Page 1

sayı 16

.

bülten

.

.

TMMOB Sehir Plancıları Odası Istanbul Subesi

Maslak 1453 Bir Kez Daha Yargıda

Mühendislik - Şehircilik Günleri Öğrenci Atölyesi Meslektaş Ziyaretleri: İsmail Çiçin ile Röportaj Bir büyükşehir masalı: Ekonomik rantın kutuplaştırdığı komşular

MAYIS / 2016


Kapak Görseli: mühendislik ve şehicilik günleri öğrenci atölyesi, 2016 TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Adres: Cihannüma Mah. Akdoğan Sk. Başar Apt. No: 30 D:6-7 Beşiktaş/İstanbul Telefon: 0212 275 43 67 - 0212 288 99 60 Faks: 0212 272 91 19 e-posta: spoist@spoist.org.tr - spoistanbul@spo.org.tr Web adresi: www.spoist.org.tr - www.spo.org.tr


şubemizden 1 mayıs birlik, dayanışma ve mücadele günümüz kutlu olsun........5 meslektaş ziyaretleri: ismail çiçin röportajı........6 10. istanbul buluşmaları gerçekleştirildi......12

şehir plancıları odası öğrenci komisyonu video atölyesi......13 7. mühendislik ve şehircilik günleri öğrenci atölyesi......15

. plan incelemeleri istanbul metro ve karayolu boğaz geçişi projesine ilişkin planlar......18 maslak 1453 bir kez daha yargıda......19

gaziosmanpaşa ilçesi, sargöl mahallesi’ne ilişkin plan değişiklikleri......21 haliçport projesi imar planları 2. kez yargıya taşındı.

....22

bir büyükşehir masalı: ekonomik rantın kutuplaştırdığı komşular.

....23

.

sizden gelenler


 SPO . bülteni . istanbul sube

Değerli meslektaşlarımız, İçeriği giderek renklenen Şube bültenimizin Mayıs sayısı ile yeniden karşınızdayız. Geçen ay Şubemiz eski başkanlarından Pelin Pınar Giritlioğlu röportajı ile başladığımız Meslektaş Ziyaretleri bölümünde bu ay serbest şehir plancısı İsmail Çiçin’i ağırladık. Sizden Gelenler bölümünde ise meslektaşımız Melis Oğuz’un kaleminden “Bir Büyükşehir Masalı: Ekonomik Rantın Kutuplaştırdığı Komşular” başlıklı yazıyı keyifle okuyabilirsiniz. Yine bu sayıda özel olarak öğrenci komisyonumuzun gözünden İstanbul Buluşmaları kapsamında gerçekleşen Video Atölyesi deneyiminin aktarıldığı yazıyı da sizlere bültenimiz aracılığıyla sunuyoruz. Umuyoruz ki her ay düzenli olarak yayınladığımız bültenimiz sizden gelen katkılarla büyüyecek ve renklenmeye devam edecek. Bültenimiz için her türlü görüş, inceleme ve gezi yazılarınızı iletebilir, önerilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. *** 2007 yılında başlayan İstanbul Buluşmaları serüveni, bu yıl 10. kez gerçekleşerek çok ciddi bir birikimi de ardında bırakmış oldu. İstanbul kent gündeminin sadece biz plancıların değil, farklı disiplinlerden katılımcıların perspektifinden ele alındığı etkinliğin artık gelenekselleştiğini görmek bizleri mutlu ediyor. Odamızın bir diğer önemli etkinliği olan 8 Kasım Dünya Şehircilik Günü Kolokyumu ise bu yıl 40. kez gerçekleşecek. 5 yılda bir Kongre olarak düzenlenen kolokyum etkinliği bu yıl Ortadoğu Teknik Üniversitesi ev sahipliğinde 8. Türkiye Şehircilik Kongresi olarak düzenlenecek. Kongreye ilişkin duyuruları ise kısa bir süre içinde sizlerle paylaşmaya başlayacağız. *** Şubemiz XIV. Çalışma Dönemi için oluşturduğumuz etkinlik takvimini, önümüzdeki iki yıla ilişkin belirlediğimiz hedefleri siz değerli üyelerimizle paylaşmak ve yaklaşan TMMOB Genel Kurulu öncesindeki gelişmeleri değerlendirmek üzere, yeni dönemin ilk üye danışma kurulu toplantısını 24 Mayıs Salı akşamı saat 19.00’da Şubemizde gerçekleştireceğiz. Tüm meslektaşlarımızı danışma kurulumuza davet eder, Oda çalışmalarının daha verimli olabilmesi adına katkılarınızın son derece önemli olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz. *** Acılardan uzak, rüzgarların barıştan yana estiği bol güneşli günler dileriz.

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu


SPO . bülteni . istanbul sube

1 MAYIS BİRLİK, DAYANIŞMA VE MÜCADELE GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN Emeğin, dayanışmanın, mücadelenin bayramını kutluyor, başta meslek alanımız olmak üzere yaşam alanlarımıza, göz dikilen kamu arazilerimize, ormanımıza, suyumuza, tüm doğal değerlerimize sahip çıktığımız, temel hak ve özgürlüklerin tehdit altında olmadığı, sokakların ve meydanların özgür olduğu bir gelecek için meslek ilkelerimiz doğrultusunda meslektaşlarımızla dayanışma içinde mücadele edeceğimizi ifade ediyoruz. Yaşasın 1 Mayıs! TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi




 SPO . bülteni . istanbul sube

MESLEKTAŞ ZİYARETLERİ İSMAİL ÇİÇİN Kent Yapı Planlama, Şirket Müdürü Bürosunda ziyaret ettiğimiz meslektaşımız İsmail Çiçin, 1993 yılında yılında Yıldız Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden mezun olmuş, 1996 yılı Ocak ayında “Kent Yapı Planlama” şirketini kurmuştur. 1994 yılında Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyeliği yapmış ve 10 yıl boyunca bu görevi değişik sıfatlarla (Sayman , II. Başkan) üstlenmiştir. Meslek hayatına, firmasında şirket müdürü olarak devam etmektedir. Çalışma hayatınız hakkında kısa bir özgeçmiş anlatır mısınız? Genel olarak hangi projelerde yer aldınız? Yıldız Teknik Üniversitesi 1984 yılı giriş, 1993 yılı çıkışlıyım. Okuldayken hedefim vardı. İki yıl bir firmada çalışacaktım, sonra kendi şirketimi kuracaktım. 2 değil 3 yıl çalıştım, ardından, 1996 yılında Kent Yapı şirketini kurdum. Şirketi kurmadan önce, çalıştığım firmada toplu konut projeleri ve uygulamalarının içerisinde yer aldım. Esenkent, Tepekent, Boğazköy bunlardan bazıları. Kent Yapı Planlama’yı kurduktan sonra birçok yerleşim alanlarımızın değişik türde Nazım İmar Planı ve Uygulama imar planlarını yapma şansına sahip oldum. 2005 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Çevre Düzeni Planları çerçevesinde ilk ihalesi olan Niğde - Aksaray – Kırşehir - Nevşehir illerini kapsayan planı aldık. 2005 yılında Çevre Düzeni Planı yapım yönetmeliği ve lejandı değişmişti, bu yüzden ihaleyi aldığımızda tedirgindik. Başarı ile tamamladık. Sonra Kars, Ardahan, Iğdır ve Ağrı illerini kapsayan 35.000 kilometrekare alanda Çevre Düzeni Planı işi yaptık. Bu planın bir anlamı da Kendi memleketimin (Kars) planını yapmaktı. Her iki planda şu anda uygulamada, bu da beni mutlu ediyor . Yine bu dönemde Niğde’nin 1/25000 ve 1/5000 planlarını çalışmak da zevkli ve anlamlı idi. Türkiye’nin hemen her yerinde plan yapan bir firma olduk. Mevzii plandan tutun, Çevre Düzeni Planı, Koruma Planına kadar neredeyse her ölçekte, her tür planı yaptık.


SPO . bülteni . istanbul sube

Şu an ilgilendiğiniz projeler nelerdir? 20 yıl meslekte yoğun olarak iş yapınca belki bir mesleksel yorgunluk oluyor; başka ilgi alanları ile daha yoğun ilgilenebilmek adına küçülme kararı aldık; şu an eskisi gibi büyük işler yapmıyoruz. Daha küçük ölçekte çalışıyoruz ve birkaç belediyenin danışmanlığını yapıyoruz . Mezun olduktan sonra, meslek hayatınızda ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Mesleğe atıldığımız zamanlarda üniversite mezunu olmak çok anlamlıydı, yıllar geçtikçe bu anlamın azaldığını düşünüyorum. Kişisel kaynaklı mı, hocalarımızdan kaynaklı mı bilmiyorum ama özgüven vardı. Okuldaki hocam asistanı olmamı teklif etmişti, hayır demek durumunda kalmıştım çünkü hedefim başkaydı. Tabii açık konuşmak lazım, hırpalandık. Ortada çok fazla büro yoktu, belediyelerin birçoğunda bile şehir plancısı yoktu. Şirketi yeni kurduğum dönemler idi, yeni atanan bir imar müdürü beni arayıp, burada imar uygulaması yapılıyor ama imar planı yok demişti. İmar planı olmadan imar uygulaması yapılan dönemlerden geçtik. Bizi anlayan insan çok azdı, onun yalnızlığını çektik. Mimarlarla mücadele etmek durumunda kaldık; o zamanlar mimar olup planlama bürosu açanlar vardı, gel gör ki hala birkaç tane var, mesleğimizi mimarlar yapıyordu... Sonra mezun meslektaşlarımızın sayıları arttı, bürolarda, belediyelerde yer edinmeye başladık, adımız duyuldu. Meslekte yaşadığım “çok kötü” bir olay yok diyebilirim. Meslek yaşamınızda, sizi en çok şaşırtan ve mutlu eden neydi? Çevre Düzeni Planları doyurucu olmasıyla birlikte çok da eğlenceliydi. Belediye başkanlarıyla toplantılar yapardık, çok farklı insanlar görürdük. Bir ilçede planları almaya gittik , orada tekniker bir arkadaş vardı. Nazım İmar Planlarını istedim, “2.5 yıldır buradayım, nazım diye birini hatırlamıyorum” diye cevap verdi. Şaşırdım, meslek terminolojisini tanıtmak anlamında ciddi sıkıntılarımız olduğunu fark ettim. İl genelinde yaptığımız bir toplantıda yaşlı bir amca , eskiden 7 metreden su çıkan bir yerde şimdi 270 metreden su çıktığını anlatıp, “sizin yüzünüzden” diyerek Çevre İl Müdürüne kalem fırlatmıştı. Çok şaşırtmıştı toprağına sahip çıkan amcanın tepkisi. Mesleğe adım attığınız zamanlardaki beklentileriniz ile bugününüzü karşılaştırdığınızda, bu alanı seçtiğiniz için kendinizi şanslı ya da pişman hissediyor musunuz? Can damarı bir soru… Maddi durumu çok da iyi olmayan, mesleğe adım attığımda hayata adeta sıfırdan başlayan biriydim. Hedeflerim vardı mesleki anlamda, bir kenti bir plancı ruhuyla, mantığıyla yaratmak istiyordum; tecrübelerimi, bilgimi, eğitimimi bir araya getirip kenti yaratmak… Hedeflerimin bir kısmını gerçekleştirebildim ama tamamı olmadı, çok kolay bir hedef değildi. 70’lerde, 80’lerde mesleğimiz az bilinmesine karşın çok daha önemsenen ve geleceğe yönelik kararları verebilen bir meslekti. Hep şehir planlama mesleği daha önemsenecek diye beklendi, mesleği daha iyi bilirseniz daha öne çıkacaksınız, ülkede daha büyük sorumluluklar alacaksınız diye bekleniyordu; insanlar artıyor, binalar artıyor, sorunlar artıyordu ve buna paralel olarak bu meslek zemin olarak




 SPO . bülteni . istanbul sube daha genişleyecek, daha büyüyecekti. Maalesef öyle olmadı, içeriği de boşaltılmaya başlandı. Bugün şehir planlama işi büyük bir oranda rant yaratma aracı oldu. Dolayısıyla benim hedeflerim ve sizin hedeflerinizden daha önemlisi mesleğin gittiği yer. Kentler nereye gidiyor, planlama nereye gidiyor? Planlama sosyalist bir kavramdır. Kurallar getirir, eşitlik getirir, geleceğe yönelik bir planlama sürecini emreder. Dolayısıyla kapitalizmin sevdiği bir yapı değil; bu yüzden meslek çok hırpalanıyor, özellikle siyasetçiler tarafından. Biz ne kadar karşısında durabildik o ayrı konu ama şu an mesleğimizi tanıyamıyorum. Bu mesleği seçtiğim için hiç pişman olmadım ancak çok duygusal ve hassas biriyseniz yoruluyorsunuz.

“…Planlama sosyalist bir kavramdır. Kurallar getirir, eşitlik getirir, geleceğe yönelik bir planlama sürecini emreder.”

İstanbul’un şehir planlamasını dünya ile kıyaslayacak olsak neler söylerdiniz? İstanbul’da ne ararsanız var. Geleceğine baktığınız zaman, tarihi yapısına baktığınız zaman, her şeyi bulabiliyorsunuz. İstanbul’un planla ilgili bir sıkıntısı yok, onaylanan alt ölçekli planlarına, plan tadilatlarına bakın; Çevre Düzeni Planları ile, üst planlarla çakıştırın. Uyan tek şey fonksiyon olabilir. İstanbul’un geleceği bugünden belli zaten. Son yıllarda yaşadığımız patlamalar, terör eylemleri… İstanbul öyle bir noktaya gidiyor ki, dün konuştuğumuz “4 kat mı olsun, 5 kat mı olsun” tartışması bugün lüks gelmeye başladı. Örnek olarak, Esenyurt tarafında 1995 yılında bir plan yapılmış, mevcuttaki 2 kat 5 kata çıkarılmış ve dava açılmış; şu an ise o bölgede 30 kat var ve yapım tekniği olarak farklı değiller. Dün konuştuğumuz bugün lüks geliyor, bugün konuştuklarımız da 10 yıl sonra lüks olmaya başlayacak korkarım. Dünya kentleriyle Paris’i Londra’yı kastediyorsanız, fark gittikçe artıyor. İstanbul’u anlatmak için “Kent” kelimesi kifayetsiz kalıyor. Kaliteli kent yaşamı öyle bir noktaya gelecek gibi ki, “arka sokaklar” kavramının tüm kenti kaplayacağı, güvensiz bir sürece gireceğiz. Kent güvenliği açısından, insan sağlığı açısından; insanı var eden temel konular bir bir yok olmaya başlayacak. Gelecek konusunda endişeliyim. Çok kent dolaştım, çok plan yaptım Türkiye’de, fark ettim ki kentler birer küçük İstanbul olmaya başlamış. Yapılaşmalar aynı tarzda, maalesef. İstanbul’un hastalığı kendisini tükettiği gibi Türkiye’ye de yayılmış durumda. Iğdır’da bir plan notu gördüm, plan notunda şu yazıyor: “Mevcut durum imar durumudur.” Yani kaç kat inşaat yaptıysanız getirin onu ruhsatlandıralım diyor. En çok da gelecek nesiller için üzülüyorum. Ülkemizde yapılan planlarda, yasa ve yönetmeliklerde “kamu yararı”nın ne kadar gözetildiğini düşünüyorsunuz? Devlet tarafından şöyle bir denetleme duydunuz mu: “Şu plan tadilatlarına bakalım senin ana planına uygun mudur değil midir?” Bir sürü plan onaylanır, Bir vatandaşın gidip “burada 4 kattı, siz 6 kat vermişsiniz, bu planın bütünlüğünü bozar” demiyor da “2 kat da ben


SPO . bülteni . istanbul sube

çıksam” diyor. Biraz yeşile duyarlılık var (varsa), onun dışında kentlerimizi kaybediyoruz. Kamu yararı diye bir şey yok. Kamu yararı bütün halkın, bütün canlıların yararı. Ağaçların, hayvanların... Bir parka sahip çıkmak için yanındaki binada mı oturmalıyım? Park dediğiniz tescil dışıdır, tescil dışı dediğiniz de kamunun kullanabileceği alan demektir. Yönetmelikler perişan olmuş durumda. Kamu yararı, gelecek, planlama ilkeleri, ekoloji, daha nice bir sürü tabirin içi boşaltılmış durumda. Oysa bunlar sağlıklı ve sürdürülebilir bir geleceğin teminatıdır. “Planlama ilkeleri” nedir? Planlama bilgisidir. Dere kenarlarını koruruz, biliriz ki burada taşkın olur. Bunlar teknik, mesleki bilgilerdir. Bu mesleki bilgiler aynı zamanda kamunun lehinedir. Bugün 1453 diye bir proje var, uydu görüntüsünden bakıyorsunuz; katliam gibi! Kötüye giden bir kent düzeninde iyiye giden meslek düzeni göremezsiniz ki! Kentlerimiz hangi noktadaysa mesleğimiz de o noktaya gidiyor.

“...Kötüye giden bir kent düzeninde iyiye giden meslek düzeni göremezsiniz!” Ben Şehir Plancıları Odası yönetimindeyken İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yapmış olduğu Nazım İmar Planı’nı tartışıyoruz, 2005 yılıydı sanırım, 12 milyon gibi bir projeksiyon nüfus belirlenmiş 2020 için. Şu an İstanbul’un nüfusu kaç? İller Bankası’nın yapmış olduğu projeksiyonda yaklaşık 15 milyon ama bunun içinde mülteciler, son göçler, ziyaretçi nüfus yok elbette. Alanımız 5000 km2, nüfusun ne şekilde arttığı ortada, ormanlarımızın nasıl yok edildiği ortada 3. Köprü bağlantı yolları ile, 3. Havaalanı ile; devam edelim buna, nereye kadar devam edebiliriz? Şu gündemde 35 – 40 milyon nüfustan bahsediliyor. Biz 10 milyon nüfusu yerleştiremedik İstanbul’a o zamanlar! Bir gazetecinin “1453’te aldınız İstanbul’u ama hala yerleşemediniz” dediği gibi. 10 milyon nüfusa sağlıklı bir kent ortamı, altyapı, yeterli donatı alanı sağlayamadığımız için yerleştiremezken 35 – 40 milyonu nasıl yerleştireceğiz? Nüfus dediğiniz evinden işine – işinden evine giden midir? Nerede bunun yaşam standartları? Kaliteli kent yaşamı ile ilgili bir ihale yapmayı düşünüyordu Büyükşehir Belediyesi, İstanbul’daki kent yaşamını analiz edecek, bunu artırmak için gerekenleri ortaya çıkaracaktı. Projeden sonra da uygulama yapılacaktı. İki kez ihaleye çıktı ve ihale iptal edildi. Bu ihalenin yapılmamasının en büyük nedenlerinden biri utanılacak bir tablo çıkmasıydı bence. O tabloyu belgelemek istemedi. Durumu ortaya koysalar bile gerekli donatıları sağlayacak ne iradeleri ne de politikaları vardı. Kentsel yaşam kalitesi nedir? Kültür merkezleridir, yeşil alanlardır, Avrupa’da kazandığı boyutlar gibi kent mobilyaları, meydanları yaşam merkezi haline getirmektir; kentsel yaşam kalitesi bunlardır. Konutlar değil, ticaret değil, sanayi değil. Türkiye’de iktidarsal, siyasal açıdan bir dönüşüm olmadan bir kurtuluş olacağını zannetmiyorum. 1950’lerden beri siyasi mantaliteden kaynaklanan kent hırpalanmaları var, ancak bugünlere baktığımızda o günleri arıyoruz. Eskiden ülke planlamaları vardı, bölge planlamaları vardı, 85 – 86’da (yanılmıyorsam) ana ulaşım planı yapılmıştı, Türkiye’nin planlı (yetersiz de olsa) gelişmesi vardı. Bu planları yok edip planlamanın daha iyiye gideceğini görmek aşırı iyi niyetlilik olur.




10 SPO . bülteni . istanbul sube Odamıza dahil olduğunuz zamanlardan bugüne, Oda çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Odamız 91 yılı gibi şekil almaya başladı, ben de 93 yılında yönetime girdim. Zor şartlardı. İlk bilgisayar aldığımız günü hatırlıyorum. Odamızın o günlerini düşünüyorum, fiziki mekan açısından, çalışanları açısından, üyelerle bağlantıyı kurabilme fırsatı açısından daha iyi bir ortam var. Odamızın nitelik ve nicelik açısından daha iyiye gittiği ortada. Geriye giden noktalar da var elbette, Genel Kurul’lara katılımın yüksek olmaması gibi; örgütlülükteki aktiflik ne kadar artıyor, bu tartışılabilir. 2002 Türkiye’deki seçimlerden sonra STK’lar, meslek odaları iktidar tarafından istenmiyor. Kamu yararını denetleyen mekanizmalar istenmiyor. İBB’ye plan götürüyoruz, Oda onayı istemiyoruz diyebiliyor. Sana eksiksiz iş gelmesi gerekiyorken, bunu nasıl söyleyebilirsin? Bir başka sebep de Gezi olaylarının ardından gelen baskılar oldu. Mahkeme kararları arşivlere sığmıyorken, Odanın, biraz mevcut gelişmelere, olup bitenlere, akademisyen boyutundan -o bir parçasıdır kesinlikle tartışmıyorum –, neler yapılabilir konusunda uygulamaya kayması ile daha iyiye gidebileceğine inanıyorum. Kentin, geleceğini, mesleğin gidişini iyi okuyabilirse, meslektaşlarla organik ilişkileri güçlü kurgulayabilirse Odamızın her zaman ihtiyaç duyulan bir kurum olduğunun daha net farkedileceği açıktır. Bildiğiniz üzere, üyelerimizin ilgi alanlarına göre oluşturdukları / dahil oldukları ve katılımları ile beslenen çalışma komisyonlarımız var. “Şehir Plancıları Odası”nda çalıştığınız komisyon oldu mu, (varsa) nelerdir? 2003’ten sonra, yöneticilik kısmı odada bittikten sonra, toplantılara katılmaya devam ettim. Genel Kurul’daki Yönetmelik komisyonlarında yer aldım, Meslektaşlar için var olan komisyonlar hep ilgimi çekti, meslek ve meslektaşlarımız ile ilgili çalışmalara katıldım. İSKİ Yönetmelikleri üzerine çok çalıştım: Düşünün bir kurum var, görevi korumak. Görevi korumak olan bu kurum, alanı perişan etmek üzerine çalışmalar yapıyor. Rahmetli Oktay Ekinci’nin de o konuda çok emeği oldu. Kentsel korumalar alanında, Balat bölgesi ile ilgili çalışmalarda yer aldım.


SPO . bülteni . istanbul sube

“Karne” olarak da bilinen, aslında birçok meslektaşımız tarafından da eleştirilen “İmar Planı Yapımı Yeterlilik Belgesi” hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu konunun iki boyutu var: İlki meslektaşlarımızın onuru, ikincisi devletin yaklaşımı. Sorumuzun muhatabı olan devlet. 1995’lerde, mimar, mühendis kategorisinde değildik. 12 Eylül anayasasında bizim mesleğimiz sayılmamıştı, ikinci sınıf muamelesi görürdü. Bayındırlık Bakanlığı’na gidip gelmeler olmuştu ve biz kazanım elde etmiştik. Ciddi bir uğraş vardı, ciddi bir destek vardı ve biz onu bu sayede değiştirebilmiştik. Bu, bizim Odanın geçmişte meslektaşlar için yaptığı en büyük çalışmalardan biriydi bana göre. Karne konusunu da çok farklı görmüyorum. 23 yıldır her türlü planı yaptım, planların sorumlusu olarak hepsinde imzam var ve bunların hepsi belgeli. Devlete diyorsunuz ki belgeli bunlar, ihaleler var, bunların hepsi senin kaydın. Hangi işle ne kadar uğraşmış toplarsın, 15 yıl mı, ona göre karneyi verirsin. Bunu neden yapmıyor? Asıl sıkıntı burada. Hep hak diyoruz, eşitlik diyoruz, 15 yıl proje çizmiş bir insan neden A sınıfı karneye sahip olamıyor da belki hayatında plan çizmemiş, kamu kurumunda çalışmış biri alabiliyor? Bu haksızlıktır. Bunun için Odamızın, özellikle Genel Merkez’in, Şubeleri, temsilcilikleri, üyeleri toplayıp ciddi bir çalışma yapması gerekir. Deneyimli bir meslektaşımız olarak; henüz mezun olmamış meslektaş adaylarımıza ve yeni mezun olan meslektaşlarımıza önerileriniz var mı? Bu mesleği çok seven, zorluklarını yaşayan bir insan olarak, meslektaşların gelecekte iyi bir noktada olmaları beni çok sevindirir. Geleceğe yönelik iyi meslektaşların da olabileceği temel kaynak, okul. Okulu bitirene kadar, okuldan alabilecekleri her şeyi dolu dolu almaya çalışsınlar. Şehir plancısı aç kalmaz. Pazarcılık da yapsa iyi iş yapar çünkü doğru yeri seçmeyi bilir. Mesleğimiz çok farklı bakış açısı kazandıran; çok rahat organizasyon yapabilecek bilgi ve beceriyi kişiye kazandıran bir meslek. Hangi işi yaparsanız yapın mesleğimiz çok işe yarayacaktır. Piyasadan korktukları için değil, idealleri varsa Yüksek Lisans yapsınlar. Mezun olduktan sonra yapacakları ilk iş, yüksek maaşlı, rahat bir iş aramak olmasın. “Bu işi en iyi nerde öğrenebilirim” olsun öncelikleri. Meslek dediğimiz sadece işin tekniği değil, mesleki ahlak, mesleki duruş ve bakış açınızdır. Bunları işinize yansıtırsanız şehir plancısı olursunuz. Bu manada mesleği iyi öğrenirseniz emin olun bir hayata tutunacağınız bir kanal bulursunuz. Emin olun meslek size bir kapı açacaktır.

11


12 SPO . bülteni . istanbul sube

10. İSTANBUL BULUŞMALARI GERÇEKLEŞTİRİLDİ 2007 yılından itibaren her yıl belirli temalar çerçevesinde İstanbul gündemini takip etmeyi hedefleyen İstanbul Buluşmaları etkinliğinin 10. su bu yıl “İstanbul’u Paylaşmak” başlığıyla 13 Nisan 2016 tarihinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü ev sahipliğinde Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu’nda gerçekleştirildi. Etkinliğin video kaydına Şubemiz Youtube kanalından ulaşabilirsiniz.

Özgür Gündem, 15.04.2016


SPO . bülteni . istanbul sube

ŞEHİR PLANCILARI ODASI ÖĞRENCİ KOMİSYONU VİDEO ATÖLYESİ * Şehir Plancıları Odası Öğrenci Komisyonu olarak İstanbul’u paylaşmak temalı bir video atölyesi hazırladık. Yönetmen İmre Azem’in de katkılarıyla hazırlanan videomuzda İstanbul’u paylaşmak dediğimizde aklımıza gelen paydaşları videomuza ekledik: halk, öğrenciler, akademisyenler, siyasiler... İstanbul’u paylaşmak dediğimizde aklımıza ilk olarak ne geliyor peki? İstanbul’u nasıl paylaşıyoruz? Kamusal alanlar üzerinden bir paylaşım mı yoksa rant ve sermayenin İstanbul’u şekillendirip pay etmesi üzerinden bir paylaşım mı ? Görünen ikincinin ağırlıkta olduğu bir paylaşım. Rant, kamusal alanlar ile sürekli bir kapışma halinde, rant paylaşımı artıkça kamusal alan paylaşımı azalıyor. Ormanlarımız, meydanlarımız, parklarımız. İstanbullunun nefes alabileceği, birlikte sosyalleşebileceği alanlar çok az artık . Mekanı şekillendiren ve tanımlayanın, o mekanda bulunan insanlar olduğunu biliyoruz. Ancak İnsan mekanı şekillendirdiği gibi mekanda insanı şekillendirmeye başlıyor zaman içinde. Sürekli tahribata uğrayan, betonlaşan bir kentin, insanlarını nasıl şekillendirmesini beklersiniz? Kurtuluşu sürekli betonlaşmada arayan, eğitimini, kültürünü, toplumunu geri plana atan bir kent, insanını da betonarme ve soğuk yetiştirmez mi ? Küçük kutuların içinde yaşamaya zorlanan, kıt kanaat geçinen, metroda metrobüste hep sıkışan bir toplumun psikolojisinin nasıl olmasını beklersiniz?

13


14 SPO . bülteni . istanbul sube Agresifleşiyoruz, tahammül edemiyoruz artık hiçbir şeye. Agresifliğimiz arttıkça gözümüz görmeksizin ne pahasına olursa olsun daha çok talan ediyoruz İstanbul’u. Kendi sonumuzu kendimiz çiziyoruz bir bakıma. İstanbul’u hem seviyoruz hem de nefret ediyoruz sanki. Sürekli tüketiyoruz ama üretmiyoruz, gün içinde okulun ya da işin bitmesini bekleyip kendimizi evlere atıyoruz bir an önce. Birbirimizi çoğu zaman görmüyoruz, dinlemiyoruz bile.-mış gibi yapıyoruz ama gerçekten dinlemiyor, anlamıyoruz. Sıkışmış bir şehirde haliyle mutlu insanlar olamıyoruz. Dinlemeden anlamadan birbirimizi sınıflandırıyoruz. Nüfusumuz 15 milyon… Kaçımız İstanbulluyuz? İstanbullu ne demek ? İstanbul’a yerleşiyoruz ve birkaç sene sonra İstanbul’un durumunun kötüye gittiğini söylüyoruz, başkaları geliyor ve başkaları da aynı şeyi söylüyor. Peki ilk gelenler kimdi? Suriyeliler geliyor, İstanbul’un kötüye gittiğini söylüyoruz. Peki Suriyelilerden önce kim gelmişti? Suç hep birilerine atılıyor, kimse suçlu olmak istemiyor peki gerçek suçlu(lar) kim? Belki de rızası olmadan paylaşıyoruz İstanbul’u. Belki de saldırmaya, talana alıştık, alıştırıldık ; bunun için cinayetler,tecavüzler artıyor şehrimizde,ülkemizde. Bundan dolayı belki de çoğunluk alışıyor ve sessiz kalıyor bu talana . Yaşam alanımız bizi şekillendiriyor, bizim onu şekillendirdiğimiz kadar. Öğrenciler olarak bütün bunları tartıştık ve bazı soru başlıkları çıkardık İstanbullu(?)’ya sormak için : İstanbul’da kiminle nerede neyi paylaşıyorsunuz, kendinizi ait hissetmediğiniz yerler var mı, sizin gibi olmayan insanlarla nerede karşılaşıyorsunuz, bu sizi rahatsız ediyor mu? Yorumlanmaya açık birçok soru ve cevabını da farklı şekillerde aldık. İstanbul’da insanlar sürekli bir şeyler paylaşıyor fakat aldığımız yanıtlara göre en çok paylaşılan şey doğa… İstanbul’un karmaşasından, hayat telaşından, dörtnala temposundan şair Can Yücel’in deyimiyle “küçücük gitmeler” yapabiliyorlar doğaya. Bir amcamız kendini her yere ait hissettiğini söyleyerek pozitifliğini gösterirken bir başka amcamız uzak lüks restoranlara, boğazdaki balık lokantalarına kendini ait hissetmediğini ifade etti. Belki de o restoranlara giden birine de bu soruyu sorsaydık o da kendini ait hissetmediğini söylerdi. Yani aidiyet bir yere gidip gidememek değil orayı özümseyememekle ilgilidir. Samimiyet ve doğallık… Kaybolmaya yüz tutan bu iki şey bizi bir yerlere ait hissettiren ya da hissettirmeyen şeydir. ’’İstanbul’u Paylaşmak’’ adlı videomuzdan cevapları ayrıntılarıyla izleyebilirsiniz. Irmak Çatalcalı Selin Kaya

(*) Yazı, Yıldız Teknik Üniversitesi Fanzin’inde yayınlanmak üzere hazırlanmıştır.


SPO . bülteni . istanbul sube

7. MÜHENDİSLİK VE ŞEHİRCİLİK GÜNLERİ ÖĞRENCİ ATÖLYESİ 7. Mühendislik ve Şehircilik Günleri kapsamında, Kadıköy Farkındalık Atölyesi 28 Nisan - 30 Nisan tarihleri arasında Kadıköy / Yel değirmeni / Ayrılık Çeşmesi/Marmaray hattında gerçekleştirildi. Bu Atölyede İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi; şehir ve bölge planlaması bölümünde okuyan öğrenciler bir araya geldi. Atölyenin farklı okullardan aynı disiplindeki öğrencileri bir araya getirmesi hem öğrencilerin birbirleriyle iletişimini, hem de bilgi / fikir paylaşımını kolaylaştırıcı bir düzlem oluşturdu. Atölye çalışmalarının bir kısmı Tasarım Atölyesi Kadıköy’ün binasında gerçekleşti. o 28 Nisan, atölyenin birinci günü Oruç Çakmaklı ile söyleşi yapıldı ve bunun ardından alanda gezilerek fikir üretilmeye çalışıldı. Ayrıca alanda çalışacak gruplar ve temalar belirlendi.

o 29 Nisan, atölyenin ikinci günü ise tekrar TAK’ta buluşan gruplar kendi içlerinde temalarına uygun fikir üretimi ve tartışma gerçekleştirdi. Çıkan fikirlere göre de malzeme temin edilip şablonlar hazırlanılarak alana tekrar çıkıldı.

15


16 SPO . bülteni . istanbul sube o 30 Nisan, atölyenin üçüncü gününde gruplar öğlene kadar alanda çalışmaya devam etti, öğleden sonraki zamanda ise atölye katılımcıları ile açık sergi olarak çıkan ürünler gezilmiş ve fotoğraflandı.


SPO . b端lteni . istanbul sube

17


18 SPO . bülteni . istanbul sube

İSTANBUL METRO VE KARAYOLU BOĞAZ GEÇİŞİ PROJESİNE İLİŞKİN PLANLAR DAVA KONUSU EDİLDİ İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nce onaylanan ve muhtelif ilçelerden geçen bir güzergaha sahip, İstanbul Metro ve Karayolu Boğaz Geçişi Projesine ilişkin, toplam 21 paftalık 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı; TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ve Şubemizce dava konusu edildi. Dava konusu planlardan 14 paftası 18.01.2016 – 16.02.2016 tarihler arasında ve kalan 7 paftası 26.02.2016 – 26.03.2016 tarihleri arasında askıda ilan edildi. Onaylanan planlar her ne kadar toplam 21 pafta olsa da tek bir plan olarak ve tek bir meclis kararı ile onaylanmış olup esasen projenin güzergahının planlara işlenmesine yönelik bir nazım imar planıdır. Ekte sunulan paftaların sol kısmında güzergahın tamamını gösteren bir şablon ve bu şablonda da ilgili paftanın hangi konumda olduğu gösterilmektedir. Söz konusu paftalara göre güzergah şu şekildedir:

Davaya konu ettiğimiz planlar; 3194 sayılı kanun ve mekansal plan yapım yönetmeliğine aykırı olarak bir açıklama raporu olmadan hazırlanmış olduğundan; İstanbul’un ulaşım korrdinasyon kurumu da dahil olmak üzere ilgili hiçbir kurumun görüşleri alınmamış olduğundan; Plan hiyerarşisine göre İstanbul’un üst ölçekteki planı konumunda olan 15.06.2009 onaylı 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı ile uyumsuzluk içerdiğinden; İstanbul’un trafik sorununu çözmek adına bütün ulaşım teorilerinin aksine yine lastik tekerlekli yatırım önererek İstanbul’un trafik sorunun içinden çıkılmaz bir hale sokacağı açık olduğundan; planlama esasları, şehircilik ilkeleri ve kamu yararına aykırıdır. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 11.03.2015 tarih ve 458 sayılı meclis kararıyla onaylanan ve muhtelif ilçelerden geçen bir güzergaha sahip, İstanbul Metro ve Karayolu Boğaz Geçişi Projesine ilişkin, toplam 21 paftalık 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı’nın yasalara, yönetmeliklere, kamu yararına, şehircilik ilkelerine ve planlama tekniklerine ve daha önce mahkemelerce alınmış kararlara açıkça aykırı olması nedeniyle, iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle yargıya taşındı.


SPO . bülteni . istanbul sube

MASLAK 1453 BİR KEZ DAHA YARGIDA Başbakanlık Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından hazırlanan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca 19.01.2016 tarihinde onaylanan ve 21.01.2016 -19.02.2016 tarihleri arasında askıya çıkarılan, Sarıyer İlçesi, Ayazağa Gecekondu Önleme Bölgesi’ne ait 1/100.000 ölçekli İstanbul İli Çevre Düzeni Planı Değişikliği, 1/5.000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1.000 ölçekli Uygulama İmar Planı, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi ve Şubemizce dava konusu edildi. Dava konusu İstanbul İli Sarıyer İlçesi, Ayazağa Gecekondu Önleme Bölgesi’ne ait 1/100.000 ölçekli İstanbul İli Çevre Düzeni Planı Değişikliği, 1/5000 Ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planlarının bulunduğu alan, 775 sayılı Gecekondu Kanunu kapsamında ‘’Gecekondu Önleme Bölgesi’’ olarak ilan edilmiştir. Bu tarihe kadar askeri alan olarak kullanılan alan 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı dahil olmak üzere tüm imar planlarında askeri alan olarak belirlenmiştir. Planlama alanı büyüklüğü 37,6 hektar olup kuzeyinde Fatih Ormanı, güneyinde 3. Kolordu Komutanlığı, batısında Ayazağa Mahallesi, doğusunda Atatürk Oto Sanayi Sitesi bulunmaktadır. Gecekondu Önleme Bölgesi olarak ilanından 10 gün sonra, İstanbul ili, Şişli İlçesi Ayazağa Gecekondu Önleme Bölgesi 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı TOKİ tarafından hazırlanarak 11.08.2010 tarihinde onanmıştır. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından hazırlanan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 11.08.2010 tasdik tarihli İstanbul İli, Şişli İlçesi, Ayazağa Gecekondu Önleme Bölgesi’ne ait 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı’nın iptali için Odamızca iptal davası açılmış, Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Ancak söz konusu karar Danıştay 6. Dairesi tarafından bozulmuştur. Ancak dava devam ederken Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yeni bir plan onaylanmıştır. Söz konusu plan, Danıştay 6. Dairesi’nin 26.03.2014 tarihli kararı ile iptal edilmiştir.

19


20 SPO . bülteni . istanbul sube Dava konusu planların 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planına aykırı olduğu; planların açıklama raporunda belirtildiği üzere ayrıntılı etüt ve inceleme yapılmadan, yerel zemin özellikleri sık aralıklarla farklılıklar arz eden alanlarda yerel etütler yapılmadan, yerleşime uygunluk raporu hazırlanarak Afet ve Acil Yönetim Başkanlığı’na onaylatılmadan uyuşmazlığa konu planlarda bu alanların yapılaşmaya açıldığı ifade edilmiş, üst ölçek planlara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararın uyarlık bulunmadığı sonucuna varılarak yürütmesinin durdurulmasına 26 Mart 2014 tarihinde karar verilmiştir. 26 Mart 2014 tarihinden sonra geçen sürede idare tarafından mahkeme kararlarının gereği yapılmamıştır. Ocak 2016 tarihinde onaylanan dava konusu planlarla, planın iptal gerekçelerinden biri olan üst ölçek plana aykırılık, kentin en üst ölçekli planı olan 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’nda değişiklik yapılarak giderilmeye çalışılmaktadır. Bahsi geçen imar planlarında yapılaşma koşulları değişiklik göstermemiş, yalnızca donatı alanlarına ilişkin kısmi değişiklikler yapılmıştır. Yargı kararında ifade edilen en önemli hususlardan biri söz konusu planların üst ölçek plana aykırı olduğudur. İdare söz konusu yargı kararına uygunluğu, planlama ilkeleri uyarınca dava konusu planları üst ölçek plana uygun olarak değiştirmesi gerekirken üst ölçek planı değiştirerek sağlama yoluna gitmiştir. Dava konusu 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin gerekçesi, planın üst ölçek planlara, planlama ilkelerine ve şehircilik esaslarına aykırı olarak geliştirilen “projeye” uygun hale getirilmesidir. 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında parsel bazında değişiklik öngören bu düzenlemenin imar bütünlüğünü bozduğu açıktır. Ayrıca, 3194 sayılı İmar Kanununa göre planlar açıklama raporları ile bütündür. Buna karşın dava konusu Ayazağa Gecekondu Önleme Bölgesi’ne ait 1/100.000 ölçekli İstanbul İli Çevre Düzeni Planı Değişikliği raporu askıya çıkarılmamıştır.

Yukarıda bahsedilen gerekçelerle, T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından hazırlanan, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca onaylanan Sarıyer İlçesi, Ayazağa Gecekondu Önleme Bölgesi’ne ait 1/100.000 ölçekli İstanbul İli Çevre Düzeni Planı Değişikliği, 1/5.000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1.000 ölçekli Uygulama İmar Planı yasalara, yönetmeliklere, kamu yararına, şehircilik ilkelerine ve planlama tekniklerine ve daha önce mahkemelerce alınmış kararlara açıkça aykırı olması nedeniyle, Şubemiz ile birlikte TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi tarafından 15 Nisan tarihinde yargıya taşındı.


SPO . bülteni . istanbul sube

GAZİOSMANPAŞA İLÇESİ, SARGÖL MAHALLESİ’NE İLİŞKİN PLAN DEĞİŞİKLİKLERİ Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanan; İstanbul İli, Gaziosmanpaşa İlçesi, Sarıgöl Mahallesi, Bilgin sokak, Hamam Caddesi ve Güzel Sokak Arasında Kalan 4,84 ha.lık alana ait 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği, 22 Nisan 2016 tarihinde Şubemizce itiraz konusu edildi. Söz konusu imar planları, 2015/7902 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile riskli alan ilan edilen Sarıgöl - Yenideoğan Mahalleleri içerisindeki 33,17 ha.lık alan içerisinde bir alan için hazırlanmış olup, bu sınırın hangi kriterler çerçevesinde belirlendiği muğlaktır. Planlama alanı içerisinde hesaplanan nüfusun çok üzerinde yapılaşma hakları plan notları ile tahsis edilmiş ve ayrıcalıklı imar hakları getirilmiştir. Planlama alanı içerisinde verilen donatı alanı kararları Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği ile belirlenen standartlara aykırılık teşkil etmektedir. Ayrıca, plan değişikliğinin plan raporunda kurum görüşlerine yer verilmemiş olup yalnızca kurum görüşlerinin alınmış olduğu belirtilmiştir. Yukarıda bahsedilen hususlar çerçevesinde, İstanbul İli, Gaziosmanpaşa İlçesi, Sarıgöl Mahallesi, Bilgin sokak, Hamam Caddesi ve Güzel Sokak Arasında Kalan 4,84 ha.lık alana ait 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği; planlama alanı sınırlarının bilimsel ölçütlerle belirlenmemiş olması, yapı ve nüfus yoğunluğunun arttırılıyor olması, donatı alanlarının yetersizliği ile; planların planlama esasları, şehircilik ilkeleri, imar mevzuatı, kamu yararı ve Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’ne aykırı olduğu gerekçeleriyle Şubemizce itiraz konusu edildi.

sendika.org, 14.12.2014

21


22 SPO . bülteni . istanbul sube

HALİÇPORT PROJESİ İMAR PLANLARI 2. KEZ YARGIYA TAŞINDI Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 13.02.2016 tarihinde re’sen onaylanan Beyoğlu İlçesi, Camiikebir Mahallesinde bulunan Özel Proje Alanına İlişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliğine ilişkin hazırlanan -1- paftalık 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ve -6- paftalık 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği Şubemizce dava konusu edildi. Tersane-i Amire alanı, yüzyıllar süren art arda yapımlar sonucunda, güncel üretim tesislerini içeren teknolojik altyapının yanı sıra, Bizans ve Osmanlı klasik dönemlerinden kalan tarihsel nitelikteki çok önemli kalıntıları da içermesi sebebiyle İstanbul’un sahip olduğu en önemli endüstriyel miras alanlarından biridir. Ayrıca Tersane Bölgesi, İstanbul 1 No.lu KTVKBK tarafından 1995 yılında sit alanı olarak tescil edilmiş, 1996 yılında ise Haliç, Camialtı ve Taşkızak tersanelerine ait toplam 31 yapı/yapı kalıntısı da ayrıca tescil edilmiştir. Dava konusu plan alana yat limanı, turizm tesisi, ticaret, kültürel tesis fonksiyonları getirmekte ve açıkça 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na aykırılık içermektedir. Ayrıca dava konusu plan, 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın Haliç Bölgesi’nin tarihi kültürel dokusu, peyzajı ve siluetinin korunması ve “Haliç Kültür Aksı” olarak ön plana çıkarılması kararına aykırıdır. Planlama alanı ve çevresi donatı ve altyapı ile birlikte bir bütün olarak düşünüldüğünde, dava konusu planla birlikte getirilen yapı ve insan yoğunluğunun bölgenin kapasitesinden çok yüksek olduğu ve planların mevcut altyapı sorunlarına çözüm getirmediği gibi yeni altyapı problemleri yaratır nitelikte olduğu tespit edilmiştir. Bu özelliğiyle söz konusu planlar Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 27. maddesine aykırılık içermektedir. Bununla birlikte; söz konusu planlar getirdiği fonksiyonlarla 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nda yer alan kıyı ve sahil şeritlerinin kullanımında kamu yararının gözetilmesi ve herkesin eşit ve serbest şekilde yararlanmasına açık olması ilkelerine aykırıdır. Yukarıda bahsedilen gerekçeler doğrultusunda, Beyoğlu İlçesi, Camiikebir Mahallesinde bulunan Özel Proje Alanına İlişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliğine ilişkin hazırlanan -1- paftalık 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ve -6- paftalık 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği, 29 Nisan tarihinde Şubemizce yargıya taşındı.


SPO . bülteni . istanbul sube

BİR BÜYÜKŞEHİR MASALI: EKONOMİK RANTIN KUTUPLAŞTIRDIĞI KOMŞULAR** Melis Oğuz meloguz@gmail.com Günümüzde kentler kontrol edilemez hızlarda büyürken, aynı kentte yaşayan farklı topluluklar da her geçen gün birbirinden kesin ve keskin sınırlarla ayrışmaya devam ediyor. İstanbul gibi kentler, bir araya gelemeyen, birbirinden korkan, fakat birbirine sadece komsu hayatlar süren topluluklar arasında paylaşılamayan bir meta haline geliyor. Birbirine komşu ve farklı hayatlar yasayan bu topluluklar, birbirlerine sataşıyor, birbirlerini farklı “silahlarla” tehdit ediyor, sonuç ise kendi içine daha da kapanan ve kendinden farklı gördüğü ya da tanımadığı diğer gruplarla arasında daha da keskin bariyerler oluşturan “faşist cemaatler”... Yazımın içeriğini tasarlarken Mirgün Cabas´ın sunduğu Her Şey programını izliyordum. Tophaneli grupların asker uğurlaması bahanesiyle Cihangir´deki mahalle sakinlerine “sataştıkları”, onlara “laf attıkları”, gözdağı vermek amaçlı silah kullandıklarının tartışılması ile başladı program, Ayşe Arman’ın “Cihangir´deki Taciz Timi” yazısına referans verilerek. Arman’ın 4 Şubat 2016´da kaleme aldığı yazısında 18-25 yaş arası 70-80 kişiden oluşan ve Tophaneli oldukları düşünülen bir grubun, bir Pazar akşamı 21:00 suları Cihangir´e “Ya Allah, bismillah, Allahu ekber!” naralarıyla girip Cihangirlilerin “asabını bozmak için” ya da “bozacak şekilde” torpil attıklarını, sonra kafelerde oturanlara “aptal aptal bakma” diye laf attıklarını, Cihangirli mahalle sakinlerinin ise bu provokasyonlara karşı tepki vermeyip, bir şey yapmadıklarını anlatıyordu ikinci ağızdan. Arman bu gruplara “taciz timleri” ismini koymuş. Keza, bu gruplar bir başka grubu provoke ederek ortalığı karıştırmak istiyormuş; Gezi olayları, Hürriyet baskını da bu savını destekleyen örnekler... 24 Şubat 2016 tarihli Her Şey programında ise Cabas, bu olayların münferit olmadığını anlattıktan sonra, sözü önce Cihangir Platformu üyesi Elvan Kıvılcım’a ardından da Tophane Haber Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Güzel´e verdi. Kıvılcım, tekrar eden bu olaylardan birisine kendisinin şahit olduğunu ve olaylarda taciz ve saldırının da vuku bulduğunu anlattı. Semtte canlı yayındaki bir programda ağzına almak istemeyeceği türde küfürler edildiğini söyledi.

 

http://tv.cnnturk.com/tv-cnn-turk/programlar/her-sey/turkiyenin-yeni-komur-startejisi http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ayse-arman_12/cihangirdeki-taciz-timi_40049159

23


24 SPO . bülteni . istanbul sube Sorun, sadece farklı yasam tarzlarıymış gibi anlatılıyor çoğunlukla. Oysa, değil. Daha doğrusu, tek ve birincil sorun bu değil. Sorun, yeni “entel” komşuların bölgedeki kiraları arttırıcı etkilerinin olması. Bunu yaparken de artıştan elde edilen karı, kendileri terk edip kentin çeperlerinde yaşadıkları sıralarda buraları mesken edinmiş olanlarla paylaşmıyor olmaları. Hoş bir tesadüftür ki, bu haber programını izledikten hemen sonra, 15. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali´nde Frederick Wiseman´in yönetmenliğini yaptığı Jackson Heights´a yetişmek için yola koyuldum. Jackson Heights, New York´ta bir mahalle; ancak dünyanın etnik ve kültürel anlamda en zengin yerleşim yerlerinden birisi. Söz konusu New York ve etnik çeşitlilik olunca, kaçak Meksikalı göçmenler de, Nazi Soykırımından kaçıp burada yerleşmiş ve bu soykırımda yitirdikleri atalarını kendi kurdukları ve yasatmaya çalıştıkları mahalle sinagogunda anmaya çalışan Musevi cemiyeti de mahallenin birer unsuru. Bunca farklılığın bir arada uyum içerisinde yaşamalarını sağlayan şeyin ne olduğunu sorguladım ben filmi izlerken; Her Şey´de kısa süre önce izlemiş olduğum tartışmanın etkisi altında. New York´un ekonomik rekabet sistemine dahil olamamış ya da sistem tarafından dışlanmış grupların yaşadığı bir mahalle Jackson Heights. Birbirlerinin geldikleri ülkelerin isimlerini ilk defa duyanların yaşadığı bir yer burası. “Hani günde üç kere ibadet edilen bir din var ya, o dinden olanlar” diye Müslüman pizza restoranı işletmecisi patronunu tarif ediyor, bir hafta önce kovulduğu için hakkını nasıl araması gerektiğini soran bir Kolombiyalı, Latin kökenlilerin toplandığı bir mahalle forumunda. 190 dakika süren belgesel boyunca, o kadar farklı grupların forumlarından sahnelere yer verildi ki, filmi takip etmekte zorlandığım yerler olmadı değil. Ancak, bu kadar farklılığın bir arada bu kadar uyumlu yaşayabilmelerinin de alt metinlerini her forumda incelemek mümkündü. Jackson Heightslılar, New York´ta Brooklyn, Flushing, New Jersey gibi diğer yerleşim alanlarında uygulanmaya başlanmış olan BID (Business Improvement District)3 programına ortak bir karşı çıkış gösteriyorlardı. Bu program, küçük işyeri sahiplerinden belirli bir süre boyunca küçük meblağlarla senelik ücretler alarak, mahalleyi güzelleştirip cazibe merkezi haline getirmek için yatırımlar yapmak üzerine kurulu. Ancak, kendilerinden önce bu uygulamaya tabi tutulmuş diğer yerleşim yerlerinde neler olduğunu izleme şansı elde etmiş olan Jackson Heightslılar yapılan “güzelleştirme” yatırımlarının beraberinde artan kiralar getireceğinin bilincindeler. New York´un çiğnemeden yutmaya hazır olan ekonomik rekabet sisteminde bu mahallede yer edinebilmiş olan o küçük işletmeleri tüm farklılıklarına rağmen bir arada tutan şeyin de ellerinden alınmak üzere olduğunun farkındalar. Keza, BID kira artışları ile birlikte küçük işyerlerini artık ekonomik olarak rekabet edemez hale getiriyor ve bos kalan yerlerini de orta ve üst ölçekli girişimler doldurmaya başlıyor. Ceplerinden mahalleyi cazibe merkezi haline getirmek için çıkardıkları paralar ise, küçük işletmecilerin kendi iflaslarını getiriyor. İşte bu senaryoya karşı duruş sergilemek için birlik olmuşlar. Onca inanç, yasam tarzı, cinsel eğilim farklılığı değirmen taşında öğütülmüşçesine görünmez olmuş. ___________ 3

İş Geliştirme Merkezi


SPO . bülteni . istanbul sube

İstanbul’un merkezinde ise iki komsu mahalleli birbirinden korkar halde. Birisi taşkınlıktan, saldırıdan, tacizden, yaşam tarzlarına müdahaleden korkuyor. Diğeri de korkuyor aslında; bunu görebilmek lazım işte. Diğeri de, zaten güç bela tutunduğu bu kentin ekonomik sisteminin iyice dışına itilmekten korkuyor; aç açıkta kalmaktan, evsiz barksız kalmaktan… Korkuları gareze dönüşüyor; toplumsal bir gareze. Sahip olmadıkları ve belki de olamayacakları bir lüksün yani başında, her an yok olma korkusuyla yüzleşirken. Korkularını dile getirme yöntemi komşularından farklı; basın-yayını kullanmayı, mahalle forumlarını bilmiyorlar. Mahalle kahvesinde toplanmayı biliyorlar; ve evet, kabul edilebilir değil dışavurumları bu korkularını, içlerindeki garezi; kabadayılık taslıyorlar. Ama bir dakika, kabadayılık eski mahalle kültürünün bir parçası değil miydi; ben mi yanlış hatırlıyorum?

(**) Üyemiz Melis Oğuz tarafından e-bültenimiz için gönderilen yazı, de/da Nisan/ Mayıs 2016, 2. sayısında (www.de-da-dergi.com) yayınlanmıştır.

25


MAYIS / 2016

Profile for Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi

TMMOB ŞPO İstanbul Şubesi Mayıs / 2016 Bülteni  

Chamber of Urban Planners İstanbul Branch May / 2016 Bulletin

TMMOB ŞPO İstanbul Şubesi Mayıs / 2016 Bülteni  

Chamber of Urban Planners İstanbul Branch May / 2016 Bulletin