Page 1

benzeri Kur’an’ın maz? zıla neden ya bebekle Oyuncak bir örnek

Geriye sadece yorgunluk kalmasın

Psikolog-Psikoterapist Sevil Bremer:

çınlıyorsa Kulağınız dikkat!

Yüksek beklenti, depresyona sürüklüyor

Gazetenizle birlikte

Umre yolcularına tavsiyeler

Son yıllarda umreye gidenlerin sayısı artıyor.

Stockholm’de Solna Belediyesi’ne ait bir lık mı Alışkanet mi? samimiy

Ancak umrenin bir ibadet olduğu gerçeği zaman zaman unutuluyor. Mescitlerdeki dünyevi konuşmalar, tavaf sırasında yapılan sosyal medya paylaşımları ya da alışverişler bizi farkında olmadan umrenin manevi atmosferinden uzaklaştırabiliyor. 1 32’DE

gençlik merkezinde (Ungdomsmottagning) çalışan Psikolog-Psikoterapist Sevil Bremer yüksek beklenti ve rekabetin, başta gençler olmak üzere, insanları depresyona sürüklediğini söyledi. 1 12’DE

www.zamaniskandinavya.dk

20 - 26 ŞUBAT 2013 • YIL : 5 • SAYI : 203 • DANMARK 25 DKK • SVERIGE 30 SEK • NORGE 35 NKR • FINLAND 3,5 EURO

Bazı doktorlar göçmen hastaları tedavi etmek istemiyor Danimarka Sağlık Bakanlığı

tarafından hazırlanan bir rapora göre; 2008 yılından bu yana yüzlerce göçmen kökenli hasta sudan sebeplerle bir sağlık kuruluşundan öbürüne havale edilmiş. Raporda ayrıca bazı doktorların göçmen kökenli hastaları tedavi etmek istemediği ortaya çıktı. 1 HABERİ 3’TE

Gençler arasında suç oranı düşüyor Belediyeler Birliği’nin (KL)

yayın organı Momentum’un yapmış olduğu bir araştırmaya göre, 15-19 yaşları arasındaki gençlerin suç işleme oranında 2006-11 arasında ciddi düşüş görüldü. Ülkede bulunan 98 belediyeden 92’sinde gençlerin suç oranı düştü. 1 HABERİ 17’DE

Norveç Eğitim Bakanlığı:

Her çocuk, anadilini öğrenme hakkına sahiptir

Danimarka İstihbarat Teşkilatı’nın (PET) nefret suçları raporuna göre; 2010 ile 2011 yılları arasında Müslümanlara karşı işlenen ‘ırkçı nefret suçları’ yüzde 11 gibi tehlikeli bir oranda yükseldi. Aynı oran Hristiyanlar için yüzde 7, Yahudiler için ise yüzde 5.

Danimarka İstihbarat Teşkilatı nefret suçları raporunu yayınladı

Nefret suçlarının en büyük mağduru Müslümanlar Danimarka İstihbarat Teşkilatı (PET) tarafından geçtiğimiz hafta içerisinde yayınlanan bir rapor, Müslümanların nefret suçlarının sorumlusu değil tam tersine en büyük mağduru olduğunu ortaya çıkardı. 1 DEVAMI SAYFA 14’TE

İslam karşıtı Lars Hedegaard ve terör örgütü JDL işbirliği

Parlamentonun 2012 yılında

İslam karşıtlarına özel seminer

yayınladığı ‘Bütünlüklü Bir UyumPpolitikası – Çeşitlilik ve Birlik” (En helhetlig integreringspolitikk – Mangfold og Felleskap) adlı bildiride, eyaletlerin daha fazla dilde ikinci yabancı dil eğitimi vermesi teşvik ediliyor. 1 HABERİ 13’TE

Danimarka’da bulunan P77 haber sitesi, İslam karşıtı yazar Lars Hedegaard’ın FBI’ın terörist bir örgüt olarak kabul ettiği Yahudi Savunma Ligi (JDL) tarafından organize edilen bir programa katılarak İslam karşıtlarına özel bir seminer verdiğini yazdı. 1 DEVAMI SAYFA 6’DA

ZAMAN ’ DA BU H A F TA Nefretim var nefrete karşı

1 KAMİL SUBAŞI • 4

Para için gittiler, futbol için döndüler

1 46’DA

Edeb yâ hu! 1 EKREM DUMANLI • 41

Burdur’un Belçikalı kültür elçileri 1 38’DE


2 İSKANDİNAVYA Ekonomik kriz en çok 1 göçmenleri etkiliyor

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

ERDAL ÇOLAK KOPENHAG

Macar kökenli olan Györgyi Csató, Alman ve Rus dili ve edebiyatı üzerine master yapmış. Györgyi, 1994 yılından beri İshøj Halk Eğitim Merkezi Müdürü olarak çalışıyor.

İş bulmakta zorlanan veya olan işlerini kaybeden göçmenlerin sayısı her geçen gün artıyor. İşgücü İstatistik Kurumu’nun (RAS) rakamlarına göre, Danimarka’da her 6 etnik kökenliden 1’i işsiz. Ekonomik krizden önce etnik kökenlilerin işsizlik oranı yüzde 9.8 iken bugün bu oran yüzde16. İşsizliğin artması, kişileri farklı kurumlarda eğitim ve danışmanlık hizmetleri almaya yönlendiriyor. Bu konularda danışmanlık ve eğitim hizmeti veren belediyelere ait halk eğitim merkezleri de bulunmakta. Özellikle göçmenler için oluşturulmuş danışmanlık merkezleri göçmenlere, meslek eğitimi alması ve kolay iş bulabilmesi noktasında yardımcı olmaya çalışıyor. Etnik kökenlilerin iş bulması noktasında çalışmalar ve projeler üreten İshøj Halk Eğitim Merkezi Müdürü Györgyi Csató, yetişkinlere eğitim ve danışmanlık, beceri değerlendirme, hem de işgücü piyasasına yeniden hazırlama gibi bir vizyonları olduğunu belirterek, “İshøj Halk eğitim Merkezi 1992 yılının Eylül ayında göçmenler için kurulmuştur ve İshøj’da göçmenler için hizmet veren en eski ve en büyük danışma kurumlarından biridir. 20 yıldan fazla İshøj ve çevresindeki binlerce göçmenin iş piyasası politikası, yabancıların sorunları ve iş konularında bilgi almak için başvurdukları, önemli bir kuruluştur.” dedi. Kendisi de Macar kökenli bir göçmen olan Györgyi sözlerine şöyle devam etti: “Bizim hedef kitlemiz genellikle düşük vasıflı göçmenler. Onlara yönelik çeşitli kurslar düzenliyoruz. İshøj Halk Eğitim Merkezi kamu kurum ve kuruluşları, özel şirketler, eğitim kurumları ile işbirliği yapmakta ve toplumun ihtiyaçlarını, gereksinimlerini karşılamak için çalışmalarda bulunmakta.” NLP uzmanı, yaşam koçu ve öğretmen olan Elisabeth Østergaard, “Sayılara baktığımız zaman göçmenlerin işsizlik oranın daha yüksek olduğunu görüyürüz. Neden göçmenlerin işsiz kalma oranı daha yüksek sorusuna gelecek olursak, bana kalırsa bu durumun niteliklerle çok alakası var. İşte bu yüzden etnik kökenlilerin iş piyasasındaki şansları daha düşük. Hemen her ülkede göçmenler ve özellikle de kadınlar, iş

İşgücü İstatistik Kurumu’nun (RAS) rakamlarına göre, Danimarka’da her 6 etnik kökenliden 1’i işsiz. Ekonomik krizden önce etnik kökenlilerin işsizlik oranı yüzde 9.8 iken bugün bu oran yüzde16. NLP uzmanı, yaşam koçu ve öğretmen olan Elisabeth Østergaard Jensen, insanların temelde gereksinimlerini karşılama ve isteklerine yönelme odaklı çalışmalarda bulunuyor. “Yeniden çalışmak” adlı Avrupa Birliği projesini yönetiyor.

dünyasında ayrımcılık, eşitsizlik ve baskılarla karşı karşıya kalıyor. Danimarka’da da özellikle etnik kökenli kadınlar, iş piyasasında yer bulabilmek ve kendilerini kabul ettirebilmek için çetin bir mücadele veriyor. Danimarka hükümeti tarafından yaptırılan bir araştırma anne olan göçmen kadınların işsizlikten çok daha yoğun etkilendiğini ortaya koydu.”diyor. Danimarka’da kadınların işsizlik sıkıntısı çekme oranının erkeklere göre çok daha fazla oldu-

ğunu ve bu konuya ağırlık vermeye devam ettiklerini belirten Østergård, “Kadın olsun erkek olsun kurs katılımcılarının nitelikli hale getirilmesi konusunda çalışmalarda bulunuyoruz. Kursiyerler kursta bilgisayar kullanmayı öğrenmenin yanı sıra haftada iki gün kişisel gelişim kurslarını alıyorlar. Kursta ayrıca, yazılı olarak iş müracaatında bulunma yöntemleri ile iş görüşmelerinde doğru davranış biçimleri de öğretiliyor.” dedi.

İş ve İşçi Bulma Kurumu (Job Center) ile de birlikte çalıştıklarını belirten Østergård, “Hedefimiz, çalışmak için Danimarka’ya gelen göçmenlerin tekrar iş bulmaları, mesleklerinde çalışabilmeleri ya da eğitim görebilmelerini zorlaştıran ya da tehlikeye sokan faktörlerin giderilmesidir. Mesala iş arama tekniklerini, CV yazma teknikleri, iş görüşmeleri gibi birçok konuda etnik kökenlilere kurs veriyoruz.”diye ifade etti.

İsveç Prensesi Victoria, yeniden üniversiteye başladı

İsveç’te veliaht Prenses Victoria, Stockholm Üniversitesi’ne yazılarak çevre konularında dersler almaya başladı ZAMAN STOCKHOLM İsveç tahtının babasından sonraki varisi

1olan Prenses Victoria’nın Stockholm

Üniversitesi’nde akşam verilen ders programlarına başladığı ve ‘kutup ortamlarında çevre konuları’nda ders almaya başladığı bildirildi. İsveç Kraliyet Sarayı’ndan ailenin basın danışmanı Bertil Ternert yaptığı açıklamada, Prenses Victoria’nın kutuplarda çevre şartlarında yaşanan iklim değişikliği konusuna ilgisinin uzun zamandan bu yana devam ettiğini ve bu nedenle 2009 yılında Grönland gezisine de katılarak bu konudaki bilgileri yerinde öğrenme ve görme imkânı bulduğunu kaydetti. Evlendikten sonra bir çocuğu olan Victoria’nın 1996 yılında lise eğitimini tamamladıktan sonra, Fransa’da Fransızca dil eğitimi aldığı daha sonra ABD’de Yale Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve tarih eğitimlerinin ardından Birleşmiş Milletler ve İsveç’in Washington

Dışişleri Bakanı Carl Bildt’ten sert tepki

İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, gerçekleştirdiği nükleer test nedeniyle Kuzey Kore’yi kınadı. ZAMAN STOCKHOLM Twitter hesabından bir açıklama yapan

Büyükelçiliği’nde bu alanlarda staj yaptığı bildirildi. Ayrıca Prenses Victoria’nın temel bilgiler içeren bir askeri eğitim ile birlikte diplomat programı üzerine eğitim gördüğü de bildirildi.

1Bildt, “Kuzey Kore’nin provokatif nük-

leer denemesini şiddetle kınıyorum” dedi. BM Güvenlik Konseyi’nin yaptırımlarının Kuzey Kore üzerinde fazla etkisi olmadığına da değinen Bildt, ülke üzerinde en fazla ağırlığı olan Çin’in devreye girmesi ve şiddetli

tepki göstermesini beklediğini belirtti. Bununla beraber İsveç dışişleri kaynakları, Kuzey Kore’nin Stockholm Büyükelçisi’nin Dışişleri Bakanı Bildt’e yapması planlanan ziyaretinin de son gelişmeler sonrası iptal edildiğini duyurdu. İsveç, Kuzey Kore’nin diplomatik temsilciliği bulunan ender ülkelerden birisi olarak temayüz ediyor.


3 İSKANDİNAVYA

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

‘Danimarka Sağlık Sisteminde Etnik Azınlıklar’ raporu açıklandı

2008 yılından bu yana Odense Üniversite Hastanesi bünyesinde hizmet veren Göçmenler Kliniği bugüne kadar 670 hastayı tedavi etmiş. Bu hastaların tamamı, aile doktorları tarafından ya da diğer hastanelerde görev yapan doktorlar tarafından astım, kanser, kireçlenme gibi yaygın hastalıklaradan dolayı Göçmenler Kliniği’ne sevk edilmiş.

Bazı doktorlar göçmen hastaları tedavi etmek istemiyor Danimarka Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan bir rapora göre; 2008 yılından bu yana yüzlerce göçmen kökenli hasta sudan sebeplerle bir sağlık kuruluşundan öbürüne havale edilmiş. Raporda ayrıca bazı doktorların göçmen kökenli hastaları tedavi etmek istemediği ortaya çıktı.

ERDAL ÇOLAK KOPENHAG

Araştırmaya göre etnik kökenlilerin sağlık sisteminden yeteri kadar yararlanamamalarının nedenleri şöyle:

Danimarka’da göçmen kökenli

1hastalara daha iyi hizmet sunabil-

mek için birkaç yıl önce çeşitli hastanelerin bünyesinde kurulan ‘göçmen klinikleri’, Danimarkalı doktorlar tarafından istismar ediliyor. Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Danimarka Sağlık Sisteminde Etnik Azınlıklar’ (Etniske Minoriteter i det Danske Sundhedsvæsen) isimli bir rapora göre; çok sayıda göçmen kökenli hasta Odense Üniversite Hastanesi bünyesindeki Göçmenler Kliniği’nde tedavi görmek zorunda kalıyor. Danimarka Sağlık sisteminin göçmenlere bakışına dair önemli ipuçlarını barındıran rapor, göçmenlerin sağlık şartları hakkında da önemli bilgiler veriyor. Rapora göre; 2008 yılından bu yana Odense Üniversite Hastanesi bünyesinde hizmet veren Göçmenler Kliniği bugüne kadar 670 hastayı tedavi etmiş. Bu hastaların tamamı, aile doktorları tarafından ya da diğer hastanelerde görev yapan doktorlar tarafından astım, kanser, kireçlenme gibi yaygın hastalıklaradan dolayı Göçmenler Kliniği’ne sevk edilmiş.

Birçok hastalığa teşhis konulamıyor Danimarka’ya Eski Yugoslavya, Irak, Lübnan Filistin, Pakistan, Somali, Pakistan ve Türkiye gibi ülkelerden gelen 18-66 yaş arasındaki 9 bin 515 kişinin katılımıyla yapılan araştırma sonuçları uzun zamandan beri merakla bekleni-

yordu. Geçtiğimiz günlerde tamamlanan araştırma sonucuna göre; Danimarka’da göçmen kökenlilerin hastalanma oranlarının etnik Danimarkalılara göre çok daha fazla. Raporda ayrıca; Danimarka Sağlık Bakanlığı’nın etnik kökenlilere yönelik bir sağlık politikasının olmadığı; etnik kökenlilere yönelik sağlık projelerinin gönüllü kuruluş ve merkezler tarafından yapıldığı dile getiriliyor. Birçok ciddi hastalığa teşhis konulamadığının belirtildigi raporda, astım, kanser, disk kayması gibi ciddi hastalıkların bile çok geç fark edildiği dile getiriliyor.

Göçmenler sağlık sisteminden yeteri

kadar yararlanamıyor Konuyla ilgili olarak Ugeskrifter For Leager Dergisi’ne konuşan Odense Üniversitesi Göçmen Kliniği Başhekimi Prof. Dr. Morten Sodemann, göçmen kökenlilerin sağlık sisteminden yeteri kadar yararlanamamalarının ve tedaviyi zorlaştıran en önemli nedenlerinden birinin iletişim sorunları olduğunu ifade etti. Danimarkalı doktorların, göçmen kökenli hastaları ve geldikleri kültürü tanımadıklarını belirten Sodemann ayrıca, “Etnik kökenli hastaların çoğunun, hastalıklarının yanı sıra sosyal ve ekonomik sorunları da var. Doktorlar, hemşireler, sosyal danışmanlar ve aile uzmanları ile

Eğer söylemezlerse, neleri olduğunu anlamak için çok uzun zaman gerekiyor, bazen de hiç bulamıyoruz. Ağrılarını çok farklı ifade ediyorlar. Karnımda yanma var ya da kafam daralıyor gibi çok farklı ifadeler. Hastalığın nedenleri stres, üzüntü, duygusal sıkıntı. Türkiye kökenli hastalar aşırı hassas, spesifik olmayan şikayetleri var. Hastalığın nedenleri hakkında bilgi sahibi olmama ve hastaların tedavi sürecine katılmadaki isteksizlikleri. Aile ve sosyal ağlar hastanın tedavi sürecini etkiliyor. Tabular, utanç ve diğer kültürel faktörler.

iyi bir tedavi yöntemi uyguluyoruz. Sağlık hizmetlerin yeniden yapılandırılmasında, profesyonel ve hasta odaklı stratejiler geliştirilerek, etnik kökenlilerin ihtiyaçlarının dikkate alınması ve kültürlerarası yetkinlik geliştirilmesi gerekir. ”dedi. Bu arada Odense’deki Göçmen Kliniği’nin bir benzerinin önümüzdeki aylarda Hvidovre Hastanesi bünyesinde

NORVEÇ HABER TURU Meslek liseliler için üneversite umudu doğdu

rarla, Norveç’in petrolden oldukça iyi bir gelir elde ettiğine; ancak petrolün de bir gün tükeneceğine, çıkarılan petrole haddinden fazla bel bağladığına vurguda bulundu. Merkez Bankası Başkanı Øystein Olsen ayrıca, petrol fiyatlarında yaşanacak ani bir düşüşün, tüm ülke ekonomisini şoke edebileceğini ifade etti.

eslek lisesi mezunlarına üniversite kapı-

Mları aralanabilir. İşçi Partisi’nin düzenle-

diği yıllık toplantıda, meslek lisesi öğrencilerinin üniversiyete başlatılıp-başlatılmayacağı önergesi masaya yatırıldı. Parti Başkanı ve Başbakan Jens Stoltenberg ve bazı arkadaşları önergeye sıcak bakmamalarına rağmen, partideki birçok siyasi önergeyi olumlu karşıladı. Konuyla ilgili yerel medyaya konuşan başbakan, ‘’Tasarı, meslek lisesi mezunlarının kendilerini ilgilendiren bölümleri okumak şartıyla kabul edilebilir.’’ dedi.

Emeklilik yaşı yükselebilir meklilik yaşı 67’den 75’e çıkabilir. Konuyla ilgili yerel medyaya açıklamalarda bulunan Norveç İşci Partisi Emeklilik Sözcüsü Steinar Gullvag, günümüzün emeklilik yaşı sınırlarının, yaşlılardan yeterince verim alınamamasına neden olduğunu belirtti. Emeklilik yaşını 75’e çıkarmaya olumlu bakan Gullvag, birçok ülkede emeklilik yaşının bulunmadığını ve bu uygulamanın Norveç sisteminden de kalkması gerektiğini söyledi.

E

Kadınlar için zoraki askerliğe sıcak bakılmıyor şçi Parti (Ap), Norveç’te kadınlara yönelik

İzoraki askerlik önergesine sıcak bakmadı.

‘Norveç’in petrolu sonsuz değil’ erkez Bankası Başkanı Øystein Olsen,

MNorveçlilerin daha fazla çalışmak zo-

runda olduğunu açıkladı. Olsen, yerel medyaya yaptığı konuşmasında, Norveç denizlerinden çıkartılan petrolün sonsuz olmadığını, Norveçlilerin aynı güzellilkte gelecekte de iyi bir hayat standartına, yüksek ekonomik güce sahip olmalarının çok çalışmaktan geçtiğini kaydetti. Başkan Olsen ifadelerinde ıs-

Partinin konuyla ilgili oluşturuduğu komite, Norveçli kadınların askere alımı konusunda zorlanmasının doğru olmadağını belirtti. Yerel medyaya konuşan Komite Başkanı Helga Pedersen, erkeklerin de bu konuda zorlanmaması gerketiğini kaydetti ve sözlerine şöyle deva etti: ‘’Ancak, Norveçli kadınların, Savunma Bakanlığı’nda gönüllü olarak görev yapmalarını da istiyorum.’’ dedi. Partinin Gençlik Kolları Başkanı Eskil Pedersen ise, kadınların orduya katılmasının, Savunma Bakanlığı’nı daha iyi yerlere getireceğini aktardı. Daha önce, dönemin eski Savunma Bakanı Espen Barth Eide, kadınların askerlik yapma-

ları konusunda yeni bir yasa tasarısı hazırlamış, “Kadınlar da askerlik yapmalı. Bugün bu işi sadece erkekler yapıyor. Teknik ve teknolojinin getirdiği kolaylıklar sayesinde askerlik yapmak artık kolay. Eskiye nazaran fiziki zorluklar da ortadan kalkmış durumda.” ifadelerini kullanmıştı.

‘Soykırım davası’na 21 yıl ceza orveç mahkemesi, Ruanda vatandaşını

N1994’te anavatanında soykırıma katıldığı

gerekçesiyle 21 yıl hapse mahkum etti. Oslo Bölge Mahkemesi, Sadi Bugingo’yu ağırlıklı olarak Tutsi etnik grubundan oluşan en az 2 bin kişiyi önceden planlayarak öldürmeye yardım ve yataklıktan suçlu buldu. Bugingo, Ruanda’nın batısındaki Kibungo kasabasında 1994 yılının Nisan ayında gerçekleşen 3 ayrı saldırıdan sorumlu tutuluyor. Suçlamaları reddeden Bugingo, davayı temyize götüreceğini söyledi. Eski işadamı, Norveç’e 2001 yılında ailesiyle birlikte gelmiş ve oturma izni almıştı. Bugingo, 2011 yılında tutuklanmıştı. Hutuların azınlıktaki Tutsilere karşı yürüttüğü soykırımda 500 binden fazla kişi öldürülmüştü.


4 İSKANDİNAVYA

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

DANİMARKA HABER TURU

Kamil Subaşı

Nefretim var nefrete karşı Dünyayı ve özellikle de Avrupa’yı etkisi vun’un ‘Yeryüzünde bizden daha aşağılığı altında bulunduran ekonomik kriz en çok var mıdır acaba?’ sorusuna Şeytan’ın, ‘Sen göçmenleri etkiliyor. İşgücü İstatistik Kuru- ben neyiz ki’ diyerek, kin, nefret, haset, kibir mu’nun (RAS) rakamlarına göre, Danimar- ve riya taşıyanların hallerini açıklayan Şeyka’da her 6 etnik kökenliden 1’i işsiz. Yakın tan’ın Firavun’a verdiği örneklerden bir tazamanda açıklanan ‘Danimarka Sağlık Sis- nesi şöyledir: Çok yaşlı kendisine bakamayan bir kateminde Etnik Azınlıklar’ raporuna göre ise; Danimarka’daki bazı doktorlar göçmen kö- dın vardır. Genç, güzel ve bir tane de ineği kenli hastaları tedavi etmek istemiyor ve as- olan komşusu ona yardımcı olmaktadır. Her taların çoğu basit bahanelerle göçmenler sabah, ona yeni sağdığı ineğinin taptaze için oluşturulan Göçmenler Kliniği’ne sevk sütünden bir tas götürüp, merhametli elleri ediliyormuş. Danimarka Sosyal Araştırma- ile içirmektedir. Daha sonra evini biraz tolar Enstitüsü’nün (SFI) yaptığı bir araştırma parlayıp, üstüne başına çeki düzen verip, insan olanın içinde güller açise Danimarka medyasının tıracak bir tebessümle onu yüzde 58 oranla Müslümanlar ile alakalı haberleri negatif Mağdur olmak başkalarını da öpüp kendi işine dönmekverdiğini ve Müslümanlar ile mağdur etme hakkını vermez tedir. Gün içinde de sık sık yoklayarak, onu ihmal etalakalı haberlerin yüzde kimseye. Bize düşen insan memektedir. 75’inde de haberle ilgili kişiolmanın gereğini yerine Ama yaşlı kadın, içinde lerin görüşlerine yer verilme- getirmektir. Mevlana, "Unutma ezelden beri var olan haset diğini ortaya koymuştu. Göçki! Nefret ve kinin ertesi menleri direk ve indirek etkipişmanlıktır. Ve her canlıya duygusundan kurtulmayı leyen tüm bu olumsuzluklara ölüm vardır. İnsan ölür ama hiç aklına bile getirmediği rağmen şimdiye kadar göçölmeyen insanlıktır." der. O için, bu duygunun azabı ile sürekli sinir ve kin halindemenler –özellikle de Müslüzaman, sonradan pişman manlar- problemlerin arkaolmamak için, insanlığımızı dir. Onun güzelliğini, gensındaki ‘günah keçisi’ olarak öldürmeyelim, Etrafımıza sevgi çliğini kıskanarak, ardından “en kısa sürede yaşlanmagösterilmiş, tüm faturalar onve muhabbet solukları dan güzelliğin kurusun, öllara kesilmişti ve öyle olmaya üfleyelim, herkese şefkat meden ineğinin yok olduda devam ediyor malesef. kollarımızı açalım. Dünyada nefret suçları Hacı Bektaş-ı Veli’nin dediği ğunu da göresin” diye bedartmakta ve özellikle dünyayı gibi diyelim: “Sevgi, muhabbet dualar etmektedir. Şeytan, Firavun’a “işte bu senden ve kasıp kavuran son ekonomik kaynar yanan ocağımızda. krizler de insanlar arasındaki Bülbüller şevke gelir, gül açar benden daha kötüdür” der. Şeytan bu sefer doğruyu nefreti tetiklemekte. Ortada bağımızda. Hırslar, kinler yok söylemiş midir? İnsanlar, Finefret söz konusu olunca olur aşkla meydanımızda. mutlaka mağdur olan birileri Aslanlarla ceylanlar dosttur ravun’dan daha kötü olabilir mi? Ya da Şeytan bazılade olmakta. Nefretle hiç bir kucağımızda.” rımızın yanında masum mu yere varılamayacağı gibi nefkalmakta? Bunlar sorulabiret, sahibine de fayda değil zarar getirir. Ve nefret, içinde beslendiği insanı lir ve belki de olabilir ama şu bir gerçek ki; Şeytan’dan bile kötü hale getirebilmekte. nefretin sahtesi olmaz. Nefret nefreti körükKin, nefret ve haset ile alaklı şöyle bir ri- lemekte. İnsanlar zarar görmekte ve mağdur vayetten bahsedilir: Firavunlar’ın Firavun edilmekte. Şimdiye kadar medyanın da etdiye anılmasını sağlayan ilk Firavun ha- kisiyle Müslümanlar hep mağdur eden, nefmamda banyo yapmaktadır. Hizmetliler, reti körükleyen taraf olarak gösterildi. Ama uşaklar, külhanbeyleri, keseciler ve kim bilir en son Danimarka İstihbarat Teşkilatı’nın yanice kaç kişilik bir ordudan oluşan muhtemel yınladığı nefret suçları raporu tam tersine, saz heyeti çalışmaktadır. Firavun’sa bu kala- nefret suçlarının en büyük mağdurunun balığın arasında sessizlik ve yalnızlığı sonuna Müslümanlar olduğunu ortaya koydu Rakadar ele geçirmiş ve kendine ait bir huzur pora göre, Müslümanlar nefret suçlarının soiçinde göz kapaklarının altında dinlenmek- rumlusu değil tam tersine en büyük mağtedir. Tabii kolay değil koca bir kâinatı dü- duru. Mağdur olmak başkalarını da mağdur zene sokacaksınız ya da en azından bu işi yapıyor gibi görüneceksiniz, Allah bilir ya ne etme hakkını vermez kimseye. Bize düşen kadar büyük bir enerji istiyordur! Asla hiç insan olmanın gereğini yerine getirmektir. kimsenin, sessizliği bozmayı aklından bile Mevlana, “Unutma ki! Nefret ve kinin ertesi geçiremeyeceği bir anda “tak, tak, tak” kapı pişmanlıktır. Ve her canlıya ölüm vardır. İnsesi duyulur. Herkes donup kalmıştır, kim san ölür ama ölmeyen insanlıktır.” der. O zaböyle bir şeye cesaret edebilirdi? Etraftaki man, sonradan pişman olmamak için, inmevcut orduyu hangi kuvvet geçebilirdi? sanlığımızı öldürmeyelim, Etrafımıza sevgi ve Hem de kulakları sağır eden sessizliğin muhabbet solukları üfleyelim, herkese şefkat içinde. Firavun da adeta şok olmuştur. Bey- kollarımızı açalım. Hacı Bektaş-ı Veli’nin ninin o güne kadar hiç bir şekilde program- dediği gibi diyelim: “Sevgi, muhabbet kaylanmadığı bir olay zuhur etmiştir. Meçhul bir nar yanan ocağımızda. Bülbüller şevke gelir, el kapıya nazikçe kendini hissettirmektedir. gül açar bağımızda. Hırslar, kinler yok olur Firavun şaşkın bir şekilde “kim o” diye ses- aşkla meydanımızda. Aslanlarla ceylanlar lendiğinde ise aldığı cevap her ne kadar ür- dosttur kucağımızda.” Nefsimizi tanımamız adına, yazımızı kütücü olsa da, bu güne kadar yüzünü görSalih Baba’nın şu mısralarıyla ile bitirelim: mediği kadim dostunun gelişi, onu daha … sonra rahatlatmıştır. İlk “kim o” değil ama ikinci “kim o”dan sonra: “Dört yüz yıldır Yakın olma hased kibre gurura Tanrılık taslıyorsun, daha gelenin kim olduDüşün ne götüreceksin kubura (kabre) ğunu bilmiyorsun, Şeytan’ı bile tanıyamıNe yüz ile varacaksın huzura yorsun” diyerek, kapıyı açan olmasa da ŞeyBu berzah âlemin geçmek dilersen tan içeri girer. Onların içerde neler yaptıklaBeka gülşanına göçmek dilersen rını, neler konuştukları bilinmiyor ama rivayetler banyonun içine sızarak bize bazı bilgiler aktarmakta. Bunlardan bazıları, Firak.subasi@zamaniskandinavya.dk

İnternette korsan kopyalama oranı yükseldi nternet kullanımımız arttıkça, suçlar da aynı

İoranda artmaya başladı. Bilgisayar korsan-

larının özellikle peşinde olduğu şey ise paramız. Bu amaçla Dankort şifrelerimize ulaşmaya çalışıyorlar. İnternetteki tuzaklar da bu nedenle artıyor. 2012 yılında yapılan korsan ve virüs saldırıları, gönderilen dolandırıcı e- postalar ve korsan kopyalama yüzde 45 oranında yükseldi. DKCERT’in Danimarka’daki internet dolandırcılığı ve tehditlerine ilişkin yapmış olduğı araştırmanın sonucu bu bilgileri ortaya koydu. DKCERT’in şefi Shehzad Ahmad DR’ye yaptığı açıklamada, “İnternette kendinizi yüzde 100 güvenli hissedebileceğiniz bir yer yok.” dedi. Kullanıcı adı, şifre ve kredi kartı bilgilerini kullanması gereken vatandaşlar, buna kendileri karar vermek durumunda. Fakat, ne bankanız ne de Vergi Dairesi hiç bir zaman kredi kartı bilgilerinizi açıklamanızı istemez. Twitter ve Facebook’ta bilgilerinizin satılabileceğinden dikkatli olunması gerekiyor. Dolandırıcılar Facebook profilinizi açabilir. Yurt dışında olduğunu, cüzdanını, eşyalarını ve telefonunu kaybettiğini ve listedeki kişilerden para göndermesini ister. Arkadaş listenizden para gönderen olduğu takdirde amacına ulaşmış demektir. Ahmad, dolandırıcıların gün gelip internetten Dankort ile alışveriş yapılmasını engelleyecek kadar becerikli olduğuna ise ihtimal vermiyor ancak, “Onlar her zaman önde olacak. Bizler Tom’uz, onlar ise Jerry. Ancak yöntemlerini her zaman takip edeceğız.” diyor.

Halk hastalığı: Çift başına 1,7 çocuk 012 doğum rakamları Danimarkalı kadınların giderek daha az doğum yaptığını ortaya koydu. Politiken’in haberine göre, 57 bin 916 doğumla son yılların en düşük doğum oranına 2012’de ulaşıldı. 2008 yılında 65 bin 38 çocuk dünyaya gelmiş. Bu rakam geçtiğimiz yıla göre neredeyse 10 bin daha fazla. Son rakamlarla birlikte Danimarkalı çiftlere 1,7 çocuk düştüğü belirtildi. Bu rakamlar nüfüs büyüklüğünü sabit tutabilmek için yeterli değil. Kopenhag Rigshospitalet’deki bilimadamları Politiken’e verdiği demeçte, bu alanda daha fazla bilgi edinimi ve araştırma yapılmasının gerekli olduğunu ve genç çiftleri aile kurmaya yöneltmek gerektiğini belirtti. Rigshospitalet Doğum Kliniği Şefi Søren Ziebe, Rigshospitalet Üreme Sağlığı Kliniği Şefi Anders Juul ve Kroniken’de bilim adamı olarak çalışan Katrine Bay ortak yaptıkları açıklamada, “Bir çok kişi çocuk sahibi olmak için bekliyor ya da çocuk sahibi olabilmek için tedavi görüyor. Bu sebeple giderek bir ‘halk hastalığına’ dönüşen bu durumla, bilgi, önlem araştırma ve tedavi ile mücadele edilmesi gerekiyor.” dedi.

2

Acil iş imkanları talebe cevap vermiyor ükümet işsiz insanların işsizlik maaşı

Hhakkı sona ermeden hedeflerindeki 12

bin 500 acil iş imkanını oluşturdu. Ancak, Ugebrevet A4’ün haberine göre söz konusu işlerden yalnızca yüzde 5’i eğitim almamış, yani işsizlik parası süresinin bitmesinden gerçekten etkilenecek kişilere istihdam sağlaya-

cak. Habere göre, söz konusu işlerin yüzde 70’i , hemşire, pedagog, sosyal danışman gibi orta uzunlukta eğitim almış olan kişilere ayrıldı. Kaas & Mulvad isimli analiz şirketinin Ugebrevet A4 için yapmış olduğu anket çalışması bu sonuçları ortaya koyuyor. Kopenhag Üniversitesi’nde Profesör ve İş Piyasası Uzmanı Flemming Ibsen, acil işlerin ilginç bir buluş olmadığını düşünüyor. Ibsen DR Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, “Bölge, belediye ve eyaletlerde birçok acil iş imkanı oluşturuldu. Ancak bu işler asıl hedef kitlesine hitap etmeyen nitelikler istiyor. Oysa oluşturulması gereken iş imkanları, özel sektörde eğitim almamış kişilere yönelik olmalıydı. Ancak aynı zamanda inşaat ve tesis sektöründeki işlerinden çıkarılmış olan eğitim almış kişileri de kapsamalıydı. Asıl işsiz olan onlar. Üstelik bu kişilerin sayısı bir hayli fazla. Dolayısıyla yapılan bu çalışma, asıl hedefteki işsizlere yönelik iş imkanı sağlamış olmadı. Bu yüzden başarıdan söz edemeyiz. İşsizler bu durumdan dolayı iş aramaktan da vazgeçmiş durumda. Çünkü mevcut nitelikleri sebebiyle söz konusu iş imkanlarına erişmeleri mümkün değil. Her işi “acil iş imkanı” diye adlandıramayız. Bu yöntem hiç bir sorunu çözmez.” dedi. Hükümet acil iş imkanları konusunda rakam telaffuz etmekten kaçındı. Sosyal Demokratlar’ın İstihdam Sözcüsü Leif Lahn, “Uzun vadede ulaşmak istediğimiz hedefe 100 günden kısa bir sürede ulaşmış olmaktan mutluyum. Ama bu kadarla da kalmayacağız. Daha fazla iş imkanı oluşturmak için elimizden geleni yapacağız.” dedi.

Doğru hastaya doğru ilaç ereksiz ilaç kullanımından endişe eden

Gİlaç Kurulu şimdi bu duruma karşı mü-

cadeleye hazırlanıyor. Sağlık Kurulu’undan birim şefi Søren Brostrøm DR Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, “Hastalara doğru tedavinin verilememesinden endişe ediyoruz. Hangi vakaların basit, hangilerinin tedavi gerektiren hastalıklar olduğu konusundaki algımızı değiştirmeliyiz.” dedi. “Sağlık Kurulu hekimlere ilaç kullanımı konusunda danışmanlık hizmeti vermeye hazırlanıyor. Şimdiye kadar doğru hastaya göre doğru ilacı belirleme konusuna odaklanılmıştı. Ancak Sağlık Kurulu yeni bir odak noktası belirliyor.” diyen Søren Brostrøm, doğru ilacın doğru hastaya ve doğru fiyata verilmesini sağlamak istediklerini ve daha önceleri yalnızca doğru ilaca odaklanıldığını fakat bundan sonra doğru hastaya da odaklanacaklarını belirtti. Søren Brostrøm, “Hasta olmayan kişilere ilaç verme durumu giderek artıyor. Ancak bu durum yüksek tansiyon gibi sonuçlara neden olabilmekte. Bununla birlikte hiperaktivite bozukluğu gibi, tanı konulması ve hangi durumlarda ilaç verilmesi gerektiğinin sırınını tespit etmesi güç durumlar da söz konusu. Kadınların menopoz dönemi de hastalık olarak değerlendirilebiliyor ve ortaya çıkan hormon eksiklikleri hormon takviyesi ile giderilebiliyor. Sağlık Kurulu özellikle bu alanda ilaç kullanımının aşılması konusunda endişe ediyor. Kurul, bir tavsiye ve klinik kurallar kılavuzu hazırlayarak hekimlere yol göstermeye hazırlanıyor.” dedi.


Centerparken 34, 2500 Valby Valby al T elefon: +45 36 45 24 53 Telefon: www www.alfamobelhus.dk w..alfamobelhus.dk inf info@alfamobelhus.dk o@alfamobelhus.dk

BIANCO

3$=$5*h1/(5ú 3$=$5*h1/(5ú $ $d,ø,= d,ø,=

22.499-,, HÜNKAR

14.999-,

SELIN

9.999-, TULIP&SÜMBÜL

9.999-,

PRETTY GIRL 9.999-, 160x200 cm YATAKLAR AKL A

MODENA

21.499-,

3.499-, ƥDŽѸƱDŽǂDŽ1 ƥDŽѸƱDŽǂDŽ1 )ĵǂ$ǝƱ$ǛƱ$ )ĵǂ$ǝƱ$ǛƱ$

HILTON

OTURMA GRUBU 3+2+1

11.499-,

160x230 cm HALILAR HALIL LAR

749-, BAŞLAYAN BAŞL LAYAN FİY FİYATLARLA YATL LARL ARLA LA


6 İSKANDİNAVYA

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

İslam karşıtı Lars Hedegaard ve terör örgütü JDL işbirliği

İslam karşıtlarına özel seminer

Danimarka’da bulunan P77 haber sitesi, İslam karşıtı yazar Lars Hedegaard’ın FBI’ın terörist bir örgüt olarak kabul ettiği Yahudi Savunma Ligi (JDL) tarafından organize edilen bir programa katılarak İslam karşıtlarına özel bir seminer verdiğini yazdı. EMRE OĞUZ KOPENHAG Danimarka’da evinin önünde si-

1lahlı saldırıya uğrayan İslam karşıtı

yazar Lars Hedegaard’ın Amerika’da faaliyet gösteren bir terörist örgütle bağlantılı olduğu iddia edildi. Danimarka’da yayınlanan P77 isimli bir haber sitesi tarafından gündeme getirilen iddiaya göre; Lars Hedegaard, Amerika’da FBI tarafından ‘radikal ve aşırı sağcı bir terörist grup’ olarak tanımlanan Yahudi Savunma Ligi (JDL) tarafından organize edilen bir programa katılarak İslam karşıtlarına özel bir seminer verdi. Söz konusu haber sitesi Hedegaard’ın bu seminerde, İslam’a ve Müslümanlara ağır hakaretlerde bulunduğunu ve İslam karşıtlarını Müslümanlara karşı silahlanmaya çağırdığını yazdı. Müslümanlara yönelik sarf ettiği ağır hakaretler dolayısıyla 2011 yılında Danimarka Yargıtay Mahkemesi tarafından suçlu bulunan ve tazminat cezasına çarptırılan Lars Hedegaard, Kopenhag’daki evinin önünde, kimliği belirsiz bir kişi tarafından silahlı saldırıya uğramış ve saldırıdan yara almadan kurtulmuştu.

‘‘Müslümanlara karşı silahlanmalıyız’’ Söz konusu saldırının akabinde Danimarka medyası söz konusu saldırganın muhtemelen Müslüman olduğunu iddia ederken P77 haber sitesi Lars Hedegaard’ın İslam karşıtı terör örgütleriyle olan kirli ilişkilerini bir bir ortaya çıkarmaya başladı. P77’ye göre;

Lars Hedegaard, FBI tarafından terörist olarak kabul edilen Yahudi Savunma Ligi’nin (JDL) organize ettiği seminere katılmak için 2010 yılında Amerika’ya gitti. P77, Hedegaard’ın bu programda ‘‘Yeni bir dünya düzeninde yaşıyoruz. İslam ile toplu bir savaştayız. Bu savaşı ya kazanacağız yada yok olacağız. Si-

lahlanmaya hakkımız var ve kendimizi silahlandırmalıyız. Bize karşı çıkan politikacılar bulundukları görevlerden güç kullanılarak zorla uzaklaştırılmalı. Bizi bu hale getirenler tutuklanıp hapise atılmalı.’’ dedi. Haberde söz konusu seminere İsveçli İslam karşıtı karikatürist Lars Viks’in de katıldığı da vurgulandı.

FBI’a göre Yahudi Savunma Ligi’nin (JDL) bugüne kadar Amerika’nın farklı yerlerinde gerçekleştirilen 15 terör eylemiyle bağlantısı bulunuyor.

Amerika’da faaliyet gösteren JDL, geçmişte sık sık terör eylemleriyle gündeme geldi. FBI verilerine göre ülkenin farklı yerlerinde gerçekleştirilen 15’ten fazla terör saldırısının bu örgütle bağlantısı bulunuyor.

Danimarka’ya rekor sayıda batılı göçmen akını

Danimarka İstatistik Kurumu verilerine göre 2012 yılında Danimarka’ya 33 bin 824 batılı göçmen geldi. Bu rakam şimdiye kadar ulaşılmış en yüksek rakam. ZAMAN KOPENHAG Danimarka İstatistik Kurumu, 2012

1yılına ait göçmen verilerini geçtiğimiz

hafta içerisinde yayınladı. Verilere göre Danimarka’da 60 bin 672 Türkiye kökenli kişi yaşıyor. Göçmen kökenlilerin toplam sayısı ise 600 bin 674. Bu rakam Danimarka nüfusunun yüzde 10’undan fazlasına tekabül ediyor. Öte yandan veriler, Danimarka’ya son yıllarda gelen göçmenlerin ciddi bir bölümünün batı kökenli göçmenler olduğunu gösteriyor. Geçtiğimiz yıllarda oldukça zorlaştırılan göçmen yasasına rağmen 2012 yılında 71 bin 739 kişi Danimarka’ya göç etti. Bununla birlikte geçtiğimiz yıl Danimarka’ya göç edenlerin ciddi bir bölümünü batı kökenli göçmenlerin oluşturması söz konusu yasaların, doğu kökenli göçü yavaşlattığını gösteriyor. Verilere göre 2012 yılında Danimarka’ya 33 bin 824 batılı göçmen geldi. Bu rakam şimdiye kadar ulaşılmış en yüksek rakam.

İşte Danimarka İstatistik Kurumu’nun 2012 yılına ait göçmen verilerine göre ilk 10 ülke: Türkiye ............................................60.672 Polonya ..........................................34.005 Almanya ..........................................31.706 Irak ..................................................30.199 Lübnan ............................................24.690 Bosna-Hersek ................................22.404 Pakistan ..........................................22.086 Somali ..............................................17.673 İran ..................................................16.756 Norveç ..............................................16.327

Norveç Milli Takımı Arnavutluk maçına hazır ENGİN TENEKECİ OSLO Norveç A Mill Futbol Takım Teknik

1Direktörü Egil Drillo Olsen, takımının

önümüzdeki aylarda oynayacağı Dünya Kupası elemeleri hakkında bazı açıklamalarda bulundu. Olsen, 22 Mart’ta Arnavutluk Milli Takımı ile evinde oynayacakları maça hazır ve umutlu olduklarını kaydetti. Tecrübeli teknik adam, takımının Arnavutluğa karşı oldukça yüksek tempolu ve organizeli bir oyun sergi-

leyeceğini belirtti. Norveçli milliler, Dünya Kupası eleme maçlarının ilkini 22 Mart’ta Arnavutluk Milli Takımı ile oynayacak. 7 Haziranda ise, yine deplasmanda Arnavutluk ile karşılaşacak. Sonrasında ise, 6 Eylül’de Kıbrıs deplasmanına çıkacak. 10 Eylül’de İsviçre’yi evinde ağırlayacak. 11 Ekim’de ise, deplasmanda Slovenya Milli Takımı ile karşı karşıya gelecek.15 Ekim’de ise, evinde, yakın komşusu İzlanda karşında ter dökecek.


 









  



 

  













 









 

 









 



 







 

 









 

 











   





  




8 İSKANDİNAVYA

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Avrupa Birliği, İngiltere’de ortaya çıkan ve 16 ülkeye yayılan at eti skandalının boyutlarını ortaya çıkarmak için denetimleri yoğunlaştırmaya hazırlanıyor.

ZAMAN STOCKHOLM İsveç markası Findus etiketi altında sığır eti denilerek piyasaya sürülen at eti skandalı büyüyor. İsveç, Norveç ve Danimarka’da tedbir olarak bazı işlenmiş gıdaların satışı durduruldu. Avrupa Birliği, İngiltere’de ortaya çıkan ve 16 ülkeye yayılan at eti skandalının boyutlarını ortaya çıkarmak için denetimleri yoğunlaştırmaya hazırlanıyor. Sağlıktan sorumlu AB Komiseri Tonio Borg, Brüksel’de olağanüstü toplanan AB tarım bakanlarına gelecek 3 ay boyunca sığır eti olarak etiketlenen ürünlerinden örnekler alınarak DNA testleri yapılmasını ve bu yolla skandalın boyutlarının ortaya çıkarılmasını istedi.

1

İsveç’te her yıl binlerce at kayboluyor Bu arada İsveç’te her yıl 9 bin atın kaybolduğu bildirilirken, atların hazır yemek yapan fabrikalara satılmış olabileceği üzerinde duruluyor. Avrupa ülkelerinde hazır dondurulmuş yemeklerde rastlanılan at ve eşek eti skandalından sonra, dikkatler bu hayvanlar üzerine çevrildi. İsveç’te özellikle yarışlarda ve binicilikte kullanılmak üzere çiftliklerde beslenen 360 bin at bulunuyor. Özel merakı olanlar da kendi çiftliklerinde ya da özel yerlerde tutulan at-

At eti skandalı büyüyor:

Bazı işlenmiş gıdaların satışı durduruldu

Avrupa geneline yayılan at eti skandalının ardından İsveç, Norveç ve Danimarka’da bazı işlenmiş gıdaların satışı durduruldu. Bu arada İsveç’te her yıl binlerce atın kaybolduğu ortaya çıktı. larla ilgileniyor. Ancak bir süre sonra yaşlanan ya da iş göremez hale gelen atların ne olduğu üzerinde yeni yeni durulmaya başlandı. İsveç İstatistik Kurumu ve Çiftçiler Birliği’nin verilerine göre, bir atın ömrü en fazla 15 yıl ve her yıl İsveç’te 18 ile 23 bin arasında atın öldüğü bildiriliyor. Ölen atların bir bölümüne kesim izni verilirken, bir bölümü sahibinin isteği ile yakılıyor veya ötenazi yöntemleri ile öldürülüyor ve bunların toplamı 14 bini buluyor. Ancak geriye kalan 4 ila 9 bin arasınd atın ne ölüsüne ne de dirisine ulaşılamıyor ve bu atların ne olduğu konusunda yetkililere bilgi

verilmiyor. İsveç’ten bir atın yurt dışına çıkarılması için Tarım Bakanlığı’ndan izin gerekiyor ancak bu izni almadan da yasa dışı yollardan rüşvetle atların yurt dışına çıkarılabildiği biliniyor. İsveç Skåne Bölgesi Hayvan Koruma Müfettişi Mattias Gaordlund yaptığı açıklamada, sınırda kontrol olmadan atları İsveç dışına çıkarmanın çok kolay olduğunu ve bu işin hiçbir riski bulunmadığını belirtti. Matias Gaordlund, at eti skandalına bütün Avrupa ülkelerinin karıştığını düşündüğünü söyleyerek, “İsveç’te son zamanlarda restoranlarda 69 krona sığır fi-

letosu içeren öğlen mönüleri sunuluyor. Gerçek et içeren mönülerin bu fiyata olması mümkün değil. Bunların düşünülmesi gerekiyor” diyerek, fiyatlardaki düşüklüğe de dikkati çekti. Gaordlund, bütün Avrupa ülkelerinde sınırlarda daha sıkı şekilde hayvan kontrolü uygulanması gerektiğini söyledi. Bu arada İsveç’te en büyük ve tanınmış hazır ve dondurulmuş yemek ürünleri firması Findus’un dışında, ICA, Axfood, Coop ve Martin ayrıca Servera firmaları da hazır dondurulmuş lazanya ürünlerinde at etine rastlanılması üzerine, ürünlerini satıştan çektiğini açıkladı.

Politikacı, Sosyal Sigortalar Kurumu’nu dolandırdı

İsveç’te bir politikacı, sahte belgeler düzenleyerek Sosyal Sigortalar Kurumu’nu 3 milyon kron dolandırdı. ZAMAN STOCKHOLM İsveç’te koalisyon hükümetinin en bü-

1yük partisi Moderat Parti’de siyaset ya-

pan bir politikacı devleti 3 milyon kron dolandırdı. Polisin el koyduğu olayda, Moderat Parti adına Söderhamn bölgesinde siyaset yapan ve sakatlığı dolayısı ile tekerlekli sandalye kullanan politikacının, 2 oğlunu formalite icabı kendisine bakıyor göstererek, sosyal si-

gortalardan 3 milyon kron maaş yardımı aldığı tespit edildi. Sahte evraklarla maaş alan politikacının oğlunun birinin yıllardır Avustralya’da yaşadığı ortaya çıkarken, diğerinin de Stockholm’de bir alış-veriş merkezinin şefi olduğu belirlendi. Yolsuzluğun ortaya çıkması sonrası söz konusu politikacının partisinden istifa ettiği belirtilirken, Sosyal Sigortalar Kurumu’nun da ödediği 3 milyon kronu cezası ile birlikte geri istediği bildiriliyor.


10 İSKANDİNAVYA İsveç, TİKA ile birlikte örnek projeler geliştirecek

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

İsveç’te yaşayan Türklere yönelik bir projeleri olup olmayacağının sorulması üzerine Başkan Çam, şu ana kadar bu yönde kendilerine bir talep gelmediğini söyledi.

TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam, İsveç Kalkınma ve Yardım Bakanı Gunilla Carlsson’un daveti ile geldiği Stockholm’de Bakan Carlsson ve İsveç’in yardım kuruluşu SİDA’nın yöneticileriyle bir araya geldi. ZAMAN STOCKHOLM TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam, İs-

1veç Kalkınma ve Yardım Bakanı

Gunilla Carlsson’un daveti ile geldiği Stockholm’de Bakan Carlsson ve İsveç’in yardım kuruluşu SİDA’nın yöneticileriyle bir araya geldi. Ziyareti ile ilgili İsveç’teki Türk basın mensuplarına bilgi veren Çam, temasları sırasında, İsveç ile Türkiye’nin uluslararası yardımlarının ele alındığını ve bu konular üzerinde değerlendirme yapıldığını söyledi. İsveç ile somut olarak birkaç projeye başlamak için prensip kararı aldıklarını da kaydeden Çam, ‘’Onlar ile ilgili uzman arkadaşlarımız çalışacak. Türkiye’ye döndükten sonra heyetlerin bir araya gelmesi sağlanacak. Planımız bu. Ondan sonra uygun bir alanda, uygun bir ülkede üçlü bir çalışma yapalım şeklinde prensip kararı aldık. Cumhurbaşkanımızın ziyareti öncesinde de böyle bir çalışma yapılması ayrıca faydalı oldu. Bu teknik işbirliği çalışmalarımızın ikili ilişkilere ayrıca katkı sağlayacağı kanaatindeyim’’ diye konuştu. Geliştirilecek ortak projenin birkaç yerde olabileceğini belirten Çam, ‘’Biz o konuda sonuçta ortak geliştirebileceğimiz bir alan. Afrika olabilir, Balkanlar, Asya olabilir. Baltık bölgesinde de bazı çalışmaları var. Hem bizim deneyimlerimizi ortaya koyabileceğimiz, onların da koyabilecekleri uzmanlarımızın birlikte çalışabilecekleri bir proje olacak. İsveç’in bu alandaki 50 yıllık deneyim geçmişine rağmen, İsveçli

Bakan tecrübe paylaşımına çok açık. Bizden de bu konuda istifade edebileceği mesajını verdi’’ dedi.

İsveç’te Türklere yönelik bir proje talebi yok İsveç’te yaşayan Türklere yönelik bir projeleri olup olmayacağının sorulması

üzerine Başkan Çam, şu ana kadar bu yönde kendilerine bir talep gelmediğini söyledi. TİKA Başkanı Çam, “TİKA kalkınma yardımlarını yürüten bir kuruluş. AB üyesi olması ve belli bir gelir düzeyinde olması nedeniyle kalkınma yardım konseptine uygun bir çalışma yapmamız söz konusu değil. Ancak teknik işbirliği

çerçevesinde, belki buradaki SİDA’nın da tavsiyesi, talepleri üzerinde durularak bazı talepler değerlendirilebilinir. Mevzuatımıza uyması halinde bu konuda İsveç’te çalışma yapmamız mümkün olabilir’’ bilgisini verdi.

İsveç’te BM araştırmasından göçmenler ile ilgili çarpıcı sonuç

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından İsveç ile ilgili yayınlanan bir rapor ezber bozdu. Rapor göçmenlerin olduğu yerde sosyal problemlerin çok olduğu şeklindeki yaygın görüşü çürüttü. İBRAHİM KAYA STOCKHOLM Birleşmiş Milletler (BM) tara-

1fından yayınlanan bir araş-

tırma raporu İsveç’in bazı yerlerindeki sosyal problemlerin göçmenlerin yoğun olduğu yerlerden daha fazla olduğunu ortaya çıkardı. BM İnsani Gelişim Endeksi (UN Human Development Index) tarafından yayınlanan araştırma raporuna göre İsveç’te sosyal problemlerin en çok olduğu yerler göçmenlerin en yoğun yaşadığı yerler şeklindeki genel kanı yanlış. Ülkenin sosyal açıdan en iyi 20 bölge merkezinde göçmen oranı ülkedeki ortalama göçmen oranının (yüzde 14,4) üstünde. Söz konusu raporu yayınlayan Reform Enstitüsü Başkanı Stefan Fölster, “Sonuçlar göçmenlerin olduğu yerde daha çok sosyal problemler oluyor şeklindeki genel kanıyı kırıyor” diye konuştu. Dagens Nyheter gazetesinde bir makalesi yayınlanan Fölster göçmenlerin az bulunduğu ülkenin orta bölgesinde işsizlik,özel kredi imkânı vs.yönlerden Yuna-

nistan ve İspanya’dan dahi daha kötü durumda bulunan yerler olduğuna dikkat çekti. Fölster bu bölgelerde son derece düşük oranda göçmen kökenli olduğunun da altını çizdi. Gerçekte göçmenlerin yoğun yaşadığı yerlerde görülen problemlerin, az sayıda göçmen kökenlilerin bulunduğu bölgelerde de görüldüğünü belirten Fölster orta İsveç’te bulunan Monkfurs ve batı İsveç’teki Töreboda şehirlerini örnek verdi. Fölster, Monkfurs’da işsiz genç oranının yüzde 36, Töreboda’da icraya gidenlerin (Kronofogden) oranının da yüzde 21 olduğuna dikkat çekti. Bu raporun sonucunun göçmenlerin entegrasyon probleminin yok sayılmasını gerektirmediğini işaret eden Fölster, “Bununla beraber benzer problemlerin göçmenlerin yoğun olmadığı, İsveçlilerin yoğun olduğu yerlerde de göründüğünü gösteriyor” diye konuştu. Söz konusu araştırma İsveç’e uyarlanmış 18 kategori göz önüne alınarak yapıldı. Göçmenlerin yoğun olduğu birçok yer oldukça iyi bir sonuç verdi.

BM İnsani Gelişim Endeksi (UN Human Development Index) tarafından yayınlanan araştırma raporuna göre İsveç’te sosyal problemlerin en çok olduğu yerler göçmenlerin en yoğun yaşadığı yerler şeklindeki genel kanı yanlış.


'$1ú0$5.$·1,1(1%h<h.(102'(51     (1+ú-<(1ú.(1+(6$3/,087)$ø,     





 

 











 





s



DljkX]X|jk•e  TLF 20462808



6(59ú6ú0ú=(1$=.úûú/ú. .ú6ú%$û,.5

 



s

   







(9/(5(úû<(5/(5ú1(9('høh1/(5( <(0(.6(59ú6ú<$3,/,5

s



  

  

ÿYiX_`dBêcêƒ ÿYiX_`dBêcêƒ TLF 60646744

<bjfk`jb;\c`bXk\jj\i8&J›@e[ljki`^i\e\e)()-*,@j_µa›nnn% <bjfk`jb;\c`bXk\jj\i8&J›@e[ljki`^i\e\e)()-*,@j_µa›nnn%[\\c`bXk\% c`bXk\%[bb›.')*)/'/ ›.')*)/'/


12 İSKANDİNAVYA MENAF ALICI STOCKHOLM Psikolog Sevil Bremer, yüksek

1beklenti ve rekabetin, başta genç-

ler olmak üzere, insanları depresyona sürüklediğini söyledi. Stockholm’de Solna Belediyesi’ne ait bir gençlik merkezinde (Ungdomsmottagning) çalışan Psikolog - Psikoterapist Sevil Bremer, toplumun gençlerden birçok konuda mükemmel olmalarını beklemesinin onları ruhsal bozukluklara ittiğini ifade etti. Zaman’ın sorularını yanıtlayan Sevil Bremer, gençler arasında depresyonun çok yaygın olduğunu vurgulayarak, aşırı sosyal baskının gençler üzerinde büyük hasarlar meydana getirdiğinin altını çizdi. Günümüz gençliğinin birçok sorunla baş etmesi gerektiğine dikkat çeken Bremer, “Okulda başarılı olmalı, iyi bir üniversiteye gitmeli, prestijli bir işi olmalı, güzel ve şık olmalı, spor yapmalı, modaya uymalı, arkadaşlarına vakit ayırmalı gibi birçok beklenti var. Ancak bütün bunları yapmakta zorlandıklarını görüyoruz. Her zaman zirveyi hedefleyen ve aldığı sorumlulukları mükemmel şekilde yerine getirmeye çalışan gençler, bu kadar yoğun bir yaşamı kaldıramayınca bir yerde patlak veriyorlar. Başaramama kaygısı, depresyon ve hatta intihara kadar gidebilen süreçler yaşıyorlar” dedi.

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Psikolog-Psikoterapist Sevil Bremer:

Yüksek beklenti, depresyona sürüklüyor

Stockholm’de Solna Belediyesi’ne ait bir gençlik merkezinde (Ungdomsmottagning) çalışan Psikolog-Psikoterapist Sevil Bremer yüksek beklenti ve rekabetin, başta gençler olmak üzere, insanları depresyona sürüklediğini söyledi. İsveç’teki gençlerin yüzde 60 kadarının boşanmış ebeveynlerinden biri ile birlikte yaşadığını dile getiren Bremer, “bu veliler çalıştıkları için çocuklarına fazla vakit ayıramıyorlar. Dolayısıyla çocuklar yalnızlık sorunu da yaşıyor. Bu sorun tek çocuklu ailelerde çok daha büyük” diye konuştu.

“‘En iyisi sen olacaksın’ baskısı oluşturmayın” Çocuklarına ‘en iyisi sen olacaksın, en iyisini sen yapacaksın” diyerek baskı kuran aileler, farkına varmadan çocuklarını ‘başaramama kaygısı’na sokuyorlar. Hata yapma özgürlüğünün kısıtlandığı sert ve cezalandırıcı aile ortamlarında yetişen bireylerde depresyon yaşama olasılığı çok büyüktür. ‘Kırık bir not almak dünyanın sonu değil, bazen olması çok normal’ gibi sözlerle çocuklarını rahatlatılırlarsa başaramama kaygısı çok daha az olur. Kilosu fazla olan bir kıza devamlı ‘çok kilo aldın’ denmesi onu kıracak ve bunalıma sokacaktır. Sıcak bir yaklaşım onun kendine güvenini artıracak ve var olan sorunları ile baş etmesine yardımcı olacaktır. İsveç’teki gençlerin yüzde 60 kadarının boşanmış ebeveynlerinden biri ile birlikte yaşadığını dile getiren Bremer, “bu veliler çalıştıkları için çocuklarına fazla vakit ayıramıyorlar. Dolayısıyla çocuklar yalnızlık sorunu da yaşıyor. Bu sorun tek çocuklu ailelerde çok daha büyük” diye konuştu. Bremer sözlerini şöyle sürdürdü: “Gençlik dönemi zor bir dönemdir. Her ne kadar gençler bu dönemde ebeveynlerini çok istemezlerse de onlar yine de çocuklarının yanında var olduklarını göstermeli ve onları rahatlatmalı. Kol kanatlarını gerip onları dinlemeli ve baskı yapmadan iyi bir şekilde yönlendirmeli. Akraba ilişkileri sıkı olan ailelerde çocuklar bu süreci daha rahat atlatıyor. Sosyal çevrenin canlı tutulmasının bu süreçte büyük faydası var. Depresyona giren çocuklar daha çok izole olmuş, asosyal çocuklardır. Arkadaşları olmayan ve ya onlarla buluşmayan çocuklarda daha fazla depresyon görülüyor. Arkadaşları ve öğretmenleri ile iyi ilişki içerisinde olan çocuklar daha çok korunaklı oluyor.”

“Çocuğunuzun saatlerce bilgisayar başında oturmasına izin vermeyin” Teknolojik ürünlerin çocukları yalnızlığa ittiğini anlatan Bremer, internet, TV ve oyun konsüllerine mutlaka sınır getirilmesi gerektiğini söyledi. Bremer şu uyarılarda bulundu: “Çocuğunuzun

Kendi ağzından Sevil Bremer Ankara doğumluyum. ODTÜ’de hazırlık okurken, 1978 yılında evlenerek Stockholm’e geldim. Bir yıllık İsveççe eğitiminden sonra üniversiteye başladım. Psikoloji ve Psikoterapi eğibilgisayar ve TV başında saatlerce oturmasına müsaade etmeyin. Ben 7-8 yaşındaki bir çocuğun günde bir saatten fazla internet üzerinde oynamasını ya da TV izlemesini hem ruh hem beden sağlığı açısından sakıncalı görüyorum. Anne baba rahat edecek diye çocuklarına kıymasınlar. Burada harcadığı vakti, arkadaşları ile oynayarak, spor yaparak veya kitap okuyarak geçirsin. Bir de özellikle yetişkin çocuğunuzun internette ne yaptığını kontrol edin. Çünkü birçok genç girdiği bazı sitelerde cinsel yoldan teşhir ediliyor, kullanılıyor. Çocuklara bu sitelerin sakıncalarını uygun bir dille anlatmak gerekiyor. Bu disiplin küçük yaşlarda verilmeli. Boşlukta olan, yapacak bir şey bulamayan çocuklar internette vakit öldürüyor. Çocukları bir spor ya da müzik aktivitesine yönlendirmek bu sorunu büyük oranda ortadan kaldıracaktır.”

timim toplam 13 sene sürdü. Akademik eğitimime paralel iş hayatımı da devam ettirdim. 1982 yılından bu yana, dört yılı Türkiye’de olmak üzere, psikolog ve psikoterapist olarak çalıSigara, alkol bağımlılığı gibi internet ve ya oyun bağımlılığının da 25 yaşına kadar gelişen beynin karar alma merkezinin gelişimini tamamlamasını engellediğini veya burada büyük hasarlar oluşturduğunu söyleyen Bremer, internet ve oyun bağımlısı olan gençlerin ilgili yerlerde mutlaka tedavi ettirilmeleri gerektiğini kaydetti.

Depresyon, irade gücü ile yenilemez, mutlaka profesyonel destek gerekir Depresyonla irade gücü ile baş edilemeyeceğini belirten Psikolog Bremer, “mutlaka profesyonel bir destek gerekir, ihmal edilecek bir durum değil, intihara kadar götürüyor. Sırf ilaç alan bir insan da depresyonu çok kolay yenemiyor. Çünkü ilaç uzun vadede etkisini kaybedebiliyor. Mutlaka bir konuşma terapistine gitmesi gerek. Bir de ilaç alan bir kişi, örneğin bir ev hanımı, aynı durumu yaşamaması

şıyorum. Bu arada çeşitli psikolojik konularda üç kitap yazdım. Henüz yayınlanmamış üç tane de çocuk kitabım var.

için hayatında bir şeyleri değiştirmesi gerek. Kişi çalışıyorsa veya bir şeylerle meşgulse depresyonu daha kolay atlatabiliyor” dedi. Kadere, kısmete inanan, dindar insanların depresyona karşı daha korunaklı olduğu söyleniyor. Duanın da tedavi edici etkisi olduğu düşünülüyor, siz buna katılıyor musunuz? yönündeki soruya Psikolog Bremer, “kişi hakikaten erdeme varmak için, inanarak yaşıyorsa ‘evet’, aksi takdirde çok bağnaz insanlar var; inancı kötüye kullanıyorlar, onlara bir faydasının dokunacağını düşünmüyorum. Dinin gerektirdiklerini hakikaten bilinçli yaşayan bir birey, insana ve kendisine saygı duyar. Depresyonda olan kişi, insanları ve kendisini sevmez. Bu pencereden bakarsak dinin faydasının olduğunu söylememek yanlış olur. Dua etmek de her zaman rahatlatır diye düşünüyorum” şeklinde yanıt verdi.


13 İSKANDİNAVYA

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Oslo Eyalet Meclis üyelerinden Gülay Kutal (solda) ile Mertefe Bartınlıoğlu (sağda), çocukların kendi anadillerini öğrenmelerinin, Norveççeyi öğrenme adına oldukça önemli bir faktör olduğunu kaydetti.

ENGİN TENEKECİ OSLO Norveç’in Moss şehrinde yaşayan Za-

1man İskandinavya abonelerinden H.C.,

gazetemizi arayarak, çocuklarının eğitim gördüğü okulda anadillerini öğrenmelerine ilişkin bazı şikayetlerde bulundu. H.C. ısrarla, çocuklarının Türkçe öğrenmede zorluk çektiğini, bu durumun, çocuklarının Norveççe öğrenmelerine engel olduğunu kaydetti. Ayrıca H.C, okul ve belediye yetkililerin bu olaya ilgisiz kaldığını, sırf bu yüzden, çocuklarının daha iyi Türkçe öğrenmeleri için Norveç’i bir kaç yıllığına terk etmeyi düşündüğünü aktardı. Gazete olarak, konuyla ilgili başta Norveç Eğitim Bakanlığı olmak üzere, bazı Oslo meclis üyeleri ve Türkçe dili uzmanlarıyla konuştuk. Konuyla ilgili Zaman’a yazılı açıklamalarda bulunan Norveç Eğitim Bakanlığı, ülkede eğitim gören göçmen çocukların, Norveç dilinin yanında, anadillerini de öğrenme haklarına sahip olduklarının altını çizdi. Bakanlık, ‘’Şayet çocuk, kendi okulunda anadilini öğrenemiyorsa, bunu başka okulda öğrenme hakkına sahiptir. Bu ise, belediyelerin yetkisi altındadır ve belediyeler buna zemin hazırlamak zorundadır. Veliler konuyla ilgili, okul yetkililerine müracaat edebilir. Kanun gereği, Norveççe eğitiminde zorlanan çocuklar ekstradan özel olarak Norveççe eğitimi de alma haklarına sahiptir.’’ açıklamalarında bulundu. Oslo Üniversitesi Kültür Araştırmaları ve Şarkiyat Bölümü türkologlarından Prof. Dr. Bernt Brendemoen ise, çocuğun, bazı şartlar altında anadilini öğrenme konusunda çektiği zorlukların, Norveççe ya da bir başka dili öğrenmesine olumsuz yansıyacağını söyledi. Oslo Eyalet Meclis üyelerinden Gülay Kutal ise, anadili ile kendisini ifade edemeyen kişinin hem çocuklukta, hem yetişkinlikte bir yanının eksik kalacağına parmak bastı. Kutal, her hangi bir kişinin kendi anadiline ve kültürüne hakim olmasının, içinde yaşadığı dile ve kültüre uyum sağlamasını kolaylaştıracağını ifade etti. Kutal şöyle devam etti: ‘’Anadili iyi bilmek, ikinci dili öğrenmede de müthiş bir avantaj sağlar. Anadildeki, örneğin ‘hasret’, ‘güven’ ya da ‘sorumluluk’ gibi soyut kavramlar yerine oturmuşsa, çocuğun bunların ikinci dildeki karşılıklarını anlaması kolaylaşır. İlkokul birinci sınıftan lise son sınıfa kadar anadil eğitimi alan çocukların en avantajlı konumda oldukları konusunda araştırmacılar hemfikirdirler.’’

Norveç Eğitim Bakanlığı:

Her çocuk, anadilini öğrenme hakkına sahiptir

Parlamentonun 2012 yılında yayınladığı ‘Bütünlüklü Bir UyumPpolitikası – Çeşitlilik ve Birlik” (En helhetlig integreringspolitikk – Mangfold og Felleskap) adlı bildiride, eyaletlerin daha fazla dilde ikinci yabancı dil eğitimi vermesi teşvik ediliyor.

Oslo Üniversitesi Kültür Araştırmaları ve Şarkiyat Bölümü türkologlarından Prof. Dr. Bernt Brendemoen, çocuğun bazı şartlar altında anadilini öğrenme konusunda çektiği zorlukların, Norveççe ya da bir başka dili öğrenmesine olumsuz yansıyacağını söyledi.

Trondheim şehrinde yaşayan şair-yazar Cem Güneş, Norveç’in anadil eğitimine son verme nedenini, annebabaların bu konuda ilgisizliğine bağladı.

Norveç devletinin konuyla ilgili daha önce attığı adımlara da değinen Oslo Eyalet Meclis Üyesi Gülay Kutal, ‘’Devletin bu konuda tayin ettiği Østberg-Komisyonu 2010 yılında ‘’Farklı anadilli çocuk, genç ve yetişkinlerin eğitimi” (Opplæringstilbudet til minöritetsspråkliğe barn, unge og voksne) konulu bir rapor yayınladı. Parlamentonun 2012 yılında yayınladığı “Bütünlüklü Bir Uyum Politikası – Çeşitlilik ve Birlik” (En helhetlig integreringspolitikk – Mangfold og Felleskap) adlı bildiride, bu rapora başvurularak anadilinin önemine işaret ediliyor. Çocukların çok dilli olmasının

büyük bir avantaj olduğu ve bundan daha iyi bir biçimde yararlanılması gerektiği belirtilen bildiride, eyaletlerin daha fazla dilde ikinci yabancı dil eğitim vermesi teşvik ediliyor.’’ dedi.

Anadil, başlı başına bir değer Öteyandan Kutal, anadilin hem başlı başına bir değer hem de ikinci dili öğrenmede son derece faydalı bir araç olduğunu tekrar hatırlatarak, ‘’Danimarka’daki gelişmeyi olumlu buluyorum. Ancak Danimarka’daki pilot uygulamaların tek amacının Türkçenin Danimarkacayı öğrenmeye yardım etmesi olduğu

gibi bir izlenim edindim. Oysa Türkçe eğitimi başlı başına bir değer olarak kabul edilmeli.’’ tespitinde bulundu. Sözlerine, ‘’Çocukların eğitimleri süresinde kendi ana dillerini öğrenmeleri, diğer dili daha çabuk kavramalarına imkan sağlıyor.’’ şeklinde başlayan Oslo Eyalet Meclisi üyelerinden Mertefe Bartınlıoğlu ise, bunun yeni bir dil öğrenimini algılama ve daha çabuk kavrama yeteneklerini geliştirdiğini uzmanlar tarafından belirtildiğini söyledi. Bartınlıoğlu şöyle devam etti: ‘’Bu sebeple çocuğun kendi anadilini öğrenmesi, Norveççeyi hatta diğer dilleri de kolay öğrenmesinde faydalı olacaktır. Bu yüzden bu sıfatlara sahip olan çocukların kendi anadillerini öğrenebilme imkanının olmasını son derece faydalı görüyorum.’’ Bartınlıoğlu, çocuğa kendi anadilinin öğretilmesinin, kanun gereği etnik Norveçli olmayanlar için tanınmış bir hak olduğunu duyurdu. Trondheim şehrinde yaşayan şair-yazar Cem Güneş ise, Norveç’in anadil eğitimine son verme nedenini anne-babaların bu konuda ilgisizliğine bağladı. Daha önce 3 yıldan fazla anadil öğretmenliği de yapan Güneş, çocukların okul döneminde başka bir ülkede büyümenin verdiği gerçeklerle karşı karşıya kaldığını, okula başlamadan anadillleri ne kadar iyi olursa olsun, okul dili gelip bunun yerine oturduğunu ifade etti. ‘’Norveç bu konuda geri adım attı ve anadil eğitimi müfredattan kalktı. Şimdi yalnızca öğrenim zorluğu çeken çocuklar için destek olarak anadil öğretmeni kullanılabiliyor.’’ diyen Cem Güneş, çocuğun anadilini iyi öğrenememesinin, otomatikman Norveç dilini anadil olarak seçmesine neden olduğuna işaret etti.


14 İSKANDİNAVYA

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

İSVEÇ HABER TURU Engelli öğrencilere İsveç’te staj imkanı nkara Doğan Çağlar Özel Eğitim Meslek

ALisesi tarafından uygulanan ve AB Eğitim

ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı tarafından desteklenen “Ortopedik Engellilerin Çalışma Hayatında Bilişim Teknolojilerinin Kullanılması” isimli proje, Stockholm Botkyrka Belediyesi’nde gerçekleşiyor. Engelli öğrenciler Stockholm Botkyrka Belediyesi’nde yaptıkları staj ile kendileri gibi engelli olan kurum çalışanlarıyla sosyal, kültürel ve mesleki alanlarda paylaşımlarda bulunuyorlar.

Federasyon başkanına şok sveç’in en büyük Handikap Federas-

İyonu’nun başkanı, maaş almasına rağmen

oturduğu evin kirasız olması, İsveç basınında skandal haber olarak yer aldı. İsveç Handikap Federasyonu (Reumatikerförbundet) Başkanı Anne Carlsson’un federasyon yetkilerini kullanarak oturduğu eve kira ödemediği ve şehirlerarası tren yolculuklarını cebinden para çıkmadan bedava yaptığı ortaya çıktıktan sonra büyük eleştiri aldı. Eleştirilerin ardından sessizliğini bozan Carlsson, iddiaları doğrulayarak, kanunları tam bilmediğini ve Handikap federasyon başkanının İsveç yasalarına göre ‘ne ödeyip, ne ödemeyeceği’ konusunda bilgi sahibi olmadığını söyledi.

Suya karışan atıklar balıkları kötü etkiliyor sveç’teki Umeå Üniversitesi’nden Thomas

İBrodin ve ekibinin araştırması, sakinleştiriciye

maruz kalan tatlı su levreklerinin daha atılgan ve obur olduğunu gösterdi. Brodin, bu levreklerin tehlikeli yeni yerler aramak için yuvalarından uzaklaştığını vurguladı. Kas dokularında sakinleştirici biriken bu balıkların obur hale geldiğini ve diğer levreklerden uzak durduğunu, dolayısıyla avlanma riskinin de arttığını belirten Brodin, normalde levreklerin “utangaç olduğunu” ve yuvalarında saklandığını ifade etti. Birçok ilacın atık sularla deniz, göl ve nehirlere karıştığını belirten bilim adamı, bu durumun türler arasındaki dengeyi etkileyebileceğine ve su yosunlarının artması gibi çevreyle ilgili değişimlere yol açabileceğine dikkati çekti. Araştırmaya imza atanlardan Jerker Fick de, hastalar için bu ilaçları kullanmayı bırakmanın çözüm olmadığını, çevreye zararlı bu maddelerin ayrıştırılması için arıtma tesislerinin kurulabileceğini vurguladı. Araştırma “Science” dergisinde yayımlandı.

İngilizce konuşma endeksinin 2.’sinde de İsveç dünya lideri F Education First, dünyanın ilk İngilizce Ye-

Eterlilik Endeksinin 2.’sini yayımladı. Endeks

sonuçlarına göre 54 ülke arasında İsveç 1. oldu. Endekste Türkiye toplam 54 ülke arasında 32. sırada yer alarak “düşük yeterlilik” grubunda konumlandı. Farklı demografik özelliklere sahip 1 milyon 668 bin 798 kişinin katıldığı İngilizce yeterlilik testinde, dünya çapında şirketlerin 100 bin kadar çalışanının test sonuçları da değerlendirildi. Ülkelerin yeterlilik düzeylerinin 5 kategoriye ayrıldığı indekste, bu yıl Türkiye’nin İngilizce yeterlilik düzeyi 4. sırada, yani düşüğün biraz üstünde yer alıyor. Bir önceki indekse göre Türkiye ilerleme kaydetmiş olsa da, dünya sıralamasına baktığımızda halen çok gerilerde olduğumuz görülüyor. Bunun nedenini değerlendiren EF Education First Yurtdışı Akademik Programlardan Sorumlu Başkan Peter Holzknecht, Türkiye’nin yeterlilik sıralamasındaki yerinin düşüklüğünün, dilin daha çok teorik olarak öğretilmesinden ve pratiğe fazla dökülememesinden kaynaklandığını söylüyor.

Danimarka İstihbarat Teşkilatı’nın (PET) nefret suçları raporuna göre; 2010 ile 2011 yılları arasında Müslümanlara karşı işlenen ‘ırkçı nefret suçları’ yüzde 11 gibi tehlikeli bir oranda yükseldi. Aynı oran Hristiyanlar için yüzde 7, Yahudiler için ise yüzde 5.

Danimarka İstihbarat Teşkilatı nefret suçları raporunu yayınladı

Nefret suçlarının en büyük mağduru Müslümanlar Danimarka İstihbarat Teşkilatı (PET) tarafından geçtiğimiz hafta içerisinde yayınlanan bir rapor, Müslümanların nefret suçlarının sorumlusu değil tam tersine en büyük mağduru olduğunu ortaya çıkardı. EMRE OĞUZ KOPENHAG Danimarka İstihbarat Teşkilatı (PET)

12011 yılı nefret suçları raporunu geçtiği-

miz hafta içerisinde yayınladı. Bir süreden beri merakla beklenen rapora göre; Müslümanlar nefret suçlarının sorumlusu değil tam tersine en büyük mağduru. Zira, 2011 yılında en fazla nefret suçuna maruz kalan inanç grubu Müslümanlar. Ülkenin farklı bölgelerinde meydana gelen nefret suçlarının tek tek analiz edildiği rapora göre; nefret suçları son bir yılda yüzde 15 gibi çarpıcı bir oranda arttı. Son 5 yıla bakıldığında ise bu oran yüzde 25’in üzerine çıkıyor. Bir kişiye veya gruba karşı; dil, din, cinsiyet veya cinsel yönelim gibi önyargı oluşturabilecek nedenlerden dolayı yapılan saldırıların tamamının nefret suçları kapsamında değerlendirildiği rapor, Müslümanlara karşı olan olumsuz bakışı da gözler önüne serdi.

Rapora göre; 2010 ile 2011 yılları arasında Müslümanlara karşı işlenen ‘ırkçı nefret suçları’ yüzde 11 gibi tehlikeli bir oranda yükseldi. Aynı oran Hristiyanlar için yüzde 7, Yahudiler için ise; yüzde 5. İslam karşıtı yazar Lars Hedegaard’a yönelik silahlı saldırıyla ilgili tartışmaların devam ettiği bir dönemde yayınlanan rapor, sorumluluğu sık sık Müslümanlara yüklenen nefret suçlarının aslında çok daha farklı kaynaklardan beslendiğini bir kere daha göstermiş oldu. Rapora göre; Danimarka’da en fazla nefret suçu, politik ve dini nedenlerle işleniyor.

Rakamlar buzdağının sadece görünen yüzü Yapılan araştırmalar nefret suçlarının büyük bir bölümünün yetkililere rapor edilmediğini gösteriyor. 2012 yılında konuyla ilgili bir rapor yayınlayan Irkçılık ve Ayrımcılıkla Mücadele Merkezi’ne (DRC) göre söz konusu rakamlar buz dağının sadece görünen yüzü.

Gerçek rakamlar ise çok daha ürkütücü. Zira başta Müslümanlar olmak üzere, nefret suçuna maruz kalan çok sayıda kişi çeşitli nedenlerle polise şikayette bulunmaya yanaşmıyor.

En çok ırkçı saldırıya uğrayanlar Türkiye kökenli göçmenler Geçtiğimiz Aralık ayında Viyana merkezli Avrupa Temel Haklar Ajansı (FRA) tarafından hazırlanan bir rapor; nefret suçlarının AB’nin bir gerçeği haline geldiğini belirtmiş ve Avrupa’da en çok ırkçı saldırıya uğrayanların Türkiye kökenli göçmenler olduğu vurgulamıştı. Raporda ayrıca; Türkiye kökenli göçmenlerin en yoğun şekilde ırkçı saldırılara uğradığı ülkenin Danimarka olduğu ifade edilmişti. Söz konusu rapora göre; Danimarka’da yaşayan Türkiye kökenli her 100 göçmenden 15’i ırkçı bir saldırıya uğradığını ifade ediyor. Bu oran Almanya’da yüzde 13, Avusturya’da yüzde 7, Hollanda ve Belçika’da ise; yüzde 5.

Finlandiya Mali’ye asker gönderiyor ZAMAN HELSİNKİ Geçen hafta, Finlandiya

1cumhurbaşkanlığı ve dışiş-

leri yetkilileri ve Güvenlik Politikası Kabine Komitesi’nce yapılan görüşmeler neticesinde Mali’deki AB’nin askeri eğitim misyonuna Mali Silahlı Kuvvetleri’ni eğitmek ve tavsiyelerde bulunmak amacıyla Finlandiya’nın 12 askerle katkıda bulunması kararlaştırıldı. Eğitimin nisan ayında başlayacağı

bildirildi. Toplantıda ele alınan ve karara bağlanan bir diğer konu ise Somali’deki askeri ve çeşitli eğitim misyonunun görevine devam etmesi oldu. Misyonun amacının Somali’deki güvenlik güçlerinin eğitimine katkıda bulunmak olduğu açıklandı. Finlandiya 2010 yılından itibaren AB ülkeleri eğitim misyonuna katılım sağlıyor. 2015 Mayıs ayına kadar 10 askerin bu göreve devam edeceği bildirildi.

Finlandiya Mali’ye eğitim amaçlı 12 asker gönderme kararı aldı.


15 İSKANDİNAVYA

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Ballerup Belediye Başkanı Jesper Wurtzen: ERDAL ÇOLAK KOPENHAG Ballerup’ta faaliyet gösteren Ku-

1zeyyıldızı Gençlik ve Kültür Der-

Kuzeyyıldızı Gençlik ve Kültür Derneği tarafından dernek merkezinde gerçekleştirilen kahvaltı programına üyeler, Ballerup Belediye Başkanı Jesper Wurtzen, belediye meclis üyeleri, belediye çalışanları ve IŞİDER Derneği, Tülipan Derneği, Danimarka Türkiye Kültür Derneği, Danimarka Makedonya Derneği temsilcileri, işadamları ile çok sayıda davetli katıldı.

neği tarafından kahvaltı programı düzenlendi. Dernek merkezinde gerçekleştirilen kahvaltı programına üyeler, Ballerup Belediye Başkanı Jesper Wurtzen, belediye meclis üyeleri, belediye çalışanları ve IŞİDER Derneği, Tülipan Derneği, Danimarka Türkiye Kültür Derneği, Danimarka Makedonya Derneği temsilcileri, işadamları ile çok sayıda davetli katıldı. Programın sunumunu yapan Volkan Koçak, dernekleşme ve örgütlenmenin yaşadığımız toplum açısından önemine değindi. Daha sonra Kuzeyyıldızı Gençlik ve Kültür Derneği Başkan Yardımcısı Murat Kekeç derneğin faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Ballerup Belediye Başkanı Jesper Wurtzen ise konuşmasında ülkede demokrasi kültürünün oluşmasında ve yerleşmesinde en önemli unsurlardan olan sivil toplum ve sivil toplum kuruluşlarının siyasal ve toplumsal bakımdan önemine değindi. Wurtzen, “Sivil toplum ve onun örgütlenmiş yapısı olan sivil toplum kuruluşları Danimarka’da demokrasiye yaptıkları katkının yanında sosyal alanda da önemli işlevler görmektedir. Sivil toplum kuruluşları, devletin yeterince nüfuz edemediği alanlarda faaliyet göstererek aynı zamanda devlet faaliyetlerinin etkinliğine de katkı sağlamaktadırlar. Ve böylece farklı din, dil ve kültürden gelen insanlar özellikle de çocuklarımız farklı kültürleri tanımalılar, bu bizim zenginliğimizdir. Türklerin akrabalık münasebetlerinin başında dayanışma ve yardımlaşma geliyor. Bu münasebetlerin; psikolojik ve sosyolojik avantajları koruması yönünden ilişkilerinizi çok beğeniyorum. Böyle güzel bir kahvaltı programı düzenlediği için Kuzeyyıldızı Gençlik ve Kültür Derneği’ne teşekkür ediyorum.” dedi. Kuzeyyıldızı Gençlik ve Kültür Der-

Akrabalık ilişkilerinizi çok beğeniyorum

Kuzeyyıldızı Gençlik ve Kültür Derneği’nin düzenledigi kahvaltı programına katılan Ballerup Belediye Başkanı Jesper Wurtzen, sivil toplum kuruluşlarının siyasal ve toplumsal bakımdan önemine değindi.

neği Başkanı Mustafa Üstün konuşmasında çeşitli aktiviteler yaptıklarını, diğer dernek başkanlarını bir araya getirmek ve kaynaştırmak istediklerini söyledi. Üstün, “Dernekler, aileler ve Ballerup Belediyesi arasında diyaloğu geliştirmeye çalışıyoruz. Toplumda çok kültürlü anlayışı arttırmak amacıyla sivil toplumdaki aktiviteleri ve faaliyetleri teşvik edecek ve destekleyeceğiz.” dedi. Dernek Başkanı Mustafa Üstün, konuşmasının sonunda kahvaltı programının düzenlenmesinde katkıda bulunanlar ile kahvaltı programına katılanlara teşekkür etti.

Sosyal Demokratlar Kopenhag için adayları belirledi

Geçtiğimiz dönem Sosyal Demokrat Parti’nin Danimarka Parlamentosu’ndaki başarılı milletvekillerinden Yıldız Akdoğan ve halihazırda Kopenhag Belediye Meclisi üyesi olan Taner Yılmaz, Kopenhag Belediyesi için gösterilen adaylar arasında yer alıyor. ZAMAN KOPENHAG Halihazırda iktidarda bu-

1lunan Sosyal Demokrat

Parti önümüzdeki Kasım ayında gerçekleştirilecek yerel seçimler için aday listelerini açıklamaya başladı. Açıklanan listeler arasında uzun süreden beri herkesin merakla beklediği Kopenhag Büyükşehir Belediyesi de var. Geçtiğimiz dönem Sosyal Demokrat Parti’nin Danimarka Parlamentosu’ndaki başarılı milletvekillerinden biri olan Türkiye kökenli politikacı Yıldız Akdoğan da listede yer alıyor. Akdoğan parti içerisinde yapılan ön oylamada büyük bir başarı göstererek 35 kişilik listeye 6. sıradan girmeyi başardı. Akdoğan’ın ciddi oranda şahsi oy alması durumunda belediye bünyesindeki 7 baş-

kanlıktan birine getirilmesi de ihtimal dahilinde. Listenin açıklanmasından sonra Zaman’a konuşan Akdoğan, “Yerel seçimlerde Kopenhag Belediyesi için yarışacağım için mutluyum. Çok iyi bir sıra elde ettim. Benim için önemli bir deneyim olacak. Herkesin desteğini bekliyorum.” dedi. Halihazırda Kopenhag Büyükşehir Belediyesi MeclisÜyelerinden Taner Yılmaz da listeye giren isimler arasında. Uzun süreden beri Kopenhag Belediyesi bünyesinde başarılı birçok çalışmaya imza atan Yılmaz, listenin 21. sırasında yer alıyor. Taner Yılmaz, “Uzun süreden beri beni destekleyen herkese teşekkür ediyor ve beni desteklemeye devam etmelerini rica ediyorum” dedi.

Yıldız Akdoğan: “Yerel seçimlerde Kopenhag Belediyesi için yarışacağım için mutluyum. Çok iyi bir sıra elde ettim. Benim için önemli bir deneyim olacak. Herkesin desteğini bekliyorum.”


16 İSKANDİNAVYA

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Danimarka’da emlak fiyatları 2004’ten itibaren hiç olmadığı kadar artmaya başladı. Öyle ki, 2005’te yıllık artış yüzde 28’lere kadar ulaşmıştı. Enflasyonun yüzde 2’lerde seyrettiği bir ülke için bu artış hiçte normal değildi. Bina aynı binaydı ama bir kaç yıl öncesine göre fiyatı yarı yarıya yükselmişti.

HASAN CÜCÜK H A B E R Tüm dünyayı etkisi A N A L İ Z altına alan küresel

krizin başlangıcı 2008’in sonbaharı olarak kabul edilmesine karşılık, ekonomistler krizin 2007’nin ilkbahar aylarında ortaya çıktığını savunuyor. Krizin başlangıcının ne zaman olduğu konusunda yapılan tartışmanın benzeri krizin sorumlusu kim olduğu konusunda yapılıyor. Krizin vurduğu ülkelerden biri olan Danimarka için bu soru daha anlamlı oluyor. ‘Suçlu kim?’ sorusuna cevap aranırken, iki isim önplana çıkıyor. Biri Kasım 2001 – Nisan 2009 arasında ülkeyi yöneten Anders Fogh Rasmussen diğeri Ekim 2011’de koltuğu devralan Helle ThorningSchmidt. İkili arasında görev yapan Lars Lökke Rasmussen’in adının zikredilmemesinin sebebi, Lars Lökke’nin aynen Anders Fogh politikalarını uygulamasıdır. Danimarka’da emlak fiyatları 2004’ten itibaren hiç olmadığı kadar artmaya başladı. Öyle ki, 2005’te yıllık artış yüzde 28’lere kadar ulaşmıştı. Enflasyonun yüzde 2’lerde seyrettiği bir ülke için bu artış hiçte normal değildi. Bina aynı binaydı ama bir kaç yıl öncesine göre fiyatı yarı yarıya yükselmişti. Hükümet, bu artışı desteklediği gibi ‘taksitsiz kredi’ sistemiyle yüksek ücretten emlak alımını teşvik ediyordu. Ev alanlar sadece ‘faiz’ ödüyordu. Ekonomik veriler zirvedeydi. Ekonomistlerin

Suçlu kim?

Anders Fogh Rasmussen mi Helle Thorning- Schmidt mi?

Eylül 2011’de yapılan seçimlerde göreve Sosyal Demokrat Parti öncülüğünde sol koalisyon gelirken, sol partilerin seçim öncesi mali krizi gündemde tutmaması stratejik büyük bir hata olarak değerlendirildi. Sosyal ve refah devletine odaklanan sol partiler, krizin büyüklüğünü dikkate almayan vaatlerde bulundular. ısrarla ‘zirveden düşüş sert olur’ uyarısına Anders Fogh, ‘Ekonomistler kitapları tekrar yazsınlar, Danimarka ekonomisi tarihinin en iyi durumunda’ cümleleriyle cevap veriyordu. Enflasyon artımıyordu fakat emlak fiyatlarından dolayı ‘gizli enflasyon’ vardı. Vergi artışları durmuş, zengin daha çok kazanmaya başlamıştı. Sonbahar 2008’te kriz iyice kendini hissettirmeye başladı. Emlak fiyatlarındaki artış durmuş, düşüş başlamıştı. Bankalar kredi musluklarını kısarken, vatandaş kriz korkusuyla sıcak parayı yastık altı yapmaya başlamıştı. Kriz derinleşirken, Anders Fogh tarihi fırsatı değerlendirip NATO genel sekreteri seçilmeyi başarmıştı. Hesabın sorulmaya başlayacağı bir dönemde Anders Fogh, başarısızlığını başarıya dönüştürmüş oluyordu. Selefi Lars Lökke Rasmussen aynı partiden olmasına karşılık, vatandaş

Finlandiya’da sevgililer günü arkadaşlık günü olarak kutlanıyor ZAMAN HELSİNKİ Dünyada kutlanan sevgililer

1günü, Finlandiya’da arkadaşlık

günü olarak kutlanıyor. Fin toplumunda sadece arkadaşlar arasında hediyeleşerek kutlanan bu özel günde herkes birbirine hediye alıyor.

Espoo Belediyesi’nin Dünya Arkadaşlık Günü’ne özel olarak düzenlediği programa Finlandiya Azerbeycanlılar Derneği de davet edildi. Programda Azerbeycan folkloruna dair gösteri de yapıldı. Şiirlerin de okunduğu etkinliğin ardından herkes birbiriyle hediyeleşti.

yeni isim deyip kredi tanıyordu. Krizle ilgili yapılan sorumlu kim anketlerinde vatandaşlar ilginç bir şekilde, politikacıların sorumlu olmadığını ifade ediyordu. Bu durum Danimarka için klasik, ‘vatandaş hesap sormaz’ klişesini akıllara getiriyordu. Eylül 2011’de yapılan seçimlerde göreve Sosyal Demokrat Parti öncülüğünde sol koalisyon gelirken, sol partilerin seçim öncesi mali krizi gündemde tutmaması stratejik büyük bir hata olarak değerlendirildi. Sosyal ve refah devletine odaklanan sol partiler, krizin büyüklüğünü dikkate almayan vaatlerde bulundular. Koalisyon partilerinin aralarında yaşadıkları fikir ayrılıkları ve Başbakan Helle Thorning- Schmidt’in ‘liderlik’ eksikliği krizin sorumlusu kim sorusunu yeniden akıllara getirdi. Anders Fogh döneminde politikacılar sorumlu değil diyen halk, Thorning- Schmidt dö-

neminde tam tersi görüş beyan ediyordu. Hükümeti vaatlerini tutmamakla suçlayıp oylarını geri çekerek cezalandırıyordu. Ülkeyi 10 yıl idare etmiş ve sadece 1,5 yıldır muhalefette olan sağ partiler, hiçbir proje ortaya koymadan oylarını arttırmanın hazzını yaşıyordu. Sol koalisyon bugünkü yaşanan ekonomik krizin köklerinin 2007’ye dayandığını ve yaşanan sıkıntının o yılların hükümetinin almadığı tedbirlerden kaynaklandığını yeterince anlatamayınca, iktidar olduklarında kucaklarında buldukları krizin sorumlusu konumuna düştüler. Bir sonraki seçimin sonucu belirlenirken, krizin sorumlusunun kim olduğu büyük anlam taşıyacak. Krizin sorumlusu vatandaşın kafasında netleştiğinde oyların adresi daha belirgin olacak. Sizce suçlu kim? Anders Fogh mu, ThorningSchmidt mi? Karar sizin.


17 İSKANDİNAVYA Gençler arasında suç oranı düşüyor

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Belediyeler Birliği’nin (KL) yayın organı Momentum’un yapmış olduğu bir araştırmaya göre, 15-19 yaşları arasındaki gençlerin suç işleme oranında 2006-11 arasında ciddi düşüş görüldü. Ülkede bulunan 98 belediyeden 92’sinde gençlerin suç oranı düştü. HASAN CÜCÜK KOPENHAG Belediyeler Birliği’nin (KL) yayın or-

1ganı Momentum’un yapmış olduğu bir

araştırmaya göre, 15-19 yaşları arasındaki gençlerin suç işleme oranında 2006-11 arasında ciddi düşüş görüldü. Ülkede bulunan 98 belediyeden 92’sinde gençlerin suç oranı düştü. En az suç işleyen gençler Odderi, Billund ve Alleröd’de yaşarken, suça en fazla bulaşan gençler Fanö, İshöj ve Bröndby’de yaşıyor. 2006 – 11 arasında geçler arasındaki suç oranı yüzde 17 oranında düştü. Bu düşüşün ilerleyen yıllarda daha da artacağını ifade eden uzmanlar, gençlerin kanunlar çevçevesinde yaşamaya devam edeceğini ifade etti. Gazetelerde her gün gençlerin işlediği ve karıştığı olaylar sayfalarca yer aldığı bir ortamda, KL gençlerin suç oranıyla ilgili ülke genelinde bir araştırma yaptı. 98 belediye mercek altına alınarak, 15-19 yaşları arasındaki gençlerin işlediği suçlar tespit edildi. 2006 yılında her bin gençten 22’si suç işlerken, 2011 yılında bu oran 16,9’a düştü. KL’in araştırması gençler arasında suçun basına yansıdığı gibi yüksek olmadığını ortaya koymuş oldu. Kopenhag Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Lars Hollmberg, suç oranında düşüşün bir tendens olduğunu ve giderek daha da düşeceğini söyledi. Gençlerin yüzde 50’sinin hiç suça bulaşmadığını belirten Lars Holmberg, “Suç işlemeyen gençler ayrıca diğer yüzde 50’lik diliminde suç işleyeceğine ihtimal vermiyor. Bu pozitif düşünce, gençlerin kanun dairesinde kalmasını sağlıyor. Ayrıca gençler işledikleri bir suçun siciline işlenmesiyle eğitim ve iş hayatında yaşayacakları sıkıntıların farkında olduğu için suçtan uzak duruyorlar” diye konuştu. Gençler arasında en az suç Jylland’de görülüyor. Suç işleme oranında ikinci sırada bulunan İshöj ve 3. sıradaki Bröndby’nün özelliği yabancıların nufüsunun fazla olması. Bu olumsuz tablonun olumlu yönü ise, İshöj’de son 3 yılda gençlerin karıştığı suç oranında yüzde 34’lük bir düşüş görülmesi. İshöj Bele-

Gençlerin en az suç işlediği şehirler (her 1000 kişide)

Gençlerin en çok suç işlediği şehirler (her 1000 kişide)

Odder ..............................................................................................4,6 Billund ..............................................................................................5,2 Alleröd ................................................................................................6 Lejre ................................................................................................6,5 Ringköbing – Skjern ........................................................................6,7 Gentofte ............................................................................................7,2 Hörsholm ..........................................................................................7,4 Lemvig ..............................................................................................7,5 Stevns ................................................................................................7,9 Rebild................................................................................................8,4

Fanö ................................................................................................43,5 İshöj ................................................................................................39,4 Bröndby ..........................................................................................31,2 Laesö ..............................................................................................30,9 Kopenhag........................................................................................30,8 Langeland ......................................................................................30,2 Herlev ..............................................................................................27,4 Rödovre ..............................................................................................25 Hvidovre ..........................................................................................24,4 Helsingör ........................................................................................16,9

diyesi’nde Kriminal Suçları Engelleme Bölümü’nde çalışan Lea Fuglsang, İshöj’ün bir çok olumsuz konuda ilk sırada yer aldığını ancak

eden Fuglsang, “Ancak maalesef suçu bir meslek gibi gören bir grup var. Onlarla mücadelemiz devam ediyor” diye konuştu.

suç işleme ile yapılan ciddi mücadele ettiklerini söyledi. Son 3 yılda gençlerin karıştığı suçlarda yüzde 34’lük bir düşüş olduğunu ifade

Taastrup’ta çocukların sesinden Kur’an ziyafeti

Kilden Derneği tarafından geçtiğimiz haftasonu düzenlenen Kuran-ı Kerim Okuma Yarışması’nda birinciliği Fatih Başoda, ikinciliği Ahmet Alıcı, üçüncülüğü ise Yakup Ufuk Özer kazandı. ZAMAN KOPENHAG Taastrup’ta faaliyet gösteren Kilden

1Derneği tarafından geçtiğimiz hafta-

sonu gerçekleştirilen Kuran-ı Kerim Okuma Yarışması’na katılan öğrencilerin heyecanı görülmeye değerdi. Her biri Kuran-ı Kerim’i en iyi okuyan öğrenci olabilmek için gayret gösteren öğrenciler izleyicilerden tam not aldı. Yarışmanın jüriliğini; Türkiye’de Kuranı Kerim Tilaveti yarışmalarında birinciliği bulunan Hafız Yakup Tellioğlu, Hafız Mustafa Haki Köse, Vestegnens Kültür Merkezi Müdürü Engin Gülmez, Eğitimci Mesut Kesen ve Dinadamı Ali Özdemir yaptı. Yarışmada birinci olan öğrenciye Samsung Galaxy Note, ikinci olan öğrenciye dizüstü bilgisayar, üçüncü olan öğrenciye ise iPhone hediye edildi. Yarışma Kilden Derneği yetkililerinden Yılmaz Okutan’ın yaptığı ‘hoş geldiniz’ konuşmasıyla başladı. Kilden Derneği’nin 2002 yılından bu yana çocuklar ve gençlere yönelik sosyal ve kültürel hizmetler sunduğunu belirten Okutan, ‘‘Kilden Derneği adına siz

değerli misafirlerimize canı gönülden hoş geldiniz diyorum. Kuran-ı Kerim’in nüzulünün 1402. yıl dönümünü sizlerle anma şansını elde ettiğimiz için Kilden Derneği olarak kendimizi bahtiyar hissediyoruz. Umarım herkes için faydalı bir program

olur’’ dedi. Daha sonra öğrenciler Kuran-ı Kerim’i yüzünden ve ezbere okuyarak iki farklı kategoride becerilerini sergilediler. Öğrencilerin performanslarının birbirine yakın olması jürinin kararını vermesini zorlaştırdı. Yarışmada birinciliği Fatih Başoda,

ikinciliği Ahmet Alıcı, üçüncülüğü ise Yakup Ufuk Özer kazandı. Dereceye giren öğrencilere ödülleri verilmesinin ardından program Program yarışmaya katılan bütün öğrencilere Kuran-ı Kerim hediye edilmesinin akabinde sona erdi.


18 GĂ&#x153;NDEM Finlandiyaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn 2030 planÄą hazÄąr

20 - 26 Ĺ&#x17E;UBAT 2013 ZAMAN

Finlandiya Teknoloji ve Ä°novasyon Ajans Fonu Genel MĂźdĂźrĂź Pekka Soini tarafÄąndan hazÄąrlanan raporda, 2030 yÄąlÄąnda Finlandiyaâ&#x20AC;&#x2122;da daha esnek ve çevik yollarla bĂźyĂźme ve refah seviyesinin arttÄąrÄąlmasÄą hedefleniyor. verildi: â&#x20AC;&#x2DC;Arktik bĂślgenin canlanmasÄą ve Kuzey ve DoÄ&#x;u Finlandiyaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn sanayi, enerji yatÄąrÄąmlarÄą, arazi kullanÄąmÄą ve bunlarÄąn doÄ&#x;al deÄ&#x;erleri ile yerel halkÄąn, yerel geçim ile uzlaĹ&#x;tÄąrÄąlmasÄą gerekmektedir.â&#x20AC;&#x2122;

SALÄ°H SEVGÄ°CAN HELSÄ°NKÄ° Finlandiyaâ&#x20AC;&#x2122;da 2030 yÄąlÄąnda bĂźyĂźme ve

1refah seviyesinin artmasÄąnÄą temine yĂś-

nelik ĂśngĂśrĂź raporu hazÄąrlandÄą. Finlandiya Teknoloji ve Ä°novasyon Ajans Fonu Genel MĂźdĂźrĂź Pekka Soini tarafÄąndan hazÄąrlanan rapor, Ekonomi ve Ä°stihdam BakanlÄąÄ&#x;Äą çalÄąĹ&#x;ma grubu adÄąna MĂźsteĹ&#x;ar Marja Rislakki tarafÄąndan teslim alÄąndÄą. Raporda, 2030 yÄąlÄąnda Finlandiyaâ&#x20AC;&#x2122;da daha esnek ve çevik yollarla bĂźyĂźme ve refah seviyesinin arttÄąrÄąlmasÄą hedefleniyor ve rekabetçi ve esnek bir toplum ile ekonomik bir hamle baĹ&#x;latÄąlmasÄą planlanÄąyor. Raporda Ăśne çĹkan baĹ&#x;lÄąklar Ĺ&#x;u Ĺ&#x;ekilde:

Gelecekte dijital teknoloji ve Finlandiya

DeÄ&#x;iĹ&#x;ken Ĺ&#x;artlara hÄązlÄą adaptasyon Ä°klim deÄ&#x;iĹ&#x;iklikleri, hÄązlÄą teknolojik geliĹ&#x;meler ve kĂźresel ekonomik krizin ortasÄąnda hÄązlÄą ve sÄąk sÄąk deÄ&#x;iĹ&#x;en iyi planlarÄąnÄą deÄ&#x;iĹ&#x;tirmek için Finlandiyaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn hazÄąrlÄąklÄą olmasÄą gerektiÄ&#x;i belirtiliyor. Esnek ve çevik bir toplumun felç olmadan deÄ&#x;iĹ&#x;iklik ve Ĺ&#x;oklarla baĹ&#x;a çĹkabileceÄ&#x;i ĂśngĂśrĂźlĂźyor. Ă&#x2021;ok kĂźltĂźrlĂź bir yaklaĹ&#x;Äąm ile kĂźresel Ăślçekte, dĂźnyada Finlandiyaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn baĹ&#x;arÄąsÄąnÄąn artacaÄ&#x;Äą hesaplamalarÄą yapÄąlÄąyor. Toplumun refah seviyesinin geniĹ&#x;lemesi kavramÄąnÄąn sadece gayri safi milli hasÄąlanÄąn (GSMH) bĂźyĂźmesi ile ĂślçßlemeyeceÄ&#x;i net bir Ĺ&#x;ekilde ifade ediliyor. BaĹ&#x;arÄąlÄą uzmanlarÄą ve dĂźnya ĂślçeÄ&#x;indeki baĹ&#x;arÄąlÄą iĹ&#x;leriyle Fin Ĺ&#x;irketlerinin gelecekte

eÄ&#x;itim modellerinin de verdiÄ&#x;i avantajla kĂźresel Ăślçekte çok ciddi baĹ&#x;arÄąlara imza atacaÄ&#x;Äą ĂśngĂśrĂźlĂźyor. Ă&#x2021;alÄąĹ&#x;mada, yeni Ĺ&#x;eyler ĂśÄ&#x;renme, giriĹ&#x;imcilik, gĂśnĂźllĂź çalÄąĹ&#x;ma, aile yaĹ&#x;amÄą ve emeklilik alanlarÄąnda dĂźzenleme ve projelerle â&#x20AC;&#x2DC;Finlandiya, dĂźnyada adÄąndan sĂśz ettirebilecek bir Ăźlke olmaya adayâ&#x20AC;&#x2122; ifadeleri kullanÄąldÄą. Arktik Okyanusu (Kuzey Buz Denizi) itibariyle Finlandiya, Avrupaâ&#x20AC;&#x2122;dan bu bĂślgelere ulaĹ&#x;Äąmda merkez gĂśrevi Ăźstlenecek. Arktik

bĂślgede kĂźresel ÄąsÄąnma ve buna baÄ&#x;lÄą olarak kutup buz ĂśrtĂźsĂźnde erimelerden dolayÄą turizmin bĂźyĂźk Ăśnem kazanacaÄ&#x;Äą hesap ediliyor. Finlandiya, Avrupaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn çevresinde deÄ&#x;il, kĂźresel akÄąĹ&#x;Äąn tam ortasÄąnda yer alacak. Finlandiyaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn kuzey bĂślgelerde dĂźnyanÄąn en iyi uzman Ăźlkesi olmaya çalÄąĹ&#x;masÄą hesaplamalarÄą yaptÄąÄ&#x;Äą belirtildi. Raporda, Arktikâ&#x20AC;&#x2122;e baÄ&#x;lÄą deÄ&#x;iĹ&#x;ecek Ĺ&#x;artlara baÄ&#x;lÄą olarak Ĺ&#x;imdiden yapÄąlmasÄą gerekenler baĹ&#x;lÄąÄ&#x;Äą altÄąnda Ĺ&#x;u ifadelere yer

Gelecekte, Finlandiya dijital yĂśnetimde de yol gĂśsterecek Ăźlkelerden olacak. Bu çerçevede kamu hizmetlerinin teknolojik açĹdan kolayca kullanÄąlabilir olmasÄą için çalÄąĹ&#x;malar yapÄąlmasÄą gĂźndemde. Bu alanda tĂźm bilgilerin elektronik biçime dĂśnĂźĹ&#x;tĂźrĂźlmĂźĹ&#x;, vatandaĹ&#x;lar için eriĹ&#x;ilebilir olmasÄą planlanÄąyor. Kamu idaresi ve sivil toplumun sorunsuz ve hÄązlÄą bir Ĺ&#x;ekilde baÄ&#x;lantÄąsÄąnÄąn kurulmasÄą hedefleniyor. Finlandiyaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn geleceÄ&#x;ine yĂśnelik hazÄąrlanan 2030â&#x20AC;&#x2122;a dair raporun, baÄ&#x;ÄąmsÄąz uzmanlar, araĹ&#x;tÄąrma kurumlarÄą, iĹ&#x;letmeler, sivil toplum ĂśrgĂźtlerinden uzmanlar, BaĹ&#x;bakanlÄąk, Finlandiya Finansman AjansÄą ve Tekes Akademisi iĹ&#x;birliÄ&#x;iyle hayata geçirildiÄ&#x;i belirtildi. AyrÄąca, gelecekte Finlandiyaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn refah ve bĂźyĂźmesi için vatandaĹ&#x;larÄąn fikirlerinin de alÄąnabilmesi amacÄąyla bir internet sitesi kurulduÄ&#x;u ve tartÄąĹ&#x;arak Finlandiyaâ&#x20AC;&#x2122;yÄą en iyi yerlere getirmeyi hedefledikleri belirtildi. Ă&#x2013;ngĂśrĂź raporunun hazÄąrlÄąk ve geliĹ&#x;tirme çalÄąĹ&#x;malarÄąnÄąn yedi noktada ve ek olarak vatandaĹ&#x;larÄąn fikirleri doÄ&#x;rultusunda ele alÄąnarak 2013 yÄąlÄą sonbahar mevsiminde Meclisâ&#x20AC;&#x2122;e sunulacaÄ&#x;Äą belirtildi.

Norveçli villa maÄ&#x;durlarÄą TĂźrk makamlarÄąndan yardÄąm talep ediyor

TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;de villa yapma vaadiyle bir TĂźrk tarafÄąndan dolandÄąrÄąldÄąklarÄąnÄą Ăśne sĂźren Norveçli 22 yatÄąrÄąmcÄą, açtÄąklarÄą davanÄąn 4 yÄąldÄąr sonuçlanmasÄąnÄą bekliyor. ENGÄ°N TENEKECÄ° OSLO TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;de villa yapma vaadiyle bir

1TĂźrk tarafÄąndan dolandÄąrÄąldÄąklarÄąnÄą

Ăśne sĂźren Norveçli 22 yatÄąrÄąmcÄą, açtÄąklarÄą davanÄąn 4 yÄąldÄąr sonuçlanmasÄąnÄą bekliyor. MaÄ&#x;durlar arasÄąnda, Norveçli bir belediye baĹ&#x;kanÄą dahil Ăśnemli isimler de var. DavacÄąlarÄąn vekili Avukat HĂźseyin Ataol, mĂźvekkillerinin, inĹ&#x;aat iĹ&#x;leri için 7 yÄąl Ăśnce Ĺ&#x;Ăźpheli L.Ă&#x153;.â&#x20AC;&#x2122;ye yĂźklĂź miktarda para gĂśndermeye baĹ&#x;ladÄąÄ&#x;ÄąnÄą; ancak aldatÄąldÄąklarÄąnÄą sĂśyledi. GĂśnderilen 6 milyon lira ile ilgili olarak BalÄąkesir AyvalÄąk Cumhuriyet SavcÄąlÄąÄ&#x;Äąâ&#x20AC;&#x2122;na suç duyurusunda bulunarak dava açtÄąklarÄąnÄą ifade eden Ataol, 4 yÄąldÄąr dava sonucunu beklediklerini dile getirdi.

MaÄ&#x;durlar arasÄąnda yere alan Norveç Civita adlÄą Ĺ&#x;irketin Ä°dare ve Fon YĂśneticisi StĂĽle Hagen, 4 yÄąldÄąr sĂźren davanÄąn bir an Ăśnce sonuçlanmasÄą için TĂźrk makamlarÄąndan yardÄąm talep ediyor.

Avukat A vukat

Kadir adir ErdoÄ&#x;muĹ&#x; ErdoÄ&#x;muĹ&#x; Avukata kata g gittiÄ&#x;inizde ittiÄ&#x;inizde geç kalmÄąĹ&#x; kalmÄąĹ&#x; olmayÄąn, olmayÄąn, her tĂźrlĂź hukuki sorunlarÄąnÄąz rlĂź hu kuki sorunla rÄąnÄąz için aarayabilirsiniz. rayabilirsiniz. V VindingevFK$t%,Roskilde indingevFK$t%,Roskilde TTlf tFBY  lf tFBY  M ail: kkadir@erdogmus.dk adir@erdogmus.dk Mail:

Ä°ddiaya gĂśre, aralarÄąnda Norveçâ&#x20AC;&#x2122;in bĂźyĂźk Ĺ&#x;ehirlerinden Kristiansandâ&#x20AC;&#x2122;Äąn Belediye BaĹ&#x;kanÄą Arvid Grundekjon, Mercy Hastene Gemi Ĺ&#x17E;irketi BaĹ&#x;kanÄą Arvid Solheim ve Norveç Civita adlÄą Ĺ&#x;irketin Ä°dare ve Fon YĂśneticisi Stale Hagenâ&#x20AC;&#x2122;in yanÄą sÄąra Ăźst dĂźzey Ăśnemli yĂśneticilerin de bulunduÄ&#x;u 22 Norveçli, TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;de villa yapma vaadiyle kandÄąrÄąldÄą. DavalÄą L.Ă&#x153;. ile Troya Ä°nvest Ticaret Turizm Ä°nĹ&#x;aat A.Ă&#x2026; adlÄą Ĺ&#x;irketi kuran mĂźĹ&#x;tekiler, havale ettikleri para ile satÄąn alÄąnan taĹ&#x;ÄąnmazlarÄąn tamamÄąnÄąn davalÄą L.Ă&#x153;. adÄąna tescil ettirildiÄ&#x;ini ĂśÄ&#x;rendi. L.Ă&#x153;.â&#x20AC;&#x2122;nĂźn, satÄąn aldÄąÄ&#x;Äą taĹ&#x;ÄąnmazlarÄą daha sonra yakÄąnlarÄąna devrettiÄ&#x;i de iddialar arasÄąnda. Avukat Ataol, Ĺ&#x;Ăźphelinin baĹ&#x;tan beri bir plan çerçevesinde dolandÄąrÄącÄąlÄąk kastÄąyla hareket ettiÄ&#x;ini, muvazaalÄą ve

hileli iĹ&#x;lemler yaptÄąÄ&#x;ÄąnÄą savundu. DavalÄą L.Ă&#x153;.â&#x20AC;&#x2122;nĂźn mahkeme sĂźrecinde kayÄąplara karÄąĹ&#x;masÄąnÄąn, davanÄąn uzamasÄąnÄąn en Ăśnemli sebeplerinden biri olduÄ&#x;u belirtiliyor. AyrÄąca Avukat Ataol, 2011 yÄąlÄąnda açtÄąklarÄą yasal Ĺ&#x;ikayetlerden sonra savcÄąlÄąÄ&#x;Äąn, L.Ă&#x153; ve yakÄąnlarÄąna dava açtÄąÄ&#x;ÄąnÄą, L.Ă&#x153;â&#x20AC;&#x2122;nĂźn ifadesini alamak için, Norveç ve Fransaâ&#x20AC;&#x2122;daki ilgili makamlara bildirilmesine karar verdiÄ&#x;ini kaydetti. Gayrimenkul bilgileriyle beraber 2005, 2006 ve 2007 yÄąllarÄąnda havale ettikleri meblaÄ&#x;Äąn belgelerini de mahkemeye sunan Norveçli villa maÄ&#x;durlarÄą, 4 yÄąldÄąr sĂźren davanÄąn bir an Ăśnce sonuçlanmasÄą için TĂźrk makamlarÄąndan yardÄąm talep ediyor. Gayrimenkullerin fiyatÄąnÄąn 130-170 bin lira civarÄąnda olduÄ&#x;u ifade edildi.


Kur’an’ın benzeri neden yazılamaz?

Kulağınız çınlıyorsa dikkat!

Oyuncak bebekle bir örnek!

Alışkanlık mı samimiyet mi?


20 - 26 ŞUBAT 2013

Alışkanlık mı samimiyet mi? Hızlıca alınan bir abdest, vaktin çıkmasına dakikalar kala kıldığımız ve hangi rekatta hangi sureyi bile okuduğumuzu fark etmediğimiz namaz... Çoğu zaman terk ettiğimiz tespihat ve dua... Bir süre bir şey yemeyip içmeme şeklinde tuttuğumuz oruçlar... Örneklerini çoğaltmak mümkün. Ahir zamanda bunlar bile mesuliyetten kurtulmak adına önemli, ama ibadetlerimizin ihlas ve samimiyet üzerine kurulu olması da ilahi bir emir. Ülfet ve ünsiyet haline gelen davranışlardan kurtulmak için neler yapmalı? AYHAN HÜLAGÜ İSTANBUL ‘İbadetlerinizi ihlâs ve samimiyet üzerine

1kurun’ diye emrediyor dinimiz. Ancak

günlük koşuşturmaca içerisinde ibadetlerimizi çoğu zaman aşk ve iştiyak duygusundan yoksun bir şekilde eda ediyoruz. Bir alışkanlıkla abdest alıyor, namaza duruyor, ayetleri anlamlarından bihaber okuyoruz. Kur’an-ı Kerim’le irtibatımız, hac görevine bakış açımız aynı. Sonunda huzurdan ziyade sadece bir görevi tamamlamış olma duygusu kalıyor gönüllerde. Manevi dünyamızı sorgularken şunu sürekli es geçiyoruz: “İbadetlerimizin ne kadarını alışkanlıklarla yapıyor, ne kadarının hakkını veriyoruz?” Bu soruya cevap ararken şapkamızı önümüze koyup ‘format değişikliği’ne gitmemizde fayda var.

Abdest üzerine abdest almak nur üstüne nurdur Abdest: Kâmil ibadetin altın anahtarı batınî temizlik olduğuna göre ilk olarak abdestimizi gözden geçirmeliyiz. Abdesti sadece sözlükte yer aldığı gibi ‘yıkanma’ anlamında görmekten vazgeçmek lazım. Allah’a yakınlık elde etmek için dış temizlik yeterli değil, iç temizlik de şart. O da yalnız samimiyetle tövbe edip Hakk’ın kapısını çalmakla mümkün. Namaz öncesinde ruhumuzu kötü huylardan, aklımızı kötü düşünce ve şüphelerden, kalbimizi de günah kirlerinden temizlemeli, sadece işin zahirî boyutuna takılıp kalmayıp, batınî temizliğe ulaşmaya gayret göstermeli. İkisi aynı anda hayatımızda yer edindiği sürece kâmil Müslüman olmaya yaklaşabiliriz. “Abdest üzerine abdest almak nur üstüne nurdur.” der Peygamber Efendimiz (sas). Bunun için emin olsak bile abdestimizi yeniden tazelememiz bir hayli önemli. Şu hadis-i şerif ise abdesti alışkanlıktan çıkarıp manasını kavramak için değerli: “Bir mümin abdest alırken yüzünü yıkayınca, gözüyle işlediği bütün günahlar suyun damlalarıyla dökülür gider, ellerini yıkayınca elleriyle yaptığı hataların vebali kaybolur, ayaklarını yıkayınca harama yürümek suretiyle ayaklarının sebep olduğu bütün günahlar dökülür gider. Böylece tam abdest almış olan bir kimse bütün günahlarından temizlenmiş olur.”

Duaları kalp tastiklemeli Dua: Dua ederken dilimden ezber cümleler dökülüyor. Peygamber Efendimizin duaları dünyamızda yok, ne istediğimizin bile farkında değiliz ne yazık ki. Gönülle dil arasında büyük bir uçurum var. “İnsan ancak dua ile Allah’a hakiki kul olduğunu ortaya koyar. Çünkü sebepler üstü talepte bulunuyor.” diyor Fethullah Gülen Hocaefendi: “Dilin söylediğini kalp tasdik etmeli. Dil, dudak gönlün heyecanına iştirak etmeli. Kur’an okurken, dua ederken gönül heyecanı sesin ritimlerinde kendini hissettirmeli, gözlerinizin dönüşüne, tebessümlerinize tesir etmeli. Bu da temelde sağlam ‘inanma’ işidir.” İbadetlerimizi alışkanlıklarımızdan arındırırken niyetin de her daim gözden geçirilmesinde fayda var. Bediüzzaman Hazretleri, niyeti, âdetleri ibâdete çeviren bir iksir olarak değerlendiriyor. Hayatında öğrendiği dört hakikatten birinin niyet olduğunu söyleyen Üstad, “Kelimelerden maksad mana-i harfî, mana-i ismî, niyyet, nazardır. Nazar ile niyet mahiyet-i eşyayı değiştirir. Günahı sevaba, sevabı günaha kalbeder. Evet niyet âdi bir hareketi ibâdete çevirir, gösteriş için yapılan bir iba-

deti günaha kalbeder. Maddiyâta esbâb hesabıyla bakılırsa cehâlettir. Allah hesabiyle olursa mârifet-i ilahiyedir.” buyuruyor.

kanlık haline gelmiş, sıradan yaptığı seyahatlerden bir farkı kalmamışsa oralara gitmenin bir anlamı da yoktur.”

Hac alışkanlığa dönüşmeden...

Bizi ferahlandırıver ey Bilal!

Hac ve umre: Son yıllarda toplumsal refahın yükselmesiyle doğru orantılı olarak hac ve umreye gidişler de arttı. Bu ibadette de yine alışkanlık tuzağına düşülüyor. Emir anlayışıyla yapılırken Allah rızası gözardı ediliyor. Hac ibadetini “Yaptım oldu”, “Bu kadarı yeter” gibi düşüncelerle değil de manevi ve ruhi olgunluk kazandıracak, iç-dış bütünlüğümüzü sağlayacak biçimde yerine getirmeli. Şu hatırlatmalarda bulunuyor Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Yusuf Güneş: “Adayların kura ile belirlendiği bir devirde birden fazla hacca gitmek doğru karşılanmayacak bir durum. Hiç gitmeyenlerin ibadetlerine engel olunmaktadır. Onun yerine umreye gitmeleri daha güzel bir ameldir. Yalnız burada da ölçüyü elden kaçırmamak gerekir. Çünkü zamanımızda fakr u zaruret içinde olan ve eğitim imkânlarından mahrum pek çok Müslüman var. Bunlara el uzatılması sevap bakımından her sene umreye gitmekten daha uygun. Bir kimse, hem ihtiyaç sahiplerine yardımımı yapar, hem de her sene umreye giderim diyorsa böyle yapana diyecek elbette bir sözümüz olmaz.” Umre ile ilgili de şunları ekliyor: “Birden çok umre yapma konusunda kanıksama söz konusu olabilir. Umre, ibadettir, turistik bir gezi değildir. Bunun şuurunda olmak gerekir. Eğer oraları ziyaret, insanda alış-

Namaz: Namazı sürekli işlerimizin arasına sıkıştırıyor, dünyevi şeyleri düşünmekten namazdan lezzet alamıyoruz. Okuduğumuz ayetlerin bile farkında değiliz çoğu zaman. Bu sorun nasıl çözülebilir? “Namazda, okunan ayet ve sureler yüzeysel bir şekilde zihinden geçirilebilir fakat Rabbin huzurunda olma mülahazası her şeyden ali tutulmalıdır.” diyor Iğdır Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Osman Bilge. Mealler ve tefsirlerle ilişkimizi kuvvetlendirirsek ibadetlerimiz de canlanır. Kendimizi Efendimiz’in (s.a.s.) arkasındaki cemaatten bir fert olarak hissetmek veya meleklerin safları arasında görmek, namaz şuurunu zirveye taşır. Ünsiyetin zararlarından kurtulmak için Bilge’nin önerileri şunlar: “Öncelikle imanın gönüllerde yeşermesine sonra da dallanıp budaklanarak meyve vermesine ihtiyaç var. İlmihal bilgileri, onu her namaz vaktinde bir aziz misafir edasıyla karşılama, sonunda da en sevdiğimiz bir insanla vedalaşır gibi hüzünle ayrılma, bir sonraki namazı iple çekme namazı duyarak ve hissederek kılma şuurumuzu artırır. Ta’dil-i erkana dikkat ederek kılmak, ayet ve sureler okuyarak kıyamı uzatmak, rüku ve secdede dua ve niyazda bulunmak çok önemli.” Rasulullah (s.a.s.) efendimiz gibi dünyevi işlerden sıkılınca; “Erihnâ ya Bilal! / Bizi bir ferahlandırır ey Bi-

lal!” diyerek namaza koşmak lazım.

Alışkanlıkların temeli ülfet ve ünsiyet Ülfet ve ünsiyet (alışkanlık, görenek, âlem yaptı ben de yapayım) başlığı altında bu konuya dikkat çekiyor Fethullah Gülen Hocaefendi: “Düşünce ve tasavvurdaki ülfet insanın davranışlarına, ibadetlerine aksedince ferdin aşk, vecd ve heyecanı ölür; mes’uliyet duygusu, mâsiyetten nefret, günahlara ağlama durumu zâil olur… İnsanların etrafındaki binbir güzellik cümbüşünü duyup görememesi, birbiriyle uyum içinde olan kombinezonlar karşısında hissiz ve alakasız kalması, gördüğü şeylerin hikmetine inememesi, görüp geçmesi, ruhunda bir türlü irfana erememesi, onun duygusuzluğunun, ruhi ölgünlüğünün ve gözleri kapalı yaşamasının ifadesidir ki, böylelerine ne kâinatın esrarlı kitabı, ne de her gün gözleri önünde enfüsün yaprak yaprak açması bir şey anlatmayacaktır.” Ülfetin insanoğluna musallat olan büyük bir musibet olduğunu söyleyen Hocaefendi’ye göre bu duruma düşen kimseler etrafında olup bitenlere karşı gâfil; inancında sığ ve yetersiz, aşksız ve vecdsizdir. Allah muhafaza kalpleri çabuk kayabilir. Bu durumdan kurtulmak için tek bir çıkış yolu var: “Sağlam bir tefekkür, ölüm ve ahirete ait levhaların düşündürülmesi, dini ve içtimai bir kısım faaliyetlerde bulunmalarına teşvik edilmesi. Düşünce ufku aydın, vecd ve heyecan insanlarıyla karşılaştırılmaları gibi vesilelerle kendilerini yenilemelerine zemin hazırlanır.”


20 - 26 ŞUBAT 2013

Koca kafalı baykuş Merhaba arkadaşlar, ben Baykuş! İsmim “Bay” kuş, olduğu için diğer kuşlar önümde saygıyla eğilir. Öhööm öhööm! Ağabeyleri sayılırım ne de olsa. Sizler bizi ürkütücü bulsanız da gayet sevimliyiz aslında. Baksanıza boncuk boncuk bakıyorum! Geçenlerde bir serçe kardeşim yanıma konup “Senin gözlerin neden o kadar büyük?” diye sordu. “Avımı daha iyi görebilmek için.” dedim! Korkup kaçtı, heheh! Aslında kocaman gözlerimiz, göz oyuğunda hareket etmiyor, sabit bakıyoruz. Hepsi bu! Bizden korkmanıza gerek yok ki. Boynumuzu 270 derecelik alan içinde rahatça çevirebiliyoruz. Kulaklarımız çok iyi çalışıyor. Yere düşen bir iğnenin sesini dahi duyabiliriz. Övünmek gibi olmasın ama mavi rengi görebilen tek kuş türüyüz. Vücudumuz yumuşak, ince tüylerle kaplı. Kadife kanatlarımız sayesinde “pıırrr pırrr” diye ses çıkarmayız. Artık gitmeliyim. Kıvrık gagamla öpüyorum hepinizi.

Kırmızı Ayakkabılar

20.02.2013 21.02.2013 22.02.2013 23.02.2013 24.02.2013 25.02.2013 26.02.2013

5 14 5 12 5 10 5 08 5 05 5 03 5 01

14 53 14 55 14 56 14 58 15 00 15 01 15 03

7 18 7 16 7 13 7 11 7 08 7 06 7 04

12 31 12 30 12 30 12 30 12 30 12 30 12 30

17 31 17 33 17 35 17 37 17 39 17 41 17 44

18 51 18 53 18 55 18 57 18 59 19 01 19 04

GÖTEBURG

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

OSLO

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

20.02.2013 21.02.2013 22.02.2013 23.02.2013 24.02.2013 25.02.2013 26.02.2013

5 15 5 12 5 10 5 07 5 05 5 02 5 00

14 49 14 51 14 52 14 54 14 56 14 57 14 59

20.02.2013 21.02.2013 22.02.2013 23.02.2013 24.02.2013 25.02.2013 26.02.2013

5 17 5 14 5 12 5 09 5 06 5 04 5 01

14 46 14 48 14 50 14 52 14 54 14 55 14 57

HELSİNKİ

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

20.02.2013 21.02.2013 22.02.2013 23.02.2013 24.02.2013 25.02.2013 26.02.2013

5 20 5 17 5 15 5 12 5 09 5 06 5 04

14 48 14 50 14 52 14 54 14 56 14 58 15 00

TAMPERE

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

20.02.2013 21.02.2013 22.02.2013 23.02.2013 24.02.2013 25.02.2013 26.02.2013

5 23 5 20 5 17 5 14 5 11 5 08 5 05

14 48 14 50 14 52 14 54 14 56 14 58 15 00

7 25 7 23 7 20 7 18 7 15 7 12 7 10

12 33 12 33 12 33 12 32 12 32 12 32 12 32

17 28 17 30 17 33 17 35 17 37 17 40 17 42

18 48 18 50 18 53 18 55 18 57 19 00 19 02

ODENSE

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

STOCKHOLM

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

20.02.2013 21.02.2013 22.02.2013 23.02.2013 24.02.2013 25.02.2013 26.02.2013

5 24 5 21 5 19 5 17 5 14 5 12 5 10

15 03 15 04 15 06 15 08 15 09 15 11 15 12

19 00 19 02 19 04 19 07 19 09 19 11 19 13

20.02.2013 21.02.2013 22.02.2013 23.02.2013 24.02.2013 25.02.2013 26.02.2013

4 49 4 46 4 44 4 41 4 38 4 36 4 33

14 19 14 21 14 23 14 25 14 26 14 28 14 30

AARHUS

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

DRAMMEN

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

20.02.2013 21.02.2013 22.02.2013 23.02.2013 24.02.2013 25.02.2013 26.02.2013

5 24 5 21 5 19 5 17 5 14 5 12 5 10

15 01 15 03 15 05 15 06 15 08 15 09 15 11

20.02.2013 21.02.2013 22.02.2013 23.02.2013 24.02.2013 25.02.2013 26.02.2013

5 20 5 17 5 14 5 12 5 09 5 06 5 03

14 49 14 51 14 53 14 55 14 56 14 58 15 00

7 26 7 24 7 21 7 19 7 17 7 14 7 12

7 29 7 26 7 24 7 21 7 19 7 17 7 14

12 39 12 39 12 39 12 39 12 39 12 39 12 38

12 40 12 40 12 40 12 40 12 40 12 39 12 39

17 40 17 42 17 44 17 47 17 49 17 51 17 53

17 39 17 41 17 44 17 46 17 48 17 50 17 52

18 59 19 01 19 04 19 06 19 08 19 10 19 12

7 06 7 03 7 00 6 57 6 55 6 52 6 49

7 38 7 35 7 33 7 30 7 27 7 24 7 21

Bulunduğunuz şehrin namaz vakitleri için: http://www.zaman.com.tr/namaz.do

12 09 12 09 12 08 12 08 12 08 12 08 12 08

12 40 12 40 12 40 12 40 12 39 12 39 12 39

16 59 17 02 17 04 17 07 17 09 17 12 17 14

17 29 17 32 17 35 17 37 17 40 17 42 17 45

18 19 18 22 18 24 18 27 18 29 18 32 18 34

18 49 18 52 18 55 18 57 19 00 19 02 19 05

7 36 7 34 7 31 7 28 7 25 7 22 7 19

7 41 7 38 7 35 7 32 7 29 7 26 7 23

7 50 7 47 7 44 7 41 7 37 7 34 7 31

12 38 12 38 12 37 12 37 12 37 12 37 12 37

12 41 12 41 12 41 12 41 12 40 12 40 12 40

12 46 12 46 12 45 12 45 12 45 12 45 12 45

17 27 17 29 17 32 17 34 17 37 17 40 17 42

17 29 17 32 17 34 17 37 17 40 17 42 17 45

17 30 17 32 17 35 17 38 17 41 17 43 17 46

18 47 18 49 18 52 18 54 18 57 19 00 19 02

18 49 18 52 18 54 18 57 19 00 19 02 19 05

18 50 18 52 18 55 18 58 19 01 19 03 19 06

NAMAZ VAKİTLERİ

İkindi Akşam Yatsı

FİNLANDİYA

İmsak Gün. Öğl.

İSVEÇ

KOPENHAG

NORVEÇ

DANİMARKA

Minik Melike annesiyle birlikte ayakkabı almak için bir mağazaya gitmiş. Kırmızı bir ayakkabıyı çok beğenmiş ve denemiş. Ama ayakkabılardan biri ayağını sıkmış. Mağazanın sahibi sıkan ayakkabı için, -Bir hafta sonra açılır, demiş. Ayağının rahatsız olmasına kızan Melike annesine dönüp, -Anneciğim o zaman bu ayakkabıyı bir hafta sonra gelip alalım, demiş.


20 - 26 ŞUBAT 2013

Kur’an’ın benzeri neden yazılamaz?

En etkili temizlik malzemesi NEŞE KUTLUTAŞ İSTANBUL

Kolanın sağlığa etkileri tartışıladursun bu asitli içeceği evinizde bir temizlik malzemesi olarak kullanabileceğinizi biliyor muydunuz? Diyelim ki evinizde kola var ya da bir misafiriniz yemeğe gelirken kola getirdi, bakın nerelerde yardımınıza yetişecek. Tuvaletler pırıl pırıl Bir şişe kolayı alaturka ya da alafranga tuvaletinizin kenarlarından itibaren boşaltın. Bir saat öyle kalsın. Sonrasında tuvaleti fırçalayın ve sifonu çekerek bol suyla durulayın. Arabanızın aküsü çürümesin Kola asit ihtiva ettiği için, arabanızın aküsünün çürümesini engeller. Akü başlarının üstüne birazcık kola dökün. Biraz beklettikten sonra ıslak sünger ya da pamuklu bezle silin. Lavabolar artık tıkanmayacak Kolayı tıkanan lavaboları açmak için de rahatlıkla kullanabilirsiniz. Farklı bir lavabo açıcı yerine iki litre kadar kolayı lavabonuza dökün. Çiçekleriniz hiç solmasın Vazodaki çiçeklerinizin suyuna katacağınız, iki ya da üç çorba kaşığı kola çiçeklerinizin ömrünü uzatır. Bu yöntem yalnızca vazoda çiçeklerinizin birkaç gün daha fazla taze kalması içindir. Saksı çiçekleriniz için bu yöntemi denememelisiniz. Teneke kutuları çöpe atmayın Boş çay ya da kahve kutularını çöpe atmak yerine kullanışlı hale getirebilirsiniz. Bunun için önce kutuların üzerindeki kâğıt ambalajı ovma teliyle ovun. Sonra da mutfak rafları için kullanılan yapışkan kâğıt ya da renkli yapışkan bantlarla kaplayın. Kemerler kutuya girdi Kemerlerinizi askıda muhafaza etmekte zorlanıyorsanız, size çok daha şık bir önerimiz var. Renkli kâğıtlarla süslediğiniz kutulara kemerlerinizi yerleştirebilirsiniz. Dilerseniz yatak odasında veya masanın üzerinde dekoratif bir obje olarak da kullanabilirsiniz. Rutubeti önlemek için Rutubetli bir evde yaşıyorsanız, süslediğiniz boş teneke kutunun içini deniz tuzuyla doldurun. Evinizin bir köşesine koyun. Tuz, evdeki nemi emecektir. Aylık periyotlarda tuzu değiştirerek nemin sizi daha fazla rahatsız etmesini engelleyebilirsiniz. Metallerin pasını gideriyor Kola, pası çözmede birebir. Paslanmış vida, çivi, somun ve cıvataların pasını gidermek için pamuklu bir bezi bolca kolanın içine batırın. Bezi fazla sıkmadan paslanan bu materyalleri içine sarmalayıp üç dört dakika bekletin. Paslar çıkmış olacaktır. Koleksiyoner değilseniz, madeni paralarınızı temizlemek için de koladan faydalanabilirsiniz. Bunun için madeni paralarınızı bir kâsenin içine koyup üzerine kabın aldığı kadar kola dökün. Koleksiyon yapmak için biriktirilen az bulunur paralarda bu yöntemi denememelisiniz. Çünkü kolanın asidi paranıza zarar verebilir.

HÜSEYİN GÜLTEKİN Kur’an’ın benzerinin neden yazıla-

1mayacağına dair maddeleri sırala-

maya devam edelim: Kur’an öyle bir kitaptır ki içerisinde, o dönem insanlarının bilmesi imkânsız olan bir kısım bilgiler içermektedir. Öyle bir insan düşünün ki yaşadığı dönem itibarıyla içinde yaşadığı toplumun bilgi ve kültür seviyesi son derece geridir. Bırakın ilmî ve teknolojik birtakım bilgilere sahip olmasını, hayatını idare edecek seviyede doğru düzgün kural ve kaidelere bile sahip değildir. Bu bilgi ve kültür seviyesine sahip bir toplumun içinde yetişen ve başka hiçbir kültürden – kısa birkaç seyahatini hariç tutarsak- etkilenmeyen birisinden beklenecek şey, ancak o toplumun yansıması veya olsa olsa toplumun bir adım önünde yer alması olacaktır. Oysa Efendimiz’e ve Yüce Kitabımız’a baktığımızda, O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) bırakın o toplumun birkaç adım ilerisinde olmayı, belki o güne kadar geçen bütün insanlık tarihinin fersah fersah önünde yer aldığını görürüz. Kadınları insandan bile saymayıp kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeyi erdem gören, zinayı adeta meşru kabul eden, gücü yetenin daima güçsüzü ezdiği bir toplumun içinden çıkan bir insanda, son derece üstün niteliklere sahip bir kitabın olması, ancak onun Allah kelâmı olmasıyla açıklanabilir. Yaşanılan çağ ve çevre itibarıyla hukukun ne olduğu insanlar tarafından bilinmiyordu. Tek bir hukuk vardı o da her zaman güçlünün söylediğinin doğruluğu idi. Miras, ceza, aile, devletler ve

idare hukuku gibi kavramlar Kur’an sayesinde toplumun gündemine girmiş ve gerçekten mucizevî bir şekilde 8-10 yıl içerisinde benimsenip tam manasıyla uygulanmaya başlanmıştı. Daha önce hukuk tahsili almamış bir insandan böylesine mükemmel bir hukuk sisteminin bir anda çıkıvermesinin ve belki daha da önemlisi, koyduğu kuralların on dört asır boyunca hâlâ geçerliliğini koruyor olmasının başka bir izahı olabilir mi sizce? Tarihte nice hükümdarlar, nice krallar, nice devlet adamları gelmiş; her biri kendisine göre bir nizam ve kanun oluşturmaya çalışmıştır. Ama gelin görün ki günümüze kadar ilk günkü tazeliğiyle ulaşabilmiş –Roma hukuku gibi köhnemiş sistemleri saymazsak- bir tane hukuk sistemi göremeyiz. Gelebilenler de belki elli defa değişime uğramış ve ilk günkü hallerinden bir şey kalmamıştır. Böyle bir sistemin ortaya konulması oturup düşünmekle veya okumakla olacak bir şey değildir. Eğer Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) velev ki okuma-yazma biliyor olsaydı –ki kaynaklar onun kat’î surette bilmediğini söylüyor- ve eline geçirdiği kitapları incelemiş olsaydı bile bu mükemmellikte bir hukuk sistemini ortaya koyabileceğini söylememiz çok zor olurdu. Böyle bir sistem ancak asırlar sonrasını da görüp bilmekle ortaya konabilir. Zira insanlık çok kısa bir süre içerisinde inanılmaz değişimlere maruz kalmaktadır. Kur’an’ın benzerinin yazılamaz olduğunu ispat eden bir diğer mesele de içinde yer alan, ancak günümüz ilminin gelişmesi neticesinde hakikati anlaşıla-

bilen bilgilerdir. Bu bilgilerin en bariz olanı ise kıyametin kopacağı ile ilgili olanıdır. Ezelî Beyan, bir gün gelip bu sistemin mutlaka sona ereceğini belirtir: “Güneş dürüldüğü zaman. Yıldızlar bulanıp söndüğü zaman. Dağlar yürütüldüğü zaman.” (Tekvir, 81/1-3) Muhtelif ayetlerde hiç sönmeyeceğini zannettiğimiz güneşimiz ve onun gibi diğer yıldızların da sönüp, ışıklarını tamamen kaybedeceklerinden söz edilir. Bugün bilim adamları tarafından yapılan araştırmalar neticesinde her yıldızın bir ömrünün olduğu ve bu ömrü tamamlayan her yıldızın mutlaka ışığının gideceği tespit edilmiştir. Peki, 14 asır önce ortaya konulmuş kitapta böyle bir bilginin yer almasının açıklaması ne olabilir? O dönemde sanki Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), birtakım aletleri vasıtasıyla astronomik gözlemler mi yapmıştı da yıldızların gün gelip ışıklarını yitireceklerini bu sayede öğrenmişti? Haşa! Bir insan, eğer önyargılı olarak yaklaşmazsa Kur’an’ı incelediği zaman içinde öyle ayetler görecektir ki bunun ancak kâinatı yaratan Yüce Rabb’imiz tarafından indirilmiş bir kitap olabileceğini itiraf etmek zorunda kalacaktır. Yoksa günümüzde bir kısım talihsiz insanların söylediği gibi, ya uzaylı varlıkların Resûlullah’a yardım ettiğini veya geçmişte yaşamış –güya atlantis gibi- çok ileri bir medeniyetin bilgi kırıntıları olduğunu ya da Sümerlerin, aslında bütün kutsal kitaplara kaynaklık ettiğini iddia etmek gibi bir vartaya düşeceklerdir. h.gultekin@zaman.com.tr


20 - 26 ŞUBAT 2013

Oyuncak bebekle bir örnek! Kız çocuklarının oyuncak bebeklere olan düşkünlüğü makine mühendisi Halit Güneş’e yeni bir iş kapısı araladı. Güneş, açtığı internet sitesiyle kendi tasarladığı oyuncak bebek kıyafetleri ve bunlarla birebir aynı çocuk giysileri satıyor. MERVE TUNÇEL İSTANBUL Küçük kız çocuklarının oyuncak bebek hevesi

1malumunuz. Küçükken hemen hepimizin be-

beğimize elbise dikmek niyetiyle annemizin canım kumaşlarını ziyan etmişliğimiz vardır. Bir de öyle alelade kıyafetler değil, giydiklerimizle de uyumlu olsun isteriz bebeklerimizin üzerindekiler; etek, pantolon ya da elbise… Küçük kızların bu, oyuncak bebekleriyle bir örnek giyinme hevesi Halit Güneş’te bir ışık yakmış. Henüz 2 ay önce açtığı ikizimveben.com adlı internet sitesiyle hem oyuncak bebek ve kıyafetleri hem de onlarla bir örnek çocuk giysileri satıyor.

Makine mühendisi, oyuncak bebek tasarlarsa… Halit Güneş ne terzi ne de tasarımcı, makine mühendisi. Üstelik kız çocuğu da yok. Nasıl olmuş da oyuncak bebek işine girmiş derseniz, bu alandaki açığı iki kız çocuk babası olan bir arkadaşından öğrenmiş. Oyuncak bebeklere hayli para döken arkadaşından fikri almış almasına lakin bir şey eksik gibiymiş. “Bu işi yapacaksam bir farkı olmalı diğerlerinden.” diye düşünürken bu konsepti buluvermiş Güneş. Önce tasarladığı bebekler için kıyafet üretmiş, ardından bunlarla bir örnek 3-8 yaş arası çocuk giysileri... Açtığı internet sitesinin adından dolayı duyanların önce ikizlere yönelik kıyafet tasarladığını düşündüğünü ancak birbirinin kopyası oyuncak bebek ve çocuk kıyafetlerini görünce insanların, yaptığı işi kavradıklarını söylüyor Güneş.

tanıştıralım, kızıl saçlı hanım kızımız Ceren, kumral olanı Lara, sarışın olansa Zeynep. Bebeklerin isim anneleri Güneş’in üç ortağının kızları. Güneş, en çok Lara Bebek’in sevildiğini söylüyor. “Tasarladığım bebeklerin Barbie’ye benzemelerini özellikle istemedim. Daha doğal ve büyük, kucağı dolduran şekilde tasarladım. Kıyafetler de kadınsı değil, tamamen çocuksu.” diyor. Bebekler kadar kıyafetler de eski zamanları hatırlatıyor; puantiyeli elbiseler, karpuz kollar, fırfırlar… Tüm giysiler el dikimi. Bebekler Çin’de üretiliyor, ancak gerekli sağlık kontrollerinden geçiriliyor. Tek bir bebeğin yapımında yaklaşık 10- 15 kişi çalışıyor ve bitmesi birkaç saat alıyor. Bebek ve çocuk kıyafetlerinin tasarımı ve üretimiyse Türkiye’de yapılıyor.

“Barbie’ye benzemesinler istedim” Halit Güneş, bebeklerin tasarımını bizzat kendisi yapıyor. Merak edenleri hemen

Parkta kavga çıkınca... İnternet altyapı ve telekom alanında çalışan bir mühendis olan Halit Güneş’in oyuncak bebek sektörüne girişi pek kolay olmamış. Başlarda oğulları “Baba ne işin var bilmediğin sektörde?” diyerek hayli tereddütlü yaklaşsalar da zamanla alışmışlar. Güneş, eşinin de oyuncak bebek ve çocuk kıyafetleri tasarımında kendisine yardımcı olduğunu anlatıyor. Başlarda kendisi de “Bu iş tutar mı?” diye düşünmemiş değil. Ancak hem ortaklarının kızına hem de mahallesindeki çocuklara giydirilmiş bebekleri verip de parkta çocuklar kavgaya tutuşunca çok sevileceğini anlamış bu fikrin. Şimdilik yalnızca ikizimveben.com adlı siteden online satışı mevcut. İlerleyen zamanlarda bir mağaza açmak istediğini söylüyor Güneş. Hatta işler iyi giderse Arap ülkelerine açılma hayali de var. Sitedeki ürünlerin fiyatlarıysa 30-150 lira arasında.

Hekimoğlu İsmail

Ahlakıyla geride kalanı, ibadeti de öne çıkaramıyor! Yıllar önce bir gazeteci arkadaş, “Sizinle röportaj yapmak istiyorum.” dedi. “Buyur, gel…” dedim. Şöyle bir soru yöneltti: “Hiç ‘Keşke…’ dediniz mi?” Herkes gibi hayata başladım, sonra kendimin heykeltıraşı oldum. Mermer sütunumu yonta yonta onu insana benzetmeye çalıştım. Hayal dünyasına dalıp mazinin tarlalarında dolaşarak “Ah keşke” diyeceğimiz çok şeyler olabilir amma neye yarar? Mazi elimizden çıkıp gitmiş, istikbale hükmedemeyiz. Öyleyse yaşadığımız zamanı en iyi şekilde kıymetlendirmek gerekir. Yine de bu soruya şöyle cevap verdim: Keşke hiçbir menfi tavrım olmasaydı. “Ka-

bul etmem, istemem, yapmam” gibi kelimeleri ya hiç kullanmasaydım veya çok az kullansaydım. Bu yaşa kadar her çeşit insanla tanıştım, pek çok insanla çalıştım. Gördüm ki, uzun vadede başarılı olan arkadaşlarımın bütünü tebessüm edebilen ve güzel görüp güzel düşünebilen kişilerdi. Bu yalnızca iş hayatında geçerli bir kural değil, aile hayatında da çok geçerli bir kural… Efendimiz’in (sas) hayatını okuduğumda hiçbir sahnede menfi bir tavrını göremedim. Mesela Peygamberimiz’in (sas) vefatından yıllar sonra bir gün, Ebu Hureyre (ra) çarşıya gider ve malını satmakla meşgul olan esnafa “Mescitte Resulullah’ın mirası taksim edilirken ben sizleri burada görüyorum.” der.

Tabii bu haberi duyanlar mescide koşar. Amma kimse dağıtılan bir miras göremez ve geri dönerler. Ebu Hureyre’ye (ra), “Biz taksim edilen bir şey göremedik.” derler. “Sadece bazıları Kur’an okuyordu...” Ebu Hureyre (ra) şöyle cevap verir: “İyi ya; Resulullah’ın mirası da zaten Kur’an değil midir?” O zaman şöyle düşünürüz; mademki Efendimiz (sas) yaşayan Kur’an’dı; öyleyse O’nun mirasından en büyük payı, O’nun ahlakına en çok tâbi olanlar alabilir. Okuyarak, anlayarak, ibret alarak ahlak anlayışını geliştirmek lazım. Mesela bir anlık sinirle, fevri davranmanın sonu ne oldu? Kavga etmenin, yanlış sözler söylemenin sonu nereye vardı? Kinin sonuçları ne oldu? Açıkça görü-

yoruz bunları. Akıllı bir insan için akrabaları, komşuları, arkadaşları bir laboratuvardır. Onların sergilediği davranışlara bakıp, güzel ahlakın insanı hangi noktaya ulaştıracağını anlayabilir. Zaten biraz tefekkür yapınca anlaşılacak ki, Müslümanların en acil ihtiyacı, güzel ahlaktır!.. Ahlakı ve davranışları, karşısındaki şahsın hareketlerine göre şekillenmeyen, bulunduğu yerde bir ahlak abidesi gibi durabilen kişileri görünce, “Bundan daha büyük hizmet olur mu?” diye düşünüyorum. Ahlakıyla geride kalan bir kişiyi de ibadeti öne çıkaramıyor… Fazilet kulesi yokuştur; inilmez düşülür. Bir söz, bir hareket, insanı fazilet kulesinden düşürebilir.


kursu@zaman.com.tr

BU SAY FA, M. FET HUL LAH GÜ LEN HO CA EFEN DI’NIN SOH BET VE YA ZI LA RI ESAS ALI NA RAK HAZIRLANMAKTADIR.

İslam'a saldırılara aldırmayan, diniyle irtibatını irdelemeli Etrafımıza bir bakalım, her tarafta şuurluca Din-i Mübin-i İslam’a yapılan saldırılar var. Bu manzara karşısında kalbine bıçak saplanmış gibi yara aldığını hissetmeyen, hatta ölmeyen insanın diniyle kalbî irtibatını gözden geçirmesi lazım. “Allah onlara fırsat vermez ki?” deyip kenara çekilenlere, gamsız ve dertsiz laubalice hayat sürenlere sormak isterim; siz bu sözlerinizle Allah’a tevekkülünüzü mü ifade ediyorsunuz? Bence hayır; çünkü Cenab-ı Hakk’ın, bu lütfu ihsan buyuracağı seviyenin insanı böyle demez. Ne yaptık şimdiye kadar O’nun için? Gecelerimizde kaç damla gözyaşı var seccadelerimizde? Kaç defa inledik, ah u vah ettik Din-i Mübin-i İslam için? Kaç defa yüreklerimizi deldik Allah aşkına? Allah sonsuz hikmeti icabı kendi varlığını inkâr edenlere bile imkânlar verir. Bolluk ve refah içinde hayat sürmelerini murad edebilir. Onlara bakıp “bize de versin” demek hem Allah’a, hem de mensubu olduğumuz dine ve dinî düşünceye karşı saygısızlıktır. Biz kendimize bakalım; bakalım ve O’na layık, O’nun lütuf ve ihsanlarına layık kul olmaya çalışalım. Hem biz bozuk olduktan sonra devletler muvazenesinde hâkim unsur olmuşuz olmamışız ne ifade eder ki? Yarım yamalak Müslümanlıkla bir yere varılamaz. O yarım yamalak Müslümanlar değil mi Osmanlı’yı batıran? Hakperest olmalı, Allah’tan güzel şeyler istemeden önce o güzelliklere layık olmayı dilemeli.” İnanmıyorum ben bizim samimi olduğumuza.. her tarafımızdan riya dökülüyor.. her davranışımız gösteriş.. nefsani bir sürü açıklarımız var.. zaaflarımız diz boyu. Tövbe kapısı sûrun üfleneceği ana kadar açıktır ve Allah’ın affetmeyeceği günah da yok. Öyleyse halimizi düzeltmek, kötülüklerden nedamet duymak, bir daha tövbeler tövbesi demek, kendimizi istikamete zorlamak, kendimize rağmen istikamette yaşamak için ne bekliyoruz? Niçin nefsaniliğe açık pencerelerden ağyar yüzüne bakıyoruz? Niçin nifak emareleri taşıyoruz? Nefsim için söylediğimi zannetmiyorum bu sözleri. Çünkü nefsim için kavga etmiyorum ben. Ama hakikat-ı imaniyeye karşı lakaytlığı hazmedemiyorum. Neden imanda derinleşme gibi bir mefkûremiz yok? Neden elimizin altında hazine gibi eserlere yabancıyız? Neden onları okurken yabancılar gibi ağzımızda geveliyoruz? Neden ibadet ü taatimiz bizim gafletimizin gölgesinde cereyan ediyor? Neden okumayı, düşünmeyi, evrad u ezkarı angarya gibi kabul ediyoruz? Neden bazen yaptıklarımıza riya karıştırıyoruz? Neden, neden? İşte bu nedenlere cevap bulamıyorum ben. Bir özenti, bir imrenme, bir taklit, bir yabancılaşma düşüncesi, bir mâsiyet hissi, küçük bile olsa günahı kâle almama, hareketin haysi-

yetini düşünmeme, gayri ciddi, laubali davranma almış başını gidiyor. Yara bunların hepsi. Yara zahirî ise zamanla geçer, ama ya batınî ise? Ya kalpte oturmuş ise? İşte böylesi, basit müdahaleler ile geçmiyor, çok güçlü ameliyat-i cerrahiyeler istiyor. Üstad buyuruyor ki: “İçimizi dışımıza çevirseler Hazreti Eyüp aleyhisselam’dan daha dertli olduğumuz görülecektir.” Günahı hafife alanlar var. Çirkinlikler, ahlak üzerine bir tortu gibi oturmuş. Para zaafı var kimilerinde. Kimilerinde yemeiçme gibi oldukça basit cismani zaaflar var. Bazılarında daha başka nefsani arızalar var. Ve daha ilerisinde Allah’ın haram kıldığı münasebetlere “Keşke meşru olsaydı!” diyenler. “Keşke küfrün mahzuru olmasaydı!” demek gibi şeyler bunlar.

İnsan, Zaaflarını Görmeli

Nefsim için söylediğimi zannetmiyorum bu sözleri. Çünkü nefsim için kavga etmiyorum ben. Ama hakikat-ı imaniyeye karşı lakaytlığı hazmedemiyorum. Neden imanda derinleşme gibi bir mefkûremiz yok? Neden elimizin altında hazine gibi eserlere yabancıyız? Neden onları okurken yabancılar gibi ağzımızda geveliyoruz? Neden ibadet ü taatimiz bizim gafletimizin gölgesinde cereyan ediyor? Neden okumayı, düşünmeyi, evrad u ezkarı angarya gibi kabul ediyoruz? Neden bazen yaptıklarımıza riya karıştırıyoruz? Neden, neden? İşte bu nedenlere cevap bulamıyorum ben.

Hâlbuki insan kendi zaaflarını bir şekilde görebilir, görmelidir de. Efendimiz’le (sallallahu aleyhi ve sellem), ashab-ı kiramla, her dönemde davranışlarını örnek aldığı insanlarla kendini kıyas ederek boşluklarını görebilir. Aksi halde bu zaaf ve boşluklar farkında olmadan tabiat haline gelebilir. Bu da kalbin tab’ına (mühürlenmesine) vesile olur. Şeytanın durumu da böyledir. Yoksa şeytan bilmiyor değildi hak ve hakikati. Fakat Kur’an’a karşı asi, Allah’ın emirlerine karşı isyankâr. Öyle bir noktada tutuyor ki kendini, oradan ayrılması mümkün değil. Adeta kilitlemiş kendisini. İnsan da böyledir, bir şeye kilitlenirse, ona zıt olan en yumuşak şeylere bile tepki verir. İşte şeytan da küfre böyle kilitlenmiş ve günah işlemek tabiatı haline gelmiş. Evet, Allah içimizi dışımız gibi, dışımızı da içimiz gibi biliyor. Onun için bu zaaf ve boşluklar tabiat haline gelmeden terbiye edilmesi, izlerinin silinmesi gerekir. Bunun için de kişinin kendisini iyi terbiyecilerin terbiyesine teslim etmesi lazım. İnsan, ahsen-i takvime mazhardır, dünyalara yeten bir mahiyete sahiptir. Dolayısıyla latifelerini küçücük şeylerde batırmamalıdır. Matlubu, maksudu Allah olmalı onun. Veya şöyle diyelim, mademki onun yaratılışı itibariyle nefsaniliği var, nefsaniliğini meşru dairedeki zevklerle, lezzetlerle tatmin etmeli, onun dışına çıkmamaya çalışmalı. Dişini sıkmalı, dilini ısırmalı, “la havle” çekmeli. Hâsılı; bu denli serzenişe benim hakkım var mı? Siz bunu hak ettiniz mi? Bilmiyorum, ama isterseniz bunu benim huşûnetime verin. İsterseniz de her gün yapmanız gereken muhasebe ve murakabenizde mihenk taşı olarak kullanın ve tartın kendinizi bu kantara çıkarak...


HAFTANIN DUASI

SÖZÜN ÖZÜ

Biz mücrim kullarını bütün yaramaz ve uygunsuz düşünce ve davranışlardan sıyanet buyur.. topyekûn bela ve musibetlerden bizi koru.. dünyada da, ahirette de utanç verici, yüz kızartıcı, rezil rüsvâ edici hallere düşmekten muhafaza et!

Onlar şakıdıklarında bütün ruhanîler seslerini keser ve onları dinlemeye koyulurlar. Ağlama eğer bu ise ve o, gözler yoluyla gönlün köpüren çağlayanları ise, insan onu ebediyete bağlayıp fevkalâde bir gizlilik içinde Ebedler Sultanı’na sunmalı; riyâ ve süm’a ile kirleterek sineklerin önüne koymamalıdır.

İş çetin, yol uzun Kıvam; evi-işi ve camisi arasında mekik dokuyan sıradan Müslümanlar için de, gönüllerini yüce bir davaya kaptırıp yaşatma zevkiyle yaşamadan vazgeçen gönül erleri için de çok önemlidir. İbâdât u taatin, Allah’a yapılan kulluğun sürekli ve her gün artan bir ivme ile devamı, gündüzleri dünyaya açılıp, geceleri gözyaşlarıyla seccadesine kapanıp “Ya Rabbi! Ne yapıyorsam Senin adına yapıyorum. Beni affet!” diye dua dua yalvarma hep bu kıvamla olacak şeyler. İmam Şa’rani Hazretleri “Bînamaz birisi ile otursam 40 gün namazımın tadını alamıyorum.” diyor. İçtimai hayatın içinde çirkefler içinde dala çıka yüzen bizlerin ne demesi lazım o zaman? Evet, peygamberane bir azim ve irade istiyor. Zaman bunu gerektiriyor. İnsanın en az gördüğü şey kendisidir. Onun için sık sık aynaya bakmak lazım. Sahabenin o derin anlayışı içinde birbirimizin elinden tutup; “Gelin bir süre iman edelim!” dememiz, imanî meseleleri sürekli müzakere ederek

imanda, marifetullahta, muhabbetullahta ve mehâfetullahta derinleşmemiz lazım. Zira mücerret imanla günümüzün inhiraflarından kurtulmak imkânsızdır. Sahabe içinde bile kıvamını koruyamamadan şikâyet eden insanlar vardı ki biz kim oluyoruz. Bakın Amr b. As’a. O vefat ederken sırtını duvara çevirip yatağının içinde ağlıyor. Nedenini soran oğluna hayatındaki üç dönemi anlatarak, son dönemde siyasete karışmaktan duyduğu ızdırabı dile getiriyor. Hâsılı; her şeyimizi sohbet-i Canan’a bağlayıp, ihlasla O’nun rızası istikametinde hareket edersek şaşırmayız. Üstad, ihlasla yapılan hizmetin ikiye katlandığını anlatıyor. “İhlasla çalışırsanız beni de ihlasa muvaffak kılarsınız.” sözleriyle küfrün başını alıp gittiği, ehl-i keşfin müşahedesine göre 40 vefiyattan ancak birinin kurtulduğu dehşetli bir dönemde bizlere sarsılmaz ölçüler veriyor. Kısacası; iş çetin, yol uzun, menzil uzak, tuzak çok. Allah muînimiz ola.

Izdırap İnsanı Mumlar gibi titrer ve sızlar sînesi zâr zâr, Gezinir şafakların ağardığı dağlarda. Kendi Cennette olsa da ruhunda magmalar, Hep hülyalarıyla dolaşır mutlu çağlarda...

Ufku tıpkı kupkuru bir çöl gibi simsiyah, Simsiyahtır bütün mor tepeler, şûh adalar; Hazanla sarsılıverir sinesi her sabah, Ruhunu döve döve hep delinir havanlar. *** Sevdayla sızlar sızlarken en kuytu yerlerde, İnler-dolaşır daim, inler onunla yollar; Her gün bir şikâr peşinde, her gün bir siperde, Ufukların ağaracağı mevsimi kollar... Bazen vefa ses vermez ve her şey lâl kesilir.. Hep ruhuna saplanır kan kırmızı tırnaklar; Bazen burcu burcu bahar kokuları gelir; Bakarsın bin rayihayla ninni söyler rüzgâr... M. Fethullah Gülen

Abdullah Aymaz

Yeni Paganlık karşısında Geraldina Boni ile Andrea Zanotti müşterek bir kitap yazdılar ve adını da “Yeni Paganlık Karşısında Hıristiyanlık” koydular… Hıristiyanlığın ilk dönemde putperest saldırılarına maruz kaldığı gibi şimdi de daha başka saldırılarla karşı karşıya olduğunu söylüyorlar. “Üçüncü bin yılında acaba aslımıza mı dönmeliyiz?” arayışı var kitapta… Aslında “Az olalım ama keyfiyetli olalım” şeklinde Papa’nın anlayışına da bir atıf var gibi… Nikâhsız beraberliğin topluma getirdiği zararlara dikkat çekiyorlar. “Ruhbanlar için evlilik olabilir mi?” diye bir konuya da giriyorlar. Çözüm olarak Katolik olmadıkları halde Keldanîler gibi, Vatikan’a ve Papa’ya bağlılık gösteren bazı kiliselere evlenme hakkı tanındığı gibi, ta baştan evlenmeyi seçenler bu konuda serbest bırakılsın ama yok ben hiç evlenmeyeceğim diyenler de hiç evlenmesin diyorlar. Çünkü bu konuda Katolik Kilisesi bazı sıkıntılar çekiyor. Yine kitapta yeni konsüller için teklifler var: “Eskiden asırlar geçer bir konsül toplanırdı ama şimdi olaylar çok hızlı gelişiyor. 50 sene önce Vatikan’da konsül toplanmıştı. Ama yeni problemlere çözüm için asırlarca beklemek gerekmez, hemen yenisi için teşebbüse geçilmelidir.” diyorlar. Katolik Kilisesi’nde âyini erkekler idare ediyor. Kadınlar sadece dua ediyorlar. Halbuki Protestanlarda kadın papazlar da âyin idare edebiliyorlar. Bu kitap bu konuda da kadınlara bu hakkın verilmesini istiyor. Ayrıca “Her şeyi ruhbanlardan beklemeyelim” diye bir teklif ve temenniler de var. Kitap, İkinci Vatikan Konsülü üzerinde duruyor. Eksikliklerin giderilmesini istiyor. Gerçekleşmeyen

hedeflerini ele alıyor, ulaşılamayan konular üzerinde duruyor. Diğer kiliseler ile düşmanlıkların kaldırılmasını istiyor. 1963 senesinde Papa 6. Pavlus, Kudüs’te Rum Fener Patriği Athenagoras ile görüşmüş ve 1967’de İstanbul’da da ziyaret etmişti. Hatta o zaman Ayasofya’yı ziyaret eden Papa, diz çöküp orada dua etmeye başlayınca zamanın Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, (lâiklik elden gidiyor, zannıyla) “Burada dua edemezsiniz! Laiklik var!” diye Papa’yı tutup kaldırmıştı. “Yeni Paganlık Karşısında Hıristiyanlık” isimli bu eser, düşmanlıkların giderilmesi için yeni görüşmelerin tekrar ele alınmasını teklif ediyor. Aslında bu kitap yazarlarının üstünde durması gereken bir husus, İslâmiyet’tir. Onu da hesaba katmaları lâzımdır. Son dini göz önüne getirmeden tam bir çözüm zor olur. Son İtalya ziyaretim sırasında katıldığım Dostluk Yemeklerinde Roma’da, Venedik’te, Torino’da, Milano’da, Como’da ve Modena’da sohbet ettiğim muhafazakâr anlayışa sahip olan İtalyanlarda insanlığın problemleri üzerinde vardığımız kanaat şu ki; kriz ve problemlerin hepsinin temelinde İlahî yasakların çiğnenmesi, ego ve ona bağlı hırslar var. İnsanların kötü arzularının gemlenmesi, semavî hakikatler olmadan, onlara riayet etmeden mümkün değil… İslâmiyet Avrupa’nın yabancısı değil… Eski İstanbul İsveç Başkonsolosu İngmar Karlsson’un ifadesiyle “İslâmiyet Avrupa’nın göbeğinde 800 sene yaşamıştır ve Elhamra Modeli diyebileceğimiz idare şeklinde de hiçbir Hıristiyan ve Musevî’nin de burnu kanamamıştır.” Onun için İslâmiyet’ten bîgâne kalınmamalıdır.


20 - 26 ŞUBAT 2013

AhmetŞahin

Sude, mahalleye veda ediyor-2

Her gece ölüp her sabah dirildiğimizin farkında mıyız?

HİKÂYE: ASLIHAN KÖŞŞEKOĞLU İLLÜSTRASYON: ERHAN BALIKÇI

itenin bahçesindeki çardak her gün bu saatlerde çocuk cıvıltılarıyla dolardı. Mahallenin minikleri burada bir araya gelirdi. Oyunlar oynayıp yanlarında getirdikleri yiyecekleri afiyetle yerlerdi. Sude’nin o günkü azığı annesinin akşam yaptığı poğaçalardı. Onları çantasına doldurduktan sonra düşünceli adımlarla çardağa doğru yol aldı. İşte, herkes oradaydı. Ayşe, Melek, Sena, İhsan, Tuğba, Kerem… Keyifleri yerindeydi yine. İhsan o çok sevdikleri çizgi film karakterini taklit ediyordu. Kerem de esprileriyle ona eşlik ediyordu. Ama Sude’nin keyfi, taşınma kaygısıyla kaçmıştı bir kere. Ne İhsan’ın taklitleri ne de Kerem’in esprileri neşesini yerine getirebildi. “Ya taşındığımız semtte arkadaş bulamazsam!” diye kaygılanıyordu. O zaman ne yapacaktı? Kararını vermişti. Anne-babasıyla konuşacaktı. Yeni ev istemiyordu… Sabahki koyu sohbet yerini sessizliğe bırakmıştı evde. Mutfaktan gelen kokular akşam yemeği hazırlıklarının başladığını haber veriyordu. En iyisi odaya geçip akşamı beklemekti. Bebekleriyle konuştu, boyama kitaplarını karaladı, çizgi film seyretti… Ama Sude için vakit geçmek bilmiyordu. Nihayet annesinin tatlı sesi odadaki sessizliği böldü: -Bil bakalım bugün sevdiğin hangi yemeği pişirdim? -… -Tahmin edemedin değil mi? Haydi o zaman yemeğe! Annesinin bu sıcak davetine aynı sıcaklıkta karşılık verememişti Sude. Ne kadar uğraşsa da yemek boyunca sarkan alt dudağını düzeltemedi. Hâlbuki babası sofrada böyle surat asılmasını sevmezdi. “Zaten akşamdan akşama bir araya geliyoruz, neden tebessüm etmiyoruz ki?” derdi. Kızının mutsuzluğunun bir sebebi olduğunu anlamıştı baba: -Sude, bir şeye canın mı sıkıldı kızım? Beklediği soruyla karşılaşmanın heyecanıyla anlatmaya başladı Sude. Gözünden akan yaşlara engel olamıyordu. Sabahtan beri aklını kurcalayan her şeyi bir çırpıda sordu. Kızının tepkisine şaşırmamıştı baba. Yaşadıkları mahalleyi ve arkadaşlarını çok sevdiğini biliyordu. Geçtiğimiz yıl amcası taşındığında bile günlerce ağlamıştı. Geri dönmeleri için kendince bahaneler üretmişti: “O ev kötü, eşyaları da yakışmamış neden gelmiyor ki amcamlar?” Babası evlerinin küçük olduğunu, kardeşi dünyaya geldiğinde sığamayacaklarını anlatsa da nafile! Sude taşınmak istemiyordu. O akşam konu öylece kapandı. Herkes kafasında soru işaretleriyle odasına çekildi. Ertesi gün Sude’yi bir sürpriz bekliyordu. Babası erkenden kalkmış, kızına sultanlara yaraşır bir kahvaltı hazırlamıştı. Patates kızartması bile vardı! Oysa kızartma yemesini istemezdi babası. “Tabii arada küçük kaçamaklar olur.” derdi. Bugün de o günlerden biriydi herhalde. Kahvaltıdan sonra annesi bir güzel süsledi kızını. Bayramda alınan, yalnızca gezmeye giderken giydiği kıyafetlerini giydirdi. Saçlarını taradı, iki yandan güzelce bağladı. Her çocuk gibi severdi süslenmeyi. Ama hâlâ nereye gideceklerini bilmiyordu. Keyfi yerindeydi nasılsa, kimseye bir şey sormadı… DEVAM EDECEK...

Sağlık

Önce ihmal edilmesi caiz olmayan iki mükellefiyetimize dikkat çekeyim. - Okuma ve düşünme mükellefiyetimiz!.. Neden okuma ve düşüme mükellefiyetimiz vazgeçilmezlerimizin arasında yer almaktadır? Çünkü okumayı ve düşünmeyi ihmal eden adamın, yaşadığı olayları doğru yorumlaması zordur da ondan. Bundan dolayı “Hasibu kable en tühasebu!” buyrulmuştur. Yani ahirette hesaba çekilmeden önce dünyada okuyup düşünerek kendinizi hesaba çekin, yaşadığınız olaylardan, ileride yaşayacağınıza işaretler çıkarın, geleceğinize bu tefekkür zenginliğiyle bakın. Nitekim okumayan, okuduğunu da düşünmeyen adam, malum tekerlemeyi nasıl bir düşüncesizlikle tekrarlamış bakın: -Öldükten sonra dirilmek var diyorlar, kim gitmiş de gelmiş? Var mı gidip gelen, öldükten sonra dirilen? Okumayan, okuduğunu da düşünmeyen adamın söyleyebileceği söz ancak bu kadar olur işte. Halbuki düşünmeden bu soruyu soran adam her gece yatağına girince bir bakıma ölür, her sabah yatağından kalkarken de yine bir bakıma dirilir; ama yine de sorar: - Var mı gidip de dönen?.. Başkalarını bırak, kendisi gidiyor hem de her gece... Yine kendisi geliyor, hem de her sabah... Ama gel gör ki, düşünme olmayınca, kendi yaşadığını yorumlayıp da ‘benim hayatımda bile vardır her gece ölmek, her sabah da dirilmek’ diyemiyor, halini ve hayatını gözden geçiremiyor. Yaşadığından yaşayacağına işaretler çıkaramıyor. İşte düşünmeyen insanın bu türlü gafletli dalgınlığından dolayıdır ki, Efendimiz (sas) Hazretleri her gece yatağına uzanacağı sırada insanları düşündürmek için uykuya giriş duasını şöyle yapıyor: - “Beni her akşam öldürüp her sabah dirilten Allah’ım, Senin ismin ve izninle giriyorum yatağıma” (Bismikellahümme emûtü ve ehyâ!) Sabah kalkarken de aynı gerçeği tekrar hatırlatan şu duayı okuyor: - Beni öldürdükten sonra tekrar dirilten Allah’a hamd olsun. Bir gün gelecek ki, en son ölümle ölecek, en son dirilişle dirilerek O’na döneceğiz. (El-hamdü lillâhillezî ehyana bade mâ emâtena ve ileyhinnüşûr!) Yatarken kalkarken yaptığı bu manidar dualarıyla bizleri ikaz eden Efendimiz (sas) Hazretleri her gece ölmüş sayılıp her sabah da yeniden dirilmiş olmayı düşünmemizi tavsiye etmiş oluyor. Ama bu ikaz ve irşadı kim anlar, kim yorumlar? Elbette okuyan ve düşünen insan. Okuma yoksa, düşünme mevcut değilse, her gece ölecek, her sabah da dirilecek, ama yine de sormaya devam edecek: - Kim ölmüş de dirilmiş, kim gitmiş de gelmiş? Var mı gidip de dönen? Düşünmeyen adam şunu da ekliyor tefekkürsüz sorusuna: - Günahkar insan kabirde azap çeker diyorlar? Ölmüş insana nasıl azap olur?.. Bunu soran adam her gece mezara girer gibi girdiği yatağında ölmüş gibi uyurken gördüğü korkunç rüyalarında çeşitli kabir azapları yaşıyor, işkencelere maruz kalıyor, bazen de cennet güzellikleri gibi güzellikler seyrederek uyanıyor. Ama yine de soruyor: - Ölmüş adamın kabirde azap görmesi mümkün mü? Nasıl olur? Halbuki Rabb’imiz insana, bu dünyada ölmeyi, dirilmeyi, kabirde azap görmeyi, zihnine yaklaştıracak olaylar yaşatıyor, aklına kapı açıyor; ama iradesini de elinden almıyor, düşünmesini istiyor. Buna rağmen düşünmeyen adam hâlâ soruyor: “Var mı giden gelen, kabirde azap gören, mükâfat yaşayan?” Bunu söyleyen adam, o gece yine ölecek, o sabah yine dirilecek, gece boyunca gördüğü korkulu rüyaları sabah yine düşünecek. Yine de omuzlarını silkip dudaklarını bükecek... ‘Var mı gidip de gelen, kabirde azap gören?’ diyecek. Demek ki sebepsiz değilmiş Efendimiz (sas) Hazretleri’nin ikazı: - Bir saat tefekkür, bir sene ‘nafile’ ibadetten üstündür!. Ne dersiniz, biz de yaşadığımız olayları düşünüyor, doğru değerlendirmeler yapıyor muyuz? Düşünmeye değer mi bunlar?


20 - 26 ŞUBAT 2013

Kulağınız çınlıyor ya da uğulduyorsa dikkat ZAMAN İSTANBUL Ani işitme kaybı, özellikle mevsim geçiş

1dönemlerinde yoğun olarak yaşanan bir rahatsızlık.

Tıp dünyasında nedeni henüz bilinemeyen hastalık, ilk günlerde müdahale edilmezse kalıcı işitme kaybına yol açabiliyor. Bir sabah uyandığınızda duymuyorsanız, ani işitme kaybı yaşıyor olabilirsiniz. Tıp dünyasında nedeni tam olarak bilinemeyen bu rahatsızlık birden bire ortaya çıkan tek veya iki taraflı işitme azlığı olarak tanımlanıyor. Ani işitme kaybına neden olduğu tahmin edilen bazı sebepler şöyle: Herhangi bir travma, çok şiddetli sese maruz kalma, basınç değişikliği, hastanın geçirmekte olduğu iç kulak hastalığı, gizli seyreden beyin sapı tümörleri, bazı sistemik hastalıklarla verem, sıtma, akciğer ve böbrek hastalıklarında

kullanılan bazı ilaçlar ve kanser ilaçları. Ani işitme kaybı bazen hasta tarafından fark edilirken bazen de başlangıçta hissedilmiyor. Çoğu zaman hastalar yeni başlayan bir çınlama ya da uğultu sesinden rahatsız oluyor. Bazen de kulakta bir dolgunluk ya da tıkanıklık hissi yaşanıyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Nuri Özgirgin, kulakta yeni başlayan tıkanıklık, işitme azlığı, uğultu veya çınlama gibi durumlarda zaman geçirmeden kulak-burun-boğaz uzmanına başvurulması gerektiğini söylüyor. Ani işitme kayıplarının tedavisinde en önemli nokta teşhisin hemen konularak tedavinin zaman kaybedilmeden başlatılması. Rahatsızlığa ilk günlerde hemen müdahale edilmezse kalıcı işitme kaybına neden olabiliyor. Ani işitme kaybında ilk 48 saat müdahale ve doğru tedavi çok önemli. Doğru tedaviyle işitmenin normale dönmesi mümkün. Tedavide gecikilmesi

durumunda ‘herpes simpleks’ virüsünün oluşturduğu enfeksiyonla iç kulakta duyma hücreleri zarar görebiliyor.

Ani işitme kaybının tedavisi nasıl? Nuri Özgirgin’in verdiği bilgilere göre rahatsızlığın tedavisi ilaçla mümkün. En etkili ilaç halk arasında kortizon olarak bilinen kortikosteroidler. Kortikosteroidler ani işitme kaybında yüksek dozlarda ve kısa süreli olarak uygulanıyor. Kısa süreli tedavide kortikosteroidlerin korkulan yan etkileri görülmüyor. Yine de diyabetli, yüksek tansiyonlu hastalarda ve midesi hassas kişilerde kortizonlu ilaçları verirken dikkatli olmak gerekiyor. İlaç tedavisinin etkili olabilmesi için en kısa sürede hastalığın teşhisi ve tedavinin başlaması son derece önemli. Ani işitme kaybının gelişiminin üzerinden bir ay geçtikten sonra tedavi verilmesi fayda sağlamayacağından ilaç tedavisi uygulanmıyor.


20 - 26 ŞUBAT 2013

40

BULMACA BU Hazırlayan: Ali Topdaõ a.topdag@zaman.com.tr

TOPLAMLII SUDOKU

DOLAMBAÇLI YOL

•Her satır, her sütun ve kalın çizgilerle belirlenmiþ 6 kutuluk bölgeye 1’den 6’ya kadar olan rakamları birer kere yazarak diyagramı doldurun. •Dıþ bölgedeki taralı kutularda bulunan sayılar o yöndeki ilk iki kutuda bulunan sayıların toplamıdır.

•Giriþ noktasından diyagrama girin.

GEÇEN HAFTANIN ÇÖZÜMLERû

•Yatay ve düþey ilerleyerek bütün boþ kutulara uārayın. •Taralı kutulara uāramadan ve aynı kutuyu iki kere kullanmadan çıkıþa ulaþın.

TOPLAMLI SUDOKU

5

5

8

6

9

9

3

9

9

8 10 3

8

2

6

5

3

4

1

5

4

1

3

4

5

6

2

8

7

5

2

6

1

3

4

7

3

7

7

11

11

3

5

4

1

3

2

5

6 11

10

6

11 6

5

2

4

1

3

4

7

3

4

1

6

2

5

7

4

8

9

9

3 10 3

8

7

7 5

6

6 10 9

6

A HECELÿ BULMACA •Diyagramdaki her bir kutuya bir h hece uya bi yazarak bulmacayı çözmeye çalıþın. •Kullanacaāınız heceler diyagramın altında verilmiþtir. •Çözümü yaptıāınızda þifre kelimeyi köþegende görebilirsiniz.

HECELÿ BULMACA E

BU

BE

KÿR

A

DE

Mÿ

YET

KA

RA

Bÿ

BER

ÿ

LA

Hÿ

YAT

DOLAMBAÇLI YOL

SAYI PÿRAMÿDÿ Aþaāıdaki piramitte her kutuda bulunan sayı altındaki iki kutuda bulunan sayıların FARKINA eþittir. Buna göre her bir piramitte aynı sayıları kullanmadan boþ kalan kutuları doldurun.

AFETE UĂRAYAN SADIK BÿR ĀEKÿLDE

SAYI PÿRAMÿDÿ

YASALAR TOPLULUĂU

32

BOMBA ATEĀÿNE TUTMA

17

2

A

DE

KA

SA

A

DI

MAN

SA

BAR

DI

NA

YA

BOM

FET

NE

ZE

14

18 37

20

38

21

17

7

1 23

2 19

6 22 40

15 18

3


Yeni Bahar Çocuk

08-09 Bulmacalar

1- Gölge atın ayağı 2- Arabacının şapkası 3- Arabacının ayakkabıs 4- En öndeki trompet 5- Arabanın arka deseni 6- Ön tekerin çubukları 7- Arkadaki adamın saçı

20 - 26 ŞUBAT 2013

ÇÖZMECE


20 - 26 ŞUBAT 2013

SEVİM ŞENTÜRK Örnekleri kendinden’ şeklinde nitelen-

1dirilen ‘Hizmet Hareketi’, tohumlarının

atıldığı ilk günden bu yana yaptığı çalışmalar sebebiyle hem dünyanın hem de Türkiye’nin dikkatle izlediği bir oluşum. Bu yüzden sevenleri, hizmete ve Fethullah Gülen Hocaefendi’ye dair çok çeşitli sorularla karşı karşıya kalıyor. Hizmet Hareketi, herkese açık, şeffaf bir yapıya sahip olduğu için her geçen gün artarak devam eden bu sorulara cevap vermekten asla rahatsız değil. Ancak bireysel cevaplar kimi zaman oluşumu merak edenlerin zihinlerindeki karışıklıkları gidermeye yetmiyor. Kimi zaman da kişisel yorumların göreceliliği hareketin önüne geçebiliyor. Bu sebeple Fethullah Gülen Hocaefendi’nin onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV), bir internet sitesi açtı: ‘www.hizmetesorulanlar.org’. Site aracılığıyla, hizmete yöneltilen tüm sorulara vakıf aracılığıyla cevaplar veriliyor. Önümüzdeki günlerde, fazlasıyla insanın ziyaret edeceğini tahmin ettiğimiz sanal platform ile ilgili bilgi edinmek için GYV Genel Başkanı Mustafa Yeşil ile bir araya geldik. Yeşil, böyle bir siteye neden ihtiyaç duyulduğunu ve kurulma sürecinde yaşadıklarını paylaştı bizimle. Site, hizmetin yapısından işleyişine zihinlerdeki soru işaretlerini gidermeyi amaçlıyor. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Türkiye ve dünyaya ilişkin yorumlarını paylaşmak da bu amaçlara dahil. Yeşil, böyle bir siteye neden ihtiyaç duyulduğunu anlamak için hareketin geçmişine bakmak gerektiğini söylüyor. Ona göre, 1966’da Hocaefendi’nin İzmir’e merkez vaizi olarak atanmasıyla tohumları atılmaya başlanan hizmet, daha o günlerde bile devletin dikkatini çeker. Çünkü, çağdaşları arasında benzeri olmayan bir sistemle faaliyet gösterir. Üstüne üstlük bu faaliyet, camide kalmaz, avlunun dışına taşar. Çok geçmeden, İzmir’in sınırlarını da aşar. Tüm Türkiye’de kitleleri peşinden sürükleyerek büyür; gönüllüleri sayesinde etkisi yıllar sonra dahi devam edecek eğitim faaliyetlerine imza atar. Yeşil, “Bütün bunlar insanların dikkatini çekmek, merak uyandırmak için yeterli sebeplerdi zaten.” diyerek daha ilk yıllarında bile Gülen Hareketi’ne dair soruların sorulmaya başlandığını düşünüyor: “Fakat, hareket asıl yankıyı 1990’larda, yurt dışına açıldığında uyandırdı. Bu tarihten sonra, hizmet hem Türkiye’nin hem de dünyanın ilgi odağı oldu. Merak edenler, endişe duyanlar, korkanlar bu tarihten sonra ortaya çıktı. Haliyle harekete dair sorular da asıl bu tarihle birlikte sorulmaya başlandı...”

TÜRKÇE OLİMPİYATLARI MERAK UYANDIRIR 1990 sonrası Türkiye’nin siyasî haritasının karışık olduğu günlere denk gelen ve devletin, dinî temelleri olan her şeyden nem kaptığı zaman dilimleridir aynı zamanda. Bu yüzden, medyanın tüm kamera ve objektifleri dinî hassasiyetlerin ön planda olduğu hizmete çevrilir. Harekete dair endişelerin

Hizmet büyüdükçe sorular çoğalıyor Hareketin dünyaya açılmasının bir sonucu olan Türkçe Olimpiyatları da dikkatleri hizmetin üzerine çeken ve soru işaretlerini artıran bir etkinlik olur. Yurt dışında faaliyet gösteren okullarda yetiştirilen öğrencilerin Türkiye’ye gelmesi ve okulları aracılığıyla öğrendikleri Türkçelerini sergilemeleri, Gülen Hareketi’ne ilgiyi artırır. Bu organizasyonun ardından hizmeti seven daha çok sever. Çünkü emeklerinin karşılığını görürler. Endişe duyanlarsa hareketi iyice merak etmeye başlar. Kendisini hizmetin karşıtı olarak addedenler ise yaşananlardan fazlasıyla rahatsız olur. Doğal olarak da hareketin içinde bulunanlar, çevrelerinden sık sık cemaate ve HocaHizmet Hareketi’yle ilgili ortaya atılan ‘devleti ele geçirme’ ya da efendi’ye dair soru‘sızma’ iddialarına dair ne diyorsunuz? larla karşı karşıya kaHizmet’in AK Parti ile iliëkilerine dair bir taraftan ittifak ya da koalır. Hocaefendi’nin lisyondan bahsedilirken, diêer taraftan çatıëma iddiası dile getirisağlığı sebebiyle liyor. Siz nasıl deêerlendiriyorsunuz? ‘Hizmet’ olarak da anılan sivil toplum hareketinin mahiyeti ve ne Amerika’ya gitmeolup ne olmadıêı ile ilgili özetle neler söylenebilir? siyle bu sorulara yeGülen’in ‘insan haklarına bakıëı nedir? Bazıları gibi bu hakları nileri de eklenir: “FetTürkiye’yi bölmek için ‘emperyalist dünyanın bir oyunu’ olarak hullah Gülen neden mı görüyor? Amerika’da, Türki“Fethullah Gülen baëta çstihbarat Dairesi olmak üzere Emniyet’i ye’ye niçin dönmüele geçirdi.” iddiası gerçeêi yansıtıyor mu? yor, Amerika’da ne“Fethullah Gülen Hareketi, ABD’nin Büyük Ortadoêu Projesi’nin rede kalıyor, geçimini taëeronu ve ılımlı çslam projesinin temsilcisidir.” iddiası hakkınnasıl sağlıyor? vs.” da ne diyorsunuz? İşte hizmetin Fethullah Gülen; Kanal Türk, Bugün, Sabah gibi yayın organları ile seyr-i tarihi içinde her geçen gün medyayı da ele geçiriyor. “Artık bir Gülen medkarşılaşılan bütün bu yası var.” denemez mi? sorular, Gazeteciler “Fethullah Gülen cemaati AKP ile birlikte karëı devrim yapıyor.” ve Yazarlar Vakfı’nı söylemi ne derece doêrudur? 2002’e kadar hiçbir partiye açık destek vermeyen ve hiçbir parti ile harekete geçirir. bütünleëmeyen Fethullah Gülen Hareketi açıkça AKP iktidarını Mustafa Yeşil, “Cedestekliyor. Neden? maatin içindeki herFethullah Gülen’den sonra Hareket ne olacak, yola nasıl devam kesin muhatap oledecek? duğu sorularla biz de defalarca muhatap olduk. Hepsine

oluşması da bu süreçte başlar. O günlere dönüp şöyle bir hafızamızı yokladığımızda, harekete karşı yürütülen karalama kampanyaları zihnimizde canlanabilir. Yeşil’e göre bütün bunlar, hizmete uzaktan bakanların cemaate karşı olumsuz bir algıya sahip olmalarına yol açar. “Hizmet nasıl başladı, Fethullah Gülen kim, hizmet yurt dışına bu okulları kimlerin desteği ile açtı?” türünden harekete dair soruları da beraberinde getirir.

Sitede yer alan bazı sorular:

özenle cevap vermeye çalıştık. Ama baktık ki, bu şekilde herkese ulaşmak mümkün değil. Öyleyse herkesin cevap alabileceği bir sistem oluşturalım dedik. Ve ‘hizmetesorulanlar.org’ şeklinde bir site açma fikri bu şekilde doğdu.” diyor. Fakat, site fikrini hayata geçirmek kolay olmaz. Vakfın araştırma merkezi, Yeşil’in koordinatörlüğünde bir ekip kurar. İlk toplantıda Gülen Hareketi’ne yöneltilen sorular çıkartılır. Sonra da bu soruların cevapları aranır. İlk buluşmada 13 kişilik ekibin masaya döktüğü soru sayısı 30’dur. Öncelikle bunların üzerine gidilir. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı bu süreçte yalnız değildir; onlara Amerika’da faaliyet gösteren Gülen Enstitüsü de eşlik eder. Onlar da 8 kişilik bir ekiple Amerika’da karşılaşılan sorulara cevap ararlar. Burada üzerinde durulması gereken bir mesele var, o da sorulara verilen cevapların kaynağının ne olduğu. Mustafa Yeşil bunun da izahını yapıyor: “Kaynağımız elbette Hocaefendi. Onun bugüne kadar verdiği tüm röportajlar bir araya getirildi ve konulara ayrıldı. Biz de gerek kitaplarından gerekse verdiği röportajlardan yararlanarak sitede yayınlayacağımız soruların cevaplarını hazırladık.” Yeşil’in sitenin oluşumuna dair anlattığı süreç, görünüşte kolaylıkla yapılmış gibi dursa da gerçekte ekibi oldukça zorlar. Geçtiğimiz sene açılan site ancak bir yılın sonunda yayına konulabilir. Yayından önce de pek çok kişinin fikri ve eleştirisi alınır. Hocaefendi’nin siyasî meselelere bakışından kadınların hizmetteki yerine kadar pek çok sorunun cevabının yer aldığı site, interaktif bir yapıya sahip. Ziyaretçiler, ‘Soru Gönder’ linkiyle hem kendi sorularını sorabiliyor hem de diğer soruların cevaplarına ilişkin yetkililerle irtibata geçebiliyor. Ayrıca ilerleyen zamanlarda bazı soruların cevaplarının Hocaefendi’nin videoları ile verilmesi planlanıyor. İngilizce ve Türkçe iki dilde yayın yapan platformda, Hocaefendi’nin Türkiye ve dünyadaki gelişmelere yönelik düşüncelerine de yer verilecek. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Genel Başkanı Mustafa Yeşil’e göre, böylece hizmetin misyonu da ortaya konulmuş olacak... s.senturk@zaman.com.tr


KĂ&#x153;NYE

20 - 26 Ĺ&#x17E;UBAT 2013 ZAMAN

Yunan darbeciler kaderlerine kĂźssĂźn! Hem ulusalcÄą hem yenilikçi hem de pÄąrÄąl pÄąrÄąlmÄąĹ&#x; CHP

İçlerindeki demokrasi aĹ&#x;kÄą bambaĹ&#x;ka! Deniz Baykal 3 yÄąl sonra kĂźrsĂźdeydi. CHPâ&#x20AC;&#x2122;nin Meclis grup toplantÄąsÄąnda vekil arkadaĹ&#x;larÄąna seslendi. Hem de 2 saat boyunca. DĂźÄ&#x;Ăźn deÄ&#x;ildi, bayram deÄ&#x;ildi; peki neyin nesiydi bu? Partisindeki çatÄąrdamalar mÄą mecbur kÄąlmÄąĹ&#x;tÄą? Yoksa giderek Ăźlkenin her yanÄąna yayÄąlan barÄąĹ&#x; havasÄąnÄąn solunup benimsenmesinden mi çekiniliyordu? Ä°lginçtir, konuĹ&#x;tuÄ&#x;u bĂślĂźme Genel BaĹ&#x;kan Kemal KÄąlĹçdaroÄ&#x;lu katÄąlmamÄąĹ&#x;tÄą. Siyasi geleneÄ&#x;e ters dĂźĹ&#x;erek, Baykalâ&#x20AC;&#x2122;a yakÄąn isimlerden Antalya CHP Milletvekili YÄąldÄąray Sapanâ&#x20AC;&#x2122;Äąn hitabeti baĹ&#x;tan sona kayÄąt altÄąna almasÄą ve dileyene kopyasÄąnÄą iletebileceÄ&#x;ini belirtmesi de dikkat çekici.. Ä°lkin Ĺ&#x;u cĂźmlelerini aktaralÄąm Baykalâ&#x20AC;&#x2122;Äąn: â&#x20AC;&#x153;Ordu-CHP formĂźlĂź, CHPâ&#x20AC;&#x2122;nin dinamik gßçleri tarafÄąndan hep reddedilmiĹ&#x;tir. CHPâ&#x20AC;&#x2122;nin demokrasi sicili pÄąrÄąl pÄąrÄąldÄąr.â&#x20AC;? Ve hemen soralÄąm: â&#x20AC;&#x153;Hangi gßçlerden sĂśz edilmekte?â&#x20AC;? Baykalâ&#x20AC;&#x2122;a gĂśre, CHP kesinlikle bĂźtĂźnlĂźk içinde; â&#x20AC;&#x2DC;parçalÄą gĂśsterilmekâ&#x20AC;&#x2122; isteniyor: â&#x20AC;&#x153;CHP hem ulusalcÄądÄąr hem yenilikçidir. UlusalcÄąlÄąk gericilik deÄ&#x;ildir. â&#x20AC;&#x2DC;BazÄąlarÄą ulusalcÄą, bazÄąlarÄą yenilikçiâ&#x20AC;&#x2122; demek CHP için yanlÄąĹ&#x;tÄąr.â&#x20AC;? Bir nevi statĂźkonun yerli yerindeli-

Ä&#x;ini; yeni sol, yeni CHP ve yeni anlayÄąĹ&#x; sĂśylemlerinin geçersizliÄ&#x;ini ilan ediyordu. Anayasa uzlaĹ&#x;ma çalÄąĹ&#x;malarÄąnda kendilerine kazÄąk atÄąldÄąÄ&#x;ÄąnÄą da ileri sĂźrĂźyordu Baykal. AslÄąnda Ăśteden beri baĹ&#x;kanlÄąk sisteminin arzulandÄąÄ&#x;ÄąnÄą sĂśylĂźyordu. â&#x20AC;&#x153;Ă&#x2021;ok açĹk bir tuzak varâ&#x20AC;? iddiasÄąnÄą dile getiriyordu Ăśte yandan: â&#x20AC;&#x153;BarÄąĹ&#x;Äą gĂźvence altÄąna almak için ulus devleti kaldÄąralÄąm diyorlar. Ä°mralÄą bĂśyle istiyormuĹ&#x;. Bir de BaĹ&#x;bakan istiyor. â&#x20AC;&#x153;Bana baĹ&#x;kanlÄąÄ&#x;Äą verin ben de size ulus devleti vereyimâ&#x20AC;&#x2122; diyor.â&#x20AC;? VardÄąÄ&#x;Äą hĂźkĂźmse Ĺ&#x;Ăśyleydi: â&#x20AC;&#x153;Yani gelecek anayasa ver al anayasasÄądÄąr, mĂźbadele anayasasÄądÄąr.â&#x20AC;? Baykalâ&#x20AC;&#x2122;Äąn ardÄąndan KÄąlĹçdaroÄ&#x;luâ&#x20AC;&#x2122;ndaydÄą mikrofon. Hem AK Partiâ&#x20AC;&#x2122;ye hem de selefinin eleĹ&#x;tirilerine cevap yetiĹ&#x;tiriyordu. BaĹ&#x;bakan Tayyip ErdoÄ&#x;anâ&#x20AC;&#x2122;Äąn 4 partinin uzlaĹ&#x;masÄą adÄąna mart bitimini milat biçmesini ve aksi halde â&#x20AC;&#x2DC;baĹ&#x;kanlÄąk muhtevalÄą metinlerini Meclisâ&#x20AC;&#x2122;e taĹ&#x;ÄąyacaklarÄąnÄąâ&#x20AC;&#x2122; vurgulamasÄąnÄą â&#x20AC;&#x2DC;Ĺ&#x;antajâ&#x20AC;&#x2122; diye niteliyordu: â&#x20AC;&#x153;Ĺ&#x17E;antaj belki birileri için geçerlidir ama hiçbir CHPâ&#x20AC;&#x2122;li için geçerli deÄ&#x;ildir. BaĹ&#x;kanlÄąk sistemi Ăśnerisi, CHP olduÄ&#x;u sĂźrece asla ve (FĂ&#x2026;UJĂŹJNJ[ZÂ&#x2018;MLBNVLVSVNasla Meclisâ&#x20AC;&#x2122;ten geçeMBSÂ&#x2018;NÂ&#x2018;[TJCFSTBMEÂ&#x2018;SÂ&#x2018;ZB mez.â&#x20AC;?

GeçtiÄ&#x;imiz hafta içi 28 Ĺ&#x17E;ubat soruĹ&#x;turmasÄą kapsamÄąnda gerçekleĹ&#x;en â&#x20AC;&#x2DC;Ăźst dĂźzey askerâ&#x20AC;&#x2122; gĂśzaltÄąlarÄą ve tutuklamalarÄąnÄą deÄ&#x;erlendirmektense, Ä°hsan DaÄ&#x;Äąâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn 15 Ĺ&#x17E;ubatâ&#x20AC;&#x2122;ta Zamanâ&#x20AC;&#x2122;daki kĂśĹ&#x;esinde yazdÄąklarÄąna odaklanalÄąm. Konstantin Karamanlis, Yunanistanâ&#x20AC;&#x2122;Äąn eski baĹ&#x;bakanlarÄąndan. â&#x20AC;&#x153;Ă&#x2013;mĂźr boyu mahkĂťmiyet ĂśmĂźr boyu sĂźrer.â&#x20AC;? sĂśzĂźyle de tanÄąyoruz onu. 1967 ve 1973â&#x20AC;&#x2122;te iki darbe yaĹ&#x;anÄąr Egeâ&#x20AC;&#x2122;deki komĹ&#x;umuzda. Ä°lkinin icracÄąsÄą â&#x20AC;&#x2DC;Albaylar CuntasÄąâ&#x20AC;&#x2122; George Papadopoulos, Stylianos Pattakos ve Nikolaos Makarezos yĂśnetimindedir. BildiÄ&#x;imiz tablolarla karĹ&#x;ÄąlaĹ&#x;ÄąlÄąr orada da. Sivil ve siyasi haklar dondurulur. Parlamento ve partilere kilit vurulmuĹ&#x;tur. Askeri mahkemeler devrededir. Muhalifler iĹ&#x;kence gĂśrĂźr ya da sĂźrĂźlĂźr. Sonraki karĹ&#x;Äą darbenin ĂśncĂźsĂź Dimitrios Joannidis, rejimi KÄąbrÄąsâ&#x20AC;&#x2122;a ihraç etmek ister. 15 Temmuz 1974 tarihli EOKA darbesini tezgahlar. TĂźrkiye Adaâ&#x20AC;&#x2122;ya çĹkÄąnca askerler otorite erozyonuna uÄ&#x;rar. Demokrasi sĂźrecindedir Ăźlke. Seçimi Karamanlis kazanÄąr. UmulanÄąn tersine, darbecilerle anlaĹ&#x;mayÄą deÄ&#x;il; halkÄąn iradesini de-

rinleĹ&#x;tirmeyi yeÄ&#x;ler. Ă&#x2013;nemli iki adÄąmÄąndan birincisi Avrupa BirliÄ&#x;iâ&#x20AC;&#x2122;ne (AB) Ăźyelik baĹ&#x;vurusudur. Ä°kincisiyse, darbecilerin yargÄąlanmasÄą. Papadopoulos, Pattakos, Makarezos ve Ioannides â&#x20AC;&#x2DC;ihanet ve isyanâ&#x20AC;&#x2122; suçlarÄąndan idam cezasÄąna çarptÄąrÄąlÄąr. HĂźkĂźm ĂśmĂźr boyu hapse çevrilir. Savunma hakkÄąnÄą kullanmayan Papadopoulosâ&#x20AC;&#x2122;un mahkemedeki Ĺ&#x;u sĂśzĂźnĂźn size hiç de yabancÄą gelmeyeceÄ&#x;inden eminiz: â&#x20AC;&#x153;Ben ancak Yunan halkÄąna ve tarihe hesap veririm.â&#x20AC;? AyrÄąca 13 subay daha ĂśmĂźr boyu mahkumiyet yer. 1990â&#x20AC;&#x2122;da af konusu açĹldÄąÄ&#x;Äąnda, saÄ&#x;cÄąsÄą-solcusu karĹ&#x;ÄądÄąr bu giriĹ&#x;ime. Ă&#x2021;abalarÄą suya dĂźĹ&#x;er. Papadopoulos 1999â&#x20AC;&#x2122;da ĂśldĂźÄ&#x;Ăźnde cezaevindedir ve 80 yaĹ&#x;ÄąndadÄąr. Ioannides de 2010â&#x20AC;&#x2122;da son nefesini verdiÄ&#x;inde 35 yÄąldÄąr hapistedir. Makarezos 16 yÄąl yatar. SaÄ&#x;lÄąÄ&#x;Äą gerekçesiyle infazÄą ev hapsine dĂśnĂźĹ&#x;Ăźr. Pattakos da hastalÄąklarÄą sebebiyle 1990â&#x20AC;&#x2122;da tahliye olur. 80â&#x20AC;&#x2122;inde ĂślĂźr. Son paragrafta, â&#x20AC;&#x153;Kaderlerine kĂźssĂźnler iĹ&#x;te, yanlÄąĹ&#x; Ăźlkede doÄ&#x;muĹ&#x;lar, darbeyi yanlÄąĹ&#x; Ăźlkede yapmÄąĹ&#x;lar.â&#x20AC;? diyor, DaÄ&#x;Äą.

Kara Kutu KĂśĹ&#x;k aflarÄąna yakÄąn mercek

Siber TBMEÄ&#x161;SÄ&#x161;ZB polisasker CBSJLBUÄ&#x161;

NBSV[LBMÂ&#x2018;ZPS,JNJMFSJOJO PMBZEBOIBCFSJEBIJZPL 5Ă&#x2122;SL4JMBIMÂ&#x2018;,VWWFUMFSJ 54, CĂ&#x2122;OZFTJOEF4JCFS (Ă&#x2122;WFOMJL,PNVUBOMÂ&#x2018;ĂŹÂ&#x2018; WBSBSUÂ&#x2018;L&NOJZFU(FOFM .Ă&#x2122;EĂ&#x2122;SMĂ&#x2122;ĂŹĂ&#x2122;OEFEF#JMJĂŤJN 4VĂ&#x2026;MBSÂ&#x2018;ZMB.Ă&#x2122;DBEFMF%BJSF Sahibi/Publisher: Moving Media ApS #BĂŤLBOMÂ&#x2018;ĂŹÂ&#x2018;EFWSFEF)FSJLJ UFĂŤLJMBUÂ&#x2018;OFLJQMFSJTBIUFJTJN YĂśnetim Kurulu BaĹ&#x;kanÄą/Chief Executive Officer WFĂ&#x201D;[FMZB[Â&#x2018;MÂ&#x2018;NMBSMBUFIEJU Vedat OÄ&#x;uz QPUBOTJZFMMJJOUFSOFUTJUFMFSJ JMFGPSVNMBSÂ&#x2018;ZBLÂ&#x2018;OUBLJQUF Genel YayÄąn MĂźdĂźrĂź Haber Merkezi Grafik TasarÄąm UVUVZPS"ODBLEBIB[JZBEF Editor-in-Chief Redaktion Center Sebahattin Ă&#x2021;elebi ASVUJOHĂ&#x201D;[MFNĂ&#x2026;FSĂ&#x2026;FWFTJOEF Hasan CĂźcĂźk, Emre OÄ&#x;uz, HJEJZPSJĂŤ;JSBJMFUJĂŤJNJO Kamil SubaĹ&#x;Äą Reklam Menaf AlÄącÄą, Ä°brahim Kaya, UFTQJUJWFJ[MFONFTJJĂ&#x2026;JO k.subasi@zamaniskandinavya.dk Engin Tenekeci, GĂźrcan Advertising NBILFNFLBSBSÂ&#x2018;HFSFLSevgican, Erdal Ă&#x2021;olak +45 71 51 43 85 NFLUF4JCFSTBMEÂ&#x2018;SÂ&#x2018;MBSÂ&#x2018;O haber@zamaniskandinavya.dk reklam@zamaniskandinavya.dk ZBOÂ&#x2018;TÂ&#x2018;SB ZBTBEÂ&#x2018;ĂŤÂ&#x2018;EJOMFNF  LSFEJLBSUÂ&#x2018;EPMBOEÂ&#x2018;SÂ&#x2018;DÂ&#x2018;MÂ&#x2018;ĂŹÂ&#x2018;  Banka bilgileri: Danske Bank: Reg nr. 3129 Kontonr. 16922552 CVR-nr. 25065557 Ă&#x2026;PDVLJTUJTNBSÂ&#x2018;WFDBTVTMVL IBAN: DK57 30000016922552 â&#x20AC;˘ SWIFT-BIC: DABADKKK FZMFNMFSJOFEFZPĂŹVOMBĂŤÂ&#x2018;ZPSHĂ&#x2122;WFOMJLCJSJNMFSJ Ă&#x153;LKE VE BĂ&#x2013;LGE TEMSÄ°LCÄ°LÄ°KLERÄ° â&#x20AC;˘ Ä°sveç: Ä°brahim Kaya .......................................................................................... +%FWMFUJOEJĂŹFSVOTVSMBSÂ&#x2018;EB 46 76 160 46 03 â&#x20AC;˘ Norveç: Ă&#x2013;mer Fevzi Ä°pek .................................................................................. +CJMHJMFOEJSJMJZPS)BLJNMFS 47 21 39 54 57 â&#x20AC;˘ Finlandiya: Fahrettin Ă&#x2021;alÄąĹ&#x;kan .......................................................................... +WF4BWDÂ&#x2018;MBS:Ă&#x2122;LTFL,VSVMV 358 505 48 03 33 â&#x20AC;˘ GrĂśnland, Ä°zlanda: Mehmet Bayhan ................................................................ +Ă&#x2122;ZFMFSJOFEFCSJmOH 45 52783966 â&#x20AC;˘ Aarhus: Rasim Atakan ...................................................................................... +WFSJMEJFNOJZFUĂ&#x2026;JMFSDF 45 42 78 93 64 â&#x20AC;˘ Ä°stanbul: Salih BeĹ&#x;ir .......................................................................................... +54,EBLJLPNVUBOMÂ&#x2018;ĂŹBUBI90 5332 83 89 86 TJTFEJMFDFLCJOBWFUFTJTReklam ............................reklam@zamaniskandinavya.dk ................................ +45715 14 385 MFSJOJOĂŤBTÂ&#x2018;EBTĂ&#x2122;SĂ&#x2122;ZPSCV Haber: ..............................haber@zamaniskandinavya.dk BSBEB/"50OVOLPOVZMB Okur HattÄą: ..................okurhatti@zamaniskandinavya.dk BMBLBMÂ&#x2018;UBUCJLBUÂ&#x2018;OEBCBĂŤBSÂ&#x2018; Abone: ..............................abone@zamaniskandinavya.dk ................................+4570206970 HĂ&#x201D;TUFSJMNJĂŤUJ¡OĂ&#x2122;NĂ&#x2122;[EFLJ TFOFMFSEFPSEVMBSBZĂ&#x201D;OFMJL Gazetemizde yayÄąnlanan yazÄą ve haberlerin yayÄąn haklarÄą Moving Media ApSâ&#x20AC;&#x2122;yeTJCFSUFSĂ&#x201D;SĂ&#x2122;OBSUBDBĂŹÂ&#x2018; aittir. YazÄą ve haberler referans gĂśsterilerek kullanÄąlabilir. YayÄąnlanan reklamlarÄąn içeriÄ&#x;inden gazetemiz sorumlu deÄ&#x;ildir. UBINJOFEJMJZPS%VSVN Ă&#x2026;PLDJEEJ%Ă&#x2122;OZBEB Moving Media ApS â&#x20AC;˘ Holsbjergvej 41 B â&#x20AC;˘ 2620 Albertslund â&#x20AC;˘ Tlf: + 45 70 20 69 70 NJMZPOVBĂŤLÂ&#x2018;OGBSLMÂ&#x2018;WJSĂ&#x2122;T Ä°nternet: www.zamaniskandinavya.dk â&#x20AC;˘ BaskÄą: OTM AVISTRYK IKAST | ISSN: 1903 6892 LPMHF[NFLUF

8

Ahmet Necdet Sezer (367 kriziyle) 7 yÄąlÄą DHKP-C militanÄą Ecevit Ĺ&#x17E;anlÄą gibi. Sezerâ&#x20AC;&#x2122;in JMMJ &ĂżJUJN NĂ&#x201D;GSFEBaĹ&#x;an CumhurbaĹ&#x;kanlÄąÄ&#x;Äą gĂśrevi sĂźresince affettiklerinden o. 2001â&#x20AC;&#x2122;de demir parmakUĂŞOB EPLVOVMVZPS 252 mahkumu cezaevinden :FOJ #BLBO /BCJazat etti. Ge- lÄąklara veda etmiĹ&#x;ti. Wernicke Korsakoff rekçe, â&#x20AC;&#x2DC;ĂślĂźm dĂśĹ&#x;eÄ&#x;i B[ noktasÄąna "WDĂŞ  nÂŽĂżSFODJMFS WF Ă&#x17D;[ gelenâ&#x20AC;&#x2122; has- (zamanla belleÄ&#x;in kaybÄą, kendi baĹ&#x;Äąna hatalÄąklar. CumhurbaĹ&#x;kanÄąnÄąn Ă&#x17D;ĂżSFOFDFLMFS #JMHJZF CPĂżNB- vazife ve yet- reket edememe, yĂźrĂźme bozukluÄ&#x;u vs) EBOÂżPDVLMBSBHĂ&#x201D;OMĂ&#x201D;LIBZBUUB kilerini tanzim eden Anayasaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn 104â&#x20AC;&#x2122;ĂźncĂź hastasÄąydÄą çßnkĂź. Ama azÄąlÄą bir terĂśristti. Ä°sLVMMBOBDBLMBSĂŞUFNFMCFDFSJMFS tanbul Emniyet MĂźdĂźrlĂźÄ&#x;Ăź ile Harbiye maddesinde â&#x20AC;&#x2DC;sĂźrekli hastalÄąk, sakatLB[BOEĂŞSĂŞMBDBLo EJZF B¿êLMĂŞ- kiOrduevi roket saldÄąrÄąlarÄąnda mevlÄąk ve kocama sebebi ile belirli ZPS ZFOJ BOMBZĂŞÄ ĂŞO PNVSHBcuttu. â&#x20AC;&#x153;TĂźrkiye Cumhuriyeti Ĺ&#x;ilerin hafifletmek TĂŞOĂŞcezalarÄąnÄą #JZPMPKJ LJUBCĂŞ CJS IBZMJ AnayasasÄąâ&#x20AC;&#x2122;nÄą deÄ&#x;iĹ&#x;tirmek için ve EFĂżJÄ FDFL kaldÄąrmakâ&#x20AC;&#x2122;)BZBUĂŞO ibaresiJÂżJOEFLJ yazÄąsilahlÄą eylemâ&#x20AC;? suçundan idam yor.GPOLTJZPOFM 17 MayÄąs LPOVMBS 2012 itibariyle Ă&#x17D;O QMBOB ¿êLBDBL,VSCBĂżBOĂŞOJÂżPSHBOcezasÄą istemiyle yargÄąlanmÄąĹ&#x;tÄą. halefi Abdullah GĂźlâ&#x20AC;&#x2122;Ăźn aynÄą MBSĂŞ UBSJIF LBSĂŞÄ ĂŞZPS #JMIBTTB 2000 yÄąlÄąndaki F tipi cezaevleri sebeplerle affettiÄ&#x;i hĂźkĂźmlĂź UĂŞQ CJMJNJOF ¿êÿêSmakamÄąna BUMBUBO LĂ&#x17D;L eylemleri sÄąrasÄąnda Ă&#x153;mraniye sayÄąsÄą 26. KĂśĹ&#x;k IĂ&#x201D;DSF  HFO UFSBQJTJ  LMPOMBNB Cezaeviâ&#x20AC;&#x2122;ndeydi ve ĂślĂźm orucu bĂśyle bir yetkinin verilmesi WF%/"HJCJLPOVMBSBOMBUĂŞMBtutmuĹ&#x;tu. RahatsÄązlÄąÄ&#x;Äą bu sĂźreçte sonDBLEFSTMFSEF(FOFUJĂżJEFĂżJÄ derece anlaĹ&#x;ÄąlÄąr ve insani. .JMMJ&ĂżJUJN#BLBOĂŞ/BCJ"WDĂŞ oluĹ&#x;muĹ&#x;tu. Hayata DĂśnĂźĹ&#x;NĂ&#x201D;TUFÄ BSĂŞ OperasAncak affÄą PSHBOJ[NBMBS kararlaĹ&#x;tÄąrÄąlanlarÄąn UJSJMNJÄ  (%0 sonra(Ă&#x201D;OMĂ&#x201D;L IBZBUMB CJMJNJO LFEBZNĂŞÄ  %Ă&#x17D;OFNJO LVMBLUBO EPMNB CJMHJMFSMF TJÄ UJSJMFDFĂżJOJ 5BMJN Ä&#x192;ITBO 4F[FM F Ă&#x201D;Âż BZ NĂ&#x201D;DBEFMF yonu akabinde KandÄąra Tipiâ&#x20AC;&#x2122;ne konulsÄąnda ne yaptÄąklarÄą ve nasÄąlEF-yaĹ&#x;adÄąklarÄą pek TĂ&#x17D;ZMĂ&#x201D;ZPS 5FSCJZF #BÄ LBOĂŞAf 1SPG FUNJÄ TBZGBFLTJMUNFLJÂżJO sonrasÄą olaylara karÄąĹ&#x;an tek mahçokĂżJM JMNJNFUPUMBSMBZFSFEFDFL açĹdan Ăśnemli. Bir o kadar da kritik,VSVMV bu muĹ&#x;tu. CFMMFLMFSEF 5Ă&#x201D;Q CFCFL NFW%S &NJO ,BSJQ EFdeÄ&#x;il, n4PZVUĹ&#x17E;anlÄą. n4BZĂŞO NĂ&#x201D;TUFÄ BSĂŞNĂŞ[ AK Parti tĂźm KĂśĹ&#x;kZFOJ afladetay. Acaba devlet kontrolĂź dÄąĹ&#x;Äąnda ta- kum [VV EB WBS Ă&#x201D;OJUFMFS BSBTĂŞOEB LBWSBNMBSĂŞ HĂ&#x201D;OEFMJL PMBZMBSMB LJUBCĂŞ HĂ&#x17D;SFCJMTFZEJo EJZF IBrÄąna mercek tutma eÄ&#x;iliminde. 7â&#x20AC;&#x2122;nci Cummamen ĂślĂźme mi itilmekteler sorumsuzca? ,ĂŞSĂŞN ,POHP ,BOBNBMĂŞ "UFÄ J LBWSBNBL EBIB LPMBZ PMBDBLo ZĂŞGMBOĂŞZPS "WDĂŞ (B[FUFDJ )BEvrenâ&#x20AC;&#x2122;den baĹ&#x;latÄąlacak Ya IBTUBMêÿêOĂŞO da illegal iĹ&#x;lere bulaĹ&#x;ÄąklÄąklarÄąnÄą sĂźrdĂźTFCFQMFSJ EF Â&#x;B#BLBO "WDĂŞ  hurbaĹ&#x;kanÄą ZĂŞM Ă&#x17D;ODFLJ CJSKenan TBO1VMVSmVEBVOVUNVZPSCV NBÄ ĂŞS UV[ SVIVOVO kurulacak komisyon ilgili BOĂŞTĂŞOĂŞOBLMFEJZPSEV HFMJÄ NFBSBEB n,Ă&#x17D;Ä FTJOEF TĂŞLÂżB PLVM renler varTVZVZMB mÄądÄąr aralarÄąnda? Ă&#x2013;rneÄ&#x;in geçti- tarama. Meclisâ&#x20AC;&#x2122;te LBSĂŞÄ NBTĂŞZMB PMVÄ BO FULJMFÄ JMFSJBĂźyĂźkEVZVSVSLFO ZĂŞMMBSĂŞOEB lLVSCBĂżBOĂŞO JÂż PSkiĹ&#x;i#BLBOMĂŞLUB ve kurumlarla gĂśrĂźĹ&#x;ecek. Adli TÄąp KuÄ&#x;imiz haftalarda ABDâ&#x20AC;&#x2122;nin Ankara NJOBinasÄąâ&#x20AC;&#x2122;na JOTBO TĂŞIIBUJOF EF dĂźzenleyen NĂ&#x201D;Ä BWJSNJÄ  P WBLJU #JZPMPKJ rumuâ&#x20AC;&#x2122;nun rolĂź HBOMBSĂŞOĂŞÂżJ[FNFEJĂżJJÂżJOTĂŞOĂŞG irdelenecek. elçiliÄ&#x;i intiharUFTJSJ saldÄąrÄąsÄą

M

ÂŽÄ&#x2122;SFODJMFSCJMHJ CPNCBSEÄ&#x161;NBOÄ&#x161;OEBO LVSUVMVZPS

Ă&#x17D;ĂżSFUJMFDFLLJNZBTBBUMFSJOEF

LJUBCê BOTJLMPQFEJ LBMêOMêÿêO-

'050Ä&#x20AC;3"'.&7-´5,"3"#6-65

HABER TURU

31 GĂ&#x153;NDEM

UFLSBSêOBLBMEêÿêOêZB[BSEêo

4":*-"3*/%Ä&#x2014;-Ä&#x2014;



.FUSPMPKJWF4UBOEBSEJ[BTZPO(FOFM .Ă&#x201D;EĂ&#x201D;SMĂ&#x201D;ĂżĂ&#x201D;ZĂŞMĂŞOEBmJIBSJÂż IFQTJHĂŞEBUĂ&#x201D;SĂ&#x201D;CJOIB[ĂŞSBNCBMBKMĂŞ NBNVMĂ&#x201D;EFOFUJNEFOHFÂżJSJZPS4POVÂż mĂ&#x201D;OEFQBLFUUFLJCJMHJMFSMFJÂżFSJL VZVÄ NVZPS.JLUBSFLTJLMJĂżJOEFOmJOF UPQMBNCJOMJSBDF[BLFTJMJZPS



)BLTBIJCJOJOEPĂżVNUBSJIJĂ&#x201D;[FSJOEFO ZĂŞMEBOGB[MBTĂ&#x201D;SFHFÂżNFTJOF SBĂżNFO mĂ&#x201D;ZBÄ ĂŞOEBWFZBEBIB CĂ&#x201D;ZĂ&#x201D;L FNFLMJMJLIFTBCĂŞIÂşMÂş JÄ MJZPS#VLJÄ JMFSEFOmJIBZBUUB mTJOJOEVMFÄ JOF mJOJOEFHFSJEF CĂŞSBLUêÿêZFUJNMFSFĂ&#x17D;EFNFZBQĂŞMĂŞZPS



#VZĂŞM)B[JSBOmBLBEBSWJMBZFUUFLJCJOPLVMEB NJMZPO Ă&#x17D;ĂżSFODJZFIBGUBEBĂ&#x201D;ÂżHĂ&#x201D;OTĂ&#x201D;UEBÿêUĂŞMBDBL1SPKFTPOVUPQMBNNJLUBS CJOUPOVCVMBDBL(FÂżFOTFOFLJ HJCJMBLUP[TPSVOVZBÄ BONBNBTĂŞ JÂżJOWFMJMFSJOBMFSKJGPSNMBSĂŞOĂŞĂ&#x17D;[FOMFEPMEVSNBMBSĂŞHFSFLJZPS



Ä&#x201A;VCBUZBMOĂŞ[DBlTFWHJMJMFSmEFĂżJM  n%Ă&#x201D;OZB%PĂżVÄ UBO,BMQ)BTUBMĂŞLMBSĂŞ 'BSLĂŞOEBMĂŞL(Ă&#x201D;OĂ&#x201D;oJEJBZOĂŞ[BNBOEB5Ă&#x201D;SLJZFmEFIFSÂżPDVLUBOCJSJ LBMQIBTUBMêÿêZMBEĂ&#x201D;OZBZBHFMJZPS :ĂŞMEBPSUBMBNBCJOCFCFLEFNFL CV,BMCJEFMJLMFSJOZĂ&#x201D;[EFmJUFEBWJFEJMFCJMJZPSBSUĂŞL Ä&#x201A;6#"5


32 GÜNDEM

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Geriye sadece yorgunluk kalmasın

Umre yolcularına tavsiyeler ALI PEKTAŞ Son yıllarda umreye gidenlerin sayısı ar-

1tıyor. Ancak umrenin bir ibadet olduğu

gerçeği zaman zaman unutuluyor. Mescitlerdeki dünyevi konuşmalar, tavaf sırasında yapılan sosyal medya paylaşımları ya da alışverişler bizi farkında olmadan umrenin manevi atmosferinden uzaklaştırabiliyor. Son yıllarda ülkemizde umre ibadetine teveccüh giderek artıyor. On binler bu ibadeti yapabilmek için adeta birbiriyle yarışıyor. Bu yılın umre mevsimi geçtiğimiz günlerde başladı. Şu ana kadar 70 bin kişi kutsal topraklara gidebilmek için kayıt yaptırdı. Bu sayının yıl sonuna kadar artacağı malum. Bazı ünlü isimlerin son yıllarda umreye gitmesiyle bu ibadetin moda olduğu yorumları yapılsa da ziyaretin her şeyden önce bir ibadet olduğu unutulmamalı. Umre, gezi değil belli rükünleri olan ve manevi kazancı bol bir ibadet. Bu ibadetin manasına tam olarak varamazsak seyahatimiz yorgunluktan ve yanımızda getirdiğimiz birkaç hediyeden ibaret kalabilir. Alışverişte çokça vakit geçirmek, gündelik hayatımızda kullandığımız akıllı telefonları kullanmak, gereksiz sohbetlerle vakit öldürmek kısıtlı olan zamanımızı boşa geçirmemize neden olabilir. Oysa ki Mekke’de bulunulan süre içinde bolca tavaf etmek, namaz kılmak, tefekkür etmek, dua edip af ve mağfiret dilemek, Medine’de iken Peygamber (sas) huzurunda salât ü selamlarla bir anı dahi boş geçirmemek gerekiyor. Bu metafizik gerilime girmek için seyahate çıkmadan kendimizi hazırlamalıyız. Kutsal topraklara neden gittiğimizin farkına varmalıyız. Umre esnasında bu ibadetin ruhuna uymayan durumları ve çıkış yollarını özetlemeye çalıştık...

Ne yapılacağı bilinmeli Kutsal topraklara neden gidildiğinin, bu ibadetin neden yapıldığının farkında olmak çok önemli. Bunun için tur şirketlerinin seyahat öncesinde dağıttığı umre rehberlerini iyi okumak gerekiyor. Bu ibadetin rükünlarını doğru ve tam olarak yerine getirebilmek için umre öncesinde verilen seminerlere de katılmakta fayda var. Zira kutsal topraklarda bazen grubunuzdan kopabilir, tek başınıza kalabilirsiniz. O anda ne yapacağınızı bilmelisiniz ki, ibadetiniz noksan kalmasın. Yoksa “Tavafa nereden başlayacaktım? Safa ile Merve arasında kaç kez gidip gelecektim? Saçımın ne kadarını kesecektim, tavaf namazımı nerede kılacaktım?” gibi sorularla vaktinizi geçirirsiniz. Bunun dışında bol bol Kur’an okuyup salavat getirerek, tefekkür ederek ruhumuzu seyahat öncesi beslememiz gerekiyor. İbadetimizi huşu içinde yapmamız için bu oldukça önemli.

Hak’la olmak için halkla irtibatı kesin Günlük hayattaki teknoloji düşkünlüğümüz, maalesef kutsal topraklarda da devam ediyor. Özellikle akıllı telefon kullanımı, diğer ziyaretçileri rahatsız edecek boyuta ulaşabiliyor. Tavaf sırasında çekilmeye çalışılan resim ve videolar çoğu zaman sıkıntıya sebep oluyor. Bu konuda en kritik nokta ise fotoğraf çekimi, Twitter ve Facebook gibi uygulamalarla çok vakit harcanması. “Kâbe’yi gördüm, kendimi acayip hissettim, Hacer-i Esved’de izdiham var, ilk tavafı bitirdim.” gibi mesaj atanlar yok değil. Umreye mümkünse aramaya ve aranmaya yarayan basit bir telefonla gidin. Bu telefonu sadece birlikte olduğunuz kişilerle irtibat ya da Türkiye’deki yakınlarınıza sağ salim yerinize ulaştığınızı bildirmek için kullanın. Beş-on gün kimseyle konuşmasanız, tweet atmasanız da olur.

Rıza alın, selam getirin

Umrede insanlara en çok vakit kaybettirenlerin başında alışveriş geliyor. Daha kutsal topraklara varmadan başlayan alışveriş düşüncesi orada had safhaya ulaşıyor. Özellikle son yıllarda umrecilerin elektronik eşya ve akıllı telefon almak için epey vakit geçirdiği herkesin malumu. Öncelikle kutsal topraklardan getirilecek en büyük hediyelerin manevi hediyeler olduğunu bilerek oraya gitmek gerekiyor. Bunun dışında da hurma ve zemzemin yerini hiçbir şeyin tutmayacağını da söyleyebiliriz. İlla ki başka hediyeler alınacaksa Türkiye’den gitmeden bir liste yapılmalı ve kime ne alınacağı kesin olarak bilinmeli. Fiyatlar hemen hemen aynı. O yüzden bir ya da iki dükkâna uğrayarak vakit kaybetmeden listenizi tamamlayabilirsiniz. Büyük şair Muhammed İkbal’in deyimiyle oradan dönüşte yanımızda getirmeyi düşüneceğimiz öncelikli şeyler Allah’ın rızası ve Peygamber Efendimiz’in selamı olacaktır.

Anahtar kelime: Sabır Umre ibadetiniz boyunca kendimize rehber edineceğiniz kelime, sabır. Zira başından son anına kadar sabır gerekiyor. İbadetiniz ancak bu kelimeyle olgunlaşıp makbul hale gelecektir. Çünkü ilk andan itibaren birçok zorluk yaşayabilirsiniz. Örneğin tavaf esnasında biri sizi kasıtlı olmasa da ittirebilir. Kâbe’nin içinde namaz kılarken başınızın ya da elinizin üstüne biri istemeden basabilir. Ya da kalabalık içinde ezilme tehlikesi geçirebilirsiniz. Namaz kılarken sıkıntı yaşayabilirsiniz. Kısacası bu ibadet süresince yaşayacağınız her türlü zorluğun bir imtihan olduğunu kabul edip sabretmelisiniz.

Açlıktan ölmezsiniz Umreye gidenlerin çoğu yemeklerden şikâyet ediyor. Otellerde çıkan yemeklerin bizim

damak tadımıza pek uygun olduğu söylenemez. Ayrıca dışarıda satılan birçok yemeğin hijyen konusunda yeterli olmadığı da herkesin malumu. Bu durum, umrecileri yemek keşfine yöneltiyor. Ancak bu yöneliş hem zaman kaybına hem de dikkatin dağılmasına sebep oluyor. Aslında bu durumu basit seçimlerle aşabilirsiniz. Sıklıkla bulabileceğiniz muz gibi meyvelerle açlığınızı yatıştırabilirsiniz. Her şeyden önce orada zemzem gibi bir nimetin olduğunu da unutmayın. Bol bol zemzem için. Sizi susuzluktan da açlıktan da korur. Ayrıca Mescid-i Haram’da günün belli saatlerinde dağıtılan hurmalarla da açlığınızı bastırabilirsiniz. Öte yandan orada kısıtlı bir süre bulunduğunuzu düşünüp bu sürede hiç yemek yemeseniz bile açlıktan ölmeyeceğinizin de farkında olmalısınız.

Metafizik gerilimi zamana yayın Kutsal topraklar, manevî duyguların en zirvede olduğu mekânlar şüphesiz. Ancak bu duyguları umre ibadetinin her anına yaymak gerekiyor. Maalesef ilk günün ardından bu durum yerini giderek rutine bırakabiliyor. Yeni tanışıklıklar vesilesiyle oluşan sohbet ortamları, izlenen lig maçları ve uzayan geziler, sizi bu atmosferden uzaklaştırabilir. Peygamber Efendimiz (sas), Mescid-i Haram’da kılınan bir rekat namazın başka bir yerde kılınan yüz bin rekat namaza, Mescid-i Nebevi’de kılınan bir rekat namazın da başka yerde kılınan on bin rekat namaza bedel olduğunu buyuruyor. Bu yüzden hiçbir vakit namazını kaçırmamak ve bu mekânlarda kılmak gerekiyor. Her vakti de cemaatle birlikte kılmak en hayırlısı. Namaz vakitleri haricinde de mümkün mertebe mescitlerde bulunmaya gayret edin. Konuşmak ya da boş vakit geçirmek yerine bol bol namaz ve dua ile vaktinizi geçirmeye çalışın. Zira Kâbe’yi

seyretmek bile manevi dünyanıza büyük kazançlar sağlayacak.

Dünyayı dışarıda bırakın Umre sırasında yapılan en büyük yanlışlardan biri de mescitlerde dünyayla ilgili konuların konuşulması. Her on umreciden yaklaşık altısının Türkiye’den geldiğini düşünürsek memleketten birine rastlamak mümkün. Selam ve nerelisin ile başlayan muhabbetler, siyaset, alışveriş, maç sonuçlarına kadar uzuyor. Bu kısıtlı vakit daha çok dua, zikir ve tefekkür ile geçirilmeli.

Bunlara da dikkat edelim Bugünlerde Kâbe’de inşaat olduğundan zaman zaman toza maruz kalabiliyorsunuz. Bu yüzden çantanızda maske bulundurmakta fayda var. Otellerdeki hizmet anlayışı ülkemizdeki kadar gelişmiş olmadığından herhangi bir eksiklik gördüğünüzde mutlaka giderilmesini isteyin. Sağlığınızla ilgili bir sıkıntı yaşarsanız Diyanet’in sağlık birimine başvurabilirsiniz. İletişim için ekonomik olan ve her yerde bulabileceğiniz al-kullan-at kontörlü hatlardan alabilirsiniz. Ya da yola çıkmadan önce Türkiye’deki umre kampanyası bulunan operatörlere kayıt yaptırabilirsiniz. Türk Lirası’nı istediğiniz her yerde bozdurabilir ya da Türk Lirası’yla alışveriş yapabilirsiniz. Her ihtimale karşı yanınızda bir miktar dolar bulundurmakta fayda var. Erkek umreciler ihram seçiminde dikkat etmeli. Çok kalın ve ağır ihram havlularının sıkıntı çıkarabileceğini bilmelisiniz. İçinizi göstermeyen hafif bir ihram size kolaylık sağlayacak.


33 GÜNDEM MESUT ÇEVİKALP Vatikan’da sıradan bir pazartesi

1sabahı yaşanıyordu. Papa XVI. Be-

nedictus, haftalar önce planlanan “Otrantolu denizci askerlerin azizlik mertebesine yükseltilmesi” törenini yönetmek için salona girdiğinde her zamanki sade cübbesi üzerindeydi. Papa Latince Vatikan Sözcüsü Federico Lombardi, gün içinde doğruladı gelişmeyi. Yaklaşık 6 asır aradan sonra bir kez daha Katolik Kilisesi Kanunu’nun 332. maddesinin 2. kaidesi işletildi. Papa hür iradesiyle çekiliyordu ruhani liderlikten. Ansızın gelen “esrarlı” istifa kararının gerekçesi tatmin etmedi dünyayı.

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN perdeye taşınan kitabındaki gibi “Derin Vatikan”, “Katolik Kilisesi’ndeki örtülü iktidar savaşları” ve “Papa’ya karşı çalışan gizli oluşumlar” gündeme taşındı. “85 yaşındaki Alman asıllı Papa’ya karşı komplo kurulduğu, ona ait gizli belgelerle istifaya zorlandığı” geçti satır aralarında. “Kol kırılır, yen içinde kalır” düsturuyla hareket eden Katolik Kilisesi, söz

bulunduğu ifade ediliyor. Olayın basına yansımasından sonra Papa eski yardımcısının en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi. Ancak çok geçmeden affedip(!) ufak bir ceza almasını sağladı. Âdeta ödüllendirdi.” Aynı dönemde Benedictus, Vatikan’ın 2 numarası Genel Sekreter Tarcisio Bertone’yi görevi suiistimalden gö-

rekçelerini soruyoruz. “Eski dönemlerde 5-6 papanın istifa ettiği söylense de bunların nasıl ve neden böyle bir karar aldığı kesin olarak bilinmiyor. Aslına bakılırsa tarihte bundan önce sadece bir papa sahiden ‘istifa’ etmiştir, o da V. Coelestinus’tur. Papa XII. Gregorius’un 1415’teki istifası siyasi bir uzlaşma kararıydı. Üç ayrı kişi papalığını ilan etmişti.

revden almak istedi. Ancak yine son dakikada tam tersi bir adımla Bertone’ye üstün hizmetlerinden ötürü teşekkür etti. ‘Vatileaks’ diye anılan sızıntının ardından Papa içine kapandı. Birkaç kez de ‘Papalığa kendi isteğiyle gelmediğini’ telaffuz etti. Ani istifanın sızıntıyla bağlantılı olduğu düşünülüyor. Vatikan Devleti ve bankasındaki yolsuzluklar ile Katolik Kilisesi’nde yaşanan mevzi kaybının da Papa’nın istifa kararını desteklemiş olabileceğini aktarıyor aynı diplomat: “Birileri söz konusu belgeleri kullanarak onu istifaya zorlamış da olabilir. Bu bize uzak bir ihtimal gibi gelmiyor.” Katolik dünyasına dair çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Kaan Ökten, XVI. Benedictus’un, maruz kaldığı bir güçlükten dolayı istifa ettiğini düşünmüyor. İnsanların ender yaşanan bu istifa olayına ister istemez farklı sorularla yaklaştığını anlatıyor. Buna karşılık papalığın da diğer kurumlar gibi pek çok sorunla boğuştuğunu, bazılarının Vatikan tarihinde bir ilk olacak kadar büyük olduğunu, içerik itibarıyla XVI. Benedictus’un istifasının önceki istifalara çok benzemediğini kabul ediyor. Profesör Ökten’e XVI. Benediktus’tan önce istifa eden papaların ge-

Siyasi sorunu çözmek için her üçü de görevden ayrıldı. Tarihsel anlamda ilk gerçek istifa 1294’te yaşandı. V. Coelestinus da XVI. Benediktus gibi görevi kendi rızasıyla bıraktı.” Sıkı bir teolog olan XVI. Benediktus (Benediktus Latince’de mübarek anlamında geliyor), selefi II. Jean Paul’den farklı olarak Katolikliğe yakın gördüğü Yahudilik dışındaki diğer dinlere mesafeli davrandı. Bu tavrını daha görevinin 18. ayında yaptığı bir konuşmada açıkça ortaya koydu. Almanya’nın Regensburg Üniversitesi’nde “Hıristiyanlıkta akıl ve mantığa Müslümanlıktan daha fazla yer veriliyor.” diyerek İslam dünyasının tepkisini çekti. Üç ay sonra İstanbul’u ziyaret etse de bu kötü imajdan sıyrılamadı. Gelenekçi kanattan gelmesi hasebiyle çağın güncel sorunlarına karşı duyarsız kalması da eleştiriliyordu. İtalya’da Vatikan üzerine master yapan İbrahim Kaya, emekliliğini Vatikan’da geçirecek XVI. Benediktus’un yeni papayı gölgeleyeceğini söylüyor: “İstifa etse de Ratzinger’in papalık unvanı devam edecek. Çoğu Katolik, Vatikan’da iki papa görmek istemiyor. Ancak Vatikan’dan ayrılması durumunda da başka sorunlar yaşanacak. Yeni papayı bir hayli yoracak bu durum.”

İstifanın şifreleri

Papa XVI. Benedictus’un ani istifası akabinde ortaya atılan iddialar Amerikalı yazar Dan Brown’un satış rekorları kıran “Da Vinci Şifresi”ni hatırlattı. Peki, Papa neden istifa etti? Eşine az rastlanan tarihî gelişme dünyayı nasıl etkileyecek?

konuşuyordu, tören öncesi muhabirlere konuşma metni de verilmemişti. Çoğu, Papa’nın mutat konuşmalarından birini dinlediği kanısındaydı. Biri hariç. İtalyan haber ajansı ANSA’nın Vatikan muhabiri Giovanna Chirri Latince biliyordu, yılın haberini yakaladığının farkındaydı… Haberi “acil” koduyla geçti ajansa. Ardından Twitter’dan bildirdi tarihî gelişmeyi. Yazdığı tek satırlık cümle dünyayı ayağa kaldırmaya yetti: “Papa istifa ettiğini duyurdu, dizlerimin bağı çözüldü.” Vatikan Sözcüsü Federico Lombardi, gün içinde doğruladı gelişmeyi. Yaklaşık 6 asır aradan sonra bir kez daha Katolik Kilisesi Kanunu’nun 332. maddesinin 2. kaidesi işletildi. Papa hür iradesiyle çekiliyordu ruhani liderlikten. Ansızın gelen “esrarlı” istifa kararının gerekçesi tatmin etmedi dünyayı. Yaşlılıktan ötürü yorulduğunu söylüyordu Papa! Konuşmaları, mesajları ve attığı twitler geriye doğru tarandı, Ruhani liderin adım adım istifaya yürüdüğü görüldü. “Hepimiz günahkârız. Tanrı’nın merhamet gücüne iman etmemiz gerekir. Ancak onun lütfu bizi dönüştürür ve bizi yeniler.” diye yazmıştı son twitinde. Bir konuşmasında da ‘Vatikan’da güvenebileceği kimsenin kalmadığını’ söylemişti. Dünya kamuoyu, papaların ölene kadar görevde kalmasını savunan, muhafazakâr ekolden gelen, selefi II. Jean Paul’ün (II. Yuhanna Paulus) ölene kadar görevini sürdürmesi için Vatikan’da ciddi bir çaba sergileyen XVI. Benedictus’un (Joseph Alois Ratzinger) konuşma ve icraatlarına ters düşen istifasını temellendirmekte zorlandı doğrusu. 3 ay önce ağır bir kalp ameliyatı geçirdiği, yürümekte zorluk çektiği, hatta uzun yolculuklara çıkamadığı açıklansa da “belgesiz” iddiaların önüne geçilemedi. “Da Vinci Şifresi”ni aratmayan iddialar atıldı ortaya. Amerikalı yazar Dan Brown’un satış rekorları kıran, sonradan beyaz

konusu iddialara cevap vermedi, vermeyecek hâliyle…

İstifa ‘Vatileaks’e dayanabilir Bir diplomatik kaynağa, istifanın perde arkasını soruyoruz. Dünya başkentlerinin açıklanan sağlık gerekçelerini inandırıcı bulmadığını vurguluyor. Bir milyarlık Katolik dünyasının yanında bu coğrafyayla içli dışlı durumdaki Müslüman devletlerin meseleyi araştırdığını anlatıyor: “Papa sadece ruhani lider değil, aynı zamanda 4 kıtada etkili olan bir devletin başkanı. Onun aniden istifası Mısır’dan Lübnan’a, ABD’den Çin’e kadar pek çok ülkeyi etkiliyor. Bizdeki veriler Papa’nın karşılaştığı bir güçlükten dolayı görevinden ayrılmak durumunda kaldığı yönünde.” Kıdemli diplomat, Vatikan’da geçen yıl yaşanan belge sızıntısının söz konusu zorluklara kapı aralamış olabileceğine işaret ediyor: “Geçen yıl Vatikan tarihinde görülmemiş bir kriz yaşandı. Papa’nın en yakın yardımcısı Paola Gabriele, XVI. Benedictus’un ofisinden edindiği bazı gizli belgeleri ifşa etti. Belgeler arasında üst düzey kardinallerin gizli yazışmalarının, yolsuzluk belgelerinin ve Katolik Kilisesi’nin iddia edilen çocuk tacizlerine dair yürüttüğü soruşturmaların

Katolik dünyası yeni papadan reform bekliyor * “Vatikan denince akla ilk gelen ‘sır’dır. Baş Kâhya Paola Gabriele’in gizli belgeleri sızdırması çok etkiledi Papa XVI. Benedictus’u. Özel belgelerin dışarı taşınması kurum içerisinde bir karşıt mücadelenin yaşandığını, birilerinin Papa’dan rahatsız olduğunu yansıttı. Vatikan’da ön plana papa çıksa da içinde farklı gruplar-tarikatlar var. Bazı ülkelerin ağırlığı var. Bunlardan bir

kısmı papaya karşı pozisyon alıp kriz çıkarabiliyor. Ayrıca 24 yıl Papa II. Jean Paul ile çalışan XVI. Benedictus geçiş dönemi papasıydı. Uzun II. Paul iktidarından sonra keskin bir değişim yaşansın istemedikleri için seçildi. 78 yaşında seçildiğinden uzun süre görevde kalamayacağı hesaplandı. Planlandığı gibi de oldu. Şimdi Vatikan uzun dönemli bir papa seçmeye hazırlanıyor.

Çünkü Kilise yüzleştiği modern sorunlara yeni çözümler üretmeli. Taban; eşcinsel evlilik, kürtaj, boşanma gibi konularda reform bekliyor. Ayrıca diğer dinlerle diyalog istiyor. Bu bağlamda yeni papa ‘siyahi’ olmayacak. Zira Afrikalı adaylar bu konuda diğerlerine göre daha katı.” *Mustafa Cenap Aydın, Roma merkezli Tevere Enstitüsü Direktörü, Teramo Üniversitesi


34GÜNDEM Bitlis Paşa’ya son kurşun!

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Eşref Bitlis’in uçağı düşürülmeden önce 3 defa tehdit zarfı aldığı ortaya çıktı. Son zarfta çelik bir mermi bulunuyordu. Paşa’nın gördüğü son kurşun onun ölüm fermanı oldu. HAŞİM SÖYLEMEZ Orgeneral Eşref Bitlis suikastı dos-

1yası da zaman aşımından rafa

kaldırılanlar arasına girdi. Delil yetersizliği ve davada yol alınamaması umutlu bekleyişi sonlandırdı. Oysa yakın tarihin önemli suikastlarından biri olan Bitlis Paşa’nın öldürülmesine ilişkin dosyanın yeniden açılması seri karanlık cinayetlerin aydınlanması adına bir umut olmuştu. Aradan geçen 20 yılda hep tartışılan, bir o kadar da üzerinde spekülasyon yapılan suikastla ilgili yeni bilgiler bulanmaması ayrı bir konu. Ancak ulaştığımız bazı bilgiler Eşref Paşa’nın açık açık tehdit edildiğini ortaya çıkarıyor. Bitlis’in bindiği uçak 17 Şubat 1993’te düşmüştü. Bitlis’in o tarihten önce tehditler aldığı; ancak bunları pek kimseyle paylaşmadığı ortaya çıktı. İddiaya göre tehditler daha çok şifreli ve zarflar içinde geliyordu. Makam masasına elden bırakılan zarflar geldikçe Bitlis’in öfkesi ve meselelere sarılma azmi artıyordu. İsminin açıklanmasını istemeyen bir tanık, son zarfın renginin aslında tehlikeyi açıkça anlattığını; fakat Bitlis Paşa’nın buna rağmen uçağa binip Diyarbakır’a gitmek isteğini ifade ediyor. Eşref Bitlis ilk zarfı vefatından 2 ay önce almıştı. Zarfın rengi beyazdı ve içinde bir not vardı, daha doğrusu bir isim: John Yaser Çelik. Bu, kriptolu bir tehdit miydi bilinmiyor. İkinci zarfın rengi sarıydı ve aynı not (isim) yine vardı. Bitlis Paşa, ikinci zarfın ardından olayı takibe aldı ve Karargâh içinde bir soruşturma başlattı. Ama mesafe alması pek mümkün olmadı. En yakın yaveri bile bu konuda bilgisi olmadığını söyledi. Bitlis Paşa’nın zarfları Albay Kazım Çillioğlu’na anlattığı belirtiliyor. Son zarfı Bitlis 15 ya da 16 Şubat’ta masasında buldu. Bu sefer sadece not yoktu. Kırmızı renkli zarftan çelik uçlu

bir mermi de çıktı. Ayrıca zarftaki nota bir ilave yapılmıştı; John Yaser Çelik-Bir. Bitlis Paşa, ertesi gün çıkacağı yolculuğu düşünerek zarfı daha sonra soruşturmak üzere çantasına koydu. Zarfın hikâyesi uçak düştükten sonra da devam etti. Paşa’nın enkaz alanına dağılan bütün evrakları toplandı. İçinde zarfın da bulunduğu evraklar Karargâh’ta not edildi. Fakat Genelkurmay ve Jandarma Genel Komutanlığı yetkililerince hazırlanan eşya listesinde zarfa dair bilgi yer almadı. Listede Paşa’nın giydiği kıyafetler, saat, tabanca, küçük bir dua kitabı, siyah çanta ve bazı sıradan yazışma evrakları vardı. Oysa Bitlis’in Hizbullah, PKK ve uyuşturucu işiyle uğraşan korucu-aşiretlere dair hazırlattığı rapor da yanındaydı. Zaten bu meseleyi görüşmek üzere Diyarbakır’a gidiyordu. Bitlis Paşa suikastının ardından Binbaşı Ahmet Cem Ersever bu olayı araştırmaya koyuldu. İlk işi, uçağa binemeyen Albay Kazım Çillioğlu’nu gayrinizami sorgulamak oldu. İddiaya göre Çillioğlu zarf olayını Ersever’e anlattı. Araştırmasını sürdüren Ersever, ‘Bitlis suikastının’ arkasındaki kişilere dair ciddi bilgi ve belgelere ulaştı. Ancak kırmızı renkli zarfı bulamadı. Buna rağmen topladığı belge ve bilgileri kitaplaştırmak isteyen Ersever, yayıncısına beklemesini söyledi. Ama sonrasında ortalıktan kayboldu. Daha sonra cesedi bulundu. Ersever, Bitlis suikastına ilişkin bilgilerini Zeki. E. ile paylaşmıştı. Hâlen hayatta olan Zeki E. şu anda akademisyen; ancak ciddi bir rahatsızlığı bulunuyor. Bitlis Paşa’nın uçağının düşmesine dair ciddi belge ve bilgileri toplayan Ersever’in çok önemli bir yerden gelen emirle sorgulanıp öldürülmesi istenir. Emri veren kişinin, o dönemde yıldızı parlayan, ordunun gözbebeği subaylardan biri olduğu ileri sürülüyor.

Bitlis Paşa suikastının ardından Binbaşı Ahmet Cem Ersever bu olayı araştırmaya koyuldu. İlk işi, uçağa binemeyen Albay Kazım Çillioğlu’nu gayrinizami sorgulamak oldu. İddiaya göre Çillioğlu zarf olayını Ersever’e anlattı. Araştırmasını sürdüren Ersever, ‘Bitlis suikastının’ arkasındaki kişilere dair ciddi bilgi ve belgelere ulaştı.

Türk okulunu ziyaret etti

Erbil'de İbrahim Tatlıses'i ağlatan sürpriz Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses, Er-

1bil'deki Işık Üniversitesi'ne sürpriz bir

ziyaret gerçekleştirdi. Üniversite öğrencilerini sınıflarda ziyaret eden Tatlıses, kendisi için hazırlanan sürpriz karşısında gözyaşlarını tutamadı. Ticaret amaçlı Erbil'e sıkça ziyaret yapan ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses, önceki ziyaretinde sanatçı Şivan Perver ile bir araya gelmişti. Bu ziyaretinde ise Erbil'de Türk girişimciler tarafından kurulan Işık Üniversitesi'ne bir ziyaret gerçekleştirdi. Tatlıses ilk olarak üniversitede sınıfları gezdi. Daha sonra ise Işık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Öztaş'ın odasına geçildi. Tatlıses'i dekanlık girişinde bir sürpriz bekliyordu. Bu yıl düzenlenecek Türkçe olimpiyatlarına hazırlanan Geylan Tahir adlı öğrenci, Tatlıses'in uzun yıllar seslendirdiği "Yaradan var" adlı uzun hava ile karşıladı. Tatlıses çocuğun sesini duyunca gözyaşlarını tutamadı. Hayranlık içerisinde çocuğu dinleyen Tatlıses, "Ağam olasan Ömer" türküsüne gözyaşları içeri-

sinde eşlik etmeye çalıştı. Erbil şehrinde faaliyet gösteren Fazalar Grubu Koordinatörü Talip Büyük, "Asya ülkelerinin hepsini gezdim ve yabancı sanatçılar içerisinde birinci sırada dinlenen sanatçı Tatlıses'tir ve bunu yaptığımız anketlerde de gördük." dedi. Tatlıses'in üniversiteye bu ziyaretinin öğrenciler için büyük moral olacağını söyleyen Büyük'e, Tatlıses "Asıl bana moral oldu." sözleri ile cevap verdi. Tatlıses, "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum. Ben okuyamadım ama 2 bin öğrencilik bir okul açabildim. Allah bu zinciri kurandan razı olsun. Bu çok büyük bir zincirdir. Asya, Avrupa, Amerika'ya kadar uzanıyor. Bu Türkiye Cumhuriyeti için çok önemlidir." ifadelerini kullandı. Üniversite çıkışında türkü eşliğinde yüzlerce öğrenci Tatlıses'i bekleyip kendisi ile fotoğraf çektirmek için yarıştı. Tatlıses, öğretmen ve öğrencilerle toplu fotoğraf çektirdikten sonra üniversiteden ayrıldı. (CİHAN)


35 GÜNDEM

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Pilotların derdi Balyoz değilmiş! ABDULKERİM BEDİR Son dönemde Ergenekon ve Bal-

1yoz davaları üzerinden ilginç bir

söylem geliştirildi. Darbe öncesi kaos oluşturma ve darbe girişimi suçlarını kapsayan davalar eleştirilirken “Savaşacak general, gemiye gönderilecek bahriyeli, uçağı kaldıracak pilot kalamadı.” gibi Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de (TSK) hedef alan iddialar ortaya atılıyor. Aslında gerçekler saptırılarak hem Türk ordusu yıpratılmaya çalışılıyor hem de ilk defa darbeciliği yargılayan mahkemeler itibarsızlaştırılmak isteniyor. Bu kapsamda Türk Hava Kuvvetleri’nden (THK) 110 civarında pilotun emekliye ayrılması ‘orduda zafiyet oluştu’ şeklinde yansıtıldı. Her yıl rutin bir şekilde cereyan eden bu olay ilk kez yaşanıyormuş gibi lanse edildi. Pilotların Ergenekon ve Balyoz davalarına tepki için istifa ettiği ileri sürüldü. Peki, gerçekler ne ve istifalar nasıl okunmalı? Koparılan fırtınanın arkasında TSK’da yıllardan beri yaşanan rutin bir olay var. Yalnızca hava kuvvetlerinde değil, kara ve deniz kuvvetlerinde de benzer istifalar gerçekleşiyor. Bu yıl istifa eden pilot sayısını yükselten sebep TSK Kanunu’nda yapılan değişiklik. Haziran 2012’de Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yasal düzenlemeyle subay ve astsubayların zorunlu hizmet süreleri 15 yıldan 10 yıla düşürüldü. Pilotların zorunlu hizmet süreleri de 13 yıla indirildi. Bu değişiklikle birlikte 500 pilot, tazminatsız ayrılma hakkı kazandı. Önceki senelerde hava kuvvetlerinde her yıl 100 civarında pilot, zorunlu hizmet süresini dolduruyor, ortalama 30’u istifa ediyordu. Dolayısıyla, zorunlu hizmet süresindeki yasal değişikliğin ardından bu yıl 150 kadar pilotun istifa etmesi zaten beklenen bir durumdu. Diğer bir tabirle şartları tutan pilotların yüzde 30’u rutin olarak istifa ediyordu. Bu yıl da bu oran aşılmadı. Meselenin Ergenekon veya Balyoz’la ilgisi yok. Rakamlar da bu durumu teyit ediyor. Genelkurmay, çok geçmeden iddialara 5 maddelik bir açıklamayla cevap verdi. Açıklamada TSK’nın dinamik ve kurumsal yapısı sebebiyle, ayrılan her personelin yerine aynı ehliyette başka birinin görevlendirildiği ve istifa/emekliliğin doğal, kişisel bir hak olduğu vurgulandı. Emir komuta zafiyeti iddiasının gerçek dışı olduğu vurgulanan açıklamada yer yer sert ifadelere yer verildi. Açıklamalardaki şu ifadeler dikkat çekici: “Gündem yaratarak, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne zarar verebileceğini düşünenler, büyük bir yanılgı içindedirler. Yıkıcı mahiyet taşıyan söylem ve yayınların, devletimizin gücüne ve itibarına önemli ölçüde zararlar verebileceği daima göz önünde tutulmalı ve Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden yapılacak bu tür girişimlerin ülkemize yönelik en büyük kötülük olabileceği dikkate alınmalıdır.” Ayrıca TSK’da, istekle istifa/emekliliğin ocak-şubat aylarında gerçekleştiği vurgulanarak, “Kendi iste-

Bu yıl TSK’dan daha fazla pilotun istifa etmesi, bazı çevreler tarafından Ergenekon ve Balyoz davalarına bağlandı. Oysa istifaların asıl sebebi zorunlu hizmet süresinin kısalması ve sivil hava yollarının sunduğu cazip imkânlardı.

ğiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ayrılacak personelin işlemleri devam etmektedir. İşlemler tamamlandıktan sonra kamuoyuna bilgi sunulacaktır.” denildi. İddialara tepki TSK ile sınırlı kalmadı. Başbakan Tayyip Erdoğan, Slovakya gezisi sonrasında tartışmalara tepki göstererek, istifaların asla emir-komuta zafiyeti oluşturmayacağını söyledi. Başbakan, konuyla ilgili TSK’nın gerekli açıklamayı yaptığını, emeklilik olayının TSK’nın rutini olduğunu, hizmet süresini dolduranların emekli olduğunu dile getirdi. İstifaların aynı zamana rastlaması TSK’da istifa ve emeklilik başvurusunun, sadece ağustos ve ocakta yapılabilmesinden kaynaklanıyor. Yeni yasanın uygulama süreci Ağustos 2012’ye yetişmediği için, ayrılmak isteyenler mecburen yeni yılı beklemek zorunda kaldı.

Pilotlar neden istifa ediyor? Silahlı Kuvvetler’de mecburi görev

süresini tamamlayan pilotları sivil hayatta çok iyi imkânlar bekliyor. Hava yollarındaki gelişmelere paralel olarak pilot ihtiyacı da had safhaya ulaşmış vaziyette. Bazı hava yolu şirketleri yerli pilot bulamadıkları için açığı yabancılarla gidermek durumunda kalıyor. Ordudan istifa eden pilotların ilk durağı hava yolu şirketleri oluyor. Mecburi hizmeti biten pilotlar buralarda, TSK’da aldığının 3-4 katı maaşla işbaşı yapabiliyor. Askerî pilotlar, ortalama 5 bin lira maaş alırken, istifa edip sivil havacılığa geçenler, ikinci pilot olarak işbaşı yaptıklarında 8-10 bin lira civarında maaşa kavuşuyor. 1500 saatlik uçuşun ardından kaptan pilot koltuğuna oturduklarında ise aldıkları maaş 18 bin lirayı buluyor. Bu durum havacılık sektörüyle uğraşan herkes tarafından biliniyor. İsmini vermek istemeyen hava kuvvetlerinden emekli ve yıllarca sivil hava yollarında çalışmış bir subay da bu durumu teyit ediyor. Ona göre şimdilerdeki istifaların tek sebebi var o da

sivil hava yollarının daha iyi imkânlar sunuyor olması. Başta da belirtmiştik, pilotların istifası bu seneye mahsus bir olay değil. Yıllardan beri mecburi hizmetini tamamlayanlardan bazıları istifa ederek kendini dışarı atıyor. Türkiye’de sivil havacılık şirketlerinde çalışan yaklaşık 9 bin pilotun yarısından çoğunu TSK’dan ayrılan eski savaş pilotları oluşturuyor. Havacılık sektörü son senelerde yapılan yatırımla büyük bir ivme kazanmış durumda. Dünyanın en iyi havacılık firmaları arasında gösterilen Türk Hava Yolları (THY) sürekli yeni uçuş noktaları açıyor. Bu bağlamda THY yeni yıla girerken 4,7 milyar dolarlık uçak siparişi verdi. Pegasus Hava Yolları ise 100 uçak için 12 milyar dolar ayırdı. Yatırımlar havacılık sektöründeki beklentiyi özetliyor. Bu durum gelecekte pilot ihtiyacının daha da artacağını gösteriyor. Elbette bunun yansımaları Silahlı Kuvvetler’de de hissedilecek.

Koparılan fırtınanın arkasında TSK’da yıllardan beri yaşanan rutin bir olay var. Yalnızca hava kuvvetlerinde değil, kara ve deniz kuvvetlerinde de benzer istifalar gerçekleşiyor. Bu yıl istifa eden pilot sayısını yükselten sebep TSK Kanunu’nda yapılan değişiklik.


36DÜNYA Türkiye ile ilişkilerimiz düzeldi

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin ani rahatsızlığından sonra oluşan durumu KYB Genel Sekreter Yardımcısı Berham Ahmet Salih ile konuştuk. Salih, Irak’ın muhtemel cumhurbaşkanları arasında sayılıyor.

HAŞİM SÖYLEMEZ Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin

1kritik dönemdeki ani rahatsızlığı ülkeyi

lumsal programların bazılarını uyguladım. Önemli bir aşama kaydettik.

iyice karıştırmışa benziyor. Irak’ta sorunlar giderek büyürken, Kürtler Bağdat’taki cumhurbaşkanlığı tahtını bırakmak istemiyor. Talabani’nin görev süresi için öngörülen 6 ayın bitmesine az bir süre kaldı. Şu anda cumhurbaşkanlığı hakkı Kürtlerde ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) elinde. Ama merak edilen soru şu: Mam Celal (Talabani) gelemezse onun yerine kim cumhurbaşkanı olur? Birçok Kürt siyasetçiye göre bu isim Berham Ahmet Salih. Erbil’de görüştüğümüz Salih, bu konuda fazla konuşmak istemiyor; ancak gerektiğinde göreve hazır olduğunu söylemekten çekinmiyor. KYB Genel Sekreter Yardımcısı Salih, siyasi tecrübesiyle öne çıkan bir isim. 53 yaşında, Süleymaniyeli. Daha önce Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanlığı ve Irak Federal Cumhuriyeti Başbakan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Salih’e göre Irak’ta ciddi sıkıntılar var ve bağımsız Kürdistan’ın ilanı sebep değil, sonuç olur.

-Kürt Bölgesi değişim ve gelişmelere yeterince ayak uydurabiliyor mu? Dünya değişen bir şey, buna ayak uydurmak gerek. Bunun için ileriyi düşünmek zorundasınız. Biz artık acemi değiliz. Kürdistan her geçen gün aktif dünya siyasetinin içine giriyor. Biz de kendimizi bu siyasetin içinde nasıl muhafaza eder, daha iyi bir konuma getiririz diye tartışıp çözümler üretiyoruz. Kürdistan artık Ortadoğu coğrafyasında çok önemli bir role sahip. Bunun farkındayız ve adımlarımızı ona göre atıyoruz.

-Liberal bir duruş sergiliyorsunuz, kendinizi tam olarak nereye koyuyorsunuz? Ben Kürdistan’da var olan siyasetin bir parçasıyım. Sosyal demokratım. KYB sosyal demokrat bir partidir. İçeride değişik fikirler var. Demokrasiye, özgürlüklere inanıyorum. Aynı zamanda buna iktidarların, yöneticilerin, hükümetlerin de inanmasını ve gereğini yapmasını isteyenlerdenim.

-Herkes konuştuğu için bu soruyu sormak zorundayım, Irak Cumhurbaşkanı olma durumunuz var mı? Birinci önceliğimiz Mam Celal’in iyileşip aramıza dönmesi. Aksi durumda Irak Cumhurbaşkanlığı Kürtlerin hakkı ve KYB’nindir. O zaman oturup konuşuruz ve arkadaşlar karar verir, bir aday çıkar. Bu ben de olabilirim başkası da olabilir.

-Hükümet başkanlığınız döneminde bu konuda çalışmalarınız oldu mu? Toplumun okuması, bilinçlenmesi, vatandaşların bütün sosyal haklardan yararlanması için çalıştım, çalışıyorum. Kadın erkek fark etmez, toplum birlikte kalkınır. Kadının cahil kalması kötü bir şeydir. Onların özgürleşmesine, sosyalleşmesine fırsat tanımak lazım. Hükmet başkanı olduğum zaman bu top-

-Cumhurbaşkanı olmaya hazır mısınız? Söylediğim gibi zamanı geldiğinde karar verilir. Evet, ben Irak Cumhurbaşkanı olabilirim. Ama bu Kürtlerin temsiliyet hakkı adına olur. Şahıslar değil, kurumlar ve davamız önemlidir.

-Talabani’nin sağlık durumu düzelmezse Irak Cumhurbaşkanlığı için adınız geçiyor Mam Celal benim büyüğüm, liderim. Ona sonsuz saygımız var. Onun yerini kimse dolduramaz. Bir an önce iyileşip aramıza dönmesini bekliyoruz. Durumunda önemli gelişmeler var. Biz onun arkasından iş çevirmeyiz. Bu ahlaki değil. Sizden ricam bu konuyu kapatalım.

-Irak’taki gerginlik devam eder mi? Saddam’ın devrilmesinin üzerinden 10

yıl geçti. Her şey artık çok açık ortaya çıktı. Var olan iktidar ve uyguladığı sistem çok tehlikeli. Bu sorun Şii, Sünni veya Kürt problemi değildir. Bütün Iraklıların problemidir. Ama bu bazen Sünni-Kürt ya da Sünni-Şii problemi diye yansıtılıyor. Irak’ın bir anayasası var, bir uzlaşma sonucunda hazırlandı. Bu anlayışların yeniden tespit edilip gözden geçirilmesi gerek. Irak’ı sadece bir grup yönetemez, Irak bütün Iraklılarındır. -Anayasa var ama Nuri El Maliki’nin tavrı da ortada. Bu tüm Irak’ın problemi. Bağdat’ın bunu çözmesi lazım. Şu an diyaloğumuz var. Bunun amacı hükümetin durumu düzeltmesidir. Biz taleplerimizi Şiilere verdik, onların cevaplarını bekliyoruz. Bir çözüm arayışımız var. Sistani’nin bu konudaki tutumu iyi. -Ama şimdi mevzilerde Irak ordusu ve Peşmerge karşı karşıya. Kerkük’ün durumu çok kötü. Biz Irak hükümetini uyardık, bu tutumundan vazgeçsin diye. Ancak sorun aşılamayınca biz de asayiş için tedbirler aldık. Önce var olan anlaşmaya aykırı davranıyorlar. Bağdat yönetimi orduyu kendi çıkarları için kullanamaz. O ordu bütün Iraklılarındır. -Irak hükümetinde Kürtlerin cumhurbaşkanlığı, Meclis başkanlığı gibi hakları devam ediyor mu? Şu ana kadar devam ediyor. Bağdat’ta ciddi çalışmalarımız var. Kürtler Irak problemini çözmek istiyor. Bunların anayasaya göre çözülmesi gerekir. Maliki’nin kalıp kalmayacağı Irak Meclisi’nin kararıdır. Siyasi tecrübeme dayanarak bu soruya tam olarak şöyle cevap verebilirim, durum düzelmezse Maliki gider. Bunun için ciddi taleplerimiz var. Bu durum devam ederse Irak ve bölge için büyük tehlike var demektir. Evet devam eden sıkıntılar ve zahmetli bir süreç var. Şii ve Sünni din adamları ve akil adamları ile görüştük, yardım istedik. Irak için elimizden geleni yapıyoruz.

-Bağımsız Kürdistan talebi Bağdat sorunu ile ilgili mi? Kürdistan halkının belirlenmiş bir hakkı var. Kararı verdik, biz Irak demokratik yapısının bir parçasıyız. Federal bir liberal devlet olmasını istiyoruz. Kürtler bu projenin öncüsüdür. Irak’ın parçalanmasının bir tarafı olmayız. Kendi kaderimizi tayin hakkımız var. Ama biz şimdi bekliyoruz. Irak Anayasası’nın uygulanmaması durumunda olur. Bu sebep değil, sonuç olur. Bunun adı da ‘Bağımsız Kürdistan’ olur. -Bağımsız Kürdistan olur mu? Bunu inkâr edemem. Keşke sınırların hiçbir önemi kalmasa. Kürdistan’ın çıkarlarını da düşünmek zorundayız. Türklerle, Farisilerle görüşmeler yapıyoruz. Kürtleri Ortadoğu’da problem olarak görülüyorlardı. Şimdi ise Kürtler problemlerin çözülmesine öncülük ediyor. Komşularımıza ellerimizi uzatıyoruz. Ekonomik, siyasi, ticari bağlantılarımız var. Hepimiz insanız, çocuklarımıza iyi bir gelecek bırakmak zorundayız. Demokrasi içinde yaşayan bir toplum istiyoruz. Kürt olduğumdan dolayı gurur duyuyorum. Arap, Türk, İranlı da kendi milliyetinden gurur duymalıdır. Geniş düşünmek lazım. Problemlerin çözümünde en önemli faktör biziz ama bazen bazı şeyler elinizde olmayabiliyor. -Türkiye ile ilişkilerinizi nasıl görüyorsunuz? Türkiye ile bir dönem sıkıntılarımız vardı. Ama şimdi iyi ilişkilerimiz var. Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül ile görüşmelerimizde bir sürece girdik. Kürtler Türkiye için baş ağrısı olarak algılanıyordu ama şimdi dostane bir ilişki var. İran ile de ilişkilerimiz var. Ama en ağır ve en önemli ilişkilerimiz Türkiye iledir. Bu, bölge ilişlerini düzletmek için önemlidir. Kürtlerin haklarını vermek tehlikeli değil. Türkiye’nin bunu bilmesi gerek. Barış ve huzur şart. Biz yardımcı oluruz. 20. yüzyıl Kürtler için kötü bir asır oldu; ancak 21. yüzyıl Kürtlerin yüzyılı olma yolunda. Bölgemizde emniyet ve asayiş için Kürtler çok önemlidir.


37 DÜNYA İranlı entelektüellerin ‘devrim’ tavsiyeleri, Mısır’da tepki çekti

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

CUMALI ÖNAL KAHIRE İran’ın önde gelen siyasetçi, uzman ve

1akademisyenleri, Mısır Cumhurbaşkanı

Muhammed Mursi’ye bir mektup göndererek, İran’da gerçekleştirdikleri devrimin formülünü anlattı. İranlı uzmanların mektubu, Mısır’da ise tepki çekti. İran’ın tecrübesini Mısır’a da aktarmak istediklerini belirten İranlı entelektüeller arasında İran dini lideri Ali Hamaney’in danışmanlarından eski dışişleri bakanı Ali Ekber Velayeti gibi isimler bulunuyor. Ancak Mısır basını, İranlı entelektüellerden gelen mektubu, ‘İran dini lideri Ali Hamaney, Mursi’ye velayet-i fakih rejimi uygulamasını önerdi’ başlığıyla veriyor. Mursi yönetimini sert ifadelerle eleştiren Mısır’ın önde gelen program yapımcılarından ve yazarlarından İmadettin Edip, ‘Teşekkürler Sayın Hamaney’ başlıklı yazısında “Mısırlılar devrimi modern demokratik bir sivil yönetime kavuşmak için mi, yoksa velayet-i fakih rejimini getirmek için mi yaptı?” diye soruyor. Masri el Yom gazetesi yazarlarından Muhammed Emin de ‘Mursi majesteleri’ başlığıyla yazdığı makalesinde Mursi’nin artık Türk modelini laik bulduğunu, dolayısıyla hayalindeki Abbasiye modeline ulaşmak için İran tecrübesine yakınlaştığını iddia ediyor. Tahran Times gazetesinde yayımlanan habere göre Mısır devriminin ikinci yıldönümünde Mursi’ye ulaştırılan mektupta devrimin başarılı olduğu alanlar data ve istatistiklerle anlatılıyor. Mısır hükümetinin İslam’ı rol model olarak almasını da öneren İranlı entelektüeller, farklı alanlardaki bi-

limsel tecrübelerini Mısır halkına sunmaya hazır olduklarını vurguluyor. Konuyla ilgili olarak Mursi’nin sözcüsü Yasir Ali, yaptığı açıklamada, Mısır’ın halkının iradesini gözeten kendi modeli bulunduğunu, İran’la ilişkilerin geliştirilmesinin de Suriye konusu ile bağlantılı olduğunu belirtti. Mübarek rejimi döneminde kesik olan diplomatik ilişkileri yeniden kurmak için büyük bir çaba

sarf eden ancak ABD ve İsrail’in Kahire’ye baskılarından dolayı bunda başarısız olan Tahran, Mursi’nin iktidara gelmesinden sonra bu politikasına büyük bir hız verdi. İlk yurtdışı gezilerinden birini, Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi’nden dolayı Tahran’a yapan Mursi, burada sert bir çıkış yaparak İran’ı Suriye politikası ve Sünni değerlere olan saldırılarından sert bir dille eleştirmişti. Ancak

İranlı yetkililer, Kahire’ye arka arkaya üst düzey yetkililer göndererek ilişkileri geliştirmenin yollarını arıyor. Son olarak da İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesi için Kahire’ye gelen İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Mısır’a her türlü parasal yardımda bulunmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Neden cuma günleri vuruyor?

Esed'den kan donduran taktik DIŞ HABERLER Suriye’de iki yılı aşkın süredir devam

1eden iç savaşta 70 binden fazla insan

hayatını kaybetti. Birçok şehirde olduğu gibi Lazkiye'ye 35 km mesafedeki Selme’de de büyük bir dram yaşanıyor. 75 bin nüfusu olan şehirde 5 bin kişi kalmış. Yedi aydır elektrik yok, sular akmıyor. Camilerin bombalandığı şehirde bazı evler camiye dönüştürülmüş. Muhaliflerin 5 vakit ezan okuduğu şehirde namazlar evlerde cemaatle kılınıyor. Mirgkhokha Camii'nin imamı Ebu Ahmed, “Bombaların altında yaşamaya çalışıyoruz. Cuma namazlarımızı da evlerde kılıyoruz. Rejim, daha fazla ölü olması için cuma namazlarını hedef alıyor. Ama bu topraklarda ezanları susturmayacağız.” diyor. Yol boyunca Türki-ye'den gönderilen gıda maddelerini görüyoruz. Rehberimiz, Rusya ve İran'dan gelen tank ve bombaları göstererek, “Onlar bizleri öldürüyor. Sizler yaşatıyorsunuz.” diye konuşuyor. Adeta hayalet kasabaya dönen şehirde yüzlerde gülücükler sadece ‘hoş geldin’ demek için açıyor. Türkiye’den birilerinin gelmiş olması son derece sevindiriyor onları. Muhaliflerin, Esed yanlısı Nusayri azınlığının yoğun olarak yaşadığı Lazkiye’ye açılan en uç cephesi olması nedeniyle Selme

yoğun bombardıman altında tutuluyor. İç savaştan önce 75 bin nüfusu olan şehirde 5 bin kişi kalmış. Şehrin 7 aydır elektrik ve suyu kesilmiş. Yağmur ve kuyu sularını depolayıp kullanıyorlar. Elektrik ise jeneratörler yardımıyla sağlanıyor. O da hastane ve basın merkezlerinde kullanılıyor. Şartlar son derece kötü görünse de hiçbiri şikâyetçi değil. “Ülkemiz özgürleşene kadar savaşmaya devam edeceğiz. Ölümden korkumuz yok.” diyorlar. Yoğun bulutlar nedeniyle savaş uçakları ve helikopterlerin bombalamadığı üç gün onların en sakin günü.

Ancak havan topu ve tank atışları aralıksız devam ediyor. Kanlı savaş öncesi astım hastalarının da tedavi edildiği bir merkezin bulunduğu Selme, şimdilerde Lazkiye’nin ölüm şehri. Öyle ki terk edilen birçok evde bombardımandan kaçan ailelerin son yemeklerini yedikleri tabakları sofra üzerinde öylece duruyor. Şehirdeki muhaliflerin elinde rejimden ele geçirdikleri kullanılabilir durumda tanklar dikkat çekiyor. Kentteki muhaliflerin sorumlusu Şeyh Halid, “Türkiye’den gelen yardımlar olmasa burada asla dayanamayız. Ancak daha iç bölgelere

yardımlar gitmiyor.” diyor. Şehirde 5 kişilik bir basın merkezi de bulunuyor. Onlara göre yaptıkları gazetecilik, en az savaşçılık kadar önemli. Mazlum Suriyelilerin yaşadıklarını halka duyuruyorlar. Şehirdeki bombalamaları ve olayları çekerek uluslararası ajanslara ve medya organlarına hiçbir ücret almadan gönderdiklerini söylüyorlar. Her biri Suriye’deki üniversitelerin en önemli ve seçkin bölümlerini bitirmiş. Türkiye’de bulunan ailelerini çok özlediklerini anlatıyorlar. Uzun bir sohbetin ardından çektikleri görüntüleri izletiyorlar. İzlerken adeta kanımız donuyor. Şehirde yaralıları tedavi etmek için bir de hastane bulunuyor. Hastanenin 2 doktoru, 5 hemşiresi var. Doktor Ebu Kasım, Lazkiye Devlet Hastanesi’nde görev yaparken ayrılarak muhaliflere katılmış. Doktor Kasım’ın anlattıkları, adeta 24 aydır yaşananların küçük bir özeti: “Dera’daki olayların ardından ilk protesto gösterileri Lazkiye’de yapıldı. Orada görevliyken bizden rejim tarafından vurulan göstericileri tedavi etmememiz istendi. Bunu kabul etmeyen doktorlar, muhaliflerle işbirliği yaptıkları suçlamasıyla cezaevlerine atıldı. Bu doktorlar arasında Nusayriler de vardı. Onları da cezaevine attılar. Ben de çatışmalar başlayınca muhaliflerin safına geçtim.”


38 KÜLTÜR

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Burdur’un Belçikalı kültür elçileri Belçikalı lise ve üniversite öğrencileri, okullarında teorik olarak işledikleri arkeoloji dersinin pratiğini Burdur’da yapıyor. Dört yıl içinde 10 bin Belçikalı öğrenci, tarihî ören yerlerine ziyarette bulanarak arkeolojik eserler hakkında yerinde bilgi sahibi oldu. ABDURRAHMAN BÜYÜKKESKİN İSTANBUL Belçikalı lise ve üniversite öğrencileri, doğup büyüdükleri ülkeden kalkıp Anadolu’nun yolunu tutuyor. Onlar Burdur’un yabancısı değil. Daha doğrusu Burdur, eğitimlerinin bir parçası. Okulda teorik olarak işledikleri arkeoloji dersinin pratiğini Burdur Sagalassos’ta yapıyorlar. Hem de Belçikalı ünlü arkeologların mihmandarlığında. Antik kentteki kazı çalışmalarını yerinde görüp tarihî mekânlar hakkında kalıcı bilgiler ediniyorlar. Ayrıca Anadolu’da gördükleri güzellikleri ülkelerine taşıyıp adeta kültür elçisi vazifesi görüyorlar. Burdur’un Ağlasun ilçesindeki Sagalassos Antik Kenti’nde 24 yıldır kazı çalışması yapan Belçikalı arkeologlar, ülkelerinden gelen lise ve üniversite öğrencilerinin gönüllü hocalığını yapıyor. Belçikalıların dünyada tek kazı yaptığı alan Sagalassos olduğu için, tarihî ören yerinin Avrupa ülkelerinde tanımına özel önem veriyorlar. Belçika Veliaht Prensi Philippe’nin Sagalassos’a sekiz yıl önce yaptığı ziyaretin ardından Belçikalı lise ve üniversite öğrencilerinin ilgisi her geçen gün artarak devam ediyor. Öğrenciler, 10 günlük program dâhilinde Sagalassos’tan sonra Antalya’ya geçerek Termessos, Perge, Selge, Seleukeia, Olimpos, Kekova (Batık şehir), Tlos, Letoon, Xanthos, Aspendos Antik Tiyatro, Side Antik Tiyatro, Patara Meclisi, Likya kaya mezarları, Alanya Kalesi, Yivli Minare, Athena ve Apollon Tapınağı’nı ziyaret ediyor.

1

Belçika Leuven Katolik Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Marc Waelkens, Sagalassos’ta 24 yıldır kazı çalışması yapıyor. Walkens, devletine Türkiye’deki tarihî ören yerlerini görmesi için teşvikte bulunmuş. Waelkens, “24 yıldır Sagalassos’ta kazı çalışmasının başkanlığını yürütüyorum. Burdur’da kendimi evimde gibi hissediyorum. Belçika’da okullarda yaptığımız tanıtımlarla öğrencilerin Anadolu medeniyetlerini yakından tanımasını sağlıyoruz. Sagalassos, Belçikalı öğrencilerin Antalya bölgesiyle Denizli, Muğla, İzmir, İstanbul, Konya ve Kapadokya bölgesindeki

eserleri tanımasında köprü oldu.” diyor.

Geçen yıl 6 bin Belçikalı öğrenci geldi Belçikalı öğrenciler, ziyaretlerinde tarih derslerindeki Helenistik, Roma, Bizans, Yunan, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemi eserleri ve eserlerin günümüze yansıma konularını işliyor. Belçika VRY Teknik Lise Müdürü Bart Laleman, her yıl okullarından 200 öğrencinin Anadolu’da kültür ve arkeoloji turuna çıktığını söylüyor. Belçika Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Anadolu medeniyetleri eserlerini öğrencilerin yakından tanıması için teşvik ettiğini anlatan

Laleman, Antalya’nın bu kapsamda dünyanın en zengin arkeolojik varlığı olan şehirler arasında yer aldığı bilgisini veriyor. Belçika Hasselt Technisch İnstitust Heiling Hart Lisesi öğretmeni Yavuz Taşdemir okul olarak her yıl 36 kişilik gruplar halinde Antalya’daki arkeolojik eserleri tanıtarak bilgi verdiklerini belirtiyor. Kangal Turizm seyahat acentesi sahibi Mehmet Elbudak da Avrupa ülkeleri içinde kültür ve arkeolojik eserlere en fazla ilgi gösteren ülke öğrencilerinin Belçika olduğunu söylüyor. Geçen yıl 6 bin Belçikalı öğrenci Antalya’daki tarihî ören yerlerini gezdi.

Çeşmenin akması için 13 yıl uğraşmış Belçika Leuven Katolik Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Marc Waelkens, Burdur’daki Sagalassos Antik Kenti’nin Psidyalılar döneminde dünyanın sayılı seramik üretim merkezlerinden olduğunu söylüyor. Tarihî şehrin esas tanınması ise Büyük İskender’in M.Ö. 333’te şehri kuşatmasıyla gerçekleşmiş. Waelkens, bölgedeki tarihî bir çeşmenin ihya edilme hikâyesini ise şöyle anlatıyor: “13 yıl boyunca Antoninler Çeşmesi’nden su akması için uğraştım. Üç yıl önce eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın katılımıyla tarihî çeşmeden suyun akmasını başardık. Bu olaydan sonra çeşme, UNESCO İnsanlık Kültür Mirası’nda yer aldı. Böylelikle de Belçika halkının bölgeye ilgisi arttı.”


39YORUM

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Hamdullah Öztürk

İki haber: Biri kötü, biri iyi Müslüman olmuş bir Rus vatandaşı, ai- niklerini uygular. Kendi tabiri ile günde dört lesinin de ihtidası için Kur’an’dan bahisler saat omurgasını dik tutarak, küçük bir minaçarak onların dikkatini çekmeye çalışıyor. derin üzerinde oturup meditasyon yapmak Çocuğunun gayretlerini gören baba, bir soru da buna dahildir. Ama Mustafa Bey, psikoyöneltiyor ona: Evladım! Eğer Kur’an, dedi- log olmasına rağmen birtakım sıkıntılara ğin gibi bir kitapsa, neden teröristler Müslü- düşmekten kurtulamaz. Devam eden arayışlar, eskiden beri gönmanlardan çıkıyor? Mahallî problemlerle mücadele ederken lünde özel bir yer verdiği Mevlânâ CelaledKur’an’dan istifade etmek ile çağın prob- din Rumi üzerinden tasavvuf kapısına getilemlerine Kur’an’a göre çareler üretmek ara- rir Mustafa Bey’i. Beş vakit namaz, teheccüt sındaki farkın büyüklüğünü koyuyor önü- ve zikir yeni bir tecrübenin kapısını aralar. müze bu soru. Doğru olan, Hucurat Sû- Hassaten mürşidin rolü başka bir tesir icra etresi’nin ilk ayetinin ifade ettiği inceliğe bağlı mektedir. Mustafa Bey bir taraftan yeni tecolarak önceliği Kur’an’a vermek olmalı. Ama rübe ile eski yöntemler arasında karşılaştırne yazık ki, Kur’an’a bağlılık ile Kur’an’dan malar yaparken diğer taraftan da tahsil yıllarından başlayıp devam yararlanma, İslam dünyaeden mesleki arkadaşlıksında iki farklı akım olarak, larını katar işin içine. Tayan yana yol alıyor. Birisi accüp noktalarından biKur’an vasıtasıyla dünyayı risi Uzakdoğu teknikleaşma istikametinde ilerrinden rahatlıkla yararlalerken, diğeri kendi gönBirisi Kur’an vasıtasıyla dünyayı nan Batılı meslektaşları –ki lündeki dünyaya ulaşmak aşma istikametinde ilerlerken, için yararlanma yolunu sediğeri kendi gönlündeki dünyaya bunlardan bazıları psikoloji ilminde çok büyük yeçiyor farkında olarak ya da ulaşmak için yararlanma yolunu nilikler yapmıştır- İslam olmayarak... Allah ve reseçiyor farkında olarak ya da dünyasındaki tecrübeye sulünün önüne geçmek, olmayarak... ısrarla yabancı kalmaktaHucurat Sûresi’nin ilk dır. Tecrübelerini onlara ayetlerine bağlı olarak söyda aktararak psikoloji çalenecek olursa, takva dailışmalarında eksik kalan resinden çıkmak mananoktalara dair tasavvufi sına geldiğine göre, bu tecrübeden elde edilebileyolu tutanlar nereye gidicek faydaları aktarmaya çalışır. yor acaba? Onlar ne der ve ne kadar istifade eder biBu konuda ibret alınabilecek kapsamlı bir örneğin Sadr-ı İslam’da mevcudiyetini bili- linmez. Ama Mustafa Bey’in psikolojide ciddi yoruz. Bilmediğimiz şey, ibretin alınıp, alı- çalışmalar ve bizzat tecrübelerle geldiği nokta namayacağıdır. Zamana bağlı bu muamma, bizler için önemlidir. İlk baskısı 2007 yılında günü gelince yine zaman tarafından en ince yayımlanan “Dokuz Yüz Katlı İnsan” kitabı ayrıntıları ile tefsir edilecektir mutlaka. İn- “Hal İlmi”ni psikoloji disiplini açısından ela şallah o zaman kaybedenlerden olmayız. alıp, ilmi bir dille ifadelendirmesi bakımından İkinci ve iyi haber ise psikoloji disiplini ile ta- umut veriyor. Bir bakıma kültürel derinliğisavvuf arasında kurulan tecrübi alakaya da- mizi ve İslam insanını ilmi olarak keşfetmeye irdir. Eğitimini İsviçre ve Almanya’da ta- başlıyoruz. Köşesinde mütevazıca oturup, mamlayan psikolog Dr. Mustafa Merter’in teslimiyetle önünde diz kıranları hamur gibi meslekî sülukü neticede tasavvuf menziline yoğuran abide insanların, adeta bir buz dağı uğrar ve işte o noktadan sonra yeni ve umut gibi görünen kısmında çok daha büyük olduğu ilmi bir dille ifadesini bulmaya başlıyor. verici bir tecrübe başlar. Aldığı eğitim gereği psikanaliz ve hip- Kendimize yabancılığımızı aşarak, kendinozu deneyen Merter, Batılı psikologların ya- mizle yeniden tanışma adına Mustafa Bey’in rarlandığı gibi Uzakdoğu kültürüne de mü- emeği önemli bir kilometre taşı oluşturuyor. racaat eder. Budistler ve Hint gurularının tek- h.ozturk@zaman.com.tr

Son kez Dani Rodrik ETYEN MAHÇUPYAN

Bir insanın kendi kişisel ilişkileri nedeniyle belirli bir konuda fazla hassasiyet göstermesi ve öznel davranması doğal... Bu durumda olan kişilere daha hoşgörülü yaklaşmamız gerektiği konusunda ortak bir hissiyat üretir, kendimizi onun yerine koyduğumuzda halini anlarız. Dani Rodrik konusunda da Türkiye'de geniş bir çevrede başlangıçtaki yaklaşım buydu. Uluslararası şöhreti olan başarılı bir akademisyen, demokrasi savunucusu olarak bilinen bir bilim insanı kendisini bir anda beklemediği bir durumda bulmuştu. Gerçi böylesine akıllı birinin kendi kayınpederinin fikirlerini ve siyasetini bilmemesi pek de mümkün değildi. Nitekim 28 Şubat döneminde Çetin Doğan'ın performansı en alt seviyedeki demokrasi taraftarlarının bile midesini bulandıracak nitelikteydi. Ama Türkiye kamuoyu bu gibi konuları deşmeyip, Rodrik'e saygınlığını koruma fırsatı verdi. Ne yazık ki

anlaşılan o bunu becerebilecek bir ruh haline sahip değildi ve prestijini neredeyse tümüyle tüketecek bir yolda halen ilerlemekte devam ediyor. Aslında bu hastalanma halinin işaretleri çok önceden ortaya çıkmıştı. Gerçeklerin peşinden koşması gereken objektif bilim insanının, gerçekte akrabalık misyonunun gerektirdiği dar kanallarda çırpındığını görmek üzücüydü. Ben bunu kendisiyle kişisel bir elektronik posta iletişiminde yaşadım. Balyoz'la ilgili ilk değerlendirme yazılarımdan sonra Rodrik bana olaya yanlış yaklaştığımı, askerlere bir komplo yapıldığını öne süren mesajlar gönderdi. Kanıt olarak da askerlerin iyi eğitimli, disiplinli ve titiz olduğunu, belgelerde görülen maddi hataları yapamayacaklarını söylüyordu. (Bugün aynı Rodrik söz konusu çelişkili noktaların ‘insani hata' olduklarının ‘apaçık' olduğunu savunuyor.) Bu mesajlardan birinde Rodrik herhalde fazla heyecana kapılarak benim adımı Mahçupoğlu olarak yazmış, ben de üzerinde durmamıştım. Ancak askerlerin maddi hata yapmayacaklarını söyleyince, ben de kendisine adımı yanlış yazdığı mesajı hatırlattım ve kendisi gibi titiz ve bilgili biri böyle bir yanlış yaparken askerlerin maddi hata yapmayacaklarını savunmanın ilginçliğine dikkat çektim. O andan

Joost Lagendijk

Zehirli taktikler Geçen hafta kötü bir hafta oldu Tür- kendi partilerinden olmayacak bir başkanın takiye’de Kürt sorununa barışçı çözüm isteyen- hakkümüne CHP ile MHP şiddetle karşı çıkler açısından, bunlara mantıklı Kürt taleplerini tığından, AKP’ye anayasa taslağını halkoyansıtan yeni bir anayasa isteyen ama ülkenin yuna götürmek için gereken ilave oyları sağparlamenter sistemi bırakıp başkanlık siste- layacak tek siyasi grup olarak BDP kalıyor. Bu da Gürsel’in şu sonucu çıkarmasına yol mine geçmesini istemeyenler de dahil. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Kürt- açıyor: ‘Gerçekleşirse AKP-BDP anayasasının lerin partisi BDP’nin Eşbaşkanı Selahattin uzlaşma formülü şu olacak: BDP, Başbakan Demirtaş’ın bir dizi açıklamasını bir araya ge- Erdoğan’ın istediği başkanlık rejimine destek tirince sinirlenen tek kişi, Milliyet’in köşe ya- versin, AKP de, vatandaşlık, dil ve özerklik kozarı Kadri Gürsel değil. Önce AKP lideri, pek nularında Kürt taleplerini karşılayan bir metne çok kişiyi şaşırtacak biçimde, “BDP ile refe- evet desin. Kısacası, formül, Kürt sorununun randum noktasında anlaşabilirsek, müşterek barışçı çözümü ile tüm gücü tek bir kişinin adımlar atabiliriz.’’ dedi. Ertesi gün, Demirtaş elinde toplayan otoriter bir rejimin bileşimi olaaynı bağlamda “Yakın olduğumuz parti AKP.’’ cak.’ Gürsel acele sonuçlara vadiye konuştu. Birkaç rıyor olabilir, zira bu senargün sonra BDP lideri yoya karşı AKP sözcüleri paryeni anayasayla ilgili tilerinin hâlâ dört partinin üzedört temel talebini sıraMHP asla bu taleplerin birini bile ladı: Anadilinde eğitim, kabul etmez. Muhtemelen CHP lideri rinde anlaştığı bir anayasa taslağı amaçladığını vurguladı. Kürt bölgelerinde yerel Kemal Kılıçdaroğlu, kişisel olarak, yönetimin güçlendiril- yeni anayasada bu maddelerle ilgili Lakin hepimiz biliyoruz ki, bu tercih edilen seçenek için zamesi, Siyasi Partiler Yauzlaşmaya varılmasına katkıda sası’ndaki yüzde 10’luk bulunmak ister. Ama Meclis’teki tüm man daralıyor ve Erdoğan da seçim barajının indirilCHP milletvekillerini ikna etmesine sırf CHP ile MHP uzlaşmayı mesi, Türkiye vatan- imkân yok, hele tam da parti içindeki bloke ediyor diye çok arzuladaşlığıyla ilgili madde- milliyetçi muhalifleri, Deniz Baykal’ın dığı başkanlıktan vazgeçecek değil. nin değiştirilmesi. liderliği altında tekrar seslerini Her kesimden güçlü muTürkiye’de, her ne yükseltmeye başlamışken. halefete rağmen başkanlık siskadar kısmen de olsa, temini yürürlüğe sokmak ve BDP’nin taleplerini bunu yeni anayasadaki meşru karşılamak isteyen tek Kürt talepleriyle bağlantılanpartinin AKP olduğu dırmak, parlak bir taktik olabiaşikar. MHP asla bu taleplerin birini bile kabul etmez. Muhteme- lir, ama aynı zamanda Türk toplumunu daha len CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, kişisel da kutuplaştıracak feci bir strateji. Geçen pazartesi, Kayseri’deki bir etkinolarak, yeni anayasada bu maddelerle ilgili uzlaşmaya varılmasına katkıda bulunmak ister. likte, Erdoğan, terörizmi bitirmek için ne geAma Meclis’teki tüm CHP milletvekillerini rekiyorsa yapacağını vurguladı. “Terörün bitikna etmesine imkân yok, hele tam da parti mesi için zehir içeceksin deseler içerim. Siyasi içindeki milliyetçi muhalifleri, Deniz Bay- hayatımın biteceğini de bilsem, öleceğimi de kal’ın liderliği altında tekrar seslerini yükselt- bilsem, tüm riskleri almaya hazırım, bir an bile sonuçlarını düşünmeden bu zehri içerim.’’ meye başlamışken. Dolayısıyla, eninde sonunda, BDP’yi ana- dedi. Başbakan’ın terörü bitirmek için zehir içyasayla ilgili tatmin edebilecek tek parti var, o da AKP. Gürsel ve diğerlerini endişelendiren mesine gerek olduğunu sanmıyorum. Ama ise iktidar partisinin de istediğini, yani güçlü çok emin olduğum bir şey var, o da, Kürt sobaşkanlık sistemini ancak BDP’nin desteğiyle rununun ve terörizmin bitmesini isteyen milalabilecek gibi gözükmesi. AKP’nin başkan- yonlarca Türk’ü kendi başkanlık hırslarıyla zelık sistemini temel alan anayasa taslağını tek hirlenmiş bir anayasayı kabul etmeye zorlataraflı onaylayıp referanduma götürmeye ye- maması gerektiği. tecek sayıda milletvekili yok. Şüphesiz ki j.lagendijk@zaman.com.tr itibaren Rodrik'ten başka bir mesaj gelmedi… Gerçeklerin peşinden giden bilim insanı, kendisiyle ilgili basit bir gerçekle yüzleşmeyi bile hazmedemeyip, başını kayınpederini kurtarma misyonuna gömdü. Balyoz gibi bir davada objektif pozisyon almak kolay olmayabilir. Bu olay birçok kişi için öncelikle ideolojik bir çatışmayı ifade ediyor ve insanlar siyasete ve hukuki sürece belirgin bir önyargıyla yaklaşıyor. Ama Balyoz davasında mahkemenin hukuken son derece sorunlu kararlar aldığı ve birçok kişiye muhtemelen haksızlık yapıldığı ne denli doğruysa, ortada bir darbe hazırlığının ve planının olduğu ve bunun üst düzey sorumlularının hak ettikleri cezaları aldıkları da o derece doğru. Rodrik gibi insanlar bilerek veya bilmeyerek bu süreçte ulusalcı propagandanın uzantısı olarak işlev gördüler ve nihayette darbeciliği aklama çabasının parçası haline geldiler. Yürüttükleri argümanın iki ayağı vardı: 1) Darbe planına işaret eden belgeler sadece üç CD'de mevcut ve 2) Bunlara sonradan müdahale edilmiş durumda. Bu tespitlerin ikisi de doğru… Ama asıl mesele şu ki, söz konusu üç CD'de diğer CD'lerdeki belgelerin de olması bir yana, Çetin Doğan ve arkadaşlarını mahkum etmek için bu üç CD'ye ihtiyaç yok. Düzenlenen harp oyunu seminerinin sanık-

larca kabul edilen ses kayıtları zaten niyeti gösteriyor. Bu bilgiyi dönemin kaydını tutan Balbay ve Örnek'in anı notları ile birleştirdiğinizde, bir darbenin altyapısının oluşturulduğu açık. Bu nedenle Rodrik belgelerdeki isim ve zaman tutarsızlıkları üzerinde durmayı tercih etti ve bunların komplocuların eseri olduğunu öne sürdü. Ne var ki Genelkurmay, askerin içine sızmış olması gereken ve yerin altındaki gizli bölmelerdeki belgeleri bile değiştirme kapasitesi olan bu komplo ağının tek bir kişisini bile yakalayamadı. Ama Rodrik açısından daha da ilginç bir nokta var: Belgelerdeki tutarsızlıklar birilerini o belgelere 2009 yılında bile müdahale ettiğini gösterse de bu müdahalenin kim tarafından yapıldığını bilmiyoruz. Çok geniş bir bakışla komplocular da olabilir, darbeciler de… Karşımızda kuramsal olarak eşit iki varsayım var. Ama Rodrik ‘darbeciler' varsayımının ‘yalan' olduğunu söyleyebiliyor, örneğin blogunda bana ‘yalancı' diyebiliyor. Çünkü varsayımların birini ‘yalan' kılınca kendi varsayımı ‘doğru' olacak sanıyor. Acıklı bir durum… Özellikle kendisini bilim insanı olarak sunan biri için. e.mahcupyan@zaman.com.tr


40YORUM

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Politik kameranın gölgesi YILDIZ RAMAZANOĞLU ABD ne kadar ekonomik kriz geçirirse geçirsin, dış politikasıyla nice eleştirilere maruz kalırsa kalsın dünyanın en etkin gücü. İnsan hakları, demokrasi, özgürlük, eşitlik gibi kavramları kullanırken tutarlı ve hakikatli olsalardı dünya bambaşka olabilirdi. Fakat Hollywood yapımı filmlerden neredeyse bire bir izleyegeldiğimiz kibir yüzünden politikalarıyla insani yönden tatminkar olmaktan çok uzaktalar. En büyük ihraç kalemi filmler başka insanlar söz konusu olduğunda ilkelerin nasıl göz ardı edildiğini açıkça sergiliyor. Bugünlerde gösterime giren Steven Spielberg filmi Lincoln (2012), Amerika'nın kuruluş felsefesinin oluşumuyla ilgili önemli bir döneme işaret ediyor. Lincoln, 1861'de ABD'nin 16. devlet başkanı olmak üzere aday olduğunda insanın insana köle muamelesi yapmasına karşı çıkmış ve köleliği kaldıracağına söz vermişti. Köleliğin kaldırılmasına razı olan kısmen sanayileşmiş Kuzey ile, karşı çıkan tarım toplumu Güney arasında iç savaş patlak verdi sonunda. Savaşın en acımasız sahnelerinin yaşandığı yerlerden biri olan Gettysburg'da ölenlerin anıldığı törende yaptığı iki dakikalık ama tarihe geçen etkileyici konuşmasında ülkesinin doğuşunu, her insanın eşit doğduğu ilkesine armağan etmekteydi. Savaşı kazanan kuzeylileri karşısına almıştı zaferden sonra da. Onların zaferi istismar ederek güneylileri sömürmelerine karşı durmuş ve yenilenlere vadesiz krediler vererek kalkınmaları ve zenginliğin adaletle paylaşılmasına çalışmıştı. Öfkeli Kuzeylilerin suikastıyla öldürüldü sonunda. O ele geçirmeye hevesli Kuzey ruhu hâlâ geçerli ne yazık ki. Onlarca kişiyi sadece farklı yaşam biçimlerinden dolayı tehlike olarak tanımlayarak öldüren Rambo filmleri kahramanlık öyküleriydi. Bugünlerde birçok dalda Oscar'a aday gösterilen Zero Dark Thirty (2012) filmi, ismiyle ‘gece yarısından sonra karanlık gizemli ve sadece yarım saatte bitirilen bir öldürme operasyonu'na gönderme yapıyor. Usame bin Ladin ve aileden kimselerin ortadan kaldırılması. Yönetmen Kathryn Bigelow sofistike bir hava yaratmaya, romantizme alan açmaya çalışmış işkence sahnelerinde. Kadın yönetmen olarak kadınların metanetini kanıtlamak adına 12 yıllık CIA ajanı Maya'ya işkenceleri yapma, yaptırma, seyretme görevi vermiş. Tabii her şey ülkesinin güvenliği gibi ulvi bir amaç uğruna. Birlikte çalıştığı erkek ajan ise insan direncini kırmanın, bilinçleri bellekleri ele geçirmenin üstadı. Yönetmenin yapılan bütün kötülüklere açıklaması var: ya işkenceyle bu adamlar konuşacak ve kurtarıcı bilgiyi verecek ya da binlerce insan ölecek, ter-

DAĞISTAN ÇETİNKAYA

cih seyirciye kalmış işkence hususunda. Elbette işkencenin esamisi okunmaz bu durumda. Çünkü sonuçta işkencede “biz öylesine Amerikalı öldürmek istiyorduk” diyen adamlarla! Ammar'larla, Ebu Ahmad'larla karşı karşıyayız. Film ödül alabilir, gerçi bu kadar şiddet sahnesi eleştirmenleri kızdırmış, neden yapılan işkenceler afişe ediliyor diye. Politik kamera bir özeleştiri yapmıyor, öfkeye mahal yok aslında. Ladin'in yaptığı gerçekten de kabul edilemez saldırıları peş peşe sıralayarak yüzlerce kat misliyle karşılık bulan, İslam şehirlerini neredeyse yeryüzünden silen saldırıların haklılığını ileri sürüyor bir bakıma. Peki ödülü hak edecek ne var filmde? Usame bin Ladin'in imha edilmesinin filmi diyebileceğimiz yapıtta derinlikli tartışma mı var, insanlığın hepsini içine alacak ahlaki bir duruş, ya da temel çelişkileri gözler önüne seren görsel şölen mi var? Varsa yoksa Black Site (kara bölge) olarak tanımlanan ülkelerin insan yerine konulmayan insanları. Çekimler Washington ve Kabil yakınlarındaki Bagram askeri üslerinden birkaç görüntü dışında, daha çok bir plato gibi kullanılan Pakistan'da gerçekleşmiş. Üzerlerine film uğruna araba sürülen halk da bu egzotik aşağılamanın bir parçası. Pakistan halkıyla insani bir iletişim filmin hiçbir karesinde yok. Sanki bütün Pakistan terörün yu-

vası, destekçisi gibi töhmet altında bırakılmış. Sadece kendisi gibi düşünenlerle insani diyalog kurabilen bireyler olarak estetize etmiş Bigelow yurttaşlarını ki bu en başta Amerikan toplumuna haksızlık. Bir ülkenin topraklarında pervasızca operasyonlar yapmak, işkencehaneler kurmak, özgür bir halkın vatanını çiğnemek ahlaki olarak hiç sorun değilmiş gibi terör estiren ajanlar. Lincoln, konuşmasının sonunda vurucu biçimde şöyle bağlıyordu sözü: Tanrının şahitliğindeki bu ülkenin yeni bir özgürlük doğuşu yaşamasını sağlayalım ve halkın oluşturduğu ve halkın yanında olan devletin dünyadan yok olmayacağını herkese ispatlayalım. Bu düşünceler iddia edildiği gibi evrensel idiyse film bunun çok uzağında. Çoğulculuğa dair tek görüntü bürosunda namaz kılan CIA uzmanıydı. Her inançtan insan bize çalışıyor imgesi. Öldürücü silahlarla donanmış ölüm makinelerini taşıyan helikopterin bir çöl kumu bulutu içinde havalanması, Tony Rubbins dinleyen askerlerin neşesi, iş bitince aynı romantizm içinde sahaya inişleri Fox TV izleyicisi ortalama bir Amerikalı için çok heyecan verici olmalı. Oscar jürisi de etkilenecektir bundan. Usame bin Ladin'in sivillere yaptığı saldırılar asla kabul edilemez ama Amerika'nın silah teknolojisine dayanarak on yıllardır yer-

yüzündeki milyonlarca insanın ruhunu teslim alma, öldürme politikası da şiddetin en temel kaynaklarından birisi. Timetürk'ün haberine göre UNICEF 2011'de Afganistan'da 756 çocuğun çatışmada öldüğünü açıkladı. NATO ise beş yılda ABD hava saldırılarında 13 bin Afgan'ın öldüğünü açıkladı. Ekilen rüzgârlar biçilen fırtınalar arasında insanlık ortak ruhunu vahyin fısıldadığı hakiki adaleti aramaya devam edecek. Filme göre öteki halklar neredeyse böcek hükmünde, bu hissediliyor içeriden yukarı doğru. Televizyondan gelen ses şunu söylüyor bütün bunların açıklaması olarak: Biz ne yaptık ki bu adamlara, özgürlüğümüze düşmanlar ve bunun keyfini sürmemizi istemiyorlar. Hayat tarzımızı yok etmek için bize saldırıyorlar. Ülkemizi koruyoruz, bunları yapmasak milyonlarca insan ölecekti. Bu bezdirici ezberleri bir kez daha tekrarlamak için film çekmeye ne gerek vardı ki. Sanat buyurgan lafları, baskıya dayalı fikirleri sarsmak içindir. Seyircinin Truman Show (1998) filmindeki Truman yerine konulmak istenmesi can sıkıcı. Fakat artık pek mümkün değil. Truman etrafını kuşatan suntaları indireli, gerçek hayatın üzerine kapatılan kâğıtları yırtalı çok oldu.

KRAL VE SOYTARI


41 YORUM

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Ekrem Dumanlı

Edep yâ hû! Öteden beri Türk basını, tiraj artırabilmek ya da reyting kazanabilmek için cinselliği aşırı derecede kullanıyor. Bunu birkaç marjinal gazete yapsa, belki o istismarcı çehre, dünyadaki kötü örneklerin arkasına gizlenebilir. Ne yazık ki kendini merkezde görenlerin marjinal kulvardan pek farkı bulunmuyor. Dün yoktu, bugün hiç yok. İnsan zaafına ve onun sömürüsüne dayanan pespaye gazeteciliği eleştirmeye kalktığınızda ise başınıza gelmedik kalmaz. İlk kurşun hazırdır: Sizi hemen ‘ahlak zabıtası' olmakla suçlarlar. Tamam ‘ahlak zabıtası' olunmasın ama ‘ahlak tahripçisi' olmaya kimin hakkı var ki! Kaldı ki yapılan istismar sadece gazeteciliğin insan ve aileden koparılması değil; aynı zamanda toplum değerlerinin altüst edilmesidir. Son günlerin güncel haberlerine bakın lütfen, neler yaşandığını daha iyi anlayacaksınız. Mesela kadim medya yine koro halinde tempo tutuyor. Neler mi diyor? ‘Ey Türk Hava Yolları (THY), hosteslerin etek boyunu nasıl olur da uzun tutarsın?' O da yetmiyor feryat ediyorlar: ‘Ey THY sen kimsin ki bazı hatlarda içki ikramını kaldırırsın?'. Aslında bu iki konu da sağduyu ile tartışılabilir; ancak öfkeli taarruz, sağlıklı tartışma ortamını ortadan kaldırıyor. Çünkü ne zaman kadın bedeni söz konusu olsa, ne zaman içki gündeme gelse adeta müstehcenlik ve alkol, kutsal semboller haline dönüşüveriyor. Daha masum bir konudan sürdürelim tartışmayı: Sevgililer Günü. Bu gün vesilesiyle basılan fotoğraflara, yapılan haberlere bir bakın; en baskın temayülün müstehcenlik olduğunu, cinselliğin sonuna kadar sömürüldüğünü rahatlıkla göreceksiniz. Maalesef bizdeki feminizm, başka izm'lerin paletleri altında ezildiği için kadın örgütlerinin büyük çoğunluğu kadın bedeninin bir pazarlama metodu olarak kullanılması karşısında lâl kesiliyor. Vaziyet ortada. Kendini hâlâ ‘merkez medya' gibi gören gazetelerin sayfalarına bakın. Eminim utanacak, gazeteleri çocuklarınızdan saklamak isteyeceksiniz. Habercilik mi, yorumculuk mu, magazincilik mi? Senenin her günü onlarca çıplak kadın fotoğrafı basmak ve gazeteleri (televizyonlar ondan beter) ‘müstehcenlik galerisi'ne indirgemek medya sahiplerini hiç mi üzmüyor? Dünyanın neresinde ‘merkez medya' bu kadar vahşi metotlara başvurarak kadın istismarı yapabiliyor? Dünyanın hangi saygın gazetesi haberciliği ve yorumculuğu çöpe atarak kurtuluşu cinsellik istismarında görüyor? Daha kötüsü de var. İnternet mecrasını en etkin şekilde kullanmak isteyen medya organları kendilerine yer açtı; ama aynı hasta ruhu oraya da taşıdı. Marka değeri olmayan nevzuhur internet sitelerinin tahribatına hiç değinmiyorum bile. Sinsi metotların bini bir para. Neymiş? Tık sayısı artıyormuş. Foto galeri diye sunulan rezaletin habercilikle uzaktan yakından bir ilgisi yok. Video paylaşım diye takdim edilen görüntülerin gazetecilik mesleğiyle herhangi bir bağı ya da bağlantısı bulunmamakta. Normal bir haber metninde adı geçen bir kişinin ‘foto galeri' ya da ‘video paylaşımı' adı altında istismar edilmesi hangi gazetecilik kriterlerinde yer alabilir? Bu haftaki gazetelere bir de bu gözle bakın lütfen. Kadına şiddeti protesto eden bir eylemi bile kadının istismarına yol açacak görsel unsurlarla haberleştirenleri göreceksiniz. Güya kadın haklarını savunuyorlar! Bu nasıl bir tilki metodudur ki her yol ‘beşinci kol' haline geliyor. Hafta

içinde bir kısım medya Rio nöbeti tuttu. Oradan derlenen fotoğraflar ‘merkez medya'da çarşaf çarşaf yayınlanıyor her sene. Rio'dan bol bol fotoğraf servis edilir de, Grammy ödüllerindeki ‘renkli görüntüler' ihmale uğrar mı hiç? Güya Grammy'yi düzenleyenler (Bunlar da irticacı mı acaba?) misafirlere “Açık saçık giyinmeyin...” demiş ama ‘sanatçılar' bu yasağa boyun eğmemiş. İyi de bunu ispat için bastığın ve internetten paylaştığın onlarca fotoğrafın gazeteleri aileden nasıl kopardığını, halkın büyük ço-

ğunluğuyla nasıl ters düştüğünü anlayamıyor musun? Türk medyası maalesef yanlış bir yolda ilerliyor. Korkarım ki cinselliğin istismarına dayanan tiraj arzusu Türk medyasının sonunu getirecek. Zaten toplum vicdanı da bu sömürüye boyun eğmeyecek. Ayrıca modern hukuk, modern toplumun başına bela olan cinsel istismara karşı yaptırım yolları arıyor. Mutlaka bir çare bulunacak ve insan onurunu doğrudan tehdit eden, toplumsal erozyona sebep olan istismarcıların yakasına yapışacak. İnanmayan, geçen hafta Avrupa'da yaşananlara bir göz atsın. Hem ga-

zeteler istismarın önüne geçmek için kararlar alıyor hem de hükümetler istismarcıların belini kıracak kanunlar çıkarmaya hazırlanıyor.

Kıvrak çalımların tarihi Kadim medyanın hiçbir işi doğru yapmadığı söylenemez. Haksızlık olur. Mesela kıvrak çalım atmakta üstlerine yok. Dünya medyasının tamamı bir araya gelse bu kıvraklığın(!) asimetrik zekâsına yetişemez. ‘Omurgasızlar' diye yüklenilmesi hep bundandır. Oysa şaşılacak bir durum yok ortada; öteden beri her an maskeli balodaymış gibi bizimkiler. Mesela THY'ye yapmadığını bırakmaz. Bir gün zekice (!) bir keşifte bulunur ve pek sevdikleri tabirle söyleyecek olursak ‘kavramsallaştırma' ameliyesini oraya koyar. THY'yi Terlik Hava Yolları diye kısaltıverir. Bir üst düzey bürokrat umreden terlikle döner de recme tabi tutulmaz mı hiç? Ne var ki THY, başarı üstüne başarı elde eder ve dünyanın en saygın hava yollarının arasına girer. İçkiydi, etek boyuydu derken saldırı okları ardı ardına gelir. Modacı Dilek Hanif'e adeta linç girişiminde bulunulur. Suçu ne? THY için tasarım yapması ve bazı tasarımlarda etek boyunun uzun olması! ‘Mahalle baskısı' diye yeri göğü inletenler, bu kez AK Parti'ye yakın durduğu için sanatçılara baskı uygulamaya kalkar. Sonra da objektif gazetecilik yapılıyormuş pozu verilir. En komik ve en kıvrak cümle de şöyle kurulur: “Aslında çok başarılı işlere imza atan THY...” Pardon; T'nin anlamı nedir sizce; terlik mi, Türk mü? Darbe davalarındaki oryantal kıvraklığı anlatmaya ciltler dolusu kitap yetmez. Sanki bu ülkede başarılı/başarısız onlarca darbe yaşanmamış gibi davranırlar. Ergenekon ve Balyoz davalarını sulandırmak için akla hayale gelmedik işler yaparlar, küçücük bir karineyi büyük bir hüccet sayarlar. Son örnekler: Başbakan Erdoğan, Balyoz hükümlüsü Ergin Saygun'u ziyaret edince öyle coştular öyle coştular ki nerdeyse Başbakan'ı da Balyoz yanlısı gösterecekler. Bütün darbe davalarının düşmesi gerektiğini bile söyleyenler oldu. Başbakan, “İnsanî ziyaret ayrı dava ayrı” deyince yıldılar mı dersiniz. Sanmam. Hemen taktik değiştirerek kıvrak bir çalımla operasyona devam edenler oldu. Tam o esnada 28 Şubat soruşturmasında yeni gözaltılar, tutuklamalar yaşanmaz mı! Hemen Başbakan'dan savcıları ve hâkimleri tersleyecek yeni bir cümle almak için seferber oldular. Nafile. Başbakan “Yargı görevini yapıyor.” dedi. Son kıvrak çalımın hakkını teslim etmek şart. İzmir'de devam eden casusluk çetesi davasında mahkeme, dosyada adı geçen her kuruma bilgi göndermiş. “Bendeki dosyada sizde çalışan bu kişiler hakkında bazı iddialar var, haberiniz olsun.” demek maksadıyla verilen bilgiyi sadece MİT'le irtibatlı bir konu gibi takdim etmenin bir anlamı olmalı. Demek istiyorlar ki, “Ey Başbakan, görüyorsun iş yine geldi MİT'e dayandı, bir şeyler yap!” Oysa mevzu hiç de öyle değil. İsmi geçen kişilerin çoğu dava dosyasında mağdur konumunda. İlgili kurumlara bilgi vermekten daha tabii ne olabilir. Basın tarihimizin esrarengiz yüzüne dair bir gün mutlaka aydınlatıcı kitaplar yazılacak. O keskin tarihe çok ad ve nam teklif edilebilir. Benim önerim: Kıvrak çalımlar tarihi. Zira dünyanın demokratik hiçbir ülkesinde bu kadar sağ gösterip sol vurmayı genetik kod haline getiren bir medya bulunamaz... e.dumanli@zaman.com.tr


20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

42BULMACA

Bir deyim

Baýından kaza geçen

Uzun hikaye

Kesin yargı

Kesimevi

Aþaç kolu

Mürekkep kumu

Mektup

Venedik altınları

Bir tür tekne

Mahkemede karar ekibi

Övme

Tembih sözü

Benlik

Beyaz

3

Vakit

Müsadere

Antalya Burdur arasında maþara

Büyük otobüs duraþı

Þ ÝF RE K E LÝ ME:

Resimdeki yapı

Sarılık

Hayvani bir gıda

1

Kadın

Kayıp, ziyan

2

Dünya malı

Boýanma

Bir tür aþaç

7

7

2

5

Naþme

Burnun aldıþı

üans

Suyun donmuý hali

Bir baþlaç

Okulda hasta odası Maddiyat karýıtı

Cehennem meleþi ûlçe

Etle beslenen

Soylu

Duman kiri

ûlkel su taýıtı

Kelle

Görkem

Bir deniz canlısı

8

7 Üzerinde yatılan

Mamül

Birden

ûnatçı

Akýam vakti

Dini tören

Sinir

ûstanbul’da bir semt

Yeryüzü düzlüþü

Töre

Omuzluk

3

Çalık çomak oyunu

1

Damarlı bir tür sert mermer

Oburlar

6

Orta mektep

Bir mutfak gereci

Mal alıý veriýi

Birden bire

Kütahya ilçesi

5

ûspanyol parası

1

Elem

Tellürün remzi

Kısaca kripton

Kısaca kiloamper

ûman itikat

Suriye baýkenti

Ülkemizin trafik remzi

Kısaca kalsiyum

9

4

Yüz, kılık, görünüý Mevki

Bir sayı

Alacak, borç

7

Büyük görkemli yapı

Keten dövmeye Hedefi tutturma yarar tokmak

8

Öþrenci

Alay

9 DÜNKÜ SUDOKU ÇÖZÜMÜ 1 9 6 3 4 7 8 5 2 3 2 7 6 8 5 1 9 4 8 4 5 9 2 1 3 6 7 6 7 3 4 1 9 2 8 5 2 1 8 5 3 6 4 7 9 4 5 9 8 7 2 6 1 3 9 8 4 1 5 3 7 2 6 5 3 2 7 6 8 9 4 1 7 6 1 2 9 4 5 3 8

5

Çana kıyan

2

Fas’da ýehir

Bir deniz rütbesi

Etken

4

Ana, anne

9 3

9

SUDOKU BULMACA 5

1

6

2

7 6

1 6

Maddenin küçük yapısı

Giresun ilçesi

6

9 4

4

Tablodaki tramlý kalýn çizgilerle belirlenmiþ 3’e 3’lük karelere, 1’den 9’a kadar rakamlarý birer kez kullanarak yerleþtirin. Öyle yerleþtirme yapmalýsýnýz ki, bütün 3 lükleri doldurduðunuzda tablonun bütün kutularý yukarýdan aþaðýya ve soldan saða 1’den 9’a kadar rakamlardan birer kez kullanýlmýþ olsun.

3

4

Hıyar Uganda’da eski diktatör (... Amin)

3

6

Rutesyumun remzi

2

Hane

Bir gaz

Avuç içi

Suçu baþıýlama

Ölüm cezası

Gelecek

Diýi kurt

7

5

Tekin olmayan

Takdir sözü

BULMACALARIN CEVAPLARI 43’NCÜ SAYFADA


Ý

G

N

E

C

A

N

Ü

R

Þ

Z

Y

L

E

G

E

L

O

N

þ

N

Z

B

R

U

K

L

A

R

E

N

E

G

Ü

Y

Z

E

T

Þ

Ü

C

K

Ý

R

T

F

Ü

U

Y

G

U

L

A

M

A

F

B

H

N

R

T

U

R

A

R

E

Ö

L

V

T

Ý

A

C

B

L

C

Ý

T

Z

T

L

A

Z

Ç

A

Ü

U

R

B

I

E

A

S

N

H

A

R

H

N

A

Ö

Ð

N

þ

T

M

A

C

N

N

V

O

K

Ç

U

E

H

A

T

H

Ý

D

Y

S

C

M

N

N

T

V

E

R

A

R

S

Y

A

P

Ç

þ

M

Ý

S

E

Þ

R

A

F

E

T

A

E

M

Þ

A

M

R

L

D

F

D

J

N

S

T

H

D

N

N

M

D

H

G

L

T

N

R

N

S

K

N

A

C

O

M

G

Ý

P

Z

P

A

Ý

Ü

T

C

S

E

A

Ü

A

R

O

A

E

K

E

T

E

U

E

E

R

Z

K

D

A

Ý

D

R

B

þ

M

Ü

R

F

N

M

A

K

B

A

Y

A

N

E

M

Ý

Y

K

B

ü

N

Ü

R

C

P

R

D

O

R

N

E

M

Ü

R

F

N

G

E

T

E

J

A V I

Ö

O

Z

E

N

T

U

T

T

G

Ü

A

L

D

C

T

þ

S

Ü

Ý

A

C

Þ

J

C

F

M

H

T

Þ

E

F

N

K

T

C

S

Ö

N

C

T

ü

B

V

Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz? AKRAN, BAYAN, CENGÝZ, ÇELTđK, DÜDEN, EďRAF, FERMAN, GENERAL, HAMSÝ, ÝHTđDA, KANAT, LANTAN, MEMDUH, NAZENđN, OSMAN, ÖĒRETMEN, PEYMAN, RÖFLE, SEYÝS, ÞEFÝK, TURFANDA, UYGULAMA, ÜFTADE, VATÝKAN, YEGANE, ZÝRVE.

Z

J

K E L þ M E

8

7

6

5

4

3

2

1

1

2

3

Bulmaca 4

5

6

7

8

Refik Aydýn 9 10 11 12

r.ay din@za man.com.tr

SOLDAN SAĀA 1) Taýınmaz malların aýınmalarına karýılık olarak yıllık kârdan ayrılan belirli pay, aýınma payı. 2) Iýık akısı ölçüsü.– Kısa, pamuklu hırka. 3) ûnatçı.– Kocaman, kaba ve çirkin. 4) Maddenin buharlaýmıý hali, uçucu hali.– Lüks otel veya gösteriýli yapı.– Sodyumun sembolü. 5) ûlave.– Batman’ın bir ilçesi.– Hazırlanan çayın renk ve koku bakımından istenilen durumu. 6) Elektrik akımının olumsuz etkilerini önlemek için iletkeni kauçuk, lastik, porselen vb. ile kaplama, izolasyon.– Belirli gayelerle oluýturulmuý binalar topluluþu. 7) Belirti, gösterge, alamet.– ûri ve güçlü bir maymun türü. 8) Hayvan yakalamakta kullanılan tuzak.– Candan, açık yüreklilikle davranan. YUKARIDAN AþAĀIYA 1) Güney Avrupa ve Kuzey Afrika’da yaýayan, erkeklerinin boynuzları uca doþru kürek biçiminde geniýleyen bir cins geyik, sıþın. 2) Tartıýma, atıýma. 3) Boynun iki yanında, kolların gövdeye baþlandıþı bölüm.– Yumuýak ve aþır bir ýey düýtüþünde çıkan ses. 4) Kabul etmeme, geri çevirme.– Dizi. 5) Tunus’un R E

7 8

<

E

K

L

E

L

T

E

A N

L

F

A

4

P

5

6

7

ÿ

L

T

E

K

P

T E

B

E N

A R A

M

H A

H A N

L

A

F

T

ÿ

L

E

8

E

Y

ÿ

B

A

S

A

9

Y

R

A

P



E

8



B E

M



{



B

:

< 

ÿ ÿ

T

8

:

ÿ N

T

Y A

A

þ  D<  <C  J8 ;M 9 @ A 8B |<  :C  M I  8  8  K  8  > :

K H O B A N

T

A B A

10 11 12

B < C þ D <  8 M @

S

A

3

R

M 9

;

< 



E



C 8

L

?

M

:

x

<

8

F

K

I x



P =

<

I B

>  8  E  <  G  =  8

J

B

I

I

L

I

P

<

A

<

<

<

C

K

|

:

I

C

I

E

<



K

<

|

@

| 

;  K

|

K

>

E 

C

@

8

I  >

<

E

< 

D  F  K

F

I

B

8

M

J

9



<

=

E

B

E

? G

I

K

B

 I  L  E  <  D K

D I

   E

|

<

C

Q

I

|

 ü

P

{

Ĕ Ĕ Ĕ {<J7:;"ĔL7JA7D"ĔO;=7D;"ĔPHL;$

8 X [Xb`b\c`d\c\i`kXYcfele`û`e\j\ig` k`i[`b%9lecXi YlcXY`c`id`j`e`q6        7DJA7"Ĕ8đH7P"Ĕ9;BB7J"Ĕw7H ?"Ĕ:đB7L;H"Ĕ;IAEHJ"Ĕ<7O7DI"Ĕ=HPK"Ĕ>7Iđ8;"ĔC7C;"ĔA7HO;H"ĔB;LH;A"Ĕ 8 X [Xb`b\c`d\c\i`kXYcfele`û`e\j\ig` k`i[`b%9lecXi YlcXY`c`id`j`e`q6 Ĕ Ĕ Ĕ Ĕ Ĕ Ĕ Ĕ Ĕ Ĕ Ĕ Ĕ Ĕ C;IH"ĔDI7D"ĔEB=KDBKA"Ĕz{J"ĔF7HJ"ĔHzJ7H"ĔI7C7D"Ĕ B;F"ĔJ7>D"ĔKBK<;"Ĕ{B<;J"ĔL;HDđA"ĔO{P{A"Ĕ 7AH7D"Ĕ87O7D"Ĕ9;D=P"Ĕw;BJđA"Ĕ:{:;D"Ĕ;ďH7<"Ĕ<;HC7D"Ĕ=;D;H7B"Ĕ>7CI"Ĕ>Jđ:7"ĔA7D7J"ĔB7DJ7D"Ĕ Ĕ Ĕ Ĕ Ĕ PđHAEDOKC$B Ĕ Ĕ Ĕ Ĕ Ĕ Ĕ C;C:K>"ĔD7P;DđD"ĔEIC7D"ĔzĒH;JC;D"ĔF;OC7D"ĔHz<B;"ĔI;OI"Ĕ ;<A"ĔJKH<7D:7"ĔKO=KB7C7"Ĕ

B

I

<  8  F F9 A : Q þ{ II  < I  9E  PI  8   BE 8 8 9 9 E E

I  K  E KK {  þ QC : | þ E 9  <M  =8  C8 |I þ | I þ 8 |

8  @@  <F  :I BD  E ? 8 E D  F =K  C  I I  8 <? =

 I F

K B C <  B  JJ {I >J I I 8 | I : E E   |M  M  I  : D

< F < 8  :x  8P  BC  IB Q F | I G G  < L   K  < K  8 ? K  ?

Q E > J L 8 ; E 8 = I L K  E P:   >  K  ?  ;  8  F  <  I  L  {  M

P

P

<

J

E

K

L  :  ?  ?  x  ; : B

þ



C 

D J L

|

D 8

8

C

8  C  I  K  D  E  D K F

Q 

A

D 

P  C  9  8  8  þ  A  F

9

>

:

<

I

8

D I

D   :  ?  ?    J  > <

 

? C

E

A

 8 K ; 8 < ? E 8 ; | ; C  K <  I  8    E    J  K   L 8 D  

E B I L |  E =>  K  8  L;  C<  E? LG > < C P F |  M ;I :

|  K 8 P E {  :P  |   D; DQ I < < 8 C I  x 9:  Q   :8 J

C K 8   J  LI  QE >G  I J E  = ?  K   E  8 ?  < K  x {

B E : E  Q:  B8  DE  8 J Q C < = ED þ : E   B  I EI  C

L I < þ D = D  B D > J :  8 IK  8 Q   >  8  8  B  <  B  :    K

I E K Q K E < ; | ;  < | K

  8  J  I  D  ?  |  ?  G  D  E  G    <

9 > L x D E K ? K 8 P K  ü M  D  >   C  :  L  J  E  8  P  8  =  Q



Q 

E

6



V

5

A

U M

A

4

Q

M

L

3

R

A

2

2

D A

1

1

plaka iýareti.– Buz üstünde kaymak için kullanılan, çoþunlukla tabanına, dar uzun bir çelik takılı ayakkabı. 6) Öldürme, yaralama veya zarar vermek isteme, kötü niyet. 7) Kayak sporunda bayraklarla iýaretlenmiý birtakım dönemeçlerden oluýan pist üzerinde yapılan bir yarıý türü. 8) Tartı, ölçü aleti.– Galyumun sembolü. 9) Çatık, asık (yüz).– ûçi dolu olan, masif. 10) Hizmet hayvanlarının ayaklarına takılan demir parçası.– Yaýayan, canlı. 11) Bir görevin yolunda yürütülüp yürütülmediþini anlamak için yapılan araýtırma, teftiý. 12) Gizli bir tehlikesi olduþu sanılan, tekin olmayan.

43 BULMACA 20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN


vin Alanya ile Finlandiya arasında ticari ve tanıtım açısından önemli olduýunu söyledi.

44 SPOR

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

17 üUBAT 2013 PAZAR ZAMAN

HERKES ONA, O TARAFTARA HAYRAN G.Saray’ın süper yıldızı Didier Drogba, önceki gün oynanan Akhisar maçında 7 dakika içinde 1 gol 1 asistle farkını ortaya koydu. Herkesi kendisine hayran bırakan Fildiýi Sahilili yetenek, taraftarlara övgüler yaþdırdı. Avrupa’nın önde gelen gazeteleri, tecrübeli ismi manýetlerine taýıyıp eski takımı Chelsea’ye neler kaçırdıþını hatırlattı.

Galatasaray forması altındaki ilk maçında 1 gol 1 asistle kalitesini gösteren Drogba, þampiyonlar Ligi’nde oynayacakları Schalke maçını düüünmeye baüladıklarını söyledi. FOTOüRAF: ZAMAN, MÜHENNA KAHVECÿ

tesinden gol sevinci fotoêrafını yayınlayan Drogba, “çlk maç, ilk gol, ilk asist. Yaratana tüm bunlar için teëekkürler.” diye yazdı. Teknik Direktör Fatih Terim’in, kısa sürede etkisinden ve arkadaëlarına uyumundan memnun kaldıêı Drogba’yı çarëamba günü èampiyonlar Ligi’nde oynanacak Schalke 04 sınavında ilk 11’de sahaya süreceêi öêrenildi. Cim Bom’un dünyaca ünlü yıldızının ilk sınavını baëarıyla geçmesi Avrupa’da da genië yankı uyandırdı. Bir gol bir asistle takımını galibiyete taëıyan baëarılı krampon için, çngiliz basını Chelsea’ye yüklendi. Daily Mail gazetesi, “Ne kaçırdıêını gör Chelsea, Drogba Galatasaray’daki ilk maçında 5 dakikada gol attı. Türk futboluna geliëini duyurmakta gecikmedi.” cümlelerini kullandı. çspanya’nın önde gelen gazetelerinden Marca da, deneyimli ismin gollü baëlangıcını okuyucularına, “Drogba, Türkiye macerasına golle baëladı” diye duyurdu. As gazetesi ise, süper starın 7 dakikada maça damga vurduêunu yazdı.

ia er:

Şampiyonlar madalyalarını geri verecek

r

SPOR SERVİSİ

i

n

n

:

Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin, güreşin İstanbul’un da aday olduğu 2020 Olimpiyatları programındaki temel spor dalları arasından çıkartılması kararına tepkiler devam ediyor. Uluslararası Güreş Federasyonları Birliği Asbaşkanı Ahmet Ayık, IOC İcra Kurulu’nu protesto etmek adına kendisinin de kazandığı madalyaları iade edeceğini söyledi. Avrupa, dünya ve olimpiyat şampiyonluğuna ulaşan, Ay-Yıldızlı mayoyu 220 kez giyen ve dünya güreş literatürüne adını ‘Türk Tankı’ olarak yazdıran Mahmut Demir de madalyaları iade edeceğini belirtti. Demir, “Güreşin olimpiyatlardan çıkması halinde, olimpiyat komitesinin banaBelediyespor’u verdiği madalya,2-1 plaket, şilt, belge varsa hepLigde Akhisar maêlup edenne lider G.Saray sini kendilerine iade etmeye diye konuştu. Türklerin gözünü èampiyonlar Ligi’ne hazırım.” çevirdi. Sarı-Kırmızılılar, Schalke ataçarëamba sporu olduğunu kaydeden Demir, “Bunlar, binicilik, ok04üçile günü oynayacaêı 2. tur ilk maçının hazırlıklaçuluk ve güreştir. Hem Türklerin ataTerim sporuyönetiminde hem de bizimgerçekinanrına baëladı. Teknik Direktör Fatih dığımız dinimizin, Peygamberimiz’in tek yaptığı güreş. leëtirilen antrenmanda Akhisar maçında forma spordur giyen oyuncuOnun için manidardır, buna etki ve tepki gösterilmesi gerekir.” ların yenileme çalıëması gerçekleëtirdiêi bildirildi. Sakatlıêı buifadelerini kullandı. takımdan ayrı salonda çalıëtıêı kaydedillunan Elmander’in di. Drogba’nın ise çalıëmanın tamamında yer aldıêı duyuruldu.

Aslan’ın Schalke mesaisi baýladı

www.danimarkahaber.dk Galatasaray Kadınlarda derbi Aslan’ın Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi’nin

‘engel’ tanımadı

FOTOÿRAF: CûHAN

OSMAN AYKUT ûSTANBUL Galatasaray forması altındaki ilk maçında ligde Akhisar’a attıêı ve attırdıêı golle galibiyetin mimarı olan Didier Drogba, taraftarın da gönlünü fethetti. Sarı-Kırmızılı futbolseverlere hayran kaldıêını belirten futbol starı, övgü dolu sözler sarf etti. Fildiëi Sahilili futbolcu, “Taraftarlar gerçekten muhteëem. Oyunun baëından sonuna kadar inanılmaz bir destek vardı. Havalimanında da bizleri inanılmaz karëıladılar. Avrupa’da hatta dünyada en iyi taraftar topluluêu bizde diyebilirim. Ben de gol atarak onları mutlu ettiêim ve bu sevincimi onlarla paylaëtıêım için çok mutluyum.” dedi. Akhisar karëısında takımın galip gelmesine sadece katkı saêladıêını belirterek mütevazı tavrını ortaya koyan deneyimli isim, asıl hedeflerinin èampiyonlar Ligi’ndeki Schalke maçını kazanmak olduêunu vurguladı. “Süper Lig’de üç puanı aldık. Bizim için önemli bir maçtı. èimdi Schalke maçına konsantre olmalıyız.” ifadelerini kullandı. Maçtan sonra da bir sosyal paylaëım si-

-

ti

êi eiine, aöpne nnen oy irp nı sı de n ik Sý

Madrid’le Devler Ligi’ni nasıl kazanacaýını düþünmeli.” sözleriyle cevap verdi.


45 SPOR Süper Lig’in en pahalı 10 futbolcusu

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

ZEKAİ ALTUN

Hemen hemen her gün gazetelerin spor

1sayfalarında, yeni transferleri değerlen-

Spor Toto Süper Lig’de 2013 ara transfer dönemi aybaşında sona ermesine karşın, kulüplerin transfer politikaları ve harcadığı paraların tepkileri halen devam etmekte.

dirmeye ve kulüplerin harcadıkları paralar hakkında çeşitli haberler yapmaya devam ediliyor. Biz de bu konudan yola çıkarak Türkiye Ligi’nin bu sezonki transferleri ve Birinci Lig’in tarihi boyunca en pahalı bonservis ücretli transferlerini mercek altına aldık. Bu yıl yaptığı flaş transferlerle Galatasaray, Süper Lig’e damga vururken, Avrupa’da da dikkat çekti. Avrupa spor medyası, Sarı Kırmızılı takımı, Doğu’nun “Paris Saint Germain’i” olarak gösterdi. Oysa ki Fransız takımı, dünya çapında yaptığı transferlerle ve harcadığı paralarla gündeme gelirken, Sarı-Kırmızılılar akıllı transfer politikasıyla sanılanın aksine geçmişe nazaran abartılı paralar harcamadan dikkat çekmesini bildi. Fildişi Sahilili golcü Didier Drogba’yı bonservis ücreti ödemeden Çin’in Shanghai Shenhua takımından kadrosuna katan Sarı-Kırmızılılar, Hollandalı yıldız oyuncu Wesley Sneijder için de İnter’e 7,5 milyon Euro bonservis ücreti ödedi. Fakat burada önemli bir noktayı pas geçmemekte de fayda var. Sarı-Kırmızılılar bu iki yıldız için ekstra imza parası vermek zorunda kaldı. Drogba için 4 milyon Euro imza parası öderken Hollandalı yıldız oyuncu için de kasasından ekstradan 3,9 milyon Euro çıkartmak zorunda kaldı. Fakat yıldız futbolcuların maliyetlerinin yanı sıra, avantajları da yok değil. Yani yıldız futbolcuların reklam ve forma gelirleri düşünülürse, kulübün önceki yıllara göre hiç de abartılacak paralar harcamadığı söylenebilir.

En çok bonservis ücreti ödenen futbolcu Mario Jardel Sarı-Kırmızılılar 27 yaşındaki Hollandalı orta saha oyuncusuyla bu sezon dikkat çekse de, bonservis ücretleri baz alındığında Fenerbahçe’nin sezon başında yaptığı Raul Meireles transferi, Sneijder’in

önüne geçiyor. SarıLacivertli yönetim, Portekizli orta saha oyuncu için İngiliz kulübü FC Chelsea’ye 10 milyon Euro ödedi. Fakat Meireles transferi bile Süper Lig’in en pahalı transferi olmayı başaramadı ve pahalı transferler listesinde kendine ancak 8. sırada yer bulabildi. Süper Lig tarihinde en pahalı bonservis ücretine sahip oyuncu ise bir zamanlar Fenerbahçe ile zirveyi yaşayan Boşnak oyuncu Elvir Baliç’ten başkası değil. Fenerbahçe, 1998 yılında 9,5 milyon Euro’ya Bursaspor’dan transfer ettiği golcü Elvir Baliç oyuncuyu, rekor bir fiyata İspanya’nın dev takımı Real Madrid’e sattı. İspanyol kulübü Boşnak oyuncu için Sarı-Lacivertlilere tam 23 milyon Euro ödeme yaparken, kayıtlara da Türkiye lig tarihinin en pahalı satış transferi olarak geçmesini sağladı. Süper Lig takımlarından en çok bonservis ücreti

öde-

nen futbolcu ise Mario Jardel’dir. Galatasaray 2000 yılında Jardel için tam 16 milyon Euro bonservis ücreti ödeyerek Porto’dan transfer etti. Fakat Türkiye macerası kısa sürdü. Oynadığı sezonda 22 maçta 24 gol atmasına karşın, sezon sonu 5 milyon Euro’ya Portekiz ligine geri satıldı.

İlk 10’da tek Türk: Arda Turan Türk futbol tarihinin en pahalı Türk futbolcusu ise şu an Atletico Madrid’de el üstünde tutulan Arda Turan. Galatasaray’ın altyapısın-

dan çıkan yetenekli oyuncu, 2005 yılında A takıma alınmasıyla birlikte kendini sürekli geliştirdi ve yıldızını parlak tuttu. Kısa sürede Milli Takım’a monte edilen yıldız oyuncu, Türk futbol tarihinin en pahalı Türk futbolcusu olarak İspanya’ya transfer oldu. İspanyol ekibi At-

letico Madrid, Arda için tam 13 milyon Euro’luk bonservis ücretini gözden çıkarmak zorunda kaldı. Kendisini İspanya’da ispatlayan milli yeteneğin şu anki değerinin ise yaklaşık 24 milyon Euro civarında olduğu belirtiliyor.


46 SPOR Para için gittiler, futbol için döndüler

20 - 26 ŞUBAT 2013 ZAMAN

HASAN CÜCÜK KOPENHAG

Son bir ayda Avrupa futbolunda ilginç

1transferler gerçekleşti. Fildişi Sahil-

leri’nden Didier Drogba, Galatasaray; Fransız yıldız Nicolas Anelka, Juventus; İngiliz futbolcu David Beckham da Paris Saint Germain (PSG) ile anlaştı. Bu üç ismin ortak özelliği, sırf para için futbol kültürü fazla olmayan ülkelere gitmeleriydi. Üç futbolcu da sanki aralarında anlaşmış gibi aynı günlerde ‘Para her şey demek değil’ dercesine yeniden Avrupa’nın yolunu tuttu. İşte bu üç yıldızın yeniden Avrupa’ya dönüş hikâyeleri: Çin’den Cim Bom’a Didier Drogba: Tarih, 19 Mayıs 2012. Yer: Allianz Arena Stadı. Şampiyonlar Ligi finalinde Bayern Münih kendi sahasında Chelsea’yi konuk ediyor. Dakikalar 83. gösterdiğinde Bayern Münih’te sahneye Thomas Müller çıkıyor ve takımını 1-0 öne geçiriyor. Almanlar kupaya yakın ancak 1999’daki finalin uzatma dakikalarında yedikleri gollerle kupayı Manchester United’a kaptırdıklarından biraz temkinliler. Zafer şarkılarının başladığı sırada sahneye çıkan Didier Drogba, Almanların sevincini kursağında bırakan golü atıyor. Uzatma devrelerinde eşitlik bozulmayınca sonucu seri penaltı atışları belirliyor ve kupa bir kez daha Almanların elinden kayıp İngilizlere gidiyor. Maçın kahramanı şüphesiz Drogba oluyor. Chelsea’nin patronu Roman Abramovich’in 10 yıllık hayalini gerçekleştiren Drogba, kupadan birkaç gün sonra süpriz bir kararla yeni rotasının Çin’in Shanghai Shenhua takımı olduğunu açıklıyor. Bu imza, futbol dünyası için büyük sürpriz oluyor. Drogba’yı kadrosunda görmek isteyecek onlarca üst düzey Avrupa kulübü varken, “Neden Çin?” sorusunun cevabı, alacağı ücrette gizliydi. Shanghai Shenhua, yıllık 12,5 milyon avro gibi astronomik bir rakam ödeyecekti. Eski takım arkadaşı Anelka ile Çin’de buluşan Drogba, dünyanın en kaliteli ligi Premier Lig’den sıradan bir lige gelmenin şokunu yaşadı. Shanghai Shenhua formasını 11 maçta giyip 8 gol atan Drogba, para için geldiği Çin’i futbol için terk etme kararı alarak ara transfer döneminde Galatasaray’ın kadrosuna katıldı. Drogba, sarı-kırmızılı takıma gelmesinin nedeninin para değil, futbol olduğunu şu sözlerle ifade ediyordu: “Para için gelmiş olsam Çin’de kalır iki yılda 25 milyon avro kazanırdım.” Asıl ismi Didier Yves Drogba Tebily olan yıldız futbolcu, 11 Mart 1978’de Fildişi Sahili’nin başkenti Abidjan’da doğdu. Ekonomik sebeplerden dolayı Fransa’da top koşturan amcasının yanına gönderildiğinde henüz 5 yaşındaydı. Fransa’da 3 yıl kaldıktan sonra annebaba hasretine dayanamayarak tekrar Abidjan’a dönen küçük Drogba, 1989’da Fildişi’ni vuran ekonomik krizden dolayı 11 yaşında tekrar Fransa’nın yolunu tuttu. Futbola sıkı sıkıya sarıldı, ilk mevkii de sağ bekti. Amcasının “Ne işin var bekte? Seyirci sadece forvete bakar.” telkiniyle forvete geçti. 15 yaşında Vannes’te top koşturmaya başlayan Drogba, 19 yaşında profesyonel kariyerinin ilk imzasını 2. Lig’de oynayan La Mans’a attı. Drogba, 24 yaşında 1. Lig takımlarından Guingamp’la anlaşıp 35 maçta 19 gol atınca yeni durağı Marsilya oldu. Geç sayılacak bir yaşta yıldızını parlatmıştı. Hedefi olan biriydi ve zirveye çıkma konusunda kararlıydı. Güçlü fiziği ve gol yollarındaki ustalığıyla Marsilya’nın en değerli isimlerinden biri haline geldi. Takımını UEFA Kupası’nda finale kadar taşıdı. Portekizli ünlü teknik adam Jose Mourinho, Chelsea’nin başına geçer geçmez transfer listesinin ilk sırasına Drogba’yı yazdı. 18 milyon avroluk teklifi geri çeviren Marsilya, rakam 24’e çıkınca ‘evet’ demek zorunda kaldı. Chelsea’de 8 sezon top koşturan Drogba, takımın değişmeziydi. İlerleyen yaşından dolayı sık sık sakatlanınca formasından uzak kaldı. Chelsea forması altında 3 şampiyonluk, 2 gol krallığı ve 1 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayan golcü oyuncu, 226 maçta forma giydi, 100 kez rakip

Didier Drogba, David Beckham ve Nicolas Anelka... Avrupa’nın en büyük kulüplerinde top koşturan, kupalar kaldıran, kariyerlerinin sonbaharında parayı tercih edip uzak diyarlara giden bu isimler, futbol için tekrar Avrupa’ya döndüler.

Davit Beckham

Didier Drogba

Nikolas Anelka

fileleri havalandırdı. LA Galaxy’den PSG’ye David Beckham: Tarih, 15 Şubat 2003. Yer, Old Trafford Stadı. FA Cup’ta kendi sahasında Arsenal karşısında alınan 2-0’lık mağlubiyetin siniriyle soyunma odasına giren Alex Ferguson’un hedefi David Beckham oluyordu. Ferguson, yerde bulunan kramponlara tekme atınca, havaya uçan kramponlardan biri David Beckham’ın başına isabet ediyor ve kaşı açılıyordu. Manchester United Kulübü, kaşına iki dikiş atılan Beckham’la hocası arasında yaşanan bu olayda soğukkanlılığını korurken, Ferguson ise hatalı olduğunu kabul edip futbolcusundan özür diliyordu. Özüre rağmen bu hareket, 28 yaşındaki Beckham’ın 12 yıldır formasını giydiği Manchester United’dan ayrılmasına yol açıyordu. Beckham belki dünyanın en iyi 10 futbolcusu listesinde bulunmayan bir isimdi. Ancak buna karşılık hiçbir futbolcunun yakalayamadığı popülariteye sahipti. İngiltere’de herkes onu tanıyor, gazeteler her gün mutlaka Beckham’la ilgili bir haber veriyordu. Beckham, günümüzün Prenses Diana’sıydı adeta. Manchester United’dan ayrılıp Real Madrid’e transfer olan David Beckham, İspanyol kulübünde 4 yıl top koşturdu. Real Madrid, Beckham için 4 yılda 44 milyon avro öderken, İngiliz yıldızdan kazancı 400 milyon avroyu buluyordu. Dört yılın sonunda Real Madrid’le anlaşmazlığa düşen Beckham’ın yeni rotası ABD oluyordu. Los Angeles Galaxy ile 5 yıllık kontrat imzalayan Beckham’ın yıllık ücreti 50 milyon dolardı. David Beckham, kulübüyle 2 saat görüştükten sonra aile ve danışmanlarının

yönlendirmesiyle Galaxy’nin teklifini kabul ediyordu. İngiliz futbolcu, “34 yaşında oraya gidip de insanların ‘Sadece para için geldi’ demelerini istemedim.” diyerek kariyerlerinin son döneminde yeni kıtada top koşturan Pele, Beckenbauer, Cruyff ve Matthaus gibi yıldızlara gönderme yapmasına karşılık ABD’deki futbol kalitesinden tatmin olmuyordu. Futbol hasretini dindirmek için 2009 ve 2010 yıllarında kiralık olarak 6 ay Milan formasını giyen Beckham, 5 yıllık sözleşmesinin bitmesiyle rotayı yeniden Avrupa’ya çevirerek Paris Saint Germain ile sözleşme imzaladı. Beckham’ın Paris’e futbol için geldiğinin delili ise alacağı ücretin kendisine değil, direkt bir hayır kurumuna ödenmesini istemesi. Şangay’dan Juventus’a Nicolas Anelka: Genç yeteneklere fırsat vermesiyle tanınan Arsenal’in Fransız teknik direktörü Arsene Wenger için bulunmaz bir isimdi Nicolas Anelka. Aynı dili konuştuğu ‘vatandaşı’ Anelka’yı 600 bin avro gibi bugün için komik gelecek bir rakama transfer eden Wenger, henüz 18 yaşında olan oyuncuyu ilk sezon yedek kulübesinde oturttu. 1998’den itibaren Arsenal’in vazgeçilmezi olan Anelka, kazanılan Premier Lig şampiyonluğu ve FA Cup’ta başrol oynuyordu. Futbolu mükemmeldi. Ya kişiliği? Wenger, sadece iki yıl Arsenal forması giyip 35 milyon avro karşılığında Real Madrid’e giden Anelka için “Futbolu karakterinden önce büyüyor.” diyecekti. Real Madrid’de takım arkadaşlarıyla sorun yaşayan Anelka, İspanyol kulübünde sadece bir sezon kalıp Temmuz 2000’de 30 milyon avro karşılığında futbola ilk

başladığı Paris Saint Germain’e döndü. 2001’de tekrar İngiltere’nin yolunu tutan Anelka’nın yeni kulübü, kiralık geldiği Liverpool oldu. Liverpool’da kadroda yer bulamadığı için sözleşme imzalamaktan vazgeçince, Mayıs 2002’de Manchester City’ye 20 milyon avro karşılığında transfer oldu. 2002-2005 arasında bir takımda ‘en uzun süre’ kalma rekorunu Manchester City’de kıran Anelka’nın 2005’teki durağı, 9 milyon avro karşılığında Fenerbahçe oldu. Her kulüpte yaşadığı uyum sorununu Fenerbahçe’de de yaşayan Anelka, “Fransa Milli Takımı’nda oynamam lazım.” diyerek 12 milyon avro bonservis bedeli karşılığında İngiliz ekibi Bolton’a gitti. Bolton formasını iki sezon giyen Anelka’nın yeni takımı Chelsea olduğunda takvim yaprakları 2008 yılını gösteriyordu. Bolton formasıyla yıldızını yeniden parlatan Anelka’nın kişiliği futbolunun önüne geçince, Chelsea’de adından sadece oynadığı başarılı futbolla sözettirdi. 4 yıl Chelsea formasını giyen Anelka’nın, 1 Ocak 2012’den itibaren yeni takımının Çin’in Shanghai Shenhua olacağını açıklaması, futbol dünyasında küçük çaplı bir sarsıntı meydana getirdi. Çin, ucuz iş gücü ve kopya ürünlerle dünya ticaretinde yer bulurken, futbol kalitesi olarak sıradan bir ülkeydi. Anelka için futbolun kalitesinden ziyade yıllık alacağı 13 milyon avro daha önemliydi. Ancak Çin futbolu işkencesine sadece 1 yıl dayanan Anelka, ara transferde İtalyan devi Juventus’a geldi. Alacağı para açıklanmadı ama Anelka Çin’de kazandığından daha az kazanacak yeni takımında.


100% D G Ã&#x2022; J  O D KHO

K orskil deeng 3, 2670 Gr ev e 7 O I                   Â&#x2021;  ) D [                  (  P D L O   L Q I R # P E I R R G  G N  Â&#x2021;  Z Z Z P E I R R G  G N

© Moving Media ApS

LEZZET LEZZE T VE SER SERVÄ°SÄ°N VÄ°SÄ°N TEK ADRESÄ°!


v y vistry vis IGE IG IIGEN GEN EN N EN N PR P PRO RODUKT RO ODU OD UK KT T IO IO ON N FRA FRA FR RA... A... A .... Avistryk IN NDU US STR RIV RI IVEJ 5 . DK 7430 I KA K ST TLF. F. +45 45 9715 9 6600 66 60 00 . otm@otm.dk dk k . www.otm.dk www otm.dk k

H ning-Ikast Hern i Ika Ikast


Zaman DK 203  

Zaman Dk 203

Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you