olarak gözlemlendi. Belirli gün ve haftalara katıldılar okulun tiyatrosunda görev aldılar. Okul Bandosu oluşturuldu bu faaliyetlere katıldılar. Gelen yardımlarla özellikle ekonomik gücü yetersiz olanlara giyim imkânı sağlandı. Beslenmelerine dikkat edildi. Türk Kızılay Vakfı Ordu Şubesinden temin edilmiş olan giyim ve yiyecek yardımlarından öğrencilerin haberi olmadı. Bu yardımlar aileleri ile iletişim içine giren Kızılay ile gerçekleştirilmiş olup proje ile ilgi bilgisi verilmedi. Aile ve çocuk ile eğitsel hedefler üzerinde görüşüldü ve paylaşıldı. Yapılan her çalışma hedef ve gelecekleri için eğitim faaliyetleri ve kendi sorumlulukları, hakları için bilinçli bir insan olmalarını sağlamaktan geçmekte idi. Korkup saklamak yerine ,olası bir risk faktörü karşısında yapabileceklerini öğrendiler .Bu ise beni gördüğünde sokakta mendil sattığı için bana selam vermekten çekinen kız öğrencimin üşümüş ellerini ,anlamını içimden atamadığım gözlerini ve kendi kızıma bana,- ANNE bu öğrencin mi ? Neden çalışıyor?- sorusuna karşı bir öğretmen olarak vermem gereken cevap olarak görüyorum. O gün kızıma nedeni hakkında vereceğim bir cevap yoktu. Başta sayın Valimin projeye olan desteği ve inancına sonsuz teşekkürlerimi Arzederim. okul müdürüm sayın Hasan Tomakin ‘e inancı ve çabamın her aşamasında ben, arkadaşlarım ve öğrencilerimle oluşu için minnetlerimi sunarım.İl Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Bürosu polislerine özellikle her aşamada paydaşımız olan Hakkı Çolak ve Murat Arslan ‘a teşekkürü bir borç bilerek, öğrencilerim ,çalışma arkadaşlarım ve okulum adına saygılar sunarım . Psk. Dan. Funda SAĞESEN BARDAK ORDU MERKEZ GAZİ İLKÖĞRETİM OKULU REHBER ÖĞRETMENİ


SINIF İÇİ YÖNETİM Serdar YURDABAKAN Şube Müdürü

Okul ve sınıf ortamı, öğrencinin yaşamında aile yaşantısından sonra gelen en önemli etkileşim alanıdır.Öğrenciler düzen ve disiplini,yardımlaşmayı, paylaşımı, itaat etmeyi, gerektiğinde haklarını savunmayı sınıfta öğrenirler. Günümüz sınıf yönetimi ve disiplin anlayışında öğrenci yönetiminin, onların davranışlarını kontrol altına almaktan çok, onları anlamak ve onların davranışlarının nasıl olması gerektiği konusunda birlikte anlayış geliştirmeyi savunur. Bu anlayışın özü öğrencilerin temel ihtiyaçlarının karşılanması halinde onlarında olumsuz davranışlardan kaçınacağı inancı vardır. -Sınıf İçi Kuralların KonulmasıKuralların Yazımı 1 ) D a v r a n ı ş l a r a yoğunlaşılmalıdır. 2)Öğrencilerin katılımı sağlanmalıdır. 3)Kurallar emir cümlesi olarak “yapınız, koruyunuz, isteyiniz” şeklinde yazılmalıdır. 4)Her kural olabildiğince kısa ve yakın bir biçimde ifade edilmelidir.Uzun ve karışık yazılı kurallar... 5)Kurallar olumlu cümlelerle ifade edilmeli;olumsuz cümleler kullanılmamalıdır. 6)Kurallar ödüller ve yaptırımları kapsamalı; öğrencilerin kurallara uydukları zaman alacakları ödüller ile uymadıkları zaman uygulanacak

yaptırımlar açıkça belirtilmelidir. 7)Sınıf kuralları okulun kurallarıyla tutarlı olmalıdır. Kuralların Belirlenmesi Sınıf kurallarının belirlenmesinde ilk adım,kuralların kişinin özgürlük alanındaki haklarını korumak amacıyla konulması gerektiğinin söylenmesidir. Kuralların belirlenmesinde öncelikle öğretmen, öğrencilerine konuyu duyurmalıdır. Her öğrencinin bağımsız olarak

kural belirlemesi ve listelemesi istenmelidir.Öğrenciler tarafından önerilen kurallar sınıfta tartışılmalı her kuralın gerekçesi,ifade biçimi,yaptırımı ile birlikte belirlenmelidir. Kurallar öğretilmelidir Kuralların öğretilmesinde çeşitli uygulamalara yer verilmelidir. Sınıf tartışmaları,poster,r esim,oyunlaştırma gibi yöntemler kullanılarak kurallar öğretilmelidir. Ödüller Öğrenciler,kurallara uyduklarında bazı sosyal ödüller yada maddi ödül-

ORDU96

ler elde edebilmelidirler. Sosyalödüller:”Mükemmel, harika, çok iyi,iyi fikir,çok yaratıcı,iyi cevap gibi sözel ya da yazılı cevaplar,gülümseme,başla onaylama,alkışlama, jest ve mimikler gibi… Yaptırımlar Sözlü uyarı, teneffüste telafi etme,aileye telefon etme,derslerin ardından okulda kalarak telafi etme. Kural: Derse zamanında giriniz. Yaptırımlar İki kez zamanında girilmediğinde sözlü uyarı,üç kez zamanında girilmediğinde öğretmenle özel görüşme,dört kez zamanında girilmediğinde aileye telefonla bildirme. Kurallar hakkında sözleşme imzalanmalı Kuralların önemi ve gereği tartışıldıktan,kurallar ve yaptırımlar belirlendikten sonra bu konuda öğrencilerle sözleşme yapılabilir. Kural ve yaptırımlar listesinde öğrenci adedince çoğaltılarak her bir öğrenciye “Bu kuralların tümü biliyorum,anlıyorum ve onları uyacağım.” cümlesi yazdırılarak imzalatılabilir.İmzalanan kağıdın bir kopyası öğrenciye bir kopyası ailesine verilebilir. Sonuç: Öğretmenlerden, toplum ve aile olarak beklenen öğrencilerin iyi davranışlar kazanarak, iyi insanlar olmalarını sağlamaktır. Buda sınıf içinde oluşturulacak olan disiplin ve düzenden geçmektedir.


Okulda Diyabet Programı Kapsamında Ordu ilindeki tüm okulllarda diyabetli öğrencilerimiz tespit edilmiş İl sağlık Müdürlüğü ile öğrenci, öğretmen ve velilere yönelik seminer ve konferanslar düzenlenmiş bilgilendirme toplantıları yapılmış ayrıca programın içerdiği diyabet ve obezite konulu filmler il genelimizde toplam 4795 öğretmen 87.211 öğrenci tarafından izlenmiştir. Düzenlenen seminer ve konferanslar ile eğitim filmlerine velilerimizden de katılım olmuştur.

ORDU97


İNSAN İÇ DÜNYASINDAKİ AYNAYI PARLATMAK İÇİN MİLLİ TARİHİNE SIKÇA BAKMALI İSA BAYRAK / Yazar, Şair

Mutluluk badavranışlarımızı başkalarının degururlandıracak özelliklerle doluşımızda dolaşan ğer yargılarına bırakmadan ve bakdur. bulut gibidir. madan belirleyebiliyor; ölçümüzü Tarihimizi inceleyenler göreHer zaman yağvicdanımızın sesinden alıyorsak ceklerdir ki, bizim dünden bu güne mura dönüşkendimiz olmayı başarıyoruz dehayatımız; mutluluğumuzu etrafımese de; ihtiyaç mektir. mızdaki insanların mutluluğu üzeolduğunda ve Duruşumuz düşüncelerimizi rine inşa etmekle geçmiştir. Gittiğiyağmura dönüşyansıtmıyorsa, çok yüzlü olduğumiz yerlere huzur ve refah götürme mesini sağlayamuzu inkâr etmenin bir anlamı da gayretimizin altındaki sır buradan cak şartlar oluştuğunda mutlaka yoktur. gelmektedir. Bizim geçmişimizde sizi ıslatacaktır. Bundan bî-haber İnsan kendisini yalnızca iç dünkendi mutluluğu için sömürgeciolanlar çoğunlukla yağmura isyan yasının gerçek ve yanılgısız aynalik yapan, insanları köleleştirerek eder, yağdığında da kendisini şemsında görebilir. Bu hakikat bireyler çalıştıran anlayışları bulamamaları siyesinin altına gizler. Neler kaybetiçin hiçbir zaman değişmez. Herkes da bundandır. tiklerini ise asla bilemezler. Gerekli hassasiyeti gösteMutlu ve huzurlu insan; önce kendi rerek ve art niyet taşımadan İnsan için mutluluğun kaynağı aynadaki yüzünde sosyal değerleriyle barışık, sonra da o tarihin aynasına bakabilengizlidir. Mutluluk asla baş- değerleri vicdan aynasında sürekli diri ler, Selçukluların Anadolu’ya kalarından alınan bir ödül, akınları esnasında nasıl bir tutmayı başaran insandır ya da yalvararak toplanan imar faaliyet içinde oldukbir sadaka değildir. Eğer aynaya bütün yaşantısını burada eleştiri larını halen varlığını muhafaza baktığımızda, kendimizden memveya sorgular. Yanlışlarıyla burada etmeyi başaran eserlerden görenunsak, yaptıklarımızı, yaşadıkyüzleşir, doğrularıyla burada huzur bilirler. Aynı dönemde yaşadıklarımızı sevebiliyorsak; bir başka bulur. Bu durum kişinin daha sonları İran coğrafyasını ise büyük ifade ile aynada yüzümüz kızarmıraki yaşantısının kılavuzu olur. ölçüde ihmal etmişlerdir. Çünkü yorsa mutluyuz demektir. Bütün bunların sermayesi ise; Anadolu’nun ve orada yaşayan inYanlış ve doğru sorgulamasıinsanın mensup olduğu değerler sanların çok daha fazla ihtiyacı olna girmeden; kendimizle barışık yekûnunu, kültürel kimliğini, sosduğunu görmüşlerdir. olduğumuza inanıyorsak mutluyal hayatını tanzim eden anlayış Bu durum Osmanlı devleti için luğumuzun sağlıklı temellere dabütünlüğünde mevcuttur. de geçerlidir. Devletin kuruluşuyandığını varsayabiliriz. Tavır ve Her insan iç dünyasındaki aynu gerçekleştirdikleri Anadolu’da, nayı parlatmak için milli tarihine sıkça bakmalıdır. Çünkü milletlerin yaşantısının da bir aynası vardır. Milletlerin aynası şüphesiz tarihin sayfalarıdır. Dünyada ki hiçbir millet o aynadan kaçamaz ve kendisini gizleyemez. Dünden bu güne ne varsa orada derlenmiştir ve geleceğe aktarılmaktadır. Türk Milleti bu yönden dünya tarihin en onurlu milletlerinin başında gelir. Zira milli hayat aynası, bizleri diğer milletler karşısında

ORDU98


kuruluş dönemi istisna tutulursa büyük ölçüde Anadolu’yu ihmal ederek yatırım ve hizmeti Balkanlara ve diğer ele geçirdiği yörelere taşımıştır. Bugün Anadolu’da pek gözükmeyen Osmanlı eserlerine karşın etrafındaki topraklarda hala onların mirası ayaktadır. Bu bizim milletimizin karakteristik özelliklerinden birisidir. Çükü biz her zaman inandık ki; “veren el, alan elden üstündür.” Bütün bunları söylerken; elbette koca bir devletin dünya tarihindeki uzun yaşamında her zaman, her şeyin çok iyi ve güzel sürdüğü iddiasında değiliz. Şüphesiz zaman içinde aksayan, yanlış olan birçok

olacağını düşünen insan… Hedefi ve ideali belli olan ve bunları gerçekleştirme gayretinde olan insan… Hayatının aynasını; yani vicdanını, tarihinin kendisine miras bıraktığı değerler manzumesinin aynasında parlatabilen insan… Demek ki mutlu ve huzurlu insan önce kendi sosyal değerleriyle barışık, sonra da o değerleri vicdan aynasında sürekli diri tutmayı başaran insandır. Bu da dünyada ki bilimsel gelişmelere karşı olabildiğince duyarlı olmayı; ancak kişisel kimliğini kendi değerlerinin dışında arama ihtiyacı duymamayı gerektirir. Çünkü bizim geçmişten bu güne mevcut değerlerimiz sadece

sonuna kadar geçen hayatı boyunca; her türlü imkâna sahip olmalarına rağmen Bursa’da, Edirne’de, İstanbul’da çok sade ve her türlü şatafattan uzak bir hayat sürmeleri… Buna rağmen ülke sınırlarını katlayarak büyütmeleri… Sınırları içinde devrin dünya ölçeğine bakıldığında en huzurlu ve mutlu toplumu oluşturmaları… İkincisi; Devlet hizmetinde bulunan üst düzey yöneticilerin hemen hepsinin, gelirlerinin çok önemli kısmını halkın ihtiyaç duyduğu müesseselerin inşasına ayırmaları… Kendilerinin veya çocuklarının ikbali için özel yatırımlar peşinde

şey ortaya çıkmış olabilir. En mükemmel sistemi kurmuş olsanız bile onu işletmekle görevli insan sorumluluk ve duyarlılık bakımından hata verdimi sisteminizin aksamasını, hatta çökmesini önleyemezsiniz. Bunun tersinden bakınız, çok kötü bir sistemin; iyi yetişmiş, hassas ve işini iyi yapmak isteyen birinin elinde çok mükemmel ve verimli bir şekil aldığını, olumlu sonuçlar doğurduğunu göreceksiniz. Bizim bu gün için en önemli ihtiyacımız yetişmiş insandır. Alanında bilgili, işini seven, faydalanmaktan çok insanlara nasıl faydalı

bizim değil, tüm insanlığın saadetini sağlayacak değerlerdir. Ve bu günün gelişmiş toplumlarının sosyal hayatlarının tanziminde bizim tarihimizden örnekleri sıkça görmeniz bundandır. Burada yine tarihimize dönerek iki konudaki ilgimi sizlerle paylaşmak isterim. Bunlardan birincisi; Daha sonraları lüks saraylar yaptıran ve hayatlarını bu saraylara hapseden yöneticilerin ise devletin çöküşünü hazırlamaktan ve hızlandırmaktan öte bir başarılarının olmayışı… Koca cihan devleti Osmanlının yöneticilerinin, kuruluştan en parlak devirlerinin

koşmamaları… Onlardan günümüze şatolar, köşkler, malikâneler kalmaması… Oysa bugün, medeniyet pazarının kurulduğu ülkelerin tarihinde böyle bir tarihi anlayış varlığı yoktur. Olmadığı gibi, bin yıllık varlık ve asaletleriyle övünen zihniyetin mevcudiyeti hala devam etmektedir. Bu konular üzerinde azıcık düşünen insanlar çok şeyi kavramakta ve anlamakta zorlanmayacaklardır. Yeter ki aynadaki yüzlerine bakmayı hakkıyla başarabilsinler. Çünkü düşünmek basit bir işlem değildir.

ORDU99



EGiTiM ORDUSU