Issuu on Google+

Gazetenizle birlikte

plexi oldu? Eski camlar lifini ının muha Biz sanatç z severi

be yeni v e t r e H liştir bir diri

Okurlarımıza duyuru Yaz tatili dolayısıyla gazetemiz 3-30 Temmuz tarihleri arasında basılmayacaktır. Yaz tatili sonrası 31 Temmuz’da gazetemiz tekrar siz okuyucularımıza ulaşacaktır. İyi tatiller dileriz.

ZAMAN

www.zamaniskandinavya.dk

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 • YIL : 5 • SAYI : 221 • DANMARK 25 DKK • SVERIGE 30 SEK • NORGE 35 NKR • FINLAND 3,5 EURO

Sosyal medyanın sunduğu gerçekler hormonlu “Gezi Parkı büyük bir olay; ama bizim zihnimizdeki kadar büyük değil.” diyor Yalçın Arı. Çünkü ona göre, internet, sosyal medya gerçeğin yapısını bozar, değiştirir. Sosyal medyada gerçeğin birkaç katıyla karşılaştık. Bu sebeple çok etkilendik. TUBA DENİZ İSTAnBuL Yeni bir yurttaşlık tanımı, dijital vatan-

1daşlıktan söz eden, merkeziyetçilikten

Hastalık parası sisteminde yeni düzenleme

ziyade katılımcı demokrasiye imkân tanıyacağı öngörülen internet demokrasisi, yeni medya ile ilgili tartışmalar, teoriler uzun süredir yapılıyor. Arap Baharı, Wall Street gibi olayların bir izdüşümü diyebileceğimiz Gezi Parkı eylemleri ile ülkemizde de bu teorilerin pratik hayattaki karşılığı tecrübe edilmiş oldu. Biz de TRT Haber’de yayımlanan Sosyal Medya’nın konsept danışmanı Yalçın Arı ile sosyal medyanın dönüştürme kudretinden yola çıkarak anlamın ötelendiği, nicelik ve göstergelerin savaştığı üç haftalık gergin süreci konuştuk. -Yeni Medya ile ilgili tartışmalar: dijital vatandaşlık, katılımcı demokrasi, siyaset üzerinde dönüştürücü etkisi... Bu umutların gerçekleşme ihtimali ne kadar? Gezi Parkı eylemi aslında küresel bir sorundur. Dünyada yönetim biçimleri açısından kriz var. Rusya, Suudi Arabistan, ABD, Avrupa’da bu krizler yaşandı. İnsanlar internet öncesinde kendisi gibi düşünen insanların varlığından haberdar değildi, internet ile düşüncesini paylaşma imkânı buldu, sosyal medya ortamında yalnız olmadığını gördü. İnsanlar internet ortamında buluşuyor. Gezi Parkı olayı da böyle, önce sanal ortamda buluştular, sonra da parka aktılar.

Çalışma Bakanlığı’nın verilerine göre her yıl 430 bin Danimarkalı hastalık parası alıyor. Hastalık parası alanlardan 27 bini 52 hafta olan hastalık parasından yaralanıyor.

1 2’DE

İsveç’te ‘Devlet Sanatçısı’ unvanı verilen bir Türk davulcu 2003- 2010 yılları arasında İsveç’i temsilen caz müzisyenleri ile yaklaşık 50 ülkede bin 500 kadar konserde sahne alan Mehmet Sinan İkiz, ‘İsveç Devlet Sanatçısı’ sıfatına layık görüldü. 1 13’TE

DEVAMI 34. SAYFADA

Dr. Paul T. Levin:

Gezi Parkı eylemleri en çok Türkiye dostlarını vurdu

Şair Cem Güneş:

Sevgisiz insan zarar veren insandır

Trondheim şehrinde yaşayan şair-yazar Cem Güneş, özellikle, insanlar arasında yapılan diyaloglarda sevginin oldukça önemli olduğunu vurguladı. 1 10’DA

Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Dr. Paul T. Levin’e göre Gezi Parkı eylemlerinin en çok zarar verdiği gruplardan biri de Avrupa’daki Türkiye dostları. Zaman’a konuşan Dr. Levin, yaşananlardan sonra Avrupa’daki Türkiye dostlarının, Türkiye’de yaşanan reformları ve demokratik açılımları anlatmakta oldukça zorlanacağını söyledi. 1 8’DE

ZAM A N’ DA BU H AF TA Safları sıklaştıralım arkadaşlar

1 4’TE

F. Bahçe’den 5,5 saatlik savunma

1 45’TE

Topçu kışlası nasıl bir mimari eserdi? 138’DE

Gençlerimizin gazetesi: TNP 1 ABDuLLAH AYMAZ

25’TE


2 İSKANDİNAVYA Hastalık parası sisteminde yeni düzenleme

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

Çalışma Bakanlığı’nın verilerine göre her yıl 430 bin Danimarkalı hastalık parası alıyor. Hastalık parası alanlardan 27 bini 52 hafta olan hastalık parasından yaralanıyor. Bakanlık yetkilileri, “Bu, önleyici hastalık parasının tedavinin başladığı ilk günden itibaren alınabileceği anlamına gelmektedir.Tedavi veya rehabilitasyon doktor tarafından kararlaştırılmış olmalıdır. Eğer size bu hakkı veren be-

ERDAL ÇOLAK KOPEnHAG Hükümetin hastalık parası ile ilgili

1hoşnutsuzluğu ortadan kaldıraca-

ğını ifade eden Çalışma Bakanı Mette Frederiksen şöyle dedi: “Hayatı tehdit eden, ciddi bir hastalığı olan kişilere, hastalığın tüm teşhis ve tedavisi süresince kolaylık sağlamak için hastalık parası sisteminde yeni bir düzenlemeye gitmek istiyoruz. Biz hükümet olarak hastalık parası sitemindeki kara delikten kurtulmak istiyoruz. Toplum olarak bu işin altından çıkacağımıza inanıyorum. Özellikle şubat 2013’te Bakanlık olarak yaptığımız çalışmada, hastaların hastalık parası hakkını tespit edebilmek için, teşhis listesini iptal edip yerine hekim değerlendirmesini yürürlüğe sokmaya hazırlanıyoruz.” Hükümetin teklifi, hastalık iznine ayrılmış tüm kişilerin 6 ayda bir yeniden hekim onayından geçmesini gerektiriyor. Bugünkü uygulamaya göre bu süre 12 ay. Hastalık parası ile ilgili Zaman’a bilgi veren Çalışma Bakanlığı uzmanları, “Hasta olduğunuz ilk 90 gün içinde işyerindeki normal görevinizi yapamayacaksanız, hastalık parası alma hakkınız var. Sadece çalıştığınız işyerinde başka herhangi bir işi yapamamanız durumunda ilk 90 günden sonra hastalık parası almaya devam etme hakkınız; hastalığınızın 180’inci gününden itibaren eğer açık iş piyasasında hiç bir işi yapamayacak durumdaysanız hastalık parası alma hakkınız var.” dediler. Hastalık nedeniyle çalışamayacak durumda olduğunuz zaman ilk 30 gün işverenin, daha sonra ise bağlı bulunulan belediyelerin hastalık parasını ödedikleri bilgisini veren yetkililer, “12 aylık bir dönem içinde en çok 52 hafta hastalık parası alınılabilinir ve kişi isterse bu 12 aylık hastalık parasını 18 aylık periyodlara dağıtabilir.” ifadesini kullandılar.

Çalışma Bakanlığı’nın, Do Birliği ve Hasta Hakları Birktorlar beraber hazırladığı ‘Hasta liği ile Listesi (Diagnoselisten)’ lık Tanı şu şekilde:

l Kalp yetmezliği ile kalbin işleyiş fonksiyonunun azalması l Kalpte invaziv tedavi l Kardiyak arrest l Şiddetli beyin hasarı l Şiddetli kalp yetmezliği l Beyin kanaması, inme l Beyin damarlarından birinin kapanması l Amiyotrofik lateral sklero z (ALS), diğer adıyla motor nöron hastalığı l AIDS l Büyük organ nakli l Şiddetli psikoz

lirli kritik hastalıklardan birine yakalanırsanız, size vergiden muaf bir sigorta toplamı verilecektir. Danimarka, refah toplumu. Başka unsurların yanı sıra, vatandaşların vergilerle ödenmiş farklı hizmetlere eşit olarak erişiminin sağlanması kavramını temel almaktadır. Herkes, işsizlik ya da ciddi bir hastalık gibi zor durumlarda yardım alabilmelidir. Bu gibi durumlarda vatandaşlar, para ve sağlık yardımı alabilmeli, hastanede tedavi görebilmelidir. Birçok kanser türü, koroner tromboz, krizler (beyin kanaması ya da beyine kan pıhtısı atması) ve birkaç diğer hastalık, emeklilere ödeme alma hakkı verir.” diye ifade ettiler.

Sanal dünyaya aşırı sağ damgası ZAMAN STOCKHOLM İsveç’te en popüler 7 aşırı sağ tandanslı

1web sitesinin günlük toplam 145 bin tekil

ziyaret alması şaşırttı. Bu oran Parlamento çatısı altında faaliyet gösteren bütün partilerin web sitelerine yapılan günlük tekil ziyaretlerin toplamından 7 kat daha fazla. İsveç’te hükümet tarafından görevlendirilen İsveç Medya Konseyi tarafından yapılan bir araştırma hem şaşırttı hem de endişelendirdi. Araştırmaya göre ülkede, şiddeti teşvik eden 7 aşırı sağ tandanslı web sitesine günlük toplam 145 bin tekil ziyaret yapılıyor. Bu oranın Parlamento çatısı altında faaliyet gösteren bütün partilerin web sitelerine yapılan tekil ziyaretlerin toplamından 7 kat daha fazla olduğu belirtiliyor. Araştırma heyetinin Başkanı Alf Dajhlquist, araştırma sonuçlarının kendisini şaşırttığını belirtirken AB Bakanı Birgitta Ohlsson, sonuçların ciddiye alınması gerektiğini söyledi. Toplumu şiddete teşvik eden aşırı uç ve anti demokratik gruplardan tamamen arındırmanın mümkün olmadığını belirten Ohlsson, ”bununla beraber bu

Çalışma Bakanı Mette Frederiksen, “Hayatı tehdit eden, ciddi bir hastalığı olan kişilere, hastalığın tüm teşhis ve tedavisi süresince kolaylık sağlamak için hastalık parası sisteminde yeni bir düzenlemeye gitmek istiyoruz.” dedi.

konuda bazı inisiyatifler geliştirilebilir” diye konuştu. Diğer taraftan araştırma raporunda aşırı sağ web sitelerine olan ilginin aşırı sol veya radikal İslam web sitelerine gösterilmediğinin de altı çizilirken en popüler iki aşırı sol siteye günlük 3 bin 620 tekil ziyaret olduğu, en popüler radikal İslam sitelerine ise günlük 500 tekil ziyaret yapıldığı bilgisi yer aldı.

Avrupalıların 5’te 1’i offline ZAMAN KOPEnHAG Avrupa Komisyonu tarafından her yıl

1düzenli olarak hazırlanan Dijital

Skorbord raporuna göre; 16 ile 74 arasında değişen AB vatandaşlarının yüzde 22’si bugüne kadar hiç internet kullanmadı. Rapora göre Avrupa’da internet kullanmayanların büyük bir bölümü Doğu Avrupa’da yaşıyor. Romanya, internet kullanıcısı oranının en düşük olduğu ülke. 2007 yılında AB üyesi olan Romanya’da halkın yüzde 47,7’si bugüne kadar hiç internet kullanmadı. Diğer taraftan; İsveç, Norveç ve Danimarka gibi Kuzey Avrupa ülkeleri internet kullanımının en yaygın olduğu ülkeler. Rapor, Avrupalıların bilgisayar kullanma konusundaki durumlarına da ışık tutuyor. Buna göre; Avrupalıların yüzde 50’sinin ya hiç bilgisayar kullanamadığı yada bu konuda çok az bilgiye sahip. Raporda ayrıca Avrupa genelinde 30 Mbps’den daha hızlı internet imkanına sahip olanların oranının yüzde 54 olduğu ifade ediliyor. Konuyla ilgili bir açıklama ya-

pan Avrupa Komisyonu’nun Dijital Ajanda’dan sorumlu başkan yardımcısı Neelie Kroes, internet kullanımını arttırmak için gerekli yatırımların yapılmamasından şikayet etti.


4 İSKANDİNAVYA

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

NORVEÇ HABER TURU

Kamil Subaşı

Safları sıklaştıralım arkadaşlar İyisiyle kötüsüyle geçirilen aylardan sonra bir yaz dönemine daha geldik Danimarka’da. İskandinav ülkelerinin çoğunda (Finlandiya, İsveç ve Norveç) mayıs sonu itibariyle yaz tatiline giriliyor. Uzun geçen kış günlerinden sonra daha uzun geçen yaz günlerini en iyi şekilde değerlendirebilmek adına. Kaldı ki, yaz günlerinde hele bir de güneş açmış ise, neredeyse geç vakitlere kadar evlerinde bulmak imkanı yoktur insanları. Yaz ayları güzeldir. Güneş insana neşe veriyor, içine bir ferahlık geliyor insanın ve hayatında bir canlanma olmasına vesile oluyor... Tabi aynı zaman kişinin rehavete kapılmasına da vesile olabiliyor yaz ayları, tatil ayları. Soğuk ve karanlık geçen kış günlerinin arkasından gelen bahar ve yaz ayları ister istemez rehavete sokabiliyor bizleri. Hava soğuk ve de karanlık olunca insan daha bir dikkat eder kendine ve etrafına, kendisine ve de sevdiklerine zarar gelmesin diye. Ama nedense hastalıkların ve sorunların en çok yaşandığı zaman dilimleri kış aylarından bahar aylarına geçilen dönemler olagelmiştir hep. Amaçsız, gayesiz, bir beklentisi olmayan kişilerin en başta gelen hastalıklarındandır rehavet hastalığı. Öyle ki, bu hastalığa kapıldığı zaman insan kişi bazında şahsının mahvına sebep olabildiği gibi devletler bazında da nice koca devletlerin, imparatorlukların yıkılmasına da neden olmuştur. Avrupa’da 50 yıla yakın bir zamandır yaşayan biz Avrupalı Türklerin, Avrupalı Kürtlerin yada Avrupalı Türkiye kökenlilerin (hangisini kabul edersiniz) en büyük zaaflarındandır rehavete kapılmak. Bir rehavet türküsü almış başını gidiyor. Hepimiz hepbir ağızdan koro halinde aynı türküyü seslendiriyoruz. Böyle olduğu için de aradan geçen yarım asra rağmen olması gereken temsil konumunda olamamışız. Hep başkalarını kendimize örnek almış, başkalarının başarılarını bahseder olmuş, kendimizi geri plana atmışız. Gittiğim çoğu ülkede yada şehirde kendi insanımızdan duymaya alışık olduğumuz sözlerdir: “Burası başka yerlere benzemez, buradan iş yapmak, insanları bir araya getirmek zordur...” diye. Zaman zaman kendi kendime düşünmüşümdür; sanki bir merkezden oturulmuş, herkesin kalbine ve diline aynı mesaj atılmış, herkes aynı moddan, aynı dilden konuşsun diye... Geçenlerde bir kaç arkadaş konuşuyorduk ‘nedir bizlerin asıl sorunu’ diye. ‘Rehavet, rahat düşkünlüğü’ herkesin ortak kanatı olmuştu. Fethullah Gülen Hocaefendi de bir sohbetinde bahsederken rahat düşkünlüğü, tenperverlik, haneperestlikten; insanların en büyük hastalığı olarak lanse ediyordu bunu. Şöyle bir misal veriyordu; nasıl ki akışkanlığı olmayan durgun haldeki su zamanla yosun tutmaya ve kokuşmaya başlarsa aynen öyle hareket halinde olmayan, rahat ve rehavet düşkünü insan da zamanla kokuşmaya başlar. Hatta bu haldeki bir insanın ruhuna Fatiha okuyabilirsiniz diyordu Hocaefendi, zira insan bedenen yaşıyor gözükse de ruhen ölmüş demektir, aynen bitkisel hayatta olan bir insan misali. Almanya’da bir arkadaşımın bununla alakalı kullandığı bir terim vardı: PTT pozisyonu. Yani pijama, terlik, televizyon. Bu moda girmiş bir insana iş yaptırmak zordur. Vatan, millet, Sakarya naraları da nafile... Gençlik elden gidiyor, insanlık kendini felakete doğru sürüklüyüor, ne olacak Avrupa’da ki bizlerin, gençlerimizin ve de Avrupalıların hali dersiniz ama boşuna. Tek başınıza yada 3-5 kişi kalırsınız kendi başınıza. İş yaparsınız, koşturursunuz ama bir de kendini rahat-rehavet hastalığına kaptırmışların şikayetleriyle, zaman zaman if-

tiraya varan söylemleriyle de uğraşmanız gerekir. Geçtiğimiz haftalarda Dialog-Forum Derneği bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Ortak Akıl Platformu’nun bastırdığı güzel bir broşür vardı. Danimarka’da yaklaşan seçimler öncesi ‘oy’umuzun değerine atıfta bulunuyordu. Danimarka’da Belediye Seçimleri’nde 42 bin 500 Türkiye kökenlinin oy kullanma hakkı varmış ama bunun değerinin farkında değiliz. Hele hele en son yapılan genel seçimler iki blok arasındaki oy farkının 8 bin kadar olması durumun vehametini ve göçmen kökenlilerin önemini bir kez daha gözler önüne seriyordu. Herkes birşeylerin, güzel birşeylerin olmasını ister; nesle sahip çıkılmasını ister ama kimse kendini işin merkezine koymak istemez. Koyanlar da bu yolun dertlileri adanmış ruhlar ve onlara inanmışlar olagelmiştir hep. Ama insan adanmış ta olsa, dertli de olsa rehavet tuzağı herkes için bir yerlerde pusuya yatmış beklemekte... Bir reklam vardı bir aralar Türkiye’de. Alışverişe gidecek kişi ama PTT pozisyonunda. Bu karda kışta (yada yazda güneşte), pijamanı çıkarıp üstünü giyeceksin, terliğini çıkarıp ayakkabını giyeceksin, tabi bunlardan önce en önemlisi televizyonun kapatma düğmesine basacaksın... Markete gideceksin, elini cüzdanına atıp parayı çıkaracaksın.... Çok büyük işler bunlar çok... Yok mu bunun bir hal çaresi.. Evime kadar getiren ve de işlerimi yapıp yemeğimi de ağzıma tutuveren... Benim yerime oyumu kullanıveren... Çocuklarımın eğitim ve öğretimi ile meşgul oluveren... Yaz geldi arkadaşlar, rehavet kapımıza dayanmış zile basıyor. Yazı iyi değerlendirelim, enejimizi toparlıyalım, zira daha yapılacak çoook iş var çok.... Safları sıklaştıralım arkadaşlar, dışarıda kalan olmasın!

Danimarka’dan haberiniz olsun ‘Danimarka’dan haberiniz olsun’ sloganı ile yayın hayatına başlayan ‘danimarkahaber.dk’ haber sitesi 1 yılı geride bıraktı. Danimarka’dan, İskandinavya’dan ve Türkiye’den günlük haberleri takip edebileceğiniz sitenin editörlüğünü tecrübeli gazeteci arkadaşımız Emre Oğuz yapıyor. Sitede haberlerle alakalı bol resimler görebilir bunun yanısıra, zaman zaman video galerini de takip edebilirsiniz. Sitenin bir diğer özelliği ise “Firma Rehberi” menüsünün eklenmiş olması. “Firma Rehberi” menüsüne girerek, isteyen iş yeri sahibi ücretsiz üye kaydını yapabilir ve kendi firma bilgilerini ekleyebilir. Bölümde ayrıca farklı meslek dallarına ait alt kategoriler ve şehirler de eklenmiş vaziyette. Ayrıca “Anketler Sayfası” bölümünde, zaman zaman yapılacak anketlere katılarak fikirlerinizle katkıda bulunabilirsiniz. Hızlı bir giriş yaparak, habercilik sektörüne yenilik katan ‘danimarkahaber.dk’ sitesi ziyaretçi sayısını da hızla artırıyor. Henüz 1 yıllık bir geçmişi olmasına rağmen site şimdiden ortalama günlük 600 aylık 20 bin ziyaretçiye ve aylık 2 milyona yakın tıklanma sayısına ulaşmış durumda. Her geçen gün de bu sayılar artmakta. Yaz tatiline girdiğimiz ve belki de bir çoğunuzun tatile gitmeyi planladığınız şu günlerde bir ‘tıklama’ mesafesinde; Danimarka’dan haber almak. Yoksa sizin hala Danimarka’dan haberiniz yok mu?.. *** Not: Gazetemiz 3 Temmuz – 30 Temmuz tarihleri arasında baskısına ara verecektir. 31 Temmuz’da tekrar buluşacağız nasipse. Şimdiden iyi bir Ramazan ve yaz tatili geçirmeniz dileğiyle...

k.subasi@zamaniskandinavya.dk

Eski Oslo Başpiskopos’u, Mangfold Diyalog Derneği’ni ziyaret etti ski Oslo Başpiskopos’u ve ilahiyatçı yazar-aktivist Gunnar Johan Stål-

Esett, Mangfold Diyalog Derneği’ni ziyaret etti. Derneğin faaliyetleri hak-

kında bilgi alan Stålsett, sunum sonrasında bazı değerlendirmelerde bulunarak, ‘’ Oldukça anlamlı faaliyetler yapıyorsunuz.’’ dedi. Gunnar Johan Stålsett, saygı ve hoşgörü kavramlarının toplumlar arasında önemli olduğuna vurguda bulundu. Ayrıca Stålsett, bu sene duzelenen Dil ve Kültür Festivali’nin geleneksel ‘Beraber Yaşam Ödülü’ne layık görülmüş;ancak yurt dışında olduğu için programa katılamamıştı. Aynı zamanda Gunnar Johan Stålsett’e, derneğe ziyareti esnasında Festivalin başkanlığını yürüten Ali Karaboğa tarafından ödülü taktim edildi.

Gelecek 10 yıl içerisinde sigara satımı yasaklanacak alb-Solunum Hastalıkları Derneği, gelecek 10 yıl içerisinde tüm ülkeye

Ksigara içme yasağı getirmeyi planladıklarını duyurdu. Derneğin, konuyla

ilgili hazırlayacağı önergede oldukça sert yaptırımların yer alacağı aktatrıldı.Dernek yetkilileri, yeni yasayla tek amaçlarının, gelecek 10 yıl içerisinde tüm Norveç’i sigara dumanından ve sigara içme alışkanlığından vazgeçirmek olduğunu belirtti. Eğer uygulanacak kanunlarda herhangi bir problem yaşanırsa, kısa bir süre sonra sigara satımına yasak getirilecek. Dernek yekililerin verdiği bilgilere göre, yılda yaklaşık 5 binin üzerinde insan sigaradan hayatını kaybediyor. Yeni yasaya göre, 20 yaşından küçüklere sigara satılmayacak, sağlık sektöründe, çocuk kreşlerinde, okullarda çalışan personeller sigara içemeyecek, tüm resmi kuluşlarda sigara içilemeyecek ve konserlerde dahi sigara içmek yasaklanacak.

Vikingler Rusya’da çoşkulu bir festival düzenledi usya’nın St. Petersburg

Rşehrinde düzenlenen

Viking festivali çoşkulu geçti. Viking savaşçılarının festivalde gösteri yaptı; dönemi yansıtan Pazar yeri açıldı.Norveç’in St. Petersburg Konsolosluğu tarafından organize edilen festivale katılım geniş oldu. Norveç Konsolosu Rune Aasheim’in açılış konuşmasının ardından festival Vikinglerin savaş gösterisiyle başladı. Döneme uygun olarak hazırlanan kıyafet ve savaş aletleriyle gerçekleştirilen gösteri izleyicilerden büyük alkış aldı. Festival kapsamında halk pazarı açıldı. Pazarda döneme uygun bir çok sanat eseri ve el yapımı eşya satılırken, el yapımı tahta kılıçlara özellikle çocukların büyük ilgi göstermesi dikkatlerden kaçmadı.

Norveç ekonomisi oldukça sağlam slo’da, her yıl 6 ayda bir geleneksel olarak düzenlenen basın toplan-

Otısının başlığı Norveç ekonomisi idi. Programın konuşmacılığını yapan

Başbakan Jens Stoltenberg, Avrupa’da yaşanan ekonomik krizi değerlendirdi. Başbakan, kriz sonrası ülke ekonomisinin iyi bir görüntü sergilediğini kaydetti. İşsizliğin düşüşte olduğuna işaret etti. Kriz sonrası, Avrupa ülkelerine oranla en az işsizlik yaşayan ülke olmak istediklerinin belirten başbakan, problemlerin çözümü adına oldukça çaba sarfedilmesi gerektiğini aktardı. Stoltenberg, genel olarak, halihazırdaki Norveç ekonomisinin sağlam temller üzerine oturduğunu kaydetti.

Uyuşturucu kullanan doktorların işine son verildi oktorlar, uyuşturucu kullanımından işini kaybediyor. Norveç’te 2004

Dyılından bu yana 205 doktorun, uyuşturucu bağımlılığı yüzünden işini

kaybettiği belirtildi. Ayrıca bazı Norveçli doktorların hastalarına şiddet uyguladığı ve uyuşturucu sattığı kaydedildi. Daha önce yerel medyada çıkan haberlerde, Norveç’li doktorların hastalarından habersiz olduğu aktarılmıştı.


5 İSKANDİNAVYA Barent zirvesinde, NorveçRusya iliþkileri görüþüldü

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

Barent ziresi hakkýnda bazý deðerlendirmelerde bulunan Baþbakan Stoltenberg, bölgede bereketli doðal kaynaklarýn bulunduðuna dikkat çekti. ENGÝN TENEKECÝ OSLO Geçtiðimiz günlerde gerçekleþen Barent

1zirvesi, birçok ülke baþbakanýný Nor-

veç’te bir araya getirdi. Kirkenes bölgesinde gerçekleþen 20. yýldönümü kutlamalarýna Norveç, Rusya, Finlandiya Ýzlanda gibi ülkelerin baþbakanlarýnýn yaný sýra, Avrupa Komisyonu’ndan bazý yetkililer, Ýsveç ve Danimarka’nýn dýþiþleri bakaný, bölge ve gençlik temsilcileri, yerli halk da katýldý. Zirve boyunca özellikle Norveç ile Rusya arasýnda ki balýkçýlýk iliþkileri, uluslararasý vergi kaçakçýlýðý, deniz sularýnda ki sýnýr güvenliðinin geliþtirilmesi gibi meseleler konuþuldu. Baþbakan Jens Stoltenberg, 20 yýl önce imzalanan Barent Ýþbirliði’nin, tüm bölgede sýnýr ötesi güvenliðin oluþumuna hizmet ettiðini kaydetti. ‘’ Barent iþbirliði (özellikle kuzey bölgesinde), Norveç-Rusya arasýnda ki iþbirliðinin güçlenmesine neden oldu.’’ diyen baþbakan, Barents bölgesinde bereketli doðal kaynaklarýn bulunduðunu, önümüzdeki zaman diliminde ise, bu kaynaklarýn kullanýmý üzerinde durulacaðýný duyurdu. Baþbakan Stoltenberg, Barent zirvesinin 20. yýldönümü kutlamalarýna parelel olarak, Rus mevkidaþý Medvedjev ile de bir araya geldi. Baþbakan Stoltenberg ve Medvedjev, iki ülke arasýnda geliþen 20 yýlýn deðerlendirilmesini yaptý. Stoltenberg ikili görüþme ile ilgili þunarý söyledi: ‘’ Bugün, özellikle güvenlik alanýnda, acil duruma konularýna iliþkin yapýlacak iþbirliðimizi geniþletmek için bazý anlaþmalar yaptýk. Ayrýca, nükleer olaylarýn bildirilmesine yönelik iþbirliðimizi de güçlendireceðiz. Konuyla ilgili, bir kaç gün önce Barent SRS adlý bir haberleþme gemisi görevine de baþladý.’’ Diðer taraftan her iki baþbakan, balýkçýlýkta iki ülkenin ulaþtýðý olumlu sonuçlarý deðerlendirdi. Özellikle, Rusya’nýn kuzey batýsýnda yer alan, Norveç’in komþu bölgelerinde ki nükleer güvenliðin geliþtirilmesi hakkýnda da konuþuldu. Toplantýda iki anlaþmaya da imza atýldý. Bunlardan bir tanesi; her iki ülkeye sýnýr olan Büyük Orman (Storskog) ve Boris Gleb’de mevcut güvenlik kontrolünün ve bilgi alýþ veriþinin geliþtirilmesi, diðeri ise; NorveçRus þirketleri ve kamu sektörlerinde yer alan genç liderler için bir deðiþim programý oluþtur-

Haberin ve yorumun adresi

www.zamaniskandinavya.dk

masý. Rus baþbakan, 2. Dunya Savaþý’nda, Ruslarýn Norveç için büyük çaba sarf ettiðini kaydetti. Medvedjev, savaþta hayatýný kaybeden Ruslar için, Kirknes’te yer alan Rus Savaþ Anýtý’na özel bir törenle çelenk koydu. Programda, Norveç-Rus ortak kurtarma operasyonunun sunumu yapýldý. 1993 yýlýnda iki aþamalý bir organizasyon yapýsýyla tesis edilen Barent-Avro Arktik Böl-

gesi, (Barent Ýþbirliði) Norveç, Ýsveç, Rusya ve Finlandiya’ nýn kuzey bölgelerinin iþbirliðini amaçlýyor. Bölgenin yerlisi olan üç halk (Sami, Nenet ve Vespian) arasýnda geliþen iþbirliði gücünü; orman, balýk, maden, petrol ve doðalgaz bakýmýndan zengin doðal kaynaklar ile bölgesel, yerel ve bireysel düzeydeki yakýn etkileþimden alýyor. Askerî güvenlik, stratejik enerji ile uluslararasý hukuku ilgilendiren konular, bölgesel iþbirliðinin dýþýnda tutuluyor.

T.C. KOPENHAG BÜYÜKELÇİLİĞİ T.C. Kopenhag Büyükelçiliği Türk Uyruklu Sözleşmeli Sekreter Sınav Duyurusu

Büyükelçiliğimizde münhal bulunan bir adet Sözleşmeli Sekreter pozisyonuna sınavla personel alınacaktır. I) ADAYLARDA ARANAN NİTELİKLER: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak, Sınav tarihi itibariyle 46 yaşından gün almamış olmak, En az lise veya dengi okulları ile bu okullarla eşdeğer olduğu Milli Eğitim Bakanlığınca onaylanmış yabancı okullardan mezun olmak, Kamu haklarından yoksun bulunmamak, Ağır hapis veya 6 aydan fazla hapis veya affa uğramış olsalar dahi zimmet, ihtilas, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanmak, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı bir fiilden dolayı hapis cezasından hükümlü bulunmamak, Erkekler için askerliğini yapmış olmak veya yapmış sayılmak, Her türlü iklim koşullarında görev yapmaya engel durumu bulunmadığını sağlık kurulu raporu ile belgelemek (Sağlık Kurulu Raporu istihdam edilecek adaylardan istenir), Çok iyi derecede (yazılı/sözlü) Danca,Türkçe bilmek (Danca’nın yanında iyi derecede İngilizce bilmek tercih sebebidir). Bilgisayar kullanabilmek (MS Word ve Excel). II) BAŞVURU İÇİN ADAYLARDAN İSTENEN BELGELER: 1. Sınava katılma isteğini belirten başvuru dilekçesi (dilekçede, adres, telefon numarası, e-mail adresi gibi temas bilgilerine de yer verilmelidir) 2. Özgeçmiş (CV), 3. Türk pasaportunun aslı veya onaylı sureti ile işlem görmüş sayfaların fotokopileri, 4. Nüfus cüzdanının aslı veya onaylı sureti ile arkalı önlü fotokopisi, 5. Son mezun olunan okuldan alınan diplomanın aslı veya onaylı sureti ile bir adet fotokopisi, 6. Erkekler için askerlik terhis belgesi veya askerlikle ilişiği olmadığına dair belge ve bir adet fotokopisi, 7. Son 6 ay içinde çekilmiş 2 adet renkli vesikalık fotoğraf, NOT: Postayla başvurularda, asılları yazılı sınav öncesinde ibraz edilmek kaydıyla, 3, 4, 5 ve 6. sıradaki belgelerin fotokopileri

gönderilebilir. III) SINAV: Sınava girerken pasaport veya nüfus cüzdanının aslının ibraz edilmesi gerekmektedir. a) Yazılı Yeterlilik Sınavı: Yazılı eleme sınavı 20 Ağustos 2013 Salı günü 10:00-16:00 saatleri arasında Büyükelçiliğimiz toplantı salonunda yapılacaktır. Sınav konuları: Türkçe’den Danca’ya çeviri (1 saat) Danca’dan Türkçe’ye çeviri (1 saat) Türkçe Kompozisyon (1 saat) Matematik (1 saat) b) Sözlü ve Uygulamalı Yarışma Sınavı: Yazılı yeterlilik sınavında başarılı olan adaylar 23 Ağustos 2013 Cuma günü saat 10:00’da yapılacak sözlü ve uygulamalı yarışma sınavına davet edileceklerdir. Sözlü Sınav Konuları: Genel Kültür, Türkiye ve Dünya Coğrafyası, Osmanlı Tarihi, Türk İnkılap Tarihi. Uygulamalı Sınav Konuları: Daktilo sınavı (Bilgisayarda yazı yazma). IV) BAŞVURU TARİHİ: Başvurular en geç 5 Ağustos 2013 Pazartesi günü mesai bitimine kadar T.C. Kopenhag Büyükelçiliği, Vestagervej 16, 2100 Copenhagen Ø adresine (Konsolosluk Şubesi) ulaşacak şekilde postayla veya hafta içi her gün 15.00–17.00 saatleri arasında şahsen yapılabilir. Postada meydana gelebilecek gecikme ve kayıplardan Büyükelçiliğimiz sorumlu değildir. V) SINAV YERİ: Yazılı, Sözlü ve Uygulamalı Sınav: “T.C Kopenhag Büyükelçiliği, Rosbaeksvej 15, 2100 Copenhagen Ø” adresinde yapılacaktır. Sınav yerinde olabilecek değişiklikler Büyükelçiliğimizin resmi internet sitesinde duyurulacaktır. Daha ayrıntılı bilgi için: Tel : +45 39 20 27 88 / + 45 39 10 14 30 Fax : +45 39 20 51 66 E-mail : embassy.copenhagen@mfa.gov.tr Web : http://www.kopenhag.be.mfa.gov.tr


6 İSKANDİNAVYA

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

İSVEÇ HABER TURU “Uygur Ana” Stockholm’de temaslarda bulundu

Ekonomi ve İçişleri Bakanı Margrethe Vestager, hükümet adına sendika, belediye ve çeşitli kurum ve kuruluşlar ile kamu reformu diye ifade edilen bir anlaşma yaptı.

in’deki Uygur Türklerinin hak arayışını

Çuluslararası gündeme taşıması nedeniyle

“Uygur Ana” diye adlandırılan Dünya Uygur Kurultayı Genel Başkanı Rabia Kadir, İsveç Uygur Komitesi’nin seçimleri için Stockholm’e geldi. İsveç Uygur Maarip Derneği lokalinde, Uygur Türkleri ile bir araya gelen Kadir İsveç, Maarip Derneği ile İsveç Uygur Komitesi’nin yakın işbirliği içinde çalışması gerektiğini kaydetti. Kadir, toplantıda bulunan Yeşiller Partisi Meclis Grup Başkan Vekili Mehmet Kaplan’dan da, Uygur Türklerinin İsveç kamuoyuna iyi anlatılabilmesi için destek istedi. Kaplan ise, İsveç- Doğu Türkistan Parlamento Dostluk Grubu’nun çalışmalarını hızlandırdıklarını ifade etti.

İsveç Milli Günü, Ankara’da verilen resepsiyonla kutlandı sveç Milli Günü, Ankara’da büyükelçilik

İbahçesinde verilen bir resepsiyonla kut-

landı. İsveç’in Ankara Büyükelçisi Lars Hakan Akesson’ın büyükelçilik bahçesinde verdiği resepsiyona Avrupa Birliği (AB) Bakanlığı Müsteşarı Haluk Ilıcak, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Jean Maurice Ripert’in yanı sıra diplomatik misyon temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı.

İsveç, gıda ve alkolsüz içeceklerde en pahalı 4. ülke sveç, 27’si AB üyesi olmak üzere, 37 ülke

İarasında gıda ve alkolsüz içecekler gru-

bunda en pahalı 4. ülke oldu. En pahalı ülkenin Norveç, en ucuz ülkenin ise Makedonya olduğu belirlendi. Ülkeler itibarıyla karşılaştırıldığında 37 ülke arasında gıda ve alkolsüz içecekler ana grubuna ilişkin fiyat düzeyi endeksi en yüksek ülke 186 ile Norveç, en düşük ülke ise 58 ile Makedonya oldu. Türkiye ise 88 endeks değeriyle en ucuz 15’inci ülke oldu.

Göteborg’da tüp bebek için döllenen yumurtalar çöpe gitti öteborg Sahlgrenska Üniversitesi’nde tüp

Gbebek tedavisi sırasında döllenen yu-

murtaların yanlışlıkla atıldığı ortaya çıktı. Olayın bu yılın ilkbahar aylarında yaşandığı hastane yönetimi tarafından da doğrulandı. Hastane yönetiminin açıklamasına göre, tüp bebek tedavisi için gelen iki kadının ikişer yumurtası döllendikten sonra ilgili laboratuara gönderildi. Açıklamada, döllenmiş yumurtaların bir biyomedikal uzmanı tarafından “hatalı” olarak işaretlendiği ve dondurucuda saklanmak yerine bir köşede bekletildiği ve daha sonra atıldığı ifade edildi. Sahlgrenska Hastanesi Tıbbı Üreme Bölüm Başkanı Ann Thurin Kjellberg, güvenlik ve personel kontrollerinin artırıldığını bildirdi. Olayla ilgili Sağlık Bakanlığı’na bağlı Sosyal Sağlık Genel Müdürlüğü’ne şikayette bulunulduğu kaydedildi.

Trafik kazalarındaki ölüm oranında rekor artış ünyanın en az trafik kazasının yaşandığı

Dülkelerden biri olan İsveç’te, mayıs ayında

trafik kazalarında 27 kişinin öldü bildirildi. Bu rakamla ülkede bir ay içinde yaşanılan ölümlü kazalarda en yüksek sayıya ulaşıldı. Yetkililer, 2013 itibari ile beş aylık dönemde 90 kişinin trafik kazalarda hayatını kaybettiğini açıklarken, 27 ölümlü kaza ile Mayıs ayında bu rakamın en yüksek seviyeye çıktığının da alt��nı çizdi. Ölenlerden 13’ü otomobil, 9’u motosiklet ve 8 kişi de mobilet ve bisiklet kazasında hayatını kaybetti.

Kamuda yeni düzenlemelere gidiliyor Kamuda verimliliği sağlama, kamuda düzenlemelere ulaşma ve kamuda istihdam oluşturmak için; hükümet, 2020 yılına kadar 12 milyar kronluk bütçe ayıracak. ERDAL ÇOLAK KOPEnHAG Ekonomi ve İçişleri Bakanı Margrethe Vestager’in açık-

1ladığı kamuda verimliliği sağlama, kamuda düzenle-

melere ulaşma ve kamuda istihdam oluşturma hedefine göre hükümet, 2020 yılına kadar 12 milyar kronluk bütçe ayıracak. Hükümet adına sendika, belediye ve çeşitli kurum ve kuruluşlar ile kamu reformu diye ifade edilen bir anlaşma yaptan Vestager, “Kamu yönetim sistemindeki örgütsel değişiklikler, Danimarka’nın yönetim sistemi ile sosyo-ekonomik yapısı ve siyasal düzeni arasında karşılıklı ve yakın bir ilişkinin, onun da ötesinde bir etkileşimin varlığından kaynaklanmakta. Bu yüzden çeşitli kuruluşların, sendikaların ve belediyelerin fikir ve düşüncelerine başvuruldu.” dedi. Bakanlık yetkilileri, “Yaşanan hızlı değişim ve yenileşme, toplumsal ve ekonomik örgütleri değişmeye ve gelişmeye, diğer bir ifadeyle yeni durumlara adapte olmaya zorlamaktadır. Bu olgu, toplumsal bir kurum olan kamu yönetimi sistemi ve bu sistem içinde belirli fonksiyonları gerçekleştirmek amacıyla oluşturulmuş bulunan kamu kuruluşları için de geçerlidir. Kamu yönetimi kuruluşları yapılan çeşitli değişiklikler ve uyarlamalarla durmadan gelişir ve değişirler. Bu değişiklikler Danimarka’da kamu kurum kuruluşların yapılandırma ihtiyacını doğurmuştur.” ifadesinde bulundu. Konu ile ilgili konuşan Danimarka Bölgeleri (regioner) Yönetimi Başkanı Bent Hansen, “Danimarka’da kamu yönetimini modernize etme ihtiyacı var. Kamu yönetiminde düzenleme, geliştirme, iyileştirme çalışmalarının başarısı her şeyden önce hükümetin iradesinin bu konudaki kararlılığı ile yakından ilgilidir. Bu kararlılığın en somut göstergesi ise, hem siyasal kararlara temel oluşturacak önerilerin en sağlıklı şekilde üretilmesini, hem de siyasi organ tarafından verilecek kararların başarılı bir şekilde uygulamaya aktarılmasını sağlayacak önlemlerin öncelik ve ivedilikle alınmasıdır.” dedi.

‘Kamu sektörü modernizasyonu nasıl olmalıdır?’ sorusuna cevap arıyan hükümet, işverenler, Belediyeler Birliği, Danimarka Bölge Yönetimleri Birliği, çalışanlar, organizasyonlar, dernekler ve akedemik çevreler 7 tane prensip üzerinde anlaştılar: l Kamu sektöründe hükümet, hedeflerini sonuç getirecek kurallar ve prosedürlere odaklanmalı. Devlet, bölgelerin ve belediyelerin yerel ve bölgesel ihtiyaçlarını gözönüne alarak görev alanları oluşturmalı. Kısacası yerel ve bölgesel yönetimler siyasi iradenin gücünden faydalanmalıdır. l Kamu kurum ve kuruluşlarında diyalog, açıklık ve açık hedefler gözönüne alınarak performansa göre görev dağılımı yapılmalı. Bu tür kamu kurum ve kuruluşlarının hedefleri desteklemelidir. l Yönetimde güvene dayalı politika öncelikleri takip edilmeli; liderler hedeflere ulaşmak için çalıştığı personel ile iş sorumluluğunu paylaşmalı. Çalışmalar politize olmamalı, hükümet değil devlet devamlılığına yönelik olmalı. l Kurumlar üstü genel hedef, misyon ve vizyonların ortaya konulması. l Eğitim seviyesinin yükselmesi, iletişim teknolojilerinin gelişmesi vb. nedenlerle vatandaş beklentilerinin ve taleplerinin artması. l Bilgisayar teknolojilerinin hızla gelişmesi ve Danimarka’da da yaygınlaşması ile, globalleşen dünyada artık bilgisayar teknolojilerinin kamu yönetiminin etkinleştirilmesi ve iyileştirilmesinde kullanılması. l Kamu sektöründe de, hizmetlerin kişilerin potansiyellerine, beklentilerine cevap verebilmesi gerekli.


, ,


8 İSKANDİNAVYA

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

İstanbul’dayken Taksim’de görev yapan polislerle de konuştuğunu belirten Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Dr. Paul T. Levin, polislerin barışçıl gösterilere karşı olmadığını ancak şiddet eylemlerini görmezden gelemeyeceklerini söyledi.

Dr. Paul T. Levin:

Gezi Parkı eylemleri en çok Türkiye dostlarını vurdu

Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Dr. Paul T. Levin’e göre Gezi Parkı eylemlerinin en çok zarar verdiği gruplardan biri de Avrupa’daki Türkiye dostları. Zaman’a konuşan Dr. Levin, yaşananlardan sonra Avrupa’daki Türkiye dostlarının, Türkiye’de yaşanan reformları ve demokratik açılımları anlatmakta oldukça zorlanacağını söyledi. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yıl-

1lardır inişli çıkışlı bir şekilde devam

eden üyelik müzakereleri son günlerde başta İstanbul olmak üzere çeşitli şehirlerde yaşanan ‘Gezi Parkı’ eylemleriyle yeni bir döneme girdi. Eylemler öncesinde açılmasına neredeyse kesin gözüyle bakılan 22. fasıl, şimdilerde oldukça uzak bir ihtimal. Herkesin müzakerelerde yeni açılımlar beklediği bir dönemde yaşanan eylemler, beklentileri bir anda tersine çevirdi. Öyle ki bırakın üyeliği, Türkiye’nin AB adaylığı için olmazsa olmaz olan Kopenhag kriterlerine uygun olup olmadığı bile tartışmaya açıldı. Söz konusu tartışmaların Türkiye-AB ilişkilerini zora soktuğu çok açık. Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Dr. Paul T. Levin’e göre Gezi Parkı eylemlerinin en çok zarar verdiği gruplardan biri de Avrupa’daki Türkiye dostları. Zaman’a konuşan Dr. Levin, yaşananlardan sonra Avrupa’daki Türkiye dostlarının, son dönemde Türkiye’de yaşanan reformları ve demokratik açılımları anlatmakta oldukça zorlanacağını söyledi. Bir süre önce İstanbul’u ziyaret eden ve yaşananları yerinde görme fırsatı bulan Dr. Levin, “Gezi Parkı olayları öncesinde, Türkiye ile AB arasında uzun zamandan beri donmuş gö-

Not

Defteri :BG:DýJO

e.oguz@zamaniskandinavya.dk rünen ilişkilerin yeniden canlanmaya başladığına dair alametler belirmişti. Ancak bu olaylar esnasında kullanılan sert dil ve eleştiriler yeni bir durgunluğa neden olabilir.” dedi. Şimdilerde Türkiye ile AB arasında kullanılan dilin sorunlu bir dil olduğunu belirten Dr. Levin, “Yaşananlardan sonra Avrupa’daki Türk dostları oldukça zor durumda kaldı. İnsanların şüpheleri arttı. Onları yeniden Türkiye’de yapılan reformlara, demokratik açılımlara ve AB üyeliğinin gerekliliğine, ikna etmek zor olacak.” dedi. Avrupa Birliği’nin üye ülkeleri eleştirebilen normatif bir gücü ve yapısı olduğunu ve bunu sık sık kullandığını ifade eden Levin, “Avrupa Birliği meselelere dışarıdan bakan ve gerektiğinde eleştirebilen bir yapıya sahip. Bu yüzden AB tarafından yapılan eleştiriler, üye ülkeler

için olduğu gibi aday olan ülkeler tarafından da ciddiye alınmalı ve kaldırabilmeli.” dedi.

Böyle olaylarda, insanları sakinleştiren bir dil kullanılmalı Başbakan Erdoğan’ın eylemler esnasında kullandığı dille ülkeyi kutuplaştırdığı için uluslararası çevreler tarafından eleştirildiğini belirten Levin, “Bence böyle olaylarda, insanları sakinleştiren bir dil kullanılmalı ve görüş ayrılıkları ne kadar büyük olursa olsun farklı gruplarla da temasa geçilmeli. Ülke içindeki yada dışındaki belirli bir kesimi suçlamak doğru değil.” dedi. Türkiye’de yaşanan protestolar ile Orta Doğu ülkelerinde yaşanan Arap Baharı arasında birçok farklılık bulunduğunu ifade eden Dr. Levin şöyle devam etti: “Türkiye’de Başbakan Erdoğan’ı çeşitli yönlerden eleştirebilirsiniz. Ancak unutmamak gerekir ki; Türkiye’de seçimle iş başına gelen bir hükümet ve çalışan bir demokrasi var. Bu yönüyle yaşananlar Arap Baharı’yla karşılaştırılamaz. Öte yandan protestocuların da Arap Baharı’nda olduğu gibi bir devrim istediklerini zannetmiyorum. Bence sadece seslerinin duyulmasını istiyorlar.”


9 İSKANDİNAVYA İsveç’ten ilk soykırım cezası

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

İsveç mahkemesi, Ruandalı Mbanenande’yi ömür boyu hapse mahkûm etti. ZAMAN STOCKHOLM İsveç’te ilk kez soykırım suçlarını araş-

1tırmak amacıyla kurulan bir mahkeme,

1994 yılında Ruanda’da 800 bin kişinin öldüğü iç savaşta insanlık suçu işlediği gerekçesiyle 54 yaşındaki Stanislas Mbanenande’yi ömür boyu hapis cezasına mahkum etti. Stockholm Bölge Mahkemesi, geçen yıl İsveç ve Ruanda’da tanıkları ve sanık avukatlarını dinlemeye başlayarak, yargılama sürecini başlatmıştı. Ruanda ve aynı zamanda İsveç vatandaşı olan Mbanenande, mahkemede, çok sayıda insanın öldürülmesine rol aldığı ve uluslararası anlaşmalara karşı suç işlediği iddialarıyla yargılandı. Mahkeme, 19 yıl önce işlenen suçlar ile ilgili belge ve kanıtlara ulaşmada büyük zorluklar yaşandığına dikkati çekerken, olayları yaşayan ve hayatta olanlar mahkemede tanıklık yaptı. Ruanda’nın batısında 1994’te bir çetenin lideri olduğu bildirilen ve Hutu kabilesine bağlı olan Mbanenande’nin, o dönemde, azınlık konumundaki Tutsi kabilesine mensup çok sayıda insanın toplu olarak öldürülmesinde aktif rol aldığı ve bu suçlara karıştığını öne sürülürken, savcı da bu yöndeki görüşlerini savundu. Mahkeme ise açıkladığı kararında, Mbanenande’nin insanlık suçu işleyerek, çok sayıda insanın ölümüne neden olduğu gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığını bildirdi. Mahkemenin kararının bir üst mahkemede temyiz edilebileceği bildirilirken, Mba-

nenande’nin suçlamaları kabul etmediği, tanıklık yapanların, o yıllardaki husumet ve kinlerinden kendini suçlu gösterdiklerini savundu. Stanislas Mbanenande’nin uzun za-

mandan bu yana ailesi ile İsveç’te yaşadığı ancak şu anda tutuklu olduğu bildirildi. Ruanda’da 1994 yılında Hutu ile Tutsi kabileleri arasında yaşanan çatışmalarda 3

IĆ­Ž¡—Ž¡“šŽထĞÍğš—Ž¡Žထ         œÍ§˜‘ğš—Ž¡“šŽ     ¨Ž’Ž¡¤ğ¡—Ğö¯Ž—‘ğš—Ž¡Žနနန

aylık süre içinde aralarında kadın, çocuk ve yaşlıların da bulunduğu 800 bin kişinin öldüğü açıklanmıştı.



ၹၺၽၸ˜ၺဠ—“– ˜œŽ¡›¨Ž’“”­Žš“–˜¦¤ŠÍژگ—Šထ ၺၽနၸၸၸŠ–Ž¤Ğ¡Ž¤“˜–ŠŠ£“¤Ž˜“¯—Žထ    ¨Žၺႀ¤ŽŒ¡ğ‹Ž—“Ž¡£œšŽ—“˜“¯—Žနနန šŠœ—¦ဠ˜¦¯¦šထ  £ÚŒŠ–¨Ž£œÍ§–­Ž˜Ž–—Ž¡“š“   £Ž¡©“£­Š˜Š–¤Šš˜¦¤—¦—¦–¦­Š¡Ú¯န ŬƐŽƟƐŬĞĞůŝŬĂƚĞƐƐĞƌͬ^ͻ/ŶĚƵƐƚƌŝŐƌĞŶĞŶϮϭ͕Ϯϲϯϱ/ƐŚƆũͻdůĨ͘нϰϱϳϬϮϯϮϴϬϴ ǁǁǁ͘ĚĞůŝŬĂƚĞ͘ĚŬͻĚĞůŝŬĂƚĞΛĚĞůŝŬĂƚĞ͘ĚŬͻĕŦůŦƔƐĂĂƚůĞƌŝ͗WĂnjĂƌƚĞƐŝͲƵŵĂϴͲϭϳͻƵŵĂƌƚĞƐŝϴͲϭϯ


10 İSKANDİNAVYA

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

Şair Cem Güneş: “Ben sevgisiz yaşayamam! Bir çocuk anne ve babasından yeteri kadar sevgi göremezse, bu, yaşam boyu o insan evladının ruhunu kemirecek ve onun başka insanlara karşı tavrını olumsuzlaştıracaktır.”

Şair Cem Güneş:

ENGİN TENEKECİ OSLO Norveç’in Trondheim şehrinde yaşayan Türkiye kökenli şair-yazar Cem Güneş ile, başta, Norveç kültürü ile kaynaşma konusu olmak üzere birçok mesele hakkında mail aracılığıyla yazılı bir mülakat yaptık. Güneş, Norveççe dilini öğrenmenin yanında, bir de halkı tanımak için, yine o halkın kültürünü, halkın değer verdiği tanınmış kişileri ve eserleri (Knut Hamsun, Henrik İbsen, Bjørnstjerne Bjørnson) hakkında bilgi sahibi olmanın önemli olduğunu vurguladı. ‘’Maalesef Türkiye kökenli insanımız, devamlı maddi kazançla meşkul olduğundan dolayı Norveç kültürü ve toplumunu tanımak, ilgi alanlarına girmiyor.’’ diyen Güneş, zenginliğin sadece parayla olmadığının altını çiziyor. Cem Güneş’e göre her hangi bir insan, ruh ve beden temizliği ile, iyi bir ahlakla, kaliteli bir eğitimle donandığı taktirde, kendisine yetecek maddi kaynağa da ulaşacaktı. Ayrıca Güneş, evlerde sadece maddi konuların konuşulmasının, çocukların iç zengiliğinin gelişmesini tehdit ettiğini düşünüyor. Cem Güneş, sevginin insanlar arasındaki diyaloglarda oldukça önemli bir yere sahip olduğunu belirtiyor. Özellikle sevgiden mahrum

1

Sevgisiz insan zarar veren insandır

Trondheim şehrinde yaşayan şair-yazar Cem Güneş, özellikle, insanlar arasında yapılan diyaloglarda sevginin oldukça önemli olduğunu vurguladı.

çucukların, başkalarıyla ilişkilerinin olumsuz yönde olacağının altını çizen Güneş şöyle devam ediyor: ‘’Sevgisiz insan zarar veren insandır. Ben sevgisiz yaşayamam! Bir çocuk anne ve babasından yeteri kadar sevgi göremezse, bu, yaşam boyu o insan evladının ruhunu kemirecek ve onun başka insanlara karşı tavrını olumsuzlaştıracaktır. İlk defa tanıştığınız bir insana gözlerinizden göndereceğiniz bir olumlu sinyal bile konuşmanın şeklini değiştirecektir.’’ Kültürlerin kaynaşması konusuna da de-

ğinen Güneş, farklı kültürlerin bir birlerinden alacağı çok şeylerin mevcudiyetine işaret ediyor. Kültürlerin hepsinde farklı güzelliklerin barandığını hatırlatıyor. Güneş konuyla ilgili şu görüşlere yer veriyor: ‘’Norveçlilerden de öğreneceğimiz ve onlara da öğreteceklerimiz var. Burası gelişmiş bir toplum ve devlet. Çünkü eğitim ve kültür, merkezin en uzak köşelerine kadar inmiş durumda. Bir de şehirden uzak beldelerin yetiştirdiği dehalar, kasaba ve kentten çıkan dehalardan çok daha renklidir, daha da yaratıcı ve güçlüdür.’’

Cem Güneş kimdir?

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde eğitim gören Cem Güneş, 1987 yılında Norveç’e yerleşti. O zamandan beri vatandaşı da olduğu Norveç’te yaşamını sürdürmektedir. Norveç dilini Trondheim’de kiliseye bağlı bir okulda öğrendi (1988). Oslo’da kosmetolog-tiyatro film makyajı eğitimi verilen lise üstü bir okulu bitirdi (1992). Yeminli çevirmen oldu. Norveç Radyo Televizyon Kurumu’nda (NRK) radyoculuk eğitimi gördü (1993). Aynı kurumda 1993 yılından itibaren yedi yıl boyunca program yapımcılığı yaptı. NRK dış yayınlarda programları yayınlandı. 1995’ten bu yana TRT Norveç fahri temsilciliği ve muhabirliği görevini yürüttü. 1998’den başlayarak üç yıl Sabah Gazetesi Avrupa baskısına haber ve yazılar yazdı. Şimdilerde sakin bir yaşam sürdüren ve serbest meslekle uğraşan yazar çalışmalarına şiir ve öykü dallarında devam ediyor. Doğduğu vatanı ve ait olduğu ulus onun sonsuz sevgisidir. Türk dilinin yanı sıra, Norveç dilinde de şiir ve öyküler yazan Cem Güneş’in şiirleri lirik bir duyarlılığı yansıtan yoğunluklu içeriğiyle dikkat çekiyor.


11 Ä°SKANDÄ°NAVYA

26 HAZÄ°RAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

Volvo’dan elektrikli araçlarda Ĺ&#x;arj sorunu bitirecek çalÄąĹ&#x;ma ZAMAN STOCKHOLM Ä°sveçli araba Ăźreticisi Volvo, elektrikli

1araçlarda batarya kullanĹmĹnĹ ortadan

kaldÄąrabilecek bir dĂźzenek Ăźzerinde testler yĂźrĂźtmeye baĹ&#x;ladÄą. OtoyollarÄą “Ĺ&#x;arj cihazÄąnaâ€? dĂśnĂźĹ&#x;tĂźrmeyi amaçlayan teknoloji, araçlara kesintisiz elektrik saÄ&#x;lamayÄą amaçlÄąyor. Elektrikli araçlar konusunda sĂźrekli çalÄąĹ&#x;malar yapan Volvo Group, aÄ&#x;Äąr ticari araçlarda elektrik kullanÄąmÄąnÄą yaygÄąnlaĹ&#x;tÄąrÄąlmak ve Ĺ&#x;ehirler arasÄą uzun mesafe taĹ&#x;ÄąmacÄąlÄąkta kullanÄąlacak elektrikli araçlarÄąn menzil problemini ortadan kaldÄąrmak için bir dizi testlerde baĹ&#x;ladÄą. Ä°sveç Enerji AjansĹ’nÄąn ĂśncĂźlĂźÄ&#x;Ăźnde baĹ&#x;latÄąlan, enerji Ĺ&#x;irketi Alstom’un yanÄą sÄąra Ăźniversitelerle de yĂźrĂźtĂźlen ortak çalÄąĹ&#x;mada, elektrikli araçlarÄąn, otoyola dĂśĹ&#x;enmiĹ&#x; elektrik tesisatÄąndan sĂźrekli bir Ĺ&#x;ekilde gßç almasÄą amaçlanÄąyor. SĂśz konusu araĹ&#x;tÄąrma çerçevesinde, Ä°sveç’te bir piste 400 metre boyunca elektrik kab-

lolarÄą dĂśĹ&#x;endi ve bir kamyonun arkasÄąna baÄ&#x;lanan elektrik toplayÄącÄą dĂźzenek kullanÄąldÄą. Yolda ilerlerken, asfalta dĂśĹ&#x;enen enerji hatlarÄąndan 750 V elektrik almayÄą baĹ&#x;aran araç, bu enerjiyi Ăźzerine deneme amaçlÄą monte edilen bir cihaza aktardÄą.

SÄąkça durmak gerekmeyecek Geçen sonbahardan bu yana araĹ&#x;tÄąrmalarÄąn sĂźrdĂźÄ&#x;ĂźnĂź belirten firma yetkilileri, ileride, testlerin tamamen elektrik motoruna sahip bir kamyonla gerçekleĹ&#x;tirileceÄ&#x;ini belirtiyor. Volvo’nun amacÄą, elektrikli kamyon ve otobĂźslerin, Ĺ&#x;arj ve bĂźyĂźk boyutlu akĂź taĹ&#x;Äąma zorunluluÄ&#x;u olmaksÄązÄąn uzun mesafelerde yol alabilmesi. Bununla birlikte Alman bilim adamlarÄąnÄąn da, çok uzun yÄąllar gĂźcĂźnĂź kaybetmeyen bir lityum batarya Ăźzerinde çalÄąĹ&#x;tÄąklarÄą da bildiriliyor. Bilim adamlarÄą, bu akĂźlerin, 27 yÄąl sĂźresince yĂźzde 85 kapasitede çalÄąĹ&#x;abilme ĂśzelliÄ&#x;ine sahip olacaÄ&#x;ÄąnÄą iddia ediyor.

HĂœNKAR’DA

RAMAZAN BÄ°R BAĹžKADIR.

6à\YO`ZO`OZOgYWTbO`a]T`OZO` @O[OhO\Og\ROÚhSZ[S\àZS`WgZSVWh[SbW\WhRS @O[OhO\P]gc\QOOËZÌaOObZS`W[Wh $( "(]ZO`OYRSèWÌ[WÌbW`

äTbO` a]T`O\h HĂźnkar‘da

YENÄ°

Diget 30 - 36 • 2600 Glostrup Tlf: 43 44 10 15 • www.hunkar.dk


12 İSKANDİNAVYA

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

Kızılhaç, bugün Danimarka’da 200 bin kişinin desteklediği bir yardım kuruluşu fakat Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin açıkladığı rakamlara göre 2012 Şubat’ından beri Suriye için topladığı yardım 1 milyon 600 bin kron.

Kele, köseden yardım gelmez Her gün çatışma, işkence ve Esad’ın bombalarından kaçan binlerce Suriyelinin yardıma ihtiyacı var. Suriye’deki bu felâketi yakından izleyen Danimarka basını, Danimarka halkının, Suriye’ye yardım konusunda duyarlı olmamasını eleştirdi. ERDAL ÇOLAK KOPEnHAG

Türkiye Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin verdiği bilgiye göre Suriye’deki istikrarsızlık ortamından kaçarak Türkiye’ye gelen ve geçici koruma altına alınan Suriyelilerin sayısı 2013 Şubat ayı itibariyle 400 bini aşmış durumda.

HABER Dünyanın en geniş kapANALİZ samlı yardım kuruluşu

olan Røde Kors (Kızılhaç) dünyada ve Danimarka içinde, doğal afet ve felâketlere uğrayanlara yardım etmekte, ama bugüne kadar Suriye’deki mazlum halka gerektiği gibi yardım elini uzatamadı. Kızılhaç, bugün Danimarka’da 200 bin kişinin desteklediği bir yardım kuruluşu fakat Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin açıkladığı rakamlara göre 2012 Şubat’ından beri Suriye için topladığı yardım 1 milyon 600 bin kron. UNICEF Genel Sekreteri Steen M. Andersen, “Suriye’deki muhtaç insanlar ve çocuklar için para toplanmaması üzücü. 2 aya kadar, Şubat 2012’den beri başlattığımız yardım kampanyasını sonlandırabiliriz.” dedi. Çocuk Kızılayı’nın (Red Barnet) Danimarka sözcüsü Hedinn Halldorsson ise, “Danimarka’da Suriye için toplanan yardım miktarı çok düşük. Örneğin Almanya Kızılhaç’ına 3 yıl önce Haiti’deki deprem felaketinde 32 milyon 700 bin Euro, 2011’de Afrika’nın doğusundaki açlar için ise 4 milyon Euro bağış yapılmıştı. Suriye’ye 2012 yılında yapılan yardımlar ise sadece 200 bin Euro ile sınırlı kaldı.” dedi. Folkekirkens Nødhjælp (Kiliseler Acil Yardım Fonu) ise, Suriye halkına yönelik herhangi bir para yardımı toplama faaliyetinde bulunmadı. 2013 yılının Ocak ayında Suriye ve komşularına 1,5 milyar dolarlık yardım sözü veren 40’dan fazla ülkenin birçoğu sözlerini unuttu.

BM Mülteciler Yüksek Komiseri Antonio Güterres, söz verilen yardımın sadece yüzde 30’unun yapıldığını ifade etti. Ocak 2013’de toplanan bu ülkeler arasında sözünü tutan ve halen yardımını esirgemeyen Türkiye, bir yandan halkın beklentileri doğrultusunda Suriye’deki krizin çözümü yönünde uluslararası alanda sarf edilen çabalara aktif şekilde katkı sağlarken, diğer taraftan Suriye halkına kapılarını açmak ve imkânların elverdiği her türlü yardımı sağlamak suretiyle, çekilen acıların bir ölçüde de

olsa hafifletilmesine gayret göstermekte. Türkiye Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin verdiği bilgiye göre Suriye’deki istikrarsızlık ortamından kaçarak Türkiye’ye gelen ve geçici koruma altına alınan Suriyelilerin sayısı 2013 Şubat ayı itibariyle 400 bini aşmış durumda. Suriye’den gelen misafirlerin 200 bininin kamplarda, 200 bininin ise şehirlerde barındığı ifade edilmekte. Bu doğrultuda harcanan meblağ 700 milyon lira üzerinde. Halihazırda, Türkiye’deki Suriyeliler, çadır ve konteynir kentlerden olu-

şan 17 ayrı barınma merkezinde misafir edilmekte. Türkiye İçişleri Bakanlığı’nın verdiği bilgilere göre Suriyeli sığınmacılar için Mart 2013 itibariyle yapılan harcamanın miktarı şu şekilde: Suriyeli sığınmacıların kaldıkları konteyner ve çadır kent kurulumu için 251 milyon 970 bin 689 lira; barınma, yemek, sağlık, personel giderleri ve taşıma giderleri için 435 milyon 447 bin 140 lira olmak üzere toplam 687 milyon 417 bin 829 lira.


13 İSKANDİNAVYA MENAF ALICI STOCKHOLM İsveç’te toplam 109 devlet sanatçısı var.

1Bunların arasında çok yönlü bir da-

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

Mehmet Sinan İkiz, her biri farklı tona sahip olan çeşitli büyüklükteki onlarca davulunun bulunduğu stüdyosunda objektifimize poz verdi.

vulcu /perküsyoncu bir Türk sanatçı da bulunuyor. 2003- 2010 yılları arasında İsveç’i temsilen caz müzisyenleri ile yaklaşık 50 ülkede bin 500 kadar konserde sahne alan Mehmet Sinan İkiz, ‘İsveç Devlet Sanatçısı’ sıfatına layık görüldü. Bu unvana layık görülen en genç sanatçı olan Mehmet Sinan İkiz, 1979 yılında İstanbul’da doğdu. 1982 yılından buyana gazeteci babası Osman İkiz ve annesiyle birlikte taşındığı Stockholm’de yaşıyor. İkiz’in davula ilgisi henüz 2-3 yaşlarındayken başlar. Anneannesinin tencerelerine vurarak ritim tutan İkiz, 12-13 yaşlarındayken Stockholm’de devam ettiği okulunda gitarcı ve bir de basçı iki arkadaşı ile bir grup kurarak, henüz bir eğitimi olmadığı halde, turnelere katılır ve pek çok festivale iştirak eder. 1995-1998 arası Stockholm Müzik Konservatuarı’nda, Afro-Amerikan dalında eğitim görür; sonrasında da bir yıl Los Angeles Müzik Akademisi’nde burslu olarak okur. Burada Justo Almario, David Ornette Cherry ve Ralph Jones gibi Amerikan müzik dünyasının devleriyle tanışma ve birlikte sahneye çıkma fırsatı bulur. Başından beri caza ilgilidir ama kendi tabiri ile Amerika’da caza aşık olur. Buradaki eğitimini tamamlayınca İsveç’e geri döner. Bir süre sonra müzik piyasasında ismi duyulan İkiz için artık yurt dışında da konser-

İsveç’te ‘Devlet Sanatçısı’ unvanı verilen bir Türk davulcu

2003- 2010 yılları arasında İsveç’i temsilen caz müzisyenleri ile yaklaşık 50 ülkede bin 500 kadar konserde sahne alan Mehmet Sinan İkiz, ‘İsveç Devlet Sanatçısı’ sıfatına layık görüldü. ler verme dönemi başlar. Hem dünyayı gezmesi hem de para kazanması onu işini daha iyi yapmaya motive eder. Kısa sürede Avrupa caz dünyasının yakından tanıdığı bir müzisyen olur. Bugüne kadar yaklaşık 50 kadar ülkede konserlerde çalan İkiz, aynı zamanda çok farklı ülkelerden 100 küsur sanatçının albümünde de davuluyla yer alır. Konserlerine büyük bir ilgi olur. Kore’deki konserde olduğu gibi bazı yerlerde izleyici sayısı 15-20 binleri bulur. İkiz, Londra BBC Orkestra ve Berlin Filarmoni gibi dünyaca ünlü orkestralara da eşlik eder. Geçen yılki İstanbul Caz Festivali’nde de sahne alır. Çok değişik stilde çaldığı için sektörde tercih edilen İkiz, bu başarısından dolayı İsveç Kraliyet Müzik Akademisi tarafından 1999 ve 2003 yıllarında perküsyon, 2004 yılında ise caz dalında ödüllendirilir. 2012 yılında kendi bestelerinden oluşan albümü Checking In’i kendi plak şirketi Stockholm Jazz Record’dan yayımlar. Bu albüm İsveç’in yanı sıra Almanya, Türkiye, Avusturya, İsviçre ve Fransa’da müzik piyasasına sürülür. İkiz halihazırda Nils Landgren, Jacob Karlsson gibi Avrupa cazının en iyi isimleri ile sahne alıyor. Mehmet Sinan İkiz ile her biri farklı bir özelliğe sahip çeşitli büyüklükteki 10’larca davul, perküsyon ve bazı diğer çalgılarının bulunduğu Stockholm’deki stüdyosunda çalışmaları üzerine söyleştik… Liseden sonra hemen iş hayatına atıldınız. Üniversite okumayı düşünmediniz mi? Hayır, üniversite okusaydım yine bu işi yapacaktım. Konservatuardan sonra burslu olarak bir yıl Los Angeles Müzik Akademisi’e devam ettim. Akademideki hocalarım zaman kaybetmeden sahneye çıkmamı tavsiye ettiler; ama babamın ısrarı üzerine ünlü Berklee Müzik Yüksek Okulu’na başvurdum. Oradaki hocalar da enstrüman başında nasıl çaldığımı iz-

ledikten sonra bana ‘sana burada öğreteceğimiz bir şey kalmamış’ diyerek okul yerine sahneyi önerdiler. Ben de önerilere uyarak zaman kaybetmeden işe konsantre oldum. Bu süre zarfında çok ciddi tecrübeler edindim. Gelinen noktada bu hayattan çok memnunum. Ebeveynler genelde çocuklarının üniversite okuyup doktor, avukat, mühendis olmasını arzu eder. Siz konservatuara gideceğinizi söylediğinizde tepkileri nasıl oldu? Babam ve annem her zaman bana destek oldular. Yalnız babam, konservatuara kayıt yapınca ‘oğlum müzisyen olacak; bu hayatta alkol, uyuşturucu var, Ne olacak hali.’ diyerek endişelenmiş. Bunları sonradan öğrendim. Biraz korkmuş ama bana bir şey söylemedi. Haklılık payı var mıymış? Babanızın korktuğu başına geldi mi? İradem biraz zayıf olsaydı, sağlığıma önem vermeseydim alkolik olabilirdim. Her gittiğiniz konserde kuliste önümüze bira, şarap konuyor. Uyuşturucu da her yerde. Ben önüme geldiği için içmiyorum ki. Örneğin Nisan ve

Mayıs aylarındaki turnelerde 60 günde 45 konser oldu. Bu konserlerde kontrolü elden bıraksaydım şimdi alkolik olabilirdim. Ama ben uzun ve sağlıklı yaşamak istiyorum. Başarılı olmak istiyorsanız iradenize sahip olacaksınız. Sizin severek dinlediğiniz, davulcu olarak örnek aldığınız kimler var? Türk olarak bir süre burada yaşayan Okay Temiz’i seviyorum. Çünkü o Türk davullarını ve kendi yaptığı vurmalıları kullanarak cazı mixledi ve kendisine has bir stil oluşturdu. Bir de hala burada yaşayan 83 yaşındaki İzmirli Maffy Falay var. Yabancılardan ise Elvin Jones çok sevdiğim bir davulcu. Yine kendi stilini oluşturmuş Erik Harland var. Albümü dinleyince ismine bakmadan o müziğin Erik’e ait olduğunu anlıyorsunuz. Diğer taraftan, genel anlamda Brezilya cazını çok seviyorum, Afrika’dan da ilham alıyorum. Albümümde de bir Brezilya parçası var. Türkiye’den de eski bir Türk sanat müziği parçasını aranjman yaptım. Yani mix yapmayı seviyorum. Bir ara ders de vermişsiniz, sonra bıraktınız... Evet, daha önce bir ara konservatuarda öğretmenlik yaptım ama çok enerjimi ve vaktimi aldığı için bırakmak zorunda kaldım. Ara sıra özel dersler veriyorum. Benim stilimi öğrenmek isteyen belirli bir seviyedeki müzisyenlere veriyorum ama çok kısıtlı. Müzikle uğraşan gençlerimize, onların henüz yaşayacakları tecrübeleri yaşamış başarılı bir sanatçı olarak neler önerirsiniz? Bu işte kalıcı olmak için bir gruba dahil olmakta fayda var. Çünkü arkadaşlar birbirlerini motive eder. Anne babalar çocuklarını bir müzik kursuna göndereceklerse mümkünse civardan bir kaç kişilik arkadaş grubu ile göndersinler. Aksi durumda ortamları yoksa çabuk sıkılabilirler. Bir de evlerimizde, televizyonlardan dinlediğimiz müzikler genelde çok kalitesiz. Anne babaların bu konuda biraz seçici

davranması lazım. Çocuklara genç yaşlarda klasik, caz, sanat müziği dinletilmeli. Bizim insanımızın klasik müziğe, özellikle caza ilgisini nasıl görüyorsunuz? Buradaki insanımız pek klasik müziğe ilgi duymuyor. Türkiye’de ise caza son yıllarda ilgi artıyor. İyi cazı seven yeni bir nesil geliyor. Ama caz, Türkiye’de hala pahalı bir müzik. İstanbul’daki caz kulüpleri üst sınıflara hitap eden çok lüks ve pahalı yerler. Böyle olmamalı. Normal fiyatlı orta sınıfa hitap eden caz kulüpleri de olmalı. Afrika’daki yardıma muhtaç insanların yararına konserler veriyorsunuz… Evet, Viyana ve Stockholm’de iki konser verdik ve bir sürü para topladık. Geçtiğimiz aylarda Güney Amerika’da da bu anlamda bir konser verdik. Toplanan bu paralarla, Kenya’da bir klinik yapıldı. Ayrıca, Afrika’daki Sınır Tanımayan Doktorlar’la (Doctors Without Borders) işbirliği yapıyoruz. Her plak satışında bir Euro onlara gidiyor. Ben müziğimle bir şekilde yardım edebilirsem çok mutlu oluyorum. Hedefte neler var? Konserler devam edecek. İlk solo albümüm 2012 yılında çıktı. Önümüzdeki yıl piyano, bas ve davuldan oluşacak bir trio albüm çıkarmayı planlıyorum. İrlanda’da sevdiğim bir stüdyo var; orada kaydedip önümüzdeki sene kendi plak şirketimden piyasaya sürmeyi düşünüyorum. Belirli aralıklarla 50 yaşıma gelinceye kadar 7-8 albüm yapmak istiyorum. Ben dinamik bir davulcuyum. Hem çok yumuşak hem de sert çalabiliyorum. Davulun yanı sıra birçok vurmalı çalgı da çalabiliyorum. Davulda kendi sesimi, stilimi oluşturdum. Müzikte de aynı şeyi hedefliyorum. İsveçli bir piyanist ile 2002 yılında Stockholm Jazz Record isminde bir plak şirketi kurduk. Bugüne kadar burada 22 albüm çıkardık. Bu şirketi büyütmek istiyoruz.


14 GĂœNDEM

26 HAZÄ°RAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

Prof. Dr. Deniz Ăœlke ArÄąboÄ&#x;an:

‘GĂśnĂźl kÄąrÄąklÄąklarĹ’nÄą gidermek lazÄąm

RĂ–PORTAJ: EMÄ°NE DOLMACI Taksim Gezi ParkÄą olaylarÄą, genelde

1Tßrkiye'nin yßz yĹllĹk tarihi içinden ya da

uluslararasÄą siyaset cephesinden yorumlandÄą. Siyaset dÄąĹ&#x;Äąnda sosyolojik analizlere giriĹ&#x;enler de olmadÄą deÄ&#x;il. Ancak hazÄąrda bekletilen bazÄą kavramlardan, sahaya inemeyen kalÄąp cĂźmlelerden Ăśteye geçmek zor. Ă‚kil Ä°nsanlar Heyeti ile “KĂźrt meselesiâ€? için Marmara BĂślgesi'ni dolaĹ&#x;an Prof. Dr. Deniz Ăœlke ArÄąboÄ&#x;an, toplumdaki ‘birikmiĹ&#x; enerji'nin çok Ăśnceden hissedildiÄ&#x;ini sĂśylĂźyor. Bu enerjinin, bugĂźn olmasa baĹ&#x;ka zaman mutlaka açĹÄ&#x;a çĹkacaÄ&#x;ÄąnÄą dĂźĹ&#x;Ăźnen ArÄąboÄ&#x;an, uluslararasÄą dengelerin yeniden kurulduÄ&#x;u bir dĂźnyada, yeni hareketlenmelerin de doÄ&#x;al olduÄ&#x;unu belirtiyor. Ama ona gĂśre en bĂźyĂźk sebep ‘gĂśnĂźl kÄąrÄąklÄąklarÄą'. KĂźrt meselesinde olduÄ&#x;u gibi Alevi meselesinde de gĂśrĂźlen bu ‘gĂśnĂźl kÄąrÄąklÄąklarÄą' yÄąllarca horlanmÄąĹ&#x; topluluklarÄąn devlete karĹ&#x;Äą Ăśfke duymasÄąna yol açĹyor. AçĹlÄąmlar bu anlamda tansiyonu dĂźĹ&#x;ĂźrĂźyordu ancak Gezi ParkÄą sonrasÄą oluĹ&#x;an atmosfer, artÄąk ‘tanÄąnma' politikalarÄąnÄąn kaçĹnÄąlmaz olduÄ&#x;unu gĂśsteriyor. Deniz Ăœlke ArÄąboÄ&#x;an’la TimaĹ&#x; YayÄąnlarĹ’ndan çĹkan “BĂźyĂźk Resmi GĂśrmekâ€? kitabÄą etrafÄąnda yaĹ&#x;ananlarÄą konuĹ&#x;tuk. Daha Ăśnce ĂśrneÄ&#x;i olmayan bir olayÄą yaĹ&#x;Äąyoruz, Gezi ParkÄą eylemleri Taksim'den baĹ&#x;layarak tĂźm TĂźrkiye'ye taĹ&#x;ÄąndÄą. NasÄąl okumak lazÄąm? Taksim meselesi uzun bir sĂźredir birikmiĹ&#x; bir enerjinin açĹÄ&#x;a çĹkmasÄądÄąr. Son 10 yÄąldÄąr dĂźnya Ăźzerinde bĂźyĂźk bir dĂśnĂźĹ&#x;Ăźm yaĹ&#x;anÄąyor. TĂźrkiye, bu dĂśnĂźĹ&#x;Ăźme bir tepki veriyor. İçerde de vesayetçi sistemin yÄąkÄąlmasÄą ve demokratikleĹ&#x;me çabasÄą, diÄ&#x;er yandan merkeziyetçi bir yapÄąya doÄ&#x;ru gidiĹ&#x; var. AyrÄąca Cumhuriyet dĂśneminin egemen sÄąnÄąfÄą yerini yeni aktĂśrlere bÄąrakÄąyor. Bu dĂśnĂźĹ&#x;ĂźmĂźn yarattÄąÄ&#x;Äą enerji birikimi çok yoÄ&#x;undu ve bir yerde patlak vermesi kaçĹnÄąlmazdÄą. Ben olayÄą, baĹ&#x;langĹçta yanlÄąĹ&#x; yĂśnetilmiĹ&#x; bir mikro krizin, makro çerçeveye yayÄąlmasÄą ve bir enerji atÄąmÄą olarak deÄ&#x;erlendiriyorum. OlaylarÄąn aktĂśrĂź ya da aktĂśrleri kim? TĂźrkiye dĂśnĂźĹ&#x;Ăźrken, eski TĂźrkiye ile ittifak halindeki yapÄąlar bundan memnuniyet duymuyor. Ă–zellikle TĂźrkiye'nin yeni dÄąĹ&#x; politikasÄąndan kaynaklanan bir TĂźrkiye muhalifleri cephesi oluĹ&#x;muĹ&#x; durumda. ABD yĂśnetimi ile en iyi iliĹ&#x;kilerinizin olduÄ&#x;u bir noktada, en bĂźyĂźk muhalefeti yine ABD içerisindeki bir gruptan gĂśrebilirsiniz. Bu bakÄąmdan devletsel deÄ&#x;il, siyasal hatlardan ve tĂźrdeĹ&#x; olmayan aktĂśrlerden sĂśz etmeliyiz. Ă–zetlersek bir tarafta TĂźrkiye'nin dÄąĹ&#x; politika hattÄąnÄąn ve dĂźnya Ăźzerindeki konumlanÄąĹ&#x;ÄąnÄąn deÄ&#x;iĹ&#x;mesinden

rahatsÄąz olanlar; Ăśte tarafta ErdoÄ&#x;an hĂźkĂźmetinin 3. dĂśneminde daha otoriter bir çizgiye doÄ&#x;ru evrildiÄ&#x;ini ve bunun TĂźrkiye'ye biçilen rol modeline aykÄąrÄą olduÄ&#x;unu dĂźĹ&#x;Ăźnenler var. Arkalarda da “ittifaklarÄą koparÄąrsan çok da gßçlĂź olamazsÄąnâ€? mesajÄą ile ErdoÄ&#x;an ile yeni anlaĹ&#x;ma yapmak isteyenler var. TĂźrkiye'de çĹkarÄąlmak istenen bir toplumsal çatÄąĹ&#x;ma, bir mezhep çatÄąĹ&#x;masÄą endiĹ&#x;esi var. Bu endiĹ&#x;eyi nasÄąl yorumluyorsunuz? TĂźrkiye'deki hemen bĂźtĂźn sosyal fay hatlarÄąnda kaynama var. Biz bunu Akil Heyet toplantÄąlarÄąmÄązda gĂśzlemledik. Problemin sadece PKK ya da KĂźrt meselesi Ăźzerinden çÜzĂźmlenemeyeceÄ&#x;ini, TĂźrkiye'nin bir genel demokratikleĹ&#x;me atmosferine ihtiyacÄą olduÄ&#x;unu tespit ettik. Bunun temel sebebi, maÄ&#x;dur edilmiĹ&#x; kesimlerin kendini ifade etme arayÄąĹ&#x;ÄąnÄąn çok belirgin olmasÄą. TÄąpkÄą KĂźrtler gibi Alevilerin de toplumla deÄ&#x;il, devletle sorunu var. Alevi cemaatinde devletin uyguladÄąÄ&#x;Äą politikalar Ăźzerinden biriken kÄązgÄąnlÄąÄ&#x;Äą gĂśrseniz bile, bu yÄąkÄącÄą bir isyan deÄ&#x;il. “Bizi de dinleyin, biz de varÄązâ€? diye Ĺ&#x;ekillenen bir gĂśnĂźl kÄąrgÄąnlÄąÄ&#x;Äą var ortada. Cemevleri meselesi ciddi bir incinme duygusu yaratÄąyor. Ä°nançlarÄąnÄąn saygÄą gĂśrmediÄ&#x;ini, dolayÄąsÄąyla kendilerinin tanÄąnmadÄąÄ&#x;ÄąnÄą dĂźĹ&#x;ĂźnĂźyorlar. Bu bir kimlik ve haysiyet meselesi, teolojik bir konu deÄ&#x;il. Mezhepsel bir çatÄąĹ&#x;ma zemini gĂśrdĂźnĂźz mĂź peki? SĂźnni-Ĺžii gerilimi OrtadoÄ&#x;u'dan TĂźrkiye'ye ihraç etmeye çalÄąĹ&#x;Äąlan bir mesele. HalkÄąn birbirine yaklaĹ&#x;ÄąmÄąnda Ĺ&#x;imdilik bir gerginlik yok. Ama bu bir garanti deÄ&#x;il; bir iki tane provokatif eylemle oluĹ&#x;abilir. Mesela kĂśprĂźnĂźn is-

minin Yavuz Sultan Selim olarak seçilmesi yanlÄąĹ&#x; bir uygulama oldu. Siyasal-toplumsal kimlikler “seçilmiĹ&#x; zaferlerâ€? ve “seçilmiĹ&#x; travmalarâ€? Ăźzerinden kurgulanÄąr. Birilerinin zaferi diÄ&#x;erinin travmasÄą olduÄ&#x;unda çatÄąĹ&#x;ma kaçĹnÄąlmaz hale gelebilir. Kimileri bu ismi referanduma sunmanÄąn demokratik olduÄ&#x;unu dĂźĹ&#x;ĂźnĂźyor. Bu daha bĂźyĂźk bir yanlÄąĹ&#x;a sebep olabilir. ÇßnkĂź olay, toplumu ikiye bĂślecek bir referandum kampanyasÄąna dĂśnĂźĹ&#x;Ăźr. BunlarÄą BaĹ&#x;bakan ErdoÄ&#x;an'a ilettiÄ&#x;iniz raporlarda da not ettiniz mi? Alevi meselesindeki hassasiyeti iletmiĹ&#x;tik ara toplantÄąda. Aleviler açĹsÄąndan kendini ifade etme isteÄ&#x;inin belirginleĹ&#x;tiÄ&#x;ini sĂśylemiĹ&#x;tik. Lakin bu, bizim keĹ&#x;fettiÄ&#x;imiz bir durum da deÄ&#x;il, SayÄąn BaĹ&#x;bakan ve hĂźkĂźmet Ăźyeleri zaten bunlarÄą biliyor ve politika geliĹ&#x;tirmeye çalÄąĹ&#x;Äąyorlar. Sadece KĂźrtler ve Aleviler deÄ&#x;il kendisini maÄ&#x;dur hisseden bĂźtĂźn kesimlerin sĂśyleyecekleri sĂśzler var. Bu insanlarÄąn temel haklarÄąnÄą, maÄ&#x;duriyetlerini daha onlar sĂśylemeden, talep etmeden devletin tespit edip onlara sunmasÄą lazÄąm. ÇatÄąĹ&#x;maya dĂśnmesinin Ăźzerinden, geri adÄąm atarak hakkÄąn verilmesi saÄ&#x;lÄąklÄą deÄ&#x;il. Arap BaharÄą'ndan ilhamla bir TĂźrk baharÄą karĹ&#x;ÄąlaĹ&#x;tÄąrmasÄą var... Son dĂśnemlerde dĂźnya sathÄąnda iki farklÄą kapitalizme eklemlenme modeli ortaya çĹkÄąyor. Bunlardan ilki ABD-Avrupa çizgisinde liberalleĹ&#x;me, ĂśzgĂźrlĂźkler, haklar Ăźzerinden geliĹ&#x;en ve demokrasi ile kapitalist iktisadi geliĹ&#x;imi birebir endeksleyen yaklaĹ&#x;Äąm. Ä°kinci model ise Çin ve Rusya gibi yarÄą demokratik ortamlarda

ortaya çĹkan kapitalist model. Buralarda haklar ve ĂśzgĂźrlĂźkler deÄ&#x;il, istikrar ve gĂźven Ăśn planda. Kuzey Afrika ve OrtadoÄ&#x;u'daki mĂźcadele de, “bir kapitalistleĹ&#x;me olacak ama hangi modele gĂśreâ€? olacaÄ&#x;Äą çatÄąĹ&#x;masÄądÄąr. TĂźrkiye, iktisadi, sosyal ve siyasal yapÄąsÄąyla OrtadoÄ&#x;u Ăźlkelerinden çok farklÄą ve Avrupa demokrasilerine çok daha yakÄąn bir model. Ama arafta duruyor. Gençler, internet ve sosyal medya olayÄąn tetikleyicisi. Gençlerin Ăźslubuna uygun olarak nasÄąl çÜzĂźlebilirdi? Bu gençler, yani 1980 sonrasÄąnda doÄ&#x;an Y ve Z kuĹ&#x;aklarÄą, coÄ&#x;rafi sÄąnÄąrlar içinde endoktrine edilmiĹ&#x;, katÄą milli ideolojilerle yetiĹ&#x;miĹ&#x; bir kuĹ&#x;ak deÄ&#x;il. BunlarÄąn sathÄą vatan deÄ&#x;il, dĂźnya. Facebook ve Twitter Ăźzerinden ortak zeminler kurup, kutuplarda ortaya çĹkan bir çevre felaketi için de Gezi benzeri bir eylemi yapabilecek duyarlÄąlÄąÄ&#x;a sahip gençler gĂśrĂźyoruz. Olay siyasĂŽ deÄ&#x;il, sosyolojik bir çerçevede ele alÄąnsaydÄą kolayca yumuĹ&#x;atÄąlabilirdi. Bizim kuĹ&#x;aÄ&#x;ÄąmÄązÄąn zihinsel kalÄąplarÄąna gĂśre etrafta farklÄą dĂźĹ&#x;Ăźnenler deÄ&#x;il dĂźĹ&#x;manlar vardÄąr. BaktÄąÄ&#x;ÄąmÄązda tezgâhlar, komplolar, ĂśrgĂźtler, devletler gĂśrĂźrĂźz. Maslov'un teorisindeki gibi. “Elinde çekiç olan her Ĺ&#x;eyi çivi olarak gĂśrĂźrâ€? ya! Bizler elimizde çekiçle doÄ&#x;muĹ&#x; bir nesiliz maalesef. BĂźtĂźn ortamlarÄą da kendimize benzetiyoruz. Bir kez topluluk oluĹ&#x;tuktan sonra içine devletler, istihbarat servisleri, ĂśrgĂźtler girer, provokatĂśrler de sÄązar. Bu zemini hazÄąrlamamak asÄąl olan. BaĹ&#x;a dĂśnersek Gezi'de iĹ&#x;i bu noktaya getiren geliĹ&#x;meler ve kilometre taĹ&#x;larÄą neydi? Birincisi ilk gĂźn eylemcilere yĂśnelik sert polis mĂźdahalesiydi. Ama kitleselleĹ&#x;mesi BaĹ&#x;bakan ErdoÄ&#x;an'Äąn yaptÄąÄ&#x;Äą iki konuĹ&#x;ma ile oldu. Bu, bir kesim tarafÄąndan “sizi yok sayÄąyorumâ€? beyanÄą olarak algÄąlandÄą. Bu, gĂśnĂźl kÄąrÄąklÄąÄ&#x;Äą yaratan bir Ĺ&#x;ey. Ä°nsanlarÄąn gĂśnĂźlleri kÄąrÄąldÄą, incindiler. KĂźrt meselesinin, Alevi meselesinin temelinde de devlete karĹ&#x;Äą duyulan gĂśnĂźl kÄąrÄąklÄąÄ&#x;ÄąnÄą gĂśrĂźyorsunuz. Devlet insanÄąnÄąn, insanlar da birbirinin gĂśnlĂźnĂź kÄąrmamak zorunda. Bunun Ăźzerine, toplumsal psikolojiyi okuyan birileri de durumdan vaziyet çĹkartmayÄą baĹ&#x;ardÄą. OlayÄą ErdoÄ&#x;an karĹ&#x;ÄątÄą bir kalkÄąĹ&#x;maya dĂśnĂźĹ&#x;tĂźrme çabasÄąna girdiler. ÇatÄąĹ&#x;ma çÜzĂźmlerine gĂśre her konu Ăźzerinden pazarlÄąk yapÄąlabilir ama insanlarÄąn kimlikleri ve haysiyetleri Ăźzerinde pazarlÄąk yapamazsÄąnÄąz. Ä°nsanlar aç yaĹ&#x;amayÄą kabullenebiliyor, bĂźyĂźk savaĹ&#x;larÄą gĂśze alabiliyor ama “haysiyetime dokunma, kÄąrma, incitme, beni tanÄąâ€? diyor. Bu felsefeyi mutlaka içinde barÄąndÄąrmalÄą bir sistem. En kßçßk azÄąnlÄąÄ&#x;Äą bile tanÄąmak, saygÄą gĂśstermek demokratik bir devletin ĂśzĂź.

Avukat A vukat

Kadir adir ErdoÄ&#x;muĹ&#x; ErdoÄ&#x;muĹ&#x; almÄąĹ&#x; olm ayÄąn, Avukata kata ggittiÄ&#x;inizde ittiÄ&#x;inizde geç kkalmÄąĹ&#x; olmayÄąn, rlĂź hu kuki sorunla rÄąnÄąz için aarayabilirsiniz. rayabilirsiniz. her tĂźrlĂź hukuki sorunlarÄąnÄąz VVindingevFK$t%,Roskilde indingevFK$t%,Roskilde Tlf tFBY  Tlf tFBY  Mail: Mail: kadir@erdogmus.dk kadir@erdogmus.dk


16 GÜNDEM

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

A. Ali Ural

Duruşu olan adamlar Şiirsel bir duruşun, şiirden kabul edildiğini bilir şairler ve hayatında bir mısra şiir yazmamış olsa da şiirsel duruşu olan bireyi şair kardeşleri olarak kucaklarlar. Engizisyon mahkemesi çıkışında, “Her şeye rağmen dünya dönüyor,” diyen Galilei şairdir. Dile benden ne dilersen diyen Büyük İskender’e “Güneşimin önünden çekil” diyen Diyojen şair. Romalı askere, “Problemimi çözmedikçe bir yere gitmem!” diyen Arşimet şairdir, Emevi ve Abbasi hükümdarlarının kadılık teklifine “evet” demediği için kırbaçlanıp hapsedilen Ebu Hanife şair. Yüz bin beyti vardır Attar’ın ama en güzel şiirini 74 yaşındayken bir Moğol askerine esir düşüp, halkın topladığı altınlarla kurtulmayı reddettiği için şehit edildiğinde yazmıştır duruşuyla. Nietzsche de yalnız kelimeleriyle şair olanlardan değildir; penceresinden gördüğü kırbaçlanan yaşlı ata koşup sarılışıyla da şairdir o. Duruş için bir zemine gereksinim var ve kuşkusuz bireysel olgunluk ilk harcı zeminin. Martin Luther King, şiddetin ancak zorbaların işine yarayacağını biliyor ve önüne düştüğü kalabalıkları coşturduğu kadar yatıştırıyor da. “Bir düşüm var!” bir şiir mısraı da olabilirdi pekâlâ. O muhteşem konuşmayı yaptıktan iki sene sonra yine bir kalabalığın başında yürüdüğünü görüyoruz King’i. Yürüyor yürümesine ama bu kez bir polis barikatı çıkıyor önlerine. King, polisle çatışmasını istemiyor siyahilerin. Kalabalığa dönüp şöyle haykırıyor: “Diz çöküp dua edin!” Ve sonra “Geri dönüyoruz!” diyor onlara, homurdanmalarını göze alıp. Zekice protestolardan yana o, şiddetten değil. Bir soru soruyor, kendisini izleyen kalabalığa: Siyahları işe almayan bir mağazalar zincirinden alışverişi kesmeye ne dersiniz? Duruşuyla şiir yazanların efsanevi ismi Mahatma Gandhi, şartlar ne olursa olsun Hindistan’ın bütünlüğünün korunmasından yana. Hindu da olsa, Müslüman da olsa, Sih de olsa herkes bu bütünün bir parçası olduğunu, aralarına sokulan nifakın kimlerin işine yaradığını fark etmeli. “İngilizler için her gün inek kesilmesine bir şey demiyoruz. Fakat bir Müslüman’ın inek kestiğini görünce çileden çıkıyoruz,” diyerek ayna tutuyor halkına. Fakat bu şiirsel bir duruşa engel değil. İngilizlerin Hindistan’daki tuz tekelini kırmak için peşine taktığı binlerce Hintliyle denize yürüyor, yirmi dört günlük bir yürüyüşten sonra suya girip dalgaların arasından devşirdiği bir avuç tuzu havaya kaldırıyor, dualar ve çığlıklar arasında. Ayakta durmak soylu bir duruşun işareti olamaz mı? Olabilir elbette. Bütün mesele ne için ayakta durduğunu bilmek. Kaptan pilotun, “Şu anda Türk hava sahasına girmiş bulunuyoruz,” cümlesi uçakta yankılandığında, bir yolcu başını pencereye çevirmekle yetinmeyip, kendisini uçağa bağlayan kemeri çözerek ayağa kalkıyor. Hayret dolu bakışlar arasında bir süre ayakta duran yolcuya yerine oturduğunda “Niçin böyle yaptınız?” diye soruyorlar ve bunun üzerine şöyle anlamlandırıyor duruşunu: “Bu topraklar, Hazreti Mevlana’nın kabrinin bulunduğu kutsal topraklardır. Bu kutsal mekânda yaşayan millet de asırlarca İslam’ın koruyuculuğunu yapmıştır... Hürmeten ayağa kalktım!” Uçak havaalanına inene kadar ayakta durmaya devam eden bu yolcu, Pakistan’ın büyük şairi İkbal’den başkası değildir. Özgün bir duruş için özgür ruhlara ihtiyaç var. Özgür bir ruh için egonun görünmez bağlarından kurtulmaya. İnsan yeryüzündeki varlıkların en onurlusuyken yukarıdan bakılabilir mi ona! Dağların yüklenemediği emaneti omuzlarına alma kahramanlığını göstermişken. Küçümsenmek kadar insan ruhunu rencide eden ne var! Sarhoşu küçümsemenin de bir sarhoşluk olduğunu fark ettiği için olmalı ki, İmam-ı Azam Ebu Hanife, meyhaneden çıkıp yollarda “Beni ziyan ettiler, hem de nasıl bir genci” diyerek yüksek sesle şarkı söyleyen komşusunu hapisten kurtarırken, “Delikanlı! Görüyorsun değil mi bizi! Seni gerçekten ziyan etmişiz!” diyebilmiştir. Dört büyük İslam fakihinden biridir Ebu Hanife ve fıkhın kelime anlamı “derin anlayış”tır. Farkında olmadan kendi kollarını bağlamaktır belki de küçümsemek. Cüneyd-i Bağdadî kolları bağlı olmadığı için kucaklayabildi herkesi: “Ârif tam ârif olacaksa toprak gibi iyi olup; iyileri de taşıyacak üstünde kötüleri de. Bulut gibi olacak; herkese gölge düşürecek; yağmur gibi olup kendisini sevene de sevmeyene de yağacak...”

Bombayı sahtesiyle değiştiren

Polis, Ankara’ya saldırıyı önledi

İBRAHİM ÇELİK ŞAnLIuRFA

Reyhanlı saldırısının ardından Ankara’yı kana bu-

1lama girişiminin önlendiği ortaya çıktı. Alınan bil-

giye göre Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde Suriye’den kaçak sokulan 21 kilo TNT, 4 kilo C-4 ve 15 el bombası, BDP’li Belediye Başkan Yardımcısı E.P.’nin evinin bahçesine gömüldü. Bunu tespit eden polis, gizlice bahçeyi kazarak bombaları çıkardı. Yerlerine ise GPS cihazı gizlenmiş sahte mühimmat yerleştirildi. Olaydan habersiz bombaları alarak yola koyulan iki PKK’lı, 25 Mayıs’taki operasyonla yakalandı. Kandil’de bomba eğitimi alan teröristlerin yanı sıra Suruç Belediye Başkan Yardımcısı E.P. ve BDP’li belediye ilçe encümeniyle birlikte gözaltına alınan toplam 6 kişi, çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Şanlıurfa Emniyeti, Türkiye’de bombalı eylem yapmak amacıyla Suriye sınırından yurda kaçak yollardan yüksek miktarda patlayıcı mühimmat girişinin yapıldığı yönünde istihbarat aldı. Güvenlik güçleri, teröristleri ve onlara yardım edenleri takibe aldı. Suriye’den kuryeler aracılığıyla getirilen patlayıcılar, Suruç ilçesine bağlı Sazlık köyünde BDP’li Belediye Başkan Yardımcısı E.P.’nin evinin bahçesine gömüldü. Emniyet ve jandarma ekipleri, savcılığın talimatıyla patlayıcının gizlendiği boş eve gizli bir operasyon düzenledi. Operasyonda 21 kilogram TNT, 4 kilogram C-4, 15 adet el bombası ve 7 adet uzaktan kumandalı ateşleme düzeneğini gömülü bulunduğu yerden çıkardı. Bombaların nereye götürülüp patlatılacağı sorusuna cevap arayan güvenlik güçleri, teröristlerin bu durumdan şüphelenmemesi için içerisine GPS cihazı gizlenmiş sahte patlayıcı mühimmatları tekrar aynı yere gömdü. Olaydan birkaç gün sonra Sazlık köyüne gelen 2 terörist, içerisine GPS cihazı gizlenmiş mühimmattan habersiz patlayıcıları gömülü olduğu yerden çıkarıp bir cipe yükleyerek Bozova’da BDP’li Suruç Belediye İlçe Encümeni M.H.’ye ait bağ evine doğru yola çıktı. Yol boyunca polisin kendilerini takip ettiğini bilmeden sahte bombalarla yol alan teröristler, Bozova’daki bağ evine ulaştı ve aracın ar-

kasındaki sahte bombaları çıkardı. Polis, D.S. ve Ş.T. adlı iki teröristin bombaların sahte olduğunu anlamasından hemen sonra bağ evinin etrafını kuşatarak 2 teröristi kıskıvrak yakaladı. 25 Mayıs 2013 tarihinde yapılan operasyonun ardından BDP’li E.D. ile M.H. ile birlikte bir kişi daha tutuklandı. Suriye’nin Kobani kentinden getirilen ve M.H.’ye ait bağ evinde araca monte edilecek bombaların Ankara’da ses getirecek bir kanlı eylemde kullanılacağı öğrenildi. Kandil’de bomba eğitimi almış D.S. ve Ş.T. isimli teröristlerin Türkiye vatandaşı oldukları ve birinin Van Muradiye, diğerinin ise Tunceli Mazgirt nüfusuna kayıtlı iki üniversite öğrencisi olduğu belirtildi. Yakalanan teröristlerin PKK içinde çözüm sürecine karşı olan şahin kanat tarafından süreci sekteye uğratmak için görevlendirildikleri savunuldu.


17 GÜNDEM PKK’nın dağa çıkardığı 200 gencin ailesi emniyete başvurdu 26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

İstihbarat birimleri tarafından yapılan çalışmalara göre, ocak ayından itibaren örgüte yaklaşık 2 bin genç katıldı. Bunlardan yüzünü üniversitelerin belirli bölümlerinde okuyan öğrenciler oluşturuyor.

BAYRAM KAYA AnKARA Çözüm süreciyle terör sorununu

1bitirmek isteyen hükümet, böl-

geye yatırım yaparak dağa çıkışın önünü de kesmek istiyor. Ancak PKK’nın son dönemde propaganda ve eleman kazanma faaliyetlerini artırdığı öğrenildi. Alınan bilgiye göre terör örgütünün yeni hedefi bölgede bulunan üniversiteler. Kadrosunu güçlendirmek isteyen örgüt, üniversite yapılanmaları aracılığıyla etki altına aldığı gençleri yayla etkinliklerinde bir araya getiriyor. İki gün süren şenliklerde gençlere öncelikli olarak örgüt propagandası yapılıyor. Etkinlikte öne çıkan gençler belirlenerek dağa çıkarılıyor. Verilen özel eğitimlerin ardından öğrenciler, yeni eleman kazanmaları için üniversitelere gönderiliyor. İstihbarat birimleri tarafından yapılan çalışmalara göre, ocak ayından itibaren örgüte yaklaşık 2 bin genç katıldı. Bunlardan yüzünü üniversitelerin belirli bölümlerinde okuyan öğrenciler oluşturuyor. Bu kişilerin büyük çoğunluğu Diyarbakır, Ağrı, Batman, Van, İstanbul ve Hakkâri nüfusuna kayıtlı. Son olarak bölgedeki üniversitelerde tıp eğitimi alan 13 öğrenci, Hakkâri’nin Berçelan Yaylası’nda düzenlenen şenliğe katıldıktan sonra örgütsel eğitim için dağa çıkarıldı.

Kandil’e gönderilen tıp öğrencileri arasında M.N., E.Y., V.Y., Y.H., E.K., Y.Ç., B.K., M.K., M.Ö., M.B. ile D.A. ve Y.T. isimli iki bayan tıp öğrencisi de yer alıyor. Çocuklarının son dönemde PKK saflarına katılması aileleri de harekete geçirdi. Yaklaşık iki aydır çocuklarına ulaşamayan 200 aile, Adana, Van, Hakkâri,

Bingöl, Bitlis, Şanlıurfa ve Diyarbakır Emniyet müdürlüklerine giderek kayıp başvurusunda bulundu. Adana Emniyet Müdürlüğü’ne başvuran M.D. isimli gencin ailesi, çocuğundan bir aydır haber alamadığını dile getirdi. Oğlunun örgütün dağ kadrosuna katıldığına yönelik bilgi aldığını belirten baba, emniyet

teşkilatından çocuğunun kendisine teslim edilmesi talebinde bulundu. M.D.’nin babası ayrıca oğlunun arkadaş kurbanı olduğunun altını çizerek, “Yanlış kişilerle arkadaşlık ettiği için onu kandırdılar. Onun kaybolduğu tarihten itibaren huzurumuz kaçtı.” ifadelerini kullandı.


18 GÜNDEM

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

KKTC'li vekilden rüşfet iddiası

7 bin 700 dolar teklif ettiler REMZİ SAMAR LEFKOŞE KKTC'de siyasi kargaşa devam ediyor. De-

1mokrat Parti - Ulusal Güçler'den ( DP-UG)

bu sabah istifa eden İskele Milletvekili Ejder Aslanbaba, DP-UG Genel Başkanı Serdar Denkaş ile Milletvekili Ahmet Kaşif'in kendisinde güven oylamasında evet demesi ve milletvekilliğinden istifa etmesi karşılığında 7 bin 700 dolar rüşvet teklif ettiğini iddia etti. Aslanbaba, Kaşif ve Denktaş'ın kendisine ayrıca maaş bağlama, İskele Belediye Başkanlığı gibi vaatlerde bulunduklarını da öne sürdü. KKTC Cumhuriyet Meclisi Hasan Bozer başkanlığında, güven oylaması gündemi ile toplanan Genel Kurul'da, güven oylaması başlamadan önce Ejder Aslanbaba, kürsüde konuşma yapmak istedi ancak bu talebi Bozer tarafından reddedildi. Bunun üzerine Aslanbaba'nın elinde paralar ve CD ile kürsüye çıkması üzerine oturuma ara verildi. Milletvekillerinin salonu terk etmesinden sonra Aslanbaba, basına yaptığı açıklamada, DPUG Genel Başkanı Serdar Denkaş ile Ahmet Kaşif'in kendisinde güven oylamasında evet demesi ve milletvekilliğinden istifa etmesi karşılığında 7 bin 700 dolar rüşvet teklif ettiğini iddia etti. Aslanbaba, Kaşif ve Denktaş'ın kendisine ayrıca maaş bağlama, İskele Belediye Başkanlığı gibi vaatlerde bulunduklarını da öne sürdü. Aslanbaba, elinde, iddialarını kanıtlayacak ses kayıtları olduğunu söyledi. 7 bin 700 doları Dipkarpaz İlkokulu'na bağışlayacağını kaydeden Aslanbaba, polise suç duyurusunda bulunacağını belirtti. (CİHAN)

Yeni Dünya Kenti’ne Erdoğan’lı tanıtım MUSTAFA KÖKER LOnDRA Avustralya'nın Brisbane kentinin Londra

1caddelerinde yer alan tanıtım posterinde

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama ve Almanya Başbakanı Angela Merkel'le birlikte yer aldı. Londra caddelerinden bir haftayı aşkın süredir yer alan tanıtımda, 2014 yılında G20 zirvesine ev sahipliği yapacak olan Brisbane "Yeni Dünya Kenti" sloganı ile tanıtılıyor. Adım başı yer alan reklam panolarında dönen tanıtım posterinde, "Yeni Dünya Kenti"nin tanıtımı "Yeni Dünya Liderleri" görseliyle yapılıyor. Gelecek yılın kasım ayında yapılacak olan G20 zirvesi ile birlikte kentin tanıtımı Londra caddelerinde yapılırken, tanıtımlar için Obama, Merkel ve Erdoğan üçlüsünün tercih edilmesi, "Yeni Dünya Kenti, Yeni Dünya liderleri ile tanıtılıyor" şeklinde yorumlandı.

G20 2014 ZİRVESİ GELECEK YILIN KASIM AYINDA Dünyanın tüm bölgelerinden önemli sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkeleri bir araya getiren G-20, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, İtalya, Japonya, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore, Türkiye, İngiltere ve ABD'nin maliye bakanları ve merkez bankası başkanları ile Avrupa Birliği Dönem Başkanı ve Avrupa Merkez Bankası Başkanı'ndan oluşuyor. Küresel ekonomideki önemli konuları değerlendirmek amacıyla önemli sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkeleri bir araya getiren G-20, 1999 yılında kuruldu. İlk resmi toplantısı 15-16 Aralık 1999'da Almanya ve Kanada maliye bakanlarının ev sahipliğinde Almanya'nın başkenti Berlin'de yapıldı.

Erdoğan: 'Tüm iftiraları deşifre edeceğiz' OSMAN YAKUT ERZuRuM Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,

1'Milli İradeye Saygı' mitingleri kap-

samında Erzurum'da halka hitap etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Göreceksiniz ortalık duruldukça, ortalık sakinleştikçe bunların başka irtibatları, başka ilişkileri, başka tezgahları da tek tek ortaya çıkacak." dedi. Erzurum İstasyon Meydanı'nda partililere seslenen Başbakan Erdoğan, "3 haftadır ağız birliği yaptılar. Polis şiddetinden bahsediyorlar. Şu anda yeni yeni görüntüler ortaya çıkmaya başladı. Bu gözü dönmüşlerin polisimize nasıl azgınca saldırdıkları, polisin nasıl sabırla sadece savunmada kaldığı bütün görüntülerle ortada. Siz hiç merak etmeyin. Bunları en küçük detayına kadar deşifre etmeye devam edeceğiz. İnternette nasıl tertipler kurduklarını deşifre edeceğiz. İçerideki medyayla, uluslararası medyayla nasıl bir tertip hazırladıklarını deşifre edeceğiz. Tüm yalanlarını, tüm iftiralarını, tüm ahlaksızlıklarını tek tek deşifre edeceğiz." diye konuştu. "Müftü eşiyim deyip ortaya çıkan şahsın CHP ilçe başkanının eşi olduğu, bar işletmecisi olduğu, tahrik etmek için tahkir etmek için böyle bir rol üstlendiği ortaya çıktı." diyen Erdoğan; "Maskesi anında düştü. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Foyası anında meydana çıktı. Karanlık ilişkileri irtibatları tek tek ortaya çıkmaya başladı. Göreceksiniz ortalık duruldukça, ortalık sakinleştikçe bunların başka irtibatları, başka ilişkileri, başka tezgahları da tek tek ortaya çıkacak. Bunların hepsinden hukuk içinde hesabımızı soracağız." dedi. Başbakan konuşmasına şöyle devam etti: "Bunlar en başından beri 'Mustafa Kemal'in askerleriyiz' diyor. Şimdi orada duracaksın. Kurtuluş Savaşı'nın kahramanlarına yiğitlerine şehitlerine gazilerine biz bu hakareti ettirmeyiz. Kurtuluş Savaşı'nın askerleri camiye ayakkabı ile girip içki içmiyordu. Bilakis camiye ayak-

kabısı ile girip içki içenleri denize döküyordu. Şimdi bunların görüntülerin tek tek çıkarıyoruz, Bunların hesabını sorcağız. Eğer biz o şehitlerin o gazilerin torunuysak, bunun hesabını soracağız. Kurtuluş Savaşı'nın kahraman yiğitleri başörtülüye el uzatmıyor. Tam tersine başörtüsüne uzanan elleri kırıyordu. Kurtuluş Savaşı'ndaki askerler Türk bayrağı yakmıyordu. Tam tersine kanlarıyla Türk bayrağı yapıyor, Türk bayrağı için canlarını ortaya koyuyor hatta Yunan bayrağını bile yerden alacak kadar vakar gösteriyordu. Biz böyle bir ecdadın torunlarıyız. Kurtuluş Savaşı'nın askerleri kendi halkına savaş açmıyor. Halkı için savaşıyordu. İstiklal Savaşı'nın askerleri kendi polisine saldırmıyor, halkıyla milletiyle kardeşiyle istiklale ve istikbale yürüyordu. Kurtuluş Savaşı'nın askerleri kendi ülkelerini kendi şehirlerini yakıp yıkmıyordu. Vandıllık etmiyor, tam tersine yakıp yıkanlarla kırıp dökenlerle mücadele ediyordu."

Millet bunlara karşı sesisin yükseltti. Millet bunlardan illallah ediyor. Millet sabrediyor. Millet itidalle hareket ediyor. Ama bunlardan yaka silkiyor. Daha da sabredeceğiz. İtidalden taviz vermeyeceğiz. Bu millete yaraşan ağır başlılıktır." dedi."Dün burada bir partinin genel başkanı vardı değil mi?" diyen Erdoğan, "Ağzından çıkan ifadeleri kulağı duymuyor. Ama hakaret etme, bir insani ağıza yakışmayacak ifadeleri kullanmak asla bir siyasetçiye yakışmaz. Ama ben onlara onların ağzıyla cevap vermeyeceğim. Çünkü 'kem söz sahibinindir.' Vakti zamanı gelecek, günü gelecek sandıkta bunlardan hesap soracağız. Dün burada bizi Teyo Pehlivan'a benzetmiş. Asıl Teyo Pehlivan sensin. Çünkü bugüne kadar girdiğin hiç bir müsabakadan netice alamadın. Yenildin. Asıl Teyo Pehlivan sensin. Demek ki hikayeyi de ona yanlış anlatmışlar." diye konuştu.

Asıl Teyo Pehlivan sensin

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Taksim'deki Gezi Parki olaylarında eylemcileri protesto eden Zahide Nine'nin, Nene Hatun'un evladı olduğunu söyledi. Erzurum'da partililere seslenen Başbakan Erdoğan, "Zahide Nine'yi gördünüz değil mi? İşte o Zahide Nine Erzurumlu Nene Hatun'un evladıdır. Burada Aziziye Tabyası'nda Nene Hatun nasıl kahramanca vatanını savunduysa, Zahide Nine de İstanbul'da Taksim'de çıktı, o vandallara, barbarlara, yağmacılara karşı mertçe, yiğitçe, korkmadan, çekinmeden söyleyeceğini söyledi. Utanmadan alçakça bu terbiyesizler, Zahide Nine'ye para teklif ediyorlar. 'Kalabalığın arkasına geç. Sana para verecekler.' diyorlar. Kendileri satılık ya, Zahide Nine'yi de öyle zannediyorlardı. Zahide Nine ne dedi: "Ben bu devletin emekli memuruyum' dedi. 'Benim param var' dedi. O duruşundan taviz vermedi." şeklinde konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Erzurum'da yaptığı mitingde kendisini Teyo Pehlivan'a benzeten Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye, "Burada bizi Teyo Pehlivan'a benzetmiş. Asıl Teyo Pehlivan sensin. Çünkü bugüne kadar girdiğin hiç bir müsabakadan netice alamadın. Yenildin." cevabını verdi.Eski Almanya Şansölyesi Schröder'in bir gün kedisine "Türkiye'deki CHP'den Sosyal Demokrat olmaz. Gerçek sosyal demokrat sizsiniz aslında" dediğini belirten Erdoğan, "Ben de kendisine 'Sosyal demokrat değiliz, sosyal adaletçiyiz' dedim. 'Muhafazakar demokratız' dedim. Şimdi bakıyorsunuz bir dayanışmadır gidiyor. O daha genel müdür. Genel başkan olamadı. Sakın benim devletimin o asil yürekli genel müdürleri bundan alınmasın ha. Bu SSK'yı batıran genel müdürlerden. Bunu iyi bilin, maskeler artık tek tek düşmeye başlamıştır. Foyalar artık ortaya çıkmıştır.

O Zahide Nine, Erzurumlu Nene Hatun’un evladıdır


Eski camlar plexi oldu? Biz sanatçının muhalifini severiz

Her tevbe yeni bir diriliştir


26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013

ESRA KESKİN DEMİR Gezi Parkı olaylarında susmayı tercih

1eden sanatçılar, süreçte en çok eleştiriye

maruz kalanlar arasında. Sosyal medyada, hem sanatçı arkadaşları hem de hayranları tarafından eyleme destek vermeleri için sürekli baskı gördü ve bu yüzden açıklama yapmak zorunda kaldılar. Bu durum, “Sanatçı muhalif olmak zorunda mı?” sorusunu akıllara getirdi. “Sanatçı, doğası gereği muhalif olmak zorundadır” denir hep. Yüzyıllardır var olan bu ideoloji gereği, en ideal yönetimlere bile karşıt olmak yükümlülüğünü taşıdığına inanır sanatçı. Aksi halde sanat üretemeyeceğini, zihnindeki imgeleri somutlaştıramayacağını ve yahut da yeteneklerini ortaya koyamayacağını düşünür. Sinema ve tiyatro okullarında ya da güzel sanatlar fakültelerinde bu ekolde yetiştirilir hep öğrenciler. Muhalif olma dayatmasına ‘muhalif’ olabileceğini hiç düşünmezler bile… Gezi Parkı olaylarında susmayı tercih eden sanatçıların, haftalardır sosyal medyada linç edilmesinin altında yatan en belirgin anlayış bu. Birçoğumuzun bildiği gibi ilk olarak; Sezen Aksu, Hülya Avşar, Orhan Gencebay, Mustafa Ceceli gibi birçok sanatçıya ‘Neredesiniz?’ çağrısıyla başlayan protestolar, ‘GeziParkıİçinAyağaKalk’ etiketleriyle devam etti. Bu girizgâhların sonrasında da susmayı sürdüren sanatçılar ciddi hakaretlere, küfür dolu cümlelere maruz kaldı. Üstelik bu hakaretlerin bir kısmının sanat camiasındaki kişiler tarafından yapılması da oldukça manidardı. Geçmiş yıl-

Biz sanatçının muhalifini severiz larda da birçok örnekte gördüğümüz gibi muhalif sanatçılar kendilerini yine elitist, ilerici zümre arasına dâhil ederken, diğerlerini gerici ilan edip mahalle baskısı yapmayı ihmal etmedi. Baskı yapan bir diğer grup da sanatçıların hayranlarıydı. “Konu hakkında yorum yapmazsan hayranlıktan istifa edeceğim. Direnişle ilgili tek bir söz bile etmiyorsun, yazıklar olsun” gibi cümleler forumlarda yüzlerce kez paylaşıldı. Eylemler başladığı günden beri sustuğu için eleştirilen Ajda Pekkan, 14. günde, “Neredeyse linç edecekler.” cümlesiyle tepki gösterdi bu duruma. “Gezi Parkı’nda yaşananlarla ilgili tavır almayanlar neredeyse linç edilecek. Ben tavır almak kadar almadım da. ‘Gezi Parkı korunsun.’ demek kadar ‘Topçu Kışlası yapılsın’ demenin de demokratik bir hak olduğunu düşün��yorum.” dedi. İlk günlerde sustuğu için tepki gören Sezen Aksu da ilerleyen günlerde resmi internet adresinde fikrini beyan etti. Daha sonra da Taksim’de konser vereceğini söyleyerek, eylemcilere destek olduğunu açıkça gösterdi ancak konser diğer şehirlerde yaşanan olaylardan dolayı iptal edildi. 6 Haziran’a kadar konuşmayan Orhan Gencebay ise gazetecilerin sorularına, “Hastayım, Gezi Parkı’na gitseydim gaz beni epey etkilerdi ve şu an yaşamıyor olabilirdim.” şeklinde cevap verdi ve eylemcilere de sağduyulu olmaları gerektiğini hatırlattı.

Susana belaltı vuruş Susmasının istismar edildiğini düşünen bir diğer kişi ise Survivor çekimleri nedeniyle Panama’da olan Acun Ilıcalı’ydı. O da baskılardan dolayı Orhan Gencebay ile aynı günde

açıklama yapmak zorunda kaldı: “Maalesef, konuyla ilgili bugüne kadar görüş bildirmeyişimin bazı çevreler tarafından istismar edildiğini görüyorum. Bu konuda eleştiride bulunanlara hatırlatmak isterim ki, ben ne bir siyasetçi ne de fikir önderiyim, halkımızın sevgisinden güç alarak yayın yapan bir programcıyım. Bu nedenle yaşanan üzücü olaylarla ilgili, dünyanın diğer ucundan aceleyle ahkâm kesmenin bir anlamı olmadığını düşünüyorum.” Gezi Parkı olayları başladığı günden bu yana şahit olduklarımızdan biri de sosyal medyada tavrını belli eden kişilerin, bazı karşıt görüşlü arkadaşları tarafından silindiği ya da engellendiği. Mustafa Ceceli’nin bilgi kirliliğinden rahatsızlık duyduğu için bazı arkadaşlarını Twitter’dan takip etmeyi bırakması da benzer protestolara sebep oldu. İstediği kişiyi takip etme ya da etmeme hakkına sahip olan Ceceli, bunun üzerine sosyal medyada, “Ben de herkes gibi gelişmeleri Twitter’dan takip

ediyorum. Ayrıca Gezi Parkı’nda kendi orkestramdan da insanlar var. Ancak bazıları ortalığı aşırı derecede velveleye veriyor. Ben de böyle davranan, her haberi yayan arkadaşlarımı Twitter’ımdan sildim. Sonra da telefon açıp söyledim.” dedi. İlk etapta konuşması için baskı yapılan Hülya Avşar, Gezi eylemleri için Başbakan’la görüşmek istediğini söyleyince en çok tepki gören sanatçı olmaktan kurtulamadı. Sorunun Gezi Parkı’na giderek değil, Erdoğan ile görüşerek çözüleceğine inanan Avşar, bu fikrinden dolayı acımasızca eleştirildi, yandaş ilan edildi hatta ahlak dışı kelimeler ve fotoğraflarla adeta taciz edildi.

Eyleme destek verene de saygı olmalı Süreç zarfında susmayı tercih edenlerin kanaatlerine saygı duyulması gerektiği kadar, eylem destekçisi sanatçıların fikirlerine de saygı duyulması gerekiyordu. Bu anlamda Başbakan Tayyip Erdoğan’ın eylemin 11. gü-

nünde “Sürece destek veren sanatçılara yazıklar olsun diyorum. Siz bu zamana kadar sanatınızı icra edebiliyordunuz da AK Parti size engel mi oldu? Şimdi AKM’nin tepesine çıkmış ‘yıktırmayız’ diyorlar. Ona sizin gücünüz yetmez, yıkacağız.” açıklaması da demokrat kesim tarafından oldukça eleştirildi. Baskılar yalnızca sanatçılarla da sınırlı kalmadı. Polisle çatışma sırasında eylemcilere kapılarını açmadığı iddia edilen Starbucks Cafe’leri ve müşterileri, Kanyon AVM’de mahalle baskısına maruz kaldı. “Hırsızlar dışarı” sloganlarının atıldığı AVM’de tüm müşteriler kafeyi terk etmek durumunda bırakıldı. Benzer şekilde NTV’de yayınlanan haberleri yeterli görmeyen eylemciler, aynı gruba ait olduğu için Garanti Bankası çalışanlarını istifaya davet etti ve kredi kartlarını iptal etti. Taksim’de bulunan Kızılkayalar hamburger dükkânı sahiplerinden birinin attığı twit yüzünden, dükkân yağmalandı. Kızılkayalar’a gidenlerin de protesto edileceği twitleri paylaşıldı.


26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013

Eski camlar pleksi oldu!

diyelik eşyalara kadar birçok farklı alanda kullanılıyor.

mişe sahip olduğundan sektör hakkında detaylı bilgileri de kendisinden öğreniyoruz. İthal ettiği ürünleri kullanarak, satranç takımından mobilyaya, avizeden merdiven trabzanına kadar uzayan geniş bir ürün yelpazesini butik tarzı bir üretimle meraklısının beğenisine sunduklarını söylüyor. Özellikle hediyelik ürün ve ev dekorasyonunda sıklıkla tercih ediliyor pleksiglas. Mobilya ayakları, vitrin teşhir elemanları, yatak başları, antika teşhir üniteleri, aydınlatma elemanları, mutfak ve banyo aksesuarları, yemek masaları, sehpalar ve portmanto gibi birçok değişik üründe pleksiglasa rastlamak mümkün.

Yatak başı, trabzan ve avize…

Bardaktan koltuk ayağı yaptılar

Pleksi firmasının sahibi Sevan Serkan, yıllardır pleksiglas ürünleri boru, çubuk, profil ve kütükler halinde ithal edip üretici firmalara sattıklarını söylüyor. Firma 55 yıllık bir geç-

Pleksi maddesiyle ilgili ilginç isteklere de oldukça aşina olduklarını söylüyor Pleksi firmasının sahibi Sevan Serkan. Zira bir bayan müşterileri, kendilerinden kuş kafesi istemiş.

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

26.06.2013 27.06.2013 28.06.2013 29.06.2013 30.06.2013 01.07.2013 02.07.2013

3 08 3 08 3 09 3 09 3 10 3 11 3 11

17 48 17 48 17 48 17 49 17 49 17 49 17 49

ODEnSE

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

STOCKHOLM

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

26.06.2013 27.06.2013 28.06.2013 29.06.2013 30.06.2013 01.07.2013 02.07.2013

3 18 3 18 3 19 3 19 3 20 3 21 3 21

17 56 17 57 17 57 17 57 17 57 17 57 17 57

23 17 23 16 23 16 23 16 23 16 23 16 23 15

26.06.2013 27.06.2013 28.06.2013 29.06.2013 30.06.2013 01.07.2013 02.07.2013

2 22 2 22 2 23 2 24 2 24 2 25 2 26

17 35 17 35 17 35 17 35 17 35 17 35 17 35

AARHuS

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

DRAMMEn

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

26.06.2013 27.06.2013 28.06.2013 29.06.2013 30.06.2013 01.07.2013 02.07.2013

3 12 3 13 3 13 3 14 3 14 3 15 3 16

17 59 17 59 17 59 17 59 17 59 17 59 17 59

26.06.2013 27.06.2013 28.06.2013 29.06.2013 30.06.2013 01.07.2013 02.07.2013

2 52 2 53 2 54 2 54 2 55 2 56 2 57

18 07 18 07 18 07 18 07 18 07 18 07 18 07

4 22 4 23 4 23 4 24 4 25 4 25 4 26

4 33 4 34 4 34 4 35 4 36 4 36 4 37

4 28 4 29 4 29 4 30 4 31 4 32 4 32

13 20 13 20 13 20 13 20 13 20 13 21 13 21

13 28 13 29 13 29 13 29 13 29 13 29 13 30

13 29 13 29 13 30 13 30 13 30 13 30 13 30

22 05 22 05 22 04 22 04 22 04 22 03 22 03

22 11 22 11 22 11 22 11 22 10 22 10 22 10

22 18 22 18 22 18 22 17 22 17 22 17 22 16

23 09 23 09 23 09 23 09 23 08 23 08 23 08

23 24 23 24 23 24 23 24 23 23 23 23 23 23

İSVEÇ

KOPEnHAG

NORVEÇ

DANİMARKA

1

Üstelik oldukça büyük boyutlarda. Çünkü sıradan bir kuş değil papağanmış, kafesin sahibi. Bir de bir fuarda pleksiden yaptıkları bardakları çok beğenen dünyaca ünlü Cavalli firmasının tasarım şefinin, bu bardaklardan birkaç tane alıp koltuğuna ayak olarak kullanması da hayli şaşırtmış Serkan’ı.

Pleksiglasın özellikleri Kristal parlaklığında. Kolayca işleniyor. Isıtılınca istenilen şekle giriyor. Etkileyici ışık yansımaları oluşturuyor. Tüm mekânlara uyum sağlıyor. Şeffaflığı nedeniyle ferahlık ve genişlik hissi uyandırıyor. Camın yarı ağırlığında. Yüke dayanıklı. Çizildiği zaman tekrar parlatılabilir. Hayli esnek.

GÖTEBuRG

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

OSLO

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

26.06.2013 27.06.2013 28.06.2013 29.06.2013 30.06.2013 01.07.2013 02.07.2013

2 57 2 57 2 58 2 59 2 59 3 00 3 01

17 55 17 55 17 55 17 55 17 55 17 55 17 55

26.06.2013 27.06.2013 28.06.2013 29.06.2013 30.06.2013 01.07.2013 02.07.2013

2 44 2 45 2 45 2 46 2 47 2 48 2 49

18 05 18 05 18 05 18 05 18 05 18 05 18 05

HELSİnKİ

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

26.06.2013 27.06.2013 28.06.2013 29.06.2013 30.06.2013 01.07.2013 02.07.2013

2 44 2 45 2 45 2 46 2 47 2 47 2 48

18 09 18 09 18 09 18 09 18 09 18 09 18 09

TAMPERE

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

26.06.2013 27.06.2013 28.06.2013 29.06.2013 30.06.2013 01.07.2013 02.07.2013

2 45 2 46 2 46 2 47 2 48 2 49 2 50

18 17 18 17 18 17 18 17 18 17 18 17 18 17

4 08 4 08 4 09 4 10 4 11 4 12 4 12

3 28 3 29 3 29 3 30 3 31 3 32 3 33

3 55 3 56 3 56 3 57 3 58 3 59 4 00

Bulunduğunuz şehrin namaz vakitleri için: http://www.zaman.com.tr/namaz.do

13 22 13 22 13 22 13 22 13 23 13 23 13 23

12 58 12 58 12 58 12 58 12 58 12 59 12 59

13 29 13 29 13 29 13 30 13 30 13 30 13 30

22 24 22 23 22 23 22 23 22 22 22 22 22 21

22 15 22 15 22 14 22 14 22 14 22 13 22 12

22 51 22 51 22 50 22 50 22 49 22 49 22 48

23 25 23 24 23 24 23 24 23 24 23 23 23 23

23 12 23 11 23 11 23 11 23 11 23 10 23 10

23 43 23 43 23 43 23 43 23 42 23 42 23 41

FİNLANDİYA

Ev ve işyerlerinde cam ürünlere hayli aşina gözümüz. Lakin bir nevi plastik cam olan pleksi, camı tahtından edecek gibi. Pleksi, yatak başından mobilyalara, trabzanlardan banyo aksesuarlarına kadar her mekâna girmiş durumda. Cam, dekorasyonun vazgeçilmez bir öğesi. Lakin zor şekil alması ve kırılabilir olması, en büyük dezavantajlarından. Bu yüzden özellikle çocuklu ailelerin kâbusu. Ev ve işyerleri için en az cam kadar şık ve kullanışlı bir alternatif var: Pleksiglas. Renkli ve renksiz çeşidi bulunan bir nevi plastik cam gibi de düşünebilirsiniz… Saydam ve yarı saydam olabiliyor. Kolay işlenebilen, kesilebilen, delinebilen, hafif bir plastik yapısına sahip. Isıtılıp kalıplanarak istenilen biçim veriliyor. Camdan daha dayanıklı ve hafif olan bu madde, mobilyadan aydınlatmaya, stantlardan promosyon ürünleri ve he-

3 51 3 52 3 52 3 53 3 54 3 55 3 56

3 51 3 52 3 53 3 54 3 54 3 56 3 57

3 39 3 40 3 40 3 41 3 43 3 44 3 45

13 27 13 27 13 27 13 27 13 28 13 28 13 28

13 30 13 30 13 30 13 31 13 31 13 31 13 31

13 35 13 35 13 35 13 35 13 36 13 36 13 36

22 50 22 50 22 50 22 49 22 49 22 48 22 47

22 57 22 56 22 56 22 56 22 55 22 54 22 54

23 18 23 18 23 18 23 17 23 16 23 16 23 15

23 47 23 47 23 47 23 46 23 46 23 46 23 45

23 54 23 54 23 53 23 53 23 53 23 52 23 52

0 02 0 02 0 02 0 01 0 01 0 01 24 00

NAMAZ VAKİTLERİ

MERVE TUNÇEL


26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013

Eski ustalardan el işi yüzükler ESRA KESKİN DEMİR El işçiliğinin yoğun olduğu takı bulmak

1artık çok zor. Kapalıçarşı’da bu işi yapan

ustaların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Bu yüzden Yamachi firması, son kalan ustalara tamamen el yapımı mücevherler hazırlatıyor. Kapalıçarşı, binbir çeşit altını bir arada görebileceğiniz kadim alışveriş merkezlerinden. Bu yüzden birçok kişinin uğramayı ihmal etmediği mekânlardan. Dükkânlar kalabalık ancak eski ustalar durumdan memnun değil. Nedeninin satışlarla ilgisi yok üstelik. Dertleri, el işine artık rağbet edilmemesi. Bu sebeple sayıları bir elin parmaklarını geçmiyor. En gencinin en az 20 yıllık geçmişi var. Çırak yetiştiremiyorlar çünkü gençler mesleğe ancak bir hafta tahammül edebiliyor. Oysa özellikle kalem ustaları bir buçuk yıl ustasını izleyerek çıraklık yaparmış. Şimdi sabırlı genç bulmak mümkün değil. Dolayısıyla kalemkarlık, kakmacılık ya da elmas işlemeciliği meslekleri yok olmak üzere. Her ne kadar bu yok oluşun önüne geçilemeyecek olsa da, son ustalarla el işi yüzük yapan bir firmayla görüştük. Yamachi markasıyla 1994’ten beri çalışıyorlar ama geçmişleri Diyarbakır’ın 1940’lı yıllarına dayanıyor. Berc Yamacıyan usta, markanın ilk kurucusu. 1941’de, yedi yaşındayken başlamış kuyumcu çıraklığına. Kapalıçarşı’daki ustalar gibi tek alanda değil, mücevher işlemeciliğinin tüm alanlarında uzmanlaşmış. 1996’da vefat etmeden önce en büyük keyiflerinden biri, her işini kendi yaptığı takılar hazırlamakmış. Şimdi bir takıyı tek bir ustaya hazırlatmak mümkün değil. Her biri farklı alanlarda uzmanlaştığından bir kısmını yapabiliyorlar. Bu yüzden bir yüzüğün yapımı iki ay sürebiliyor. Teknoloji sayesinde iki günde hazırlanabilen bu yüzükleri ustalara yaptıran da kalmıyor. Yine de onların kıymetini bilmeyen yok değil. Berc Yamacıyan’ın oğlu, Arto Yamacı, Kapalıçarşı’daki ustalara hazırlattığı özel bir koleksiyon oluşturmuş. Daha çok geleneksel motiflerin yer aldığı koleksiyon oldukça güzel. Maliyetleri yüksek olduğu için devamı gelir mi bilinmez. Yamacı, koleksiyonu yurtdışındaki fuarlarda tanıtmayı planlıyor. Zaten talep daha çok yabancılardan geliyormuş. Osmanlı motifleri ve değerli taşlarla bezeli yüzükler şimdilik özel siparişle alınıyor. El işi ustalarının giderek azalmasına hayıflanan Yamacı, şirketi bünyesinde zanaatkâr yetiştirmek için kurs açacaklarını söylüyor. Özellikle kalemkar ve kakmacılara çok ihtiyaç olduğunu ekliyor. Bu meslekler, mıhlama ya da cilalama gibi zanaatlara göre zor olduğu için ustasını bulmak da zor. Biz de Yamachi markasının özel koleksiyonu vesilesiyle ulaştığımız

kalemkar ve kakma ustalarıyla görüştük, mesleklerinin son durumunu bir de onlardan dinledik.

gençler, çıraklığa bir hafta tahammül edemiyor. Liseden sonra gelen gencin bu işi yapması zor.” diyor.

Liseden mezun olan gençlerden kalemkar olmaz

Mesleği öğreten ustası bile işi bırakmış

4 metrekarelik dükkana 44 yılını vermiş Mayk Zıngık. 13 yaşındayken başlamış kalemkarlığa. Mayk usta, askere gidene kadar çırak ve kalfalık yapmış, döndükten sonra usta olmuş. “Ustalık o zaman belgeyle değildi. Ustan vefat etmeden, usta olamazdın. Şimdiki

45 yaşındaki kakma ustası Onur Okçuoğlu 16 yaşındayken gelmiş çarşıya. Ressamın tuvale fırçayla çalıştığı gibi, metal üzerine çelik kalemle işliyor desenleri. Mesleği zor olduğu için ona işi öğreten ağabeyi işi bırakmış. Onur usta, çok sevdiği için mesleğe devam ediyor ama maddi ka-

zancının çok düşük olduğunu söylüyor. Takı talebinin artık olmadığını, daha çok ev dekorasyonu için çalıştığını anlatıyor.


26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013

Kur’an’ın en çokzikrettiği peygamber:

ELİF KAYA

Hz. Musa

Peygamber kıssalarında tüm insanlığın

1izdüşümünü seyrederiz adeta. Fakirlik-

ten zenginliğe, hastalıktan aile hayatına, yaftalamadan endişeye, hüzünden şükre her âdemoğlunun başına gelen hadiselerin vakumlu bir özetidir Allah sevgililerinin serencamı. Hepsi sanki ibret ve ders verme niyetiyle yaşamışlardır imtihanlarını. Sonra da bize reçete mahiyetinde derlenmiş gibidir kutsal kitaplardaki şu cümle: “Dert buysa dermanı da bu.” Yeter ki biz tedavi olmaya niyet edelim. Dört büyük peygamberden biri olan Hz. Musa’nın her an-ı seyyâlesi de bize rehber niteliğinde. Allahu Teâla’nın yaşam rehberi olarak lutfettiği Kur’an-ı Kerim’de en geniş kıssa olarak yer alan Hz. Musa’nın kıssası, başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmeye sevk ediyor bizleri. Mısır’da ilâhlık iddialarında bulunan Firavun, İsrailoğullarına dayanılamayacak eziyetler etmektedir. Firavun bir gün rüyasında Kudüs tarafından gelen ateşin Mısır’a kadar uzanıp, evleri yaktığını görür. Kâhin ve müneccimler rüyayı tabir ederler: “İsrailoğulları içinden dünyaya gelecek bir çocuk Mısırlıların helâkına ve senin krallığının yok olmasına sebep olacak. Doğacağı zaman da iyice yaklaştı.” Bu haber üzerine Firavun, İsrailoğullarından doğan bütün erkek çocuklarının öldürülmesini emreder. Neslin devamı tehlikeye girince bu karar erkek çocukların bir sene öldürülmesi, bir sene öldürülmemesi olarak değiştirilir. Hz. Harun (as) çocukların öldürülmediği sene dünyaya gelirken Hz. Musa ise katliam senesinde dünyayı teşrif eder. “Musa’nın annesine: ‘Çocuğu emzir, başına geleceklerden korktuğun zaman onu suya (Nil’e) bırak. Korkma, üzülme. Biz şüphesiz onu sana döndüreceğiz ve peygamber yapacağız.’ diye bildirmiştik.” (Kasas, 7) ayeti, Hz. Musa’nın bizzat Allah tarafından korunduğunu gösterir. Annesi tarafından suya bırakılan Hz. Musa’nın yolculuğu Firavun’un eşi Asiye’nin kucağında son bulur. “Firavun’un karısı: ‘Benim de senin de gözün aydın olsun! Onu öldürmeyiniz, belki bize faydalı olur, yahut onu oğul ediniriz.’ dedi. Aslında işin farkında değillerdi.”

(El-Kasas, 28/9). Asiye’nin ısrarıyla sarayda büyütülen Hz. Musa, kimseyi emmeyince haberi alan annesi ona süt annelik eder. Firavun’un sarayında annesinin sütüyle beslenen Hz. Musa, büyüdüğünde sokakta kavga eden iki kişiyi ayırmaya çalışırken yanlışlıkla birini öl-

dürür. Bu sebeple yurdundan uzaklaştırılır. Yolda koyunlarını sulamasına yardım ettiği kişinin yanında on yıl çobanlık yapar ve kızlarından biriyle evlenir. Rivayetlerde bu kişinin Hz. Şuayb olduğu söylenir. Musa, süreyi doldurunca ailesiyle birlikte yola çıkar. Tur tara-

fından bir ateş görür. Ailesine, “Durunuz, ben bir ateş gördüm; belki oradan size bir haber veya tutuşmuş bir odun getiririm de ısınabilirsiniz.” der. Oraya gelince, “Ey Musa! Şüphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.” diye seslenilir: “Değneğini at!” Musa, değneğin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçar. “Ey Musa! Dön, gel. Korkma. Şüphesiz güvende olanlardansın.” denilir: “Elini koynuna koy, lekesiz, bembeyaz çıksın. Korkudan açılan kollarını kendine çek! Bu ikisi Firavun ve erkânına karşı Rabb’inin iki delilidir. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir millettir.” Hz. Musa ise “Rabb’im! Doğrusu ben onlardan bir cana kıydım. Beni öldürmelerinden korkarım. Kardeşim Harun’un ukdesi benimkinden daha düzgündür. Onu, beni destekleyen bir yardımcı olarak benimle gönder, çünkü beni yalanlamalarından korkarım.” der. Hz. Musa’ya (as) kekemelik atfedilmesi çok yaygın bir görüş olsa da peygamberlerin hepsi siretleriyle olduğu gibi suretleriyle de insanların dikkatini celbedecek şekilde yaratılmışlardır. Peygamberler, tavır ve davranışlarında olduğu gibi sözlerindeki berraklık ve akıcılıklarıyla da seçkin kullardır. Bu açıdan, Hz. Musa’nın kekeme olması söz konusu değildir. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin mevzuya yaklaşımı da şu şekildedir: “Bu yaşça kendisinden büyük olan kardeşi hususunda Hz. Musa’ya (as) ait bir terbiye olabileceği gibi, Hz. Harun’un (as) maksadını bu konuda rahat anlatma düşüncesinden de kaynaklanabilir.” Zira Hz. Musa, Firavun’un sarayında büyümüştür. Onun, Firavun gibi zalim birine karşı tebliğde bulunacak olması, iç dünyasında ciddi bir sıkıntı meydana getirmiş olabilir. Firavun’un Kızıldeniz’in ortasında öleceğini anladığı an iman ettiğini söylemesinden İsrailoğullarının sonraki süreçte başından geçen pek çok imtihana kadar her ibretlik olayda kendi gölgemizi görmek için Kur’an-ı Kerim’de Hz. Musa’dan bahsedilen yerleri okumalı ve tefekkür etmeliyiz. Allah’tan inşirah dilediğimiz zamanlarda da Hz. Musa’nın sünneti üzere onun duasını dilimizden düşürmemeliyiz.

Hekimoğlu İsmail

Çocuklarımı hangi prensiplerle büyüttüm? Hastalandığım zaman doktor dedi ki: “Bak ağabey, artık okumak, yazmak, konferans vermek yok! Bol bol yatıp, dinleneceksin.” İçimden geçirdim; “Ot gibi nasıl yaşarım yahu!” O sırada Fethullah Gülen Hocaefendi imdadıma yetişti: “Yatmak yok! Okuyacaksın, yazacaksın, konferanslara devam edeceksin.” Çok şükür dedim, bitkisel hayattan kurtuldum. Doktorlara saygım sonsuz amma emri aldık bir kere; vazifeye devam… İşte bu konferanslar sırasında özellikle hanımlar, “Çocuklarımızı yetiştirirken hangi hususlara dikkat edelim?” şeklinde sorular soruyorlar. Bu soruya kendi tecrübelerimle cevap vermek isterim… Bir kızım bir de oğlum var... Elhamdülillah, ikisiyle de çocukluklarından beri aram iyidir. Onları yetiştirirken özellikle dikkat et-

tiğim iki husus vardı: Birincisi, “Çocuklarımı değil, kendimi terbiye edeceğim.” kuralını kendime prensip edindim. Kendini terbiye eden, başkalarına tesir eder. Pek çok muhterem, mübarek şahısla tanıştım, görüştüm. Onların sözleri aklımdan çıkıp gitmiş olabilir amma hal diliyle söylediklerinin tesiri halen üzerimdedir; bu tesiri unutmak mümkün değil. Buradan hareketle, çocuk ebeveynini sever, beğenirse onu taklit eder. Bu taklit aynen fotoğraf makinesi gibidir. Makine ne görürse onu çeker; çocuk da ebeveyninden ne görürse, onu yaşantısına çeker. Anne-babalar çocuklarının karşısında kibre kapılır, “Benim gibi ol!” der. Amma bakalım çocuk karşısındakini seviyor mu, beğeniyor mu? İşyerindeki problemleri eve taşımadım. Bediüzzaman’ın buyurduğu gibi, “Fevkalade ehem-

miyetli olan sükûn ve temkin ve itidal-i dem ve sabır tahammülün kati lüzumu beni teskin etti.” Allah’ın yüreğime koyduğu şefkatle, çocuklarıma kırıcı söz söylememeye, onları memnun etmeye çalıştım. İkincisi, çocuklarımı başkalarının beğenisine, takdirine göre değil, Allah’ın beğeneceği şekilde yetiştirmeye çalıştım. Bir pedagogun kitabında okumuştum: “Nasıl ki küçük bir fidanın üzerine ince bir çizik atılsa, o fidan büyüyüp çınara dönüştüğünde küçük çizik koca bir yarık olarak karşımıza çıkar. Aynen bunun gibi, çocukluk döneminde çocuğun üzerine atılacak çizikler, yetişkinlik döneminde derin yaralar şeklinde ruhunda yerini alıyor.” Bazı anne-babalar çocuklarını “El âlem ne der?” diye terbiye etmeye çalışıyor. Hâlbuki çocuğuna “Allah’ın emaneti” şuuruyla

bakan kişi, kendini ve evladını Allah’a beğendirmeye çalışır; başkasına değil… Bana göre çocuk eğitiminde uygulanacak en zevkli, en kolay ve huzur veren yol, çocuğu Allah rızasına göre terbiye etmektir. Böylece hem ana-baba hem de çocuklar yücelir. Meseleleri “el âlemin” ölçüsüne değil, Kur’an’ın mihengine vurarak çözmeye çalıştım… Üçüncü prensibim; çocuklarımı asla başkalarının çocuklarıyla kıyaslamadım. Falan çocuk şöyle akıllı, filan çocuk şöyle başarılı vs. gibi sözler çocuğun izzet-i nefsine dokunur. Kıyas, ancak çocuğuyla arasına uçurum sokmak isteyenin yapacağı iştir. Bırakın kıyaslamayı; başkasının çocuğunu övmek bile evladımızı mahcup eder. Başkalarıyla kıyaslanan, beğenilmeyen çocukların ileride korkak olduklarına şahit olmuşumdur…


kursu@zaman.com.tr

BU SAY FA, M. FET HUL LAH GÜ LEN HO CA EFEN DI’NIN SOH BET VE YA ZI LA RI ESAS ALI NA RAK HAZIRLANMAKTADIR.

Her tevbe yeni bir diriliştir Günahından tam olarak dönüp tevbe

1eden, onu hiç işlememiş gibidir.”. (İbn

Mâce) hadis-i şerifinde geçen “tâib – dönüp tevbe eden” lafzı, sürçüp, düşüp kapaklandıktan sonra hemen kalkıp tevbe, inabe veya evbe ile doğrulan; yanlışının farkına vararak Cenâb-ı Hakk’a teveccüh eden, sonra da yalvarıp yakarmalarıyla tevbe kurnalarında arınmaya çalışan kişinin hâlini ifade eder. Hadis-i şerif, isim cümlesiyle beyan buyrulmuştur. İsim cümlesi ise devam ve sebat ifade eder. Demek ki bu nurlu beyanda, aynı zamanda tevbe ve istiğfardaki devamlılığa dikkat çekilmektedir. Yani kişi ne zaman tökezleyip günah çukuruna düşse, her defasında, hiç vakit fevt etmeden, hemen tevbe, inabe ve evbe kurnalarına koşmalıdır. Hadis-i şerifte günah manasına gelen “zenb” kelimesiyle, kuyruk manasına gelen “zeneb” aynı kökten gelmektedir. Bu durumdan hareketle diyebiliriz ki günah, insan fıtratına ters, tabiatına aykırı olan ona takılmış kuyruk gibidir. Evet, günah, insanı kuyruklu bir varlık hâline getirir. Kuyruk, kuyruklu olarak yaratılmış mahlûkata uygun düşse de insana yakışmaz. Bundan dolayı insanoğlu, her günah işleyişinde kendine bir kuyruk taktığının farkına varıp tevbe ile hemen o kuyruğu kesmesini bilmelidir. Yoksa o kuyruğa başka kuyruklar ilave olunur ve insan onu söküp atamayacak hâle düşer. Böyle bir kişi hakkında ise hadis-i şerifte beyan buyrulan, “Kul bir günah işlediği vakit, kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tevbe edip vazgeçer, af dilerse kalbi yine parlar. Ama tekrar günaha dönerse, o leke büyür, nihayet bütün kalbini ele geçirir.” (Tirmizî) hakikati zuhur eder. Bir âyet-i kerimede ise bu durum “Allah onların kalplerini mühürlemiştir.” (Bakara, 2/7) ifadeleriyle anlatılır. Bundan dolayı diyebiliriz ki, encamı itibarıyla her bir günah içinde küfre giden bir yol bulunduğundan, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) daha başta dikkatleri tevbeye çekmiş ve böylece bizi bu tür bir akıbete düşmekten korumak istemiştir.

İnsanı İçten İçe Eritecek Derin Tevbeler Hadis-i şerifte tevbe eden kişinin, o günahı hiç işlememiş gibi bir lütfa mazhar kılınacağı ifade ediliyor. Fakat dikkat edildiğinde görüleceği üzere hadiste tevbe eden için “Günah işlememiştir.” denmemekte, “Günah işlememiş gibi olur.” denmektedir. Yani burada mehâbet ve mehâfet kapısı aralık bırakılmıştır. Dolayısıyla bu üslûptan; “keşke insan o günahı hiç işlemeseydi, o leke ve yarayı hiç almasaydı” şeklinde bir sonuç da çıkarabiliriz. Evet, her ne kadar tevbe ve istiğfar kahramanı, o yara-be-

reyi tevbe iksiriyle silip süpürse de o yaradan bir iz kalmayacağına dair elde bir teminat bulunmamaktadır. Elbette ki Allah (celle celâluhu) dejenere olan manevî, ruhî ve kalbî yapımızı fevkalâdeden bir rejenerasyonla birdenbire yenileyebilir. Ancak bunun her zaman böyle olacağına dair mutlak bir teminat söz konusu değildir. Ayrıca bazen insan bir günahın içine düşüp kendisini balıklamasına o işin içine atabilir. Mesela şehevanî duygularının esiri olabilir veya hırs ve hasedine yenik düşerek korkunç bir cinayete sebebiyet verebilir. Günahın çok büyük olduğu böyle bir durumda yapılan tevbe ve istiğfarın da, o günahın büyüklüğüne paralel kişiyi içten içe eritecek ölçüde derin, engin ve kucaklayıcı olması gerekir. Eğer yapılan tevbe o derinlik ve enginlikte değilse o zaman denilebilir ki, böyle bir tevbenin bütünüyle o günahı silip, süpürüp götürmesi mümkün değildir.

Günahlardan Korunma ve Allah Sevgisi Hadîsin devamında Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Allah bir kulunu severse artık ona günahı zarar vermez.” buyuruyor. Bu peygamber beyanından anlıyoruz ki, Allah’ın bir kulunu sevmesi, o kulun günahlardan korunması adına çok önemlidir. Çünkü Allah (celle celâluhu) sevdiği kulun kalbine günahın çirkinliğini bütün dehşetiyle duyurur ve onun içinde günaha karşı tiksinti duygusu hâsıl eder. O kul bir şekilde günaha düşmüş ise, bu durumda da Cenâb-ı Hak, onun kalbine nedamet korları salar ve ona tevbeye giden yolları gösterir. Hani nasıl ki, evladına düşkün bir anne önlüğü kirli olan çocuğunu sokağa salmak suretiyle onu başkalarına karşı rezil etmez. Öyle ki çocuk elli defa önlüğünü kirletse, yine de her defasında onu temizler; elini, yüzünü, gözünü siler, pırıl pırıl hâle getirir ve çocuğunu sokağa öyle salar. İşte Allah’ın insanlara olan alakası, merhamet ve sevgisi anne-babayla mukayese bile edilemeyeceğinden, Cenâb-ı Hak sevdiği kullarına günaha giden yolları kapatır. Konumuna göre belki bazılarına hiç günah işletmez. Günaha düşmüş bulunan sevdiği kulunu da o hâliyle bırakmaz. Binbir ızdırap duyacak şekilde o günahı kulunun kalbine duyurur; duyurur da sevdiği o kulunu tevbeyle yeniden dirilişe erdirir, her bir tevbesiyle ona bir kere daha bir “ba’sü ba’de’l-mevt” yaşatır. Böylece o insan hayatını bir kere yaşamaz. O kişi, Cenâbı Hakk’ın inayet ve rahmetiyle, âdeta tevbeleri adedince çok buudlu ve derinlikli bir hayat yaşar.


HAFTANIN DUASI

SÖZÜN ÖZÜ

Dünyada sevip hoşnut olmadığın işlerden, ahirette de azabına ve ikabına maruz kalmaktan bizleri uzak kıl.. ebedî hayatın gerçek yurdu olan Cennetine al.. Cemâlini müşahede ile lütuflandır ve Sana muhatap olma payesiyle şereflendir!..

Siz de, encamını bilmediğiniz, arkasında hayır mı var, şer mi var kestiremediğiniz isteklerde bulunmamalısınız. İnsanın kendi arzu ve isteklerinden uzaklaşıp Rabbinin emir ve istekleri içinde eriyip gitmesi çok önemlidir ve işte bence manevî terakki de budur.

Günahını zinhar unutma! Allah, kelam-ı ezelisinde “Allah onların günahlarını hasenata tebdil eder” buyuruyor. Bu, günahkâr insanlar için aslında büyük bir beşarettir. Fakat bu ayete mâsadak olabilmek için kulun da yapacağı şeyler vardır. Bir; günah insanî ilişkiler alanında cereyan etmişse yani kul hakkı söz konusu ise, mutlaka karşı taraftan helallik almak. İki; işlenen o günahı bir ömür boyu hatırlamak, onun ızdırabını sinesinde daima canlı ve taze olarak hissetmek. Bu hususu bir başka yerde şöyle ifade etmiştik: “Günah çok kötü bir şeydir; ancak bir yerde iyi sayılabilir. O da kulun bir günaha girdikten sonra bir ömür boyu onun için âh u vâh etmesi halidir. Mesela, harama im’ân-ı nazar ederek (dikkatlice) bakan, fakat yıllar sonra bile onu hatırladıkça iki büklüm olup Rahmet kapısına yönelen bir kul için o günah pek çok hayırlara gebe olabilir.” Bu iki şey yapılabilirse şayet, Allah o kulu ahirette rezil etmez. Ama günah işlenmiş, unutulmuş ise aynı neticeden bahsetmek oldukça zor olsa gerek. Evet, aslında unutulması gerekli olan şeyler

iyilikler ve güzelliklerdir. Zannediyorum günümüzde çok Müslümanlar bu iki hususu birbirine karıştırıyor, unutulması gerekli olanları unutmuyor, unutulmaması gerekli olanları da unutuyorlar. Bu meselenin bir diğer buudu ise şudur: İnsan olan herkesin ve hepimizin Rabb’i ile olan irtibatı adına eksiklikleri, işlediği günahları vardır. Arzu ederiz ki Allah affetsin onları. Fakat aynı arzuyu başkalarının günah ve hataları adına da duymak gerekmez mi? Niçin o arzuyu izhar etmiyoruz biz? Allah hepimizin Allah’ı; O Raûf, O Rahîm ve O Kerim. “Rahmetî vesiat külle şey’” buyuruyor, yani rahmeti her şeyi ihata etmiş. O’nun âdet-i sübhânîsi, çamurun içinde duran kimseleri hemen tutup çıkarması, yıkaması, üzerine gül suları serpiştirmesi ise şayet, bizim onları çamur içinde görmeye hakkımız yok ki. Dilerse affeder onu. Dolayısıyla yukarıda ifade etmeye çalıştığımız, günahları unutmamayı herkes kendi adına yapmalı. Elli sene evvel de işlemiş olsa, onu yeni işlemiş gibi bütün inciticiliğiyle duymalı.

Günahını zinhar unutma! Allah, kelam-ı ezelisinde “Allah onların günahlarını hasenata tebdil eder” buyuruyor. Bu, günahkâr insanlar için aslında büyük bir beşarettir. Fakat bu ayete mâsadak olabilmek için kulun da yapacağı şeyler vardır. Bir; günah insanî ilişkiler alanında cereyan etmişse yani kul hakkı söz konusu ise, mutlaka karşı taraftan helallik almak. İki; işlenen o günahı bir ömür boyu hatırlamak, onun ızdırabını sinesinde daima canlı ve taze olarak hissetmek. Bu hususu bir başka yerde şöyle ifade etmiştik: “Günah çok kötü bir şeydir; ancak bir yerde iyi sayılabilir. O da kulun bir günaha girdikten sonra bir ömür boyu onun için âh u vâh etmesi halidir. Mesela, harama im’ân-ı nazar ederek (dikkatlice) bakan, fakat yıllar sonra bile onu hatırladıkça iki büklüm olup Rahmet kapısına yönelen bir kul için o günah pek çok hayırlara gebe olabilir.” Bu iki şey yapılabilirse şayet, Allah o kulu ahirette rezil etmez. Ama günah işlenmiş, unutulmuş ise aynı neticeden bahsetmek oldukça zor olsa gerek. Evet, aslında unutulması gerekli olan şeyler iyilikler ve güzelliklerdir. Zannediyorum günümüzde çok Müslümanlar bu iki hususu birbirine karıştırıyor, unutulması gerekli olanları unutmuyor, unutulmaması gerekli olanları da unutuyorlar. Bu meselenin bir diğer buudu ise şudur: İnsan olan herkesin ve hepimizin Rabb’i ile olan irtibatı adına eksiklikleri, işlediği günahları vardır. Arzu ederiz ki Allah affetsin onları. Fakat aynı arzuyu başkalarının günah ve hataları adına da duymak gerekmez mi? Niçin o arzuyu izhar etmiyoruz biz? Allah hepimizin Allah’ı; O Raûf, O Rahîm ve O Kerim. “Rahmetî vesiat külle şey’” buyuruyor, yani rahmeti her şeyi ihata etmiş. O’nun âdet-i sübhânîsi, çamurun içinde duran kimseleri hemen tutup çıkarması, yıkaması, üzerine gül suları serpiştirmesi ise şayet, bizim onları çamur içinde görmeye hakkımız yok ki. Dilerse affeder onu. Dolayısıyla yukarıda ifade etmeye çalıştığımız, günahları unutmamayı herkes kendi adına yapmalı. Elli sene evvel de işlemiş olsa, onu yeni işlemiş gibi bütün inciticiliğiyle duymalı.

Abdullah Aymaz

Gençlerimizin gazetesi: TNP

Türkiyeli gençlerin çıkardığı başta kaynağı oluşturuyor. Bu hâliyle NorNorveçlilerden ve dünyanın dört bir veç’in sınırlarını aşmaya başlayan yanından bilim adamlarının, uzman- namı Amerika’da bir temsilciliğin ların ve gazetecilerin iştirakiyle yayın açılmasıyla uluslararası bir okur kitleyapan TNP (The Nordic Page), Nor- sine de ulaşma fırsatını buluyor. Ameveç’in tek İngilizce gazetesi. Bu haber rika’da sayıları beş milyonu bulan yayını ülkede önemli bir görev üstle- Norveçli göçmenler TNP okurlarının niyor. önemli kesimini oluşturuyor. Haber ve analizleriyle Norveç’i Dünyanın dört bir yanından dünyaya taşıyor. Bu özelliği ile, bu TNP’ye katkıda bulunan yazarlar, proje, göçmenlerin, sadece kendi başta Norveç olmak üzere, Avusajandalarını ve dertlerini anlatan in- turya, Avustralya, Yeni Zelanda, Fas, sanlar olmadıklarını, aynı zamanda Bosna Hersek, Almanya ve İngiltere bulundukları ülgibi çok farklı coğkenin ihtiyaç ve rafyalardan. Hatta, Yakup Günaydın Bey ayrıca TNP problemlerini çözonlarca deneyimli ile ilgili şu bilgileri de ilave etti: meyi kendilerine yazar ve gazeteciler“Temel okur kitlemiz elçilikler görev edindikleri den gelen başvuruolduğu için, onlarla yakın mesajını vermeye lara yazmaları için münasebetlerimizden dolayı çalışıyor. Ofisleyer ayırmakta zorlaİngiliz Büyükelçiliği’nin özel rinde ziyaret ettinıyorlar. davetiyle Norveç’ten tek basın ğimiz TNP yayınYakup Günaymensubu grup olarak kraliçenin cılarından Yakup dın Bey ayrıca TNP doğum gününe davet edilmiştik. Günaydın Bey, ile ilgili şu bilgileri bize, “Norveç’in de ilave etti: “Temel bütün içtimaî meokur kitlemiz elçiselelerini farklı bir bakış açısı ile ele alı- likler olduğu için, onlarla yakın müyoruz. Bizim bu gayretimiz dünyanın nasebetlerimizden dolayı İngiliz Büönemli medya kuruluşlarının da dik- yükelçiliği’nin özel davetiyle Norkatini çekiyor. Oslo’da meydana ge- veç’ten tek basın mensubu grup olalen 22 Temmuz terör saldırıları sıra- rak kraliçenin doğum gününe davet sında olan biten her şeyi dakika da- edilmiştik. Yine Norveç’e farklı ülkekika CNBC, BBC, İrlanda Devlet Rad- lerin devlet temsilcileri geldiğinde elyosu ve daha birçok uluslararası med- çilikler, devlet başkanları ve bakanları yaya ulaştırdık. Birçok medya kuru- ile röportaj yapmamız için tekliflerini luşu daha ortada hiçbir şey yokken kendiliklerinden bize yapıyorlar. En Müslümanları olağan şüpheli göste- son Ukrayna dışişleri bakanı buraya rirken, hem Norveçli yetkililerin sağ- geldiğinde, biz teklifte bulunmadan duyulu açıklamalarını hem de tarafsız kendileri bize röportaj ayarladılar.” uzman görüşlerini dünyaya aktararak, TNP’nin uluslararası yazarları arabunun böyle olmadığını canlı yayın- sında akademisyenlerin yanı sıra ilginç larda ilk duyuranlar olduk. Saldırıla- simalar, Güney Asya’da birçok devrın ilk günü BBC’nin gece bülteninde letin hükümet adamlarına sosyal poEl-Kaide veya diğer sözde İslâmî ör- litikalar alanında danışmanlık yapangütler tartışılırken bize bağlandıkla- lar da var... rında bunun arkasında aşırı sağcıların Bunlardan bahsetmemin sebebi, olduğu tesbit ve düzeltmesini yaptık.” kendisini yetiştirmiş atılımcı ve giridedi. şimci ruha sahip insanlarımızın, TNP TBP, bu özellikleriyle Norveç top- örneğinde olduğu gibi dünyanın her lumunun bir parçası olarak, bu top- yerinde benzer işlere imza atmalarını luma hizmet etmeyi hedefleyerek, arzulamamdır. İstiyorum ki, insanlaülkedeki yabancı temsilcilikler ve yeni rımız her ülkede benzer güzel faaligelenler için de önemli bir referans yetler içinde bulunsunlar…

E-Bültenimize

abone oldunuz mu? www.zamaniskandinavya.dk


Bahar Çocuk 26 HAZİRAN - Yeni 2 TEMMUZ 201315 Faal

Ahmet Şahin

KÂĞIT HELVA

1

Malzemeler: 1

Kaba kuvvete, akıl kuvvetiyle karşılık verme anlayışı Maruz kaldığımız kaba kuvvetli olaylara aynı şekilde kaba kuvvetle karşı koyma yerine akılla karşı koymayı tercih etmek yine aklın gereği oluyor galiba. En güçlü kaba kuvvete karşı dahi en isabetli karşı koyuş, akılla karşı koyuş olduğu Hazret-i İmam’ın davranışlarından da anlaşılıyor. Bu konuda bir karşı koyuş örneği arz etmek istiyorum Hazret-i İmam’dan sizlere. Ola ki siz de bir kaba kuvvet tehdidiyle karşılaşacak olursanız aynı şekilde kaba kuvvetle karşı koyma yerine, akıl kuvvetiyle karşılık vermeyi tercih eder, kaba kuvvet sataşmasından akıl kuvvetiyle kolayca kurtulabilirsiniz böylece. Hz. İmam bir gün Kûfe’de kurduğu fıkıh dersi halkasına erişmek için aceleyle mescide doğru hızla giderken bakıyor ki karşıdan burnundan dumanlar fışkırtan azgın bir boğa hışımla geliyor kendisine doğru. Hemen yolunu değiştiren İmam-ı Azam Hazretleri, yan kaldırıma geçiEbu Cehil bir defa olsun yor. Oradan yoluna devam etmek istiHazret-i Resulullah’a, yor. Arkasından gelen adam ise Allah’ın Peygamberi İmam’ın bu yol değiştirmesini korkakdiye bakmadı ki istifade lıkla yorumlayarak söyleniyor: edip iman nasip olsun - Şuna bak!. Koskoca imam bir görüşmelerinden. öküzden korkarak yolunu değiştirdi! Hazret-i İmam: -Elbette bir öküzden korkarak yolumu değiştiririm, diyor ve ekliyor: Çünkü diyor, öküzün başında boynuz, benim başımda akıl var! Demek meselesini başındaki boynuzuyla halleden kaba kuvvet sahibi varlıklara, insanlar da başındaki akıllarıyla mukabele edecek, kaba kuvvete akıl kuvvetiyle karşılık verecektir ki, kazasız belasız atlatsın karşılaştığı kaba kuvvet saldırısını.. Ne var ki yoldaki adam bu durumu düşünmeyip imama laf yetiştirmeye çalışırken karşıdan gelen azgın boğanın boynuz darbeleriyle havaya fırlatıldığını anlayınca itiraf etmekten kendini alamıyor da diyor ki: -Ya imam sen haklıymışsın. Gerçekten de öküzün başında boynuz varmış ama benim başımda akıl olduğu biraz şüpheli. Zira akıl olsaydı ben de senin gibi aklımı kullanır, kaba kuvvete akıl kuvvetiyle karşı koyarak kendimi koruyabilirdim. Bundan dolayı alimler İmam-ı Azam Hazretleri’nin herkesten iyi bildiği fıkıh ilmini şu manidar cümleyle tarif etmişler: -Fıkıh ilmi, kişinin lehine ve aleyhine olan şeyleri bildiren ilimdir! İmam-ı Azam Hazretleri fıkıh ilminde lider ve rehberdi. Lehinde ve aleyhinde olanı bu ilmin verdiği sağlam bilgiyle kolayca teşhis ve tespit edebiliyor, kaba kuvvetle karşılaşınca aynı şekilde kaba kuvvetle karşı koyma yerine akıl kuvvetiyle mukabele ederek kendini koruyor, böyle örnek oluyordu bizlere de. Tabii herkes fıkıh ilminde ilerlemiyordu. Tasavvufta ilerleyenler de vardı. Bayezid-i Bistami de tasavvufta ilerleyen bir mübarek mutasavvıftı.. Bir misal de tasavvuf erbabının bakışından verelim isterseniz. Herhalde bu da ibretli olduğu kadar düşündürücüdür bizler için. Dinî hayatında birtakım günahlara maruz yaşayan laubali bir adama derler ki: -Bu halinden kurtulmak istiyorsan büyük mutasavvıf Bayezid-i Bistami’ye git. Onu bir defa gör ve dinle, sana yeter, kurtuldun gitti.. Bu söze itiraz eden adam der ki: - Bayezid kim oluyor ki onu bir defa görüp dinlemekle kurtulacağım kötü hallerimden. Baksana Ebu Cehil bir değil bin defa gördü Resulullah’ı (sas), yine kurtulamadı küfründen? Bayezid, Resulullah’tan da mı üstün ki bir defa görünce kurtulacağım kötü hallerimden?.. Ünlü mutasavvıf Bayezid-i Bistami ise bu soruya açıklık getirerek şöyle cevap veriyor: -Ebu Cehil bir defa olsun Hazret-i Resulullah’a, Allah’ın Peygamberi diye bakmadı ki istifade edip iman nasip olsun görüşmelerinden. O hep Ebu Talib’in yetimi diye baktı, Kureyş’e baş olmak için çalışan bir rakip olarak gördü, hiç hüsnüzanla bakamadı Allah Resulü’ne. Bu sebeple Ebu Cehil olarak kalmaya mahkum oldu. Demek ki, büyüklere hüsnüzanla bakarsanız feyiz alır, istifade edebilirsiniz. Suizanla bakarsanız feyiz alamaz, etkisine giremezsiniz. Ne kadar yakınında olursanız olun.. Bu da tasavvuf ehlinin önemli bir kalbi uyarısıdır bizlere.

2

Kuru boya Makas

2

Palyaço yapalım

C

anım arkadaşlarım, bu hafta arkadaşım Bedia’nın doğum gününe gittim. Evi öyle bir süslemişler, öyle bir abartmışlar ki anlatamam. Tavanda balonlar, palyaçolar, kapılarda tüller, çeşit çeşit yemekler. Hiç güzel değildi, beğenmedim! Aslında kabul ediyorum, birazcık kıskandım. Yaptığım çok ayıp. Kıskançlık yapmak hiç güzel bir huy değil.Hem başkalarında olan şeyleri kıskanmak ve konuşmak Allah’ın bize verdiği nimetleri beğenmediğimizi gösterir. Allah’ımızın bize verdiği nimetlere şükredelim. Bizde olmayanları da dua ederek O’ndan isteyelim. Şimdi o günün anısına aldığım palyaçoyu sizlerle paylaşıyorum. İyi haftalar, arkadaşlarım. HAZIRLAYAN: SEÇİL İLGÜN ANGÜN s.angun@zaman.com.tr Arkadan görünüm

Önden görünüm

BBirden fazla palyaço yapmak istiyorsanız, yukarıda çizimin bbir kopyasını alabilirsiniz. Daha sonra, kuruboya ile yukarıddaki palyaçoyu renklendirin. Makas yardımı ile kollarını gövddeden ayırmadan düzgünce kesin. Kol ve bacaklarını kıvırarak yandaki şekildeki gibi rulo yapın. Kolay gelsin. ra

25 HAZİRAN 2013

ÜNLÜLERDEN DUALAR / EMRE KARAKOÇ

Nefsime yenik düşürme Allah’ım; bizleri doğru-

yugören, gösteren ve ona uygun yaşam surenlerden kıl. Hayatım boyunca nefsime yenik duşurme beni. İnsanların evsiz, aç-susuz kalmadığı, özellikle de çocukların uygun koşullarda buyuduğu bir dunya nasip et. Amin.


26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 FATMA TURAN Taksim’de eylemlerin başladığı günden bu yana birçok son dakika haberi geçildi, sosyal medyada milyonlarca haber paylaşıldı. Çoğu kara propaganda ürünü olan bu haberler, doğruluğu sorgulanmadan kitlelere aktarıldı. Yapılanlar Efendimiz’in (sas), “Fitne dönemlerinde susmak konuşmaktan daha hayırlıdır.” tavsiyesinden çok uzaktı… Gezi Parkı eylemlerinin başlamasının üzerinden 18 gün geçti. Başladığı günden bu yana olaylarla ilgili birçok son dakika haberi geçildi, milyonlarca tweet atıldı, Facebook’ta durumlar paylaşıldı. Ancak bu haberlerin ne kadar doğruyu yansıttığı hiç akıllara gelmedi ya da getirilmek istenmedi. Önemli olan duygulara hitap ederek insanları kendi tarafına çekmekti. Bu amaca hizmet eden bilgiler anında kitlelere yayılsın yeterliydi. Bunun için yurtdışında yaralanan bir kişi panzerle ezildi de denirdi, Avrasya maratonundaki kalabalık, eylemci olarak gösterilir, yabancı bir polisin Türk olduğu lanse edilip köpeğe biber gazı da sıkılabilirdi pekâlâ! Tüm bu haberler kitlelere yayılırken meselenin bir de etik boyutu bulunduğu, doğruluğu emin olunmayan haberi yaymanın İslami açıdan da sakıncalı olduğu düşünülüyor muydu? Konuya bu nazarla bakınca Rabb’imizin Kur’an-ı Kerim’deki şu buyruğu düşüyor akıllara: “Ey iman edenler. Herhangi bir fasık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurat Suresi, 49/6) Bu ayetin nazil olmasında da ibretlik bir olay çıkıyor karşımıza: Velîd b. Ukbe, Benî Mustalik kabilesinin zekâtlarını toplamak üzere gönderilir. Velîd yolda iken birisi, bu kabileden silâhlı bir grubun yola çıktığı haberini getirir. Velîd, onların savaşmak için çıktıklarını düşünerek geri dönüp Peygamber Efendimiz’e (sas) durumu anlatır. O da haberin doğru olup olmadığını araştırmak ve gereğini yapmak üzere Hâlid b. Velîd’i gönderir. Hâlid b. Velîd, kabileye yakın bir yerde konaklayarak durumu araştırır. Söz konusu grubun ezan okuyup namaz kıldıklarını, İslâm’a bağlılıklarının devam ettiğini tespit eder ve Medine’ye döner. Sonunda onların, zekât tahsildarı geciktiği için durumu öğrenmek veya zekâtı kendi elleriyle Hz. Peygamber’e teslim etmek üzere yola çıktıkları anlaşılır. Ayetten çıkan genel hüküm neticesinde söylenebilir ki, durumu bilinmeyen veya yalancı, günahtan çekinmez olarak tanınan kimselerin verdikleri haberlere ve bilgilere güvenmemek, bunlara göre hüküm vererek harekete geçmemek gerekiyor.

1

Susmanın daha hayırlı olduğu günler

Ya hayır konuş ya sus! araştırdığını ve ilk duyuma göre hareket etmediğini söyleyen Güneş, bir Müslüman’ın faydalı işlerle uğraşması gerektiğine değinerek şu ayeti örnek veriyor: “Öğüt, fayda verecekse öğüt ver.” (Âlâ Sûresi 9. ayet) Şu hadis-i şerif de bugünlerde bizlere ders verecek nitelikte: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır konuşsun ya da sussun.”

Toplumu kışkırtanlara karşı teyakkuzda olunmalı Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan Yenibaş, doğruluğuna emin olmadığı haberleri topluma mal eden kişilerin farkında olmayarak fitneye sebebiyet verdiklerini düşünüyor. Bu durumsa toplumu kargaşaya sürüklüyor. Bu noktada yapılması gereken, Müslüman’ın fitne karşısındaki durumunu gözden geçirmesi. Efendimiz’in şu hadisini bugünlerde sık sık hatırlamamız gerektiğini söylüyor Yenibaş: “Fitne ve kargaşa zamanında oturan ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen de koşandan daha hayırlıdır.” Bazı durumlarda kitlesel hareketlere iştirak etmemek en doğrusu. Zira bu dönemlerde doğru ve yanlış tam olarak tespit edilmeyebilir. Bu sebeple fitne zamanında susmak, konuşmaktan çok daha hayırlı. Yenibaş, yalan bir haber yayıldığı takdirde o habere binlerce kişinin inanıp yayacağını ve bunu sonradan yayacak olanların günahının, aynı zamanda daha önce yayana da ait olacağını söylüyor: “Çünkü kim bir hayra vesile olursa sevap kazanıyor, kötü bir şeye sebep olursa da onların günahından eksiltilmeksizin günahına ortak oluyor. Fitne zamanlarında insanlar farkında olarak ya da olmayarak kendi görüşlerini destekleyecek sözler uydurabilirler, uydurulmuş sözleri nakledebilir. Muhaliflerin aleyhine olan sözleri de propaganda malzemesi yaparak kullanabilirler. Bu halde sözün kimden geldiğine bakmak lazım. Toplumu kışkırtan, manipüle eden insanlara karşı teyakkuzda olmak gerek.”

Gezi Parkı olaylarındaki yalan haberler

Efendimiz (sas) duyduğuna göre hareket etmezdi Teknolojinin hayatımıza büyük kolaylıklar getirdiği aşikâr. Lakin yerinde kullanılmadığı takdirde menfi hadiselere de kapı aralayabiliyor. Bir yandan aslı astarı olmayan haberlerle toplumda büyük bir fitneye sebebiyet verilirken, bir yandan da herhangi bir kişi hakkında doğru olmayan bilgiler insanların zihnini bulandırıyor. Mesela Twitter’da okuduğumuz bir cümleyi beğeniyorsak doğruluğunu sorgulamadan anında retweet ediyoruz. Günümüze uyarladığımızda Efendimiz tam da bu konuyla ilgili olarak, “Kişinin her duyduğunu başkalarına anlatması ona günah olarak yeter.” buyuruyor. Gaziantep Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Mesut Erdal, bu ayet ışığında bize düşeni şöyle açıklıyor: “Herhangi bir olumsuz söz ve hareket karşısında hemen ‘bu bana muhalif’ ya da ‘bu adam bana düşman’ gibi önyargılarla tepki verirsek, toplumda çok ciddi sıkıntılara yol açarız. Bu türlü haller; fertler, aileler hatta daha geniş dairede devletlerarası düzeyde de cereyan edebilir. Bunun için özellikle gücü elinde bulunduranların daha müteyakkız davranmaları icap eder. Çünkü yanlış bilgilendirmelerle, sahip oldukları gücü kullanarak zulme girebilirler. Haksızlıklara girmemek için çapraz istihbarat ve sorgularla kesin bilgiye ulaşmalı ve emin

oluncaya kadar da güce başvurmamalı.” Prof. Dr. Erdal, Hucurat Suresi altıncı ayetin indirilme sebebini hatırlatarak, Allah Resulü’nün o şahsın sözüne hemen inanması halinde çok kötü olaylar yaşanabileceğini söylüyor. Peygamberimiz, onlar hakkında kesin bilgiye sahip oluncaya kadar temkini elden bırakmadığı için muhtemel krizin de sorunsuz bir şekilde halledilmiş olduğunu ifade ediyor. Erdal, günümüz dünyasında insanlara önemli vazifeler düştüğü kanısında. Ona göre bilgi kirliliğinin yoğunlaştığı günümüzde hiçbir haber doğru bilgi kaynaklarıyla test edilmeden paylaşılmamalı. Bu çok riskli, zira ‘Sebep olan ya-

pan gibidir.’ düsturunca dünyevi ve uhrevi açıdan zor durumlarla karşılaşabilir insan. Bu nedenle Müslüman duyduğu veya izlediği bir şeye hemen inanıp başkalarına aktarmamalı. Duyulan söz yalan olabilir, ekrandan aktarılan ses ve görüntüler montaj olabilir diye düşünmeli. Aksi halde kulaktan kulağa giden yalan ve asılsız haberler önü alınamaz facialara yol açabilir. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Yusuf Güneş, ‘Peygamber Ölçülerinde İletişim Ahlakı’ adlı kitabında, konuya hadisler ışığında bakıyor. Efendimiz’in (sas) duyduklarının doğruluğunu

Panzerle ezilen genç resmi, en çok tepki çeken fotoğraflardan. Fotoğraf aslında yabancı bir ülkede bot motorundan yaralanan bir kişiye ait. Köpeğe biber gazı sıkan polis fotoğrafında, yabancı bir polis provokatörler tarafından fotomontajlandı. Eylemcilerin köprüden geçiş fotoğrafı yerine 2012 yılındaki maraton fotoğrafı paylaşıldı. Binlerce polis istifa etti, altı polis intihar etti... Bu sayılar abartıydı. Gerçek sayılar 10 bile değildi. İntihar eden dört polisin ise olaylarla ilgisi yoktu. Polislerin ilaçlı suyla göstericileri bayılttığı iddiası... Bu paylaşımın sayısı on binleri geçti. Belinde silah, elinde telsizle, molotof bombası atan ve maytaplı saldırıya katılan kişinin sivil polis olduğu iddia edildi. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, eylemcinin Devrimci Karargâh üyesi Ulaş Bayraktaroğlu olduğunu açıkladı. Sosyal medyalara erişim engellendiği yayıldı. En ufak bir Facebook, Twitter kesintisinde herkes galeyana geldi. Yoğunluktan dolayı sadece zaman zaman yavaşlama oldu. İstanbul Emniyet Müdürü görevden alındı. ‘ntv_sondakika’ adıyla açılmış bir sahte hesabın atmış olduğu bir tweet. Çarşı grubunun bir TOMA’yı ele geçirdiği iddiası. Habere göre Çarşı Grubu TOMA’yı ele geçirip polisleri kovalamıştı. Birçok haber kanalı adına sahte hesaplar açıldı. Provoke edici söylemler bu hesaplar üzerinden anında yayıldı. Takipçileri 300’ü geçmezken RT sayıları 10 binlere ulaştı.


26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013

40

BULMACA BU Hazırlayan: Ali Topdaõ a.topdag@zaman.com.tr

E

M

ÿ

A

M

Mahfil-i Hümayun

N

B

ÿ

B

I

K

A

N

E

L

ÿ

R

A

K

I

S

D

Alçak gönüllü olmak

A D ÿ

F

B

S

Yılda iki kere kılınan namaz

N A F

Allah rızası için

ÿ B ÿ

L

B

Ü

R

A

L

H

E

L

T

H

B

L

Ü

U

H

T

Fitre

ÿ

H

S

F

Ā

Menkıbeler

A

C

ÿ

ÿ

D

A

M

A

E

E

A

R

L

A

E

D

Y

A

T

S

ÿ

Yasaklanmıþ

R

M

L

E

Her türlü övgü Allah’a mahsustur

Vahiy meleāi

Görüþ sormak, danıþmak

L

H

E

L

H

A

L

S

N

Dosdoāru yol

ÿ

Z

A

L

K

ÿ

A

A

M

Z

Kur’an’da bir sure

M

M

Dört büyük melekten biri

N

B

Bir ibadet

E

C

R

D

Z

ÿ

M

E

A

R

Müceddidinin yaptıāı

I

T

F

E

ÿ

E

Ü

C

O

A

Devlet-i Âliye

R

U

I

H

U

Bilmemek, tanımamak

L

A

K

B

Kur’an’da bir sûre

L

ÿ

M

A

T

Allah’ın evi

E

R

T

I

M

M

S

A

C

D

Hira Daāı

T

A

I

C

M

Allah’ın kulları

Z

A

ÿ

L

A

E

ZÿNCÿR BULMACA

U

I

H

H

R

N

A

A

M

M

N

E

ÿ

H

T

Efendimiz’in ilk eþi

A

I

S

S

K

Akraba iliþkileri

Ü

A

V

M

A

R

L

ÿ

E

L

ÿ

L

ÿslam’ı terketmek

E

M

B

ÿ

A

Marifet

T

Y

L

A

A

H

ÿ

A

Rabbü’lâlemîn

L

ÿ

L

E

ÿ

N

D

I

M

ÿ

ÿ

N

Yalan söylemenin zıddı

U

T

R

R

ÿ

T

C

Hicri ayların ilki

E

R

R

E

A

D

H

L

Kutuları doldurulmuþ bulmaca aþaāıdaki gibidir. Sizden istediāimiz soru kutusundan çıkıp sadece yatay ve düþey ilerleyerek bütün kutuları kullanıp çözümü iþaretlemek. Her harfi sadece bir kere kullanabilirsiniz.

GEÇEN HAFTANIN ÇÖZÜMLERû

K

ZÿNCÿR BULMACA

E KELÿME YERLEĀTÿRME

H

A

M

AHÿ, AKÿS, BÿAT, HAFSA, LEVNÎ, NEZÿR NEZÿR, RAHLE RAHLE, SELAM SELAM, TE TEBÜK, EMANET, ÿFTÿRA,

M

KELÿME YERLEĀTÿRME

Aþaāıdaki kelimeleri diyagramda soldan oldan saāa ve yukarıdan aþaā aþaāıya doāru okunacak þekilde yerleþtirin:

E

E T M M Ƒ

Y R

T

E M

L

E

M

T

A

E

K Y

Ƒ

V N E

S

B

Ƒ

T

Y A M

K

Ü

N

L Ƒ M A

Y

E L

B A

A

E E N

B

S

E

B M

L Ƒ

T E E R

T

K

M ƒ Ƒ V R E D

Ƒ

L

H A

A

H

R

E

ÿMAME, ÿTÿKAF, LÿLLAH, ÜFTADE, HABLULLAH, MÜSTEDREK, MÜRSEL HADÿS


08-09 Bulmacalar

25 HAZİRAN 2013 SALI

ÇÖZMECE

25 HAZİRAN 2013 SALI

Yeni Bahar Çocuk

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013


26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013

GFEJLpbl[X `b\e_Xi\b\k \kd\p`\e^\cc\i%

K8C8DLJ LpblYfpleZX[lplcXiê[\mi\[êüê YêiXbêi%9\pe`epXüX[êbcXiêdêqX f[XbcXedXjêeêjXÿcXi%

9<PüE<Gü=üQü1 LpblpljXÿcXpXe d\cXkfe`eX[cê _fidfeljXc^êcXi%

?üGFB8DG|JI<Dlpbl j•i\Z`e[\XeêcXiêp\e`[\e pXüXkêim\bXp[\[\i%

;\i`epXmXülpblm\I<D\mi\j`p\k\ic`[•q\p[\ lpledXcê%9llpbl\mi\c\i`e`ebXc`k\j`e`^\ec\i _Xi`Z`e[\ül\kd\ec\i[\\kb`c`pfi1 Jki\j#[\gi\jpfe 8d]\kXd`e#jk\if`[#Xek`[\gi\jXek•i•`cXƒcXi P•bj\bj\j 8ƒcêb#kfbclb @üêb J`^XiX#ƒXp#bX_m\mY%`ƒ\Z\bc\i 9`ieZ\b`^•e[\ebXcXelpbljlqclb Q`_e`ed\ü^lcfcdXjê ;\i`epXmXülpblj•i\j`e`lqXkXej\ifkfe`e dlkclclb _fidfed`bkXiêeêe\bj`bc`ÿ`

M<IýDCýLPBLýxýE%%%

I<DLPBLJL1,$*'[Xb`bXj•i\i%{ÿi\ed\m\ _X]êqXpê\kb`c\i%I•pXcXiêep•q[\0'Ê#Yl\mi\[\^i•c•i m\_X]êqXpXbXp[\[`c`i%I<DlpbljleX^`id\[\e lpXe[êiêcXeb`ü`[\bfiblm\j`e`ic`c`b_Xc`^i•c•i%

<MI<*$<MI<+;<IüEP8M8ýLPBL PXkXbêjcXkdX#lpbl[XbfelüdX^`Y`[lildcXiYl\mi\[\^i•c•i% 9•p•d\_fidfeljXc^êcXeêi%;`ec\ed\`c\`c^`c`j•i\Yl]Xq[Xfcl$ üli%>\Z\lpbljlelep•q[\)'$),Ê`e`Yl\mi\fclüklili%

?üGFK8C8DLJ LpblpX[XcdXpê bfekifc\[\i%

Haber:Q\pe\gBXƒdXqüe]f^iXÓb1 Plelj<di\?Xklefÿcl ;XeêþdXe1þ`]X|e`m\ij`k\j`?XjkXe\j`Fikfg\[`m\KiXmdX$ kfcfa`LqdXeêPi[%;fƒ%;i%8ijcXeDXp[X2D\[`ZXcGXib?XjkXe\j`Eifcfa`LqdXeê;i%>•ck\e{q[\d`i

Lpbl#ƒ\ü`kc`\mi\c\i\Xpiêcêpfi%Q`_`em\Y\[\ejXÿcêÿêdêq`ƒ`e[\i`epXmXülpblm\I<D\m$ i\j`p\k\ic`[•q\p[\lpledXcê%G\b`Yl\mi\c\i`ebXc`k\j`eXjêcXikêiXY`c`i`q6

B8CĀK<CĀLPBLELEJ@IC8I@ LPBL<MI<C<Iü LpblpX[Xc[êÿêdêq[X#Y`c`eƒ [•q\p`d`q[\ÿ`ü`i%Efe$I\dm\ I\dlpbljlXiXjêe[X^`[`g^\c`i`q% 8 EFE$I<DLPBLJL <mi\(LpblpX[Xcêü <mi\)?XÓ]lpbl\mi\j` <mi\*$+[\i`epXmXülpbl 9 I<DLPBLJL

I<KüE8@üêbXc^êjêe[Xe YXÿêdjêq_XpXc\kd\p` jXÿcXpXZXbq\c_•Zi\c\i `ƒ\i`i%9\pe`eY`pfcfa`bjXXk`e\ ZXecXe[êiêZêj`epXc^e[\i`i%

K•dYl\mi\c\i# ^\Z\YfpleZX-'$ ()'[Xb`bX[XY`i ,$-b\qk\biXi\[\i% <mi\c\i#[•q\ec`Y`i jêiXcXdX^jk\id\q%

<MI<)?8=ü=LPBL B`ü`lpXe[êiêc[êÿêe[Xlpbl[Xfc[lÿlel_XkêicXpX$ Y`c\Z\bY`c`eƒk\[`i%9l\mi\^\Z\lpbljlelep•q[\ +,$,'Êj`e`fclüklili%

<MI<(98ýC8E>@x 9l\mi\[\lpXe[êiêcXeb`ü`#\kiX]êe[XfclgY`k\e[\e_XY\i$ [XifcdXdXjêeXbXiüêe^\e\cc`bc\lpXeêbfc[lÿleljpc\i% <mi\(#^\Z\lpbljlelep•q[\($+ʕe•fclüklili%

EFE$I<DLPBLJL1Lpblele^`[`üXkê jêiXjêe[XfikXpXƒêbXe\c\bkif\ej\]Xcf^iX$ Ób<>> [\ÿ`ü`dc\ij\Y\Y`pc\+\mi\p\Xp$ iêcêi%9l\mi\c\i`ek•d•0'[Xb`bXj•i\i%

( 9XücXe^êƒ\mi\j`

;\i`e pXmXülpbl

?XÓ]lpbl

* ;\i`e pXmXülpbl

)

+ I<D LPBLJL

Lpbl_XgcXiêeX[`bbXk PXgêcXeXiXükêidXcXiX^i\lpbl_XgêblccXeXecXi#lpblpXƒfbƒXYlb [Xcêpfi%8eZXb[`ec\e[`i`Z`fcXe[\i`epXmXülpblm\I<D\mi\c\i`p\k\ic` [•q\p[\^\iƒ\bc\üd`pfi%9lj\Y\gc\lpbl_XgêblccXeXecXi[XjXYX_ lpXedX^•ƒc•ÿ•m\\ib\ejXXkc\i[\j\ij\dc`b_Xc`fclpfi%

!

)+%''

<em\i`dc`XeêbXƒêidXpêe ?•Zi\ƒfÿXcdXjê#gifk\`epXgêdê m\[\gfcXedXjêeêjXÿcXpXe Y•p•d\_fidfel)+%''Êk\\e p•bj\bj\m`p\p\lcXüêi%9ljXXkk\ dlkcXbXlpbl[XfcledXcê%

('%''

>•e fikXjê

()%''

(+%*'

KXj^•Z• \ep•bj\b j\m`p\[\

(.%''

KXeYXjêeZê \ep•bj\b j\m`p\[\

(/%*'

M•Zlk jêZXbcêÿê \ep•bj\b j\m`p\[\

(0%''

;fÿilpXjkêbj\ƒ`e Fikfg\[`bpXjkêb k\iZ`_\[`cd\c`%

9\pe`e`q`pfidXpêe 8ÿêib`kXgcXifbldXdXcêm\ j•i•bc\p`Z`Ócdj\pi\[`cd\d\c`%

>•e\Y`iXqZêbXiX PXiêdjXXkc`bbXpclc\ lpbljl)jXXk^\Z\ lpbljleX[\eb^\c`i% x•eb•`iX[\[êüêe[X ƒXcêüXefkfefdj`e`i j`jk\d`e`eXbk`m`k\j`Yl jXXkc\i[\\ep•bj\b j\m`p\[\%8piêZXI<D lpbl\mi\j`[X_X\ib\e YXücXi%9lj\Y\gc\ ^\c`üd`ü•cb\c\i`e Y`iƒfÿle[XƒXcêüXecXiXY`i jXXkc`blpbldfcXjêm\i`c`i%

Kffi[`eXjpfe p\k\e\ÿ` \ep•bj\b j\m`p\[\

I\j”clccX_pXkjêeXdXqêeêbêc[êbkXejfeiXpXkXi#pXkdX[XeeZ\dlkcXbXXY[\jkXcêi[ê% >\Z\e`e`b`eZ`pXiêjêe[X[XbXcbXi`YX[\k\[\i[`%8iXükêidXcXi\em\i`dc`lpbl[•q\e`e`e FÊelejXccXccX_lXc\p_`m\j\cc\d j•ee\k`fc[lÿlel^jk\i`pfi%

D`bbXk`d`q \ep•bj\b j\m`p\[\

J•k`ƒ`e PXkdX[Xe('$(,[Xb`bX eZ\êcêbj•km\pXYXccê$ dlqclj•k`ƒ`cd\c`%

<c\bkife`b\üpXcXiYlcle[lidXpêe PXkXbf[Xjêe[XKM#Y`c^`jXpXi# Z\gk\c\]fel^`Y`Z`_XqcXi Ylcle[lilcdXdXcê%x•eb•YlXc\kc\i`e pXp[êÿê\c\bkifdXep\k`b\e\ia`#Z`_Xq bXgXcêfcjX[Xb`ü`p\qXiXim\i`pfi%:\g k\c\]felXcXidêeêblidXbp\i`e\g`cc\ ƒXcêüXejXXkc\ik\iZ`_\[`cd\c`%

;lüXcêe PXkdX[XeeZ\êcêbY`i [lüpXgêcdXcêpX_lk XY[\jkXcêedXcê%

LpblpXXiXm\i`e LpblpX[fpldjXÿcXedêpfi 9ljXXk[`c`d`e[\lpXeêbfcledXcê% JXYX_eXdXqêjfeiXjêeX[Xk\bXY•c M•Zl[ldlq[Xb`bfik`qfcdX[[\j` \[\eYljXXk[`c`d`e[\#m•ZlkkXb` YljXXkc\i[\p•bj\c`ü\^\ƒ\i\b X[i\eXc`ejXcêeêdêYXücXi%9l d`bifgcXiêc[•i\eXbplmXicXiêe mXb`kc\i[\lpledXdXcê%x•eb•jXYX_ jXpêjêeêXqXckêi% jXXkc\i`e[\lplpXecXi[XX[i\eXc`e m\^•e\üêüêÿêeêe\kb`j`pc\[\i`e pXmXülpbljl^\iƒ\bc\üd\q%9l j\Y\gc\lpbl[X[fpldjXÿcXedXq%

')%''$'*%'' '+%*' '-%'' '.%*' Kfik`qfcdX[[\j` M•ZlkjêZXbcêÿê D\i`epXmXü D\cXkfe`e uykusu jXc^êjêjfeX p•bj\c`pfi \e[•ü•b j\m`p\[\ ^\iƒ\bc\üd`pfi% \i`pfi%

Z

P•bj\bm•ZlkjêZXbcêÿê

G<P>8D9<IýDýQÊýEJ8J LPBLÚ;89@ ;•ü•bm•ZlkjêZXbcêÿê

)(%''

>\Z\ pXiêjê

Z

D\cXkfe`e jXc^êjê YXücêpfi%

<e]\bj`pfecXiXbXiüêbfilele M•Zl[l\e]\bj`pfecXiXbXiüê bfilpXed\cXkfe`e_fidfel jXc^êcXedXpXYXücXi%9l_fidfe# ')%''$'*%''XiXjêXqXdŠ j\m`p\p\lcXüêi%

BXcY`e`q`iX_XkcXkêe <eqXiXicêlpblp•q•jk•lpldXb%BêiêüêbcêbcXiêepXeêjêiX Yfplem\jêikXÿiêcXiê[XYlpXkêüü\bc`e[\XikXi%JXÿ kXiX]X[e•gpXkêcdXcê#jXÿ\cjXÿpXeXb•q\i`e\ bfplcdXcê%JXÿXpXkXiXblpblpXYXücXdX#bXeêe [\gfcXedXjêeXm\bXcY`e[•ü•b XkêdjXpêjêeXpXi[êd\kd\ YXbêdêe[Xe\elp^le gfq`jpfe%

8[XƒXpê`ƒ`e ?lqlijlqclbj\Y\Y`pc\lpblpX [XcXdXpXecXiX[XƒXpêeX YXcm\j`ib\`cXm\\[\i\bYl bXiêüêdê`ƒd\c`%

J8ĀC@BC@9ýILPBLýxýEP8KD8;8E{E:<E<C<IP8G@CD8C@6

;\]k\iklkle |q•ek•m\i`Z`pX[Xjki\jj\Y\Y`fcX$ Y`c\Z\bd\j\c\c\i[•ü•e•cd\d\c`% >\i\b`ij\ÉjfilecXim\ƒq•dc\i[\]$ k\i`ÊklklcdXcê%JfilecXiXbêc[X[\ÿ`c \ik\j`^•eƒqd\b•q\i\Yl[\]k\i$ [\YêiXbêcdXcê%

Cfüêüêbk\iZ`_\[`cd\c` Cfüêüêblpblpl [\i`ec\ük`i`ib\e#]XqcXêüêb lpblelep•q\pj\cbXcdXjêeX j\Y\gfcli%


HABER TURU

31 GĂ&#x153;NDEM

AlÄącÄąlarÄąnÄązla oynamayÄąn, baĹ&#x;lÄąkta herhangi bir hata yok...

Bar iĹ&#x;letmecisi CHPâ&#x20AC;&#x2122;li sahte mĂźftĂź eĹ&#x;i â&#x20AC;&#x153;Ciddi manada sosyal medya maÄ&#x;du-

1ruyum. Ă&#x2021;ok sÄąkÄąntÄą yaĹ&#x;Äąyorum.â&#x20AC;? diyor,

BugĂźnleri gĂśrse bĂźyĂźk bir ihtimalle kahrÄąndan ĂślĂźrdĂźâ&#x20AC;Ś

Yavuz Sultan Ăźzerinden boÄ&#x;az boÄ&#x;aza! TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;yi deÄ&#x;erli kÄąlan Ăśzellik-

1ler sÄąralansa, kuvvetle muhte-

mel â&#x20AC;&#x2DC;Avrupa ile Asyaâ&#x20AC;&#x2122;yÄą birleĹ&#x;tiren kĂśprĂźâ&#x20AC;&#x2122; vasfÄą en Ăśne çĹkacaktÄąr. Nice medeniyetlerin ev sahibidir Anadolu, nicelerininse geçiĹ&#x; yoludur. FarklÄąlÄąklarÄąn hoĹ&#x;gĂśrĂźyle bĂźtĂźnleĹ&#x;tiÄ&#x;i, çoÄ&#x;u zaman ortak ruhta tek vĂźcut haline gelebildiÄ&#x;i coÄ&#x;rafyadÄąr. Ama son yĂźz yÄąldÄąr ayrÄąlÄąklarÄąn, aykÄąrÄąlÄąklarÄąn, ayrÄąĹ&#x;malarÄąn, ayrÄą durmalarÄąn, ayÄąklanmalarÄąn, ayartÄąlmalarÄąn ve aymazlÄąklarÄąn merkez ĂźssĂź sanki. Pek hassas yaralar var Ăźzerinde. Alevi-SĂźnni fay yarasÄą sĂźrekli kaĹ&#x;Äąnanlardan. Kimi zaman da insafsÄązca kanatÄąlanlardan. Gazi, Sivas ve Ă&#x2021;orum olaylarÄąndan Dersimâ&#x20AC;&#x2122;e, oradan da Yavuz Sultan Selim dĂśnemine uzanÄąyor ihtilaflÄą gĂśrĂźĹ&#x;ler. Ancak hep nedense bardaÄ&#x;Äąn boĹ&#x; tarafÄąna iĹ&#x;aret edilmekte. Dolu bĂślĂźme, daha doÄ&#x;ru bir yaklaĹ&#x;Äąmla kĂśklere inilmemekte. Hz. Aliâ&#x20AC;&#x2122;yi Ä°slamâ&#x20AC;&#x2122;dan ve Hz. Muhammedâ&#x20AC;&#x2122;den koparÄąlmÄąĹ&#x; bir havzaya sĂźrĂźkleme gayretlerinin anlamsÄązlÄąÄ&#x;Äą gĂśzlerden kaçĹrÄąlmakta. Aliâ&#x20AC;&#x2122;siz AleviliÄ&#x;e gĂśtĂźrĂźlĂźyorsa ipin ucu, varÄąn gerisini siz

KĂ&#x153;NYE

26 HAZÄ°RAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

dĂźĹ&#x;ĂźnĂźn. Fethullah GĂźlen Hocaefendiâ&#x20AC;&#x2122;nin ifadeleri (detaylarÄą herkul.orgâ&#x20AC;&#x2122;de) bir hayli Ăśnem taĹ&#x;Äąyor, Ä°stanbul BoÄ&#x;azÄąâ&#x20AC;&#x2122;na yapÄąlacak ßçßncĂź kĂśprĂźye Yavuz Sultan Selim isminin verileceÄ&#x;inin açĹklanmasÄąyla baĹ&#x;layan kaotik ormanÄąn yumuĹ&#x;amasÄą için: â&#x20AC;&#x153;GĂźnĂźmĂźzde kurulmaya çalÄąĹ&#x;Äąlan kĂśprĂźler var. Cami, cemevi yan yana olsa, aynÄą parkta oturup kalksak ne olur? GeçmiĹ&#x;e ait bu Ĺ&#x;eyleri hortlatarak yeni dĂźĹ&#x;manlÄąk vesileleri oluĹ&#x;turmayalÄąm. KaynaĹ&#x;maya vesile olabilecek bĂśyle kĂśprĂźler kurulmuĹ&#x;ken meseleyi sadece bir isme, bir unvana baÄ&#x;lÄą bir kĂśprĂźyle yÄąkmayalÄąm.â&#x20AC;? Bu sĂśzlerin â&#x20AC;&#x2DC;gĂśnĂźllerindeki sese tercĂźmanâ&#x20AC;&#x2122; olduÄ&#x;unu sĂśylĂźyor, DĂźnya Ehli Beyt VakfÄą Genel BaĹ&#x;kanÄą Fermani Altun. â&#x20AC;&#x2DC;Provokasyonlara dikkatâ&#x20AC;&#x2122; çaÄ&#x;rÄąsÄąnda da bulunuyor: â&#x20AC;&#x153;UluslararasÄą bazÄą gßçler, bu coÄ&#x;rafyanÄąn en yumuĹ&#x;ak karnÄą olan bir mezhep savaĹ&#x;Äą çĹkarmak için kilometre taĹ&#x;larÄą dĂśĹ&#x;Ăźyor. DolayÄąsÄąyla TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;yi de kaĹ&#x;Äą30 Haziranâ&#x20AC;&#x2122;da yorlar. BunagĂśkten çok dikkat etmemiz gezembille rekiyor. Bu noktada siyasi yĂśneticilere doktor mu bĂźyĂźk gĂśrevler dĂźĹ&#x;Ăźyor.â&#x20AC;?

internette dolaĹ&#x;an â&#x20AC;&#x2DC;sahte mĂźftĂź eĹ&#x;iâ&#x20AC;&#x2122; videosunun kahramanÄą GĂźl TaĹ&#x;lÄą Cenal. Evde baĹ&#x;ÄąnÄą Ăśrterek Ĺ&#x;aka mahiyetinde çekilen gĂśrĂźntĂźler, 10 yaĹ&#x;Äąndaki yeÄ&#x;eni tarafÄąndan telefondan indirilerek Facebookâ&#x20AC;&#x2122;a yĂźklenmiĹ&#x;. TanÄądÄąklarÄąn aramasÄąyla uyanmÄąĹ&#x; ve siteden kaldÄąrmÄąĹ&#x;. CHP Burhaniye Ä°lçeâ&#x20AC;&#x2122;nin eski BaĹ&#x;kanÄą Faruk Cenalâ&#x20AC;&#x2122;Äąn eĹ&#x;i GĂźl HanÄąm. AynÄą yerde bar iĹ&#x;letiyorlar Ĺ&#x;u anda. Ä°stanbul Bilgi Ă&#x153;niversitesi Radyo Televizyon BĂślĂźmĂźâ&#x20AC;&#x2122;nden mezun. Bir ara Ĺ&#x17E;iĹ&#x;li Belediye BaĹ&#x;kanÄą Mustafa SarÄągĂźlâ&#x20AC;&#x2122;Ăźn basÄąn danÄąĹ&#x;manlÄąÄ&#x;Äą ofisinde de çalÄąĹ&#x;mÄąĹ&#x;. Biraz sonra içeriÄ&#x;inden haber vereceÄ&#x;imiz kamera kaydÄąnÄą HĂźrriyet yazarÄą YÄąlmaz Ă&#x2013;zdil de paylaĹ&#x;mÄąĹ&#x;tÄą takipçileriyle. GerçeÄ&#x;i ĂśÄ&#x;renince silmiĹ&#x;ti. Peki neydi olayÄąn aslÄą? Kendini mĂźftĂź eĹ&#x;i diye tanÄątarak, BaĹ&#x;bakan Recep Tayyip ErdoÄ&#x;anâ&#x20AC;&#x2122;a hakaretler savuruyor GĂźl Cenal. AK Parti mitinginde ErdoÄ&#x;anâ&#x20AC;&#x2122;a hayranlÄąÄ&#x;ÄąnÄą belirten yaĹ&#x;lÄą kadÄąn da alÄąyor kĂźfĂźrlerden nasibini. KayÄątta kendi MĂźslĂźmanlÄąÄ&#x;ÄąnÄąn ve 5 vakit namaz kÄąldÄąÄ&#x;ÄąnÄąn altÄąnÄą çizerek, Ĺ&#x;Ăśyle konuĹ&#x;uyor: â&#x20AC;&#x153;MĂźslĂźmanlÄąk senin tekelinde deÄ&#x;il. Biliyor musun? Kesinlikle deÄ&#x;il. AyÄąp ayÄąp.â&#x20AC;? KocasÄąnÄąn mĂźftĂźlĂźÄ&#x;Ăź sebebiyle sesini çĹkara-

madÄąÄ&#x;ÄąnÄą sĂśylĂźyor ardÄąndan: â&#x20AC;&#x153;Ĺ&#x17E;alvarla dolaĹ&#x;Äąyor. HayÄąr efendim. Ben Ĺ&#x;alvarlÄą bir adamla evli olmak istemiyorum Ben laik TĂźrkiye Cumhuriyetiâ&#x20AC;&#x2122;nde medeni TĂźrk toplumu istiyorum. Kot pantolon giysin dolaĹ&#x;sÄąnâ&#x20AC;Ś. Onu da boĹ&#x;ayacaÄ&#x;Äąm. Allah belamÄą versin.â&#x20AC;? Faruk Cenal kahramanÄąmÄązÄąn ikinci eĹ&#x;i. 2010â&#x20AC;&#x2122;da evlenmiĹ&#x;ler. YaĹ&#x;ananlar ayan beyan ortada. CHP BalÄąkesir Ä°l BaĹ&#x;kanÄą Muzaffer Mavuk da doÄ&#x;ruluyor: â&#x20AC;&#x153;GĂźl TaĹ&#x;lÄą Cenal eski ilçe baĹ&#x;kanÄąmÄąz Faruk Beyâ&#x20AC;&#x2122;in eĹ&#x;i. Her ikisi de parti Ăźyemiz. Aktif olarak gĂśrev yapmÄąyorlar. Ä°nceleme baĹ&#x;lattÄąk, gereÄ&#x;ini yapacaÄ&#x;Äąz.â&#x20AC;?

Kara Kutu YargÄątay BaĹ&#x;savcÄąlÄąÄ&#x;Äą: Balyoz

ZBÄ&#x2122;BDBL

30 Haziran 2013 tarihinde CJOJĂŤMFUNFIFLJN Ă&#x2026;BMÂ&#x2018;ĂŤUÂ&#x2018;SNBNFDCVSJZFUJOF HJSFDFL5FNNV[UFZTFCVĂŤBSUĂ&#x2122;MLFEFLJCĂ&#x2122;UĂ&#x2122;O JĂŤZFSMFSJOJLBQTBZBDBLĂŠĂŤ 4BĂŹMÂ&#x2018;ĂŹÂ&#x2018;WF(Ă&#x2122;WFOMJĂŹJ,BOVOVNJMZPOĂŤJSLFUJ ZĂ&#x2122;LĂ&#x2122;NMĂ&#x2122;MĂ&#x2122;LBMUÂ&#x2018;OBBMÂ&#x2018;ZPS "ODBL5Ă&#x2122;SLJZFEFLJUPQMBN EPLUPSTBZÂ&#x2018;TÂ&#x2018;TBEFDF CJOCJOĂ&#x2122;V[NBO  Genel YayÄąn MĂźdĂźrĂź Haber Merkezi Grafik TasarÄąm CJOTJQSBUJTZFO  Editor-in-Chief Redaktion Center Sebahattin Ă&#x2021;elebi CJOĂ&#x2122;EFBTJTUBOCJO Hasan CĂźcĂźk, Emre OÄ&#x;uz, TJ4BĂŹMÂ&#x2018;L#BLBOMÂ&#x2018;ĂŹÂ&#x2018;OEB  Kamil SubaĹ&#x;Äą Reklam Menaf AlÄącÄą, Ä°brahim Kaya, CJOJĂ&#x2122;OJWFSTJUFMFSk.subasi@zamaniskandinavya.dk Advertising Engin Tenekeci, GĂźrcan EF CJOVEBĂ&#x201D;[FM Sevgican, Erdal Ă&#x2021;olak +45 71 51 43 85 TFLUĂ&#x201D;SEFĂ&#x2026;BMÂ&#x2018;ĂŤÂ&#x2018;ZPS5BCMPZB haber@zamaniskandinavya.dk reklam@zamaniskandinavya.dk HĂ&#x201D;SFNFWDVUJIUJZBDÂ&#x2018;LBSĂŤÂ&#x2018;MBNÂ&#x2018;ZPSCJOBĂ&#x2026;Â&#x2018;LTĂ&#x201D;[ Banka bilgileri: Danske Bank: Reg nr. 3129 Kontonr. 16922552 CVR-nr. 25065557 LPOVTV#VMVOBOGPSNĂ&#x2122;M IBAN: DK57 30000016922552 â&#x20AC;˘ SWIFT-BIC: DABADKKK ĂŤĂ&#x201D;ZMF,BNVEBLJEPLUPSMBS NFTBJTBBUMFSJEÂ&#x2018;ĂŤÂ&#x2018;OEBĂ&#x201D;[FM Ă&#x153;LKE VE BĂ&#x2013;LGE TEMSÄ°LCÄ°LÄ°KLERÄ° JĂŤMFUNFMFSEFJĂŤZFSJIFLJNJ â&#x20AC;˘ Ä°sveç: Ä°brahim Kaya .......................................................................................... + 46 76 160 46 03 PMBCJMFDFLMFS#JSEFOGB[MB â&#x20AC;˘ Norveç: Ă&#x2013;mer Fevzi Ä°pek .................................................................................. + 47 21 39 54 57 JĂŤZFSJOFEFIJ[NFUWFSFCJâ&#x20AC;˘ Finlandiya: Fahrettin Ă&#x2021;alÄąĹ&#x;kan .......................................................................... + 358 505 48 03 33 MFDFLMFS'BLBUCVOVOJĂ&#x2026;JO â&#x20AC;˘ GrĂśnland, Ä°zlanda: Mehmet Bayhan ................................................................ + 45 52783966 JMHJMJZBTBMBSEBSFWJ[ZPOHFâ&#x20AC;˘ Aarhus: Rasim Atakan ...................................................................................... + 45 42 78 93 64 SFLJZPS¨Ă&#x2122;OLĂ&#x2122;Ă&#x2026;Ă&#x201D;[Ă&#x2122;NmLSJ  â&#x20AC;˘ Ä°stanbul: Salih BeĹ&#x;ir .......................................................................................... + 90 5332 83 89 86 UBNHĂ&#x2122;OZBTBTÂ&#x2018;OBUBLÂ&#x2018;MÂ&#x2018;ZPS .FW[VBUÂ&#x2018;OĂ&#x201D;OĂ&#x2122;NĂ&#x2122;[EFLJ Reklam ............................reklam@zamaniskandinavya.dk ................................+45715 14 385 HĂ&#x2122;OMFSEFEFĂŹJĂŤFDFĂŹJCFMJSHaber: ..............................haber@zamaniskandinavya.dk UJMJZPS"WSVQBEBCJO Okur HattÄą: ..................okurhatti@zamaniskandinavya.dk LJĂŤJZF CJ[EFZTF Abone: ..............................abone@zamaniskandinavya.dk ................................+4570206970 EPLUPSEĂ&#x2122;ĂŤĂ&#x2122;ZPS1FLJOJĂ&#x2026;JO CĂ&#x201D;ZMF $FWBQĂ&#x2026;PLCBTJU Gazetemizde yayÄąnlanan yazÄą ve haberlerin yayÄąn haklarÄą Moving Media ApSâ&#x20AC;&#x2122;ye aittir. YazÄą ve haberler FEFLUÂ&#x2018;QGBLĂ&#x2122;MUFMFSJOreferans gĂśsterilerek kullanÄąlabilir. YayÄąnlanan reklamlarÄąn içeriÄ&#x;inden gazetemiz sorumlu deÄ&#x;ildir. EFLPOUFOKBOZĂ&#x2122;LTFMUJMNFEJ #VZÂ&#x2018;MEBOTPOSBZTBCJO Moving Media ApS â&#x20AC;˘ Holsbjergvej 41 B â&#x20AC;˘ 2620 Albertslund â&#x20AC;˘ Tlf: BSUÂ&#x2018;SÂ&#x2018;MBCJMEJ4Â&#x2018;LÂ&#x2018;OUÂ&#x2018;BTHBSJ + 45 70 20 69 70 Ä°nternet: www.zamaniskandinavya.dk â&#x20AC;˘ BaskÄą: OTM AVISTRYK IKAST | ISSN: 1903 6892 TFOFEBIBTĂ&#x2122;SFDFL

Sahibi/Publisher: Moving Media ApS YĂśnetim Kurulu BaĹ&#x;kanÄą/Chief Executive Officer Vedat OÄ&#x;uz

10

kararlarÄą onansÄąn

1



ZĂŞM

TPOSB

ZBOJ

'BUJI´OJWFSTJUFTJ6MVTMBSBSBTÄ&#x161;Ä&#x2014;MJÄ&#x203A;LJMFS#Ă&#x17D;MĂ&#x201D;NĂ&#x201D;BSBÄ&#x203A;UÄ&#x161;SEÄ&#x161;

mUFCumhuriyet IBOHJ Ă&#x201D;MLF YargÄątay BaĹ&#x;-savcÄąlÄąÄ&#x;Äąâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn tĂźm kiĹ&#x;iler diÄ&#x;er koĹ&#x;ullarÄą saÄ&#x;lamak kaydÄąyla 0SUBEPĂżVmOVO FO HĂ&#x201D;Âż9â&#x20AC;&#x2122;uncu Ceza Dairesiâ&#x20AC;&#x2122;ne MĂ&#x201D;TĂ&#x201D; PMBDBL  'BUJI ´OJWFS-gĂśnderdiÄ&#x;i teb- bu suçun faili olabilirler.â&#x20AC;? Bu suçta â&#x20AC;&#x2DC;verilen liÄ&#x;name, 10â&#x20AC;&#x2122;uncu AÄ&#x;Äąr Ceza Mahke- emri yerine getirdimâ&#x20AC;&#x2122; savunmasÄą da geçersiz: TJUFTJ Ä°stanbul 6MVTMBSBSBTĂŞ Ä&#x192;MJÄ LJMFS CĂ&#x17D;MHFEFLJ Ă&#x201D;MLFEFOBalyoz TJZBTFU davasÄąnda â&#x20AC;&#x2DC;dar- â&#x20AC;&#x153;Suçun sĂźbutu bakÄąmÄąndan sadece plan semesiâ&#x20AC;&#x2122;nin 365 sanÄąklÄą CĂ&#x201D;SPLSBTJ  BLBEFNJ  TJWJM21 UPQ-EylĂźl 2012 tari- minerine katÄąlma esas alÄąnmadÄąÄ&#x;Äąndan, emir beye eksik teĹ&#x;ebbĂźstenâ&#x20AC;&#x2122; MVN LVSVMVÄ MBSĂŞ WF CBTĂŞOEB hinde karara baÄ&#x;ladÄąÄ&#x;Äą hĂźkĂźmlerden 258â&#x20AC;&#x2122;inin komuta zinciri altÄąnda çalÄąĹ&#x;mak, astÄąn Ăźst taGBBM  FOUFMFLUĂ&#x201D;FMF ZĂ&#x17D;OFMUonanmasÄą yĂśnĂźnde. 67 mahkumiyetin bo- rafÄąndan verilen emirleri yapmak zorunda UJ CV TPSVZV "SBÄ UĂŞSNBOĂŞO SFTNĂ&#x2020;BEĂŞZTBÄ Ă&#x17D;ZMFn0SUBEPĂżV zulmasÄą isteniyor. Mahkeme sanÄąklardan kalmasÄą Ĺ&#x;eklinde bir savunma yapÄąlamaz.â&#x20AC;? Ĺ&#x17E;u &MJUMFSJ 295â&#x20AC;&#x2122;ini 165Ă&#x201D;SL ila 20%ĂŞÄ  yÄąl 1PMJUJLBTĂŞOĂŞ hapis cezasÄąna çarptÄąrifadeler de tebliÄ&#x;nameden: â&#x20AC;&#x153;Plan semi/BTĂŞM "MHĂŞMĂŞZPS o *SBL  4VSJZF  mÄąĹ&#x;, 34â&#x20AC;&#x2122;ĂźnĂź de beraat ettirmiĹ&#x;ti. Emekli ner çalÄąĹ&#x;masÄąnda bir kÄąsÄąm sanÄąklarÄąn 5VOVT  -JCZB  'JMJTUJO WF -Ă&#x201D;Ckuvvet ve ordu komutanlarÄą Ä°brahim yapmÄąĹ&#x; olduklarÄą sunumlarÄąn içeriÄ&#x;i, OBOmEBLJMFSJOTVBMFDFWBCĂŞlLFFÄąrtÄąna (Hava), Ă&#x2013;zden Ă&#x2013;rnek Balyoz Harekat PlanÄąâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn hayata geTJOMJLMF 5Ă&#x201D;SLJZFm "ODBL .ĂŞTĂŞS (Deniz) Ä&#x192;TSBJMMJMFS  "OLBSBmZĂŞ LFOEJveWF Ă&#x2021;etin DoÄ&#x;an (1. Ordu) cezalarÄą keçirilmesi adÄąna hazÄąrlanan planlar, MFSJOEFO12,5 TPOSB JLJODJ TĂŞSBZB sinleĹ&#x;irse yÄąl daha yatacak. BaĹ&#x;oluĹ&#x;turulan listeler, Milli Mutabakat LPZVZPS l#Ă&#x17D;MHFOJ[EF IBOHJ savcÄąlÄąÄ&#x;a gĂśre darbe giriĹ&#x;iminde hazÄąrHĂźkĂźmeti ismiyle harekat sonraĂ&#x201D;MLFZJCĂ&#x17D;MHFTFMHĂ&#x201D;ÂżPMBSBLBElÄąkMBOEĂŞSĂŞSTĂŞOĂŞ[ boyutu aĹ&#x;ÄąldÄą ve icra aĹ&#x;amasÄąna iĹ&#x;baĹ&#x;Äąna getirilmesi planlam TVBMJOEF UBCMP ZĂŞSmgeEJZF DFWBQMĂŞZPS TVBMJ ÂŽS-sÄąnda OFOMFSn5Ă&#x201D;SLJZFĂ&#x201D;MLFOJ[JOFO CJSB[EFĂżJÄ JZPS*SBL .ĂŞTĂŞSWF JMJÄ LJEF PMEVĂżV kimlerin LB¿êODĂŞ çildi. Suçun iĹ&#x;lenmesi için terĂśr Ăśr-OFĂżJO .ĂŞTĂŞSMĂŞMBSĂŞO ZĂ&#x201D;[EF mJ ZBLĂŞO nan hĂźkĂźmette -Ă&#x201D;COBOmEB EBIBgerek [JZBEFyok: Ä&#x192;SBOmB CVOBJOBONĂŞZPS"NB*SBLWF Ă&#x201D;MLFEJS 1SPUFTUBO WF ,BUPgĂźtĂź varlÄąÄ&#x;Äąna yero alacaÄ&#x;ÄąnÄąn dahi beJÄ BSFUFEJMJSLFO4VSJZFmEF5Ă&#x201D;SÄ&#x192;TSBJMMJMFS EPĂżSVMVĂżV ZĂ&#x17D;OĂ&#x201D;OEF MJLMFSFHĂ&#x17D;SFCJSJODJ Ä&#x201A;JJMFSFHĂ&#x17D;â&#x20AC;&#x153;Sonucu elde etmeye ellirlenmiĹ&#x; olmasÄą, huLJZF WF Ä&#x192;SBO CJSCJSJOF ZBLĂŞO HĂ&#x17D;SĂ&#x201D;Ä CFMJSUJZPS"OMBÄ ĂŞMĂŞZPSLJ  SFZTFEĂ&#x17D;SEĂ&#x201D;ODĂ&#x201D;.ĂŞTĂŞS 4VSJZF veriĹ&#x;li yapÄądaki tĂźm olukuk devletinde ve deLPOVNEB5Ă&#x201D;SLJZFmOJOEĂŞÄ QPlNF[IFQÂżJ EĂŞÄ  QPMJUJLB J[MJZPSm WF -Ă&#x201D;COBOMĂŞ FMJUMFS ZBLĂŞOMĂŞLUB MJUJLB IFEFGMFSJ Ĺ&#x;umlar, askerĂŽ FLPOPNJL cunta, WF FMFÄ UJSJTJ CĂ&#x17D;MHFEF LBCVM HĂ&#x17D;SĂ&#x201D;- 5Ă&#x201D;SLJZFmZJ mokratik sistemlerde CBÄ B PUVSUVSLFO BTLFSĂ&#x2020;HĂ&#x201D;DĂ&#x201D;ZMFLBCJMJZFUJOJBÄ ĂŞZPSÄ&#x192;Ä UFCVUBCMPZVZBOTĂŞUBDBL *SBLMĂŞMBSĂŞOkabul ZĂ&#x201D;[EFedilemez  lFO LĂ&#x17D;UĂ&#x201D; sendika, kulĂźp ve dernek eyZPSNV &MJUMFSHFOFMMJLMFlIBCJSTPSVWFLBSÄ ĂŞMêÿêOEBTĂ&#x17D;ZMFLPNÄ VmEĂ&#x201D;Ä Ă&#x201D;ODFTJOEF gibi oluĹ&#x;umlarda yer alan lemlerdir.â&#x20AC;?

1

0SUBEPÄ&#x2122;V QFODFSFTJOEFO5Ă&#x201D;SLJZFÄ&#x17E;

4":*-"3*/%Ä&#x2014;-Ä&#x2014;

400



Ä&#x192;TUBOCVM#Ă&#x201D;ZĂ&#x201D;LÄ FIJS#FMFEJZFTJ FLJQMFSJFZMFNMFSTPOSBTĂŞ5BLTJNmEFLJ(F[J1BSLĂŞWFDJWBSĂŞOĂŞ HĂ&#x201D;OEFUFNJ[MFZFCJMEJUFNJ[MJLJÄ ÂżJTJZBLMBÄ ĂŞLLBNZPOÂżĂ&#x17D;Q UPQMBEĂŞLBNZPOFU ZĂŞLBNB BSBDĂŞ TVUBOLFSJWFTĂ&#x201D;QĂ&#x201D;SHF BSBWFSNFEFOÂżBMĂŞÄ UĂŞSĂŞMEĂŞ

'VUCPM'FEFSBTZPOV TF[POVOEBLJZBCBODĂŞLPOUFOKBOĂŞOĂŞCFMJSMFEJ5PQMBNEB  LJÄ JMJLLBESPEB,VMĂ&#x201D;QMFS #JSMJĂżJ GPSNĂ&#x201D;MĂ&#x201D;OĂ&#x201D;JTUJZPSEV #JSTPOSBLJTF[POEBZTBTBZĂŞmF JOJZPS#VOMBSĂŞOZBMOĂŞ[DBmJNBÂż LBESPTVOBEBIJMFEJMFCJMFDFL





%FWMFULBULĂŞQBZĂŞOĂŞOEFWSFZF HJSNFTJ#JSFZTFM&NFLMJMJL 4JTUFNJ #&4 CBÄ WVSVMBSĂŞOB UBWBOZBQUĂŞSEĂŞ,BUĂŞMĂŞNDĂŞ TBZĂŞTĂŞOBmĂ&#x201D;OIFOĂ&#x201D;[ mODĂŞBZĂŞOBEFLUBNCJO LJÄ JFLMFOEJ#VHĂ&#x201D;OF LBEBSLJB[BNJZĂŞMMĂŞLJÄ UJSBL CJOmMBZĂŞMĂŞOEB HFSÂżFLMFÄ NJÄ UJ

4BĂżMĂŞLWFUSBGJLJLTJSJCJTJLMFUUFO FOPQUJNVNGBZEBMBOBOĂ&#x201D;MLFMFSJO CBÄ ĂŞOEB)PMMBOEBHFMJZPS#VSBEB TĂ&#x17D;[LPOVTVQFEBMMĂŞBSBÂżUBO NJMZPOBEFUWBS)FSZĂŞMEB  NJMZPOZFOJTJNĂ&#x201D;Ä UFSJ CVMVZPSCJOOĂ&#x201D;GVTMV CBÄ Ä FIJS"NTUFSEBNmEB IFSLFTBTHBSJCJS CJTJLMFUFTBIJQ )";Ä&#x192;3"/


32 GÜNDEM

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

GÖK KUBBEDE BİR HOŞ SEDA

Türkçe Olimpiyatları için 140 ülkeden gelen çocuklar içimize tarifsiz bir hoşluk bırakarak gitti. Tek tesellimiz yeniden gelecek olmaları. niye bu kadar sahiplendik? Onları böylesine çoşkulu kılan neydi?

BÜLENT KORUCU İSTAnBuL Adına ister Dil ve Kültür Şöleni deyin, is-

1terseniz bilenen şekliyle Türkçe Olim-

piyatı; son birkaç hafta rüya gibi anlar yaşadık. Muhteşem kapanış töreninden sonra aramızdan ayrıldıklarında tarifsiz bir boşluk bıraktılar. Tek tesellimiz yine gelecek olmaları. 55 ilde 99 sahnede ve onlarca saate tekabül eden televizyon yayınlarında seyrettik ama doymadık. Bu duyguyu sergiledikleri gösteriler, kabiliyetleri ve başarılarıyla izah etmek mümkün değil. Saydığım şeyler elbette önemli; hepimizi hayrette bırakacak ölçüde başarılılar. Ama bütün ülkeyi tesiri altına alan tılsım başka. Sahnede, ekranda gördüklerimiz bir aks-i seda yani sesimizin yankısı… Siz bir şarkı mırıldanıyorsunuz ve Tibet yaylalarından, Afrika ormanlarından, Avrupa şehirlerinden, Latin Amerika’dan, Uzak Asya’dan yankılanıyor. Duyduğumuz ses kendi sesimiz aslında. Güney Koreli Sou Yong Çe, Boş Bardak şarkısını söylerken, üzerindeki millî kıyafeti, duruşu ve tavrıyla o yankıyı temsil ediyor. Aynı şarkıyı Türk sanatçılardan üst üste o kadar çok dinleyemezsiniz. Şarkı -türkü değil yani mesele. Millî Şair Mehmet Akif’in “Bir yok diyecek sadâ da yokmuş” diye tarif ettiği yalnızlık günlerinden sonra çölde su bulmuş gibi sevinçliyiz. Ve Anadolu irfanı, horon seyrederken bunun için gözyaşı döküyor. ‘Gök kubbede baki kalan hoş sada’lar mevsiminin yeniden açıldığını görüyor. Hâlâ kafamızın içinde beyaz ceketli siyahî çocuk zıplayıp duruyor: Tanzanya’nın yolları da, Kilimanjero dağları… Bu parçanın bu seneki şölene damgasını vurduğunu söylesek abartı olmaz. Müziğin ritmi, sahnelenme başarısı, şarkıyı söyleyen Tanzanyalı Abdülkadir

ve ona eşlik eden dünya karmasının olağanüstü performansı muhteşemdi. Ancak yol metaforunun payını unutmamak lazım. Gitmek için de yol, dönmek için de… götürürken de yol, getirirken de… bir gittin ama bin döndük; Anadolu’yu götürdük, dünyayı getirdik. Tanzanya’nın yollarına düştük, iyi ki de düşmüşüz, yoksa Abdülkadir’leri nasıl tanıyacaktık? Bu şölenin bizdeki yansımaları kadar muhatap ülkelerdeki akisleri de önemli. Filminde denildiği gibi “kılıçla geleni söküp atarsın, ama selamla gelene selamla mukabele edersin.” Önümüzdeki tablo selamın karşılığını bulduğunu gösteriyor. Hepimizi hayran bırakan coşku ve heyecan ne zorla ne de para pulla elde edilebilir. Çıkarılacak mühim neticelerden biri de ev sahibinin kucaklayıcılığı olmalı. Türkçe Olim-

piyatları küçük bir zümrenin etkinliği değil, bütün Türkiye’ye mal olmuş bir şölen. Cumhurbaşkanı ve Başbakan başta olmak üzere devletin en üst düzeyde sahiplenmesi; iş dünyasının imecede yer alması ve tabii ki milyonlarca insanın statları doldurması… Bunların hepsi halk nezdinde yapılan işe duyulan güvenin ve o işin parçası olma arzusunun göstergesi. Allah bu hoş sadayı gök kubbemizden eksik etmesin.

Kaybedilecek son şey buradaki insanlık olsun (Ayesha Abrar Nawshin, 9. Sınıf Bangladeş Uluslararası Ümit Türk Okulları) Kalabalıkta, o kadar insanların arasında gözlerim tek birşeyi arıyordu. işte şurada Kızılcahamamın bayrak köşesinde buldum, gençliğin yemyeşil ve çoşkulu kan kırmızıyla kendi bayrağım uçuyor. Yabancı toprağın üs-

tünde kendi renklerimi gördüğümde tüylerim diken diken oldu. Öncelikle bana bu hisleri veren Türkçe olimpiyatlarına yürekten teşekkür ediyorum. Egenin incisi İzmirde düzenlenen kültür şölenide bir yerde iyilik nedir diye yazmıştım ki ‘Bence iyilik işte kardeşlik, insanlik, hoşgörü gibi muhteşem hislerini Bağlayan ihtişamli bir köprüdür.” Yazdığımdan sonra fark ettim ki kaç tane iyilik köprünün üstünden geçtim sayıamadım. İşte sizler, bizim için herşey yapan fedâkar öğretmenler. bu organizasyondaki ateşe tutuşturan ağabeyler ablalar, siz o iyilik köprülersiniz. Farkli diller, farklı kültürden yetişip gelen arkadaşların arasında kendimi bulmak….. Bir insan bir nefes olsa yüz kırk nefesi buluşturan havayı koklamak…. Dünya renkleriyle göz doldurmak…. Açiliş törenide kendi bayrakla yürümek…. Bu değişik hisleri, duyguları paylaşabileceğim bir söz bulmak hayatımdaki en zor iş olacak. farklı milletlere temsil eden arkadaşlarla tanıştım, ama kimin nereden geldiğini fark etmeme gerekmedi, sanki bir birilerimizi önceden biliyorduk, sanki aynı ülkeden değilde aynı aileden geldik. Kardeşlik, diye dünyada bir kelime varsa o da bile bu olimpiyatları anlatamıcak çünkü bu kardeşliğinde ötesinde. burdaki yarışmada kazanmak yada kaybetmek ne fark eder ki? Herkese ‘Bangladeşliyim’ diye kendimi tanıtırken bu benim için en büyük kazan olmuyor mu? Bence buraya gelen herkese aynı duygu yaşıyor. Türkçe olimpiyatları bana bu duyguları veriyor,


33 GÜNDEM

Ben Türkiye gelince hemen bana bir ayleye missafir olarak bana aldiler ve orda çok özel bir arkadaşim vardi Ahmet arkadaşim bana Türkeye Gezdirdi ve diğer arkaşlara bana tanişdirdi. Bahdirya taniştirdi ousana taniştirdi ve onlarle çok Güzel programlar yaptık. onlara çok salamlar olson. Türkiye cok güzel bir ülke insanlar cok güzel bizimle hep Gülüyorlar hediye veriyorlar yane böyle bir şey düniada tek türkiyede var. Zeyaretleri Giitimi zaman zafer hoça Bana Çok Güzel yemekler iyedirdi. Kibab, Ciköfte, ve bana ilk defa baklava iyedirdi. Ben bunlari olduğuno cok mutlu oldum ondan sonra kizilçahamama Gittik orda çok arkadaşlarim Taniştim onları cok sevdim keşker onlardan ayirlamasayidim. Gidince olari çok özlecem. Kizilçahamamdan istanbula döndük istanbuda Gemi ile Denize Gezdirdiler bize yemeye Gittik hediyeler aldik yahe her şey çok Güzel Geeti biz türkiye Geldiyimiz için çok memnun olduk ve inşala Mozambiye Memeklerimize bir Gün böyle bir dünya kurulacayiz.

kaybedilecek son şey, buradaki bu insanlık olsun. unutulacak son şey bu duygular olsun. yok olacak son şey o yüz kırk nefes olsun.

BEN ÇOK SEVDİM VALLAH Adım Abdullah soyadım Bakari Tanzanyalıyım. 11. Türkçe olimpiyatlarında konuşma dalında katıldım oradan gümüş madalya aldım. Öncelikle, bu olimpiyatları çok güzel geçti ama gelmeden önce çok merak ettim mesela bazen sorular kendi kendime sordum, nasıl olacak, güzel birşey bekliyorum bazen zamanlar uykum gelmedi Türkçe olimpiyat için. Gelince çok şaşırdım çünkü daha iyi daha güzel oldu. Peki Altı kıtasından 140 ülkelerinden 2000 öğrenciler falan Türkiye’de aynı dili konuşuyoruz beraberlik kaldık bizim renklerimiz, kültülerimiz herşey unutuk! birlikte yaşdık ben çok sevdim vallah. Böyle bir organizasyonla “yeni bir dünya” kutlayacağız. Türkiye’de 3 ilde gezdim Istanbul, İzmir sonra da Ankara. Bu yerden insanlar ve herşey güzeliydi, genellikle. Türkiye tarıhı bir ülke ve insanlar bize çok seviyorlar yaanı mesela İzmirde en az bana göre 1,5 milyon insanlar bızım stanta geldık ve en az bir günde 200 yada 500 fotoğraf çektim yaani vatandaş beraer. Türkler misafirler perver. Bizde size için burada geldik ve biz çok çok seviyorlar. Yemeklerinde, en güzel parça yaanı. Türk yemekler ben çok sevdim mesela kebap, döner, lahmacul, durum, çorba, tatlılar (baklava, aşure) ben çok hoşlanıyor. Ben çok gezemedim ama Türkiye tarıhı ülkedir. Bu olimpiyatlarından çok arkadaşım tanıştım mesela somalıdan, brezilyadan, moldovadan, malıdan, tacıkıstandan, türkmenistandan, Kenyadan, romanyadan, mozambıkten mongolıstandan genellikle herkes benim arkadaşım. Ama en fazla Kenyadan mozambıkten ve romanyadan ve en çok somalıdan arkadaşlar tanıştık şimdi Kardeşler gibi oldu. Ben bu yarısma çok beğendim ve ülkemde döneceken herkes çok özleyeceğim bunda ağlamak istiyorum yaanı herkes çok sevimli ve sıcak kanlı. Bunu olımpıyatlarından katılmak ve Türkiye bize davet etmek çok teşekkür ediyor demek istiyorum. Türkiye ve herkeşe evrensen barışa doğru ve bir gün yeni bir dünya kutlayacağız.

BİZİMLE HEP GÜLÜYORLAR HEDİYE VERİYORLAR Adım Rafigue Namutuga. Ben Mozambikten Geldim Mozambikte ulusrarası söğüt kölecinde okuyorum. 12. siniftayim. 11 Türkce olimpiatlarinda katildim. ve katildiğimi için çok memnum oldum çok Güzel insanlar Taniştim ve duniyanin çok arkadaşlar tanistim ozelikle Moldovadan Makdedoniadan Goney Africadan ve onlari taniştiĞime için çok mutlu oldum. Bence duniada türkce olimpiatlari Gibi çok barişli bir program bulmam o yüzdem ben insanlar yetişdiyini için. Biz de inşallah büyüyünce böyle bir şey biz de başka Gencler yetişeceyiz ve bu Genler inşala duniayi yeni bir gün Getirecek. Ve bu yeni bir dunia inşala Turke olimpiatlari gibi çok barişli bir dunia olacak.

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

KEŞKE TÜRKÇE OLİMPİYATLARI G.ANTEP’DE OLSAYDI

Allah’a hamdolsun ki, bu fırsatı bana verdi

ltani AfganisAhmet Harun soyadım Su Merhabalar! Benim adım ek Lisesi. Lise 3. adı Herat Afgan- Türk Erk tan’da geldim. Okulumun konuşma dalında katıldım. atı verdi ta ki Sınıftayım ve yarışmalarda a hamd olsun ki bana bu fırs Rahman ve Rahim Allah’ rden ve ırkele ülk klı far m nleri yeşirebilirse gü lu do le giy sev be di şim kurdum ve hayaonlarla arkadaşlık bağını lardan insanlarla tanıştım ce bülimden öte anları yaşadım. lık zamanıdır derler ama ben naz bağ , ret nef , kin ız nım Zama atların amacı sevrla arındırır Türkçe olimpiy atla piy olim e rkç Tü lar on tün güzel şiarıyla “Evak ve yaşatmaktır. Kendi o giyle dolu bir hayatı yaşam rensel barışa doğru” ış insanlardan iyorum ve sonra o adanm Ben önce Allahım’a şükred nül işini gögön bu ki un ols ah onlardan razi All um yor edi kür şek teş çok nülden yapmışlar. abilerden sorTürkiye’ye önceden gelen Türkiyeye gelmeden önce olurdu o özli bel en su onların sohbetlerind duğumda o özlem duygu lem bir daha Türkçe olimpiyatlarda olmak ve katılmak özlemiydi. ben de bu değerli günleri değerlen dir me ye çalıştım. Türkiyeye geldiğimde ben kendimi çok yabancı hissetmedim herşey ban yakın geliyordu çünki, bizim kü ltü rü mü z yemeklerini, in yen rki Tü ziyor hem de ben az bir e rün ltü kü in yen Türki klerden döner endim çok müthişti. Yeme tatlıların, pastalarını çok beğ leri yaşadım ki diayı beğendim. ve öyle gün kebabı ve tatlılardan baklav miyor. elimin gücü yazmakta yet limin gücü söylemekte ve ışın tadını varbar el ens atları bana Evr piy olim e rkç Tü rak ola et Öz dur Türkçe olimzelliklerini öğretti ve işte bu dırdı yeni bir dünyanın gü piyatların gayesi.

Merhabalar. Benim ismim Kerimberdi Babaşev. Ben Aşkabat Türk ilköğretim okulunda okuyorum. Ben 7. Sınıfa gidiyorum. Türkçeyi ben okulda öğrendim. İlk kez Türkçe olimpiyatlarına katıldım. Bu olimpiyat sandığımdan güzel, zevkli, heyecanlı ve büyük bir festivalmiş. Ben Türkçe olimpiyatlarını ve Türkiyeyi çok sevdim. Türkiye çok güzel bir ülke. Türkiyeyi çok sevdim. Çünkü büyük, çok gelişmiş ve nifusu çok olan bir ülke. Her tarafı denizlerle kaplı, güzel manzaralı bir ülke Türkiye. Türkiyede her şey bulunur. Türkiye gelişmiş bir ülke. Türkiyede 11. kez Türkçe olimpiyatları geçiriliyor. Bende bu sene bu olimpiyatlara katıldım. Bu olimpiyatlarda ben şiir söyledim. Şiirimin adı Tut Ellerimden. Bu şiir Abdurrahim Karakoça ait bir şiir. Ama maalesef altın madalya alamadım. Ben Türkçe olimpiyatlarda bronz madalya aldım. Türkiye herkezin gelmek istediği ülkelerden birisi. Çok gelişmi ve hala gelişmeye devam eden bir ülke. Türkiyenin nifusu gerçekten çok fazla. Bizim ülkenin yani Türkmenistanın 15 katı. istanbulda 18 milyon insan yaşıyor. Bu insan fazlalığı bazı sorunlara yol açabiliyor. Örneğin trafik sorunları, otobüste çok insan hepsi sıkışık duruyolar ve çok büyük sorunlar açabilir. Ben Türkiyenin yöresel yemeklerini çok seviyorum. En çok sevdiğim yemekde çorba ve mantidır. Bu yemekler gerçekten harika. Her zaman yemekden önce çorba içerim. Acılı olursa daha iyi olur tabi. Türkiyenin tatılarıda çok güzel. Örneğin baklava, güzel pastalar ve tabi puding. Benim en sevdiğim tatlı baklavadır. Baklava tatlısını çok seviyorum. Keşke Gaziantepe gidebilseydim. Orada baklava diyarı yaşanıyor. Duyduğum kadarıyla ora çok güzel bir şehirmiş. keşke Türkçe olimpiyatları Gaziantepde olsaydı Bence daha güzel olabilirdi. Türkçe olimpiyatları demişken, bu yarışmayı anlatıyım. Bu yarışmaya 140 ülkeden 2000 öğrenci katılıyor. 55 ilde tam tamına 99 sahne geçiriliyor. Bunlarda Türkiyenin nasıl geliştiğini gösteriyor. Bu yarışmada altın, gümüş, bronz ve mansiyon olarak dört tane madalyalar bulunur. Ben bu 2000 öğrenciden bazılarıyla tanışabildim. Hepsiyle tanışmak isterdim ama olmadı. Hoşçakalın!!!

Yemeklerinde, en güzel parça yaanı. Türk yemekler ben çok sevdim mesela kebap, döner, lahmacul, durum, çorba, tatlılar (baklava, aşure) ben çok hoşlanıyor. Ben çok gezemedim ama Türkiye tarıhı ülkedir.


34GÜNDEM SOSYAL MEDYANIN SUNDUĞU GERÇEK HORMONLU

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

“Gezi Parkı büyük bir olay; ama bizim zihnimizdeki kadar büyük değil.” diyor Yalçın Arı. Çünkü ona göre, internet, sosyal medya gerçeğin yapısını bozar, değiştirir. Sosyal medyada gerçeğin birkaç katıyla karşılaştık. Bu sebeple çok etkilendik. BİRİNCİ SAYFADAN DEVAM

Gezi Parkı bir temsilî demokrasi krizidir, yakında dünyada benzerlerini göreceğiz. Brezilya’da da olaylar başladı, milyonlar sokağa çıktı. -Sosyal medya üzerinden sokağa yansıyan bu hareketlilik belki demokrasinin de yeniden tanımlanmasını gerektiriyor. ‘Her şey sandık değil’ sözü, demokraside antidemokratik bir tavır olarak görünürken aslında geleceğin dünyasında ‘doğrudan demokrasi talebi’ demek. Aslında Gezi eylemleri doğrudan demokrasi talebidir. Yalnız doğrudan demokrasinin de şöyle bir krizi var, referanduma gidildiğinde yine çoğunluğun dediği olacak ve yine azınlığın hakları korunamayacak. O yüzden bu, yönetim biçimi ve demokrasiyi yeniden tanımlama sorunu. Demokrasi, etik, ahlak, hukuk gibi temel kavramların sarsıldığı noktadayız. 20 yaşındaki adam anlık da olsa çağın bilgesi artık; bunlar 68 kuşağı refleksiyle anlaşılamaz. Demokrasi gibi kavramların yeniden açıklanmaya, tanımlanmaya ihtiyacı var. Gezi Parkı olayları ülkemizde ilk defa tecrübe edilen bir şey. O yüzden olaylar insanlar üzerinde şok etkisi yaptı. Şok anlarında nasıl tepki vereceğini bilemezsin, insanlar çok keskinleşir. Ya Gezi Parkı taraftarı olacaksın ya da karşı duracaksın. -‘Tek temsil problemi aşılacak, katılımcı demokrasi imkânı sunacak yeni medya’ deniyor ama bu mecranın da tek bir temsile dönüşme potansiyelini gördük. İnternet, sosyal medya gerçeğin yapısını bozar, değiştirir ve onu negatif hale getirir. İlk ortaya çıkan gerçeklik sosyal medyada binlerce yorumla eklenir ve bir sürü kötü kopyaya dönüşür. Bu o kadar etkili ve Gezi olaylarında buna o kadar çok maruz kaldık ki; sosyal medyada gerçeğin birkaç katıyla karşılaştık. Bize her şey daha büyük göründü, çok etkilendik, yüzde 90 Gezi olaylarını konuştuk. Oradaki paylaşılan, yaralı, ölü insan fotoğrafları… Bütün bunlar katlanarak karşımıza çıktı. Gezi Parkı büyük bir olay; ama zihnimizdeki kadar değil. Böyle olunca ciddi bir mahalle baskısı çıktı ortaya: ‘Bu kadar büyük bir olay yaşanıyor neden tepki göstermiyorsun?’, ‘Sessiz kalman onayladığın anlamına gelir’ türünden. -Twitter’da sanal bir kamusal alan oluşturuluyor, mutlaka bir gerçekliği var ama bütün gerçeklik de oradan ibaret değil, belki temel handikap bu. Çünkü artık kitle, kitle iletişim araçlarının içinde. Eskiden televizyon izleyen, gazete okuyandı kitle, bugün onlar yok. Kitle iletişim araçları, kitle etkileşim araçlarına dönüştü. Gezi olaylarında ciddi bir dezenformasyon yaşandı, bunu neredeyse herkes yaptı. Yeni bir alan olduğu için insanlar ilk karşılaştıkları mesajı paylaşmaya başladı. Dezenformasyon insanın ummasını istediği şeyi paylaşmaktır. Siz bir ölüm haberi aldığınızda ve bunu retweet ettiğinizde içten içe aslında bunun olmasını da istiyorsunuz. -İktidarın sosyal medyada sürece dâhil olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Taksim eylemlerinin ciddi bir öyküsü vardı. Eylemciler cep telefonlarından anbean paylaşımlarda bulundu; fotoğraflar, videolar… Aslında bunun karşısında durmak mümkün değil. Bununla mücadele etmenin yolu onun gibi içerik üretmek. Çünkü kaos ve enformasyonun olduğu bir ortamda insanları iknaya çalışmanın anlamı yok. O açıdan Başbakan Erdoğan’ın havalimanı karşılaması bir milattır. Politik olarak bakarsanız olaya, ‘Bu bir kutuplaş-

madır’ dersiniz. Havaliamanı karşılaması, ardından Ankara ve İstanbul mitingleri politik değil, iletişim açısından sorgulanması gereken durumlardır. Başbakan ‘Bu kadar çok görselin, twitin, Gezi Parkı öyküsünün dolaştığı bir sosyal medyada benim de bir öykü üretmem gerekiyor’ dedi ve bir miting öyküsü ile kendi kitlesinin de resim, video paylaşarak siber mekâna dâhil olmasına imkân tanıdı. Erdoğan eylemleri, mitingleri de konuşulmaya başlandı. The Marmara Oteli’nin tepesinden çekilmiş bir Taksim fotoğrafı vardı, meydanda toplanmış yüz binler. Kazlıçeşme’de tepeden çekilmiş benzer bir fotoğrafı paylaştılar. Bu da bize bir imaj savaşının içinde olduğumuzu gösteriyor. Kim daha çok içerik, görsel üretirse o daha çok etkileyecektir. Anlamlı bir içerik de üretebilirsiniz, dezenformasyon da... Kaos ortamında her şey birbirine girdiği için önemli olan bir şey üretmenizdir. İnternet çağında göstergeler dünyasındayız, anlam dünyasında değiliz artık. İnsanlar günümüzde sayılar üzerinden savaşıyor. Mesela Duran Adam… Tüm bu olaylar destek ve karşıtlık üzerinden anlaşılamaz. Bence Gezi Parkı, politik bir olay da değildir. -Neden politik olmadığını düşünüyorsunuz? Evet, politik değil, hem iktidar hem de eylemciler açısından tamamen bir iletişim sürecidir. Gezi Parkı eyleminin kuşaklarına da değinmemiz lazım. Eylemi başlatan kesim 90 doğumlu olanlar, ‘seyrek’ler, derin olmayanlar. Yaptığı şeyi çok iyi araştıran, bilen değil. Anın kendisini fevkalade derin yaşar ama hayatı derin yaşamaz. O sebeple Gezi olayları anlık ortaya çıkan, birden Taksim Meydanı’nda o ağaçları korumaya dönük bir birlikteliğe dönüştü. O anlık duygu, ağaçları korumaktı. Bu felsefi derinliği olan bir hareket değil, çünkü internet nesli böyle. Bunun politik bir birikim sonucu, yaşam tarzı üzerinde bir müdahale sonucunda çıktığını düşünmüyorum. 90’lar; alkol düzenlemesi, Emek Sineması, kürtaj, eğitim yasası gibi şeyler için harekete geçmedi. 90’lı kuşağın Emek Sineması’nın ismini bile bildiğini zannetmiyorum. Ağacın, çocukluğumuza değen bir tarafı var. Bu kuşak için eylemlerin önemli bir kısmının bir oyun gibi algılandığını ve festival gibi yaşandığını düşünüyorum. -Eylemlerin, sloganların niteliği de biraz öyleydi. Bence bu sokağa çıkan son nesil. Bir haber yayıldı pazar akşamı, ‘Kasımpaşalı eli sopalılar eylemcileri avlamaya başladı’ diye. O haberden sonra insanlar şaşırdı. Bunu oyun olarak görüyordu seyrekler. Bunun üzerine ‘hemen eve dön’ diye bir hashtag açıldı. Bu bize yeni neslin algılarının, zihninin farklı çalıştığını gösteriyor. ‘Niçin buradasın?’ diye sorduğunda çok anlamlı cevap alamayabilirsin. Seyrekler, Taksim’deki rock barlarda müzik yapan, kültür sanatla ilgilenen kesimle, örgütlerle meydanda etkileşim haline geçti. -Seyrekler ile diğer eylemcilerin tepkileri de

Başbakan’ın bu kitleyi anlamasının yolu, bir danışmanın ona anlatmasıyla olmaz. Başbakan günde en azından bir saat Twitter’ın, sosyal medyanın başına geçip oradan bir video izlemediği müddetçe bu nesli anlamasının, bu zamanda yaşamasının imkânı yok.


35 GÜNDEM

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

A. Turan Alkan

Mezitli faciası örtbas edilemez!

farklıydı. Onların mizah anlayışı da ilginç. ‘Slogan bulamadım’, ‘Mustafa Keser’in askerleriyiz’, ‘Çare Drogba’… gibi daha çok hakaret içermeyen sloganlar. Onlar bu kadar estetik protesto yaparken sosyal medyada dezenformasyona sebep olanlar daha çok yaşı otuzun üzerinde olanlardı. Önemli bir kesim geriye çekildi ve ideolojik angajmanlarına geri döndü. Bu çocuklar dışında kimse çağın reflekslerini göstermedi, geleneksel reflekslerle hareket etti. Burada en kötü tepkiyi geleneksel medya verdi, sosyal medyayı çok iyi kullananlar da kötü sınav verdi. Herkes başka kişisel ve kültürel sorunları Gezi Parkı gibi konforlu ve evrensel bir değer üzerinden ifade etmeye başladı. Polisin olaylara müdahalesini hayret duygusuyla, dünyada hiç olmayan şeyler gibi yansıtmak, vicdanlara, kutsal kavramlara sığınarak olayı ajite etmenin olayları çözmeyeceğini ve bunun da alttan alta dezenformasyon ve baskı unsuruna dönüştüğünü düşünüyorum. Bu seküler hareket, modern bir maneviyat arayışı aynı zamanda. Bütün paradigmayı değiştiren, temsilî demokrasiyi reddeden bir hareket. Daha demokratikleştirecek mi bizi emin değilim. Ben devletlerin ileride daha ceberut olacağını düşünüyorum. Gelecekte zihinsel olarak daha özgür hissedeceğiz ama daha çok kısıtlanacağız. -Peki, bu kuşak ile nasıl bağ kurulacak? Özellikle siyasetçilerin bu geçişi nasıl sağlaması, onların problemlerine nasıl cevap vermesi gerekiyor? Çağı anlamanın yolu bu çağı yaşamaktır. Bu siber mekânın içinde ancak bu nesil ile ortak noktalar bulunacaktır. Tüm yaşananlar aslında aynı zamanda bir nostalji arayışı, her iki taraf için de. Topçu Kışlası’nı yapmak isteyenler için Osmanlı’ya geri dönüş, o günlere özlem, buna karşı çıkanlar için ise nostalji; Cumhuriyet dönemine özlemdir. Nostalji ne kadar artarsa ona karşı tepki de o kadar artar. Aristo’nun dile getirdiği tabula rasa gibi, yeni bir sayfa ve başlangıca ihtiyaç var. Cumhuriyet’le birlikte Harf Devrimi yaşadık. Bununla birlikte o dönemin âlimleri cahil konumuna düştü. İnternet devrimiyle de, bu çağın yazarları, politikacıları burada yer almayı reddettikleri zaman bu çağın cahili konumuna düşer. Bir

teknoloji devrimi yaşadık ve geçmişle gelecek arasındaki bütün bağlar koptu. Politikacıların aynı dili konuşamama sebebi bu. Artık tarihin sonundayız, bilginin birikmediği, binlerce enformasyonun olduğu ve çoğunun çöpe dönüştüğü, anlamlı bilgi çıkarmanın zorlaştığı, bir belleğin olmadığı, her şeyin yeniden yazıldığı… -Türkiye’de siyasetin işleyişi, partiler üzerinde dönüştürücü gücü olacak mı bu deneyimin? Ya da oldu mu? Ben bir sürü şeyi dönüştüreceğine eminim. Özellikle politikacılar eskisi kadar cüretkâr olamayacak. Başbakan’ın bu kitleyi anlamasının yolu, bir danışmanın ona anlatmasıyla olmaz. Başbakan günde en azından bir saat Twitter’ın, sosyal medyanın başına geçip oradan bir video izlemediği müddetçe bu nesli anlamasının, bu zamanda yaşamasının imkânı yok. -Gezi Parkı’nın benzerleri farklı ülkelerde de yaşandı, yaşanıyor. Farklılıkları ya da benzerlikleri nelerdi? Her şeyden önce burada seçimle başımızda olan bir iktidar var, Arap Baharı’nın olduğu ülkelerde seçim yok ve diktatör bir yönetim söz konusuydu. Bu tür eylemler öğrenilen bir şey. Tahrir, Tunus, Suriye… İnsanlar nasıl olacağını, nasıl örgütleneceklerini öğrendi. Sosyal medya uluslararası bir organizasyon, birkaç personanın oluşturduğu bir alan. Dünyada yaşanan hiçbir olay artık yerel değil, küresel. Twitter iletişime geçme ve örgütlenme, Facebook etkinlik kurma, Youtube ise dünyaya sesini duyurma aracı. Eylemlerde de bu şekilde kullanıldılar. Çadır’ın sembolik anlamı var. Tahrir’de insanlar meydana çıktı ve Hüsnü Mübarek’e karşı ayaklandı. Tahrir’e çadır kurdular, polis yaktı, daha sonra aynı meydana daha fazla çadır kurdu insanlar. Bir milyon insan başkanlık sarayına yürüdü, Hüsnü Mübarek devrildi. Ordu yönetime el koydu, insanlar orduya karşı ayaklandı, yine çadır kurdular ve bu defa ordu yıktı çadırları, yeniden yaptılar. Çadıra sahip olan iktidara sahip olur. O yüzden burada da iktidar çadırı, sembolü ortadan kaldırdı. Televizyonlar canlı verse bu olay bu kadar büyümeyecekti. Dezenformasyon bilginin, erişimin olmadığı yerlerde artar. Televizyon her halükârda sosyal medyaya göre daha az dezenforme eder.

Geçtiğimiz hafta sonu itibariyle Mersin’in Mezitli ilçesinde vukûbulan bir Vandalizm hâdisesi, Türkiye’nin gerçek gündemine avdet ettiğini göstermesi bakımından sevindirici velâkin san’at ve husûsen çağdaş insanlık nâmına alabildiğine müessiftir. O kadar müessiftir ki, başta Başbakan olmak üzere bütün kabine istifa etse yeridir. Şu ana kadar bu elemnâk hadiseyi ekselansları frau Merkel’in, AB’nin, ABD dışişleri sözcülerinin ve Tabibler Odası’nın henüz kınamamış ve ülke notumuzu kırmamış olması bir mucizedir ama eli kulağındadır. Beynelmilel bir sanatçısına, adam gibi bir kulis odası tahsis etmeyi beceremeyen milletlerin, bu gibi incelikleri öğrenene kadar tek ayak üstünde bekletilmesi, kredi notunun düşürülmesi ve parmak uçlarına cedvelin keskin tarafıyla “Al sana, al sana” denilerek vurulması pek tabiidir. Tek tesellimiz, sözlü müsâdeme ve itiş-kakış esnasında kimsenin ses tellerine bir ziyanlık gelmemiş olmasıdır; ne var ki hadise korkunçtur. Eğer bu müessif şey tek parti devrinin mes’ud günlerinden birinde cereyan etmiş olsa idi, irticâı caydırmak ve yuvalarından dışarı uğramış mürtecî unsurları hâk ile yeksân etmek için Mezitli’nin etrafı topçu bataryaları ile muhasara edilir ve “tekmil batarya ateş” emrinden sonra, “Mermi tasarrufunda bulunmaya kalkışan irticâa meyl-i mahsûs ile İstiklâl Mahkemesi’nde idam olunacaktır” denilirdi. Mübalağa ediyorsam nâmerdim, yakın tarihte yeri vardır. Meselenin dış mihraklar tarafından ülkemizi karıştırmak için tertiplendiği yolunda kuvvetli emâreler de görünmüyor değildir ha!; netekim beynelmilel sanatçımız sıcağı sıcağına verdiği ifâdede, “Bana ayırdıkları oda ağzına kadar eşyayla, giysiyle dolu. Meğer odamı İspanyollara vermişler. O eşyaları çıkarmalarını söyledim çünkü çaresizdim. Bu arada gelen İspanyollar, durumu bilmedikleri için tatsız davranışlarda bulunmaya kalktılar, bizim arkadaşlar bunu engelledi” diyerek Flamenko musiki icrasıyla geçinen bir takım Gypsy unsurların kendini bilmez davranışlarına imâda bulunuyor. İçişleri bakanlığının olayı bu istikamette tahkik ederken hariciyemizin İspanya elçisini makama çağırarak sıkıştırmasını bekliyoruz. Konunun BM Güvenlik Konseyi’nde ivedilikle ele alınması da şarttır. Nitekim sanatçımız, daha hadisenin üzerinden birkaç dakika bile geçmeden sahneye çıkıp az önce kuliste ölüm tehlikesi atlattığını ilan ederek yuh çeken sanatsever hâlkımıza katılmış ve “ben de sizler gibi yuuh çekiyorum” diyerek konunun altını çizmiştir. Ülkede gündemin bir anda değişmesine yolaçan bu hadisenin, CHP’li bir belediye mıntıkasında, üstelik mübârek Pompeipolis antik kentinde vukûbulması, hüzn-i umûmiye yol açmıştır. Sanatçı bu durumu, “Yuhalama üstüne de belediye başkanının şoförü ve diğerleri bana saldırıda bulunmak istemişler. Ben fark etmedim. Emniyet müdürü falan üstüne atlamışlar, mani olmuşlar. CHP’li belediye bana saldırıyor, düşünebiliyor musunuz? Aslında orada 50 bin kişi onları boğardı ama ben yatıştırdım. Böyle tatsız tuzsuz bir şey oldu” şeklinde nitelemiş ve belki inanmayacaksınız ama, “Bana kalırsa CHP MYK’sının bu olaya el koyması ve buna bir parti soruşturması açmaları lazım” tesbitinde bulunmuştur! İyi haber alan bir takım şer odakları, Mezitli provokasyonunun sırf Başbakan’ın yurtdışı mitinglerini gölgelemek için çıkarıldığını ileri sürüyorlar ki, bence kuvvetle muhtemeldir. Şahsen bendeniz şu hadiseyi işittiğimden beri âsâbımı teskin edememekte ve dikkatimi yeniden Taksim protestolarına yoğunlaştırmakta büyük müşkilat çekmekteyim. Dışardan bakanlar güldüğümü sanıyorlar; içim kan ağlıyor benim yahu!


36DÜNYA YEMEN’E GİDEN TÜRK SİLAHLARINDA İRAN İZİ!

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

MESUT ÇEVİKALP İSTAnBuL

‘İlk sevkiyat açığa çıktığında, olayı basit

1bir kaçakçılık olarak değerlendirdik. 20

ay sonraki ikinci sevkiyatın ardından 40 gün arayla gönderilen üçüncü ve dördüncü kargolarla Türkiye’nin bir tuzağa çekilmek istendiğini gördük… Birilerinin son iki yıl zarfında Türk malı 35 bin 615 travmatik silahı Türkiye üzerinden Yemen’e gönderip sonra da ihbar etmesini başka nasıl izah edebilirsiniz ki!” Geçen iki yılda Türk-Yemen ilişkilerini zedeleyen ‘esrarlı’ silah kaçakçılığı girişimleri aydınlanıyor. Aradan geçen sürede Türk limanlarından Yemen’e gizlice gönderilen ‘kurusıkı’ silah sevkiyatlarının izini süren güvenlik birimleri, meselenin iç yüzünü aydınlatan ciddi bilgilere ulaştı. Türkiye’den ihracatı yasak olmayan, özellikle Körfez ülkeleri ile Suudi Arabistan’a satılan kurusıkı tabancaları kim, neden bisküvi kutuları içine saklayıp gizlice Yemen’e sokmak ister ki? Girişteki sözlerin sahibi, söz konusu silah sevkiyatlarının üçüncü bir ülke tarafından perdeleme operasyonunda kullanıldığını, bu yolla Türk-Yemen ilişkilerine ve Ankara’nın Arap sokağında yükselen imajına zarar vermek istendiğini söylüyor. Türk yetkili, söz konusu unsurun, Türk malı kurusıkı silahları Yemen kamuoyuna gerçek silah gibi lanse etmeye çabaladığının altını çiziyor. Soruşturmaya vâkıf yetkiliye göre, elde edilen istihbarat bilgileri akla İran’ı düşürüyor.

Türk-Yemen ilişkilerini zedeleyen ‘esrarlı’ silah kaçakçılığı aydınlanıyor. Türkiye’den kargolanıp Aden’de ihbar edilen Türk malı 36 bin travmatik silahın gerçek kaçakçılığı perdelemede kullanıldığı ortaya çıktı. İşte tuzağın perde arkası… BM Güvenlik Konseyi Yaptırımlar Komitesi’ni de harekete geçirdi. Konuyu ciddi bir şekilde ele alan komite, Tahran’a karşı yeni yaptırımlar için zemin oluşturmaya başladı.

Acem casusluk çetesi çökertildi

Türkiye’ye tuzak Zira Türk gümrüklerinden ‘bisküvi’, ‘mobilya’, ‘mutfak’ ve ‘tuvalet ekipmanı’ kaydıyla çıkarılan 36 bin ‘travmatik silah’ Yemenli isyancıların eline geçse dahi bir anlam ifade etmeyecekti. Çünkü Türkiye’de ‘kurusıkı’ diye tabir edilen bu silahlar özünde plastik mermi atıyor. Üzerinde yapılacak değişikliklerle gerçek mermi atabilseler de uzun soluklu ve verimli olmuyor. Yemen’de kişi başına 2,5 silah düştüğü, çarşı-pazarda 50-100 dolara Kalaşnikof satıldığı göz önüne getirilip kurusıkı silahı gerçek silaha dönüştürmenin maliyeti hesaplandığında söz konusu sevkiyatların ‘zihinleri bulundurmak’ maksadıyla yapıldığı anlaşılıyor. Dünya basınına yansıyan haberler üzerine açıklama yapan Türk Dışişleri, söz konusu silah sevkiyatlarının asla Türkiye’den verilmiş bir izne dayanmadığını duyurdu. Türkiye’nin Yemen’in içinden geçtiği ulusal uzlaşı sürecinde, ihtiyaç duyulan güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesine destek verdiğini, bu sürece olumsuz yansıyabilecek her türlü girişime karşı duracağını ifade etti. Açıklamayla yetinmeyen Ankara, önce 10 Şubat’ta gizlice Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan’ı, ardından Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’yı meseleyi incelemek üzere Yemen’e gönderdi. Yemen Ulusal Güvelik Servisi yetkilileriyle görüşen Fidan, Türkiye’nin konuyla ilgili bilgilerini paylaştı, sevkiyatlarda dahlinin bulunmadığını kaydetti. Aynı yetkili, Fidan’ın Yemen’e eli dolu gittiğini, Yemenli makamların da Fidan’a bu işten Türkiye’yi sorumlu tutmadıklarını aktardığını söylüyor. Başkent Sana’da yaşayan bir kaynak, Ankara’daki yetkiliyi teyit ediyor. Yemen hükümeti gibi halkın da kurusıkı silahları Türklerin gönderdiği propagandasına inanmadığını, sadece İran’a yakın internet sitelerinin sıcak tutmaya çalıştığı bu konunun ülke gündeminden düştüğünü anlatıyor. Türk silahlarının ihbar edilerek Yemen medyasına taşındığı günlerde ele geçirilen silah yüklü İran gemisinin dikkatlerden kaçmadığını vurguluyor: “Yemen güvenlik birimleri limanda bulunan Türk malı silahlara odaklanmışken, rastlantı sonucu aynı günlerde (23 Ocak) İran’a ait ağır silah yüklü bir gemi yakalandı. Yemen İstihbaratı, ‘Cihan 1’ adlı gemide milyonlarca insanın hayatına mal olabilecek patlayıcı bulunduğunu, gemide bulunan ağır silahların basit bir kaçakçılığın çok ötesinde olduğunu ifade etti. O tarihten sonra görüştüğüm Yemenli yetkililer, kurusıkı silah sevkiyatlarının Cihan 1 gemisini perdelemek amacıyla yapıl-

SEVKİYATIN ARKA YÜZÜ Sevkiyat: 22 Mart 2011’de Birleşik Arap Emirlikleri gümrük muhafaza ekipleri gelen bir istihbaratı değerlendirip Dubai Limanı’nda Türkiye’den gelen bir konteyneri detaylı aramaya tabi tuttu. Konteynerde mobilya ürünleri içine gizlenmiş şekilde 16 bin adet plastik mermi atan travmatik silah çıktı. 6 kişi gözaltına alındı. Konu Türkiye’ye aktarıldı, emniyet İstanbul’daki üretici firmaya ulaştı. Firma sahibi silahları üçüncü kişilere peşin parayla sattığını, sınır ötesine çıkarılmasıyla bir ilişkisi olmadığı savunmasını yaptı. Yargılanan firma sahibi silah kaçakçılığı suçundan ceza aldı, lisansı iptal edildi. Sevkiyat: 3 Kasım 2012’de Türkiye’den Aden Limanı’na gelen kargoya ihbar dolayısıyla müdahale edildi. Türk şirketine ait bisküvi kutularına gizlenmiş olarak üzerinde ‘Roger’ yazan, ‘imitasyon olduğu düşünülen’ 2 bin 500 adet tabanca ele geçirildi. Kargonun göndericisi Türk şirketiydi. Silahların üreticisi henüz tespit edilemedi. Türk Emniyet birimleri, Yemen makamlarından temin edilen silah numuneleri üzerinde balistik inceleme başlattı. Soruşturmayı Beyşehir Savcılığı yürütüyor. Sevkiyat: 13 Aralık 2012’de Yemen’deki Hudeyde yolu üzerinde yapılan polis çevirmesinde Türk yapımı olduğu iddia edilen 7 bin tabancanın ele geçirildiği iddia

1

2

3

dığını dillendirmeye başladı. Bizdeki kanaat de bu yönde...” Aynı kaynak, Türkiye’den gelen konteynerlerin sözde talep eden yerel firma tarafından gümrükten çekilmemesine, aksine çoğunun limana ulaşır ulaşmaz ihbar edilmesine de dikkat çekiyor: “Söz konusu silahlar gümrükten çekilmediği gibi ihbar ediliyor. Nasıl oluyorsa olayı hep önce Yemen’de İran’a yakın haber siteleri ile bir TV kanalı duyuruyor! Eldeki veriler bir araya getirildiğinde birilerinin Yemen’de Türkiye’ye tuzak kurduğu görülü-

edildi. Sana Büyükelçiliği, Yemen makamlarından, silahlara ilişkin bilgi talep edip, inceleme yapma izni istedi. Ancak yetkililer bu talebi yanıtsız bıraktı. Sevkiyat: 24 Ocak 2013’te Yemen Gümrük Muhafaza Birimleri, Aden Limanı’na 15 Kasım’da gelen ancak herhangi bir firma tarafından çekilmeyen kargoyu aradı. 3 Kasım’da Türkiye’den ‘mutfak ve tuvalet ekipmanı’ kaydıyla yola çıkarılan konteynerde gizlenmiş şekilde yaklaşık 10 bin adet küçük travmatik silah ile 115 plastik alaşımlı tüfek ele geçirildi. Gümrük İdaresi Başkanı Muhammed Zemam’ın daveti üzerine Türk Büyükelçi silahları yerinde inceledi. Büyükelçi ile Zemam ortak basın açıklamasında söz konusu sevkiyatla Türkiye’nin ilgisinin bulunmadığı ifade edildi. Sevkiyat: Mayıs 2013’te Taiz kentinin Moka Limanı yakınlarında denizden küçük botla ülkeye sokulmak istenen kaçak silahlar emniyet birimlerince fark edildi. Kaçakçılarla yaşanan çatışmada bir asker yaralandı. Ele geçirilen kurusıkı tabancaların Türk malı olduğu anlaşıldı. Yemenli yetkililer, gümrüklerde başlatılan sıkı denetimden sonra silah kaçakçılığının denizden yapılmaya başlandığını, ocak ayından bu yana bu şekilde 6 teşebbüsün engellendiğini duyurdu.

4

5

yor. Yemen’de ‘kaçak silah’ denince akla İranlıların geldiğini de unutmayın!” Diğer taraftan Yemen’i Suudi Arabistan’a karşı ön cephe olarak kullanmaya çalışan İran’ın ülkedeki normalleşme sürecinden rahatsız olduğu biliniyor. Geçiş sürecindeki siyasi boşluktan yararlanıp Saada bölgesinde Sünni Selefilerle çatışan ayrılıkçı Şii Husilere destek sağlamaya çabaladığı ortada. Nitekim Yemen hükümeti Cihan 1’de ele geçirilen İran malı ağır silahların varış noktasının Husiler olacağını düşünüyor. İran’ın bu teşebbüsü,

Yemen hükümetindeki İran rahatsızlığı sadece silah sevkiyatına dayanmıyor. Rahatsızlığın temelini Yemen İstihbaratı’nın 19 Temmuz 2012’de İran’a ait bir casusluk şebekesini ortaya çıkarması oluşturuyor. İstihbarat, liderliğini eski bir İran Devrim Muhafızı’nın üstlendiği çetenin 7 yıldır Yemen ve Afrika Boynuzu’nda casusluk faaliyeti yürüttüğünü, Şiilik propagandasının yanı sıra Yemen’in kuzeyindeki Husi ve güneyindeki Hirak ayrılıkçı hareketlerine destek sağladığını, üyeleri arasında Suriyeli bir diplomat bulunduğunu, Sana’daki İran ve Suriye büyükelçilikleriyle bağlantılı olduğunu açıkladı. İran çetesinin yakalanması üzerine açıklama yapan Cumhurbaşkanı Abdu Rabbu Mansour Hadi, İran’ın politikalarından ne denli rahatsız olduğunu sergilemekten kaçınmadı. Tahran’ı hedef alan sert açıklamalarda bulundu: “Tahran, ülkenin içişlerine karışmasın, Yemen’i rahat bıraksın.” Türkiye’nin Yemen Büyükelçisi Fazlı Çorman’a İran’ın ülkede ne kadar etkin olduğunu soruyoruz. Çorman, son yaşananların ardından Tahran’ın halk nazarındaki itibarının büyük oranda azaldığını, buna karşın kuzeydeki ayrılıkçı Husiler üzerindeki etkisinin sürdüğünü belirtiyor: “Husi halkı İran gibi Şii. Suudi Arabistan sınırında yaşayıp Suudilerle çatışıyorlar. Tahran bu grup üzerinde etkili. Bunun yanında İran Yemen’de sesiz propaganda yürütüyor. Ortada gözükmeden çalışıyorlar. ‘Husiler ile bağımız yok’ deseler de Kuzey-Güney ayrımını destekliyorlar.” Silahlı eylemleriyle ülkeyi istikrarsızlığa sürükleyen Husilerin (Genç Müminler Hareketi/Şebâbü’l-Mümin) en büyük destekçisinin İran olduğu, Tahran’ın ihtiyaç duydukları silahları Eritre üzerinden kendilerine gönderdiği iddia ediliyor. Ülkedeki Şii yapılanmadan rahatsız olan Suudi Arabistan, sınırdaki Saade bölgesinden İran desteğiyle Suudilere ateş açan Husileri havadan bombalıyor. Mısır, Ürdün, Türkiye ve Fas gibi bazı ülkeler de Yemen’in İran’ın etkisine düşmemesi için Sana hükümetine ciddi manada destek veriyor. Ankara’daki yetkiliye, Türk hükümetinin İran’dan böyle bir tuzak bekleyip-beklemediğini soruyoruz. Suriye krizinden sonra ilişkilerin gerildiğini vurgulayıp Türkiye’nin PKK konusunda da İran’dan istediği samimiyeti alamadığını hatırlatıyor: “Türkiye’den 35 bin 615 kurusıkı silahı, gerçek silah gibi gizlice transfer edenler Türkiye’yi ‘eylemcileri silahlandıran ülke’ konumuna sokmak istiyor. Bu açıdan sevkiyatların provokasyon amacıyla yapıldığını düşünüyoruz. Türkiye üzerinden başka bir ülke tarafından yapıldığı ortada. İran da yapmış olabilir. Tahran’ın bu tür örtülü operasyonlar konusunda becerikli olduğu biliniyor! Yemen’de konteynerlerle ilgili haberlerin ilk İran eksenli internet sitelerinde çıkması ilginç. Onların Yemen’deki faaliyetleri ortada. Noktaları birleştirince zihinlerde İran algısı oluşuyor.” İran’ın Ankara Büyükelçiliği’ne Yemen’de yaşananları nasıl değerlendirdiklerini sorduk. Basın Müsteşarı Abdolreza R. Shaghaghi, kendilerinde bu konularla ilgili bir bilgi olmadığını, Yemen makamlarından da bu yönde bir şikayet almadıklarını aktardı


37 DÜNYA

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

Kerim Balcı

Ortadoğu’da saflar netleşirken Türkiye-İran ilişkileri

Obama neden Suriye’ye müdahale etmeyecek? DIŞ HABERLER SERVİSİ 2012’de Romney ya da 2008’de McCain hasbelkader baş-

1kan olsaydı, ABD çoktan Suriye’ye girmişti. Obama’nın

Suriye’de ‘ağırdan alması’ ya da muhaliflerin sert eleştirileriyle ‘arkadan liderlik’te bulunmasının çok önemli sebebi olmalı. Obama, belki vicdanen çok rahatsız olmasına rağmen sessiz kalıyor, sadece muhalefetin değil demokrat ve liberal kesimin de tepkisini çekme pahasına geri duruyor, Avrupa başta, çoğu ülkenin direkt müdahale baskısı karşısında ayağını sürüyorsa boşuna değildir. Sadece muhalif basın değil, seçimlerde Obama’ya desteğini hiç saklamayan Washington Post gazetesinde bile Suriye politikası hakkındaki acımasız eleştirileri görseniz, korkunç baskının boyutu hakkında fikir edinebilirsiniz. Biraz geriye gidelim. Yeni başkan makamına oturduğunda, ülkede tablo şuydu: Afganistan’da artık ‘istenmeyen’ ABD askerleri için toplam 468 milyar dolar ödenmiş ve halen 102 bin asker için ayda 7 milyar dolar ödeniyordu. Bush’un ‘demokrasi taşıdığına’ inandığı Irak’a uçaklarla para taşınmış, 1,5 trilyon dolar harcanmış ama Saddam’ın yokluğu haricinde Irak’ta değişen ne oldu sorusu cevabını bulamamıştı. ABD, bir yanda ne Sünniler ne Şiiler ne de Kürtleri, öte yanda ne Avrupa ne Rusya ne de Ortadoğu’yu memnun edebilmişti. Aksine hem ABD’ye hem de birbirlerine kinleri bilenmişti. ABD hükümeti bir yandan trilyonlar harcamasına rağmen kimseye yaranamazken, öte yandan, kendi askerleri ölürse ABD halkı, öldürürlerse de dünya halkı tarafından katil ilan ediliyordu. Tam da bu sırada, ABD topraklarında mortgage krizinin patlak vermesiyle milyonlarca insan evini ve işini kaybetti, intiharlar yaşandı. Halkı yatıştırmak için ‘durgunluk’ dense de aslında yaşanan büyük bir ‘depresyon’du. İşsizlik oranları 1960’lardaki ‘aç yıllar’ seviyesine yaklaşmıştı. Bütün dünyada ABD imajı yerle bir olmuştu. Obama fark etti ki, çokça tekrar edilen ve pek hoşa giden ‘Amerikan gururu’ karın doyurmuyordu. Halk savaş yorgunuydu, kendisi ve ailesi için ferah bir gelecekten başka bir şey istemiyordu. Bugün Obama, kendisine seçim kazandıran, ‘askerlerimiz vatana dönecek, işsizlik azalacak, sağlık reformu yapılacak’ vaatlerinden geri dönemez. ‘Kriz geçiyor’ propagandasının aksine, ekonomik durgunluk atlatılmış değil. Dev askerî harcamalarla vaadlerin gerçekleştirilmesi imkânsız. Savaşların ekonomiyi sarsan ve kimseyi memnun etmeyen acı tecrübeleri ortadayken, Afganistan ve Irak’ta çekilme devam ederken, Suriye’de yeni bir cephe açmaktan kaçınılacağı şüphesiz. Obama’nın Suriye’de ‘ağırdan almasının’ en masum yolu, BM ile birlikte hareket etmektir ki o da öyle yapıyor. Geçen haftaki G8 Zirvesi de benzer anlamsız açıklamalarla sona erdi. En yakın ve makul çözüm, silah yardımlarını artırmak, belki ağır silah da göndermek ve son olarak ‘uçuşa yasak bölge’ uygulamak görünüyor ki çalışmaların yapıldığını duyuyoruz. Sınırımızdaki dram bizi çok üzdüğü için bu politika ‘sorunlu’ görünse de ülkesini ‘son’dan kurtarmaya çalışan bir Obama için ‘sorumlu’ bir yaklaşımdır.

AMERİKA’NIN DA GÜNDEMİ YOĞUN NSA SKANDALI: Geçen hafta, eski bir CIA çalışanı olan Snowden’ın ifşa ettiği, Millî Güvenlik Teşkilatı’nın (NSA) Ame-

rikalıların telefon görüşmeleri de dahil neredeyse bütün dünyanın iletişimini izlediği gerçeği halen gündemde ön sıralarda. Snowden, geri adım atmak bir yana ifşaatlarına devam edeceğini belirtirken hükümet cephesi bir yandan skandalın yayılmasını engelleyecek hukuki önlemler almaya bir yandan da toplumda oluşan gerilimi hafifletmeye çalışıyor. NSA Başkanı General Keith Alexander, bugüne kadar izlemeler sayesinde 50 terörist saldırısının engellendiğini iddia etse de bunlar için ne bir adres ne de bir isim verdi. En cesur çıkış Google’dan geldi ve mahkemeye başvurarak, konu hakkında açıklama yapma yasağının, anayasanın ifade özgürlüğüne ters olduğunu ifade etti. Konu daha aylarca gündemi meşgul etmeye ve hükümetin başını ağrıtmaya aday görünüyor. FED’İN AÇIKLAMASI: Diğer bir önemli haber, Amerikan Merkez Bankası FED’in ‘ekonomideki iyileşme sürerse artık bono alımları yapmayacağı’ açıklamasıydı. Bu, ekonomi çevrelerinde “FED’in psikolojik operasyonu” olarak algılandı. Zira ‘ABD ekonomisi batıyor’ denemese de daha iyiye de kesinlikle gitmiyor. İşsizlik oranlarında binde birkaç rakam iyileşmenin ötesinde gelişme yok. 2014 büyüme oranı IMF tarafından yüzde 2,7 olarak açıklandı ki, bu bir önceki hedefin, 0,3 gerisindeydi. Öte yandan, mortgage faiz oranları mantıklı hiçbir sebep yokken hızla yükselmeye başladı. Bankaların para hırsı halkın şevkini kırıp durgunluğu birkaç yıl daha uzatabilir. TALİBAN’LA RESMÎ GÖRÜŞMELER: ABD dış politikasının en önemli gelişmesi olarak, 2014 sonundaki kapsamlı çekilme öncesinde, Taliban’ın resmî muhatap kabul edilmesi sayılabilir. Taraflar, resmî görüşmeler yapmak üzere Katar’ın başkenti Duha’da masaya oturuyor. Taliban ekibi, liderleri Muhammed Ömer tarafından belirlenirken, ABD ekibi Dışişleri ve Beyaz Saray yetkililerinden oluşuyor. ABD düşünce kuruluşlarında yıllardır tartışılan ve zemini oluşturulan barış görüşmeleri sonunda resmileştiriliyor. ABD için, Türk hükümetinin İmralı’yla barış görüşmesi yapması kadar önemli bir olay. Amerikan hükümeti tarihinde ilk kez radikal Müslüman bir grupla, barış ortamı sağlama çerçevesinde bir araya geliyor. Her iki taraf da büyük beklentiler içinde değil ama bir umut ışığı görülüyor ki bir araya geliyorlar. Bu gelişme, sadece Afganistan değil bütün Ortadoğu için büyük önem taşıyor. Afganistan lideri Karzai’nin görüşmelerden rahatsız olmasını da ‘potansiyel baş ağrısı’ olarak bir kenara not edelim. SURİYE: Yaygın görüş, ABD’nin liderlikte geride kaldığı ve büyüyen problemin ileride daha büyük sorunlara yol açacağı şeklindeyse de “Suriye’de ne vatandaşımız ne de çıkarımız var, bırakın başlarının çaresine baksınlar” diyenler az değil. Cumhuriyetçiler askerî müdahale çözümüne daha yakınlar; ancak El Kaide’nin eline geçme tehlikesine binaen, silah yardımına şiddetle karşı çıkıyorlar. CUMHURİYETÇİLERİN GÜNDEMİ: GOP, bütün gücüyle şu iki konuda Demokratlara engel olmaya çalışıyor: Obama’nın sağlık reformunun bir parçası olan ‘Obamacare’ ve hazırlanan ‘Göçmen Yasası’. Öte yandan şu iki konuda da cansiparane mücadele veriyor: Bingazi’de ölen Libya Büyükelçisi dosyasından bir kelle koparabilmek ve sıkı Cumhuriyetçi ‘Çay Partisi’ üyesi şirketlerin üstüne giden vergi kurumundan (IRS) intikam alabilmek.

Geçtiğimiz hafta yaşanan bir dizi gelişme Ortadoğu’da menfaatleri çatışan tarafların saflarını biraz daha netleştirdi. Suriye’de rejimin kimyasal silah kullandığına dair bulgularının şüphe götürmez olduğunu ilan eden ABD yönetimi, muhaliflere yapacağı silah yardımını nicelik ve nitelik olarak artıracağını açıkladı. İran seçimlerinin sonuçları daha açıklanmadan rejimin kaynakları Suriye’ye dört bin kişilik bir askerî güç göndermeye hazırlandıklarını söylediler. Hizbullah, eskiden olduğu gibi sadece Hizbullah’ın nüfus tabanını oluşturan Lübnan sınırındaki köylerde değil, rejimin emirleri çerçevesinde Suriye’nin tamamında çatışmaya hazır olduğunu açıkladı. Hamas, Hizbullah’a Suriye’den derhal çekilmesi çağrısında bulundu ve bu örgütle olan ilişkilerini askıya aldığını söyledi. İsrail, Suriyeli muhaliflere verilecek silahların yanlış ellere geçeceği yönünde bir endişesi olmadığını en yetkili ağızdan duyurarak, daha önce rejimin kalması yönündeki eğiliminden vazgeçmiş olduğunu ilan etti. Rusya, Çin, Suudi Arabistan, Mısır hep bir şeyler söyledi. Bir tek Türkiye bir şey söylemedi. Hem de Türkiye’ye milyarlarca dolara, en az dört cana, telafisi neredeyse imkânsız uluslararası imaj kaybına sebep olan dört haftalık Gezi Parkı ayaklanması ile alakalı olarak bir dizi İran vatandaşı tutuklandığı veya aranmakta olduğu bir dönemde… Türkmen Alevilerinin liderlerinden Özdemir Özdemir’in son üç yıl içinde 700 kadar Alevi dedesinin İran’a götürülerek Devrim Muhafızları ve Ali Hamaney’le görüşmeler yaptıklarını iddia ettiği bir dönemde… Reyhanlı saldırısının arkasında Suriye parmağı ve parasının var olduğunun ispat edildiği bir dönemde… Türkiye’de Sünni-Alevi çatışması çıkarılmaya çalışıldığı bir dönemde… İran hakkında bir şey söylemediği gibi, Türkiye’nin, Gezi Parkı olaylarının arka planı ile alakalı yaptığı açıklamalarda İran’ı gözeten bir tavır takındığı dahi söylenebilir. Bu tavrın açıklamaları olabilir elbette. Bölgemizde zaten kaşınmaya çalışılan Sünni-Şii çatışması potansiyelini harekete geçirecek bu tür açıklamalardan kaçınılmış olabilir. Hafta sonu yapılan seçimlerin sonuçlarına göre yeni liderlik yapısının bu konuda çok daha farklı davranacağı gibi –bence naif– bir beklentiye girilmiş olabilir. Dönem yaz dönemi olup, klima kullanımlarından dolayı evsel elektrik tüketiminin en yüksek seviyelere çıktığı bir dönemde, hem de Ramazan yaklaşırken, elektrik üretimimizi sağladığı doğalgaza bağımlı hale getirdiğimiz İran’ın canını sıkmaktan çekinilmiş olabilir. 2014 seçimlerine kadar dış politika aktivizminde görece bir profil düşüşüne gidilerek PKK ile yürütülmekte olan görüşmelerin hızla sonuç vermesi ve bu başarının yerel seçimlerde sandığa yansımasının daha uygun olacağı düşünülmüş olabilir. 2015 Nisan’ına kadar Ermeni soykırımı iddialarıyla alakalı yoğun bir karşı kampanyayla mücadele etmek zorunda kalacağını bilen Dışişleri Bakanlığı bu konuda Şii dünyasının desteğini (Tehcir’e tabi tutulan Ermenilerin ekser kısmının şimdilerde Şii kontrolünde olan ülkelere gönderilmiş olduğu düşünülünce) kaybetmemenin önceliği olduğunu düşünmüş olabilir… Bunların hepsi anlaşılabilir açıklamalar. Ben de, hiç değilse, Hasan Ruhani liderliğindeki İran’ın farklı bir dış politika izlemeyeceğinin görülmesinin önemli olduğuna inanıyorum. Mevcut Şii-Sünni çatışmasının Suriye, Lübnan, Irak ve Pakistan’ı nasıl sarstığı ortada iken, benzer bir çatışmanın içine Türkiye’nin çekilmesinin hiç akıllıca olmayacağını da görebiliyorum. Bu durumda İran’ın yayılmacı ve çatışmayı yayıcı siyasetinden duyduğumuz rahatsızlığı sivil unsurların seslendirmesi daha doğru olabilir. Ben de bunu yapıyorum. k.balci@zaman.com.tr


38 KÜLTÜR

ERKAM EMRE İSTAnBuL Çantasını koluna takıp şehir şehir dola-

1şan zamane seyyahları, çoğunlukla

önünden geçtiği tarihi anlamaz. Bu gözden kaçan tarihi yapıların dilini çözebilmek için mini bir mimari rehber hazırladık. İki haftadan daha fazladır Türkiye’nin gündemi Gezi Parkı etrafında gelişen şiddet içerikli eylem ve tartışmalara odaklandı. Ülkenin özellikle büyük şehirlerine yayılan protesto ve gösteriler, projenin ne olduğunu gölgede bıraktı. Şehir plancıları ve mimarlardan gelen tepkiler başta eylemciler olmak üzere henüz halk nazarında bir karşılık bulmuş değil. Hal böyle olunca mesele mimari ve şehircilik açısından yeterince irdelenmiyor. Ama şu bir gerçek ki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir TV kanalında zikrettiği “Baroksa barok başka bir mimariyse başka bir mimari tarz.” ifadesi akıllarda yer etti. Peki, son yıllarda imar faaliyetleri ve tarihi binaların restorasyonuyla kulağımıza ilişen bu mimari terim ve tabirlere ne kadar hakimiz? Yoksa barok, rokoko, neoklasik, gotik, romanesk vs. denince sedece birbirinden ayırt edemediğimiz tarihi bina imgesi mi akla geliyor? Seyahate hazırlıksız çıkanların “güzel, süslü binalar vardı” klişesine düşmemesi için mini bir mimari kılavuz hazırladık. YEM Yayınları’ndan çıkan ve Carol Davidson Craogoe’un yazdığı “Binalar Nasıl Okunur?” kitabından faydalanarak hazırladığımız bu kılavuz, meraklıları için devede kulak kalacak elbette. Beyhude gidip beyhude dönmek istemeyenler içinse bir anahtar niteliğinde. Bir binanın ne zaman, niçin ve hangi üslupla inşa edildiğini öğrenmek, sanat eserinin sırrına vâkıf olmaya yarayabilir. Bu şekilde dilini bilmediğiniz yerlerde mekânın ana diliyle okuma yapabilirsiniz.

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

Topçu kışlası nasıl bir mimari eserdi? tarzları harman edilerek yorumlanırdı. Yüzyılın bitmesine yakın Art-Nouveau (Yeni Sanat) gibi tamamıyla farklı tarzlarda denenmişti. Bu dönemde ayrıca soğan kubbeli, çakma kubbeli, kafesli pencereleriyle Mağrip tarzı da görülmeye başlanmıştı. Bu mimari bazı Doğu Avrupa sinagoglarında ve Rus Ortodoks kiliselerinde görülüyordu.

Topçu Kışlası melez mimari ürünü Padişah III. Selim tarafından 1789’da Krikor Balyan’a yaptırılan Taksim Topçu Kışlası, zaman içindeki eklentilerle birlikte çoğunlukla oryantalist öğeleri yansıtan melez bir mimari ürün. Birkaç kez yenilenen ve hatta yıkılıp yeniden yaptırılan binada ilk başta (Napolyon döneminde ortaya çıkan) neoklasik tarz hakimdir. Eklentilerle beraber Hint, Rus, Fransız mimari üslup ve oryantal bölümler oluşmuş. Tahrip edilen, yangın geçiren kışla, 1840’da onarıldı. Bu defa 19. yy mimari üslubuna göre son derece gösterişli ve görkemli bir hal aldı. İtalyan seyyah Edmonde de Amicis anılarında ‘Topçu Kışlası, Türk-Mağrip üslubunda yapılmış, sütunlara dayanan kapısı ve çıkıntılı galerilerinin yanı sıra arma ve arabesk tarzdaki küçük pencereler’den söz ediyor.

Mini mimari sözlüğü

Erken Hıristiyan ve Bizans mimarisi Hıristiyanlık, MS. 326 yılında Roma’nın resmi dini olduktan sonra başta İstanbul olmak üzere imparatorluğun önemli merkezlerinde eski usul yapı teknikleri yeni dini mabetlerde evrilerek uygulanmaya başlandı. Özellikle Romalıların toplantı salonu olarak kullandıkları bazilika, kiliselerin tamamında görülüyordu. MS. 532 yılında inşa edilen Ayasofya kubbeli bazilika, örneğinin en güzelini teşkil ediyor. Yapının içi mozaik ve renkli taşlarla bezenirken, korent tarzı stilize edilmiş. Haç ile donatılmış sütun başlıkları ise bu tarzın simgelerini teşkil ediyor.

Gotik üslup 12. yy’a gelindiğinde Avrupa mimarisinde sivri kemerlerin gelişmeye başladığı görülür. Gotik tarz, bir önceki üslup olan romaneske nazaran çok daha yüksek biçimli yapılarda tercih edildi. Büyük pencerelerse alamet-i farikası oluyordu. Yine bu dönemde pencereler, girift çiçekli süslemelerle dikkat çeker. Geç Ortaçağ döneminin sonrasında duvarcıların kendilerine olan güveni artmış ve kaburgayı andıran yapıdaki tavanlar inşa edilmeye başlandı. Yine bu mimaride, yüksek çan kuleleri, çok sayıda sütun ve girişik bezemeler öne çıkan mimari

öğelerden.

Barok ve rokoko 17. yüzyıl başlarında gelişen barok üslup, ince detay ve mekanda çarpıcı duruşuyla kendini belli eder. Dönemin mimarları, dramatik bir izlenim oluşturmak için yapıtlarında mitolojik heykellere, vazo şekilli korkuluklara ve pencere alınlıklarına yer vermişlerdi. Barok tarz mimari, özellikle Roma Katolik kiliseleri ve Avrupa saray mimarisiyle özdeşleşmişti. Baroğa göre daha yumuşak ve az bezeli olan rokoko ise süslemedeki aşırılığa bir tepki olarak doğdu. Daha çok dekoratif unsurun bir öğesi olan rokoko, deniz kabuklarının ve çiçekli bezemelerin kullanıldığı C ve S şeklindeki kavislerle dikkat çekiyor.

Neoklasik mimari Aydınlanma dönemine doğru orantılı bir biçimde 18. asrın ortalarında gelişen neoklasik mimari, bilimsel çalışmalara ve antik Yunan, Roma yapıtlarına atıfta bulunuyordu. Klasik üslubu barındıran mimari yapıların yeniden revaç bulması uzun sürmedi. Başta Amerika ve Fransa’da hızla yayıldı. Kendinden önceki barok ve rokokonun şatafatlı görüntüsüne karşı, Roma’nın sade ve ağır yapısını temsil ediyordu.

Geç 19. yüzyıl 1837-1901 yılları arasında Britanya’ya hükmeden Kraliçe Viktorya döneminden sonra ortaya çıkan mimariye Viktorya dönemi denir. Dev yapılı kamu binaları, mimarının kendine has tarzı ile klasik, romanesk, ğotik ve rönesans

Arkat: Kemer dizisi. Bazilika: Erken Hıristiyan ve Ortaçağ mimarisinde, yan geçitleri bulunan kilise türü. Fresk: Boyanın doğrudan ıslak sıva üzerine uygulandığı resim. Galeri: Bir yanı genellikle açık olan geçit. Gregoryan: 1714-1830 arasındaki İngiliz mimari üslubu. Grotesk: Fantastik ya da efsanevi; özellikle insan, hayvan ve kıvrımdal biçimlerini bir araya getiren figürlere atfedilen süsleme çeşidi. Kâgir: Taş ve tuğladan yapılmış yapı. Klasik: Antik Yunan ve Roma çağlarıyla ilgili olan. Limon kirişi: Merdivenin eğik çıkan kısmı. Mikro-mimari: Dekoratif olarak kullanılan kemer ve kalkan duvarı gibi minyatür mimari motifler. Narteks: Kiliselerde, inancını yeni değiştirenlerin durduğu alan. Nef: Kilise cemaatinden olanlar için ayrılan bölüm. Pitoresk: Anlamı resimsi, çeşitlilik ve dramayı vurgulayan bir 18. yy. akımı. Portik: Revak. Romanesk: MS 1000 ile 1200 arasındaki tarihli mimari üslup. Taçkapı: Osmalı’daki muadili ibadethanenin avlusuna girilen cümle kapısı. Vitray: Özellikle kiliselerin ve bazilikaların baş kısmında bulunan renkli süsleme cam.


39YORUM

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

Mümtaz’er Türköne

İmam nikâhına bir de bu gözle bakın!

Sınıfsız toplum Gezi Parkı ekseninde yaşananlar üzerine giriştiğim sınıf analizlerine, "sınıf" ve "statü" karşılaştırmalarına özellikle sol cenahtan çıldırmış tepkiler aldım. Solun vazgeçilmezi olan "sınıfsal açıklama"yı galiba benden başka yapan çıkmadı. "Bilimsel sosyalizm"i benimseyen radikal grupların şiddet yüklü eylemlerine aldırmayın. Marks dünyanın bazı bölgelerinde yaşamaya devam ediyor; ama Taksim civarında izine ve eserine rastlayan olmadı. Taksim eylemlerinin küçücük bile olsa, ezilen sınıflarla temas alanı yoktu; tersine geçmişin egemen sınıfları yitirdikleri hegemonyanın peşine düşmüşlerdi. Var iken değerini pek kavrayamadıkları eski statükoyu arıyorlardı. Protesto eylemlerinin farklı toplumsal kesimleri eşitleyen güçlü bir ortak paydası vardır. Ortak payda, içi farklı şekillerde doldurulan "protesto"nun kendisidir. Geçersiniz protestocuların yanına, siz de tepkinizi dile getirirsiniz. Kimse de dönüp "sen neye karşısın?" diye sormaz. Eylemin genel gidişini amacından saptırmadığı sürece, sonradan katılanlara barikatlarda her zaman yer bulunur. Kıyamet, işler yolunda gidip de maksat hasıl olduktan sonra kopar. Devrim sonraları iktidar mücadeleleri, tarihin en kanlı ve kıyıcı katliamlarına sebep olur. Fay hatlarının kesiştiği yerdeyiz. Şiddet yöntemine müracaat eden sol grupların muradı, konumuzun bütünüyle dışında. Sol düşünce, bizde hiçbir zaman sınıfsal temellere dayanmadı. "Anti-emperyalizm" her zaman daha kolay bir ateşleyici ve birleştirici güç olarak devreye sokuldu. Ulusalcılığın, sol düşüncenin alamet-i farikası haline gelmesi bu anti-emperyalizm kolaycılığının eseridir. Cumhuriyet'i kuranlar, millî mücadeleden çıkıp gelmişlerdi ve sınıfsız-imtiyazsız bir toplum isteyerek, aşağı kattakilerin egemenliğine kendi ayrıcalıklarını sürdürmek için karşı çıkmışlardı. Bugün Taksim'de karşımıza çıkan geniş koalisyonun bu tarihî geçmişten bir farkı var mı? "Anti-kapitalist Müslümanlar"ı namaz kılarken, Cihangir'in nevzuhur burjuvazisini yoga yaparken aynı safta bir araya getirebilmek için, sınıfsız-imtiyazsız toplum idealinin

hâlâ yaşamakta olması gerekir. Sınıf mı? Burjuvazimiz, rahatını bozup, meydanlara çıkıp, biber gazına ve polis jopuna direniyorsa ve üstelik bu kadar eziyete toplumun bütünü için katlanıyorsa sınıf terazisi iflas etmiş demektir. Madem sınıf yok, o zaman her şey mubah olmalı. Tuba ağacı gibi ters duran sol idealler, bunun göstergesi. Türkiye'de ezilen-ezen ilişkisi yakın zamana kadar örgütsüz geniş halk kesimleri ile Cumhuriyet'in yönetici-seçkin azınlığının kendi içinde oluşturduğu tarihsel blok arasında geçti. Askerî vesayet, bu blokun fakir halk çocuklarından devşirdiği askerî sınıf ile, çoğunluğa karşı iktidarını sürdürmesine hizmet etti. Sonra bu blokun miadı doldu. Örgütsüz halk, kendi içinden çıkan ve halka dayanmaktan başka gücü olmayan yeni bir seçkin grubu iktidara taşıyarak, onların aracılığıyla tarihin sonunu getirdi. Ağaçlar, çölleşmekte olan dünya için önemli bir değer. Ama kimse, Brezilya'yı kasıp kavuran eylemlerin 20 kuruşluk otobüs zammından kaynaklanmasını, Türkiye'den farklı olarak Amazon yağmur ormanlarındaki ağaç bolluğuna dayanarak açıklayamaz. Eğer sınıf diyorsanız, Türkiye'yi değil, Brezilya'yı mercek altına yatıracaksınız. Demokrasilerde siyasetin geleceğini, birbiriyle rekabet eden seçkin grupların hal ve gidişine bakarak kestirmek mümkündür. İktidarda olan AK Partili seçkinler, geçmişin taşra radikalizmi içinde kişiliklerini ve reflekslerini edindiler. Geçmişlerinde bugünkü yönetim yeteneklerine yansıyan sıkı bir tecrübe birikimi var. Her iki kesime de aşinayız. Eşit şartlarda yürütülecek rekabette, Cumhuriyet burjuvazisinin sülbünden gelenlerin iktidardaki seçkinler karşısında hiç şansı olamaz. Kapitalizmin kendi iç rekabeti boyunca dişiyle, tırnaklarıyla mücadele ederek bulunduğu konumu elde eden yeni bir beyaz yakalı sınıf gelişiyor. Bu sınıfın vitrinini pazarlamacılar oluşturuyor. Geleceğin yöneticiseçkinleri muhtemelen bu yeni sınıfın içinden çıkacak. Uzun ama çok uzun bir zaman sonra... m.turkone@zaman.com.tr

‘Duran adam’ ve ‘pısırıklar’ ETYEN MAHÇUPYAN

Gezi'de ilk toplanan grubu anlamlandırmaya çalışırken hükümetin dizginlenmekten hoşlanmayan tavrı ve Başbakan'ın üslubu üzerinde haklı olarak duruluyor. Ama bunlar Gezi'yi açıklamıyor, çünkü bu tablodan olumsuz etkilenenler herhalde gençlerden ibaret değil. Öte yandan Gezi'deki gençlerin Türkiye'deki o yaş kuşağını temsil etmediği de açık. Belki de Gezi gençlerinin eylemi, aslında hükümete tepki göstermesi ve bunu siyasete taşıması gereken ‘pısırık' ebeveynlerine karşı bir hareket. Düşünün ki burada çoğu eğitimli, gelir düzeyi ortalamanın üstünde, unvan olarak önemli pozisyonlara sahip anne ve babalardan bahsediyoruz. Kendilerince sadece önemli değiller, doğruları da çok daha iyi biliyorlar ve mütedeyyin kesimin hali tavrını, üslubunu, tercihlerini ve doğal olarak değerlerini insiyaki olarak horluyorlar. Bunlar aynı zamanda kendi gençliklerini 60'lı yıllarda yaşamış ebeveynler. Çocuklara nasıl davranılması gerektiğini bili-

Ahmet Kurucan

yor, onlara özgürlük alanları açıyorlar. Öte yandan küreselleşme sayesinde artık eğitim sadece okullarda alınmıyor. İletişim ağları ve enformasyona ulaşma imkânı, öğretmenlerine oranla daha fazla ve çeşitli bilgi cümlesini zihninde depolayan, ama gerçek bir öğretim perspektifinden geçmediği ölçüde de, bu bilgi cümleleri arasında sistematik anlamlandırma inşa edemeyen ve hatta bunu reddeden bir genç kuşak ortaya çıkarmış durumda. Bu gençler sorumluluk almanın değil, sorumsuzluğu bir siyaset türü olarak önermenin peşindeler. Başkaları yönetsin ama doğru dürüst yönetsin diyorlar. Gerçekten de kimsenin siyasetle ilgilenmek gibi bir mecburiyeti yok. Ayrıca gençlerin ‘doğru dürüst' diye tanımladıkları tavra da kimsenin itiraz edecek hali yok. Hükümetin ve siyasetçilerin üslubu ve siyasetin gelmiş olduğu kaba ve vasat dilin, bugün dünya ile ilişkili bir insanı, yaşı ne olursa olsun tatmin etmesi mümkün değil. Ayrıca hükümetin son dönemde hayat tarzına müdahale etme arzusunu ima eden girişim ve söylemlerinin de ‘yetti artık' dedirtmesi kimseyi şaşırtmamalı. Ne var ki bunları değiştirmek sadece itirazla olabilecek bir şey değil... Birilerinin de bu itirazın siyasetini yüklenmesi lazım.

İmam nikâhı hakkında genel kanaatleArdından bir başka soru: “Böylesi bir nirimi daha önceden çeşitli vesilelerle yazdım. kâhı kıyan ve son tahlilde yuvanın dağılmaOna geri dönecek değilim; isteyenler arşiv- sına sebebiyet veren imamın ya da şahitleden o yazılara ulaşabilirler. Bu yazıda resmî rin bu süreçte sorumluluğu hangi ölçüdedir? evlilikleri dinî inançları sebebiyle pekiştiren Din bu konuda ne diyor? Ve en can alıcı soru imam nikâhından değil de, ikinci-üçüncü ev- en sonda: “Eğer bu nikâh caiz ise şayet, söz lilikler için kullanan imam nikâhından bah- konusu imam nikâhının mut’a nikâhından sedecek ve sırf bu nedenle yıkılmanın eşiğine ne farkı vardır?” gelmiş bir yuvadan, intihar etmeyi diline doSonuca gelelim; kadın kocasını asla aflayan bir eşten söz ederek sorduğu birkaç so- fetmeyeceğini söylüyor; şu günlerde zehirruyu kaydedeceğim. zemberek yaşadığı hayatı -Allah muhafaza Özeti şu: “Yurtiçi ve dışında çok çeşitli intiharla sonlandırma düşüncesi içinde olhayırlı hizmetlerde bulunmuşlar… çokları- duğunu yakın dostlarına bildirdiği gibi bana nın gıpta ile baktığı mutlu bir hayatları var- ulaşan e-postasında da bu düşüncesini yazmış… kadın üniversite mezunu olduğu halde mış. çocuklarının talim ve terŞimdi imama, şahitlere biyesi adına ev hanımlı- “Camide, cami cemaatinden iki kişi düşen sorumlulukları, yaptığını tercih etmiş… eşi yoldan alıkonulup şahit tutularak rımları, mut’a nikâhı ile araona “Ruh ikizim, göz ay- kıyılan bu imam nikâhı ile yapılan sındaki farkı gibi işin fıkhî dınlığım, dünyada ve evlilik caiz midir ki o şahitlerin kim yanını ilgilendiren konular ahirette refika-i hayatım, olduğu bilinmediği gibi, bilinse dahi bir tarafa, insanî, vicdanî ve sen bana Allah’ın en bü- onlar şahitlik yaptıkları kişileri ne o ahlakî değerlerimiz itibarıyla gün ne de bugün de biliyorlar? yük lütfusun...” gibi sözbakalım olaya? Tek bir soru: lerle hitap edermiş… Değer miydi? Bitme tükenme bilmeyen seyahatler “Babam Hayatınızı dünya-ukba bütünlüğü diyeolsa idi bizi doktora götürürdü değil mi rek birleştirdiğiniz eşinize, çocuklarınızın anne!..” serzenişlerine neden olmuş… aklı annesine, geçici şehevî zevkleri uğruna böygeride kalmasın diye kocasının yokluğunda lesi bir davranışı nasıl reva görürsünüz? yaşadığı sıkıntıları sürekli gizlemiş… ve bir Müslüman olmayı bir kenara bırakalım, gün gerçek ortaya çıkmış; meğer ki kocası bir hangi vicdan sahibi insan buna can u göbaşka kadınla hem de yıllardır imam nikâhı nülden evet der? Kendi itibarını iki paralık etile evliymiş… bunu fark eden birisinin ‘bı- mesi haydi kendi tercihi diyelim; pekâla bu raktığın takdirde karına söylemem’ demesine insan bu gerçeğin açığa çıkması durumunda rağmen ihtimal çektiği vicdan azabından do- –ki çıkmış işte ve gerçeklerin mutlaka açığa layı kocası bu durumu bir gün kendisi an- çıkma gibi bir huyu vardır malum- ailesinin, latmış… ve kadın diyor ki: “Yıllardır yollarını çocuklarının, ait olduğu camianın ve en gehasretle gözlediğim, dürüst, samimi, sadık niş dairede İslam’ın itibarını hiç mi düşünbildiğim eşim meğer ki bana yalan söylü- mez bu insan? Ve hepsinden öte Allah muyormuş…” hafaza dedim, bir kez daha diyorum eğer eşi Muhtevayı yansıttığı kanaatiyle burada içine girmiş olduğu bu bunalım sürecinde inkesiyorum; aradaki boşlukları hayal gücü- tihar ederse, asıl sorumluluk kime ait olanüzü kullanarak siz doldurabilirsiniz. Şimdi caktır? sorular: “Camide, cami cemaatinden iki kişi Sözün geldiği bu noktada fazla sözü yoldan alıkonulup şahit tutularak kıyılan bu fazla görürüm. Başlıkta dediğim gibi imam imam nikâhı ile yapılan evlilik caiz midir ki nikâhına bir de bu gözle bakın. o şahitlerin kim olduğu bilinmediği gibi, biSon sözüm; değer miydi? Cevabınızın linse dahi onlar şahitlik yaptıkları kişileri ne ‘hayır’ olduğunu düşünüyorum. ‘Evet’ dio gün ne de bugün de biliyorlar? Şahitlik ve yenlere şunu derim: Keşke bunu meşru yolnikâh kıyma gerçekten bu kadar sembolik lardan yapsaydı. Meşru boşanma sebeplerine midir İslam’da? Hukukî hiçbir yaptırımı yok sahipse, önce boşanıp sonra diğeri ile evmudur?” lenseydi! a.kurucan@zaman.com.tr Birilerinin kendi sorumluluklarının bilincinde olarak bu yükü taşıması lazım... Diğer bir deyişle sembolik olarak bakıldığında, Gezi'deki gençlerin ebeveynlerinin doğal olarak çoktan siyasetin içinde olmaları, onu etkilemeye çalışmaları gerekiyordu. Şimdi bu gençlerin şu soruyu kendilerine sorması gerekiyor: Acaba bu kadar bilgili, eğitimli ve önemli anne babaları niçin siyasette bu kadar aciz? Bunun nedeni söz konusu hasletleri rekabetsiz bir dünyada kazanmış olma ihtimalleri olabilir mi? Acaba daraltılmış bir kamusal alanın varlığı sayesinde, korunaklı yollardan geçerek mi bulundukları yere geldiler? Yani, şimdiye kadar hiç siyasete ihtiyaçları olmadan hayat onlara istediklerini verdi mi? Belki bu ebeveynler de aynen çocukları gibi ‘yaratıcı', onlar kadar ‘zekiydiler'... Ama muhtemelen birçoğu (ne kadar sürdüğü belli olmayan) bir ideolojik ahmaklık dönemi hariç, bu zekâlarını kendi kişisel hayatlarında kullanmakla yetindiler. Çünkü (yine muhtemelen) hayat zaten onların istediği gibiydi, kendi hayat tarzlarını rahatça yaşıyorlardı ve dışlanan diğer kesimin ise ‘gelişmemiş' bir hayat tarzına sahip olduğundan fazlasıyla emindiler. Bu olaylar gençlerle ebeveynlerin yakınlaşmasına, birbirlerini daha iyi anlama-

larına neden olabilir. Aralarında temelde bir fark olmadığını görebilirler. Çünkü aslında ‘yeni' olan asıl şey, iktidarın bu kesimin hayat tarzını ve kimliğini sıkıştırması, dolaylı olarak horlaması... Yaşanmış olan doksan yılın ardından, çoğunluğun nihayet ve ilk kez gerçek anlamda siyasete hakim olması, AKP'nin bütün gayretlere rağmen yerinden oynatılamayan bir ‘duran adama' dönüşmesi böyle bir anlam taşıyor. Tabii ki hükümetin sekter ve cemaatçi bir yaklaşım sergilememesini, kendi kültürel kimliğini ‘asıl iyi' sayan bakışını değiştirmesini istemek gerek. Ancak bu isteğin hükümet üzerinde etkili olmasını sağlamak da lazım ve burada iletişime ihtiyaç var. İyi de eğer gençler iletişimin sorumluluğunu taşıyamıyorsa, ebeveynler kendi pısırıklıklarını aşmakta zorlanıyorsa, bu kesimi temsil etme durumunda olan parti ise gülünç hale gelmişse, iktidarı (değiştirmek bir yana) kim nasıl etkileyecek? Muhalefet de İslami kesimden mi beklenecek? Laik kesim Gezi eyleminin özünde kendi yabancılaşmasının yattığını ve bu gidişin bir ‘sosyal anlamsızlaşmayla' sonuçlanabileceğini kavramak zorunda... e.mahcupyan@zaman.com.tr


40YORUM

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

MURAT YÜLEK Türkiye’de Gezi Parkı olaylarından sonra

1Brezilya ve Endonezya’da da olaylar or-

taya çıktı. Eş zamanlı olarak Amerika’da Fed’in açıklamalarından sonra gelişmekte olan piyasalardan para çıkışı yaşandı. Amerika’da canlanma emareleri görülürken Çin nisbeten yavaşlıyor, Avrupa ise hâlâ sorunlarla boğuşuyor. Türkiye açısından bakıldığında bu çelişkili çevre şartları zor bir dış çerçeve ortaya çıkarıyor: İlk başlarda yavaşlayacak sermaye girişleri, buna paralel olarak zayıf dış talep ve agresifliği artacak Çin ve Avrupa ihracatçıları. Amerika para basımından vazgeçeceğini açıkladı ama… Fed Başkanı Ben Bernanke geçen hafta piyasaları sarstı. 19 Haziran para kurulu toplantısından sonra yayınlanan toplantı tutanağı Fed’in Amerikan ekonomisinin doğru yolda ilerlediğine inandığını gösteriyor; Fed’e göre büyüme bu ve önümüzdeki yıl yüzde 2’nin üzerinde olacak, enflasyon ise düşük kalacak. Buna karşılık, Fed işsizliğin henüz istenilen seviyelerde olmadığının altını çiziyor ve işsizlik düşmeye başladığında şu anda toplam 85 milyar dolar/ay tutarındaki likidite programını durduracağını söylüyor. Bilindiği gibi, Fed’e kuruluş kanununun verdiği görev, enflasyon kontrol altında tutulurken “büyüme ve istihdamın artırılması”. Fed açıklamasında büyümenin yeterli seviyeye çıktığını, işsizliğin ise hâlâ istenilen seviyelerin çok üzerinde olduğunu söylüyor. Piyasaların, Fed’in açıklamalarına şu ana kadar aşırı tepki verdiğini söyleyebiliriz. Bu senenin sonlarına kadar işsizliğin yakından izlenmesi gerekecek. Eğer düşme eğilimi başlarsa ve devam ederse tahvil satın alma programı 2014 içinde gerçekten ortadan kaldırılabilir. Piyasalar ABD’deki işsizlik konusunda iyimser olsa gerekir ki şimdiden bu bilgi satın alındı; gelişmekte olan ülke borsaları düştü, ABD faizleri yükselmeye başladı. Ancak, işsizlikte olumlu gelişmelerin güçlü bir şekilde ortaya çıkması ve dolayısıyla, tahvil programının da kaldırılması için önce işsizliğin gerçekten düşmeye başlaması gerekiyor. Bazıları tahvil alımlarının bu yılın sonlarından itibaren kademeli olarak düşürülmeye başlamasını bekliyor ama ABD ekonomisi buna gerçekten hazır mı? Şirketler istihdam oluşturmaya ve yatırım yapmaya başlayacak mı? Bu gerçekleşirse zaten ABD tüketmeye başlamış demektir. Bu da dünyanın diğer ekonomilerindeki şirket ve çalışanlar açısından ekonomik büyüme fırsatını beraberinde getirecek. Ben ABD’deki parasal çıkışın o kadar hızlı olamayacağını düşünüyorum. Olursa da yukarıda söylendiği gibi o zaman da işler iyi gidiyor demektir zaten. Buna karşılık, parasal genişlemeden çıkışın varlık piyasalarında gösterdiği etkinin devam etmesi muhtemel. Zira,

DAĞISTAN ÇETİNKAYA

Dünya ekonomisinde neler oluyor? şu ana kadarki parasal genişleme, ekonomik büyümeden çok borsa endekslerini yükseltti ve faizleri düşürdü. Önümüzdeki dönemde faizler nisbeten düşük kalsa da borsalar açısından daha zor bir dönem olacak. Türkiye ve benzeri ülkeler açısından başlarda portföy girişlerinde yavaşlama olacak. Ancak orta vadede, ABD ve diğer sermaye mahreci ülkelerle nominal getirilerdeki farklar sermaye girişlerinin devam etmesini sağlayacak. Bunun farkında olalım.

Avrupa’da kriz devam ediyor Avrupa bu yıl küçülecek. Bankacılık problemleri daha devam ediyor. Çevre ülkelerin sorunları da merkezi zorlamayı sürdürüyor. Yunan ekonomisinin problemleri devam ediyor; bu yılın ilk çeyreğindeki daralma, önceki çeyrek gibi yine yüzde 6’ya yakın gerçekleşti. Avrupa’nın ekonomik sıkıntılarının sosyal etkileri devam edecek gibi görünüyor. Avrupa ekonomisinde yaprak kıpırdamamaya devam ettikçe ırkçılık yükseliyor. Saldırganlık artıyor.

Hatırlayın, bir Neonazi grubunun davasında lider durumundaki kişi duruşmalara elini kolunu sallayarak ve “manken” gibi giydirilerek getirilirken Alman Şansölyesi, Türkiye’de polisin göstericilere sert davranışını sebep göstererek AB müzakerelerini durduruyor.

Çin yavaşlıyor ama kendi standartlarında Çin’de 30 yıldır aralıksız devam eden büyüme oranları artık yavaşlıyor. Bu ve gelecek senelerde büyümenin yüzde 7 ile 8 aralığında olması bekleniyor. Çin açısından 2000’li yıllardaki hızlı büyümeye oranla düşse de, bu hızlar, Amerika ve Avrupa’yı bırakın Türkiye için dahi oldukça yüksek seviyelere işaret ediyor. Buna karşılık, Çin’in büyüme oranlarındaki düşüş, kırsal kesimlerden ve küçük kentlerden büyük kentlere olan göç ve buna paralel yaşanan sosyal transformasyonu yavaşlatacak. Dolayısıyla, Çinli yöneticiler yavaşlamayı pek istemiyorlar. Öte yandan, Çin’de merkez bankası bankaların kredi kalitesini yükseltmesi için ön-

lemler almaya başlamıştı. Bu önlemler, bankalara sağlanan neredeyse şartsız merkez bankası finansmanının zorlaştırılması şeklinde tezahür ediyordu. Merkez bankası bu politikayla, ticari bankaların kredi kalitesini yükseltmeyi amaçlıyor. Ancak önlemlerin birincil fiziksel etkisi banka kredisi büyümesinin yavaşlaması ve maliyetlerinin artması olacak. Şimdi, ekonomideki yavaşlama ve finansman ihtiyacının artması üzerine Çin merkez bankası baskıyı bir miktar azalttı ancak önceki tedbirlerin tam etkisini henüz görmüş değiliz. Faizler hâlâ yüksek seyrediyor. Sonuç olarak, Çin bir taraftan yavaşlayan ekonomik büyüme ve ihracatı artırmaya çalışıyor; diğer taraftan ise bankacılık sektörünü sağlamlaştırıyor. Büyüme oranlarının Çin’de artık kademeli olarak düşmesi kaçınılmaz. Bunun sebebi, bir taraftan dünya ekonomilerinin, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin tüketim/ithalat iştahının azalmış olması, diğer taraftan ise Çin’de maliyetlerin yükselmeye devam etmesi.

KRAL VE SOYTARI


41 YORUM

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

Ekrem Dumanlı

Aman savrulmayalım! Daha başlığı görür görmez kaşlarını çatıp 'Kime laf çakıyorsun!' diyenleri görür gibiyim. Maalesef bu ülkede fikir tartışmalarının dibe vurduğu nokta 'Kime çaktı?' derekesine kadar geriledi. Sanki hiçbir kimse ya da kitleye laf sokuşturmaksızın insanlar düşüncelerini ifade edemez; sanki hadiselerin bir kısmına olumlu bakılırken diğer kısmına itiraz şerhleri konamaz gibi... Her şey bu kadar keskinleşince memleketin tımarhaneye dönmesi ve herkesin bir kampa gönüllü esir haline getirilmesi; ya da her ferdin bilmecburiye bir yere yamanması yakındır. İşte tam bu yüzden “Savrulmayalım!” demek gerekiyor. Yine de, “Bu mesaj kime?” derseniz, açık cevabım hazır: Herkese! Öncelikle nefsimize. Sonra çevremize. Ve tabii ki hadiselerin aktif aktörlerine. Toplumları doğrudan etkileyen hadiselerde tansiyon yükselir. Gerginlik biraz daha artınca itidal çizgileri kaybolur. Sonra herkes savrulur. O kadar ki, öfkeyle bir uçtan bir uca savrulanlar, herkesi de kendileri gibi savrulmuş sanır. Oysa mevzi değişikliğini belirleyen, dünkü durduğunuz yerdir. Dün, demokrasi derken bugün ucunda darbe kokan bir yola girmişseniz hiç savrulmadığınızı söyleyebilir misiniz mesela? Yapılması gereken ortak aklı, hırpalanmış duyguların önüne geçirmektir; yani orta yolda durabilmektir. Orta yol?.. Toplumun tamamını 'kendi konumuyla' kabul ederek kucaklayan, hiçbir ferdi/kitleyi ötekileştirmeyen, ne sebep olursa olsun şiddete de, karşı şiddete de müsaade etmeyen yol. Bu yola girdiğinizde sabırlı olmak, marjinal kışkırtmaları bile hukuk içinde göğüslemek gerekir. Bu yol sadece düşünce özgürlüğünü garanti altına almaz; aynı zamanda bütün hakları kutsal kazanım olarak görür. Türkiye'nin savrulup savrulmadığını anlamak için birkaç soruya cevap aramalıyız. Mesela son hadiseler yaşanmadan önce bu ülke hangi hedefe doğru yol alıyorsa şimdi de aynı güzergâhta yürüyor mu? Devlet politikası haline gelmiş ve belli bir oranda kabul görmüş hedeflerinde

herhangi bir sapma oldu mu? Toplumdaki birlik-dirlik havasında büyük bir hasar söz konusu mu? Daha da netleştirelim manzarayı. Bir ay geriye gittiğinizde karşınıza çıkan Türkiye'nin yeri de bellidir, rotası da. Nasıl bir ülkeydi Türkiye? Her şeye rağmen Avrupa Birliği (AB) yolunda ilerleyen bir ülke. Demokratik tecrübesi nedeniyle İslam dünyasına (‘model' olmasa bile) örnek gösterilen ve ilham veren bir ülke. Bölge dengelerinde sözü dinlenen, dünya muvazenesinde (şimdilik göz ucuyla da olsa) dikkate alınan bir ülke. Global ekonomik krizin tam ortasında elde ettiği başarılar sebebiyle dünyanın dört bir yanında ayakta alkışlanan ve gıpta edilen bir ülke... Şimdi herkesin elini vicdanına koyarak bir soruya cevap vermesi gerekiyor: Bir ay önceki Türkiye ile bugünkü Türkiye aynı mıdır? En azından son dönemde yaşananlar yüzünden bu ülkenin imajına zarar verildiğini görmemiz gerekiyor. Daha düne kadar parmakla gösterilen bir ülkenin bugün 'sıradan bir Ortadoğu ülkesi' muamelesi görmesi hangi vicdan sahibini derinden yaralamaz? Dünkü ışıltılı manzaradan bugünkü kaotik resme gelinceye kadar yaşananları kare kare mercek altına alıp yeni bir çıkış yolu haritası çizmeye mecburuz. Mazeret çok. Aşırı örgütler, kışkırtıcı yayınlar, provokatif eylemler, sert söylemler, birikmiş öfkeler, yaralayıcı sözler, planlanmış ihanetler, fırsatçı hamleler. Dişinizi sıksanız daha onlarca sebep bulup onlarla başkalarını mahkûm eder, kendinize beraat kararı çıkarırsınız. Ta-

mam da bütün bu sebepleri sıralayarak oto-hipnoz yapmaya ihtiyacımız var mı? Aslolan, hatalar üzerine odaklanarak iç enerjimizi tüketmek yerine, yeni bir atmosfer oluşturmak değil mi? Bu atmosfer hem Türkiye'nin demokratik ve çoğulcu havasını yansıtmalı hem de dünya ile uyumlu olmalı. En azından bu ülkeyi bir ay önceki demokratik yörüngesine yeniden oturtmaya kafa yormak şart. Provokasyonları bertaraf edecek hamle de budur, ajitasyonları akim bırakacak adım da bu. Kendi rotamızı unutursak başkalarının dümen suyuna girmiş oluruz. Bu ülke daha demokratik, daha şeffaf, daha özgür bir yola çoktan girdi; oradan geriye asla dönemez. Asabımızı sürekli bozarak bizi birbirimize kırdırmak isteyenlerin en temel maksadı Türkiye'yi kendi iç sorunlarıyla boğuşan bir ülke haline getirmek. Bu çıkmaz sokağa girilmesi demek, yalnızlaşmayı tercih etmektir. O çıkmaz sokaklardan sıyrılıp yeni bir enerji üretimine ihtiyaç var. Alevi-Sünni tartışmasına, laik antilaik kamplaşmasına, Türk-Kürt kavgasına vs. dalıp orada boğulmak, Türkiye'nin kendi yörüngesini terk etmesine neden olabilir. Çoklu savrulmalar hem ruh dünyamızda derin yaralar açar hem de bizi zamanın ruhundan uzaklaştırır...

AB hedefinden uzaklaştıkça Türkiye, Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olur mu olmaz mı; biraz karışık bir konu. Türkiye’ye çıkarılan zorluklar ve Birlik içindeki bazı ülkelerin olumsuz yaklaşımı ortada. Yalnız hakkını teslim edelim: AB kriterleri doğrultusunda yürürken Türkiye’de demokratik

bir değişim yaşandı. AB lokomotif olmasaydı Türkiye kendi demokratikleşme sürecini kendi iç motivasyonu ile başaramazdı. Hiç kuşkusuz AB sürecinde daha demokratik, daha şeffaf, daha özgürlükçü bir ülke haline geldik. Vesayet rejimi, süreci tersine çevirmek için çok direndi ama halkın arzusu, hükümet(ler)in dirayeti sayesinde pek çok adım atıldı, reform yapıldı. Türkiye, çok zor ve kritik dönemlerde AB sürecine verilen desteğin karşılığını aldı aslında. Mesela e-muhtıra verildiğinde AB, çok çabuk ve demokratik bir tepki verdi. Darbe davalarına verilen demokratik destek olmasaydı uluslararası platformda Türkiye kendini ifade etmekte çok zorlanırdı. AK Parti için açılan kapatma davası bir hukuk katliamıydı; AB bu konuda da iyi sınav verdi... Madalyonun bir başka yüzü de var kuşkusuz. Bazı AB üyeleri küçük hesapların altında ezilerek Türkiye’yi süreçten soğuttu. Türkiye’deki AB karşıtları da bu fırsatı kaçırmadı. Bazı AB üyelerinin incitici yaklaşımı ve pervasız beyanları Türkiye’ye karşı çifte standardı işaretliyordu. Nitekim o tavır büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. AB, Kıbrıs’ta tamamen çuvalladı, Annan Planı’na ‘evet’ demesine rağmen Kıbrıslı Türkler cezalandırıldı. Şu an 35 faslın 18’i askıda, sudan bahanelerle müzakere süreci felç. Bütün olumsuzluklara rağmen gerçek ortada: Türkiye’nin demokrasi yolunda ilerleyebilmesi için en büyük motivasyon kaynağımız hâlâ AB’dir. Türkiye’nin o yolda ilerlemesi, demokratik standartlarını yükseltmesi anlamına geliyor hâlâ. Tamam, AB’yi eleştirelim; ama AB hedefinden şaşmayalım. Türkiye’nin bu süreçten kopması, kendi kendini yalnızlaştırması, içine kapanması ve özgürlük rotasından ayrılması gibi sonuçlar doğuruyor. Toparlanmak ve daha demokratik Türkiye hedefini tazelemek gerekiyor...


26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

42BULMACA

2

5 3 6

5

3

5

2

6

4

Yarıý bölümü

3

2 4 9

7

4 3 8 1 5 7 6 2 9

6 2 7 9 4 8 3 1 5

3 7 2 8 1 5 9 6 4

9 5 1 6 3 4 8 7 2

2 8 3 4 7 1 5 9 6

1 6 4 5 8 9 2 3 7

7 9 5 2 6 3 4 8 1

Bir çocuk oyunu

ABD’de eyalet

Âlâ, güzel

6

FB’nin kurucusu (... ... Songülen) Fazla, çok

Mutfak sobası

Kısaca numara

ûktisat

Dikey

Yıl

Latife

Kuzu sesi

Kısaca halinyum

Eskiden ocak ayı

Tahıl, aýlık

Maden suyu

En çok

Kısaca aþabey

Dost

Bir gezegen

Çok kısa zaman

Benlik

Mesire

Sinirli

Erkek sıþır

Bir ay adı

5

Duyurma

Omurga kemiþi

Gözde bir tabaka

Ezanla ilgili

Tuna’nın bir kolu

Balkanlarda bir ırmak

Ahlak Mercek

Kör

Bayrak

Kısaca kiloamper

Bilgisayar oyunu

Bir hayvan yiyeceþi

Çok bilgili Bir saz üstadı (... Saþ)

Artvin ilçesi

ûslam’ın bir ýartı

Kumaý üstündeki düþüm

Yaýlı, ihtiyar

Birinci

üehir

Mangenezin remzi

Sıkıntı verme

1

Yaþma

Nikelin remzi

6

Cet

Aza

Cerrahi operasyon

Suçu baþıýlama

Çoþalma, artma

Bir ses sanatçısı (... üahin)

Romanya parası

7

Fikir

Kısaca potasyum

Baýlıca içecek

8 4 6 7 9 2 1 5 3

Tablodaki tramlý kalýn çizgilerle belirlenmiþ 3’e 3’lük karelere, 1’den 9’a kadar rakamlarý birer kez kullanarak yerleþtirin. Öyle yerleþtirme yapmalýsýnýz ki, bütün 3 lükle ri dol dur du ðu nuz da tablonun bütün kutularý yukarýdan aþaðýya ve soldan saða 1’den 9’a kadar rakamlardan birer kez kullanýlmýþ olsun. 5 1 9 3 2 6 7 4 8

Bir meyve

Tayin etmek

Eþreti dikiý

üap

3

Yerine koyma

Emzirme organı

5

Bir baþlaç

ûnce, kibar

Fert

4

Bir ülke

6

ûlkel silah

Meslek

Dokuma tezgahı

3

Büyük çivi

Benzer

8

SUDOKU BULMACA 1

1 2

1

7

9

3

8

4

7

2

3

5

8

3

3

7

2

2

4

1

9

Amirce, amire yakıýır Bir ilimiz

6

6

2

Sahiplik

Fakat

2

Bir süt hayvanı

Anayasa ile ilgili

ûlçe Kıta

Beyaz

Gümüýün remzi

ûsim

1

Piýman Mektup

Bir yerde oturma

Karga sesi

Þ ÝF RE K E LÝ ME:

Fasıla Hal, tavır

Anlama, anlayıý yeteneþi

4

19 BULMACA

Bir mantık terimi

Yönetim

Hazýrlayan: YALÇIN SABRÝOÐLU Resimdeki aktör

7

Resimdekinin gerçek ismi

Piýmanlık Osmanlıyı yöneten

Kaçma, kurtulma Bir oyuncu (... Iýık) Kısaca berilyum

Arjantin’ın trafik remzi Otlak

Sivas’ta yakılan otel

Serüven

Hantal, vurdumduymaz

y.sab rioglu@za man.com.tr

Anamalcılık sistemi

Boy, özel topluluk

BULMACALARIN CEVAPLARI 43’NCÜ SAYFADA


Ç

LÝF

L N O Ö E L A O ÐE M þ P R O

Z CL V EZ N ZT L VK BNE

A BÝ Þ M K A A P ÞG Ý AE

O ÐS J ZP Ü OÝ E JA RÜÞ

OP

R CA H ÜR L RĀ OHI

Z NE U RZ E ZE Ç UP

Ý RG H FR M LA J HM Ý M J

Ö

E

M

Ü

Z

R

L

N

P

O

E

S

T

E

T

Z

Ý

EEU

CSC

EĀÖ

G H Z Ý EM D GK E ÝA LDZ

NOÝ

D AE A SA A DM MAC

C RÜ E ZA O CM S EO

þ IM H RÞ E þU Ā HN VEL

S

E

Z

R

F

PAP

FGE

T

ÞH

E

ÝM E

ÝÝK

G

VZ

Z

VB N

ZNÐ

SLN

RPL

N FR

R

L

Ý

M K

T

Ü F

S

M N

E

SRP

O

IO

ERR

KCO

AÝÝ

D BP

N ÐT

TS C

O

AT

G

VU

O

Ü Ð

P A

EZA

O CK

EU L

ÝÐ Ü

ÝA U

H

VU

Ü

LA

T

EA

N

ÇK

Ý

A O

G

L LN

M

Y R

TÞN

ÞD U

K ZG

RR Ü

Y D B

VB E

T

FG

Ð

G Ü

K

Ü C

T R

Ý

A

Ç

N

U

U

A

Ü

L

C

B

þ

S

E

GS Z Ý S A Ý

C

GN K D N C D

N

C

R O Ð Ü O R O

N

A V I

T

NüE

ZÝU

SGÝ

REH

NAN

B

ZD

O

AT

D

MI

A

ÜT

R

MA

G

A SG

I

PA

EÝG

KRV

AEÝ

DUE

NCU

AOO NF N OO

L

D

G

F

U

Þ

ZLG EAÞ GM H ÞA

KYÜ UOR ÜA Ç RZ

USR ÝMA RE Ý AK

ÐPS HRN SA N NÖ

AGE NS T EA A TÇ

K

Þ

D

H

TI þ Ð I

T

A

Ð

UC D K C K K

A

A

Y

N

O

TE þ Y E

U

L

AS I N S C N

V

A

C

AH A R H K R

J

E R N A NÜ G R Ü J R

R

ZN

ÞAK GL R KZ C RT

ÞES VKÜ SL Ü ÜA

GÐN ÝL Ý NÞ H ÝO

RKÞ EOA ÞV C AE

YHT UF L TE A LV

ÇU

ÝÞ

NA

AH

E

K

S

Ð

E

C

R

Y

Ý

K

T

Þ

J

N

J

CY

YANLIÞ, ZURNA.YANLIÞ, ZURNA.

8

ÜM 7

HÜ 6

CZ 5

AV 4

ÝÜ 3

N 2

A

Ç 1

C

J

Ð

U

Þ ÝF RE K E LÝ ME:

Ü Ý TAM BÝ C M N CR ÜZ

E

AZ

O

VK

E

O Ü

C P

4

Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz? Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içineESEME, serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz? Aþaðýdaki ARďIN, kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. bulabilir misiniz? BAĒLAMA, CEZVE, ÇÝNEKOP, DERGAH, Bunlarý FOLKLOR, GÜRGEN, HAYVAN, ÝSRAF, JETON, AFYON, BELDE, CÜNEYT, ÇARÝÇE, DAVAR, ERADđN, FÝSKE, GAZÝPAÞA, HEDER, ÝPTđLA, KISTAS, N, BELDE, KASKO, CÜNEYT, ÇARÝÇE, DAVAR, ERADđN, FÝSKE, GAZÝPAÞA, HEDER, ÝPTđLA, KISTAS, LAHOR, LOKAL, MEďUM, NESđBE, OTOKAR, ÖRDEK, PESTÝL, REKLAM, SERBEST, ÞAHESER, TEBÜK,LAHOR, ULUBAT, NEVďEHđR, ÖDEME, PASÝF, RAPTđYE, SEMÝZ, ÞÝÞLÝ, TRUVA, UÐURLU, ÜSKÜP, VAGON, , NEVďEHđR,MADENÝ, ONARIM, ÖDEME, ONARIM, PASÝF, RAPTđYE, SEMÝZ, ÞÝÞLÝ, TRUVA, UÐURLU, ÜSKÜP, VAGON, ÜMMET, VOLGA, YONCA, ZEMđN.

Ý

M

LT

Ü

V RL E YN G VH Ý EE

P

þ

þP

E

Y

G

N

N

Ð Ý Z A H Ð ZZ

G

Ý

A

V

ÇA

D

OR

N

UOT

ZPD

RLÞ

DA E

VT T

H

R R Ý R P R TÝ

KY

L

FK

E

NR

O

E

CLN

SC Ý

K

E

FC

R

D

V

TE

K Ö A H Y K ÇA

E

S R U D K S AU

S

E C O Ý R E RO

J

B

Ā

E

H

D

Ý

TEV

Y Z D U C Y TD E U G Þ

A

N

K

ÜÐ

P

CL

R P

U

Ü

H

UU

M

ÐR

A T

B O Y F E B CY

P

þ

F

A

P

K E L þ M E

Y

L A R U U L ÐR

T

U

T

L

E

Ð N E Ý R Ð LE

þ

Ý

Ü

Y

E

otel 2

4

1

1

8

87

76

65

4

5

3

4

2

3

2

1

2

1

3

2

4

3

5

1 2 3 Bulmaca

r.ay din@za man.com.tr r.ay din@za man.com.tr

5 6

7

kalmadan oluýturulan (beste). 3) Seslenmek veya ilgi ve dikkat çekmek için

SOLDAN SAĀA 1) Çeýitli olayları ve vakıaları SOLDAN SAĀA toplayıp 1) Çeýitli olayları vakıaları düzenli ýekilde sayılarlavegösteren düzenli ýekilde toplayıp sayılarla gösteren bilim dalı, sayım bilimi. 2) Baharda çok bilim dalı,açan sayım 2) Baharda çok erken çiçek ve bilimi. eczacılıkta kullanılan erken çiçek açan ve eczacılıkta kullanılan soþanlı bir bitki.– plaka 3) 6 7 8 9 10 11 12 SOLDAN 1)Libya’nın Hazreti içiniýareti. kullanılan soþanlı birSAĀA bitki.– Libya’nınAliplaka iýareti. 3) 4 5 Refik 6 Aydýn 7 8 9 r.ay10 12 Rutherfordyumun din@za11 man.com.tr sembolü.– Erzincan’ın ‘Yiþitlerin, erlerin ýahı’ manasına gelen Rutherfordyumun sembolü.– Erzincan’ın bir ilçesi.– i bir durumbiranlatılırken 2)Keyifl Gümüý deniz balıþı.– birtabir. ilçesi.– Keyifl4)renginde i bir durumÇok anlatılırken söylenen söz. Fasıla.– yiyenler, Üstünbir deþerde, kaliteli. 3) Bir ýeyin tabanı söylenen bir söz. 4) Fasıla.– Çok yiyenler, ile en yüksek noktasıtoparlak arasındakiucu. uzaklık.– oburlar.– Kemiklerin 5) oburlar.– Kemiklerin toparlak ucu. kısa 5) 4 5 6 7 8 9 10 11 12 Manda Deþme, dokunma.– Kiloamperin yavrusu.– Hıristiyanlar, Nasraniler. Manda yavrusu.– Hıristiyanlar, Nasraniler. yazılıýı. 4) En kısa zaman parçası.– Belli 6) Bir konuda direnme, diretme.– 6)yöntem, Bir konuda diretme.– ilke direnme, veya yasalara Tartıýma, çekiýme, münakaýa etme.göre 7) Tartıýma, çekiýme, münakaýa etme. 7) kurulmuý olan durum, uyum, düzen, Cisimlerin dokunulmadan hareket etmesi Cisimlerin etmesi5) sistem.– dokunulmadan Arının ürettiþi hareket tatlı yiyecek. hali. 8) El gün, baýkaları, herkes.– ûnsanın Bir 8)yerden baýka herkes.– bir yereûnsanın iletme, hali. El gün,alıp baýkaları, ve omurgalı hayvanların çatısını oluýturan daha çok, daha fazla. 6) vetaýıma.– omurgalıÇok, hayvanların çatısını oluýturan türlüDünya biçimdeki sert organların genelahiret adı. hayatının sona ermesi, türlü biçimdeki sert organların genel adı. YUKARIDAN AþAĀIYA 1) Bir yerde çalıýan yolculuþunun baýlaması, irtihal, vefat, YUKARIDAN AþAĀIYA 1) Bir yerde çalıýan kimselere genellikle kazançtan daþıtılan mevt, memat.– Yadırganacak olma, kimselere genellikle kazançtanyönü daþıtılan veyaveya iyi iyi çalıýtıkları için verilen aylık 7) Çürümekte olan gariplik, tuhaflık. çalıýtıkları için verilen aylık dıýı dıýı karbonlu maddelerden çıkan, havada sarı para. 2) Bir bitkiden elde edilen, bazı para. 2) Bir bitkiden elde edilen, bazı bir alevle yanan birtat, gaz,koku bataklık gazı.– yiyecek ve içeceklere ve sarı yiyecek ve içeceklere tat, kokuveve sarı Duman rengi. 8) Belirli faaliyet iýlemler renk vermekte kullanılan toz. 3) renk vermekte kullanılan toz. 3) sonucuuluslararası yeni bir mal veyaiýareti.– hizmet Ülkemizin plaka Ülkemizin uluslararası plaka iýareti.– meydana getirme, istihsal.– Bir tür savaý Akdeniz Bölgesi’nde bir akarsu. Akdeniz Bölgesi’nde akarsu. 4) 4)bir gazı. YUKARIDAN AþAĀIYAbir1) Çankırı’nın Bayaþı.– Kırık kemik vb. sarmaya yarayan Bayaþı.– vb. sarmaya yarayan ilçesi. 2)Kırık Tonkemik ve makam temeline baþlı

3

Aydýn Bulmaca Aydýn BulmacaRefik Refik

1

R

A

ÿ E N

K

K T

S A

R A

A R

K A T O R

A

<

>

<

x

K

I

F

E >

D 8

9

Q

>

Q



|

Q

:



@

x

J

8

P

<

P

J

L

M

<

P

I

C

9

F 8

G :

K 

A :

| F

C

I

? ;

C 8

C: FC KF J

I

<



E 8

>

I

F

P

L A

|

? K

C

x



K

J

K

8 ?

? B

<

<

I

B

8

:

9

J

E

G

F E E

K

M

D x

K

J

;

E

L

F

:



J

<

I



K

8 X [Xb`b\c`d\c\i`kXYcfele`û`e\j\ig` k`i[`b%9lecXi YlcXY`c`id`j`e`q6

8 X [Xb`b\c`d\c\i`kXYcfele`û`e\j\ig` k`i[`b%9lecXi YlcXY`c`id`j`e`q6 8 X [Xb`b\c`d\c\i`kXYcfele`û`e\j\ig` k`i[`b%9lecXi YlcXY`c`id`j`e`q6 7CEHJ"Ĕ8KBKJIK"Ĕ9{PP7C"Ĕw;AH:;A"Ĕ:P=đD"Ĕ;A;D;A"Ĕ<;J>"Ĕ=7H>"Ĕ>{I;OD"ĔIH7<B"ĔA7OI;Hđ"Ĕ 7Hď?D"Ĕ87ĒB7C7"Ĕ9;PL;"ĔwD;AEF"Ĕ:;H=7>"Ĕ;I;C;"Ĕ<EBABEH"Ĕ={H=;D"Ĕ>7OL7D"ĔIH7<"Ĕ@;JED"ĔA7IAE"Ĕ 7Hď?D"Ĕ87ĒB7C7"Ĕ9;PL;"ĔwD;AEF"Ĕ:;H=7>"Ĕ;I;C;"Ĕ<EBABEH"Ĕ={H=;D"Ĕ>7OL7D"ĔIH7<"Ĕ@;JED"ĔA7IAE"Ĕ BEA7LJ"ĔCEJEHD"ĔD;>H"ĔE8KH"ĔzPL;H"ĔF7BJE"ĔH;AJzH"ĔI7CKH"Ĕ ;DBđA"ĔJA;B"ĔKDIKH"Ĕ{IA{F"Ĕ BEA7B"ĔC;ďKC"ĔD;Iđ8;"ĔEJEA7H"ĔzH:;A"ĔF;IJB"ĔH;AB7C"ĔI;H8;IJ"Ĕ 7>;I;H"ĔJ;8{A"ĔKBK87J"Ĕ{CC;J"Ĕ LH7@"ĔOEH=7D"ĔP;87Dđ$ BEA7B"ĔC;ďKC"ĔD;Iđ8;"ĔEJEA7H"ĔzH:;A"ĔF;IJB"ĔH;AB7C"ĔI;H8;IJ"Ĕ 7>;I;H"ĔJ;8{A"ĔKBK87J"Ĕ{CC;J"Ĕ LEB=7"ĔOED97"ĔP;CđD$ LEB=7"ĔOED97"ĔP;CđD$

G | B J | F A  > C = 8 : D  8 9

D D   LL EE C C { {9 98 8ü ü C 8 D 8

B FF 8  = ||F 88I DD  x P 8 F  : 9: EF 8F P A 8F< Q8DLQD L

< Q Q L L QQ DDC BBQ 8 8 J  D LE EC CC> <> J I <D> B< BF 

<< 88K DD < B< G C I G < I<C FC| B| G  8I {8Q 8{K 8 K : : 8 G J

< B BBI GIL KL > <8J C x8? ?xF ? CCE EE 8  8 > B J  ?? I < < = < I

K > >I 8I? M? B  ;C x =;J <=I < >>? GGA  P = = 9 I9 B I C F K 8

I

8 >  L> JL >> EE þ þ DD < < Q QC C| | F F 8 

þ

8 ;K ; <  KK FF   EE < < | | K K; ; 8 K

I

M 8P ?8 I? JJ GG << ;; C C M MK KE E 8 8 M P

C

8 EL E   << EE JJ   < < ; ;J J I I 8 L

I

99 AA << K K F FE E< <> >> > A J

8 A <  Q ?  : B C  L < P < EI 8E 8  II 88 DD   > > = =G GC C8 8 < I

B E I  { K > E P = Q K Fx =B F; A << QQ << G G G G { {F FP PG G Q F = F A

E  8

 M 9MI <IE QE 8 J QC F KQ< PK8 P JJ> GG8   8 8  88 K C

EK KF JF; I; < I CBI 8CE D8C D 88A IIL ĀĀI @ @> E < I BI < J B

< ; I; JB |B< Q <  < C ; F < |F8 | ? < Q  P BBJ 88  > >  þ C

<   G QG| 8| B C MF< <MB Q< Q CC QQK KKB B B L {L B B F < < I

D þþ GG I I F F< <K K9 9: : ? = < M M D I L D 8 J F ; B K ? F = 8 < E M | M K

 K : < 8  E I Q | <<K LLC >>8     x K  : I < {8 M  ; E DI 8 Q < | ;

L

F

E F



x 8

EE 88 ĀĀ Q Q B B ? ?F FK K< < 9 þ9 Jþ <J E<

9

: C| :C x: ?? || BB < < M M < <> > F F : | B

A

BB << C Cþ þD D< < 8 M8 @M @

T

R

CG Gþ F DFB <B<  <E8 EM x @ Lx AL CC KK 88BG G<D D

8

7

uygulayıcı 1 2 3 meslek 4 5 6elemanı 7 8 yetiý-tiren 9 10 11 12 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 kurumu, 12)A 1yükseköþretim Ā A H I M E R yüksekokul. D A N 1 BirĀ görevde A H Itemelli M E olarak, R D asıl A Nolarak. A 2 A T E R ÿ N A K L A S 2 A T E R ÿ N A K L A S 2 3Y 4 5 T 6 E 7 M 8 A 9 S10 11 K12 A 3 B1 O 3 B O Y T E M A S K A G R 41 A N A FN F ÿ ÿ Z T A ÿ M A BF Aÿ L 4 A N N ÿ Z A M B A L 2 R O 5 N A TK Aÿ L S E Z L ÿ A YS AE DT E 5 N A K ÿ L Z ÿ Y A D E 3 E M A T ÿ R A N 6 Ö L Ü M G A R A BR EA T 6 4 ÖY L A Ü ML A G L A E R N A A BM E E T 7 Z M E T A N F Ü M E 7 5 ZF ML E ÿ T R A ÿ N K F K ÜU M T EU ÿ M S A R ÿ N 8 Ü R E T S H A A R T ÿ ÿ NM 8 6 ÜU R Y E A T N ÿ I MK

ince tahta veya ona benzer sert madde. ince tahta veya ona benzer madde. 5) Kuýların gövde, kanat sert ve kuyruþunda 5)bulunan Kuýların çeýitli gövde, renklerde kanat ve kuyruþunda kalın eksenli bulunan eksenli iç tüy.– Birçeýitli tür renklerde cetvel. 6)kalın Kemiklerin tüy.– Bir tür cetvel. 6) Kemiklerin iç boýluklarını dolduran yaþlı madde.– söylenen birdolduran söz.– Birbirine benzer veya boýluklarını yaþlı madde.– Toplama, toplanma, bir araya getirilme. aynı cinsten olan ýeylerin Toplama, toplanma, bir arayaoluýturduþu getirilme. 7)bütün, Birinin yerine seçilebilecek baýka öbek. 4) seçilebilecek Ezgi, naþme.–birBirbir bayan 7)yol, Birinin yerine baýka alternatif, opsiyon. 8) Tunus’un plaka ismi. 5) ûki yüzü beyaz kapsız yorgan.– yol, alternatif, opsiyon. 8) Tunus’un bir 9)plaka Götürü iýareti.– Boru sesi.Samsun’un 6) Edirne’nin birilçesi. ilçesi.– Tasa, iýareti.– Samsun’un bir ilçesi. 9) Götürü veya 10) Güreýte bir8)oyun.– kaygı,toptan üzüntü.satıý. 7) Mukaddes bir ay. Bir veya satıý. yetkisi 10) Güreýte bir oyun.–9) iýte toptan emir11) verme bulunan Bayrak. Üç veya daha çokkimse. sesin bir Bayrak. 11) Üç veya daha çok sesin Tekerleklerin merkezinden geçenbir ve arada tınlaması.– Sahiplik manası veren arada tınlaması.– Sahiplik manası veren taýıtın altına yerleýtirilmiý bir ön ek. 12) enlemesine ûçinde gerilim, çatıýma vb. birmil, öndingil.– ek. 12) ûçinde gerilim, çekirdekli çatıýma vb.bir kabuklu, Kalıninsan olaylar bulunan, iliýkileri ile geliýen olaylar bulunan, insan iliýkileri ile geliýen tür portakal. 10) Hollanda’nın plaka (eser, olay). (eser, olay).Bir erkek adı. 11) Üst düzeyde iýareti.–

remzi

43 BULMACA 26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN


29SPOR SPOR f44

26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

E C

U-20 Milli Takım’da ýstanbul BBSK’nın genç yıldızı Enver Cenk þahin, attıÿı iki golle farklı galibiyette baürol oynadı. Zayıf rakibi El Salvador’u rahat geçen Türkiye, aldıÿı bu galibiyetle turnuvanın iddialı takımlarından biri olduÿunu ispatladı. FOTOüRAF: ZAMAN, HASAN DEMÿR

U-20 DÜNYA KUPASI PUAN DURUMU C GRUBU

O G B M A Y P

1. 2. 3. 4.

1 1 1 1

Türkiye Avustralya Kolombiya El Salvador

1 0 0 0

0 0 3 1 0 1 1 0 1 0 1 0

0 3 1 1 1 1 3 0

GELECEK PROGRAM 25 Haziran 2013 Salı Türkiye-Kolombiya ................................Yeni Rize 21.00 Avustralya-El Salvador......................... Yeni Rize 18.00 Meksika-Paraguay .............................Kamil Ocak 18.00 Mali-Yunanistan .................................Kamil Ocak 21.00

TRABZON’DAKü CENK TÜRKüYE’NüN Ülkemizde düzenlenen FIFA 20 Yaüaltı Dünya Kupası’na hızlı baýladık. Trabzon’da oynanan maçta El Salvador’u farklı deviren Türkiye, ilk maçlar sonunda C Grubu’nun lideri oldu. Enver Cenk üahin, attıþı iki gol ve bir asistle yıldızlaýtı. Milli Takım’ın diþer golünü ise Salih Uçan kaydetti. HASAN DEMýR TRABZON 20 Yaë Altı DünMAÇIN FIFA ya Kupası C Grubu’nda öZETi Türkiye, El Salvador’u 3-0 maêlup etti. Hüseyin Avni Aker Stadı’nda oynanan karëılaëmaya Trabzonlu futbolseverler fazla ilgi göstermedi. AyYıldızlı ekibimize galibiyeti Salih Uçan ve Enver Cenk èahin’in iki golü getirdi. çlk maçını kazanan Türkiye, grubunda liderlik koltuêuna oturdu. C Grubu’nda diêer maçta ise Kolombiya ile Avustralya 1-1 berabere kaldı. Türkiye, ikinci maçını 25 Haziran’da Rize’de Kolombiya ile oy-

nayacak. Karëılaëmaya Milli Takım hızlı baëladı. 9. dakikada saê kanattan seri çalımlarla ceza sahası içine giren Enver Cenk èahin, son çizgiye indikten sonra penaltı noktasına doêru çıkardıêı topa bekletmeden geliëine vuran Salih Uçan, ilk golümüzü kaydetti: 1-0. Maçın 28. dakikasında Hakan Çalhanoêlu, çbrahim Yılmaz’dan aldıêı duvar pası ile ceza sahası içinde sol çaprazda topa sahip oldu ve yaptıêı ëık vuruëta golü attı, ancak Brezilyalı hakem Sandro Ricci pozisyonu ofsayt gerekçesiyle saymadı. çlk yarı U-20’lerin 1-0 üstünlüêüyle sona erdi.

Genç Milli Takım’ımız ikinci yarıya da fırtına gibi baëladı. 46. dakikada sahanın yıldızı Enver Cenk èahin, Salih Uçan’ın ara pasıyla saê çaprazda topla buluëtu. Kaleci Morales’ten sıyrılan Cenk, meëin yuvarlaêı boë kaleye yuvarladı: 2-0. Karëılaëmanın 64. dakikasında bir kez daha sahneye çıkan Enver Cenk èahin, Türkiye’yi farka götürdü: 3-0. çlerleyen dakikalarda baëka gol olmayınca U-20 Milli Takım’ımız, zayıf rakibi El Salvador’u 3-0 maêlup etti. Bu arada dün D Grubu’nda oynanan maçlarda ëu sonuçlar alındı: MeksikaYunanistan: 1-2, Paraguay-Mali: 1-1.

TÜRKüYE: 3 EL SALVADOR: 0 TÜRKüYE: Aykut Özer 6, ýlkay Durmuü 6, Ahmet Çalık 7, Alpaslan 6 (Dk. 69 Okay Yokuülu 5), Ethem Pulgır 7, Salih Uçan 7, Hakan Çalhanoÿlu 7, Enver Cenk þahin 8, ýbrahim Yılmaz 7 (Dk. 86 Artun Akçakın ?), Fatih Turan 7, Kerim Frei 6 (Dk. 65 Taükın Çalıü 5) EL SALVADOR: Morales 3, Ayala 4, Baumgartner 4, Henriquez 3, Jose Pena 3 (Dk. 80 Gonzalez ?), Diego Coca 3 (Dk. 55 Hernandez 3), Orellana 3 (Dk. 74 Granitto 3), Barahona 3, Ochoa 3, Gomez 3, Mendoza 3 GOLLER: Dk. 9 Salih, Dk. 46 ve 64 Enver Cenk þahin SARI KARTLAR: Fatih Turan / Lemus, Hernandez HAKEMLER: Sandro Meira Ricci 7, Alessandro Rocha 7, Emerson De Carvalho 7 (Brezilya) STAT: Hüseyin Avni Aker

Akçay, formayı hak edene verecek vililerin, kamp sonunda bu sayıyı 25’e indirmesi bekleniyor. Özellikle yabancı Trabzonspor Teknik Direktörü oyuncuların hazırlık sürecine geç katılMustafa Akçay, Davraz kampı ön- ması durumunda Karadeniz ekibinin cesi oyuncularına mesaj yolladı ve verdiği noter tespiti ile gerekli cezai işlemleri uyprogramı uygulamalarını istedi. Herke- gulamakta kararlı olduğu öğrenildi. sin kampa antrenmanlı gelmesi uyarısını Türkiye’nin ev sahipliêini üstlendiêi FIFABu 20arada Trabzonspor yönetimi, futbolcuçlködemeleri için kaynak arayışını yapanYaëaltı Akçay,Dünya “Savaşan formayı kapar.” Kupası önceki gün baëladı. sürdürüyor. UEFA’nın mali kriterlerini dedi. günde oynanan mücadelelerde ëu sonuçlar alınyerine getirmek için futbolcu borçlarını sıTecrübeli hocanın, özellikle geçtiğidı: Fransa-Gana: 3-1, ABD-çspanya: 1-4, Kübafırlamak isteyen yönetim, kulüp giderlemiz sezon fazla forma şansı bulamadığı Güney Kore: 1-2, Nijerya-Portekiz: 2-3. Turnude kısma yoluna gitti. Kulübe ait kredi için olan isimlerle temasta olduğu, vayakırgın dair FIFA’nın internet sitesine röportajrini veren kartlarını bu futbolcularıefsane kazanmak yoğun Galata-saray’ın forveti,için AK Parti çstanbul Mil- daha önce kapatan idareciler, gereksiz çaba sarf ettiği bildirildi. Davraz’a 35 futletvekili Hakan èükür ise organizasyonun Türk fut- harcamaların önüne geçme kabolcuyla gitmeye hazırlanan Bordo-Ma- rarı aldı. Kısa vadede ödenmesi gereken bolunun ileri seviyelere ulaëmasına yardımcı olacaêını söyledi. Taraftarların futbolcular üzerinde oluëturabileceêi muhtemel baskıya izin verilmemesi ge-

SPOR SERVİSİ

Hakan þükür, U-20’lerden 1 en az yarı final bekliyor -

borçlar için de yoğun çaba sarf ediliyor. Öte yandan 1461 Trabzon’dan Bordo-Mavili takıma alınan 4 futbolcudan biri olan Yusuf Erdoğan, rekabete hazır. Başarılı kanat oyuncusu, Trabzonspor’da çok önemli futbolcularla yarışacağının farkında olduğunu belirterek, “Elimden geleni yapacağım. 1461 Trabzon’da iyi bir sezonu geride bıraktım. Ancak Trabzonspor’da çok daha fazlasını yapmam gerekiyor. Umarım çok iyi bir kamp geçiririm. Davraz kampı benim ve benimle beraber gelen arkadaşlarım için çok iyi bir fırsat olacak. Kendimi rekabete hazır hissediyorum.” dedi.

Galatasaray’da ikinci Aysal döne

MESUT YILDI Galat rulu d giren Baëk kulübün 3 rev süresin çekleëtirec giden Aysa lere katılım Galatas gerçekleëti

-


45 SPOR .BAHĂ&#x2021;Eâ&#x20AC;&#x2122;DEN f 28 SPOR 5 SAATLĂźK SAVUNMA F. BAHĂ&#x2021;Eâ&#x20AC;&#x2122;DEN F.BAHĂ&#x2021;Eâ&#x20AC;&#x2122;DEN 5,5 SAATLÄ°K SAVUNMA

$XULVPRGHOLQLQ&22VDOĂĄPĂĄJUNPELUOHĂ&#x;LN\DNĂĄWW°NHWLPLOWNPGHĂ&#x153;HUOHULDUDVĂĄQGDGĂĄUĂ ODQGD\HUYHULOHQGRQDQĂĄPODUYHUVL\RQODUDJÂŞUHGHĂ&#x153;LĂ&#x;PHNWHGLU

Ăžike soruĂźturmasÄą kapsamÄąnda BeĂ˝iktaĂ˝â&#x20AC;&#x2122;la birlikte UEFA Disiplin Kuruluâ&#x20AC;&#x2122;na sevk edilen Fenerbahçe, dĂźn savunmasÄąnÄą verdi. SarÄąLacivertli kulĂźbĂźn baĂ˝kanÄą Aziz YÄąldÄąrÄąm ve beraberindeki heyet, yaklaýĹk 5,5 saat savunma yaptÄą. Ăťfade veren yĂśneticilerden Ăźekip MosturoĂžlu, â&#x20AC;&#x153;DuruĂ˝ma ĂśnyargÄąyla baĂ˝ladÄą; fakat ĂśnyargÄą ile bitmedi.â&#x20AC;? diyerek en geç salÄą gĂźnĂź açĹklanacak karar Ăśncesi umutlu konuĂ˝tu. Ăžike soruĂźturmasÄą kapsamÄąnda BeĂ˝iktaĂ˝â&#x20AC;&#x2122;la birlikte UEFA Disiplin US NYON salÄą edilen gĂźnĂź açĹklanacaĂŞÄą bilgisinindĂźn kendilerine verildi- verdi. SarÄąKuruluâ&#x20AC;&#x2122;na dasevk Fenerbahçe, savunmasÄąnÄą n ĂŤike soruĂŤturmasÄą kapsamÄąnda Disiplin ĂŞini sĂśyledi. UEFAâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn soruĂŤturmasÄąnÄąn TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;deki 16. Lacivertli baĂ˝kanÄą Azizraporuna YÄąldÄąrÄąm ve beraberindeki heyet, yakbelirten AĂŞÄąr Ceza Mahkemesiâ&#x20AC;&#x2122;nin dayandĹêĹnÄą a sevk edilen BeĂŤiktaĂŤâ&#x20AC;&#x2122;tan sonra dĂźn de Fe- kulĂźbĂźn AytĂśre, ĂŤunlarÄą dile getirdi: â&#x20AC;&#x153;TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;deki 16. AĂŞÄąr Ceza A Disiplin Kuruluâ&#x20AC;&#x2122;nun karĂŤÄąsÄąnalaýĹk çĹktÄą. Ku5,5 saat savunma yaptÄą. Ăťfade veren yĂśneticilerden Ăźekip Mostuziz YÄąldÄąrÄąm, yĂśneticiler èekip MosturoĂŞlu Mahkemesiâ&#x20AC;&#x2122;nin deĂŞerlendirmesine gĂśre rapor oluĂŤturuldu ve soruĂŤturma bununbaĂ˝ladÄą; Ăźzerindenfakat yĂźrĂźdĂź. UEFA taliroĂžlu, ĂśnyargÄąyla ĂśnyargÄą ile bitmedi.â&#x20AC;? diyeĂŞluâ&#x20AC;&#x2122;nun avukatlarÄąyla birlikte hazÄąr bulun-â&#x20AC;&#x153;DuruĂ˝ma rÄąm ve Cemil Turanâ&#x20AC;&#x2122;Äąn ise avukatlarÄą tara- matlarÄąna iliĂŤkin hiçbir ĂŤey konamadÄą. UluslararasÄą bir salÄąkatmadan gĂźnĂź açĹklanacak kararciddi Ăśncesi umutlu hazÄąrlanan bu rapor deĂŞil. Ă&#x2021;ok aĂŞÄąr konuĂ˝tu. edildikleri duruĂŤmalÄą toplantÄą 5,5rek saat en sĂźr-geçmaçĹ

5,5 SAATLĂźK SAVUNMA

iplin MĂźfettiĂŤi Miguel Lietard Fernandez bir karar çĹkmasÄąnÄą beklemiyoruz.â&#x20AC;? Disiplin mĂźfettiĂŤi raporunun tek taraflÄą olduĂŞunu ve nÄą sÄąra AvusturyalÄą, çsviçreli ve Macar komiBURUS NYON hiçbir ĂŤeyi deĂŞerlendirda salÄą gĂźnĂź açĹklanacaĂŞÄą bilgisinin kendilerine verildier aldĹêĹ BARBAROS duruĂŤmanÄąn ilk bĂślĂźmĂźnde BaĂŤ- Fenerbahçeâ&#x20AC;&#x2122;nin lehine olabilecek mediĂŞini savunan èekipĂŞini MosturoĂŞlu â&#x20AC;&#x153;DeĂŞiĂŤik olasÄąlÄąksĂśyledi. ise, UEFAâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn soruĂŤturmasÄąnÄąn TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;deki 16. savunmasÄąnÄą bizzat kendiĂŤike yaptĹêĹ Üêrenil- kapsamÄąnda UEFAâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn soruĂŤturmasÄą Disiplin larla karardĂźn çĹkabilir. rapor 16.Mahkemesiâ&#x20AC;&#x2122;nin AĂŞÄąr Ceza AĂŞÄąr Ceza raporuna dayandĹêĹnÄą belirten n baĂŤladĹêĹ ilk Kuruluâ&#x20AC;&#x2122;na 3 saatte sĂśz alan YÄąldÄąrÄąmâ&#x20AC;&#x2122;Äąn sevk edilen BeĂŤiktaĂŤâ&#x20AC;&#x2122;tan sonra de Fe-Zaten kararÄąna gĂśre ĂŤunlarÄą yapÄąlÄą-dile getirdi: â&#x20AC;&#x153;TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;deki 16. AĂŞÄąr Ceza AytĂśre, ĂŤmaya kÄąsa bir ara UEFA verildiĂŞi ve diĂŞer avu- Mahkemesiâ&#x20AC;&#x2122;nin nerbahçe, Disiplin Kuruluâ&#x20AC;&#x2122;nun karĂŤÄąsÄąna çĹktÄą. KuO karar da belli. BuMahkemesiâ&#x20AC;&#x2122;nin nedenle â&#x20AC;&#x2DC;Ăśn- deĂŞerlendirmesine gĂśre rapor oluĂŤturulma yaptĹêĹ sonrasÄą ba- yor. lĂźpbildirildi. BaĂŤkanÄą DuruĂŤma Aziz YÄąldÄąrÄąm, yĂśneticiler èekip MosturoĂŞlu yargÄąlÄąâ&#x20AC;&#x2122; hazÄąr denilebilir. du vemĂźfettiĂŤi soruĂŤturma bunun Ăźzerinden yĂźrĂźdĂź. UEFA talina konuĂŤan SarÄą-Lacivertli yĂśneticiler èe- birlikte ve çlhan EkĂŤioĂŞluâ&#x20AC;&#x2122;nun avukatlarÄąyla bulun-Disiplin Äą bir rapor matlarÄąnaMahiliĂŤkin hiçbir ĂŤey konamadÄą. UluslararasÄą bir u ve Deniz Tolga yarÄąn ya tek duĂŞu, AliAytĂśre, YÄąldÄąrÄąmkararÄąn ve Cemil Turanâ&#x20AC;&#x2122;Äąn ise tarafl avukatlarÄą tara- hazÄąrlamĹÍ. keme kararÄąndan kes-yapĹÍtÄąr yapÄąlmĹÍ. hazÄąrlanan bu rapor ciddi deĂŞil. Ă&#x2021;ok aĂŞÄąr maçĹ katmadan fÄąndan temsil edildikleri duruĂŤmalÄą toplantÄą 5,5 saat sĂźrsavunmalarla Herbeklemiyoruz.â&#x20AC;? bir kararyÄąkÄąldÄą. çĹkmasÄąnÄą dĂź. UEFA Disiplin MĂźfettiĂŤi MiguelAma Lietard Fernandez bu ĂśnyargÄą ĂŤeyi ve izah ettik.komiBenim açĹmdan tatminkar bir saDisiplin mĂźfettiĂŤi raporunun tek taraflÄą olduĂŞunu ve Palaciosâ&#x20AC;&#x2122;un yanÄą sÄąra AvusturyalÄą, çsviçreli Macar MosturoĂŞvunma oldu.â&#x20AC;? açĹklamasÄąnda bulundu. lehine olabilecek hiçbir ĂŤeyi deĂŞerlendirte Ăźyelerinin yer aldĹêĹ duruĂŤmanÄąn ilk bĂślĂźmĂźnde BaĂŤ- Fenerbahçeâ&#x20AC;&#x2122;nin lu, farklÄą birÜêreniluygulamadan da bahsederken, TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;de mediĂŞini savunan èekip MosturoĂŞlu ise, â&#x20AC;&#x153;DeĂŞiĂŤik olasÄąlÄąkyaptĹêĹ kan YÄąldÄąrÄąmâ&#x20AC;&#x2122;Äąn savunmasÄąnÄą bizzat kendi ama UEFAâ&#x20AC;&#x2122;dalarla olankarar bir suçlamayla ilgilirapor olarak çĹkabilir. Zaten 16. AĂŞÄąr Ceza di. DuruĂŤmanÄąn baĂŤladĹêĹ ilk 3 saatte olmayan sĂśz alan YÄąldÄąrÄąmâ&#x20AC;&#x2122;Äąn da, â&#x20AC;&#x153;Bir â&#x20AC;&#x2DC;transfer kavramÄą var. Bu UEFAâ&#x20AC;&#x2122;da Mahkemesiâ&#x20AC;&#x2122;nin kararÄąna gĂśrevaryapÄąlÄąardÄąndan duruĂŤmaya kÄąsa bir ara verildiĂŞi ve de diĂŞer avu- ĂŤikesiâ&#x20AC;&#x2122; ama TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;de duruĂŤma yaĂŤa- â&#x20AC;&#x2DC;Ăśnyor. OstandartlÄą karar dabir belli. Bu nedenle katlarÄąn savunma yaptĹêĹ bildirildi. DuruĂŤma sonrasÄą yok. ba- YĂźksek dÄąk. Transfer ĂŤikesi TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;de kanunda olyargÄąlÄąâ&#x20AC;&#x2122; denilebilir. DisiplinyerimĂźfettiĂŤi sÄąn mensuplarÄąna konuĂŤan SarÄą-Lacivertli yĂśneticiler èe-kavramÄą mayan bir durum, ancaktek UEFA tarafÄąndan açĹk bir tarafl Äą bir raporoldukça hazÄąrlamĹÍ. Mahkip MosturoĂŞlu ve Deniz Tolga AytĂśre, kararÄąn yarÄąn ya ĂŤekilde yeri var.â&#x20AC;? dedi. GĂśrĂźntĂź izleme imkânÄąnÄąn olup yapÄąlmĹÍ. olkeme kararÄąndan kes-yapĹÍtÄąr madĹêĹnÄąn sorulmasÄą Ăźzerine MosturoĂŞlu,bu â&#x20AC;&#x153;Ă&#x2021;ok zaman Ama ise savunmalarla ĂśnyargÄą yÄąkÄąldÄą. Her olmadĹêĹ için maç ya daĂŤeyi baĂŤka izlemedik. Ancak izahgĂśrĂźntĂź ettik. Benim açĹmdan tatminkar bir sabiz elimizdeki maç gĂśrĂźntĂźlerini de teslim ettik. Maçlarvunma oldu.â&#x20AC;? açĹklamasÄąnda bulundu. MosturoĂŞla ilgili ayrÄąntÄąlÄą konuĂŤmalarÄąmÄąz diye cevapda verdi. lu, farklÄądabiroldu.â&#x20AC;? uygulamadan bahsederken, TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;de olmayan ama UEFAâ&#x20AC;&#x2122;da olan bir suçlamayla ilgili olarak da, â&#x20AC;&#x153;Bir de â&#x20AC;&#x2DC;transfer ĂŤikesiâ&#x20AC;&#x2122; kavramÄą var. Bu UEFAâ&#x20AC;&#x2122;da var ama TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;de yok. YĂźksek standartlÄą bir duruĂŤma yaĂŤadÄąk. Transfer ĂŤikesi kavramÄą TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;de kanunda yeri olmayan bir durum, ancak UEFA tarafÄąndan oldukça açĹk bir FA Disiplin Kuruluâ&#x20AC;&#x2122;na sevk edilmesi sonrasÄą UEFAâ&#x20AC;&#x2122;yÄą protesto raftar olarak UEFA sana ĂŤekilde sesleniyoruz: istiyorâ&#x20AC;?izleme ĂźeklindeimkânÄąnÄąn dĂśyeriFenerbahçe var.â&#x20AC;? dedi.adalet GĂśrĂźntĂź olup olarÄą-Lacivertli taraftarlar, dĂźn Nyonâ&#x20AC;&#x2122;daki UEFA Merkeziâ&#x20AC;&#x2122;nde top- vizler taßĹdÄą. SarÄą-Lacivertli taraftarlar, her kulĂźpten daha da masum olduklarÄąmadĹêĹnÄąn sorulmasÄą Ăźzerine ise MosturoĂŞlu, â&#x20AC;&#x153;Ă&#x2021;ok zaman nÄą sÄąra Hollanda, Almanya ve Fransaâ&#x20AC;&#x2122;daki taraftarlarÄąn yanÄąn- nÄą, en azÄąndan her kulĂźp kadar temiz olduklarÄąnÄą Buna karßĹlÄąk bir grup olmadĹêĹ için maçdile yagetirdi. da baĂŤka gĂśrĂźntĂź izlemedik. Ancak en çok sayÄąda taraftar UEFAâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn merkez binasÄą ĂśnĂźnde buluĂźtu. Trabzonspor taraftarÄą da UEFA Merkezi binasÄąnÄąn dĹßĹnda toplandÄą. Bordo-Mavili ta- ettik. Maçlarbiz elimizdeki maç gĂśrĂźntĂźlerini de teslim n arasÄąnda Gaziantepspor eski baĂźkanÄą Celal DoĂżan da yer aldÄą. raftarlar ise TFF ve Fenerbahçe BaĂźkanÄą Aziz YÄąldÄąrÄąmâ&#x20AC;&#x2122;Äąn karikatĂźrize edildiĂżi â&#x20AC;&#x153;Wake la ilgili ayrÄąntÄąlÄą konuĂŤmalarÄąmÄąz da oldu.â&#x20AC;? diye cevap verdi. arlar, FransÄązca ve Ă˝ngilizce olarak â&#x20AC;&#x153;25 milyon Fenerbahçeli ta- up! He is guiltyâ&#x20AC;? (Uyan. O suçlu) Ă˝ngilizce yazÄąlÄą bir pankart açarak sessizce daÿĹldÄą.

Serda altern Ă&#x2013;mer -

Transf lÄą takÄąm rosuna yeni su daha kat rodaki yaba arayan SarÄą Kadlecâ&#x20AC;&#x2122;ten kusenli savu Toprakâ&#x20AC;&#x2122;Äąn p edildi. Fene pere karĂŤÄąlÄąk yon Euroâ&#x20AC;&#x2122;lu di. Alman k kadar sĂśzle Ăśnerilen bu tĹêĹ bildirild Ă&#x2013;mer konu Stuttgartâ&#x20AC;&#x2122;ta ka gurbetçi tekrar yĂśne lerde çstanb çĹ ile gĂśrßÍ ĂŤarÄąlÄą savu TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122; edemem veya S halind den

FOTOĂźRAF: ZAMAN, MAHMUT BURAK BĂ&#x153;RKĂ&#x153;K

FOTOĂźRAF: ZAMAN, MAHMUT BURAK BĂ&#x153;RKĂ&#x153;K

-

26 HAZÄ°RAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

bahçe ve Trabzonlu taraftarlar Nyonâ&#x20AC;&#x2122;da adalet istedi

FOTOĂźRAF: EPA, ROLF VE

Fenerbahçe ve Trabzonlu taraftarlar Nyonâ&#x20AC;&#x2122;da adalet istedi Fenerbahçeâ&#x20AC;&#x2122;nin UEFA Disiplin Kuruluâ&#x20AC;&#x2122;na sevk edilmesi sonrasÄą UEFAâ&#x20AC;&#x2122;yÄą protesto etme kararÄą alan SarÄą-Lacivertli taraftarlar, dĂźn Nyonâ&#x20AC;&#x2122;daki UEFA Merkeziâ&#x20AC;&#x2122;nde toplandÄą. Ă˝sviçreâ&#x20AC;&#x2122;nin yanÄą sÄąra Hollanda, Almanya ve Fransaâ&#x20AC;&#x2122;daki taraftarlarÄąn yanÄąnda Ă˝stanbulâ&#x20AC;&#x2122;dan gelen çok sayÄąda taraftar UEFAâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn merkez binasÄą ĂśnĂźnde buluĂźtu. 500 kadar taraftarÄąn arasÄąnda Gaziantepspor eski baĂźkanÄą Celal DoĂżan da yer aldÄą. Fenerbahçeli taraftarlar, FransÄązca ve Ă˝ngilizce olarak â&#x20AC;&#x153;25 milyon Fenerbahçeli ta-

raftar olarak UEFA sana sesleniyoruz: Fenerbahçe adalet istiyorâ&#x20AC;? Ăźeklinde dĂśvizler taßĹdÄą. SarÄą-Lacivertli taraftarlar, her kulĂźpten daha da masum olduklarÄąnÄą, en azÄąndan her kulĂźp kadar temiz olduklarÄąnÄą dile getirdi. Buna karßĹlÄąk bir grup Trabzonspor taraftarÄą da UEFA Merkezi binasÄąnÄąn dĹßĹnda toplandÄą. Bordo-Mavili taraftarlar ise TFF ve Fenerbahçe BaĂźkanÄą Aziz YÄąldÄąrÄąmâ&#x20AC;&#x2122;Äąn karikatĂźrize edildiĂżi â&#x20AC;&#x153;Wake up! He is guiltyâ&#x20AC;? (Uyan. O suçlu) Ă˝ngilizce yazÄąlÄą bir pankart açarak sessizce daÿĹldÄą. MUTLU Ă&#x2013;ZAY ĂťSTANBUL manÄąn kolayÄą-zoru yok. Bizi dĂźrĂźstçe dinlediler.â&#x20AC;? BeĂ˝ çsviçreâ&#x20AC;&#x2122;nin Nyon kentinde cuma bĂźyĂźk hareUEFAâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn, Avrupa kupalarÄąndan bir yÄąl ihyen raç istemiyle Disiplin Kuruluâ&#x20AC;&#x2122;na sevk etti- ketlilik yaĂŤanmĹÍtÄą. BeĂŤiktaĂŤ KulĂźbĂź ile futboldan ma ĂŞi BeĂŤiktaĂŤ, savunmasÄąnÄą Ăśnceki gĂźn yaptÄą. Av- ĂśmĂźr boyu menleri talep edilen eski asbaĂŤkanSar rupa futbolunun patronuna suçsuz olduklarÄąnÄą an- lardan Serdal AdalÄą ile eski teknik direktĂśr Tayfur caĂž latan Siyah-BeyazlÄą kulĂźbĂźn baĂŤkanÄą Fikret Orman, Havutçu, Avrupa Futbol FederasyonlarÄą BirliĂŞiâ&#x20AC;&#x2122;nin Bey dĂźn çstanbulâ&#x20AC;&#x2122;a dĂśndĂź. AtatĂźrk HavalimanÄąâ&#x20AC;&#x2122;nda ba- genel merkezinde derdini anlatmĹÍtÄą. 11 MayÄąs ret sÄąn mensuplarÄąnÄąn sorularÄąnÄą cevaplayan Orman, 2011â&#x20AC;&#x2122;de, BeĂŤiktaĂŤ ile çstanbul BBSK arasÄąnda oyyar sĂśzlĂź duruĂŤmanÄąn gayet iyi geçtiĂŞini dile getirdi. nanan Ziraat TĂźrkiye KupasÄą final maçĹnÄąn gĂśdev Heyete açĹklamalarda bulunduklarÄąnÄą aktaran de- rĂźntĂźlerinin de izlendiĂŞi toplantÄą, yaklaĂŤÄąk 2,5 saat kul ĂťSTANBUL baĂŤkanlĹêĹndaki kolayÄą-zoruBeĂŤiktaĂŤ yok. Bizi dĂźrĂźstçe neyimli yĂśnetici, â&#x20AC;&#x153;OnlarMUTLU da biziĂ&#x2013;ZAY zaman kÄąsÄątlamasÄą sĂźrmßÍtĂź. Fikret OrmanmanÄąn lata heyetinde,bir yĂśnetim MelihNyon Sami Esen çsviçreâ&#x20AC;&#x2122;nin kentinde cum olmadan dinledi. KararlarÄąnÄą, UEFAâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn, pazartesi (yarÄąn) Üê-kupalarÄąndan Avrupa yÄąl ih-kurulu Ăźyesi yĂśn de yer almĹÍtÄą. UEFAâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn çspanyol mĂźfettiĂŤi Mi- KulĂźbĂź ketlilik yaĂŤanmĹÍtÄą. BeĂŤiktaĂŤ leden sonra açĹklayacaklarÄąnÄą raç bildirdiler.â&#x20AC;? istemiyleifadesini Disiplin Kuruluâ&#x20AC;&#x2122;na sevk ettiedi guel gĂźn Lietard Fernandez Palaciosâ&#x20AC;&#x2122;un sunduĂŞutalep ra- edilenki es boyu menleri kullandÄą. BeklentilerininĂŞiher zamankisavunmasÄąnÄą gibi doĂŞru- Ăśnceki BeĂŤiktaĂŤ, yaptÄą. Av- ĂśmĂźr porda, Serdal AdalÄą TayfurSerdal Havutçuâ&#x20AC;&#x2122;nun, AdalÄą ile sĂśz eski teknik dan ve haktan yana olduĂŞunun altÄąnÄą çizen Fikret suçsuz pad rupa futbolunun patronuna olduklarÄąnÄą an- ile lardan konusu BeĂŤiktaĂŤ-çstanbul BĂŤ. Belediyespor karAvrupa Futbol Federasyon Ata â&#x20AC;&#x153;Biz Siyah-BeyazlÄą de haklÄąlĹêĹmÄąza ina- baĂŤkanÄą Orman, ĂŤunlarÄą kaydetti:latan kulĂźbĂźn Fikret Orman, Havutçu, sonucunu etkilediĂŞi ileri sĂźrĂźlĂźyor. merkezinde derdini anlatm çĹk nÄąyoruz. O yĂśnde olacaĂŞÄąnÄą ediyorum. SavundĂźnĂźmit çstanbulâ&#x20AC;&#x2122;a dĂśndĂź. AtatĂźrk ĂŤÄąlaĂŤmasÄąnÄąn HavalimanÄąâ&#x20AC;&#x2122;nda ba- genel sÄąn mensuplarÄąnÄąn sorularÄąnÄą cevaplayan Orman, 2011â&#x20AC;&#x2122;de, BeĂŤiktaĂŤ ile çstanbul BBSK sĂśzlĂź duruĂŤmanÄąn gayet iyi geçtiĂŞini dile getirdi. nanan Ziraat TĂźrkiye KupasÄą fina

BeĂźiktaĂźâ&#x20AC;&#x2122;ta umutlu bekleyiĂź

T. VE YO

-

eâ&#x20AC;&#x2122;den Ăśnen ĂźkanÄą beker zaoĂżruyana yledi.

BeĂźiktaĂźâ&#x20AC;&#x2122;ta umutlu bekle

MAN, URAK RKĂ&#x153;K

Ă˝sviçreâ&#x20AC;&#x2122;den Ă˝stanbulâ&#x20AC;&#x2122;a dĂśnen BeĂźiktaĂź BaĂźkanÄą Fikret Orman, beklentilerinin, her zamanki gibi doĂżrudan ve haktan yana

-


maĀlup etti. Kartal’ın gollerini Barıþ Pala ve Metin Güler kaydetti. ýölenin en iyi oyuncusu Beþiktaþ’tan Kenan Duran, en iyi kalecisi Halit Tokur, en iyi forveti AydoĀan Karaca seçildi. iy

46 SPOR

rek finale adını yazdırdı. Ay-Yıldızlılar 25 Haziran’daki finalde Sırbistan ile altın madalya mücadelesi verecek. OĀuz Savaþ attıĀı 25 sayıyla maça damgasını vurdu. 26 HAZİRAN - 2 TEMMUZ 2013 ZAMAN

FOTOüRAF: CÿHAN, BURAK ÇAN

FOTOüRAF: ZAMAN, SELMAN EĀTÜRKLER

23 HAZûRAN 2013 PAZAR ZAMAN

Tekvando branüında madalya töreni, Edip Buran Spor Salonu’nda yapıldı. Kadınlar 67 kiloda altına uzanan olimpiyat ikincisi sporcumuz Nur Tatar, taraftarların tezahüratları altında büyük sevinç yaüadı. FOTOüRAF: ZAMAN, SELMAN EĀTÜRKLER

TEKVANDODA üKüNCü ALTIN MADALYA NUR’DAN GELDü M Mersin’in ev sahipliÿini üstlendiÿi 17. Akdeniz Oyunları’nda ikinci gün geride kaldı. TTekvandoda olimpiyat ikincisi Nur Tatar, Faslı El Meslahy’i 10-4 maþlup ederek aaltın madalya aldı. Erkekler 58 kiloda Fırat Pozan ve 80’de Yunus Sarı bronz kazzandı. Aynı branýta cuma günü sporcularımızdan bir altın iki gümüý gelmiýti. BÜLENT KARADAþ MERSûN M Mersin’de düzenlenen 17. Akdeniz Oyunları’nda, tekvando fırtınası devam ediyor. çlk günkü bir altın iki gümüë madalyadan sonra dün de yüzümüz güldü. Londra Olimpiyat Oyunları’nda ikinciliêi elde eden Nur Tatar, altın madalyaya uzandı. Fırat Pozan ve Yunus Sarı, bronzda kaldı. 67 kiloda tatamiye çıkan Nur Tatar, ilk turu maç yapmadan geçti. Yarı fi nalde Mısırlı H. Wahba ile karëılaëan ve kontrollü bir performans ortaya koyan Nur, rakibini 6-1 yenerek, finale yükseldi. Genç sporcunun rakibi bu kez Faslı El Meslahy oldu. Kendinden emin bir mücadele ortaya koyan Nur, 10-4’lük galibiyetle göêsümüzü kabarttı. Müsabakanın ardından taraftarların tezahüratları altında büyük sevinç yaëayan Nur Tatar, Ay-Yıldızlı bayraêı-

-

mızla Edip Buran Spor Salonu’nda tur atarak zaferini kutladı. Halterde 58 kiloda Fırat Pozan, çeyrek finalde Yunan Nikolaos Politis’i 6-2 ile devirdi. Yarı finalde çspanyol Mendez Jimenez’e 5-2 kaybedince bronzla yetinmek zorunda kaldı. 80 kilo sporcumuz, dünya ikincisi Yunus Sarı da çeyrek finalde Libyalı Michel Samaha’yı 5-4 maêlup etti. Yarı finalde Faslı Issam Chernoubi’ye 2-0 öndeyken son saniyelerde 3-2’yle üzüldü. Tekvandoda bugün olimpiyat ëampiyonu Servet Tazegül (68 kilo) podyuma adım atıyor. Ülkemizi, Tazegül’ün yanı sıra artı 67 kiloda Yaprak Erië temsil edecek. Cuma günü artı 80’de Ali Sarı altın, kadınlar 49 kiloda Rukiye Yıldırım gümüë, 57 kiloda Hatice Kübra çlgün bronz madalya kazanmıëtı. Ayrıca dün dereceye girenlere madalyaları verildi.

MADALYA SIRALAMASI ÜLKE Altın Gümüü Bronz TOPLAM TÜRKýYE................12 .........8 .............7 .................27 ýTALYA ....................9 .........10 ........... 12 ................ 31 ýSPANYA.................5 ..........3 .............5 ................. 13 FRANSA .................4 ..........3 ............ 13 ................20 MISIR......................3 ..........4 .............4 ..................11 TUNUS....................2 ..........9 .............4 ................. 15 SLOVENYA .............2 ..........5 .............2 ...................9 SIRBýSTAN .............2 ..........2 ............. 1 ...................5 FAS .........................2 .......... 1 .............5 ...................8 HIRVATýSTAN .........2 ..........0 .............3 ...................5 ARNAVUTLUK ........2 ..........0 .............2 ...................4 KARADAĀ...............1 ..........0 ............. 1 ...................2 YUNANýSTAN .........0 ..........3 .............4 ...................7 LÜBNAN .................0 ..........0 .............2 ...................2 CEZAYýR .................0 ..........0 ............. 1 ................... 1 KIBRIS CUM. ..........0 ..........0 ............. 1 ................... 1 BOSNA HERSEK.....0 ..........0 .............0 ...................0 LýBYA......................0 ..........0 .............0 ...................0 MAKEDONYA .........0 ..........0 .............0 ...................0

ya uzandı. Daýdelen, koparmada da 87 kilo ile altın madalyanın sahibi oldu. Halterde günün ilk rekoru 53 kiloda podyuma çıkan Ayýegül Çoban’dan geldi. Milli sporcumuz, silkmede 110 kiloluk derecesiyle rekor kırıp altın madalya elde etti. Çoban, koparmada ise 82 kilo kaldırarak tartı dezavantajı sonrasında gümüý madalya aldı. Aynı kiloda mücade-

FUTBOL: (Tevfik Sırrı Gür Stadı) Bosna Hersek-Türkiye ....................18.00 Fas-Arnavutluk .................................21.45 Tarsus þehir Stadı Libya-ýtalya ......................................18.00 Makedonya-Tunus............................21.45 VOLEYBOL: (Toroslar) Tunus-Makedonya ..........................13.30 Türkiye-Mısır....................................16.00 Cezayir-ýtalya ...................................18.30 YELKEN: (Mersin Marina) Müsabakalar ....................................12.00 YÜZME: (Olimpik Yüzme Havuzu) Eleme ve Finaller .................09.30-18.24 GÜREþ: (CNR Mersin Yeniüehir Fuar Alanı C Holu) Elemeler ...........................................14.00 Finaller................................18.30 - 20.30 HALTER: (Erdemli Spor Salonu) Finaller.................................12.00 - 17.00 HENTBOL: (Adana Yüreÿir Serinevler Spor Salonu) Elemeler (Kadınlar-Türkiye) ....11.30 - 17.30 (Lütfullah Aksungur Spor Salonu) Elemeler (Erkekler-Türkiye) ....2.00 - 18.00 JUDO: (Mersin Üniversitesi Hall No: 1) Ön eleme ..........................................12.00 Finaller...............................................17.00 ATICILIK: (Erdemli Atıü Poligonu) Müsabaka ve finaller.........19.00 - 18.30 PLAK ATIþLARI: (Erdemli Atıü Poligonu) Müsabaka ve finaller........09.00 - 13.30 BEDENSEL ENGELLý YÜZME: (Olimpik Yüzme Havuzu) Eleme ve finaller ...............09.30 - 18.06 BOKS: (Yeniüehir Spor Salonu) Çeyrek finaller ...................14.00 - 23.00 ESKRýM: (CNR Yeniüehir Fuar Alanı A Holü) Müsabaka ve finaller........09.00 - 18.00

Halterde altınlar rekorla geldi 17. Akdeniz Oyunları’nda madalya yaþmuru devam ediyor. Podyuma çıkan 4 sporcumuz, iki oyunlar rekoru kırıp 4 altın 2 gümüý madalya almayı baýardı. Avrupa üampiyonu sporcumuz Aylin Daýdelen iki altın madalya kazanarak güne damgasını vurdu. 58 kiloda Aylin Daýdelen, silkmedeki 113 kiloluk derecesiyle oyunlar rekoru kırdı ve altın madalya-

AKDENüZ OYUNLARI’NDA GÜNÜN PROGRAMI

le eden Emine üensoy ise koparmada 82 kiloluk derecesiyle altın madalyayı kilo avantajı ile kazandı. üensoy, silkme müsabakasında 96 kiloluk derecesiyle gümüý madalyayı boynuna taktı. Öte yandan 69 kilo erkeklerde yarıýan Ekrem Aþıllı ise koparmada 136, silkmede ise 155 kiloluk derecesiyle dördüncü sırada yer aldı. HASAN KÜÇÜK MERSýN CýHAN

KÜREK: (Adana Seyhan Gölü) Müsabakalar ......................08.24 - 10.45 OKÇULUK: (Mersin Üniversitesi Sahası) Eleme ve finaller ..............09.00 - 18.00 SU KAYAĀI: (Mersin Atatürk Parkı) Finaller.................................10.00 - 11.00 SUTOPU: (Macit Özcan Yüzme Havuzu) Grup müsabakaları ..............16.30-19.30 TEKVANDO: (Edip Burhan Spor Salonu) Müsabaka, yarı final, Finaller..................................09.00-18.00



Zamandk221 egazete