Issuu on Google+

cuk Bizim ço

tif mi? hiperak

nı en “Biz insa el surette mükemm yarattık” r, Karabibe ber kırmızıbi rüyor O, seni gö

Gazetenizle birlikte

Mehir

Dünyanın yeni hasta adamı: AB

‘Bizim çocuk pek hiperaktif’ mi?

Çöküş yıllarında Osmanlı

Birçok aile tarafýndan zekâ alameti sayýlýp takdir edilse de hiperaktivite, sanýldýðý kadar masum deðil. Çocuðun sosyal uyumunu bozan ve ileriki yaþlarda aðýr davranýþ bozukluklarýna yol açan bu rahatsýzlýk, günümüzde ilaçla tedavi edilebiliyor. 1 AİLEM’DE

İmparatorluğu’na Avrupalılar tarafından yakıştırılan ‘hasta adam’ ismi şimdilerde Avrupa Birliği için söylenir oldu.

1 12’DE

www.zamaniskandinavya.dk

22 - 28 MAYIS 2013 • YIL : 5 • SAYI : 216 • DANMARK 25 DKK • SVERIGE 30 SEK • NORGE 35 NKR • FINLAND 3,5 EURO

OLİMPİYAT ÖNYARGILARI KIRDI Kuzeyin soğuk ülkesi

Danimarka’nın Türkçe Olimpiyatları ile tanışıklığı yeni sayılır. Ama kısa sürede kurulan sıcak diyaloglarla ciddi mesafe alınmış. Şimdi Anadolu Dil ve Kültür Derneği’nin yöneticileri arasında 18 Danimarkalı da var.

Her sene 2 bin kadın Kadın Sığınma Merkezleri’ne yerleşiyor. Kadın Sığınma Merkezleri’nde bulunan çocukların yüzde 55’i 0-6 yaş arası ve yüzde 31’i ise 7-12 yaş arası çocuklar. LOKK’un verilerine göre çocukların yüzde 67’si psikolojik; yüzde 24’ü ise fiziksel şiddete maruz kalmış.

1 18’NCİ SAYFADA

Danimarka’da aile içi şiddet artıyor

Yeni Avrupalılar krize çare arıyor Ekonomik krize çözüm arayışları çerçevesinde İsveç Türk İşadamları Derneği STURF Malmö şehrinde ‘Yeni Avrupalıların Avrupa’nın ekonomisine ve büyümesine katkısı’ konulu bir konferans düzenledi. 1 14’NCÜ SAYFADA

Kadın Sığınma Merkezi Organizasyonu’nun (LOKK) verilerine göre Danimarka’da 2012 yılında 33 bin çocuk ve 29 bin kadın şiddete maruz kaldı. LOKK’un verilerine göre Danimarka’da aile içi şiddet önemli bir toplumsal sorun oluşturuyor. ERDAL ÇOLAK KOPENHAG Danimarka`da aile içi şiddet şid-

1det mağduru kadınlar arasında

yapılan bir araştırma, evde yaşanan şiddete, çocukların büyük oranda tanık olduğunu ve bundan olumsuz olarak etkilendiğini ortaya çıkardı. Her geçen gün artan aile içi şiddet olaylarının önüne geçebilmek için Danimarka sivil toplum kuruluşları seferber oldu.

Uyumun en güzel örneği: Grup Mozaik

}

Yaklaşık 7 ay önce Danimarkalı ve Türkiye kökenli amatör müzisyenler tarafından kurulan Grup Mozaik, daha şimdiden konserlerin aranan isimlerinden olmayı başardı. Ülkeninin farklı şehirlerinde düzenlenen birçok etkinlikte onlara rastlamak mümkün. 1 8’NCİ SAYFADA 1 32’DE

ZAM A N’ DA BU H AF TA Uşak O’nu okuyor

1 4’TE

Tiyatroda hücre kurmakla görevlendirildim 1 34’TE

Danimarka`da çocuklara uygulanan şiddet ve dayak son zamanlarda medyaya da yansımaya başladı. Aile içi şiddetten dolayı Danimarka`da birçok kadın ve buna bağlı olarak birçok çocuk, hem fiziksel hem de ruhsal olarak hasar görüyor. Çocuklar, ileriki yaşlarında şiddete bağlı problemler yaşıyor. Kadın Sığınma Merkezi Organizasyonu’nun (LOKK) verilerine göre Danimarka’da 2012 yı-

lında 33 bin çocuk ve 29 bin kadın şiddete maruz kaldı. LOKK’un verilerine göre Danimarka`da aile içi şiddet önemli bir toplumsal sorun oluşturuyor. Aile içinde kadına yönelik yaşanan şiddet ile çocuklara yönelik şiddet arasında büyük bir bağ olduğu, bir evde yaşanan bir şiddet olayı varsa büyük ihtimalle sadece kadınların değil çocukların da şiddet gördüğü ifade edildi. 1 DEVAMI 7’NCİ SAYFADA

Helal kesime yakın takip! Avrupa’daki et skandalıyla sarsılan ülkelerden biri olan Danimarka’da helal et konusu güncelliğini korumaya devam ediyor. Aalborg’ta ülkenin en büyük kesimhanelerinden biri olan Danish Crown’u ziyaret eden bir heyet yerinde incelemelerde bulundu. 1 10’DA

Türkiye-Suriyeİran üçgenin terör jokeri

Bunlar Grundtvig’in yetiştirdikleri olsaydı

136’DA

1ABDULLAH AYMAZ • 25’DE

}


2 İSKANDİNAVYA

Toplantıda sahneye 2012 yılında restaurant ve kafeterya branşında en başarılı firma direktörü olarak davet bedilen Cafe Vivaldi Direktörü Mustafa Deliktaş (sağdan birinci), Başbakan Helle Thorning-Scmidt’den ödülünü aldı.

ERDAL ÇOLAK KOPENHAG Danimarka Sanayici ve İşadamları Der-

1neği geleneksel yıllık istişare toplantısı

gerçekleştirdi. Danimarka Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Michael Kjær başkanlığında Bella Center Kongre Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıya, Başbakan Helle Thorning-Schmidt, İş ve Büyüme Bakanı Annette Vilhelmsen, Liberal Parti lideri Lars Løkke Rasmussen, Liberal İttifak Lideri Anders Samuelsen, Muhafazakar Parti Sözcüsü Brian Mikkelsen, birçok işadamı, yönetici ve gazeteci katıldı. Toplantıda sahneye 2012 yılında restaurant ve kafeterya branşında en başarılı firma direktörü olarak davet bedilen Cafe Vivaldi Direktörü Mustafa Deliktaş, Başbakan Helle Thorning-Scmidt’den ödülünü aldı. “Böyle bir organizasyonda Başbakan tarafından davet edilmek benim için onur verici. Bugün itibarı ile Cafe Vivaldi olarak beş yüz çalışan elamanımız mevcut” diyen Deliktaş, başarısının sırrını disiplinli ve özverili çalışmasına bağladı. Danimarka Sanayici ve İşadamları Derneği tarafından düzenlenen konferansa, 1000’e yakın sanayici, işadamı ve şirket yöneticisi katıldı. Bella Center Kongre Salonu’nda yapılan ve bölgede çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren Danimarka işadamlarının yoğun ilgi gösterdiği konferansın, özellikle motivasyon açısından son derece verimli geçtiği gözlendi. Danimarka`nın siyasi, ekonomik ve dış politika sorunlarını değerlendiren ve partisinin politikalarını işadamlarıyla paylaşan Başbakan Schmidt, Danimaraka’nın içeride ve dışarıda çok ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya bulunduğunu ve hükümetin, ülkeyi ve sorunları yönetmekte ve çözüm üretme noktasında bazı çalışmalar içinde olduğunu söyledi. Programın açılışında konuşan DanimarkaSanayici ve İşadamları Derneği Başkan Michael Kjær, gelişen ve sürekli değişen dünyada ekonomik ve ticari kuruluşlarının öneminin her geçen gün arttığını söyledi. Bu tür organizasyonların söz konusu değerlendirmeler için önemli bir fırsat olduğunu dile getiren Kjær, “Global ekonominin aksine Danimarka`da belirsiz bir ekonomik ortam var. Önümüzdeki yıllarda bazı küçük iniş çıkışlar olabilir ancak genel eğilim yukarıya doğru bir seyir şeklindedir. Büyüme fırsatlarını değer-

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Mustafa Deliktaş ödülünü Başbakan’dan aldı

Danimarka Sanayici ve İşadamları Derneği geleneksel yıllık istişare toplantısını Bella Center Kongre Salonu’nda gerçekleştirdi. Cafe Vivaldi Direktörü Mustafa Delikta, 2012 yılında restaurant ve kafetarya branşında en başarılı firma olarak ödülünü Başbakan Helle Thorning-Scmidt’den aldı. lendirmeliyiz.” dedi. İş ve Büyüme Bakanı Annette Vilhelmsen ise, “Danimarka`nın stratejik konumu ve potansiyelini göz önünde bulundurarak iş hacmini yükseltip Danimarka ekonomisine daha çok katkıda bulunmalı ve istihdamı arttırmalısınız. İşadamları olarak her zaman ticaretimizde ve üretimimizde en iyisini yapma gayreti içinde olduğunuzu biliyorum. Daha çok

çalışır, daha kaliteli üretim yapar, hem de ürettiklerimizi daha makul ve rekabet edebilir seviyelerde satarsak bu ekonomik krizi hep birlikte atlatacağımıza inanıyorum. Bu doğrultuda yeni pazarlar arayışına girmelisiniz.” şeklinde konuştu. Dünyada ekonomik dengelerin değiştiğine değinen Liberal Parti Başkanı Lars Løkke Rasmussen ise şöyle konuştu: “Danimarkalı

şirketler de bu küresel rekabette yerini almalı. Bu yönde hükümet çeşitli politikalar üretmeli. Açık söylemek gerekirse kriz hızlı ve küresel bir şekilde yayıldı. Danimarka`yı da etkiledi. Bugün Danimarka’da 170 bin işsiz var. Politikacılar olarak rasyonel çözümler ortaya koymalıyız.”

Danimarka Makedonya İşadamları Derneği kuruldu Danimarka’da güçlü bir Makedonya birlikteliğinin oluşturulması için Makedon işadamları Danimarka Makedonyaİşadamları Derneği (DMBN) adı altında Kopenhag’da ilk kez bir araya geldiler.

ERDAL ÇOLAK KOPENHAG Kopenhag’da biraraya gelen Makedon işadamları, Demiralı İljazovski başkanlığında yeni oluşturulan Danimarka Makedonya İşadamları Derneği’nin (DMBN) yönetim kurulu üyelerini seçti. Daha sonra yönetim kurulu ilk toplantısını gerekleştirdi. DMBN, Makedonya ve Danimarka’nın ekonomik ve sosyal kalkınmasına katkıda bulunmak, bölgesel ve sektörel kalkınma projeleri geliştirerek uluslararası entegrasyona ve rekabet gücünün artırılmasına yönelik çalışmalar yapmak amacıyla işadamlarını tek çatı altında buluşturan ve Danimarka’da faaliyet gösterecek olan DMBN, Makedonyalı işadamları tarafından kuruldu. Zaman`a açıklamalarda bulunan Makedonya’nın Danimarka Büyükelçisi Asaf Ademi, DMBN kurulmasında emeği geçen herkese teşekkür etti. Elçilik olarak Makedon işadamlarına ellerinden gelen her yardımı yapacaklarını ifade eden Ademi, Makedonya`nı Avrupa ve Türkiye ile olan ekonomik ve ticari ilişkileri konusunda bilgi verdi. “DMBN, ulusal ve evrensel değerlerin ışığında, ekomonik, sosyal ve kültürel olarak toplumu

olumlu etkileyecek faaliyetlerde bulunarak, bölgesel ve sektörel kalkınma projeleri geliştirerek, rekabet gücünün artırılmasına yönelik çalışmalar yapmalı. Küreselleşme sürecinde rekabet gücünü ve toplumsal refahı, istihdamı ve verimliliği arttıracak çalışmalarda bulumalı” diyen Ademi, “Bir elin nesi var iki elin sesi var” diyerek işadamlarını biraraya getirdiklerini dile getirdi. Ademi ayrıca işadamlarının hem Makedonya`ya hem de Da-

nimarka`ya yatırım yapmalarını teşvik edici söylemlerde bulunarak, “Makedonya’nın yerli ve yabancı sermaye için de çok uygun bir ülke olduğunu ifade etmek isterim. Herkesi Makedonya`ya yatırım yapmaya bekliyorum.” dedi DBMN`nin kuruluş, işleyiş ve çalışma prensibleri hakkında detaylı bilgi veren DMBN Başkanı Demiralı İljazovski, “DMBN olarak misyonumuz; Danimarka`da ve Ma-

kedonya`da iktisadi hayatın ahlaki temelde şekillenmesine katkıda bulunmaktır. Üyelerimizin kurumsal alt yapılarını güçlendiren bir kurum olacağız. Üyelerimiz arasında sosyal, ticari ve milli şuuru geliştiren işbirliği alanları ve projeleri üreten, ekonomide ahlak ilkelerini öncelikleyen bir işadamları derneği olacağız.” dedi. DMBN Yönetim Kurulu Üyesi Adnan Asanovski, kendilerine Danimarka Türk İş Dünyası Federasyonu’nu (DATİFED) örnek aldıklarını ifade etti. Asanovski, “Biz de Türkiye kökenli işadamları gibi örgütlenmek istiyoruz. Bugün burada bu yüzden toplantı yapıp; DMBN`nin kurumsal kimliğini resmileştirdik. Çok mutluyum. DMBN’nin daha da büyümesini sağlamak için dayanışma ruhunu arttırmak, üyelerin birbirleriyle ticari bağlantısını güçlendirmek ve üyelerimizin Danimarka ve Makedonya ticaretinde daha aktif rol almasını sağlamak zorundayız.” dedi. Daha sonra DMBN`nin yönetim kurulu oluşturuldu. Toplantıya gelen Makedon işadamları görüşlerini dile getirdiler. Yaklaşık üç saat süren toplantı sonunda işadamları olumlu izlenimlerle toplantıdan ayrıldılar.


4 İSKANDİNAVYA

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

DANİMARKA HABER TURU

Kamil Subaşı

On kiracıdan dokuzu fazla kira ödüyor etroxpress Gazetesi tarafından yapılan bir araştırma Danimarka’da

Myaşayan yaklaşık 100 bin kişinin gereğinden fazla kira ödediğini or-

Uşak O’nu okuyor Geçtiğimiz hafa 5 günlük bir seminer için İstanbul’da idim. Medyacılara yönelik olan seminer kendimizi yeniden şarj etme adına çok verimli geçti. Hem de bu vesile ile Avrupa’nın farklı ülkelerindeki Zaman gazetelerinde çalışan meslektaşlarımızı görme (kimisiyle de tanışma) fırsatı elde etmiş olduk. Programdan sonra iki günlüğüne de olsa Uşak’a geçip annemi ziyaret edeyim istedim. Kendisi yakın zamanda ameliyat olmuş ve yanına gidememiştim. Geçen haftaki yazımda da malum annelerimize değinmeye çalışmış ve şöyle demiştim: “Eğer hala sizinleyse yada hayattaysa annemizi ‘kendi suretlerimizle’ her zamankinden daha çok sevelim. Senede sadece bir günü anneler günü olarak kutlamak annelerimize karşı bir vefasızlıktır. Bir ömür boyu evladını, eşini bekleyen, ömrünü onlar için feda eden annelerimizin hakkını ne yapsak veremeyiz...” Bu duygularla otobüse binip düştüm Uşak yollarına, en azından bir geçmiş olsun diyebilmek ve helalleşebilmek için. Bunları sizin başınızı ağrıtmak için yazmıyorum. Malum Türkiye’de her gün bir kaç önemli gündem oluyor ve insan neyi yazacağına karar veremiyor bazen. Bazen de yazdığı bir yazıyı değiştirip yenisini yazmak zorunda kalabiliyor. Dünyanın en rahat, en yaşanabilir, refah seviyesi en yüksek gösterilen ülkeleri olan İskandinavya’da ve de Danimarka’da ise gündem kısırlığı yaşanıyor. Bir hafta boyunca bazen bırakın yazı yazmayı, yazacak doğru düzgün bir haber bile bulamayabiliyorsunuz. Yazı konusu olmayınca kıvranıp duruyor insan günlerce ne yazayım diye. Ben de kendi kendime bu hafta yazı yazmayayım demiştim. En azından Uşak’ta annemi ziyaret eder onun yanında olurdum iki gün. Fakat olmuyor, kafa meşgül yazsam mı yazmasam mı diye, silip atamıyorsun. İnternet yok, bilgisayar yok... 18 Mayıs Cumartesi akşamı Uşak Anfi Tiyatro’da ‘Uşak O’nu okuyor’ diye bir program düzenlenmiş. Eniştem de programda görevli. Önce gitmek istemiyor, annemin yanında bir kaç saat fazla kalırım diye düşünüyorum. Ama davet O’ndan. İçim rahat etmiyor. Annemden müsade alıp takılıyorum eniştemin peşine. Programı izleyince iyiki de gitmişim diyorum. Program sonrası bu hafta yazı yazmayayım fikrim birden değişiyor ve bunu yazmalıyıma dönüşüyor. Pazar sabahının erken saatlerinde düşüyorum internet kafe yollarına... Uşak’ta geçirdiğim bu iki gün boyunca saatlerim internet kafelerde geçiyor gelen haberleri kontrol etmek ve bir de yazı yazmak için. Bu haftaki ‘Acelecinin harmanı’ başlıklı yazısında Hamdullah Öztürk şöyle diyor: “Her varlık gibi, her insan da bir kalemdir ve kendi hayatını yazar. Yaşayarak yazdığı satırlar, dünya açısından ‘yaşanıp-bitmiş’ şeyler olsa da, ahiret açısından yaşanacak hayatın çerçevesini çizer, evsafını tayin eder.Şimdi şu cümleye dikkat edelim: Tekvini emirlerde ilk yaratılan ‘kalem’, tenzili fermanda ilk emir ‘oku’dur. Her varlık bir kalem gibi yazar. İnsan ise, hem yazar hem de okur.” Evet, insan hem yazar hem de okur. Allah’ın ilk emri de ‘oku’dur. Ama ne okur insan? Hem kendine hem de topluma, dünyaya faydalı şeyler okur. Okuduğu şeyin ahiretine de faydalı olması

gerekir eğer ahiret inancı var ise... Uşak genelinde düzenlenen ‘Uşak O’nu okuyor’ bilgi yarışması bu bağlamda insana hem okuma alışkanlığını kazandırması hem de Efendimizi (s.a.v.) tanıtması adına güzel bir etkinlik olmuş. Bilgi yarışması, Uşak Bahar Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Derneği ve Uşak Öğretmenler Yardımlaşma Derneği (ÖYDER) tarafından organize edilmiş. Birincisi organize edilen yarışma, ortaokul, lise, üniversite ve halk olmak üzere dört farklı kategoride düzenlenmiş ve Uşak genelinde oldukça yoğun bir ilgi olmuş. Toplamda 11 bin kişi tertip heyeti tarafından belirlenen kitaplardan O’nu okumuş. İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün de desteği ile katılımcılar müdürlüğe bağlı okullarda gün boyu, kategorilerine göre sınava girerek toplamda 75 soruya cevap vermek için ter dökmüş. Güzel bir etkinlik, takılıyorum kendisi de öğretmen olan enişteme ‘bu kadar cevap kağıdını nasıl okudunuz ‘diye. “Optik okuyucular ile” diye cevap veriyor eniştem. Optik okuyucular ile bir iki saatte okunuyormuş cevap kağıtları, zira cevap formları da ona göre hazırlanmış. 18 Mayıs Cumartesi akşamı da bu bilgi yarışmasının ödül töreni vardı. Yer, Uşak Anfi Tiyatro. 3-4 bin kişi orada. Herkes orada. Uşak Valisi, Belediye Başkan Vekili (şuanda Uşak’ın bir belediye başkanı yok), milletvelilleri, müftü, basın mensupları... Programın onur konuğu ise Mısırlı hafız Dr. Ahmed Naina. Okuduğu Kur’an ile güzel bir akşam yaşatıyor bize. Biligi yarışmasına katılan toplan 11 bin kişiden her bir kategorideki ilk 50 olmak üzere toplamda 200 kişiye ödül verildi bu akşam. Ortaokul, lise, üniversite ve halktan dereceye girenler teker teker sahneye çağrılıyor, hediyeleri taktim ediliyordu protokol erkanı tarafından. Hediyeler de özenle seçilmişti. MP4 çalar, Netbook, Notbook, iPad, ev eşyaları ve hediye çeklerine varıncaya kadar Uşak esnafı tarafından karşılanan yüzlerce hediye. Halk kategorisinin birincisi olan ev hanımı bayan ise Umre ziyareti kazandı. Sevinci görülmeye değerdi. Programın en duygulu anı ise Jüri Özel Ödülü’nü kazanan Beyza Nur Aygören’in sahneye çıktığı an oldu. 10 yaşlarında olan Beyza görme engelli ve yarışmaya annesinin Efendimiz ile alakalı okuduğu kitabı dinleyerek hazırlanmış. Sınav esnasında da soruları annesi okumuş, o cevaplamış. Kendisine Jüri Özel Ödlü verildi. Sahneye çıktığında dakikalarca alkışlandı. Zannedersem ağlamayan yoktur o sahneye çıktığında. Okumak isterse insan hiç bir engel tanımıyor, görmese de okuyor bir şekilde. Ortaokullar kategorisinde ikinci olan Tarık Tekin de gecede en çok alkışlananlar arasındaydı zira, kendisi de bedensel engelliydi ve azmi ile yarışmaya katılmış ikinci olmuştu. Yazılacak daha çok şey var aslında. Danimarka’da da benzer bir yarışma olmuştu bir kaç ay önce ama o sadece lise ve üniversite kategorisindeydi. Ama görülen o ki, 7’den 70’e Efendimize (s.a.v.) olan ilgi her geçen gün artıyor. İyiki ‘Uşak O’nu okuyor’ Ödül Töreni’ne gitmişim diyorum. Bu güzelliği hem yaşama hem de sizlerle paylaşma fırsatı elde ettim zira. Umarım sizler de benimle aynı fikirdesinizdir. Şimdi yazıyı bitirme ve tekrar Danimarka yollarına düşme vakti... k.subasi@zamaniskandinavya.dk

taya çıkardı. Kiraların zaten oldukça yüksek olduğu ülkede bu araştırma kiracıların öfkesine neden oldu. Araştırmaya göre; özellikle belirli bölgelerde kiralar piyasa şartlarının üzerinde. Bu durum ev sahiplerinin cebini kabartırken kiracıları zor durumda bırakıyor. Konuyla ilgili bir açıklama yapan LLO Hovedstaden yetkililerinden Claus Højte “On kiracıdan dokuzu fazla kira ödüyor” dedi. Kat mülkiyeti konutlarında kiracı olarak oturanlardan fazla kira ödediğini düşünenler, Kira Kontrol Kurulu’na başvurması halinde kiralarının yılda 8.600 krona kadar düşebilir. Türkiye Danimarka maçına hazırlanıyor

2013 Dünya Şampiyonası’na gidebilmek için playoff’ta animarka ile iki tarihi maça çıkmaya hazırlanan Türkiye A Milli Ba-

Dyan Hentbol Takımı hazırlıklarına devam ediyor. Dünya Şampiyo-

nası öncesi hazırlıklarına devam eden Türkiye Bayan A Milli Hentbol Takımı geçtiğimiz hafta içerisinde kamp için Eskişehir’e geldi. 11-24 Mayıs tarihleri arasında Eskişehir’de çalışmalarına devam edecek olan Milli Takım, 25-28 Mayıs tarihlerinde Ukrayna ile 2 hazırlık maçı yaparak Ankara’ya dönerek Danimarka maçlarının son hazırlıklarına devam edecek. Danimarka Milli Takımı ile 2008 yılında bir play-off oynadıklarını hatırlatan Türkiye Bayan A Milli Hentbol Takımı Antrenörü Yrd. Doç. Dr. Hikmet Vurgun, “Maalesef Türkiye’de bir sayıyla kazanıp, dışarıda da iki sayıyla kaybettiğimiz ve şanssız bir şekilde elendiğimiz ve direkten döndüğümüz mazimiz var. Danimarka evet bir ekol bir ülke, çok güçlü bir ülke ama uluslararası yayında antrenörleri kendilerin favori oldukları ve çok deneyimli ve tecrübeli olduklarından bahsetmiş bu konuda bunu yalanlamam söz konusu değil.” dedi.

Indre By’ün gece hayatı bıktırdı animarka’nın Indre By bölgesinde yaşayan herkes gece kulüplerinin

Dneden olduğu gürültüden ve çıkan olaylardan rahatsız. Gürültünün

ve olayların eksik olmadığı Indre By’de vatandaşlar yöneticilerden sorunu bir an evvel çözmelerini istiyor. Kopenhag Belediye’si ise; bir süreden beri konunun üzerinde çalışıyor. Yeni bir restoran planı hazırlandığı belirtiliyor. Bu plana göre; halihazırda gürültüye neden olan bir takım mekanların yeniden düzenlenmesi hedefleniyor. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Pia Allerslev, Polisin bölge ile ilgili sık sık uyarılarda bulunduğunu ve politikacıların da bu uyarıları dikkate almak zorunda olduğunu ifade etti.

Kopenhag Polisi’nden Jagtvej’da baskın openhag Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polisler geçtiğimiz hafta içe-

Krisinde Jagtvej’de bulunan bir eve baskın düzenledi. Baskında evde

bulunan 38 kişi gözaltına alındı. Daha sonra yapılan açıklamada baskının evin yasadışı bir şekilde işgal edilmesi nedeniyle gerçekleştirildiği ifade edildi. Açıklamada söz konusu 38 kişinin yasadışı bir şekilde evi işgal ettiği vurgulandı. Polis müdürü yaptığı açıklamada “Tutuklamalar esnasında bir adam caddede durup olan biteni izliyordu. Ancak, hafta başlarında bu kişinin de işgali gerçekleştiren kişiler arasında olduğunu düşündüğümüzden onu da tutukladık” dedi. Tutuklanan 38 kişi Bellahøj Emniyet Müdürlüğü’ne götürülürken, Jagtvej’daki binaya dışarıdan kimsenin girmemesi için gerekli önlemler alınacağı öğrenildi.

Martin’in ceseti bulundu animarka’da geçtiğimiz hafta içerisinde kaybolan ve uzun süre ara-

Dnan Martin Svejgaard, ölü olarak bulundu. Martin’in babası Dani-

marka medyasına yaptığı açıklamada Martin’in bedeni teşhis ettiğini ifade etti. Martin Svejgaard Helbo Nisan 12-13 gecesi saat 02.00 sıralarında kaybolmuştu. Kaybolan Helbo 28 yaşındaydı. Martin’in ceseti Islands Brygge’de denizde 34 numaralı marinanın yakınında bulundu. Danimarka Emniyet Müdürlüğü’nden Robert Jensen konuyla ilgili yaptığı açıklamada Martin’in cesetinin uzun süren aramalar sonrasında bulunduğunu ifade etti. Martin’ın kaybolması Danimarka kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştı. Kopenhag’ın bir çok yerinde resimlerinin olduğu afişler asılmış ve Facebook’ta yapılan paylaşımların yanı sıra el ilanları da dağıtılmıştı.


6 İSKANDİNAVYA

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

2013 Eurovizyon Şarkı Yarışması’nda Danimarka 281 puan alarak birinci olurken ikinciliği Azerbaycan üçüncülüğü ise; Ukrayna kazandı. .

Eurovizyon’un galibi Danimarka

Bu yıl 58’incisi düzenlenen Eurovizyon Şarkı Yarışması’nda Danimarka’yı temsil eden şarkıcı Emmelie de Forest, Only Teardrops isimli şarkısıyla bütün rakiplerini geride bırakarak birinci oldu ZAMAN KOPENHAG İsveç’in Malmö şehrinde gerçekleştirilen

12013 Eurovision Şarkı Yarışması’nı Da-

nimarka kazandı. 26 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen finallerde Danimarka’yı temsil eden şarkıcı Emmelie de Forest, Only Teardrops isimli şarkısıyla bütün rakiplerini geride bırakarak birinci oldu. Yarışmada ikinciliği Azerbaycan üçüncülüğü ise; Ukrayna kazandı.

Bu yıl 58’incisi düzenlenen Eurovizyon Şarkı Yarışması’nda Danimarka 281 puan alarak birinciliği kazandı. Yarışmada Danimarka’ya; İngiltere, Sırbistan, İtalya, İzlanda, Fransa ve İrlanda 12 tam puan verirken; Hollanda, Almanya, Macaristan ve Karadağ 10 puan verdi. Danimarka çok sayıda ülkeden yüksek puan aldı. Lise Cabble, Julia Fabrin Jakobsen ve Thoas Stengaard tarafından yazılan ve bestelenen “Only Teardrops” isimli şarkı ile Dani-

marka’ya birinciliği getiren Emmelie de Forest, yarışma sonrasında yaptığı açıklamada büyük bir sevinç yaşadığını ifade etti. Danimarka’nın Randers şehrinde 28 Şubat 1993 tarihinde doğan Emmelie de Forest müzik kariyerine küçük yaşta başlasa da şu ana kadar yapılmış herhangi bir albümü bulunmuyor. Gerçek adı Emmelie Engström olan şarkıcının müzik hayatına kilise korolarında şarkı söyleyerek başladığı ifade ediliyor. Avrupa Yayıncılar Birliği tarafından belir-

lenen ve “Büyük Beşler” olarak bilinen; Almanya, Fransa, İngiltere, İspanya ve İtalya elemelere katılmadan doğrudan Eurovizyon finallerinde yarışıyor. Türkiye adına yarışmaya katılan TRT, bu durumun “haksızlık” olduğunu savunmuş ve bu yıl yarışmalardan çekildiğini açıklamıştı. TRT ayrıca Eurovizyon finalini de yayımlamayacağını bildirmişti. Diğer taraftan Bosna Hersek, Slovakya ve Portekiz de ekonomik kriz nedeniyle yarışmaya katılmayacağını açıklamıştı.

Mahmut Çebi

İslam Zirveleri şanlı başladı, zanlı olarak bitmesin Almanya’da 2006 yılında dönemin İçişleri Bakanı Wolfgang Schäuble tarafından hayata geçirilen İslam Konferansı serisinin sonuncusu bu hafta yapıldı. Alman devleti ile ülkede yaşayan Müslümanlar arasında diyalog ve uyumun güçlendirilmesi hedefiyle başlatılan konferansın geldiği noktayı çok iyi bir şekilde özetleyen karikatür Die Tagezzeitung gazetesinin 8 Mayıs tarihli nüshasındaki yayınlandı. Karikatürde İslam Konferansı toplantı odasına giren Almanya Federal İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich, Müslüman temsilcileri “Selamün Aleyküm (Grüss Gott), saygıdeğer terör zanlıları…!” diye selamlıyordu. Toplantıya katılan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) haricindeki Müslüman teşkilat temsilcileri toplantının biçiminden şikayetçi. Özellikle bu yılki toplantı için hangi nedenle alındığını kimsenin anlamadığı yoğun güvenlik önlemleri büyük tepki çekti. Konferans salonuna girişlerin yanı sıra basın bürosu ve katılımcıların oturduğu masaların etrafının da polis gözetimi

altında olması Tageszeitung’un karikatürize ettiği tabloyu yansıtıyordu. İçişleri Bakanı Friedrich, 2012 yılında Müslümanları potansiyel terör zanlısı gibi gösteren afiş skandalı ile büyük tepki toplamıştı. Bunun üstüne konferansın ardından yanında Müslüman dernekleri temsilcileri olmadan medyaya açıklama yapmayı tercih etmesi ise işin ikinci üzüntü veren boyutunu oluşturdu. Alman devleti ile Müslüman toplum arasında diyaloğu güçlendirmesi beklenen konferansın diyalog yerine monoloğa dönüştüğü imasını güçlendiren bu durum hoş değildi. Üstelik de bu tablo konferansın gelecek yıllarda devam edeceği ümidini iyice azalttı. Nerede yanlış yapılıyor? Birinci yanlış Alman yetkililerin ve Müslüman teşkilatların bakış açısının farklılığından kaynaklanıyor. Teşkilat temsilcileri konferansın, asıl hedefinden sapıp güvenlik ve radikalleşme konularına odaklanan bir toplantıya dönüştüğü, Bakan Firedrich ise terör ve güvenliğin hiçbir zaman İslam Konferansı’nın konuları olmadığını kaydediyor.

Aynı toplantıdan çıkan birbirine tamamen zıt iki görüş. Her iki taraf da kendi doğrusunu ifade ettiğine göre düzeltilmesi gerekenin bakış açısı farklılığı olduğu açık. Fakat konferansta gençlere yönelik olarak İslam düşmanlığı, antisemitizm ve radikalleşme karşıtı projelerin özellikle teşvik edilmesine karar verildiğinin açıklanması aslında temel konunun güvenlik olduğunu ortaya koyuyor. Yani konferansta birçok kavramın yanı sıra “güvenlik” kavramı konusunda bile bir kavram kargaşası yaşandığı çok net ortaya çıkıyor. Bu durumda bakış açısının netleşmesi için tarafların öncelikli olarak kavramlar üzerinde anlaşması gerekiyor. Diğer bir yanlış ise muhatap alınmada yaşanıyor. Teşkilat temsilcileri muhatap alınış şeklinin gerçek anlamda bir ortaklık hissi vermediğini düşünüyorlar. Bu sorun sayın Friedrich döneminde iyice artmış vaziyette. Katılımcıların Alman yetkilileri rencide etmemek için ifade etmekte zorlandıkları bu durumu Dr. Bekir Alboğa’nın “Devlet ve ülkede yaşayan Müslümanlar arasındaki diyalog kaçınılmaz ama bunun başka bir bi-

çimde yürütülmesi gerekiyor” sözlerinden anlamak mümkün. Diğer bir yanlış ise katılımcıları tamamen Alman makamların tespit etmesi. Bu konuda hiç olmazsa konferansın daha sağlıklı olması adına karşılıklı olarak anlaşılan bir kota sistemi getirilebilir. Sonuç olarak konferans diyalog adına faydalı bir çalışmaydı ve başlangıçtaki amacına uygun olarak devam ettirilmeli. Diğer dinlerle eşit statü, İslam din dersleri, ilahiyat enstitülerinin kurulması, İslam ilahiyatçılarının yetiştirilmesi, dini bayramlarda tatil ve tabii ki güvenlikle ilgili sorunların konuşulacağı böyle bir başka zemin yok. Karşılıklı iyi niyet, hiç olmazsa asgari nezaket, Müslüman teşkilatların artıracağı keyfiyet bu zemini daha sağlıklı boyuta taşıyabilir. Başbakan sayın Merkel eğer bu diyaloğun sağlıklı bir biçimde devam etmesini istiyorsa, İslam Konseyi Başkanı Ali Kızılkaya’nın bence haklı olarak, yanlış yöne doğru giden bir trene benzettiği İslam Konferansı’ndan ilgisini esirgememeli.


7 İSKANDİNAVYA Danimarka’da aile içi şiddet artıyor

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Kadın Sığınma Merkezi Organizasyonu’nun (LOKK) verilerine göre Danimarka’da 2012 yılında 33 bin çocuk ve 29 bin kadın şiddete maruz kaldı. LOKK’un verilerine göre Danimarka’da aile içi şiddet önemli bir toplumsal sorun oluşturuyor. BİRİNCİ SAYFADAN DEVAM

Gazetemize aile içi şiddet konusunda görüşlerini ifade eden LOKK Başkanı Lisa Holmfjord, “Aile içi şiddet araştırmalarımız, çocuk ve ergen yaşta dayağa maruz kalmanın, yaşamın sonraki devirlerinde şiddet olgusunun hazırlanmasında etken olduğunu göstermektedir. Şiddet olgusu, gitgide Danimarka`da toplum birliğini bozan ciddi bir sorun olmaktadır.” dedi. Özellikle evde yaşanan şiddetten çocukların etkilenme olasılığının yüksek olduğunu ve bunun gözardı edilmemesi gerektiğinı kaydeden Holmfjord şu ifadeler kullandı: “Şiddetten en çok çocuklar etkileniyor. Çocukların, ana-babalarının ya da başkalarının bakımında iken her türlü bedensel ve zihinsel şiddettten korunmaları gerekiyor. Şiddet görerek büyüyen çocuklar, ileriki yaşamlarında problemli ilişkiler yaşama riskiyle karşı karşıyadır. Onların gelecekte kuracakları ilişkilerde şiddetin ve istismarın yaşanma olasılığı, akranlarına oranla daha fazladır.”

Her sene 2 bin kadın Kadın Sığınma Merkezleri’ne yerleşiyor. Kadın Sığınma Merkezleri’nde bulunan çocukların yüzde 55’i 0-6 yaş arası ve yüzde 31’i ise 7-12 yaş arası çocuklar. LOKK’un verilerine göre çocukların yüzde 67’si psikolojik; yüzde 24’ü ise fiziksel şiddete maruz kalmış.

Çocuklara fiziksel ve duygusal istismar uygulanıyor Çeşitli önerilere de yer verilen araştırmada, aile içinde çocuğun şiddetten nasıl etkilendiğinin ebeveynler tarafından bilinmesi gerektiği vurgulandı. Çocuklara kötü muamelede bulunan aileler, çocuklara uygulanan yöntemlere benzer olarak dayak, hırpalama,

evden atma gibi fiziksel istismar; bağırma, alay etme, küfretme, baskı yapma, tehdit etme gibi duygusal istismar yöntemleri kullanmaktadırlar. Araştırmada, şiddet uygulayan ebeveyinlerin sinirli ve alkollü olmaları, aile içi şiddetin başlıca nedenleri olarak görülmekte.

IĆ­Ž¡—Ž¡“šŽထĞÍğš—Ž¡Žထ         œÍ§˜‘ğš—Ž¡“šŽ     ¨Ž’Ž¡¤ğ¡—Ğö¯Ž—‘ğš—Ž¡Žနနန

Kötü muamele gören annelerin ekonomik gücünün olmaması, çocukları için bu duruma katlanmak zorunda olduklarını düşündürmekte. Kadın Sığınma Merkezleri’nde bulunan çocukların yüzde 55’i 0-6 yaş arası ve yüzde

31’i ise 7-12 yaş arası çocuklar. LOKK’un verilerine göre çocukların yüzde 67’si psikolojik; yüzde 24’ü ise fiziksel şiddete maruz kalmış. Danimarka’da her sene 2 bin kadın Kadın Sığınma Merkezleri’ne yerleşiyor.



ၹၺၽၸ˜ၺဠ—“– ˜œŽ¡›¨Ž’“”­Žš“–˜¦¤ŠÍژگ—Šထ ၺၽနၸၸၸŠ–Ž¤Ğ¡Ž¤“˜–ŠŠ£“¤Ž˜“¯—Žထ    ¨Žၺႀ¤ŽŒ¡ğ‹Ž—“Ž¡£œšŽ—“˜“¯—Žနနန šŠœ—¦ဠ˜¦¯¦šထ  £ÚŒŠ–¨Ž£œÍ§–­Ž˜Ž–—Ž¡“š“   £Ž¡©“£­Š˜Š–¤Šš˜¦¤—¦—¦–¦­Š¡Ú¯န ŬƐŽƟƐŬĞĞůŝŬĂƚĞƐƐĞƌͬ^ͻ/ŶĚƵƐƚƌŝŐƌĞŶĞŶϮϭ͕Ϯϲϯϱ/ƐŚƆũͻdůĨ͘нϰϱϳϬϮϯϮϴϬϴ ǁǁǁ͘ĚĞůŝŬĂƚĞ͘ĚŬͻĚĞůŝŬĂƚĞΛĚĞůŝŬĂƚĞ͘ĚŬͻĕŦůŦƔƐĂĂƚůĞƌŝ͗WĂnjĂƌƚĞƐŝͲƵŵĂϴͲϭϳͻƵŵĂƌƚĞƐŝϴͲϭϯ


8 İSKANDİNAVYA Uyumun en güzel örneği: Grup Mozaik

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Yaklaşık 7 ay önce Danimarkalı ve Türkiye kökenli amatör müzisyenler tarafından kurulan Grup Mozaik, daha şimdiden konserlerin aranan isimlerinden olmayı başardı. Ülkeninin farklı şehirlerinde düzenlenen birçok etkinlikte onlara rastlamak mümkün. Danimarka’da yıllardan beri bitmek tükenmek bilmeyen entegrasyon tartışmalarına inat onlar; uyumun ve hoşgörünün en güzel örneğini sergiliyor. Sizin için Grup Mozaik ile özel bir mülakat gerçekleştirdik. Grubun en yaşlı üyesi 51 yaşındaki Henrik Christiansen. Alborg Üniversitesi’nde Sosyoloji doktorası yapan Christiansen, Türk müziklerini beğeniyor. Henrik, Türk müzikleri kadar katıldıkları organizasyonlarda kendilerine ikram edilen Türk yemeklerini de çok sevdiğini belirtiyor. Halil Ayhan Belek: Asıl mesleği inşaat mühendisliği olan Halil Ayhan Belek, 35 yaşında. Grubun kurucusu olan Halil, saz çalıyor ve arka vokal yapıyor. Filiz Günay: 22 yaşında olan Filiz’in asıl mesleği pedagogluk. Grubun solistliğini yapan Filiz aynı zamanda klasik gitar çalıyor. Diydem Günay: 19 yaşında olan Diydem halen liseye devam ediyor. Grubun en genç üyelerinden olan Diydem keman çalıyor. Mikkel Pedersen: 19 yaşında olan Mikkel grubun bateristi. Türk müziklerini seven Mikkel Grup Mozaik olarak yakaladıkları başarıdan büyük bir memnuniyet duyuyor.

Halil Ayhan Belek, Filiz Günal, Diydem Günal, Mikkel Pedersen, Jeppe Bredahl ve Henrik Christensen’den oluşan Grup Mozaik’in Türk ve Danimarka müziğinin sentezlendiği geniş bir repertuvara sahip.

biri. 3’ü Türkiye kökenli 3’ü Danimarkalı olmak üzere toplam 6 kişiden oluşan Grup Mofından kurulan Grup Mozaik, daha şimdiden zaik, Danimarka’da son dönemde en çok konserlerin aranan isimlerinden olmayı ba- dikkat çeken müzik gruplarından biri. Bilhassa şardı. Ülkeninin farklı şehirlerinde düzenle- göçmen kökenli çevrelerde hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahipler nen birçok etkinlikte onve bu kitle giderek büyülara rastlamak mümkün. yor. Genellikle Türkçe Danimarka’da yıllardan eserler seslendirseler de beri bitmek tükenmek bilgeniş bir repertuvara sameyen entegrasyon tarhip olduklarını ifade editışmalarına inat onlar; uyumun ve hoşgörünün :BG:DýJO yorlar. Zaten bunu grup üyelerinin çaldığı enstrüen güzel örneğini sergilimanlara bakarak göryor. Sizin için Grup Mo- e.oguz@zamaniskandinavya.dk mekte mümkün. Grup zaik ile özel bir mülakat üyelerinin tamamı iyi eğitimli; aralarında mügerçekleştirdik. Halihazırda 600 binden fazla göçmenin hendis, doktora öğrencisi ve pedagog olanlar yaşadığı Danimarka’da entegrasyon tartış- var. En büyük hayalleri ise; bir gün Danimarmaları bir türlü bitmek bilmiyor. Kültürel ya- ka’yı Eurovizyon’da temsil etmek. Yıllarca önce ailesiyle birlikte Konya’dan pıları, inançları ve yaşam biçimleriyle Danimarkalılardan oldukça farklı olan göçmen Danimarka’ya göç eden Halil Ayhan Belek, grupları, her geçen ay yeni bir tartışma ile ülke henüz yaşı 35 olmasına rağmen grubun abisi gündemine geliyor. Medyada olumsuz bir dil konumunda. Halil grupta saz çalıyor ve arka kullanılıyor onlara karşı. Eğitim seviyelerinin vokal yapıyor. Kurulma aşamasında büyük düşüklüğünden ve suç oranlarının yüksekli- emekleri olmuş. Danimarkalılar dahil gruptaki ğinden bahsediliyor sık sık. İki toplumu bir- herkes ona ‘abi’ diye sesleniyor. Asıl mesleği birine yaklaştıracak, karşılıklı anlayışı ve hoş- mühendislik olan Halil, grup olarak amaçlagörüyü tetikleyecek haberlere ise neredeyse hiç rının müzik üzerinden para kazanmak olmarastlanmıyor. Ancak buna rağmen ülkede, dığını bu yüzden daha çok belirli bir kalitenin uyum adına güzel gelişmeler de yaşanmıyor üzerindeki programlarda sahne aldıklarını değil. Grup Mozaik de o güzel gelişmelerden söylüyor. Yaklaşık 7 ay önce Danimarkalı ve Tür-

1kiye kökenli amatör müzisyenler tara-

Not

Defteri

Grubun ismine ilk konserden birkaç dakika önce karar verdiklerini ifade eden Halil, bu durumu esprili bir dille anlatıyor. “İlk konserimizi verecektik. Sahneye çıkmamıza birkaç dakika kalmıştı. Sunucu gelip; sizi anons edeceğim grubunuzun adın ne diye sordu. O anda hepimiz donup kalmıştık. Çünkü kimse bir isim düşünmemişti. Kısa bir panik yaşadık. Sonra sunucu grup üyelerine bakarak; sizin adınız “mozaik” olsun dedi. Biz de iyi olur bize uyar diye düşündük. Öyle kaldı.” Grup Mozaik, kısa sürede müzikseverlerin büyük beğenisini kazandı. Halihazırda Danimarka’nın değişik şehirlerinde çok sayıda konser verdiler. Hayranları onların müzikal kalitesi kadar grup üyeleri arasındaki kültürel farklılıkların zenginlik olarak sunulmasını da takdir ediyor. Grubun Danimarkalı üyelerinden Mikkel Pedersen, gördükleri ilgiden duyduğu memnuniyeti şu cümlelerle anlatıyor. “Kısa sürede çok sayıda hayranımız oldu ve şu ana kadar hiç kötü tepki almadık. Her gittiğimiz yerde çok güzel karşılanıyoruz. Bu bizi mutlu ediyor.” Türk müziklerinin Danimarka müziklerine nazaran çok daha zor olduğunu ve ilk günlerde çok fazla çalışmak zorunda kaldığını belirten Jeppe Breadahl ise; grup içerisinde çok canlı bir atmosfer olduğunu ve bunun onları

Jeppe Bredahl: 19 yaşında olan Jeppe grupta elektro gitar çalıyor. Türk müziklerini anlamakta ilk zamanlarda oldukça zorlandığını ifade eden Jeppe zamanla ve çok çalışarak bu sorunu aştığını şimdi Türk şarkılarını kolayca çalabildiğini söylüyor. Henrik Christensen: Grubun en yaşlı üyesi olan Henrik 51 yaşında. Grupta bas gitar çalıyor ve Türk müziklerinin yanı sıra Türk yemeklerinin de büyük bir hayranı.

daha başarılı yaptığını ifade ediyor.

“En büyük avantajımız, farklılığımız” Kendisinin Alevi olduğunu vurgulayan grubun solisti Filiz Günal’a göre ise; kısa sürede bu kadar büyük bir ilgi görmelerinin arkasında ‘farklılıkları’ yatıyor. Günal bu durumu şu sözlerle ifade ediyor. “Grubumuz gerçek bir mozaik, farklı kültürlerden ve inançlardan üyeleri olan büyük bir aile gibiyiz. Belki de en büyük avantajımız farklılıklarımız.” Diydem Günal, grubun en genç üyelerinden biri. Grubun solisti Filiz Günal’ın kardeşi. Halen liseye devam ediyor ve okuldan kalan vakitlerinin neredeyse tamamını grupla geçiriyor. Çünkü sık sık grup olarak bir araya gelmek ve repertuvarlarını geliştirmek için prova yapmaları gerekiyor. Bu durumun derslerini olumsuz etkilemediğini ifade eden Diydem, grup içerisinde olmaktan mutluluk duyduğunu söylüyor.


9 İSKANDİNAVYA İSVEÇ HABER TURU

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Phønix okulundan özel pilot lisansı sertifikası ZAMAN KOPENHAG İlginç aktiviteleriyle dikkat çeken Phønix yatılı okulu aktivi-

1telerine özel pilot lisansı sertifikasını da ekledi. Sadece uçuş

İsveç Ordusu göçmen gençlere yöneldi orunlu askerliğin 3 sene önce kaldırılmasıyla

Zzor günler yaşayan İsveç Ordusu, göçmen

gençlere yöneliyor. Orduda göçmen askerlerin sayısı artarken, İsveç Ordusu’nun Müslüman ülkelerdeki misyonlarına katılan Müslüman askerlerin dil ve kültürleriyle büyük katkı sağladıkları ifade ediliyor. Göçmen kökenli gençleri orduya katmak için büyük bir kampanya başlatan İsveç Genel Kurmay Başkanlığı, özellikle göçmen kökenli ailelerin yaşadığı bölgelerde stantlar açarak gençlerin orduya katılmaları için çağrı yaptı. Stant başında tanıtım yapan göçmen kökenli askerler, son dönemlerde çeşitli nedenlerden dolayı iş bulamayan göçmen kökenli gençleri, meslek olarak İsveç Ordusu’na katılmaya çağırdı. Askeri alanda sağlıklı, dinamik gençlere açık olduğunu belirten tanıtımcılar, sadece ilkokul diploması olandan, üniversite mezununa kadar sabıka kaydı temiz tüm gençlerin orduda çeşitli alanlarda görevlendirilebileceğini ve maaşların da çok iyi olduğunu söyledi.

Memleketine giden gurbetçinin paraları çalındı sveç’ten Konya’ya gelen gurbetçinin evinden

İ45 bin lira çaldığı öne sürülen 4 şüpheli, ya-

kalandı. Bir süre önce memleketleri Konya’ya gelen Ziya (55) ve Zahide Turhan (55) çifti, komşularını ziyarete gitti. Turhan çifti, Çandır Mahallesi Çelebi Sokak’taki evlerine döndüğünde içeride birilerinin olduğunu fark etti. Çiftle yaşanan arbede sonrası 4 şüpheli kaçtı. Durumu polise bildiren Ziya Turhan, eşkalini verdiği şüphelilerin kaçtığı otomobilin arka camının olmadığını belirtti. Yapılan çalışmada, Serdar Ç. (28), N.E. (17), Sefer K. (29) ve Mehmet Şerif K. (29), ev sahibinin tarif ettiği araçtan yola çıkılarak kent merkezinde yakalandı. Şüphelilerin, evden 45 bin lira para, cep telefonu ve saat çaldığı öne sürüldü.

Pirate Bay’in kurucusu, öyle büyük bir işe kalkıştı ki… ok tartışılan torrent arama sitesi Pirate

ÇBay’in kurucularından Peter Sunde, 2014 yı-

lında yapılacak seçimde Avrupa Parlamentosu (AP) üyeliğine adaylığını açıkladı. Finlandiya vatandaşı olan Sunde, Finlandiya Korsan Partisi’nden AP adaylığını ilk kez blogunda duyururken politikaya atılmaktaki amacını, sadece günümüzde değil yarın yaşayabileceğimiz olası sorunları da çözmek olarak açıkladı. Politika arenasında kendisini bir sosyalist, yeşil ve korsan olarak niteleyen Pirate Bay kurucusu, klasik anlamda bir politikacı olmayacağını özgeçmişinde yer alan hackerlik, sanatçılık, aktivistlik ve DJ’lik gibi meziyetleri ile belli ediyor. Sunde’nin, Pirate Bay’e açılmış telif hakları ihlalleri ile ilgili davaların birinden İsveç mahkemelerince verilmiş 8 aylık bir hapis cezasının bulunması da 34 yaşındaki genci yıldıramamış.

derslerinde kullanmak için okulda özel simülatör odası kuruldu ve uçuş dersi seçmeli ders olarak bu yıl okul müfredatına konuldu. Büyük bir ilgi ve heyecanla dersleri takip eden öğrenciler toplam 50 saat uçuş dersi aldılar. Uçuş dersleri bittikten sonra uçuşa hazır hale gelen öğrenciler, 30’ar dakikalık 2 defa uçuş gerçekleştirdiler. Okula 8 km uzaklıktaki küçük bir havaalanından havalanan öğrenciler uçağı kendileri havalandırıp tekrar kendileri indirdiler ve okullarının üzerinden de uçuş gerçekleştirdiler. Program sonrası öğrenciler PPL (özel pilot lisansı) sertifikalarını aldılar. Okul yönetimi uçuşlar için bir tanıtım videosu hazırladı. Yapılan video çekimleri ve tanıtım videosu Phønix yatılı okulunun sitesinden ve youtube’dan izlenilebilir. Kullanılan uçağın modeli Cessna 172 skyhawk. 50 saatlik uçuş derslerinin konuları: aerrodynamik (uçağın mekaniği), simülatör antrenmanı, radyo komünikasyonu, coğrafya, meteoroloji, uçuş gör-

evinin icra edileceği yerin fiziksel özellikleri, hava aracının performansı, uçuş öncesi planlama, hangi buluttan uçulmalı, hangi buluttan uçulmamalı ve uçakta navigasyon kullanma. https://www.youtube.com/watch?v=-UTQ1Q52WjU


10 İSKANDİNAVYA Helal kesime yakın takip!

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Avrupa’daki et skandalıyla sarsılan ülkelerden biri olan Danimarka’da helal et konusu güncelliğini korumaya devam ediyor. Aalborg’ta ülkenin en büyük kesimhanelerinden biri olan Danish Crown’u ziyaret eden bir heyet yerinde incelemelerde bulundu. Helal kesimle görevli şahıslar Kopenhag’ta bulunan İslam Kültür Merkezi tarafından onay alarak çalışıyorlar. Ayrıca her sene iş kontratları yenileniyor ve gerekli kontroller yapılıyor.

ZAMAN AALBORG Danimarka’da helal et sektörünün

1önde gelen üretici ve tüketici fir-

maları sektörle ilgili şüpheleri gidermek için harekete geçti. Aalborg’ta ülkenin en büyük kesimhanelerinden biri olan Danish Crown’u ziyaret eden bir heyet yerinde incelemelerde bulundu. Avrupa’daki et skandalıyla sarsılan ülkelerden biri olan Danimarka’da helal et konusu güncelliğini korumaya devam ediyor. En son döner üretimi yapan bir şirketin hazır kebap ürünlerinde domuz eti tespit edilmesi bardağı taşıran son damla oldu. Sonuçta hem döner üretici firmaları hem de kebap ve pizza dükkanları ekonomik olarak büyük zarar gördü. Çünkü vatandaşların domuz eti skandalından sonra helal et mamüllerine karşı güveni sarsılmıştı. Zaman Gazetesi’nin de katıldığı bir heyet, hayvanların sağlığından kesim metoduna kadar birçok detayı mercek altına aldı. Kesimlerin İslami usullere uygun olup olmadığı ve kesim işlemini kimlerin yaptığı araştırıldı.

Geziden bazı notlar: Aalborg’taki mezbahanede sadece büyükbaş hayvan kesimi yapılıyor, domuz ya da başka bir hayvan bulunmuyor. Kesim öncesinde hayvan İslami usullere göre bayıltılıyor ve hemen Müslüman bir kasap tarafından kesiliyor. Kesimhanede helal kesim ile görevli iki Müslüman işçi bulunuyor. Bosnalı bir Müslüman olan Sedat 15 senedir Danish Crown’da çalışan bir işçi. Aalborg’taki kesimhanede ise 8 yıldır çalıştığını söylüyor. “Ana sorumlu ben olduğum için helal kesimle ilgili evraklarda

benim imzam olur. Ve bütün süreç gerekli merciler tarafından belli aralıklarla kontrol edilir” diyor Bosnalı Sedat. Helal kesimle görevli şahıslar Kopenhag’ta bulunan İslam Kültür Merkezi tarafından onay alarak çalışıyorlar. Ayrıca her sene iş kontratları yenileniyor ve gerekli kontroller yapılıyor. Kontrol sırasında heyete eşlik eden helal et satış müdürü Erling Nielsen, helal kontrolünün ayrıca Danimarka Gıda İdaresi tarafından da yapıldığı bilgisini verdi. ‘’Kesimhanemizde sadece büyükbaş hayvanların kesimi yapılıyor. İki tane onaylı Müslüman işçimiz kesimleri

gerçekleştiriyor ve helal sertifikamız bir İslami kuruluş tarafından her sene yenileniyor’’ diyen Nielsen, daha önce birçok Müslüman ülkeye helal et ihracatı yaptıklarının altını çiziyor.

Helal sertifikası Et skandalı İslami kuruluşları da harekete geçirdi. Opinionen Gazetesi’nde çıkan bir habere göre Danimarka’nın önde gelen iki İslami kuruluşu alternatif helal sertifikası ile ilgili yoğun bir çalışma içindeler. Müslüman Ortak Konseyi (MFR) ve İslam İnanç Toplumu gibi iki önemli kurum çok yakında

E-Bültenimize

abone oldunuz mu? www.zamaniskandinavya.dk

HABERİN ADRESİ

www.danimarkahaber.dk

kendi helal sertifikalarını kamuoyuyla paylaşacaklar. Habere göre Danimarka’da bugüne kadar ‘helal sertifikası’nı veren kuruluş İslam Kültür Merkezi, fakat kurum sadece belli kesimhanelere sertifika veriyor. Ülke dışından ihraç edilen etlerin kontrolünde ise birçok soru işareti bulunuyor. Bu yüzden Müslüman Ortak Konseyi (MFR) ve İslam İnanç Toplumu kurumlarının yapacağı çalışmalar büyük öneme sahip. Çünkü kurumlar, ihraç edilen helal etlerin üreticiden tüketiciye bütün aşamalarını takip etmeyi planlıyorlar.

Finlandiya’da ilginç bir etkinlik; Restorant günü Finlandiya’da Restorant günü ola-

1rak ünlenmiş etkinlik kapsamında

herkes istediği gibi yiyecek yapıp satışa sunabiliyor. Finlandiya vergi denetimlerinin sıklıkla yaşandığı ülkelerden biri. Restorant günü ise fiş kesmeden, vergi denetimi olmadan ve yiyecek kontrolünün olmadığı bir gün olarak kutlanıyor. Bugüne özel olarak her kesimden ve hertürlü milletten insanın vergisiz ve kontrol olmadan gönlünce satış yapabildiği bu günde Uudenmaan İslam ve

Kültür Derneği’de Helsinki merkezin tam ortasında satış yapanlar arasındaydı. Dernek yararına yapılan yemek satışına Finlandiyalıların ilgisi oldukça büyük olduğu belirtildi. Restorant günü hakkında bilgi aldığımız Hatice Batu ‘’havaların parçalı bulutlu olmasına rağmen ilgi çok iyiydi. Tüm yiyecekleri satmanın ve hayırlara vesile olmanın mutluluğunu yaşıyoruz’’ dedi. Restorant gününün 3 ay sonra 18 ağustos’ta tekrarlanacağı bildirildi.


11 İSKANDİNAVYA

Selamlama korteji daha çok, 100 yakın çeşitli okullardan katılan öğrencilerden oluştu.

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Binlerce Norveçli, sabahın erken saatlerinde ünlü Karl Johans caddesine akın etti.

Norveç Bağımsızlık Günü kutlandı

Bu yılki 17 Mayıs Norveç Bağımsızlık Günü kutlamalarında en çok dikkatleri çeken konu, kutlamalara katılan göçmenlerin sayılarında yaşanan artış oldu. ENGİN TENEKECİ - İ. YASİR ÖZKAN OSLO Norveç genelinde kutlanan 17 Mayıs

1Norveç Bağımsızlık Günü, her yıl ol-

duğu gibi bu yıl da renkli görüntülere sahne oldu. Bağımsızlık ilanının 199’uncu yıldönümünü kutlayan halk, adeta sokaklara döküldü. Kutlamalarda birçok ilkler de yaşandı. Prens Sverre Magnus’un çocuk kortejinde yürüyüşü, Norveçlilerin sayısına denk ‘göçmen kökenli’lerin, ellerinde Nor-

veç bayrakları ile başkent caddelerinde oluşan uzun kortejlere katılması kutlamalarda yaşanan ilkler arasında yer aldı. Sabahın erken saatlerinde başkentin en ünlü caddesi Karl Johans’ı dolduran binlerce Norveçli, 100’e yakın çeşitli okul öğrencisinin gösterilerini izledi. Katılımcılar, geleneksel kıyafetleriyle ve ellerinde Norveç bayraklarıyla Kraliyet Sarayı’na doğru yürüyerek Kraliyet Ailesi’ni selamladı. Kutlamalara katılan Norveçli göçmenle-

rin artan sayılarına ilişkin yerel medyaya bazı açıklamalarda bulunan Kültür Bakanı Hadia Tajik, “Norveçliler, bugüne kadar 17 Mayıs’a katılan bu kadar çok göçmen kökenli görmemiştir.” ifadelerini kullandı. Ayrıca, Prenses Martha Luise’nin bu önemli güne katılmaması dikkat çekti. Prenses, 17 Mayıs’ı ailesi ile birlikte, Londra’da bulunan Norveç Denizciler Kilisesi’nde düzenlenen bazı etkinlikler ile kutladı. Öte yandan Stockholm’de de 17 Mayıs

etkinlikleri düzenlendi. Kutlamaya Başbakan Jens Stoltenberg de katıldı. Stoltenberg, “Burada, Norveç’in en büyük kurtuluş günlerinden bir tanesi kutlanıyor. Bu, iki ülke arasındaki ilişkiler adına oldukça güzel bir şey.” dedi. 17 Mayıs 1814’te Danimarka’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan eden Norveç, o yıldan bu yana her yıl giderek artan bir ilgiyle Bağımsızlık Günü’nü kutluyor.


12 Ä°SKANDÄ°NAVYA

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Mart ayÄąnda Avrupa BirliÄ&#x;i Ăźyesi Ăźlkelerde yaĹ&#x;ayan 7 bin 646 kiĹ&#x;iyle gĂśrĂźĹ&#x;Ăźlerek yapÄąlan araĹ&#x;tÄąrmaya gĂśre AvrupalÄąlarÄąn AB’ye olan inancÄą giderek azalÄąyor.

DĂźnyanÄąn yeni hasta adamÄą: AB ÇÜkĂźĹ&#x; yÄąllarÄąnda OsmanlÄą Ä°mparatorluÄ&#x;u’na AvrupalÄąlar tarafÄąndan yakÄąĹ&#x;tÄąrÄąlan ‘hasta adam’ ismi Ĺ&#x;imdilerde Avrupa BirliÄ&#x;i için sĂśylenir oldu. EMRE OÄžUZ Amerika merkezli Pew AraĹ&#x;tÄąrma Merkezi tarafÄąndan yapÄąlan bir araĹ&#x;tÄąrmaya gĂśre; Avrupa’nÄąn yeni hasta adamÄą Avrupa BirliÄ&#x;i. Euro krizinin Avrupa BirliÄ&#x;i’ni çÜkĂźĹ&#x;Ăźn eĹ&#x;iÄ&#x;ine getirdiÄ&#x;inin vurgulandÄąÄ&#x;Äą araĹ&#x;tÄąrmada birçok Ăźye Ăźlkede AB’ye olan gĂźvenin ciddi Ĺ&#x;ekilde dĂźĹ&#x;tĂźÄ&#x;Ăź belirtiliyor. AraĹ&#x;tÄąrmada ayrÄąca Avrupa BirliÄ&#x;i liderlerinin çoÄ&#x;unun kamuoyundaki gĂźvenilirliÄ&#x;inin de HABER YORUM

azaldÄąÄ&#x;Äą ifade ediliyor. Mart ayÄąnda Avrupa BirliÄ&#x;i Ăźyesi Ăźlkelerde yaĹ&#x;ayan 7 bin 646 kiĹ&#x;iyle gĂśrĂźĹ&#x;Ăźlerek yapÄąlan araĹ&#x;tÄąrmaya gĂśre, AvrupalÄąlarÄąn AB’ye olan inancÄą giderek azalÄąyor. Almanya, Ä°ngiltere, Fransa, Ä°talya, Yunanistan, Polonya ve Çek Cumhuriyeti Avrupa BirliÄ&#x;i projesine olan inancÄąn azaldÄąÄ&#x;Äą baĹ&#x;lÄąca Ăźlkeler. AraĹ&#x;tÄąrmaya gĂśre; Avrupa’da AB’ye olumlu bakanlarÄąn oranÄą 2012 yÄąlÄąnda yĂźzde 60 iken bu oran 2013 yÄąlÄąnda yĂźzde 45’e kadar geriledi.

Son zamanlarda AB hakkÄąnda yapÄąlan en kapsamlÄą çalÄąĹ&#x;ma olan araĹ&#x;tÄąrmaya gĂśre; AvrupalÄąlarÄą en çok endiĹ&#x;elendiren konularÄąn baĹ&#x;Äąnda devletin ekonomik durumu geliyor. AB Ăźyesi birçok Ăźlkede halk devletin ekonomik geleceÄ&#x;ini karamsar gĂśrĂźyor. AraĹ&#x;tÄąrmaya gĂśre; Yunanistan’da halkÄąn sadece yĂźzde 1’i, Ä°talya’da yĂźzde 3’ß, Ä°spanya’da yĂźzde 4’ß, Fransa’da ise yĂźzde 9’u devletin ekonomisinin iyi olduÄ&#x;unu dĂźĹ&#x;ĂźnĂźyor. AraĹ&#x;tÄąrmada uzun zamandan beri

devam eden ekonomik krizin Avrupa BirliÄ&#x;i’nin merkezindeki Ăźlkelerin birbirinden giderek ayrÄąlmasÄąna neden olduÄ&#x;u ifade ediliyor. AraĹ&#x;tÄąrmada ayrÄąca; AvrupalÄąlarÄąn seçilmiĹ&#x; liderlerine olan gĂźvenlerinin de giderek dĂźĹ&#x;tĂźÄ&#x;Ăź vurgulanÄąyor. Bu durumun tek istisnasÄą ise; Almanya ĹžansĂślyesi Angela Merkel. AraĹ&#x;tÄąrmaya gĂśre; Merkel hariç, Avrupa’nÄąn Ăśnde gelen liderlerinin çoÄ&#x;unun kamuoyu gĂźveni azalÄąyor.

Avukat A vukat

Kadir adir ErdoÄ&#x;muĹ&#x; ErdoÄ&#x;muĹ&#x; Avukata kata gittiÄ&#x;inizde gittiÄ&#x;inizde geç kalmÄąĹ&#x; kalmÄąĹ&#x; olmayÄąn, olmayÄąn, her tĂźrlĂź rlĂź hukuki hukuki sorunlarÄąnÄąz sorunlarÄąnÄąz için arayabilirsiniz. arayabilirsiniz. VindingevFK$t%,Roskilde VindingevFK$t%,Roskilde TTlf tFBY  lf tFBY  M Mail: ail: kadir@erdogmus.dk kadir@erdogmus.dk


14 İSKANDİNAVYA

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

NORVEÇ HABER TURU

Japon Barış Ödülü, Norveçli din adamına gitti ir dönem Oslo’nun başpiskoposluğunu

Byapmış Gunnar Stålsett, Japonya’nın ‘Ni-

wano Barış Ödülü’ne layık görüldü. Ödül karşılığında 1,2 milyon kron ve madalya alan Norveçli din adamı, ödüle layık görülmesinin kendisini son derece mutlu ettiğini dile getirdi. Niwano Barış Ödülü’ne her yıl yaklaşık 125 ülkeden 600 kişi adaylığını koyuyor. Ödül ilk defa 1983’te Brezilyalı Başpiskopos Don Helder Camar’a layık görülmüştü.

Ülkeye göç sayısı artışta orveç İstatistik Kurumu’nun hazırladığı

Nyeni bir raporda, ülkeye göç edenlerin sa-

yısının son yıllarda artışa geçtiği bildirildi. Özellikle, 2011 yılından itibaren ülkeye senelik 50 binin üzerinde göç gerçekleştiği vurgusunda bulunuldu. Ülkede 600 bine yakın göçmenin yaşadığı belirtilen raporda, göçmenler arasındaki en büyük grubu Polonyalıların oluşturduğu aktarıldı. Raporda yer alan başka bir veride ise, ülkeye göç edenlerin yüzde 80’inin, metropollerde yaşadığına işaret edildi.

Coca-Cola, yeni kampanyasında ‘Muhammed’ ismi kullanmayacak ünyaca ünlü içecek devi Coca-Cola, yaz

Dboyunca uygulanacak ilginç bir kam-

panyaya imza atmaya hazırlanıyor. Şirket, ülkedeki en yaygın erkek ve kız isimlerini, Coca-Cola şişelerinin üzerine yazacak. Fakat, Norveç İstatistik Kurumu’na göre ülkedeki en yaygın erkek isimlerinden biri olan Muhammed ismi, Coca-Cola ürünlerinde kullanılıcak isimler arasında yer almayacak. Konuyla ilgili yerel medyaya konuşan Norveç Coca-Cola Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı Vibeke Hansen, Muhammed ismini, Peygambere olan saygılarından dolayı kullanmaycaklarını belirtti. Muhammed isminin bir çok insan için kutsal bir değer taşıdığını vurgulayan Hansen, hiç kimseyi incitmek istemediklerini söyledi.

Yabancı suçlular sınır dışı edilmek isteniyor ükümet, göçmen asıllı suçluları ülkelerine

Hgeri göndermek istiyor. 2011 yılında yü-

rürlüğe giren kanunlar çerçevesinde, suç işleyen göçmenlerin, geldikleri ülkelere geri gönderilmesi hedefleniyordu. Ancak, iki yıldır devam eden bu düzenlemeden her hangi bir sonuç alınmadı. Adalet Bakanlığı’nın yaptığı resmi açıklamada, yapılan yeni düzenlemenin, işlemleri yavaşlattığını ve amacının tam aksine, ülkeden gönderilen suçlu sayısını düşürdüğünü aktardı. Adalet Bakanlığı Genel Sekreteri Krıstın Bergensen, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, yeni düzenlemenin uygulanamamasının en büyük sebebini, suçluları göndermek istedikleri ülkelerdeki işlemlerin sistemsiz ve yavaş işlemesine bağladı.

Yeni Avrupalılar krize çare arıyor

Ekonomik krize çözüm arayışları çerçevesinde İsveç Türk İşadamları Derneği STURF Malmö şehrinde ‘Yeni Avrupalıların Avrupa’nın ekonomisine ve büyümesine katkısı’ konulu bir konferans düzenledi. M. ZEKİ KÖSE MALMÖ Avrupa, devam etmekte olan ekonomik krizden nasıl çı-

1kacak? Bu soruya İsveç’te yaşayan türk iş adamları ‘yeni

Avrupalıların potansiyelini’ işaret ederek cevap verdi. Ekonomik krize çözüm arayışları çerçevesinde İsveç Türk İşadamları Derneği (STURF) Malmö şehrinde bir konferans düzenledi. Konferansın başlığı ‘Yeni Avrupalıların Avrupa’nın ekonomisine ve büyümesine katkısı’ idi. İsveçli işadamları ve bürokratların yanında akademisyenlerin de katıldığı konferansın üst düzey konuklarından biri olan İsveç’in Avrupa Parlamenteri Olle Schmidt önemli açıklamalarda bulundu. Konferansta bir sunum yapan Schmidt Zaman’a yaptığı açıklamada şunları söyledi: ‘’Yeni Avrupalı olarak gördüğümüz Türk vatandaşlarımız Türkiye’nin büyüyen bir ekonomi ve Avrupa için önemli bir partner olduğunun farkına vardı. Sadece Türkiye’nin Avrupa’ya ihtiyacı yok, Avrupa’nın da Türkiye’ye ihtiyacı var.’’ Türkiye’nin Suriye politikasını çok cesur bulduğunu söyleyen Schmidt, İsveç’in, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini her zaman desteklediğinin altını çizdi. Türkiye’nin son zamanlarda baş döndürücü siyasi ve ekonomik gelişmeler gösterdiğini söyleyen Schmidt, buna rağmen özellikle hukuki haklar alanında yapılacak işlerin olduğunu belirtti.

Türk toplumu umut veriyor Konferansta konuşan Lund Üniversitesi öğretim üyesi Pror. Umut Özkırımlı, Türk toplumunun böyle bir organizasyon yapabilmesinin ümit verici olduğunu söyledi.’’Bu çapta yapılan organizasyonlar aslında üçüncü neslin ne kadar yerleştiğini gösteriyor’’ diyen Özkırımlı, Türklerin göçmen imajının değiştiğini ifade etti. İsveç ile Türkiye’nin arasının çok iyi olduğu bir dönem yaşandığını söyleyen Özkırımlı, fırsatlardan istifade etmek gerektiğini belirtiyor. Avrupa ülkeleri yeni Avrupalıların sahip olduğu potansiyelin ne kadar farkındalar? Özkırımlı, bu önemli soruya İskandinav ülkelerinin önemine dikkat çekerek cevap verdi. Çok büyük bir Türk toplumuna sahip olan Almanya istisna edilirse İskandinav ülkelerinin bu konuda öncü rol oynayacağını düşünüyor Özkırımlı. Konferansta ayrıca STURF derneğinin özel davetlisi olarak katılan Makedonya Devlet Bakanı da bir konuşma yaptı. Türk asıllı olan Bakan Hadi Nezir de Avrupa’da yaşanan değişime dikkat çekti. Malmö Belediye Başkan Yardımcısı’nın kapanış konuşmasını yaptığı konferansın sonunda konuşmacılara hediyeler takdim edildi.


16 GÜNDEM BANGLADEŞ DİLDE DE KARDEŞ

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Gönül kardeşliğini Anadolu insanının en zor döneminde, İstiklâl Savaşı yıllarında göstermişlerdi. Kendi sıkıntılarına rağmen aralarında para toplayıp göndermişlerdi. Şimdi Bengallerle yeni ortak payda Türkçe. SEDAT GÜLMEZ MEHMET ÖZDEMİR Güney Asya ülkesi Bangladeş, zıtlıkla-

1rıyla öne çıkan bir yer. Yüzölçümü Tür-

kiye’nin 5’te biri; ama nüfusu 170 milyon civarında. 3 yaşında anaokulu ile başlayan mecburi eğitim üniversiteye kadar 16 yıl sürüyor. Fakat Bangladeş okuma yazma oranı en düşük ülkelerden. Uluslararası Ümit Türk Okulları, 1996’dan beri faaliyette. Başkent Dakka, Chittagong ve Bogra şehirlerinde toplam 8 şubesi ve 1500 öğrencisi var. Uluslararası sınavlarda başarılı sonuçlar alıyor. Mezun öğrenciler, Amerika’daki MIT, İngiltere’deki London School of Commerce gibi ünlü okullara girmekte zorlanmıyor. 2005 yılından beri katıldığı Dil ve Kültür (Türkçe) Olimpiyatları’nda da adından söz ettiriyor. Biz Türkçe konusundaki başarının peşindeyiz. Başkent Dakka’da başarının mimarlarından Türkçe öğretmeni Ahmet Makan ile birlikteyiz. Ahmet Hoca, 8 yıldır Bangladeş’te. Bugüne kadar olimpiyata katılan öğrencilerin çoğunda emeği var. Ama o, aslan payını öğrencilere ve ailelerine veriyor ve bizi onlara götürüyor. Önce geçen yıl Türkiye’deki olimpiyat programlarına katılan 8. sınıf öğrencisi Raida Zaman’ın evine misafir oluyoruz. Annesi Roksana Zarin ve kardeşi Naşra ile birlikte karşılıyor. Babası Quamnuzzaman, işi gereği Avustralya seyahatinde; ama selamını bırakmış. Kısa tanışma faslından sonra sohbetimiz başlıyor. Raida, ilkokuldan itibaren Ümit Türk Okulları’na devam ediyor. Burada Türkçe dersi 3. sınıfta müfredata giriyor. Raida’ya başta zor gelmiş; ama öğretmenlerini sevmesi ve onların çocuklarıyla yaptığı arkadaşlık farkında olmadan Türkçesine katkı yapmış. Hatta 5. sınıfa geldiğinde annesinin şaka yollu “İstersen okulunu değiştirelim!” teklifine tereddütsüz itiraz etmiş. Olimpiyatları da ilk kez o yıl duyar. Olimpiyata katılan öğrencilerden Türkiye hatıralarını dinler, videolarını seyreder. Türkçe ve Türkiye sevdası o an düşer gönlüne. Ertesi yıl öğretmeninin “Olimpiyatlara katılmak ister misin?” teklifine düşünmeden cevap verir. Tabii ailesinin desteğini de arkasına almıştır. Roksana Hanım’a desteğin sebebini soruyoruz. Önce ‘okula ve öğretmenlerine güven’i sayıyor ve “Çocukların farklı bir dil öğrenmesi, o dilin konuşulduğu ülkeyi görmesi, kültürünü tanıması büyük zenginlik.” diyor. Eşi de böyle düşünmüş, hatta Türkçe bilmenin kızını daha özel kılacağını söylemiş. Bangladeş’te ilkokula gelen bir öğrenci ana dilinin yanında İngilizce de biliyor. Türkçe öğrenenler için bu en az üçüncü dil demek. Raida’nın babası, “İngilizce, Fransızca gibi dilleri bilen çok. Farklı olmak için daha az bilinen dilleri öğrenmek gerekir.” diyormuş. Bu farkın mutlaka ona kazandıracağına inanıyor Raida’nın ailesi. Elbette böylesi bir destek yeterli olmuyor, olimpiyat vizesi için. Hazırlanan çok sayıda öğrenci var, o yüzden çok çalışmak gerekiyor. O da öyle yapar ve geçen yılki Bangladeş olimpiyat finalinde başarılı olur. Ama Türkiye’deki elemelerde takılınca finalde yarışamaz. Olimpiyat heyeti onu Türkiye turnesinde değerlendirir. Farklı şehirlerde Türkçe ve Bengalce şarkılar söyler. ‘Başarısızlığın’ onun açısından bir açıklaması var elbette: “Türk şarkıları ile Bengal şarkılarındaki vurgular çok farklı. Ses ayarı yapmak, şarkıya uydurmak zor.” Raida, Türkçe şarkılar için o kadar çok ses çalışması yapmış ki, zaman zaman sesini Bengalce şarkılara uydurmakta güçlük çekmiş. Bu yılki olimpiyatlara da yine şarkı dalında hazırlanıyor. Funda Arar’ın ‘Benim için üzülme’ ve ‘Senden öğrendim’ şarkılarını söylüyor. Derslerden vakit buldukça çalıştığını söylüyor ama

Raida Zaman (solda), annesi Roksana Zarin ve kardeşi Naşra.

annesinin dediğine bakılırsa ‘vakit buldukça’ ifadesi hemen her güne karşılık geliyor: “Raida günlük ödevlerini yapmak için odasına çekilir; ama bir süre sonra şarkı sesi gelmeye başlar.”

Ahmet Hoca, aslında her şeyin bir plan dâhilinde yürüdüğünü vurguluyor. Haftada bir iki günle başlayan çalışmalar sona yaklaştıkça 5-6’ya çıkıyor. Zaman zaman yatılı kampa alınıyor öğrenciler. Bu, Türkçe pratiğini geliştir-

mek açısından son derece önemli, çünkü günün büyük bölümü yurttaki belletmenlerle geçiyor.


17 GÜNDEM

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Vennessa Alice Wanjiru, annesi Bilha Nyambura, babası Sammy ve kardeşi Vance

SEDAT GÜLMEZ MEHMET ÖZDEMİR Kenya, dışı siyah, içi ak pak insanların ül-

1kesi. Bunu kırık Türkçelerindeki sami-

miyet de ziyadesiyle belli ediyor. Lise 2 öğrencisi 14 yaşındaki Liam Chema’nın morali bozuk. “Aşikârdır Zat-ı Hak” isimli parçayla katıldığı Kenya elemelerinde üçüncü olabildi. Bu 11’inci Türkçe Olimpiyatları’nda yarışamayacağı anlamına geliyor. Teselli, öğretmeni Zeki Tazegül’den: “Üzülme, yarışmacı olamıyorsun belki ama şehir turnelerine katılma şansın hâlâ var. Üstelik turne olursa, gelecek yıl yarışma şansın yüksek. Oysa yarışmacı olsaydın, seneye çağrılmayabilirdin.” Liam’ın ümitle beklediği haber, biz Kenya’dan ayrıldıktan sonra gelmiş. Turne listesine eklemişler. Bu yılki Kenya ekibine Nairobi Erkek Lisesi hâkim. Şiirde ülkeyi temsil edecek Abdulfettah Muhammed, buranın öğrencisi. Lise 2’deki Muhammed’i Türk okulu ile tanıştıran ise üst sınıftaki arkadaşı Abdurrezzak Barre. Eğitim kalitesi ve burs imkânlarını duyunca ikna süreci hızlanmış. Türkiye adını öncesinde sadece coğrafya ve tarih kitaplarında görse de geldikten sonra ortama alışıp kaynaşması uzun sürmemiş. Türkçenin gelecekte işine yarayacağına inanıyor. Hocaları ile arası iyi. Onlar üzerinden Türkleri, sıcakkanlı, iyi kalpli kolay iletişim kurulabilen insanlar diye tanımlıyor. Türkçe öğreniminde ise çok zorlanmamış. Öyle ki favori kelimeleri bile var. Başta “çay” ve mütemmim cüzü “çay sohbeti”. 11’inci organizasyona Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, “Ben seni görmeden sevdim” isimli şiiriyle katılıyor. Heyecanı sadece Türkiye’ye gideceğinden değil, ülkesini temsil sorumluluğundan. Olimpiyata dair merakı ise vakit yaklaştıkça artıyor. Kenya organizasyona birkaç dalda katılıyor. En iddialı alanlardan biri halk oyunları. 24 kişilik ekibin yarısı yarışmacı, kalanı ise turnelerde görevli. Adrian ‘Jatelo’ Mola, Ali Abdulkerim İbrahim ve Zeki Halid Alkizim turne grubundaki üç isim. Adrian’ın Türk okuluna gelmesi tanıdıkları sayesinde olmuş. Anne ve baba, “Çocuğu bu okula gönderin.” tavsiyesine uyup oğulla-

HAKUNA MATATA*

* TÜRKÇE TAMAM

rını Light Academy’e göndermiş. “Aslında önce ben geldim. Sadece dış görünüş bile yetti, kabul etmem için. Görmek inanmaktır diye bir söz var. Ben de gördüm ve inandım.” Türkçeye muhabbeti ise ana dili Swahili ile aradaki ortak kelimeleri keşfettikçe artmış. “Sizde ‘koku’ bizde ‘kokunu’, sizde ‘haber’ bizde ‘haberi’. Yine de bunlar bir yana Türkçede en çok ‘göz’ kelimesinden etkilendim. Çünkü göz her şeyi ele verir.”

Yetenek avcısı Zeki öğretmen Olimpiyat ekibine öğretmeni Zeki Bey dâhil etmiş. “Okulda bir odada tek başına ritim çalışıyordum. Birden girdi ve beni gördü, sonra da ‘Burada ne yapıyorsun?’ diye sordu. Anlatınca, “Madem becerin var, değerlendirelim.’ dedi.” Türkiye’ye yönelik hayalleri arasında yemekler ayrı bir yer tutuyor. “Aslında bazı yemekleri burada tattım. Ama orada yemek başka. Mesela maklube, lahmacun, döner.” Türk kültürü ve Türkiye’ye bakışını ise şöyle özetliyor, “Eğer bir gün önemli bir mevkiye gelirsem, Türkiye ile ilişkilerin gelişmesi için çaba sarf ederim.” Halk oyunu turne ekibinin diğer üyesi, annesi bankacı babası pilot Ali Abdulkerim İbrahim. Türkçe kulübü üyesi. Dansı ve dans etmeyi çok seviyor. Ayrıca okulundan fazlasıyla memnun. “İki kız kardeşim var, zamanı gelince onlar da bu rada okuyacak.” Ve Zeki Halid. Türkçe ile tanışalı bir yıl olmuş. Ama geçen süreye rağmen pekiştirmelerde hâlâ zorlanıyor, “Taptaze” gibi. Olimpiyatlara şiir kategorisinde, “İstanbul’u dinliyorum” ile hazırlanmış. Ancak Kenya elemelerinde üçüncü olunca Türkiye hayali kursağında kalmış. Neyse ki turne fırsatı ile yüzü gülmüş. “Seneye de katılmak isterdim olimpiyat sürecine, fakat önümüzdeki yıl bizim eğitim sisteminde biraz zorlayıcı bir dönem.

Turne bileti iyi ki çıktı bu anlamda.” Ya diğer turneciler? Gabriel Kimuhu, şarkı dalında. Büyük kardeşi Samuel 2007 Erkek Lisesi mezunu. Şu an üniversitede. O Türkçe öğrenememiş. “Ama…” diyor, “Ben sevdiğim için öğrendim.” En beğendiği konu bağlaçlar. Bir çırpıda aklına gelenleri sayıyor: peki, ama, lakin, çünkü. Tabii o başlayınca yanındakiler de hep bir ağızdan gülerek, tekrarlıyor. Bir de ayrıntı, o da arkadaşı Adrian gibi, Zeki Tazegül tarafından keşfedilen yeteneklerden. “Konferans salonunda şarkı söylüyordum. Zeki Bey girdi içeri birden ve ‘Sesin güzelmiş, bunu değerlendirelim’ dedi.” Şarkı yarışmasında beşinci olsa da turne fırsatı yakaladığı için kendini şanslı sayıyor. Nihayet Abdulfettah Muhammed’i okulla tanıştıran, Lise 3 öğrencisi ve turne şiir grubundaki Abdurrezzak Barre Abdi. Gerçi baştan okula gelmek istememiş, kardeşi yüzünden zoraki kaydolmuş fakat zamanla o derece alışmış ki arkadaşlarını da Light Academy ile tanıştırmış. 10’uncu olimpiyata şiir dalında katılmış ve “Dünya” ile bronz madalya kazanmış. Bu arada organizasyon atmosferinde Mısır, Azerbaycan, İngiltere, ABD, Makedonya, Tanzanya, Gürcistan ile dostluk kurmuş. Görüşmeleri de devam ediyormuş. 10’uncu organizasyonda “Karaağaç” isimli şarkı ile gümüş madalya kazanan Vennessa Alice Wanjiru da turneci olimpiyatçılardan. Anne Bilha Nyambura Gichuki iş kadını, baba Sammy Orwengo bilgisayar mühendisi. Aile Kenya’dan önce Amerika’da imiş. Ülkelerine dönünce iyi bir okul aramışlar. Tavsiyeler üzerine Mombasa Ligh Academy’nin kapısını çalmışlar. Anlatılanlardan hoşlanınca da kızlarını emanet etmişler. “Okula başladıktan sonra kızımın bireysel düşüncesi gelişti. Daha çok sorumluluk alıyor. İnsanlara yardım duygusu belirginleşti. Ye-

timhaneye gidiyor, engellilere yardım ediyor.” diyen anne “Her şeyden önce öğretmenlere ve niyetlerine güveniyorum.” vurgusunu ihmal etmiyor. Bir de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile tanışma var. Vennessa’ya, daha önce Kenya’yı ziyaret eden Gül’e o günün hatırasına hazırlanan fotoğraf albümünü vereceği söylenir. Çankaya’ya çıkınca heyecanı had safhadadır. En çok da Cumhurbaşkanı’nın ne soracağını merak eder. Ve cevabını alır, “Saçlarını ne kadar sürede örüyorsun?” “4 saat” karşılığını verir fakat Gül hayretle bakar. Çünkü 4 saati 4 ay anlamıştır. Durum anlaşınca tebessüm eder. “Başarımızın devamını istedi. Bir de Türkçeye sahip çıkmamızı.” Vennessa 11’inci olimpiyata hazırlanan arkadaşı Ester’e de yardım etmiş. Ancak nasip başka bahara kalmış. Kenya’yı şarkıda temsil hakkı kazanan okuldaşı Martina’ya ise fazlasıyla güveniyor. Gelelim turneyle ilgili düşüncelerine. Aslında birden fazla mutluluğu bir arada yaşıyor. Tekrar Türkiye’ye gidecek bu bir, orada edindiği arkadaşları ile mesela Meksika ve Kosova ile görüşecek bu iki. Diğerleri ise özeli… Yükseköğrenimi mimarlık üzerine Türkiye’de yapmak istiyor. Fatih Üniversitesi’ni beğenmiş ama bölüm bulunmadığından başka okul araştırıyor. Tabii manileriyle Kenya finalini renklendiren davulcu Ahmed Muhammed Abdullahî, “Sarı laleler” şarkısına getirdiği sempatik üslupla Brian Bawa, Türkçe ile dans sevgisi sayesinde tanışan Eduardo Omondi, Nijeryalı baba-Türk annenin kızı Türkçe ve Kürtçe şarkılarla dinleyenleri şenlendiren Fatma Gufran Süleyman, birkaç lisanın ana dili seviyesinde konuşulduğu aile ortamında büyüyen, annesinin “gözbebeğim” deyip yalnız Türk öğretmenlerine emanet ettiği Şükriye Mahat, Mombasa’nın ziyadesiyle şen şakrak eski olimpiyatçıları Tarık Abdulaziz Ahmed ve Hatim Sahbbir Ali 11’inci olimpiyat için Türkiye’ye gelemiyor. Fakat gönül birliği ettikleri Anadolu insanına kucak dolusu selam ve sevgi gönderiyorlar. Hatta lisan-ı hâl ile “Biz gidemedik ama sizi bekleriz.” davetini bize emanet ediyorlar.


18 GÜNDEM OLİMPİYAT ÖNYARGILARI KIRDI

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Kuzeyin soğuk ülkesi Danimarka’nın Türkçe Olimpiyatları ile tanışıklığı yeni sayılır. Ama kısa sürede kurulan sıcak diyaloglarla ciddi mesafe alınmış. Şimdi Anadolu Dil ve Kültür Derneği’nin yöneticileri arasında 18 Danimarkalı da var. SEDAT GÜLMEZ MEHMET ÖZDEMİR Shannon ailesi... Baba Raymond, anne Joanna ve çocukları Lucas (solda) ile Marcus.

Kuzey Avrupa ülkesi Danimarka, eko-

1nomik refahı ve eğitim seviyesi yüksek

ülkelerden. Kişi başı millî geliri 40 bin doları buluyor. Kütüphanelerinde yılda 30 milyon kitap sirkülasyonu yaşanıyor. 5,5 milyonluk ülke nüfusunu düşünürseniz, okuma oranının ne kadar yüksek olduğunu anlayabilirsiniz. Dünyaca ünlü Andersen Masalları’nın yazarı Hans Christian Andersen’in memleketi için bu oran şaşırtıcı olmamalı. İngilizce burada ikinci dil, herkes biliyor ve konuşuyor. Peki, 60 bin Türk’ün yaşadığı ülkede Türkçe hangi oranda konuşuluyor? Maalesef bu sorunun cevabı 60 bin bile değil. 31 bin Danimarka vatandaşı Türk’ten bir kısmı evinde DancaTürkçe karışımı bir dil kullanıyor. Neyse ki, bu tablonun değişme ihtimali var artık. Danimarka 3 yıldır Dil ve Kültür (Türkçe) Olimpiyatları’na öğrenci gönderiyor. Bu sene 7 öğrenciyle katılıyorlar. Türkçeye ve olimpiyatlara ilgi her yıl artıyor. Elbette nispi bir artıştan söz ediyoruz, hatırı sayılır rakamlar mevzu bahis değil henüz. Ama bu bile bozkırda çiçek açtırmak kadar önemli bir başarı. Abartıyor muyuz? En doğrusu hikâyeyi dinleyip öyle karar vermek. Önce Türk okullarının bilgisini verelim. 10’dan fazla Türk okulu var Danimarka’da; ama sadece birine yabancı öğrenciler geliyor. Orada da Türkçe seçmeli ders olarak okutuluyor. Yani, Danimarkalı öğrencilerin devam ettiği ve zorunlu Türkçe dersi verilen bir okul yok. Dolayısıyla olimpiyata katılacak öğrenciler devlet okullarından bulunuyor. Peki, bu nasıl oluyor? Cevabı ‘bozkırda çiçek açtırma’ başarısını gösteren iki öğretmende; Fatih Doğan (Türkçe) ve Azerbaycan Türk’ü Kemaliye Hüseyinova’da (Müzik). İkilinin yolu üç yıl önce Kopenhag’daki Türk okulunda kesişir. Fatih Bey o yıl ilk kez Türkçe Olimpiyatları’na Danimarkalı öğrenci götürmeyi düşünmektedir. Planı hazırdır; zaten okullarda iyi müzik eğitimi alan öğrencilere Türkçe şarkı öğretilirse yolun yarısı aşılmış olur. Yolu yarılamanın ilk adımı ise bu öğrencilere ulaşmaktır. İşin üstesinden tek başına gelmek mümkün değildir, en az bir ortak bulmak gerekir. Değil mi ki projenin bir ayağı ‘müzik’tir, en uygun isim müzik öğretmeni Hüseyinova olabilir. Önce olimpiyat fikrini açar Kemaliye Hanım’a, “Sizin desteğinizle biz de katılsak” der. Beklemediği hızda ‘evet’ cevabı gelir. Kemaliye Hanım’ın olimpiyatlardan haberi vardır ve kendisini fazlasıyla heyecanlandırmaktadır; ama oraya öğrenci yetiştirmek aklının ucundan bile geçmemiştir. O ki, ünü Kopenhag caddelerinde, az çok müzikle uğraşan çevrelerde almış başını yürümüştür. Çünkü konserlerde, gecelerde, kültür günlerinde piyanosuyla Türk ve Azeri şarkıları çalmaktadır. Avrupalıları cezbeden de bu konserlerde araya sıkıştırdığı Türk ve Azeri parçalarıdır. Yola işte bu Kemaliye Hanım’la çıkar Fatih Bey. Öğrenci bulmak için okulları dolaşıp olimpiyatları anlatmaya başlarlar, gidemediklerine mektup, broşür gönderirler. “Gelin, bütün dünyanın katıldığı sevgi ve barış temalı olimpiyatlarda biz de yerimizi alalım” denir. Avrupa, bu tür faaliyetler için fazlasıyla özgürlük alanlarını açmıştır; ama vatandaşları da o derece sorgulayıcıdır. Nitekim, yüksek duvarlar, sert önyargılar çıkar karşılarına. İlk olarak “Neden Türkçe?” sorusuna muhatap olurlar. Ardından sorular sıralanır: “Bu dinî bir şey mi, politik mi? Çocuklarımıza ne yapacaksınız? Arkanızda kim var, Arabistan mı, Amerika mı?” Dilleri döndüğünce cevap vermeye çalışırlar. Dinle, politikayla ilgisi olmadığını, tamamen sevgi ve barışı hedefleyen kültürel bir faaliyet yürütüldüğünü, herhangi

bir ülkeyle de bağlantısı bulunmadığını, bilakis 140 ülkenin organizasyona iştirak ettiğini ifade ederler. Kemaliye Hanım kendisinden örnek verir; Müslüman olduğunu, yıllardır Danimarka’da konserlere katıldığını, herkesin takdirini kazandığını belirtir: “Başka amacımız yok; sadece dilimizi, kültürümüzü öğreneceksiniz. Biz müzikte de iyiyiz, eğitimde de iyiyiz, bunu göstermek istiyoruz. Siz de kendi kültürünüzü tanıtacaksınız.” Bu çabalar veliler üzerinde pek etkili olmaz. Sürpriz beklenmeyen yerden gelir; Kemaliye Hanım’ın Danimarkalı müzisyen arkadaşı Gudrun Holck, çalıştığı okula gelen olimpiyat broşürüyle haberdar olur meseleden. Arkadaşını arar ve 3 öğrencisini yönlendirebileceğini söyler. Ertesi gün Hock’u da yanlarına alarak ailelere giderler. İki aile çocuklarıyla beraber gelmek kaydıyla, diğeri de onlara güvenerek teklifi kabul eder. Emily, Johanna ve Josefina ile hemen çalışmalara başlanır. Bu arada öğrenci ararken olimpiyat finallerine sadece 20 gün kalmıştır. Önce şarkılar seçilir, Holck ve Kemaliye Hanım’ın çabalarıyla iyi bir performans yakalanır, son 10 günde Türkçeye ağırlık ve rilir ve nihayetinde 2009’daki Türkçe Olimpiyatları Finali’ne yetişilir. Danimarka ekibi, 15 günlük final sürecini şaşkınlıkla ama günden güne artan memnuniyetle geçirir. Atmosferden etkilenmişlerdir. Kültür Şöleni’nde açılan Danimarka standında ülkelerini anlatırlar. Türkiye’yi, insanını yakından tanırlar. Emily, Fatih Bey’e bir itirafta bulunur: “Biz Türkiye’yi develerin üzerinde gezilen bir yer sanıyorduk. Siz de bizim gibi insanmışsınız!”

Sıcak ilişkiler Danimarka’ya dönüşte devam eder. Üç öğrencinin ailesi Türkiye’de yaşadıklarını yakınlarına anlatır, çocuklar arkadaşlarına... Bu yeni bir çevre anlamına gelir Fatih Bey için. Öğrenciler ve aileleriyle irtibatı devam ettirir, hatta onların yakınlarıyla tanışır. Türkiye’ye giden öğrencilerle velilerinin duygu ve düşüncelerinin de yer aldığı bir olimpiyat dergisi hazırlanır. Ertesi yılın broşürleri dağıtılırken bu dergi yanına konulur. Danimarkalı ailelerin referansı etkili olur ve ikinci yıl 12 öğrenci birden gelir. Sonraki yıllar da farklı gelişmez hadiseler, ilgi artarak devam eder. Danimarkalı aileler işi öylesine sahiplenir ki, ‘Daha iyi nasıl olabilir’ diye kafa yormaya başlar. Fikir alışverişleri sırasında meselenin kurumsal bir yapıyla yürütülmesi gerektiği üzerinde durulur ve geçen yıl bu konuda adım atılır. Yönetim kurulunda 18 Danimarkalının da bulunduğu Anadolu Dil ve Kültür Derneği kurulur. Kurumsallaşmanın yansıması çabuk görülür. Mesela son iki senedir ülke finali Kopenhag’ın en ünlü kültür sanat merkezi Tivoli’de gerçekleştiriliyor. İlk iki yıl ağırlıklı olarak Türklerin izlediği elemelere artık yarı yarıya Danimarkalılar geliyor. Fatih Bey, Danimarkalıların gözünden aradaki farkı şöyle anlatıyor: “İlk sene veliler diyordu ki, ‘Yahu, siz dünya çapında bir organizasyondan bahsediyorsunuz ama ciddi misiniz?’ Çünkü somut olarak sadece elimizdeki davetiyeler vardı. Geçen yılki ülke finalinden sonra tepki ‘Ne yaptınız da seviye 5-6 gömlek yukarı çıktı?’ şeklinde oldu.” Bundan böyle Türkçe öğrenimine de ağırlık verilecek. Çünkü Danimarkalı öğrenciler

şarkı ve şiir gibi sahne performanslarında başarılı olsa da Türkçe sınavı ve dil mülakatında zayıf kaldığı için derece alamıyor. Zayıflığın iki sebebi var; okullarda Türkçe dersi olmaması ve çocukların Türkçeye mesafeli durması. Çünkü zaten ana dillerinin yanında İngilizce, Almanca ve Fransızca gibi üçüncü-dördüncü dili öğrenen çocuklar için Türkçe ‘lüks’ kaçıyor. Fakat Türkiye’ye geldikten sonra iş değişiyor; öğrenciler Türkçe öğrenmediğine hayıflanıyor, bazısı döndükten sonra Türkçe derslerine başlıyor. Bunlardan birisi 2009’da finale gelen öğrencilerden Johanna. Ayrıntısını Fatih Bey’den dinleyelim: “Johanna geçen yıl bize Türkçe öğrenmek istediğini, Türkiye’de aile yanında kalabileceğini söyledi. Ama aile ayarlayamadık, o da Fransa’ya gitti. Geçen ay mesaj attı, ‘Türkçe öğrenmek için kitap CD gönderebilir misiniz?’ diye. Gönderdik, şimdi Türkçe öğreniyor.” Geçen yıl olimpiyatlarda ‘Beri gel kara göz’ şarkısıyla dikkat çeken Nicole ve annesi Irina Hanım da Türkçe öğrenme planı yapanlardan. Planını hayata geçiren biri var ki, ona ve ailesine özel parantez açmak gerekir: Markus Shannon. Geçen yıl hem şiir (Işık Adam) hem de şarkıyla (Ali yazar Veli bozar) katılmış olimpiyata. Her ikisinde de başarılıymış; ama Türkçe sınavını geçemediği için dereceye girememiş. Mülakatta kendini epey zayıf bulmuş, hatta anne ve babasının mesleği sorulduğunda aklına ilk gelen ‘kral’ ve ‘başbakan’ kelimelerini söylemiş… Bu duruma içerleyen Markus dönüşte Fatih Hoca’ya Türkçe öğrenmek istediğini söyler. Şimdi haftada iki saat Türkçe dersi alıyor. Markus’un babası Raymond Shannon, olimpiyat ve Türkiye fikrine en soğuk bakan isimdir başta. Çünkü Türkiye onun için ‘başörtülü insanların ülkesi’ demektir ve başörtüsüne karşı önyargıları vardır. Olimpiyat projesinin arkasında da farklı düşünceler olabileceğini düşünür. Ama kendi kültürlerini tanıtma imkânı verileceğini ve 135 ülkenin katılacağını duyunca kendisi de gelmeye karar verir. Eşi Joanna Hanım’la birlikte Türkiye’de açılan Danimarka standında görev alırlar. Ziyaretçilere kendi ülkelerini, kültürlerini anlatırlar. Raymond Bey, en çok başörtülü bayanlara neden örtündüklerini sormuş ve aldığı samimi cevaplar karşısında sert bakışı değişmiş. Başörtülü insanların tahmin ettiği gibi radikal düşünceli olmadıklarını, dünyaya-diyaloga açık olduklarını anlamış. İnsanların ilgisinden, kültür ve fikir alışverişinden, 135 ülkeyi bir arada görmekten hayli memnun kalmışlar. Shannon çifti şimdi ‘Danimarka olimpiyatlarda daha iyi nasıl temsil edilir?’ diye kafa yoruyor. Fatih Bey’e de kapılarını sonuna kadar açmışlar, “Burası sizin ikinci eviniz, istediğiniz zaman gelebilirsiniz.” diyorlar. Raymond’daki değişimin yakın tanıklarından biri Kemaliye Hanım. Çünkü kendisini ikna etmek için en çok dil dökenlerden biri. Ona göre, önyargıları kırılan sadece Raymond değil, birçok insanın fikri değişiyor. Dolayısıyla bugün olimpiyat zemininde barışı, kardeşliği yaşayan nesiller yarın dünya barışını inşa edebilir. Bunun için sarf edilen bunca emeğin boşa gitmeyeceğine inanıyor: “Dünyaya barışı getirecek olan medeniyettir, dildir, kültürdür. Olimpiyatlar bunun bir zeminini oluşturuyor. Politikayla, savaşla, kan dökmekle istediğimiz ortamı sağlayamayız. Senelerdir savaşlar sürüyor, insanlar ölüyor; daha nereye kadar savaşacağız? Gençleri bu şekilde birbiriyle, güzellikleriyle tanıştırarak evrensel barışın adımları atılmış oluyor.” Olimpiyatların Kemaliye Hanım’ın kişisel hayatında da farklı bir anlamı var. İki yıl önce kanser hastalığından kaybettiği eşinin acısı bir nebze de olsa öğrencilerle ilgilenirken dinmiş. “Bu iş olmasaydı yalnızlıktan kurtulamazdım.” diyor.


Bizim çocuk hiperaktif mi? “Biz insanı en mükemmel surette yarattık” Karabiber, kırmızıbiber O, seni görüyor

Mehir


22 - 28 MAYIS 2013

‘Bizim çocuk pek hiperaktif’ mi? MERVE TUNÇEL Birçok aile tarafýndan zekâ alameti sayýlýp takdir edilse de hiperaktivite, sanýldýðý kadar masum deðil. Çocuðun sosyal uyumunu bozan ve ileriki yaþlarda aðýr davranýþ bozukluklarýna yol açan bu rahatsýzlýk, günümüzde ilaçla tedavi edilebiliyor. Çocuðunun yaptýðý her yaramazlýkta hafiften maðrur þekilde “Böyle hiperaktif caným, iþte bizim oðlan.” savunmasýna geçen annelere adýmbaþý rastlamak mümkün. Peki, her yaramaz çocuk hiperaktif midir? Uzmanlara göre cevabý hayýr. Üstelik, býrakýn övünmeyi aslýnda bu da bir hastalýk. Hiperaktivite dikkat eksikliðiyle adeta kardeþ gibi. Bu yüzden de “Dikkat eksikliði hiperaktivite bozukluðu (DEHB)” olarak anýlýyor çoðu zaman. Peki bu rahatsýzlýk, çocuðun hayatýný nasýl etkiliyor? Tedavi edilmezse ne gibi sorunlara yol açýyor? Cevabýný Fatih Üniversitesi Týp Fakültesi Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Uzmaný Dr. Ceyhun Caferov veriyor.

1

Ödül ve ceza taktiði iþe yaramýyor En sýk görülen psikiyatrik sorunlardan dikkat eksikliði hiperaktivite bozukluðu (DEHB) üç temel belirtiden oluþuyor: Aþýrý hareketlilik (hiperaktivite), dikkat eksikliði ve dürtüsellik. Hiperaktivite kýsaca yaþýtlarýna göre aþýrý hareketlilik, oturamama ya da oturmayý becerememe olarak tanýmlanabilir. Dikkat eksikliði çocuðun dikkat süresinin yaþýna göre kýsa olmasý ve özellikle okuma, yazma ve matematik gibi akademik alanlarda dikkatinin kolay ve çabuk daðýlmasý þeklinde tanýmlanýyor. Sonunu düþünmeden eyleme geçme olarak tarif edilebilecek dürtüsellik, çocuklarýn sosyal uyumlarýný bozan en ciddi belirti. Yaþýtlarýyla birlikteyken olaylara aþýrý tepki vermeleri, fiil ve sözle arkadaþlarýný rahatsýz etmeleri nedeniyle toplumda ve okulda ‘yaramaz çocuk’ damgasý yerler. Diðer çocuklardan farklý olarak genellikle ceza ve ödülden anlamadýklarý gibi, baþlarýna gelen üzücü ya da kötü bir olaydan da ders çýkarmazlar.

Hiperaktif çocuklar… Dersleri dinlemez, ödev yapmayý sevmez, anne-baba ya da öðretmenin zoruyla ödev yaparlar. Çeþitli bahanelerle (tuvalete gitme, su içme gibi) sýk sýk masa baþýndan kalkarlar. Ders çalýþýrken sürekli yanlarýnda birini isterler. Sorumluluklardan kaçarlar, üzerlerine aldýklarý iþi bitirmekte zorlanýr, bir iþi bitirmeden baþka iþe geçerler. Okuma ve yazma becerileri yaþýtlarýndan kötü, defter düzeni ve yazýlarý bozuk olabilir. Unutkan olabilirler, öðret-

tiðiniz ve iyi öðrendiklerini düþündüðünüz bir bilgiyi çabucak unutabilirler. Genellikle daðýnýktýrlar ve kurallardan hoþlanmazlar. Dikkat sorunu olan çocuklar sevdikleri ve zevk aldýklarý etkinliklerle (bilgisayar, TV, oyunlar) uzun süre ilgilenebilirler. Daha çok kurallý öðrenmeye karþý isteksizdirler.

Nasýl davranmak gerekir? Ev iþlerinde görev paylaþýmý vs. gibi alýþkanlýklar ile kural ve takvime baðlanan iþler oluþturun. Sabýrlý olun, fevri davranmaktan kaçýnýn, öfkenizi çocuða yansýtmayýn. Çocukla savaþmayýn ve tartýþmaya mümkün mertebe girmemeye çalýþýn. Çocuktaki var olan olumlu özellik ve kabiliyetlerin ortaya çýkýþýný teþvik edin. Hoþunuza giden bir þey yaptýðýnda mutlaka takdir edin. Mutlaka bir spor etkinliðine devam etmesini saðlayýn. Ders çalýþma ortamýný mümkün olduðunca sadeleþtirin. Evdeki sorumluluklarý ile ilgili olarak (odasýný toplama, giysilerini düzenleme, ellerini yýkama, diþlerini fýrçalama gibi) onu sýk sýk uyarýn. DEHB’li çocuklara diðer çocuklara göre daha az “hayýr” kelimesini kullanýn. “Hayýr” dediðinizde ise geri adým atmamaya çalýþýn.

Bunlara dikkat! DEHB’li çocuðun davranýþlarýný normal kabul ederek “çocuktur, zamanla düzelir” demek çocuða haksýzlýktýr. Tedavi edilmeyen DEHB olgularýnda ileriki yaþamlarýnda aðýr davranýþ bozukluklarý ve akademik baþarýsýzlýk geliþme riski yüksektir. DEHB oluþumunda suçlu, aile deðildir. Biyolojik temeli olan bir bozukluktur. Terbiye edebilme sorunu deðildir. Taný için mutlaka bir çocuk psikyatrisine baþvurun. Zira hastalýðýn benzer belirtiler gösteren baþka psikiyatrik bozukluklar ile karýþma riski mevcut. DEHB baþka psikiyatrik bozukluklarla birlikte görülebilir. Tedavisinde kullanýlan ilaçlar baðýmlýlýk yapmaz. Bedensel olarak kalýcý yan etkileri yoktur. Hatta DEHB’li çocuklarda ilaç tedavisi ileride oluþabilecek alkol ve madde baðýmlýlýðýný önlediðine dair birçok çalýþma mevcut.


22 - 28 MAYIS 2013

Karabiber, kýrmýzý biber

nılıyor. Pankreası çalıştırarak yağlı ve nişastalı yiyeceklerin sindirimini kolaylaştıran karabiber, pankreası olumlu etkilediğinden şeker hastalığının ilerlemesini önlüyor. Kırmızıbiberin de bağışıklık sistemini güçlendiren bir özelliği olduğunu biliyoruz. Tazesi de, kurutulmuş hali de aynı derecede sağlığa faydalı olan baharatın romatizma rahatsızlığının hafiflemesinde de etkisi olduğu biliniyor. Ancak bu iki biberin etkileri yalnız sağlığımızı korumak ve yemeklerimizi tatlandırmakla kalmıyor, mutfağımızda pratik bir yardımcı olarak da işimize yarıyor. İşte buna birkaç örnek:

Kırmızı bluzun rengi aynı kalsın

Emektar araç radyatörünüz su sızdırmaya başladıysa rahatlıkla karabiberden faydalanabilirsiniz. Aracınızı servise götürmeden önce radyatörün içine bir avuç karabi-

Yazları mutfağınızı şeker aşırmak için istila eden karıncalara karşı kırmızıbiberle önlem alabilirsiniz. Karıncalara biraz kırmızıbiber ikram etmenin hiçbir mahzuru yok. Mutfak tezgâhının arkası ve üzeri gibi karıncaların dolaşma ihtimali olan yerlere serpiştirdiğiniz kırmızıbiber, karıncalara, aradıkları şekeri bulma ihtimallerinin olmadığı mesajını vererek onları caydırır.

Burun tıkanıklığında… Burnunuz ve kulaklarınız tıkandığında bunu gidermenin en pratik yolu kırmızıbiber kul-

ber atın. Karabiber, tamir için servise götürünceye kadar radyatördeki deliği geçici ve pratik bir çözüm olarak tıkar.

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

22.05.2013 23.05.2013 24.05.2013 25.05.2013 26.05.2013 27.05.2013 28.05.2013

3 17 3 16 3 15 3 14 3 13 3 13 3 12

17 33 17 34 17 35 17 35 17 36 17 37 17 37

ODENSE

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

STOCKHOLM

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

22.05.2013 23.05.2013 24.05.2013 25.05.2013 26.05.2013 27.05.2013 28.05.2013

3 27 3 26 3 25 3 24 3 23 3 22 3 22

17 42 17 42 17 43 17 43 17 44 17 45 17 45

22.05.2013 23.05.2013 24.05.2013 25.05.2013 26.05.2013 27.05.2013 28.05.2013

2 36 2 34 2 33 2 32 2 31 2 30 2 29

17 18 17 19 17 19 17 20 17 21 17 22 17 22

AARHUS

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

DRAMMEN

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

22.05.2013 23.05.2013 24.05.2013 25.05.2013 26.05.2013 27.05.2013 28.05.2013

3 22 3 21 3 20 3 19 3 18 3 17 3 16

17 44 17 44 17 45 17 46 17 46 17 47 17 48

22.05.2013 23.05.2013 24.05.2013 25.05.2013 26.05.2013 27.05.2013 28.05.2013

3 07 3 06 3 05 3 04 3 02 3 01 3 00

17 50 17 51 17 52 17 52 17 53 17 54 17 55

4 42 4 40 4 39 4 38 4 36 4 35 4 34

4 52 4 51 4 49 4 48 4 47 4 45 4 44

4 49 4 47 4 46 4 44 4 43 4 41 4 40

13 13 13 13 13 14 13 14 13 14 13 14 13 14

13 22 13 22 13 22 13 22 13 23 13 23 13 23

13 23 13 23 13 23 13 23 13 23 13 23 13 24

21 33 21 34 21 36 21 38 21 39 21 41 21 42

21 40 21 41 21 43 21 45 21 46 21 48 21 49

21 45 21 47 21 48 21 50 21 52 21 53 21 55

22 48 22 49 22 50 22 51 22 52 22 53 22 54

İSVEÇ

KOPENHAG

22 55 22 56 22 58 22 59 23 00 23 01 23 02

23 02 23 03 23 04 23 05 23 06 23 08 23 09

NORVEÇ

DANİMARKA

Yeni kırmızı bir bluz aldınız ve rengini korumak için kimyasal içerikli koruyucular kullanıyorsunuz. Yapmayın! Bunun yerine blu-

Araç radyatörleriniz su mu sızdırıyor?

Karınca istilasına karşı

lanmak. Bunun için yemeklerinize bir miktar kırmızıbiber serpiştirin ve hemen elinize bir kâğıt mendil alın. Ayrıca avucunuza aldığınız bir parça karabiberi burnunuza çekmek de işe yarar.

Bitkilerden böcekleri uzaklaştırın Yeni yeni gelişen bahçe ve balkon bitkilerinizi kemiren böcek sürüsüne karşı karabiber ve kırmızıbiberle önlem alın. Bunun iki yolu var; birincisi karabiberi unla karıştırarak bir bulamaç yapın ve bunu, bitkilerinizin etrafına serpiştirin. İkinci yol ise yarım litre kaynatılıp soğutulan suyun içine bir avuç kırmızıbiber atın. Daha sonra eskiden kullandığınız püskürtmeli plastik bir kutuyu iyice yıkayıp temizleyin. Kırmızıbiberli suyu bu kutuya koyun. Böceklenme ihtimali olan ya da böceklenen bitkilerinize bu ilacı sıkın. Faydasını göreceksiniz.

GÖTEBURG

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

OSLO

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

22.05.2013 23.05.2013 24.05.2013 25.05.2013 26.05.2013 27.05.2013 28.05.2013

3 08 3 07 3 06 3 05 3 04 3 03 3 02

17 39 17 40 17 41 17 41 17 42 17 43 17 43

22.05.2013 23.05.2013 24.05.2013 25.05.2013 26.05.2013 27.05.2013 28.05.2013

2 59 2 58 2 57 2 56 2 54 2 53 2 52

17 48 17 49 17 50 17 50 17 51 17 52 17 53

HELSİNKİ

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

22.05.2013 23.05.2013 24.05.2013 25.05.2013 26.05.2013 27.05.2013 28.05.2013

3 00 2 58 2 57 2 56 2 55 2 53 2 52

17 52 17 53 17 53 17 54 17 55 17 56 17 57

TAMPERE

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

22.05.2013 23.05.2013 24.05.2013 25.05.2013 26.05.2013 27.05.2013 28.05.2013

3 04 3 02 3 01 3 00 2 58 2 57 2 56

17 59 18 00 18 01 18 02 18 03 18 03 18 04

4 31 4 30 4 28 4 26 4 25 4 23 4 22

3 55 3 53 3 52 3 50 3 48 3 46 3 45

4 23 4 21 4 19 4 18 4 16 4 14 4 12

Bulunduğunuz şehrin namaz vakitleri için: http://www.zaman.com.tr/namaz.do

13 16 13 16 13 16 13 16 13 16 13 16 13 16

12 52 12 52 12 52 12 52 12 52 12 52 12 52

13 23 13 23 13 23 13 23 13 23 13 23 13 23

21 48 21 50 21 52 21 53 21 55 21 57 21 59

21 35 21 38 21 40 21 42 21 44 21 45 21 47

22 10 22 12 22 14 22 16 22 18 22 20 22 22

23 01 23 02 23 03 23 04 23 06 23 07 23 08

22 45 22 47 22 48 22 49 22 51 22 52 22 53

23 16 23 18 23 19 23 20 23 22 23 23 23 24

4 20 4 18 4 16 4 14 4 12 4 10 4 09

4 21 4 19 4 17 4 15 4 13 4 11 4 09

4 13 4 11 4 09 4 07 4 05 4 03 4 01

13 21 13 21 13 21 13 21 13 21 13 21 13 21

13 24 13 24 13 24 13 24 13 24 13 24 13 24

13 29 13 29 13 29 13 29 13 29 13 29 13 29

22 09 22 11 22 13 22 16 22 18 22 20 22 22

22 15 22 17 22 19 22 21 22 23 22 25 22 27

22 32 22 34 22 36 22 39 22 41 22 43 22 46

23 20 23 21 23 22 23 24 23 25 23 27 23 28

23 26 23 27 23 29 23 30 23 32 23 33 23 34

23 31 23 33 23 34 23 36 23 38 23 39 23 41

NAMAZ VAKİTLERİ

Karabiber, eski zamanlardan beri ye-

1meklere lezzet katmak amacıyla kulla-

zunuzu ilk aldığınızda yıkama suyuna bir çay kaşığı karabiber atın. Bu baharat, parlak renklerin boyasını akıtarak canlılığını kaybetmesini önler.

FİNLANDİYA

NEŞE KUTLUTAŞ


22 - 28 MAYIS 2013

TUÐBA KAPLAN Evlilik öncesinde veya boþanma durumunda sýklýkla gündeme gelir mehir konusu. Fakat ne mehiri verecek ne de alacak olan, kimi zaman Ýslâm hukukunun bu konuya nasýl baktýðýný bilmez. Bu yüzden de birtakým huzursuzluk ve maðduriyetlere sebep olabilir. Ýþte mehire dair bilinmesi gerekenler… Efendimiz (sas) bir hadis-i þeriflerinde “Evlenin, boþanmayýn. Zira talaktan, boþanmadan Arþ-ý Âlâ titrer.” buyuruyor. Ýslâm hukukunda nikah akdi, bir yönüyle hukuki bir muameledir, bir yönüyle de ibadet kategorisinde deðerlendirilir. Bunun sebebi ise fýkýh literatüründe nikahýn Allah hakkýný ilgilendiren boyutlarýnýn da mevcut olmasýdýr. Ýslâm hukukunda detaylý bir þekilde ele alýnmasýna raðmen nikah akdiyle ilgili bazý konular kamuoyunda çok fazla bilinmiyor. Özellikle de ayrýlýklarýn artmasýyla mehir, çok tartýþýlan bir konu haline gelmiþ durumda. Kimisi düðünde takýlanlarý mehir olarak sayarken, kimisi de ‘Resmi nikâha göre nasýl olsa boþanýnca mal ikiye bölünüyor’ düþüncesiyle mehri önemsemiyor. Oysa boþanma tasvip edilmese bile yaþamak zorunda kalýndýðýnda kul hakkýna girmeden, adalet ve insanlýðý elden býrakmadan, maðduriyetlere yol açmadan yollarý ayýrmak da bir o kadar önemli. Bu konuda merak edilenleri Ýslâm fýkhý uzmanlarýna sorduk. Atatürk Üniversitesi Ýlahiyat Fakültesi Ýslâm Hukuku Anabilim Dalý Öðretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Güneþ, mehrin nikâhýn rükün ve þartlarýndan olmadýðýný belirtiyor. Ona göre, mehir nikâh akdinin bir sonucu. Nikâh akdi esnasýnda mehir söylenmese hatta mehirsiz nikâh kýyýlacaðý þart koþulsa bile, mehir nikâh akdinin zorunlu bir sonucu olarak erkeðin sorumluluðu, kadýnýn da hakký olur. Bu durumda erkeðin üzerine vacip olan mehir, kadýna verilen deðerin ifadesi ve kritik bir dönemdeki sosyal garanti olarak takdim edilen mal niteliðini taþýyor. Hangi durumlarda mehir verilmesi gerektiði konusunda taraflar genelde tam bir bil-

1

giye sahip olmayabiliyor. Ýslâm hukukçularý mehiri, nikâh akdi esnasýnda taraflarýn miktarýný belirleyip belirlememesine göre farklý isimler altýnda deðerlendiriyor. Mehr-i müsemma: Ýsimlendirilmiþ, miktarý belirlenmiþ mehir. Taraflarýn akid öncesi, akid esnasý veya akid sonrasýnda üzerinde anlaþmaya vardýklarý mal veya paraya mehr-i müsemma deniyor. Bu mal veya para, erkeðin üzerine bir borç olarak kaydediliyor. Mehr-i misil: Akid öncesi veya esnasýnda bir miktar konuþulmamýþsa, mehir miktarý olarak mehr-i misil geçerlidir. Mehr-i misil, evlenen kadýnýn baba tarafýndan akrabasý olan, mesela halasý, amcasýnýn kýzý, kýz kardeþi gibi kiþilerin almýþ olduðu mehir miktarýdýr. Bunu tesbitte mal, güzellik, yaþ, akýl ve dine baðlýlýk gibi özellikler dikkate alýnýr. Mehr-i muaccel: Taraflarýn üzerinde anlaþmaya vardýklarý ve koca tarafýndan hanýmýna peþin olarak ödenen mehire verilen isimdir. Mehr-i müeccel: Veresiye ödenmek þartýyla taraflarýn anlaþmaya vardýklarý mehir miktarýna verilen addýr. Nelerin mehir olabileceði merak edilen konularýn baþýnda geliyor. Mehrin nelerden olabileceði konusunda temel kriter, söz konusu malýn mevcut ve meþru olmasýdýr (Malý mütekavvim). Mehir; altýn, para, döviz, ev, araba gibi her türlü maldan verilebilir. Mal dýþýnda kadýnýn lehine olan bir menfaat de ola-

bilir. Bu hususta genel prensiplerin dýþýnda herhangi bir kýsýtlama söz konusu olamaz. Fakat son yýllarda gündeme geldiði gibi mehir olarak hac veya umre sözü verilmesi mümkün deðil. Düðünde takýlan takýlarý karþý tarafýn rýzasýný almadan mehir olarak verdiðini söyleyenler de var. Düðünde takýlan altýn, bilezik, kolye türü takýlarýn mehir olarak kabul edilip edilmemesi, kiþilerin niyetlerine ve örf âdete göre deðiþkenlik gösterir. Þayet düðünde takýlan takýlarýn mehir olarak kabulünde anlaþýlýrsa ya da örf-âdet bu þekildeyse bunlarýn mehir olarak kabul edilmesinde herhangi bir sakýnca yok. Yalnýz burada bilinmesi gereken husus, mehirin kadýnýn öz malý olmasý. Kendi rýzasý dýþýnda kocasýnýn bile mehir üzerinde tasarruf yetkisi yoktur. Ancak eþlerin bunu hoþgörü içinde paylaþmalarýnda elbette bir beis söz konusu deðildir. Mehirin ne zaman verileceði de tartýþýlan bir diðer husus. Fakat esas olan mehir miktarýnýn nikâh akdi esnasýnda belirlenmesidir. Bu esnada hepsinin peþin olmasý, hepsinin vadeli olmasý veya bir kýsmýnýn peþin bir kýsmýnýn vadeli olmasý taraflarýn anlaþmalarýna baðlýdýr. Hepsinin düðün öncesinde verilmesi hususunda herhangi dini ve hukuki bir gereklilik bulunmuyor. Evlendikten sonra, mehir miktarýný ya da türünü deðiþtirmek isteyenler de var. Ýslâm hukukuna göre mehir, kadýn tarafýndan sonra-

dan fazlalaþtýrýlamýyor, fakat kadýn mehrini hibe etme hakkýna her zaman sahip. Kocanýn, imkaný müsaitse mehiri cömertlik yaparak belirlenen miktardan fazla vermesinde de sakýnca yok. Bu hususta Bakara Sûresi 237. ayette þöyle buyurulur: “Bir mehir belirlemiþ olarak, kendilerine dokunmadan eþlerinizi boþarsanýz, bu takdirde belirlediðiniz mehrin yarýsýný vermeniz gerekir. Ancak kadýnlarýn haklarýndan feragat etmesi veya nikâh baðý elinde bulunan kocalarýn fazla vermesi istisnadýr. Doðrusu sizin fazla vermeniz elbette takvaya daha uygundur. Ama asla birbirinize lütuf ve mürüvvet göstermeyi unutmayýnýz. Allah sizin bütün iþlediklerinizi zaten görmektedir.” Kadýnýn boþanma talebi durumunda erkek mehir vermek istemeyebiliyor. Ýslâm aile hukukunda boþanma genellikle kocanýn tek taraflý irade beyanýyla gerçekleþir. Buna ‘talak’ denir. Boþanmayý kadýnýn istemesi durumuna ise ‘muhalaa’ veya ‘hul’ denir. Konuyla ilgili olarak Sabit b. Kays’ýn hanýmý kocasýndan ayrýlma talebini Peygamber Efendimiz’e (sas) beyan eder. Peygamberimiz bu hanýma, “Mehir olarak verdiði bahçeyi geri verecek misin?” teklifini yapar. Kadýn, “Evet” cevabýný verince, Peygamberimiz kocasýna, “Bahçeyi kabul et ve onu boþa.” buyurur. Boþanma da bu þekilde gerçekleþir. Bu ve benzeri örnekler, aldýðý mehir karþýlýðýný boþanma bedeli olarak teklif etmenin meþruiyetinin delili olarak deðerlendirilir. Elbette kocanýn kendi isteðiyle böyle bir talepte bulunmamasý da mümkündür. Mehir, kadýnýn kocasý üzerinde dinî bir hakkýdýr ve bu hak dini mükellefiyet itibarýyla vacip olarak nitelenir. Bugünkü medeni kanunda sütkardeþliðinin bulunmamasý, süt kardeþliðini helal kýlmadýðý gibi, belediyelerde medeni nikâhýn kýyýlmasý esnasýnda mehrin söylenmemesi de mehir hakkýný düþürmez. Ýhmal eden kiþiler en azýndan yapmalarý gereken bir vacibi terk etmelerinden dolayý uhrevi vebalden kurtulamaz. Kul hakkýyla ilgili olduðu için de mutlaka ödenmesi gerekir.


22 - 28 MAYIS 2013

Alpyaðýl, bu kavramýn bir bakýma amaç maddesi durumunda olduðunu vurguluyor.

KEVSER KULAKSIZ Dinimizin aslýný oluþturan üç temel

1kavram var: Ýman, Ýslâm ve ihsan.

Ancak çoðu kez ilk iki kavram üzerinde durup, ihsaný unutuyoruz. Ýlahiyatçýlara göre bu durum, Müslümanlarýn en büyük problemi. Ýman ve ibadet, ihsan þuuru olmadan gerçekleþtirilmeye çalýþýldýðýnda dinî anlamda birçok eksiklik ortaya çýkabiliyor. Hz. Ömer anlatýyor: Bir gün Allah’ýn Resulü’nün (sas) yanýndayken beyaz elbiseli, siyah saçlý bir adam çýkageldi. Üzerinde yolculuk izi yoktu ama hiç kimse de kendisini tanýmýyordu. Hz. Peygamber’in önünde diz çöküp oturdu. Dizlerini O’nun dizlerine dayadý. Ellerini de dizlerinin üzerine koyup sordu: “Ýman nedir?” Hz. Peygamber, “Ýman, Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarýna, peygamberlerine, ahiret gününe ve kadere, hayýr ve þerrin Allah’tan olduðuna inanmandýr.” buyurdu. Beyaz elbiseli adam, “Doðru söyledin.” diyerek söylenilenleri tasdik ettikten sonra “Ýslâm nedir?” diye sordu. Allah’ýn Resulü, “Ýslâm, Allah’tan baþka ilâh olmadýðýna, Muhammed’in Allah’ýn elçisi olduðuna inanman, namaz kýlman, zekât vermen, oruç tutman, gücün yeterse hacca gitmendir.” cevabýný verdi. Meçhul misafir tekrar, “Doðru söyledin.” der; “Ýhsan nedir?” diye üçüncü bir soru sordu. Efendimiz, “Ýhsan, Allah Teâlâ’yý görüyormuþ gibi O’na ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da, O seni görmektedir.” dedi. Misafir, kýyamet saatinden sorunca, Allah Resulü (sas) bu konuda soruyu sorandan daha fazla bir þey bilmediðini beyan etti, kýyametin alâmetlerini sýraladý. Beyaz elbiseli adam sorularý sorup cevaplarý tasdik ettikten sonra kalkýp gitti ve gözden kayboldu. Merak ve þaþkýnlýkla onun kim olduðunu merak eden ashab-ý kirama Allah Resulü þöyle buyurdu: “O, Cebrail idi, size dininizi öðretmek için geldi.” Ýslâm âlimlerine göre Buhari’nin aktardýðý bu hadis dini özetliyor. Ýstanbul Üniversitesi Ýlahiyat Fakültesi Öðretim Üyesi Doç. Dr. Ekrem Demirli, bütün Müslümanlarýn bu hadisteki üç önemli noktadan ikisine dikkat ettiklerini, ancak üçüncüsünü yani ‘ihsan’ý diðerleri kadar hatýrlamadýklarýný söylüyor. ‘Cibril hadisi’ olarak bilinen bu hadise göre dinin

Ýhsan, hayatýn her anýnda olmalý

seni görüyor! Ýslâm, iman ve ihsan olarak üç sacayaðýndan oluþtuðunu anlatan Demirli, ihsanýn unutulmasýnýn Müslümanlarýn en büyük problemi olduðunu düþünüyor.

Mükafatý Rabb’inin katýnda... Ýhsan; sözlüklerde iyilik, güzellik, uygun ve güzel olaný en güzel ve kusursuz bir þekilde yapmak, Allah’ýn huzurunda olduðunu bilerek, O’nu gönül nuruyla görüyormuþ gibi düþünerek kulluk görevlerini yerine getirmek anlamlarýný karþýlýyor. Bu anlamda ayet-i kerimede, “Kim ihsan sahibi olduðu halde kendini Allah’a teslim ederse, onun mükâfatý Rabb’inin katýndadýr.” buyruluyor. ‘Ýhsan’ kavramý, hadis kitaplarýnda yer alan Cibril hadisi ile asýl mefhumunu bulmuþ. Söz konusu hadiste Ýslâm dininin temel unsurlarý yer alýyor. Bunlardan birincisi iman ki, din inançla baþlýyor. Dinde ikinci temel esas ise amel yani fiil. Ýslâmiyet’teki dinî fiiller topluca ‘Ýslâm’ kavramý içinde düþünülüyor. Ýlk iki maddeyle sýnýrlý kalýndýðý yani iman ve ibadet ihsan þuuru olmadan gerçekleþtirilmeye

çalýþýldýðý takdirde, dinin fert ve toplum plânýnda insandan beklediði amacýn tam olarak gerçekleþemediði görülüyor. Yani bir kimse iman sahibi olduðunu söyleyip ibadetlerini yerine getirmeye çalýþtýðý halde bunlarý “Allah’ý görüyormuþ gibi” yapamasa dinî anlamda ciddi eksiklikleri olabiliyor. Sözgelimi iþinde hile yapýyor veya bencilce davranýþlarda bulunuyor.

Adaletten cömertliðe geçiþ Hadisteki ‘ihsan’ kavramýnýn ahlâkýn temelini oluþturduðuna dikkat çeken Ýstanbul Üniversitesi Ýlahiyat Fakültesi Öðretim Üyesi Doç. Dr. Recep Alpyaðýl, ihsanýn adaletten cömertliðe giden bir davranýþ biçimi olduðunu söylüyor. Nisa Sûresi 36. ayette geçen “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir þeyi ortak koþmayýn. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakýn komþuya, uzak komþuya, yanýnýzdaki arkadaþa, yolcuya, elinizin altýndakilere iyilik edin.” beyanýndaki ‘iyilik’in yani ihsan kavramýnýn temel ahlaki öðretileri içerdiðini anlatýyor. Ýman-Ýslâm-ihsan sýralamasýnda, ihsanýn en üst seviyeyi teþkil ettiðini söyleyen

Fatih Üniversitesi Ýlahiyat Fakültesi Öðretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Döndüren de ihsan þuurunun yalnýzca ibadetle ilgili olmadýðýna dikkat çekiyor. Döndüren, ihsanýn inananlarýn bütün söz ve iþlerindeki deðiþmez tavrý olmasý gerektiðini vurgulayarak, Kur’an’ýn birçok ayetinde ‘ihsan’ sahibi müminlerin övüldüðünü ve cennetle müjdelendiðini hatýrlatýyor. Döndüren, ihsan ve takvanýn dereceleriyle ilgili olarak Mâide Sûresi 93. ayeti zikrediyor: “Ýman edip iyi iþler yapanlara, -Allah’tan korktuklarý, inanarak iyi iþler yaptýklarý, Allah’tan korktuklarý, inanmaya devam ettikleri, yine Allah’tan korktuklarý ve iyi iþler yapmayý sürdürdükleri sürece- daha önce yediklerinden dolayý bir günah yoktur. Çünkü Allah, iyi iþ yapanlarý sever.” Ayette, iman ve salih amelin iki defa, takvanýn ise üç derecede nazara verildiðini söyleyen Döndüren, en güzel davranýþ olarak ihsan kavramýnýn hedefe yerleþtirildiðini söylüyor.

Ýhsan þuuru sýrlý bir anahtardýr M. Fethullah Gülen Hocaefendi, ‘Kalbin Zümrüt Tepeleri’ kitabýnda ihsan þuurunun, salih bir dairenin kapýsýný açan sýrlý bir anahtar gibi olduðunu yazýyor: “O kapýyý açan ve o aydýnlýk koridora adýmýný atan insan, yürüyen merdivenlere binmiþ gibi, kendini sihirli bir yükseliþin helezonunda bulur. Bir de, bu mazhariyetiyle beraber, iradesinin hakkýný verip kendi de yürüyüþünü devam ettirirse, her adýmda iki basamak birden yükselir ki; zannediyorum, ihsanýn mükâfatý da baþka deðil, yine ihsandýr.” Gülen Hocaefendi, Rahman Sûresi’nde geçen, “Öyle ya, iyiliðin neticesi iyilikten baþka mý olacaktý!” ayet-i kerimesini nazara veriyor. Nitekim Hz. Peygamber, bu ayet-i kerimeyi ashabýna okur ve anlamýný sorar: “Biliyor musunuz Rabb’iniz bununla ne anlatmak istiyor?” Ashab, “Allah ve Resulü en iyi bilir” cevabýný verince, Hz. Peygamber sözlerine þöyle devam eder: “Cenab-ý Hak, ‘Benim kendisine iman ve tevhidi ihsan eylediðim kimsenin mükâfatý baþka deðil, cennettir.’ der.”

Hekimoğlu İsmail

Müslüman’ın kalitesi maddî meselelerde anlaşılır... Bir şahıs ibadetlerine dikkat etse amma imkânı olduğu halde borcunu ödemese, İslamiyet’e ihanet etmiş olur. Çünkü alacaklı der ki, “Kıldığı namazdan bana ne! Sakalla, tespihle milleti aldatıyorlar…” İslamiyet’e yapılan bu hakaretin sorumlusu, maddi meselelerde gayri ciddi davranan ve bencil olan şahıstır. Yıllar evvel, başka bir şehirde yaşayan, ilmine çok güvendiğim, dindar olduğuna gerçekten çok inandığım bir arkadaş yanıma geldi, dedi ki: “Ağabey işlerim kötü gidiyor. Zor durumdayım. Nasıl düzlüğe çıkacağım bilemiyorum. Allah’tan korkmasam intihar edeceğim.” O arkadaş, benim nazarımda kıymetli bir şahıstı. Dedim ki: “Üzülme. Memleketine gidince küçük bir dükkân kirala. Buradan sana

kitap göndereyim. Kitapçılık yap.” Tabii sevindi, dua etti. Bir süre sonra dükkânı tuttu, ben de kitapları gönderdim. Üç ay geçti, arkadaş kitapların parasını göndermiyor. Beş ay geçti, kitapların parası gelmiyor… Kalkıp yanına gittim, dedim ki: “Arkadaş, ben sana zor gününde yardım ettim, sen bana borcunu ödemiyorsun, beni zor duruma düşürüyorsun!” Dedi ki: “Hakkını helal et. Araba aldığım için sana ödeme yapamadım.” “Yahu arkadaş” dedim, “Sen arabada gezeceksin diye, bana niye bu kötülüğü yapıyorsun? Sen her vakit camide namaz kılarsın. Şimdi ben o camiye gelip, ‘Bu adam benim dostumdur. Ona güvenip borç verdim amma o beni dolandırdı.’ desem hoşuna gider mi?” Arkadaş, başını önüne eğdi... Hz. Ömer (ra), bir kişinin bir adamı öv-

düğünü duyunca, “Onunla yolculuk ettin mi?” diye sormuş. Adam, “Hayır” demiş. “Onunla alışveriş yaptın mı?” diye sormuş. Adam buna da, “Hayır” deyince Hz. Ömer (ra) buyurmuş ki: “Allah’a yemin ederim ki senin onu tanıdığını zannetmiyorum.” Ben de bu kıssadaki gibi, tanıdığımı zannettiğim kaç arkadaşımı maddi meseleler yüzünden kaybettim; sayısını bilmiyorum… Ormandaki ağaçlar ağustos sıcağında birbirlerine gölge yaparak çevrelerindeki ağaçları korurlar. Fırtınada omuz omuza verirler, rüzgâr bir tek ağacı söküp atamaz. Sel gelirse, ağaçlar sel suyunu parçalar. Güven duygusu devam ederse Müslümanlar böylesi bir ormana benzer. Yaratan tek olduğu için yaratıklar arasında benzerlik vardır. Allah’ın koyduğu kanunlar umumidir. Bu kanunları

anlamak için kâinat kitabını okumak lazım… Bana göre borcunu ödemeyen adam öyle bir hale düşer ki, kırda tek başına kalmış yalnız bir ağaca döner. Güneş onu yakar, rüzgâr dallarını kırar, seller devirir. Bunca yıllık tecrübelerime dayanarak bir gözlemimi paylaşayım; insan maddi meselelerde gerçek kimliğini ortaya koyar! Para ve makam, insanın iki sırlı düğmesidir. Bu düğmelere bastı mı, manevi bir röntgen onun gerçek âlemini gösterir. Parada, makamda ve malda Müslüman’ca hareket etmeyenler, İslamiyet’i tarumar etmek isteyenlerdir. Mahir İz Hocam derdi ki: “Hakk’a insanı en çok yaklaştıran malî ibadetlerdir.” Zekât vermek malî ibadet olduğu gibi, maddi meselelerde hassasiyetle davranmak da malî ibadettir...


kursu@zaman.com.tr

BU SAY FA, M. FET HUL LAH GÜ LEN HO CA EFEN DI’NIN SOH BET VE YA ZI LA RI ESAS ALI NA RAK HAZIRLANMAKTADIR.

Regaib Kandili ile başlayan kurtuluş iklimi ç ayların kendilerine mahsus bir tadı bir şivesi vardır ki, onları yılın diğer aylarından ayırır.. Her ayın güzellik ve nefâsetinin zâhirî duygularımızla hissedilip yaşanmasına mukâbil, bu müstesna zaman dilimi kalple ve bâtınî duygularla yaşanır. Bu aylarda gönül dünyalarına yönelen insanlar, iman ve iz’anlarından fışkıran ışıklarla eşyanın perde arkasını süze süze, duygularıyla, içinde ebedî bir ömür sürecekleri firdevslere uyanmış ve ulaşmış gibi olurlar. Onlar için bu aylardaki günler, geceler, hatta saatler ve dakikalar âdeta bir başka büyüyle gelir-geçer; gelip geçerken de derecesine göre herkese mutlaka bir şeyler fısıldar. Bu aylarda zaman hep uhrevî renklerle tüllenir. İnsanlar tıpkı öbür âlemin sakinleriymişçesine mûnisleşir ve sırlı bir derinliğe ulaşırlar. Herkes kendi iç derinliklerinden olduğu gibi, varlığın sînesinden de ukbâ buudlu bir şiiri dinler ve yığın yığın hülya ve hatıraların, beklenti ve rüyaların gurup ve tulû’larında dolaşır. Yer yer hüzünlü, zaman zaman da neşeli tedâileriyle üç aylar, bize hem yitirilmiş bir cennetin hasretini hatırlatırlar hem de buğu buğu onu yeniden bulabileceğimiz ümidiyle bütün benliğimizi sararlar. Evet, hayatımızın her dakikasını ayrı bir saadet ve neşeye, ayrı bir gerilim ve hamleye çeviren bu günlerdeki hâtıra ve tedâiler, duygularımızı sessiz bir şiire, hayatlarımızı da sihirli bir güzelliğe çevirirler. Biraz da üç aylardaki nurların gönüllere sinmesiyle sokaklardaki ışıklar, minarelerdeki mahyalar, her taraftaki rûhânî canlılık ve ma’bedlere koşan insanların simalarındaki letâfetle dünyadakinden daha çok cennetteki zamanları hatırlatan bu nûrefşan zaman dilimi, kadrini, kıymetini bilenlere ayrı ayrı lezzetler ve zevk-i rûhânîler sunar. Evet o, imanı, İslâm’ı, mabedi ve ibadeti duyup anlayanları;

Ü

marifet, muhabbet ve ledünnî hazlara açık olanları, değişik dalga boyundaki ışıklarının renkleri, latîf latîf esen havasının incelikleri, uğradığı herkesi büyüleyip geçen zamanın seslerinden toplanmış ve ruhları sarıp okşayan o sonsuz zevk meltemleriyle kucaklar hepimizi. Hemen her sene zamanın bu altın dilimini idrak edince, âdeta, ötelerin ayn-ı hayat olan o sevimli, neşeli mavimtırak günlerine bir kere daha kavuşur gibi oluruz. Hele günler, o ibadetle derinleşen saatlerini, hayatın gerçek mânâsını terennüm etmek için gönüller üstünde bir mızrap gibi hareket ettirdiğinde, kuş cıvıltıları safvetinde ve bir çocuk neşesi tadındaki ezan dakikalarının cennet güzellikleri kadar tesirli ve bu güzelliklere meftun bir kalp gibi olgun ve dolgun ibadet saatlerinin, Hakk’ı muhatap alma ve Hakk’a muhatap olma mânâsıyla tüten zebercet duyguların zikr u fikirle sînelerimizi coşturan şiiri başlar.. Başlar da, varlığın çehresindeki perdeler sıyrılır ve Hakk’a yakın olmanın o kendine mahsus, huzur ve itmi’nan dolu lezzetli, sımsıcak mavi dakikaları bizim olur.

Kutlu zaman dilimi üç aylar Üç ayların başlangıcı, kamer birkaç gün önce zuhur etse de, rağbetlere açık inayetle tüllenen bir perşembe akşamı ‘merhaba’ der ve bir mızrap gibi gönüllerimize iner. Ulu günlere ve daha bir ulu güne akort olmaya teşne duygularımızı ilk defa uyarıp coşturan ‘Reğaib’ bir ses ve enstrüman denemesi gibidir. Yirmi küsur gün sonra gelecek olan Miraç ise, tam hazırlanmış ve gerilime geçmiş ruhlar için âdeta, semâvî düşüncelerle, gök kapılarının gıcırtılarıyla ve uhrevîlik esintileriyle gelir. Beraât bu tembihlerle uyanmış ve tetikte bekleyen sînelere kurtuluş muştularıyla seslenir. Kadir Gecesi’ne gelince, bu kadirşinas insanları, tasavvurlar üstü ve ancak bin aylık bir cehd ile

elde edilebilecek feyiz ve bereketle kucaklar ve onları afv u mağfiret meltemleriyle sarar. Üç ayların bu olabildiğince tatlı ve imrendiren sıcaklığı, imanlı gönüller için gecegündüz demeden devam eder. Her gün bütün parlaklık ve canlılığıyla bereketlerini başımıza boşalttıktan sonra gidip ufka kapanınca, arkadan yepyeni, âsûde ve buğu buğu güzellikleriyle bir başka sabah tulû’ eder.. gönüllerimizi dolduran, iç âlemlerimizde gizli gizli bir şeyler örgüleyen hüşyar gönüller için oldukça hülyalı bir sabah.. Recep ayının girmesiyle Rahmeti Sonsuz’a karşı duâ, niyaz, hamd u senâ ve tam bir teyakkuzla hazırlığa geçen ruhlar, ayın sonuna doğru ötelere uyanmış gibi tam bir temâşâ zevkine ererler.. ererler de hemen herkesin dili, edâsı, üslûbu değişir ve çehrelerini bir heybet, bir haşyet ve bir ümit sevinci bürür. Herkes daha ziyade kalp diliyle konuşmaya başlar.. beşerî sertlikler daha bir yumuşar.. ve bunlar arasında bir hayli insan, miraç yapacakmışçasına bütün dünyevî ağırlıklarını atar ve âdeta ruh hiffetine ulaşır. Derken Hakk’a yönelmiş bu insanların gönüllerinden taşan nûrâniyet ve sîmâlarındaki rengârenk incelik en katı kalpleri dahi yumuşatacak ve rikkate getirecek ölçülere ulaşır. Kitaplarda ‘Şehrullâhi’l-Muazzam’ diye geçen Şaban ayını, bütün varlığa ve benliğimize sinmiş bir lezzet gibi duyar ve gönüllerimizin ümide, beklentiye, uhrevî güzelliklere kaydığını hisseder gibi oluruz. O, gecesiylegündüzüyle, insana Ramazan besteli büyülü bir musiki gibi tesir eder.. ve kendisine sığınanları semâvî kollarıyla sarar.. bir anne şefkatiyle kucaklar ve onları rahmetin enginliklerinde dolaştırır. Onu kendi ruhuyla idrak edenler için, sanki zaman delinmiş de, duygularımıza zamanüstü âlemlerden bir şeyler akıyor gibi olur. Öyle ki, herkes onun aydın-

lık dakikalarında ve onu duymanın enginliklerinde bir adım daha atsa, kendini, bir sihirli merdivene binip ötelere yürüyecekmiş gibi sanır. Hemen her gün, her gece, her saat ve her dakika fıtratlarımızdaki gizli sonsuzluk arzusu ve ebediyet düşüncesiyle kim bilir kaç defa ötelere ihtiyacımızı hisseder ve bu Allah ayının araladığı menfezlerle emellerimizi temâşâya koşarız.

Ve Ramazan… Derken sımsıcak, olabildiğince yumuşak ve hummalı dakikalarıyla Ramazan ufukta belirir.. vicdanlar teyakkuza geçer, bütün gönüller uyanır, bütün duygular coşar.. ve insanlar oluk oluk ma’bede akar; oradan da Rabbine yürür. Ramazan’ın gelmesiyle ruhunun râbıtaları daha bir güçlenir.. uhrevî arzu ve emeller daha bir köpürür; köpürür ve duygular üzerine bir mızrap gibi inip kalkan bir Ramazan mülâhazası, inanmış sîneleri aşkla, şevkle coşturur ve onların ruhlarında âdeta yangınlar meydana getirir. Denebilir ki, Ramazan senenin en nurlu, en içli, en tesirli, en lezzetli günleri ve ledünnî hayatımızın da en önemli bir iç dinamizmi olarak bütün benliğimize siner ve bize en uhrevî hazlar yaşatır. Çarşı-pazar ve sokakların görüntüsü ötelere ait duygularla köpürür. Minarelerin solukları gönüllerde Kur’ân hüznüyle yankılanır.. ma’bedler ışıktan fistanlara bürünür ve imanlı gönüllerin avazlarıyla inler. Evden ma’bede, ma’bedden mektebe her yerde Hakk’a yönelişin sevinç ve itmi’nânı yaşanır.. ibadetle şahlanan sîneler, bütün güzelliklerini ortaya döker.. en mahrem çizgileriyle iç dünyalarından kopup gelen aşklarını, şevklerini haykırırlar. Bu insanlar, güya ‘vuslata hazırlanın’ emrini almış gibi her geceyi bir ‘şeb-i arus’ arifesi sayar ve her günü de engin bir vuslat duygusuyla geçirirler.


HAFTANIN DUASI

SÖZÜN ÖZÜ

Ey şefkati ve merhameti varlığı bütünüyle kucaklamış Rabb’imiz! Biz çaresiz kullarını her türlü endişe, gam, üzüntü, keder ve sıkıntıdan halâs eyle.

Günümüzde umumi atmosfer; radyolarla, televizyonlarla, klaksonlarla; uçak, tren, vapur, otomobil, tramvay gürültüleriyle; asabımızı bozan münasebetsiz sirenler ve ciyak ciyak reklam ve propaganda vasıtalarının çığlıklarıyla o kadar ciddi kirlendi ki, esaslı bir ameliyât-ı rûhiye ve fikriye geçirmeden, hatta yeni baştan bir kere daha bütünüyle uhrevîleşmeden bu mübarek ayların semâvîliğini duymak çok zor, belki de imkânsızdır.

Küçükken önemsemezsen, büyüyünce halledemezsin Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i sahîha "sedd-i zerâî" adı altında iffetli olmaya vurguda bulunmakta ve farklı hadiseler münasebetiyle farklı ifadelerle bu hususu nazara vermektedir. Bildiğiniz gibi; "sedd" menetme ve engellemenin adıdır; "zerâî" de sebep ve yol manasına gelen "zerîa" kelimesinin çoğuludur. "Sedd-i zerâî" ise, fenalıklara ve günahlara götüren yolları tıkama, harama sebep olabilecek fiillerden kaçınma demektir. Mesela, zina büyük bir günahtır. Harama nazar bu günaha götüren bir sebep olduğu için o da günahtır ve yasaklanmıştır. Bunun için, Kur'an-ı Kerim, "Zina etmeyin", "Yetim malı yemeyin" emrini ifade ederken "Zinaya yaklaşmayın", "Yetim malına yaklaşmayın" şeklinde seslenmekte ve neticede günaha götürebilecek atmosferden uzak durmayı emretmektedir. Evet, göz görür, kulak dinler, dil telaffuz eder; görülen, duyulan ve söylenen şeyler zihinde kurgulanır; tahayyül tasavvura dönüşür, o da gidip taakkulle belli bir kalıba dökülür, bir kılıfa girer.. ve sonra bu vetire, insanın iradî davranışlarına tesir eder; el tutar, ayak gider... Dolayısıyla, daha tahayyül durağında iken günahın önü kesilmeli; onun tasavvura ve sonrasına ulaşmasına mani olunmalıdır. Mesela; harama nazar önü alınabilecek ve iradeyle kaçınılabilecek bir tehlikedir. Biraz gayret et-

seniz bakmamaya katlanabilirsiniz. Gözünüze ilişen çirkin bir manzaradan sıyrılma, iradenizin belini bükebilecek kadar büyük bir yük değildir; gözünüzü kapamaya irade gücünüz yeter. Fakat nazarlarınızı haramdan çevirmez, kendinizi o işe salar ve bir "bakma tiryakisi" olursanız artık geriye dönme ihtimaliniz azalır. Hele bir de gözünüzden zihninize akan manzaraları tasavvurla, taakkulle besler ve büyütürseniz sahilden ayrılmış sayılırsınız. Ondan sonra geriye dönmek çok daha büyük cehd ü gayret ister. Şair bir arkadaşımın, "İsyan deryasına yelken açmışım, kenara çıkmaya koymuyor beni" dediği gibi, Allah muhafaza, o günah deryası, dalgaları arasında sizi evirir çevirir ve kıyıya çıkmanıza izin vermez. Tam günah eşiğinde ve uçurumun kenarında iken geri dönebilen ve büyük bir felaketten kurtulan yiğitler de yok değildir. Mahşerin dehşet verici tehlikelerinden "zıllullah"a sığınarak korunacak olan yedi grup insan anlatılırken, böyle bir iffet kahramanına da işaret edilmektedir. Zira namus ve haysiyetini muhafazada fevkalâde hassas ve şehevânî isteklerine karşı alabildiğine kararlı o babayiğit, güzellik ve servet sahibi bir kadının günaha davetini "Ben Allah'tan korkarım" çığlığıyla reddedebilmiş ve irade ile aşılamaz gibi görünen bir akabeyi aşabilmiştir.

Gece Güneş varıp gurûba kapanınca, Kakmalı bir taç gibi gül kırmızı; O füsunlu mağrib ufku sarınca, Artar hummâlı gönüllerin hızı. Gece, sevdalı rûhların otağı, Gece, âşıkların sırlı durağı.. Salınır reftâre mavi geceler, Sînelere neler fısıldar neler.!

Hep amber sürünür gezer meltemler, Sihirli rüyâ gibidir geceler. En büyülü tellerle ötelerden, Nağmeler işitiriz çok derinden;

Şarkılar dinleriz ruhun dilinden, Öteden sözleri, öteden sazı.. Duyulur cennetlerin akisleri, Coşar duygular, uyanır sevgiler, Gök kapılarının sırlı sesleri... Duyulur her yanda gönül âvâzı.. Gecede yalnız düşünenler kalır, Gönül, gecenin sunduğuyla Maddî âlem daraldıkça daralır; mahmûr, Rûh mesafe üstü mesafe alır, Gece, O’nun ıtrıyla buhûr Aşılır cismin aşılmaz çıkmazı. buhûr. Sessizleşir sevdalılar, sevdalar; Kurtulanlar uzaklığın ağından, Sînede âdeta baharlar çağlar. Mesajlar alırlar yâr otağından; İner gönüllere bir mavi sükûn, Ererler sırlara ebet çağından; Parıldar her yanı insânî ufkun; Duyuverirler o en duyulmaz Gece bir halvet mevsimidir hazzı... O’nun, Çığlık çığlıktır âşıkların nazı... Duyarak ötelerin lezzetini, Cenneti, Sonsuz’un mehâbetini... M. Fethullah Gülen

Abdullah Aymaz

Bunlar Grundtvig’in yetiştirdikleri olsaydı Ufuk Güvenç Bey, Dani- unvanını almıştır. Netice itibarıyla marka’nın sevilen fikir adamlarından Grundtvig, Danimarka için çok Nikolai Frederik Severin Grundtvig önemli bir değerdir ve çoğu zaman (1783-1872) üzerine bir master ça- bu ülke, GRUNDTVİG’in VATANI lışması yaptı. olarak tarif edilir. Buna göre Grundtvig, DaniBütün bunları anlatmamın bir marka toplum ve kültürünün hemen sebebi Danimarka radyosunda suher alanında hizmetlere imza atmış nulan DEADLINE programındaki en önemli şahsiyetlerindendir. Da- bir tartışmanın iyi anlaşılması içindir: nimarka’nın dinî, siyasî ve kültürel Zaman İskandinavya ve Sosyalist hayatının temellerini oluşturan en Halkçı Parti (SF) üyesi Milletvekili önemli köşe taşlarından birisidir. Bil- Özlem Çelik, Ramazan ayı münasehassa eğitim alanındaki düşünceleri betiyle Danimarka Meclisi’nde bir ifve ortaya koydukları ile bu alanda li- tar programı organize etmişti. Lars der bir rehber olarak bilinmektedir. Aslan Rasmussen, iftiraya varan bir Grundtvig’in insana bakışı, eğitimle eleştiride bulundu. Radyo ise işte ilgili fikirlerini derinden etkilemiş, bu mesele ile ilgili bir tartışma progbunun neticesinde fikir babası ve ramı tertipledi. Türkiye uzmanı Doç. kurucusu olduğu HALK OKUL- Dr. Daniella Kuzmanovic, “Gülen LARI ortaya Hareketi, sosyal çıkmıştır. projelerle topZaman İskandinavya ve Sosyalist Grundtvig’e lumu etkilemeye Halkçı Parti (SF) üyesi Milletvekili göre, bir topluçalışıyor. Ama Özlem Çelik, Ramazan ayı mun kalkınmahiçbir zaman simünasebetiyle Danimarka sının tek yolu yasî olmayacaktır. Meclisi’nde bir iftar programı EKONOMİK Siyasî angajman, organize etmişti. Lars Aslan gelişme değildir. hareketi negatif Rasmussen, iftiraya varan bir Çünkü ekonomânada etkiler. mik bir gelişme eleştiride bulundu. Radyo ise işte bu Onun için siyaseti mesele ile ilgili bir tartışma bile, gelişme sühiçbir zaman isprogramı tertipledi. Türkiye uzmanı temez, çünkü arrecini destekleDoç. Dr. Daniella Kuzmanovic, yecek sağlam bir tık GLOBAL BİR “Gülen Hareketi, sosyal projelerle topluma ihtiyaç HAREKET.” dedi. toplumu etkilemeye çalı��ıyor. Ama duyar. Böyle bir Lars Aslan hiçbir zaman siyasî olmayacaktır. toplumun oluRasmussen, Güşabilmesi için üç len Hareketi’nin aşamalı bir eğiazınlıklara karşı tim sistemi geolduğunu söyledi. reklidir. Evet bu, önce ferdin kendi- Mustafa Gezen “Her azınlık Fetsini, sonra toplumunu, daha sonra hullah Gülen’in fikrine göre, topda bütün insanlığı anlayıp kucakla- lumda kendisine bir yer bulur. Abant yabilecek anlayışa yükselmesiyle Platformu buna delildir.” dedi. Progmümkün olabilir. Böyle bir eğitim ram esnasında bir dakikalık bir video sisteminin, toplumun bütün kesim- gösterildi. Sonra “Öyleyse, nasıl olulerine ulaşabilen, dünyevî ve mânevî yor da poliste ve devlet dairelerinde yönü bulunan hem de ferdiliği ve ic- adamları bulunuyor?” diye bir soru timailiği Biz anlayışında birleştirebi- soruldu. Mustafa Gezen, “Fethullah len bir işleyişi ve fonksiyonu olmalı- Gülen’den ilham almış insanların dır.Grundtvig bu Halk Okullarına polise ve askeriyeye girmesi niçin suç HAYAT OKULLARI demiştir. Top- oluyor?” dedi. Sunucu, “Peki bunlar lumu, hayatı, dünyayı ve insanlığı ne yapacak poliste?” diye sordu. anlama esası üzerine kurulan bu Mustafa Gezen, “Grundtvig’i seokullar; hayatın içinde yerini bula- venler ve ilham alanlar Danimamış ölü kelimeleri ezberlemek ve marka’da polis olsalar nasıl bir tehkuru bilgiler öğrenmek yerine yaşa- like olur?” diye sordu ve şöyle devam yan kelimeleri öğretmek ve bu bilgi- etti: “Fethullah Gülen de Grundtvig leri hayata geçirmek için açılmıştır. gibi eğitime çok önem veriyor, ondan Grundtvig’in bu insan ve eğitim an- ilhamını alan bir polisten ne zarar gelayışı, sadece yaşadığı çağın mües- lir? Sizin “Danimarka’yı Grundtviseselerini ve toplumunu etkilemekle gianlar ele geçiriyor.” demenizle, kalmamış, 1900’lü ve 2000’li yılların “Türkiye’yi Fethullah Gülen’i seDanimarka’sını da şekillendirmeye venler ele geçiriyor.” deme arasında devam etmiştir. Kendisinin yazıla- fark yoktur.” rından ilham alınarak açılan DaniProgramdan sonra sunucu, marka Yüksek Halk Okulları, pek Mustafa Gezen’e “İnsanlar bir şey çok ülke için de çok önemli bir uya- anlamış mıdır bilemem ama senin nışa katkıda bulunmuştur. Onun rahat tavrın insana güven veriyor ve için Avrupa’da Grundtvig HALK endişeye mahal olmadığını ifade AYDINLANMASININ EFENDİSİ ediyor.” dedi.


22 Yeni - 28Bahar MAYISÇocuk 2013

15 Faal

AhmetŞahin

Müslüman, baharda yeşillik dikip mahsul yetiştirmeye nasıl bakar? Peygamberimiz (sas), yeşilliğe öylesine yüce bir değer vermiştir ki, mezarların üzerini dahi yeşillendirme gereği duymuştur. Nitekim bir gün yanından geçtiği bir mezarın içindeki ölünün kabir azabı çektiğini keşfedince hemen getirttiği hurma fidanını mezarın üzerine dikerek çevresindekilere şöyle uyarıda bulunmuştur: -Bu yeşillik bu mezarın üzerinde Allah’ı zikir ve tesbih ettiği sürece altındaki mevta yeşilliğin bu zikir ve tesbihinden faydalanır, azabı azalır, rahatı çoğalır! İşte bu açıklama, yeşilliğin dünyadan başka ahirettekilere bile faydası olduğuna işaret eder. Bundan dolayı fıkıh alimleri, mezarların üzerine yeşilliği önleyen beton dökmenin mekruh olduğunu bildirmiş, mezar üzerindeki toprak zemini yeşilliklerin ibadethanesi haline getirmek gerektiğine dikkat çekmişlerdir. İsra Sûresi’ndeki ayetin manası da bunu ifade etmektedir: - Bütün varlıklar ve yeşillikler Allah’ı zikir ve tesbih ederler! Ancak siz onların zikir ve tesbihlerini duymazsınız. Yeşilliğin yaptığı bu zikir ve tesbihi mezarın içindeki mevta çok mutlu şekilde hisseder… Öyle ise yeşilliği yok eder, yahut da kurumasına sebep olursanız, Allah’ı zikredeni yok etmiş, yahut da kurumasına sebep olmuş olursunuz. Hangi Müslüman, Allah’ın zikrine mani olabilir? Yahut da böylesine bir tesbih ve hamdin sevabından mahrum kalmayı göze alabilir? O halde sizin de adınıza zikir ve tesbih edecek yeşillikleriniz olmalı, küçük emeklerle büyük sevaplar kazandıran yeşilliklere sizin de hizmetiniz bulunmalıdır. İşte size yeşilliğin zikir ve tesbihini duyanlardan tarihi bir misal. Bir kır sohbetinde Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’ne talebelerinden her biri birer demet çiçek takdim ederken bir talebesi eli boş gelir, hocasına tek adet olsun çiçek takdim edemez… -Koskoca kırda çiçek mi bulamadın? diye sitem eden arkadaşlarına da: -Hangi çiçeğe yaklaştımsa Rabb’imizi zikir ve tesbih eder halde gördüm, koparıp da zikrine mani olmaya gönlüm razı olmadı, onun için eli boş dündüm, cevabını verir. Hocası bu cevabı çiçek demetlerinden de değerli bulur, yeşilliklerin zikir ve tesbihini düşünen talebesini takdir ve tebrik etmekten kendini alamaz. Bu örnek de kitaplara geçecek değerde bulunarak bizlere kadar intikal ettirilir. İşte İslam’ın, dolayısıyla da Müslüman’ın özellikle bahar yeşilliğine yüklediği kutsal mana ve değerler. Allah’ı zikir ve tesbih ediyor duygusuyla seyrettiği bahar yeşilliğine bakışlar, kainat kitabına nazar edişler.. Hele Efendimiz (sas) Hazretleri’nin yeşillik dikme hususunda bir hadisi vardır ki, bunu duyup da fidan dikme şevki duymamak mümkün değildir. Şöyle buyuruyor: -Elinizdeki fidanı dikmek üzere iken kıyametin kopmaya başladığını anlasanız, sakın artık kıyamet kopuyor, fidan dikmenin manası kalmadı, deyip de fidanı fırlatıp atmayın, dikin fidanınızı! Kıyamet kopacaksa sizin dikilmiş fidanınızın üzerine kopsun. Mahşerde, benim de dünyada dikilmiş bir fidanım vardı, diyebilesiniz!. Bu kadar mı? Hayır. Dahası da var. Tarla, bağ, bahçede çalışan ziraatçı köylülerimize bir müjde bu da.. Ekin ekiyor, sebze, meyve dikiyor, mahsul yetiştiriyorsanız sevinin, mutluluk duyun. Çünkü yetiştirdiğiniz meyvelerle, sebzelerle sadece para kazanmakla kalmıyor, aynı zamanda sevap da elde ediyorsunuz. Zira, sebep olduğunuz meyveli meyvesiz tüm yeşilliklerden zikir ve tesbih sevabı almakla kalmıyor, ayrıca bunlardan hadisin ifadesiyle: -Müşteri alsa, hırsız çalsa, inek yese, sinek faydalansa! sadaka sevabı da almış oluyorsunuz. Evet, bunda hiç şüpheniz olmasın. Efendimiz (sas)’in müjdesidir bu. -Yetiştirdiğiniz sebze ve meyveden müşteri alsa, hırsız çalsa, inek yese, sinek faydalansa... sadaka sevabı vardır yetiştirene! Nihayetinde canlıya fayda ve hizmet vardır bunlarda. Bir canlı ihtiyacını karşılamaktadır. Bundan dolayı yeşillik yetiştiren köylülerimiz hem para kazanmak niyetiyle çalışırlar tarla, bağ, bahçelerinde; hem de sadaka sevabı olmak niyetiyle severek çekerler bunca zahmet ve meşakkati…

1

KÂĞIT HELVA

3

4

Malzemeler: 1

2

5

2 3

Kolaj yapalım

C

anım arkadaşlarım. Bu hafta annemin küçükken okulda öğrendiği ve çok sevdiği kolaj tekniği ile bir ağaç yapacağız. Genelde bu faaliyeti ince işçiliğinden ve sabır gerektirmesinden ötürü kimse sevmez. Ama annemin, bana karşı hep sabırlı olmasından mıdır nedir, bu hafta kolaj yapmamı istedi. Sanırım benim de sabırlı olmamı bekliyor. Dediğine göre, yaptığım işin sonucunun güzel olmasını istiyorsam, sabırlı olmam gerekiyormuş. Gösterdiğim sabır, işlerime de yansırmış. Ben de annemi dinledim ve yavaş yavaş tamamladım kolajımı. Biraz zaman aldı ama odamdaki panoma astığımda gösterdiğim sabrın ve titizliğin karşılığını almak çok hoşuma gitti. HAZIRLAYAN: SEÇİL İLGÜN ANGÜN g @ s.angun@zaman.com.tr

4 5

1 adet 15x15 cm ebatlarında beyaz fon kâğıdı Renkli dergi sayfaları Makas Kalem Yapıştırıcı

İlk önce kâğıda ağacı çizin. Gövde kısmına yapıştırıcı sürün ve kahverengi kâğıtları küçük parçalar halinde yırtarak yapıştırmaya başlayın.

Şimdi boş olan diğer yerlere de aynı işlemi uygulayın.

Ağaç bitti. Çimleri, gökyüzünü ve güneşi de aynı şekilde yapıp kolajınızı bitirin. Dilerseniz başka çizimler de yapıp aynı tekniği uygulayabilirsiniz.

23 MAYIS 2013 PERŞE

Bitkilerle baş başa Biliyorum serin, aynı zamanda ilginç mekânlar görmek istiyorsunuz. Ben de size Nezahat Gökyit Botanik Bahçesi’ni anlatacağım. Eğer bilmiyorsanız söyleyeyim, botanik ‘bitki bilimi’ demek. İstanbul Ataşehir’deki bu geniş botanik alanda hem ağaç türleri hem de çeşit çeşit bitkiler bir arada. Biz çocuklar için oyun alanları da var. Bu devasa bahçede benim en çok dikkatimi çeken elli bin çeşit ağaç ve çalı türünün olması. Hepsinin tek tek fotoğrafını çekmek mümkün değil tabii. Ama çoğunun fotoğrafını çektim. Siz de bir hafta sonu oraya gidip yeşile doyun derim.


22 - 28 MAYIS 2013

Uzayda canlılar var mı? Soru: Göklerin ve yerin yaratılması ve oralarda bütün canlıları yaratıp üretmesi, O’nun kudretinin ve hikmetinin delillerindendir. O elbette dilediği zaman onları mahşerde toplamaya da kadirdir.” (Şûrâ Sûresi, 42/29) ayetinde geçen ‘dâbbe’ kelimesi, hayvanlara ve insanlara şamil olduğuna göre, bu ayet göklerde hayvanların veya insanların varlığına delil olabilir mi? Göklerde dâbbenin yayılmasını nasıl anlamalıyız? Cevap: Kur’an’da ‘dâbbe’ kelimesinin geçtiği her yerde, siyak ve sibak itibarıyla umumiyetle insanlar ve sair cismanî canlılar anlaşılır. Meselâ bir yerde “Allah her canlıyı sudan yarattı. Kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağıyla gezer, kimi dört ayağı üstünde yürür.” (Nur, 24/45) denilmiş ve bunlar dâbbe kelimesiyle anlatılır. Bir başka yerde “Gökte ve yerde hiçbir dâbbe (debelenen, kımıldayan) yoktur ki onun rızkı Allah’a ait olmasın.” (Hûd, 11/6) denilir. Evet, Kur’ân-ı Kerim’de nerede dâbbe anlatılmışsa, orada hep cismanî bir varlıktan bahsedilir. Bu ayet-i kerimede de ‘dâbbetün’ sözüyle anlatılıyor. Ayette sanki Allah’ın hem gökte hem de yerde yaydığı, neşrettiği ve çoğalttığı dâbbelerden söz ediliyor. Bundan da yeryüzünde bizler, dört ayağının üzerinde yürüyen diğer canlılar ve yerlerde sürünen, yürüyen sürüngenler gibi göklerde de bu türlü canlıların var olduğu anlaşılıyor. Şu ana kadar yapılan araştırmalarda henüz böyle bir şey keşfedilemedi ama semavat o kadar geniş ki, fezanın derinliklerinde bir yerde

başka dünyaların bulunması ve onun üzerinde bizim bildiğimiz hayvanlar ve diğer canlılar gibi varlıkların bulunması ihtimal dâhilinde. Bu ve benzeri ayetlerin işaretlerinden de bu anlaşılabilir. Ancak yine de her şeyin en doğrusunu Allah bilir. Bizim dışımızda canlıların olabileceği ihtimali biraz da şu âyetle teyit görür: “O Allah, hem semadaki canlıları, hem de yerdeki canlıları, meşîeti taalluk ettiği zaman bir araya getirmeye muktedirdir.” (Şûrâ, 42/29) Öyle anlaşılıyor ki, insanoğlu gibi yiyen-içen canlılar belki dünyanın dışında başka bir yerde de var. Belki bütün insanlar oraya ferden gidemeyecek ve belli bir nesil oraya ulaşamayacak ama insanlık nev’en buna nail olabilecek. Yani meşîet-i İlâhiye taalluk edince; bu canlılar o canlılarla içli dışlı olabilecek. Ama “Oralarda insan var mıdır, yok mudur?” sorusuna gelince bu da kudret-i İlâhiye’den uzak değil. Allah orada da insan yaratabilir. Bu varlıklar insan olmayıp insanlığın emrinde olan diğer canlılar gibi varlıklar da olabilir. Allah orayı da hazırlamıştır; ne var ki, orayı da ancak insanlık göç ettiği zaman görecek, belki de istifade edecek. Önümüzdeki yıllarda, herhâlde Cenâb-ı Hak bizlere daha çok şey gösterecek. Zira teknik ve teknoloji çok hızlı gelişiyor ve yolda çok sürprizler var. Bununla beraber ayetin manası sarihtir. Ancak, yine de biz mülâhaza dairesini açık bırakıyoruz. Zamanın tefsiri içinde bu meselenin aydınlığa kavuşmasını beklemek en muvafık yol olsa gerek... (Kaynak: M. Fethullah Gülen, Yol Mülahazaları)

Kedicik mutlu yuvasında Güzel bir pazar günüydü. Temmuz güneşi dağların arasından sarı sarı parlıyordu. Sarı kedicik o sabah erkenden uyanmıştı. Karnı zil çalıyordu. Dün sabahtan beri midesine küçük bir balıktan başka şey girmemişti. Yiyecek aramak için ağaç kovuğundaki yuvasından çıktı. Patika yolda ilerlemeye başladı. Az ileride sarı bir ev dikkatini çekti. Evin bahçe kapısına ulaştığında gözlerine inanamadı. Bahçede birbirinden harika sarı çiçekler vardı. Kedicik bütün çiçeklerin sarı olmasına çok şaşırdı. Daha önce hiç sarı karanfil ve lale görmemişti. Gözlerini onlardan alamıyordu. Evin önünde yaşlı bir kadın, sandalyesinde örgü örüyordu. Küçük bir kız ise ağaçlara bağlanmış salıncağında neşeyle sallanıyordu. Etrafına gülücükler saçan kızın saçları da sarıydı. Kedicik onları izlerken bir anda kendini bahçenin ortasında buluverdi. Adı Elif olan minik kız, yavru kediyi görünce hemen yanına koştu. Kediciğin başını okşamaya başladı. Bu hareket kedinin çok hoşuna gitti. Daha önce onu kimse böyle sevmemişti. Elif, kediciği okşarken onunla arkadaş olmak istediğini söyledi. Kedicik, bu teklifi miyavlayarak kabul etti. Elif ona isim bile bulmuştu: Fırfır! Elif’in anneannesi Ünzile Nine de kedileri çok seviyordu. Torunu Elif’in kediyle arkadaş olmasına karşı çıkmadı. Elif, bir süre bahçede Fırfır’la oynadı. Öğlene doğru kediciğin acıkmış olabileceğini düşündü. Hemen eve koştu. Annesine heyecanla Fırfır’ı anlattı. Sonra da ondan bir kaba süt koymasını

istedi. Elif, annesinin sarı bir kâseye doldurduğu sütü Fırfır’ın önüne bıraktı. Kedicik sütü afiyetle içti. Daha önce hiç bu kadar lezzetli bir süt tatmamıştı. Sütünü bitirdikten sonra Fırfır’ın gözü yanına kadar yuvarlanan sarı yumağa takıldı. Patisiyle ona dokundu. Yumak yuvarlandı. Fırfır bir daha dokundu. Derken yumağı patilerinin arasına alıp oymaya başladı. Kedicik çok eğleniyordu. Ama öğle vakti Fırfır’ın uykusu geldi. Henüz yavru bir kedi olduğu için sık sık uyuması gerekiyordu. Elif, kedisinin esnediğini görünce ona sepetten bir yatak yaptı. Fırfır, sepete kıvrılarak uyumaya başladı. Küçük kız, bir süre kedisinin mırıltısını dinledi. İçinden “Ne tatlı ses çıkarıyor.” diye geçirdi. Ama Elif için de uyku vaktiydi. Göz kapaklarının indiğini anlayınca kedisinin yanındaki minderine uzandı. Anneannesi üzerine sarı battaniyesini örttü. Ardından torununun yanağına yumuşak bir öpücük kondurdu. Fırfır ve Elif uyandıklarında güneş batmak üzereydi. Kedicik bir an korktu. Acaba şimdi ne yapacaktı? Ağaç kovuğuna dönmeyi hiç istemiyordu. Elif, anneannesine Fırfır’ı odasına götürmek istediğini söyledi. Ünzile Nine, torunu üzülmesin diye “Tamam.” dedi. Küçük kız, ninesiyle birlikte kediciği önce banyoya götürdü. Onu sarı ördekli şampuanla bir güzel yıkadılar. Sonra da sarı bir havluyla kurulayıp sepetine yatırdılar. Kedicik artık çok mutluydu. Hem kalacak sıcak bir yuvası hem de dostları olmuştu.


22 - 28 MAYIS 2013

40

BULMACA BU Hazırlayan: Ali Topdaõ a.topdag@zaman.com.tr

ARDIĀIK SUDOKU

ÿÇ ÿÇE KARELER

•Her satır, her sütun ve kalın çizgilerle belirlenmiþ 6 kutuluk bölgeye 1’den 6’ya kadar olan rakamları birer kere yazarak diyagramı doldurun. •Üzerinde iþaret olan iki kutudaki sayı ardıþıktır. •Tüm ardıþıklar diyagramda gösterilmiþtir.

Aþaāıdaki simetrik þekil iç içe geçmiþ karelerden oluþturulmuþtur. Acaba bu þekilde toplam kaç tane kare var?

GEÇEN HAFTANIN ÇÖZÜMLERû

ARDIĀIK SUDOKU

2

6

5

3

2

4

1

4

1

2

6

5

3

5

2

6

1

3

4

3

4

1

5

6

2

1

3

5

4

2

6

2

6

4

3

1

5

HECELÿ BULMACA

A HECELÿ BULMACA uya bir h •Diyagramdaki her bir kutuya hece yazarak bulmacayı çözmeye çalıþın. •Kullanacaāınız heceler diyagramın altında verilmiþtir. •Çözüm�� yaptıāınızda þifre kelimeyi köþegende görebilirsiniz.

MA

A

LE

SEF

DE

Lÿ

Fÿ

ĀEK

NA

KA

ĀA

A

BAN

DO

NE

ÿÇÿÇE KARELER

SAYI PÿRAMÿDÿ Aþaāıdaki piramitte her kutuda bulunan sayı altındaki iki kutuda bulunan sayıların TOPLAMINA eþittir. Buna göre her bir piramitte aynı sayıları kullanmadan boþ kalan kutuları doldurun.

Askeri birliklerin giriþi Hademenin yaptıāı

SAYI PÿRAMÿDÿ

Coþkun dilli þiir

28

Deāerbilir, vefalı

Çÿ

13 TANE KARE VARDIR

141 33

115

KA

Mÿ

Āÿ

DÿR

Lÿ

NAS

Āÿ

HÿZ

LÿK

Nÿ

YE

ÿR

MET

RÿK

ZA

1

59

2 22

13

59 23

33 11

9

36

24

12 2

10

14


08-09 Bulmacalar

23 MAYIS 2013 PERŞEMBE

ÇÖZMECE

23 MAYIS 2013 PERŞEMBE

Yeni Bahar Çocuk

22 - 28 MAYIS 2013


}

Tin Sûresi

(1) İncir ve zeytin hakkı için! (2) Sina Dağı, hakkı için! (3) Bu emin belde hakkı için ki: (4) Biz insanı en mükemmel surette yarattık. (5) Sonra da onu en aşağı derekeye düşürdük. (6) Ancak iman edip güzel ve makbul işler yapanlar müstesnadır. Onlara ise hiç eksilmeyen bir mükâfat vardır. (7) Bütün bunlardan sonra ey insan, senin mahşere ve hesaba inanmana hangi engel kalabilir? (8) Allah hâkimlerin hâkimi değil midir?

}

22 - 28 MAYIS 2013

‘Biz insanı en mükemmel surette yarattık’

HATİCE TÛBA ÇETİNKAYA Allah insanı şüphesiz en güzel, en mü-

1kemmel ve en yüce (ala-yi illiyyin) su-

rette yaratmış. Fakat insan olmak imtihanları da peşi sıra sürüklediğinden, aşağıların en aşağısına (esfel-i safilin) düşme tehlikemiz de var. Yani Yaradan’ın kudretiyle hepimiz, meleklerden âlâ, hayvanlardan ednâ olma potansiyeline sahibiz. Tin Sûresi de bize kat edebileceğimiz mertebeleri gösteriyor. Ahsen-i takvim olmanın hakkını ancak iman edip güzel işler yapmakla verebileceğimizi, aksi takdirde en aşağılara düşeceğimizi anlatıyor. Sûre, adını incirden alıyor ve incirle zeytin üzerine edilen yeminle başlıyor. Ardından Sina Dağı ve Emin Belde’ye yemin ediliyor. Burada aklımıza şu soru geliyor: “İlahî Beyan’da insanın en mükemmel şekilde yaratıldığını anlatmadan önce Allah (cc) acaba neden bu dört şey üzerine yemin etmiş olabilir?” Bu konuda müfessirler epeyce düşünmüşler. Mesela incir ve zeytini ele aldığımızda, ayet söz konusu meyvelerin maddî-manevî faydalarına ve bunlar gibi yararlı meyveler verecek amellere işaret ediyor olabilir. Ancak Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinde, bu meyvelerin daha çok pey-

gamberlerin yetiştiği, dinlerin çıktığı yerler olarak bilinen kutsal topraklara işaret ettiğini söyler. Bu konuda kaynak olarak da İbnü Abbas’ı gösterir. İbnü Abbas Süryanicede Tur-i Tina (Tin Dağı) ve Tur-i Zeyta (Zeytin Dağı) denilen iki dağdan bahseder. Bunlar nebilerin doğduğu yerlerde incir ve zeytin yetişen dağlardır. Sûrede üzerine yemin edilen Sina Dağı da, bildiğimiz gibi Hz. Musa’nın Allah’la konuşma şerefine nail olduğu dağdır. Ve sonraki Beled-i Emin yani ‘emin belde’, müfessirlere göre Nebiler Sultanı Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yetiştiği mekâna tekabül eder. Bu durumda Cenab-ı Hakk’ın “Biz insanı en mükemmel surette yarattık.” ayetini buyurmadan önceki yeminlerinden maksat, “mükemmelin de mükemmeli olan peygamberlere hürmet ve onların derecelerini göstermek” İbnü Abbas’ın deyimiyle.

O’NUN İSTEDİĞİ AHLÂKLA AHLÂKLANMA Rabb’imiz bizi diğer varlıklardan maddî ve manevî olarak üstün yaratmış. İnsan, yeryüzünün halifesi kılınmış. Acaba bu üstünlüğümüzün ölçüsü ne? Elbette ayet bizim kıvamların en güzeli (ahsen-i takvim) oluşumuzu sadece şeklimize bağlamıyor. Elmalılı, tefsirinde

insanın aday olduğu olgunlaşmayı şöyle anlatıyor: “İnsanın güzelliğinin en güzel biçimde olması, duygusuz olan şekil ve suretinde değil, duygusunda ve özellikle ‘güzellik’ denilen mânâyı anlamasında ve o duygudan güzellerin güzeli, en güzel Yaratıcı’yı ve O’nun mutlak güzellikle en güzel olan kemal sıfatlarını tanıyıp onun ahlâkıyla ahlâklanmış olmasındadır.” Hiçbirimiz bütün güzel hasletlere doğuştan sahip değiliz ancak Allah içimize, en iyi kıvama, olgunluğa doğru ilerleme kabiliyeti vermiş. Bu kabiliyetle de O’nun istediği ahlâkla ahlâklanmamızı bekliyor. Peki, Cenab-ı Hak, ahsen-i takvim olarak yarattığı, içlerinden peygamberler gönderdiği insanı bir sonraki ayette neden aşağıların aşağısına indirdiğini söylüyor? Tefsirciler buna çeşitli yorumlar getirmişler. Kimileri bu ayetin insanın bedensel ve zihinsel gelişimini tamamladıktan sonra fizyolojik ve psikolojik olarak gerilemeye başlamasını anlattığını, mümin ya da değil, tüm insanların kaçınılmaz sonu olan yaşlılığına işaret ettiğini savunuyor. Bu şekilde baktığımızda ayet, iman edip makbul ameller işleyenlerle birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerin, yaşlandıklarında bile bu özelliklerinden dolayı manen ilerleyeceklerini

ifade ediyor. Onları ‘hiç eksilmeyen bir mükâfat’la müjdeliyor. Bunun aksini düşündüğümüzde de ne yazık ki kötü bir manzarayla karşılaşıyoruz. Çünkü burada kendisine verilen nimetlerin hakkını vermeme veya onları kötüye kullanma gibi bir durum söz konusu. Yaradan’ın en mükemmel özelliklerle donattığı insan, eğer iman etmez ve ayette anlatılan makbul işlerden uzak yaşarsa kendini –Allah muhafaza- aşağıların aşağısına düşürüyor. Allah Teâla, sûrenin son iki ayetinde artık insanı en mükemmel şekilde yaratıp da onu en aşağı derekeye düşürebilecek kudrette olduğunu ilan ediyor. Gerçekler ayetlerle sabit ve apaçık anlatılmışken “Bütün bunlardan sonra ey insan, senin mahşere ve hesaba inanmana hangi engel kalabilir?” şeklinde sesleniyor kuluna. Ve “Allah hâkimlerin hâkimi değil midir?” sorusuyla baş başa bırakıyor bizi. Dolayısıyla sonuna geldiğimiz bu sûreyi Allah’ın hâkimlerin hakimi olduğunu bilenler için bir müjde, O’nu hâlâ anlayamayanlar içinse bir meydan okuma veya tehdit kabul edebiliriz. Resûlullah da Tin Sûresi’ni okurken “Allah hâkimlerin hakimi değil midir?” ayetine gelen kimsenin, “Evet, ben de ona şahitlerdenim.” demesini tavsiye ediyor.


HABER TURU

31 GĂœNDEM

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

‘Yenilikçi’ genel baĹ&#x;kanÄą Kemal KÄąlĹçdaroÄ&#x;lu çok doÄ&#x;ru sĂśylĂźyor:

Hiçbir BatÄąlÄą CHP’ye demokrasi dersi veremez YakÄąn tarihi darbelerle ĂśrĂźlĂź TĂźrkiye’de, yalnÄązca BatÄąlÄąlar deÄ&#x;il, hiç

1kimse Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) ‘demokrasi dersi’ veremez.

VerememiĹ&#x;tir de. Vermeye fÄąrsat da bulamamÄąĹ&#x;tÄąr. Merhum baĹ&#x;bakanlardan BĂźlent Ecevit de bu hakikat sebebiyle, -nice mĂźcadeleler sonrasÄągenel baĹ&#x;kanlÄąk koltuÄ&#x;una oturduÄ&#x;u bu siyasi anlayÄąĹ&#x;tan Ăźmidini keserek ‘Demokratik’ Sol Parti’yi (DSP) kurmuĹ&#x;tur. 1999 seçimlerinde CHP’nin barajÄąn altÄąnda kalÄąĹ&#x;Äą halen deÄ&#x;iĹ&#x;memesine direnilen zihniyetin en belirgin iflasÄądÄąr. Partililer idrak edebilirlerse; liderleri Kemal KÄąlĹçdaroÄ&#x;lu’nun, BaĹ&#x;bakan Tayyip ErdoÄ&#x;an ile Suriye Devlet BaĹ&#x;kanÄą BeĹ&#x;Ĺ&#x;ar Esed’e benzetmesinin Avrupa BirliÄ&#x;i (AB) yetkilileriyle gĂśrĂźĹ&#x;mek Ăźzere gittiÄ&#x;i BrĂźksel’de de tepkiyle karĹ&#x;ÄąlanmasÄą da ibretlik tablolardan aslÄąnda. Sosyalistler ve Demokratlar Ä°lerici Ä°ttifakÄą, Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) gruplarÄąn ikinci bĂźyĂźÄ&#x;Ăź. Hannes Swoboda ise grubun baĹ&#x;kanÄą. Siyasi Ăźslup krizi, KÄąlĹçdaroÄ&#x;lu’yla ikili gĂśrĂźĹ&#x;mesini engelledi. Ä°ptal ondan mÄą geldi yoksa, CHP’den mi ayrÄąntÄąsÄą son derece ehemmiyetsiz. CHP Meclis Grubu’ndaki ErdoÄ&#x;an-BeĹ&#x;Ĺ&#x;ar kÄąyaslamasÄą hatÄąrlatÄąlÄąnca, KÄąlĹçdaroÄ&#x;lu’nun ‘AralarÄąnda ton farkÄą var.’ demesine hemen tepki koyuyor AP’nin sosyalistleri. “Burada bĂśyle bir tanÄąmlama yapamazsÄąnÄąz.â€? CHP Genel BaĹ&#x;kanĹ’na gĂśre sergilenen tavÄąrla ‘dĂźĹ&#x;Ăźnceyi açĹklama ĂśzgĂźrlĂźÄ&#x;ß’ kÄąsÄątlanmÄąĹ&#x;tÄąr ve baĹ&#x; baĹ&#x;a oturum manasÄązlaĹ&#x;mÄąĹ&#x;tÄąr: “Hiçbir BatÄąlÄą bize demokrasi dersi veremez.â€? Swoboda’ysa Ĺ&#x;Ăśyle anlatÄąyor yaĹ&#x;ananlarÄą: “Biz kendilerine ‘sĂśzlerinize açĹklÄąk getirin, doÄ&#x;rudan mukayese kastetmedik’ gibi bir açĹklama yapÄąn dedik. AnlaĹ&#x;mÄąĹ&#x;tÄąk. Ancak sonra bir danÄąĹ&#x;manÄą ‘Bunu yayÄąnlayamayÄąz’ dedi. Ben de o zaman konuĹ&#x;acak bir Ĺ&#x;ey yok karĹ&#x;ÄąlÄąlÄąÄ&#x;ÄąnÄą verdim.â€? TĂźrk siyasetçilerden; -içerdeki ve dÄąĹ&#x;ardaki sĂśzlerin ĂśrtĂźĹ&#x;mesi- gerektiÄ&#x;ini anlamalarÄąnÄą bekliyor: “Ben ahlaki standartlarÄąmÄą muhafaza etmek istiyorum. EÄ&#x;er kendisi istemiyorsa buraya gelmek zorunda deÄ&#x;il.â€? Eski ekibin CHP’deki aÄ&#x;ÄąrlÄąÄ&#x;Äąndan sĂśz ediyor: “BazÄąlarÄą hâlâ KÄąlĹçdaroÄ&#x;lu’nun çevresinde. Reform yolunda cesur olmalÄą. O zaman kendisine sonuna kadar destekleyeceÄ&#x;iz. CHP; sosyal demokrat ailenin bir parçasÄą olmak istiyorsa, bu ailenin deÄ&#x;erlerini kabul etmeli.â€? Ă–yle gĂśrĂźnĂźyor ki, ‘demokrasi’ CHP’nin imkansÄązĹ‌.

Kaçan bßyßk Ürgßtß YargĹtay da bulamadĹ‌

DİNK CİNAYETİ KURU BİR HAYAL’MİŞ!

Kara Kutu 1

OkuduÄ&#x;unuz sayfada 27 Ĺžubat 2012 ta- kesiĹ&#x;emezdi! Yasin Hayal’in liderliÄ&#x;indeydi. rihinde “TĂźrk hukuku, Dink bir yo- 2004’te oluĹ&#x;maya baĹ&#x;lamÄąĹ&#x;tÄą. McDonalds’Ĺn kuĹ&#x;ta‌ Kaçan ĂśrgĂźt bĂźyĂźk olurmuĹ&#x;!â€? diye Trabzon Ĺ&#x;ubesinin bombalanmasÄą eylemiyle yazmÄąĹ&#x;tÄąk. O gĂźnden beri, YargÄątay 9’uncu silahlarÄą kuĹ&#x;anmÄąĹ&#x;tÄą. 5 Ĺžubat 2006’de Rahip HFÂżFO "WSVQBMĂŞMBS CezamJOJ Dairesi’nin 19 Ocak 2007’te iĹ&#x;lenen Santoro’yu aynÄą Ĺ&#x;ehirdeki kilisede ĂśldĂźrtengĂźnde 27 gram Hrant Dinkortalama cinayetine iliĹ&#x;kin iradesi merakla ler ile 2007’deki Malatya’daki Zirve YayÄąnBMLPM BMĂŞZPS #V EĂ”OZB beklenmekteydi. Ä°stanbul 14’ßncĂź AÄ&#x;Äąr Ceza evi’nde yapÄąlan katliamÄąn hamileriyle alakaPSBOMBSĂŞOĂŞOJLJLBUĂŞ"MNBO'FMahkemesi Heyeti, â€˜ĂśrgĂźtsĂźzlĂźÄ&#x;e’ hĂźkmet- sÄązdÄą. Oysa davanÄąn savcÄąsÄą esas hakkÄąndaki EFSBM 1PMJT 4FOEJLBTĂŞ #BÄ LBOĂŞ miĹ&#x;ti çßnkĂź. Olaydaki â€˜Ă§ok 0MJWFS .BMDIPX  n&ĂżFS CJ[ BM-boyutluluÄ&#x;u’ bil- mĂźtalaasÄąnda ‘Ergenekon’u iĹ&#x;aretlemiĹ&#x;ti. YarLPMZBTBÿêOEBBOMBÄ NBTBĂżMBZBdiÄ&#x;ini vurgulamasÄąna raÄ&#x;men, elindeki delil- gÄątay Cumhuriyet BaĹ&#x;savcÄąlÄąÄ&#x;Äą da ‘devlet ĂśrCJMJSTFLJOTBOWFNBMBZBQĂŞMBO leri irtibatlandÄąrmaya yetirememiĹ&#x;ti (!). Ĺžu ifa- gĂźtĂź bulmalĹ’ demiĹ&#x;ti. CumhurbaĹ&#x;kanÄą AbTBMEĂŞSĂŞMBS ĂŽOFNMJ ĂŽM¿ÔEF B[BMdeler 210EJZPS sayfalÄąk gerekçesinden: “Ortada yal- dullah GĂźl’ßn harekete geçirdiÄ&#x;i Devlet DeUĂŞMBCJMJSo ZBLĂŞO WF V[VO nÄązca bu kadar siyasi sonuçlarÄą doÄ&#x;uran bir ci- netleme Kurumu’nun (DDK) raporunda da NFTBGFEFLJCĂ”UĂ”OUPQMVUBÄ ĂŞNB BSBÂżMBSĂŞOEBBMLPMĂ”OLBMEĂŞSĂŞMNBnayeti ĂśrgĂźt olmadan sanÄąklarÄąn iĹ&#x;lemeye ka- “AÄ&#x;Äąr kamu hizmeti kusurunaâ€? ve “zincirTĂŞOĂŞ JTUFSLFOve ,JNJ ZFSMFSEF WF rar vermesi iĹ&#x;lemesinin hayatÄąn akÄąĹ&#x;Äąna ay- leme ihmallereâ€? dikkat çekilmekteydi. Teh[BNBOMBSEB CV BMBOEBLJ LJÄ JkÄąrÄą olmasÄą durumu vardÄąr.â€? MJL IBLMBSĂŞOĂŞO LĂŞTĂŞUMBONBTĂŞ NĂŞ Eee Ăśyleyse! likenin adÄąm adÄąm Dink’e yaklaĹ&#x;tÄąÄ&#x;ÄąnÄą hem biFilm nasÄąl ve nerede koptu ZPLTB ZBSBMBNB WF HBTQ PMBZ-o zaman? Tam sÄą- len hem de gĂśren polis ve jandarmanÄąn iĹ&#x;MBSĂŞOĂŞO BMĂŞQ CBÄ ĂŞOĂŞĹ&#x;unlarÄą HJUNFTJda NJ sĂśylĂźyordu  rasÄą hatÄąrlatalÄąm, heyet: birliÄ&#x;ine gitmediÄ&#x;i vurgulanÄąyordu. Nihai )FSLFT GBSLMĂŞ EĂ”Ä Ă”OFCJMJS UBCJJ “Mahkememiz, bu azmettiriciler var ise bun- yorum gayet açĹktÄą: “Uygulama adalet duyLJ .BMDIPXmVOLJ Ä ĂŽZMF nÄ‚V ZĂŽOMFSFÂżFLJMFCJMJZPS#J[EFIBM BMLPM SFLMBNMĂŞ TQPSUJG GBBMJZFUlara ulaĹ&#x;ma kapÄąsÄąnÄą açĹk tutmak için, ĂśrgĂź- gusunu zedeliyor, çaÄ&#x;daĹ&#x; hukuk normlarÄąna BOEBCBÄ LBCJSJNLBOĂŞNĂŞ[ZPL CĂŽZMFZLFO "WSVQB#JSMJĂżJ "#  MFSEFO OBTĂŞM FULJMFOEJĂżJ J[MFOtĂźn delillerine ‘Ĺ&#x;Ăźphe’ ters.â€? 14’ßncĂź AÄ&#x;Äąr Ceza’nÄąnQSPKF beraat ettirdiÄ&#x;i %PMBZĂŞTĂŞZMB CĂŽZMF ulaĹ&#x;ÄąlamadÄąÄ&#x;Äąndan, QPQĂ”MFS PMĂ”MLFMFSJOEF BMLPMĂ”O [BSBSMBSĂŞOĂŞ NJÄ  4POVDV  ZĂŽOFUJDJTJ NBZBO ĂŽOMFNMFS BMNBL [PSVOnedeniyle beraat kararÄą vermiĹ&#x;tir. Yeni delil- Erhan Tuncel, "OUPOJ geliĹ&#x;me(VBMmEBO sonrasÄą Hayal’e yarBSBÄ UĂŞSBOCJMJNBEBNĂŞIB[ĂŞSĂŽĂżSFOFMJN EBZĂŞ[o 5Ă”SLJZFmEFZTF SFLMBNB MBEĂŞLMBSĂŞn"MDPIPM1VCMJD)FBMUI n"SBÄ UĂŞSNB B¿êLÂżB lere ulaĹ&#x;ÄąldÄąÄ&#x;Äą takdirde tekrar yargÄąlama ya- dÄąmdan yargÄąlanacak. BakalÄąm yeniHĂŽTUFSJZPS sĂźreçte ne NFO HJSJÄ JNJOEF Evet, CJMF CBZSBL 3FTBSDI"MMJBODF ".1)03"  LJZBÄ BSBTĂŞHFOÂżMFSBMLPM pÄąlabilecektir.â€? 9’uncu Daire, â€˜ĂśrgĂźt tĂźr farklÄą ve kontra sesler yĂźkselecek? Ĺžimdilik B¿êMBCJMJZPS ,POV BOMBNTĂŞ[DB 1SPKFTJmZMFo JÂżLJEF SFLMBNĂŞO destekli sportif aktivitelere ve yok’ kararÄąnÄą bozdu. Ancak TCK’nÄąntĂźmden 220’nciengellenmesi son sĂśz,geDink’in avukatÄą Çetin’den: MBJLMJLMFCBĂżEBÄ UĂŞSĂŞMĂŞZPS"MPOMJOF BMLPMFethiye SFLMBNMBSĂŞOB OF maddesinde dĂźzenlenen ‘adi silahlÄą SFLUJĂżJOJBOMBUĂŞZPSăUBMZB  suç Ăśr- “YargÄątay’Ĺn kararÄą, yerel mahkemeninkinden LPMMĂ”ZLFO EJSFLTJZPO CBLBEBSNBSV[LBMĂŞSMBSTBCJSTFOF Ä ĂŞOBPUVSNBZBĂŽOHĂŽSĂ”MFO WF savcÄąlarÄąn ZBEBBZTPOSBBMLPMUĂ”LFUNF gĂźtĂźydß’ belirleyebildiÄ&#x;i. Siyasi deÄ&#x;ildi)PMMBOEB  ve te- 1PMPOZB daha ileride; hazÄąrladÄąÄ&#x;Äą iddianaDF[BMBS UBNBNFO CBÄ LB Ergenekon’la"MNBOZBmEBCJOHFODJO JIUJNBMMFSJPLBEBSBSUĂŞZPSo rĂśr niteliÄ&#x;i taĹ&#x;ÄąmÄąyordu. yollarÄą menin ise çok gerisinde.â€?

1

KĂœNYE

%PÄ™VSHBOMĚęB OBLEJQSJN EPQJOHJ %PĂŹVSHBOM‘LI‘[‘OEBLJHFSJMFNF CBĂŤUB3VTZBQFLĂ…PL EFWMFUUFLJHJCJ5Ă™SLJZFZJ EFUFECJSMFSBMNBZB JUJZPS5ŸÊ,WFSJMFSJOFHĂ”SF EFLJI‘[‘N‘[  EF FZĂ™LTFMJZPS BNB4BĂŹM‘L#BLBOM‘Ï‘O‘O CJOLBE‘OMBCJSFCJS HĂ”SÙÍFSFLZBQU‘Ï‘BSBĂŤU‘SNB TPOVĂ…MBS‘PSBO‘O B HFSJMFEJĂŹJOJHĂ”TUFSJZPS#V LĂ”UĂ™UBCMPZMBMFSEF LBS͑MBĂŤBCJMFDFĂŹJNJ[IFTBQMBONBLUBZE‘EB NJMZPOCJOFVMBĂŤGenel YayÄąn MĂźdĂźrĂź Haber Merkezi Grafik TasarÄąm NBN‘[Ă”OHĂ”SĂ™MNFLUFZEJ Editor-in-Chief Redaktion Center Sebahattin Çelebi #VTFZJSMFIFEFmOUVUNBT‘ Hasan CĂźcĂźk, Emre OÄ&#x;uz, Ă…PL[PS/Ă™GVTVOZFOJMFKamil SubaĹ&#x;Äą Reklam Menaf AlÄącÄą, Ä°brahim Kaya, OFCJMNFTJJĂ…JO JOBMU‘OB k.subasi@zamaniskandinavya.dk Advertising Engin Tenekeci, GĂźrcan EÙÍÙMNFNFTJHFSFLJZPS Sevgican, Erdal Çolak +45 71 51 43 85 MFSEF MBSEBZE‘ haber@zamaniskandinavya.dk I‘["SU‘LTPOSBEEFEFZJ[ reklam@zamaniskandinavya.dk ÂźMLFNJ[EFLJEPĂŹVNMBS‘O Banka bilgileri: Danske Bank: Reg nr. 3129 Kontonr. 16922552 CVR-nr. 25065557 ZĂ™[EFVZBĂŤWFEBIB IBAN: DK57 30000016922552 • SWIFT-BIC: DABADKKK CĂ™ZĂ™LBOOFMFSDFHFSĂ…FLMFĂŤUJSJMJZPS:‘MEBZBLMB͑L ĂœLKE VE BĂ–LGE TEMSÄ°LCÄ°LÄ°KLERÄ° NJMZPOCJOCFCFL • Ä°sveç: Ä°brahim Kaya .......................................................................................... + 46 76 160 46 03 EĂ™OZBZBHFMJZPS#VOVO • Norveç: Ă–mer Fevzi Ä°pek .................................................................................. + 47 21 39 54 57 CJOJ ZBOJZĂ™[EF‘O‘ • Finlandiya: Fahrettin ÇalÄąĹ&#x;kan .......................................................................... + 358 505 48 03 33 JMLĂ…PDVLMBSPMVĂŤUVSVZPS • GrĂśnland, Ä°zlanda: Mehmet Bayhan ................................................................ + 45 52783966 ĂŠLJODJOJOBSE‘OEBOGSFOFCB• Aarhus: Rasim Atakan ...................................................................................... + 45 42 78 93 64 T‘M‘ZPS/Ă™GVTBSU‘SNBLBNB• Ä°stanbul: Salih BeĹ&#x;ir .......................................................................................... + 90 5332 83 89 86 D‘ZMBIĂ™LĂ™NFUĂ…FZĂ™SĂ™UĂ™MFO Ă…BM‘ÍNBMBSOFUJDFMFONFL Reklam ............................reklam@zamaniskandinavya.dk ................................+45715 14 385 Ă™[FSF4‘[BOCJMHJMFSFHĂ”SF Haber: ..............................haber@zamaniskandinavya.dk ÙÅÙODÙÅPDVĂŹBCJOMJSBZB Okur HattÄą: ..................okurhatti@zamaniskandinavya.dk LBEBSUFĂŤWJLWFSJMFCJMFDFL Abone: ..............................abone@zamaniskandinavya.dk ................................+4570206970 %Ă™[FOMFNFEFOFWIBO‘NMBS‘O‘OZBSBSMBOBDBϑEB Gazetemizde yayÄąnlanan yazÄą ve haberlerin yayÄąn haklarÄą Moving MediaTĂ”ZMFOJZPS¨BM‘ÍBOBOOFMFS ApS’ye aittir. YazÄą ve haberler referans gĂśsterilerek kullanÄąlabilir. YayÄąnlanan reklamlarÄąn içeriÄ&#x;indenJĂ…JOFTOFLNFTBJNPEFMJ gazetemiz sorumlu deÄ&#x;ildir. HFUJSJMJZPS(Ă™OĂ™OCFMJSMJ Moving Media ApS • Holsbjergvej 41 B • 2620 Albertslund • Tlf: + 45 70 20 69 70 WBLJUMFSJOJFWMFSJOEFĂ…PDVLÄ°nternet: www.zamaniskandinavya.dk • BaskÄą: OTM AVISTRYK IKAST | ISSN: 1903 6892 MBS‘ZMBHFĂ…JSFCJMFDFLMFS

Sahibi/Publisher: Moving Media ApS YĂśnetim Kurulu BaĹ&#x;kanÄą/Chief Executive Officer Vedat OÄ&#x;uz

10

"WSVQBBMLPMZBTBęĚOĚ PMHVOMBěUĚSĚZPS

4":*-"3*/%Ä—-Ä—



5´ă,LBZĂŞUMBSĂŞOBHĂŽSFĂ”MLFNJ[EFCJOJMBCJOBSBTĂŞOEB Ă”TUĂ”OZFUFOFLMJÂżPDVLWBS"ODBL CVOMBSBĂŽ[HĂ”FĂżJUJNEFNBBMFTFG ZFUFSTJ[J[ăMHJMJCBLBOMĂŞĂżBCBĂżMĂŞ ÂŽ[FM&ĂżJUUJNWF3FICFSMJL)J[NFUMFSJ(FOFM.Ă”EĂ”SMÔÿÔ TPOVOBLBEBSLJZĂŞMMĂŞLTĂ”SFÂżUF B¿êÿêLBQBUNBZĂŞIFEFGMJZPS

72 "LEFOJ[´OJWFSTJUFTJmOEF%P¿

%S"ZIBO%JOÂżLBOWFFLJCJ TBBUBSBMĂŞLTĂŞ[EFWBNFUUJLMFSJ PQFSBTZPONBSBUPOVOEB IBTUBZBCĂŽCSFLWFLBSBDJĂżFSOBLMJHFSÂżFLMFÄ UJSEJ#ĂŽCSFLMFSJOmJ LBSBDJĂżFSMFSJOTF mTJDBOMĂŞWFSJDJMFSEFOEJĂżFSMFSJLBEBWSBEBOTBĂżMBOEĂŞ



4QJFHFM%FSHJTJ "MNBOMBSĂŞO UFLEFWMFUÂżBUĂŞTĂŞBMUĂŞOEB CJSMFÄ NFMFSJOEFOĂŽODFLJ %PĂżV"MNBOZBmEBCĂ”ZĂ”L ÂżPĂżVOMVĂżVLFNPUFSBQJ WFLBMQIBTUBMĂŞLMBSĂŞOEB LVMMBOĂŞMBOmEFOGB[MBZFOJ JMBDĂŞOCJMHJMFOEJSJMNFLTJ[JO LPCBZCFMMFOFOZBLMBÄ ĂŞL CJOIBTUBĂ”[FSJOEF EFOFOEJĂżJOJZB[EĂŞ

13-10-7

%Ă”[DF,BZOBÄ MĂŞmEBLJ,BMĂŞDĂŞ,POVUMBSCĂŽMHFTJOEFLJFWMFSFZFUFSJODF TVHFMNFZJODFCFMFEJZFFLJQMFSJ BSBÄ UĂŞSEĂŞ"OMBÄ ĂŞMEĂŞLJCPSVMBSĂŞ  JÂżMFSJOFHJSFSFL[BNBOMBCĂ”ZĂ”ZFO WFlBULVZSVĂżVmEJZFJTJNMFOEJSJMFO BĂżBÂżLĂŽLMFSJUĂŞLBNĂŞÄ UĂŞ)BMLBTFSHJMFOFOLĂŽLMFS WFNFUSF V[VOMVĂżVOEBZEĂŞ 20 - 26 MAYIS / 2013


ĂźkĂźme

e ti

Ăź kĂź it H m

e ti

Ăź kĂź it H m

HĂź k Ăź

me

Ă” an

ti

31.12.1964 31.12.1963 31.12.1966 31.12.1965

612.#/

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

+/(¤.';#26+£+/+< 56#0&$;#0.#¼/#.#4+8' 676#4.#4+ /KN[QP5&4 -CDWN'FKNGP Miktar 37,50

16,00

21,50

31,00

15,00

16,00







21,50

19,00

2,50

































27,00

10,00

17,00







300,00

90,00

210,00

250,00

230,00

20,00

 





225,00

56,25

168,75

225,00

168,75

56,25

610,50

460,50

150,00

9.254,00  54(   

 

 

12.8210,20

11.914,00

907,20

 





37.707,24

32.817,44

4.889,80





Hazine MĂźsteĹ&#x;arlÄąÄ&#x;Äąâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn kayÄątlarÄąna gĂśre, 1945â&#x20AC;&#x2122;te kurulan IMFâ&#x20AC;&#x2122;ye TĂźrkiye 1947 yÄąlÄąnda Ăźye oldu. Ä°lk stand-by anlaĹ&#x;masÄą, 27 MayÄąs 1960 darbesinin hemen ardÄąndan 1 Ocak 1961â&#x20AC;&#x2122;de imzalandÄą.

Â&#x153;GMKNGP -WNNCPNOC[CP Miktar Miktar

�\GN4G\GTX­OM¥P 5RGEKCN4GUGTXG(CEKNKV[ Not:[NPCMCFCT#$&&QNCTEKPUKPFGPQNCPTCMCONCT5&4#$&&QNCTMWTW¼\GTKPFGP5&4m[GF¤P¼V¼T¼NO¼V¼T+/(mPKP 1ECMVCTKJNKMCTCTIGTG¯K5&4UGRGVK'WTQ,CRQP;GPK­PIKNK\5VGTNKPKXG#$&&QNCTmPFCPQNWOCMVCFTKaynak:*C\KPG6$//

1. Ă&#x2021;ille

rH

Ăźme t

ti

5. Ecev

HĂźk

i

5. Ecev

kĂźmeti

19.07.1979 24.04.1978 17.08.1970 01.07.1969 01.04.1968 15.02.1967 01.02.1966 01.02.1965 15.02.1964 15.02.1963 30.03.1962 01.01.1961 #PNCÂŹOC6CTKJK

1. GĂźrs 8. Ă&#x2019;nĂśn 9. Ă&#x2019;nĂśn 10. Ă&#x2019;nĂś 10. Ă&#x2019;nĂś 1. De m 1. De m 1. De m 1. De m 3. De m 3. Ecev 3. Ecev 6. De m

HĂź

1. Ă&#x2013;za l

Ulusu

ti

19

l H Ăź kĂź ire

me

18

Ăź kĂź it H m

e ti

17

Ăź kĂź it H m

e ti

16

ti

15

l H Ăź kĂź ire

me

14

l H Ăź kĂź ire

ti

13

l H Ăź kĂź ire

me

12

l H Ăź kĂź ire

ti

11

l H Ăź kĂź ire

me

10

H Ăź kĂź m

ti

9

nĂź

me

8

H Ăź kĂź m

ti

7

nĂź

me

6

ĂźkĂź m e

eti

5

ĂźH

eti

4

1. Erdo

3

ĂźkĂź m e

ti

DÜviz geliri olmayan dÜvizle borçlanmasĹn

2

ĂźH

ti

MFSJOF JOEJ #VOB NBMJ FNFOBSEĂŞOEBO EJTJQMJO WF Ă&#x17D;[FMMFÄ UJSmEF JN[BMBONFMFS EF JMBWF FEJMJODF JQ FEFO ZĂŞMMBSEB CPSÂż ZĂ&#x201D;LĂ&#x201D; ZBOJ CPSÂżMBBNnTUBOECZo SĂŞO(4:)mZBPSBOĂŞ DJEEJ BTĂŞ EBIB ZBQĂŞMEĂŞ PSBOEBHFSJMFEJ NFUMFS  BMBDBÿê LSFEJ nel riskini sekERCAN BAYSAL ANKARA 4PO deÄ&#x;erlendirirken ZĂŞMEB Ă&#x17D;[FM Ăśzel LFTJNJO ĂŞOEBZBQBDBLMBSĂŞOĂŞn/JZFU tĂśre de bakÄąlmasÄą lazÄąm. Hiç bakÄąlmaQMBSĂŞo JMF *.' ZĂ&#x17D;OFUJNJOF EĂŞÄ  CPSDV  LBNVOVOLJOJO JLJ LBUĂŞTĂźrkiye'nin dÄąĹ&#x; borcunun yĂźk- sÄąn demiyorum. Ama Ĺ&#x;u anda riskli bir OĂŞ BÄ NĂŞÄ  ÂŽ[FM d 1sek tablo WB[JZFUUF gĂśrmĂźyorum." diyeTFLUĂ&#x17D;SĂ&#x201D;O konuĹ&#x;tu. olduÄ&#x;una yĂśnelik tartÄąĹ&#x;mamEFNJMZBSEPMBSPMBOCPSDV OECZoBOMBÄ NBMBSĂŞ *.'mOJO Merkez BankasÄą'nÄąn faiz indirimi ile tilar devam ederken, KalkÄąnma BakanÄą cari ve konut kredileri dĂźĹ&#x;erken, gĂśzCevdetGJOBOTNBO YÄąlmaz'dan Ăśzel sektĂśre uyarÄą mEF  NJMZBS EPMBSB  LBNVLVMMBOĂŞMBO ZĂ&#x17D;Oler tĂźketici kredilerine çevrildi. Bangeldi. Bakan YÄąlmaz, "DĂśviz geliriniz OVOmEFNJMZBSEPMBSCPSDV OEFO CJSJ #V BOMBÄ NB ÂżFSolmadan dĂśviz yĂźkĂźmlĂźlĂźÄ&#x;Ăźne gir- kalarÄąn maliyetlerini karĹ&#x;Äąlamak ve mEFNJMZBSEPMBSB¿êLUĂŞ OEFLSFEJLVMMBOBOĂ&#x201D;MLF *.' kâr etmek zorunda olduÄ&#x;unu belirten mek doÄ&#x;ru bir yaklaĹ&#x;Äąm deÄ&#x;il. Kur YÄąlmaz, bunun dozajÄąnÄąn Ăśnemli olriski diye bir Ĺ&#x;ey var. ,BNVOVO n"# UBOĂŞNMĂŞ HFOFM JSFLUĂ&#x17D;SMFSJ ,VSVMVmOB n/JZFU duÄ&#x;unu vurguladÄą. Bakan YÄąlmaz'a YabancÄą parayla borçlanmanÄąn ZĂ&#x17D;OFUJN CPSÂż TUPLVoOVO JÂż WF CVo WFSFSFL Ă&#x17D;EFNFMFS EFOkur riski var." dedi. TĂźrkiye'nin geçen gĂśre bankacÄąlÄąk sektĂśrĂźnĂźn kârlarÄą ve EĂŞÄ  CPSÂż EBIJM  (4:)mZB PCMFNMFSJOJ NBLVM CJS TĂ&#x201D;SF faizler, maliyetlerini karĹ&#x;ÄąlayacakPSBOĂŞ mayÄąl sonu itibarÄąyla toplam 337 milyar kul JÂżJO ZĂ&#x201D;[EF   EF EĂ&#x201D;[FMUFDFL QPMJUJLBMBSĂŞ Ăślçßde olmalÄą. TicarĂŽTFWJZFTJOEF hayata, yatÄądolar dÄąĹ&#x; borcu bulunuyor. Bunun rÄąmlaramEF dĂśnĂźk kredilerin daha dĂźĹ&#x;Ăźk 226 milyar dolarÄą ise Ăśzel sektĂśrĂźn #V PSBO  ZĂ&#x201D;[EF   TFZBDBÿêOĂŞUBBIIĂ&#x201D;UFEFS maliyetli olmasÄą gerektiÄ&#x;ini ifade eden borcu. WJZFTJOEFZEJ #VSBEB  .BBTUSJDIU 'mOJO ZFHÂşOF BNBDĂŞ  FLPOPĂ&#x2013;zel sektĂśrĂźn borcunda son 10 YÄąlmaz, gelirden fazla harcamayÄą teĹ&#x;,SJUFSJmOJO PMEVĂżVOV WF TPSVOMBSĂŞPĂ&#x201D;MLFOJOĂ&#x17D;EFNF vik edenZĂ&#x201D;[EF tĂźketici kredilerinin artmayÄąlda artÄąĹ&#x; olduÄ&#x;unu belirten YÄąlmaz, CVPSBOĂŞ"WSVQBmEBÂżPLB[Ă&#x201D;MLFOJO FTJOJ kamunun ZFOJEFOborcunun TBĂżMBZBDBL sÄąnÄąn saÄ&#x;lÄąklÄą olmayacaÄ&#x;Äą gĂśrĂźĹ&#x;Ăźnde. ise artmadÄąÄ&#x;ÄąnÄą Bakan YÄąlmaz, "TicarĂŽ faaliyeti ve yakaydetti. Kamu Ăśzelin dÄąĹ&#x; borcuUVUUVSEVĂżVOVCFMJSUFMJN  ÂżĂ&#x17D;[NFLUJS :BOJ veLĂ&#x201D;SFTFM nun milli gelire oranlanmasÄą gerekti- tÄąrÄąmÄą destekleyici kÄąsmÄą daha Ăśnemli. LFTJNJOJO NJLEĂ&#x201D;[FOJOWFZBCBODĂŞTFSDaha hÄązlÄą geliĹ&#x;mesiCPSÂżMBONBZMB lazÄąm. TĂźketici Ä&#x;ini ifade eden YÄąlmaz, burada kĂśtĂźye ,BNV JMHJMJEFOHFMFSJHBZFUJZJHĂ&#x17D;SĂ&#x201D;ONFLMF JO CBÄ ĂŞOĂŞ BĂżSĂŞUNBNBTĂŞ JÂżJO  gidiĹ&#x; olmadÄąÄ&#x;Äą gĂśrĂźĹ&#x;Ăźnde. Kamunun kÄąsmÄąndan emin deÄ&#x;ilim. TicarĂŽ krediler daha da dĂźĹ&#x;meli. Faiz ne kadar olduÄ&#x;unu dile getiren YÄąlmaz, CJSMJLUF Ă&#x17D;[FMTFLUĂ&#x17D;SĂ&#x201D;OEVSVNVLSJZJ CPSÂżartÄąda Ă&#x17D;EFZFCJMJS EVSVNB dĂźĹ&#x;erse o kadar iyi. YatÄąrÄąmcÄą açĹsÄąn"Ă&#x2013;zel sektĂśr borcunda da endiĹ&#x;e UJLÂŽ[FMTFLUĂ&#x17D;SĂ&#x201D;OTPSVOMBSĂŞOĂŞO CJS FLUJSBOBIFEFG)BMLĂŞOJÂżJOF edecek bir durum yok. Ă&#x2013;zel sektĂśrde dan finansman maliyet unsuru. YatÄąLSJ[ EVSVNVOEB   CJSpara BOEB ĂżJTĂŞLĂŞOUĂŞ POVOJMHJBMBOĂŞOEB rÄąmcÄąnÄąn faize ĂśdediÄ&#x;i ne LBNV kadar Hazine garantisi yok. Ă&#x2013;zel sektĂśrĂźn TPSVOVOBEĂ&#x17D;OĂ&#x201D;Ä FCJMEJĂżJOJVOVUNBS*.'JMFCPSDVOTĂŞGĂŞSMBONBazalÄąrsa finansa eriĹ&#x;imi ne kadar koteorik olarak daha rasyonel borçlano kadar YatÄąrÄąmlarÄą dÄąÄ&#x;ÄąnÄą varsaymak gerekir. Bu borçlarÄą NBL laylaĹ&#x;Äąrsa HFSFLJZPS Ä&#x201A;V iyi BOolur. CB[ĂŞ "WSVQB BLĂŞNEBOFWFUÂżPLĂ&#x17D;OFNMJWF alÄąyorsa ya yatÄąrÄąm yapÄąyor ya ticaret canlandÄąrÄąr, bĂźyĂźmemize gßç verir." Ă&#x201D;MLFMFSJOEFZBÄ BOEêÿêHJCJ JSPMBZBODBLUĂ&#x201D;NEĂŞÄ CPSÂżMByapÄąyordur. Ama elbette Ăźlkenin ge- deÄ&#x;erlendirmesinde bulundu.

1

e ti

.'Ä&#x2014;-&:"3*. 4*3%" 5"/%#:l

Ăźk el H Ăź m

22.12.1999 21.12.2000 08.07.1994 04.04.1984 24.06.1983 18.06.1980

koanaliz

11.05.2005 04.02.2002

1

10.05.2008 04.02.2005 04.02.2002 26.09.1995 03.04.1985 03.04.1984 17.06.1983 17.06.1980 19.07.1979 16.08.1971 30.06.1970 31.12.1968 31.12.1967

ve tarihĂŽ bir olay ancak tĂźm dÄąĹ&#x; borçlarÄąn sÄąfÄąrlandÄąÄ&#x;Äą anlamÄąna gelmiyor. TĂźrkiye, 14 MayÄąs 2013 tari2012 yÄąlÄą sonu itibarÄąyla Hazineâ&#x20AC;&#x2122;nin hinde ĂśdediÄ&#x;i son taksitle bir- 103,1 milyar, Merkez BankasÄąâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn 7,7 likte, IMFâ&#x20AC;&#x2122;ye olan borçlarÄąnÄą 19 yÄąl milyar (MBâ&#x20AC;&#x2122;nin borcu kamu borcu aradan sonra sÄąfÄąrladÄą. Ă&#x2013;denen bu sayÄąlmÄąyor) ve Ăśzel sektĂśrĂźn de 226 &Â&#x2022;-$#Â&#x2013;para, 2005 yÄąlÄąnda imzalanan ve 2008 milyar dolar olmak Ăźzere TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;nin aksiyon.com.tr yÄąlÄą mayÄąs ayÄąnda biten son â&#x20AC;&#x153;stand-byâ&#x20AC;? toplam 336,9 milyar dolar dÄąĹ&#x; borcu anlaĹ&#x;masÄą çerçevesinde alÄąnan kredi- bulunuyor. Kamuya ait borcun 11 nin son taksitiydi. BĂśylece TĂźrkiye, milyar dolarÄą, Ăśzel kesime ait bor2008 yÄąlÄąnda â&#x20AC;&#x153;programâ&#x20AC;? iliĹ&#x;kisini kes- cunsa 88,8 milyar dolarÄą kÄąsa vadeli. tiÄ&#x;i IMF ile borç iliĹ&#x;kisini ve yĂźkĂźm- Ă&#x2013;zel sektĂśrĂźn borcunun 111,5 milyar lĂźklerini de bitirmiĹ&#x; oldu. Ĺ&#x17E;imdi dolarÄą da rekor kârlar açĹklayan Ăśzel IMFâ&#x20AC;&#x2122;siz yeni bir dĂśnem baĹ&#x;ladÄą. Dile- bankalara ait. Yani dÄąĹ&#x; borç yĂźkĂź bĂźriz, bir daha IMF parasÄąna ve berabe- yĂźk Ăślçßde Ăśzel sektĂśrĂźn ĂźstĂźnde. rinde dayatÄąlan â&#x20AC;&#x153;reçeteâ&#x20AC;?lere muhtaç Kamuyla ilgili bir sorun yok. SaÄ&#x;lanan olmayÄąz. istikrar ve dĂźĹ&#x;en faiz oranlarÄą sayeHazine MĂźsteĹ&#x;arlÄąÄ&#x;Äąâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn kayÄątla- sinde devletin borçlanma imkânÄą ve rÄąna gĂśre, 1945â&#x20AC;&#x2122;te kurulan IMFâ&#x20AC;&#x2122;ye TĂźr- faiz maliyetleri tarihin en dĂźĹ&#x;��źk sevikiye 1947 yÄąlÄąnda Ăźye oldu. Ä°lk stand- yelerine indi. Buna mali disiplin ve by anlaĹ&#x;masÄą, 27 MayÄąs 1960 darbesi- ĂśzelleĹ&#x;tirmeler de ilave edilince borç SĂŞOTĂŞGĂŞSMBOEêÿêBOMBNĂŞOBHFMNJZPS F   .BZĂŞT  UBSJIJOEF nin hemen ardÄąndan 1 Ocak 1961â&#x20AC;&#x2122;de yĂźkĂź (yani borçlarÄąn GSYHâ&#x20AC;&#x2122;ya oranÄą) ZĂŞMĂŞ geriledi. TPOV JUJCBSĂŞZMB TPOUBLTJUMFCJSMJLUF *.'mZF imzalandÄą. Takip eden yÄąllarda ise top-  ciddi oranda lam 18 â&#x20AC;&#x153;stand-byâ&#x20AC;? anlaĹ&#x;masÄą daha yaSon 10 yÄąlda Ăśzel kesimin dÄąĹ&#x; .FSLF[ PSÂżMBSĂŞOĂŞZĂŞMBSBEBOTPOSB )B[JOFmOJO   NJMZBS  pÄąldÄą. HĂźkĂźmetler, alacaÄ&#x;Äą kredi karĹ&#x;Äą- borcu, kamununkinin iki katÄąnÄą aĹ&#x;mÄąĹ&#x; #BOLBTĂŞmOĂŞO   NJMZBS .#mOJO ĂŞÂŽEFOFOCVQBSB ZĂŞlÄąÄ&#x;Äąnda yapacaklarÄąnÄą â&#x20AC;&#x153;Niyet Mektup- vaziyette. Ă&#x2013;zel sektĂśrĂźn 2002â&#x20AC;&#x2122;de 43 LBNV CPSDV TBZĂŞMNĂŞZPS  WF N[BMBOBOWFZĂŞMĂŞNBZĂŞT larÄąâ&#x20AC;? ile IMF yĂśnetimine sunduâ&#x20AC;Ś CPSDV milyar dolar olan borcu 2012â&#x20AC;&#x2122;de 226 anlaĹ&#x;malarÄą, milyar dolara, kamunun 2002â&#x20AC;&#x2122;de 64 Ă&#x17D;[FMTFLUĂ&#x17D;SĂ&#x201D;OEFNJMZBSEPMBS CJUFO TPOâ&#x20AC;&#x153;Stand-byâ&#x20AC;? nTUBOECZo BOMBÄ - IMFâ&#x20AC;&#x2122;nin en sÄąk kullanÄąlan finansman yĂśntemmilyar dolar borcu 2012â&#x20AC;&#x2122;de 103 milyar PMNBL Ă&#x201D;[FSF 5Ă&#x201D;SLJZFmOJO UPQMBN FSÂżFWFTJOEF BMĂŞOBO LSFEJOJO lerinden biri. Bu anlaĹ&#x;ma çerçeve- dolara çĹktÄą.  NJMZBSEPMBSEĂŞÄ CPSDVCVMVBLTJUJZEJ 5Ă&#x201D;SLJZF  sinde#Ă&#x17D;ZMFDF kredi kullanan Ăźlke, IMF Ä°cra DiKamunun â&#x20AC;&#x153;AB tanÄąmlÄą genel yĂśOVZPS,BNVZBBJUCPSDVONJMZBS ZĂŞMĂŞOEBrektĂśrleri nQSPHSBNo JMJÄ LJTJOJ Kuruluâ&#x20AC;&#x2122;na â&#x20AC;&#x153;Niyet Mektubuâ&#x20AC;? netim borç stokuâ&#x20AC;?nun (iç ve dÄąĹ&#x; borç vererek Ăśdemeler dengesi problemledahil) GSYHâ&#x20AC;&#x2122;ya oranÄąBJU 2012CPSDVOTB için yĂźzde EPMBSĂŞ  Ă&#x17D;[FM LFTJNF *.'JMFCPSÂżJMJÄ LJTJOJWFZĂ&#x201D;rini makul bir sĂźre içerisinde dĂźzelte- 36,1 seviyesinde. Bu oran, 2002â&#x20AC;&#x2122;de  NJMZBSEPMBSĂŞLĂŞTBWBEFMJÂŽ[FM LMFSJOJEFCJUJSNJÄ PMEVÄ&#x201A;JNcek politikalarÄą uygulayacaÄ&#x;ÄąnÄą taahhĂźt yĂźzde 74,0 seviyesindeydi. Burada, TFLUĂ&#x17D;SĂ&#x201D;O CPSDVOVO NJMZBS mTJ[ZFOJCJSEĂ&#x17D;OFNCBÄ MBEĂŞ eder. Maastricht Kriteriâ&#x20AC;&#x2122;nin  yĂźzde 60 olduamacÄą, Ä&#x;unu ve bu oranÄą Avrupaâ&#x20AC;&#x2122;da çok az ĂźlEPMBSĂŞEBSFLPSLÂşSMBSB¿êLMBZBOĂ&#x17D;[FM  CJS EBIBIMFâ&#x20AC;&#x2122;nin *.'yegâne QBSBTĂŞOB WFekonomideki sorunlarÄąnSFÂżFUFoMFSF o Ăźlkenin Ăśdeme kapkenin tutturduÄ&#x;unu belirtelim. CBOLBMBSBBJU:BOJEĂŞÄ CPSÂżZĂ&#x201D;LĂ&#x201D;CĂ&#x201D;SJOEF EBZBUĂŞMBO asitesini yeniden saÄ&#x;layacak Ĺ&#x;ekilde Kamu kesiminin borçlanmayla ilZĂ&#x201D;LĂ&#x17D;MÂżĂ&#x201D;EFĂ&#x17D;[FMTFLUĂ&#x17D;SĂ&#x201D;OĂ&#x201D;TUĂ&#x201D;OEF ÂżPMNBZĂŞ[ çÜzmektir. Yani, kĂźresel ekonomik gili dengeleri gayet iyi gĂśrĂźnmekle bir,BNVZMBJMHJMJCJSTPSVOZPL4BĂżMBJOF.Ă&#x201D;TUFÄ BSMêÿêmOĂŞOLBZĂŞUMBdĂźzenin ve yabancÄą sermayenin baĹ&#x;ÄąnÄą likte, Ăśzel sektĂśrĂźn durumu kritik. aÄ&#x;rÄątmamasÄą için, o*.'mZF Ăźlkeyi borç ĂśdeĂ&#x2013;zel sektĂśrĂźn sorunlarÄąnÄąn, bir kriz OBO JTUJLSBS WF EĂ&#x201D;Ä FO GBJ[ PSBOMBSĂŞ Ă&#x17D;SF  mUF LVSVMBO yebilir duruma getirmektir ana hedef. durumunda, bir anda kamu sorununa TBZFTJOEFEFWMFUJOCPSÂżMBONB F  ZĂŞMĂŞOEB Ă&#x201D;ZF HalkÄąn içine dĂźĹ&#x;eceÄ&#x;i sÄąkÄąntÄą, onun ilgi dĂśnĂźĹ&#x;ebildiÄ&#x;ini unutmamak gerekiJNLÂşOĂŞ WF GBJ[Ăźlkelerinde NBMJZFUMFSJ LTUBOECZBOMBÄ NBalanÄąnda deÄ&#x;ildir. IMF ile borcun sÄąfÄąr- yor. Ĺ&#x17E;u an bazÄą Avrupa yalanmasÄą, bu bakÄąmdan evet çok Ăśnemli Ĺ&#x;andÄąÄ&#x;ÄąUBSJIJOFOEĂ&#x201D;Ä Ă&#x201D;LTFWJZFgibi.. .BZĂŞTEBSCF-

EKONOMÄ° SERVÄ°SÄ°

31.12.1962 31.12.1961 6COCONCPOC­RVCN6CTKJK

32 GĂ&#x153;NDEM YARIM ASIRLIK 19 â&#x20AC;&#x2DC;STAND-BYâ&#x20AC;&#x2122;


33 GÜNDEM Avrupa'da alkol reklamlarına yasak mı geliyor? ATACAN CUMAYEV MADRİD Avrupa Birliği'nde (AB) alkol tüketimi ve zararları

1üzerinde araştırma yapan 13 AB ülkesinden 50 bi-

lim adamı, alkol reklamının tamamen yasaklanmasını istedi. Barcelona'nın Clinic hastanesi tarafından koordine edilen ve Avrupa Komisyonu'nun eş finansmanlığını yaptığı AMPHORA (Alcohol Public Health Research Alliance) projesinin sonuçları Avrupa Parlamentosu'na sunuldu. AMPHORA araştırması, alkol reklamlarının 13-16 yaş arası gençlerde alkol tüketimini önemli ölçüde artırdığını ortaya koydu. Proje yöneticisi ve Hospital Clinic'in Bağımlılık Bölümü sorumlusu Antoni Gual, İtalya, Hollanda, Polonya ve Almanya'dan 9 bin gencin alkol reklamlı sportif aktiviteleri takip etmesinin ardından tüketim şekilleri üzerinde çalışmaların yapıldığını aktardı. Dr Antoni Gual, "Araştırma açıkça gösteriyor ki 13-16 yaş arası gençler alkol destekli sportif aktivitelere ve online alkol reklamlarına ne kadar maruz kalırlarsa bir sene ya da 6 ay sonra alkol tüketme ihtimalleri o kadar artıyor." ifadelerini kullandı. Projenin sonuç açıklamasında, 15 yaş üzeri Avrupalıların ortalama günde 27 gram alkol tükettiği ve bunun dünya ortalamasının iki katı olduğu kaydedildi. 15 ila 64 yaş arası Avrupalıdan her sene 138 bin kişinin alkol nedeniyle hayatını kaybettiği belirtilen açıklamada, bunlardan yüzde 40'ının siroz, yüzde 30'unun yaralanmalar (trafik kazası ve şiddet) ve yüzde 20'sinin alkole baplı kanserden olduğu bilgisi verildi. AB'den 30 kurumun dahil olduğu AMPHORA projesinden sorumlu Dr. Gual, "Sigaraya yapıldığı gibi açıkça Avrupa çapında alkole karşı her türlü ticari iletişim yasağının konulmasının vakti gelmiştir." dedi. Projenin sonuç bildirgesinde hükümetlerin alabileceği acil önlemler arasında, sigaraya olduğu gibi, alkollü içeceklerin satıldığı şişelere de alkolün zararına ilişkin uyarıcı bilgilerin yazılması gösterildi. (CİHAN)

Afrika Birliği'nde 'Hizmet Hareketi' zirvesi ADDİS ABABA CİHAN Afrika Birliği’nin Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’daki merkez binasında düzenlenen diyalog sempozyumunda Hizmet Hareketi’nin küresel barış için yaptığı çalışmalar masaya yatırıldı. Bu yıl ikincisi düzenlenen toplantıya 40 ülkeden çok sayıda üst düzey temsilci katıldı. Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’daki Afrika Birliği merkezinde düzenlenen diyalog sempozyumunu 2 bin 500 kişi takip etti. Konferans salonunun ağzına kadar dolduğu sempozyumda konuşan Etiyopya Dinlerarası Konseyi Genel Sekreteri Pastor Z.Degu, “Burada ikincisi düzenlenen Afrika Diyalog Forumu’na tekrar katılmak benim için büyük bir ayrıcalık ve onur. Uluslararası gözlemci ve basın mensuplarından oluşan kalabalık bir heyetin hazır bulunması, bu forumun hepimiz için çok önemli olduğunun kanıtıdır. Programın, biz Afrikalıların birlik ve beraberlik içinde olacağı ümidini yaşadığımız Afrika Birliği’nin kuruluşunun 50. yıldönümüne denk gelmesi de çok manidar.” dedi. Hizmet Hareketi hakkında konuşan Gazeteci ve Yazarlar Vakfı Genel Sekreteri Dr. Hüseyin Hurmalı ise şöyle konuştu: “Hizmet, Sayın Fethullah Gülen tarafından temel değerleri ve ilkeleri üzerinde bir uzlaşma etrafında oluşan bir hayırseverlik, eğitim ve diyalog teşvikli gönüllü bir sosyal harekettir.” Loyola Üniversitesi’nden Prof. Dr. Marcia Hermansen, konuşmasında diyalog üzerine modern örnekleri ve karşılıklı anlayış kültürünün temellerini anlattı. Marcia, Hizmet Hareketi’nin özünde ‘birlikte yaşama ve diyalog’ kültürünün en mükemmel örneğinin yaşandığını ifade etti. Toleransın ötesinde sosyal uyum ve barış hakkında konuşan Duke Üniversitesi’nden Dr. Abdullah T.Antepli ise, “Dünyada sosyal uyum ve barışın desteklenmesi konusunda ciddi yatırımlar yapılması gerekli.” dedi.

1

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Türk ve ABD’li vekillerden halay İBRAHİM DOĞAN, SEZAİ KALAYCI LOS ANGELES ABD’nin Los Angeles şeh-

1rinde düzenlenen Anadolu

Kültürleri ve Yemek Festivali’nin özel açılışı yapıldı. Yoğun ilgi gören etkinlik yalnız Türkiye’nin farklılıklarını değil, Amerika’nın da farklı etnik kökeninden gelen siyasilerini aynı platformda buluşturdu. Programa, ABD ve Türk milletvekilleri katıldı. AK Parti Milletvekili Gülşen Orhan, festivalde gönüllü kadınlarla birlikte gözleme açtı. ABD Temsilciler Meclisi ve Dış İlişkiler Komitesi’nin tecrübeli üyesi Michael Honda ise mesleğinin öğretmenlik olduğunu, ancak festivalde gördüğü zenginliğin karşısında kendini öğrenci olarak hissettiğini söyledi. Van’ın meşhur kahvaltısı ile başlayan üçüncü gün festival şenlikleri daha sonra programın özel açılış etkinliği ile devam etti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün festival için gönderdiği mesajının okunması, alanı dolduran katılımcılar tarafından alkışlandı. Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi üyesi milletvekili Dana Rohrabacer, “10 yıl önce de Türkler vardı ama çok sessizdiler. Bugün ise Türkler ve Türk Amerikalılar her yerde. Biz sizlerin dostluğuyla ve ortak liderliğimizle daha güzel bir dünya kuracağız.” ifadelerini kullandı. Sözlerine Türkçe merhaba diye başlayan Kongre’nin bir başka milletvekili Loretta Sanchez, şöyle konuştu: “Ben Türkleri, Amerika’ya gelen ilk göçmenlere benze-

tiyorum; onlar nasıl bu ülkeyi ileri taşımışlar ise bugün de bunu Türklerin yapmaya başladığına şahit oluyoruz. Türklerin yükselişini görüyorum!” ABD Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi milletvekili Ed Royce ise bütün kültürleri, medeniyetleri bir araya getiren gönüllülere teşekkür etti. Türkiye’den festivale AK Parti, CHP ve BDP’yi temsilen 11 milletvekili vardı. AK Parti Milletvekili Gülşen Orhan, “Bu projeyi gerçekleştiren tüm kardeşlerimize, gönüllülere ve fikir babalarına gönül dolusu sevgiler, saygılar. Türkiye Türkü’yle, Kürd’üyle, Ermeni’siyle, Laz’ıyla, Çerkes’iyle bugün burada.” diye konuştu. CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Anadolu coğrafyasının binlerce yıldır biriktirdiği medeniyeti sergileme başarısının gösterildiğini belirtti. Türkçe, Arapça, Kürtçe ve İngilizce selam vererek konuşmasına başlayan BDP Milletvekili

Altan Tan ise, “Beni bu festivalde çok etkileyen hiçbir etnisiteye, vurgu yapmaması ve hepsini kabulüydü.” dedi. Festivalin dinler ve insanlar arası beraberliğin en büyük örneği olduğunu söyleyen Ermeni Patrik Vekili Aram Ateşyan da, “Böyle bir ortamda insan kendisini nasıl iyi hissetmesin? Anadolu’daki tüm kültürler bir arada. Buradaki ortam Türkiye’ye dair umudumu güçlendirdi.” diye konuştu. Costa Mesa Belediye Başkanı Jim Riheimer, 18 Mayıs’ı Costa Mesa’da Anadolu Günü ilan etti. ABD’li kongre üyeleri, 2,51 metre boyundaki dünyanın en uzun adamı Sultan Kösen ile birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi. Birbirinden güzel eserleri ekibi ile birlikte icra eden ünlü sanatçı Ömer Faruk Tekbilek, festival alanını dolduran binlerce insandan yoğun alkış aldı.

Bakan Yazıcı, atılan adımları Zaman'a anlattı

Gümrüklere sıkı tedbirler geliyor SERKAN ŞAHİN Gümrük ve Ticaret Bakanı

1Hayati Yazıcı, Suriye sınırın-

daki güvenliği ilave tedbirlerle artıracaklarını açıkladı. Yazıcı, sınır kapılarının personel, teknik cihaz, koruyucu malzeme ve güvenlik ekipmanları açısından takviye edileceğini söyledi. 5 adet daha mobil x-ray cihazının bu aydan itibaren sınır kapılarına verileceğini ifade etti. Ayrıca bomba dedektör köpeği sayısının artırılacağını ve kamera kayıt (CCTV) sistemlerinin kurulacağını kaydetti. Bakan Yazıcı, gümrük sahalarının personel ihtiyaç analizinin de yapıldığını belirtti. Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı'nın verdiği bilgiye göre mobil x-ray cihazından 3'ü Akçakale, diğerleri ise Öncüpınar ve Yayladağı gümrük kapılarına tahsis edilecek. Şu an Cilvegözü'nde bir adet yarı sabit x-ray cihazı, Öncüpınar'da ise 1 adet mobil x-ray cihazı faal durumda. Cilvegözü, Akçakale ve Öncüpınar kapılarında birer adet bomba dedektör köpeği bulunduğunu ifade eden Bakan Yazıcı, "Haziran ayında eğitimlerini tamamlayacak olan 2 adet bomba dedektör

köpeğimiz de Yayladağı ve Karkamış gümrük kapılarına gönderilecek. Kapılarımızın teknik cihaz, araç, gereç, koruyucu malzeme ve güvenlik ekipmanları açısından tüm ihtiyaçları karşılanacak." diye konuştu.

Hayati Yazıcı, gümrük sahalarının personel ihtiyaç analizinin de yapıldığını dile getirdi. Gerekli personel takviyesi için çalışmaların sürdürüldüğünü vurgulayarak, şu bilgileri verdi: "Gümrük kapılarının ihtiyaç duyduğu alanlarda kullanmaları, bakım onarım işlemlerini ikmal etmeleri için ek ödenekler gönderildi ve gerekirse gönderilmeye de devam edecektir. Suriye kapılarından Öncüpınar, Akçakale, Karkamış ve Yayladağı'na bütçe imkânlarımızla CCTV sistemleri kurulacak. Bunların ihalesi tamamlandı ve kurulum işlemlerine başlanacak. Ayrıca Cilvegözü'ndeki mevcut CCTV sistemi yeni bir çalışmayla daha modern ve işlevsel hale getirilecek.” Gümrüklerde ayrıca hizmetlerin iyileştirilmesi kapsamında yeniden yapılanmaya gidildi. Taşradaki gümrük ve gümrük muhafaza birimleri, daha güçlü ve etkili bir idare oluşturma amacıyla birleştirildi. Kaçakçılıkla mücadele eden Gümrük Muhafaza Kaçak İstihbarat Müdürlüğü sayısı da 18'den 29'a çıkarıldı. Buna ek olarak 12 tane Gümrük Muhafaza Kaçak İstihbarat Bölge Amirliği oluşturuldu.


34GÜNDEM Hüseyin Gülerce

Gülen, bir partiyi destekler mi? Her seçim öncesinde olduğu gibi bu defa da medyamız, "tarikatlar, dinî cemaatler kime oy verecek?" sorusuna güya cevap arıyor. Güya diyorum; çünkü aslı astarı olmayan yazı dizileriyle, temelsiz ve ön yargılı değerlendirmelerle, yalan yanlış tespitlerle insanların kafası karıştırılıyor. Önceki gün, Milliyet gazetesinde de böyle bir dizi başladı. Neymiş, "Gülen cemaati, AK Parti'yi destekliyor"muş. "AKP milletvekili adayları içinde cemaate yakın 30 dolayında isim olduğu, bunların da seçilebilecek sıralardan aday gösterildiği söyleniyor"muş. "Cemaat, bir dönem, merhum Bülent Ecevit'in DSP'sine de açık destek" vermişmiş... Şahsen ben bu 30 kişiyi çok merak ediyorum. Sorumluluk ve dürüstlük, bunların kimler olduğunun açıklanmasını gerektirir. "Söyleniyor" ne demek? Kim söylüyor? Doğru mu söylüyor? O isimlere sorulmuş mu? Milletimizin büyük çoğunluğu Sayın Gülen'in tavsiye ettiği eğitim ve diyalog hizmetlerini alkışlıyor. Destek veriyor, sahip çıkıyor. Bu insanlar milletvekili adayı olduğunda "Gülen cemaati"nden mi sayılacaklar? Bu tür yakıştırmaların, vehim ve suizanların, Sayın Gülen'i üzdüğünü, kırdığını yakinen biliyorum. Nitekim, Milliyet'in yazdıklarına avukatı aracılığı ile anında açıklama gönderdi. Herhangi bir tarikatın veya cemaatin lideri olmadığını, seçmenin hür iradesini yönlendirme gibi bir davranışı, insanlarımıza saygısızlık kabul ettiğini belirtti. Geçmişte Sayın Gülen, pek çok siyasî parti lideriyle görüştü. Rahmetli Özal, rahmetli Türkeş, rahmetli Ecevit, Demirel, Çiller, Yılmaz bunlar arasındadır. Ama hiç biriyle gündelik siyaset konuşmadı. Bu görüşmeleri memleket meselelerini anlatmak için fırsat saydı. Sayın Gülen'in, Rahmetli Özal ve rahmetli Ecevit'i takdir ettiği, onlara büyük saygı duyduğu doğrudur. Ama onların siyasî destekçisi asla olmamıştır. Sayın Gülen, Ecevit'e oy verilmesi hususunda katiyen bir tavsiye ve teşvikte bulunmamıştır. Keza Özal da, Ecevit de, Gülen'in hizmetlerini takdir etmiş, ona saygılı davranmışlardır. Ama ikisi de, Sayın Gülen'den bir seçim desteği, bir siyasî destek talebinde bulunmamışlardır. Rahmetli Ecevit'in nezaketinin, siyaset anlayışının, böyle bir beklenti içine girmesine izin vermeyeceğini de kendisini tanıyanlar bilirler. Yeri gelmişken şunu da hatırlatmalıyım. Ecevit, dine saygılı laiklik anlayışının sol kesimdeki öncüsü olmuş, solun samimi dindarlarla barışık olacağını göstermiştir. Yine yeri gelmişken şu "cemaat", "Fethullahçılık" laflarına da bir şey demeliyim. Sayın Gülen onlarca defa "Fethullahçı" şeklindeki ifadelerden tiksinti duyduğunu, "cı", "cu" gibi yakıştırmaları kabul etmediğini söyledi. Teşvikçisi olduğu diyalog ve eğitim hizmetlerinin içindeki insanların "cemaat" olarak adlandırılmasının da yanlış olduğunu belirtti. Bu insanlara dense dense "Gönüllüler Hareketi"nin sevdalıları denebileceğini anlattı. Onların bir partiyle, bir iktidarla birlikte anılmalarının, yapılan güzel hizmetleri karalayacağını, bunun da insanlarda bir aldatılmışlık hissi uyandıracağını söyledi. Ve açıkça şunu ilan etti: "Biz bütün partilere eşit yakınlıktayız. Eşit uzaklıkta demiyorum, eşit yakınlıktayız. Çünkü bütün partilerin müntesipleri, sempatizanları bizim insanımızdır. İnsanların partileri, siyasî anlayışları bizim onlarla dost olmamıza mani değildir." Bir seçim öncesinde yine "Gülen cemaati falan partiyi destekliyor" diyenler, yakıştırma ve suizanlarından artık vazgeçsinler. Seçimde başarısız olacaklar da "bizi destekleselerdi bu duruma düşmezdik" mazeretini, akıllarından bile geçirmesinler... h.gulerce@zaman.com.tr

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

28 Şubat'ta at gözlüğünü çıkardım

Tiyatroda 'hücre' kurmakla

BÜNYAMİN KÖSELİ Oyuncu Halil Ergün, epey bir za-

1mandır ortalıkta görünmüyordu.

Kilo vermek için kaldığı kamptan İstanbul’a gelir gelmez kapısını çaldık. Çaldık çalmasına ama bir dokunduk bin ah işittik: “Ömrümü verdiğim bir dava sonrasında, 12 Eylül Referandumu’nda ‘evet’ dediğim için aforoz edildim. Hakaret ettiler. Ben başka türlü düşünüyorum diye beni yok mu edeceksiniz? Bu faşizm değil mi?” Uzun bir süredir gözlerden uzaktasınız... Biraz kendime yatırım yapmak için Kuşadası’ndaki bir sağlık merkezine gittim. Vücudumu tazelemek için iyi bir kamp oldu. 10 kilo verdim. Biraz gerilere, 1950’lere gidelim. Doğup büyüdüğünüz İznik bugünden bakınca ne ifade ediyor sizin için? Hayatımın çok önemli mekânıdır İznik. 1950’li yıllarda surların içinde küçük bir kasabaydı. Toprağa bağlı eski bir Osmanlı ailesiydik. Nasıl bir dünya görüşü vardı ailenizin? Halk Partililerdi (CHP). Ama dinî değerlere son derece saygılılardı. Evde hatimler indirilir, mukabeleler okunur, topluca teravih namazlarına gidilirdi. 27 Mayıs 1960 günü nasıl bir tablo vardı evinizde? Çok üzüldük ailecek. Daha sonra öğrendim aslında babam da Demokrat Parti’ye (DP) oy vermiş. Niçin DP’ye oy verdiğini sorunca bana, ‘Oğlum sen ne diyorsun, biz eskiden eşek sırtında bir günde Bursa’ya gidemezdik. DP’yle birlikte yollar yapıldı, yokluk ortadan kalktı…’ demişti. Şimdi bunu duyanlar, ‘Halil’in soyu bozukmuş!’ diyecek. (Gülüyor) Menderes’in asıldığı gün peki? Evde bir ölüm sessizliği vardı. Kimsenin ağzını bıçak açmadı günlerce. Bursa’dan okumak için Ankara Mülkiye’ye gidiyorsunuz. Okuldaki ortam sizi nasıl etkiledi? 1966-67’de fikir kulüpleri kurulmuştu. Bursa’da tiyatro ile uğraştığım için sol düşünceye eğilimliydim. Gençler kendini sol ideolojinin içinde buluyordu. Aslında bugünden bakınca o dönemin sol söylemleri çok milliyetçi ve Mustafa Kemal’le harmanlanmıştı. Biz de halkı kurtarmaya kalkmıştık. ‘Halkı kurtarmak’ aynı zamanda tehlikeli bir şeydir. Halk size sırtını dönerse, ‘Bunlar adam olmaz’ dersiniz, halkı, ‘göbeğini kaşıyan adam’ olarak görürsünüz. AK Parti’ye oy verenleri cahil olarak değerlendirir, ‘Bunların oyu geçersiz sayılmalı.’ dersiniz! 68 öğrenci hareketlerinin Türkiye’de şiddete evrilmesinin sebebi neydi? Öğrenci hareketleri hemen fraksiyon meselelerine dönüştü Türkiye’de. İşin içine şiddet ve silah karıştı. Dışarıdan bir senar-

yonun geldiği belliydi. Bir de, ‘Biz solcuyuz. Solculuk ayrıcalıktır. Tek doğruyu biz söyleriz. Bunun dışındakiler gericidir, faşisttir ve ihanet içindedir’ gibi bir anlayış vardı. Böyle bir anlayışın sağlıklı olduğunu düşünebilir misiniz? Bunları söyledim diye bana yapmadıklarını bırakmadılar. Dört sloganla hayatın açıklanışının bir tutsaklık olduğunu anladım. Bu bir esarettir, tutsaklıktır. Her gün bir şeyler öğreniyorum. Aklı başında arkadaşlarım, ‘Ah ah göreceksin bak bunlar neler yapacak bize.’ diyor. Ben de onlara, ‘Allah aşkına ne yaptı size AK Parti?’ diye soruyorum. Siz çok dolmuşsunuz… Evet, çünkü yaşadıklarımdan hoşlanmıyorum. Sağlıklı bir tartışma süreci yok. Kör dövüşü yapıyoruz. O dönem kimler vardı arkadaşlarınız arasında? 1972’de hapishaneye girene kadar Ankara’daydım ve o dönemin sembol isimlerinin hepsi arkadaşımdı. Mahir Çayan ile çok yakındık mesela. İllegal bir alana kaydınız mı hiç? İllegal alan Parti-Cephe buluşmasıydı. Tiyatroda bir hücre yapılanması kurmakla görevlendirilmiştim. O dönemin parti-cephesinin DHKP-C gibi bir örgüte dönüşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Çok şaşırtıcı maalesef… Doğu Perinçek ne ifade ediyor sizin için? Perinçek hakkında ne diyebilirim ki? Onlara sosyalist diyemiyorum. Faşizanlar. Türkiye’de bir sürü solcunun milli meselelerde faşizan olduklarını yakaladık. Kim-

lerle nasıl berabermişiz diye sordum kendime. İsminizin sürekli Yılmaz Güney’le anılmasından rahatsızlık duyuyor musunuz? Benim için ilerici bir sinemacıdır Yılmaz Güney. Bugün bile geçilememiştir. Beni hep ona benzetirlerdi ama ben İstanbul sineması içinde olmak istemedim uzun bir süre. Babam hep, ‘Gel seni buradan evlendirelim. Buraya yerleş.’ derdi. Keşke onu dinleseydim. Çünkü çok yoruldum. Kirlenmelerim de vardır belki. Çok kahır çektik maddî manevî. Keşke daha yalın bir hayatım, torunlarım olsaydı. Türk sineması uzun yıllar dinî değerlere karşı hep mesafeyle yaklaştı. İmamlar, ‘kurnaz köylü’ rollerindeydi hep. Bu düşünce nasıl sirayet etti sinemaya? Hepimiz Cumhuriyet tedrisatından geçtik. ‘Hacı-hoca takımı’ diyerek aşağılanan bir kesim oluşturuldu. Bunu Cumhuriyet romanlarında da görebilirsiniz. Vurun Kahpeye mesela… Sinemada hocalar gericiydi hep. O gün, bu filmleri izleyen insanlar bunları olağan saydı ama filmler toplumun vicdanını çok derinden etkiledi. Çünkü Müslüman bir toplumuz. Sen dindar olmayabilirsin, ateist olabilirsin ama bu toplumun inandığı bir İslamiyet var, camisi var, Kur’an’ı var… Siz bunları hor görürseniz toplumun yaratıcı damarlarını da kesmiş olursunuz. Bu, devlet eliyle yapıldı. Topluma bir gömlek giydirilmeye çalışıldı. Bu beni çok rahatsız etti. En keskin solcu olduğum dönemlerde bile dine karşı önyargı beslemedim hiç. Bayram namazına


35 GÜNDEM

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

görevlendirildim

Oyuncu Halil Ergün (sol başta) ailesiyle birlikte.

Zafer Arıkan yönetmenliğindeki Yolda filminin çekimlerinden (1986).

seccadeyi kaparak gitmenin ne olduğunu sadece ben bilirim. (Bu esnada boğazı düğümleniyor, konuşamıyor ve ağlıyor) ‘Sahibini Arayan Madalya’ filminde oynadığım için bana nasıl saldırdılar bir bilseniz… Bir aktöre kim karışabilir? Bu ne biçim iştir. Muhafazakâr kesimin sinema ve tiyatro alanında yeterince yol alamamasında da solun blokajı etkili oldu mu? Sanat biraz da muhalif bir şeydir ama... Ama bu muhalefet hep dine karşı olmak zorunda mı? Mesela Başbakan’ı çok sevdiğimi herkes bilir. Yalnız onun Muhteşem Yüzyıl çıkışını doğru bulmadım. Sanat, özgürlük ister. Her şeyi tartışabilmelisin ülkede. Bir de bu ülkede solculuğun ve Kemalistliğin de muhafazakârı var. Bunlar da sanatın özgürlükçü yanına ters değil mi?

Eski dostlarımın yaptıkları midemi bulandırıyor ‘Solcular iyi tiyatro ve sinema yapar’ algısı nasıl yerleşti zihinlere? Evet, böyle bir tekelleşme oldu. Solcular suyun başını tutmasını iyi bildi. Mitinge katılan, ilerici devrimci tiyatrocu oluyordu. Mesela sen aydınlanma sürecine girdiğini söylüyorsun, Balzac’tan Tolstoy’dan okumalar yapıyorsun ama bu topraklarda neredeyse bin yıldan fazladır hüküm sürmüş bir uygarlığın kütüphanesinden bîhabersin. Bu şekilde nasıl bir aydınlanma yaşayacaksın? Ben bir imparatorluk çocuğuyum kardeşim. Mustafa Kemal bir Osmanlı paşasıdır. Mustafa Kemal’i seviyorum ama eleştirilerimi de ortaya

koyuyorum. Neden eleştirmeyeceğim? 1980’li yıllardaki politik tavrınız bugün gözden uzak kalmak isteyen apolitik bir hale büründü... Kolay olmadığını fark ettim. Vücudum izin vermedi. 12 yıl boyunca vahşi bir şekilde televizyon dizisi yaptım. Apolitik değilim. Her gün 6-7 farklı gazeteyi didik didik okuyorum. Son 10 yılda karşılıklı akitler ve saflar bozuldu. Kim bozdu bu akitleri? AK Parti mi? AK Parti bir sonuç. Çünkü dünya değişiyor. Solculuk aidiyetine bağlı kalmaktan kendimi kurtardım. Hayata daha geniş bakabiliyorum. Gerçekten dünyayı değiştirecek bir şeyin altına imza atarım artık. Eskiden, bizimkilerin organizasyonu deyip altına imza atıyordum. Her başkaldırının arkasında olamam. Bir de küstüm tabii. Ömrümü verdiğim bir dava sonrasında ‘evet’ dediğim için aforoz edildim. Hakaret ettiler. Midem bulandı bunlardan. Başka türlü düşünüyorum diye beni yok mu edeceksiniz? Bu faşizm değil mi? Bir de suçlu oldum para kazandığım için. Hiçbir zaman yoksul olmadım zaten. Benim para kazanmamı hiç affetmediler. Bunlar beni çok kırdı. Birdenbire yalnız kaldığımı hissettim. Bir kere bile bir arkadaşım beni aldığım ödüller için aramadı.

28 Şubat’ta at gözlüğünü çıkardım AK Parti’ye oy verdiğinizi açıkladığınızda çok tartışılmıştınız. Neydi sizi AK Parti’ye oy verdiren? 28 Şubat’ta artık isyan etmeye başlamış ve at gözlüğünü çıkarmıştım. AK Parti’nin başarısı benim çok ilgimi çekti. Mesela Erdoğan’ın Çingenelerle ilgili konuşmasında

ağladım. Bugün seçim olsa yine AK Parti’ye oy verir misiniz? AK Parti’nin takdir ettiğim yönleri de var, eleştirdiğim yönleri de. Tabii seçim günü gelince tavrım ne olur bilemem. Sol, ülkede demokrasi adına yapılan reformları sağ bir partiden geldiği için mi kabullenmek istemiyor? Tabii ki. AK Parti yöneticilerinin dindar olması da büyük bir etken. Ruj ve rakı meselelerinde mesela bunları sol bir parti yapsa bu kadar karşı çıkarlar mı? İstatistikler içki satışlarının arttığını gösteriyor ama… İnsanlar para kazanınca daha fazla içerler, bu çok normal. Bir barış süreci karnesi hazırlasanız hangi partiye kaç oy verirsiniz? CHP ile MHP’ye sıfır, AK Parti ile BDP’ye 8 verirdim. CHP’nin tavrını nasıl buluyorsunuz? CHP siyasî hesap yapıyor. Zihninizdeki çözüm nedir Kürt meselesi adına? Halk kendi karar vermeli nasıl birlikte yaşayacaklarına. Yerine koyma zamanıdır şimdi. Şaşkına dönüyorum muhalefet partilerinin vatan-millet-Sakarya tavırlarını izlerken. Söz konusu ülke meseleleri olduğunda bir sanatçının durduğu yer neresi olması gerekir? Bir sanatçı her yürüyüşe katılır, her şeyin altına imza atarsa bu muhalefet olmaz. Peki siyaseti, sanatının önüne geçerse? Mesela ben Fazıl Say’ı ciddiye almıyorum. Fazıl Say, halkın değerlerini aşağılıyor. Nereden taktıysa buna bilmiyorum ama halkın sizi sezgilerinde cezalandırması daha da tehlikeli.

Teşvikiye’yi istemiyorum, sevenim varsa İznik’e gelir Başbakan’ın ‘milli içkimiz ayran’ çıkışını nasıl değerlendirdiniz? Ben milli içkimizi kımız olarak biliyordum! (Gülüyor) Yemek yapmayı çok seviyorsunuz. Hangi yemekler gelir elinizden? Karnıyarığı, kuru fasulyeyi çok iyi yaparım. Kilolar da oradan geliyor. Annemden öğrendim yemek yapmayı. İznik’teki akrabalarınızın da yükü sizin sırtınızda sanırım. 12 yeğenim var. Onlar benim için çok mühim. Beyoğlu Belediye Başkanı adayı olmuştunuz iki kez... Beni ikna etmek için bir otobüs dolusu adam geldi İznik’e. Verilmiş sadakam varmış, iyi ki belediye başkanı seçilmemişim! Ya beni vururlardı ya istifa ettirirlerdi! Televizyonlarda çok sayıda dizi var. Nicelik, niteliğin önüne geçti bir bakıma. Bu durum ne kaybettirir sektöre? Çok paragöz olundu. Ya tutarsa mantığıyla dizi yapılmaz, kalite düşüyor. Bu hızla gitmez. Birbirine benzeyen yüzler ve hikâyelerle halkı kısa bir süre sonra bıktıracaklar. Dostlarınızın birer birer ölmesi nasıl etkiliyor sizi? Artık tevekkül içindeyim. İhtiraslarımı engelliyorum. Bu dünyaya ait değiliz çünkü. Bir vasiyetiniz var mı? İstanbul’da ölürsem bana tören yapmayın, alkışlamayın, memlekete götürün. Teşvikiye’yi istemiyorum. Sevenim varsa İznik’e gelir…


36DÜNYA

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Kerim Balcı

Amerika’da oku(t)mak Bir aile dostumuzla sohbet ederken oğlum Sanat’ı lise ve üniversite öğrenimi için ABD ya da Kanada’ya göndermek istediğimizi söyleyince, “Sakın yapmayın; çocuğunuzu kaybedersiniz.” dedi. Görüşlerine kıymet verdiğim bu dostumuz sözlerine şöyle devam etti: “Annesi-babası çok iyi eğitimli, görgülü ve varlıklı bir aile sizin gibi iyi niyetle oğullarını Amerika’ya gönderdiler. Türkiye’de okul hayatında çok başarılı olan çocuk ABD’de başıboş kalınca gittiği okullarda alkol ve uyuşturucuya bulaşmakla kalmadı, üstelik okulu da bitiremedi.” Eşi İngiliz olan bir Türk hanım da çocuklarını İngiltere’deki liselerin bozuk ortamından korumak üzere çocuklarını Türkiye’ye getirmiş. Bu insanları dinleyecek olursanız dünyadaki en iyi orta öğrenimin Türkiye’de olduğunu düşünmeye başlarsınız. Ben elbette çok daha farklı düşünüyorum. Bugün uluslararası lisan haline gelmiş olan İngilizce’yi elbette Türkiye’de de öğrenebiliriz; ama en iyisi yerinde öğreniliyor. Amerika’da okuduğunuzda kavramları İngilizce öğreniyorsunuz. Örneğin, şirket genel merkezinin İngilizce karşılığı Head Quarters’dır. Siz bu terimi bilmiyorsanız ‘genel merkez’ ifadesini Türkçeden çevirir, ‘general center’ dersiniz ve kimse bir şey anlamaz. Bu anlamda her yabancı dilin en iyi o dilin kültürüyle birlikte yerinde öğrenildiğine kanaat getirdim. Oğlum Sanat, iki yazı ABD’de geçirdi; 12 yaşındaki çocuk kendini İngilizce ifade etmekle kalmıyor; altyazısız bir şekilde İngilizce film izleyebiliyor. Türkiye’de 8 hatta 10 yıl çocuklara İngilizce ders veriyoruz; yerinde yapılan 3-4 aylık eğitim kadar başarılı olamıyor. Yurtdışında yapılan eğitimlerin belki de önemli avantajı, çocukların farklı bir kültür içinde özgüven kazanmasıdır. İmkanı olan aileler çocuklarını yurtdışına göndermek isteseler, bu sefer de başta söylediğim endişeler var; çocuk başıboş kalınca ne olacak; ahlâkı bozulacak mı? Çünkü çocuğunu yurtdışına çıkaracak imkanı olan anne-babaların birçoğunun başında duracak zamanı yok. Selam isimli filmle, Türk halkı yurtdışındaki Türk okullarını tanıdıysa da daha önce değindiğim gibi yurtdışında değerlerin ve akademik çalışmaların ön planda tutulduğu Türk üniversiteleri de var. Örneğin, bu hafta Houston, Texas’taki North American College (www.northamerican.edu) isimli dört yıllık lisans eğitimi veren üniversitemizi ziyaret ettim. Okulun birinci sınıf bir İngilizce hazırlık sınıfının yanı sıra neredeyse tamamı doktora derecesini Amerika’da almış hocalardan kurulu bir akademik ekibi var. Türk öğrencilerin de okuduğu üniversite, okul dönemi Birleşmiş Milletler toplantı salonunu andırıyor. Dünyanın her yöresinden öğrenciler birlikte öğrenim görüyorlar. Amerika’daki eğitim kurumlarından gerekli tüm akreditasyonlarını almış üniversite, değerlerin ve disiplinli bir çalışma anlayışının öne çıkarıldığı bir eğitimle birlikte spor, sanat ve kültürel faaliyetlere de önem veriyor. Sunulan bütün imkanların maliyetiyse bir öğrencinin Türkiye’de özel bir üniversitede yapacağı masraflar seviyesinde kalmış. Yani bir öğrenci Türkiye’de okuyacağı maliyete, uçak, konaklama ve okul masrafı dahil ABD’de okuyabiliyor. Aldığı diplomayla da GMAT ya da GRE sınavlarından istenen puanları aldığı gibi ABD’de master yapabilir ve hatta 2 yıl süreyle de iş bulursa çalışabilir. Çocuklarımızı yurtdışında okutmaktan daha iyisi, özellikle lisans döneminde çocuğun küresel bir perspektif kazanabilmesi için dört ayrı ülkede ve şehirde okumasıdır. Düşünün ki, çocuğunuz bir yıl Houston’da, bir yıl İstanbul’da, bir yıl Tiran’da ve bir yıl da Kamboçya’da okusa nasıl bir özgüvene ve uluslararası perspektife sahip olur? Yurtdışındaki Türk üniversitelerinin yaptığı işbirliği programları çocuklarımızın küresel liderlere dönüşmesi için bu açıdan da fırsatlar sunuyor. k.balci@zaman.com.tr

Suriye-İran-Türkiye üçgeninde terör jokeri

Reyhanlı’daki ikiz bombalı saldırı âdeta ‘geliyorum’ demişti. Olayın ardından kısa sürede şüpheliler yakalansa da istihbarat zaafiyeti bir kez daha kendini gösterdi. Faillerin İran ve Suriye ile olan derin ilişkileri dikkat çekiyor. BURAK KILIÇ Hatay Reyhanlı’da 52 kişinin ölü-

1müne, 40’tan fazla vatandaşın yara-

lanmasına sebep olan bombalı saldırının failleriyle ilgili ayrıntılar kısa sürede ortaya çıktı. Elde edilen kanıtlar, olayın faili olarak birçok sansasyonel eylemden sonra adı gündeme getirilen THKP-C’nin Suriye yapılanması Acilciler örgütünü işaret ediyor. Kamuoyunca pek bilinmeyen örgütün lideri Mihraç Ural. Peki, kim bu ‘Acilciler’ ve Mihraç Ural? Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) lideri Mahir Çayan’nın ölümü örgüt içinde bölünmeleri beraberinde getirmişti. Ayrılanlardan bir grup “Türkiye Devrimi’nin Acil Sorunları” başlıklı bir bildiri yayımlayarak kuruluşlarını ilan etti. Bildiri başlığına atıfla ‘Acilciler’ ismiyle anılan örgüt, daha çok Hatay, Adana ve Amanoslar bölgesinde faaliyet gösterdi. 1976’da Yüksel Eriş aracılığıyla örgüte katılan Mihraç Ural, 10 Mart 1978’de düzenlediği bir

banka soygununda yakalandı. 1980’de Adana Cezaevi’nde gardiyanlara rüşvet vererek firar etti. Firar eder etmez Suriye’ye geçen Ural, Hafız Esed’in kardeşi Cemil Esed’in emriyle Suriye vatandaşlığına geçti. Aynı zamanda Esed’in uzaktan akrabası olan Malak Fadal ile evlendi. Bu gelişmeyle birlikte örgüt içinde güçlenerek lider oldu. Acilciler’in ana kanadı Halkın Devrimci Öncüleri’ni (Hatay Kurtuluş Ordusu olarak da biliniyor) oluşturan Ural, THKP-C içindeki diğer gruplar tarafından Esed ve El Muhaberat’ın maşası olmakla suçlandı. Ural’la ilgili örgüt içindeki iddialar bununla sınırlı değil. “Ural’ın ihanet dosyası” adıyla bir dosya yayımlayan THKP-C, onun Suriye çıkarları için çalışarak örgüt elemanlarını hem Suriye’ye hem de MİT’e sattığını iddia etti. Ural’ın yıllardır Muhaberat-MİT ve örgüt arasında ikili üçlü oynayarak ihanet içinde olduğu ileri sürülüyor. Hataylı Alevi şeyhlerden El Kasımların soyundan gelen Ural’ın babası Şeyh Zeki

El Kasım (1912-2011). Osmanlı’dan sonra bölgeye hâkim olan Fransızlara karşı bağımsızlık savaşına katılan Zeki Ural, ardından Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne ilhakı çalışmalarına karşı önemli bir mücadele sergiledi; ancak buna mâni olamadı. Ural, her şeyden önce ailesinden aldığı bu önemli misyonu (!) sürdürme çabasında. THKP-C içinde kendisine yöneltilen ikili üçlü oynadığı suçlamaları ne ölçüde doğrudur bilinmez ama bölgedeki terör ve şiddet olaylarında ‘joker’ elemanı gibi davrandığı görülüyor. Özellikle Suriye gizli servisi El Muhaberat ile İran gizli servisi Savama ile sıkı ilişkiler kuran Ural’ın, Suriye’nin kuzeyinde ve Lazkiye bölgesinde önemli miktarda uyuşturucu trafiğini yönettiği ve bundan pay aldığı iddia ediliyor.

İran-PKK-Hizbullah bağlantısı Uzun süredir bilinen silahlı eylemi olmayan Ural’ın yıldızı Suriye’deki iç savaşla birlikte parladı. Savaşın başlamasıyla Beşşar Esed tarafından Lazkiye bölgesinde gö-


37 DÜNYA

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Mihraç Ural

revlendirilen Ural, Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) karşı rejim yanlısı, ‘Mukaveme-i Suriye’ adlı milis grubu kurdu. Emrine Suriyeli, İranlı ve Hataylı bazı Nusayrilerden oluşan 2 bin kişilik milis kuvvet verildi. Hâlen Lazkiye’ye bağlı Türkiye sınırına 10 kilometre mesafedeki Kesep bölgesinde yürütülen operasyonlara liderlik yaptığı iddia ediliyor. Ural, ÖSO’ya karşı girdiği tüm çatışmaları kendi sitesinde duyuruyor. Kendi deyimiyle Suriye’de ‘vatan savunması’nı sürdürüyor. Hatay ve İskenderun hattında Alevi ve Nusayri vatandaşlardan bir grubu Suriye’deki savaşa çekmeye çalışıyor. Geçen haftalarda Banyas’ta sivillere yönelik katliamın altından da onun imzası çıkmıştı. Abdullah Öcalan’la yakın arkadaş olduğu belirtilen Ural, kendi sitesinde Öcalan’la çekilmiş samimi görüntülerini paylaşıyor. İstihbarat raporlarında Öcalan’ı baba Esed ile tanıştıran isim olarak geçiyor. Öcalan’ın özellikle Suriye’de geçirdiği 19 yılda Ural’la sık görüştüğü, hatta aynı evde kaldığı belirtiliyor. Sonradan Suriye rejimine yakınlaşması sebebiyle Kürt hareketinden uzaklaşan Ural, birçok konuşmasında Kürtleri ‘cahil’ ve ‘milliyetçi’ olmakla suçluyor. PKK ile arasına mesafe koymasının diğer sebebinin PKK’lıları MİT’e gammazlaması olduğu iddia ediliyor. Şu sıralarda Suriye’de rejime karşı ayaklanan Kürt halkının Esed rejimine itaat etmesi için girişimlerde bulunan Ural, bölgedeki Şii kanaat önderleriyle yakın temas hâlinde. Propaganda amaçlı kişisel sitesinde yayımladığı fotoğraflardan biri 15 Eylül 2012 tarihli. Bağdat Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanı Şeyh Prof. Murtaza el Maliki ile görülen Ural, ‘büyük âlim’ dediği Maliki’nin aynı zamanda Lübnan Hizbullah’ının basın yayın sorumlusu ve Baş-

Hataylı Alevi şeyhlerden El Kasımların soyundan gelen Ural’ın babası Şeyh Zeki El Kasım (1912-2011). Osmanlı’dan sonra bölgeye hâkim olan Fransızlara karşı bağımsızlık savaşına katılan Zeki Ural, ardından Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne ilhakı çalışmalarına karşı önemli bir mücadele sergiledi; ancak buna mâni olamadı.

bakan Nuri El Maliki’nin akrabası olduğunu hatırlatıyor. Bir başka fotoğraf 27 Ağustos 2012 tarihli. Bu karede Ural’ın yanındaki isimler Şeyh Zülfikar Gazel, Şeyh Muvaffak Gazel, Şeyh İsa Gadir ve Prof. Dr. Hassan Hoca. Türkiye’ye rahatlıkla girip çıkan bu isimler 15 Ocak 2012’de Ankara’da gerçekleşen Hacı Bektaş Veli Vakfı 2. Alevi Kurultayı’na katılmıştı. Kurultay öncesi yapılan eyleme katılan isimler arasında Ural’ı ziyaret eden Şeyh Muvaffak Gazel ve Şeyh Zülfikar Gazel de var.

‘Hatay Suriye toprağı olacak’ Yıllardır sahneye çıkmayan ve Suriye rejimi için Türkiye’deki elemanları vasıtasıyla ajanlık faaliyetleri yürüten Ural, silahlı eylemlerin ötesinde Türkiye’deki sivil halk üzerinde yaptığı provokatif çalışmalarla dikkat çekiyor. Suriye’deki savaşın başlamasıyla Lazkiye’de kurduğu karargâhta özellikle Hatay’da Alevi-Sünni çatışmasını körükleyecek eylemleri sınırın diğer tarafından bizzat yönetmeye başladı. Bunu kişisel blogunda yazdığı makalelerde kabul eden Ural, özellikle KESK’e bağlı sendikaların Hatay’da gerçekleştirdiği eylemleri kendi sitesinde duyurup destek istiyor. Hatay’daki Alevi nüfus üzerinde büyük bir etkisi olmayan Ural, buna rağmen etkiyi artıracak propaganda faaliyetleri yapıyor. Kentte özellikle Esed yanlısı mitingleri İşçi Partisi’ne bağlı gruplarla birlikte organize ediyor. Bu çalışmaları Hatay’ın Suriye toprağı olduğu fikrini halkın dimağında hep canlı tutmak için yaptığını söylemek mümkün. O, ailesinden aldığı ‘misyon’u tamamlayacağı günü bekliyor. Ural, kendisini Marksist ve Leninist olarak

tanımlıyor. İdolü Mahir Çayan. Ancak diğer taraftan Suriye’de şehit olmak için savaştığını söylüyor. Şii kanaat önderleriyle yakın ilişki kuran Ural, şeyhlerle çektirdiği fotoğrafların yanlış anlaşılmaması için altına açıklama yazıyor: “Fotoğraflara bakıp sakallı cüppeli şeyh görüntüsü sizi aldatmasın. Bu şeyhlerin eli

öpülür. Bu şeyhler en önde ABD Şam Büyükelçiliği’ne taş atan şeyhlerdir. Laikliği, demokrasiyi, sosyalizmi savunan şeyhlerdir.” Ural, Türkiye gündemiyle de yakından ilgili. Hırant Dink’in öldürülmesinden İlker Başbuğ’un tutuklanmasına kadar birçok konuda sitesinde değerlendirmeler yapıyor.


38 KÜLTÜR "Karakoç, şiirlerini Müslümanların toparlanması için yazdı"

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

ORHAN KARANFİL DIYARBAKIR Sezai Karakoç'un doğum yeri olan Di-

1yarbakır'ın Ergani ilçesinde düzenle-

nen 'Sezai Karakoç Sempozyumu'nda şairler ve yazarlar Karakoç'u anlattı. Şair Ali Ayçil, Karakoç'un şiirlerinde Osmanlı bakiyesi toprakları kapsayan bir anlatımı benimsediğini belirterek, "Mesela Şam'ı, Mekke'yi, Medine'yi, Kudüs'ü, İstanbul'u kendi uygarlığının en önemli şehirleri olarak görüyordu." derken, yazar Tarık Tufan, "Sezai Karakoç'un dili, şiiri dil akrabalığı bağlamında bizi Yunus Emre'ye, Ahmet-i Haniye götürür." ifadelerini kullandı. Şair Ali Ural ise "Kelimeleri o kadar dikkatli kullanıyor ki tek bir kelimeyi şiirinden çıkarmak ya da eklemek mümkün değil. Bir anne nasıl çocuğunu sancıyla doğuruyorsa Sezai Karakoç da bütün şiirlerini sancıyla doğuruyor." dedi. Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde gerçekleştirilen Sezai Karakoç Sempozyumu'na Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak, Ergani Kaymakamı Erdinç Yılmaz, Dicle Üniversitesi Rektörü Ayşegül Jale Saraç, İlçe Emniyet Müdürü Erkan Güneş, İlçe Milli Eğitim Müdürü Ahmet Atabay ve çok sayıda vatandaş katıldı. Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Prof. Dr. Turan Karataş'ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen sempozyumun 1. oturumunda Zaman gazetesi yazarı şair Ali Ural, yazar Tarık Tufan ve şair Ali Ayçil Sezai Karakoç'u anlattılar. Şair Ali Ayçil, Sezai Karakoç'un şiirlerinde Ergani'nin dağının, ikliminin, toprağının, insanının çok büyük tesiri olduğunu söyledi. Türkiye'deki şiir anlayışının Batı'dan bir farkı

olduğunu ifade eden Ayçil, "Türkiye'de şiir daima ülkenin meselelerine ilk el atan dallarından birisidir. Çoğu zaman siyasetten bile önce hareket etmiştir. Çünkü şair sezgisi memleketin başına ne geleceğini önceden algılayan bir sezgidir." diye konuştu. Türkiye'de 1928'de harf inkılabının yapılmasından sonra yeni nesil şairlerin ortaya çıktığını, Sezai Karakoç'un da bu şairler arasında olduğunu kaydeden Ayçil, şunları söyledi: "Onlar latin alfabesiyle yetişen ilk kuşak. Ve Türkiye Cumhuriyeti'nin idealleri çerçevesinde yetiştirilmişler. Ancak Sezai Karakoç'un, içindeki şair kuşağından ufku ve coğrafya açısından farklılaştığını görürüz. O dönemde şairler için coğrafya büyük ölçüde Türkiye coğrafyasıydı. Mesela 'dünyanın en güzel Arabistan'ı' diyorlar, o çok figüratif bir kelime. Şiire güzellik katsın diye konulmuş bir kelimedir. Derinliği, içeriği, arka planı Arabistan'a yönelik değildir. Latin alfabesiyle yetişen yeni nesil şairlerinin kafasındaki ülke Misak-ı Milli sınırlarıdır. Sezai Karakoç onlardan farklıydı. Sezai Karakoç ülke genelinde çok büyük bir coğrafyayı anlıyordu. Türkiye'yi büyük bir hafızanın bekçisi olarak görüyordu. Şiirlerine bakıldığında 1. Yeniciler'de önemli görülen şiirleri vardır. Mesela Şam'ı, Mekke'yi, Medine'yi, Kudüs'ü, İstanbul'u kendi uygarlığının en önemli şehirleri olarak görüyordu. Karakoç'un daha baştan Osmanlı'dan bir düşünceyi, geniş, sınırı büyük ülkeyi, imparatorluk düşüncesini devraldığı ve şiirlerinde yer verdiğini söyleyebiliriz." Karakoç'un, Osmanlı uygarlığını, modernitesiyle çok naif ve ince bir şekilde yeniden ürettiğini vurgulayan Ayçil, düşünce serüveninde Necip

Fazıl Kısakürek'ten çok etkilendiğini sözlerine ekledi.

"KARAKOÇ, ŞİİRLERİNDE BİZİ YUNUS EMRE'YE, AHMET-İ HANİ'YE GÖTÜRÜR" Yazar Tarık Tufan, yalnızlık hissettiği vakit kendini Sezai Karakoç'un şiirlerine bıraktığını söyledi. Üniversite yıllarında Karakoç ile tanıştığını ifade eden Tufan, "Sezai Karakoç'a gittik. Karakoç'a 'Derdiniz nedir, ne yazıyorsunuz, ne yapıyorsunuz?' diye sordum. 'Oğlum iki yol var: Ya diriliş; insanın hayatının yeniden yeşermesi ya da gerçekten ölüm; sadece ölüm. Başımız sıkıştığında bizim evimiz Sezai Bey olsun dedik." diyerek Karakoç'la tanışmasını ve kendisi için önemli bir insan olduğunu anlattı. Karakoç'un şiirlerinde, insanı çok önemli düşüncelere ve coğrafyalara açabildiğini kaydeden Tufan, "Bu konuda elinden tuttuğumuzda bizi alıp doğru, hakikatli yerlere taşıyabilen adamlardan bir tanesi. Bir şiir geleneği olarak bu coğrafyanın köklü şiir geleneklerine sahiptir aynı zamanda. Sezai Karakoç'un dili, şiiri dil akrabalığı bağlamında bizi Yunus Emre'ye, Ahmet-i Hani'ye götürür. Çünkü bu önemli şiir damalarının beslendiği yerden beslendiği için bizi o hakikate taşıyabilir. Bir şiiri okurken bir ayetin tefsirini dinler gibi olursunuz. Gerçekten onun şiiri bir ayet tefsiri gibidir. Bizi mesela Kur'an-ı Kerim'e çağırır. İslam tarihinin önemli anlarına götürür. Bizim elimizden alıp tutar Hz. Ali Efendimiz'le birlikte Hayber Kalesi'nin önünde o büyük kapıyı neredeyse beraber alaşağı edecekmiş gibi oluruz." ifadelerini kullandı. Şair Ali Ural, Karakoç'un parmağıyla

toprağa yazı yazmasıyla şiir hayatının başladığını söyledi. Ural, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Çünkü onun sınıfında ne kara tahta ne masa vardı. Masa vardı, masanın üstünde kum vardı. O, parmaklarıyla toprağın üzerine yazarak yazmayı öğrendi. Sezai Karakoç'un toprağın zerine parmağıyla yazmaya başladığı edebiyat yolculuğu yine parmakla yazılan metinlerin gölgesi ve ihtişamı altında devam ediyor. O hala parmağıyla toprağın üzerine yazıyor. Peki bu toprak nasıl bir topraktır? Fuzuli kendi şiirini tanımlarken 'Benim şiirim topraktır' diyor. Karakoç'un şiiri de, yazısı da toprak ama o onun sınırları dar değil, çok geniş. Bütün İslam coğrafyasını kapsayan bir topraktan söz ediyor." Sezai Karakoç'un bir sözünde 'bin yıllık ömrüm olsa ömrüm boyunca konuşmam ve yazmam nasibimde varsa hep Müslümanların birleşmesinden ve bir araya gelip şuurlu birliklerini oluşturmalarından bahsederim. Bundan bıkmam ve yılmam, bundan daha büyük bir dava bilmiyorum' dediğini hatırlatan Ural, "Sezai Karakoç'a göre en büyük dava Müslümanların birleşmesi. Bu yüzden o daha çocukken 'Oyunlarda Ali rolünü paylaşamıyorduk' diyor, şimdi çocuklar hangi rolleri paylaşıyor. Kelimeleri o kadar dikkatli kullanıyor ki tek bir kelimeyi şiirinden çıkarmak mümkün değil, tek kelimeyi de şiirine eklemek mümkün değil. Fakat bu bir doğum olayıdır. Bir anne nasıl çocuğunu sancıyla doğuruyorsa Sezai Karakoç da bütün şiirlerini sancıyla doğuruyor." diye konuştu. (CİHAN)


39YORUM

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Joost Lagendijk

Hamdullah Öztürk

Kılıçdaroğlu: Hababam kendi ayağına sıkmak Acelecinin harmanı Geçen hafta Türkiye’nin önde gelen siyasileri için iyi geçmedi. Erdoğan Washington’a gitti, ama aradığını -Amerika’nın Suriye’deki Esed karşıtı isyancıları destekleyeceğine dair net taahhüt- bulamadı. Kılıçdaroğlu da Brüksel’e gitti, ama istediğini elde edemedi: CHP’nin bir parçası olmayı arzuladığı siyasi aile konumundaki Avrupalı Sosyalistler ve Demokratlar (SnD) grubundan, politikalarına destek alamadı. Tam tersine, CHP lideri, SnD’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki grup başkanı ve kıdemli Türkiye gözlemcisi Hannes Swoboda ile kavgaya tutuştu. Bozuşmanın sebebi, Türkiye meclisindeki anamuhalefet lideri açısından oldukça utanç verici. Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ı Reyhanlı’daki terörist saldırıda öldürülen “51 kişinin katili” diye etiketlemesinin ardından, Türkiye Başbakanı’na karşı saldırgan kampanyasını Brüksel’de de sürdürdü. Basın toplantısında Erdoğan’ı Suriye diktatörü Beşşar Esed ile kıyaslayıp, aralarında otoriterlik açısından sadece derece farkı olduğunu söyledi. Swoboda, SnD amblemi önünde yöneltilen suçlamaları duyunca, bunların “kabul edilemez” olduğu tepkisini verdi ve Kılıçdaroğlu’nu makamında ağırlamak için açıklamasını geri çekmesi veya düzeltmesi şartını koştu. Bu gerçekleşmeyince de, kızgın bir halde, konuşmaya değer bir şey olmadığına hükmetti ve görüşmeyi iptal etti. Kılıçdaroğlu, Swoboda ile çıkan marazanın talihsiz bir kaza olmadığını gösterir şekilde, İstanbul’a dönüşünde, Avrupa Parlamentosu üyesini ifade özgürlüğünü kısıtlamakla suçlayıp aralarındaki ihtilafa tuz biber ekti. Bazı danışmanları, daha da ileri giderek, Swoboda’yı, Erdoğan’ın avukatı gibi davranmakla suçladı. Sanırım, Kılıçdaroğlu-Swoboda kavgası, ‘kendi ayağına sıkmanın’, yani kendi çıkarlarına bizzat zarar vermenin klasik bir örneği olarak tarihe geçecek. Kılıçdaroğlu Brüksel’i ziyaret ederken, arka planda AKP’nin lehine olmayan bir gidişat vardı. Hükümetin Kürt çözüm planına büyük umutlar bağlansa da, bugünlerde Brüksel’de AKP’nin toplam performansıyla ilgili olumlu değerlendirmeler yapılmıyor. Swoboda’nın Türkiyeli gazetecilere bizzat izah ettiği gibi, AB Türkiye’deki son gelişmelerden endişeli, özellikle de basın özgür-

lüğü, dur-kalk reformlar ve Erdoğan’ın daha muhafazakar bir yaşam biçimini aktif biçimde teşvik etmeyi ima ettiği bir dizi açıklaması söz konusu olunca. Türkiye’nin AB üyeliğinden yana olan Swoboda ve diğer pek çok Avrupalı siyasetçi, net vizyon ve strateji yokluğundan mutsuzlar. Bu, muhalefet lideri açısından, kendisini Türkiye’deki aklın-mantığın temsilcisi olarak sunmak için altın bir fırsat değil midir? Partisini Avrupa’nın endişeleri ve beklentileri uyarınca reform yoluna sokmuş bir lider olmak için... Hükümeti Kürt meselesinde desteklemek, yeni anayasanın şekillendirilmesinde yapıcı rol oynamak, Türkiye’yi daha demokratik bir ülke yapacak reform gündemine bağlı kalması için AKP’yi zorlamak. Brüksel’de ikna edici bir performans, Avrupa’nın CHP algısını düzeltmenin yanı sıra iktidar partisine bir alternatifin yavaş yavaş da olsa şekillendiği fikrini yaratabilirdi. Bunu, Avrupa’da olduğu kadar Türkiye’de de, AKP yanlısı gözlemciler de dahil olmak üzere pek çok kişi olumlu bir gelişme olarak görürdü. Maalesef Kılıçdaroğlu bu senaryoyu dinamitlemek için elinden geleni yaptı. Yine kendi felaketinin yaratıcısı olarak hareket edip, Brüksel’in ileri gelenlerinin çoğunu, AB’nin, hoşlansın ya da hoşlanmasın, yakın gelecekte AKP’ye mahkum olduğuna, zira anamuhalefet partisinin, Swoboda ve diğer pek çoklarının umduğu modern ve ilerlemeci partiye tekamül edemediğine ikna etmeyi başardı. İşte, bu, sadece reform yanlısı CHP’li seçmenler değil, Türkiye’nin tamamı açısından kötü haber. Ülkenin, AKP’nin neredeyse kaçınılmaz biçimde statüko partisine dönüşmesini engelleyebilecek bir muhalefete ihtiyacı var. Kılıçdaroğlu’na Swoboda’nın sözleri uyarınca şu tavsiyede bulunacağım: Partinizin eski tüfeklerine ödün vermeyi bırakıp Avrupa ile ilgili yeni bir danışmanlar grubu seçin, çünkü Ankara ve Brüksel’de bulunan halihazırdaki danışmanlarınız yeni sorunlar yaratmaktan başka bir şeye yaramayacak. Ve son olarak, kişisel bir not: Kendinize yeni bir sol ayak edinin, zira şimdiki kurşun delikleriyle öylesine eleğe dönmüş ki, onunla doğru düzgün bir çizgide yürümeniz imkansız. j.lagendijk@zaman.com.tr

Her varlık gibi, her insan da bir kalem- lirli beş noktasına “namaz” yerleştirmemiz dir ve kendi hayatını yazar. Yaşayarak yaz- istenmiştir. Her üç yüz atmış beş günlük bödığı satırlar, dünya açısından ‘yaşanıp-bitmiş’ lümün on ikide biri oruç olarak belirlenmişşeyler olsa da, ahiret açısından yaşanacak ha- tir. Bu arada kazanılanlardan kırkta birinin yatın çerçevesini çizer, evsafını tayin verileceği yerler de belirlenmiştir. Bizden eder.Şimdi şu cümleye dikkat edelim: “Tek- beklenen, umumi planı dikkate alarak iravini emirlerde ilk yaratılan ‘kalem’, tenzili fer- demize bırakılan alanı uygun bir şekilde manda ilk emir ‘oku’dur.” imar etmektir. Yaptıklarımız plana uygunSonra da şu önemli hususa nazar kıla- luğu nisbetinde var olma hakkını elde edelım: Her varlık bir kalem gibi yazar. İnsan ise, cektir. hem yazar hem de okur. Böyle bir makro planın varlığı ve inşasıO zaman ilk vahyin “oku”mayı emret- nın fasılasız devam ediyor olması der ki: “Bumesi gösteriyor ki, insan iki türlü okuma ya- rada kafana göre bir gecekondu yapmana pacaktır. Birisi kâinattaki her bir varlığın, var- izin verilmez. Boşuna çırpınma.” İşlerin zalığıya bir kalem gibi yazdıklarını okumaktır mana göre planlanmış olması da der ki: “Caki, bunun yolu bilimlerden geçer. İkincisi de nın istediği zaman, istediğin işi yapmaya kalkendisinin yaşayarak yazdıklarını okumak- karak akışı bozamazsın. Vakit neyi gösteritır. Bu iki türlü okumayı yorsa, ona ayrılan zamanda, o nasıl yapabileceğini bilişi yapıp-bitirmek zorundasın.” Levh-i mahfuzda tasavvur mek ve bilerek yapmak O yüzden “Acele şeytanedilenler, “zaman” üzerine isterse üçüncü bir okudan, teenni Rahman’dandır.” yazılır. Zamanı bir arsa gibi maya ihtiyaç duyacaktır. Teenni, ağır vasıta gibi zamanı Bu üçüncü okuma, doğru düşünürsek, o arsanın neresine öğüterek çalışmayı ifade etmez. neyin yapılacağı planda okuyabilmenin hem vasıTam tersine zamanı gözetip, tası hem de neticesi ol- mevcuttur. Mesela bize düşen vakti girer girmez işleri sür’atle kısımda, her bir yirmi dört mak gibi müstesna bir bitirip, ondan sonraki vaktin saatlik dilimin, belirli beş kıymete sahiptir ve kıyişine girişmeyi ifade eder. Donoktasına “namaz” meti ancak diğer iki layısıyla sür’at makbul, acele okuma ile birlikte yapı- yerleştirmemiz istenmiştir. Her mezmumdur. Acele, bir işi vakti üç yüz atmış beş günlük lırsa tam olarak anlaşılır. girmeden evvel yapma hevebölümün on ikide biri oruç Şimdi okunacak siyle çırpınıp-durmaya derler. üçüncü şeyin kıymetini olarak belirlenmiştir. Bu arada Arsa olmadan bina yapılagöstermesi bakımından kazanılanlardan kırkta birinin mayacağı gibi, vakti girmeden verileceği yerler de İslam düşüncesinin tebir işi başarmak da mümkün belirlenmiştir. mellerine dair bir cümle olmaz. O yüzden vakti dikkate nakledelim: Kainat levhalmadan heveslenen acelecilei mahfuzun bir tecellisidir. rin yaptıkları çöpe gider. HarLevh-i mahfuzda tasavmanlarında hatadan başka bir vur edilenler, Kur’an’da kayda geçirilmiştir. şey bulmak mümkün değildir. Çünkü onlar Öyleyse kainattaki her bir varlığın ve on- zamanı gözetmediği için, zaman da onlara ların içinde tabii ki de ‘ben’im neler yazaca- vefa göstermez. ğımı, onları nasıl okuyabileceğimi gösterecek Sonuç olarak, herkes hayırla yad edileşsiz rehber Kur’an’dır. Kur’an, “Kitabını mek, kendisinden sonra gelecek bütün haoku. O gün senin aleyhine hesap görücü ola- yırların kapısını açan adam olmak ister; isterak o yeter.” diyerek, yaşayarak yazdıkları- melidir de... Ama bir şeyi iyi bilmek kaydıyla: mızı okumaya özel bir önem atfeder. Zaman denilen sırlı şeritte, bizim vaktimize Levh-i mahfuzda tasavvur edilenler, “za- ne düşüyorsa ancak onu yaparak kıymet kaman” üzerine yazılır. Zamanı bir arsa gibi dü- zanabiliriz; heveslendiklerimizde ısrar edeşünürsek, o arsanın neresine neyin yapılacağı rek değil... planda mevcuttur. Mesela bize düşen kıh.ozturk@zaman.com.tr sımda, her bir yirmi dört saatlik dilimin, be-

Hep ecnebiler yüzünden... AHMET TURAN ALKAN

Biz ırkçı bir toplum değiliz ki abi, yoktu eskiden böyle şeyler; aramızdan tek-tük çıkan ırkçı hezeyanlar kışkırtıcı ajanların marifetidir. Milli birlik ve beraberliğimizi çekemeyen dış düşmanların yerli işbirlikçilerinin provokasyonları bunlar... -Doğru söylüyorsun vallahi, geçenlerde devletin önayak olduğu bir toplu konut semtini gördüm uzaktan; düşündüm, düşündüm, dedim ki, bu kötülüğü bizden biri yapmış olamaz! Peki kimin eseridir, bence misyoner mekteplerinde sırf bu maksat için yetiştirilmiş, aramıza sızdırılmış uzmanların eseridir. İnsan hiç kendi toplumuna böyle şeyleri revâ görür mü mîrim? -Onu diyordum; tarihe bakıyoruz; insanlığa hüsn-i misâl olacak bir milletin evlâtları iken nasıl oldu da böyle yanlışlıklar yaparız bir türlü anlamıyorum. Aradığım sorunun cevabını Kültigin Kitabeleri’nde buldum abi, diyor ki, “Çin kavminin sözü tatlı, hediyesi yumuşak imiş, tatlı sözü, mülayim

hediyesi uzak kavimleri yaklaştırır imiş. Sonra mi vardı yahu; nerden geldi bu sistem, kaça da fesat bilgisini orada yayarmış, iyi, bilge ki- aldık? Bedavaya aldık; işe yarar bir şey olsaydı şiyi yürütmez imiş. Onun tatlı sözüne, yu- bedava verirler miydi adamlar abi? Bilakis muşak hediyesine kapılan çok Türk kavmi Marşal yardımı gibi eski tapon şeysilerini altun gibi gösterip bizi tâkatten düşürdüler. öldü.” -Aynen öyle, sözün gelişi şu parlamenter Bunlar beynelmilel Siyonist, Mason, Tapısistemi ele alalım; parlamenter sistem iflâs etti nakçı, Sorosçu zihniyetinin aramıza soktuğu azizim, vekillere bak, el kaldırıp indirmekten Truva atları... -Ne güzel söyöte bir şey yapamıyorlar. Niye, çünkü sistem ithal abi. Eskiden beton mu vardı kardeşim, çelik karkas ledin; basın meselâ; ne gerek var kardeEloğlu kullanılmış, kadidi mı vardı; gül gibi toprağımızı alınteriyle çıkmış eski sistemini allıyor yoğurup kerpiç keserdik. Şehirlerimizi Batılı şim? Basın yüzünpulluyor, Türk’e kazıklıyor. ajanlar mahvetti Necmettin, karınca yuvası gibi den parça-bölük olNerden geldi bu sistem, Av- apartmanlar yaptılar; pırıl pırıl akarsularımızı duk. Bir hâdise oluyor, kırk parçaya ayrupa’dan, Fransa’dan; ormahvettiler. rılıyoruz, her kafadan bize hayırlı bir şey gelir dan bir ses çıkıyor. mi efendim? Mümkin değil! Ne yapmalı? Tarihin imbiğinden süzülmüş Nerden geldi bu basın, kripto entelijans servmis gibi reislik teşkilatı orada sahipsiz duru- islerinin hediyesi! Anayasayı al meselâ; Mityor. Al, çatır çatır kullan, hem ecdâdın rûhunu hat Paşa anayasa diye diye cennetmekân Abşâd et, hem de dünyanın lideri ol. Bu kadar dülhamid Hân’ın başının etini yedi, tercüme ettirdik bir anayasa alelacele; zokayı yedik dabasit! -Onu diyordum abi, demokrasi meselâ; mağımızdan, dikkat buyur, o tarihten beni ifnedir o çoğulcu, plüralist bilmem ne? Sıkılmış lâh olmuyoruz bir türlü... yumruk gibi olduğumuz zamanlar muhalefet -Milletlerarası Haçlı koalisyonunun tertibi

bunlar abi. Baktılar Türk’ün Osmanlı’nın, Müslüman’ın bileği er meydanında bükülmüyor, oturup asırlık planlar yaptılar. Öz be öz yerli ve milli evlatlarımızı misyon mekteplerinde yetiştirip devşirdiler, aramıza saldılar. -Eskiden beton mu vardı kardeşim, çelik karkas mı vardı; gül gibi toprağımızı alınteriyle yoğurup kerpiç keserdik. Şehirlerimizi Batılı ajanlar mahvetti Necmettin, karınca yuvası gibi apartmanlar yaptılar; pırıl pırıl akarsularımızı mahvettiler. Nedir o internet denilen fısk ü fücûr icadı kardeşim. Bir de tivit diye şey icad ettiler, bizim o saf gönüllü insanlarımız aklından ne geçerse yazıyor oraya; n’ooluyor, herifler şuuraltımızı okuyor, bütün plânlarımızı internetten öğreniyorlar Necmettin! -Çok üzülüyorum abi, uykularım kaçıyor. Bir millet bu kadar ayran gönüllü olabilir mi yahu? Hep saflığımızdan, temizliğimizden; neyse çocuklara söz verdik, sizi hafta sonu AVM’ye götüreceğiz diye, gecikmeyelim trafik yoğunlaşmadan. Hadi bismillah! t.alkan@zaman.com.tr


40YORUM

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Bosna-Hersek’in bebekleri kimliksiz EMINE ŞEÇEROVIÇ* Bosna-Hersek’te yaşanan siyasî sistem

1ve devlet yapısıyla ilgili artık olumlu bir

yazıyı kaleme almak isterdim ama bu sefer de şu dönemde Bosna-Hersek’te yaşanan önemli bir sorunu aktarmaya çalışacağım. Ülkede artık kimsenin şaşırmadığı, alışılmış bir durum var ki; o da Bosna’daki siyasî kararların çoğu zaman ortada kalmasıdır. Konuşuluyor, tartışılıyor ama neredeyse her zaman birden fazla taraf, görüş çıkıyor ve sonunda sonuca varılamıyor. Bosna-Hersek’in milli marşı sözleri konusunda olduğu gibi, Boşnaklar memnunsa Sırplar değiller, Sırplar memnunsa Hırvatlar değiller ve böyle bir döngü gibi kararlar sadece dönüp durur. Sonuç olarak milli marşımızın sözleri yok. Son aylarda tartışılan, oldukça önemli olan ve de bu kararsızlık döngünün kaderini yaşayan bir kanun var ki; daha doğmamış çocuklara bile Bosna’nın karışıklığını yaşattırıyor.Bosna-Hersek’te 12 Şubat 2013 tarihinden sonra doğan çocuklar yasal olarak yok gibiler. Nasıl olur demeyin, Bosna-Hersek’te her şey mümkün, her şey olabiliyor. Bosna-Hersek Anayasa Mahkemesi’nin vatandaşlık numarasıyla ilgili 5. maddeyi iptal etmesiyle birlikte, 12 Şubat’tan sonra doğan çocuklar vatandaşlık numarası, dolayısıyla sağlık güvencesi ve sosyal güvence haklarına da sahip olamıyorlar. Kısacası, ülkede yok sayılıyorlar. Oysa diğer kanunlara göre yeni doğan çocukların kaydı 30 günde yapılmalı ama bugün o kanunlara uygun olarak çocuğunu kaydettirmek isteyen aileler, diğer kanunun eksikliğinden onu yapamıyorlar. Çocukların sağlık karneleri yok, anneler ise hiçbir doğum hakkından yararlanamıyorlar, ayrıca ülkede kendilerini hapiste gibi hissediyorlar çünkü vatandaşlık numarası olmayan çocuklarıyla ülke dışına da çıkamıyorlar. Diğer tarafta ise 12 Şubat’tan sonra doğmuş çocukları olan ve başka ülkelerde yaşayan Bosna-Hersek vatandaşları da Bosna’ya gelemiyorlar. 12 Şubat’tan sonra bu konu tekrar ve tekrar siyasetçiler tarafından tartışıldı, konuşuldu fakat çoğunlukla olduğu gibi ortak bir noktaya varılamadı. Daha da üzücüdür ki, tartışmanın içinde olan ve oy kullanma hakkı olan bazı siyasetçiler, konunun ne kadar önemli olduğunun farkında bile değiller. Öyle ki, Bosna-Hersek medyası için bir milletvekili vatandaşlık numarasıyla ilgili şöyle bir yorum yaptı: “Vatandaşlık numarası nedir? Ben bilmiyorum. Orada 14 haneli bir numara gibi bir şey duydum.” Bu milletvekilinin dediği 14 haneli numara ise yeni doğmuş çocukları ülkenin bir vatandaşı olarak gösteren numaradır. Bugün üçdört aylık bir bebek gülmeye başladıysa da, etrafına varlığını belli etmeye başladıysa da ülkede doğmuş olarak bakılmıyor.

DAĞISTAN ÇETİNKAYA

Peki bu konuda en büyük sorun nedir diye sorduğumuzda ilk başta yine Sırp Cumhuriyeti’ne gözlerimizi çeviriyoruz. Vatandaşlık numarası hakkındaki kanunun çözüme ulaşamaması Sırp Cumhuriyeti’nin işine yarıyor, bu yüzden mümkün olduğu kadarıyla da sorun çıkartıyorlar. Çoğu zaman Sırp Cumhuri-

olsa da Bosna-Hersek, tüm bölgeleriyle birlikte, bağımsız bir ülkedir. Dolayısıyla, vatandaşları hakkında her türlü uygulama, bu durumda vatandaşlık numarası, sadece ve sadece Bosna-Hersek devleti tarafından yönetilebilir. Sırp Cumhuriyeti ise bu uygulamaları entiteler üzerine geçirmeye çalışmaktadır, yani Sırp

ama herkesin bildiği, uzun vadeli planlardır. Savaşta yapılamayanları şimdi bitirme çabalarıdır. Zaten Sırp Cumhuriyeti Başkanı Milorad Dodik’in, Bosna-Hersek’i devlet olarak saymadığını, görmediğini birçok açıklamasından görme, duyma ihtimalimiz oldu. Bu öneriler ise Bosna-Hersek Federasyonu tara-

yeti’ndeki yöneticilerin bu bölgenin bağımsız olması gerektiğini savunduklarını duyduk, duyuyoruz. Amaçları Bosna-Hersek’i daha da bölmek, Sırp Cumhuriyeti’ni Bosna-Hersek’ten ayırmak ve bağımsız olmak. Elbette, Boşnaklar açısından ve sadece Boşnaklar değil, kendini Bosna-Hersek’in bir parçası olarak gören her vatandaş açısından bu durum kabul edilebilir bir şey değil. Sırp Cumhuriyeti’nin bu isteği zorla yapma ihtimali yok, dolayısıyla ülkedeki karışık siyasi sistemi olabildiğince fazla kullanmaya çalışıyorlar, onun için de başlarında başarılı bir başkanları var. Vatandaşlık numarası da onlardan biridir. Her ne kadar bunu istemeyen kesimler

Cumhuriyeti’nde doğan bebeklerin vatandaşlık numara hakkı da Sırp Cumhuriyeti’ne ait olacak. Böylece, Bosna-Hersek devletinden bu konuda bağımsız bir bölge olacak. Bu, asıl amaçları olan tamamen bağımsız bölge olma yolundaki küçük adım denemeleridir. Sırp Cumhuriyeti’nin şu an sorunun çözümü olarak önerdiği şey tam da bu: “Sırp Cumhuriyeti kendine göre kanun çıkartsın ve vatandaşlık numaraları versin, Bosna-Hersek Federasyonu da kendine göre kanun çıkartsın’’, bu durumda iki bölge birbirinden bağımsız olarak yürütülecek ve kendileri yavaş yavaş BosnaHersek devletinden kopacaklar, devletin kontrolü altından çıkacaklar. Bunlar aslında, gizli

fından kabul edilebilir bir şey değil. Hangi entite olursa olsun, doğan her çocuk Bosna-Hersek vatandaşıdır ve sadece devlet onun haklarından sorumludur. Herhangi bir sebeple, sadece devlet katında olan uygulamaları entiteler seviyesine getirmek mümkün değildir; çünkü bu, ülkenin bölünmesine işaret olur. Elbette vatandaşlık numarasıyla ilgili bu sorun bir şekilde çözülecek, ne zaman bilinmez ama bebekler de var olarak sayılacaklar. Lakin, BosnaHersek’in bu yönetim sistemi ve bu sistemde Dodik gibi olan adamlardan ne zaman kurtulacağı muammadır. *Bosna-Hersek Oslobodjenje Gazetesi, Türkiye Muhabiri

KRAL VE SOYTARI


41 YORUM

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Ekrem Dumanlı

Türkiye nasıl küresel güç olur? Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Amerika gezisi geçen haftanın en çok konuşulan konusuydu. Gündemin ilk maddesi hiç şüphesiz Suriye’de yaşanan krizdi. Suriye’nin Türkiye için önemi malum; orada patlayan her bomba Türkiye’yi bîzar ediyor. Ya Amerika? Suriye’deki bir sorunun çözümü için binlerce kilometre ötedeki bir ülkeyle görüşme zaruretinin pek çok sebebi var. O yüzden “Suriye nire Amerika nire?” diyemiyorsunuz. Sadece Suriye de değil; dünyanın öbür ucundaki bir siyasi kriz, küresel güçlerle görüşülmeden çözülemiyor. “Bu problemi tek başıma çözerim...” dediğinizde karşınıza çok daha karmaşık bir tablo çıkıyor. Dünyanın realitesi bu! Dünyadaki değişik güç odaklarını hesaba katınca ister istemez herkesin aklına “Türkiye de bir gün küresel bir güç olur mu?” sorusu geliyor. En azından global karar aşamasında fikri sorulan bir ülke olmayı kim istemez? Bu isteği, “Türkiye sömürgeci bir ülke olsun ve oluşturacağı hegemonya ile ülkelere nizamat versin.” şeklinde algılamak tabii ki bir şaşırmışlık ifadesidir. Önemli olan, bizi ya da yeryüzünü etkileyecek kararlar verilirken o sürece dahil olmak ve güç odaklarının bize dayattığı bir senaryonun içinde kaybolup gitmemek. Bulunduğunuz bölgede ya da dünyanın ta öbür ucunda sözünüzün dinlenmesini istiyorsanız bunun kendine mahsus bir yol haritası var, onu takip edeceksiniz. Ki barış adına gördüğünüz rüyalar gerçek olsun. Birkaç maddeyle o yolun erkânını şu satırlara iliştirmek isterim: 1- DOĞRU TESPİT YAPARAK: İşe, “Şu an neredeyiz?” diye başlamak ve rasyonel bir tespitte bulunmak lazım belki de. Ve manzarayı olabildiğince doğru resmetmek. Gerçek şu ki, biz henüz ne bölgemizde ne de yeryüzünde denge unsuru olacak kadar büyük bir güce sahip değiliz. Tarihin bize emanet ettiği muazzam bir şuuraltı potansiyelinin varlığı ortada. O birikim belli bir coğrafyada güzel çağrışımlar da yapıyor; ancak devletler dengesinde söz sahibi olabilmemiz için henüz yeterli bir mesafe alınmış sayılamaz. Bu tespiti doğru yaparsak bir ufka yürüme becerisini kazanabiliriz. 2KENDİMİZİ AŞARAK: Türkiye’nin iç enerji kaybı hâlâ çok yüksek. Kutuplaşmalar, onlarca yıl iç enerjimizi tüketti. Hâlâ da tüketiyor. Siyasette, düşüncede, sanatta, sporda... Her alanda korkunç bir gerginlik hatta kimi zaman düşmanlık yaşamaya mahkûm ediliyor kitleler. Çoğu suni ve güdümlü kavgalar, bitmek bilmeyen anlamsız gölge dansına dönüşüyor. Gergin, öfkeli ve her an patlamaya hazır insanların büyük resmi görmesi ve doğru istikamete yürümesi hiç kolay değil; çünkü paçalarını seviyesiz kavgalara kaptırmış bir toplumun çağıyla hesaplaşması ve istikbale kanatlanması da mümkün değil. 3- SİSTEMİ DÖNÜŞTÜREREK: Kendi içinde sorunlarını asgari düzeye indirmiş bir ülkenin önünde çok mühim bir kavşak var: Bürokrasiden demokrasiye geçiş safhası. Devlet dediğimiz yapının, halka karşı gücünü hoyratça kullandığı uzun bir

dönemi arkada bırakması gerekiyor. Bireyi esas alan bir tekamülden başka elimizde seçenek yok. Ancak statükonun binbir kılığa girerek yürüttüğü bir direnişten söz edebiliriz. Devletin kamulaştırıcı fonksiyonları ve bürokrasinin taviz vermez yapısı, bir şekilde hükümranlığına devam ederse hem içeride huzur tastamam sağlanmaz, hem de sınır ötesinde denge olma konusunda mesafe alınamaz... 4- KATILIMCI DEMOKRASİYİ HAYATA GEÇİREREK: Katılımcı demokrasinin en temel dinamiği bireyin ve sivil toplum kuruluşlarının yönetime katılmasıdır. İcraat makamı ne kadar önemliyse onun sivil denetimi de o kadar önemlidir. Bu nedenle fikir zenginliğinin kaynak unsurları çeşitlenmeli ve farklı fikirlerden istifade etme arzusu, usulü, standartları belirlenmeli. İnanç, düşünce, ifade, basın özgürlüğü gibi temel haklar teminat altına alınmalı ki hem doğru adımlar atmanın yolları açılsın hem de içerdeki özgürlükçü ufuk dışarıda da inandırıcı bir beyin fırtınasına dönüşsün. 5- SAYDAMLIKTA MESAFE ALARAK: Kalıcı bir etkinin, inandırıcı bir yapının, güven verici bir davetin ülke sınırlarını aşarak dalga dalga yayılması için şeffaflık ve samimiyetin ortaya konması gerekiyor. Toplumun tamamını kucaklayan bir devlet, toplumun tamamına karşı kendini sorumlu hisseder. Hesap vermeye açık yapıların inandırıcı bir modele dönüşmesi ve kalıcı etkiler bırakması hakkaniyet ilkesinin hayata geçirilmesine bağlı. Daha pek çok şey söylenebilir. Her geçen gün dünya devletleri

tarafından daha ciddiye alınır bir halimizin olduğu aşikâr. Son ABD gezisi de buna şahittir. Her ziyaret, daha kapsamlı, daha saygılı ilişkileri işaretliyor. Ortaya çıkan her yeni durum sevindirici bulunsa da daha alınacak çok mesafe olduğu belli. Türkiye, insan kaynaklarının zenginliği, kültürel altyapısının ihtişamı, demokratik tecrübesinin birikimi gibi pek çok özelliği ile “Dünya dengelerinde ben de varım!” demeyi hak ediyor. Yeter ki aynadaki aksinden ürkmesin, kendi gölgesinin altında ezilmesin...

Ev inşa edemeyen, medeniyet inşa edemez Geçenlerde gazetemiz, önemli bir ortak akıl toplantısına ev sahipliği yaptı. Kentsel dönüşümün ele alındığı toplantıya konuyla ilgili paydaşlar katıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, belediye başkanları, TOKİ ve KİPTAŞ yetkilileri, büyük inşaat şirketleri... Toplantının başlangıcında, bir giriş konuşması yapmam gerekiyordu. O konuşmayı inşaatmedeniyet ilişkisine ayırdım. Tabii ki birkaç cümleyle değinebildim. Şimdi birazcık daha o kapıyı aralamak istiyorum. Zira şehircilik kültürümüz maalesef hâlâ inşaatçılık çıtasını aşabilmiş değil. Meseleyi sadece inşaat teknolojisi açısından değerlendirmek; ya da yasal düzenlemelerin teknik detayında kaybolmak bugün çok fark edilmese de gelecekte büyük sıkıntıların oluşmasına sebep olacaktır.

Bir ev bina etmek, bir site inşa etmek, bir medeniyet öngörüsünde bulunmak demektir. Böyle baktığınızda şu tespiti yapmaya mecburuz: İnşaat, sadece müteahhitlere bırakılamayacak kadar önemlidir. Meselenin sosyal boyutu, teknik-teknolojik boyutundan çok daha önemli! Neden mi? Bir yerleşim merkezi kurdu-

ğunuzda nesiller boyu yaşanacak bir ortam ve atmosfer oluşturuyorsunuz. İnsanlar nerede yaşayacak, ebeveyn ilişkisi nasıl olacak, komşuluk münasebeti nasıl tesis edilecek, o evlerde yaşayanların sosyal etkinliği nasıl tezahür edecek gibi soruların cevabı, kuracağınız/kurduğunuz yerleşim merkezinde saklı. Bu konu sosyal bilimlerin alanına giriyor; ama inşaat sektörünün sosyal bilimlere kulak verdiğini maalesef pek göremiyoruz. Kitlelerin bir arada yaşadığı siteler hızla yayılıyor; ancak o kalabalık içinde bir sosyalleşme mi söz konusu, yoksa yalnızlaşma mı? Kimse kızmasın ama kalabalıklar içinde yalnızlaşma süreci daha ağır basıyor bugün. Kibrit kutularını andıran inşaat modellerinde bir medeniyet ışığı bulmak çok zor. Bazen ışık diye sunulan şaşaa ve debdebenin ise gelecek adına güzel şeyler vaat ettiğini söylemek kolay değil. Çocukların annebabalarıyla ve hatta dede-nineleriyle yaşayacağı bir ortam kuramamak bile bir şantiye kültürü ile karşı karşıya olduğumuzu gözler önüne seriyor.

İNSANIN ŞEHİR VE TARİHLE İLİŞKİSİ İHMAL EDİLİYOR TOKİ ve KİPTAŞ gibi kuruluşlar acil konut ihtiyacını karşılamak için hızlı ve seri işler yaptı. Bu açıdan takdire şayan şeyler ortaya koydukları da söylenebilir. Yalnız yeni bir durumla karşı karşıyayız. Eskisi kadar aciliyet olmadığına göre meselenin ev, mahalle, çevre, şehir ve hayat üzerinden eleştirel bir gözle tekrar ele alınması, doğru sentezler yapılması gerekiyor. Daha tabii, daha insanî bir sentez için daha derin düşünmek şart. İnşaat teknolojisinde muhteşem başarılara imza atan ve dünyanın dört bir yanında yatırım yapan şirketlerimizin artık meselenin sosyal, kültürel ve çevresel boyutuna kafa yorması elzem. O altyapı ve birikim inşaat sektöründe var. Şirketlerimiz teknolojik bakımdan büyük bir donanıma sahip. Yeter ki inşaat yapmak ile medeniyet inşa etmek arasındaki ilişkiyi ciddiye alsınlar. İhtiyaç ile estetik nasıl yeni projeleri kaçınılmaz kılıyorsa, insan ve toplum ilişkisi de tarih karşısında onları göreve çağırıyor. Yeri gelmişken şu gerçeğe değinmeden edemeyeceğim: İstanbul gibi muazzam bir şehrin muhteşem bir mirası sayılan Suriçi bile sadece turizme göre şekilleniyor ve bir medeniyet ışığı saçmak şöyle dursun; sürekli insansızlaştırılıyor. Onlarca yıldır insanların kaçmak zorunda bırakıldığı bir Eminönü, Fatih, Beyazıt var karşımızda. Oradaki üniversitelere rağmen o tarihi semtler insandan koparılıyor. Ve maalesef sorumlu makamlar hâlâ alarma geçebilmiş değil. Oteller bölgesine dönüştürülen dünyanın en güzel açık hava müzesinde mabetler boş, tarih insandan koparılmış. Yeni şehirler inşa etmek bir yana; dünyanın en eski şehirlerinden birini kaybediyoruz. Viyana’nın, Paris’in, Roma’nın başına gelmeyen yalnızlaşma ve insansızlaşma neden İstanbul’un hazin akıbeti haline geliyor? İstanbul Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Fatih Belediyesi bu korkunç süreç için ne düşünüyor acaba? İş işten geçmeden bir şeyler yapılmasını beklemek tarihe ve insana saygının gereği değil mi!


22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

42BULMACA

Eksik deþil, bütün

üiddetli, keskin

Anlaýma

Bir harfin okunuýu

Sınırlama

Soluduþumuz ortam Kısaca kiloamper

Emre hazır

ûki kuruýluk akçe

Bir tür kavun Ölümlü

Boýa gitme

Yaþmur

Zabıtname

Bir tür üreteç

ûlkel silah

Bir popçu (ûlhan ...)

Baryumun remzi Bir çocuk oyunu

Balkabaþından çıngırak Alıý veriý fiyatı, pazar

Ekleme

Anıt

Alemler

Resimdeki

Bir sporcu (... Tekke)

6

1

5

9

Soylu, köklü aile

Bir hayvan

7

6

2

3

1

2 9

7

3

8

6

4

5

9

5 4 3

6

7

9

4

1

2 7 5

1

Tablodaki tramlý kalýn çizgilerle belirlenmiþ 3’e 3’lük karelere, 1’den 9’a kadar rakamlarý birer kez kullanarak yerleþtirin. Öyle yerleþtirme yapmalýsýnýz ki, bütün 3 lükle ri dol dur du ðu nuz da tablonun bütün kutularý yukarýdan aþaðýya ve soldan saða 1’den 9’a kadar rakamlardan birer kez kullanýlmýþ olsun.

8 5 9 7 6 4 3 1 2 7 1 2 8 3 9 5 6 4 4 6 3 5 1 2 8 7 9

9 2 1 3 4 5 6 8 7 6 3 4 9 7 8 1 2 5 5 8 7 1 2 6 4 9 3

Kokulu, uçucu sıvı

Deþerli bir kumaý

ûplik

Ankara ilçesi

Fasıla

Bir hadis alimi

Tanrı

Yapma

3

1 9 5 4 8 7 2 3 6 2 4 8 6 9 3 7 5 1 3 7 6 2 5 1 9 4 8

Silisyumun remzi

Meyve göbeþi

Olmamıý

Tayin

Bir hava taýıtı

Daþ lalesi

5

ûkinci olarak Bir mutfak eýyası

SUDOKU BULMACA

5

3

8

Çocuþu olan adam

Sudan sebep

S. Arabistan’da ýehir

Bir bakan (... Yıldırım) Japon çiçek sanatı

Hamız

Bir harfin okunuýu

Ismarlama

Bir meyve

Allah’a göre insan

Bir nota

Doþru olmayan söz

Kısaca baryum

Günlük bir içecek

Küçük cadde

Dejenere

Argoda yok manasına

Su

3

Bir soru

Nikelin remzi

Þ ÝF RE K E LÝ ME:

Allah’ın bir adı

ûmamlık, reislik

1

Devlet hizmetlisi, görevli

Musevi

Gemi odası

Noksan, eksik

ûdrar tutulması

Nazlı, ince

Beddua

2

Bir iç deniz

2

1

Allah’ın evi

Bir tür yılan

ûç sıkıntısı

Sınır, hudut

Galyumun remzi

19 BULMACA

Güçlü, korkusuz

Bir tür etli zeytin

Hazýrlayan: YALÇIN SABRÝOÐLU Bir deyim

Temel Reis’in düýmanı

Koyunlarda bir hastalık

4

Arının yaptıþı

Parça, kısım

Yabancı

Toptan, götürü

Candan

Namazda ayakta durma

Vasıf

Kapasite

Üst zıddı

Eýek sesi Beyaz

Kısaca kilometre ûlk Osmanlı hükümdarı

Bir milletvekili (... üükür) Kur’an’da bir sure

Dörtgen

Çavuý kuýu

Tutma yeri

Faiz

Bir ilimiz

Kara taýıtı

Çok yiyen

3

5

Kaza eseri

y.sab rioglu@za man.com.tr

4

BULMACALARIN CEVAPLARI 43’NCÜ SAYFADA


OE

N TÝ J U L O A JH ELÜ K N

E Ý O ER E EÝ L O D AEU

þ

TOR

F AT K O E O FY OK Ý

E JÞ R ÇK R EN F RK ERR

RK

K T K A þ K RK M A K þ

E AÇ F RB þ ER K FC

L EA Ý ÞÝ O LV K ÝE

A

U

E

O

Ç

R

Þ

Ü

N

Ý

A

Ā

I

M

G

þ

GFU

EKU

ü ÝN U AN T üA G U U OTM

C ZE F Zþ R CZ F FÐ ZRÞ

YþC

P NÖ

G Z M C þ A K ZU A Ü

Ý VÞ T KY Ö ÝG A TS

A

Z

M

K

R

ÞÝÝ

N

ME

E

ÝAE

NGS

GUA

T

AZ

Ü

BNM

PYM

FZT

ÇOÝ

Ü ÞB

R

KM

Ý

ÞK

K

N Ý

Ç

Ý

RA

D

CTV

R

US

IEÝ

U VÜ

þAL

IEK

AK þ

M AD

R

Ü S

O

ZB

N

ZN

T Y

Ü ÝA

EA

GÖ G

R N K

GZC

N

AV

D

Ý

O

Ý O

S

A

Ü O

R

S TÝ

O

CT

T R M

A AM

TLE

þü U

KV M

ÝG M

A

KT

S

þN

E

T T

E E

BÞR

PYT

FÝT

ÇKÐ

ÜÝE

U

I

ÞÐ

R

NL

P

CV

K

RR

A

R CN

U

AF

IÇG

UþN

þBO

IPO

AUK

Ý M Y

þ

ÜP

R

Z

Ð Z

K T

P

Þ

U

Y

F

P

D

Ý

J

L

U

M

D

E

R

M

E

E

TR F Ýþ A FD

AÝ H RA Z HF V ZÇ

AEÝ

ÖGC TUÝ CL Z ÝÞ

RFA ÐNO AE P OF

ZEP EL E PO A EN

Y

S

S

C

VT Ü J T S J

F

M

U

A

Ý E ÐD E T D

E

ü

S

M

ÝS LÜ S O Ü

S

þ

T

þE VN E R N

H

Þ

Ý Y E Nþ J L þ

E O R FÞ R Ç Þ

ÜE R Ç E A Ç

N

E

ÝJ

C

NR

RGA GR T Aþ Ü TD

GE NK K EU Þ Kþ M

LSK OS U KR M UV

üKV ONJ VS N JE

Vþ A KB T AA þ TN

R GDM ÝA A M O AR

Ö

TÞ P Þ Þ Ý Þ

U

NA þ N A V N

O

K

L ÐL L E L

B

T

U

A V I

E

VL

AA

ZF

PE

AB

E

S

S

T

þ

O

A

R

R

A

Þ

E

L

Ç

Ý

ÜT

ÞY

VÝÞNE, YORUM, ZAMANE. VÝÞNE, YORUM, ZAMANE.

8

7

6

8

87

76

5

4

P 6 M

3

4

2

3

1

2

1

2

5

1

1

3

4

2

2

3

3

5

Bulmaca

1

r.ay din@za man.com.tr r.ay din@za man.com.tr

Þ ÝF RE K E LÝ ME: 1

2

ek. 3) Hattatların kâþıt cilalamak için kullandıkları niýasta ve yumurta akından

SOLDAN SAĀA 1) Yaþıýların etkisiyle SOLDANalt SAĀA 1) Yaþıýlarıngevýemesi etkisiyle topraþın tabakalarının topraþın alt tabakalarının gevýemesi sonucu üst tabakanın yerinden oynayarak sonucuetmesi, üst tabakanın oynayarak hareket kayýa, yerinden toprak kayması.– hareket etmesi, kayýa, toprak kayması.– Mektup. 2) Uzun yay biçimli gagalı, güver6 7 8 9 10 11 12 SOLDAN SAĀA 1) ûnsan, hayvan ve bitkilerin Mektup. 2) Uzun yay biçimli gagalı, güver4 5 6 7 8 9 r.ay10 11 12 din@za man.com.tr cinden küçük, baýı sorguçlu, kısa kanatlı Refik Aydýn yapısını ve organlarının birbiriyle olan cinden küçük, baýı sorguçlu, kısa kanatlı bir kuý, çavuý kuýu, hüthüt.–bilim, Göþüs teýrih.– kemiþi ilgilerini inceleyen bir kuý, çavuý kuýu, hüthüt.– Göþüs kemiþi arkasında bulunanbüyük iç salgı bezi, özden. 3) Olduþundan gösterme, büyütme, bulunan iç salgı bezi, özden. 3) Üstüarkasında örtülü, önü açık yer, sundurma.– abartma. Duvarları tuþladan, 4 5 6 7 8 9 10 11 12 Eskiden Üstü örtülü,2) önü açık taý yer,veya sundurma.– Balkanörtülü göçmenlerinin üstü özellikle taý bir kapakla mezar.– Kötü Eskiden özellikle Balkan göçmenlerinin erkekbirçocuklarına koyduþu etkiyi veyasık sonucu baýkabirbirisim. etki4)ile erkek çocuklarına sık koyduþu isim. 4)3) yok etme, karýılama, yerinebir koyma. Müstahkem yer.– ûlim, bilgi.– Hisse. 5) Müstahkem yer.–Yiyecek ûlim, bilgi.– Hisse. 5) cezası.– içecek, Sena,Ölüm methetme, övme.– Bir harfiözellikle n ince Sena, methetme, övme.– Birörtü.– harfinSeyrek ince ekmek. 4) ûnce perde veya okunuýu. 6) Bir ilimiz.– Tazelik, körpelik. 7) okunuýu. 6)dikiý.– Bir ilimiz.– Tazelik, körpelik. 7) ve eþreti Bir nota. 5) En kısa zaman Kur’an alfabesinde bir harf.– Sonra, Kur’an alfabesinde bir harf.– Sonra, parçası.– Renk deþiýtirmesiyle ünlü sonradan, daha sonra. 8) Gaziantep’in bir sonradan, Gaziantep’in bir sürüngendaha türü,sonra. kaya 8)keleri. 6) ûýçilerin ilçesi.– Boya giydikleri, inceltmekte kullanılan bir baýlarına metal kullanılan veya plastikten ilçesi.– Boya inceltmekte bir II.II. Dünya madde. YUKARIDAN AþAĀIYA yapılmıý koruyucu baýlık.–1)1) Endonezya’yı Dünya madde. YUKARIDAN AþAĀIYA Savaýı’nda ABD’nin atom bombası oluýturan adalardan biri. 7) yere Savaýı’nda ABD’nin atom bombasıBirattıþı attıþı J a pJ oaçarptıktan np o ný eýheisonra rh il relreigeri n d e n b i r i . dönme, aksetme, r i n d e n b i r i . 2) 2) Afyonkarahisar’da bir göl.– Ölme, öldürme, yok yansıma, yankı.–bir Afyonkarahisar’da göl.–Kayısı, Kayısı, erik, erik, zerdali vb.vb. meyvelerin kurutulmuýu. 3) etme, yok olma. 8) ûnce yapılı, yepelek, zerdali meyvelerin kurutulmuýu. 3) nazenin.– Orkestrada vurmalı çalgı takımı, Yılankavi namlu veya vida oluþu.– Mevlevi Yılankavi namlu veya vida oluþu.– Mevlevi davul. YUKARIDAN AþAĀIYA vb. 1) Kök boyası, derviýlerinin ney, nısfiye derviýlerinin ney, nısfiye bilmez, vb. çalgılar çalgılar kök kırmızısı. 2) Haddini kaba, eýliþinde, kollarını ikiikiyana açıp dönerek eýliþinde, açıp dönerek nobran.– kollarını Olumsuzluk yana manası veren bir ön

Aydýn Bulmaca Aydýn BulmacaRefik Refik

NJ 5

þZ 4

RÞ 3

Ý 2 T

K 1

V

P

E

Y

Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz? Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içineBunlarý serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz? Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. bulabilir misiniz? AKHđSAR, BALDO, CUMAYERđ, ÇAMAďIRHANE, DÜNDAR, ERDEK, FÝNđKE, GAZALÝ, HASSAS, ISLAK, AFđTAP,ÇELÝK, BEZGÝN, CÝVCđV,EKOLALđ, ÇELÝK, DEÐÝÞÝK, EKOLALđ, HÝCAP, IRGAT, đNZđBAT, KALKER, LATđLOKUM, TAP, BEZGÝN, CÝVCđV, DEÐÝÞÝK, HÝCAP, IRGAT, đNZđBAT, KALKER, LATđLOKUM, ÝNTđKAM, ÝBRđK, KESTANE, LAFEBESđ, MERDđVEN, NESEP, OLUÞUM, ÖZERK, TRANSÝT, USKUMRU, ÜNSÝYET, MUTFAK, NEFRET, ÖZCAN, PASTORAL, RđKKAT, SÝVRÝ, ÞANLI, TEFRđKA, ULAÞMA, ÜNVEREN, , NEFRET, OTOMATđK, ÖZCAN,OTOMATđK, PASTORAL, RđKKAT, SÝVRÝ, ÞANLI, TEFRđKA, ULAÞMA, ÜNVEREN, VÝRMAN, YAÐMA, ZENGđNLđK.

Ý

O

ÝS

K

S N OM Ý SL UO A A Þ

O

A

KA

O

M

H

N

J

R D N G E R ZN

R

A

G

OA

T

N þ O Ü A N SO

E

Ö

VC

Ý

TKN

K

AON

TLÝ

þAT

KR N

ÝY Ý

T

Ü

M

R

þH

AM

Z

VOS

Kþ T

AM A

Y

E L M L L E AM ÝL

U

A N R A H A CR

H

T Ö L N M T ÜL

L

M

E

KJ

U

L

A

N

M FA

H N U þ MH YU I L T E

Ý

SO

N

þA

G

TE

E þ

þ

S

V

N

BT

þ

NF

Y S

G N V M OG JV

M

N

N

M

I

R

L

þ

K E L þ M E

Ü

L E R T T L AR

S

T

þ

K

M

U T R Ý F U ER

N

Ý

C

Ü

M

Çavuý kuýu 4 5

ÿ R

A

T

M A

N F

ÿ

T

L

A

A R

R

ÿ

>

<

Q

E

|

P

K

F

>

C

E

C

@

D 8

L B



P

I

þ

F

? C

A

8

=



>

L

8









;

<

;

L

8

I

K

P

@

;

E

E

<

K

P

:

Q

8





G M

L



E

8

þ

K

=

J

<

8

K

E ;

8

E

E

| F

B

C



<

<

9

F

G

D 8

L

?

J

<

I 8

I

A

8

C

;

J

B

F

K

B



E

P

<

B

þ

C

B

?

I

C

= IJ <I J< J

<

I

< JD <J þ < D

E

8

J Lü :L 8: ü

I

J

þ

8

8 X [Xb`b\c`d\c\i`kXYcfele`û`e\j\ig` k`i[`b%9lecXi YlcXY`c`id`j`e`q6 8 X [Xb`b\c`d\c\i`kXYcfele`û`e\j\ig` k`i[`b%9lecXi YlcXY`c`id`j`e`q6 7IJ?C"Ĕ87DA7"Ĕ9;DD;J"ĔwD;AEF"Ĕ:;H=đ"Ĕ;D=D7H"Ĕ<;HJ"Ĕ=EHB"Ĕ>7C8;Bđ"ĔDI7D"ĔAđHC7D"ĔBđAđ:đJ;"Ĕ 7A>đI7H"Ĕ87B:E"Ĕ9KC7O;Hđ"Ĕw7C7ď?H>7D;"Ĕ:{D:7H"Ĕ;H:;A"Ĕ<DđA;"Ĕ=7P7B"Ĕ>7II7I"Ĕ?IB7A"ĔDJđA7C"Ĕ 7A>đI7H"Ĕ87B:E"Ĕ9KC7O;Hđ"Ĕw7C7ď?H>7D;"Ĕ:{D:7H"Ĕ;H:;A"Ĕ<DđA;"Ĕ=7P7B"Ĕ>7II7I"Ĕ?IB7A"ĔDJđA7C"Ĕ C?PC?P"ĔD7P?H"ĔEI7A7"ĔzD;HC;A"ĔF7D:7"ĔHđAA7J"ĔILHđ"Ĕ 7H8ED"ĔJJ7DđA"ĔKO=KB7C7"Ĕ{DO;"ĔL;H="Ĕ 8HđA"ĔA;IJ7D;"ĔB7<;8;Iđ"ĔC;H:đL;D"ĔD;I;F"ĔEBK KC"ĔzP;HA"ĔJH7DIJ"ĔKIAKCHK"Ĕ{DIO;J"ĔLHC7D"Ĕ 8HđA"ĔA;IJ7D;"ĔB7<;8;Iđ"ĔC;H:đL;D"ĔD;I;F"ĔEBK KC"ĔzP;HA"ĔJH7DIJ"ĔKIAKCHK"Ĕ{DIO;J"ĔLHC7D"Ĕ OEBBKA"ĔP<H$ O7C7"ĔP;D=đDBđA$ O7C7"ĔP;D=đDBđA$

8 X [Xb`b\c`d\c\i`kXYcfele`û`e\j\ig` k`i[`b%9lecXi YlcXY`c`id`j`e`q6

B G B

 E PPI >> J J

 B   | 8 G < 8<D KD| I|  < =8F x=| C x: C

E : : >>L ::< 88> LL < 8 I : L PLD LD8 þ 8P BP <  þIE ;þ < 8 ;D 8

B  < << þþ{ QQI  

 L D LK IK> <> E> { L > P CLC CK = C =

EEM EE? 88< LL = < E DJ D J JB 9BB 9B = B <E8 =<þ <=< < | D <

 8 I89 B9: L: < 9 FC  EF; 9Ex 9 88Ā 88 CC;    8< M C D 8

E K I E L P ; < D < ??L FF8  I I I E E B K  I F E J L E P L ; A < I D  < <

D :

II EE 88 FF < < | | ; ; @ @=

þ

@@  88 AA F FB BB BF F I I <

8

ĀĀ EE LL DD < < K Kx xJ JG G J

|

88 || ?? þ þ I I { { 8 8B B ? þ? Jþ 8J I8

<

D CC DD > > Q Q   ; ;I I8 8 E K  DK D  D E  L

> 8 F 8 E D @ Q D @ < Q  @ PK < < 88  MM < < I I E EM MJ JI I <  P < <

Q B E < F<DIFQ  IK  xxL 99J IIL : : B B < <<J IJK =K8 ;8 E A <

P I I 8 | 8 :K IKx K x > J þI ;þ ; K;8 K

 C BB< EEM B B > { I

J E KE| 8|8 Q8þ K þ> B B > = LB8 þLE PþE P KK8 << PP8  < J 8

L E C =C< P<9 < 9 J > IJ | MI< GMþ G K L I  D II:  < ;; J  J

| K B L G B E J < A  8 BBC FFD??  |  K > B DL J G I B ; E I J D< C A B

>

8  ; D P ; 8 F I  @@ : CC KKE < < I 8 Q  | ; þ D I P K ; M 8 : F 8 I =  C D 8 B þ þ 89 E8 QE Q D 8 B þ K K E Eþ þD D L L þ 9

L

{ LC DL KD K MM JJ   < < P P K KI I8 8þ þ{ C

=

G B

L ; A BA II @@ DD EE E EL LF FJ JI I L ;

Z

A M A

BB << C Cþ þD D< < 8 M8 @M @

E

L

þ E DE< <<Q  Q9 8 F9M F@ =  G = BB þþ CCBEE<þ þC> >

8

7

ölçülerek 1 2 3deþil 4 5de 6yalnızca 7 8 alıýkanlıþın 9 10 11 12 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 1verdiþi A N kolaylıkla A T O veya M ÿ yalnız ÿ kasların Z A M 1 A N A T O M ÿ ÿ Z A M 2hareketiyle L A H yapılan ÿ T (iý, hareket T E Lvb.). A F ÿ 2 L A H ÿ T T E L A F ÿ 3 ÿ 1 D2 3A 4M 5 6N 7 ÿ 8 M 9 E10 T11 12 H 3 ÿ D A M N ÿ M E T H 41 ZV AE R FA A L ÿ YT UE LM L E A L H 4 Z A R T E M E L F A N ÿ MB AU TK O A L S E A MA UT N 52 AA N 5 A N B U K A L E M U N 63 RR ÿ M B A SR AE K T A T B AN LE ÿ 6 R B A R E T B A L ÿ 4 N ÿ SK EA RS U M H EM LA AĀ K 7 ÿA N 7 ÿ N ÿ K A S H E L A K 5 G S A M ÿ M ÿ Y E T B A T E R ÿ 8 N A R ÿ N 8 6 NE A B RO ÿ N N ÿ T B A R T A E D R O ÿ N

yaptıkları ayin. 4) Kentler ve açık alanlarda yaptıkları 4) Kentlergöre ve açık alanlardadaha yaýayan,ayin. kırlangıca kanatları yaýayan, kırlangıca göre kanatları daha uzun ve kavisli bir tür kuý, daþ kırlangıcı. uzun ve kavisli bir tür kuý, daþ kırlangıcı. 5) Sıvı, mayi, akıcı.– Baryumun sembolü. 6) 5)BirSıvı, mayi,Hıristiyan akıcı.– Baryumun sembolü. 6) renk.– Katolik mezhebinden yapılan özel bir karıýım.– Sayıların ilki. 4) Bir renk.– Hıristiyan Katolik mezhebinden olanlar. 7)hizmeti Suudiyerine Arabistan parası. 8) Bir iý veya getirebilecek olanlar. 7)9) Suudi Arabistan parası. 8)entop. Onarım. Yarı, yarım.– Bir cins büyük küçük 9) birlik.– Kalıcı, Bir sürekli, devamlı. Onarım. Yarı, yarım.– cins büyük top.5) 10) Vücudunun biçim deþiýtirmesiyle Kısa ömürlü bitkilere verilen genel ad.– 10) Vücudunun biçimveya deþiýtirmesiyle oluýan geçici Bir erkek adı.kollar 6) Cimri, ayaklar pinti, eliüzerinde sıkı, oluýan geçici kollar veya ayaklar üzerinde sürünerek tatlı ve tuzlu varyemez.yer7) deþiýtiren, Güven, emniyet. 8) sürünerek yer deþiýtiren, tatlı ve istek.– tuzlu Gerçekleýmesi baþlı sularda yaýayanzamana bir hücreli canlı.– At sularda yaýayan bir hücreli canlı.–deþin, At Gayretlendirme Sonsuza taýıma aracı. 11) sözü. Bir iý,9)bir konu hakkında taýıma aracı. 11) Bir iý, bir konu hakkında kadar,bulunsürgit.ma, 10) Kiýi, ýahıs, 12) fisonsuzluþa kir alıýveriýinde görüýme. fikir bulun- ma,baýkenti. görüýme. 12)11) feralıýveriýinde t.– duraklama Maldivler’in Notada iýa- reti.– ûhtiyacı karýıNotada duraklama iýa- reti.– ûhtiyacı karýıBaþıýlama.– layacak kadarGenellikle olan, kâfi.boyna baþlanan, layacak olan,kumaý. kâfi. 12) Düýünmeden, bir türkadar ince ipek

3

43 BULMACA 22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN


44 SPOR O‘MUZ’ O‘MUZ’A FANATİZM!

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Yöneticisi, sporcusu, taraftarı, medyası fanatizm soluyup fanatizm üflüyor. Burak Yıldırım ölünce timsah gözyaşları döken camia, daha cenaze kalkmadan muz üzerinden savaşına devam ediyor. yoruz. 1980 darbesinden sonra futbol sahalarındaki fanatizm artıyor. 90’lı yıllarda İstanbul’da güpegündüz bir mühendis otobüs durağında yakasından görünen bir atkının rengi yüzünden kalabalık bir grup tarafından linç ediliyor. Üstelik o genç adamın maçla bir ilgisi yoktur ve sadece otobüs bekliyordur. Bu cinayet infial oluşturuyor toplumda.

BEHRAM KILIÇ Burak Yıldırım, hayatının baharında

1gencecik bir çocuktu. Kadıköy’deki der-

biyi izledikten sonra evinin yolunu tutmuştu. Takımının maç yaptığı rakip, ‘ezeli’, ‘ebedi’ ve benzeri tanımlarla ifade edilen Galatasaray’dı. Yusuf Ortak da hayatının baharında gencecik bir çocuktu. Galatasaraylıydı. O da takımının ‘ezeli rakibi’ Fenerbahçe ile oynadığı maçı izledikten sonra evinin yolunu tutmuştu. Kader, ikiliyi İstanbul’da bir metrobüs durağında biraraya getirdi. İkisinin üzerinde de takımlarının formaları vardı. Hem Yusuf hem de Burak’ın çocukluğundan beri kafasına kazınan bir şey vardı: Galatasaray ve Fenerbahçe düşmandı. Gazete sayfalarında renklerine gönül verdikleri takımın futbolcularının, teknik direktörlerinin, yöneticilerinin iki takımı düşman gösteren demeçlerini okuyarak büyümüşlerdi. Televizyon kanallarında Galatasaray ve Fenerbahçe çatışması üzerinden yapılan sözde futbol programlarının haddi hesabı yoktu. Ama bıçak, Yusuf Ortak’ın elindeydi. Körleştiren, hastalık düzeyindeki fanatizmi, Yusuf’u Burak Yıldırım’ın katil zanlısı yapacaktı. Ve bütün Türkiye bir kez daha fanatizmin geldiği boyutları konuşmaya başlarken, camiaların savaşı daha cenaze kalkmadan muz üzerinden devam edecekti: “Taraftarımız o muzu stada ırkçılık için değil, yemek için getirmiş! Elinde muz değil de armut olsaymış onu gösterecekmiş!” “Hayır, taraftarlar o muzu ırkçılık için getirmiş. İşte bunu ispatlayan cep telefonu görüntüleri!” İngilizcede ‘fanatic’ sözcüğü, ‘hayalci ve mantıksız tutkuları olan kişi’ anlamında kullanılıyor. Fransızcada ise ‘fanatique’ kelimesi genel olarak ‘hastalık düzeyinde aşırı tutkusu olan kişiler’i anlatıyor. Türkçede ise fanatik için ‘bir dine, ideolojiye, fikir veya düşünceye, karşı tarafa hak tanımayacak ölçüde bağlı olan kimse’ deniyor. Arapçada ise aynı anlamı ‘taassup’ karşılıyor: “İşin önünü arkasını hesap etmeden, meseleleri sadece kendi anlayış ve kendi beğenisine göre değerlendiren, akla uymayan hususlarda bile inat içinde bulunan kimse.” Fanatizmin belli bir yeri, yurdu yok. Her statta olabilir, takım fark etmeksizin taraftarların biraraya geldiği anlarda gün yüzüne çıkabilir. İnsanlar fanatik olduklarında, diğer insanlar için hayatı sıklıkla cehenneme çevirir. Statlarda fanatizm, duygunun aşırıya kaçması ve hastalıklı hâli olarak karşımıza çıkar. ‘Dar görüşlü, dar kafalı, katı, sığ düşünceli, sabit fikirli, ufuksuz’ şeklinde de tanımlanan fanatik, stadyuma kulübünün bayrağına sarılı olarak gelir, yüzü âşık olduğu renklere boyalıdır. Vurucu, kırıcı ve gürültü yapıcı araçlarla yüklüdür. Hiçbir zaman yalnız değildir. Bir sara hastası gibi seyreder maçı, ama oyunu görmez. Onun asıl derdi rakip taraftarların bulunduğu tribünlerdir. Orası onun savaş alanıdır.

Yine olsa aynısını yaparım! Futbol, kimilerine göre kitlelerin afyonu. Meşin yuvarlağın büyüsü, ilkokul mezunundan doktora yapmış olanına, çiftçisinden CEO’suna kadar toplumun bütün katmanlarına nüfuz etmiş durumda. Bir gol için çılgına dönen kalabalıklar aldı stadyumlardaki fötr şapkalı nesillerin yerini. Akıllı uslu adamlardan hiç beklenmedik tepkiler görüyoruz şimdilerde. Takım fanatizmi körleştirdi ilkeleri. Örnek olması gereken bir teknik direktör, ‘alkışlamam’ diyor şampiyon olan rakibini. Rakibin kaptanı, diğer kaptanın boğazına sarılıyor ve “Yine olsa aynısını yapardım.” diyor pervasızca. “Çünkü o da benim anneme küfretti.” ‘Hayatında üç kitap okumamış insanlar kitlelere rol model oluyor’ diye hayıflanıyorsunuz

Dünyanın en büyük savaşı!

ama beri tarafta milyon dolarlar kazanmış, yurtdışındaki üniversitelerde eğitim almış insanlar da aynı fanatik karede. Basın da kıvılcıma katkı yapıyor kuşkusuz. Yöneticiler, futbolcular, rakibinin elini sıkmayı zül gören teknik direktörler, fanatik gazeteciler hep beraber kaldırıyor, metrobüs durağında bir köşeye sıkıştırılıp bıçaklanan talihsiz Burak Yıldırım’ın cenazesini. Esas suçluyu aramıyor hiç kimse. Kendisini seyretmeye gelen taraftarına karşı futbolcu, antrenör ve yönetici oyun içinde ve dışında davranışlarına dikkat etmiyor. Hakemlere ve rakip takımın oyuncusuna, taraftarına yaptıkları en küçük olumsuz hareketin tahrik unsuru olacağını, kendi taraftarlarınca büyütüleceğini unutuyor. İnönü Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Cengiz Arslan, “Bu konuda futbolcular, antrenörler, yöneticiler ve sahadaki görevliler vazifesinin bilincinde olarak, tahrik edici davranışlardan uzak durmaya dikkat etmelidir.” diyor. Hangi biri dikkat ediyor ki! Bekleyip bekleyip Galatasaray maçından bir gün önce zehir zemberek açıklamalarda bulunan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım mı? Şike davası boyunca verdiği demeçlerle taraftarını kışkırtan Trabzonspor Başkanı Sadri Şener mi? Neredeyse her ay kulübün internet sitesinden olur olmaz açıklamalar yapan Galatasaray Başkanı Ünal Aysal mı? Ya da adaleti bir türlü sağlayamayan Futbol Federasyonu mu? Sahada birbirlerinin boğazına sarılan millî futbolcular Volkan Demirel ve Sabri Sarıoğlu’na ne demeli? Emre Belözoğlu’nun neredeyse her maçta yaptığı ve cezasız kalan hareketlerini meşrulaştıran hakemler, Zokora’nın Emre’ye attığı tekmeyle mutlu olan talihsiz kalabalıklar, Meireles’in yaptıklarını fanatiklik boyutunda savunanlar, Fatih Terim’in onca maç ceza almasına yol açan davranışlarını alkışlayanlar, Hasan Şaş’ın insanı donduran gözlerindeki şiddeti görmezlikten gelenler ve daha niceleri… Taraftarları, fanatik tarzda sayılabilecek hareketlere daha çok bu tip olumsuz açıklamalar, davranışlar itiyor Arslan’a göre.

Fanatik tarzda hareket edenler, hareketlerinden dolayı yargılanmayacakları, hatta desteklenecekleri tek yerin stadyumlar olduğunu biliyor. Bu yüzden de kalabalık arasında aşırı fanatik davranışlarda bulunuyor. Taraftar takımının kazanmasını istediği için maçı tarafsız bir gözle izlemiyor ve algılamada yanılgıya düşüyor. Doç. Dr. Mehmet Acet’in bir çalışmasına göre ise kişiler, özel hayatında ve iş hayatındaki başarısızlığını, başarılı bir takımı tutarak kapatmaya çalışıyor. Özel hayatında sinirli ve saldırgan davranışları olan kişiler, maçlarda fanatik davranışlara daha çok meyilli oluyor. Yaşananlar bireylerin geçmişlerinden gelen, çocukluklarından kaynaklanan birtakım sıkıntıların da tezahürü aynı zamanda. “Fanatizmin, dünyayı mutlak ve katı bir şekilde siyah-beyaz olarak algılamasının psikolojik nedenlerinden en önemlisi psikolojik gelişim sürecinde bireyin kendisini ötekinden ayıramaması ve bireysel sınırını kuramamış olmasıdır.” diyor Prof. Doktor Erol Göka. Birey olarak var olamayanlar, fanatik özellikleri olan gruplar içinde bireyselliklerini yitirerek dünyayla daha iyi baş eder hâle geliyorlar maalesef. Fanatizm, holiganizm, şiddet derken şimdilerde ırkçılık da peyda oldu bu topraklara. Siyahi oyunculara dönük muzlu tepkileri söz konusu büyük kulübümüz kınayacağına, inkara gidiyor. Üstelik eylemi gerçekleştirenleri medyanın huzuruna çıkartarak, herkesin gördüğünü yaşanmamış kabul etmemiz için bizi ikna etmeye çalışacak kadar fanatikleşmiş. Ülkemizde her geçen gün kötüye giden bir süreç yaşanıyor maalesef. Futbol tutkusunun yerini futbol fanatizminin almasına yol açan kırılmalar, 70’lerin sonuna doğru başlıyor. Bir zamanlar Karıncaezmez Şevki vardı tribünlerde. Amigoydu ve naif bir Galatasaray tutkusunu barındırıyordu. Şimdilerde ise ölmeye ve öldürmeye geldiğini haykıran kitleler hâkim modern arenalara. Söylediğini de fanatizm kitlesine uzanan sarsıcı bir dönüşüm yaşıyor ülke futbolu. 1970’lerde futbol tutkusunu fanatizm boyutunda yaşayan örneklerin sınırlı olduğunu ve bunların pek de hoş karşılanmadığını görü-

Stat önlerinde sabahlamaların, gruplar hâlinde kavgaların önüne geçilmeye çalışılıyor ama tohum ekilmiştir bir kere. Çığ büyüye büyüye 2013’e geliniyor. ‘Dünyanın en büyük derbisi’ diyerek kendi kendimize propaganda yaptığımız maçta her sene onca olay, şiddet, insanlık dışı görüntü yaşanmasına sağır ve kör davranmanın faturasını bir kez daha ödüyor Türk futbolu. Bir taraftar öldürülüyor. Rakip oyuncunun boğazını sıkan bir futbolcu, yaptığının cezasız kalmayacağına inanıyor, ‘ertelenir herhâlde’ diyerek. Çünkü Futbol Federasyonu tarafından alıştırılmıştır buna. Çünkü federasyon, olanlara ‘dur’ demek yerine türlü tavizler veriyor her kulübe. Sahada olmadık hareketler yapanlar, maç öncesi olmadık demeçler verenler ve gazetelerde şiddet içeren başlıklar atanlar, sonra da ölen taraftar için ortak yas tutuyor! Bu tabloda en büyük suçlulardan biri medya. 2000 yılında iki İngiliz taraftar, Galatasaray’la oynayacakları UEFA Kupası maçı öncesinde Taksim’de kalabalık bir grubun saldırısına uğrar, hayatını yitirir. Şiddetin meşrulaşmasını bir sonraki gün gazete manşetinde görürüz: Sokakta da sahada da two size! G.Saray, aynı gün Leeds United’ı 2-0 yenmiştir ve gazete böyle bir başlığı uygun görmüştür. ‘Vur da gel Fenerim’, ‘Aslan ava hazır, ‘Haydi Kartal parçala Horoz’u’ ve daha nice fanatik başlıklar süsler gazete sayfalarını. Horoz’dan kasıt Denizli’dir ve sanki bu ülkenin takımı değildir! Bursaspor ile G.Saray maç yapar, gazeteler başlık atar ‘Sıra kestanede’ diye! Bugün hayatta olmayan gazeteci İslam Çupi, 1995’teki bir yazısında kaleme almıştı spor medyasının fanatikliğini: “Türkiye’de statlara giden seyircinin ‘vahşiliği’, spor sayfalarının ‘vahşiliğinden’ kaynaklanmaktadır aslında. Adam gibi spor sayfaları, adam gibi seyirci oluşturacaktır sonunda.” Maalesef spor sayfalarında taraftar-yazarlar türedi. Bunlar maçları fanatik taraftar ruh hâliyle izliyor, takımları yenildiğinde kendi teknik adamalarına ve futbolcularına ağır eleştiriler yapıyor. ‘Yedin mi Türk lokumunu hırbo İngiliz!’ başlığını atıyor onları yöneten spor müdürleri. Çünkü sadece yazarlar değil, spor müdürleri ve muhabirler de aynı kalıptan çıkmıştır. Spor medyası futbol karşılaşmalarını aşırı milliyetçi, fanatizm ve şiddet içeren yayınlarla duyurur. Onlara göre maçlarda olay çıkaranlar birkaç kendini bilmezdir. Fanatizm futbol topunun yeşil sahalarla buluştuğu hemen her ülkenin sorunu. Buenos Aires’te Boca Juniors taraftarlarından birinin ölüm döşeğindeki son arzusu, hayatı boyunca daima River Plate aleyhinde tezahürat yapmışken, rakip takımın bayrağına sarılı olarak gömülmektir. Son nefesini verirken, ağzından çıkan tek söz şöyledir: “Hiç olmazsa, ötekilerden biri geberdi diyecekler!” Hastalıklı bir ruh hâli değil mi bu? Fanatiklerin lügatinde olmayan kelime ise ‘tolerans’, yani ‘hoşgörü’. Tolerans, sana göre doğru olmayan, uygunsuz görünen tavra bile tahammül gösterebilme, bunu kabullenebilme ve saygı gösterebilme hâli. Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi, Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı alkışlayabilme hâli... Stadyuma muzlarla, meşalelerle değil, güllerle gidebilme hâli...


VE45 TEPKü 25TRABZONSPOR’A SPOR f SPOR yen Galatasaray Baëkanı Ünal Aysal’a sert çıktı. Aysal’a 7 soru yönelten Sarı-Lacivertliler, “Düëmanlıêımız inëallah ilelebet sürecek. 3 Temmuz ömür boyu unutmamalı.” ifadesini kullanan Trabzonspor Baëkanı Sadri èener’e de yüklenildi. Resmî internet sitesindeki açıklamada, önceki gün TT Arena’da oynanan GalatasarayTrabzonspor maçında açılan ‘2011 ëampiyonu Trabzonspor, Arena’ya hoë geldin’ pankartı ve iki takım futbolcularının birlikte triKulübü, “Devbüne Fenerbahçe gitmesine atıfta bulunuldu. Söz lettenkonusu yardım müsabakanın alıyorlar.” disporda ëiddet ve Baëkanı gerilimin Ünal kim yen Galatasaray ve kimler oluëturulup Aysal’a serttarafından çıktı. Aysal’a 7 soru kurgulandıêını ve bu ortamlaryönelten Sarı-Lacivertliler, “Düëdan kimlerininëallah beslendiêini manlıêımız ilelebetaçıkça sürekoyduêu ömür savunuldu. Panortaya cek. 3 Temmuz boyu unutkart, mesaj ve beyanatların yegamamalı.” ifadesini kullanan Trabne hedefiBaëkanı nin Fenerbahçe özelinde zonspor Sadri èener’e de Trabzonspor’la çarëamba günü yayüklenildi. Resmî internet sitesinpılacak Ziraat Türkiye Kupası finadeki açıklamada, önceki gün TT liArena’da ve bu sınavı provoke etme odakoynanan GalatasaraylıTrabzonspor olduêu ileri maçında sürüldü. açılan Bildiride ëu ‘2011 ifadelere yer verildi: “3 Temmuz ëampiyonu Trabzonspor, Arena’ya Fenerbahçe Kulübü, “Devpaydaëlarının birbirlerini kutlarken hoë geldin’ pankartı ve iki taletten yardım diile alıyorlar.” kin ve nefret dahi Fenerbahçe kım futbolcularının birlikte tritohumlarını ekme konusundaki itGalatasaray Baëkanı Ünal yen büne gitmesine bulunuldu. tifakları bizlere hiçatıfta de yabancı deAysal’a sert çıktı. Aysal’a 7 soru Söz konusu müsabakanın yönelten Sarı-Lacivertliler, “Düësporda ëiddet ve gerilimin kim manlıêımız inëallah ilelebet süreve kimler tarafından oluëturulup cek. 3 Temmuz ömür unutkurgulandıêını ve buboyu ortamlarmamalı.” ifadesini kullanan Trabdan kimlerintakım beslendiêini açıkça Fenerbahçe kaptanı Baëkanı Sadri èener’e de zonspor ortayaBelözoêlu, koyduêu savunuldu. PanEmre Ziraat Türkiye Resmî internet sitesinyüklenildi. kart, mesajaldıkları ve beyanatların takdirdeyegaseKupası’nı deki açıklamada, önceki gün TT ne hedefi ninëekilde Fenerbahçe özelinde zonu iyi bir kapatacakArena’da oynanan GalatasarayTrabzonspor’la çarëamba günü yasöyledi. Avrupa Ligi’nde larını Trabzonspor maçında açılan ‘2011 fipılacak nalin kapısından dönmelerini Ziraat Türkiye Kupası finaëampiyonu Trabzonspor, Arena’ya bütün gibi büyük bali ve bukamuoyu sınavı provoke etme odakhoë geldin’ pankartı vebelirten iki taëarı olarak gördüêünü lı olduêu ileri sürüldü. Bildiride ëu kım futbolcularının birlikte tritecrübeli futbolcu, ifadelere yer verildi:“Avrupa’daki “3 Temmuz yarı figitmesine nal Fenerbahçe’nin tarihi büne atıfta bulunuldu. paydaëlarının birbirlerini kutlarken Söz konusu müsabakanın dahi Fenerbahçe ile kin ve nefret sporda ëiddet ve konusundaki gerilimin kim tohumlarını ekme itve kimler tarafından tifakları bizlere hiç de oluëturulup yabancı deF.Bahçe’nin millive futbolcusu Gökkurgulandıêını bu ortamlarhan Gönül, Karabükspor maçıdan kimlerin beslendiêini açıkça nın ardından yaptıêı açıklamaların ortaya koyduêu savunuldu. Panbaëkamesaj yönlere ifadeyegaetti. kart, veçekildiêini beyanatların G.Saraylı taraftarların Arena’da açFenerbahçe takım kaptanı ne hedefinin Fenerbahçe özelinde tıkları ëampiyonu TrabEmre“2010-11 Belözoêlu, Ziraat günü Türkiye Trabzonspor’la çarëamba yazonspor Arena’ya hoëgeldin” panKupası’nı aldıkları takdirde sepılacak Ziraat Türkiye Kupası fi nakartının sorulması üzerine, “kanırzonu bir ëekilde kapatacaklita ve buiyi sınavı provokeolduklarını etme odakkanırta” ëampiyon söyledi. AvrupaBildiride Ligi’ndeëu lılarını olduêu ileri sürüldü. finalin kapısından ifadelere yer verildi: dönmelerini “3 Temmuz bütün kamuoyu gibi büyük bapaydaëlarının birbirlerini kutlarken ëarı olarak gördüêünü belirten dahi Fenerbahçe ve nefret Avrupa, Süper Ligilevekin Türkiye tecrübeli futbolcu, “Avrupa’daki Kupası’nda toplam 63 maç oy- ittohumlarını ekme konusundaki yarı final Fenerbahçe’nin tarihi nayan F.Bahçe, yenidesezonda tifakları bizlere hiç yabancı dedaha baëarılı olmak için transfer harekatı baëlatacak. SarıLacivertlilerin, Karabük maçında kadroda olanmilli en az 6 futbolcuyla F.Bahçe’nin futbolcusu Gökyollarını ayıracaêı, birçokmaçıyıldız han Gönül, Karabükspor Fenerbahçe takım kaptanı oyuncu ile kadrosunu güçlendinın ardından yaptıêı açıklamaların Emre Belözoêlu, Ziraat Türkiye receêi Kanarya’nın baëka belirtildi. yönlere çekildiêini ifade buetti. Kupası’nı aldıkları takdirde seG.Saraylı taraftarların Arena’da açzonu iyi bir ëekilde kapatacaktıkları “2010-11 ëampiyonu Trablarını söyledi. Avrupa Ligi’nde zonspor Arena’ya hoëgeldin” panfinalin kapısından dönmelerini kartının sorulması üzerine, “kanırbütün kamuoyu gibi büyük bata kanırta” ëampiyon olduklarını

ların ortaya koyduêu tek bir gerçek vardır ki, o da Fenerbahçe’nin Türkiye’nin ‘tek büyüêü’ olduêu.” Galatasaray’daki ëampiyonluk konuëmalarının dahi Fenerbahçe üzerine kurulduêuna deêinilirken ëunlar kaydedildi: “Bu tahrikkâr düëüncenin gerek arëivlerinde ve gerekse bugünlerinde dahi taraf oldukları ölümlü ëiddet olaylarına raêmen, halen konuëup açıklama yapabiliyor olmaları hem ëaëırtıcı hem de düëündürücüdür.” Bu kapsamda 14 Ekim 2000 tarihindeêildir. Bu altyapısız ve suni birlikteGalatasaray-Siirtspor randevusu ki hatırlatıldı: zavallıvekara köle, liêin, ortak “Sen eylemlerin pankarteêil önünde ların efendinin ortaya koyduêu tek saygıyla bir gerpankartı açılmıëtır? Ya çek vardırkime ki, okarëı da Fenerbahçe’nin 27 Ocak 2009’daki Galatasarayda Türkiye’nin ‘tek büyüêü’ olduêu.” Sivasspor mücadelesinde Balili’ye Galatasaray’daki ëampiyonluk ırkçı söylemler nelerdir? yönelik konuëmalarının dahi Fenerbahçe Bu iki eylem Türk spor tarihinin üzerine kurulduêuna deêinilirken arëivlerinde birer leke olarak duëunlar kaydedildi: “Bu tahrikkâr ruyor.” çronikgerek bir dille Galatasaray düëüncenin arëivlerinde ve Fatihdahi Terim’in Teknik gerekse Direktörü bugünlerinde taraf cezaları hatırlatıldı: maç olduklarıdaölümlü ëiddet “10 olaylarıve tekrarla ceza alan teknik üzeri na raêmen, halen konuëup açıklaekip ve oyuncularının külüpleri ve ma yapabiliyor olmaları hem ëaëırêildir. Bu altyapısız ve suni birlikteiliëkilerini kesememilli takımlarla tıcı hem de düëündürücüdür.” Bu liêin, eylemlerin ve pankartyenler,ortak söz konusu Fenerbahçe’nin kapsamda 14 Ekim 2000 tarihindedeêerleri olduêunda ëekilde ortaya koyduêuhiçbir tek bir gerların ki Galatasaray-Siirtspor randevusu ahkam kesemezler.” SPOR SERVýSý çek vardır ki, o da Fenerbahçe’nin hatırlatıldı: “Sen zavallı kara köle, Türkiye’nin ‘tek büyüêü’ olduêu.” eêil efendinin önünde saygıyla Galatasaray’daki ëampiyonluk pankartı kime karëı açılmıëtır? Ya konuëmalarının dahi GalatasarayFenerbahçe da 27 Ocak 2009’daki üzerine kurulduêuna deêinilirken Sivasspor mücadelesinde Balili’ye açısından çok önemliydi.” dedi. kaydedildi: “Bu tahrikkâr ëunlar yönelik ırkçı söylemler nelerdir? Karabükspor maçının ardından düëüncenin ve Bu iki TV’ye eylemgerek Türk arëivlerinde sporEmre, tarihinin konuëan Beyaz gerekse bugünlerinde dahi taraf arëivlerinde birer leke olarak da dulig ëampiyonu Galatasaray’ı oldukları ölümlü ëiddet olaylarıruyor.”etti. çronik bir dille Galatasaray Derbinin ardından tebrik na raêmen, halen açıklaSarı-Lacivertli birkonuëup taraftarın ölTeknik Direktörü Fatih Terim’in ma yapabiliyor olmaları hem dürülmesine deêinen yıldız cezaları da hatırlatıldı: “10 ëaëırmaç tıcı hem düëündürücüdür.” Bu oyuncu, futbolun sadece üzeri ve de tekrarla ceza alanfutbol teknik kapsamda 14 Ekim 2000 tarihindeolarak gerekekip vedeêerlendirilmesi oyuncularının külüpleri ve tiêini vurguladı. ki Galatasaray-Siirtspor randevusu milli takımlarla iliëkilerini kesemehatırlatıldı: “Sen zavallı kara köle, yenler, söz konusu Fenerbahçe’nin eêil efendinin önünde deêerleri olduêunda hiçbirsaygıyla ëekilde pankartı kime karëı açılmıëtır? Ya ahkam kesemezler.” SPOR SERVýSý belirten baëarılı futbolcu, “Kanırtda 27 Ocak 2009’daki Galatasaraymak; sonuna kadar zorlamak anSivasspor mücadelesinde Balili’ye lamı taëır. Bu kelimenin neresinde yönelik ırkçı söylemler nelerdir? bir terbiyesizlik var? Biz çıkBu iki eylem Türk sporo sene tarihinin tıêımız her maçı savaëarak kazanaçısından çok önemliydi.” dedi. arëivlerinde birer leke olarak dudık.” dedi. Gökhan, G.Saray veya Karabükspor maçının ardından ruyor.” çronik bir dille Galatasaray baëka bir kulübün, o sene ligi kaBeyaz TV’ye konuëan Emre, Teknik Direktörü Fatih Terim’in çıncı sırada bitirdiêiyle alakalı da lig ëampiyonu Galatasaray’ı da cezaları da hatırlatıldı: “10 yorum yapmadıêını dile getirdi.maç tebrikveetti. Derbinin üzeri tekrarla ceza ardından alan teknik Sarı-Lacivertli bir taraftarın ekip ve oyuncularının külüpleriölve dürülmesine deêinen milli takımlarla iliëkileriniyıldız kesemeoyuncu, sadece futbol yenler, sözfutbolun konusu Fenerbahçe’nin güne kadar Türkiye’ye gelen kaolarak deêerlendirilmesi gerekriyeri en yüksek isimleri deêerleri olduêunda hiçbiralacaêı ëekilde tiêiniedildi. vurguladı. iddia çlk 11’e girenler kaahkam kesemezler.” SPOR SERVýSý dar yedek kulübesinde oturanların da takıma katkı saêlayacak düzeyde olacaêı, Baëkan Aziz Yıldırım ile Aykut Kocaman’ın belirten baëarılı futbolcu, “Kanırttaraftarı heyecanlandıracak futmak; sonuna kadar zorlamak anaçısından çok önemliydi.” dedi. bolcular üzerinde görüëneresinde birliêine lamı taëır. Bu kelimenin Karabükspor maçının ardından vardıkları bildirildi. bir terbiyesizlik var? Biz o sene çıkBeyaz TV’ye konuëan Emre, tıêımız her maçı savaëarak kazanlig ëampiyonu Galatasaray’ı da dık.” dedi. Gökhan, G.Saray veya tebrik etti. Derbinin ardından baëka bir kulübün, o sene ligi kaSarı-Lacivertli bir taraftarın ölçıncı sırada bitirdiêiyle alakalı da dürülmesine deêinen yıldız yorum yapmadıêını dile getirdi.

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Süper Lig’de sezon tamamlandı; ancak tartıýma bitmedi. Fenerbahçe Kulübü, “Devletten yardım alıyorlar.” ifadesini kullanan Galatasaray Baýkanı Ünal Aysal’a aþır cevap verdi. Aysal’a 7 sorunun yöneltildiþi Sarı-Lacivertlilerin resmî sitesindeki açıklamada, “Düýmanlıþımız ilelebet sürecek.” diyen Trabzonspor Baýkanı Sadri üener’e de aþır eleýtiri geldi.

FENERBAHÇE’DEN G.SARAY VE TRABZONSPOR’A TEPKü -

Süper Lig’de sezon tamamlandı; ancak tartıýma bitmedi. Fenerbahçe Kulübü, “Devletten yardım alıyorlar.” ifadesini kullanan Galatasaray Baýkanı Ünal Aysal’a aþır cevap verdi. Aysal’a 7 sorunun yöneltildiþi Sarı-Lacivertlilerin resmî sitesindeki açıklamada, “Düýmanlıþımız ilelebet sürecek.” diyen Trabzonspor Baýkanı Sadri üener’e de aþır eleýtiri geldi.

-

EMR

-

þampiyon Galatasaray’ı tebrik ettiklerini dile getiren Fenerbahçeli Emre Belözoÿlu, artan üiddet olayları hakkında yaptıÿı deÿerlendirmede ise futbolun üov olarak görülmesini istedi. FOTOüRAF: ZAMAN, MAHMUT BURAK BÜRKÜK

Emre’ye göre telafi Türkiye Kupası’nda

þampiyon Galatasaray’ı tebrik ettiklerini dile getiren Fenerbahçeli Emre Belözoÿlu, artan üiddet olayları hakkında yaptıÿı deÿerlendirmede ise futbolun üov olarak görülmesini istedi. FOTOüRAF: ZAMAN, MAHMUT BURAK BÜRKÜK

Gökhan, yanlıü anlaüılmaktan üikâyetçi

þampiyon Galatasaray’ı tebrik ettiklerini dile getiren Fenerbahçeli Emre Belözoÿlu, artan üiddet olayları hakkında yaptıÿı deÿerlendirmede ise futbolun üov olarak görülmesini istedi.

Emre’ye göre telafi Türkiye Kupası’nda

Sarı Kanarya’ya yıldız yaÿacak

FOTOüRAF: ZAMAN, MAHMUT BURAK BÜRKÜK

Gökhan, yanlıü anlaüılmaktan üikâyetçi Emre’ye göre telafi Türkiye Kupası’nda

oyuncu, futbolun sadece futbol olarak deêerlendirilmesi gerektiêini vurguladı.

Elazıÿ ve Sivas,yıldız hocasız tamamladı Sarı Kanarya’ya yaÿacak - üikâyetçi Gökhan, yanlıü anlaüılmaktan

FOTOüRAF: ÿHA, EROL KARA

Avrupa, Süper Lig ve Türkiye Kupası’nda toplam 63 maç oynayan F.Bahçe, yeni sezonda F.Bahçe’nin milli futbolcusu Gökdaha baëarılı olmak için transhan Gönül, Karabükspor maçıfer harekatı baëlatacak. Sarının ardından yaptıêı açıklamaların Lacivertlilerin, Karabük maçında baëka yönlere ifade etti. kadroda olançekildiêini en az 6 futbolcuyla yollarını taraftarların ayıracaêı, birçok yıldız G.Saraylı Arena’da açoyuncu ile kadrosunu güçlenditıkları “2010-11 ëampiyonu Trabreceêi belirtildi. buzonspor Arena’yaKanarya’nın hoëgeldin” pankartının sorulması üzerine, “kanırta kanırta” ëampiyon olduklarını

Ligin son haftasında güne kadar Türkiye’ye gelen kakarëıya gelen Sariyeri enkarëı yüksek isimleri alacaêı nica Boruçlk Elazıêspor ve Siiddia edildi. 11’e girenler kaS.Boru Elazıÿspor: 0 belirten baëarılı futbolcu, “Kanırtsahadan golsüz aydarvasspor yedek kulübesinde oturanSivasspor: 0 rıldı. sıcak bir havamak; sonuna kadar zorlamak anların da Oldukça takıma katkı saêlayacak SANüCA BORU ELAZIĀSPOR: dataëır. oynanan mücadelede lamı Bu kelimenin neresinde düzeyde olacaêı, Baëkan Aziziki Ivesa 7, Murat Akyüz 6, Ahmet takım oyuncuları daokalecilebir terbiyesizlik var?Kocaman’ın Biz sene çık- 7, Bilica 7, Eren 6, Mehmet Çakır Yıldırım ile Aykut 6, Sesar 6 (Dk.46 Alper ri aëamadı. tektaraftarı heyecanlandıracak fut- 5,?) Sane tıêımız her maçıSivasspor’da savaëarak kazan(Dk.68 Mustafa Sarp 3), Köknikdedi. direktör Rıza Çalımbay, bolcular üzerinde görüë birliêine dık.” Gökhan, G.Saray veya sal 5, Volkan 5, Sinan 5 (Dk.78 sonbir maçına çıkarken vardıkları bildirildi. baëka kulübün, o seneYiêiligi ka- Adem Alkaüi ?) dolar, Roberto Carlos’la çıncı sırada bitirdiêiyle alakalıgöda SüVASSPOR: Korcan 6, Uÿur 6, Murat 6, Ümit Kurt 5, Ziya rüëtüklerini resmen doêruyorum yapmadıêını dile getirdi. ladı. Elazıêspor’da da ëok bir 6, Pedriel 6, Kadir 6, Erman 6 (Dk.82 Mehmet Nas), Hakan 6 geliëme yaëandı ve müsaba- (Dk.78 Cihan ?), Aatıf 7, Piech 5 ( ka sonunda tecrübeli teknik Dk.55 Adem Koçak 3) adam Yılmaz Vural görevin- STAT: Elazıÿ Atatürk güne Türkiye’ye gelenVuka- HAKEMLER: Hüseyin Sabancı denkadar ayrıldıêını açıkladı. riyeri en yüksek isimleri alacaêı ral, “Elazıê defteri benim için 7, Serkan Akal 7, Cemal Bingül 7 iddia edildi. çlk 11’ekapanmıëtır.” girenler kaëeref ve onurla dardedi. yedek kulübesinde oturanLigin son haftasında NECýP þAþKIN ELAZIÿ ların da takıma katkı saêlayacak karëı karëıya gelen Sadüzeyde olacaêı, Baëkanve Aziz nica Boru Elazıêspor Si-

Sarı Kanarya’ya yıldız yaÿacak Avrupa, Süper Lig ve Türkiye Kupası’nda toplam 63 maç oynayan F.Bahçe, yeni sezonda daha baëarılı olmak için transfer harekatı baëlatacak. SarıLacivertlilerin, Karabük maçında

aldı gitm Ank dele rabe du. 7. d lün ekip si 1 goll ren nuk saê EMRA müc taya lam aldıê seld gitm ile y Anka liêi deled raber du. 7. da lün ST H ekip, GE Jim si 16 4, golle BU EMR renin ca nuk4)t GO saêla SA aldı müca gitm taya Ank lama dele seldi. rabe ile yo liêi du.is

Ge Ça uÿ

-

G Ç u

-

7. d lün ekip siSTA 1 goll HAK GEN reni Jimm nuk 4, E saêl BUR cay müc 4), F taya GOL lam SAR seld ile y liêi

ST H0 GE 0 Jim 4,0 0 BU ca 4)0 0 GO SA

Elazıÿ ve Sivas, hocasız tamamladı -

S.Boru Elazıÿspor: 0

Eskiüehir, galibiyeti ‘Çek’ti aldı -

FOTOüRAF: ÿHA, AYDIN SARIOüLU

ëarı olarak gördüêünü belirten tecrübeli futbolcu, “Avrupa’daki yarı final Fenerbahçe’nin tarihi

G Ç u

Süper Lig’in iki iddiasız takımı Eskiëehirspor ile Antalyaspor’un mü- Eskiþehirspor: 3 cadelesi bol gollü bitti. Lig- Antalyaspor: 1 deki rahat konumları sebe- ESKüýEHüRSPOR: Bo÷n 6, biyle açık futbolun tercih Sezgin 6, Veysel 6, Diego 6, Dede 7, Causic 5 (Dk. 64 Ertürk edildiêi karëılaëmada Es 3), Alper 6 (Dk. 54 Nuhiu 3), Es, konuk ettiêi Akdeniz Hürriyet 6, Erkan 5 (Dk. 77 Aytemsilcisini 3-1’lik skorla taç 3), Kamara 7, Özgür 8 M.PARK ANTALYASPOR: yendi. Ev sahibinin golle3, Emre 4, Musa 4, rini 7 ve 20’de Özgür Çek Sammy Uÿur 4, Tita 5, Emrah 4 (Dk. (2) ve 62’de Kamara attı. 46 Zeki 3), ýsaac 4, Murat 4, Deniz 4, Koray 4, Ömer 5 Antalyaspor’un tek sayısı ise 82. dakikada Ömer’den GOLLER: Dk. 7 ve Dk. 20 Özgür, Dk. 62 Kamara / Dk. 82 Ömer geldi. Bu sonuçların ardın- SARI KARTLAR: Sezgin / dan iki takım puan cetve- Musa, Murat, Emre, ýsaac lini peë peëe bitirdi. Sezo- STAT: Eskiüehir Atatürk HAKEMLER: Deniz Ateü Bitnel 6, nu, Antalyaspor 7, Eskiëe- Seçim Demirel 6, Ali Saygın Ögel 6 hirspor 8. sırada tamamlaSüper Lig’in iki iddiaESKûüEHûR dı. BURAK ÇAM sız takımı Eskiëehirspor ile Antalyaspor’un mü- Eskiþehirspor: 3

Eskiüehir, galibiyeti ‘Çek’ti aldı -

SAYFA TASARIM: BURHAN SOLAK


46 SPOR

22 - 28 MAYIS 2013 ZAMAN

Bir arkadaþým geçenlerde þirketlerinin yaptýðý anketin ilk sonuçlarýndan birini benimle paylaþma gafletinde bulundu! Þaka þaka sadece bana yardýmcý olacak bir sýr verdi.

OKAY KARACAN Aslýnda bu pazarý Ýnönü’deki son maça

1ayýrmayý çok isterdim. Ne var ki bu

sayfalarda geçtiðimiz aylarda Ýnönü Stadý’ný selamlayan yazýlar okumuþtunuz. Üzerine ayný duygu burukluðunu farklý bir dille anlatmak yerine, yeni Ýnönü Stadý’nýn doðuþu ve ilerleyiþini gelecek zamanlarda yeniden gündeme almak daha doðru olacak diye düþündük. Yarýn olduðunda dün neyin boðazýmýzý düðümlediðini anlatmak için biraz biriktirmeliyiz. Fenerbahçe-Galatasaray derbisi için de ayný þey söylenebilir. Bu pazar dev maç öncesinde “geçmiþte neler olmuþtu” hikâyelerinden birini yazabilirdik. Ýkisi arasýnda þartlar ne olursa olsun, biri þampiyonluðu garantilemiþ, diðeri moral motivasyonunu kaybetmiþ olsa bile her maç bir gök gürültüsü sertliðinde, bir ilkbahar sabahý sýcaklýðýndadýr. Yine ayný þekilde futbolda bizim de “süper endüstri” çaðýna gireceðimiz bugünden sonrasýný yazmak, fikirlerimizi sizlerle paylaþmak adýna iki tarafa da selam çakarak kýsa bir ara veriyoruz... Manchester United efsanesi Alex Ferguson’un vedasý da bugünün konusu olabilirdi. Yine “ama” baðlacýyla Ferguson sonrasý dönemin izlerini takip ederek ‘büyük usta’ya göndermeler yapmak doðru olur diye düþündük. Ýnönü tüm futbol tarihimizin, Taksim Stadý sonrasý ikinci büyük sahnesidir. Fenerbahçe-Galatasaray derbisi o sahne içindeki büyük oyunlardan birisidir. Alex Ferguson hikâyesi bir ‘dünya edebiyatý’dýr. Biz ancak o büyük hikâyeden ilham alýp kendi þiirimizi yazabiliriz. Son 10 yýldýr hep öykündüðümüz, hiç denemediðimiz Alex’in hikâyesi bitti. Biz hep lafta kaldýk, icraat sürekli bütünleme yaptý. Mourinho’nun Chelsea’ye gidip gitmeyeceði meselesi bu yazýnýn kaleme alýndýðý cuma günü henüz belli olmamýþtý. Bu yüzden Mourinho nereye kývamýnda bir þeyler karalamayý da pas geçtik. Mourinho çok kültürlü “çok medyatik” adam, Ferguson bir Britanyalý olarak bize global’e bakarken neyi taklit edeceðimizi yýllardýr gösterip durdular. Öyle tahmin ediyorum ki Ferguson’dan sonra Moyes tercihiyle United, tarihine ihanet etmeden Britanyalý kalmayý “sansasyonel global” olmaya tercih etti. Ferguson, Guardiola, Mourinho ve Wenger’in ayný ligde olduðu bir sezon yaþamak ne güzel olurdu aslýnda!..

KÝM BU SIMON MIGNOLET? Bugün size kýsaca bir kaleciden bahsetmek

Başbakan olacak çocuk... istiyorum. Bu büyük hocalarý yaratan forvetler, oyun kurucular kadar ayný zamanda büyük kalecilerdir de... Schmeichel, Valdes, Cech, Lehmann mesela... Ama onlarýn esamelerini okumaz geçeriz. Hatta teknik direktör olduklarýnda sanki geçmiþte kaleci olduklarý bile unutulur. Bir arkadaþým geçenlerde þirketlerinin yaptýðý anketin ilk sonuçlarýndan birini benimle paylaþma gafletinde bulundu! Þaka þaka sadece bana yardýmcý olacak bir sýr verdi. Sokaktaki insana Þenol Güneþ’i sormuþlar. Yaþlarý 30 altýndakiler yüzde 70 oranla Güneþ’in kaleci deðil, orta saha oyuncusu olduðunu söylemiþ. Futbol konusunda yazarken aslýnda ne kadar detaycý olmamýz gerektiðini öðreten bir araþtýrma... Yani Batý standartlarýndaki spor haber ve makalelerinde genellikle þu ifade atlanmaz “... eski milli kalecilerden Trabzonspor teknik direktörü Þenol Güneþ... dedi.” Neyse bunu bir yere not edip, gelecekte yazacaðýmýz bir kahramana dönelim. Sunderland kalecisi Belçikalý Simon Mignolet, 25 yaþýnda. 2010 yýlýnda St.Truiden

takýmýndan transfer edildi. Müthiþ iþler yapýyor ve Arsenal, M.United ve Liverpool’un transfer listesinde. Golcü Rooney ve meslektaþý kaleci Joe Hart’a göre Ýngiltere’de yýlýn kalecisi... Fakat Mignolet, bu haberlerle ve iltifatlarla ilgilenmiyor. “Bugün benimle ilgilenenler yarýn kötü oynayacaðým bir maçta arkalarýný dönüp giderler.” diyor. Felsefesi çok gerçekçi. Mesela “Santrfor hata yapar, gol kaçýrýr ve yürüyüp gider. Kaleci ise hata yaptýðýnda yerinde kalýp hatasýyla yüzleþecektir.” Ya da “Bir kalecinin ilk öðreneceði þey, topun yanýndan geçip gidiþini izlemektir.” sözleri ona ait. Kaleci olan babasý tarafýndan yetiþtirilmiþ, ailesi futbolcu olmasýnda büyük rol oynamýþ ama bir þartla, annesi üniversite okumasýný þart koþunca siyasal bilimleri tercih etmiþ. Ýngiltere’ye transferi okulun önünde engel deðil. Arkadaþlarý tatil yaparken o ders çalýþýyor. Hem sahada hem de okulda çok baþarýlý... 2012 yýlýnda diplomasýný almýþ, þimdi master peþinde. Mignolet, tam 5 dil biliyor.

Öyle biliyor deyip geçmeyelim. Akýcý olarak konuþuyor ve yazýyor. Baþarýsýný ise çok dil bilmesine ve böylesine uluslararasý bir oyun içerisinde her duyguyu, her fikri çok çabuk özümsemesine baðlýyor. Alfred N’Diaye Bursaspor’dan Sunderland’e gittiðinde tercümanlýðýný yapmýþ mesela... Mignolet’i yakýn zamanda büyük bir takýmýn kalesinde çok sayýda büyük kurtarýþ, çok az sayýda hata yaparken izleyeceðiz. Muhtemelen büyük bir efsaneyle çalýþýp, büyük takýmýn en az adý duyulan kahramaný bile olacak. Ne de olsa bizim kalemler golcüleri yazar, sizin algýlar golcüleri hatýrlar... Þimdiden buraya not düþelim istedik. Yukarýlarda bir yerlerde bahsettiðimiz “süper endüstri” döneminin aranan adamlarý Mignolet tipi oyuncular olacaktýr. ‘Dünya edebiyatý’ný böyle adamlar yazar. Yarýn hoca da olur, Belçika baþbakaný da... Ýnönü’ye, derbiye, Ferguson’a, Mourinho’ya hayatýmýzýn içinden geçen tüm kahramanlara selam olsun o zaman...


LION

KOLTUK TAKIMI

15.499,-

NATUREL

KOLTUK TAKIMI 3+2+1

18.999,-

24 A$Y.6ā7

)$ā=6ā= SUNNY BAZA +KYBELE

7

, ā0.$1

BABY SAFARI

BÜYÜYEN YATAK SF-1011

140x200

5.999,-

4.999,DURU KANEPE

2.999,ASUS

'89$5h1ø7(6ø 

MODENA

KOLTUK TAKIMI 3+2

15.999,-

© MOVING MEDIA APS

5.999,-

SULTAN BAZA %$ù/,.

4.999,-

SPEEDY 6(5,(6

MISS RACER

5.000,-

3.999,-

5$1=$<$7$.'$+ø/  

'gù(.'$+ø/0<  

HÜNKAR

YATAK ODASI TAKIMI

27.999,-

YATAKLAR Y ATAKLAR 2.500,- KR.’D KR.’DAN AN

0ú02=$

% %$ù/$<$1)ø<$7/$5/$ $ù/$<$1)ø<$7/$5/$

11.499,-

KOLTUK TAKIMI 3+2+1


ZAMAN DK 216