Issuu on Google+

21009887585

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Son bir yüzyıl içinde, gezegenimizdeki biyoçeşitlilik kaybı büyük bir artış gösterdi. Bunun endüstri devriminden sonra ivme kazandığını söyleyenler çoğunlukta. Acaba suçlu olan sadece teknoloji mi, yoksa bütünüyle tarımın da dönüşümüne sebep olan merkezi sistem anlayışı mı? Bazı çalışmalar her sekiz bitkiden birinin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Bu küresel çoraklaşmanın sadece son yüzyıl içinde ivme kazanması tarih merdivenlerinde ne anlam ifade ediyor? Dünya tarihini 400.000 basamaklı bir piramid olarak düşündüğümüzde son 20 basamağında ortaya çıkan Homo Sapiens ile başlayan insanlık tarihinin bugünlerine geldiğimizde, yılda yaklaşık 140.000 canlı türünün kaybolduğu görülüyor; muhtemelen “insan eliyle” daha öncesinde hiç olmadığı kadar çok. Biyoçeşitlilik veya açık yazılımıyla biyolojik çeşitlilik, iklim ve coğrafya koşulları, canlılar arası iletişim ve yaşamsal öneme sahip hava, toprak, su, gıda ve mineraller gibi hammaddelerin, yaklaşık 4 milyar yıllık bir süreç içinde yoğrularak biçimlendirdiği, türler arasında ve aynı türler içindeki farklılık ve bu farklılığın oluşturduğu zenginliği ifade ediyor. 1992 yılında Rio'da gerçekleşen bir çevre toplantısının ardından yayınlanan Rio

deklarasyonundaki "Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi”, yaşanan tüm felaketin asıl sorumlusunun, anonim bir yaklaşımla da olsa insanoğlu olduğunu ilan etti. Bizim de 1996 yılında imzaladığımız bu sözleşmeye ilişkin olarak, VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı (20012005) çerçevesinde, dönemin Çevre Komisyonu raporunda yer alan bazı bölümleri hatırlamamızda fayda var: (…) “patent ve diğer mülkiyet hakların sözleşmenin uygulanmasını etkileyebileceğini kabul eden Akit Taraflar, bu hakların sözleşmenin amaçlarına aykırı olmamasını ve bu amaçları destekler nitelikte olmasını sağlamak için, bu konuda ulusal mevzuata ve uluslararası hukuka uygun biçimde işbirliği yapacaklardır” ibaresi yer almaktadır. (…) Sözleşmenin içinde bizzat tarım konusu ele alınmayıp biyoçeşitlilik konusu daha genel işlenmiştir. Ancak Arjantin'in Buenos Aires kentinde yapılan III. Taraflar Konferansında tarımsal biyoçeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı konusu gündeme getirilmiştir. Burada amaç tarımsal uygulamaların biyolojik çeşitlilik üzerindeki olumlu etkilerinin geliştirilip olumsuz etkilerinin azaltılması, tarımsal genetik çeşitliliğin muhafazası ve sürdürülebilir kullanımını geliştirmek ve genetik kaynakların

kullanımından kaynaklanan faydaların eşit ve adil biçimde paylaşılmasını temin etmektir. (…) Kalkınma planlarında, Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'na kadar konu çevre sektörü açısından geniş bir perspektifte değerlendirilmemiştir. Bundan sonraki planlarda doğal çevrenin korunması ve geliştirilmesine ilişkin politikalara yer verilmiştir. Ancak hala biyoçeşitliliğin sürdürülebilir kullanımı konusunda açık bir çevre politikası bulunmamaktadır. Bu raporun altını çizdiği hususlar ve resmen kabul edilmiş uluslararası sözleşmelere rağmen, bugün kabullendiğimiz ve sonuçlarını önemsemediğimiz uygulamaların, biyoçeşitliliği ve bu çeşitlilik ile etkileşim içindeki kültürel değerleri geri dönülmez şekilde zedelediğine tanık olmaktayız. Birkaç kritik başlık: 1. 5553 sayılı Tohumculuk Yasası'nda, kendi geleneksel çiftçilik yöntemleriyle kendi topraklarında ürettiği tohumu satanlar, dağıtanlar, satışa ve dağıtıma arz edenler veya şahsi ihtiyacından fazlasını ticarete konu olacak kadar elinde bulunduranlara 10,000 TL idari para cezası verileceği ifade edilmektedir. Bu yaklaşım, binlerce yıl boyunca küçük çiftçilerce yapılan ıslah çalışmaları ile birikmiş biyoçeşitlilik mirasını hiçe saymaktadır. Bu yasaya bağlı olarak şekillenen ve yerel tohumların hak sahipliği konusunda tanım ve yöntemler öneren tebliğ ile 20 Haziran 2008 tarihli, Androulla Vassiliou imzasıyla, 2008/62/EC numaralı AB yönetmeliğindeki şu ifadelerin ülkemiz koşullarına uyarlanmasını temenni ediyoruz: “Bir üye ülke bir çeşidin koruma altında olduğuna karar verirken, bu çeşidin tarihsel süreç içinde yetiştiği ve doğal yapıda uyum sağladığı bölge veya bölgeleri “menşe” olarak

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


tanımlayacak ve bitki gen kaynakları yetkilileri veya üye ülkelerce bu amaçla tanınmış ve onaylanmış kurumlardan sağlanan bilgileri dikkate alacaktır.” 2. Gıda kodeksi yönetmeliği, içerdiği en az 110 farklı tebliğin hiç birinde geleneksel ürünlerimizin üretimi konusunda küçük üreticilerin geleneksel yöntemlerine henüz yer vermemektedir. Yukarıda sözü edilen AB yönetmeliğinde olduğu gibi, geleneksel ürünlerin arz ve talep ilişkisi AB ülkelerinde özel etiketlemeler ile çözümlenebilmektedir. AB ülkeleri arasında standardizasyon adına yapılan zorlamalar özellikle yerel bitki ve hayvan çeşitlerini yöresel tatlarla buluşturan biyoçeşitliliği yaratan küçük çiftçiyi zedelemekte ve sanıldığından çok daha ani bir yok oluşa çanak tutmaktadır. Gıda ürünlerinde, hijyen ve sağlık gibi parametrelerin gelişen teknoloji ile kolayca mercek altına alınması, tarafsızlığımızı koruyabildikçe anlam taşıyor. Güçlü patentlerle üstü örtülmüş formülleri sorgulayamaz iken, tarihin el emeği göz nurunda tat bulan bilgeliği nasıl bu denli önemsizleştirebiliyoruz? Temennimiz gıda kodeksine, geleneksel ürünlerimiz ve yerel mutfak kültürümüzün gelecek nesillere ulaşabilmesini destekleyecek yeni düzenlemelerin en kısa sürede eklenmesidir. 3.Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunumuzun geçici 1. maddesi şöyle demektedir: “11.10.2004 tarihinden önce tarım arazileri; gerekli izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış ve tarımsal bütünlüğü bozmuyor ise söz konusu arazinin istenilen amaçla kullanımı için, altı ay içerisinde Bakanlığa müracaat edilmesi, hazırlanacak toprak koruma projesine uyulması ve tarım dışı kullanılan tarım arazilerinin her metre karesi için beş Yeni Türk Lirası ödenmesi şartıyla izin verilir.” Toprak Koruma için çıkarılan bu yasanın tüm amacına aykırı olan böyle bir madde acaba niçin burada yer almaktadır? Birinci sınıf tarım arazilerini bile kapsayan bu madde, binlerce hektar toprağın amaç dışı kullanımına izin veriyor. En kıymetli tarım arazilerimizi barındıran Bursa'nın Orhangazi ilçesindeki sanayileşme, ve Trakya'da, Çorlu ve Ergene bölgelerinde hızla artan sanayi kirliliği yüzünden tarım çökme noktasına geldi. Bu bölgelerde geleneksel üretim olan kabak çekirdeği yetiştiriciliği, salatalık, sebze, kavunkarpuz üretmek sulardaki kirlilik sebebiyle neredeyse imkansızlaştı. Eskiden 100-150 metreden temiz içme suyu çıkarken, artık 350400 metrelere iniliyor. Toprak kuruyor, sular kirleniyor, doğal yaşam bitiyor. 4. Türkiye'nin nüfusu 1990 yılından bu yana % 30 üzerinde artış gösterirken, hayvan varlığı

daha da büyük bir oranda azalmıştır. 1990 yılında toplam hayvan varlığı (kanatlı hayvan hariç) 65 milyon iken, bugün 40 milyonun altına düşmüştür. 1990 yılında 40 milyon olan koyun sayısı 25 milyona, 11 milyon olan keçi sayısı 5 milyona, 6.5 milyon olan sığır sayısı da 4 milyona gerilemiştir. Bugün ormanlara zarar veriyor iddiasıyla kıl keçileri adeta düşman ilan edilmiştir. Uygulanan yasaklamalar ve cezalar keçi yetiştiriciliğine büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Tüm dünyada kontrollü üretim ve bakım şartlarında orman yangınlarında büyük faydalar sağladığı bilinen keçinin, kendi coğrafyamızın önemli kültürel

hayvancılık yapan Vehbi Güçlüer, “benim kıl keçimin sütünün 400 gramı, İsviçre keçisinin 4 kilo sütüne bedeldir” diyor. Organik niteliğiyle, besleyicilik değerleriyle, tadıyla ve besleyicilik değerleriyle karşılaştırıldığında üstün olan yerel keçisini, mandasını, üç nesildir otlaklarda sürdürdüğü rengarenk bir yaşam cümbüşünü, kaybediyor. Halkımız son 10 yılda % 60 oranında artışla vejeteryen olmadığına göre, kaynaklarımızın hesapsızca yokoluşu Anadolu'muz kültürüne, kendine yetebilirliğine ve hayvan biyoçeşitliliğine karşı büyük bir ihanettir. *** Tarihsel süreçte, - biyodinamik tarım - doğa dostu tarım - doğal tarım, - endüstriyel tarım, - ideal tarım, - konvansiyonel tarım, - modern tarım, - organik tarım, - permakültür tarımı

gibi tanımlamalarla kendi içinde rekabetçi duruma gelen (ve birçok kez, içinde anlam karmaşasını da taşıyan) tarımı, temelde iki ana dal üzerinde inceleyebiliriz. İnsan, hayvan ve doğa (toprak, yer altı suları, hava) sağlığı açısından, özellikle azami verim hedefinde büyüyen endüstriyel tarımda yaygın olarak kullanılan suni gübre, tarım ilacı ve düzenleyicileri günlük yaşamda nasıl sorguluyoruz; hangi üniversiteler samimi ve bilimsel olarak sorguluyor? ***

miraslarından biri olan yörük kültüründe de yeri yaşamsaldır: Sütünden, yoğurt, peynir, çökelek; derisinden, post, çökelek kabı, yağ tuluğu, su kabı, ekmek dağarcığı, eğlenmek için davul, delbek (tef), boynuzundan bıçak sapı yapılır(dı). Karnında tereyağı saklanır, kılından çul ve kara çadır, ayağa çakşır yapılır; börtü-böcek gelmesin diye ipinden, domuz gelmesin diye kara çulundan faydalanılır(dı). Daha çok süt verdiği için üretimi tavsiye edilen saf Saanen'ler bizim kültürümüze ne sağlayacak; koşmalara, türkülere mi konu olacak? İstanbul'da, Kemerburgaz - Çiftalan'da

Teknoloji ve hukukun insanlığa hizmet etmesi, koruyucu ve adil olması beklenir. Ancak bugün karşımıza çıkartılan düzenlemelerin kimler tarafından, neden ve niçin yapıldığını anlamamız giderek zorlaşıyor. Bilim sarmal DNA zincirlerinin dizi açılımlarını çözdükçe, tescil-patent süreçlerine tutturulmuş bir dizi hak el değiştirmeye kalkıyor, yerel değerler hızla önemsizleştiriliyor. Mutfağımız, pazar sepetimiz, toprağımız ve köylümüz daima birlikte var olacaklar. Bu varoluşun temelindeki biyoçeşitlilik, her şeyden önce soframızdaki lezzettir. Bu lezzetin ve tohumlara ait hakların bir sahibi olmalı ise, bu, binlerce yıllık mirasın emanetçisi küçük çiftçilerdir, hayvancılardır; bazen göçerlerdir bazen bir adanın gülümseyen eski yüzüdür…

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


1989 yapımı bir filmdi. Tunç Başaran imzalı, birçok başarılı oyuncunun yer aldığı unutulmaz bir film... Herkesin hayatında unutamadığı filmler, müzikler vardır ya benim de hayatımda yer eden birkaç filmden biri 'UÇURTMAYI VURMASINLAR' Bilmeyenler ya da unutanlar için küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum. Hapishanede, kadınlar koğuşunda 5 yaşında bir çocuk… Adı Barış. Küçük, masum bir çocuk… Dört yanı duvarlarla çevrili; arkadaşları koğuştaki kadınlar; en yakın arkadaşı İnci Ablası. Dışarısıyla ilgili tek bildiği

hapishane avlusundan gördüğü gökyüzü ve İnci Ablasının tanıştırdığı UÇURTMA. İpin ucu ne kadar aşağılarda bir yerde, birinin elinde olsa da özgürlüğün simgesi olan uçurtma... Barış'ın gözüyle uçurtma özgürlük, dört duvar arasından süzülüp, adeta Rüzgârla dans eden uçurtma onun için çok şey; belki de her şey… Uçurtma olup gelmesini beklediği İnci Ablası, belki babası, belki aradığı bir arkadaş, belki de bir oyuncak… Bu yüzden her uçurtma gördüğümde Barış gelir gözümün önüne küçük; bir çocuğun, ufacık bir uçurtmayla gözlerindeki

ışıltının nasıl başka parladığı… İşte böyle çocuk olmak... Tutsak da olsa, aç da olsa, tok da olsa içlerindeki sevinç ortaya çıktığında, gözlerindeki o parlaklığı görmek her şeye değer. İşte bu manzaraya, Mayıs Ayında düzenlenen Uçurtma Şenliğinde fazlasıyla şahit olduk. Bu sene ikincisi düzenlendi şenliğin. Çocukları, çocuklarımızı mutlu etmek onlara küçük bir armağan sunmak için hazırlandı her şey. Kategoriler; en yaratıcı ( yarışmacı tarafından tasarlanan) ve en yükseğe çıkan uçurtma olarak belirlendi. Geçen sene

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


kapalı ve yağmurlu bir havanın aksine bu sene ışıl ışıl güneşli; fakat rüzgârsız bir hava vardı. Sedat Hocanın dediği gibi Adada bir gün rüzgâr esmez, oda bugünü buldu.) Yine de çocuklarımızı Gökyüzünde buluşturalım sloganıyla İpi bizden, süsü bizden, uçurtmayı uçurmak sizden dedik ve başladık şenliğe. Sabah, çocukların coşkusu ve müthiş heyecanı ile erkenden başladı. Kale içinde kurulan stantta uçurtmalar dağıtıldı. Avuçlarının

içinde sanki kaçacakmış gibi sımsıkı tuttukları ipleriyle çocuklar bir yana, aileleri, gençler, büyükler bir yana, rüzgârın peşinden koşmaya başladılar. Ve kocaman mavinin ortasında süzülen rengârenk uçurtmalar… Deklanşöre bastım ve ölümsüzleştirdim bu kareleri. Sonra gerçekten baktım gökyüzündeki renklerden daha canlı ve renkli bir görüntüyü farkettim. İşte başından beri anlatmak istediğim şey… Çocuk… Bu küçük masum çocukların gözleri, gülümsemeleri, coşkuları. Dünya bu kadar kirlenmiş ve kararmışken, açlık, yoksulluk, keder sarmışken etrafımızı çocuk her yerde çocuk. İnsanlar telaşla koşuştururken, çocuklar rüzgârın eşliğinde uçurtmalarını uçurtmak için koşuyor, küçük ellerine sığdırdıkları, kocaman ip yumaklarıyla. Onları bu şekilde görmek gökyüzündeki Süzülen uçurtmalardan daha renkli, ahenkliydi. Hani dedim ya

belki de hayaller var ipin ucunda diye, sadece Çocuklar için değil. Çocuklardan çok bizler hevesliydik, gençler ve aileler heyecanlıydı. Sanki şenlik yapılsa diye hazırda bekliyormuşuz. Bir ara çevrede çocuk bile göremedim. Meydan, kalenin surları, limandaki kayalıklar koca koca insanların elinde uçurtmalar ve müthiş surat ifadeleri İçimizdeki çocuklardı sanırım. Festival tadında bir şenlik geçirdik. 7'den 70'e katılımcıyla... Rüzgâr oyun oynasa da biz uçurtmalarımızı uçurduk. Çocukların sayesinde biz de; mükemmel bir gün geçirdik biz onlara küçük bir armağan vermek isterken onlar içimizdeki çocuğu çıkarmamızı sağlayarak, en büyük hediyeyi verdiler. Daha güzel bir dünyada daha temiz bir çevrede daha renkli uçurtmalarla çocuk ve içindeki çocuğu çıkarmak İsteyen herkesle, ipi(hayallerimizi)hiç bırakmamak dileğiyle, bol rüzgârlı nice

şenliklerde gökyüzünde buluşalım.

-Niye uçmuyor İnci? -Burada uçmaz Barışcğıım çok küçük gelir bu avlu ona. -Küçük uçurtma uçururuz. -Yine uçmaz. Kocaman çayırlarda uçurmak gerekir. -Kocaman çayır nasıl olur İnci? diyalogu ile çocuklarımızın daima özgür olarak, kocaman çayırlardaki kocaman hayallerle, kocaman gülümsemelerle uçurtmalarını uçurmaları dileği ile...

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Felsefe ne değildir? Ya da felsefe ve şiir ya da en nihayet kelimelerin “kifayetsizliği” üzerine Kelimelerin “kifayetsizliği” üzerine yazı yazan birisi, yazmaya başladığı anda, kendisine bir dipsiz uçurum yaratmış olmaz mı? Kelimeler kifayetsizdir dedikten sonra, “...................” dan başka ne kalır ki geriye?! Şu mu yoksa; “Ellerin ellerimde değilse ben, hiçbir şeyini, yerini bilmediğim, hiç-kimsesini tanımadığım bir mega şehrin orta yerinde yapa-yalnız kalmış, kaybolmuş bir çocuk g i b i y i m dir” Yine de, buna rağmen bu türden yazımlar olmalı ve aslında, _bu durum çok da garip görünebilir ama_ söylemyazım tam da bu “kifayetsizlik” üzerine kuruludur, bu yazım da bunu işlemeye çalışacaktır. Öncelikle genel olarak, kavramsal

bir analiz yapılması gerekiyor, felsefede iki türden varlık anlayışı vardır, bunlara “pozitif ve negatif” ontolojivarlık anlayışları denir, s o m u t l a m a k ge re k i rs e , örneğin tanrı için pozitif değil de negatif ontoloji söz konusudur, yani adına tanrı denilenin “ne olmadığından” söz edebiliriz, ancak “ne olduğundan” söz edemeyiz, onun “ne-liğine” dair fikrimiz yoktur. Bu bağlamda, onun için, “o sarı değildir, ateş değildir, ağır değildir, canlı değildir, kalem değildir, mavi değildir, aşağıda değildir” v.s diyerek, sonsuzca bir listeleme yapabiliriz, ancak onun için, “........ dır ” diyebileceğimiz bir tek anlatım dahi bulamayız, çünkü o, bilinen, tanınan, tanımlanan her şeyden ayrı ve gayrıdır. Bu negatif ontoloji, pzitifleyememe durumu sadece tanrı veya genel olarak metafizik alan için mi geçerlidir? Doğrudan haberdar olduğumuz, beş duyumuzla deneyimlediğimiz bu fizik dünya için “pozitifleme” mümkün müdür? İçinde bulunduğumuz, doğrudan deneyimlediğimiz bu fizik dünyanın, şey, olay ve olguları için bir takım pozitif tanımlamalar ortaya koyarız, işte taş için, su için, rüzgar için, sevgi, adalet, hak için; “……………. DIR” şeklinde bir ta k ı m ta n ı m l a r, p oz i t i f l e m e l e r oluştururuz, oluşturduğumuz bu tanımlar dünyası, ne gariptir ki aynı zamanda insanın kendisine vurduğu prangalarıdır…Şair şöyle diyor; “bıktım artık tanımlanıyor olmaktan”… *Taş nedir? -Öz-kütlesi yoğun, cansız, in-

organik bir varlıktır? *“öz-kütle”, “yoğunluk”, “cansız” denilenler nelerdir? -”...................” Böylesi diyalektik biçimde örülmüş bir diyalog çabası nereye gider, ne yapar? Taş veya her-hangi bir şey için nedir soru kalıbına cevap olarak verdiğimiz tanım-tarifler, o şeyin “kendisini mi” anlatır yoksa başka bir sözceye mi gönderme yapar. Yukarıda taşı, bazı sözcelerle tanımladım, sonra kullandığım o sözcelerin tanımını istedim ve onları da tanımladım, sonra onlarda geçen sözcelerin tanımı, sonra onlarda ve “........” nereye doğru ve nereye kadar gider bu süreç... Her dilin bir “sözlüğü” vardır ve o sözlükçede, o dilde geçen sözcüklerin, kavram ve terimlerin “anlamı-tanımı” verilir. Hep düşünmüşümdür; bu sözcük tanımlarını içeren büyük boy “sözlükler”, nerde dolaşır durur, sözünü ettiği “şeyler diyarında mı” yoksa, kendi aralarında mı bir gezintiye çıkmışlardır? Dil denilen, kendi içine kapanık, kendi içinden çıkışı olmayan bir “iç-labirent” türü mü yoksa “..........”...! Sözlükçelerdeki bu pozitiflemeler, tanımlar dünyası, insan için kelimenin tam anlamıyla “ikilemli, ikircikli” bir durumdur, “ne senle ne de sensiz” türünden… Tanımlar olmadan adım atamıyoruz, bir el feneri gibi onlar, karanlıkta gözlerimizi işlevsel hale g e t i r i y o r, a m a a y n ı z a m a n d a tanımladığını, tanımının ağırlığı altında boğup, ölümüne yol açıyor. Hep tartışılıp durulur, evlilik aşkı öldürür mü diye, aşk-denilene göre evlilik “tanımlı” bir durumdur veya ilişki duygusal ilişki denilenin, tanımlı-kategorize ve “belirli” hale getirilmesi çabasıdır. Tanım ve boğup öldürme ilişkisi

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


en çok da duygusal denilen durumlar için geçerlidir, diyor ya şair bu alan için, “bilmezdim kelimelerin bu denli kifayetsiz olduğunu bu derde düşmeden önce”. Kelimelerin “kifayetsizoluşu”, onların ifade etmeyeanlatmaya çalıştığı yoğunluğunçokluğun” karşısındaki “azlığı, sığlığı” ile ilgilidir, çünkü bir yanda, “sevgi/aşk” denilen yaşamsal yoğunluklar, kalp atışlarının hızlanması, dizlerin bağının çözülmesi, o amansız özlemler v.s, diğer yanda ise “kuru-sıkı” sözcükler dünyası… Adına sanat-denilen estetik, art-istik kaygı, arayış, yönseme de bu “boşluktan” doğuyor, her bir şiir aslında, bir anlatamama çığlığı değil mi...?! Eğer insan denilen ile, şey ve olaylar üzerine olan tarifler, tanımlar dünyası arasında bir uçurum, yarılma olmasaydı, estetik yaratıya gerek kalmazdı, karşımdakine, yaşadığım düşünce, duygu durumunu tarif eder, tanımlar ve işi orada bitirirdim, al derdim, al işte sana duyduğıum aşk bu, al işte, al seni işte böyle özlüyorum, bak “okyanuslar gibi ve kadar derinliklerimde kimsesizliğini” y a ş ı y o r u m d e m e zd i m , b u “metafora-baş” vurma gereği duymadan, karşımdakine doğrudan anlatırdım derdimi, en azından böylesi bir yazıya gerek kalmazdı... Garip gelebilir ama aslında şöyle demek gerekiyor, tüm bir dil-anlatım çabası denilen insan edimi, “imkanlar değil”, kendiimkansızlığı üzerine kuruludur, onu var kılan aynı zamanda onun yokluğu, imkansızlığıdır. İşte tam da bu noktada, felsefe şiir-sanat “birlikteliği” devreye giriyor. Felsefenin babalarından Hegel ş ö y l e d i yo r ; “ M i n e r v a n ı n baykuşu gün batarken uçmaya

başlar”. Felsefe hep ve her zaman “ s o n r a - g e l e n d i r ”, b i r t ü r “....üzerine konuşma” biçimidir, en nihayetinde, dil-üzerine bir dil çabasıdır... Dil-üzerine dil...! “ Taş üzerine konuşmak” ve “taş üzerine olan konuşmalar üzerine (bunlar da dahil) konuşmaya çalışmak”, işte insanları felsefede “zorlayan-nokta” burasıdır, taş üzerine konuşmak, bilinen konuşma düzlemidir, taş “inorganiktir”, “taş serttir” v.s diye devam eder, tüm bunlar üzerine konuşma, tüm bunları yeniden-sil baştan ele alma, sorma, sorgulama çağrısı ise felsefi yönsemeye karşılık düşer... Peki buna gerek var mı? Evet var, tanımlar, tarifler dünyasının sertleşmemesi adına, felsefenin “çekiç darbelerine” ihtiyacı var, bu çekiç darbeleri, bilinen anlamlar, tanımlar dünyasını, eleştirel düşünüşün “örsünde” döverek, insanı biraz daha alçak gönüllü, tevazu sahibi olmaya davet eder, tasavvufta bir anlayış vardır, denir ki; “bilenler söylemez, söyleyenler ise bilmez” veya Sokrates, “bildiğim bir tek şey var o da Hiçbir şey bilmediğimdir” şiarı üzerinden, dönemindeki çok bilgili olanlara, onların aslında birer “ukala” olduğunu gösterdiği için onların gazabını üzerine çekip, idama mahkum edilmedi mi? Sözceler içinde en çok , “ S A N I R I M” ve “G İ B İ”yi severim. Bu “gibi” sözcesinin ilginç bir özelliği var, onu kullandığınız her sözcenin yanına ekleyip kullanabilirsiniz, bu kullanıma hiç ayak diremez, itirazı olmaz, su gibi, taş gibi, aşk gibi, tanrı gibi, böylesi bir başka sözcük var mı bilmiyorum, ama “sanırım” tüm sözceler “gibiden” ibaret “gibi..... :)

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Meteorolojik Bir Hayat Uzak diyarlardan gelen koyu renkli alçak seviye bulutları arasında bir çift göz denizi süzüyor. Hırçın dalgalar içinde midesine indirebileceği lezzeti ararken poyraza meydan okuyor. Yeşil fener kuzeyli dalgaların hedefinde, her zamanki umursamaz tavırlarıyla selam vermekte adanın hakim rüzgarına. Ufukta sessiz bir gemi olduğunu gören beyaz kuşların çığlıkları bir anda limanda yankı buluyor. İskelede artık alışılagelmiş insanların sesleri eşlik eder beyaz kuşlara. Fakat biri var. Yüzyıllar boyu asaletinden ve ihtişamından hiçbir şey kaybetmemiş dimdik ayakta. Bir taraftan azgın dalgaları arkasına almış, diğer taraftan surların arasından geçen soğuk, sert ve acımasız rüzgarın sesine kulak veriyor. Kim bilir kaç kez fırtınalara karşı koymuş Bozcaada Kalesi, kızgın denizin saldırısına karşı çaresizce direnen gemiye yardım etmeyi çok ister. Sessiz gemi usulca limana yaklaşırken sevinç ve şükran duyguları yüzlere yansıyor. Ne de olsa zor bir yolculuk yine son bulmuştu. Rüzgar hızını iyiden iyiye azaltmış hayat normale dönmek üzereydi. Fakat bulutlar yerini daha koyularına

bırakıyordu. Balkanlar üzerinden yaklaşmakta olan bu bulutlarda atalarının topraklarına hasret bir azınlığın gözyaşları saklıydı. Adayı gören bulut hasretle gözyaşlarını bırakıveriyordu. Yağışı pek sevmeyen bu küçük diyar, bir anda sağanak saldırıyla kendine gelir. Sonrasında özlem yüklü bulutlar yoluna devam eder. Geride ise şükranlarını ifade etmek için adanın sembolü olan kargaların muazzam uyumu içerisindeki dansı herkesi büyülemektedir. Aylardan Ocak. Havayı koklayan Meteoroloji Lodos 8-10 uyarıları yapmaktadır. Ada halkı telaşlı bir şekilde karşıda kalan yakınlarına haber vermektedir. Günbatısı ile rüzgar kendini göstermeye başlar. Haberi ilk Polente Feneri alır. Fakat anemometre (rüzgar ölçer) Lodosu gösterince denizin de rengi değişmeye başlar. Derinden gelen dalgalar beraberinde acı ve keder dolu mülteci çığlıklarını getirmektedir. Sert ve soğuk değildi ama sıcak ve yıkıcıydı. Adı üstünde bahar! Hayatın yeniden dirilişi... Ada halkı ve kırlangıçlar kıştan zarar görmüş evlerini yeniden onarmaya başlamışlar. Ağızları polen dolusu çalışkan arılar ve polen metro

istasyonu rüzgarlar, adanın her yerine ulaşmaya çalışıyorlar. Diğer taraftan denizin temizlik görevlileri olan midyeler, iskele ayaklarında yer kapma mücadelesi vermektedir. Açıkta kalan çöpler ise karga çetelerinin savaşlarına tanıklık eder. Artık bahar yazı bekler. Bu mevsimde adanın en güzel yüzü vardır. Koylarda çocuk cıvıltısı, kordonda müzik sesleri, sessiz gemi daha bir neşeli, kekik kokusu insanları hipnotize etmiş, keşke olsa hep bu yaz mevsimi. Fakat doğanın tekrar dinlenme moduna girdiği sonbahar dönemi, uzakta pusu kurmuş bekleyen pek çok poyrazın ve lodosun habercisidir. Adanın oluşumundan bu yana süregelen meteorolojik hayatı, ada halkına her zaman farklı yaşamayı ve yaşatmayı öğretmiştir. Dağ Gibi Bir Merdiven Merdivene aşağısında deniz olan ulaşılması güç bir dağ diyelim. Buradaki kalabalık sular, dağa tırmandıkça pek çoğu buhar olup uçar. Sonunda zirvede asılı su zerreciği hem kendini dünyaya kanıtlar hem de dağın bir parçasıdır artık. Bu merdivenin zirvesinde yer alan bir su zerreciği olmak dileğiyle…

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Bozcaada Meteoroloji İstasyon Müdürlüğü verilerine göre 2010 yılında oluşan toplam yağış miktarı 762,4 kg'dır. 2010 yılı Eylül ayından bu yana meydana gelen yağış toplamı, adanın yıllık yağış ortalamasının biraz üzerinde olduğu görülmektedir. 2010 yılı Ekim ayında ise metrekareye toplamda 196,2 kg yağış düşerek ortalamaların kat kat üzerinde seyretmiştir. Çevre ilçelere göre ortalama yağış yönünden düşük olan Bozcaada, son birkaç yıldır daha fazla

Adanın geçmiş aylarına yönelik rüzgar durumuna bakarsak, Poyraz rüzgarlarının hakimiyeti göze çarpmaktadır. Geçmiş yıllara göre Bozcaada'da daha az fırtınalı günlerin yaşandığını görmekteyiz. Geride bıraktığımız kış ayındaki en yüksek rüzgara Aralık ayında rastlıyoruz. Poyraz yönünden esen rüzgar hızını yer yer 110 Km'ye çıkarmıştır. Anemometre (rüzgar ölçer) aletinde 7 Mart tarihinde ise yine Kuzeydoğu yönünden 118 Km hızında değer ölçülmüştür. Rüzgarsız bir Bozcaada ve kışın bol yağışlı, yazın çok güneşli günlerin hiç bitmemesi

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


1991-1992 sezonunda federe olarak Çanakkale futbolunda yer almaya başlayan Bozcaada Spor hiç beklemeden 2. Amatör kümeden 1. Amatör kümeye çıktı. 1. Amatör kümede yıllar boyunca başarıyla Ada'mızı temsil ederek Çanakkale futbolunda alt yapıya verdiği önem ve aldığı başarılarla kendine haklı bir yer edinen takımımız ilk resmi maçını 8 Şubat 1992 tarihinde deplasmanda B a h ç e l i s p o r i l e o y n a d ı . Ke n d i sahasındaki ilk maçına ise 26 Nisan 1992 tarihinde çıktı. Çok kısa sürede her yaş grubunda takım oluşturarak liglerde

mücadele eden takımımız zorlu ve dezavantajlı şartları, fedakarlıklar ve özverili çalışmalarla geçerek Çanakkale futbolunun yükselen yıldızı oldu. Aldığı başarılı sonuçların yanında centilmen sporcuları ve seyircisiyle de ligin göz bebeği olan takımımız, Süper Amatör ligin kurulmasıyla birlikte aynı sene başarılı olarak Süper Amatör lige yükselme başarısı gösterdi. Takımımız başarılı futbolunu sürdürürken alt yapıdan yetiştirdiği futbolcular da yavaş yavaş A Takımda yer almaya başlıyor ve uzun yıllar alt yapıya önem vermenin meyvelerini toplayan takımımız süper

amatör kümeye çıktığı sene alt yapısından yetiştirdiği futbolculardan oluşan 18 yaş ortalamasına sahip genç takımıyla Çanakkale futbol kamu oyunun bir kez daha takdirlerine mazhar oluyordu. Yıllar boyunca Çanakkale Futbol liginde başarıyla mücadele eden takımımız bu yıllar boyunca tüm hedeflere ulaşıyor tatmadığı başarı ka l m ı yo rd u . A r t ı k za m a n e l d e edilemeyen tek başarı ve en büyük başarı olan Çanakkale Şampiyonluğunu elde etme zamanıydı. Bu büyük hedef için atılan ilk ve en büyük adım hiç

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


kuşkusuz takımın dümenine, yani antrenörlüğüne alt yapıdan yetişerek uzun yıllar boyunca takımımızın formasını terleten, futbolculuğundan sonra da antrenör ve yönetici olarak takımımıza hizmet eden Bozcaada çocuğu Orhan ACAR'ın getirilmesi oluyordu. Alt yapıdan yetişen genç oyuncularımızın yanına Çanakkale'de kendini ispat etmiş, genç takımımıza uyum sağlayacak yetenekli ve tecrübeli oyuncular alınarak takviye edilen takımımız 2010-2011 futbol sezonuna Şampiyonluk parolasıyla çıktı ve başta takım kaptanımız Serkan ARI olmak üzere golcümüz Barış ZORLU ve diğer oyuncularımızın mükemmel performanslarıyla takımımız ligin ilk yarısını 29 puan toplayarak diğer takımların önünde lider kapattı ve şampiyonluk umutlarını daha da artırdı. Takımımız ikinci yarı da başarısını sürdürdü ve şampiyonluğun en güçlü adayı olarak lider konumda son maçlarına çıktı. Lig sonunda en iyi 2 takımın ilk defa geçen sene kurulan Deplasmanlı Amatör Lige (4.Lig) çıkma hakkı elde edeceği ligde takımımız için en kritik maç gelip çattı ve kendi seyircimiz karşısında Biga Ada Spor'la karşılaştık. Bozcaada'da şimdiye kadar hiç görülmemiş bir heyecan ve sevinç vardı. Belediye hoparlörleri sürekli maç ilanı veriyor, liseli ve üniversiteli gençler konfetiler, bayraklar, davullar ve borular eşliğinde marşlarla Bozcaada sokaklarını “Siyah Beyaz Şampiyon Bozcaada” sloganlarıyla inletiyordu. Tribünler gelin gibi süsleniyor ve müzikler, tezahüratlar eşliğinde seyirciler coşuyor ve takımımız kaptan Serkan Arı'nın arkasında sahaya geliyordu. Tribünleri ve tel örgüler çevresini tamamen dolduran seyircimiz coşkulu şekilde takımını destekliyordu. Takımımızın genç olması ve ilk defa böylesine kritik bir maça çıkıyor olması hiç kuşkusuz oyuncularımızın şimdiye kadar gösterdikleri performansı göstermelerine engel oluyordu. Üzerlerinde hissettikleri maç stresi futbolcularımızın ayaklarını kilitliyor bir türlü istedikleri oyunu

oynayamıyorlardı. Bunda Biga Ada Spor'un güçlü savunmasının da rolü büyüktü. Biga Ada Spor'un golü maçın başında gelince stat büyük bir sessizliğe bürünüyordu. Fakat bu gol futbolcularımızın gerginliğini alıyor, gerçek futbollarını sergilemelerine olanak sağlıyordu. Yani yediğimiz gol bizim için maç stresini alan, takımı kamçılayan bir etki yapıyordu. Artık takımımız bastırdıkça bastırıyor, seyirci coştukça coşuyordu. Sonunda bu maçı alacağımız gün gibi aşikâr oluyordu. Barış'ın attığı golle takımımız beraberliği yakalıyor ve stat deyim yerindeyse yıkılıyordu. Seyirci kendinden geçiyor, tezahüratlar Bozcaada'yı inletiyordu. Artık takımımız şahlanmış ve önüne çıkan her engeli aşacak bir güce ulaşmıştı ve yine Barış'ın ve ardından Serkan'ın attığı gollerle Bozcaada Spora 4. Ligin kapısı açılmış oluyordu. Hakemin maçın bittiğini bildirir düdüğüyle Artık Bozcaada Spor 4. Ligdeydi. Bu durumu en güzel ifade eden sözü Ersin Abimiz söyledi “Artık Ölsem de gözüm açık gitmez” Artık kritik nokta geçilmiş takım rahatlamıştı. Büyük hedefe ulaşılmıştı. Fakat bu takdire şayan başarıyı taçlandıracak şampiyonluk hedefi vardı ve son 2 maç da alınarak büyük başarı şampiyonlukla taçlandırılacak ve Bozcaada Spor kurulduğu yıldan beri gösterdiği başarılar sonucu yaşadığı sevinçlere en büyük sevinci, mutluluğu da ekleyecekti. Artık son maç gelmiş ve 90 dakika sonunda şampiyonluk türküleri söylenecekti. Stadyum tekrar gelin gibi süslenecek, seyirci büyük bir coşkuyla, heyecanla tribünleri ve saha etrafını dolduracaktı. Ancak bu güzel günde gönüllerimiz buruktur. İki hafta önce 4. Lige çıkmamızın ardından büyük sevinç yaşayarak “Artık ölsem gözüm açık gitmez” diyen Ersin Ağabey'imiz maalesef Allah'ın rahmetine kavuşmuş ve bizi büyük bir üzüntüyle baş başa bırakmıştı. Şampiyonluk maçı Ersin Ağabey'imizi anma törenine dönüyor ve oyuncularımız göğüslerinde “Kalbimizdesin” fotoğrafları taşıyor, oğlu

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Ersoy'un konuşmaları tüm seyircileri duygulandırıyor ve gözünde yaş olmayan tek bir kişi kalmıyordu. Tribünler Ersin Ağabey'imizin fotoğraflarıyla donatılıyor ve maçı futbolcularımız onun için oynayarak gözyaşı sağanağının ardından gol sağanağı ile kazanıyordu. Maçtan sonra futbolcularımız, kazandığımız son maçı ve Çanakkale şampiyonluğunu Bozcaada'nın gördüğü en kalabalık cenaze merasimi ardından defnedildiği ebedi mekânında ziyaret ettikleri Ersin Abimize adıyordu. Takımımız 2010-2011yılında topladığı 59 puanla ligi en üst sırada tamamlıyor ve Çanakkale Amatör Futbol tarihine Şampiyon Bozcaada Spor olarak yazılıyordu. Artık takımımız 4. Ligdedir ve yeni hedefimiz Profesyonel ligdir. Hiç kuşkusuz Bozcaada Spor ve Bozcaada bunu başarabilecek güçtedir. Biz şuna inanıyoruz ki Bozcaada Spor yalnız bu seneki performansıyla şampiyon olmadı. Bu şampiyonluk Bozcaada Spor var olduğundan beri aşkla sevgiyle hiçbir

karşılık beklemeden, fedakârca bu takımın formasını terleten, bu kulübe hizmet eden Osmanların, Cevdetlerin, Ahmetlerin, Orhanların, Ayhanların, Mustafaların, Zekilerin, İbrahimlerin, Alilerin, Halillerin, Aydoların, Muratların, Receplerin, Ümitlerin, Turhanların, Cenklerin ve adlarını yazamadığımız gelmiş geçmiş tüm futbolcuların, yöneticilerin emeklerin sonucu oluşturdukları sinerjinin sonucu olmuştur.

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


2010 - 2011 SEZO NU S Ü P E R A M A T Ö R L ÝG P U A N D U R U M U S IR A

T A K IM A D I

O

G

B

M

A

Y

Av

PU AN

1

BO ZCAADASPO R

24

19

2

3

88

31

57

59

2

K A R A B İG A İÇ D A Ş S P O R

24

19

2

3

50

18

32

59

3

ADASPOR

24

17

4

3

61

18

43

55

4

1 7 G E N Ç L İK İN T E P E S P O R

24

11

5

8

55

51

4

38

5

ARSLANCASPO R

24

12

2

10

58

36

22

38

6

YENİ ÇANSPOR

24

10

5

9

49

49

0

35

7

M A H M U D İY E B L D .S P O R

24

10

3

11

40

46

-6

33

8

G E L İB O L U S P O R

24

8

6

10

38

38

0

30

9

Ö Z E L İD A R E S P O R

24

9

3

12

30

40

-1 0

30

10

KEPEZSPO R

24

7

5

12

39

51

-1 2

26

11

H A S T A N E B A Y IR IS P O R

24

7

2

15

35

48

-1 3

23

12

L A P S E K İS P O R

24

5

2

17

26

73

-4 7

17

13

ECESPOR

24

0

3

21

14

84

-7 0

0

Şampiyon Kadromuz Gökay İSPAY Hüseyin FURUNCU Cengiz DEMİRER Serdar MÜNAR Özcan TÜRKER Engin ÖZBEY Selahattin AKTAŞ Burak KUŞÇU Feyyaz ÖZCAN Mustafa ÇELİK

Tevfik SARPER Serkan ARI Talat Çağlar DEMİRER Utku BAŞ Erdal ÖZTÜRK Yavuz Selim KIRVELİ Barış ZORLU Salih Serhat İNCE Abdullah ASLAN

Yardımcı Antrenör: Osman DEMİRKOL Teknik Direktör : Orhan ACAR Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Ç

ocuklarımızın şanlı geçmişimizi öğrenmeleri ve bizzat görebilmeleri için Çanakkale Şehitliği'ne gezi düzenlemeyi istedik. Bu isteğimizi hayata geçiren İstiklal İlköğretim Okulu idaresine teşekkür ederim. Ayrıca başta Sayın Kaymakamımız İbrahim ÇENET, Belediye Başkanımız, Çapraz Otel yetkilileri ve bu gezide emeği geçen (maddimanevi) tüm veli ve öğretmenlerimize teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Çünkü yavrularımızın hayatları boyunca unutmayacakları (yanlarında olduğum için bunu biliyorum) bir gezi ve birliktelik oldu.

Sabah 7.30 itibariyle aracımızla yola çıkıyoruz. Çocuklarımız çok mutlu ve heyecanlılar…

Feribotla Eceabat'a geçiyoruz. 'Dur Yolcu' yazısını okuyorlar.

Seyit Onbaşının topu çok ilgilerini çekti.

Evet, şehitliğe ulaştık. Mezarların çokluğu onları üzdü biraz. Ama vatan savunması için olduğunu söyleyince üzüntüleri hafifledi biraz da olsa.

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Güzel bir Çanakkale Şehitliği pozu oldu. Kitapta şehitlerimizle ilgili övgü dolu sözler vardı.

İşte dostluk ve kardeşlik…

İki küçük asker siperde…

Savaşları hayal etmeye çalıştılar…

57.Piyade Alayı Şehitliği.

Çocuklarımızın gözünde ecdadımızda böyle devleşti sanki…

Atatürk Evi'ni de gezerek turumuzu noktalamış oluyoruz.

Namazgah Tabyasında rehberimizin anlattıklarını can kulağıyla dinliyorlar. Çok da güzel sorular soruyorlar.

Maşallah çocuklarımıza. Çok güçlüler hiç yorulmadılar. Bizi hiç üzmediler. Çok keyifli bir gezi oldu benim için de. Teşekkür ediyorum yavrularımıza, öpüyorum hepinizi.

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Nabıyon? : (Ne yapıyorsun?) Oturupdurum beya! : Hiç, oturuyorum işte! Ne diyon sen beya! : (Ne diyorsun sen!) Bubane : Babaanne Dada : Çocuk Çocem : Çocuğum Moru : (Bir hitap) Ge buri. : Gel buraya. Senden ötürü : Senin yüzünden Eyva eyva! : Eyvah eyvah! Ka_gadan güve_cin çıka_ mı? : Kargadan güvercin çıkar mı? Aşarı incez. : Aşağı ineceğiz. Hava kaldı. : Rüzgar durdu. Uyuntu : Miskin, tembel. Seni bi ebe yıkadı bi de hoca yıkıcak. : Seni bir ebe yıkadı bir de hoca yıkayacak. Agacım : Abiciğim Badılcan/Batlıcan : Patlıcan Domata : Domates Kalemin va_ mı? : Kalemin var mı? Çöğürmek : çalmak Masalla_ masalla_ : Masallar masallar… Enikonu : İyice Güzelmişti : Güzelmiş. Aydıvermek : Haber vermek Gelive_mek : Gelivermek. Yimiycem : Yemeyeceğim. Bicik : Bir tanecik

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Belki kopan bir fırtınaydı içimde Ya da çakan bir şimşek Hem ne fark eder ki Umutsuzluk özlemi değil miydi anlatılan Ya da yangında kurtarılan bir çocuktu Karanlıklar arasından ışık veren ufacık bir lambaydı Tayfunda yıkılan evler arasından çıkan bir anneydi O;bir düştü kuramadığım Bir bulmaca çözemediğim Ya da bir kahkaha atamadığım O;yalnızca dudaklarımda beliren Küçücük bir tebessümdü..

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


2000 yılıydı Poyraz liman sahilinden topladığım lodos tahtalarıyla kocaman bir Truva atı yapmıştım. Denize türlü nedenlerle dökülmüş, bir süre denizde yaşamış ve güneyli rüzgarlarla sahile vurmuş tahtaların formları oldukça etkileyici gelmişti bana. Lodos tahtalarıyla Truva savaşını anlatan bir sergi fikri belirmişti kafamda. Helen, Hektor, Paris, gemiler, savaşçılar... Tüm bu olayların bu kadar yakınındaki sahillerden, hatta içinde bulunmuş sahillerden toplanan lodos tahtalarıyla yapılacak olması oldukça anlamlı da gelmişti o zaman. Zamanla aklıma geldikçe enteresan bulduğum lodos tahtalarını toplamaya başladım. Lojmanımın odunluğunda biriktirdim. 2011 yazında Rasgele isimli sokak çalgıcıları birkaç günlüğüne Bozcaada'ya geldi. Daha çok kendi ürettikleri ya da değiştirip birleştirip

yeni bir müzik aleti yaptıkları enstrümanlarla güzel ve eğlenceli müzik yapıyorlardı. Çağlayan ve Serkan… Rasgele grubuna zaman zaman değişik kariyerleri olan diğer arkadaşları katılıyordu bulundukları yer neredeyse. Çaldıkları enstrüman neyse onu alıp buluşuyorlardı. Bazen benim gibi müzikle hiç barışık olmayan insanlara da yanlarında bulunan o kişinin kolayca çalabileceği basit, ilkel bir müzik aletini vererek gruba dahil ediyorlardı. Belki de o yüzden rasgele… Hafize, Çağlayan, Serkan ve ben bir gün Poyraz liman plajına gittik, denize girdik, çay demledik, börek yedik, müzik yaptılar, şarkılar söyledik. Gemi gövdesine benzeyen kocaman bir lodos kütüğü buldum. Oldukça zengin olan sahilde yelken direkleri ve diğer parçaları aradım, buldum. Çağlayanın gezgin arabasında yok yoktu. Şarjlı matkap ve yapıştırıcı, oyma bıçaklarıyla geldi. Gemi ejderhaya benzeyen burnuyla bir Viking gemisi olmuştu. Hepimiz büyük bir keyifle lodos rüzgarının sahile yığdığı birikintilerden hoşumuza giden formlara sahip tahtaları, keskinliği törpülenmiş camları, taşları, metalleri toplamaya başladık. Büyük bir iştahla ve eğlenceyle… Bir tuvali ya da çamuru plastik bir ürüne dönüştürmenin yolları, kuralları ve eğitimi vardır. Sanatçı kendi ruhunu, aklını, estetiğini ve yaşamını koyarak onu plastik bir ürüne dönüştürebilir. Ama burada zamanla denizin tuzuyla form almış lodos tahtası bize akıl öğretiyordu. Ben bir keçinin kafasıyım, ben bir kızın gövdesiyim diyordu. Serkan'la yaptığımız işi böyle özetledik –doğa bize akıl veriyorNamazgah Camii'nin karşısında Hafize'nin lavanta keseleri, saksı süsleri, taş üzeri resimler ve benim küçük resimlerimden oluşan standına bambaşka bir görünüm gelmişti. O günden sonra inşaat telinin de malzeme listesine girmesiyle ada rüzgarını alan titrek, hareketli, oynayan ürünler üretmeye başladık; uçurtma uçuran çocuk, dans eden kız, salıncakta sallanan Zarife gibi sevimli konular; çocuk oyunları, elma şekerci pamuk helvacı gibi eski seyyar satıcılar. Geyik,

keçi gibi sevimli hayvanlar… Masallar ve öyküler çıktı sahile irkilen lodos tahtalarından. Hafize'nin, başta da sevimli olan standı bir haftada lunaparka dönüşmüştü. Uzaktan standı ilk kez görenleri gözlemledim, Zübeyde Hanım çay bahçesinde otururken. Çay bahçesinin sahipleri bize kocaman bir masa tahsis etmişlerdi. Orada üretiyorduk. Hediyelik eşya stantlarını dolaşırken suratı asık, kaşları çatık ya da ifadesiz yüzler lunaparka benzeyen standımızı görünce ifade değiştiriyordu. Genelde gözler biraz daha açılıyor ve gülümsemeye dönüşüyordu. Etik bulsaydım yüzlerdeki bu anlık değişimleri kayıt etmek isterdim. Bazen aşırı değişimler oluyor kahkahalara kadar gidiyordu. Heykelcikleri görüp birden gülümseme, beğeni, hayranlık, özlem, kıskançlık, imrenti ve benzeri birçok duygu barındıran yüzlerce yüz. Bunları kim yapıyor diye bağırıp tanışmak isteyenler. Standın başından ayrılmak istemeyenler. Acaba bu gün yeni neler yaptılar diye her gün uğrayanlar… Yurt dışında yaşadığı için işlerin kırılganlığı ve kargo problemi nedeniyle alamayacağı için hayıflananlar… Yine de Almanya, İsviçre, Dubai ve daha birçok ülkeye işlerimiz gitti. Ciddi galerilerden sergi teklifleri… Bir kaç özel tiyatrodan dekor teklifi. Hatta animasyon karakteri olabilme ihtimalleri… Yeni dostlar... İşlerimizi alan herkesle sonradan haberleştik, haberleşiyoruz. İşleri görüp –aaa odunlardan neler yapmışlar? Çerden çöpten neler uydurmuşlar? Bunu ben de hep düşünmüştüm, ben daha iyisini yaparım diyenlerde oldu ama azınlıkta olması güzeldi. Bu yaz oldukça kazançlı geçti ciroyu sezon sonunda gözden geçirdik; yaşı genelde 35 yaş üzeri olan gülümseyen yüzlerce yüz, övgüler, teklifler, yeni arkadaşlar… Tüm bunlardan olumsuzlukları çıkardık. İnsanları bir anlığına bile çocukluğuna götürmek, gülümsetmek… Bir öyküyü bir masalı anlatmak, yeni ufuklar, yeni arayışlar kaldı.

Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Changed with the DEMO VERSION of CAD-KAS PDF-Editor (http://www.cadkas.com).


Merdiven3