Page 34

34GÜNDEM Hüseyin Gülerce

Gülen, bir partiyi destekler mi? Her seçim öncesinde olduğu gibi bu defa da medyamız, "tarikatlar, dinî cemaatler kime oy verecek?" sorusuna güya cevap arıyor. Güya diyorum; çünkü aslı astarı olmayan yazı dizileriyle, temelsiz ve ön yargılı değerlendirmelerle, yalan yanlış tespitlerle insanların kafası karıştırılıyor. Önceki gün, Milliyet gazetesinde de böyle bir dizi başladı. Neymiş, "Gülen cemaati, AK Parti'yi destekliyor"muş. "AKP milletvekili adayları içinde cemaate yakın 30 dolayında isim olduğu, bunların da seçilebilecek sıralardan aday gösterildiği söyleniyor"muş. "Cemaat, bir dönem, merhum Bülent Ecevit'in DSP'sine de açık destek" vermişmiş... Şahsen ben bu 30 kişiyi çok merak ediyorum. Sorumluluk ve dürüstlük, bunların kimler olduğunun açıklanmasını gerektirir. "Söyleniyor" ne demek? Kim söylüyor? Doğru mu söylüyor? O isimlere sorulmuş mu? Milletimizin büyük çoğunluğu Sayın Gülen'in tavsiye ettiği eğitim ve diyalog hizmetlerini alkışlıyor. Destek veriyor, sahip çıkıyor. Bu insanlar milletvekili adayı olduğunda "Gülen cemaati"nden mi sayılacaklar? Bu tür yakıştırmaların, vehim ve suizanların, Sayın Gülen'i üzdüğünü, kırdığını yakinen biliyorum. Nitekim, Milliyet'in yazdıklarına avukatı aracılığı ile anında açıklama gönderdi. Herhangi bir tarikatın veya cemaatin lideri olmadığını, seçmenin hür iradesini yönlendirme gibi bir davranışı, insanlarımıza saygısızlık kabul ettiğini belirtti. Geçmişte Sayın Gülen, pek çok siyasî parti lideriyle görüştü. Rahmetli Özal, rahmetli Türkeş, rahmetli Ecevit, Demirel, Çiller, Yılmaz bunlar arasındadır. Ama hiç biriyle gündelik siyaset konuşmadı. Bu görüşmeleri memleket meselelerini anlatmak için fırsat saydı. Sayın Gülen'in, Rahmetli Özal ve rahmetli Ecevit'i takdir ettiği, onlara büyük saygı duyduğu doğrudur. Ama onların siyasî destekçisi asla olmamıştır. Sayın Gülen, Ecevit'e oy verilmesi hususunda katiyen bir tavsiye ve teşvikte bulunmamıştır. Keza Özal da, Ecevit de, Gülen'in hizmetlerini takdir etmiş, ona saygılı davranmışlardır. Ama ikisi de, Sayın Gülen'den bir seçim desteği, bir siyasî destek talebinde bulunmamışlardır. Rahmetli Ecevit'in nezaketinin, siyaset anlayışının, böyle bir beklenti içine girmesine izin vermeyeceğini de kendisini tanıyanlar bilirler. Yeri gelmişken şunu da hatırlatmalıyım. Ecevit, dine saygılı laiklik anlayışının sol kesimdeki öncüsü olmuş, solun samimi dindarlarla barışık olacağını göstermiştir. Yine yeri gelmişken şu "cemaat", "Fethullahçılık" laflarına da bir şey demeliyim. Sayın Gülen onlarca defa "Fethullahçı" şeklindeki ifadelerden tiksinti duyduğunu, "cı", "cu" gibi yakıştırmaları kabul etmediğini söyledi. Teşvikçisi olduğu diyalog ve eğitim hizmetlerinin içindeki insanların "cemaat" olarak adlandırılmasının da yanlış olduğunu belirtti. Bu insanlara dense dense "Gönüllüler Hareketi"nin sevdalıları denebileceğini anlattı. Onların bir partiyle, bir iktidarla birlikte anılmalarının, yapılan güzel hizmetleri karalayacağını, bunun da insanlarda bir aldatılmışlık hissi uyandıracağını söyledi. Ve açıkça şunu ilan etti: "Biz bütün partilere eşit yakınlıktayız. Eşit uzaklıkta demiyorum, eşit yakınlıktayız. Çünkü bütün partilerin müntesipleri, sempatizanları bizim insanımızdır. İnsanların partileri, siyasî anlayışları bizim onlarla dost olmamıza mani değildir." Bir seçim öncesinde yine "Gülen cemaati falan partiyi destekliyor" diyenler, yakıştırma ve suizanlarından artık vazgeçsinler. Seçimde başarısız olacaklar da "bizi destekleselerdi bu duruma düşmezdik" mazeretini, akıllarından bile geçirmesinler... h.gulerce@zaman.com.tr

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

28 Şubat'ta at gözlüğünü çıkardım

Tiyatroda 'hücre' kurmakla

BÜNYAMİN KÖSELİ Oyuncu Halil Ergün, epey bir za-

1mandır ortalıkta görünmüyordu.

Kilo vermek için kaldığı kamptan İstanbul’a gelir gelmez kapısını çaldık. Çaldık çalmasına ama bir dokunduk bin ah işittik: “Ömrümü verdiğim bir dava sonrasında, 12 Eylül Referandumu’nda ‘evet’ dediğim için aforoz edildim. Hakaret ettiler. Ben başka türlü düşünüyorum diye beni yok mu edeceksiniz? Bu faşizm değil mi?” Uzun bir süredir gözlerden uzaktasınız... Biraz kendime yatırım yapmak için Kuşadası’ndaki bir sağlık merkezine gittim. Vücudumu tazelemek için iyi bir kamp oldu. 10 kilo verdim. Biraz gerilere, 1950’lere gidelim. Doğup büyüdüğünüz İznik bugünden bakınca ne ifade ediyor sizin için? Hayatımın çok önemli mekânıdır İznik. 1950’li yıllarda surların içinde küçük bir kasabaydı. Toprağa bağlı eski bir Osmanlı ailesiydik. Nasıl bir dünya görüşü vardı ailenizin? Halk Partililerdi (CHP). Ama dinî değerlere son derece saygılılardı. Evde hatimler indirilir, mukabeleler okunur, topluca teravih namazlarına gidilirdi. 27 Mayıs 1960 günü nasıl bir tablo vardı evinizde? Çok üzüldük ailecek. Daha sonra öğrendim aslında babam da Demokrat Parti’ye (DP) oy vermiş. Niçin DP’ye oy verdiğini sorunca bana, ‘Oğlum sen ne diyorsun, biz eskiden eşek sırtında bir günde Bursa’ya gidemezdik. DP’yle birlikte yollar yapıldı, yokluk ortadan kalktı…’ demişti. Şimdi bunu duyanlar, ‘Halil’in soyu bozukmuş!’ diyecek. (Gülüyor) Menderes’in asıldığı gün peki? Evde bir ölüm sessizliği vardı. Kimsenin ağzını bıçak açmadı günlerce. Bursa’dan okumak için Ankara Mülkiye’ye gidiyorsunuz. Okuldaki ortam sizi nasıl etkiledi? 1966-67’de fikir kulüpleri kurulmuştu. Bursa’da tiyatro ile uğraştığım için sol düşünceye eğilimliydim. Gençler kendini sol ideolojinin içinde buluyordu. Aslında bugünden bakınca o dönemin sol söylemleri çok milliyetçi ve Mustafa Kemal’le harmanlanmıştı. Biz de halkı kurtarmaya kalkmıştık. ‘Halkı kurtarmak’ aynı zamanda tehlikeli bir şeydir. Halk size sırtını dönerse, ‘Bunlar adam olmaz’ dersiniz, halkı, ‘göbeğini kaşıyan adam’ olarak görürsünüz. AK Parti’ye oy verenleri cahil olarak değerlendirir, ‘Bunların oyu geçersiz sayılmalı.’ dersiniz! 68 öğrenci hareketlerinin Türkiye’de şiddete evrilmesinin sebebi neydi? Öğrenci hareketleri hemen fraksiyon meselelerine dönüştü Türkiye’de. İşin içine şiddet ve silah karıştı. Dışarıdan bir senar-

yonun geldiği belliydi. Bir de, ‘Biz solcuyuz. Solculuk ayrıcalıktır. Tek doğruyu biz söyleriz. Bunun dışındakiler gericidir, faşisttir ve ihanet içindedir’ gibi bir anlayış vardı. Böyle bir anlayışın sağlıklı olduğunu düşünebilir misiniz? Bunları söyledim diye bana yapmadıklarını bırakmadılar. Dört sloganla hayatın açıklanışının bir tutsaklık olduğunu anladım. Bu bir esarettir, tutsaklıktır. Her gün bir şeyler öğreniyorum. Aklı başında arkadaşlarım, ‘Ah ah göreceksin bak bunlar neler yapacak bize.’ diyor. Ben de onlara, ‘Allah aşkına ne yaptı size AK Parti?’ diye soruyorum. Siz çok dolmuşsunuz… Evet, çünkü yaşadıklarımdan hoşlanmıyorum. Sağlıklı bir tartışma süreci yok. Kör dövüşü yapıyoruz. O dönem kimler vardı arkadaşlarınız arasında? 1972’de hapishaneye girene kadar Ankara’daydım ve o dönemin sembol isimlerinin hepsi arkadaşımdı. Mahir Çayan ile çok yakındık mesela. İllegal bir alana kaydınız mı hiç? İllegal alan Parti-Cephe buluşmasıydı. Tiyatroda bir hücre yapılanması kurmakla görevlendirilmiştim. O dönemin parti-cephesinin DHKP-C gibi bir örgüte dönüşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Çok şaşırtıcı maalesef… Doğu Perinçek ne ifade ediyor sizin için? Perinçek hakkında ne diyebilirim ki? Onlara sosyalist diyemiyorum. Faşizanlar. Türkiye’de bir sürü solcunun milli meselelerde faşizan olduklarını yakaladık. Kim-

lerle nasıl berabermişiz diye sordum kendime. İsminizin sürekli Yılmaz Güney’le anılmasından rahatsızlık duyuyor musunuz? Benim için ilerici bir sinemacıdır Yılmaz Güney. Bugün bile geçilememiştir. Beni hep ona benzetirlerdi ama ben İstanbul sineması içinde olmak istemedim uzun bir süre. Babam hep, ‘Gel seni buradan evlendirelim. Buraya yerleş.’ derdi. Keşke onu dinleseydim. Çünkü çok yoruldum. Kirlenmelerim de vardır belki. Çok kahır çektik maddî manevî. Keşke daha yalın bir hayatım, torunlarım olsaydı. Türk sineması uzun yıllar dinî değerlere karşı hep mesafeyle yaklaştı. İmamlar, ‘kurnaz köylü’ rollerindeydi hep. Bu düşünce nasıl sirayet etti sinemaya? Hepimiz Cumhuriyet tedrisatından geçtik. ‘Hacı-hoca takımı’ diyerek aşağılanan bir kesim oluşturuldu. Bunu Cumhuriyet romanlarında da görebilirsiniz. Vurun Kahpeye mesela… Sinemada hocalar gericiydi hep. O gün, bu filmleri izleyen insanlar bunları olağan saydı ama filmler toplumun vicdanını çok derinden etkiledi. Çünkü Müslüman bir toplumuz. Sen dindar olmayabilirsin, ateist olabilirsin ama bu toplumun inandığı bir İslamiyet var, camisi var, Kur’an’ı var… Siz bunları hor görürseniz toplumun yaratıcı damarlarını da kesmiş olursunuz. Bu, devlet eliyle yapıldı. Topluma bir gömlek giydirilmeye çalışıldı. Bu beni çok rahatsız etti. En keskin solcu olduğum dönemlerde bile dine karşı önyargı beslemedim hiç. Bayram namazına

ZAMAN DK 216  

ZAMAN DK 216