Issuu on Google+

Böyle hediyeler de var Çocukların ateşi nas ıl düşürülür

Evde tasarruf için pratik bilgiler

Gazet eniz birlik le te

Detayli bilgi ve abonelik için: www.zamaniskandinavya.dk

Dinde sayıların hikmeti var mı? www.zamaniskandinavya.dk

1 - 7 OCAK 2014 • YIL : 5 • SAYI : 243 • DANİMARKA 25 DKK • İSVEÇ 30 SEK • NORVEÇ 35 NOK • FİNLANDİYA 4,5 EURO YOLSUZLUK Operasyon tartışmaları, komplo teorileri resmi geçidine dönüştü. Evde bulunan para kasaları, ayakkabı kutusu unutturulmaya çalışılıyor. HALKBANK Hedefte olmadığını banka ve bakan açıkladı. Borsadaki hisselerinin yüzde 70’i yabancılarda olan bankaya yabancılar niye müdahale etsin? DIŞ MIHRAK Operasyonun arkasında ABD, İsrail ve AB’nin olduğu söyleniyor. Dışişleri, neden bu ülkelere en küçük diplomatik müeyyide uygulamıyor?

KASETLER Tartışmayı yönlendirmek amacıyla kaset komplosu kuruluyor. Önceki kasetlerin gereğini yapmayıp siyasi malzeme üretmek; şimdiki girişimi boşa düşürüyor.

YALAN RÜZGÂRLARI BÜLENT KORUCU

1lıdır. Her yolu meşru göremez. Hem

“Bir hareket başta ahlak sahibi olma-

Kur'an ve Allah diyeceksin, ama kasetlerle komplolarla anılacaksın. Bu yolsuzluk soruşturması değil, millete karşı tezgâhtır.” Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bu sözlerini son dönemde sıkça duymaya başladık. Baş-

TEOMAN KOMAN ÖLDÜ

ve ABD destekli bir proje ile Türkiye'nin tuzağa düşürüldüğünü ileri sürüyordu. AK Parti ve ‘cemaat'in dış güçlerin oyuncağı ve hain olduğu üzerine uzun nutuklar atıyorlardı. Yeni Türkiye'nin kalemşorları, AK Parti'yi cümlelerden ayıklayıp sadece cemaatle ilgili bölümleri tekrar ediyor.

18. SAYFADA

DEVAMI 16. SAYFADA

Onun davası büyük mahkemeye kaldı TBMM Susurluk Komisyonu için “Onlar kim oluyor da beni ifadeye çağırıyor!’’ diyen Teoman Koman, 28 Şubat davasında sanık sandalyesine oturmaktan kurtulamamıştı. 14. SAYFADA

EKREM DUMANLI

41

bakan, karşılaştığı her sorunda ‘iç ve dış komplolar' senaryosu üzerinden savunmaya geçiyor. Başbakan'dan aldığı işaretle komplo teorilerini akıl bir yana, tahayyül sınırlarının ötesine taşıyan bir ekip ortaya çıktı. Bunlara kısaca ‘Çılgın muhafazakârlar' diyebiliriz. Cumhuriyet mitingleri sürecindeki ‘Çılgın Türkler'den farkları, ulusalcı söylemlerin azalıp dini motiflerin artması. Onlar da AB

Alman kabinesinde bir göçmen kızı

Asıl büyük tehlike

HAMDULLAH ÖZTÜRK

39

Her şey bu kadar basit aslında

KÜLTÜR

38

SPOR

Türk müziği bilmeden Batı müziği yapılmaz

44

Sporda neler oldu neler...


2 İSKANDİNAVYA Denetimde 1 Kopenhag kriterleri HASAN CÜCÜK KOPENHAG

Sayıştay’ın kamu kurumlarıyla ilgili rapor sunamadığı Türkiye, Uluslararası Saydamlık Örgütü’nün geçtiğimiz günlerde yayınladığı 2012 Yolsuzluk Algılama Endeksi’nde 54. sırada yer aldı. Danimarka, 2011’in ardından 2012’de de en temiz ülke unvanını kimseye kaptırmadı. Bu sonuç bu ülkede yaşayanlar için şaşırtıcı değil. Kuralların çok net olduğu ülkede görevini kötüye kullanan kim olursa olsun cezasını çekiyor. Devletin kasasına vatandaşın vergilerinden giren her kuruşun yine vatandaşın lehine kullanıldığını denetleyen 3 kurum bulunuyor: Devlet Denetleme Kurulu, Sayıştaş ve ‘Meclis Denetçisi’ (Ombudsman). Birbirinden bağımsız bu 3 kurum, hem kamu harcamalarını hem de birbirinin çalışmalarını denetliyor. Devlet Denetleme Kurulu, parlamentoda temsil edilen partilerin milletvekilleri arasından seçiliyor. Her partinin bir üye ile temsil edildiği kurumun görev süresi 4 yıl. Akıllara “Siyasilerden oluşan bir Devlet Denetleme Kurulu nasıl objektif olur?” sorusu mutlaka gelecektir. Birincisi, her partinin eşit dağılımı, ikincisi diğer iki kurumun bunları denetleme yetkisinin olması. Devlet Denetleme Kurulu, Sayıştay’ın hazırladığı raporları değerlendiriyor. Yani bir anlamda asıl denetimi Sayıştay yapıyor. Sayıştay’a herhangi bir konuda araştırma iznini sadece Devlet Denetleme Kurulu veriyor. Sayıştay’ın başkanı parlamento tarafından üst düzey hukukçular arasından seçiliyor. Görev süresi 6 yıl ancak bir defaya mahsus 4 yıl uzatılabiliyor. Danimarka Sayıştayı, 1849’da kabul edilen anayasa ile varlığını sürdürmeye başlayan anayasal bir kurum. Danimarka Sayıştayı, kendilerinin ifadesiyle ‘toplumun bekçi köpeği’. Görev alanına tüm kamu kurumları

Sayıştay’ın kamu kurumlarıyla ilgili rapor sunamadığı Türkiye yolsuzluklarla uğraşadursun; Danimarka son iki yıldır ‘en temiz ülke’ unvanını kimseye kaptırmıyor. Peki, bu ülkede kamu kurumları nasıl denetleniyor?

giriyor. Sadece kamu kurumlarını denetlemiyorlar. Kamudan ihale alan özel şirketleri ve sivil toplum örgütlerini de denetliyorlar. 270 çalışanının sorumlu

olduğu tek kurum parlamento. Başka hiçbir kurumun denetleme yetkisi yok. Başbakan veya herhangi bir bakan soruşturma emri veremediği gibi yapılacak

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN soruşturmaya hiçbir engel çıkartamıyorlar. Danimarka Sayıştay Başkanı Lone Ström, “Biz kimseden emir almayız.” diyerek her yıl 220 kurumu denetlediklerini söylüyor. Hazırladıkları raporu ya direkt parlamentoya ya da Devlet Denetleme Kurulu’na sunduklarını ifade eden Ström, “Parlamentoya çok ciddi dosyaları sunarız. Bir bakanlıkta ciddi suiistimal tespit ettiğimizde düşürülmesi için direkt parlamentoya raporumuzu sunarız.” dedi. Ancak Danimarka’nın yakın tarihinde Sayıştay raporundan dolayı düşürülen bir bakan yok. Sayıştay, yıllık raporunu sadece parlamentoya göndermiyor, tüm kamuoyuna açıklıyor. Sıradan bir Danimarka vatandaşı rapora ulaşıp okuma imkanına sahip. Ström, vatandaşın vergilerinin vatandaş lehine kullanılmasının çok önemli olduğunu belirterek “Her kuruşun hesabını takip ediyoruz.” diyor. ‘Meclis Denetçisi’ (Ombudsman) ise tüm kamu kurumlarının verdiği kararları denetleme hakkına sahip, parlamentodan çıkan kanunları ve mahkeme kararlarını denetleme hakkına ise sahip değil. Kanunların vatandaşın lehine doğru bir şekilde uygulanıp uygulanmadığını kontrol eden Ombudsman’ın kararları kanunen bağlayıcı olmamasına karşılık, hiçbir kurum verilen kararın aksi hareket etmiyor. Ombudsmanlık kurumu yolsuzluğun önünde en önemli engellerden biri. Verilen her kararı denetleyen bir kurumun olması, görev dışına çıkılmasını engelliyor. Danimarka’da harcamaları sadece kendi ülkesinin kurumları denetlemiyor. Tüm Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde olduğu gibi Danimarka’nın kamu kurumlarını AB Sayıştayı da denetliyor. Merkezi Brüksel’de olan AB Sayıştayı, üye ülkelerin kamu bütçesinin yüzde 80 giderlerini inceliyor. AB Sayıştayı, kamu kurumlarını direkt değil, ülkelerin sayıştayları aracılığıyla denetliyor.

Norveç, rüşvet konusunda İskandinavya’da liste başı ENGİN TENEKECİ OSLO

1gösterilen Norveç’te rüşvet olayları ya-

Dünyanın en zengin ülkeleri arasında

şanıyor mu? Demokrasinin beşiği olan Norveç’te siyasiler rüşvet alıyor mu? Norveç, rüşvet konusunda diğer İskandinav ve dünya ülkeleri arasında kaçıncı konumda? Norveç’in bu konuda sicili bir hayli kabarık. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün daha önce 50’den fazla ülke üzerinde yaptığı bir araştırmaya göre Norveç, tüm İskandinavya ülkelerinde ’en çok rüşvete maruz kalan’ ülke olarak gösteriliyor.  Genel sıralamada ise Norveç rüşvet konusunda 11. sırada yer alıyor. Rapor sonucunda,  Danimarka’nın  en az rüşvete maruz kalan ülkeler arasında yer aldığı kaydediliyor. Rüşvet olayının en az yaşandığı ülkeler arasında Danimarka’dan sonra sırasıyla Finlandiya, Yeni Zelanda, İsveç, Singapur, İsviçre ve Avustralya olarak lansediliyor. Norveç’te en çok rüşvet olaylarının yaşandığı devlet birimi belediyeler olarak gösteriliyor.   Buna göre,  2003 yılından bu yana Norveç belediyelerinde çalışan 24 kişi rüşvetten dolayı toplamda 49 yıl  hapis cezası almış. Rüşvet alınan miktarın toplam tutarı ise 205 milyon Norveç  Kronu olarak gösteriliyor. Norveçli uzmanlar, bu tür yerlede  başlangıçta rüşvetin oldukça küçük miktarlardan başladığı, sonrasında ise giderek arttığını belirtiyor. Ayrıca rüşvet uzmanları, belediyelerin bu konuda oldukça savunmasız olduğunun altını çiziyor. 

Ülke genelinde rüşvet olaylarına en çok maruz kalan devlet birimi, belediyeler olarak gösteriliyor.   FOTO ZAMAN, ENGIN TENEKECI


3 İSKANDİNAVYA Sivil toplum kuruluşlarının, İskandinav hükümetlerindeki yeri

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

Norveç’te 80 bin, İsveç’te 200 bin ve Danimarka’da ise 100 binin üzerinde gönüllü sivil toplum kuruşuluşu hizmet ediyor. İskandinav hükümetleri bu tür kurumlara her türlü desteği sağlıyor. ENGİN TENEKECİ OSLO

1dışında bünyesinde barındırdığı her

İskadinav hükümetleri, yurt içi ve yurt

türlü gönüllü sivil toplum kuruluşlarına maddi-manevi destekte bulunuyor. Başta Danimarka’da olmak üzere sırasıyla Norveç ve İsveç gibi Kuzey Avrupa ülkelerde faaliyet gösteren gönüllü organizasyonlar alkışlanıyor, hatta devlet bu tip kuruluşların ‘açılımına’ hem teşvikçi hem de destekçi oluyor. Onlara göre bu tip sivil kurumlar toplumun değişmez bir parçası ve sosyal yaşamı zenginleştiren önemli bir etken. Dünyanın en zengin ve demokrat ülkelerinden bir olarak gösterilen Norveç, bünyesinde, büyüklü-küçüklü yaklaşık 80 bine yakın gönüllü sivil kuruluşu barındırıyor. Hükümet, bu kuruluşlar için 2013 yılında yaklaşık 948 milyon Norveç Kronu bütçe ayırmış. Norveç Kültür Bakanlığı’nın konuyla ilgili Zaman’a yaptığı açıklamalara göre, Norveç’i yurt içinde ve yurt dışında temsil eden sivil kuruluşların mevcudiyeti, ülkenin sosyal yaşamının oldukça önemli bir parçası. Ayrıca bu tür kurumların yaptığı faaliyetler, yine ülkenin demokrasisi, huzuru ve insanlar arasında ki paylaşım duygusunun gelişimi adına olduça önem arzediyor. Norveç, kendisini yurt dışında temsil eden birçok kuruluşa da sahip. Bu kurumlardan bazıları, Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı bazı

İskandinavya hükümetleri yetkililerine göre, bünyelerinde hizmet eden tüm sivil kuruluşlar demokrasinin önemli bir parçası. insani yardım dernekleriyle de ortaklaşa hareket ediyor. Danimarka’da ise, yaklaşık 100 binin üzerinde sivil toplum kuruluşu hizmet ediyor. Hollanda’dan İngiltere’ye, İsveç’ten

Norveç’e kadar birçok gönüllü kuruluş ülke adına hizmet ediyor. Yine bu tür kuruluşlar, insanlar arasında ki diyaloga vesile olup, toplumsal ilerlemenin gelişiminde ki çözüm adına alternatif model oluşturuyor. Hükü-

met, gönüllü kuruluşların hizmetlerini takdir ediyor ve bu tür kurumlarının icraatlerini toplum adına oldukça önemli buluyor. ülke siyaseti adına da önemli yeniliklere vesile oynuyor. Danimarkalı siyasiler, gelişmiş ve huzurlu bir toplumun sadece güçlü ve resmi kurumlardan oluşmasını yeterli bulmuyor. Aynı zamanda bir toplumun, güçlü, gönüllü sivil toplum kuruluşlarına da ihtiyacı olduğunun altını çiziyor. Diğer taraftan bu tür kurumlar, geçmiş ve gelecek arasında güçlü ilişkiler kurmaya vesile oluyor. Danimarka hükümeti, hem Danimarka’da gönüllü kuruluşların açılımına kolaylık sağlıyor, hem de bu tür organizlerin içinde olanlara, karşılaştıkları problemlerin çözümü adına kendilerine müracaat etmeleri ricasında bulunuyor. İsveç ise, bünyesinde barındırdığı 200 bin gönüllü sivil toplum kuruluşu ile dünyada 5. sırada yer alıyor. Bu tür kuruluşların hizmetleri adına hükümet kasasından ayrılan bütçe ise, yaklaşık 12 milyar İsveç Kronu. Konuyla ilgili Zaman'a yazılı açıklamlarda bulunan İsveç Cinsiyet Eşitlik Bakanlığı'na göre, İsveç'te ki gönüllü sivil kuruluşları, ülkenin demokrasisi adına bir anahtar niteliğinde. Bu tür organizasyonlar, ülke insanı arasında ki arkadaşlık ve kardeşlik bağlarının oluşumu adına da oldukça hayati rol oynuyor.

İsveç’in çakma seri katiline şartlı tahliye İsveç’in Thomas Quick lakaplı çakma seri katili Sture Bergwall, hükümlü olarak tedavi gördüğü hastaneden şartlı olarak ayrılma hakkı elde etti. İBRAHİM KAYA STOCKHOLM

1tili Thomas Quick lakaplı İsveç’in ünlü çakma seri ka-

Sture Bergwall kısıtlı da olsa nihayet özgürlüğe kavuştu. Yüksek Mahkeme, Bergwall’in tedavi gördüğü hastaneden ayrılmasına izin vermekle beraber Bergwall’in tedavisinin zorunlu olarak devam etmesine hükmetti. Bergwall, artık hastanede mahpus kalmak zorunda olmayacak ancak tedavi için hastaneye gidip gelmesi gerekecek. Karar sonrası Ber-

gwall’in avukatı yaptığı açıklamada ’Her ne kadar mahkemenin kararı Bergwall’in beklentilerinin altında da kalsa, Bergwall özgür kaldığı için mutlu.” şeklinde konuştu. 1960’lardan itibaren önce pedofili suçlamasıyla daha sonra banka soyma iddiasıyla psikolojik tedaviye mahkûm edilen Bergwall, 1990’larda birçok faili meçhul cinayeti üstlenmiş ve 8’inden mahkûm olmuştu. 2008 yılında da cinayet itiraflarını geri çeken Bergwall, kısa bir süre önce bütün suçlamalardan beraat etmişti.

Amerikan havayollarından, Norveçli havayoluna büyük engel ENGİN TENEKECİ OSLO

1lisansını engelleme nedenini, Norwegian’ın

Amerikan havayolları, Norwegian’ın uçuş

Amerika ve Avrupa Birliği (AB) arasında yapılan Asya personellerine yönelik havacılık anlaşmasının ihlal ettiği şeklinde açıkladı. Norveç medyasında yer alan haberlere göre, Norwegian şirketinin, Amerika ve Avrupa hava sahasında uçmak için Amerika Pilot Derneği ve Transport Departmanı’na yazılı başvuruda bulunduğu, ancak Amerikan’ın ünlü havayollarından American Airlines, Delta, United ve US Airway’in bunu engellemeye çalıştığı bildirildi. Norwegian yetkilieri ise, ısrarla, herhangi bir kural ihlalinde bulunmadıklarını söyledi. Ayrıca yetkililer, lisanlarına engel olmak isyeten 4 Amerikan havayolarının Atlanta hava sahasına hakim oldukları, bilet fiyatlarını yüksek

tuttuklarından dolayı karşılarında herhangi bir rakip görmek istemediklerini açıkladı. Daha önce Norveç Sendikalar Birliği, Norwegian’ın, yurtdışında çalışan personeline az miktarda maaş ödediği gerekçisiyle, şirket çalışanlarını boykot yapma çağrısında bulunmuştu. Ayrıca birlik, kendisinin de Norwegian’ın boykot edeceğini açıklamıştı. Sendikalar Birliği, mesela Tayland’da çalışan elamanlara ayda yaklaşık olarak 3 bin kron ödeme yapıldığı iddiasında bulunmuş, bu oranın oldukça düşük olduğunu ve ülkenin toplumsal huzurunu rencide edici bir durum olduğunu dile getirdi. Ancak Norvegian yetkilileri, şirketin Taylandlı çalışanlarına verilen maaş miktarının, yine Tayland ekonomisine göre normal olduğunu savunmuştu. Bununla birlikte Norveçli havayolu yetkilileri, Tayland›da daha düşük maaşla çalışan kişilerin var oduğunu açıklamıştı.


4 İSKANDİNAVYA

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

2013 rüzgar gibi geçti OCAK 2013

MART 2013

2013’TE İSVEÇ’TE ÖNE ÇIKANLAR İBRAHİM KAYA STOCKHOLM İsveç’te 2013 yılı İsveç’te birçok ilke sahne oldu. Ülke tarihinde ilk defa minareden ezan Fittja Ulu Camii’nden okundu. Bunun yani sıra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İsveç’i ziyaret ederek İsveç’i ziyaret eden ilk cumhurbaşkanı unvanını aldı. İki ülke ilişkilerinin olumlu göstergesi olarak basta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Türkiye’den birçok üst düzey yetkili İsveç’i ziyaret etti.2013 yılına ay ay aşağıdaki olaylar damga vurdu:

OCAK 2013 AB Bakanı Egemen Bağış, İsveç’i ziyaret etti İsveç’e iki günlük bir ziyaret gerçekleştiren Avrupa Birliği (AB) BakanI ve Baş müzakereci Egemen Bağış, AB yolunda en büyük desteği veren ülkelerden İsveç’in bu desteğini önemli buluyoruz ve takdir ediyoruz” şeklinde konuştu.

ŞUBAT 2013 İsveçli fotoğrafçı Kraliçe’den özür diledi İsveç Kraliçesi Silvia’yı yerde çizili bulunan gamalı haçı silerken gösteren fotoğraf sanatçısı Elisabeth Ohlson Wallin, tepkiler üzerine Kraliçe’den özür diledi. Kraliçe Silvia, Wallin ile birlikte fotoğrafı basan gazeteler hakkında geçen hafta içinde  İsveç  Basın Konseyi’ne şikâyette bulundu ve tazminat davası açtı. Tepkiler üzerine Wallin, yaptığı açıklamada, tasarladığı fotoğraftan dolayı pişman olmadığını ancak Kraliçe’nin üzülmesine neden olduğu için kendisinden özür dilediğini söyledi.

MART 2013 Cumhurbaşkanı Gül’den İsveç’e tarihi ziyaret

AĞUSTOS 2013

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İsveç Kralı Carl XVI. Gustaf’ın davetlisi olarak, İsveç’i ziyaret etti. İsveç’i ziyaret eden ilk Türk cumhurbaşkanı olan Gül’e İsveç hava sahasına girdiğinde jetler eşlik etti. Gül’ün ziyareti aynı zamanda Cumhuriyet tarihinde Türkiye’yi ziyaret eden ilk İsveç Devlet Başkanı sıfatıyla 2006 yılında ülkemize yaptığı ziyaretin iadesi niteliğini taşıyordu. Ziyarette Cumhurbaşkanı Gül’e, eşi Hayrünnisa Gül, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, TBMM Türkiye-İsveç Dostluk Grubunun Başkanı ve üyeleri, Süryani Ortodoks Cemaati ruhani lideri ve Patrik vekili Metropolit Yusuf Çetin ile aralarında Ali Sabancı ve İbrahim Hattat’ın da bulunduğu birçok işadamı, basın, kültür ve akademi camiasından temsilciler de refakat etti. Cumhurbaşkanı Gül ve İsveç Kralı 16. Gustaf, Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü’nün (Stockholm University Institute of Turkish StudiesSUITS) açılışını birlikte yaptı. SWETURK Is Dünyası Federasyonu’nun inisiyatifiyle gündeme gelen ve kurulusu gerçeklesen enstitü, kendi alanında Avrupa’da bir ilki temsil ediyor.

NİSAN 2013 İsveç’te ilk ezan, sevinç gözyaşları içinde dinlendi İsveç’te bir ilk yaşandı. Başkent Stockholm’de minareden yükselen ’Allahuekber’ sesleri, yıllardır ezana hasret kalan gurbetçilere duygulu anlar yaşattı. Stockholm’deki Fittja Ulu Cami minarelerinden Cuma günleri ezan okunması için yapılan başvuruya Botkyrka Belediye Meclisi’nden olumlu karar çıkmış; emniyet güçleri de yaptıkları teknik incelemeleri tamamlayarak, camiden hoparlörle ezan

okunmasına onay vermişti. Onayın ardından minareden ilk ezan geçtiğimiz Cuma günü okundu. Ezanın okunacağını haberi alan Müslümanlar tarihi olaya şahitlik etmek için Fittja Ulu Camisi’ne akın etti. Ezan öncesi camii havlusuna kamp kuran İsveç basını da olaya büyük ilgi gösterdi. Ezanın okunuşunu birçok televizyon kanalı naklen verirken, camii cemaati ile de röportajlar yapıldı.

MAYIS 2013 İsveç Kralı’ndan Fittja Camii’ne tarihi ziyaret İsveç Kralı Carl XVI. Gustaf ve eşi Kraliçe Silvia ülkede ilk defa hoparlörle ezan okunan Fittja Ulu Camii›ni ziyaret ederek yetkililerden cami ve İslam dini hakkında bilgi aldı. bilgi aldı. Cami İmamı Ergin Öğcem de yurt içinden ve yurt dışından yapılan ziyaretlerin caminin önemini ortaya koyduğunu belirtti. Kralın ziyaretinin de bunun bir kanıtı olduğunu söyleyen İmam Öğcem, “bu bir taraftan da buradaki imajımızı, bir Müslüman’ın duruşunu, ait olduğumuz kültürü temsil etme açısından bizlere büyük bir sorumluk yüklemektedir” dedi. Stockholm’de banliyö isyanları korkuttu Stockholm’ün Husby banliyösünde polisin, elinde bıçak olduğu iddia edilen yaşlı bir kişiyi öldürmesinin ardından başlayan banliyö isyanlarının giderek yayılması ülkede endişe meydana getirdi. Husby’de polise karşı taşlı saldırı ve araç kundaklama ile başlayan şiddet ve sabotaj olayları Stockholm’de göçmenlerin yoğum yaşadığı banliyölerden sonra başkente 160 kilometre uzakta olan Örebro şehrine de sıçradı. ABD ve İngiltere’nin Stockholm Büyükelçiliği vatandaşlarına olayların meydana geldiği banliyölere gitmemeleri yönünde uyarıda bulunurken şiddet olayları Türklere ait camilerde, cuma namazının ardından

EYLÜL 2013

okunan bir bildiriyle kınandı, Türkiye kökenli toplum olaylara karışmama konusunda uyarıldı.

HAZIRAN 2013 İsveç Prensesi Madeleine dünya evine girdi İsveç Kralı Carl 16.Gustav ve Kraliçe Silvia’nın en küçük kızı olan Prenses Madeleine, AmerikaLı işadamı Christopher O’Neill ile başkent Stockholm’de görkemli bir tören ile hayatını birleştirdi. Kraliyet Sarayı içerisindeki Kraliyet Kilisesi’nde yapılan düğün törenine Danimarka, Yunanistan, Japonya, Lüksemburg, Norveç, İngiltere, Almanya, Monako kraliyet aileleri mensuplarının yanı sıra, yurtiçi ve yurtdışından toplam 470 davetli katıldı. İsveç Entegrasyon Bakanı Ullenhag; ”Banliyö isyanları göçmen politikamızı değiştirmeyecek” İsveç Entegrasyon Bakanı Erik Ullenhag geçtiğimiz haftalarda Stockholm’de meydana gelen banliyö isyanlarının ülkenin göçmen politikasını değiştirmeyeceğini söyledi. ZAMAN gazetesine makamında özel mülakat veren Bakan Ullenhag, banliyö isyanlarının küçük bir kriminal grubun işi olduğunu, şiddet olayları nedeniyle göçmenlerin tamamının suçlanamayacağını söyledi ve ”Bu olaylar nedeniyle göçmenlerin tümünü suçlamak, göçmen politikasını yanlış bulmak, çoğulculuğun sona erdiğini söylemek doğru değil. Çünkü ülke nüfusunun yüzde 15’ini oluşturan göçmen kökenlilerin çok az bir kısmından söz ediyoruz ve büyük resme bakınca İsveç’te göçmenle pozitif bir tablo olarak ortaya çıkıyor. Bir küçük azınlığın yaptığını genele mal etmek yanlış olur. Bu yaşanan olumsuzluklar nedeniyle İsveç’in göçmen politikasını değiştirmeyeceğinin ve çoğulculuk fikrinden vazgeçmeyeceğinin altını çizmek isterim.” diye konuştu.


5 İSKANDİNAVYA MAYIS 2013

HAZİRAN 2013

AĞUSTOS 2013 İsveç'te örnek başörtüsü dayanışması İsveç›te başörtülü hamile bir kadına yönelik ırkçı saldırı toplumun her kesiminden tepki aldı. Saldırıya uğrayan kadınla dayanışma içinde olduklarını göstermek için İsveçli kadınlar başörtüsü takarak sosyal medyada kampanya başlattı. Başörtüsü takarak çektirdikleri fotoğrafları  Twitter  ve  Facebook  gibi sosyal medyada yayınlayan İsveçli kadınlara erkekler de başörtüsü takarak destek verdi. Diğer taraftan İsveç›te başörtülü kadınlara yönelik düzenlenen ırkçı saldırılar, Stockholm’de düzenlenen bir yürüyüşle protesto edildi. Başörtülü hamile bir kadına yönelik ırkçı saldırı sonrası sosyal medya üzerinden ’Hijabuppropet’ adı altında örgütlenen bir grup aktivist Stockholm’ün Sergelstorg meydanından Medborgarplatsen meydanına kadar yürüyerek ülke çapında başörtülü kadınlara yönelik yapılan ırkçı saldırıları protesto etti.

ARALIK 2013

İsveç’te skandal fişleme Bakan’a özür diletti İsveç’te Skåne bölgesi 4 bini aşkın Roman vatandaşını fişledi. İsveç Polisi’nin Roman vatandaşları fişlediğinin ortaya çıkması sonrası yasadışı fişlemeye siyaset dünyasından çok sayıda tepki geldi. Emniyet teşkilatının bağlı olduğu Adalet Bakanı

EKİM 2013

kilisesinin çöküşü başlamıştır›› seklinde konuştu. Almanya'nın Herdecke kasabasında 1955 yılında doğan Antje Jackelén, 1977 yılında İsveç›e gelerek Uppsala›da teoloji bölümünde okudu. Daha sonra İsveç Kilisesi’nden bir rahiple evlenen Jackelén’in 2 çocuğu bulunuyor.

KASIM 2013

EYLÜL 2013 Başbakan Reinfeldt kabinede sürpriz değişik yaptı Başbakan Fredrik Reinfeldt, Parlamento’nun gecen hafta 17 Eylul’de gerçekleştirilen açılışı ile birlikte hükümette sürpriz bir revizyon yaptı. Uluslararası İşbirliği ve Kalkınma Bakanı Gunilla Carlsson’u kızağa alan Başbakan Reinfeldt, Carlsson’un yerine İstihdam Bakanı Hillevi Engström’ü kaydırdı. Bakan Engström’ün koltuğuna ise 2006 yılından beri Parlamento’da bulunan Örebro doğumlu olan Milletvekili Elisabeth Svantesson, İş Piyasası Bakanı unvanıyla geçti.

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

Beatrice Ask fişleme olayını duyduğunda şok olduğunu, konu ile ilgili detaylı bir inceleme yapılması talimatı verdiğini söyledi. Bakan Ask yapılan fişlemeden dolayı Roman vatandaşlardan da özür diledi.

EKİM 2013 849 yıl sonra İsveç Kilisesi’nin başına bir kadın geçti İsveç Kilisesinin  71. Başpiskoposluğuna 849 yıl sonra ilk defa bir kadın seçildi. Yeni başpiskopos oyların yüzde 56’sını alan Antje Jackelén (56) oldu.  Kilisenin başına bir kadının seçilmesine en sert tepkiyi ülkenin önde gelen   din adamlarından biri olan  Dag Sandahl gösterdi. Kiliseye kadın başpiskoposun kabul edilemeyeceğini söyleyen Sandahl, ‹›İsveç

Başbakan Erdoğan’dan İsveç’e günlük ziyaret Üç günlük Avrupa turu kapsamında İsveç’i de ziyaret eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Fredrik Reinfeldt ile görüştü, Stockholm’de bir enerji şirketinin tesisinde incelemelerde bulundu, İsveç Parlamentosu’nu ziyaret etti, İsveç Kralı Carl 16. Gustaf tarafından kabul edildi. Erdoğan, resmi temasları çerçevesinde ilk olarak mevkidaşı Fredrik Reinfeldt ile bir araya geldi. Erdoğan, Başbakan Fredrik Reinfeldt ile önce ikili sonra heyetler arası görüşme gerçekleştirdi. Kısa bir sure önce Türkiye’nin AB müzakereleri çerçevesinde yeni bir başlığın açıldığını hatırlatan Erdoğan, ”“Açılması gereken 16 farklı fasıl önündeki siyasi engeller ise bizi üzmekte. Bu siyasi engellerin ortadan kalkması için biz hazırız. Dersimizi iyi çalıştık. Bunları aşabilecek imkâna ve güce sahibiz. AB’nin kurumsallaşmasını yakından takip ediyoruz. Eğer siyasi engeller olmazsa bunları süratle aşarız.” diye konuştu. İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt ise Türkiye’nin AB’ye üyeliğine destek verdiklerini ve müzakerelerin mutlaka tam üyelikle neticelenmesini savunduklarını anlattı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İsveç ziyareti İsveç gazetelerinde de yankı buldu. Ziyaret münasebetiyle Erdoğan hakkında eleştirel ve övgü dolu yazılarda yer aldı. Ziyaret ilgili en geniş habere Dagens Nyheter gazetesi yer verirken, ’AB ülkelerinin isteksizliği Türkiye’yi durdurabilir’ başlıklı haberde Türkiye’nin AB üyeliğinin önündeki en büyük engelin üyelik şartlarını yerine getirmemek değil, daha çok AB ülkelerinin

KASIM 2013

Türkiye’nin birliğe girmesi konusunda fikir birliğine varamamaları olduğuna değinildi. İsveç’te seçimin ayak sesleri duyulmaya başladı İsveç hükümeti gerek önümüzdeki Mayıs ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri gerekse önümüzdeki Eylül ayında gerçekleştirilecek genel seçimlerde daha fazla seçmenin oy kullanmasını sağlamak için 60 Milyon kron bütçe ayırdı. Konu ile ilgili konuşan AB İşleri Bakanı Birgitta Ohlsson hedefinin Mayıs ayında yapılacak AP seçimlerinde seçmenlerin en az yüzde 50’sinin sandık başına gitmesini sağlamak olduğunu söyledi. Hükümetin özellikle sandığa fazla ilgi göstermeyen gençleri ve göçmen kökenli seçmenleri ikna etmek için çaba göstereceği belirtiliyor.

ARALIK 2013 Dialogslussen Derneği’nin yemeğinde Kamu Yönetimi ve Konut Bakanı Stefan Attefall dostluk mesajları verdi FEDESTA (Federation of Swedish Turkish Business Federation) çatısı altında faaliyet gösteren Dialogslussen Derneği, Stockholm’de artık geleneksel hale gelen bir dostluk yemeği programı düzenledi. Sheraton Hotel’de verilen yemeğe başta Kamu Yönetimi ve Konut Bakanı Stefan Attefall olmak üzere Entegrasyon Bakan Yardımcısı Jasenko Selimoviç, İsveç Kiliseler Birliği (SKR) Direktörü Björn Cedersjö, SWETURK Federasyonu Başkanı Dr. Mehmet Durukan’ın yanı sıra aralarında milletvekilleri, iş adamları, akademisyenler ve sivil toplum temsilcilerinin olduğu çok sayıda davetli katıldı. düzenlediği dostluk yemeğinde konuşan Kamu Yönetimi ve Konut Bakanı Stefan Attefall, “Toplumdaki farklılıklar İsveç’e çok büyük zenginlik ve neşe katıyor aynı zamanda daha heyecanlı ve dinamik bir ülke oluyoruz. Bu gerçeği bilimsel çalışmalar da teyit ediyor zaten” şeklinde konuştu.


6 İSKANDİNAVYA

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

2013 rüzgar gibi geçti

Danimarka'da Aralık ayında 4 bakan değişti.

HASAN CÜCÜK KOPENHAG

2013’TE DANİMARKA’DA ÖNE ÇIKANLAR

1geçirdi. Siyaset daha önce hiç öne Danimarka 2013’ü siyaset gölgesinde

çıkmadığı kadar bu yıl toplumun gündeminde önemli bir yer tuttu. Yerel seçimlerin bu yıl içinde yapılması kadar, anamuhalefet lideri Lars Lökke Rasmussen’in adının karıştığı yolsuzluk iddiaları ve yılın son ayında gelen peş peşe bakan istifaları siyasetin neden gündeme damgasını vurduğunun bariz örnekleri oldu. İşsizlik bu yılında yine gündemde düşmeyen konusu olurken, göçmenler adına ’olumlu’ sayılacak gelişmelerde yaşandı. 11 yıl aradan sonra Türkçe ve Arapça yeniden müfredatta yerini aldı. Eylül 2011’de yapılan seçimler sonrası kurulan sol koalisyonun hükümet programında bulunan anadil eğitiminin tekrar başlaması, Eğitim Bakanı Christine Antorini tarafından 201314 eğitim yılında hayata geçirildi. Bakan Antorini, ‘deneme’ amaçlı olarak Türkçe ve Arapça’nın 200 ilköğretim okulunda okuyan etnik kökenli 1. ve 4. sınıf öğrencilerine verilmesine 2013-14 öğretim yılında başlanacağını açıkladı. Anadil eğitiminden 3 bin 500 4. sınıf öğrencisi ve 400 1. sınıf öğrencisi faydalanacak. Sol koaliyon hükümeti, Danimarka vatandaşlığına geçişin önündeki bazı sert engelleri kaldırdı. Hükümet partileri ile Birlik Listesi arasında varılan mutabatla, 15 Haziran’da yürürlüğe girdi. Vatandaşlığa geçişteki en büyük engel olan dil yeterlilik belgesi Dansk 3’ten Dansk 2’ye düşürüldü. Daha önce yürürlükte olan; vatandaşlığa geçmeden önce 5 yıl sosyal yardım almadan geçinme şartı, 2,5 yıla düşürüldü. Vatandaşlık Testi’nde önemli değişiklik yapıldı. Güncel olmayan konulardan seçilen ve bir çok Danimarkalının bilmesinin imkansız olduğu sorulardan oluşan Vatandaşlık Testi yeni dönemle birlikte tarihe karıştı. Test devam

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 7,5 yıl aradan sonra Danimarka'ya geldi.

edecek ancak sorular daha kolay olacak, güncel ve aktüel konulardan oluşacak. Yeni Vatandaşlık Testi Haziran 2014’te yürürlüğe girecek. Koalisyon ortağı Radikal Parti’nin gündeme getirdiği ‘çifte vatandaşlık’ konusuna muhalefet partileri Liberaller ve Muhafazakarlar’da destek verince çifte vatandaşlık konusunda önemli bir engel aşılmış oldu. 2014 yılının ilkbaharında bu konunun meclisten geçip, kanunlaşması bekleniyor. Türkiye – Danimarka ikili ilişkilerinde 2013’te adeta ‘bahar’ yaşandı. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Türkiye Cumhuriyeti başbakanı Danimarka’ya ‘resmi’ ziyarette bulundu. Daha önce yapılan ziyaretler ‘ikili’ olmaktan ziyade ‘uluslararası’ bir toplantıdan dolayı yapılmıştı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 7,5 yıl aradan sonra beraberinde

işadamlarıyla Kopenhag’a gelirken Danimarka Başbakanı Helle Thorning Schmidt’le plananın süreyi aşan görüşme yaptı. Roj TV’nin kapatılması ve Karikatür Krizi’nin yaralarının sarılmasıyla iki ülke arasında sorunlar ortadan kalkınca Danimarka’nın Ankara Büyükelçisi Ruben Madsen’in ifadesiyle ‘Artık sadece ticareti konuşacağız’ bir ortama geldi ilişkiler. Eylül ayında Ticaret Bakanı Nick Haekkerup’un Danimarka’nın önde gelen işadamlarıyla İstanbul’a gitmesi ilişkilerin geldiği noktayı gösterme açısından önemli bir başka gösterge oldu. Siyasetin ülke gündemine damgasını vurması yılın son aylarında oldu. Önce anamuhalefet Liberal Parti lideri Lars Lökke Rasmussen’in başkanlığını yaptığı uluslararası çevre örgütü GGGI bütçesinden

lüks seyahatlar yaptığı basına yansıdı. Danimarka’nında kurucuları arasında olduğu GGGI’deki skandalı önce kabul etmeyen Rasmussen, basının yayınladığı belgelerden sonra gerçeği kabul ederek ‘hata yaptım’ dedi. Ancak bu hata seçmen tarafından sineye çekilmedi. Kamuoyu yoklamalarında Liberal Parti uzun bir aradan sonra ilk kez oy kaybetmeye başladı. Başbakan Helle Thorning- Schmidt, Lars Lökke’nin istifa etmesini isteme yerine skandaldan oy kaybetmesini bekledi. 19 Kasım’da yapılan yerel seçimlerde ilginç sonuçlar çıktı. Sosyal Demokrat Parti en çok oyu alan, Liberal Parti en çok belediye başkanı kazanan parti oldu. Seçimin tartışmasız mağlubu oy erozyonu yaşayan Sosyalist Halk Parti oldu. Herkesin kazandığı seçimde en büyük çıkışı Birlik Listesi yaptı. Seçimlerde hezimet yaşaması beklenen Muhafazakar Parti, oy kaybına rağmen belediye başkanı sayısını arttırdı. Sosyal Demokratlar, Kopenhag, Arhus, Odense ve Aalborg’da belediye başkanlıklarını korudu. Yılın en uzun ayı Aralık oldu. Önce PET Başkanı Jakob Scharf’ın skandal uygulaması deşifre oldu sonra Adalet Bakanı Morten Bödskov’un. PET Başkanı Scharf, korumakla yükümlü oldukları Danimarka Halk Partisi (DF) eski Başkanı Pia Kjaersgaard’u ‘yanlış yönlendirdiklerinin’ deşifre olmasıyla yeni yılın ilk gününden geçerli olmak üzere görevi bıraktığını açıkladı. Ardından Meclis Adalet Komisyonu’na doğru bilgi vermeyen Adalet Bakanı Morten Bödskov’un istifası geldi. Kalkınma Bakanı Christian Friis Bach ise GGGI skandalında bakanlık bürokratlarının verdiği yanlış bilgiden dolayı kamuoyunu yanılttığı için istifa etti. Son istifa eden bakan ise sağlık sorunları yaşayan Dışişleri Bakanı Villy Sövndal oldu. Aralık ayında toplam 3 bakan istifa ederken, Eylül 2011’de göreve gelen sol koalisyonda bugüne kadar bakanlar kurulunda 15 değişiklik yapıldı.


8 İSKANDİNAVYA

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

2013 rüzgar gibi geçti

2013’TE FİNLANDİYA’DA ÖNE ÇIKANLAR YAVUZ ŞAHİN HELSİNKİ Nokia 7.17 milyar dolara Microsoft’a satıldı Microsoft, bu sene içerisinde ani bir hamle yaparak Nokia ile dev bir anlaşmaya imza attı. Microsoft, cep telefonu devinin cihazlar ve hizmetler birimini, sahip olduğu tüm patentleri satın almak ve tüm haritalama hizmetlerini lisanslamak ve kullanmak için toplamda 7.1 milyar dolarlık dev bir satın alıma imza attı. Kauçuk üreticisi Nokia’nın cep telefonunda yakaladığı başarı dünyada örnek gösteriliyordu. Nokia, cep telefonu birimini 7,17 milyar dolara Microsoft’a sattıklarını açıklandı. Cep telefonlarının yeni yaygınlık kazandığı yıllarda dünyanın en büyük cep telefonu üreticisi olan Nokia, patentlerini 10 yıllığına yazılım devi Microsoft’a devredecek. Microsoft ise Nokia’nın sahibi olarak Motorola’yı satın alarak donanım sektörüne adım atan Google’ı izlemiş olacak. Nokia ve Microsoft iki yıl önce birlikte akıllı telefon üretmeye başlamıştı. Nokia, yılın ikinci çeyreğinde cep telefonu satışlarında yüzde 27’lik bir düşüş yaşamış ve dokuz çeyrekte zararı 5 milyar Euro’yu aşmıştı. Nokia CEO’su, şirketin iflasını önlemek için 20 binden fazla çalışanı işten çıkarmıştı. Nokia, cep telefonu piyasasında yıllarca koruduğu liderliği geçtiğimiz yıllarda Güney Koreli Samsung’a kaptırmıştı. Bundan sonra cep telefonu üretmeyecek olan Nokia’nın 32 bin çalışanının da Microsoft’a aktarılması planlanıyor.   Amerikan yazılım devi Microsoft da, Nokia’nın cep telefonu birimini, 7.2 milyar dolarlık anlaşma ile satın aldığını duyurdu. Şirket, anlaşmaya 2,2 milyar dolarlık patent ücretinin de dahil olduğunu açıkladı. Anlaşma çerçevesinde Nokia CEO’su, daha önce görev yaptığı Microsoft’ta çalışmaya yeniden başlayacak. Fin şirketin üretim bölümünde çalışan 18 bin 300 kişi dahil toplam 32 bin çalışan da Microsoft bünyesine katılacak. Microsoft, tüketici taleplerinin kişisel bilgisayarlardan akıllı telefon sistemlerine kaymaya başlamasıyla birlikte yazılım alanındaki gücünü korumayı amaçlıyor. Nokia ise son yıllarda pazar payının, yeni rakipleri karşısında hızla erimesiyle finansal sıkıntı yaşıyordu. Bu anlaşmayla akıllı telefon pazarındaki elini kuvvetlendirmeyi hedefleyen Microsoft, Windows Phone işletim sistemi ile bu alanda gücünü artırmayı planlıyor. Microsoft tarafından geliştirilen ve geçen yıl pazara sunulan Windows Phone işletim sistemini destekleyen en önemli markalardan biri Nokia idi. Bu satın alma ile Windows Phone alanındaki en güçlü üretici Microsoft olacak. Finlandiya Dışişleri ağına Rusya’nın saldırdığı iddia edildi Finlandiya Dışişleri Bakanlığı, bakanlığa ait bilişim ağının kaynağı bilinmeyen hackerler tarafından geniş çapta saldırıya uğradığını açıklamıştı. Fin MTV3 televizyonu ise, iktidarın olayın sorumlusu olarak Rusya ve Çin’den şüphelendiğini iddia etti. Konuyla ilgili olarak basına açıklamada bulunan Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, geçtiğimiz bahar tespit edilen durumun polis tarafından ”ağır

gerekmiyor. Finlandiya makamları hatalarını fark etti. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Bu durumda ek başka bir önlem alınması gerektiğini düşünmüyorum.” dedi. Peskov, Finlandiya’nın gerekli çalışmaları yaptığını ve Putin’den de özür dileğini belirtti. Rus basınında yer alan iddialara göre, kara listede olduğu gerekçesi ile Finlandiya girişinde Putin’in göz altına alınması ihtimali vardı. Finlandiya İçişleri Bakanlığı yapılan hata nedeni ile Rusya ile ilişkilerin bozulmasının söz konusu olmadığını kaydetti. Finlandiya Emniyet Müdürlüğü sözcüsü Robin Lardot, Putin’in isminin yanlışlıkla listeye girdiğini ve verilen talimatla ismin çıkarıldığını açıkladı. Lardot, olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlattıklarını ifade etti. ‘Gece Kurtları’ motor kulübü ile birlikte festivallere katılan Putin’in hobileri arasında motora binme de yer alıyor.

casusluk” kapsamında incelendiğini söyledi Bakanlığa ait önemli belgelerin saldırganların eline geçmediğini ifade eden Dışişleri Bakanı, izlemenin birkaç yıldan beri sürdüğünü tahmin ettiklerini ve hackerlerin çok karmaşık bir şekilde organize olduklarını kaydetti. Bilişim ağının takip edildiğini yabancı kaynaklardan öğrendiklerini ifade eden Tuomioja, başka bir ülkede bu kadar geniş çapta bir izlemenin gerçekleştiğini duymadığını belirtti. Finlandiya Dışişleri Bakanı, izlemenin kimler ya da hangi ülkeler tarafından yapıldığı konusunda açıklama yapmaktan kaçındı. Yerel basına açıklamada bulunan Finlandiya Başbakanı Jyrki Katainen de, devlete ait önemli bilgilerin bilişim casuslarının eline geçmediğini doğruladı. ABD’den kaçarak Rusya’ya sığınan eski istihbaratçı Edward Snowden’in sızdırdığı iddia edilen belgeye göre, ABD’nin 35 dünya liderinin telefonlarını dinlediği ortaya çıkmıştı. Bu durumun ortaya çıkmasının ardından, başta Almanya olmak üzere birçok lider ABD’ye tepki göstermişti.

leştiriliyor. OECD üyesi ülkelerde matematik, fen bilimleri ve okuma becerilerini kapsayan ve her dönemde bu üç alandan her birine ağırlık veren PISA’nın 2012 sınav sonuçlarına göre Asya ülkeleri matematikte Finlandiya’yı geride bıraktı. Fen bilimleri ve okuma becerilerinde biraz daha iyi konumda olan Finlandiya matematikte kötü sonuç almasına rağmen İskandinav ülkeleri arasında yine en iyisi oldu. PISA yarışmalarında 2000 yılından bu yana iyi sonuçlar alan Finlandiya, sergilemiş olduğu eğitim modeli ile dünyadaki en iyi eğitime sahip ülke unvanını elinde bulunduruyor. 2012 yılındaki son PISA sınavında ise Çin’in Şangay bölgesi birinci olurken, Okuma becerilerinde de Güney Kore, Finlandiya’nın önüne geçti. Matematikte ise başarılı olan diğer ülkeler ise Singapur, Çin, Hong Kong, Tayvan gibi ülkeler sıralamada ilk sıralarda yer aldı. Matematik kabiliyetine göre ilk sıralarda Çin, Tayvan, Japonya, Güney Kore, Honk Kong, Singapur gibi uzakdoğu ülkeleri yer aldı.

Finlandiya PISA sınavlarında beklenileni veremedi Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2012 sonuçlarına göre Finlandiyalı öğrenciler matematikte ilk 10 ülke arasına giremezken fen bilimleri ve okuma becerilerinde de kısmi olarak düşüş yaşadı. Geçen yıl gerçekleştirilen PISA yarışmasına 65 ülkeden 500 bin öğrenci katıldı. Finlandiya’dan ise 300 okuldan yaklaşık 9 bin öğrenci sınavda başarılı olabilmek için ter döktü. PISA programı Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) tarafından 1997’den bu yana her üç yılda bir 15 yaşındaki öğrencilerin başarısını değerlendirmek için gerçek-

Finlandiya yanlışlıkla Putin’i kara listeye aldı Finlandiya polisi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ‘Gece Kurtları’ isimli Rus motosiklet kulübü ile irtibatı olduğu gerekçesi ile kara listeye aldı. Ancak Putin’in isminin yanlışlıkla listeye girdiği kısa sürede anlaşılırken, olay uluslararası kamuoyuna yansıdı. Finlandiya Rusya’dan özür dilerken, Moskova hata ile yapılan bir girişim için herhangi bir karşılık vermeyeceklerini açıkladı. Putin’in basın sözcüsü Dmitri Peskov konu ile ilgili Kommersant FM’e yaptığı değerlendirmede, Finlandiya yönetiminin hatalarını kabul ettiğini ve Rus liderden özür dilediklerini söyledi. Peskov, “Buna bir karşılık vermek

Macar Köyünde Fince sevdası Macaristan’ın 900 nüfuslu Geresdlak köyü, Fince öğrenme seferberliği başlattı. Havasına, suyuna aşık olup yazları bu küçük köye gelen Finlandiyalıların sayısı artınca, Avrupa Birliği tüm köylülerin Fince öğrenmesi için bedava Fin dili kursları başlattı. 90 saatlik yoğun kursun sonunda, köy halkıyla yeni komşuları Finlilerin daha iyi iletişime geçmesi ve birbirlerinin kültürlerini yakından tanımaları amaçlanıyor. Köyün muhtarı Tibor Habjanecz, Fince öğrenmenin artık kendileri için bir gereklilik olduğunun altını çizerken, köylerindeki birçok Finlinin az da olsa Macarca konuşabildiğini söylüyor. Yazlık evlerini üç yıl önce bu köyden alan Juuti Ailesi yılda 3-4 kez gelip kalıyor. Köyün doğasını, sıcak havasını ve Macar yemeklerini çok sevdiğini söyleyen Satu Juuti, insanların da misafirperver olduğunu belirtiyor. Juuti Ailesi her ne kadar Macaristan’a alışmaya başlasa da Finlandiya’dan kalma alışkanlıklarını da unutmuyor. Eve bir Fin saunası yaptıran aile, köydeki birçok kişinin de kendilerinden görerek evlerine aynı saunayı kurdurttuklarını kaydediyor. Bu sokağın adı çoktan iki dilde yazılmış bile. Her ne kadar Macarca ve Fince aynı dil ailesinden geliyor olsa da günümüzde kullanılan halleri birbirlerinden oldukça farklı. Macaristan’da çok az kişi Fince biliyor, bu da bu köyü oldukça özel yapıyor. Dünyanın en ilginç pasaportu Finlandiya’nın yeni pasaportları internetin fenomeni oldu. Hayvan motifli pasaportlar ülke içinde olduğu kadar dışarda da büyük ilgi gördü. Her sayfasında farklı bir hayvan figürü... Sayfalar hızlı çevrildiğinde hareket eden bir geyik. Renkli bir not defterini andırsa da, bu özellikler bir pasaporta ait. Finlandiya’da bu sene basılmaya başlanan pasaportlar, ülke içinde olduğu kadar dışarda da ilgi odağı haline geldi. Yeni passaportlar, ilk zamanlarda beklenen ilgiyi görmedi. ancak görüntüsü internete konulunca tıklanma rekorları kırdı. Ulusal polis yetkililerine göre; amaç renkleriyle Finlandiya kültürünü yansıtmak, özellikleriyle de güvenliği arttırmak. Üstelik bu figürler yalnızca genel pasaportlarda değil, tüm resmi pasaportlarda da yerlerini aldı.


10 İSKANDİNAVYA

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

2013 rüzgar gibi geçti

2013’TE NORVEÇ’TE ÖNE ÇIKANLAR ENGİN TENEKECİ OSLO Maaşların cazipliği, Avrupalı işçileri Norveç’e çekiyor Norveç’te 2012 yılı içerisinde toplam 50 bin göçmene çalisma vizesi verildiği kaydediliyodu. Bu rakamın 40 binini Avrupalı, 10 binini ise diğer farklı ülke insanları oluşturduğu belirtiliyordu. Norveç Göçmen Dairesi’nin (UDI) verdiği istatistik rapor sonuçlarına göre, ülkeye en çok gelen ülke insanının 15 binlik oranla Polanyalılar olduğu ifade ediliyordu. Çalisma Bakanlığı ise rapor sonucunu, ülkenin göçmen kapasitesinin büyüklüğünün bir göstergesi olarak nitelendiriyordu. Bakanlık, ülkeye çalismak için gelenlerin sayılarının artışının, oldukça olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyordu. Diğer taraftan bakanlık yetkilileri, gerek Avrupalıların gerekse diğer ülke insanlarının çalismak için Norveç’i tercih etme nedenlerini ise, ekonominin yükselişine, maaşların cazip olmasına bağlıyordu. Öte yandan raporda, 2012 yılı içerisinde 9 bin 785 kişinin ülkeye sığınmacı olarak geldiği, bunlardan her 10 kişiden 6’sına oturum izni verildiği aktarılıyordu. Polis arabalarında mecburi silah taşınılacak Polis Emniyet Müdürlüğü, yeni bir yasa tasarısı hazırlıyordu. Önergeye göre, polis yetkilileri arabalarında silah taşiyabileceği udyruluyordu. Yeni yasa tasarısında dikkatleri çeken bir başka maddesi ise, güvenlik yetkililerine görev anında silah taşima izni verilmesi oluyordu. Daha önceki yasalara göre, herhangi bir polis arabasında silahın taşinıp-taşinmaması kararını, lokal polis şefleri veriyordu. Silaha ihtiyaç duyulduğunda ise, lokal polis görevlileri bağlı bulundukları polis istasyonlarından silah temini yapabilyorlardı. Yeni tasarı tüm ülkede geçerli olacağı kaydediliyordu. İşsiz gençler için kollar sıvandı Hükümet, ülkedeki işsiz ve eğitimsiz gençleri kazanma adına kolları sıvıyordu. Çalisma ve Refah Kurumu, konuyla ilgili 30 milyon kron bütçe ayırıyor, amaçlarının ise, gençleri iş ve okul hayatına kazandırmak şeklinde açıklıyordu. Dönemin Çalisma Bakanı Anniken Huitfeldt, gençlerin, çesitli meslek ve eğitim için birçok şansa sahip olacaklarını belirtiyordu. Bakan, işsiz gençler arasında, uyuşturucudan hastalığa kadar birçok sorunlu gençler mevcut olduğu kaydediyor, ‘’Asıl önemli olan konu, bu gençlere, iş hayatına katılımlarını sağlama adına yeterli yardımı sağlamaktır.’’ diyordu. Norveçliler kültürlerini tartışıyor Norveç Kültür Bakanı Hadia Tajik›in, ‹›Norveç kültürünü yansıtan, ona ait bildiğim tek şey; annemin yaptığı iki yemekten (pinnekjøtt-kålrabistappe) ibaret.›› şeklindeki açıklamaları, ülke gündeminde bazı tartışmaların başlamasına neden oluyordu. İskandinavaya›nın ilk müslüman kültür bakanı ünvanina sahip Hadia Tajik›in bu sözleri, sosyal medyada da yankı buluyordu. Birçok kişi, ‹esasında Norveç kültürü nedir›i tartışıyor, bazı Norrveçli politikacılar ve gazeteciler ise, Bakan Tajik›i sert dille eleştiriyordu.

Nobel Barış Ödülü Komitesi Başkanı Thorbjørn Jagland, ödülün ‘kimyasal silah stokların imhası için gösterdiği yoğun çabalar için’ OPCW’ye verileceğini açıklıyordu. Ahmet Üzümcü, Nobel Barış Ödülünü’nü, Aralık ayında Oslo Belediye Sarayı’nda yapılan törenle Nobel Barış Ödülü Komitesi Başkanı Thorbjørn Jagland’ın elinden alıyordu. Tören sonrası Zaman’a konuşan Üzümcü, örgütün Suriye’de ki bütün mermileri ve üretim tesislerini imha ettiğini açıklıyor, geriye kalan diğer kimyasal silahlarında, Suriye dışına çikarilip imha edileceğini aktarıyordu.

Dönemin Başbakanı Jens Stoltenberg ise, Norveçli bir gazetecinin, ‹Hadia Tajik benim kültür bakanım değildir› göndermelerine aldırmayarak, ‹› Hadia Tajik, benim bakanımdır.’’ diyerek, Norveç Kültür Bakanı Hadia Tajik’e sahip çikiyordu. Anne-babalar Norveç’te yaşiyor, çocuklari yurt dışında devlet kasasından geçiniyor Norveç hükümetinin, ülke dışında yaşayan birçok çocuga milyonlarca kron parasal yardımda bulunduğu kaydediliyordu. Yerel medyada yer alan haberlere göre, parasal destek gören her 3 çocuktan 2’sinin yabancı olduğu belirtilirken, anne-babalarının Norveç’te çalistigi, çocuklarınsa, Norveç devletinden aldığı aylık parasal destek ile kendi ülkelerinde yaşadığı aktarılıyordu. İşçi Bulma Kurumu’nun verilerine göre, Polonyalılar bu konuda liste başı olduğu belirtiliyordu. Her 10 Polanyalı çocuktan 4’dünün Norveç’te yaşamadığı kaydedilirken, Norveç devlet kasasından aldığı aylık yardım oranının ise ortalama 500 bin Norveç Kronu olduğunu ifade ediliyordu. 2010 yılında yurt dışında yaşayan çocuklara toplam 43 milyon Norveç Kronu ekonomik destek verildiği, 2011 yılı içerisinde ise bu oranın yaklaşik 72 milyon Norveç Kronuna yükseldiği bildiriliyordu. Norveç Kralı, 87 yıl sonra Türkiye’de Norveç Kralı 5. Harald ve Kraliçe Sonya, iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmek amacıyla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün resmi davetlisi olarak Türkiye’ye 2 günlük resmi ziyarette bulunuyordu. Kral Harald’a, birçok Norveçli bakan, ülkenin en büyük gaz ve petrol şirketlerinin yanı sıra, heyette ilk defa Türkiye kökenli işadamlarının girişimleri ile kurulan Norveç-Türk Ticaret Odası yetkilileri de yer alıyordu. Ayrıca bu tarihi ziyarette Türkiye Petrol - Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Norveç Ticaret ve Sanayi Bakanlığı arasında bir anlaşma imzalanıyor. Kralı 5. Harald ve Kraliçe Sonya İstanbul’un tarihi yerlerini geziyor ve İstanbul hakkında medya mensuplarına

hayranlıklarını dile getiriyordu. Norveç basını, Norveç’ten Türkiye’ye 87 yıl aradan sonra yapılan resmi ziyareti, tarihi bir ziyaret olarak nitelendiriyordu. Konuyla ilgili Zaman’a konuşan Norveç’in çiçegi burnunda yeni başbakanı Erna Solberg ise, Kral 5. Harald’ın Türkiye’ye yaptığı üç günlük resmi ziyaretin, her iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesine dair iyi bir örnek olduğunu kaydediyordu. Solberg, Norveç’in Türkiye ile ilişkilerinin oldukça iyi seviyede olduğunu, bundan sonra da Türkiye ile güçlü bir işbirliği kurmak istediklerini aktarıyordu. Seçimin galibi muhafazakar Sağ Parti Eylül ayında gerçekleşen genel seçimleri, ”Yeni fikirler, daha iyi çözümler” sloganıyla ana muhalefet Sağ Parti Başkanı Erna Solberg kazanıyordu. Böylelikle Sağ Parti, yaklaşik 96 sandalye ile 23 yıllık aradan sonra ilk defa iktidara gelmiş oluyordu. Ayrıca muhafazakar sağ kanat, 77 kişinin katili aşirı sağcı Breivik’in bir dönem bağlantıda olduğu İlerleme Partisi ile koalisyon kuruyordu. Ülkeyi 2005’ten bu yana yöneten İşçi Partisi Başkanı ve eski Başbakan Jens Stoltenberg, seçim sonrası Norveç’in yeni Başbakanı Erna Solberg’i tebrik ediyor, başkanlık kariyerinde başarılar diliyordu. 2001-2005 yılları arasında görev yaptığı kabinedeki sert tutumu nedeniyle ‘Demir Erna’ diye anılan Muha-fazakârların lideri Erna Solberg, seçim zaferi konuşmasında “Ülkeye yeni bir hükümet vereceğiz.” ifadelerini kullanıyordu. Seçim propagandasını sağlık sistemini geliştirme, dünyanın en yüksek seviyesindeki vergilerini düşürme ve devlet şirketlerini özellestirme vaadi üzerine kuran Solberg, ülkenin ikinci kadın başbakanı ünvanini elde ediyordu. Nobel Barış Ödülü, Ahmet Üzümcü’ye takdim edildi 2013 Nobel Barış Ödülü, Genel Müdürlüğü’nü Türk diplomat Ahmet Üzümcü’nün yaptığı Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’ne (OPCW) veriliyordu. OPCW, Suriye’deki kimyasal silahların imhası sürecini üstlenerek gündeme geliyordu.

Talep gelmezse Türkçe dersi yürürlükten kalkacak Oslo Belediyesi, önümüzde ki yıl yeni eğitim sezonundan itibaren Oslo okullarında Türkçe, Ürdüce ve Arapça dillerinin 5. sınıftan itibaren seçmeli ders olacağı kararını alıyordu. Ancak yetkililer, Zaman aracılığı ile, Türkçe dilinin seçmeli ders olmasının ‘devam edebilmesi için’, talebin yüksek olması gerekitiği hatrılatmasında bulunuyordu. Zira daha önce Oslo’da bazı pilot bölgelerde Türkçe dersi yürürlülüğe girildiği, ancak talebin azlığından dolayı dersin kaldırılmak zorunda kalındığının altı çiziliyordu. Bu konuda gerek velilere, gerekse okul yetkililerine bazı görevler düştüğü vurgusunda bulunuluyordu. Norveç’in başı alkolden dertte Dünyanın en müferreh ve zengin ülkesi Norveç’in de başı, diğer Avrupa ülkeleri gibi alkolden dertte olduğu aktarılıyordu. Oslo Ekonomi araştırma şirketinin, alkol kullananların devlete verdiği maddi zararlara ilişkin hazırladığı rapor sonucunda, ülkede alkol kullananların devlet kasasını her yıl 22 milyar kron zarara uğrattığı belirtiliyordu. Ayrıca raporu değerlendiren yetkililer, alkol kullanan ebeveynlerin maddi zararla beraber, çocuklarinin yetişimi konusunda da olumsuz etkilerde bulunduklarının altını çiziyor. Diğer taraftan raporda, en az her 10 yetişkin Norveçliden 1’inin alkolden dolayı bazı rahatsızlıklar geçirdiği aktarılıyordu. Aile doktorlarını ise günde en az 2 alkol problemli hastaları tedavi ettiği bildiriliyor. Üllke genelinde ilaç tedavisi görenlerin sayısını daha çok, alkol problemli olanlar oluşturduğu ifade ediliyordu. Norveçli uzamanlar, alkolün, birey ve toplumun üzerinde ki olumsuz etkisinin kırıldığı taktirde, ülkenin toplumsal ve ailesel hayatına büyük katkılar sağlayacağına parmak basılıyordu.Norveç Halk Sağlık Enstitüsü’nün daha önce yaptığı bir araştırma sonucuna göre, ülkede yetişen 90 bin çocugun anne-babasından en az 1’inin alkolik olduğu ortaya çikmis, 30 bin çocugun anne-babasının alkol bağımlılığı nedeniyle psikolojik-fizyolojik problemler yaşadığı aktarılmıştı. Uzmanlar, alkolik ebeveynlerden doğan çocuklarin diğer çocuklara göre maddi-manevi (şiddet, tecavüz, travmatik bir yaşam gibi) hastalıklara daha çabuk yakalandığı, bu durumun çocuklarin eğitim ve ögretimde başarısızlığa da sebep olduğu ifade edilmişti.


YORUM

11 İSKANDİNAVYA

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

Çocuk okuma alışkanlığını zamanla kazanır MEHMET TOY AİLE DANIŞMANI

1beyin hücresine sahip olarak Bir çocuk yaklaşık 100 milyar

dünyaya gelir. Daha sonra bu beyin hücreleri, hayatın ilerleyen safhalarında çeşitli nedenlerden dolayı ölerek, bu sayı 15 milyara kadar düşer. Ölen beyin hücrelerinin yerine yenileri gelmez. Böyle bir durumda beynin, vücudu idare etmesi güçleşir. Beyin hücrelerinin ölümlerinin birçok nedenleri vardır. Bunlar; biyolojik rahatsızlıklar, sevgi ve şefkat eksikliği, günah ve haramlarla iştigal, yeterince beslenememe, okumama… gibi nedenlerdir. Gerek beyin hücrelerinin ölümlerinin engellenmesi, gerekse de düşünce dünyamıza yeni ufuklar açması itibarıyla okumanın çok büyük faydası vardır.

Okuma alışkanlığı küçük yaşlarda kazandırılmalı Okuma alışkanlığı, çocuğun konuşmaya başlamasıyla beraber, çocuğa kazandırılması gereken bir davranıştır. Hatta bu dönem anne karnında başlar. Yapılan araştırmalara göre anne karnında çocuğa okunan kitaplar, çocuğun hem dil gelişimini, hem de ruh dünyasını olumlu yönde etkilemektedir. 0-6 yaş dönemi, çocuğun kişiliğinin

şekillenmeye başladığı dönemdir. İnsan yaşamının hiçbir dönemi, bu dönem kadar kişiliğin şekillenmesinde önemli değildir. Bu dönem aynı zamanda öğrenmenin en hızlı gerçekleştiği bir dönemdir. Bu dönemde edinilen okuma alışkanlığı, hayatın ileriki safhasında artarak devam edecektir.

Sürekli kitap okuyarak örnek olunmalı Çocuklar, küçük yaşlarda anne-babalarını taklit ederek onları model alır ve onlara bakarak şekillenirler. Ailede anne-babasını sürekli kitap, gazete ve dergi okurken gören çocuk, “Üzüm üzüme baka baka kararır.” misaline mazhar olur. Çocuğa kitap oku demekle çocuk kitap okumaz, aksine okuyan birini görerek okumaya özenti duyar. Eğer çocuğun kitap okuması isteniyorsa mutlaka çocuk anne-babayı kitap okurken görmelidir.

Her gün okuma saati uygulaması olmalı Her aile için olmasa bile, her akşam evlerde dizi saati uygulaması yapılır. Acaba okuma saati uygulaması yapılır mı? Yapılıyorsa bu çok güzel bir haslettir. Çok değil yarım veya bir saat, ailenin bütün fertlerinin bir arada olduğu bir

zaman diliminde bu uygulamayı yapmak gerekir. Bu okuma saatinde, herkes kendi takip ettiği kitabını okuyabilir veya ortaklaşa takip edilen bir kitap okunabilir. Diğer taraftan, çocuklar uyumadan önce anne-babalarla vakit geçirmek isterler. Bunu bir fırsat bilerek, onlara mümkünse, her gün hoşlarına gidecek bir şeyler okunmalıdır.

Yapılan konuşmalar kitap eksenli olmalı Ailede hangi tür konuşmalar yapılıyorsa, aile fertlerinin gündemi genellikle o oluyor. Bir ailede sürekli para konuşuluyorsa madde, kitap konuşuluyor ise ilim, hayatın içerisine giriyor ve hayata hâkim oluyor. Kitap okunmayan, kitaptan bahsedilmeyen bir ev, kendi kaderine bırakılmış bir mabet gibidir. O yüzden ailede okuma alışkanlığını hayatın içine dâhil etmek gerekir.

Hediye olarak birazda kitap tercih edilmeli Hediyeleşme güzel hasletlerden biridir; kalplerdeki kuşkuyu giderir, muhabbeti geliştirir. Çocuklara başta anne-baba olmak üzere, akraba ve yakın çevre hediyeler alırlar. Genelde bu hediyeler giyecek, yiyecek ve oyuncak türündedir. Hediye listesine birazda kitaplar dâhil edilmelidir. Çocuğun değer verdiği özel günlerinin anısına, hayatlarında hiç unutmayacakları bir hediye alınacaksa eğer bu, kitap olmalıdır.

Evde kütüphane vücuda getirilmeli Evde, kitapsız ve kütüphanesiz

yaşamak adeta kör, sağır ve dilsiz yaşamak gibidir. Kitap bizim dilimiz, gözümüz ve kulağımızdır. O nedenle kitapsız bir hayat, kütüphanesiz bir hane düşünülemez. Evde mutlaka umumi bir kütüphane olmalıdır. Bu kütüphanenin yansıra mutlaka çocuk için de, çocuğun odasına bir kütüphane kurulmalı ve bu kütüphaneye onun nezaret etmesi sağlanmalıdır. Böyle bir uygulama, çocuğa kitabı ve kütüphaneyi sevdirecek ve onlardan istifadeyi sağlayacaktır.

Gazete ve dergilere abone olunmalı Okuma alışkanlığının kazanılması sadece kitapla sınırlı değildir. Günlük gazete, haftalık veya aylık bir derginin eve alınması ve bunların mümkünse abone yoluyla çocuk adına gelmesi, çocuğun bu yayınlara ilgi duymasını ve bu yayınları ciddiye almasını sağlayacaktır, dahası “Bu benim gazetem, benim dergim” diyerek, onları sahiplenecektir. Bu sahiplenme beraberinde merak duygusunu da beraberinde geliştirecek, dolayısıyla çocuk, o yayınları okuma gereğini duyacaktır. Diğer taraftan eve gelen gazete ve derginin, çocuğun bulunduğu bir ortamda, anne-baba tarafından okunması ve ilginç bulunan veya çocuğu ilgilendiren bölümlerin çocukla paylaşılması, onu okumaya teşvik açısından son derece önemlidir. Netice olarak, çocuğun düşünce dünyasını şelillendirecek ve bu konuda ona istikamet kazandıracak bir kitap veya dergisi; hergün ziyaretine gelerek, vefalı bir aile ferdi gibi onu yalnız bırakmayan ve hadiselerden haberdar eden bir gazetesi olmalıdır.

İşyerlerine, düğünlere, doğum günlerine ve her türlü özel günlere... 1250 m2’lik modern ve hijyenik mutfağımızla, 25.000 paket üretim kapasitemizle, ve 28 tecrübeli personelimizle... Anadolu’muzun, sıcak ve soğuk yemeklerini servis yapmaktan mutluluk duyarız. Eksotiske Delikatesser A/S • Industrigrenen 21, 2635 Ishøj • Tlf. +45 7023 2808 www.delikate.dk • delikate@delikate.dk • Açılış saatleri: Pazartesi-Cuma 8-17 • Cumartesi 8-13


12 GÜNDEM

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

HIDIR ALA

1rinden çarpıcı polisiye operas-

TARİHİ YOLSUZLUK

Bugüne kadar sayısız ve birbi-

yonlara sahne olan Türkiye yine şoke edici bir skandallar akımına girdi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, geçen hafta, yakın tarihte benzeri görülmemiş bir rüşvet, yolsuzluk ve kara para operasyonuna imza attı. Operasyon kapsamında İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 17 Aralık sabahı İstanbul ve Ankara’da birçok adrese baskın yaparak 89 kişiyi gözaltına aldı. Soruşturmayı önemli kılan rüşvet ve yolsuzluk iddiasına konu olan paraların miktarı kadar üç bakan çocuğu, bir belediye başkanı ile ünlü bürokrat ve iş adamlarının gözaltına alınmasıydı: İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu B. Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu S. K. Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu A. O. Bayraktar, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan, Emlak Konut GYO Genel Müdürü Murat Kurum, iş adamları Ali Ağaoğlu ve İran asıllı Rıza Sarraf (Reza Zerrab, sonradan Türk vatandaşı oldu). 2 yıllık teknik ve fiziki takip sonucu elde edilen deliller kapsamında gözaltına alınan isimler, kara para aklama, altın kaçakçılığı, kamu görevlilerine rüşvet vermek, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet etmekle suçlanıyor. Operasyonlarda rüşvet parası olduğu iddia edilen 17,5 milyon TL ele geçirildi. Türkiye’yi sarsan, dünyada da geniş yankı bulan operasyon üç ayrı soruşturmadan oluşuyor. İlk soruşturma Rıza Sarraf’ın altın kaçakçılığı, sahte belge ve hayalî ihracat yöntemleri ile kara para transferini ve rüşvetle gerçekleştirdiği iddia edilen faaliyetlerini kapsıyor. Buna göre, Sarraf, ilkin 2008’de Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) hazırladığı raporda şüpheli sıfatıyla yer aldı. Geçen yıl da Sarraf liderliğindeki bir suç örgütünün faaliyetleri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma konusu yapıldı. İddialara göre, Sarraf kara para transferi işlerini rahat yürütebilmek için bakan ve üst düzey bürokratlara rüşvet verdi. Bakan çocukları K. Çağlayan ve B. Güler bu rüşvet trafiğinde etkin rol oynadı. Sarraf kendisine koruma tahsis ettirmek ve bazı örgüt üyelerine Türk vatandaşlığı kazandırmak için de rüşvet dağıttı. Sarraf’ın teknik takibe takılan rüşvet trafiğinde dağıttığı para toplam 137 milyon lirayı buluyor. 2009-2012 arasındaki kara para transferinin miktarı ise dudak uçuklatacak cinsten: 87 milyar avro. Sarraf, İran’a gerçekleştirdiği yüksek miktarlı usulsüz havale işlemlerini Halkbank üzerinden yapıyordu. Bu işlemler sonucunda Halkbank zarara uğradı, uluslararası bankacılık sisteminde riske atıldı ve devlet vergi kaybetti. Soruşturmanın ikinci ayağını Çevre

v e Şehircilik Bakanlığı’nın görev sahasındaki Toplu Konut İdaresi (TOKİ) ve inşaat sektöründeki rüşvet, haksız kazanç, imar usulsüzlükleri ve rant yolsuzlukları oluşturuyor. İddialara göre, belediyelerin vatandaş başvurularında imara açmadığı birçok arazi bu amaçla çalışan suç örgütü tarafından bakanlık uhdesine alınarak imara açıldı ve büyük şirketlere peşkeş çekildi. Belediyeler tarafından onaylanmayan imar planları bakanlık bünyesine alınmak suretiyle ‘proje alanı’ veya ‘kentsel tasarım projesi’ ilan ettirildi. Usulsüz imar izinleri karşılığında inşaat firmalarının gönderdiği rüşvet paraları teknik ve fiziki takibe takıldı. Bakan oğlu O. Bayraktar bu usulsüz işlemlerin halledilmesinde öncülük yaptı. Gözaltına alınanlar arasında soruşturma konusu arazilerle ilgili büyük 4 inşaat firmasının sahibi ve yöneticileri var. Üçüncü soruşturma Fatih Belediyesi’ndeki usulsüzlüklerle ilgili. Belediye, tarihî yapıların bulunduğu arazilerle doğal sit alanlarını rüşvet karşılığı ve kanuna aykırı şekilde imara açıyordu. Gözaltına alınan Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in, sit alanındaki arsaların imara açılması ve inşaat ruhsatı verilmesi karşılığında 1,5 milyon dolar rüşvet istediği kayıtlara girdi. Başkanla ilgili başka iddia Marmaray güzergâhındaki usulsüz işlemlerle ilgili. Japon mühendislerin verdiği rapor Marmaray Hattı’nın 50 metre çevresine inşaat izni verilmesini yasaklıyor. Oysa proje güzergâhı üzerindeki bir araziye otel yapılması için rüşvet karşılığında inşaat izni talimatı verildi.

İŞTE ÇARPICI İDDİALAR Soruşturma devam ederken, kamuoyuna operasyonla ilgili çok çarpıcı iddialar yan-

sıdı. Rüşvet, kara para aklama ve arazi yolsuzluğu gibi işlere bakan çocuklarının da karıştığı ifade edilmişti. Sonradan ortaya çıkan bilgiler bakanların çocuklarının yaptığı işlerden haberdar olduğu iddialarını güçlendiriyor. İşte o iddialardan bazı ayrıntılar: MÜDÜR İHRACI İÇİN 3 MİLYON DOLAR: Rüşvet ve yolsuzluk soruşturması Rıza Sarraf liderliğindeki suç örgütünün İçişleri Bakanı Muammer Güler ve oğlu B. Güler arasındaki ilişkiyi ortaya çıkardı. Sarraf, İran vatandaşıydı ve bu ülkeye uygulanan ambargo sebebiyle uluslararası bankacılık işlemlerinde sıkıntı yaşıyordu. Bunu aşmak için Türk vatandaşlığına geçmek istedi. Bakan’ın yardımı ve Bakanlar Kurulu’nun istisnai kararıyla 1 milyon dolar karşılığında Türk vatandaşlığı aldı. Ayrıca 4 yakınına daha 1’er milyon dolar karşılığında Türk vatandaşlığı verildi. Çin’de hayalî işlemlerinde kullandığı paravan firmaların bankalar nezdinde yaşadığı sıkıntıların giderilmesi için de bizzat İçişleri Bakanı olarak ‘Referans Mektubu’ yazdı. Takip edildiğinden şüphelenen Sarraf, Güler’den hakkında soruşturma olup olmadığını araştırmasını istedi. Güler de Sarraf hakkında yürütülen soruşturmanın gizliliğini ihlal ederek bilgi verdi. Trafik uygulamalarında durdurulmaması için Sarraf’a 1,5 milyon dolarlık rüşvet karşılığında koruma polisi tahsis edildi. Yine soruşturmada Sarraf’ın yasa dışı faaliyetlerini MASAK’a ihbar eden Emniyet Müdürü Orhan İnce, 400 bin dolar karşılığında İstanbul’dan sürüldü. Güler’in ayrıca, söz konusu müdürün meslekten ihraç edilmesi için 3 milyon dolar karşılığında Sarraf’la rüşvet anlaşması yaptığı öne sürülüyor. Bakan Güler’in oğluna teslim edilen rüşvet miktarının 20 milyon TL’yi geçtiği belirtiliyor. B. Güler’in evinde yapılan aramalarda 7 para kasası bulundu. Kasalardan çıkan çok miktarda döviz ve Türk Lirası’na el kondu. BAKANA GİDEN RÜŞVET BELGELENMİŞ: Teknik ve fiziki takipte Ekonomi Bakanı

Zafer Çağlayan’ın oğluna toplam 32 milyon avro, 6,7 milyon dolar, 3,4 milyon lira ve 300 bin İsviçre Frangı ödeme yapıldığı tespit edildi. İddiaya göre, Rıza Sarraf liderliğindeki suç örgütü ‘Abi, Büyük Abi’ diye hitap ettiği Çağlayan’ı rüşvet karşılığı bazı işlerinde kullandı. Çağlayan, yurtdışından gelen paraların altın ihracatı olarak yine dışarı çıkarılması karşılığında rüşvet alarak banka komisyonunu düşürdü. Bu usulsüz işlem sebebiyle kamu bankası olan Halkbank, 150 milyon dolar zarara uğratıldı. Çağlayan, sahte evraklarla yapılan hayalî transit gıda ve ilaç ticareti ile petrol ve doğalgaz ödemeleri kapsamında suç örgütünün eylemlerine göz yumuldu. Gana’dan getirilen 1,5 ton altınla ilgili adli ve idari işlemlerin yapılmasını engellemek için bürokratlara talimat verildi, altınların Dubai’ye gönderilmesini sağlandı. Örgütün mali hareketlerini kayıt altına aldığı listede Çağlayan’a yapılan ödemeler yer alıyordu. Çağlayan, listeyi gördükten sonra kendisi hakkında

CAG diye kayıt tutulmasına tepki gösterdi. Halkbank Genel Müdürü Süleyman Arslan’a verilen rüşvetler de Çağlayan’ın adıyla birlikte kaydedilmişti. Sarraf tarafından Çağlayan’a İran’ın parasını altın ihracatıyla döndürme işlemlerinde gelen paranın yüzde 0,5’i, sahte evraklarla yapılan transit gıda-ilaç ticareti işlemlerinden gelen paranın da yüzde 0,4’ü rüşvet verildi. Çağlayan, Meclis’te suç örgütünün faaliyetlerini savunması karşılığında da Sarraf’tan yüklü miktarda para aldı. Sarraf, 3 Temmuz 2012 tarihinde TBMM’de, İran’a yapılan altın ihracı konusunda verilen soru önergelerini cevaplayan Çağlayan’a 6 seferde toplam 8 milyon avro gönderdi. Soru önergesinin hemen akabinde de 5 milyon avro yolladı. Rüşvetin ortaya çıkmaması için çete ile Çağlayan’ın oğlu arasında özel kırmızı hat telefon sistemi kuruldu. ÇİKOLATA VE AYAKKABI KUTUSUYLA: Rıza Sarraf’ın bürokratik işlemlerine, babasının İtalyan vizesi ve oturma izinlerine Avrupa Birliği Bakanı

TÜRKİYE’Yİ SARSAN OPERASYON

Geçen hafta yakın tarihte benzeri görülmemiş bir rüşvet ve yolsuzluk operasyonu başladı. Üç bakan oğlu, üst düzey bürokrat ve ünlü iş adamları gözaltına alındı. İddia edilen rüşvet ve kara para trafiğinde geçen paraların miktarı ise dudak uçuklatacak seviyede.


13 GÜNDEM

Egemen Bağış’ın aracılık ettiği öne sürülüyor. Buna göre, Bağış suç örgütü elemanı 5 kişinin Türk vatandaşlığına alınması için kulis yaptı. Ayrıca Sarraf’ın yürüttüğü otel projesi ile ilgili yardımcı oldu. Bu yardımlar karşılığında Sarraf’ın, Bağış’a üç parti hâlinde ilki ayakkabı kutusunda, ikincisi takım elbise içinde, üçüncüsü çikolata kutusunda toplam 1,5 milyon dolar rüşvet verdiği ileri sürüldü. Sarraf’ın hazırladığı gümüş tabaklı çikolata kutusu 10 Ekim 2013 tarihinde örgüt kuryesi tarafından Bağış’ın ikametgâhına götürüldü; ama Bağış evde yoktu. Bu sırada Sarraf ile görüşen Bağış, kutunun evdeki hizmetli Marina’ya bırakılmasını söyledi. Bağış İstanbul’a dönünce Sarraf’ı arayarak teşekkür etti. Sarraf’ın Bağış’a yaptığı ikinci ödeme babasına İtalyan vizesi alınması olayında gerçekleşti. Sarraf, yardımcısına Vakko’dan takım elbise almasını ve içine 500 bin dolar koyarak verdiği adrese iletmesini istedi. Kuryenin teslimatından sonra Sarraf’ı arayan Bağış, “Çok teşekkür ediyorum. Çok zevklisin, kravatın tasarımını çok beğendim.” dedi. 19 Nisan 2013’te de Bakan Bağış’a yapılan rüşvet ödemesi görüntülendi. Sarraf’ın talimatıyla hazırlanan 500 bin dolar kurye ile Ortaköy’e gönderildi. Sarraf’ın şoförü, kuryenin çantasından ayakkabı kutusunu alarak Sarraf’ın bulunduğu araca yöneldi. Sarraf’ın bir sonraki durağı ise AB Bakanlığı İstanbul Ofisi oldu. Ziyaret sonrasında Sarraf, adamı Abdullah Happani’yle “Dolar koydun değil mi, paket çok ağır geldi, avro koymuşsundur diye içim gitti, az kalsın paket makamın ortasında yırtılıp düşecekti.” şeklinde görüşme yaptı. BELEDİYEDEN RED, BAKANLIKTAN ONAY: Operasyonun TOKİ ve inşaat sektörünü ilgilendiren ayağında Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar ve oğlu A.O.ya ciddi

suçlamalar yöneltiliyor. İddiaya göre, müteahhitlerin devletten ucuza aldığı araziler bakanlıkça imara açıldı, emsal değerleri yükseltilerek fahiş paralar elde edildi. TOKİ’nin ihalelerini kazanan bazı inşaat şirketlerinin projelerindeki usulsüzlüklere göz yumuldu. Belediyelerin onaylamadığı imar planları bakanlıkta onaylandı. Kültür ve Tabiat Varlıkları Kurulları’na gelen plan tadilatı dosyalarına müdahale edildi. Kurullarda görevli komisyon üyeleri baskı veya rüşvetle yönlendirildi. Ağaoğlu Şirketler Grubu’na ait ‘Bakırköy 46’ projesinin yapılacağı arazi ile Taşyapı İnşaat tarafından Şişli’deki Bulgar Vakfı arazisi ‘Özel Proje Alanı’ ilan ettirilerek kişiye özel imtiyazlı imar planları onaylandı. Ayrıca imar planlarına aykırı yapılan ‘Ağaoğlu Maslak 1453’ ve ‘Zorlu Center’ projelerindeki usulsüzlüklere göz yumuldu.

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

Gözaltına alınan kamu görevlileri, Çevre Bakanlığı, TOKİ ve Emlak Konut GYO ile ticari ve resmî işlemleri olan inşaat şirketlerine, enerji ve yemek işlerini A. O. Bayraktar’ın gayriresmî ortağı olduğu DAF Enerji ve Pınar Yemek şirketlerine vermesi için baskı yaptı. AYAKKABI KUTUSUNDA 4,5 MİLYON DOLAR: Bir başka rüşvet iddiası Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’la ilgili. Rıza Sarraf’ın kuryesi Ahmet Murat Öziş, içi para dolu ayakkabı kutusunu Genel Müdür Aslan’ın evine götürürken görüntülendi. Görüntülerde Öziş, bir taksiyle Ümraniye’de oturan Aslan’ın evine gidiyor. O sırada trafik polisleri aracı durduruyor. Arama yapan polisler ayakkabı kutusundaki parayla karşılaşıyor. Öziş paranın kendisine ait olduğunu söyleyince polis işlem yapmadan gitmesine izin veriyor. Öziş, daha sonra Aslan’ın Ümraniye’deki evine gidiyor. 17 Aralık’taki

operasyonda Aslan’ın evinde yapılan aramada ayakkabı kutuları içinde 4,5 milyon dolar bulundu. YASAK ALANA RÜŞVETLE OTEL İZNİ: Akmercanlar İnşaat’ın sahibi Gazi Akmercan, Marmaray Sirkeci İstasyonu üzerindeki Fatih Hoca Paşa Mahallesi 4’üncü ada 1’inci parselde 3 kat yer altına inilmesi, üstte de 4 kat inşa edilmesi için 2012’de Fatih Belediyesi’ne başvurdu. İnşaatın başlamasıyla kazının Marmaray’a 50 metre yaklaşacağı ve sarsıntıdan tünelin zarar göreceğini belirten Japon mühendislerin görüşüne rağmen, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, inşaat ruhsatını rüşvet karşılığı onayladı. Demir’in ayrıca 1’inci derece tarihî eser niteliğindeki bölgenin 2’nci dereceye düşürülmesi karşılığında 1,5 milyon dolar aldığı ileri sürülüyor. ADIM ADIM KARA PARA TRAFİĞİ: Türkiye’de kurulan 3 hayalî şirketi incelemeye alan Maliye Bakanlığı müfettişleri, İran’dan yüklü miktarda para transferi yapıldığını tespit ediyor. A.M. isimli ihbarcının Maliye Bakanlığı müfettişlerine sunduğu belge ve ifadelerinde, Türkiye’de kurulan tabela şirketlerine ait banka hesaplarına, İran devletinin yüzde 40 hissesinin bulunduğu İran Mellat Bank üzerinden, 2009-2012 arasında 87 milyar avro kara para transferi yapıldığı iddia ediliyor. Adem Gelgeç, Vidadi Badalov gibi isimler tarafından kurulan şirketlerin banka hesaplarını inceleyen müfettişler olayla ilgili özel bir komisyon kuruyor. İstihbarat birimlerinin de yaptığı ek çalışmada 11 ayrı şirketin bu yollarla İran’dan kara para transferi gerçekleştirdiği belirlendi. Şirket ortaklarından Gelgeç, Maliye Bakanlığı’na verdiği ifadesinde para transferlerinin İran ağırlıklı olarak yapıldığını ve şirketlerin bu amaçla kurulduğunu belirtti. Hayalî ihracatla ilgili bu şirketlerin Rıza Sarraf tarafından kurdurulup yönlendirildiği tespit edildi.


14 GÜNDEM Onun davası büyük mahkemeye kaldı

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

TBMM Susurluk Komisyonu için “Onlar kim oluyor da beni ifadeye çağırıyor!’’ diyen Teoman Koman, 28 Şubat davasında sanık sandalyesine oturmaktan kurtulamamıştı. Hakkındaki birçok iddia açığa kavuşmadan ölen Koman’ın hesabı daha büyük bir mahkemeye kaldı.

Yassıada’daki DP’lilere işkence ve kötü muamele, ada komutanı Tarık Güryay ve yaveri Teoman Koman tarafından yapıldı. Güryay ve Koman’ın, adadaki uçan kuştan haberi vardı. Koman (sağda), Adnan Menderes’in hücresinde böyle poz vermişti… Fotoğraftaki diğer kişi Akay Şakman’dı.

IDRIS GÜRSOY

1yet kadrosu namı altında adaya gelen ‘Beni defalarca dövdüğünüzü, emni-

ekibe dövdürdüğünüzü, sizin yardımcılarınız Akay (Şakman) ve Teoman’ın (Koman) yardımları ile ayaklarımı tüfenge bağlayarak tırnaklarımı söktüğünüzü, arzu ettiğiniz ifadeleri vermediğim ve imza etmediğim için beni gece yarısı halata bağlayarak Yassıada’da baş aşağı denize sallandırdığınızı niye itiraf edemiyorsunuz?’ Bu sözler, polis müdürü Bumin Yamanoğlu’na ait. Yassıada Komutanı’nın anılarının 1970’te yayımlanması üzerine Yamanoğlu, Yassıada Komutanı Tarık Güryay’a böyle soruyor ve işkencelerde adı geçen Üsteğmen Teoman Koman adını da ifşa ediyordu. Koman’ın Adnan Menderes’in hücresinde, merhum başbakanın başında, küçümseyen bakışlarla dururken çekilmiş fotoğrafı da Yassıada’da olanlarla ilgili bir fikir veriyordu. Geçen pazartesi toprağa verilen emekli Orgeneral Teoman Koman, yakın tarihin belki üzerinde en çok konuşulması gereken isimlerinden biriydi. Koman, MİT Müsteşarlığı dönemi ve 28 Şubat sürecinde oynadığı rolle biliniyordu ancak onun asıl ünü Yassıaada’dan geliyordu. 27 Mayıs 1960’taki askerî darbeden sonra Demokrat Partililerin tamamı Yassıada’ya götürüldü ve yargılama sürecinde işkence gördü. 10 milletvekili ve bürokrat hayatını kaybetti. Yassıada

Komutanı Tarık Güryay ve yaveri Teoman Koman’ın adı işkencelerde geçti. Koman, o dönemin pek çok subayı gibi hiç konuşmadı. Kendisinden hesap da sorulmadı. Aslında Koman’ın hikâyesi, Türkiye’deki militarizmin de hikâyesiydi. 27 Mayıs cuntası, Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun’u idamla yargılarken, 7 bin subayı tasfiye etti. Yassıada ve darbede görev almış bazı cuntacı subayların ise önünü açtı. Millî Birlikçiler, Yassıada ve Temsil Bürosu gibi bazı önemli yerlerde çalışacak subayları özenle seçti. Kimin kimi tutuklayacağı, kimin nerede duracağı, DP’lilere nasıl davranılacağı gibi tatbikatlar bile yapıldı. DP’lilere iyi muamele ettiği tespit edilenler pasif görevlere çekildi. Bir deniz binbaşısı yapılanlara dayanamadı, adayı terk etti. Darbenin hakkını

verenlerin ise yıldızı parladı. Koman gibi hesap sorulması gereken bu subaylar hızla terfi etti. Koman, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Ordu Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve MİT Müsteşarlığı gibi en önemli güvenlik birimlerinin başına getirildi. Emekli Askerî Savcı Faik Tarımcıoğlu, Koman’ın MİT’teyken derin yapının bir numarası olduğunu söylüyordu. Yassıada’da Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’la birlikte İstanbul Emniyet Müdürü Faruk Oktay ve ekibi de en büyük işkenceleri gördü. Menderes, avukatını sorduğu için tekme tokat dövüldü. Ülkeye on yıl hizmet eden başbakan idam edilip musalla taşına yatırıldığında vücudunda onlarca sigara yanığı izi bulunuyordu. Fatin Rüştü Zorlu tokatlandı. Milletvekili Perihan Arıburun saçlarından sürüklendi. Faruk Oktay, kötü muameleye dayanamadı ve hayatını kaybetti. Yassıada’daki işkencelerin başında Tarık Güryay ve iki yaveri vardı. Menderes’e tokat attığı iddiasını Teoman Koman ölmeden önce kabul etmedi ancak Yassıada’nın diğer şahitlerinin anlattıkları tarihe yüz karası olarak geçti. O şahitlerden biri DP Kütahya Milletvekili Ahmet İhsan Gürsoy’du. Gürsoy, Başbakan Adnan Menderes’e yapılanları şöyle anlatıyor: “Menderes’in avukatlarının tevkif edilmesini takip eden günlerde Bayar’ın avukatı Gültekin Başak, müvekkili ile konuşmaya gitmiş. O gün Bayar avukatını fevkalade üzgün görmüş. Subay nezaretinde konuştukları için dolambaçlı yollardan

sorduğu halde üzüntüsünün sebebini öğrenememiş. Sonradan Kayseri Cezaevi’nde Başak, Bayar’a o günkü durumunun nedenini anlatmış: ‘Sizi ziyaret için subay mahfelindeki odanıza doğru ilerliyordum. Önümde benden iki metre kadar ileride bir subay, muhafız olarak gidiyordu. Muhafız sizin oda kapınıza yaklaşmak üzereyken ben de rahmetli Menderes’in kapısının önüne ulaşmıştım. Kapı aralıktı. O esnada rahmetlinin gayet nazik bir şekilde aralık kapıyı daha da açarak ‘Avukat bey, benim avukatlarıma ne oldu? Onlar gelmediğine göre ben ne yapabilirim?’ şeklindeki sualleri ile karşılaştım. İşte bu anda hol kısmından nasılsa buraya gelmiş bir subayın rahmetliye ağır küfürlerle tekme tokat hücum ederek onu odaya kapattığını gördüm. Şiddet hareketlerinden mütevellit gürültüler kapanan kapının arkasında devam ediyordu. Rahmetlinin maruz kaldığı ağır muamele, sizin durumunuz ve şahit olduklarımla adeta çökmüştüm. O anda ne yapmam lazım geldiğini bugün dahi tespit edebilmiş değilim. Bir kelime ile insanlığımdan utanmıştım. Bu hadiseyi görmemek için keşke bugüne kadar yaşamamış olsaydım.” Benzer hikâyeler, dönemin başarılı bakanlarından Fatin Rüştü Zorlu ve diğer Demokrat Partililer için de anlatılıyor. Bunlardan biri de işkenceyle ölen İstanbul Emniyet Müdürü Faruk Oktay ile ilgili. Demokrat Parti milletvekillerinden Sezai Demiray anlatıyor: “Hücreye götürüldüm. Bir gürültü ile kapı ve demir sürgüler arkamdan kapatıldı.


15 GÜNDEM

1 - 7 OCAK 2014 ZAMAN

Darbe hükümlülerini kurtarma çabası Hükümet kana-dından gelen açıklamalar, iki önemli darbe davasının hükümlülerini kurtaracak yasal düzenlemenin sinyali olarak algılandı. ZAMAN YOZGAT İSTANBUL

Emre Oktay

1Elitaş, Ergenekon ve Balyoz davala-

AK Parti Grup Başkan Vekili Mustafa

İŞKENCELERDE GÜRYAY VE KOMAN VARDI Yassıada’daki işkencede ölen İstanbul Emniyet Müdürü Faruk Oktay’ın oğlu Emre Oktay, işkenceleri Yassıada Komutanı Yarbay Tarık Güryay’ın yaptığını belirtiyor: “Teoman Koman da o zaman Güryay’ın emir subayıydı. İşkenceler sırasında Koman, Güryay’a yardım etti. Babam buradaki işkenceler sırasında öldürüldü.” Koman’la görüşme talebine cevap bile alamadığını söyleyen Emre Oktay, 13 yaşında babasının ölüm haberini nasıl aldığını şöyle anlatıyor: “30 Eylül 1960 tarihinde aldığımız bir telefonla babamızın götürüldüğü Yassıada’da öldüğünü, cesedinin Kasımpaşa Deniz Hastanesi morgunda olduğunu, istersek gidip alabileceğimizi bildirdiler. Morluklar ve yara bere içinde olan babamın naaşını defnettikten sonra, 27 Mayıs darbecileri kalp krizi diyerek olayı kapattı. Daha sonra evimize gelen Kemal Aygün, Ethem Yetkiner, Bumin Yamanoğlu dâhil birçok koğuş arkadaşından ve Yassıada’da çile doldurmuş olan Nusret Kirişcioğlu, Sıtkı Yırcalı gibi dönemin bakanlarından babamın ağır işkence altında Yassıada’daki Bizanslardan kalma zindanlarda öldüğünü öğrendik.”

Ayak seslerinden Yüzbaşı Necdet ve bizi getiren tomsonlu onbaşıların gittiklerini ve koridorda iki nöbetçinin kaldığını anladım. Aradan bir saat ya geçmiş veya geçmemişti ki yanımdaki hücrelerden birinden canhıraş sedalar gelmeye başladı. ‘Ölüyorum, hiç sizde din iman yok mu? Allah aşkına bana bir doktor’ diye bağırmalar duyunca kulak kesildim. Takriben 20 dakika sonra da çok aşinası bulunduğumuz yüzbaşının cırlak sesini duydum. İnleyen hücrenin kapısına gelmiş ‘Ulan doktor senin neyine’ diyerek Türkçede ne kadar küfür varsa saymaya başlamıştı. İnleyen ses ise ‘Vallahi ölüyorum yüzbaşım, doktor doktor’ diye kesik kesik seslenmeye devam ediyordu. Daha sonra koridorda birtakım sesler ve gidip gelmelerden sonra inleyen ses kesildi. Sonradan bu inleyenin, İstanbul’un genç ve enerjik Emniyet Müdürü Faruk Oktay olduğunu ve vakadan 2-3 gün sonra Yassıada’da vefat ettiğini öğrendik.”

Kışlalarda ezanı yasakladı Teoman Koman, Yassıada’da üsteğmendi. Hızla basamakları tırmandı. 1981’de tuğgeneralliğe terfi etti. 29 Ağustos 1988’de Millî İstihbarat Teşkilâtı Müsteşarlığı görevine getirildi. 1989’da korgeneral oldu. Onun döneminde ülke faili meçhul cinayetlerle sarsıldı. JİTEM kuruldu. 1991’de basın mensuplarına, Prof. Muammer Aksoy ile Prof. Bahriye Üçok cinayetlerini hatırlatarak “Yakında tek tek bireyleri hedef alan bir terör dalgası yaşanabilir. Bu masadaki birkaç kişi de hayatını kaybedebilir.” demişti. O masadaki Uğur Mumcu, 1993’te arabasına konan bombanın patlatılmasıyla öldürüldü. Koman, 1993’te orgeneralliğe yükseltilerek 3. Ordu Komutanlığı’na getirildi. 1995’te Jandarma Genel Komutanı olarak atandı. Teoman Koman, 28 Şubat sürecinin en hızlı komutanlarından biriydi. Refah-Yol iktidarı döneminde Jandarma Genel Komutanı olarak Millî Güvenlik Kurulu toplantılarında yer alan Koman, devlet binalarındaki mescitlere ait minarelerin yıkılması için talimat verdi. 15 Şubat 1996 tarihli çok tartışılan genelgede yine Koman adı vardı. Kışlalardaki cami ve mescitlerde ezanı yasaklıyordu. “2052-10-96” numaralı genelge, Koman’ın İslam’a bakış açısını ele veriyordu: “Din ve

inanç hürriyettir, ibadet bir ihtiyaç olmakla birlikte devlet mevzuatı resmî dairelerde cami ve mescit açılmasına cevaz vermemektedir. Mescitlere rütbeli personel ile sivil memur ve işçiler girmeyecek, bunlar dinimizin hoşgörüsüne sığınarak ibadetlerini evlerinde ve sivil kıyafetle olmak kaydıyla herkese açık camilerde yapacaklardır. Ancak gerek kışla gerekse dışarıda yapılacak ibadetlerde mesai saatlerine riayet esas alınacaktır. Kışla mescitlerinde ve camilerde ezan okunmayacak, bunun için askerî maksatla verilmiş ses kayıt cihazları kullanılmayacak, mevcutlar sökülerek yerlerinde kullanılacak, ezan dışarıdaki camilerden dinlenecek veya saatlere göre ibadet başlayacaktır. Mescit ve camilerde bulunan ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na mahsus imamların resmî kıyafetleri kullanılmayacak, imamlık görevi yapan kişiler normal er kıyafeti ile bu görevi yürüteceklerdir. Cami ve mescitlerde duvarlarda manası bilinmeyen eski Türkçe yazılar kaldırılacak, rahle, tesbih, takke gibi TSK Kıyafet Kararnamesi’ne uygun olmayan malzeme kullanılmayacaktır. Emrin bölük seviyesine kadar yayınlanması ve denetleme emirleri dosyasında muhafazasının tespit edilen hususlar için kontrol formu yapılarak eksiklerin kısa zamanda tamamlanmasını rica ederim. Teoman Koman Orgeneral Genel Komutan.” 1997’de TSK’dan emekli olan Koman, İnterbank’ta yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak görev aldı. Banka hakkında açılan davada yurtdışına kaçırıldığı iddia edilen 1 milyar dolar ile ilişkisi olduğu öne sürüldü. Koman, kendisini dinlemek üzere çağıran TBMM Susurluk Komisyonu için “Onlar kim oluyor da beni ifadeye çağırıyor. Hiç kimseye ifade vermem!” demişti. Ancak 28 Şubat davasında hükümeti darbe ile devirmek suçlaması ile sanık sandalyesine oturmaktan kurtulamadı. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 29 Mayıs 2012’de gözaltına alınan Koman, 3 Eylül 2013’te sağlık durumu nedeniyle tahliye edildi. GATA’da tedavisi sürüyordu. Yassıada’da işkencede ölen İstanbul Emniyet Müdürü Faruk Oktay’ın oğlu H. Emre Oktay, Koman’dan babasının ölümünün sorulmasını istemişti. Dava sürerken hayatını kaybeden Teoman Koman’ın hesabı daha büyük bir mahkemeye kaldı.

rında yargılanan isimlerin itirazlarını gidermek için yasal düzenleme sinyali verdi. Elitaş, yeniden yargılama konusunda yetkinin mahkemelerde olduğunu ancak yasal düzenlemelerle yeniden yargılama yollarının aranabileceğini belirtti. Benzer bir sinyal önceki gün Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’dan gelmişti: “Siyasilere bir şey söylemek isterim. O da şu: birtakım hukukla ilgili yanlışlıklar olabilir. Yanlış olan anayasa ve yasalara aykırı olan bir şey varsa onunla ilgili bir karşı duruşu hep beraber ortaya koymamız lazım.” Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının ardından hükümet yetkililerinin ortaya attığı ‘paralel devlet’ ‘çete’, ‘örgüt’ gibi suçlamalar, darbe davalarında hüküm giyenlerin tahliye gerekçesi oldu. Başta Balyoz olmak üzere, Ergenekon, askeri casusluk gibi kritik davalarla ilgili yeniden yargılanma ve tahliye başvuruları yapılıyor. Özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın ‘Orduya kumpas kuruldu’ şek-

lindeki açıklaması darbe hükümlülerinin dayanak noktasını oluşturdu. Bu girişimlere hükümet kanadından da destek sinyalleri geliyor. Geçen hafta Genelkurmay Başkan-lığı’nın yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla ilgili açıklamasındaki bir cümleden yorum yaparak yola çıkan AK Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, darbe hükümlülerini kurtaracak yasal düzenlemenin sinyallerini verdi. Genelkurmay, “Siyasi tartışmaların dışındayız, yargı bağımsızlığına saygılıyız” mesajını içeren açıklamasının sonunda “TSK’nın kurumsal kimliğini ve personelinin hukuki durumunu ilgilendiren konulardaki gelişmelerin hukuk devleti ve hakkaniyet ilkelerine bağlı kalınarak sonuçlandırılmasının yakından takip edilmesine devam edilecektir.” ifadesine yer verilmişti. Dün Hürriyet Gazetesi’nin manşetinde yer alan habere göre Elitaş, söz konusu cümleyi, Genelkurmay’ın, ‘yargılamalarda hukuka riayet edilip edilmediğine ilişkin endişe ve tepkisi’ olarak değerlendirdi. Ardından yasal düzenleme yapacaklarını vurguladı. “Biz art arda yaptığımız yasal düzenlemelerle yeniden yargılamanın önünü açmıştık.

Türkçe konuşarak, psikoloğumla rahat bir iletişim içerisinde sorunlarıma çözüm arıyorum diyenler, doktorundan sevkini alarak, Psikolog Merkezi Sinnesfrid`e beklenmektedirler.

MALMÖ KENTİNDE BİR İLK YAŞANIYOR!

MALMÖ DE TÜRK PSİKOLOGU!.

REHABİLİTASYON garantisi çerçevesinde çalışan merkezde, türk psikoloğu tarafından sunulan hizmetler, devlet tarafından karşılanmaktadır!

Sinnesfrid Psikolog

Psikolog Merkezi Sinnesfrid, özel gelecek olanlara da hizmet vermektedir!

Merkezi NOT : RANDEVU VE KABUL SÜRESİ EN FAZLA 1 HAFTADIR! Adres: V.Kanalgatan 1, 21141 Malmö/İSVEÇ İletişim: 00 46 707 50 96 30 – 00 46 706 15 66 65

www.sinnesfri.se

zhana@sinnesfri.se - efe@sinnesfri.se `ˆÌi` ܈̅ ˜vˆÝ *  `ˆÌœÀÀ ‡ vÀi Àii i vœÀ ˜œ˜‡VVœ““iÀVˆ> ÕÃi° //œ Ài“œÛi ̅ˆÃ ˜œÌˆVi] ۈÈÌ\ ÜÜÜ°ˆVi˜ˆ°Vœ“É՘œVŽ°…Ì“


16 GÜNDEM

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

YALAN RÜZGÂRI  ‘ÇILGIN MUHAFAZAKÂRLAR CEMAATE KARŞI'

Her dönemde komplocuların tercihi devlete sızma ve paralel devlet. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan darbe süreçlerinde devletin tehdit altında olduğuna inanmamız istendi. Şartların olgunlaşması adına binlerce insanın ölmesine bile göz yumuldu. Siyaset ve bürokrasideki büyük savaşlar ‘devleti ele geçirme' üzerinden yapıldı. Ülkeyi yöneten meşru AK Parti hükümeti de bu gerekçeyle bitirilmeye çalışıldı. Bu iddianın dayağını en çok cemaat yedi diyebiliriz. Olağan şüpheli olarak hep gündemde tutuldu. Ama darbe dönemleri dâhil delil bulunamadığı için toplumsal lincin ötesine geçilemedi, hukuki yaptırımlara muhatap olmadı. Bu konuda kitap yazan amansız muhalif Ahmet Şık bile kitabında bazı suçlamaların mesnetsiz olduğunu zikretmek zorunda kaldı. "Cemaat soruşturması can simidi oldu" ara başlığıyla verilen bölümde Şık, 'telekulak skandalı'nı örtbas etmek için Cevdet Saral ve ekibinin başlattığı cadı avına şöyle dikkat çekti: "Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibi bu isteğin (araştırma) kendilerini kurtarabileceği düşüncesiyle hummalı bir çalışma başlattılar." Şık, mezuniyet yıllıklarından cemaatçi avı yapıldığını ve kişisel husumetlerin listelere yansıdığını da anlatıyordu. Trajikomik listelerin en matrak ismi Adil Serdar Saçan olmuştu. Cemaatten olmak şöyle dursun, en keskin muhalif dahi ‘F tipi' listelerden birinde en başa yazılmıştı. Şimdi benzer bir cadı avı başlamış durumda. Yüzlerce emniyet görevlisi, herhangi bir idari ve adli soruşturmaya muhatap olmadan görevlerini kaybediyor. ABD'nin McCarthy dönemini hatırlatan günler yaşıyoruz. ‘Çılgın muhafazakârlar'ın yolsuzluk kelimesini telaffuz etmeden geliştirdiği savunmalardan biri de ‘Başbakan'a bağla, kurtul' iddiası. En fazla eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ı hedef alarak şöyle diyorlar: Güya savcılar “olayı Başbakan'a bağlayacak ifade verirseniz sizi kurtarırız” diyormuş. Bayraktar'ın istifa şekli ve Başbakan Erdoğan'ı da istifaya davet etmesi, bu komployla izah ediliyor. Avukat eşliğinde alınan ifadelerde buna

cüret edecek savcının aklından şüphe ederim. Hele muhatap bakan çocuğu ise. Tutuklamalar üzerinden günler geçtikten sonra bu tezin işleme sokulması inandırıcılığı zedeliyor. Yeri yerinden oynatma imkânına sahip insanlar, günlerce susup Bayraktar konuşunca dile geldi. Bakan ve milletvekillerine yönelik linç kampanyası da parti içi muhalefete gözdağı niteliğinde. Bayraktar ve İdris Naim Şahin'in istifalarını ‘ayarları bozuldu, saçmaladı, istifa metnini o yazmış olamaz' gibi cümlelerle vermek aslında paniğin boyutlarını gösteriyor.

KASET KOMPLOSUNU KİM KULLANDI? Yolsuzluk iddialarını örtmek için kullanılan yöntemlerden biri de kaset iftirası. Başbakan Erdoğan, geçen hafta il başkanlarına hitap ederken ‘Böyle bir komplo Sayın Baykal'a da kuruldu' diyerek herkesi şaşırttı. Zira CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a ve

MHP'li milletvekillerine komplo kurulduğu günlerde miting meydanlarında şu cümleleri sarf etmişti: “Hacı Bektaş diyor ki eline beline hâkim ol, hanım kardeşlerimden özür diliyorum, kendisinden önceki, beline hâkim olamadı, gitti. Genel başkanlıktan gitti ama şimdi yine milletvekili adayı oldu. Peki diğer taraftaki hanım milletvekili n'oldu, onu aday yapmadılar. N'oldu, suçlu o mu, ikisi de suçlu değil miydi? Yav kendi eşiyle mi bir şey oluyor da özeli oluyor. Buna nasıl kendi özeli dersin? Bu özel değil, genel genel, bu genel bir ahlaksızlıktır, başka bir şey değil. Bu toplumu aldatmayın yav. Son zamanlarda Bahçeli de çıkmış 'AK Parti milletin özeline giriyor' diyor. Niye çünkü kendi adamlarının da bu tür kasetleri çıktı, o da rahatsız olmaya başladı. Böyle özel olur mu? Peki özeldi de niçin bu milletvekillerini istifa ettirttin? Neden çünkü başına geleceği biliyor da onun için.” (4 Mayıs 2011, Kastamonu Mitingi)

Yukarıdaki sözlerin sahibi Başbakan Erdoğan, miting meydanlarında yeni kaset komplolarının zeminini döşüyor gibi konuşuyor. Mesela “Bırakın o kaset montajcıları bedduaya amin desin...” diyor. Yine şu ifadeler Erdoğan'a ait: Değerli bir şahsiyete N.K. ahlaksız bir filmden kare alıp servis ettiler. Hem dindarım diyeceksin, hem iftira atacaksın…” Sabah gazetesinin yolsuzluk haberini veriş şekli savunma hattının nereye kurulduğunu gösteriyor: ‘Kaset olmadı, dosya verelim.' Kaset mağdurlarının üzerinde ittifak ettiği gibi suçluyu ortaya çıkarıp yargının eline teslim etmek hükümetin görevi. Böylesi alçaklığı önlemenin tek yolu da yapanlara ibretlik ceza vermek. Ama belirsizlik ve gölge oyunu bazılarının işine geliyor galiba.

YOLSUZLUK OPERASYONU DIŞ KOMPLO MU?


komplolarla anlacaksn. Bu yolsuzluk soruşturmas değil, millete karş tezgâhtr.” Başbakan Tayyip Erdoğan’n bu sözlerini son dönemde skça duymaya başladk. Başbakan, karşlaştğ her sorunda ‘iç ve dş komplolar’ senaryosu üzerinden savunmaya geçiyor. Başbakan’dan aldğ işaretle komplo teorilerini akl bir yana, tahayyül snrlarnn ötesine taşyan bir ekip ortaya çkt. Bunlara ksaca ‘Çlgn muhafazakârlar’ diyebiliriz. Cumhuriyet mitingleri sürecindeki ‘Çlgn Türkler’den farklar, ulusalc söylem17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyohatiplere lerin azalp dini motierinimam artmas. Onlar da AB “küresel ve ABD destekli bir proje ile Türkiye’nin bağışlar yapınunu hükümete yakın medya oyun” tuzağa düşürüldüğünü ileri sürüyordu. olarak sundu. Dış komplonun somut delili dşlıyor. Ama 4,5 AK en Parti ve ‘cemaat’in güçlerin oyuncağ ve hain olduğu üzerine uzun nutuklar olarak ABD Büyükelçisi Francis Ricciardomilyon doların atyorlard. Yeni Türkiye’nin kalemşorlar, AK bunun için bir ne'nin AB büyükelçileri ile yemekte buluşup,ayklayp Parti’yi cümlelerden sadece cemaatilgili bölümleri tekrar ediyor. banka müdü“İmparatorluğun çöküşünüle izleyeceksiniz.”

17 GÜNDEM

yan bir ekip ortaya çkt. Bunlara ksaca ‘Çlgn muhafazakârlar’ diyebiliriz. Cumhuriyet mitingleri sürecindeki ‘Çlgn Türkler’den farklar, ulusalc söylemlerin azalp dini motierin artmas.

de bulunan paralarn Osmanck’taki imam hatip için bağşlandğnn söylenmesinden kaynaklanyor. Elbette öteden beri imam hatiplere bağşlar yaplyor. Ama 4,5 milyon dolarn bunun için bir banka müdürünün evinde bulunmas şüphe uyandryor. Bağş yapann kimliği de şüpheleri artryor. Okul yaptrmak itibarl bir iş ve devlet, vergiden düşmek dâhil birçok avantaj sunuyor. Öte yandan paralarn ayn zamanda Makedonya’daki Balkan Üniversitesi’ne yasal yollardan gönderilemeyen bağş olduğu söyleniyor. Üniversitenin olunabiliyor? 26 milyar dolarlık rektörü Prof. Dr. Şinasi Gündüz ise her türlü bağş vefinansmanını yardm yasal çerçevede kabul ettikleproje bir bankanın rini, kayt dş yollardan asla para almadklarn tek başına karşılaması mümkün ifade etti. Bu iddialar Türkiye’yi yetkililer eliyle karapara aklayan konumuna düşürebilir. mü? Kaldı ki ülke böyle bir niyet varsa

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

diğer kamu ve özel Türk bankaları HALK’I NİYE KARIŞTIRIYORSUN? Yolsuzluk ve rüşvetyardımcı operasyonu çerçevesinde da bu konuda olabilir. yürütülen soruşturmada genel müdürü tuPetrol Halk sevkiyatı dediği iddia edildi. 21 Aralık'ta Yeni Şafak CEMAATE rünün ‘ÇILGIN MUHAFAZAKÂRLAR KARŞI’evinde tuklanrken, Bankas ileyüzünden ilgili bir işlem Her dönemde komplocularn yaplmad.11,5 Ne genel merkezinde de bir oluşan milyar dolarlıknezarar gazetesi “Çek git bu ülkeden” başlığını b u ltercihi u n mdevlete ası szma ve paralel devlet. 12 Mart, 12 Eylül, 28 şubesinde. Ancak operasyon ile ilgili kafalar da neye göre hesaplanıyor belli attı. ABD ve diğer ülke elçilikleri “Böyle bir şüphe uyanŞubat ve 27 Nisan darbe süreçlerinde devletin karştrmak isteyenler yanlş bilgi ile kamuoyu tehdit altndaortaya olduğuna dırıyor. inanmamz Bağışı istendi. oluşturmaya çalşyor. Bankann bu aracı konuda değil. Petrol, Irak'ın. Türkiye toplantı yapılmadığı gibi, haberlerde Şartlarn olgunlaşmas adna binlerce insann yaptğ açklamadaki şu ifadeler iddiay çürüve bu“Bankamzn akıştan ulusal sadece komisyon atılan iddiaların tümü tamamen yalan ve yapanın kimliği ölmesine bile göz yumuldu. Siyaset ve büroktüyor: ve uluslararas dürasideki büyük Aynı savaşlar ‘devleti ele geçirme’ zenlemelere aykr hiçbir iş veya işlemi olmageliri olacak. Kuzey Irak'ın iftiradır” diyerek, kesin dille yalanladı. de şüpheleri üzerinden yapld. Ülkeyi yöneten meşru AK dğ gibi, bu işlemler nedeniyle Halkbank’n Türkiye sınırına yakın bir yerde gün Başbakan Tayyip Erdoğan, Samsun'daki artırıyor. Okul Parti hükümeti de bu gerekçeyle bitirilmetüzel kişiliğine yönelik olarak gerek Emniyet ye çalşld. Bu iddiann ydayağn gerekse Yarg tarafndan herhangi bir inceleKerkük-Yumurtalık boru hattına konuşmasında “Büyükelçileri ülkemizde a p t ı renmçok ak cemaat yedi diyebiliriz. Olağan şüpheli me ve soruşturma bulunmamaktadr.” bağladığı yeni boru hattı günlük tutmak zorunda değiliz.” ifadesini kullandı. itibarlı bir olarak hep gündemde tutuldu. Ama darBankann Borsa’da işlem gören hisseleri300 bin varil sahip. Bu Dışişleri Bakanlığı ise ABDbe Büyükelçiliği'nin ve devlet, dönemleri dâhil delil iş bulunamadğ için nin yüzde 70’ininkapasiteye yabanc fonlara ait olduğu toplumsal lincin ötesine geçilemedi, hukudüşünüldüğünde de bu tez çöküyor. Zira söz kapasitelerin tam olarak kullanılyalanlamaya yönelik açıklamasını yeterli bulv e r g i d e n ki yaptrmlara muhatap olmad. Bu konuda konusu zararn yüzde 70’i doğal olarak o fondüşmek dâhil duğunu belirterek, büyükelçiye karşıamansz hiçbirmuhalif dığını varsayar isek yılda 1 milyar kitap yazan Ahmet Şk bile lara yazlyor. kitabnda baz suçlamalarn mesnetsiz olduBir diğer iddia, “Kuzey Irak’tan gelecek 26 birçok avantaj diplomatik yaptırımda bulunmadı. dolar eder. Bu hesapla 10 yılda 11 ğunu zikretmek zorunda kald. milyar dolar tutarndaki petrol ve doğalgas u n u y o r . milyar doları bulur. Unutmayalım, “Cemaat soruşturmas can simidi oldu” zn nansman için öne çkan Halkbank arka "CEMAAT AB İLE GİZLİ ara BULUŞTU" başlğyla verilen bölümde Şk,yandan ‘telekulak planapara itilmiş oldu” sahibinin şeklinde. “Uluslararas Öte bu petrol cebine skandal’n örtbas etmek için Cevdet Saral piyasada değer kaybeden banka üzerinde diYALANI aynı girecek, TürkiyeYönetimi ise komisyonunu ve ekibinin başlattğ cadparaların avna şöyle dikkat reten Irak Bölgesel bu direnişinden çekti: “Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Savazgeçerek merkezi yönetimin istediği ABD zamanda Maalacak.   AK Parti'ye yakın gazetelerde komplo ral ve ekibi bu isteğin (araştrma) kendilerini Federal Bank’a evet demek zorunda kald.” Halk Bankası'nın operasyon teorilerine kara propagandakurtarabileceği haberler eklendi. kedonya'daki düşüncesiyle hummal bir çaşeklinde yorumlar var. lşma başlattlar.” Şk, mezuniyet yllklarnIrak’ta şube açan Türk bankalar var ama yüzünden Borsa'da kaybettiği ifade Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mus- Balkan Üniverdan cemaatçi av yapldğn ve kişisel husubunlarn içinde Halk Bankas bulunmuyor. edilen 1,6Kuzey milyar doların hikâyesi tafa Yeşil'in katıldığı “Geleneksel Avrupa sitesi'ne yasal metlerin listelere yansdğn da anlatyordu. Dolaysyla, Irak’tan geçecek 26 milTrajikomik ismi Adil Seryar dolarlk projelerde nasl öne çktğ izaha de çarpıtma. Operasyonun banBirliği Ülkeleri Büyükelçileri Öğle listelerin Yemeğien matrak yollardan göndar Saçan olmuştu. Cemaatten olmak şöyle muhtaç. Irak Bölgesel Yönetimi ile Bağdat Buluşması” komplonun parçası şeklinde derilemeyen kaya değil, genel müdürüne yönedursun, en keskin muhalif dahi ‘F tipi’ listearasnda pazarlk konusu olan banka seçiminbirinde en başa yazlmşt. bende, ülkede şubesiayakkabı bile bulunmayan bir bankaservis edildi. Bahse konu lerden toplantı, Avrupa bağış Şimdi olduğu lik ve evinde kutularında zer bir cad av başlamş durumda. Yüzlerce nn seçileceğinden nasl emin olunabiliyor? 26 Birliği Dönem Başkanı Ülke Büyükelçisi s ö bir y l eidari n i yveoadli r. bulunan 4,5proje milyon dolarla emniyet görevlisi, herhangi milyar dolarlk nansmann bir ilgili bankamuhatap olmadan görevlerini nn tek başna karşlamas mümkün mü? Kaltarafından her ay düzenlisoruşturmaya olarak organize Üniversitenin yapıldığı bilgisi netleşene kadar kaybediyor. ABD’nin McCarthy dönemini d ki böyle bir niyet varsa diğer kamu ve özel ediliyordu. Toplantıya farklı alan ve uzrektörü Prof. Borsa'daki tahtası kapatılabilirdi. hatrlatan günler yaşyoruz. Türk bankalar da bu konuda yardmc olabilir. Yolsuzluk operasyonunda dikkatleri farkl yöne çekme amaçl medya operasyonlar son sürat devam ediyor. ‘Çlgn muhafazakârlar’n kePetrol sevkiyat yüzünden oluşan 11,5 milŞinasi Borsa kaybının asıl sebebi bankaya manlıklarda konuşmacılar katılıyordu. Aynı Dr. yolsuzluk Aylar öncesinde savcnn elde ettiği delillerle birebir örtüşen manşetleri atanlar bu gün manevra zorluğu yaşyor. limesini telaffuz etmeden geliştirdiği savunyar dolarlk zarar da neye göre hesaplanyor Gündüz ise operasyon olmadığı haldearac ısrarla toplantının daha önceki konukları eskideAile malardan biri ‘Başbakan’a bağla, kurtul’ belli değil. Petrol, Irak’n. Türkiye ve bu iddias. EnMehmet fazla eski Çevre Şehircilik Ba- ve yardımı yasal çerçevede akştan sadece komisyon Kuzey herve türlü bağış gösteren medyageliri ve olacak. siyasiler. Bankanın Borsa'da işlem gören hisse- varmış gibi Bakanı Fatma Şahin, Ombudsman kan Erdoğan Bayraktar’ hedef alarak şöyIrak’n Türkiye snrna yakn bir yerde Kerettiklerini, kayıt dışı yollardan asla Hâlâ ve bankanın açıklamasına Nihat Ömeroğlu, AB Bakanı EgemenGüya Bağış, lerininbu yüzde 70'inin yabancı fonlara ait le diyorlar: savclarkabul “olay Başbakan’a kük-Yumurtalk boru hattna bağladğ yeni özeli dersin? Bu özel değil, genel genel, ülke elçilikleri “Böyle bir toplan t yapl madğbakanın ifade verirseniz kurtarrz” boru hatt günlük bin varil kapasiteye sagenel bir ahlakszlktr, başka bir şey değil.düşünüldüğünde gibi, haberde lerde atlan iddialarn tümü bu parasizialmadıklarını ifade etti. Bu iddialar rağmen yanlış algıda300 ısrar ediliyor. akademisyen Fuat Keymanbağlayacak gibi isimlerdi. olduğu buortaya tez çöküyor. diyormuş. Bayraktar’n istifa şekli ve Başbahip. Bu kapasitelerin tam olarak kullanldğn tamamen yalan ve iftiradr” diyerek, kesin dille Bu toplumu aldatmayn yav. Son zamanlarda Türkiye'yi yetkililer eliyle karapara aklayan   Bu arada piyasaların uzun bir süredir, Zira söz konusu zararın yüzde 70'i doğal kan Erdoğan’ da istifaya davet etmesi, bu varsayar isek ylda 1 milyar dolar eder. Bu heyalanlad. Ayn gün Başbakan Tayyip Erdoğan, Bahçeli de çkmş ‘AK Parti milletin özeline SEÇİM ÖNCESİ ZAMANLAMA! komployla izah ediliyor.ülke Avukat eşliğinde düşürebilir. 10 ylda 11 milyar dolar bulur. UnutmaSamsun’daki konuşmasnda “Büyükelçileri giriyor’ diyor. Niye çünkü kendi adamlarnn konumuna Amerikansapla Merkez Bankası FED'in tahvil olarak o fonlara yazılıyor.  alnan ifadelerde buna cüret edecek savcyalm, bu para petrol sahibinin cebine girecek, ülkemizde tutmak zorunda değiliz.” ifadesini da bu tür kasetleri çkt, o da rahatsz olmaya verdiği 85 milyar doları Bir diğer iddia, "Kuzey Irak'tan gelecek karşılığı piyasaya ‘Zamanlama' argümanı son yıllarda nn aklndan şüphe ederim. HALK'I Hele muhatap Türkiye ise komisyonunu alacak. kulland. Dşişleri Bakanlğ ise ABD Büyübaşlad. Böyle özel olur mu? Peki özeldi de NİYE KARIŞTIRIYORSUN? çocuğu ise. Tutuklamalar üzerinden Halk Bankas’nn operasyon yüzünden kelçiliği’nin ya lanlamave ya doğalyönelik açklamasn niçin bu milletvekillerini istifa ettirttin? Ne- dolar tutarındaki ne zaman azaltmaya başlayacağı ile beklenti 26 milyar petrol yapılan her adli ve polisiyebakan operasyonunda geçtikten sonra bu tezin işleme sokulBorsa’da kaybettiği ifade edilen 1,6 milyar doyeterli bulduğunu belirterek, büyükelçiye karş den çünkü başna geleceği biliyor da onun ve endişeler çerçevesinde serbest salındığını kullanıldı. Adeta ‘olağanüstügünler olaylar' ülkesine Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu çergazın finansmanı için öne çıkan Halkbank mas inandrclğ zedeliyor. Yeri yerinden larn hikâyesi de çarptma. Operasyonun banhiçbir diplomatik yaptrmda bulunmad. için.” (4 Mays 2011, Kastamonu Mitingi) tahvil alımını 75 milyar oynatma imkânna insanlar, günlerce kaya FED'in değil, genel müdürüne yönelik ve evinde dönen Türkiye'de bu soru her zaman ortayasahipçevesinde arka plana itilmiş oldu" şeklinde. “Ulus- hatırlatalım. yürütülenYukardaki soruşturmada genel sözlerin sahibi Başbakan Erdosusup Bayraktar konuşunca dile geldi. Bakan ayakkab kutularnda bulunan 4,5 milyon doğan, miting meydanlarnda yeni kaset komp“CEMAAT AB İLE GİZLİ BULUŞTU” YALANI haberinin Türkiye saati atılabilir. Mesela bundan 6veay önce yapılsa müdürü tutuklanırken, Halk Bankası ile lararası piyasadaAKdeğer kaybeden banka dolara düşürdüğü milletvekillerine yönelik linç kampanyas larla ilgili yapldğ bilgisi netleşene kadar Borlolarnn zeminini döşüyor gibi konuşuyor. Parti’ye yakn gazetelerde komplo teorileri18 Aralık saat 21.00 Borsa civarında operasyon Gezi olaylarıyladailişkilendirilebiilgili birniteliğinde. işlem yapılmadı. Ne genel merkeüzerinde Irak Bölgesel Yönetimi bu ile parti içi muhalefete gözdağ sa’daki gecesi tahtas kapatlabilirdi. kaybnn Mesela “Brakn o kaset montajclar bed- direten ne kara propaganda haberler eklendi. GazeteBayraktar ve İdris Naim Şahin’in istifalarn asl sebebi bankaya operasyon olmadğ halde duaya amin desin...” diyor. Yine şu ifadeler ciler ve Yazarlar Vakfyönetimin Başkan Mustafageldiğini Yeşil’in ekleyelim. Borsa İstanbul'daki direnişinden vazgeçerek merkezi lirdi. 9 ay önce olsa bu sefer çözüm süreci zinde ne de bir şubesinde. Ancak operasyon ‘ayarlar bozuldu, saçmalad, istifa metnini o srarla varmş gibi gösteren medya ve siyasiler. Erdoğan’a ait: Değerli bir şahsiyete N.K. ahkatldğ “Geleneksel Avrupa Birliği Ülkeleri istediği Bank'a demek ile ilgili gelişmelerle bağ kurulurdu. 2014'te ile ilgili kafaları isteyenler yanlış yazmş olamaz’ gibi cümlelerle vermek asln-karıştırmak HâlâAralık'ta bakann veyapılan bankannoperasyonun açklamasna rağlaksz bir lmden kare alp servis ettiler. Hem ABD Federal Büyükelçileri Öğleevet Yemeği Buluşmas”düşüşte komp- 17 boyutlarn gösteriyor. men edilemez bu yanlş algda srarbu ediliyor. diyeceksin,çalışıyor. hem iftira atacaksn…” lonun parças şeklinde servis edildi. Bahse konu inkâr etkisi ama gelişmenin zorunda kaldı." şeklinde yorumlar var.   cumhurbaşkanlığı, 2015'te da depaniğin milletvekilliği bilgi ile kamuoyudindarm oluşturmaya Bu arada piyasalarn uzun bir süredir, AmeSabah gazetesinin yolsuzluk haberini veriş toplant, Avrupa Birliği Dönem Başkan Ülke edilmemeli. Bunutahvil yurtdışı Irak'ta şube açan Türk bankaları var ay ama seçimleri olduğu hesap edildiğinde bu soru Bankanın bu konuda rikanardı Merkez Bankas FED’in karşlKASET KOMPLOSUNU KİM KULLANDI? şekli yaptığı savunma açıklamadaki hattnn nereye kurulduğunu Büyükelçisi tarafndan her düzenlietkisi olarakde göz ğ piyasaya verdiği 85 milyar dolar ne zaman Yolsuzluk iddialarn örtmek için kullanlan gösteriyor: ‘Kaset olmad, dosya verelim.’ organize ediliyordu. Toplantya farkl piyasalarla alan ve karşılaştırmak şu an mümkün bunların içinde Halk Bankası bulunmuyor. her zaman sorulacak demektir. şu ifadeler iddiayı çürütüyor: "Bankamızın azaltmaya başlayacağ ile beklenti ve endişeler yöntemlerden biri de kaset iftiras. Başbakan Kaset mağdurlarnn üzerinde ittifak ettiği uzmanlklarda konuşmaclar katlyordu. Ayn yeni yılserbest dolayısıyla Kuzey Irak'tan geçecek 26eski değil ve uluslararası düzenlemelere aykırı çerçevesinde salndğntatildeler. hatrlatalm. Erdoğan, geçen hafta il ulusal başkanlarna hitap gibi suçluyu ortaya çkarp yargnn Dolayısıyla, eline testoplantnn daha önceki konuklar Aile Ba-çünkü HEDEFTE İMAM HATİPLER Mİ VAR? FED’in almn 75 milyar dolara düşürdüederken ‘Böyle bir komplo Sayn iş Baykal’a da lim etmek hükümetin Böylesimilyar alçaklğdolarlık projelerde kan Fatma Şahin, Mehmet Nihat Piyasalar siyasitahvil istikrarsızlığı, gerilimi pek nasılOmbudsman öne çıktığı hiçbir veya işlemi olmadığı gibi, bugörevi. işlemğü haberinin Türkiye saati ile 18 Aralk gecesi kuruldu’ diyerek herkesi şaşrtt. Zira CHP önlemenin tek yolu da yapanlara ibretlik ceza Ömeroğlu, AB Bakan Egemen Bağş, akadeÜstelik de Borsa İstanbul izaha muhtaç. Irak Bölgesel Yönetimi ile sevmez. saat Bu iddia Halkbank Genel ler nedeniyle Halkbank'ın kişiliğine 21.00 bir civarnda geldiğini ekleyelim.gibi Borsa GenelMüdürü'nün Başkan Deniz Baykal’a ve MHP’li vermek. Amatüzel belirsizlik ve gölge oyunu bazmisyen Fuat Keyman gibi isimlerdi. düşüşte Aralk’ta yaplan opekomplo yönelik kurulduğu olarak günler- gerek larnn işine geliyor galiba. oranı yüzde 65 17civarında seyreevinde bulunan paralarınmilletvekillerine Osmancık'taki Emniyet gerekse Bağdat arasında pazarlık konusu olan banka yabancı İstanbul’daki rasyonun etkisi inkâr edilemez ama bu gelişmede miting meydanlarnda şu cümleleri sarf SEÇİM ÖNCESİ ZAMANLAMA! şubesi bile bulunmayan imam hatip için bağışlandığının Yargı tarafından bir inceleme ve MU?seçiminde, ülkede durumlardan daha çabuk ve etkisi de göz ardçok edilmemeli. Bunu yurtdş etmişti: söylenme“Hac Bektaş diyor ki eline beline herhangi YOLSUZLUK OPERASYONU DIŞ KOMPLO ‘Zamanlama’ argüman son yllarda denler yaplan bunin piyasalarla karşlaştrmak şu an mümkün değil hâkim öteden ol, hanmberi kardeşlerimden özür bulunmamaktadır."  dili17 Aralk rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu her adli ve polisiye operasyonunda kullabir bankanın seçileceğinden nasıl emin fazla soruşturma etkilenir. sinden kaynaklanıyor. Elbette yorum, kendisinden önceki, beline hâkim olamad, gitti. Genel başkanlktan gitti ama şimdi yine milletvekili aday oldu. Peki diğer taraftaki hanm milletvekili n’oldu, onu aday yapmadlar. N’oldu, suçlu o mu, ikisi de suçlu değil miydi? Yav kendi eşiyle mi bir şey oluyor da özeli oluyor. Buna nasl kendi

hükümete yakn medya “küresel oyun” olarak sundu. Dş komplonun en somut delili olarak ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin AB büyükelçileri ile yemekte buluşup, “İmparatorluğun çöküşünü izleyeceksiniz.” dediği iddia edildi. 21 Aralk’ta Yeni Şafak gazetesi “Çek git bu ülkeden” başlğn att. ABD ve diğer

nld. Adeta ‘olağanüstü olaylar’ ülkesine dönen Türkiye’de bu soru her zaman ortaya atlabilir. Mesela bundan 6 ay önce yaplsa operasyon Gezi olaylaryla ilişkilendirilebilirdi. 9 ay önce olsa bu sefer çözüm süreci ile ilgili gelişmelerle bağ kurulurdu. 2014’te cumhurbaşkanlğ, 2015’te de milletvekil-

çünkü yeni yl dolaysyla tatildeler. Piyasalar siyasi istikrarszlğ, gerilimi pek sevmez. Üstelik bir de Borsa İstanbul gibi yabanc oran yüzde 65 civarnda seyredenler bu durumlardan çok daha çabuk ve fazla etkilenir. Katkda Bulunanlar: Murat Tokay, Mehmet Özdemir, Ramazan Solak

SAYFA TASARIM: DERYA YILDI


18 GÜNDEM Alman kabinesinde bir ‘göçmen kızı’

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

ZEYNEP KILIÇ

diliyor. Üniversitede İngilizce, İspanyolca ve İnsan Kaynakları Yönetimi olmak üzere üç bölüm okumuş. Türkçeyi ve Almancayı oldukça akıcı kullanıyor. Kimliği konusundaki algısı ise şu şekilde: “Kendimi Alman gibi hissediyorum ama Türk kökenimden gurur duyuyorum.” Yorumlarda sık sık Hamburg ve Bremen şehirlerini içine alan Hanse bölgesinin insanlarına özgü ‘gerçekçi’ ve ‘soğukkanlı’ yapısına vurgu yapılıyor. Kendisi gibi bir siyasetçi olan eşi SPD Hamburg Senatörü Michael Neu-mann’dan 8 yaşında bir kız çocuğu sahibi.

1manav olur’ diyerek işaret ettiği Türk

SPD’li Sarrazin’in ‘Bunlardan sadece

toplumunun bir üyesi, Almanya’da bakanlık koltuğuna oturdu. Aydan Özoğuz’un babasının meyve ticareti yapmasına ‘kaderin garip bir cilvesi’ mi desek, ‘hoş bir rastlantı’ mı bilemedik. Aydan Özoğuz Almanya’da Göç, Mülteciler ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı oldu. Görevi açıklandıktan sonra Alman basınına verdiği bir röportajda çocukluğuna dair anıları sorulduğunda; yabancılara ve dolayısıyla kendisine de sık yöneltilen bir soruyu hatırlıyor, “Nerelisiniz, ne zaman geri döneceksiniz.” İlk soruya bir cevabı var. Hamburg’da doğmuş olmasına rağmen soru ile ne kastedildiğini anlayıp, anne babasının doğduğu Türkiye’yi işaret edebiliyor. “Ne zaman geri döneceksiniz?” sorusu ise kafasını karıştırmış. “Ben bir yerden gelmedim ki. Niye, nereye döneyim?” diye düşündüğünü anlatıyor çocuk aklıyla. Özoğuz, sorunun absürtlüğünü kanıtlarcasına elbette ki ‘ima edilen yere’ dönmedi. Dönmemekle kalmadı, Türkler arasında bu zamana kadar siyasette ulaşılabilecek en yüksek seviyeye çıkarak federal düzeyde ilk Türk bakan oldu. 46 yaşındaki başarılı siyasetçi, Almanya’da bakanlık koltuğuna oturan ilk göçmen değil fakat ilk Türk asıllı kişi. Kilis’ten önce İstanbul, daha sonra da Almanya’ya göç eden bir ailenin en küçük üyesi. Baba Mustafa Orhan Özoğuz, Türkiye’ye dönüş yapana kadar kuru meyve ithalatı yapmış bir ticaret adamı. Onun Almanya’ya gidiş hikayesi de ilginç. Birçoğunun aksine 1961 yılında Türkiye-Almanya İşçi Göçü Anlaşması’ndan bir yıl öncesine dayanıyor gidişleri. İstanbul’da Saint Joseph lisesinde okurken tramvaydan düşüp bel kemiğini kırınca okumayı bırakıp babasının yanında muhasebe ve ticaret öğrenmiş. Sonra bir gün ‘ihracat yaptığı ülke’ye yerleşirken bulmuş kendisini. Gerisi, ‘bir gün kesin dönüşe’ dair hayallerin eşlik ettiği malum hikaye. Aydan Özoğuz’un ailesinde kendisi dışındaki tek sıradışı öyküsü olan kişi, babası değil. Gökhan ve Hakan kardeşler, nam-ı diğer Athena grubu da kuzenleri oluyor Özoğuz’un. İki abisinin İslami yayınlar yaptıkları gerekçesiyle ‘Anayasayı Koruma Teşkilatı’ tarafından izlenen bir internet sitesi sahibi oldukları da Almanya’da herkesçe bilinen bir

SARRAZİN’LE BOZULAN İMAJ ONA EMANET

durum. Basında yapılan yorumlarda Aydan Özoğuz’un bu konuda abilerine oldukça mesafeli bir çizgide durmayı tercih ettiği belirtiliyor.

22 YAŞINA KADAR TÜRK PASAPORTU İLE YAŞADI 1967 doğumlu Özoğuz, birçok göçmen kökenli gibi omuzlarında Alman akranlarına göre daha fazla yük taşıdığı bir çocukluk geçirmiş. Bir değil iki anadili düzgün bir şekilde öğrenmek, evde karşılaştığından bambaşka bir kültüre ve çevreye adapte olmak ve yazının girişinde belirttiğimiz türde sorulara cevap vermek; bu zorluklardan yalnızca bir kısmı. Okul gezileri kapsamında yurtdışına çıkması gerektiğinde Alman arkadaşlarının aksine vize işleriyle uğraşmak zorunda kalması da bir başka sıkıntı tabii. Nitekim Özoğuz’un Alman vatandaşlığına geçişi 1989 yılını buluyor. Koalisyon pazarlıkları sırasında çifte vatandaşlığın önündeki en büyük engel olan opsiyon modelinin kaldırılması konusunda partisinin ve kendisinin bu kadar bastırmasının sebebi de belki bu. Solingen ve Mölln facialarının hayatında önemli izler bıraktığı kesin. Verdiği röportajlarda konu sık sık oraya geliyor ve o üzücü olayların ardından Türk toplumunda oluşan travmayı şu sözlerle anlatıyor: “Kundaklama facialarından sonra Türkler olarak çocuklarımıza yangın anında neler yapmaları ve binayı nasıl terk etmeleri gerektiği konusunda bilgi

veriyorduk.” Siyasi kariyerinde, doğup büyüdüğü Hamburg’un etkisi bariz bir şekilde hisse-

Özoğuz’un siyasi hayatı, Hamburg’daki Körber Vakfı’nda uzun süre çalıştıktan sonra Hamburg eyaleti Başbakanı Olaf Scholz’ün kendisini eyalet meclisine girmeye ikna etmesiyle başlamış. 2001-2008 yılları arasında eyalet meclisinde görev yapan Özoğuz, 2009’dan beri de Federal Meclis’te milletvekilliği yapıyor. SPD Yönetim Kurulu Üyesi Thillo Sarrazin’in Türkler hakkında ırkçı ifadelerde bulunmasının ardından bozulan parti imajını düzeltmek üzere parti genel başkan yardımcılığına getirildiği de yapılan yorumlar arasında. 2011 yılında, dönemin İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich’in İslam Konferansı’nı ‘güvenlik zirvesi’ne dönüştürmeye çalıştığını gerekçe göstererek zirveyi boykot etmesi de siyasi kariyerinin önemli dönemeçlerinden biri. Friedrich’in konferansta İslamcı radikallere karşı güvenliği sağlamak amacıyla bir ‘pakt’ imzalanmasını talep etmesini eleştiren Özoğuz, söz konusu zirveye sadece İçişleri Bakanı değil din ve uyum işlerinden daha fazla anlayan bakanların da başkanlık etmesini istemiş. Aydan Özoğuz, partidaşı Sarrazin’in ‘Bunlardan sadece manav olur.’ dediği Türk toplumunun ‘meyve ihracatı yapan bir üyesi’nin kızı olarak dünyaya geldiği Almanya’da bakanlık koltuğuna oturdu. Göçmenler ve uyumdan sorumlu bakanlığa bir Türk’ün getirilmesi sadece sembolik değil stratejik açıdan da büyük önem taşıyor. Diğer bakanlıklardan biraz daha farklı olarak ‘doğrudan’ başbakanlığa bağlı görev yapacak Özoğuz’un selefi Maria Böhmer gibi ‘yukarıdan’ söylenenleri ‘aşağıya’ ileten biri mi yoksa içlerinden biri olarak ‘aşağıdaki’ sorunları ‘yukarıya’ taşıyabilecek biri mi olacağını zaman gösterecek.


Böyle hediyeler de var Çocukların ateşi nasıl düşürülür

Evde tasarruf için pratik bilgiler

Dinde sayıların hikmeti var mı?


1 - 7 OCAK 2014

Dinde sayıların hikmeti var mı? ARZU KILIÇ İSTANBUL

Kur’an matematiksel olarak da rastgelelik arz etmiyor.

1larda belirli bir sayı gözetmek hurafeKimi ilahiyatçılara göre zikir ve dua-

den ibaret. Peki hadisler ve Kur’an, konuyla ilgili ne söylüyor? Dinimizde ön plana çıkan sayılar bir anlam taşıyor mu? Kur’an-ı Kerim’de Allah’ı ‘çok’ zikretmemiz emredilir. Aynı şekilde tesbih ve hamd ile meşgul olmamız, Peygamber Efendimiz’e (sas) salât ü selâm okumamız istenir. Peki bu zikir, tesbih ve salevatlarda sayıların önemi var mıdır yoksa aslolan zikrin akılda ve kalpte karşılık bulması mıdır? Kâbe’nin 7 kere tavaf edilmesi, namaz tesbihlerinin 33’er kere tekrar edilmesi, hacet için okunan Salat-ı Tefriciye’nin 4444 ile sınırlı tutulması ya da Esma’ül Hüsna zikirlerinde belirli sayıların gözetilmesi, dinimizde ibadet, zikir ve dualarda belirli bir sayı sınırlamasına gidildiğini gösteriyor. Zikir ve dua noktasında sayılara takılıp kalmak kimi ilahiyatçılar tarafından asılsız bir uygulama olarak kabul edilse de, hadislerde sayıların önemini görmek mümkün. Mesela Hz. Aişe’den rivayet edilen bir hadiste, Peygamberimiz’in (sas) gece teheccüt namazına on defa tekbir, on defa tahmid (elhamdülillah), on defa tesbih (sübhanallah), on defa tehlil (lâ ilâhe illallah) ve on defa istiğfar çekerek başladığı biliniyor. Ayrıca Fatiha Sûresi’nin 7 defa, namaz sonrası tesbihlerinse 33’er defa okunması gerektiği gibi daha da örneklendirilebilecek hadisler bağlamında, zikirlerde sayı takip etmek sünnet olarak da yorumlanabiliyor. Bu açıdan, özellikle zikir ve ibadetlerin Kur’an ve hadislerde sayılarla beraber verilmesi, Allah’ın ve Resulü’nün yalnız nasıl ve ne şekilde ibadet edileceği konusunda değil, ölçüsü konusunda da yol gösterdiği anlamına geliyor. Günde kaç vakit ve her vakitte kaç rekat namaz kılmak gerektiği, ne kadar oruç tutulacağı ve verilecek zekatın miktarı gibi (onlar kadar net çizgilerle çizilmemiş olsa da), zikir ve dualarda da olası

Hangi sayı nerede geçiyor?

Kâbe’nin 7 kere tavaf edilmesi, namaz tesbihlerinin 33’er kere tekrar edilmesi, hacet için okunan Salat-ı Tefriciye’nin 4444 ile sınırlı tutulması ya da Esma’ül Hüsna zikirlerinde belirli sayıların gözetilmesi, dinimizde ibadet, zikir ve dualarda belirli bir sayı sınırlamasına gidildiğini gösteriyor.

ölçüyü ifade ediyor. Bu durumda mantık gözetmenin pek doğru olmadığını ifade eden Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Sait Mermutlu’ya göre verilen sayılar manevi kilit hükmüne sahip. Yani bazı İlahi sırların açılabilmesi için belirli sayıda

tesbihin veya salavatın çekilmesi gerekiyor. Bunun yanında dil açısından mükemmel bir yapıya sahip olan Kur’an’da da sayılar büyük önem taşıyor. Cin Sûresi’nin 28’inci ayetinde; “Allah onların nezdinde olup bitenleri ilmiyle çepeçevre kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır.” ifadeleriyle de belirttiği gibi,

Kur’an-ı Kerim, 99 soruda anlatılıyor BAHAR KARAMAN APAK İSTANBUL

1doğru bir şekilde faydalanabilmek için Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’den

önce onu tanımak gerek. ‘99 Soruda Kur’an-ı Kerim’ kitabı, sorulara verilen kısa cevaplarla onu en iyi şekilde anlamaya yardımcı oluyor. Çalışmada ayet, sûre gibi teknik tanımların yanı sıra Kur’an-ı Kerim’in evrenselliğine ve toplumsal olaylara bakışına da değiniliyor. Kur’ân-ı Kerim’i maharetle okuyan bir insan, Kiramen Kâtibîn melekleri seviyesinde olur. Onu o seviyede beceremeyen, fakat hâlis bir niyet ile okumaya çalışan, okurken de kem küm edip dili dolaşan ve Kur’ân’ı okumak ona zor geldiği halde okuyan insana da iki sevap vardır.” diye buyuruyor Peygamber Efendimiz (sas). Okunmasında bu kadar büyük bir hikmet bulunan Kur’an-ı Kerim, insanların kulluk, ahlâk, hukuk, zikir, dua ve adeta bir hayat kitabıdır. İnsanların maddi-manevi bütün ihtiyaçlarını karşılayan bu yüce kitaptan uzak kalmak bireyin hayatında büyük boşluklara, huzursuzluklara ve çıkmazlara sebep olabilir. Bu sebeple onu mümkün olduğunca hayatımızın odak noktasına yerleştirerek dünyaya geliş gayemizi idrak edebiliriz. İnsanlığa rehber olarak gönderilen Kur’an-ı Kerim’den hakkıyla faydalanmanın yolu önce onu tanımaktan geçer. Prof. Dr. Muhittin Akgül, Işık Yayınları’ndan çıkan kitabı “99 Soruda Kur’an-ı Kerim”de yüce kitapla ilgili merak edilen sorulara cevap arayarak onu özellikle gençlere daha ya-

3:Dini kaynaklarda “Allah tektir, teki sever.” hadisinden yola çıkarak 3 sayısı, ilk tek çoğul sayı olması nedeniyle önemli sayılıyor. 7:Kur’an’da 15 kere geçen 7 sayısı, hadislerde ve ibadetlerde de özel olarak vurgulanan sayıların başında. Tavafta Kâbe’nin etrafı 7 kere dönüldüğü gibi Safa ve Merve arasında da 7 kere gidip gelmek gerekiyor. Mina’da şeytana 7 taş atıldığı gibi cehennemin 7 derekesi olması, semanın da 7 kat kabul edilmesi bu sayıyı özel kılıyor. Ayrıca Kur’an’da da bahsedilen menkıbelerde Tufan’a yapılan hazırlığın 7 gün sürdüğü, gemiden uçurulan güvercinin 7 gün boyunca uçtuğu, Firavun’un rüyasında 7 semiz ineğin 7 cılız ineği yediğini görmesi ve Hz. Yusuf’un bu rüyayı 7 bolluk yılı 7 kıtlık yılı olarak yorumlaması da bu sayıyı özel kılıyor. 33 ve 99:Namaz tesbihatlarında 33 sayısı önemli. Müminler namazlarının sonunda tesbihat yaparken “Sübhanallah”, “Elhamdülillah” ve “Allahü Ekber” gibi mübarek kelimelerle Yüce Allah’ı tesbih, senâ ve tâzim ederken bu sayıya riayet ederler. Bu tesbihlerin toplamı ise Esma-i Hüsna’nın da adedi olan 99’a ulaşıyor. 40:Genelde edilecek dualarda asgari sayı olarak kabul ediliyor. Ayrıca Müslim’den rivayet edilen “Fal baktıran falcıya inanmasa da 40 gün namazı kabul olmaz.” ve Ebu Nuaym’dan aktarılan “Helali ve haramı açıklayan 40 hadisi ümmetime bildiren, âlim olarak haşrolunur.” ayetlerinde de aynı şekilde çokluk bildiren asgari sayı olarak geçiyor. 1000: İhlâs Suresi’ni 1000 defa okumanın faziletiyle ilgili de “Kim ki bin kere İhlas Sûresi’ni okursa, kendi nefsini Allah’tan satın almış olur.” hadisi bulunuyor.

Kerim’in yaklaşımını en güzel şekilde özetliyor: “Onların Rabbi de dualarına şöyle icabet buyurdu: ‘Sizden gerek erkek, gerek kadın hayır işleyen hiçbir kimsenin çalışmasını zayi etmem. Çünkü siz birbirinizdensiniz, birbirinizden farkınız yoktur. Benim rızam için hicret edenlerin, vatanlarından sürülenlerin, Benim yolumda işkenceye, zarara uğrayanların, Benim yolumda savaşanların ve öldürülenlerin elbette kusurlarını örtecek ve elbette onları Allah tarafından mükafat olarak içinden ırmaklar akan Cennetlere yerleştireceğim. En güzel ödüller Allah’ın yanındadır.”

Tevbe Sûresi neden besmelesiz? kından tanıtmayı amaçlıyor: “Tanımayan insan, her zaman tanımadığına karşı yabancıdır. Sevdiğimizi, ancak tanıdığımız ölçüde severiz. Şayet günümüz insanı Kur’an’a karşı mesafeliyse bu, onun Kur’an’a olan yabancılığı sebebiyledir. İşte böyle temel bir ihtiyaçtan hareketle bu kitabı hazırlamaya karar verdik.”

Kur’an mealiyle hatim olmaz Adıyla müsemma kitapta Kur’an-ı Kerim’e 99 soruyla yaklaşılıyor. On iki bölüme ayrılan kitap vahiyden sûre ve ayetlere, Kur’an-ı Kerim’in temel konularına, evrenselliğine ve okuma adabına kadar birçok konuya temas ediyor. Kutsal kitapla ilgili en çok merak edilen sorulardan biri onu mealiyle okumanın hatim sayılıp sayılamayacağı. Prof. Dr. Muhittin Akgül, bu soruya şöyle bir cevap

getiriyor: “Bir şeyin Kur’an olabilmesi için, onun Yüce Allah’ın Kur’an olarak isimlendirdiği özellikleri taşıması şarttır. Kur’an’da Allah Teala özellikle Kur’an’ın bir niteliği ve ayrılmaz bir yönü olarak Arapça olmasına vurgu yapar. Yusuf Sûresi’ndeki ‘Düşünüp manasını anlamanız için Biz, onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.’ ayeti bu durumu açıkça göstermektedir. Aynı zamanda bu ayet, onun meal veya tercümelerinin, Kur’an olmasına imkân ve ihtimal bulunmadığına kesin bir delildir.” Kitapta işaret edilen soruların büyük bir çoğunluğuna ayetlerle cevap veriliyor. Kutsal kitapta kadın erkek eşitliğine yaklaşımın nasıl olduğu sorusu birçok ayetle açıklanırken aralarından Âl-i İmran Sûresi’nin 195. ayeti günümüz dünyasının en çok üzerinde durduğu bu konudaki İslamiyet’in ve Kur’an-ı

Kur’an-ı Kerim’in dokuzuncu suresi olan Tevbe Sûresi, 129 ayetten oluşur ve ismini ihtiva ettiği konuların birinden alır. Bu sûrede Müslümanlar arasında bulunup müşriklerden bile daha tehlikeli olarak nitelendirilen münafıklardan ve onların İslam birliğini parçalamak için Mescid-i Dırar’ı kurmalarından bahsedilir. Kur’an-ı Kerim’in tüm sûreleri besmele ile başlarken Tevbe Sûresi’nde durum farklı. Kutsal kitabın besmelesiz tek sûre olması sorusuna da değiniliyor kitapta. Bunun hikmetiyle ilgili değişik açıklamalar olduğundan bahseden Prof. Dr. Muhittin Akgül, meseleyi şöyle açıklıyor: “Besmele bir eman ve rahmet anlamı taşımaktadır. Bu sûrede ise münafıklara bir ültimatom ve ihtar vardır. Dolayısıyla Cenab-ı Hakk’ın rahmetini ve merhametini içinde bulunduran besmelenin bu sûrenin başına konmamış olması en uygun olanıdır.”


1 - 7 OCAK 2014

Böyle hediyeler de var AHU TEMİZSOY İSTANBUL

1yelerdense, sevdiklerinize özel günÂdet yerini bulsun diye alınan hedi-

lerinde zaman ayırmaya ne dersiniz? Avrupa’da yeni trend zaman hediye etmek. Bir sevgi ifadesi, insan ilişkilerindeki gönül köprüsüdür hediyeleşmek.Verilecek hediyenin maddi değerinin yüksekliğinden çok, gönülden olması ve sembolik bir anlam taşıması gerektiğini günümüzde unutur olduk. ‘Çam sakızı, çoban armağanı’, ‘Az veren candan, çok veren maldan’ deyimleri pek çok kişinin hafızasından silinmeye başladı. Hediyenin mutlaka pahalı olması gerekmediği gibi para veya eşya olması da gerekmez. Sevgililer Günü, yılbaşı hediyesi gibi kapitalist düzenin icat ettiği ‘özel’ zamanlarda, bazen sırf âdet yerini bulsun diye aldığımız hediyeler, çoğu zaman ya evin ücra bir köşesinde kaybolur ya da bir şekilde elden çıkarılır. Almanya’nın önde gelen reklam ajanslarından Scholz & Volkmer, hem bu israfı bertaraf etmek hem de çevre dostu bir davranış sergileyebilmek adına farklı bir projeyi hayata geçirdi. ‘Zeitstatt-Zeug’ (Eşya Yerine Zaman) adlı projede insanlar, sevdikleri için bütün işlerini bir kenara bırakıyor, zamanının bir bölümünü onlarla geçiriyor. Scholz & Volkmer ajansı, küresel ısınma ve doğal kaynakların tükenmesini toplumun tutumuna bağlıyor ve birkaç anket ve araştırma sonucundan yola çıkarak insanları düşünmeye; bir kez olsun farklı bir hediyeleşme şekline davet ediyor. İnternet sayfalarında (http://www.zeit-statt-zeug. de/) kartpostal olarak sunulan hediyelerden birini seçerek ya da kendi fikrinizi bir kartpostal şekline getirmek suretiyle mail olarak dilediğiniz kişiye gönderebiliyorsunuz. Böylece hem doğal kaynaklar israf edilmiyor hem de değerlerimizden bazılarını hatırlamış oluyorsunuz.

Hediye alternatifleri Kıyafet yerine örgü örmeyi öğretmek: Dolaplarımızda kullanmadığımız onlarca giysi var. 3. dünya ülkelerinin birçoğunda çok cüzi fiyatlarla üretilen bu mallar, sadece doğanın kaynaklarını tüketmekle kalmıyor; aynı zamanda kötü şartlar altında çalışmak zorunda bırakılan insanları da sömürüyor. WHO’nun (Dünya Sağlık Örgütü) bilgilerine göre, pamuk tarlalarında kullanılan pestisit ilaçlarından ötürü her yıl 28 bin kişi hayatını kaybediyor. Hazır kıyafet yerine, zaman hediye edip sevdiklerinizle örgü örebilirsiniz. Yemek kitabı yerine beraber yemek

hazırlamak: Son zamanlarda artan yerli ve yabancı yemek programlarının etkisiyle yemek kitabı hediye etmek de moda oldu. Ancak kitaptan yemek tarifi aramak yerine ya bildiğimiz tariflere uyuyoruz ya da internetten evdeki malzemeleri kullanabileceğimiz pratik tarifleri buluyoruz. Beraber yemek hazırlamak, okunmayan yemek kitaplarının

alternatifi olabilir. Oyuncak yerine kukla tiyatrosu/ hayvanat bahçesini ziyaret etmek, konsol yerine futbol maçı: Çocuklarda teknoloji bağımlılığı yaşı giderek düşüyor. Çocuğunuza yapacağınız en büyük iyilik onu teknolojinin olumsuzluklarından koruyup daha fazla doğa ile iç içe zaman geçireceği fırsatlar

sunmanızdır. Düşünen ve sağlıklı bir nesil yetiştirmek için onları bilgisayar oyunlarıyla hipnoz etmek yerine, onlarla beraber zihin ve hayal dünyalarını geliştiren aktivitelerde zaman geçirmeyi teklif etmeliyiz. Özellikle de yoğun çalışan biriyseniz birlikte geçireceğiniz zamanlar, çocuklarınızı pahalı hediyelerden daha çok mutlu edecektir.

KOPENHAG

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

GÖTEBORG

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

OSLO

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

01.01.2014 02.01.2014 03.01.2014 04.01.2014 05.01.2014 06.01.2014 07.01.2014

06:14 06:14 06:14 06:14 06:14 06:13 06:13

13:39 13:40 13:41 13:42 13:43 13:44 13:45

01.01.2014 02.01.2014 03.01.2014 04.01.2014 05.01.2014 06.01.2014 07.01.2014

06:20 08:50 12:23 06:20 08:50 12:23 06:20 08:49 12:24 06:20 08:49 12:24 06:19 08:48 12:25 06:19 08:47 12:25 06:19 08:47 12:26

13:30 13:31 13:32 13:33 13:34 13:35 13:37

01.01.2014 02.01.2014 03.01.2014 04.01.2014 05.01.2014 06.01.2014 07.01.2014

06:30 09:13 12:28 06:29 09:13 12:28 06:29 09:12 12:29 06:29 09:11 12:29 06:29 09:10 12:30 06:28 09:09 12:30 06:28 09:08 12:30

13:21 13:22 13:23 13:24 13:26 13:27 13:28

ODENSE

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

STOCKHOLM

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

HELSİNKİ

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

01.01.2014 02.01.2014 03.01.2014 04.01.2014 05.01.2014 06.01.2014 07.01.2014

06:22 06:22 06:22 06:22 06:22 06:21 06:21

13:49 13:50 13:51 13:52 13:53 13:55 13:56

01.01.2014 02.01.2014 03.01.2014 04.01.2014 05.01.2014 06.01.2014 07.01.2014

05:59 05:59 05:59 05:59 05:58 05:58 05:58

12:56 12:57 12:58 12:59 13:00 13:02 13:03

01.01.2014 02.01.2014 03.01.2014 04.01.2014 05.01.2014 06.01.2014 07.01.2014

06:33 06:33 06:33 06:33 06:32 06:32 06:31

13:22 13:24 13:25 13:26 13:27 13:29 13:30

AARHUS

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

DRAMMEN

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

TAMPERE

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

31.12.2013 01.01.2014 02.01.2014 03.01.2014 04.01.2014 05.01.2014 06.01.2014

06:25 08:47 12:30 06:25 08:46 12:30 06:24 08:46 12:31 06:24 08:46 12:31 06:24 08:45 12:32 06:24 08:45 12:32 06:24 08:44 12:32

13:45 13:46 13:47 13:48 13:49 13:50 13:51

01.01.2014 02.01.2014 03.01.2014 04.01.2014 05.01.2014 06.01.2014 07.01.2014

06:32 09:14 12:30 06:31 09:13 12:30 06:31 09:13 12:31 06:31 09:12 12:31 06:30 09:11 12:32 06:30 09:10 12:32 06:30 09:09 12:33

13:24 13:25 13:26 13:28 13:29 13:30 13:32

01.01.2014 02.01.2014 03.01.2014 04.01.2014 05.01.2014 06.01.2014 07.01.2014

06:41 09:37 12:36 06:41 09:36 12:36 06:41 09:35 12:37 06:40 09:35 12:37 06:40 09:34 12:38 06:39 09:32 12:38 06:39 09:31 12:38

13:18 13:19 13:20 13:22 13:23 13:24 13:26

08:34 12:21 08:33 12:21 08:33 12:21 08:33 12:22 08:32 12:22 08:31 12:23 08:31 12:23

08:41 12:29 08:40 12:30 08:40 12:30 08:40 12:31 08:39 12:31 08:38 12:32 08:38 12:32

15:55 15:56 15:58 15:59 16:00 16:02 16:03

16:06 16:07 16:08 16:10 16:11 16:12 16:14

16:00 16:02 16:03 16:04 16:06 16:07 16:09

17:15 17:16 17:18 17:19 17:20 17:22 17:23

17:26 17:27 17:28 17:30 17:31 17:32 17:34

17:20 17:22 17:23 17:24 17:26 17:27 17:29

08:39 11:59 08:38 11:59 08:38 12:00 08:37 12:00 08:36 12:00 08:35 12:01 08:35 12:01

15:43 15:45 15:46 15:48 15:49 15:51 15:52

15:06 15:08 15:09 15:11 15:12 15:14 15:16

15:34 15:35 15:37 15:39 15:40 15:42 15:44

17:03 17:05 17:06 17:08 17:09 17:11 17:12

16:26 16:28 16:29 16:31 16:32 16:34 16:36

16:54 16:55 16:57 16:59 17:00 17:02 17:04

09:19 12:31 09:18 12:31 09:18 12:32 09:17 12:32 09:16 12:33 09:15 12:33 09:14 12:34

15:30 15:32 15:33 15:35 15:37 15:38 15:40

15:31 15:33 15:34 15:36 15:38 15:39 15:41

15:22 15:24 15:26 15:28 15:29 15:31 15:33

16:50 16:52 16:53 16:55 16:57 16:58 17:00

16:51 16:53 16:54 16:56 16:58 16:59 17:01

16:42 16:44 16:46 16:48 16:49 16:51 16:53


1 - 7 OCAK 2014

Çocukların ateşi nasıl düşürülür? MERVE TUNÇEL İSTANBUL

1çocuklarda sıkça görülüyor. Peki, bu Yüksek ateş özellikle kış aylarında

durum ciddi bir hastalık habercisi mi? En ufak bir ateşte doktora koşmak ne kadar doğru? Kocakarı yöntemleri gerçekten işe yarıyor mu? Çocuğunuz tir tir titriyor, kat kat giyinmesine rağmen üşüdüğünü söylüyor, bir de buna kusma ekleniyor... Özellikle kış aylarında enfeksiyon hastalıklarıyla artışa geçen yüksek ateş, çoğu zaman anne-babaları korkutuyor. Peki her yarım derecelik ateşte doktora koşmak ya da çocuğu ateş düşürücülere boğmak ne kadar doğru? Ya büyüklerimizden gördüğümüz ‘kocakarı yöntemleri’ gerçekten faydalı mı?

Bağışıklık sisteminin bir cevabı Yetişkinlerde ve çocuklarda normal vücut ısısı 36,5-37,5 santigrat derece. “Vücut ısısının en az 38 santigrata yükselmesi genellikle yüksek ateş olarak kabul edilmekte.” Memorial Şişli Hastanesi Yeni Doğan Yoğun Bakım Sorumlusu Uzm. Dr. Ercan Tutak’a göre ateşinin kaç derece olduğu çocuğun hastalığının ciddiyeti hakkında fikir vermiyor. Çocuğun davranışları genellikle daha iyi ipuçları veriyor. Hafif bir enfeksiyona yakalanmış çocuğun çok yüksek ateşi olabileceği gibi ciddi bir enfeksiyonu olan çocuğun hiç ateşi olmayabiliyor. Ateş aslında, vücudun bağışıklık sisteminin bir tür cevabı. Amaç, vücuda girmiş olan mikroorganizmaların çoğalmasını sınırlamak. Ateş 39-40 derecenin üzerine çıktığında vücut aşırı enerji harcamaya başlıyor, kalp ve solunum sistemi daha hızlı çalışıyor. Vücut, kol ve bacaklardaki damarları büzüp bu bölgelere daha az kan gönderirken; beyin, kalp, karaciğer gibi organlara daha fazla kan gönderiyor. Bu da el-kol ve bacakları soğuturken, vücudun genelinde yüksek sıcaklık görülmesine sebep oluyor. Kısa süreli ateş, üst solunum yolu ve idrar yolu enfeksiyonu ve orta kulak iltihabının habercisi olabiliyor kimi zaman, Ercan Tutak’a göre. Zatürre, menenjit, eklem ve kas iltihaplarıysa uzun süreli ateşin daha ağır nedenlerinden. Bir türlü nedeni bulunamayan ve haftalar süren yüksek ateşse tüberküloz, malta humması ve tifo gibi hastalıklar, eklem iltihapları, kalbin iç kısmındaki zarın iltihapları ve birtakım kanser tiplerine dair ihtimalleri akla getirebiliyor.

Ateşle birlikte çocuklarda en sık görülen belirtiler, aşırı derecede huysuz ve mızmız ve sinirli olması, sürekli uyku hali, uyuşukluk ya da tepki vermeme, sürekli öksürük ve hırıltı ve vücutta döküntüler. Bu belirtiler varsa ve çocuğun ateşi bir türlü düşmüyorsa mutlaka bir uzmana başvurun.

Bunlara dikkat! *Ateşli çocuğun üzerini örtmek tamamıyla yanlış bir uygulama. Çocuğun havale geçirmesine dahi sebep olabilir. Üzerini örtmek yerine odanın ısısını düşürmek daha doğru. *Her ateşlendiğinde paniğe kapılmak, yanlış yöntemler uygulamanıza neden olabilir. Bu yüzden sakin olmakta fayda var.

*38-38,5 derece ateş normal kabul ediliyor. Ancak çocuğunuzun ateşi 39 dereceyi buluyorsa ve buna öksürük, kusma ve ishal de ekleniyorsa, hemen doktora başvurun. *Sirkeli ya da içine aspirin ezilmiş soğuk suya batırılmış bezlerle alına, koltuk altlarına baskı uygulamak yanlış bir yöntem. Bu, çocuğun ateşinin düşmesini daha da zorlaştırıyor. *Çocuğun vücuduna alkol veya sirke sürmek de yanlış uygulamalardan. O an için düşürse de alkol damarları önce genişletip sonra daraltacağı için ateşin daha da yükselmesine yol açabilir. *Ateşli hastalık sırasında aspirini ateş düşürücü olarak da vermeyin. *Ateş 39 dereceyi zorluyorsa, uygun fitiller kullanılabilir.

Dişlerinizi gıcırdatıyorsanız… 1naklanan diş gıcırdatma zamanla diş Özellikle psikolojik nedenlerden kay-

ve diş eti hassasiyetlerine kapı aralıyor. İlerleyen vakalarda çene eklemleri de aşınarak zarar görüyor. Kiminde tik halinde görülse de diş gıcırdatma özellikle geceleri sıkça karşılaşılan önemli bir problem. Özellikle psikolojik faktörlerin etkisiyle gerçekleştirilen bu eylem ağız içinde birçok diş ve diş eti hastalığına sebep olabiliyor. Diş gıcırdatmanın nedenleri ve tedavisini DentGroup Estetik Diş Hekimi Bijen Muhit anlattı. Günlük hayatın akışında karşılaştığımız sıkıntı, üzüntü ve bunun nihayetinde girdiğimiz stres bilinçaltımıza yerleşiyor ve geceleri uykumuzda diş sıkma ve gıcırdatma olarak açığa çıkıyor, Bijen Muhit’e göre. Uyuduğumuzda beynimizin rahatlama mekanizmaları çalışmaya başlar. Rüyalar, diş sıkma-gıcırdatma, yumruk sıkma bu mekanizmaların başlıcalarını oluşturuyor. İleri safhalarda gündüzleri de diş ve yumruk sıkma vakalarına rastlanıyor. Psikolojik sebeplerin yanı sıra ağızdaki dolgu

veya kaplamaların karşı dişlerle uyumsuzluğu da bu sorunun fiziksel kaynaklarından. Vakaların yüzde doksanında bilinçsiz ve istemsizce gelişiyor diş sıkma olayı. Çok az kişi problemin farkına varabiliyor. Dişler devamlı birbirlerine sürtündüğünden zamanla aşınmaya başlıyor. Ayrıca dişeti çekilmeleri yaşanıyor ve kök yüzeyleri açılarak hassasiyet oluşuyor. Hastalarda en sık karşılaşılan diğer bir şikayet ise çenede ağrı ve yorgunluk. Gece boyunca çalışan kaslar dinlenemediğinden rahatsızlık vermeye başlıyor. İlerlemiş vakalarda çiğneme sırasında tıkırdama sesi gibi çene eklemi rahatsızlıkları da görülüyor. Ayrıca düşmüş veya kırılmış dolgular, keza porseleni kırılmış kron köprüler ve hatta diş kırıkları da dişlerini gıcırdatmadan duramayan hastaların kâbusu oluyor. Özellikle psikolojik kaynaklı vakalarda bir uzmana görünmek şart. Diş gıcırdatmanın yol açtığı ağız içi problemlerini önlemek içinse diş hekimleri tek çeneye yapılan gece plağı denen kişiye özel olarak ince akrilik veya silikon dişlikler tasarlıyor.

*Çocuğun vücuduna buz sürülmemeli. Bu durum, çocuğu üşütüp titretir. Titreme de ateşi yükseltir. *Çocuğun kasık bölgesi, koltuk altı ve alnı, ılık bezle silinebilir. *Müdahale ederken çocuğu ağlatmayın. Bu durum, ateşini daha fazla yükseltebilir. *Ani ateş yükselmelerinde çocuğa başını ıslatmayacak şekilde ılık bir duş aldırmanız yerinde olacaktır. *Bol bol su içirin. *Belli oranlardaki ateşte vücudun savunma mekanizmasına izin verilmeli. Her yarım derecelik yükselmede ateş düşürücü vermeyin. Bu durum çocuklarda; böbrek hasarı, mide bağırsak kanamaları, vücutta yaygın döküntülerine neden olabilir.

Bunlar alt ve üst dişler arasında bariyer görevi görerek teması kesip kuvveti emiyor. Böylece hem diş ve dişetleri hem de çene eklemi korunmuş oluyor.

Yapmadan duramıyorsanız… *Kola, kahve, çikolata gibi kafeinli yiyecek ve içecekleri mümkün olduğunca az tüketin. *Gıda dışında kalem gibi cisimleri ağzınızda tutmayın. *Dişinizi gıcırdatmama konusunda kendinize telkinde bulunun. *Sabahları ılık bir bezi yanaklarınıza tutun ve çene kaslarınızı rahatlatın. *Aşırı esneme hareketlerinden kaçının. *Alkolden uzak durun. *Sakız çiğnemeyin. *Dişlerinizi gıcırdattığınızı fark ederseniz, dilinizin ucunu dişlerinizin arasına uzatın ve çene kaslarınızı gevşetmeye çalışın. *Ön dişler ile koparma hareketi yapmamaya özen gösterin.


1 - 7 OCAK 2014

Ruhun da ‘check-up’ı var…

ARZU KILIÇ İSTANBUL

1mizde hâlâ ihtiyaç olarak görülmese Ruh sağlığına yatırım yapmak ülke-

de durum aslında bunun tam tersi. Hangi psikolojik rahatsızlığa eğilimi olduğunu ya da risk grubunda olup olmadığını öğrenmek isteyenler içinse artık psikolojik check-up var… Fiziksel sağlığımız konusunda evhamlı bir millet olduğumuzdan başımız ağrısa doktor yolunu tutuyoruz. Ne var ki fiziksel rahatsızlıkların psikolojik kökenli bir hal aldığı çağımızda, ruh sağlığını koruma konusunda da aynı titizliği gösterdiğimiz söylenemez. İşte bu ihtiyaçtan doğan psikolojik check-up uygulaması, kendinize birkaç saatlik bir süre ayırarak ruh sağlığınızın yerinde olup olmadığını ya da ne gibi rahatsızlıklara eğilimli olduğunuzu öğrenmenizi sağlıyor. Uygulama, ciddi psikolojik rahatsızlıkların tespitinin yanı sıra iletişim, öfke, kaygı ve uyku bozukluklarının, unutkanlık ve

mutsuzluk gibi problemlerin günlük hayatı ne şekilde etkilediği ve hastalık düzeyinde olup olmadığının tespitinde de kolaylık sağlıyor. Ayrıca kronik yorgunluk, sinirlilik, konsantrasyon bozukluğu, cinsel işlev bozuklukları, halsizlik, depresif ruh hali, gerginlik ve strese bağlı fiziksel bozuklukların görünenin ötesinde bir rahatsızlığın habercisi olup olmadığına dair de ipuçları veriyor. Yaklaşık iki aydır psikolojik check-up uygulaması yapan Nişantaşı Doktorlar Merkezi’nin uzmanlarından Psikolog Nergis Özdinç Azanpa, uygulamanın birtakım ruhsal tarama envanterlerinin birleşiminden oluştuğunu söylüyor. Toplam 90 sorunun yer aldığı check-up’ta kişilerin kaygı ve takıntı düzeyi, sosyal ilişkileri algılayış biçimi, stres düzeyi gibi ölçümler yapılıyor. Çıkan sonucu gözlem yoluyla doğrulamak için psikologlarla da özel görüşmeler oluyor. Orta düzey riskteki kişilere psikoterapi yöntemi tavsiye edilirken, ileri boyuttaki rahatsızlıklarda kişiler zayıf ya da riskli yanları için psiki-

yatrist ya da nöroloğa yönlendirilebiliyor. Ayrıca psikolojik sorunlar nedeniyle uzun süredir ilaç kullanan kimselerde düzelme olup olmadığını tespitte de etkili bir yöntem olarak görülüyor.

Hastanede ve şirketlerde de uygulanacak Fiziksel sağlık ile ruh sağlığının birbirinden ayrılamayacağını söyleyen Azanpa, psikolojik anlamda sağlıklı bireylerin fiziksel hastalıklara yakalanmasının daha düşük ihtimal olduğunu, psikolojik anlamda güçlü bireylerin stresle baş etme ve problem çözme becerilerinin de daha gelişmiş olduğunu ifade ediyor. Ruh sağlığını ciddiye almanın sanılanın aksine lüks olmadığını ifade eden uzman psikolog, check-up’ın oldukça düşük bir meblağ karşılığında yapıldığını ve sadece psikolojik sorunlar yaşayan bireylerin değil, kişisel anlamda kendini geliştirmek isteyen bireylerin de uygulamaya ilgi gösterdiğini söylüyor.

Testin yeni olduğunu söyleyen Azanpa, uygulamayı yaygınlaştırmak için hastanelerde yapılan fiziksel check-up’ların yanında kurumsal şirketlerde de bu uygulamanın gerçekleştirilmesi yönünde adım atıldığını söylüyor. Fiziksel sağlık, ruhsal sağlıktan ayrılamayacağı için hastaneler bünyesinde uygulamanın yaygınlaştırılması amaçlanıyor. Diğer taraftan özellikle çalışanların ruh sağlığını koruyarak performanslarını yükseltmek isteyen kurumların da check-up uygulamasına ilgi gösterdiğini anlatan Azanpa, ruh sağlığının iş verimliliğiyle olan ilgisine dikkat çekiyor. Çalışanlar arasında yaygın olan düşük performans, personel sirkülasyonu, devamsızlık gibi şikâyetlerin yaygın olduğu Türkiye şartlarında bireylerin moral ve motivasyonunu artırmak, konsantrasyonlarını güçlendirerek iş performanslarını yükseltmek ve çalışan memnuniyetinin müşteri memnuniyetine dönüşmesini sağlamak için de bu uygulama şirketlerden ilgi görüyor.

Hekimoğlu İsmail

Etiket Müslüman’ı olmamak için... Şeytan hayatımıza zevk ve menfaat kapılarından girer. Bu sebepten Müslüman’ın bu iki kapıya çok dikkat etmesi lazım. Şahsi hayatımızda, aile hayatımızda, iş hayatımızda mahkemelerdeki hakimler gibi davranmak, karar vermek durumundayız. Bu kararlar, hükümler sünnet-i seniyyeye aykırı olmamalı ki adalet yerini bulsun. Adalet sarayı, hakimi ne kadar temsil ederse, Kâbe de Peygamberimiz’i o kadar temsil eder ve insan inandığı yöne döner. Tarikatta mürid kendini şeyhinin karşısında gibi kabul eder. Ciddiyetle zikre başlar. Manevî tekâmül başlayınca huzur-u İlahi’deymiş gibi zikrini devam ettirir. İşte bu hal Müslüman’ın genel durumu olmalıdır. Yani o Allah’ı görmese de Allah her an onu görüyor. Allah’ın inayeti niyetle başlar. “Allah için işleyiniz Allah için çalışınız, Allah için görüşünüz, O’nun rızası dairesinde hareket ediniz.” Bu niyetle

Hayatım boyunca şahit oldum ki, etiket Müslümanları kurtulamıyor. Mesela Eyüp Sultan Hazretleri’nin türbesini ziyaret ettiğimde ilmen ve hayalen şöyle düşündüm; Eyüp Sultan Hazretleri bir zamanlar çocuktu.

hareket eden, inayete mazhar olur. Bir insan Allah’ın emirlerine uyarsa ne gibi bir ziyanı olur? Ziyan olmadan kâr eder… Hadiseler bunu ispat etti. Her haram insanı berbat etti. Demek ki en büyük inayet Müslüman olmamızdır. İnsan bazen manevî yönden zayıflar. İşte o zaman Allah’tan inayet ister. Bir zamanlar Allah demek yasaktı. Kur’an-ı Kerim’ler meydanlarda yakılıyordu. Manevî hayat bitmediği gibi artarak devam etti. O

devirde Allah, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’ni gönderdi. Süleyman Efendi inşaatları dolaştı. İnşaatlarda çalışan işçilere, “Evladım, yemeğin yatman bana ait. Gel sana Kur’an öğreteyim.” dedi. Bin kişiden biri kabul etse ona kâfiydi… Şimdi dünyanın dört bir yanında Süleyman Efendi’ye bağlı Kur’an kursları var. Aynı şekilde bugün Risale-i Nur dershaneleri dünyanın her tarafına yayıldı. Biz mi götürdük? Haşa! Allah dinini kıyamete kadar devam ettirecek. Hayatım boyunca şahit oldum ki, etiket Müslümanları kurtulamıyor. Mesela Eyüp Sultan Hazretleri’nin türbesini ziyaret ettiğimde ilmen ve hayalen şöyle düşündüm; Eyüp Sultan Hazretleri bir zamanlar çocuktu. Çocukluğun her hali onda vardı. Bu çocuğu Eyüp Sultan El-Ensari (ra) yapan, İslamiyet’tir. Evet, evvela inayete muhtaç olduğumuzu bilmeliyiz. Sonra o inayete nasıl

layık olacağımızı düşünmeliyiz. Muamma gibi görünen bu cümlelerin cevabı gayet basit; İslamiyet’i öğrenmek, anlamak ve yaşamak… Doktor iki satır reçete yazıyor, dünya kadar para alıyor. Doktor, o küçük zahmetin bedelini değil, yıllarca yaptığı tahsilin bedelini alıyor. Müslüman da yıllarca İslamiyet’i yaşayacak, sonunda cennet gibi bir mükâfat alacak… Hiçbir günahı küçük görmemek lazım. Said Nursi Hazretleri’nden aldığım ilk ders, “Günah-ı kebairi terk, sünnet-i seniyyeye ittiba, namazı erkânıyla kılmak, sonundaki tesbihatı çekmek.” O zaman anladım ki, ibadete giden yol evvela günahı terk etmekten başlıyor. Fethullah Gülen hocamın dediği gibi, “Cennet bir sürprizler diyarıdır. Sizi hangi amelinizin cennete götüreceğini bilemezsiniz.” Ne günahı ne de sevabı küçük göremeyiz…


k u r ­s u @ z a m ­ an.com.tr

BU SAY­FA, M. FET­HUL­LAH GÜ­LEN HO­CA­EFEN­DI’NIN SOH­BET VE YA­ZI­LA­RI ESAS ALI­NA­RAK HAZIRLANMAKTADIR.

Tarihî tekerrürler ve bir uzun temenni İnsanoğlu yaratıldığı günden bu yana, gündüzlerin yanında geceler, ışığın yanında da karanlıklar hiç eksik olmadı. Yerküre üzerinde nur ve zulmetin münavebesi gibi her zaman aydınlıkları kapkara günler takip etti ve ferahfeza devirler gidip buhranlı yıllarla noktalandı. Zaman zaman hemen her bucak ilhad ve nifak zulmetleriyle sarıldı. Yollar bütün bütün ışıksız kaldı. İnsanlık karanlığa yenik düştü. Her tarafı, bir kısım başıboş ve düşüncelerinin önü-arkası olmayan kimseler tuttu. Dünya onların meş’um uğultularıyla inlemeye başladı. Zaman zaman mâşerî vicdan bunların çıkardığı gürültülerle nefesini tuttu ve sessizlik murakabesine daldı. Derken söz, baştan ayağa düştü. Ferman, kapı kullarının eline geçti. Yığınlar demagojinin oyuncağı oldu: İstendiğinde bütün kitleler uyutuldu, istendiğinde ayağa kaldırıldı. Olmayacak kimseler yıldız ilân edildi ve tabiî pek çok istidadın da yıldızı söndürüldü. Şarlatanlık ve diyalektik, mantık ve muhakemenin önünü kesti. Kirli düşünceler nezih fikirlerin yerini aldı. Toplumun şefkat ve merhamet beklediği müesseseler kine, nefrete kilitlenmiş kaba ruhların eline geçti: Bunlar vasıtasıyla insanlar arasına sürekli iftirak tohumları saçıldı ve herkes birbirinin kurdu hâline getirildi. Diyanetin ruhunda, kapanması çok zor yarıklar açıldı. Şerbet kâselerinin yerini zehir kadehleri ve bal-kaymak tabaklarının yerini de levsiyat çanakları aldı.

Sıkıntılı Dönemler Bu kâbuslu ve meş’um dönemlerde efkâr o denli bulandı ki, artık insanlar en temiz ve nezih şeylere dahi irkilmeden el uzatamıyor, hiçbir şeye ve hiçbir kimseye güven duyamıyor; duyamıyor ve herkes birbirini vahşilerle aynı çizgide mütalâa ediyordu. Varsa şayet bir kısım din, diyanet ve vicdan erbabı onlar da horlanıyor, hakir görülüyor ve dillerine kilit vuruluyordu. Karanlığın kulları esirip duruyor; ışığa teşne gönüller ise, gözleri hep harikulâde lütuflar ufkunda inayet eli bekliyor, doğacak güneş rüyalarıyla oturup kalkıyor ve merhametle tüllenecek günlerin hülyalarıyla yaşıyordu. Bazen bu mülâhazalara, bazen de daha başka sâiklere bağlı yer yer dudaklarda bir tebessüm belirdiği de oluyordu. Ama arkadan üst üste esen tasa fırtınaları hemen her şeyi alıp götürüyor ve birkaç dakikalık muvakkat sevinç, yerini aylar ve yıllar sürecek yeni kederlere bırakıyordu. Tarihî tekerrürler devr-i dâimi esprisine bağlı olarak günümüzde de aynı şeylerden söz etmek mümkündür. Bakıyorsun pırıl pırıl güneşli ufukları birdenbire duman bürüyor; derken göz gözü görmez oluyor, her yanı ürperten bir kasvet sarıyor, neş’eyle tüten günler bütünüyle sararıyor, düşünceler kararıyor, iradeler çatırdıyor, ümitler bir bir devriliyor; bazen güneş bir daha doğmayacak, gündüz de gelmeyecek gibi oluyor ve mihrabını bulamamış ruhlar, iç içe yeislerle, üst üste inkisarlarla sarsılıyor...

Ümitvâr Olunuz! Bize gelince, biz bugüne kadar olduğumuz gibi levsiyatla köpürüp duran hercümerclerin çok yakın bir gelecekte musallaya yatırılacağından emin bulunuyor ve kaderin milletimizin yürüdüğü yollara su serpeceği mübarek günlerin çok uzak olmadığını düşünüyoruz. Aslında, bir hayli zamandan beri hemen herkes, her bucakta gönül hikâyeleri mırıldanıyor. Şurada-burada temiz ruhlar, bir zamanlar yitirdikleri cennetlerini bulma yolunda soluk soluğa. Yüzler-binler hemen her zaman bu çerçevedeki mülâhazalarla oturup kalkıyor; oturup kalkıyor yaratılışın gayesini, fıtratın hikmetlerini düşünüyor. Gerçi kalbî ve ruhî hayatımız itibarıyla oldukça tozlu-dumanlı bir dönemden geçiyoruz; zaman zaman poyraz biraz serince esiyor ve her yanda hazan uğultuları duyuluyor. Hatta ümidin, sevincin köpürdüğü yerleri bile zaman zaman bir tasa ve yeis kaplıyor.. ne var ki artık hepimiz, gamın da, tasanın da tutunamayacağını çok iyi biliyoruz.


HAFTANIN DUASI

SÖZÜN ÖZÜ

Her Müslüman’ın, hangi din ve ırktan olursa olsun ferdin şahsî haklarına saygılı davranması ve bir başkasının hakkını üzerine geçirmemeye dikkat etmesi gerekir. Zira herkesin hesap endişesiyle titrediği kıyamet gününde hiçbir suale tâbi tutulmadan cennete girecek olan şehidin bile hesap vereceği tek husus ‘kul hakkı’dır.

Ya Rab! Bizi de o enginlerden engin rahmetinden hissedâr kıl.. imanımızı kemâle ulaştırmak sûretiyle kalplerimizi itmi’nanla doldur.. lütfunla yakînimizi de etemmiyet vasfıyla zenginleştir!

Şimdilerde az dahi olsa, eller gönül ipine uzanmış gibi ve her yanda ruhun solukları duyuluyor. Akıl kalble omuz omuza. Düşünce, o baş döndüren enginlikleriyle ilhamla sarmaş-dolaş. Mantık vahyin önünde bir çömez gibi iki büklüm. İlim dine dellâllık yapıyor. Bilgi mârifetin dümen suyunda. Lâboratuvar mâbede çırak yetiştiriyor. İradeler, imanın sunduğu âb-ı hayatla dipdiri ve çelik gibi. Gözler, basiretin dolaştığı aynı ufuklarda dolaşıyor ve her yanda fiziğe rağmen metafizik baharlar tülleniyor. Öyle anlaşılıyor ki artık, kar-buz ne kadar şiddetli de olsa ruhlarda tutuşturulmuş bulunan sonsuzun harareti karşısında çok fazla tutunamayacak ve fırtınalar ne kadar sertçe de esse, beşerî fıtratların tabiî temayüller fanusu içinde parıldayan meşaleleri -Hak müsaade etmezse- asla söndüremeyecektir. Gerçi, pek çoğumuz itibarıyla hâlâ bazen kan kırmızı bir renge bürünerek değişik endişelerle tir tir titrediğimiz, bazen de şiddetli rüzgârlar karşısında telâşa kapıldığımız da oluyor. Ama, buna mukabil, filizinden dışarı fırlayan güller gibi her tarafa sımsıcak gülücükler saldığımız ve daldan dala sıçrayan bülbüller gibi bahar türküleriyle coştuğumuz da bir gerçek.. Evet, bugün olup-biten hâdiseleri, kalb ve ruh rasathanelerinden temaşa edebilenler, âdeta bir nevruz sevinci yaşıyormuşçasına gönüllerinde sürekli bir toy-düğün neşvesi ve yüzlerinde de nevbahar çisentisi, ufuklarında farklı bir edayla pırıl pırıl güneş ve ayaklarının dibinde her tonuyla yemyeşil bir zemin. Himmet ve gayret çağlayanları, ilâhi lütuflar mecrasında ve ummana doğru gürül gürül çağıldamakta, hem de hiçbir engebeye takılmadan; karşılarına çıkan maniaların bazılarının üstünden aşarak, bazılarının da kenarından-köşesinden dolaşarak arkala-

rında bıraktıkları en güzel hendesî çizgilerle kaderî programların kendilerine yüklediği misyonu bütün teferruatıyla temsile çalışmaktalar. Onlar yürüyor, yollar onlara selâm duruyor. Yürüdükleri her yerde aşılmaz gibi görülen engeller onların karşısında secdeye kapanıp dümdüz kesiliyor; kesiliyor ve âdeta bu kutluların ayaklarına yüz sürüyor.

İradenin Hakkını Ver! Hakk’ın inayetlerine güvenebildiğin kadar güven; ama iradenin hakkını yerine getirmede de asla kusur etme; etme ve tâli’ rüzgârlarıyla bir yere geleceğini bekleme; bugün rüzgârlarla havalanıp yüksek bir noktaya yerleşenlerin yarın daha şiddetli bir fırtına ile içinden çıkamayacakları çukurlara sürüklenebileceklerini düşün ve realitelere uygun yaşamaya bak!.. Diyaneti Allah’a yakınlığın yolu bil ve bütün samimiyetinle dinin eteklerine sarıl. Başını imanın o eminlerden emin sığınağına sok, Yaradan’a teslim olmaya çalış! O’na tevekkülde asla kusur etme ve O’nunla muameleni derin bir edep dairesi içinde sürdürerek, gösterişsiz ve gürültüsüz bir mü’min olmaya bak! Dolu gönüller, dopdolu cevher kutuları gibi dışarıya ses sızdırmazlar. Doymamış ruhlardır ki, içinde bir-iki yalancı inci bulunan kumbaralar gibi sürekli kulak zarı çatlatırlar. Sen, her an bilmem kaç defa kalbine nazar edildiğini düşün, gönlünü her zaman pak tut ve sadece o ebedî mihrabına yönel! Bugüne kadar o kıbleye yönelenlerden kaybeden, başka kapılardan vefa arayanlardan da kazanan hiç olmamıştır. Aksine o kapıya yönelenler hep diri kalmış ve ebediyete mazhar olmuş ve onun eşiğine baş koyduklarından dolayı da başkalarına kul olma zilletinden kurtulmuşlardır.

Gönül gözüyle yarınlar Farklı dönüyor çark, zamanda bir fısıltı var, Dağ-bayır, ova-oba her yanda gizli şölen.. Mevsim değişiyor artık ufukta nevbahar, Tıpkı ilk Işık Çağı, az ilerde görülen. Yeryüzü bitevî yağmur duasına durmuş, Yasla kıvranan o kupkuru çölde inşirah; Âdeta dünyaya ötelerin rengi vurmuş, Bin büyüyle ağarıyor ağarınca sabah… Tıpkı eşref saate bağlanmış gibi zaman, Her yanda ışık meş’alesi o Sonsuz Nûr’dan Tülleniyor bir bir O’nun inayeti, ayan.. Çarpıyor rûhlarımıza o sırlı fağfurdan. Bir bayram sevinci içinde bütün gariban, Yol hazırlığıyla meşgul o meş’um ızdırap; Tekmil değişiyor bir baştan bir başa cihan, Nûr Çağı’ndan renklerle doğuyor doğan mehtap M. Fethullah Gülen

Evet, bugün olup-biten hâdiseleri, kalb ve ruh rasathanelerinden temaşa edebilenler, âdeta bir nevruz sevinci yaşıyormuşçasına gönüllerinde sürekli bir toy-düğün neşvesi ve yüzlerinde de nevbahar çisentisi, ufuklarında farklı bir edayla pırıl pırıl güneş ve ayaklarının dibinde her tonuyla yemyeşil bir zemin.

Abdullah Aymaz

Siz Müslümansınız, herkesin hakkını verirsiniz Hasan Akbaş Bey anlatıyor: Time To Help (Yardım Zamanı) Derneği’nin aracılığıyla gönüllü olarak bayramımızı Somali’nin başkenti Mogadişu’da geçirdik. Almanya’dan bağışta bulunan yardımseverlerin vermiş olduğu kurbanlar yaklaşık 3.000 kişiye ulaştı. Meğerse bayram orada birlikte olmakmış. Gerçekten ihtiyacın asıl ne olduğunu, kurbanın da buna en güzel vesile olduğunu bizzat yaşadık. Somali’de eğitim gönüllülerinin referans olduğu ihtiyaç sahipleri saat 15.00’te et dağıtılacağını bilmelerine rağmen bayram namazı sonrası kapıda beklemeye başladılar. Belki de üstünden geçen bir seneden sonra tekrar et yiyebilme nasip olacaktı ve onun için sabırla beklemekteydiler. Bu beklemenin bir anlamı da KURBAN’ın mânâsında olduğu gibi “yakınlaşma” idi. Belki de hiç telaş göstermeden beklemeleri, eğitim gönüllülerini kendilerinin “yakını” olarak bilmelerinden kaynaklanıyordu. Çünkü yakını, kardeşi onları eli boş geri göndermezdi. İsbatı ise yaşanan olayla bir defa daha kendini gösteriyordu. Yakın zamanda okul öğrencilerinden birisinin velisi, hastalık neticesi vefat eder. Acılı haberi okulda yatılı kalan biricik yavrumuz derste alır, bu sırada yaşlı gözlerle annesi de aşağıda onu götürmek için gelmiş beklemektedir. Oktan fırlamış yay gibi koşarak aşağı iner. Okulun lobisinde annesiyle bekleyen fedakâr eğitim gönüllüsü abimiz karşısında durmaktadır. İkisiyle de göz göze gelir. Hiç durmaksızın koşar ve annesinden önce öğretmenin boynuna sarılarak ağlar. Bu nasıl bir sine ki, muhatabı bir valideyn şefkatini tereddütsüz orada bulacağını biliyor da ilk ona gidiyor. Sinesini dünyaya açmış gönüller onun için de teselli ve dayanak noktası olmuştur. İşte sokakta yanınızda askerlerden koruma ordusu ile gezebildiğiniz bir ülkede görünüşte sadece et olan Kurban, mânâ âleminde hangi “kurbiyetlerin” anahtarı olmuş, onu bizzat yaşadık. Gaye sadece ihtiyaç sahiplerine birkaç kilo et vermek değil, bir kurbiyet köprüsü kurmak. Teşekkürler Time To Help, bize kurbiyet içinde bir kurban yaşamaya sebep olduğun için. Mozambik’te olanları bir arkadaşımız şöyle anlatıyor: Kurban Bayramı’nda muhtaçlara et ulaştırmak için binlerce km yol kat edip giden gönüllüler, kurbanları kesip paketledikten sonra dağıtıma gidiyorlar. İnsanlar bir meydanda toplanmış, kendilerine verilecek 3-5 kg eti saatlerdir bekliyorlar. Aynı şehirde bir Avrupalı yardım kuruluşunun yardım dağıtımı olmuş kısa zaman önce. Ama izdihamda 8 kişi ezilerek ölmüş. Bu durumu arkadaşlarımız öğrenmişler. Dağıtım başlamadan önce gönüllülerden bir tanesi tercüman aracılığı ile beklemekte olanlardan birine bu durumu sorma ihtiyacı hissetmiş. “Herkes sakin sakin bekliyor. Ama geçenlerde burada yardım dağıtımında ezilerek ölen insanlar olmuş…” deyince aldığı cevap karşısında şaşırmış: “Siz Müslümansınız, herkesin hakkını verirsiniz!..” Bir gönüllü grup ile de Somalili mültecilerin barındığı Dadaab Kampı’na gıda yardımı ulaştırmıştık. Ortalama 25 kg ağırlığındaki gıda çuvalında bir aileye bir ay yetebilecek kadar kuru gıda vardı. Kamp yetkililerinden birisinin “Biz yardımı sizden istiyoruz. Siz gerçekten yardım ediyorsunuz ve karşılığında bir şey istemiyorsunuz…” demesi, bizi çok etkiledi. Dünyada binlerce yardım organizasyonu var. Ama sağlık, cehalet ve zaruret problemlerine üretilen çözümler çok yetersiz. Muhtaç insanların “Sadece siz gerçekten yardım ediyorsunuz” demesi kendimiz adına sevindirici olsa da dünya adına çok acı bir gerçek… Muhtaç insanların “Yardım ederiz ama şunu şunu yapmanız lazım” demeleri karşısında “İNSANLIK NEREDE?” sorusu akla geliyor…


15

Yeni Çocuk 1 - Bahar 7 OCAK 2014 Faaliyet

1

KÂĞIT HELVA

Ahmet Şahin

Malzemeler:

3

2

1 4

2 3 4

Maneviyat büyüklerinden mesaj yüklü misaller 1- Hicri 247’de Bağdat’ta dünyaya gelen Şark’ın ilim ve tasavvuf önderlerinden İmam-ı Şibli’nin etrafında çok sayıda insan toplanmış, hatta hayranlarının çokluğu dikkat çeker hale bile gelmişti. Ancak kendisi bu çokluktan fazla etkilenmiyor, bunların ne kadarının gerçek dost olup olmadığını denemeyi bile düşünüyordu. Nitekim bir kır sohbetinde düşündüğü denemeyi de yapmak istedi. Çevresine doluşan dostlarına doğru yanındaki taş topraktan fırlatmaya başladı. Üzerine toz toprak gelenlerden bazıları fazla beklemediler: - “Mürşidimiz kafayı bozmuş, çekilelim etrafından...” diyerek uzaklaşmaya başladılar. İmam-ı Şibli ise uzaklaşan bu dostlarına şöyle seslendi: - Nereye benim yetişmemiş dostlarım, nereye? Dediler ki: - Biz senin dostunuz ama sen de bize taş toprak fırlatıyor, bizi rahatsız ediyorsun!. Şibli tebessüm ederek izah etti durumu: - Şayet siz olgunlaşmış dost olsaydınız hemen dağılmayı düşünmez, dosttan gelen cefaya vefa gerekir diyerek sebat eder, bir çare arardınız. Demek ki sizler hep iyi gün dostusunuz. Henüz cefaya vefa gösterme sadakati başlamamış sizde. 2- Sultan Mahmut Gaznevi, Harkan’da ziyaret ettiği büyük veli Hasan Harkani’ye, Bayezid-i Bistami’yi sormuş. Nasıl bir zattı acaba demiş? Harkani, feyz aldığı şeyhini şöyle anlatmış: -Bayezid öyle bir zattır ki, onu bir defa ziyaret eden hidayete erişir, istikametini düzeltir! Gaznevi, itiraz eder bu tarife. - Ebu Cehil, Resulüllah’ı belki bin defa ziyaret ettiği halde hidayete ermiyor da senin şeyhin Bayezid mi bir defa ziyarette insanların hidayetine sebep oluyor? Senin şeyhin daha mı yüksek yoksa? Harkani, böylesine önemli bir soruya verdiği yine önemli cevabında şu açıklamayı yapar: -Ebu Cehil, Resulüllah’a (sas), bir defa olsun Allah’ın Peygamberi diye bakmadı ki, O’nun peygamberliğinden istifade edip hidayete ersin. Hep Ebu Talib’in yetimi olarak baktı. Baktığı gibi de netice aldı. Harkani: - Unutmayın der, büyüklere takdirle bakarsanız istifade edersiniz, tenkitle bakarsanız feyzinden mahrum kalırsınız! 3- Hicri 198’de Mekke’de vefat etmiş olan tabiinden Süfyan bin Uyeyne, İslam’ı önce kimlere anlatmak gerektiğini anlatırken şöyle bir misal vererek der ki: -Hazret-i İsa ile Hazret-i Yahya peygamberler birlikte giderlerdi irşada. Ancak Hazret-i Yahya hep iyilerle konuşur, onlara vaaz ederdi. Hazret-i İsa ise hep kötüleri arar, onlarla meşgul olurdu. Dediler ki: - Ey Allah’ın Nebisi! Sen hep bozukları seçiyor, onlarla konuşuyorsun. Yahya ise hep iyilerle konuşuyor, hikmeti nedir bunun? Şöyle cevap verdi Hazret-i İsa: -Ben bir doktorum. İşim hastalarladır. Benim hasta olmayanlara harcayacağım vaktim olmadığı gibi, onların da benim vereceğim ilaçlara da ihtiyaçları yok. Vaktimi ve ilaçlarımı yerinde kullanmalıyım. 4- Hicri 104’te Kufe’de vefat eden meşhur muhaddis ve mutasavvıf Şabi, Kûfe Mescidi’nde etkili vaazlar verir, bazen de dinleyenlerin fikirlerini sorardı. Ancak cemaat içinde bir kişi vardı ki hiç konuşmaz, hep dinlerdi. Şabi sordu: -Neden sen hiç konuşmuyor, hep dinliyorsun? Suskun adamın cevabı ibretliydi: -Ben dedi, buraya kendim istifade etmek için geliyorum. Kendimden istifade ettirmek için değil! Bunun için de sadece kulağımı kullanıyorum, dilimi değil. Zira dedi, kulağımdan giren benim istifadem için girer. Dilimden çıkan da başkasının istifadesi için çıkar! Bu cevabı takdir ve tebessümle dinleyen Şabi: -Ey sessiz adam! dedi, bir konuştun pir konuştun. Keşke herkes senin gibi kulağını kullansa da hep amel etmek için dinlese!.. Ne dersiniz, gerçekten de büyüklerin sözleri sözlerin büyükleri mi?

5 6

Şişe kapağından yengeç yapalım

5 7

6

7

Körüklü pipet Kraft kâğıdı Şişe kapağı Mavi ve sarı sim Deniz kabukları Oynayan gözler ve ağzı için renkli düğme Yapıştırıcı

S

evgili arkadaşlarım, sınıf arkadaşlarımızdan Hasret geçen hafta bizlere kocaman bir kek yapıp getirdi. Kakaolu keki yerken neredeyse parmaklarımızı yiyecektik. Ancak daha sonra işin gerçek yüzünü öğretmenimiz anlamış oldu, meğer arkadaşımız Hasret o keki kendisi yapmamış marketten almış. Az kalsın bizleri kandıracaktı. Öğretmenimiz de Hasret’e ceza olarak gerçek bir ev keki yapıp getirmesini söyledi, yine kek yiyeceğiz.Bu harika hoşça kalın.

Yapıştırıcıyı sürüp, kâğıdın bir kısmına mavi bir kısmına ise sarı sim dökün. Kapağı kâğıdın istediğiniz bir köşesine yapıştırın.

HAZIRLAYAN: SEÇİL İLGÜN ANGÜN s.angun@zaman.com.tr

Kağıdın üzerine sırasıyla oynayan gözleri ve düğmeyi yapıştırın. Körüklü pipetleri de şekildeki gibi kesip sabitleyin. Son olarak deniz kabuklarını da istediğiniz gib yapıştırın, kolay gelsin.

Grip olan kişilere 1,5 metreden fazla yaklaşmayın ADEM ELİTOK BURSA

1yolu hastalıklarına davetiye çıkarıyor. Bursa Halk Kış mevsimi ile birlikte soğuk havalar üst solunum

Sağlığı Müdürü Uzm. Dr. Resul Özbek, kışın enfeksiyonlardan korunmanın zor olduğunu belirterek, hasta olan insana 1,5 metreden fazla yaklaşmamak gerektiğini söyledi. Kış aylarında üst solunum enfeksiyonları olan grip ve nezle gibi hastalıkların görülmeye başladığını ifade eden Dr. Resul Özbek, şu uyarılarda bulundu: "Toplu taşıma araçları, alışveriş merkezleri, kalabalık iş yerlerinde birçok insan ile temas oluyor. Bu temas sonrasında mikrop alabiliyoruz. Normalde bu tür hastalıklar aksırmak, öksürmek ve solunum yoluyla 1 buçuk metre kadar alana yayılırlar. Direk bu havayı soluyanlar ve damlacıkların temas ettiği yerlerden herhangi bir şey yiyip içenler bu virüsleri alabilirler."

"HASTA İNSANA 1,5 METREDEN FAZLA YAKLAŞMAYIN" Giyim konusunda tedbirli olunması gerektiğini belirten Dr. Özbek, tavsiyelerine şöyle devam etti: "Kış mevsimine göre giyinmekte fayda var. Aşırıya kaçıp çok

31 ARALIK 2013 SALI

terlemek ne kadar yanlış olacaksa vücudu soğuktan korumayacak şekilde giyinmekte o kadar yanlış olur. Daha çok kalabalık ortamlar otobüsler, kalabalık alışveriş ortamları hastalanmak için uygun alanlar. İşyerleri de mikropların bulaşmasına vesile oluyor. Özellikle soğuk havaların devam ettiği içinde bulunduğumuz Aralık ayı ve Ocak ayı üst solunum yolu hastalıkları yoğun yaşanır. Boğaz ağrısı hafif ateşle belirir. Çok hastalanmak kalabalık ortamlarda insanlarla iç içe olmak tekrarlamasına neden olur. Her seferinde başka bir virüs alındığı için hastalık nükseder. En iyi korunma yolu solunum yolu ile bulaştığı için tedbir alınabilir. Hasta olana bir buçuk metreden fazla yaklaşmamak lazım. Hasta olan kişiler çevreyi korumalıdır. Öksürürken ağzımızı yüzümüzü tam kapatmak tedbir olur."

"ELLERİNİZİ SIK SIK YIKAYIN" Hastalık belirtileri başladığında mutlaka aile hekimine başvurulmasını isteyen Dr. Özbek, nezle ya da grip konusunda şu tavsiyelerde bulundu: "Kış mevsiminde nezle ya da gribe yakalanmamak için ellerin sık sık yıkanmasında fayda var. Çoğu grip ve nezle virüsü dokunma ile geçer.


1 - 7 OCAK 2014

Evde tasarruf için pratik bilgiler NEŞE KUTLUTAŞ İSTANBUL

1haline gelir. Ülkemizde kişi başına günde bir kilo İhtiyaç olarak aldığımız her şey bir süre sonra çöp

çöp üretiyoruz. Bu, yirmi milyon tondan fazla çöp anlamına gelir. Bu anlamda satın aldığımız ürünleri daha uzun süre kullanarak çöp miktarını azaltmamız mümkün. Tekrar tekrar kullanabileceğiniz ham bezden torbalar, cam kavanozlar harcamalarınızı azaltır ve çevreye katkıda bulunur. Bir bardak çay ya da kahve içmek için, on bardak su kaynatıyorsanız yanlış yapıyorsunuz demektir. Akşamları, bir odadan çıktığınızda televizyon, bilgisayar gibi elektrikli aletlerin düğmesine basıp kapatmak o kadar da zor değil. Her şeyi ihtiyacınız kadar kullanın. Daha fazla değil.

Geri dönüşüm diye bir şey var Avrupa’daki çoğu ülkenin geri dönüşümle, ekonomiye sayılamayacak kadar çok katkı yaptığını biliyor musunuz? Bizde yeni yeni hayata geçirilmeye çalışılan ancak çok da ciddiye alınmayan bir iş, geri dönüşüm. Geri dönüşüme kazandırdığımız bir ton kâğıt yüzde 60 enerji tasarrufu anlamına geliyor mesela. Evimizin bir köşesinde, balkonumuzda, yangın merdivenlerinin boşluklarında mini geri dönüşüm istasyonları kurabiliriz. Boş bir karton koli kâğıt ve karton atıklar için, bir koli cam materyaller için, bir koli de teneke kutular için... Bunları biriktirdikten sonra, şehrinizin yerel yönetiminin kurduğu bir nokta varsa oraya, yoksa çöplerin toplandığı alanların kenarlarına koyabiliriz. Geceleri çöplerden atık toplayan insanlar için bir kazanç kapısı olan bu durum,

kullanılabilir atıkların da üçte birinin ekonomiye katkısı anlamına gelir. Bununla birlikte yerel yönetimleri de geri dönüşüm merkezleri kurma konusunda uyarabilir, sitenizde, mahallenizde geri dönüşüm konusunda önayak olabilirsiniz.

Kaç dakikada duştan çıkıyorsunuz? Duşta kaldığınız her dakika ortalama 20-25 litre su kullanırsınız. Bu süreyi yarı yarıya azalttığınızda yıllık yirmi bin litre suyu boşa harcamamış olursunuz. Bu bağlamda standart duş başlığını tasarruflu bir duş başlığı ile değiştirmek de mümkün. Tasarruflu duş başlıkları dakikada 6-7 litre su harcar. Duş sürenizi azaltmak, elektrik ve doğalgazda da tasarruf sağlayacaktır.

Bebek bezi mi yok olan ağaçlar mı? Önerimizin kimilerine zor, hatta gereksiz geleceğini bilsek de, yalnız okumanızın bile bazı şeyleri yeniden düşünmek için bir yol açacağına inanıyoruz. Yalnızca ülkemizde tek kullanımlık bebek bezleri için kullanılan kâğıt hamuru 150 bin ton, tam 12 bin ton da plastik. Tabiat, sırf bebek bezlerini ayrıştırmak için 500 yıl harcıyor. Bu korkunç rakamları azaltmak ise yine bizim elimizde. Pamuklu bez kullanıp, kimyasal içermeyen deterjanlarla toplu halde yıkayıp kaynatırsak daha az kirliliğe sebep oluruz. Yıllarca yıkanıp kullanılabilen kumaş peçetelerin kâğıt peçetelerin alternatifi olabileceğini de aklınızdan çıkarmayın.

Sosyal ağlarda olmak ya da olmamak... MERVE TUNÇEL

var olduğunuzu söylemek çok doğru olmaz, Yardımcı’ya göre. Hedef kitlenizin kullandığı ağlarda, olduğu yerlerde olmak en doğrusu. Her sosyal ağ sitesinde var olmaya çalışmak yerine sizin için dönüşü en çok olacak, doğru kitleye en rahat ulaşacağınız ve içerik üretmekte zorlanmayacağınız ağlarda bulunmak çok daha doğru. “Örneğin paylaşabileceğiniz, üretebileceğiniz videolar yoksa YouTube kanalı açmak çok anlamsız olur ama kanal açmadan da YouTube üzerinde takip edebileceğiniz kanallar da olabilir.” diye açıklıyor bu durumu Yardımcı. Aslında sosyal ağlarda kurumsal hesabınız ya da sayfanız olmasa da, bu sosyal ağlardan yararlanmayacağınız anlamına gelmiyor. Kurumsal hesap açmamak, hesap açıp yönetememekten daha iyi olabilir bazen.

1şart mı? Bu mecralarda var olmak ile

Sosyal medya hesabı her firma için

var olduğunu sanmak arasındaki fark ne? Hiç olmayan bir hesap iyi yönetilemeyen hesaptan evlâ mı? Twitter’ın bile demode olmaya başladığı bir zamanda Facebook hesabı açtığını müjdeleyenler, ürün tanıtımı yapmak için takipçilerini adeta dijital broşüre boğanlar ya da açtığı sosyal medya hesaplarıyla binlerce takipçi topladıktan sonra Cem Yılmaz misali sessizliğe bürünenler… “İlle de sosyal mecralarda olmalıyım.” diye düşünen firmaların sayısı gittikçe artıyor. Peki, sosyal medya her firma için doğru adres mi? Buralarda alınan tık’lara güvenilmeli mi? Takipçi profiliniz gerçekten hedef kitlenizi mi yansıtıyor?

Sosyal medyayı doğru kullanmak için…

Önce stratejinizi belirleyin Sosyal ağlar üzerinden (potansiyel) müşterileriyle iletişimlerini sürdürmek isteyen her kurumun öncelikle sosyal ağlardan ne beklediğini belirlemesi gerekiyor, eNroll Web Çözümleri Yönetici Ortağı Akgün Yardımcı’ya göre. “Aman bizim de bir sayfamız, bir hesabımız olsun.” düşüncesinin faydadan ziyade zarar verme ihtimali oldukça yüksek. Bir sosyal medya stratejisinin olmaması, sosyal ağların ne şekilde ve ne hedeflenerek kullanılacağının belirlenmemiş olması, yapılan en önemli hatalardan. İyi bir takip ve yanıt mekanizmasının oluşturulmaması da büyük bir sorun. Tüm sosyal medya işlemlerinin firma yetkilileri değil de dışarıdan kişilerle yönetilmeye çalışılması kadar tüm bu operasyonun tamamen firma içinden çözülmeye çalışılması da yanlış. Firmaların farkındalığı artıracak, ta-

kipçilerine ürün ve hizmetleri hakkında bilgilendirecek ve yakın takipçilerini ödüllendirecek kampanyalar düzenlemesi alışkın olduğumuz stratejilerden. Ancak bunların nasıl yapıldığı da çok önemli. “Ulaşmak istediğiniz potansiyel ve mevcut müşterilerinizi, bayağı promosyonlar ya da kampanyalar yüzünden kendinizden uzaklaştırıyor da olabilirsiniz. Bu nedenle yapacağınız her çalışmanın hedeflerinize uygun olduğundan emin olmalısınız. Sadece takipçi ya da beğeni kazanmak için, stratejik açıdan da içeriğini ve şeklini iyi planlamadan kampanya düzenlemek orta

ve uzun vadede ulaşmak istediğiniz kitleyi uzaklaştırırken, aslında sizin için faydası olmayacak bir kitleyi de takipçiniz haline getiriyor olabilir.” diyor, Akgün Yardımcı.

‘Bazen hesap açmamak daha iyi olabilir’ Sosyal ağlarda sadece hesap açıp paylaşımda bulunmak sosyal ağlarda var olmak değil, var olduğunu zannetmek aslında. Sosyal ağlarda takipçilerinizle, beğenenlerinizle etkileşimde bulunmuyor, sosyal ağlarda paylaşılan ve yazılanları takip etmiyor, kitlenizi dinlemiyorsanız gerçekten

Öncelikle sosyal ağları ne amaçla ve ne şekilde kullanacağınızı belirleyin. Bunun için profesyonel bir ajanstan destek alın. Sosyal ağlarda hedefler biraz daha somutlaştığında hangi mecralarda olunacağı, nerelerde hangi içeriğin paylaşılacağı da belirginleşecektir. Kurum çalışanlarının bu hedefleri paylaşabilmesi için bilgilendirilmeleri şart. Bu amaçla kurumla ilgili sosyal ağlarda neler paylaşabileceklerini veya neleri yapmamaları gerektiğini belirten bir kılavuz hazırlamak, olası problemleri engeller. Sosyal ağları yönetebilecek, buralarda kurumunuz, ürünleriniz, servisleriniz hakkında yazılanları takip edebilecek bir yapı kurmanız şart. Başka bir deyişle, öncelikle bu mecralarda hakkınızda ne söylendiğini takip etmeniz de gerekiyor.


1 - 7 OCAK 2014

40

BULMACA BU Hazrlayan: Ali Topdağ a.topdag@zaman.com.tr

ÇAPRAZ KU ÇARPIMLI SUDOKU

İÇ İÇE KARELER

•Her satr, her sütun ve kaln çizgilerle belirlenmiş 6 kutuluk bölgeye 1’den 6’ya kadar olan rakamlar birer kere yazarak diyagram doldurun. • Oklarn yönünde bulunan köşelerden komşu olan iki kutudaki saylarn çarpm üzerinde verilmiştir.

Aşağdaki simetrik şekil iç içe geçmiş karelerden oluşturulmuştur. Acaba bu şekilde toplam kaç tane kare var?

ÇAPRAZ ÇARPIMLI SUDOKU 4 3 4 6 1 5 2

5 6 1 12

10

4 5

•Aşağdaki her fişte üçer harf var vardr. •Ortadaki fiş, soldaki ve sağdaki fişlerle ayr ayr kullanlarak iki ayr kelime oluşturmaktadr. •Şimdi size ortadaki fişi oluşturan harfleri bulmak düşüyor… ECE

RAY

SEL

RAL

KOM

TÖR

ARA TAM

URA ÇAK

1

2

4

5

6

3

5

6

3

2

4

18 4

1

2

6

3

1 15 5

6

5

1

3

2

4

2

3

5

4 4

1

6

FİŞLERLE KELİME OLUŞTURMA

24

FİŞLERLE KELİME E OLUŞTURMA

GEÇEN HAFTANIN ÇÖZÜMLERİ

SEN

TEZ

HİP

RES

SAM

SUN

MAL

İYE

LİK

KON

FOR

MAT

ZAM

BAK

KAL

İÇİÇE KARELER

BASİT TOPLAMA A •1 ve 2 saylarn aşağdaki diyagramlara yerleştirin. •Her satr ve sütundaki saylarn toplam 7 olmal. •Kenarlardan komşu olan kutularda ayn saylar olmamal. •Baz kutular boş kalabilir. •Alt say bizden, hadi kolay gelsin…

2

14 TANE KARE VARDIR

BASİT TOPLAMA

2 2

2 1 2

2

1 2 2

2

2

2

2 2 1 2

2

2 1 2

2 2 2 1

2 2

2

2

2 1

2 1 2


31 ARALIK 2013 SALI

Yeni Bahar Çocuk

08-09 Bulmacalar

31 ARALIK 2013 SALI

1 - 7 OCAK 2014

ÇÖZMECE


1 - 7 OCAK 2014

Hem Alevi’yim hem imam, namaz da kılıyorum cem de yapıyorum TUĞBA KAPLAN

1olduğu Fatsa Hz. Ali Camii’nin Alevi

Cami, cemevi ve aşevinin bir arada

imam hatibi Ali Rıza Güvenkaya. Alevi ve imam olması duyanları şaşırtsa da o halinden hayli memnun. Sekiz yıldır görev yaptığı cami-cemevi-aşevinin bir arada olduğu projelerin tüm Anadolu’ya yayılması gerektiğini düşünüyor. Cami imamları Sünni olur algısını değiştiren bir isim Ali Rıza Güvenkaya. Alevi imam olur mu demeyin zira oluyor. Güvenkaya hem Alevi hem imam. Beş vakit namaz kılıyor, aynı zamanda cemini de yapıyor. Muharrem oruçları gibi Ramazan orucunu da tutuyor. Türkiye’nin ilk cami-cemevi-aşevinin bir arada olduğu Fatsa Hz. Ali Camii’nin de sekiz yıldır imam hatipliğini yapıyor. Aynı zamanda memleketi Fatsa yarı yarıya Alevi ve Sünni topluluktan oluşuyor. “2005’ten bu yana iki kesimin de nasıl birlikte olduğunu ve bunun güzelliğini gördüm.” diyen Güvenkaya, insanların birbirini yakından tanıma ve anlama fırsatı olduğunu söylüyor. Günde beş vakit ezan okunuyor, namaz kılınıyor Hz. Ali Camii’nde. Her gün olmasa da cemevinde de belli zaman ve saatlerde cem yapılıyor. Herkes ibadetini yaptıktan sonra da alt kattaki aşevinde aynı sofrada yemek yeniliyor. Her iki kesimden insanlar yeri geliyor aynı safta duruyor, cuma namazları kılıyor. Sünni olup da cem törenlerine katılmak isteyenler de oluyor elbette. Fatsa’ya geldiğinden beri belki ömründe hiç camiye girmemiş Alevi kadınların mukabeleye gelmeye, teravih namazı kılmaya, Kur’an öğrenmeye başladığını anlatıyor. Bazen cem törenlerinde Kur’an okuduğunu, kendisi gibi Alevi arkadaşlarının bundan duyduğu mutluluğu paylaşıyor. Yarın, öbür gün ayrılacak olsa, çok üzüleceğini de söylemeden edemiyor. Zira kurdukları, gençlerle bir araya gelip, kitabi Alevilik üzerine konuştukları Fatsa Fatmatüzzehra Alevi Bektaşi Derneği çatısı altında yapmak istediği projeleri var.

Cami, cemevi, aşevi projesi tüm Anadolu’ya yayılmalı Ali Rıza Güvenkaya, sayısı az da olsa kendisi gibi Alevi olup, imam olan ya da din kültürü öğretmenliği yapan arkadaşları olduğunu anlatıyor. Tepki alanlar olsa da, söylenene göre herkes halinden memnun. Cami-cemevi bir arada olunca ilk akla gelen ‘bu bir asimilasyon yöntemi’ tezi oluyor: “Bugüne kadar ne camiye gelip cemevini merak edip giden birinin Alevileştiğini, ne de vakit namazını ya da cuma namazını Sünnilerle kılan bir Alevi’nin Sünnileştiğini gördüm. İnsanlara empoze edilen asimilasyon korkusunu asılsız buluyorum. Bu projelerin asimile etme gibi bir maksadı olduğunu düşünmüyorum. Aksine Anadolu’ya yayılması faydalı olacak. Ayrıca ben Alevi geleneklerini de yerine getirmeye çalışıyorum. Her ikisini yapınca asimile olmuyorum. Daha çok ibadet yaptığım, ruh dünyamda bir zenginleşme olduğunu hissettiğim için seviniyorum. Mesela cemevine gidip zikirlere katılıyorum. Kur’an-ı Kerim’de ‘Allah’ı bolca anın, zikredin’ ayeti var. Cemlerdeki zikirlerle bunu da yerine getirmiş oluyorum.” Güvenkaya’nın bu cümleleri, yayılan korku tezinin çürümesine iyi bir cevap oluyor. Malumunuz geçtiğimiz aylarda Ankara Tuzluçayır’da cami-cemevi projesinin temel atma töreni epey olaylı geçmiş, sanki Türkiye’de ilk kez uygulanıyormuş ve bir arada olması mümkün değilmiş gibi bir atmosfer oluşturulmuştu. Fatsa’da sekiz yılını doldurmak üzere olan cami, cemevi ve aşevi bu projenin halihazırda

emin adımlarla yoluna devam eden, iyi bir örnek olduğunu gösteriyor. Bunun yanı sıra eleştirilerin de tamamen siyasi olduğunu söylemek mümkün.

Çoğu genç Alevi, Aleviliğin ne olduğunu bilmiyor Son yıllarda toplumsal çatışmalar ve eylemlerde Alevi gençlerin daha çok olduğu, örgütlerin bu gençleri daha çok kullandığına dair farklı iddialar yer alıyor. Kimine göre bunun sebebi Alevilerin daha mağdur, ezilen ve hakları verilmeyen topluluk olmasından kaynaklanıyor. Güvenkaya da bu söylemlerden ve Alevilerin, özellikle Alevi gençlerin örgütler tarafından kullanılmasından hayli rahatsız. Onu endişelendiren bir diğer nokta ise, genç Alevi nesillerin manevi yönden boş olması: “Cemlere katıldığımda genç kuşak göremiyorum. 15, 20, 25’li yaşlarında genç görmek hayli zor. Bu gençler okul ortamlarında, her kesimden arkadaşlarıyla oturup kalkıyor. Belki bu kimlikleri tartışıyorlar da... Gençler, dedenin anlattıklarından tatmin olmadığı için de o ortamlarda Alevi kimliklerine dair bilgi veremiyor.” Güvenkaya bu ifadelerinin ardından bir başka tespitini daha paylaşıyor. Ona göre, dedeler genelde, babadan oğula aktarmayla dede oldukları için, bazı ilmi noktalardan habersiz olabiliyor. Bazıları aldığı sözlü düsturların dışına çıkıp, araştırıp okuduğunda benzerlikleri, önemli noktaları görebiliyor. Ama yine de yeni öğrendiğiyle değil, hâlâ babasından öğrendiğiyle yola devam ediyor. Bir mahalle baskısına maruz kalmaktan korktuklarını düşünüyorum. Mesela bir meseleye, Kur’an ayetleriyle açıklama getirildiğinde inanıyor ama iş fiiliyata gelince uygulamaya koymuyor. Bence dedeler, Aleviliği önce Alevi gençlere kitabî yani kaynaklara dayanarak açıklamalı. Çoğu bilginin kulaktan dolma, rivayetler ve menkıbelerle anlatıldığını düşü-

nüyor. Bu durumda gençlerin hikâyeye değil de, gerçek bilgi ve ilme ihtiyacı olduğunu vurguluyor ve soruyor: “Cem’in düsturları 4 kapı 40 makam Alevi gençlere sorulsun kaç tanesi biliyor?” Cevabını da geciktirmeden veriyor: “Genelde bilinmiyor çünkü dedeler bu temel noktalara girmiyor. Çoğu genç Alevi, Aleviliğin ne olduğunu bilmiyor.”

Alevilerin ‘Ateist, solcu, Ali’siz’ diye gruplandırılması siyasî bir fitne Her an diken üstünde olan bir ülkede, toplumu çatışmaya itecek o kadar çok etken var ki... Ne yazık ki Alevi ya da Sünni olmak, çatışma fitilinin yakılması, yeni bir Maraş, Sivas, Çorum Olayları’nın çıkmasına sebep olmak için yeterli gibi gösteriliyor. Güvenkaya da, bugün bir çatışma çıkarılacaksa Alevi-Sünniler arasında bunu yapmanın çok kolay olduğu kanaatinde. “Senin camine Aleviler saldırdı. Ya da Sünniler, cemevine bomba koydu diye bir provokasyon yapılsa, her an çatışma olabilir” yorumu bile insanın kanını dondurmaya yetiyor. Güvenkaya’ya göre bir insan bugün böylesi bir provokasyona inanacak durumdaysa, inanç ve bilgi eksikliği olduğuna işaret eder. Çünkü özellikle gençlerin aklını, kalbini dayadığı bir inanç ve bilgi kaynağı olmayınca provokasyonlara gelmesi daha kolay oluyor. Ali Rıza Güvenkaya, konuşma esnasında Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Doğan Bermek’in bir yorumunu da hatırlıyor: “Fikir ve kimlik olarak boş olan birine, bir diğeri gelip ‘Sen solcusun’ diyor. O da ‘Evet ben solcu Aleviyim’ diye niteliyor kendini. Bir diğeri gelip ‘Sen Ateist Alevisin’ deyince, ‘Ben Ateist Alevi’yim’ diye kendine kimlik oluşturuyor. Alevi’lerin, ‘Ateist, solcu, Ali’siz’ diye gruplandırılması siyasi bir fitne.” Güvenkaya daha sonra bütün bunları cemlerdeki eksiklik ve dedelerin yeterli bilgi vermemesine bağlıyor. ‘Alevi gençler niye örgütlerin elinde?’

diye sorulmasının sebebi ortada, açık ve net, cevabını veriyor.

Çözümdeki en büyük engel, devletin çok konuşup sonuca varamaması Ali Rıza Güvenkaya, hükümetin başlattığı, nihai raporun yazıldığı ama henüz net bir icraatin gösterilemediği ‘Alevi açılımı’ndan söz ediyor. Her Alevi gibi Güvenkaya da hâlâ birtakım hakların iade edilmemiş olmasına üzülüyor. Cemevlerinin hak olduğu ve bir an evvel ibadethane statüsü verilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Ona göre, Alevilerin talepleri çok büyük ya da imkânsız değil. Aleviliğin çözüme ulaşılamamış olması da siyasi. Çözümdeki en büyük engel ise devletin çok konuşup bir sonuca varamaması.. Alevileri yeni tanıyan devletin bu sorunun çözümü için samimi adımlar atması gerektiğini söyleyen Güvenkaya, kendine göre çözüm olabilecek birkaç önemli hususu sıralıyor: - Yeni yetişen Alevi gençlere Ehlibeyt sevgisi ve 12 imam olgusu iyi anlatılmalı. Efendimiz’in ve bu imamların hayatı iyi okunmalı. - Diyanet’e büyük görevler düşüyor. Mesela camilerde cuma hutbelerinde Efendimiz anlatılırken Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir’in rivayetlerinin yanı sıra, bu hutbelerde dokuz yaşından sonra Peygamber’in yanında yetişen, Efendimiz’e gelen birçok vahye şahit olan Hz. Ali’den de rivayetler verilebilir. Ehlibeyt, Peygamber’in kendi nesli, bu mutlaka camilerde işlenmeli. - Alevi-Sünni kardeşler önyargılardan uzak durup birbirini tanımaya çalışmalı, kalbini ve kapılarını açmalı. - İlahiyat fakültelerine Aleviliği anlatan dersler konulabilir. - İlahiyat fakülteleri bugüne kadar tek tip insan yetiştirdi. Her iki kesime hakim ilahiyatçı yetiştirilebilir.


31 GÜNDEM

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

Mümtaz'er Türköne

Kriz kapıda bekliyor H O C A E F E N D I ' N I N AV U K AT I :

Müvekkilim hiçbir zaman hukuka aykırı eylem içerisinde olmadı ZAMAN İSTANBUL

1katı Nurullah Albayrak, bazı gazeteFethullah Gülen Hocaefendi'nin avu-

KÜNYE

lerde 'Cemaatin Emniyet İmamı' başlığıyla verilen haberlerin gerçeği yansıtmadığını açıkladı. Haberlerin hayal mahsulü bir kurgu olduğunu ifade eden Albayrak, "Müvekkilim hiçbir zaman hukuka aykırı bir eylem içerisinde olmadığı gibi camia mensupları hakkındaki 'paralel devlet' ve 'örgüt mensubu olma' gibi iddia, itham ve iftiralar da kabul edilemez." dedi. Sözkonusu iddiaların 2010 yılında da gündeme getirildiğini ancak iddia sahiplerinin iftira suçundan mahkum olduğunu belirten Albayrak, müvekkiline yönelik hukuka aykırı isnat ve iftiraların sorumluları hakkında her türlü cezai ve hukuki başvuruları yapacaklarını kaydetti. Nurullah Albayrak, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada şu değerlendirmede bulundu: "Ulusal bir gazetede 'Cemaatin Emniyet İmamı' başlığı ile verilen haber,

içeriği itibariyle gerçeği yansıtmayan, hayal mahsulü bir kurgu olduğu gibi objektif habercilikten uzak, kin, nefret ve husumet dolu iddia ve iftiralardan ibarettir. Sorumlu ve objektif gazeteciliğin en temel kuralı, verilen haberin gerçek olmasıdır. Söz konusu iddialar gerçek olmadığı gibi, mezkur iddialar 2010 yılında da dile getirilmiş ve bu iddiaları ortaya atanlar İFTİRA suçundan mahkum olmuşlardır. Bu nedenle güncelliğini yitirmiş ve suç teşkil ettiği hüküm altına alınmış bu iddia ve iftiraların 2013 yılında yeniden gündeme getirilmesi de suçtur. Gerçeği yansıtmayan bu tür iddiaları gündeme getirenlerin asıl amacı, müvekkilimi her olayın sorumlusu olarak göstererek, dikkatleri başka yerlere çekmek ve ülkenin gerçek gündemi olan, usulsüzlük, rüşvet ve yolsuzlukların üzerini örtmeye çalışmaktır. Müvekkilim hiçbir zaman hukuka aykırı bir eylem içerisinde olmadığı gibi camia mensupları hakkındaki 'paralel devlet' ve 'örgüt mensubu olma' gibi iddia, itham ve iftiralar da kabul edilemez.

Çareyi Erdoğan Bayraktar gösterdi: “Başbakan’ın istifa etmesi lazım.” Peki eder mi? Bizim bilmediğimizi Başbakan biliyor: Yolsuzluk dosyasının kapsamı hakkında detaylı bilgi sahibi. Başkalarına hacet yok; doğrudan Başbakan’ın verdiği işaretler durumun vahim olduğunu gösteriyor. Dün köşemde, İmam-Hatip hattı üzerinden, Hükümet’in savunma taktiklerinin kanuna aykırı olduğundan bahsederken, Pakistan dönüşü uçakta söylediklerini bilmiyordum. Başbakan’ın söylediklerinin tek sonucu var: Bu soruşturma Başbakan’ın adına yazılmış bir fezleke ile sonuçlanır. Yani bu iş mutlaka mahkemeye intikal eder. Başbakan’ın kendisini savunduğu “Eğer bir yolsuzluktan bahsediyorsanız milletin malına, devletin malına yönelik bir şey var mı?” sorusunun mahkemede savcıya sorulduğunu hayal etmeniz, davanın akıbeti hakkında size fikir verebilir. Mızrak Başbakan’ın elinde; çuvalın ebadını kanunlara göre yargı belirliyor. Elde, sağlam bir yolsuzluk dosyası ve bunun altında ezilen bir Hükümet var. Mukayese etmek için söyleyelim: Gezi eylemlerinin yol açtığı yerel ve uluslararası depremin şiddeti “1” birim ise, bu sefer yaklaşık “100” birim. Başbakan çok sevilen bir lider; aynı zamanda çok düşmanı olan bir politikacı. Büyük bir kavga, sevenlerini ve sevmeyenlerini karşı karşıya getirecek. Ne Hükümet ne de Türkiye bu yükü taşıyamaz. Kaos dediğimiz şey asıl işte o zaman başlar. Başbakan istifa etmeyi düşünür mü? 11 seneyi, Anka kuşu gibi her sabah küllerinden yeniden doğarak geçirdi. Bu seferki durum farklı: Başbakan da karargâhı da dağılmış vaziyette. Artık uzlaşma arayışlarının da bir faydası yok. Mermi namludan çıktı, bomba patladı ve hedefi dağıttı. Başbakan’ın sorumluluğu büyük: Bu ülkeyi derin bir kayba sokmadan bu krize son noktayı koyacak araçlar hâlâ onun elinde. İstifa müessesesi tam da böyle krizler için bir çare. Emniyet teşkilatı içindeki kıyım ve yargı ile girişilen savaş gibi umutsuz

çırpınışlar artık sadece hasarı çoğaltmaya hizmet ediyor. Başbakan, bu soruşturmanın ülkeye maliyetini doğru hesaplıyor. Ekonomi şimdiden ağır bir yükün altında. Yatırımlar durabilir. Barış süreci her an mihverinden çıkabilir. Türkiye’nin uluslararası itibarı ve caydırıcılığı hızla azalabilir. İstikrar bir daha geri gelmemek kaydıyla ortadan kaybolabilir. Bu kriz tek başına derin ve kalıcı bir kaosa yol açabilir. Bütün bu tehlikeleri önlemenin yolu, Yolsuzluk Soruşturması dosyasını kapatmak olamayacağına göre? Geriye Başbakan’ın engin kriz yönetme becerisi ile girişeceği bir geri çekilme planı kalıyor. Tekrarlıyorum: Dosya münderecatına Başbakan hâkim olduğuna göre istifa dahil, en doğru ricat planını o yapacaktır. Şayet Başbakan, bugün hâlâ elinde bulunan avantajları yerinde kullanırsa, Türkiye kaosa yuvarlanmadan bu krizi atlatabilir. Bu günler hâlâ, derin bir kaosun temel dinamiklerinin yerli yerine oturması ile geçiyor. Hükümet, Türkiye’yi yönetemez hale gelecek. Bugün çare olan adımların, birkaç gün sonra hiçbir değeri kalmayacak. Başbakan’ın kafasında gezen erken seçim planı, çözümü değil kaosu artırır. Çünkü kriz, Hükümet’in arkasındaki millî iradenin değil, karşısındaki millî iradenin yani yargının tasarrufunun eseri. Seçim, zayıf bir ihtimal de olsa Erdoğan’ın arkasındaki desteği tazeleyebilir. Sandığın ve yargının hükmü farklı olabilir. Ama bu karşıtlık doğrudan krizi derinleştirecektir. Erdoğan’ın seveni çok; onlardan biri de benim. Ülkeye yepyeni bir soluk getirdi, vizyonunu değiştirdi, askerî vesayeti tasfiye etti, demokrasinin önünü açtı. Liderliği ile topluma özgüven aşıladı. Hizmetleri ve eserleri gelecek nesiller tarafından mutlaka hayırla yâd edilecek. Ama hepsi buraya kadar. Bundan sonra yanlış bir duruşla ısrarı, ona da bırakacağı mirasa da Türkiye’ye de çok şey kaybettirecek. Kaosu önleyecek güç sadece Başbakan’ın ellerinde. m.turkone@zaman.com.tr

Sahibi/Publisher: Moving Media ApS Yönetim Kurulu Başkanı/Chief Executive Officer Vedat Oğuz Genel Yayın Müdürü Editor-in-Chief Kamil Subaşı k.subasi@zamaniskandinavya.dk

Haber Merkezi Hasan Cücük, Emre Oğuz, Menaf Alıcı, İbrahim Kaya, Engin Tenekeci, Yavuz Şahin haber@zamaniskandinavya.dk

Banka bilgileri: Danske Bank: Reg nr. 3129 Kontonr. 16922552 IBAN: DK57 30000016922552 • SWIFT-BIC: DABADKKK

Grafik Tasarım Sebahattin Çelebi Reklam / Advertising +45 71 51 43 85 reklam@zamaniskandinavya.dk

CVR-nr. 25065557

ÜLKE VE BÖLGE TEMSİLCİLİKLERİ • İsveç: İbrahim Kaya .......................................................................................... + 46 76 160 46 03 • Norveç: Ömer Fevzi İpek ................................................................................... + 47 21 39 54 57 • Finlandiya: Fahrettin Çalışkan .......................................................................... + 358 46 63 44 686 • Grönland, İzlanda: Mehmet Bayhan.................................................................. + 45 52783966 • Aarhus: Rasim Atakan ....................................................................................... + 45 42 78 93 64 • İstanbul: Salih Beşir........................................................................................... + 90 5332 83 89 86

Reklam .....................reklam@zamaniskandinavya.dk ................................ +45715 14 385 Haber: ........................ haber@zamaniskandinavya.dk Okur Hattı: ...........okurhatti@zamaniskandinavya.dk Abone: .......................abone@zamaniskandinavya.dk............................ +4570206970 Gazetemizde yayınlanan yazı ve haberlerin yayın hakları Moving Media ApS’ye aittir. Yazı ve haberler referans gösterilerek kullanılabilir. Yayınlanan reklamların içeriğinden gazetemiz sorumlu değildir.

Moving Media ApS • Holsbjergvej 41 B • 2620 Albertslund • Tlf: + 45 70 20 69 70 İnternet: www.zamaniskandinavya.dk • Baskı: OTM AVISTRYK IKAST | ISSN: 1903 6892

A B O N E

K A M P A N Y A S I

2014

ABONE OLDUNUZ MU?

DENVER® Tablet DENVER TAD-70082

7“ Dual-Core Android 4.1 tablet 8 GB dahili hafıza, G-Sensor, Wlan 802.11/b/g/n, 3G bağlantı opsiyon imkanı, 1.2ghz Dualcore Cpu Ön kamera, Multi dokunmatik özelliği, 512 Mb DD3 Ram. Bağlantı birimleri: Micro USB, Micro SD, Kulaklık, Mini HDMI çıkış


32 GÜNDEM Peygamber Efendimiz Hiç Beddua Etti mi?

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

OSMAN ŞIMŞEK HERKUL.ORG EDITÖRÜ

1luğa mahkûm etmek için karar verBirisi itibarınızı bitirmek ve sizi yok-

miş; sürekli hakkınızda komplo kuruyor, hiç durmadan gıybetinizi yapıyor, utanmadan size iftira atıyor. Siz mü’minsiniz; kötülüğe kötülükle karşılık vermek istemiyor ve yumuşak bir üslupla doğruları anlatıyorsunuz. Fakat sizi hasım belleyen kimse vazgeçmiyor, bühtanlarına devam ediyor. Olmadık suçlamalarda bulunuyor, “yapmadım” diyorsunuz, “yaptın” diye tutturuyor; “İşin aslı bu!” cevabını veriyorsunuz; “Hayır, şöyle..” diye inat ediyor. “Delil” istiyorsunuz, dedi-kodulardan dem vuruyor. Anlıyorsunuz ki yalın açıklama problemi çözmüyor. Bu defa yemin billah ediyorsunuz; Allah adı veriyorsunuz. Hayret, o da muhatabınızı yumuşatmıyor. Son çare diyor ve onu ahitleşmeye/yeminleşmeye çağırıyorsunuz; “İnsafı ve vicdanı olan artık saldırganlıktan uzaklaşır!” zannediyorsunuz. Ne tuhaf, bu defa da “Bana beddua ettin; lânette bulundun!” bağırtılarına maruz kalıyorsunuz. İşte böyle bir çirkinlik yaşanıyor ülkemizde. Hayatını insanlığa adamış, dünya zevki namına hiçbir şey tatmamış ve İnsaniyet-i Kübra’nın yücelmesinden gayrı muradı olmamış bir insan işaret ettiğim tuhaflığın çok ötesinde bir zulümle karşı karşıya bulunuyor.

Hocaefendi’ye Şefkat Dersi mi? Dinden diyanetten behresi olmayan bazı zavallı kimseler muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye ders vermeye, hem de şefkat öğretmeye kalkışıyorlar. Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in beddua etmekten kaçındığını, kendisinin lânet edici değil rahmet vesilesi olarak gönderildiğine vurguda bulunduğunu; mübarek ayaklarını kanlar içerisinde bırakan, başını yaran, dişini kıran ve yüzünü yaralayan düşmanları için dahi lanet etmeyip “Allahım, kavmimi hidayete erdir, çünkü onlar beni bilmiyorlar.” dediğini tekrar edip duruyorlar. Amennâ ve saddaknâ!.. İnsanlığın İftihar Tablosu ne buyurmuş ve nasıl yaşamışsa başımızın tâcı!. Fakat, acaba mesele öyle dendiği kadar basit mi?!. Bu şefkat, rahmet ve mülâyemet dersleri bir ilk ya da orta okul çocuğuna belki anlatılabilir ama hele Hocaefendi’ye hitaben bunlar ifade ediliyorsa önce “Edep yahu!..” demek ve müerrisleri insafa davet etmek gerekir. Zira, Hocaefendi’nin şefkati, hoşgörüsü ve üslubu dünyaca malumdur; onun nasıl bir hilm u silm âbidesi olduğuna yetmiş küsur senelik hayatı şâhid-i sâdıktır. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, hiç kimse için kötü bir akıbet dilemeyen, kırk-elli sene aleyhinde yazı yazan birisi hakkında bile “cehennem” denilince, “Hayır ya Rabbi, ateşe atma; hidayet buyur, cennetine koy!” deyip gözyaşlarına boğulan ve bütün hayatını insanlığın ebedi saadeti yolunda ağlamakla geçiren bir insandır. Kıymetli Hocamız her zaman “Biz muhabbet fedaileriyiz; husumete vaktimiz yoktur bizim. Başkaları bin türlü husumet gösterseler ve husumetin bin türlüsünü bir anda çektirseler de düşmanca tavrın tekiyle bile olsa mukabelede bulunmayı düşünmeyiz. Geçeceğimiz yollara diken atan, önümüze çukurlar kazan insanlardan birini bir yerde kuyuya düşmüş görsek, yine ellerinden tutar, kaldırırız. Biz en zor günlerde, en amansız şekilde düşmanlık yapanlar hakkında bile tel’ine ve bedduaya ‘âmin’ demedik, kimseye lânet ve kahriye okumadık. Belki onlar hak-

kında en acı tercihimiz, onları Allah’a havale etme şeklinde oldu.” demiş ve hep bu çizgide hareket etmiştir.

Allah’a Havale Ederken Bile Şarta Bağlamalı!.. Hocaefendi, zâlimleri Allah’a havale edişini bile hep belli şartlara bağlamış, onlara karşı ilahi korunma talep edeceği zaman bile bu isteğini şartlı dile getirmiş; “Allahım, rezil rüsvâ ve perişan olmamızı arzu edenleri, bu istikamette komplolar düzenleyenleri de ıslah eyle. Akıllarını ve kalblerini sıhhate kavuştur. Şayet muradın bu yönde değilse ve onlar bütün bütün nasipsiz kimselerse, hiç olmazsa bizi onların zulümlerinden muhafaza buyur; zâlimleri gaye-i hayallerine ulaştırma ve onlara karşı bize yardımcı ol!..” muhtevasıyla Cenâb-ı Hakk’a yönelmiştir. Öyleyse, temel düşünce yapısı ve karakteri itibarıyla, şahsî haklarından hep fedakarlıkta bulunan, toplumu ilgilendiren meselelerde ise tel’ine ve bedduaya uzak durup Allah’a havale yolunu tercih eden Hocaefendi’nin yürekler yakan, tüyler ürperten ve içlere işleyen o duası, uzun uzun düşünmeyi, dikkatli tahlili ve derin muhasebeyi hak etmiyor mu?

Yolsuzluk Sohbetindeki Sözlerin Arka Planı Herkul.org’da 20 Aralık 2013 tarihinde “Yolsuzluk” başlığıyla yayınlanan sohbetinde Hocaefendi, önce bir kere daha adanmış ruhlar için şefkatin önemini anlattı. Daha sonra, hizmet gönüllülerinin maruz kaldığı saldırılara değindi; akabinde sözü güncel hadiselere getirdi. Özellikle son iki ayda neler denmedi ve neler yazılıp çizilmedi ki?!.

En büyük sermayesi adanmışlığı ve beklentisizliği olan insanlar hakkında “iktidarı ele geçirme”, “devlete sızma”, “vesayet kurma”, “paralel yapı oluşturma”, “kirli ittifak”, “oy pazarlığı” ve “uluslararası çirkin bir oyunda rol alma” gibi birbirinden iğrenç iftiralar atıldı; bunlar sadece ahbab meclislerine münhasır da kalmadı, genel ve sosyal medya aracılığıyla yayıldı ha yayıldı. Mesele şahsî olsaydı, Hocaefendi yine sükut eder, en fazla Cenab-ı Hakk’a havale ile yetinirdi. Nitekim “Gizli Kardinal Operasyonu” deyip alçakça imalarda bulunanlara biz “Dilin kopsun!” diyecek olduk ama o sadece acı acı gülümsemekle iktifa etti. Evet, hadise yalnızca şahsını alakadar etseydi, o Hak dostu duygularını yine “sükutun çığlığı”na bırakırdı. Fakat, asimetrik saldırılarla umumun hukukuna tecavüz söz konusuydu, amme hakkı vardı işin içinde. İşte orada insafsız hücumlara göz yumulamaz ve sessiz kalınamazdı. Meselenin o raddeye gelmemesi için çok çırpınıldı. Defalarca açıklama yapıldı, yazıldı çizildi; gizliden de söylendi, açıktan da ilan edildi. Gece de anlatıldı, gündüz aydınlığında da tavzih yapıldı. Fakat bazıları iftiralarından vazgeçmediler. Mektuplar yazıp sorular sordular; yemin ettik, “iftira” dedik. Heyhat inanmadılar. İsnad ve iddialarını kanıtlayan deliller ortaya koyamadılar ama “Müminin kasemi hüccettir!” hakikatiyle kanaat etmeye de yanaşmadılar. Hasılı, muhterem Hocamıza ahitleşme/yeminleşme şıkkından başka tercih bırakmadılar. İşte öyle bir atmosferde Hocaefendi son çare olarak dua üslubuyla bir çağrıda bulundu. Katiyen şahısları hedef almadı, şu taraf bu taraf da demedi, hele bir siyasi hareketin bütününü hiçbir zaman ama hiçbir zaman müfterilerle, komplocularla

bir tutmadı. Dahası, beddua diye algılanan sözlerine kendisini işin içine katarak başladı ve şöyle dedi: “Fakat eğer hakikaten bu olumsuz şeylerin üzerine giden arkadaşlar.. kimse onlar tanımıyorum, binde birini bile tanımıyorum.. bu işin üzerine “Hukukun ve aynı zamanda sistemin, dinin ve aynı zamanda demokrasinin gerektirdiği şeyler bunlardır.” deyip (arınma adına, yıkanma adına, temizlenme adına, kirlerin öbür tarafa kalmasına meydan vermeme adına) bir şey yaparken dinin ruhuna aykırı bir şey yapmışlarsa… bize de nisbet ediyorlar, dolayısıyla ben bizi de onların içinde görerek diyorum.. dinin ruhuna aykırı bir şey yapmışlarsa, yaptıkları şey Kur’an’ın temel disiplinlerine aykırıysa, Sünnet-i Sahiha’ya aykırıysa, İslam’ın hukukuna aykırıysa, modern hukuka aykırıysa, günümüz demokratik telakkilere aykırıysa.. Allah bizi de onları da yerlerin dibine batırsın, evlerine ateş salsın, yuvalarını başlarına yıksın. Ama öyle değilse, hırsızı görmeden hırsızı yakalayanın üzerine gidenler, cinayeti görmeyip de masum insanlara cürüm atmak suretiyle onları karalamaya çalışanlar.. Allah onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın, önlerini kessin, bir şey olmaya imkan vermesin.” Öncelikle, bu cümlelerdeki şu ifadelere dikkat etmek gerekir: “…arınma adına, yıkanma adına, temizlenme adına, kirlerin öbür tarafa kalmasına meydan vermeme adına…” Şefkat insanı, yine muhataplarının âhiretini düşünmektedir ve hadiselerin kötülüklerle öteye gidilmemesi noktasında değerlendirilmesini istemektedir.

Mülâane, Mübâhale ve Ahitleşmeden


33 GÜNDEM

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

Maksat Nedir? Saniyen, bu bir beddua değil olsa olsa bir mülâane, mübâhale ya da delilsiz itham edilen bir insanın ahitleşme/yeminleşme davetidir. Nitekim bazı yazar ve mütefekkirler bu duayı “mülâane” (kocanın eşini zina ile suçlaması ve bunu dört şahitle ispat edememesi halinde, hâkim önünde özel şekilde ve karşılıklı olarak yeminleşme) veya “mübâhale”

(suçlama ve iddialaşmalarda, doğrunun ve haklı olanların ortaya çıkması ile hangi taraf yalancı ise, Allah’ın onu cezalandırmasını gönülden isteme) çerçevesinde ele alan yazılar yazdılar. Evet, zikredilen sözler, Hocafendi’nin, asılsız iddia ve isnatlarla sürekli saldıranları o türden bir ibtihale (yalvarış ve yakarışa) çağırması olarak yorumlanabilir. Bununla beraber, sanki ortada bir yanlış varmış da özür dilenmesi lazımmış gibi bir algı oluşturulması en hafif ifadesiyle insafsızlıktır. Açıklamaları dinlemeye ve hakikatleri duymaya karşı isteksiz davranan, zira (iddia edilen) haramîliği örtbas için gürültüye ihtiyaç duyan bazı kimselerin çarpıtmalarla hakikati gizleme derdinde oldukları hatırdan dûr edilmemelidir. Nitekim, hemen bir koro oluşturulduğu ve aynı manşetlerin, tıpa tıp haberlerin yaptırıldığı âşikârdır. Dört bir yandan dinimizde beddua olmadığı, Peygamber Efendimiz’in hiçkimseyi lanetlemediği ve Hazreti Üstad gibi büyüklerin asla kahriye okumadıkları yazılıp çizilmekte, gürültüyle seslendirilmektedir. Hatta bu konuda Diyanet’in bir fetvasından bahsedilmekte ve maalesef o da sağından solundan kırpılıp neşredilmektedir. Öyle mi gerçekten? Bunlar sadece birer ezberden ibaret olmasın?!.

Peygamber Efendimiz Hiç Beddua Etti mi? Lânet, Allah’ın merhametinden uzak olmayı ifade eder; lânet okuma ahireti de kuşattığı için en şiddetli, bed (kötü) duadır. Doğru, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz, “Ben lânet edici değil, rahmet peygamberi olarak gönderildim” buyurmuş ve en zor şartlarda dahi lanet etmemeyi yeğlemiştir. Bununla beraber, Allah Rasûlü’nün hiç lânet etmediği ve bedduada bulunmadığı bilgisi doğru değildir. İnsanlığın İftihar Tablosu, bazı çirkinliklerden sakınılması ve günahlara karşı daha dikkatli olunması için zaman zaman “lânet” ifadesini kullanmıştır. Sâdık u Masdûk Efendimiz’in Buhari, Müslim, Tirmizi, Müsned gibi en muteber hadis kitaplarında

Ahmet Kurucan

Sabır taşı çatladı! Mesele malum. Yolsuzluk iddiaları ortaya çıktıktan sonra o iddialara muhatap olanların üzerine yürüneceğine onları ortaya çıkaranlara “çete, piyon, taşeron, maşa” suçlamaları, peşi sıra gelen tayinler, gece yarısı kanunları ile yolsuzlukların üzerini kapatmalar. Ve tarih 20 Aralık 2013 Cuma. Kaydedin bu tarihi bir yere. Sebeplerin bütün bütün sükût ve sukût ettiğinin ilan tarihidir bana göre. Sebepler sükût ve sukût edince geriye bir tek yol kalmıştır sülûk edilecek; Allah’ın kapısını farklı bir şekilde çalma. Tokmağına bir farklı dokunma. Beddua dedi bazıları buna. Dini terminoloji açısından değil de halk arasındaki algıyı esas alırsanız diyebilirsiniz ama işin doğrusu bu beddua değil. Âl-i İmran Sûresi 61. ayetini delil olarak ileri sürerek mübahele veya mübaheleye davet dedi bazıları. Bazıları da Allah’a havale dedi. Ben kanaatimi söyledim, bir daha söyleyeyim, sebeplerin bütün bütün sükût ve sukût ettiği yerde çaresizliğin göstergesi olarak Allah’a dert yanmadır. İsterseniz 1993 Temmuz ayı Sızıntı dergisinin başyazısı olarak yayımlanan “Bir Yakarış” yazı ve/ya duasını bu gözle okuyun. Ne demek istediğimi daha net anlayacaksınız. Bununla beraber meseleyi çarpıtmaya da, uzatmaya da gerek yok; metin ortada. Ekrem Dumanlı Bey’in dediği gibi “yüreği yeten”, abdestinden ve namazından şüphesi olmayanlar, iddiaların gizli-açık her şeyimize nigahbân olan Allah’a arz edildiği bu duaya, bu içten yakarışa can u gönülden âmin der. Bu kadar basit. Ben söz vermiştim hikâyesini yazacağım diye. Okuduğunuz yazıyı kaleme almamın sebebi bu. İkindi namazı sonrası sohbet için koltuğa oturup çayını yudumlarken etrafa dolu dolu gözlerle bakıyordu Hocaefendi. Kim var kim yok diye mi? Etrafı kontrol eden benzeri bakışları olmuştur ama bu defaki öyle değildi. Bence simalardan insanın derûnuna bir atf-ı nazardı bu. Hani “sima yalan söylemez” derler ya, işte o yalan söylemeyen simalardan kalbe, ruha, hissiyata inme. Yaşanan hadiselerin insanlardaki aksini görebilme. Göreceği bir hüzün emaresi ile “demek ki yalnız değilmişim” deyip teselli olma. Evet, bakış böylesi bir bakıştı. Sohbet hem yazılı hem sözlü elimizde. Teknoloji çağında ulaşak da çok kolay. Dolayısıyla yapacağım şu tasviri mevcut görüntülerin yardımıyla zihninizde canlandırabilirsiniz. Sohbet halkasına oturabilirsiniz demek iddialı olur ama en azından ekrana yansımayan şekliyle salonu tahayyül ve tahassüs edebilirsiniz. Ferdî günahlara karşı ferdin takınacağı tavrı anlattığı yere kadar gayet sakindi Hocaefendi. Muhtevayı zihnen takip etme, hatta ağızdan çıkan kelimeleri teker teker saymanız da mümkündü. Maiz ve Gamidiye’li kadın örneğini vermeye başladığında sözün gideceği yeri tahmin etmek benim için zor olmadı. Şahsî günahlarla, kamuyu ve usul-ü fıkıhtaki kavramla “Allah hakkını” alakadar eden günah ve suç ayrımını yapacağı belliydi. Sakin sakin yürürken birdenbire koşmaya başlayan insanın nabız atışlarının yükselmesi gibi nabızlarımız yükselmeye başladı. Âteşîn hali, ses tonu, o tona yansıyan heyecanla salon farklı bir atmosfere büründü. Not aldığım defteri ve kalemi bir kenara bıraktığımı hatırlıyorum. Sonra dua, beddua, havale, ahitleşme, mülâane, mübahele veya mübaheleye davet, adına ne derseniz deyin işte o fasla sıra geldi. Hissiyat dorukta ama her zaman olduğu gibi akıl ve mantık örgüsü devre dışı değil. Akıl, his, mantık iç içe, yan yana, omuz omuza. His aklın önüne geçmiyor. Akıl hissi devre dışına itmiyor. Mantık “bu hissi ortamda benim işim olmaz” demiyor. Nihayet heyecan zirve yaptı ve o cümleler ardı ardına sökün etmeye başladı. Herkesin şaşırdığını zannediyorum. “Dememiştim, demeden edemedim” dediği cümleler ağzından çıkıyordu. Videodan izleyin, ilk başlarda âmin seslerinin azlığı bu şaşkınlığın izi ve emaresi. Sonra? Sonrası malum, semaya doğru yükselen ellere yine semaya doğru yükselen âmin sesleri iştirak etti. Bundan sonra ne olur? İçinde bulunduğumuz ifritten süreç nasıl sonuçlanır? İnanan her insanın bu soruya vereceği cevap sanırım şudur; Allah bilir. Allah’ın ömür verdiği insanlar yakın ve uzak gelecekte görür ne olacağını. Bu safhada duamız “Allah akıbet ü encâmımızı hayr eylesin.” Hocaefendi’nin bir sonraki sohbette dediği gibi; “Allah herkesi istediği şeyde payidar eylesin. Daha ilerisine, daha ilerisine, daha ilerisine… Türkiye’de zirveyi tutmanın dışında, isterse Avrupa’da da zirveyi tutsunlar, Asya’da da zirveyi tutsunlar, Afrika’da da zirveyi tutsunlar; liyakatleri varsa ve ma’şerî vicdanın kabulüne mazhar iseler, olsunlar. Allah pâyelerini artırsın, arş-ı kemâlâta yükseltsin onları.”

Madem gelecek adına Allah’ın engin ilmine, lütfuna, ihsanına sığınmak ve beklemekten başka çaremiz yok o zaman maziye gidelim ve soralım Hocaefendi bu noktaya nasıl geldi? Bunu anlamak için bazı köşe taşlarının yerli yerine oturtulması gerektiğini düşünüyorum. Birincisi; Hocaefendi adı üzerinde bir din adamıdır ve konuşmalarında tabii olarak dinî referanslar ağırlıklıdır. Sohbetin mahiyet ve muhtevasını belirlemek için dua, beddua, havale, ahitleşme, mülâane, mübahele, mübaheleye davet, iç yakarış kavramları etrafında müzakereler yapmamız bile bunun göstergesi. Dolayısıyla bu kavramlar ve aralarındaki farkı bilmeyenlerin mezkûr konuşmayı anlasa da anlamlandırması mümkün değildir. İmam hatip liseleri başlarımızın tâcı ama bu konuşma imam hatip lisesi bilgileri ile yorumlanamaz. İkincisi; Hocaefendi cemaat, camia, hareket, hizmet yapısı ile bütünleşmiş bir insandır. Herkes biliyor ve bilmeli ki Hocaefendi dendiği zaman Ramiz Hoca ile Refia Hanım’ın oğlundan bahsedilmiyor. Onun içindir ki Hocaefendi’nin konuşmasını çok sert olarak niteleyenler, son 11 yılda camiaya gönüllü olarak destek veren kişi ve kurumlara müsbetiyle-menfisiyle, açığıyla ve gizlisiyle neler yapıldığını ve neler yapılmak istendiğini hesaba katmak, resmin tüm karelerini birden görmek zorundadır. Ve yine onun içindir ki Hocaefendi diyerek müsbet veya menfi söze başlayanlar bu yapı hakkında konuştuklarını unutmamalıdır. Burada “Hocaefendi iyi ama…” ile başlayıp Hizmet’e akla zarar ithamda bulunanların niyetlerini ve samimiyetlerini bilemem ama bu türden ayırımlar hakikat nezdinde hiçbir mana ifade etmemektedir. Üçüncüsü; Hocaefendi’nin 75 yıllık hayatında dost veya düşman eliyle kendisine reva görülen eza ve cefalara karşı göstermiş olduğu sabrıdır. Rica ederim; “Kimseye küsüp darılmayacağıma söz veriyorum... ölümü gülerek karşılayacağıma söz veriyorum… celalden gelen cefayı, cemalden gelen vefa ile bir bileceğime söz veriyorum. Allah’a ait hukuka karışamam ama bana ait hiçbir haktan dolayı kimseden davacı olmayacağıma söz veriyorum.” diyen bir insandan söz ediyoruz. Şahsına ya da Hizmet’e şimdiye kadar yapılan ve dünya mezalim tarihine örnek olabilecek muameleler karşısında bile “Ne yapalım, Allah, ısırmak için bir diş, parçalamak için de vahşî bir pençe vermemiş, elimizden bir şey gelmez ki… Ayrıca, herkes kendi karakterinin gereğini sergiler, karakterimize rağmen farklı bir tavır takınmayı kendimize karşı saygısızlık sayıyoruz ve böyle bir saygısızlığı irtikâp etmemek için, gürül gürül konuşacağımız bir yerde sadece yutkunmakla iktifa ediyoruz.” diyen, kendisine gönül verenleri teskin eden ve duruşu ile sabra sabır öğreten bir insan var karşımızda. Nitekim şu söz Hocaefendi’ye ait: “Sabır benden sabır dileneceği ana kadar sabredeceğim.” Yıllardır eş-dost ve taraftarlarına “mukabele-i bi’l misil kaide-i zalimânesi ile hareket etmeyin” tenbihinde bulunan ve bunun açılımı adına “seneler var ki, zulmü lânetlemek, zalimin yüzüne tükürmek, müfterîye ağzının payını vermek, komplocuya ‘yeter artık’ demek tâ dilimin ucuna kadar geliyor ama milletimin sulh, sükûn ve iç huzurunu düşünerek kimseye bir şey demiyor; Allah’ın görüp bildiğini düşünüyor; karakter, düşünce ve üslûbumun hatırına herkesin yalan-doğru sesini yükselttiği durumlarda bile ben bir ‘Lâ Havle’ çekip ‘Buna da eyvallah’ demekle yetiniyorum.” diyen bir insan bu insan. Pekâlâ, ne oldu da bu Hocaefendi ellerini Rabbi Rahim’imize açtı ve “dememiştim, demeden edemedim” dediği o içten yakarışı yaptı? Üç kelimelik bir cevabı var bunun; sabır taşı çatladı. İşin geldiği bu noktada da “La Havle” çekmenin, “eyvallah” demenin onlarca-yüzlerce masumun binlerce-yüz binlerce yetimin, milyonlarca ülke insanının hak ve hukukuna tecavüzden geriye dönüşün olmayacağını gördü ve meseleyi asıl Sahib’ine havale etti. Etti çünkü sebepler planında yapılacak her şey yapılmıştı. Bütün bu işlemlere imza atan kişilerin Müslüman olması neticeyi değiştirir mi? Yapmayın Allah aşkına! Bir soru ile cevap vereyim bu soruya; suç söz konusu olduğunda devletin koyduğu kanunî müeyyideler, insanlıkla yaşıt diyebileceğimiz ahlakî değerler, bunlardan nebean eden örf-âdet, gelenek-göreneğimiz, Hocaefendi’nin ilavesi demokratik teamüller, suçu, faili dini kimliğine göre ayırt ediyor mu? Cezai yaptırımlarda farklı uygulamaya gidiyor mu? Neyse ben alanımın dışına çıkmayayım ve Alvar İmamı ile bitireyim; “Derd ehlinin feryâdını / Merhamet-i Rahmân sever / Üftâdeler imdâdını / Dergâh-ı Hakk derbân sever.”


34GÜNDEM yer alan lal ü güher beyanlarına bakıldığında zecr (sakındırma) maksatlı pek çok sözü görülecektir: “Allahın laneti hırsızın üzerindedir!” “Allah’ın lâneti rüşvet alan ve verenedir!” “Faiz yiyen ve yedirene Allah lânet etsin!” “Anne ve babasına söven kimse lânetlenmiştir!” “Fitne uykudadır, onu uyandırana Allah lânet etsin!” “Altın ve gümüşün kuluna, paraya tapana lânet olsun!” “Halkın işlerini üstlenip de onlara güçlük çıkarana lânet olsun!” “Zalim âmirlere, fasıklara, sünnetimi yıkan bid’atçilere Allah lânet etsin!” “Arazi işaretlerini bozana (sınır taşlarını kaldırıp daha fazla yer tutma peşinde olana) Allah lânet etsin!” gibi hadîs-i şerifler bahsini ettiğim incilerden sadece birkaçıdır. Ayrıca, Sonsuz Nur Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine reva görülen pek çok haksızlık ve zulüm karşısında bedduaya tevessül etmediği hâlde, toplum yapısını tehdit eden cürümler karşısında lânet ifadesini bile kullanmış; Bi’r-i Maûne hâdisesi gibi masum insanların zulmen öldürüldüğü birkaç mevzuda bedduada bulunarak, başka hikmetlerinin yanı sıra hayatını Kur’ân hizmetine verenlerin Allah indindeki ve Rasûlü yanındaki kıymetini de göstermiştir. Hamdi Yazır Hazretleri: “Zalim aleyhine bağıra bağıra beddua edebilir!” Diğer taraftan, Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Allah, ağır ve inciten sözlerin açıktan söylenmesini hiç sevmez, ancak söyleyen zulme uğramışsa o başka. Allah her şeyi hakkıyla işitir ve görür.” (Nisâ, 4/148) Bu ilahî beyan münasebetiyle merhum şehid Seyyid Kutup, tefsirinde şunları söylemektedir: “Kuşkusuz İslâm, -zulmetmedikleri sürece- insanların namına ve şanına saygı gösterir. Ancak zulmettikleri zaman bu saygıyı hak etmezler. İşte o zaman zulme uğrayana, zulmedenin kötülüğünü açıklama izni verir. Dillerin kötü söz söylemesine ilişkin yasağın tek istisnası budur. Böylece İslâm’ın, zulme imkan tanımayan adaleti koruması için, ferd ya da toplumun utanma duygusunun yırtılmasına izin vermeyen ahlakı koruması birbirine uygun düşmektedir.” Elmalılı Hamdi Yazır hazretlerinin aynı ayeti tefsir ederken dile getirdiği hususlar ise, gerçekten çok dikkat çekicidir: “Allah, kötü sözün açıklanmasını sevmez. Kötü fiil şöyle dursun, kötülüğün söz kabîlinden olarak bile meydana konulmasını istemez, buğzeder. Gerçi Allah, ne fiil olarak, ne söz olarak, ne gizli, ne âşikâr kötülüğün hiçbirini sevmez. Fakat ister sözle olsun, ilan edildiği ve açıklandığı zamandır ki, bilhassa gazab ve azab eder. Ve işte ilâhî azabın sır ve hikmeti bu noktada, yani Allah’ın kötülüğü sevmemesindedir. Ancak mazlum (zulme uğrayan) hariç. Zulmedilmiş, hakkına tecavüz olunmuş olan kimse feryad edebilir, zalim aleyhine bağıra bağıra beddua edebilir veyahut ondan yakınarak kötülüklerini söyleyebilir, hatta kötü sözlerine aynen karşılıkta bulunabilir. Ve Allah zulme uğrayanın feryadını dinler, halini bilir.” Hele işlenen zulüm bütün müslümanların bellerini bükecek ve yüzlerini kara edecek cinsten ise…

Diyanet’in Sitesinde Beddua Tarifi Peki, Diyanet İşleri Başkanlığı ne diyor bu konuda? Başkanlığın sitesinde “beddua”nın tarifi yapılıp sevimsizliği anlatıldıktan sonra (maalesef bazı medya organlarının kasden kırpıp yayınlamadıkları bölümde) şöyle deniliyor: “… (Hazreti Peygamber) ayrıca mü’minleri uyarmak amacıyla, paraya taparcasına düşkün olanlara (Buhârî, Cihad, 70; Rikâk, 10); ana-babaya karşı gelenlere (Müslim, Birr, 8; Müsned, II/346) ve benzerlerine ad vermeksizin beddua etmiştir. Mazlumun

duasının mutlaka kabul olunacağını beyan etmiş (Buhârî, Mezalim, 9), bizzat kendisi de mazlumun bedduasına uğramaktan Allah’a sığınmıştır (İbn Mâce, Dua, 20; Müsned, V/82-83).”

Hak Dostları Beddua Etmiş mi? Bütün anlatılanların yanı sıra bir de “Hak dostları beddua etmezler!” diyen çok bilmişler var ki, bu da sadece ezberden ibaret yanlış bir bilgi kırıntısıdır. Herbiri bir şefkat âbidesi olan Hak dostları söz konusu zulüm olduğunda bedduadan geri durmamışlar ve âciz/çaresiz kaldıkları zamanlarda zâlimleri Allah’a şikayet etmişlerdir. Selef-i salihînin hepsi inkarcılar aleyhine değişik niyazları seslendirmişlerdir ve onlar saded haricidir. Onlara ilaveten, Evliyaullah’ın müslüman olmakla beraber zulümden geri durmayanlar hakkındaki duaları da az değildir. Nitekim, sadece Merhum A. Ziyaeddin Gümüşhanevî hazretlerinin derlediği üç ciltlik “Mecmûatü’l-Ahzâb” adıyla maruf dua külliyâtına bakılırsa, bunun pek çok misalini bulmak mümkün olacaktır. Abdülkâdir Geylânî, Muhyiddîn İbn Arabî, Ebu’l-Hasan eş-Şâzilî, İmam Gazzâlî, Şihâbeddin es-Sühreverdî, Ahmed el-Bedevî, İbrahîm ed-Desûkî ve Ahmed er-Rifâî gibi Hak âşıklarının zulme maruz kaldıklarında nasıl tazarruda bulundukları görülecektir. Mesela; “Virdü Cemîi’l-evliyâ ve Cünnetühüm” (Bütün Allah Dostlarının Virdi ve Sığınağı) başlıklı “Evliyaların Kalkanı” adıyla da meşhur dua meâlen şöyledir: “Rabbimiz hep kötülük planlayıp tuzak peşinde koşan kendini bilmez nâdanlara fırsat verme. Sen onların birliklerini dağıt.. cemiyetlerini darmadağın et.. menfi emellerini uygulamak için kullanacakları her türlü malzemeyi asla kullanamayacakları bir hale getir.. plan ve projelerini boz.. binalarını başlarına yık.. hallerini değiştir.. ecellerini yakınlaştır.. hiç kimse hakkında hiçbir kötülük düşünmeye fırsat bulamamaları için onları kendi dertleriyle uğraştır ve nihayet onları, “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasûlüllah” ve “Bismillahirrahmanirrahîm” hakkı için güç ve kudretinin şanına yaraşır şekilde cezalandır!.” Zulüm karşısında çaresizliğin sesi soluğu olan bu duanın benzerini ya da daha şiddetlisini merak edenler özellikle Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri’nin “Hüzbü’t-Tevhid” başlıklı münacaatına, Abdülkadir Geylânî Hazretleri’nin “Hizbü’n-Nasr” isimli tazarruuna, İmam Şâzilî Hazretleri’nin “Hizbü’t-Tams” ve “Hizbü’l-Hıfz” unvanlı yakarışlarına, Câfer-i Sâdık Hazretleri’nin istiâzelerine, İmam Gazzâlî Hazretleri’nin hizblerine, Şeyh Seyyid Buharî Hazretleri’nin “Hizbu’l-Kahr”ına ve Şihabuddin Ahmed

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN İbn Musa el-Yemenî’nin “Hizbü’l-Hucub” namlı niyazına bakabilirler. Yalnızca bir atf-ı nazar dahi velilerin hep ıslah peşinde olduklarını, şahıslarla hiç uğraşmadıklarını; fakat, zulüm ve gadre uğradıklarında kötü fiil ve sıfatları nazar-ı itibara alarak bedduada ve hatta lânette bulunduklarını görmeye yeterli olacaktır. Dahası, Yezid (646-683) Emevilerin ikinci halifesidir. Halifeliğin onun şahsında saltanata dönüştüğü kabul edilir. Hazreti Hüseyin’in (radiyallahu anh) şehit edilmesi ve Kerbela faciasından sorumlu tutulduğu için Üstad’ın ifadesiyle, ilm-i kelamın büyük allamesi olan Sadeddin-i Taftazani, “Yezid’e lanet caizdir.” demiştir. Evet, “Lanet vaciptir ve sevabı vardır!” dememiştir. Bununla beraber, bilhassa Ehl-i Beyt’in torunları aldıkları bu cevazla ona hep lânet ederler. Neden müslümanlara halifelik de yapmış olan Yezid’e lânet ederler? Çünkü, o zalimdir. Âhir ömründe tevbe etmiş olması ihtimali, ihtiyatlı müminleri sükuta mecbur etse de ona lanet okuyanlara da kimse bir şey demez. Hâşâ ve kellâ!.. Kimseyi Yezid’e benzetmiyorum. Bizim şahıslarla işimiz olamaz. Atlanan bir hususu hatırlatmak için bu misali naklettim, hepsi o.

Bediüzzaman Hazretleri’nin Bedduası ve Yanan Bina Bir mesele daha var ki, o da bazı Nur talebelerinin de muhterem Hocaefendi’ye Hazreti Üstad’ın şefkatini anlatmaya kalkışmaları. Bu insanların “Risale’yi sadeleştirenlerin elleri kırılsın!” deyip beddua halkaları oluşturduklarını söyleyenler arasından çıkması da manidar. Evet, Üstad’ın şefkatini öğretmeye kalkıyorlar. Bir kere daha “Birazcık edep yahu!..” diyeceğim. İnsan Allah’tan korkar. Bana, ona, öbürüne “merhamet” deyin ama “mücessem şefkat” haline gelmiş bir insana karşı ukalalık yapmaya hiç kimsenin hakkı olmasa gerektir!.. Halbuki Risale mektebinin ilkokul sırasındaki çocuklar bile duymuştur: Zamanının kudretli valilerinden biri, sürgün edilen Bediüzzaman hazretlerinin görüşme talebini kabul eder. Vali, Hazreti Üstad’a zorla sarığını çıkarttırıp şapka giydirmeye uğraşır. Üstad, “Bu sarık ancak bu kelle ile beraber çıkar!” der, gider; valilik binasını terkederken de “Başından bul!” diyerek ona beddua eder. Üç yıl sonra, zulümlerle anılan ve bir cinayet hadisesine de adı karışan vali kafasına kurşun sıkarak intihar eder. Hayır, Bediüzzaman Hazretleri’nden aktaracaklarım bu kadar değil. Bakınız bir mektubunda Hazreti Üstad ne diyor: “Ben şimdi hürriyetime çok muhtacım. Yirmi seneden beri lüzumsuz ve haksız ve faidesiz tarassutlar artık yeter. Benim sabrım tükendi. İhtiyarlık vaziyetinden, şimdiye kadar yapmadığım bedduayı yapmak ihtimali var. ‘Mazlumun âhı,. tâ arşa kadar gider.’ diye bir kuvvetli hakikattır.” Nitekim, o sabır kahramanı kendi haklarından vazgeçse de hukukullah söz konusu olunca beddua da ettiğini yine kendisi anlatıyor: “Meşihat (İslâmın ilmî meseleleri ile uğraşan devlet dairesi, diyanet) ve adliyenin yanması münasebetiyle, bir sözüme yanlış mânâ verilmiş. Şöyle ki: Bundan on dokuz sene evvel, haksız bir surette İstanbul’a menfî (sürgün) olarak perişan bir surette gönderildiğim vakit, bir zaman Meşihat’taki Dârü’l-Hikmet’te bulunduğumdan, Meşihat’ı sordum: “Ne haldedir?” Dediler: “Büyük kızların lisesi olmuş.” Ben de hiddet ettim. Bir beddua ettim. Hem dedim: “Ya Rab! Meşihat’ı kurtar.” O gece Meşihat kısmen yandı. Ben de o münasebetle dedim: “Bazen ateş temizlik yapar. Bu fakir millete beş milyon zarar veren adliyenin yanması da belki inşaallah bir temizliktir; o zarar telafi edilir!” Hazreti Üstad, bir başka risalesinde o bedduasını şöyle açıyor: “Ben menfî olarak İstanbul’a getirildiğim

vakit bir zaman Meşihat-ı İslâmiye dairesinde bulunan Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyedeki hizmet-i Kur’âniyeye çalıştığım için, o alâkadarlık cihetinde, “Meşihat dairesi ne haldedir?” diye sordum. Eyvah! Öyle bir cevap aldım ki, ruhum, kalbim ve fikrim titrediler ve ağladılar. Sorduğum adam dedi ki: “Yüzer sene envâr-ı şeriatın mazharı olmuş olan o daire, şimdi büyük kızların lisesi ve mel’abegâhıdır.” İşte o vakit öyle bir hâlet-i ruhiyeye giriftar oldum ki, dünya başıma yıkılmış gibi oldu. Kuvvetim yok, kerametim yok; kemal-i me’yusiyetle âh vah diyerek dergâh-ı İlâhiyeye müteveccih oldum. Ve bizim gibi kalbleri yanan çok zatların hararetli âhları, benim âhıma iltihak ettiler. Hatırıma gelmiyor ki, acaba Şeyh-i Geylânî’nin duasını ve himmetini, duamıza yardım için istedim mi, istemedim mi? Bilmiyorum. Fakat her halde o eskiden beri nurlar yeri olmuş bir yeri zulmetten kurtarmak için, bizim gibilerin âhlarını ateşlendiren onun duasıdır ve himmetidir. İşte o gece Meşihat kısmen yandı. Herkes “Vâ esefâ” dedi; ben ve benim gibi yananlar, “Elhamdü lillâh” dedik. Zannederim ki, bu fakir millete iki yüz milyon zarar veren Adliye dairesindeki yangında böyle bir mânâ var. İnşaallah bu da bir ikaz ve intibahı verecektir. Ateş bazen sudan ziyade temizlik yapar.” Görüyorsunuz değil mi, kendi şahsî haklarının hesabını hiç yapmayan mefkure insanları söz konusu milletin hukuku olunca nasıl düşünüyor ve ne suretle davranıyorlar?!. Arakan, Filistin, Mısır, Suriye ve Irak İçin Dua Edildi mi? Bu yazı gibi şeyi çok uzattığımın farkındayım; fakat bir husus daha kaldı: “Dünyada o kadar hadise oluyor, onlara niçin böyle dua etmediniz?” diyorlar. Allah insaf ve izan versin!.. Hadi biz talebeleri saymayın ama acaba yeryüzünde muhterem Hocaefendi kadar dua eden kaç tane insan vardır? Acaba yeryüzünün kaç binasında sadece üç-beş yıl değil, senelerdir her gün en az kırk dakika ümmet-i Muhammed için toplu dua yapılıyordur? Kaç kişi her gece bir iki saatini ümmete, millete ve insanlığa duaya ayırmaktadır? Kaç babayiğit gecenin karanlıklarını iniltilerle, hıçkırıklarla, hatta figanlarla yırtmaktadır? Müslümanların başına yağan bombalardan/kurşunlardan dolayı yatağa düşecek kadar üzülen, hatta kalb ritmi bozulup hastahaneye kaldırılan kaç dertli mümin gösterilebilir? Arakan, Filistin, Mısır, Suriye, Irak… Nerede dert varsa kalbi orada olan Hocamızın safların en ardından bile duyulan iç çekişlerine Allah da şahittir buranın taşı toprağı da!.. Ahh o odanın duvarları, pencereleri, çatısı bir dile gelse.. bir dile gelse de hıçkırık nasıl olur; ümmet için nasıl ağlanır; millet için nasıl yakarılır bir anlatsa!.. Hamaset yapmıyorum; senelerdir o gözyaşlarının ve o hıçkırıkların şahidi olarak yazıyorum bunları. Hâsılı, Hocamızın ifadesiyle, o kadar diş gösterildi, o kadar salya atıldı, o kadar kimse tahrik edildi, o kadar o “twit”lerde o mel’un düşünceler bir yönüyle vizesiz rahat dolaştı ki, o ibtihal olmasa olmazdı. O mübahele “Bir savcı 3 polisle hizmeti terör örgütü ve çete kapsamına sokarız, bitiririz” gibi karanlık niyetlileri, “Cemaat’e had bildirme” sevdalılarını ve oraya buraya nisbet edilerek bir kısım vatan evladına kıyım yapanları insafa davet çağrısıydı. Şahıs olarak kimse hedeflenmemişti; sen, ben ve o.. hepimiz muhataptık o sözlere. Yemin ederim ki, Hocamızın o sözlerini duyduktan sonra yirmi dört saat titredim. Kendi muhasebemi yaptım. Zira, Allah’ın gazabıyla oyun oynanmaz. Heyhat ki, bazıları hala meseleyi şaka zannediyor ve hatada diretiyorlar. O sözler söylenmeliydi ve söylendi. Nasibi olan ibretini ve dersini alır. Nasipsize hiçbir beyan kâr etmez. Genel üslubumuz yine ıslah duasıdır; virdimiz, “Allahım, bizi de ıslah eyle, diğer inananları da ıslah eyle!” niyazıdır.


35 GÜNDEM KARA PARA AKLANDIĞI YERİ ZEHİRLER

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, yaptırımlardan dolayı İran’ın paralel bir ekonomi yapısı kurduğunu belirtiyor. Okur, “Yapı yasal çalışmadığı için ilgili ülkelerde çarkları rüşvetle döndürüyor. Türkiye gibi ülkeler kara para, yolsuzluk ve rüşvetle zehirleniyor.” diyor. MESUT ÇEVİKALP

1luk ve rüşvet’ operasyonunun artçı 17 Aralık sabahı patlak veren ‘yolsuz-

sarsıntıları sürüyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanların sayısı 80’i buldu. Gözaltı süresinin dolması üzerine 25. Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılan zanlılardan 24’ü tutuklandı. Kalanları da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Tutuklananlar arasında kimler yok ki! İki bakan oğlu, bir belediye başkanı, bir devlet bankasının müdürü ve onlarca üst düzey bürokrat… Asıl vahamet, rüşveti dağıtan çetenin İran derin devletine çalıştığı iddiası. Merkezinde İranlı Babek Zencani’nin bulunduğu derin yapının Türkiye’de görünen yüzü İranlı Reza Zerrab. Türk vatandaşlığına geçip ‘Rıza Sarraf’ adını alan zanlının İran kara parasını Türkiye’de akladığı ileri sürülüyor. Çarkları döndürmek için de bazı üst düzey yetkililere rüşvet verdiği düşünülüyor. 29 yaşındaki Zerrab’ın kabinenin 4 bakanı ile temasta olduğunu, bazı istekleri karşısında onlara rüşvet ve pahalı hediyeler verdiğini polisin teknik takiple tespit ettiği basına yansıdı. ‘Tape’ler vahim! Soruşturmada adı geçen üç bakanın (Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, İçişleri Bakanı Muammer Güler ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar) istifası iddiaları kuvvetlendirdi. İstifa etmeyen AB Bakanı Egemen Bağış da kabine revizyonuyla görevinden alındı. Ancak sular durulmadı, aksine halktaki şüphe giderek derinleşti. Artçı muhtemel operasyonların iktidarca bastırıldığı iddiası hükümete dönük şüpheleri artırdı. İran’ın da Zencani ve bağlantıları hakkında soruşturma başlatması meselenin hayati olduğunu ortaya koydu. Peki, kim bu Zencani? Zerrab ile bağı ne? Türkiye üzerinden ne tür bir operasyon yürütüldü? İran’ın derin devleti Devrim Muhafızları işin neresinde? Bakanlara neyin karşılığında menfaat sağladılar? Ucu İran derin devletine ulaşan gizli yapıyı Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif Okur ile konuştuk. -Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu nasıl bir yapıyı deşifre etti? Türkiye’de görünen yüzü İranlı Reza Zerrab. Genç bir iş adamı. Asıl isim İranlı Babek Zencani. İran’ı izleyen uzmanlar için yabancı bir isim değil! Batı, İran’a yaptırım kararı uygulamaya başladığında öne çıkan, Devrim Muhafızları’yla bağlantılı derin iş adamlarından. Yaptırımları delen sembol figür. -Türkiye ile alakası ne? Zencani’nin yönettiği network, İran’a uygulanan yaptırımları delmek için bazı ülkelerde birtakım kayıt dışı işler yapıyor. Anlaşılan o ki Türkiye’ye de uzanmışlar. Türkiye’nin kirletilmeye çalışıldığı ortada. İşin nerelere ve nasıl uzandığını Türk adaleti açığa çıkaracak. -Batı, Türkiye’ye İran’dan kısmi petrol alımına izin verdi. O bağlamda olmasın… Yaptırımlar çok katmanlı. Batı, Türkiye’nin 110 bin varil petrol alımına onay veriyor. Ancak ödemenin Türkiye’de bir bankada tutulmasına, ticaret üzerinden mal olarak İran’a dönüşüne imkân tanıyor. Bu zoraki ikili ticareti geliştirdi. Burada sıkıntı yok. Hatta Türkiye’ye fayda sağladı. Ancak bir de gri alan var. Asıl suç orada. -Nasıl?

DOÇ. DR. MEHMET AKIF OKUR

İran, yaptırımları delmek için bazı taşeron iş adamları üzerinden bir ağ kurdu. Bu, İran derin devletiyle bağlantılı isimlerden oluşturuldu. Gri alan dediğim yer burası. Zencani ismi de burada ortaya çıkıyor. Yapının temeli Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani döneminde atılsa da (1987-1997) asıl Ahmedinejad döneminde güçleniyor. Ahmedinejad döneminde İran Meclisi’nin üçte biri Devrim Muhafızları’ndan oluşuyor. Önemli yerlere atanıyorlar. Ekonomi alanındaki faaliyetleri artıyor. 2010’da İran ekonomisinin yaklaşık yarısı Devrim Muhafızları’nın eline geçiyor. Paralelinde gizli taşeron çıkar yapıları da büyütülüyor. Zencani büyütülenlerden… -İran derin devletinin kurduğu bir yapıdan söz ediyorsunuz… İran bir rant devletidir. Gelirlerinin ağırlığı ranta dayanıyor. İçerideki siyasi rekabet de rantın paylaşım mücadelesinden ibaret. Hükümet gelirlerinin yaklaşık yarısını petrol gelirleri oluşturuyor. Doğalgaz ile diğer yer altı kaynaklarını eklediğinizde gelirinin nerdeyse tamamına tekabül ediyor. Batı dünyasının yaptırımları İran’ın normal yollardan petrol satmasını engelledi. Onlar da kurdukları bu yasa dışı taşeron yapı üzerinden satma yoluna gitti. Kısacası paralel ekonomi yapısı kuruldu. Yapı yasal çalışmadığı için ilgili ülkelerde çarkları rüşvet, avanta, yolsuzlukla döndürüyor. Türkiye gibi faaliyet gösterilen ülkeler kara para, yolsuzluk ve rüşvetle zehirleniyor. -Gri sistem nasıl işliyor? İran’dan çıkarılan petrol üçüncü ülkelerde aklanıp satılıyor. Elde edilen para ya nakit ya da altın gibi değerli metalar üzerinden İran’a sokuluyor. Tabii sistem yasa dışı olduğu için üçüncü ülkelerde işler değerli hediyeler, rüşvetler veya şantajlarla yürütülüyor. Bu bağlamda aracı yapı da payını alıyor. -Zencani de mi böyle çalışıyor? Aynen. Hatta kendisi anlatıyor bir röportajında. İran’dan çıkardığı petrolün

menşeini Malezya, Dubai, Tanzanya gibi üçüncü ülke limanlarında değiştiriyor. Sakin, küçük limanlarda petrolü tankerden tankere aktarıyor. Kimliği değişen petrolü, piyasanın biraz da altına satıyor. Elde ettiği parayı kendi bankasına aktararak İran’a sokuyor. Şirketlerinin geliri gibi yansıtıyor. 65 şirketi var. Türkiye’deki kozmetik üzerine tescilli. -ABD, Avrupa tespit etmiş mi bu sistemi? Elbette. İran’ın son 3 yılda bu yöntemle ambargoyu 272 kez delmeye çalıştığı kaydediliyor. Derin yapının Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde menşe değiştirme çabaları izlenmiş. Tanzanya’ya getirilen İran petrolünün Tanzanya petrolü gibi satıldığı görülmüş. -Derin taşeronlar başka hangi ülkelerde görülüyor? Tacikistan’da yoğun şekilde çalıştıkları ifade ediliyor. Tacikistan kara para aklamanın kolay olduğu 4. ülke olarak anılıyor. Keza Gürcistan’da 150 kadar Devrim Muhafızları’yla bağlantılı şirketin kurulduğu ortaya çıktı. Bu şirketler arasında da gayr-i resmî bankacılık işletiliyor. Kara para aktarılırken kuryeler kullanılıyor. Türkiye’deki operasyonda gözaltına alınan kuryeler gibi. Yapı kimi zaman altın kimi zaman da ticari mallarla tahsil ediyor alacağını. Böylece İran’a sıcak para akıtılıyor. Ambargo deliniyor. Mali baskı hafifletiliyor. Dolayısıyla nükleer çalışmalar sürdürülüyor. Ama sonunda bu yapı hem İran’ı hem de operasyonların yapıldığı ülkeleri çürütüyor! -Nasıl çürütüyor? Gri sistem kayıt dışı çalıştığı için ciddi fireyle dönüyor. Riskli işlemler rüşvet, avanta ve hediyelerle hallediliyor. Bunun maliyeti İran halkının petrolünden çıkarılıyor. Ayrıca taşeronlar menşei değiştirilmiş petrolü hızla elden çıkarmak için iskontolu satıyor. Şebeke pahalıya satsa da ucuza sattım diyebilir! Hesap edilebilirliği yok. Yaptırımlar dolayısıyla paranın hepsini bir anda ülkeye de

sokmuyorlar. Şebekenin parayı sınır dışında işletmesine imkân tanınıyor. Mesela İran’ın sadece Zencani’de 2 milyar doları vardı. Parayı ülkeye getirmediği için Meclis’te özel komisyon kuruldu. Ciddi sıkıştırdıkları için önceki hafta hepsini getirip teslim etmek zorunda kaldı. -Devletin kontrolünde değiller mi? Tam kontrol altında değiller. Hatta yıkıcı etkileri var İran’a. Network, petrol satışı üzerinden elde ettiği rantı ülkedeki özelleştirmelere yatırmış. Özelleştirilen kamu kurumlarını alırken de rüşvet vermişler hatta. 40 kadar İranlı vekile rüşvet ve hediyeler verdikleri ortaya çıkarıldı. Zencani’nin adı 140-150 özelleştirmede geçiyor. Bir bakıma dışarıdan getirdikleri rantla içerideki rantı yönetmişler. Yeni lider Hasan Ruhani bu yapıdan kurtulmaya çalışıyor. Zencani hakkında, Türkiye’den önce İran’da soruşturmalar açıldı. -Türkiye’de de rüşvet ve pahalı hediyelerle çalışmışlar. Rüşvet ve onunla ilintili şantaj İran siyasi sisteminin parçası. Son örneği geçen şubatta yaşandı. Dönemin cumhurbaşkanı Ahmedinejad, siyaseten sorun yaşadığı Meclis Başkanı Ali Laricani’nin rüşvet aldığını açıkladı. Açıklamakla kalmayıp Laricani’nin kardeşine ait rüşvet görüntülerini Meclis’te izletti. İran’da tarihten bugüne benzer durumlar sıklıkla yaşandı, yaşanıyor. Rüşvet, şantaj İran siyasetinin bir parçası. Bu açıdan söz konusu paralel yapı, Türkiye operasyonunu yürütebilmek için ilgili makamlara rüşvet ve pahalı hediyeler vermiş, kimine menfaat sağlamış olabilir. Medyaya yansıyan görüntüler bu noktaya işaret ediyor. Ancak olayın gerçek boyutu yargılanma sonucu ortaya çıkacak. -İran bir yandan kara parasını Türkiye’de aklarken diğer yandan bölgesel rakibi Türkiye’yi zehirliyor yani. Bir taşla iki kuş vurma durumu! Hem parasını aklıyor hem de kayıt dışı para sokmak suretiyle Türkiye’yi zehirliyor. Bu çok net! -Türkiye’nin itibarı zedelendi hâliyle. Söz konusu rüşvet ve yolsuzluk iddiaları dünya medyasında yer buluyor. Türkiye’nin itibarı yıpranıyor. Bu durum İran derin devletini mutlu eder! Ayrıca Ankara’nın sistemli biçimde İran ambargosunu delmiş olması küresel imajını bozar. Amerika yeni İran’la çalışırken Türkiye eski, derin İran’la iş tutmuş! -Türkiye’de son 3 yılda 2116 İran firmasının kurulması bu tavra bağlanabilir mi? Olayın hem resmî hem de gayr-i resmî yönü var. Yaptırımlardan dolayı İran Türkiye’de zorunlu ticarete başlayınca Tahran yönetimi Türkiye’de şirketler açıp bu ticaretini kendi firmaları üzerinden yürütmeye çalıştı. Bu resmî taraf. Gayr-i resmî olansa taşeron yapının kurduğu firmalar var. Paravan firmalar. Mali polis bunlara göz açtırmamalı. -Yargıya taşınan yolsuzluk operasyonu İranlı derin güçlerin Türkiye’de çok etkin olduğunu yansıtmıyor mu? Basına yansıyanlar üzerinden baktığınızda, taşeron yapı, kayıt dışı paranın sağladığı imkânla birçok yere ulaşmış, nüfuz etmiş. Tehlikeli bir durum! Ucu üçüncü devletin çelik çektirdiğine, derin yapısına, istihbarat birimine dayanan bu grubun dağıttığı para sadece ‘rüşvet’ olmaktan çıkar. Beraberinde şantajı da getirir. Hâliyle millî güvenlik zafiyetine kapı aralar.


36DÜNYA Diplomaside elde var ‘SIFIR’

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

Diplomatlar yıl boyu sahada ter atsa da skor tablosu değişmedi. Suriye ve Mısır’da tutmayan öngörüler, Irak-İran ekseninden gelen beklenmedik ataklar Ankara’nın hareket alanını daralttı. Türk diplomasisi açısından 2013 kendi sahamızda top çevirdiğimiz bir yıl oldu…

MESUT ÇEVİKALP

1Diplomasi açısından zorlu bir yıldı. Diplomatlar 2013’te çok koşturdu.

2012’den miras krizler çözülemediği gibi daha da derinleşti bu yılda. Ortadoğu’da Arap Baharı rüzgârı tersine döndü. Vesayetçi yönetimler iktidara bir bir geri dönüyor. Batı cenahında da durum iç açıcı değildi. 5 yıldır süren mali kriz bazı ülkeleri iflasın eşiğine getirdi. Yunanistan, İspanya, Portekiz gibi… Üzerine kuzey komşu Rusya ile Suriye üzerinden yaşanan gerilim, güneyde süren Kıbrıs krizi Ankara’nın diplomasi sahasını daralttı hâliyle. İsrail ve Suriye ile süren diplomatik kriz, Irak ve İran’la yaşanan gerilimler Türk hükümetinin sahadaki hâkimiyetini kırdı. Tel Aviv’in ardından Bağdat’la normalleşme adımları atılsa da arzu edilen normalleşme yaşanmadı. Kısacası saha ve zemin

diplomasiye uygun değildi. Geriye dönüp bakıldığında skor tabelasının boş olduğu görülüyor. Ankara açısından verimsiz bir yıldı vesselam… İşte 2013 diplomasi karnesi:

ARAP BAHARI Arap Baharı sürecini başından itibaren destekleyen sayılı ülkelerden biriydi Türkiye. İsyan dalgasıyla yaşanan devrimleri ‘tarihin normalleşmesi’ olarak yorumladı. Mısır, Yemen ve Tunus’ta diktatörleri deviren yeni iktidarları çabucak tanıdı, onlara destek verdi. Vesayetin geri dönmeyeceği öngörüsüyle kurulan strateji kısa zamanda tıkandı. Çünkü Mısır gibi Tunus’ta da vesayet iktidarı devirdi. Seçimle başa gelenler hapse tıkıldı. Hâliyle yeni iktidar sahipleri de Türkiye ile ilişkilere mesafe koydu. Mısır’da iktidara el koyan darbeciler Türk Büyükelçisi Hüseyin Avni Botsalı’yı istenmeyen adam ilan etti. Sonuçta Ankara’nın Arap Baharı çerçevesinde


37 DÜNYA

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

takındığı insani, demokratik tavır akim kaldı. Vesayetçilerle demokrasiyi konuşmanın suya yazı yamaktan farkı yok zira. Bu noktada Ankara’nın ‘ahlaki’ diplomasiyle yola ne kadar devam edeceği net değil. Söylem korunsa da eylemde ilk Arap Baharı duruşunun sürdürülmediği görülüyor.

çeyreğinde taraflar arasında normalleşme başlasa da istenilen ritim yakalanamadı. Bunda Türkiye’nin Kürt bölgesiyle enerji işbirliğini sürdürmesi etkili. İran yörüngesindeki Şii Maliki, Mart 2014 genel seçimleri öncesinde krizi soğutmaya matuf adımlar atsa da hükümetin Ankara’ya bakış açısının değişmeyeceği görülüyor.

SURİYE

İRAN

2013’te Ankara’yı meşgul eden gündemlerin başında Suriye krizi geldi. 2011’den bu yana eli kanlı Esed rejimi karşısında muhaliflerin yanında saf tuttu. Özgür Suriye Ordusu’ndan maddi-manevi desteğini esirgemedi. Suriye muhalefetini ağırladı. Suriye’nin Dostları Grubu’nda aktif rol oynadı. Ancak 21 Ağustos 2013’te Şam’ın Guta bölgesinde yaşanan kimyasal katliam denklemi değiştirdi. Bir gecede kimyasal silahla 1500 kadar sivili öldüren Esed rejimi, oluşan küresel baskı sonrasında kimyasal silahlarını BM’ye teslim etmeyi kabul etti. 25 Ağustos’ta imzalanan anlaşma gereğince kimyasal silahlarını Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’ne (OPCW) veren rejim bu yolla Batı’nın askerî müdahale kartını akim bıraktı. Cenevre 2 Konferansı’na zemin kazandırdı. Başkanlığının ikinci dönemini savaşsız kapatmaya çalışan Barack Obama ‘Esed ile yola devam’ sinyali verdi. Washington’daki bu tavır değişikliğinde Suriye’nin kuzeyinde güçlenen El Kaide varlığı da rol oynadı. ABD ile birlikte Avrupa ülkeleri, Katar-Suudi Arabistan ekseni de muhaliflere desteği kesti. Esed’in silahla devrilmesine destek veren tek ülke Türkiye kaldı! Suriye iç savaşı bağlamında bombalı saldırılara maruz kalan, 70 kadar vatandaşını kaybeden, uçağı düşürülen, 700 bin göçmene topraklarını açan Ankara kaybedenler safında. Dahası Suriye’de büyüyen El Kaide varlığının her an hedefinde. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, geçen ay Tahran’da açıklanan ‘ateşkes’ çağrısını desteklediklerini söylemesi, Ankara’nın Suriye politikasında revizyon arayışında olduğunu gösterdi. Ankara, hâliyle, Esed’li geçiş hükümetine sıcak baktığını gösterdi. Muhaliflere yardımın kesilmesi de bu politikanın bir gereği olarak algılandı.

Türk hükümeti, halkın genelindeki ‘şüpheci’ bakışa rağmen İran’la kurduğu sıkı bağlarını koruyor. Ankara, PKK ile Esed rejimine desteği kanıtlanan Tahran ile diplomatik ilişkileri yürütme çabasında. Buna karşın iki devlet Suriye, Irak ve Arap Baharı süreçlerinde karşı karşıya geliyor. Tahran’ın bölgesel rakibi olarak gördüğü Türkiye’de ajan operasyonları düzenlediği, PKK desteğini artırdığı ortaya çıkıyor. Ahmedinejad’ın ardından başlayan Hasan Ruhani döneminde de mevcut tavrın korunduğu görülüyor. Batı ile nükleer kriz konusunda anlaşma sinyalleri veren İran, Türkiye’yi ekarte edip bölge liderliğine oynuyor. Türk hükümeti ise her koşulda Tahran’ın yanında olduğu mesajını veriyor. ABD Maliye Bakanlığı, İran’ın, sıkı ambargodan Ankara’nın desteğiyle sıyrıldığına işaret etti.

KIBRIS Ankara bir adım önde olma hâlini korusa da Kıbrıs meselesinde herhangi bir ilerleme sağlanamadı. 2013’ün son çeyreğinde BM önceliğinde başlatılan yeni müzakere süreci de daha işin başında akim kaldı. Seçim öncesinde çözüm vaadiyle oy toplayan Rum lider Nikos Anastasiadis’in iktidara gelince anlaşmaktan kaçınması Ankara’da hayal kırıklığı oluşturdu. BM gibi mevcut çözüm inisiyatifini son çaba olarak gören Ankara, bu kez de sonuca ulaşılamaması hâlinde KKTC’de Kosovalaşma sürecini başlatmaya hazırlanıyor.

BALKANLAR 2013 diplomasi karnesinin en göz doldurucu hanesi Balkanlar. Ankara, 2012’de olduğu gibi bu yıl da Balkanlara dönük yumuşak güç unsurlarıyla açılımı sürdürdü. STK, vakıflar ve belediyeler üzerinden Balkan coğrafyasındaki Türk eserlerini imar etti, Türk unsurlarını diriltti. Bunu da Sırp, Boşnak, Hırvat, Bulgar ayrımına girmeden büyük devlet misyonuyla hayata geçirdi. Almadan veren el olmaya çalıştı. Bölgedeki Türk eğitim kurumları, yardım dernekleri ve vakıflarıyla eş güdümlü şekilde çalışıldı. Bosna, Kosova gibi sorunlu konularda arabulucu inisiyatiflerini sürdürdü. Ekonomik kriz içindeki Balkanlar’da Türkiye ve Türklük itibar vesilesine dönüştü.

MISIR 30 yıllık Mübarek rejimi Arap Baharı vesilesiyle 11 Şubat 2011’de devrilince Ankara’nın Mısır üzerindeki nüfuzu artmıştı. Arap Baharı ile Müslüman Kardeşler hareketini destekleyen Başbakan Tayyip Erdoğan Kahire’de Türk bayraklarıyla karşılandı. İlk seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi döneminde ikili ilişkiler hızla gelişti. Ancak bahar havası kısa sürdü! Ordu 3 Temmuz 2013’te yönetime el koydu. İlk işleri, başından bu yana Müslüman Kardeşler’e ve Arap Baharı’na destek veren Türkiye ile köprüleri atmak oldu. Türk hükümetini hedef alan sert mesajların ardından Türk Büyükelçisini ‘istenmeyen adam’ ilan ettiler. Diplomatik ilişkiler maslahatgüzarlık seviyesine indirildi. Dahası Kahire’de gelişmeleri takip eden TRT muhabiri Metin Turan tutuklandı, serbest muhabirler tehdit edildi. Daha da vahimi kısa ve orta vadede normalleşme pek mümkün görünmüyor.

İSRAİL 2012’de ilişkilerde tamir çabasının sürdüğü ikinci adres Tel Aviv’di. 31 Mayıs 2010’da yaşanan Mavi Marmara katliamının ardından ilişkiler kopmuştu. İki yıl önce kapalı kapılar ardında başlayan barış müzakereleri İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 22 Mart’ta özür dilemesi üzerine nihai aşamaya evirildi. Ancak Ankara özür

AVRUPA BİRLİĞİ

ve tazminat şartlarının yerine getirilmesini normalleşme için yeterli bulmadı. Gazze ambargosunun da kaldırılmasını istedi. İsrail ise güvenlik gerekçesiyle ablukanın tamamen kaldırılamayacağını iletti. Başkan Obama’nın devreye girmesi de aradaki anlaşmazlığı gidermedi. Hâlihazırda ilişkiler ikinci kâtiplik seviyesinde sürüyor. Her iki tarafın da yeni büyükelçilerini belirlemesi yakın zamanda anlaşma ihtimalinin bulunduğunu hissettiriyor. Krizin sürmesi iki tarafın yanında Filistinlilere de kaybettiriyor. Çünkü Türkiye bu hâlde İsrail’in orantısız Filistin hamlelerini

frenleyemiyor.

IRAK Ankara-Bağdat ilişkileri 2010’dan bu yana gergindi. Türkiye’nin 2010 genel seçimlerinde İyad Allavi liderliğindeki El Irakiye Koalisyonu’nu desteklemesi seçimden zaferle çıkan Dava Partisi lideri Şii Nuri El Malki’yi Ankara’ya düşman etti. Ankara’nın Bağdat’la yaşanan sorunlara takılmayıp Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ile enerji işbirliğine girişmesi Irak hükümetini daha fazla gerdi. Irak lideri Maliki’nin inisiyatifiyle 2013 son

Avrupa Birliği ile 2013’ün son günlerinde imzalanan iki anlaşma Ankara’nın artı hanesine yazıldı. 3 yıl zarfında uygulamaya girecek anlaşmalardan biri Türk vatandaşlarının AB sınırları içinde vizesiz dolaşmasına kapı aralayacak. Diğeri bu kadar lehimize değil. Zira Ankara Türkiye üzerinden Avrupa’ya giren mültecileri geri almayı taahhüt ediyor. Ciddi bir mülteci dönüşü söz konusu olacak. Büyük maliyeti olacak Türkiye’ye. Elde edilen vizesiz AB dolaşım kazanımı şimdilik bu handikabı örtüyor. Son tahlilde gerek Türk hükümetinin şartları gerekse sahadaki kötü koşullar Ankara’nın 2013’te aktif diplomasi yürütmesine imkân vermedi. Bölgede yaşanan savaş ve ayaklanmalar durulmadan da şartların değişmesi öngörülmüyor. Yani 2014’te de çetin mücadele sürecek!


38 KÜLTÜR Türk müziği bilmeden Batı müziği yapılmaz

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

SAMET ALTINTAŞ İSTANBUL

insanlar hayranlık içinde tabii. ‘Nasıl olabilir?’ diyorlar. Neyse, bizimkiler Türkiye’ye geri dönüyor. Bu arada İsrail’de ünlü bir şef, Haydn’ın ‘Yaratılış Oratoryosu’nu yapmak istiyor. Bunu icra etmek için de çok iyi bir Almancaya ve müzikaliteye ihtiyaç var. Şef, Almanya’da bir menajeri arıyor, ‘Bana lütfen çok iyi bir Alman korosu gönderin.’ diyor. Menajer de, ‘İnanmayacaksınız; ama şu anda size önerebileceğim Alman korosu Türklerinki.’ diyor. Bizim koroyla iletişime geçiyorlar ve Devlet Çoksesli Korosu, İsrail turnesi yapıyor.”

1sesli Korosu, 25. yılını kutluyor. DünKültür Bakanlığı’na bağlı Devlet Çok-

yanın en iyi korolarından biri olarak bilinen koronun şefi Cemi’i Can Deliorman, Türk müziğinin yeniden konservatuvarlara girmesi gerektiğini söylüyor ve ekliyor: “Türk müziğinin inceliğinin tadına varamayan müzisyen, klasik Batı müziği yapamaz.” Öncelikle şunu açıklamakta fayda var; çoksesli müzik, birbirinden farklı seslerin, farklı enstrümanların, farklı ses gruplarının bir araya gelerek bir müzik ortaya çıkarması demek. Kültür Bakanlığı’na bağlı Devlet Çoksesli Korosu’nun 2010’dan beri şefliğini yapan Cemi’i Can Deliorman, geride kalan çeyrek asırlık tarihin, ülkemizde çoksesli koro geleneğinin yaşaması noktasında önem arz ettiğini söylüyor. Devlet Çoksesli Korosu, Türkiye’nin sahip olduğu tek senfonik koro topluluğu olması hasebiyle de ayrıca mühim. 67 müzisyenin bulunduğu koronun repertuarlarında 1000’i aşkın eser olduğunu söyleyen Deliorman, “Bugüne kadar yurtiçinde 30 il ve ilçede, yurtdışında da Almanya, Vatikan, İsrail, Rusya ve Güney Kore’de konserler verdik. Üç senelik şefliğim boyunca konserlerde bir tane bile boş koltuğa rastlamadım.” diyor. Ünlü şefe göre, bilhassa Acapella yani sadece insan sesinin olduğu konserlere yoğun bir ilgi var. Bu durumu da şu sözlerle açıklıyor: “Yemen türküsünden tutun yabancı koro eserlerinin Türkçeleştirilmiş hallerine kadar böyle bir müzik sadece Devlet Çoksesli Korosu’nda dinlenir. Bana göre, insan sesi dünyada kullanımı en zor enstrüman. Bütün enstrümanlar insan sesi çıkarmaya çalışır aslında. Bu konserlerde müzik tarihinin izlerinde gidiyoruz.”

El kol, koronun nefes alması demek Can Deliorman, koro şefliğinin çok zor olduğunu; çünkü insan sesi ile meşgul olmanın meşakkatli olduğunu söylüyor. “İnsan sesine dokunmak yorucu. Bırak kendinden geçmeyi bazen nefes almayı bile unutacak duruma geliyoruz.” diye konuşan şef, meselenin el kol sallamak değil, 120 kişinin tek bir müzikal fikirde buluşması olduğuna vurgu yapıyor. Ona göre el kol, bir koronun nefes alması demek. Deliorman, ‘Türk müziği çok sesli olur mu olmaz mı?’ tartışmasına ise tek kelime ile cevap veriyor, “Olur. Bunu türkülerimizde görmek mümkün…” Şefin bir de isteği var, o da Türk müziğinin konservatuvar derslerine yeniden girmesi. Son söz şefin: “Öğrenciler bu dersi mutlaka okumalı. Türk müziğinin inceliğinin tadına varamayan sanatçı, klasik Batı müziği yapamaz. Yani Batı müziği yapmak için bilmek gerek.”

Okullarda eğitim konserleri yapıyoruz

‘En iyi Alman korosu Türklere ait’ Devlet Çoksesli Korosu’nun en beğenilen eseri Alman Carl Orff’un bestesi Carmina Burana imiş. Eserin her sene listelerinde olduğunu kaydeden Deliorman, “Carmina Burana’nın en sevildiği ülke Türkiye. Reha Muhtar’ın Ateş Hattı programının müziğiydi. Kulaklarda yer almasının sebebi belki budur. Eserde halk ezgileri var ve melodiler

akılda kalıyor. Avrupa’da bir orkestra bir eseri 3-4 senede bir söylerken biz senede 3-4 kez söylüyoruz.” ifadelerini kullanıyor. Koronun turnelerde aldığı tepkiler de çok ilginçmiş. Malum, koro müziği merkez Avrupa’da Ortaçağ’dan gelen, derinliği olan büyük bir gelenek. Deliorman, bu sebepten Avrupalıların Türkiye’de bu kadar iyi bir

müzik yapılacağına ihtimal vermediklerini; ancak kendilerini dinlediklerinde şaşkınlık içinde kaldıklarını belirtiyor. Şef, koronun başından geçen bir hatırayı da naklediyor: “Bu hadise benden önce olan bir olay. Koro, Almanya’ya gidiyor ve Alman besteci Gustav Mahler’in ‘İkinci Senfoni’sini seslendiriyor. Çok başarılı bir konser oluyor. Bitiminde

C. Can Deliorman, koronun en iyi işlerinden biri olarak eğitim konserlerini gösteriyor. Bugüne kadar 10 binlerce çocuğa ulaşmışlar. “İlkokul, ortaokul ve liselere gidiyoruz ya da onlar bizim salonlarımıza geliyorlar. Bu çok önemli bir şey…” diye konuşan şef, Türk dinleyicisinin iyi bir kulağa sahip olduğunu hatırlatıyor. Deliorman, birçok esere imza atmalarını ise şöyle açıklıyor: “Mezopotamya’nın verdiği kültürleri potada eritme olayı var. Farklı fikirleri çok güzel hazmediyoruz. Buna Yunus Emre oratoryosu da dâhil, 21. yüzyıl bestecilerinin eserleri de halk türküleri de dâhil.”

Kırmızıyı arayan ustanın tutkusu Sergide Faik Kırımlı’nın son dönem resim çalışmalarına odaklı bir bölüm de oluşturmuş. MUSA İĞREK İSTANBUL

1300 yıldır kayıp olan mercan kırmızı-

İznik çinisinin peşine düşerek yaklaşık

sını yeniden keşfeden ustaların ustası Faik Kırımlı, geniş kapsamlı bir sergiyle anılıyor. 2011’de aramızdan ayrılan sanatçının Hilye-i Şerîfler, Kâbe tasvirleri, kelime-i tevhidler, ayetli panolar, tabaklar, karolar ile kandil ve buhurdanlıkların bulunduğu 150 kadar eseri 20 Ocak’a kadar Küçükçekmece Cennet Kültür Merkezi’nde. Klasik devir Osmanlı çini sanatının dikkat çeken en önemli özelliği, 16. yüzyılda İznik atölyelerinin büyük bir ‘teknik’ zaferi tanımlanabilecek hafif kabarıkça, parlak mercan kırmızısının kullanıldığı çinilerdir. Süleymaniye Camii, Rüstem Paşa Camii, Sokullu Mehmet Paşa Camii, Piyâle Paşa Camii ve Takkeci İbrâhim Ağa Camii bu gizemli mercan kırmızısının günümüzde de görülebileceği çinileri barındırır. Orhan

Pamuk Benim Adım Kırmızı romanının aynı başlıklı bölümünde bu rengin nasıl “harika bir kırmızı” olduğunu şöyle anlatır: “Ne de güzeldir beni bekleyen bir yüzeyi kendi muzaffer ateşimle doldurmak! Benim yayıldığım yerde gözler parıldar, tutkular

kuvvetlenir, kaşlar kalkar, yürekler hızlanır. Bakın bana; ne kadar güzel şey yaşamak! Seyredin beni; ne güzeldir görmek. Yaşamak görmektir. Her yerde görünürüm. Hayat benimle başlar, her şey bana döner, inanın bana.” İznik çinisi, 17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki gerilemeye paralel olarak, çini ustalarının paralarının ödenmemesi ve ucuz malzemelerin kullanılmasıyla değerini yitirmeye başlar. 18. yüzyılda çini sanatı devrini tamamlar ve ustalar da arkalarında pek de yazılı belge bırakmadan bu sanatın sırrını kendileriyle birlikte götürür. İznik çinisi, yüzyıllar sürecek bir sessizliğe bürünür. 20. yüzyıla gelindiğinde ise Faik Kırımlı (1935-2011) bir gün Kapalıçarşı’da antikacı arkadaşının gösterdiği İznik çini parçalarıyla karşılaşır. Bu onun için bir nevi milat olur ve ömrünü İznik çinisinin sırrını arşivlerde bulmaya adar. Sanat tarihçisi Celal Esad Arseven’e danışır. Arseven çok

uğraştıklarını fakat bu mercan kırmızısının nasıl elde edildiğini bulamadıklarını söyler. Topkapı Sarayı arşivlerini, belgeleri, risaleleri araştırmaya başlayan Kırımlı’nın derdi, o ‘sırlı’ kırmızıyı elde etmektir. İznik çinisinin sırrını çözmek için kendini vazifeli sayar ve “Eninde sonunda seni yakalayacağım, nereye gidersen git.” der.

“Çini bir ateş oyunudur” Bu tutkusu Kırımlı’nın tam yedi yılını alır. Yazılı kaynaklardan umudunu keser, deneme yanılma yoluyla İznik çinisini elde etmeye çalışır. Sabırla ilerleyen Kırımlı’nın, bu teslimiyeti bir süre sonra sonuç verir ve İznik çinisini doğduğu topraklarda üretmeye karar verir. 1985’te İznik’te bir elin parmağını geçmeyen ustalarla fikir alışverişinde bulunur ve orada bir fırın açar. İstanbul’a döndüğünde burada da bir atölye kurar ve çalışmaya başlar. İznik çinisinin sırrını yaklaşık üç yüzyıl sonra çözmüştür artık.


39YORUM

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

Joost Lagendijk

Hamdullah Öztürk

Her şey bu kadar basit aslında Sayın Başbakan’ın ilk açıklamayı şöyle yaptığını düşünelim: “Oğlum Bilal, kızım Sümeyye de olsa, eğer kamu malından bir arpa tanesine el uzattılarsa, o eli keserim...” Böyle bir açıklamanın ardından soruşturmanın selameti için ilgili bakanlar açığa alınsaydı, sonra eğer yolsuzluk operasyonları, iddia edildiği gibi içi boş ve siyasi maksat taşıyan kötü niyetli ataklarsa, ortaya çıkartılarak cezası verilseydi, iktidar kazanan taraf mı olurdu kaybeden taraf mı? Maalesef meseleye tam bir savaş mantığıyla yaklaşıldı ve ilgili-ilgisiz onlarca kişi görevden alınarak -ki işin ucunun daha nerelere varacağı meçhul- hukukun ve adaletin değil “bir nevi” siyasetin gereği yapıldı. Bu siyaset her şeyi sandığa bağlayan bir siyaset. Bunun için seçim çalışma planları adeta savaş planı gibi yapılıyor. Memleket seferberlik havasına sokularak vatanseverler ve hainler oluşturuluyor. Bu mevzuda yazılacak şeyleri şimdilik erteleyip, ilk mahkemenin hükme bağladığı bir örnek olaya göz atalım. Bu sütunda birkaç defa geçen “Mensalão Davası” davasını hatırlayanlar olacaktır. Başkan Lula döneminde işadamları, bürokratlar ve milletvekillerinin yer aldığı, iktidar partisi içinde bir oluşum dikkatleri çekiyor. Araştırmalar düzenli olarak her ay, işadamları tarafından bazı milletvekillerinin hesabına yüksek miktarlarda para yatırıldığını gösteriyor. Yapılan teknik takip neticesinde dava açılıyor ve Başkan Lula’ya da uzanan davada beş bakanın adı geçiyor. Brezilya Başkanı Dilma Rousseff, tevil ve yoruma girmeden bakanların beşini de görevden aldı. Sonuçta iktidarı fena halde sarsacak bir davadan çiziksiz kurtuldu. Bu örnekleri yazarken ızdırap çekiyorum. Çok değil, daha sekiz ay öncesine kadar Brezilyalılara Türkiye’den örnekler verir, onların hayran hayran dinleyişi karşısında kalbimiz şükran hisleriyle dolardı. Şimdi “Ne olacak bu Türkiye’nin hali?” noktasına geldik. Geldik de nerelerden geldiğimize iktidar elitlerinin yazdıkları üzerinden bir bakalım. Tunus, Libya, Mısır ve Suriye’de halk hareketleri başladığında bölgenin oyun

kuran ağabeysi havasındaydık. Bölgesel güçtük, karar vericilerden biriydik artık. Bu havalar yaşanırken Fethullah Gülen Hocaefendi “Arap Hazanı” diyerek, iki büklüm oluyordu. O ülkelerin son durumu ortada. Gazze’nin hamisiydik; İsrail’e şah çekiyorduk. Dünyanın gözü önünde özür bile dilettik. Başbakan Gazze’ye gidip, bu zaferi taçlandırmak istiyordu. İsrail rahatsızdı. ABD cenahından “erteleyin” uyarıları geliyordu. Bölgesel güç olarak sözümüzü söyledik: “Sizden mi izin alacağız!” Söyledik ama Gazze şimdi “hamisini” de kaybetti ve bizim ziyaret bir dahaki bahara kaldı. Ağzımızın tadı Şam şekeriyle gelecekti asıl. Esed’in gidişine tarihler veriyorduk. “İki bayram arası” türküleri söylüyorduk; olmadı. “Esed’siz Suriye” formülüne bel bağladık; olmadı. İran sahaya indi ve aldı. Şimdi “Erdoğan’sız AKP” korkularına geldik. Diğer taraftan İran, evimizin içinden çıkıyor. Sıfır sorun politikasından, bölge ağabeyliği politikasına geçişin hazin neticesine getirilen yorum şu: “Biz komşularla sıfır sorun derken yönetimleri değil, o ülkelerin halklarını kastettik.” Seçimler var; artık iç politika zamanı. Ama olmuyor. “Nizam verme” sevdası seçimleri de anormalleştiriyor. Eldeki fişlere göre insanlar tasfiye ediliyor; yetmiyor kurumlar kapatılmak isteniyor. Yaptıkları ortaya çıkıp, itiraz sesleri yükselince açıklama geliyor: “Bizim samimi hizmet eden kardeşlerimizle ne problemimiz olabilir? Biz onların içinde yuvalanmış örgütü tasfiye ediyoruz.” Bu arada “ümmetin menfaati” adına “siyaseten katil” fetvasının çağdaş versiyonu yayınlanıyor ve bunun adı da “Yeni Türkiye” oluyor. “Yeni Türkiye’den” iktidar kalemlerinin ne kastettiğini anlamaya “aklım ermiyor.” Bizim yeni Türkiye’den anladığımız son derece basit ve hukukun üstünlüğünü ortaya koyan Efendimiz’in şu cümlesinden ibaret: “Vallahî, hırsızlığı sabit olan kızım Fatıma bile olsa, cezasını verirdim!” h.ozturk@zaman.com.tr

Özeleştiri ALİ BULAÇ Bu köşeyi takip edenler her kriz ve tehlike zamanında elimden geldiğince desteklediğim halde, kuruluşundan bu yana temel politik felsefesi, programı ve bölge vizyonu itibarıyla AK Parti’ye eleştirel baktığımı bilir. Eleştirilerimi 452 sahifelik bir kitapta toplamış bulunuyorum (Bkz. Göçün ve Kentin İktidarı -Milli Görüş’ten Muhafazakâr Demokrasi’ye AK Parti- Çıra Y. İstanbul-2010.) Eleştirilerimin tamamı İslamcı bir bakış açısındandır, yegane gayem bu ülkenin ve bölgenin yeniden sahih bir İslami zeminde ayağa kalkmasıdır. Kitapta üç noktaya dikkat çekiyorum: 1) AK Parti, “modern iktidarı” sorgulamadan, referansı olan dünya görüşüyle kritik etmeden olduğu gibi alıp kullanmak istedi. Modern iktidar tabiatı gereği eşitsiz, adaletsiz ve yozlaştırıcıdır. Bir eğri cetvel gibidir, Hz. Ömer’in eline de verseniz ondan düz (adil) çizgi çıkaramazsınız, eninde sonunda siz de adaletsizlik yapar, hükmettiğiniz sürecin

dışında kalanların husumetini kazanırsınız. Üstelik bunu “siyasi Müslüman kimliğinizi” bir kenara bırakıp “muhafazakârlık” olarak tercüme ettiğiniz “dindarlığınız”la yaptığınızda bunun faturası genel olarak İslam’a, özel olarak da İslamcılığa çıkar. Halbuki bu adaletsiz ve yozlaştırıcı sürecin en büyük mağduru suçlu sandalyesine oturtulan İslam dini ve İslamcılık olur. 2) 20. yüzyıl boyunca cemaatler, tarikatlar veya başka tanımsal çerçeveye göre ifade edilebilecek dini gruplar devletten uzak, kamu bütçesinden yararlanmadan kendi öz kaynaklarıyla var oldular. Orta sınıfın, hatta fakir fukaranın bağış ve yardımlarıyla, kurban derileri, zekât, fitre ve infaklarıyla var oldular. Okullar açtılar, vakıflar kurdular, İslami hareketi beslediler, dindarlaşma sürecini bugüne getirdiler. En büyük gururları kamu bütçesinden (belediyeler veya genel bütçeden) uzak durmalarıydı. AK Parti iktidarıyla

Akıldışılık hüküm sürüyor Türkiye’nin gündemine 10 gündür hükmeden yolsuzluk skandalının tüm girdisi çıktısının halüsinasyon gördürücü hızına yetişmek neredeyse imkansız. Bu makalenin yazıldıktan iki gün sonra basılacağının bilinciyle, bugünlerde Türkiye’de olan bitenleri anlamaya çalışan yurtiçi ve yurtdışından herkesi sürekli ve kıyasıya bombardımana tutan son dakika gelişmeleri çığına biraz mesafeli durmaya çalışacağım. Noel’i Hollanda’da da geçirdiğimden, benim gözlemlerim, diğer şeylerin yanı sıra, Türkiye’deki baş döndürücü gelişmelerle ilgilenen gazeteciler ve diğer insanların yönelttiği çok sayıda soruya dayanıyor. Pek çoğu -aynısı diğer Avrupalılar için de geçerli- yolsuzluk skandalının ayrıntılarını bilmiyor ve örneğin Gülen hareketinin ne olduğu, AKP ile nasıl bir ilişki içinde bulunduğu hakkında bir fikir sahibi değil. Onlar, Hollanda’da benzer bir kriz baş gösterse, Hollanda hükümetinin nasıl hareket edeceğini ya da kendilerince hareket etmesi gerektiğini biliyor sadece. Dolayısıyla Türkiye’deki gidişata dair merakları ve genelde kaygıları, Hollanda’da benzeri bir olağanüstü durumun üzerine nasıl gidileceği ile Türkiye’de gelişen olaylar dizisi arasındaki büyük uçurumu temel alıyor. Yolsuzluk suçlamaları ve diğer mali suiistimaller, siyasette yeni bir şey değildir. Adı karışan her hükümet için büyük bir meydan okuma teşkil eder ve hasarı sınırlı tutmanın standart formülü yoktur. Genellikle zan altındaki bakanlar istifa etmek zorunda kalır, illa suçlu olduklarından değil, ama soruşturma altında görevlerini yerine getiremeyeceklerinden. Bu sebepten, Erdoğan’ın kabineyi yenilemesi geç kalmış da olsa doğru bir tepki olarak değerlendirildi. Lakin böylesi bir personel değişikliğiyle ortamın havasını olumlu yöne çevirme potansiyeli, iktidar partisinin diğer iki karşı eylemiyle ölümcül darbe yedi: Soruşturmaların başlamasından sorumlu savcılarla polis müdürlerine yönelik cadı avı ve güya iç ve dış ‘karanlık güçlere’ yöneltilen suçlamalar. Türkiye dışından hiç kimse, masum olduğunu iddia eden ve kendini kirli komploların kurbanı olarak takdim eden bir

hükümetin niye elinin altındaki tüm yasal ve bazılarına göre de yasadışı yollara başvurarak, soruşturmaların daha ileri gitmesini engellediğini ve kanıtları toplayan ya da iddianameleri hazırlayanları cezalandırdığını anlayamıyor. Yargı ile polisin görevlerini yerine getirmesine izin vermek ve inandırıcı bir karşılık hazırlamak yerine, Türk hükümeti, yürütme ve yargı arasında güçlerin ayrılığı ilkesini etkin biçimde ihlal etmekle meşgul. Bu yöndeki gidişat, Türkiye’de pek çok kişiyi alarma geçirmekle kalmadı, Avrupa’nın geri kalanından da sert tepkiler aldı. Ve şuna işaret etti: Demek ki savcıların haklı olduğu bir yan var ve onları durdurmak için yargı içinde kıran kırana çatışma devreye sokuluyor. Tüm bunlar, Türkiye’nin hukukun üstünlüğüne dayalı bir ülke olma çabalarına vahim biçimde zarar veriyor. Türk olmayanların çoğunu kesinkes rahatsız eden şey, Türkiye’nin küresel ehemmiyete yükselişini durdurmayı amaçlayan, ABD ve İsrail’den kaynaklanan ve ülke içinden işbirlikçiler tarafından desteklenen bir ‘uluslararası komplonun’ tekrar tekrar zikredilmesi. Görüldüğü kadarıyla, Başbakan ve sadık yakın çevresi, Gezi Parkı protestoları başladığından beri her türlü müphem lobiyi suçlamanın gayet güzel kabul gördüğü sonucunu çıkarmış. O zaman bu klasik savunma mekanizması niye tekrar çalıştırılmasın? Benim tahminimce, bu kez suçlayıcı kanıtlar o kadar ezici çoklukta ki, haziranda Başbakan’ın savlarına seve seve inanmış olan AKP seçmenleri bile bu kez söylediklerine ikna olmuş değil. Korkarım, pek çok Erdoğan destekçisi, bu türden komplo teorilerinin Türkiye’nin yurtdışındaki imajına ne kadar zarar verdiğini anlamakta hâlâ zorlanıyor. Hollanda ve başka ülkelerde yaşayanların çoğunun, bu türden çılgın ve akıldışı kuramları dinlediğinde edindiği baskın izlenim, Türkiye’nin öfke ve intikam duygularıyla hareket eden, kitabına göre oynamak istemeyen, kendi hatalarıyla hesaplaşmayı beceremeyen bir hükümet tarafından yönetildiği oluyor.

söz konusu sivil cemaat, grup ve vakıflar (oluşumlar) kamu bütçesiyle tanıştılar; komisyonlardan pay almaya başladılar. Oysa bir vakfa veya bir hayır kurumuna yardım eden –söz gelimi- bir müteahhit yaptığı bağışın asgari onlarca katını almadan bir kuruş bağışlamaz, bu da kamunun, tüy bitmemiş yetimin hakkıdır. “Usulsüz komisyonlardan oluşturulan fonlar”la imam hatip açmak, cami yaptırmak akıl alacak şey değil. Bu durum binnetice a) Zaman içinde sivil İslami oluşumu kamu bütçesinin tiryakisi yapar, çünkü dişi kuzunun etine değmiştir ve artık kendini alamadığı için kuzuyu yemekten başka çaresi kalmaz. b) Kamu bütçesinden yararlandıkça farkında olmadan “sivil” karakterini kaybeder, “devletleşir”, böylelikle devletin “sadık” kuruluşu olur, dinamizmi biter. c) Süreç sivil-İslami oluşumu adaletsizliği, usulsüz işlemleri, hatta yolsuzluk, rüşvet ve hırsızlıkları hoşgörmesine, belki de “usulsüzlük yolsuzluktan farklı bir kusurdur” deme noktasına getirir. Bu dini kuruluşların asli ve sahih misyonlarının sona erdiğinin ilanıdır. 3) AK Parti, tabii ki Türkiye’nin Batılı müttefiklerinin, NATO’nun, AB’nin ve

özellikle Amerika’nın bölgesel ve küresel politikalarına rağmen kurulmuş değildir. Parti kuruluşunda ve 2002 seçimlerinden hemen sonra Batılı ülkelerin, küresel güçlerin R.Tayyip Erdoğan’a nasıl bütün kapılarını açtıklarını, ABD’de en etkili Yahudi lobilerinin Sayın Erdoğan’a “cesaret ödülü” verdiklerini biliyoruz. AK Parti, “ABD ile bölgede ve dünyada uyumlu politikalar” izleyeceği, “Batı’yı Ortadoğu’ya ve Asya’ya taşıyacağı” vaadinde bulundu; bunun arşivlerde sayısız belgesi var. AK Parti’yle Türkiye bölgeyi ılımlılaştıracak, radikalizmin önüne geçecek ve bu çerçevede BOP’un eşbaşkanlık görevini üstlenecekti. Bu köşede defalarca yazdım: Bu taahhüdü yerine getiremezsiniz, ağır bir yük altına girdiniz, yan çizince patronun hedefi olursunuz. Başka yol mümkündür. Türkiye’nin ve bölgenin çıkarı başka vizyondadır. Mahiyetini iyi bilemediğiniz bir süreçte rol üstleniyorsunuz, iktidar arzunuzu kontrol edin. Bu politika kuzunun fille yatağa girmesine benzer, başınıza büyük işler açacaktır. Öyle de oldu. 2011’den itibaren Türkiye’nin “iş aldığı patrona meydan okuması” sadece kendisinin değil, Suriye ve Mısır’ın da başını belaya soktu.

j.lagendijk@zaman.com.tr


40YORUM

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

Yolsuzluk ve rüşvet soruşturması ceza hukukuna uygun mu? MUSTAFA ZEKI YILDIRIM FATIH ÜNİVERSİTESİ, HUKUK FAKÜLTESİ

1gul eden, boyutları, ilgilileri açısından, Türkiye’nin neredeyse tamamını meş-

yakın tarihin en önemli adli süreçlerinden biri ile karşı karşıyayız. Bu çerçevede soruşturma işlemleriyle ilgili yürütmenin başı olan Başbakan’dan basına kadar neredeyse herkes bu olgu karşısında tavır belirlemiş durumda. Bir kısmı, hususiyle hükümet, yapılan işlemlere karşı şüphe ve ithamlarını kamuoyuyla paylaştılar. Bu nedenle benzerini hatırlamadığımız, basında furya, kasırga gibi isimlerle anılan görevden el çektirme, tayin, kararlarını bir gece içerisinde uyguladılar. Kendilerine operasyon yapıldığı iddiasıyla Türkiye çapında çok büyük bir operasyonu çok kısa sürede icra ettiler. (Bu konu ayrıca idare hukuku kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.) Görebildiğim kadarıyla ceza usul hukukunu ilgilendiren bu konuda konunun uzmanlarının ne düşündüğü yeterince kamuoyuna yansımadı. Birinci eleştiri; savcı üç farklı davayla ilgili soruşturmanın delil arama veya şüphelileri gözaltına alma işlemine aynı anda karar vermesi, hükümete karşı bir komplo ve operasyon olduğunu gösteriyor. Cumhuriyet savcıları ve bağlı oldukları hukuk kuralları açısından bu iddiayı değerlendirdiğimizde öncelikle savcıların olaya bakışı gazeteci ve siyasilerden farklıdır. Cumhuriyet savcısının meslekî formasyonu ona şöyle bir bakış açısı kazandırmıştır. Görevi gereği nerede suç işlenmişse o suçla ilgili araştırmalar yapmak, delilleri toplamak vazifesidir. Her suç bir haksızlıktır ve zarar göreni vardır. Temelde bütün suçların mağduru ve zarar göreni toplumdur. Savcının memleket sathında suç fiili ile mücadele görevi vardır. Şunun için mücadeledir, hukuk davalarından farklı olarak ceza davalarında suçu işleyenler gizlenirler ve suç delillerini yok ederler. Hâlbuki bu deliller bulunmalı, failler adaletin önüne sağlam delillerle çıkarılmalı ki hak ettikleri cezayı çeksinler. Böylece mülkün yani devletin temeli olan adalet gerçekleşsin, cumhuriyet savcısı da eski tabirle müddei umumide görevini yapmış olsun. Demek ki biraz sonra değineceğimiz savcılarla ilgili hukuk kurallarının özü, savcılarından davranışlarını belirleyen temel ilke suçla mücadeledir, delillerin kaybolmasını önlemektir, onları muhafaza altına alıp mahkemenin önüne çıkarmaktır. Faillerin kaçmasını ve delilleri karartmalarını yani değiştirme veya yok etmelerini önlemektir. Kamu davasının mecburiliği, mağdurun şikâyeti aranmaksızın suçlunun re’sen takibi bunu gerektirmektedir. Suçla mücadele yani maddî gerçeği

DAĞISTAN ÇETİNKAYA

ortaya çıkarmak için araştırma yapmak savcının varlık nedenidir. Bu yaklaşımın gerçekleşebilmesi için ceza muhakemesinde, soruşturma evresiyle ilgili –ki bu evrenin sahibi cumhuriyet savcısıdır, bütün işlemler onun emir, talimatı ve talebiyle başlar- olarak temel bazı ilkeler kabul edilmiştir. Bu ilkelerden konuyla ilgili olanı soruşturmanın dağınıklığı ve kurala bağlı olmayışı ilkeleridir. Bu ilkeler savcıya soruşturma işlemlerini belirlerken takdir hakkı verir. Kendi kafasında ihbar edilen suçla ilgili delillerin toplanması noktasında öncelik sonralığı belirleme, tanıklara ne zaman başvuracağı, şüpheliyi ne zaman dinleyeceği ve benzeri konularda serbestlik tanır. Konuşturma evresinden farklı olarak kesintisizlik ilkesi soruşturma evresinde yoktur. Önemli olan hukuka uygun bir şekilde delilleri toplayıp bunların gösterdiği kişiyle ilgili yeterli şüpheye ulaştığı kanaati oluşmuşsa, o kişi hakkında iddianamesini hazırlayıp ilgili mahkemeye vermektir. Temel hak ve özgürlükler müdahale özelliği olan işlemlerin dışında herhangi bir süreyle bağlı değildir. Gündemdeki rüşvet ve yolsuzlukla

ilgili yürütülen soruşturmaya baktığımızda kendi görevi kapsamında takip ettiği üç ayrı rüşvet dosyasıyla ilgili şüphelilerin aynı anda gözaltına alınması savcının takdir alanı içerisindedir. Mer’i mevzuata aykırı bir fiil yoktur. Aynı zamanda suç delillerinin kaybolması ve faillerin yakalanması açısından savcının takdiri anlaşılabilir bir takdirdir. Yürütmeyi ve kolluğu ilgilendiren böyle bir soruşturmaya müdahaleyi muhtemel görmesi ve buna karşı önlem alması meslekî bilgi ve tecrübenin eseri olarak ondan beklenir. Hangi savcı onun yerinde olsa yürüttüğü dosyaya müdahale edilmeden neticelendirmek için bu tür önlemleri alır. Muhalfarz mesela ilgili dava çerçevesinde bir dosyayla ilgili ilk işlemleri yapsaydı daha sonraki dosyalarla ilgili büyük bir risk yaşayacaktı. Soruşturmanın gizliliği haleldar olacak, şüphelilerin suç delillerini gizleme imkânı olacaktı. Nitekim yürütmenin yani hükümetin ve Başbakan’ın tepkisi savcının ne kadar yerinde bir işlem yaptığını göstermiştir. Şayet ülkeye veya hükümete karşı bir operasyon var ise burada kınanacak olan hukuka uygun şekilde görevini yapanlar değil, hukuka aykırı bir şekilde, bu rüşvet

ve suiistimal işlerine bulaşıp hükümetin bu bedeli ödemesine sebep olanlardır. İkinci eleştiri, yapılan işlemleri kolluk, (polis) amirlerine; emniyet müdürüne, vali ve içişleri bakanına haber vermemiş olmasıdır. Polisin yaptığı işlemler iki kısma ayrılır. Birinci kısımdaki işlemler idarî (önleyici) kolluk işlemleridir. Bu tür işlemler açısından emniyet müdürü, vali ve içişleri bakanı amirleridir. Üstünün emir ve talimatlarına göre hareket eder. İkinci kısımda ise işlenen suçla ilgili işlemler adlî (suç) kolluk işlemleridir. Bu işlemler açısından amiri cumhuriyet savcısıdır. Onun emir ve talimatlarına göre hareket eder. Soruşturmanın gizliliği kanunun amir hükmüdür. Buna aykırı davranışlar Ceza Kanunu’nda suç olarak tanımlanmıştır. (TCK m.285) Soruşturma işlemleri sırasındaki polisleri yetkisiz olarak görüntüye almak veya nakletmekte ayrıca suç olarak düzenlemiştir. Başbakan’ın hukuka aykırı olarak kayda alınan polis görüntüleri üzerinden yorum yapması talihsizdir. 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun ilgili maddesi soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeyi amaçlayan bir düzenleme değildir. Burada polisi bağlayan konuyla ilgili Ceza Muhakeme Kanunu ve Adlî Kolluk Yönetmeliği’dir. Adlî Kolluk Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik de bunu göstermektedir. Bu değişiklik demokratik hukuk devletinin çatısını oluşturan iki temel ilkeye aykırıdır. Birisi normlar hiyerarşisidir, diğeri ise kuvvetler ayrılığı ilkesidir. Yönetmelikle, yani yürütmenin işlemiyle adlî işlemlere müdahale edilmiş, yargının yürütmeyi denetleme fonksiyonu etkisizleştirilmiştir. Ceza muhakemesinde bir süreç veya işlem yapılmışsa, o işlem geriye döndürülemez yok sayılamaz. Mesela soruşturmanın açılması, gözaltı, arama, tutuklama, kamu davasının açılması gibi işlemler yapılırken sürekli ileriye doğru yürür. Savcı şayet arama ve el koyma işlemi için mahkemeden karar almışsa, bu kararlar uygulanmak zorundadır. Bu kararların hukuka aykırı olduğu iddiasında olanlar, bu kararlara ancak kanunun gösterdiği yolla itirazda bulunabilirler. Bu konuda Cumhuriyet Başsavcısı’nın ve Emniyet Amiri’nin takdir hakkı yoktur. Yargı kararları herkesi bağlar. İlgililer de bu kararları yerine getirmemeleri halinde suç işlemiş olurlar. Hukuk zaviyesinden bakıldığında eldeki delil ve olgular işlemlerin hukuka uygun olduğunu göstermektedir. Bunun ötesi varsayımlar, kanaatler, söylentilere dayalı hükümler ve benzeri psikolojik harp yöntemleridir. Hâlbuki delillere istinat eden hüküm adalete, delilsiz hükümler çoğu zaman zulme işaret eder.

KRAL VE SOYTARI


41 YORUM

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

Ekrem Dumanlı

ASIL BÜYÜK TEHLİKE Hiç şüpheniz olmasın; bugünler de geçer. Toz duman dağılır ufkumuzdan. Yalan yanlış söylenen sözler, uluorta yapılan gıybetler, ahiret inancından uzak suçlamalar, zerre miktar sorumluluk taşımayan iddialar, en çok sahibini zor durumda bırakır. Tam da bu yüzden ehl-i insafın sağlam bir yerde durması, goygoycuların tezahüratına kapılmadan hakperestlikten ayrılmaması gerekir. Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları üzerine yazanlar/konuşanlar, keskin bir dil kullanıyor maalesef. Ortada somut bilgi ve belgeler dururken o konuda tek bir kelime sarf etmeyenler, suizan ve iftiraları destekleyen hiçbir bilgi ve belge olmaksızın 'cemaat'i suçluyor. Konu açılır açılmaz yumruklarını sıkanlar, açılıp kapanan burun deliklerinden soludukları nefretle atmosferi büsbütün yaşanmaz hale getiriyor. Onlara göre suçlu çok: Amerika, İsrail, Avrupa; hatta Arap dünyası, cemaat... Ya rüşvet, yolsuzluk gibi ağır ithamlar ve ona dair belgeler? Bazen de küçük bir hadiseyi büyük bir karine sanarak (ya da öyle olmadığını bile bile) propaganda yapılıyor. Mesela Amerika'daki bir dernek İsrail'deki bir yangın için yardım toplayıp göndermiş. Bu iddiayı ortaya atarken aynı yangın münasebetiyle Başbakan Erdoğan'ın talimat verdiğini ve Türkiye'den yangın söndürmek ü z e r e devletin bütün

imkânlarını seferber ettiğini, Kızılay'ın yaygın bir çalışma yaptığını söylemiyor. Zoraki İsrail bağlantıları dayanılmaz hale gelince birileri de kalkıyor bir zamanlar aşırı ulusalcıların dile getirdiği 'İsrail-Erdoğan bağlantısı' ya da 'İsrail lobisinin Erdoğan'a verdiği madalya' üzerine tweet atıyor. İkisi de insaf dışı, akıl dışı...

Ultra ulusalcıların bir dönem yaptığı içi boş telkinler şimdilerde “dost medya” için cankurtarana dönüştü. 2010 yılında “emniyetin imamı” diye afişe ettikleri bir kişiyi “yılın gazetecilik olayı” diye tekrar manşet yapıyorlar. Ey “yılın gazetecileri”, insan bir arşive bakmaz mı? Suçlanan kişi dava açmış, kazanmış ve o iddia sahipleri “iftira” suçundan ceza almış. İftirayı tekrar etmek de bir suç değil midir? Troller üzerinden cemaate yönelik yıldırma, korkutma, itibarsızlaştırma hamleleri, parti merkezinden yapılmasa gülüp geçersiniz. Ne var ki o hesapların arkasındaki güç belli. Şimdi o troller eski defterleri karıştırdıkça kendinden geçiyor. Mesela KPSS'de soru çalındı iddiası temcit pilavına döndü yeniden. Güya o sınavı bahane ederek “operasyon yapılacak”mış. Bu daha önce yargıya intikal etmiş bir konu değil mi? İnsanların ifadesi alındı, suçlamalar çok yönlü araştırıldı. ‘PKK'dan ‘AKP'ye, ‘ülkücüler'den ‘cemaat mensupları'na kadar pek çok zanlı dinlendi. 2010 yılının sınavı üzerinden bunca zaman sonra yeniden kapanmış bir dosyaya sarılmak bir imaj operasyonu sayılmaz mı?

üstü örtülerek ve mağduriyet havası oluşturularak seçim de kazanılabilir. Asıl endişe duyulması gereken konu: Sert söylemlerle meselenin üzerine şal atalım derken sokaktaki insanların radikalize edilmesidir. Kitleleri militanlaştırmaya başlarsanız, Allah korusun, Kerbela'lar yaşanır. Sürekli dolduruşa getirdiğiniz genç insanlardan büyük bir hata sudur edebilir ve bu vebalin altından kalkamazsınız. Kefen giyip karşılamaya gelenleri bu ülkedeki her ferdin başbakanı olan bir insan taltif ve takdir edemez. “İn de inelim…” diye slogan atanları gülücüklerle karşılamak, siyasetteki meşruiyete gölge düşürür. Bir zamanlar ülkücü gençler MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye “Vur de vuralım…” diye slogan attığında buna en büyük tepkiyi Başbakan Erdoğan vermişti. Ne farkı var bu iki sloganın! Sokaktaki adamı militanlaştırırsanız siyaset dışı bir yol seçmiş olursunuz. O zaman nezaket de nezahet de gider ve Allah korusun, meşruiyetin yerini vahşet ve dehşet alır. Asıl tehlike de budur. Bazı medya kuruluşları tarafından şehvetle kabullenilen bu üslup taammüden tercih ediliyorsa, bundan sonra bir insanın saçının teline zarar verilmesi ya da burnunun kanamasının sorumlusu bu üslubu kışkırtanlardır.

DİL VE ÜSLUP BU MU OLMALI!

Başbakan'ın evinin altındaki ofiste bulunan ‘böcek' meselesi de öyle. Olay 3 Şubat 2012 tarihinde olmuş. İki sene içinde bin kere sonuçlandırılabilecek bir konu, Demokles'in kılıcı gibi bekletildi. Hukuken sonuç almak isteyen yetkililer uzaklaştırıldı. Olay “olağan şüpheliler” üretilerek bir kara propagandaya alet edildi. Bugün ısıtılıp gündeme getirilmesi için tek bir makul sebep gösterilemez! Onca zaman boşuna harcanmışsa bugün troller eşliğinde “operasyon” lafı ediliyorsa suç uydurulduğuna, imaj çalışması yapıldığına dair bir kanaat oluşur. Bu ülkenin demokratik şuur altı kazanımları yolsuzluğun da rüşvetin de hakkından gelir. Eninde sonunda aklıselim galebe çalar ve ma'şeri vicdan en özgürlükçü ve adil tavrı ortaya koyar. O yüzden hiçbir endişeye gerek yok. Hatta yolsuzluk ve rüşvet iddialarının

Son dönemde kullanılan dil ve üsluba bakın lütfen; zerre kadar insanî bir değer bulamayacaksınız. Bu kışkırtıcı üslubu “İslamcı” olmakla övünen yazar/çizerlerin tercih etmesi daha bir yaralayıcı. Dinde de yeri yok bu saygısız lafların, gazetecilikte de. Bir g ü n “içerik analizi” y a p a n araştırmalar “İslamcı basın”ın kullandığı kelimeleri alt alta sıralayacaktır. O bilimsel araştırma yapıldığında, bilmem ki bazı meslektaşlarımız mahcup olacak mı? Bu kadar sert bir dil kullanılmasında Sayın Başbakan'ın kullandığı keskin ve yaralayıcı üslubun da etkisi var kuşkusuz. Son günlerde Başbakan'ın kullandığı lügatçeden kısa bir derleme: Çete, casus, alçaklar, indekiler, inlerine gireceğiz, kirli örgüt, ellerini kıracağız, paralel yapı, odaklar, kirli komplonun maşaları, ranta dönüşen vatana ihanet, taşeronlar, devlet içinde maşalar, tezgâh, İslam kisvesine bürünenler, faiz lobisi, İsrail bağlantısı, alçak proje taşeronları… Yargıya karşı söylediği zehir zemberek sözler küçük bir lügatçeye sığmaz. Daha düne kadar beraber çalıştığı; ancak istifalarını sunan milletvekillerine ve bakanları için sarf ettiği sözler yenilir yutulur cinsten değil. Keskin dilin, kırıcı üslubun bıraktığı tortu ve hasar, bugün yaşanan hadiselerden daha feci ve daha kalıcı bir iz bırakabilir. Yüz yüze bakmaya mecbu-

ruz. Bu ülkede yaşamanın omuzlarımıza koyduğu bir sorumluluk var. Hiç kimse birileri istiyor diye buharlaşacak değil; sosyal gerçekliğe de aykırı. “Kökünü kazısak ülke düzelir” diye kurulan bütün cümleler geçmişte boşa çıktı. Aleviler, Kürtler, dindarlar, milliyetçiler… Herkes için bir dönem devlet imkânları kullanılarak “bitirme planları” yapıldı. Hiçbiri de muvaffak olamadı; çünkü sosyal gerçeklik, baskıyla yok edilemez. Madem yarınlarda yüz yüze bakacağız, dil ve üslubumuzu doğru seçmeli, ileride mahcup olmamalıyız. Bize yakışan budur… Aynı risk 'cemaat' için de geçerli. Tabanı radikalize edercesine ölçüsüz sözler, sosyal medya dâhil, kardeşlik hukukuna da insan haklarına da aykırıdır. Demokratik hak ve taleplerde mert ve dürüst bir üslup kullanmak ayrı, kırıcı, kışkırtıcı, aşağılayıcı bir dile yönelmek ayrı. Doğru olan, hakperestlikten ayrılmadan meramın doğru ifade edilmesidir; gönüllerin kırılmasına vesile olmak değil…

BİR KUMPAS KURULMUŞSA Türk Silahlı Kuvvetleri'ne kumpas kurulmuş. İddia bu. Üstelik bu iddia Başbakan Erdoğan'ın başdanışmanı tarafından dile getirilmiş. Hal böyle olunca Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda mahkûm olmuş askerlerin mağduriyeti söz konusu. Bu iddiayı dile getirenler yıllardır meydanlarda, TV ekranlarında darbeciler ve cuntacılara karşı mücadele edildiğini söylüyor, askeri vesayetin darbe davaları yoluyla bitirildiğini ifade ederek halktan oy talep ediyordu. Şimdi bir kumpastan bahsediyorlar. Ya yıllardır kamuoyuna söylenenler yalandı ve halk aldatılmıştı; ya da bugün ortaya atılan kumpas tezinin başka bir maksadı bulunmakta. Eğer ortada bir darbe teşebbüsü söz konusu değilse ve mesele bir kumpasa dayanıyorsa korkunç bir ihanet söz konusudur ve suçlular bir an önce bulunup cezalandırılmalıdır. İddia doğru değilse, vahim bir intikam duygusu ve feci bir iftira var ortada. İma yoluyla yapılan göndermeler de büyük bir vebaldir ve korkunç bir hatadır. Yok bütün bunlar sadece rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının üstünü kapatmak için bir sansasyon oluşturmaya matufsa, değmez. Kumpas iddiasına inanan ve bunu dile getirenleri bekleyen iki konu: 1- Kumpas vardı, biliniyordu ve sessiz kalınıyordu ise suça ortak olunmuş demektir. “Peygamber ocağı”nda suça karışmamış, darbecilik cuntacılık gibi suçları işlememiş insanlara pusu kurmak nasıl feci bir suçsa, kumpası bilip göz yummak da o kadar korkunç bir suçtur ve sorumlular hesap vermelidir. 2- Madem bazı komutanların suçsuz olduğunu düşünüyorsunuz, neden hukuki düzenleme yapıp bu insanları kurtarmıyorsunuz? Madem istediğiniz zaman kişiye özel yasalar çıkarıyorsunuz, masum olduğunu ifade ettiğiniz insanlar için de bunu yapın. Yaşını başını almış, bir dönem devletin önemli kademelerinde görev yapmış insanlar, o şerefli üniformayı taşırken darbe suçlarına bulaşmamış ve suç işlememiş ise onlarla ilgili de yasa çıkarın. Bu tür basit adımlar atmadan başkalarını zan altında bırakmak en hafif tabiriyle ayıptır.


1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

42BULMACA

9 8

4

2

4 5

Memleketler Bir tür gelincik balğ

2

4 3 8

Yüz, yüz rengi

Göz far, maskara

Açk oturum

9

2

8

6

7 5

4

Yüz örtüsü, peçe Berilyumun remzi

2

3

5

7

8

9 4

Ağlatl şiir, ackl şiir

Tahlil Avrupal Türk siyasetçi (...Bozkurt)

Kimyada kalsiyumun remzi

1

8

2

SUDOKU BULMACA 7 4

3

Temiz, katşksz Tasavvur, dizayn

2

1

7 4 8 3 1 2 9 6 5

6

8 7 4 9 6 3 5 1 2 3

9 1 2 5 7 8 6 4

5

4 8 9 2 3 6 1 5 7

Taş ve tuğladan yaplmş Bir tür toprak

6 5 7 8 4 1 3 2 9

Msr’da rmak

Japon intihar uçağ

5 3 6 1 2 4 7 9 8

Tablodaki tramlý kalýn çizgilerle belirlenmiþ 3’e 3’lük karelere, 1’den 9’a kadar rakamlarý birer kez kullanarak yerleþtirin. Öyle yerleþtirme yapmalýsýnýz ki, bütün 3 lükle ri dol dur du ðu nuz da tablonun bütün kutularý yukarýdan aþaðýya ve soldan saða 1’den 9’a kadar rakamlardan birer kez kullanýlmýþ olsun. 2 9 1 6 5 7 8 3 4

4

Aşevi, hayr kurumu Efendimiz’in annesi

3 6 5 4 8 9 2 7 1

19 BULMACA

8

9

1

6

Hazýrlayan: YALÇIN SABRÝOÐLU

7

İzmir’in bir ilçesi Msr’l lider (Hüsnü...)

Felç Askerin su kab

Artlmş Afrika’da bir ülke

Tokat yöresinde bir halkoyunu Erkek ad

Ters, aykr Koruma

Þ ÝF RE K E LÝ ME:

1 2 3 7 9 5 4 8 6

6

Bir bayan yazar Büyüklük hastalğ

Tutsak Bir ders

Kuzu sesi Çelimsiz, zayf kimse

Belçika’da bir rmak Üste giyilen iç çamaşr

Takma isim

Bir eserin ana fikri

7

Ksaca kiloamper

Bir seslenme nidas Boru sesi

8

Mahveden, yok eden Planet

Bir bayan ismi

Bir ilimiz Sürekli anlaşmazlk

Kurbağann ilmi ad Ahlak

Taraktan geçirmek

8

Para kaynağ Hokkaya konan ham ipek

Ağr dağnn eski ad Yabanc

3

Aç Kimyada sodyumun sembolü

Okyanus dibi

Bayağ Bayrak rengi

Baryumun remzi Terzi metresi

Sermaye, kapital

Tropik bir meyve Bir deniz savaşmz

5

Divan edebiyatnda bir nazm şekli

Çocuğa kesilen kurban Simgesi I olan

Bir harfin okunuşu

Bal yapan böcek

Soylu

Hava basnc birimi Kalclk, ölmezlik

Öldürücü bulaşc bir hastalk, taun

İri deve

Antalya’nn bir ilçesi

1

Nikelin remzi

Bir çocuk oyunu

Haya

Bir ac nidas

Kars’n bir ilçesi Karalar çalmak

Kur’an’ Kerim’in en uzun suresi

Scaklk

y.sab rioglu@za man.com.tr

15 KASIM 2012 PERŞEMBE ZAMAN

Sevdiklerine kavuşma Halinyumun remzi

Bir yüzey ölçüsü birimi

Son, bitim

Sahip

Suyla dönen bir çeşit değirmen

Bir soru eki

Süslü tavan lambas

İmkan

Baston

Kt, yetersiz

Çok ksa zaman

Seciye

Abide

Himalaya zirvelerinden biri Beyaz

Kara taşt

Öğüt

BULMACALARIN CEVAPLARI 43’NCÜ SAYFADA


T

Ý

EE

Ü

N

E

A

E

N

L

P

N

G

D

T

L

U

D

Ý

DN

Ü

J

ÜJ

Ç

T

ÇR

Ý N

ÝO

Ð S

ÐH

T

G

S

A

T

R

O

G

K

U

L

O

GA J N İ P Þ G A T R U Y Ý O J Ü T T N H S A R

R

DO L Ç

C

R

T

E

Y

S

C

G

A

I

Ý

Z

RP İ A Y Z E Ý

M

P

Ğ

Ş

Ý

D

A

Ç

D

V

M

T

M

C

A

Ğ

A

S

O

N

D

İ A TD ET GA Z S OD Ý L

E

A

J

Ý

L

EAþaðýdaki Ö kelimeleri S kelimeleri Ctablonun I içine Ğ içine Dserpiþtirdik. A Bunlarý VBunlarý Mbulabilir Ğ misiniz? O J serpiþtirdik. bulabilir misiniz? Aþaðýdaki tablonun

Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz?

ALPER,BORÇKA, BAHREYN, CÝBALÝ, ÇORUM, ÇİRKİN, DAMAR, ENFES, FÝKRET, GAYZER, HAFSALA, ÝZMÝHLAL, AKSİSEDA, CEVDET, DÜZCE, EFES, FORS, GÜRGEN, HAYDAR, ÝKONA, KONÇ, LENGER, MENDİREK, NAZARİ, ONBAŞI, ÖĞLEN, PEÞÝN, RONDO, SERBEST, ÞENLÝK, TURGUT, KORSAN, LAHANA, MİLLİ, NEVRİYE, ORHANGAZÝ, ÖZGÜ, PARTİ, ROSTO, SİNCAP, ÞARYO, TAHİR, T R M EUZUNLUK, N UYGUN, D İ R E K Ý Y R Ü ÜNSAL, VAHÞÝ, YUKARI, ZEBUN. ÜNSÝYET, VOLTAJ, YONGA, ZÜMER.

Y

KR T ÖG R MN MEM E RG N KÝ D RŞ İ C E RS Ç E İ M KN C Ý C A YA N RP Ý Ü

Ö

N

Ý

Ý E GÜ BE VN A Y Þ G H B Ý L K Ý J D A O Z P

NR EN VÝ

G

N

R

MA NE

R

NO A İ L E KZ E RB Ü DO E OT N B D Y N A GÞ P BA N L E MÝ Ý T DM V OA K P

RD O AÝ L LU Z EY B Þ P O RÞ T J A D A E AD I PR V NT O MU Z TÜ C VG K K

HT DN TG L S OA VT E R S O Ö G A K R U İ L Ö O N C D Ý U Y P Þ A E I V O Z C K

ÝÝ

ÐN

N S ÜR RĞ E V L R NT

KR R İ Y Y GÞ Þ EK K UA A Ý G G DN NK O OR S S E R RÐ D DA K KV T TR S S

J C S Ý A C D G M Ý D E Ç Ç J İ V RH KÜ İ P NT CO E C Ý C G Ý E Ç İ R K İ N C E

U U F V M A Z H T J G P R F L A L K H E Ý L M İ Z M Ý EE A A K VÖ I Þ Ý Z E A R R C G Ý K U Ü R O T N Ş O R Z A V O N Ý P B T S U L R A R L N H E Ý C MN Z N Ý F E D AÝ KR ÖM ÞN Ý M A N U G Y U N F Ý Þ U F O N Ş O R Z A V O N Ý P B T N O T S O R S G O Y S T A Ü S L M B A Z N P U H G Ý Y Y U K N E F Ð Ý G Þ HU HF HO L H P C E K Ü D A Y E Ý L D L B Z P H Ý Y K E Ð G H A O Y A N E R İ S R A T AH EH U N A U R R Ý G Ý T M L V J A O Y A N E R İ S S R U D R Ð H Ý U P R NA F T NA VE K S A R D U Y D G R E Ð U HA Ý K UÇ PR NO FB NÜ V N Ý K H V İ K T L D S O Ü S J N P Ý M K E H D V O İ J K L TG L E DL S A ON ÜC S Ü Z A N E L Ğ Ö U A A M B E Ü Z A N E L Ğ Ö U A A M B E H A N U T A Z Ð E T O Ý E B A A B B R R Ü Ü L L P P V V ÜÜ L L P P BB AA AA RR D K Y G Ý Ü R U A N A H A L N N K K I I Z Z Þ Þ F F V V A A Y Y V V Ð Ð Ý Ý NN BB 7

6

5

4

3

88

7

6

8

5

74

63 2

52 1

41

3

2

1

1

1

3

4

1

5

2

3

8

6

7

8

9

10 11 12

r.ay din@za man.com.tr

6 Refik 7 Aydýn 8 9 10 11 12

r.ay din@za man.com.tr

9 10 11 12

meyen seçeneklerden birini, çoğunlukla iki seçenekten zorlayan tartşma, sorun.– birini Allah izlemeye (cc)’n af ve tartşma, sorun.– Allah (cc)’n ve merhametinden mahrum olma,af beddua, merhametinden mahrum olma, beddua, ilenç. YUKARIDAN AŞAĞIYA 1) Osmanllar ilenç. YUKARIDAN AŞAĞIYA 1) Osmanllar döneminde Isparta ve yöresine verilen döneminde Isparta ve yöresine verilen ad.ad. 2) Kr yaşam içinde aşkaşk konusunu 2) Kr yaşam içinde konusunu işleyen ksa şiir.– Yatay olmayan, amudi. işleyen ksa şiir.– Yatay olmayan, amudi.

rinde yaşayan, eti yenilen, karaciğerinden yağ çkarlan bir balk. 2) Deniz Kuvvetleri’nde bir rütbe.– Hizmet SOLDAN SAĞA 1) Osmanl Devleti’nde hayvanlarnn ayaklarna taklan demir Kavalal Paşa’danvesonra parças.Mehmet 3) Fizik,Alidüşünce ahlak Msr valilerine unvan.– Gerçek, yönünden birverilen etki yapabilme veya bir reel. 2) Sakarya’nn ilçesi.– Birkuvvet.– renk. etkiye direnebilmebiryeteneği, SOLDAN SAĞA bir 1) Osmanl Devleti’nde 3)Ateşli Selin sürükleyip getirdiği çok küçük silahla merminin atlmasna Kavalal Mehmet kum Paşa’dan sonra taneli çamurlaşmş ve toprak veya herhangi birAli aracn frlatlmasna Msr valilerine verilen unvan.– Gerçek, karşm.– Elpatlayc alştrmak için çokLityumun tekraryarayan, madde.– reel. 2) Sakarya’nn bir ilçesi.– Bir renk. lanarak yazlan Vilayet.– Aygt, sembolü. 4) Enyaz. ksa4) zaman parças.– 3) Selin sürükleyip getirdiği çok küçük alet, donanm, takm.– Kur’an’da bir taneli çamurlaşmş kum veçalştran toprak Alcy doğrudan doğruya Elalc alştrmak içinve çok tekrarsure. 5) Cevizin yeşilhareketlerini kabuğu yaprağ.– vekarşm.– yöneten, gerçeklanarak yazlan yaz. 4)veVilayet.– Aygt, Serçegillerden, başnda boynunda Kur’an’da lme alnmasn leştiren, görüntülerin alet, donanm, takm.– bir krmz, sarkimse, tüyler bulunan, güzel sağlayan çekimci. 5) Kbrs’ta sure. 5) Cevizin yeşil kabuğu ve yaprağ.– öttüğü için kafeste beslenen küçük bir Serçegillerden, başnda boynunda anlaşmazlk konusu olanvebir bölge.– kuş, kutan. 6) Ölüm cezas.– Arkadaşlk krmz, sar tüyler bulunan, güzel Öz kedi balğgillerden, yan kanatlar etme, birlikte bulunma. 7) Giyilecek öttüğü için kafeste beslenen küçük bir vücuduna yapşk, uzun kuyruklu, kutan. 6) Ölüm cezas.– silikat Arkadaşlk ve şey,kuş, elbise, giysi.– Alüminyum irietme, bir balk, trpana. 6) Krmz, ac birlikte 7) Giyilecek orinden oluşan,bulunma. kahverengi veya soluk biber.– Gümüş beyazlğnda, elbise, giysi.– Alüminyumkolay silikat ve sarşey, renkte değerli taş. 8) İnsan istenorinden oluşan, kahverengi veya soluk işlenebilen, yumuşak bir element. 7) meyen seçeneklerden birini, çoğunlukla sar renkte değerli taş. 8) İnsan istenBüyümemiş karpuz.– Biraz bozuk, iki seçenekten birini izlemeye zorlayan 8P

İA KT Aİ 2 3 1

LG OE N M Y AL 5 6 7 8 4

9

A YN AE 10 11

L

E

�� �� ��

�� �� �� ��

��

��

��

��

��

��

��

���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

�� ��

��

�� �� �� ���� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ����

�� ��

��� ���� ���� �� �� �� � �� ���� ���� ����

��

��

��

��

��

��

��

���� ������ ���� �� �� �� ���� ���� ��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

�� ��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

�

�

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

�� ��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

�� ��

��

��

��

��

��

��

��

��

�� ��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

�

��

��

��

��

��

��

�� �� �� ��

�� �� �� �� �� �� �� ��

�� ��� ���� ���� ���� ���� ���� ���� � ���� ���� ���� ���� ���

�� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ��

��

��������������

��������������

��

�� �� �� �� ��� �� �� �� �� �� �� �� �

�� �� �� �� �� ��

�� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �

�� �� ��

����������������������������������������������������������������������������������������� �� ������������������������������������������������������������������������������������������� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ��

���������������������������������������������������������������������������� ���������������������������������������������������������������������������� ����������������������������������������������������������������������������������������� ���������������������������������������������������������������������������������������������

�� �� ���� �� ���

��

�� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� � �� �� �� �� � �� ��

�� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ��

�� �� �� ������ ���� �� ���� �� ���� �� ���� ���� ��� �� �� ������ ������ ������ ������ ������ ������ ����

�� ���� ��� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� �� ��

��

�� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ��

��

�� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� ���� ���� ��

��

�� �� �� ���� �� ������ ���� �� ���� �� ���� ��� ���� �� ������ ������ ������ ������ ������ ������ ����

�� ������ ������ ���� �� ���� ���� ���� ������ ������ ���� ������ ������ ������ ���� �� �� ��

�� �� �� ���� ���� ���� ���� ���� ������ ������ ������ ������ ������ ����� ���� ���� ����

��

�� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� ���� �� ���� ���� ��� ���� ��

��

�� ���� ���� �� �� ���� �� �� ��� �� ���� ��� ���� ���� ��

��

�� ������ ������ ������ ���� ���� ���� ���� ������ ���� ������ ������ ������ ����� ����

���� ������ ���� �� ���� �� ������ ������ ������ ������ ������ ���� �� �� �� ���� �� ���� �� ���� �� ����

�� ������ ������ ���� ������ �� ��

��

�� �� �� ���� ���� ���� ���� ���� �� �� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� ��

��

��

�� �� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ��� ���� ���� ���� �� �� ���� ����

� � � İ � � � � � �

�� �� �� �� �� �� �� ��

� � � İ � � � � � � �� �� �� �� �� ��

�� �� �� �� �� �� �� �� �� ��

�� �� �� ��

�� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ��

�� �� �� �� ��

A

N TE ER R

M

M A

E N

I

KL E M

İ S

AE NS

� � � İ � � � � � �

4 3A RN A YD İ SK Aİ MT E DK 5 4K AA NB İ DL İ KN İ A TS I 5 K A B İ L N A S 6 E K O L T A M A M 6 E K O L T A M A 7 T N İ T E L İ K 7 T N İ T E L İ K N NO OT 8 8E EL LE EM MA AN N

T

T

12

2 1A V O K A D O P A T A G O N YB AR İ YK A 3 2R AA VY O KS AA DM OE D BA RN İ İ K

1

6 İ yllarnda D A M Japonlarn R E Fkullandğ A K A Savaş 6S 7 8Tduyurular. 9O 10 71 L2 uçağ. İ3 B4 12) A5 İlanlar, P 11A 12Z intihar

bileşimlerinden biri.– Yorgunluğu gidermek için duraklama. 4) Parola.– Ortadoğu’da bir ülke. 5) Davranş, 3) Ağacn gövdesinden ayrlan kollardan düşünce, duygu bakmndan ince, nazik herolan biri.–(kimse).– Bağl, bağml. 4) Kalnksa sicim.– Kiloamperin yazlş. Yüz6)güzelliği. Bir işin,çok biraz oluşun içinde Çok ksa 5)zaman, miktar, kl geçtiği, geçeceği veyaaskerî geçmekte pay. 7) En yüksek rütbe.olduğu 8) 3) Ağacn gövdesinden kollardan süre, zaman.– Selenyumun sembolü. 6) 9) Erzurum’un bir ilçesi.–ayrlan Bir limon cinsi. her biri.– Bağl, bağml. 4) Kaln DşBir görünüş. 7) Susama, susuzluk. 8)sicim.– Bir Kas cins havyar. 10) Küçük mağara.– Yüz güzelliği. 5) Bir işin, bir oluşun içinde şeye zorunluluk sonucu bağlferyat olmayan, dokusu uru. 11) İnleyen, eden.– geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu onun özünde bulunmayan nitelik, Olumsuzluk manas veren bir ilinek.ön ek.6)12) süre, zaman.– Selenyumun sembolü. Tavuğun istenilen yere yumurtlamas Dş görünüş. 7) Susama, susuzluk.yoğurt 8)için Bir Közlenmiş patlcan, sarmsakl şeye zorunluluk sonucu bağl olmayan, o yere konulan yumurta veya yumurtaya ve kyma ile yaplan bir çeşit yemek. onun özünde nitelik, ilinek.benzeyen şey. 9)bulunmayan Baz hayvanlarn Tavuğun istenilen yere yumurtlamas için 1 2 3 4 5 6 7 8 10 11 12 derisinde, insan vücudunun belli9yerleo yere konulan yumurta veya yumurtaya 1 H İ D İ V H A K İ K rinde çkan, üst ürünü olan ipliksi İ benzeyen şey.deri 9) Baz hayvanlarn 2 A D A P A Z A R köşede I A L uzant.– Merkezden uzak, kyda derisinde, insan vücudunun belli yerle3 M İ L K A R A L A M kalmş. Bir erkek ismi. 11) II.olan Dünya rinde10) çkan, üst deri ürünü ipliksi A 4 İ L C İ uzak, H A kyda Z T İ N uzant.– Merkezden köşede Savaş yllarnda Japonlarn kullandğ 5 D 10) Bir T erkek E T ismi. İ R 11) II.SDünya A K A kalmş. intihar uçağ. 12) İlanlar, duyurular.

Dünkü bulmacalarn çözümleri

5

7

Refik Aydýn

6

Dünkübulmacalarn bulmacalarnçözümleri çözümleri Dünkü

4

Bulmaca 2 3 4 5

Bulmaca

2

43BULMACA 1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN


44 SPOR

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

SAHALARDA GÖRMEK İSTEMEDİĞİMİZ BİR YIL

Tabii ki arada birkaç unutulmaz başarı vardı ama olimpiyat hüsranı, UEFA’nın F.Bahçe ve Beşiktaş’a verdiği cezalar, ardı arkası kesilmeyen doping vakaları, A Millî Takım’ın hüsranla biten 2014 Dünya Kupası rüyası kara bir yıl yaşamamıza sebep oldu. BEHRAM KILIÇ

Beşiktaş ve F.Bahçe’ye kara haber UEFA’dan geldi. İşin içindeki aktörlerin “UEFA’yı hallettik” diye övündüğü, Yıldırım Demirören’in “Herkes bize teşekkür etsin” diye açıklamalarda bulunduğu, UEFA’nın dosyayı rafa kaldırdığına inanıldığı bir esnada, tarihler 10 Haziran’ı gösterirken F.Bahçe ve Beşiktaş camialarını şoke eden o gelişme yaşandı. UEFA Disiplin Kurulu söz konusu iki kulüpten savunmalarını istiyordu. 25 Haziran’da karar açıklandı: F.Bahçe 2+1 yıl, Beşiktaş ise bir sonraki sezon Avrupa kupalarından men edilmişti. İki kulüp de UEFA Tahkim Kurulu’na itirazda bulundu. Tahkim, F.Bahçe’nin cezasındaki +1’i iptal

1sormayın. 2013, sporumuz açısından

Türk sporu öyle bir yılı geride bıraktı ki

pek de iyi hatırlanmayacak izlerle çok şükür bitti. Tabii ki arada birkaç unutulmaz başarı vardı ama olimpiyat hüsranı, UEFA’nın F.Bahçe ve Beşiktaş’a verdiği cezalar, ardı arkası kesilmeyen doping vakaları, A Millî Takım’ın hüsranla biten 2014 Dünya Kupası rüyası kara bir yıl yaşamamıza sebep oldu. Aslında her zamankinden çok daha ümitliydik 2020 Olimpiyatları için. İstanbul’un olimpiyat aşkı 26 yıldır devam ediyordu. 1987’de başlayan sürecin 2020’yi düzenleyecek şehrin açıklanacağı 7 Eylül’de mutlu sona ermesi işten bile değildi. Her zamankinden daha çok çalışmıştık. Her zamankinden daha hazırdık, istekliydik. Devletin desteği, halkın isteği de rakiplerimiz Tokyo ve Madrid’in çok çok önündeydi ama olimpiyat oylaması öncesi patlayan Gezi olayları, bu olaylara polisin ve hükümetin maksadı aşan müdahalesi dünyadaki ülke imajımızı yerle bir etti.

İstanbul ‘birlikte köprüler kuralım’ diyordu ancak bu olaylar şehrin dünyadaki popülaritesini, ‘bu defa sizin hakkınız’ diyen üyelerin kanaatlerini değiştirdi. Olimpiyat oylamasına haftalar kala Mersin’de çok da başarılı bir şekilde organize edilen 2013 Akdeniz Oyunları bile bu algıyı tersine çeviremedi. Başbakan Erdoğan’ın bizzat katıldığı Arjantin’deki oylamada İstanbul ilk turda Madrid’i geride bıraktı. İkinci turda ise daha önce 1964 Olimpiyatları’na ev sahipliği yapan Tokyo açık farkla 2020’yi düzenlemeye hak kazandı. Tokyo finalde 60, İstanbul ise 36 oy aldı. Olimpiyatı kaybetmemizde 2013’te yaşanan doping vakalarının da etkisi büyüktü. Oylamadan birkaç ay öncesi halter, atletizm gibi branşlarda 100’e yakın sporcumuzda

2013’ÜN SPOR OLAYLARI 7 Ocak: FIFA Yılın En İyileri Ödül Töreni’nde, Arjantinli Lionel Messi, dünyada yılın futbolcusuna verilen FIFA Ballon d’Or Ödülü’nü 4’üncü kez alan ilk isim oldu. 18 Ocak: ABD’li bisikletçi Lance Armstrong, 7 Fransa Bisiklet Turu şampiyonluğunu, doping yaparak elde ettiğini itiraf etti. 13 Şubat: NBA’de forma giyen milli basketbolcumuz Hidayet Türkoğlu, doping yaptığı gerekçesiyle 20 maç ceza aldı. 7 Mayıs: Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. 12 Mayıs: Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen 48. Avrupa Karate Şampiyonası’nda Türkiye, 4 altın, 2 Gümüş, 4 bronz olmak üzere toplam 10 madalya kazandı. 25 Mayıs: Alman takımı Bayern Münih; UEFA Şam-

doping vakaları tespit edildi. İş o boyutlara vardı ki 15 yaşındaki çocuklar bile doping kullanmaya başladı. Mersin’deki Akdeniz Oyunları’nda halter ve atletizm branşlarında yarışacak 16 sporcumuz son anda kadrodan çıkartıldı. Onun öncesinde Halter Genç Millî Takımı’nda 21, atletizmde 18 sporcunun yasak madde kullanması vahameti ortaya koyuyordu. Halterde Federasyon Başkanı Hasan Akkuş’un istifası bile doping vakalarını kesmedi. Yeni başkan Tamer Taşpınar da

dopinge çare olamadı. 2012 Londra Olimpiyatları’nda altın madalya kazanan Aslı Çakır Alptekin ve branşında 5. olan Nevin Yanıt’ın da dopingle başı dertteydi. Kırkpınar’da başpehlivan olan Ali Gürbüz de dopingli yakalanmıştı. 3 Temmuz 2011’de patlak veren Türk futbol tarihinin en büyük şike olayı, 2012’de olduğu gibi 2013’te de bu topraklardaki etkisini devam ettirdi. 2012’de Futbol Federasyonu’nun açıkladığı kararlarla cezalandırmadığı

etti. İki kulüp CAS’a gitti. CAS’taki hâkimler de UEFA’nın kararını onadı. Görünen o ki şike belası 2014’te de gündemimizi meşgul edecek. Zira UEFA kişiler ile ilgili kararını henüz açıklamadı. 2011’in şampiyonu olduğunu iddia eden Trabzonspor da konuyu Futbol Federasyonu’nun kararlarını gözden geçirmemesi sebebiyle FIFA’ya taşıyacak. Şike Davası’nın etkileri hem F.Bahçe’de hem de Trabzonspor’da sürpriz kongreler yaşanmasına sebep oldu. İki kulüp de 2013’te olağanüstü kongrelere gitti. Önce Trabzonspor başkanlığı için seçimler yapıldı. Hükümetin adayı algısını bir türlü kıramayan Muharrem Usta ile Trabzonspor’un hakkını almak için gerekirse Başbakan’la bile sonuna kadar mücadele edeceği izlenimi veren İbrahim Hacıosmanoğlu arasındaki yarışı, Başbakan’ın kupanın Trabzonspor’a gelmemesinde doğrudan dahli olduğunu düşünen kongre üyelerinin tercihiyle Hacıosmanoğlu kazandı. İbrahim Hacıosmanoğlu 1571 oy alırken, Usta 1496 oyda kaldı. CAS’ın verdiği cezadan sonra başkanlığı tartışılan Aziz Yıldırım da hiç beklemeden olağanüstü kongre kararı aldı. Kasımdaki

piyonlar Ligi finalinde, bir başka Alman takımı Borussia Dortmund’u 2-1 yenerek 5. kez kupayı müzesine götürdü. Sezona damga vuran Bayern, Bundesliga’da da ipi göğüsledi. Almanya Federasyon Kupası’nı kazandı. Avrupa Süper Kupası’nda finalinde Chelsea’yi penaltılar sonucu 5-4 geçerek kupanın sahibi oldu. Yılın son ayında da Kulüpler Dünya Kupası finalinde Fas’ın Raja Casablanca takımını 2-0 yenerek mutlu sona ulaştı. 10 Haziran: A Milli Kadın Basketbol Takımı, Fransa’nın Orchies kentinde düzenlenen FIBA Avrupa Şampiyonası üçüncülük maçında Sırbistan’ı 92-71 yenerek bronz madalyanın sahibi oldu. Şampiyonluğu finalde Fransa’yı 70-69 mağlup eden İspanya kazandı. 20-30 Haziran: Mersin’in ev sahipliğinde düzenlenen

XVII. Akdeniz Oyunları’nda Türkiye madalya sıralamasında 2. oldu. Ülkemiz, 47’si altın 44 gümüş 37 bronz madalya kazandı. İtalya toplamda 186 madalyayla 1.olurken, Fransa 96 madalya ile 3. oldu. 21 Haziran-13 Temmuz: FIFA 20 Yaş Altı Dünya Kupası, Türkiye’de düzenlendi. Grup maçlarının 7 ayrı kentte yapıldığı organizasyonun finali, İstanbul’da oynandı. Finalde Fransa, Uruguay’ı penaltı atışları sonucu 4-1 yenerek şampiyon oldu. Türkiye, 2. tur eleme maçında Fransa’ya 4-1 yenilerek şampiyonaya erken veda etti. 4 Eylül: A Milli Basketbol Takımı, Slovenya’da düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda gruplardan çıkamadı ve şampiyonada 3 ülkeyle 17’nciliği paylaşarak tarihindeki en kötü derecelerden birini elde etti. Fransa, şampiyon oldu. Eylül ayında Slovenya’nın başkenti Ljubljana’da düzenlenen Avrupa Erkekler Basketbol Şampiyonası finalinde Fransa, Litvanya’yı 80-66 yenerek şampiyon oldu.


45 SPOR

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

Golfte dünyanın 1 numarası olan Tiger Woods’un Boğaziçi Köprüsü üzerindeki vuruşu dünya medyasına haber oldu.

kongrede Yıldırım’ın tek rakibi vardı: Federasyonun eski başkanı Mehmet Ali Aydınlar… Yıldırım, 15 yılı aşkın süredir yaptığı başkanlığa rekor oyla yeniden seçildi. Aziz Yıldırım 6821 oy alırken, Aydınlar 2383 oyda kaldı. 11. kongresini kazanan Yıldırım, başkan seçildikten sonra yaptığı açıklamada 3 Temmuz 2011’de başlayann ‘Şike Davası’na atıfta bulunup “Bugünkü olağanüstü seçim 3 Temmuz hesaplaşmasıydı.” dedi ve ekledi: “Bugün seçim yapmadık. Bu kongre, Fenerbahçe’ye ihanet edenlerle gerçek Fenerbahçelilerin mücadelesiydi. Fenerbahçe’yi günlük yaşayanlarla, ihanet edenlerle, gerektiğinde hapishaneye girenlerin, ‘Darağacında olsak bile son sözümüz Fenerbahçe’ diyenlerin hesaplaşmasıydı.” 2013’ün Türkiye’yi üzen bir olayı da A Millî Futbol Takımı’nın 2014 Dünya Kupası’na katılamamasıydı. Abdullah Avcı yönetimindeki Millî Takım grubunda peş peşe aldığı başarısız sonuçlarla şansını zora sokmuştu. Son 4 maç öncesi göreve getirilen Fatih Terim’in çabası umutları yeniden yeşertti. Her şey İstanbul’da Hollanda ile yapılacak final maçına kalmıştı. Ancak millî takımımız Hollanda karşısında sahadan 2-0 mağlup ayrılarak Dünya Kupası’na gitme rüyasını bir başka bahara bıraktı. Aynı zamanda G.Saray’ı da çalıştıran Terim’in Millî Takım’ın başına geçmesi G.Saray yönetimini

rahatsız etti. Başkan Ünal Aysal, ‘telefonlarıma çıkmadı’ bahanesini öne sürerek Olimpiyat Stadı’nda Beşiktaş’ı yenmeyi başaran Terim’i ansızın görevden aldı. G.Saray, İtalyan Roberto Mancini’ye emanet edildi. Oysa Terim açısından 2013 çok da başarılı geçmişti. Sarı-Kırmızılı takım UEFA Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale çıkmayı başarmış, çeyrek finalde Real Madrid’e 3-0 kaybettiği maçın rövanşında 3-2 kazanarak elenmişti. Ligde ve Süper Kupa’da da şampiyonluğa ulaşmıştı. Terim, Süper Kupa’da bir kez daha F.Bahçe’yi mağlup etmişti. Kayseri

14 Eylül-1 Ekim: Türkiye, 3. İslam Oyunları’nı, 23’ü altın olmak üzere toplam 103 madalyayla beşinci sırada tamamladı. Endonezya’nın Güney Sumatra adasında düzenlenen oyunlarda, Türkiye, yüzmede 31 madalya aldı. 22 Eylül: Beşiktaş-Galatasaray maçının 92. dakikasında Felipe Melo’nun

kırmızı kart görmesinden sonra ortalık karıştı, taraftarlar sahaya girdi. Futbolcular soyunma odasına kaçtı! Yüzlerce Beşiktaş taraftarı polisle karşıya geldi, olaylar bir türlü yatışmadı. Müsabaka hakem Fırat Aydınus tarafından tatil edildi. Federasyon, Beşiktaş’a 4 maç seyircisiz oynama cezası verdi.

Kadir Has Stadı’nda oynanan maçın 0-0 biten normal süresi Drogba’nın 99. dakikada attığı golle G.Saray’ın üstünlüğü ile sona ermişti. F.Bahçe için ise 2013 özelikle Avrupa’da tarihî bir yıl oldu. Sarı-Lacivertliler ülkemizi temsil ettikleri UEFA Avrupa Ligi’nde tarihlerinde ilk defa yarı finale çıkma başarısı gösterdi. Yarı finalde ilk maçı Egemen’in golüyle 1-0 kazandıkları Benfica’ya rövanşta bir ara 1-1’i yakalamalarına rağmen 3-1 yenilerek elendiler. Bu başarının mimarı teknik direktör Aykut Kocaman, Aziz Yıldırım’la anlaşamayarak görevini bıraktı. Kocaman’ın

15 Aralık: Yılın son ayında Beşiktaş ile Kasımpaşa arasında oynanan Süper Lig maçında çıkan olay da hafızalarda yer etti. Maçın 79. dakikasında sahaya giren bir taraftar siyah-beyazlı futbolcu Fernandes’e tekme attı. Fernandes’e saldıran kişi, ertesi gün savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. *Gençlik ve Spor Bakanlığı 2013 yılında adeta tesis hamlesi gerçekleştirdi. Ülke genelinde 25 stadyumun inşaatı başladı. Bunların maliyetleri 2 milyar 656 milyon 527 bin liraydı. Genel toplamda stadyumlar dahil 776 spor tesisinin yapımı için düğmeye basıldı.

yerine Ersun Yanal getirildi. Yanal’la 1 yıllık sözleşme imzalandı. Yönetimin Yanal’la tek yıl anlaşması hocaya güvenilmediği şeklinde yorumlandı. Yanal, ‘1 yıl tarih yazmak için yeterli’ açıklamasını yaparak özgüvenini ortaya koydu. F.Bahçe’nin 2013’te kazandığı tek kupa ise Ziraat Türkiye Kupası oldu. Stoch’un golüyle Trabzonspor’u 1-0 mağlup ettiler. 2013’te Avrupa’da başarılı olan takımlardan biri de Trabzonspor’du. Şenol Güneş’in ayrılmasından sonra takımın başına getirilen Mustafa Reşit Akçay yönetimindeki Bordo-Mavililer, UEFA Avrupa Ligi’nde katıldıkları grubu 1. sırada tamamlayarak 32 takım arasına kaldı. İkinci turda ise G.Saray’ın Şampiyonlar Ligi grup maçlarında geride bıraktığı İtalya’nın Juventus takımı ile eşleştiler. Bordo-Mavililerin ilginç bir rekoru da üst üste oynadıkları 14 Avrupa maçından yenilgisiz ayrılmaları oldu. Türk takımları içinde bu alandaki rekor 15 maçla G.Saray’a ait. Vakıfbank Bayan Voleybol Takımı, 2013’e âdeta damgasını vurdu. Temsilcimiz, mart ayında CEV Kadınlar Şampiyonlar Ligi Dörtlü Finali’nin final maçında, Azerbaycan temsilcisi Rabita Bakü’yü 3-0 yenerek Avrupa şampiyonu oldu. Vakıfbank, içeride hem lig hem Türkiye Kupası’nı da kazandı. Ekimde ise İsviçre’nin Zürih kentinde düzenlenen Dünya Kulüpler Şampiyonası’nda Brezilya’dan Unilever Volei’yi finalde 25-23, 27-25 ve 25-16’lık setlerle mağlup eden Sarı-Siyahlılar, tarihinde ilk kez bu kupayı müzesine götürdü. İtalyan Giovanni Guidetti’nin öğrencileri en üst düzeyde kazanılabilecek bütün kupaları da toplamış oldu. Takımlarımızdan bir başarı da Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı’ndan geldi. Temsilcimiz, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde İtalya ekibi Santa Lucia’yı 71-50 yenerek dördüncü kez Avrupa şampiyonu oldu. 18-28 Temmuz tarihlerinde Letonya’da düzenlenen Genç Erkekler Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda ise Türkiye, finalde Hırvatistan’ı 81-74 yenerek tarihinde ilk kez altın madalyanın sahibi oldu. Geride bıraktığımız yılın en güzel olaylarından biri de golfte dünyanın 1 numarası Tiger Woods’un, kasım ayında golf sopasını, Asya ve Avrupa kıtalarını birleştiren Boğaziçi Köprüsü’nde sallamasıydı.


46 SPOR

1 - 7 OCAK 2014 ZA­MAN

Galatasaray’ın genç yıldızı Bruma, Kayseri Erciyesspor karşısında etkili bir futbol sergiledi. Sarı-Kırmızılı oyuncu, Erciyessporlu Ekrem Ekşioğlu ile girdiği ikili pozisyonlarda üstün gelmesini bildi. FOTOĞRAF: ZAMAN, MAHMUT BURAK BÜRKÜK

MANCİNİ, YARARLI TRANSFER İSTİYOR ERSAN TEMİZEL KAYSERİ

1yesspor’la oynadıkları maçı değerlendirip, yapacakları transferlere Galatasaray Teknik Direktörü Roberto Mancini, Kayseri Erci-

ilişkin bilgiler verdi. Karşılaşmanın genelinde üstün taraf olduklarını belirten İtalyan hoca, “İkinci yarının başında performansta biraz düşüş oldu. Ama 4. golü de bulabilirdik. Önemli bir galibiyet oldu.” dedi. Sarı-Kırmızılı ekibin şu anki durumunu da anlatan başarılı çalıştırıcı, “Daha aşağılarda yer alan bir G.Saray vardı, şu anda ikinci sırada bir G.Saray var. Devler Ligi’nden de elenmiş gibi gözüküyorduk ama devam eden bir takımım var.” ifadelerini kullandı. Devre arasında takıma yapacakları takviyeler hakkında ise Mancini şöyle konuştu: “Umarım transfer döneminde takımımızı geliştirecek oyuncular bulabiliriz. Ara transfer dönemleri zor geçer. Takımlar oyuncularını satarken çok paralar isterler. Takımımızı geliştirecek oyuncular istiyoruz.” Kayseri Erciyesspor’un hocası Hikmet Karaman ise çok çalışmaları gerektiğini söyledi. Karaman, “Kötü oynadık. Üçüncü gol ofsayt olabilir. Eğer yükselmek istiyorsak daha çok çalışmamız gerekiyor. Biz de bunu bilerek geldik. İkinci yarıda çok iyi oynadık. Ama kadro yeterli olmadı. İkinci yarıda nokta takviyeler yaparak yolumuza devam edeceğiz.” diye konuştu.

Mancini metodolojisi Bir İtalyan’ın sezonun ortasında gelip “evrensel standart doğrular” bir yana “kendi taklit edilemez özel kuralları” ile oynanan Türkiye ligini anlayıp başarı yakalaması pek kolay değil. Kabul edelim Mancini başardı bunu. Bu noktada tebrik etmek, tüm eleştirileri geri almak lazım. Mancini geldiği günden bu yana sahaya sürdüğü ilk onbiri bir daha sürmedi. Tüm oyuncuları sırayla mevki mevki denedi. Riera’yı sağ çizgide oynatmak gibi garip garip tercihler gördük. Bilinen tüm sistemlerde dizdi takımını sahaya. Sonunda kararını verdi. Hangisine ihtiyaç duyarsa onu kullanacak. Ne zaman isterse o zaman kullanacak ve oyuncular buna hazırlıklı olacaklar. Galatasaray, Terim dönemindekinden farklı olarak çok yönlü bir karakter kazandığı sancılı dönemi de bitirdi dün akşam. Bir ara tüm yukarıda anlatılanlar için “deli

mi, dahi mi” deyimini sandıktan çıkarıp kullanacak olduk. Geldiğimiz noktada ise dahi ya da deli değil tecrübeci bir metodoloji adamı olduğunu düşünüyorum. Bu ülkeye bir yabancının, üstelik bir havalı İtalyan’ın gelip sistemi anlayabilmesi, oyuncuları tanıyabilmesi kolay olamazdı. Teker teker tecrübe ederek, az kayıpla lige ve diğer iki kupaya yapıştırdı takımını. Her türlü eleştiri veryansına karşın Galatasaray tıpkı geçen sene olduğu gibi 33

Okay Karacan

BRUMA’DAN YABANCI KURALI ISYANI

TAKIMDAN ILK GIDEN DANY OLDU

BREZİLYALI TELLES 5 OCAK’TA GELIYOR

Teknik Direktör Roberto Mancini’nin Erciyes karşısında ilk 11’de şans verdiği Bruma, Süper Lig’deki yabancı uygulamasını değerlendirdi. Performansıyla beğeni toplayan Portekizli yıldız, “Yeni bir ülkeye gelip, yeni bir arkadaş ortamına alışmak kolay olmadı. Yabancı sınırı kuralının değişmesi gerektiğine inanıyorum. Türk halkı, tüm kaliteli oyuncuları izleme hakkına sahip olmalı. Benim 2013 için aklımda kalan bu yabancı kuralı oldu.” diye konuştu.

Devre arasında kadrosunu güçlendirmeyi amaçlayan Galatasaray’da ilk yolcu Dany oldu. Kamerunlu futbolcu, ligin ikinci devresinde Karabükspor forması giyecek. Savunma oyuncusunun son durumunu dün hocası Roberto Mancini açıkladı: “Dany’nin oynaması gerekiyor. Önünde bir Dünya Kupası var. Çok iyi bir insan, gidip bir yerde oynaması gerekiyor. Nerede olduğunu bilmiyorum ama oynaması gerekiyor. Bruma ise sezonun geri kalanında da bizimle.”

Galatasaray’ın transferinde son aşamaya geldiği Gremio forması giyen Alex Telles, geliş tarihi hakkında bilgi verdi. Cim Bom’un 7 milyon Euro bonservis bedeli ile alacağı belirtilirken oyuncu, transferin 5 Ocak’ta resmiyet kazanacağını ifade etti. Aslan’ın yıldızı Drogba ve Sneijder’le oynayacak olmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirten Telles, “Bugüne kadar onlarla video oyunlarında oynadım. Bu benim için gerçek üstü bir durum olacak.” dedi.

puanla bitirdi. Bugün Fenerbahçe diğer Kayseriliyi yenerse iki takımın puan farkı 8 olacak. Kapatılamayacak bir fark değil. Galatasaray’ın önünde Türkiye ve Avrupa Kupası yükü de olduğundan altından kalkıp başarırlarsa efsane bir şampiyonluk olacağı kesin. O zaman Mancini önünde ayrıca saygıyla eğiliriz. Dün akşamki maç gösterdi ki Türkiye’de bazı takımlar İstanbullu rakiplerine maça çıkmadan veriyorlar üç puanı. Kayseri Erciyesspor ikinci yarısını 1-0 kazandığı maçın ilk devresini 3-0 kaybetti!!. İlk yarıda oyuna giremeyen, Galatasaray’ın şovunu seyreden Erciyes’in İbriçiç’i kenarda oynatıp etkisizleştirmesi meselesine gireceğim ama oraya kadar takımın

tüm sahada, erken gelen golün verdiği boş vermişlikle teslim oluşu yanında anlamsız kalır. İkinci yarıda İbriçiç’in esas yerine geçmesi, bu kez Galatasaray’ın rahatlaması ile senaryo değişti. Erciyes başa baş oynayabilirmiş! Tıpkı Kayseri maçında olduğu gibi Galatasaray bir ara gitti, tüm kontrol rakibine geçti o kontrolü elinize geçirdiğinizde acilen goller bulmalısınız. Erciyes bir tane bulabildi. Galatasaray’ın dümene hakim olduğu 70’ten sonra maçı koparamayacakları belliydi. Futbolda kesin konuşmak hatadır ama Erciyes, bu lige zor tutunur. Aslan payı Mancini’nin... o.karacan@za­man.com.tr


A B O N E

K A M P A N Y A S I

2014 DENVER® Tablet DENVER TAD-70082

7“ Dual-Core Android 4.1 tablet 8 GB dahili hafıza, G-Sensor, Wlan 802.11/b/g/n, 3G bağlantı opsiyon imkanı, 1.2ghz Dualcore Cpu Ön kamera, Multi dokunmatik özelliği, 512 Mb DD3 Ram. Bağlantı birimleri: Micro USB, Micro SD, Kulaklık, Mini HDMI çıkış

ABONE HATTI DANİMRKA ✆ İSVEÇ ✆ FİNLANDİYA ✆ NORVEÇ ✆

+45 70 20 69 70 + 46 76 160 46 03 + 358 46 63 44 686 +47 21 39 54 57

E-Mail: abone@zamaniskandinavya.dk www.zamaniskandinavya.dk


Zamandk243 eg