Issuu on Google+

2

‘Allah’a inanan’ papaz aranıyor

10

Danimarka’da papazlar arasında artan inançsızlık kilise yönetimini zor durumda bırakıyor. Viborg’daki Mejdal Kilisesi papaz bulmak için geçtiğimiz hafta yayınladığı iş ilanına ‘Allah’a inanma’ şartını eklemek zorunda kaldı.

Başörtülü sporcular resmi maçlarda oynayabilecek

8

Konya Valisi Doğan: ‘Avrupa’ya gideceğiz diye okumuyorlar’

Danimarka Futbol Federasyonu geçtiğimiz hafta içerisinde yayınladığı bir bildiride; başörtülü futbolcuların da bundan böyle resmi müsabakalara çıkabileceğini açıkladı.

Gelenler; nasıl olsa bir gün geri döneceğiz diye okumadılar; kalanlar ise nasıl olsa bir gün gideceğiz diye okumuyor. Konya’da içine gurbet giren yöreler eğitim yarışını ‘kafadan’ kaybediyor.

www.zamaniskandinavya.dk

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013• YIL : 5 • SAYI : 200 • DANMARK 25 DKK • SVERIGE 30 SEK • NORGE 35 NKR • FINLAND 3,5 EURO

‘Nordic Business Life’ yayın hayatına başladı Avrupa Türk İş Dünyası Konfederasyonu (UNITEE) - İskandinav Türk İş Dünyası Platformu (Nordic Turkish Business Platform) tarafından hazırlanan ‘’Nordic Business Life’’ dergisi geçtiğimiz hafta yapılan tanıtım resepsiyonunun ardından yayın hayatına başladı. 1 11. SAYFADA

Hükümet sözünde durdu:

Anadil eğitimi başlıyor

Liberal – Muhafazakar azınlık koalisyonu zamanında 2002’de kaldırılan anadil eğitimi, sol koalisyon hükümeti tarafından yeniden başlatılıyor. Eğitim Bakanı Christine Antorini, önümüzdeki eğitim yılından itibaren 200 ilköğretim okulunda ‘deneme’ amaçlı Türkçe ve Arapça anadil derslerinin başlayacağını açıkladı. Hükümetin kararına muhalefet tepki gösterirken, öğretmenler olumlu yaklaştı. HASAN CÜCÜK KOPENHAG Kasım 2001’de yapılan seçimlerde ikti-

1dara gelen Liberal – Muhafazakar azın-

lık koalisyon hükümeti ‘yabancı karşıtı’ Danimarka Halk Partisi’nin baskısıyla mecburi olan anadil eğitimini kaldırmıştı. Hükümet, anadil eğitimi vermede inisiyatifi belediyelere bırakmış ve anadil eğitimi için devlet desteğini kesmişti. Devletten maddi destek alamayan bir çok belediye anadil eğitimini durdurmuştu. Sadece bazı belediyeler anadil eğitimini vermeye devam etmişti. Eylül 2011’de yapılan seçimler sonrası kurulan sol koalisyonun hükümet programında bulunan ana-

dil eğitiminin tekrar başlaması, Eğitim Bakanı Christine Antorini tarafından 2013-14 eğitim yılında hayata geçirilecek. Bakan Antorini, ‘deneme’ amaçlı olarak Türkçe ve Arapça’nın 200 ilköğretim okulunda okuyan etnik kökenli 1. ve 4. sınıf öğrencilerine verilmesine 2013-14 öğretim yılında başlanacağını açıkladı. Anadil eğitiminden 3 bin 500 4. sınıf öğrencisi ve 400 1. sınıf öğrencisi faydalanacak. Projenin amacının ‘anadilini öğrenenen çocukların diğer derslerdeki başarısını ölçmek’ olarak açıklayan Christine Antorini, kesinlikle anadil eğitimini mecburi olarak geri getirmeyi planlamadıklarını söyledi. 1 DEVAMI 6. SAYFADA

HABER YORUM

Dialog Forum Derneği anadil eğitiminin öznesi oldu

ŞİVAN PERVER:

Özgürlükler kanla alınmasın Kürt sanatçı Şivan Perwer, son açılım sürecinin bütün provokasyonlara rağmen devam ettirilmesi gerektiğini söylüyor. Devletin kendisi gibi başka isimlerle de görüşmesini ve güvence vermesini istiyor. 1 HABERİ 16. SAYFADA

9

Bütün sabotajlara rağmen barış süreci devam etmeli

1 HABERİ 6. SAYFADA

ZA M AN ’ DA BU HA F TA ‘Kaplumbağa’ modundan, ‘tavşan’ moduna

1 KAMİL SUBAŞI • 4

Türk okullarına ‘selam’ olsun

1 34’TE

Biz Tanrıya güveniriz

Seni çok arzuluyoruz Ya Rasulullah!

1 24’TE

1 26’DA


2 İSKANDİNAVYA ‘Allah’a inanan’ papaz aranıyor 30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Mejdal Kilisesi Yönetim Kurulu Başkanı Karl George Pedersen, geçmişte inançsız papazlara rastladıklarını, amaçlarının papazların inancını ölçmek değil kilise cemaatinin ihtiyaçlarını karşılayacak inançlı bir papaz bulmak olduğunu söyledi.

Danimarka’da papazlar arasında artan inançsızlık kilise yönetimini zor durumda bırakıyor. Viborg’daki Mejdal Kilisesi papaz bulmak için geçtiğimiz hafta yayınladığı iş ilanına ‘Allah’a inanma’ şartını eklemek zorunda kaldı.

EMRE OĞUZ KOPENHAG Danimarka’nın Viborg şehrinde

1bulunan Mejdal Kilisesi, ‘Allah’a

inanan papaz’ arıyor. Geçtiğimiz günlerde bir iş ilanı yayınlayan kilise yönetimi işe alacakları yeni papazın Allah’a inanmasının şart olduğunu ilana eklemeyi ihmal etmedi. Söz konusu ilan Danimarka medyasında tartışmalara neden oldu. Aralarında bazı politikacıların da olduğu bir grup, kilise yönetimini ‘gereksiz yere tartışma çıkarmakla’ suçlarken bazıları da papazlar arasında artan inançsızlığa dikkat çekere kilisenin yayınladığı ilanın son derece normal olduğunu savundu. Konuyla ilgili açıklama yapan Mejdal Kilisesi Yönetim Kurulu Başkanı Karl George Pedersen ise; geçmişte inançsız papazlara rastladıklarını, amaçlarının papazların inancını ölçmek değil kilise cemaatinin ihtiyaçlarını karşılayacak inançlı bir papaz bulmak olduğunu söyledi. Kilise Bakanı Manu Sareen de kilisenin yayınladığı ilanı ‘nahoş’ bulanlar arasında. Söz konusu ilanın kendisini son derece şaşırttığını ifade eden Bakan Sareen, söz konusu ilanın, sonuçları iyice düşünülmeden hazırlandığını söyledi. Papazlar Derneği Başkanı Per Buc-

ZAMAN’a abone oldunuz mu?

holdt Andreasen ise; ilanda yer alan ‘Allah’a iman’ şartının ‘düşündürücü’ olduğunu söylemekle yetindi. Danimarka’da daha önce de benzer

tartışmalar yaşanmıştı. 2003 yılında Thorkild Grosböll adındaki bir papaz Allah’a inanmadığını açıklamış ve bu yüzden işten atılmıştı. Ancak Grosböll

kendisini işten atan kilise yönetimini mahkemeye vermiş ve davayı kazanmıştı.

Yeşiller Partisi Başkanı Suriyeli mültecilere kucak açtı ATİLA ALTUNTAŞ STOCKHOLM İsveç’e gelen Suriyeli mültecilerin yanında

1olduğunu belirtmek için sosyal paylaşım si-

tesi facebook’ta resmini yayınlayan Yeşiller Partisi Eş Başkanı Gustav Fridolin, elinde beyaz bir

kâğıt üzerinde İsveççe ve Arapça yazı bulunan, “Hoş geldiniz Suriyeli yeni komşularımız. Umarım, güzel İsveç’te mutlu biçimde yaşarsınız’” fotoğrafını paylaştı. Paylaşım rekor sayıda beğenilirken, birçok kişi tarafından da olumlu yorum aldı.

Süte su katmak CUMA ALİ KARAMAN Yetmişli yıllarda şu an ismini tam ha-

1tırlayamadığım bir kitaptan okuduğum

ibretli bir hikayeyi bugün sizlerle paylaşmayı uygun gördüm. Aslında hikayede dile getirilen hakikatin aynasıyla fert ve toplum hayatına baktığımız zaman bu hikayenin hemen hergün benzerlerinin çevremizde yaşandığını görmüş, basından okumuş veya medyadan haber olarak duymuş ve takib etmiş olabiliriz. Hikayenin penceresinden ictima-i hayata baktığımız zaman hikayede bu olayı yaşayan bir kadının asırlar önce darb-ı mesel olup anlatılması bugün bize genel toplum ahlak yapısının bunun üzerine kurulduğunu adeta söylüyor gibidir. Hikaye şöyle: Eşi vefat eden bir kadına eşinden iki yetim evlat bir de miras olarak bir inek geriye kalır. Kadın bu ineğin sütünü akşam sağar sa-

bah pazara götürür satar. Sütten elde ettiği paralarla yetimleriyle geçinmeye çalışır. Yaşadığı köyde her sabah ineği köyün sürüsüne katar. Akşamda gelişini dört gözle bekler. Kadın inekten elde ettiği sütün miktarına zaman zaman razı olmadığı için içine bir miktar su katmaya başlar. Genelde hayvancılıkla uğraşanlar bilirler süt kabını bazıları çok suyla yıkayarak sütün bulunduğu kaba aktarırlar. Buda farklı bir hile şeklidir. Kadın artık her gün inekten sağdığı süte su katmakta ve sabah pazara götürüp satmaktadır. Kadının her gün süte su kattığını evdeki yetimler görür. Aradan geçen uzun bir zaman sonra kadın acı bir haberle karşı karşıya kalır. Bir akşam kadın köy meydanında ineğini bekler. Fakat bütün hayvanlar gelir onun ineği içlerinde yoktur. En son çoban artık yanına varmıştır. Çobana sorar. Bütün hayvanlar geldi benim inek gelmedi der. Çoban kadına dönerek bugün hayvanları otlattığım yerde aniden bir yağmur yağmaya

başladı birden sele dönüştü ve sizin ineği önüne kattı götürdü. Kadın bu cevap karşısında sel bula bula benim yetimlerimin ineğini mi buldu diyerek kendine vurmaya başlar. Bundan sonra yetimleri neyle besleyecem diye söylenerek evinin yolunu tutar. Eve varınca yetimler annelerin ağladığını görürler. Annecğim niye ağlıyorsunuz diye sorarlar. Anne evlatlarına çobanın kendisine anlattıklarını birbir anlatır. Evlatlarım şimdiye kadar bir ineğimiz vardı ben sütünü sağar pazara götürür satar onunla geçinirdik. Artık bundan sonra ne yapacağımı bilemiyorum. Aslında çok zeki olan bu çocukların verdiği hikmet dolu olan cevaplarına gelelim. Her akşam annelerinin süte su kattığını gören bu yavrular annelerine dönerek anne aslında senin her akşam süte kattığın su birikti sel oldu bizim ineğimizi götürdü derler. Değerli okuyucu şimdi bu hikayenin penceresinden ticari hayata baktığımız zaman bunun gibi birçok canlı örneklerin yaşandığına şahid olmaktayız. Gıda madelerin genleriyle oynamaktan tutun onlara karıştırılan zararlı madelere kadar. Belki bir noktada

süte su katan bu kadın yaptıklarından dolayı mazur görülebilir. Fakat yapılan davranış insani ve vicdani olmadığı için tasvip etmemiz doğru değildir. Etik olmayan birçok olayın yaşandığı günümüzde fertlerin ve toplumların bünyesine yerleşen bu kötü huy ve davranışlardan kurtulmadığımız müddet ne bizim ne de ailemizin huzur ve mutluluğu söz konusu olamaz. Peygamberimiz’in (s.a.v) ‘Bizi aldatan bizden değildir’ hadisinden hareketle helala haram karıştıranların vay haline diyoruz. Ya bir de bütün hayatına haram karıştıranlara ne demeli. Hiç şüphesiz İslam’da kul hakkı çok kutsaldır. Hikayeden çıkaracağımız bir başka önemli ders yaptığımız yanlışlarda ısrar etmek. Nasıl ki hikayede kadın yaptığı yanlışı görmüyor veya görmek istemiyor. Fakat onu evlatları ibret dolu tarihi bir cevapla ikaz ediyorlar. Bugün de bu hikayedeki kadın gibi yapılan bütün ikazlara rağmen hala hatayı kendinde görmeyen o kadar çok insan vardır ki. Sonsöz olarak duamız ve temenimiz bu tip insanların bir an evvel yaptıklarının yanlış olduğunu bilip hatalarından vazgeçmeleridir.


3 İSKANDİNAVYA

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Kopenhag Üniveristesi Öğretim Üyesi Prof. Safet Bektoviç:

Boşnak asıllı Prof. Safet Bektoviç, “Kitabım hakkındaki yorumlar mükemmel. Sadece kişisel olarak tanıdığım bir teologun ve bir gazetecinin Kristeligt Dagbladet ve Jyllands Posten gazetelerine verdikleri yorumları dışında.”dedi.

Kitabım İslam hakkındaki birçok önyargıyı yıkıyor

Yakın bir zamanda Oslo Üniversitesi’nde İslam felsefesi üzerine ders vermeye başlayacak olan Kopenhag Üniveristesi Öğretim Üyesi Boşnak asıllı Prof. Safet Bektoviç’in ‘İslamiske Filosofi’ (İslami Felsefe) adlı kitabı hem medya hem de Müslüman olmayan guruplar tarafından da ilgi odağı oldu. ERDAL ÇOLAK KOPENHAG Kopenhag Üniveristesi Öğretim

1Üyesi Boşnak asıllı Prof. Safet Bek-

toviç yaptığı araştırma ve yazdığı bilimsel makaleleri toplayarak ‘İslamiske Filosofi’ (İslami Felsefe) adlı bir kitap yayınladı. Medyanın da büyük ilgisini çeken Bektoviç’in‘İslami Felsefe’ adlı kitabı Müslüman olmayan guruplar tarafından da ilgi odağı oldu. Önde gelen gazeteler kitap hakkında yorumlar yaptılar, manşetelerine taşıdılar. Bektoviç kitabı hakkında şöyle dedi: “Yazdığım kitapta, İslâm felsefe ve kelâm tarihlerini şöyle bir gözden geçirerek, İslam felsefesi ve çağdaş düşünürlerin, filozofların sorularını da vurgulayarak bunların bir özetini sundum. Aynı zamanda Avrupa’da bu sahada yapılan çalışmaları da özetlemeye çalıştım.” Saraybosna Üniversitesi Felsefe Sosyolojisi mezunu olan Bektoviç evli ve iki çocuk babası. Bosna Savaşı sebebiyle Danimarka’ya 1992 yılının son aylarında gelen Bektoviç doktorasını, 1996 yılında Kopenhag Üniversitesi’nde Danimarka’nın meşhur varoluşçu felsefesinin atalarından Søren Kierkegaard üzerine verir. Halen Kopenhag İlahiyat Fakültesi’nde ders veren Bektoviç, yakın bir zamanda Oslo Üniversitesi’nde İslam felsefesi üzerine ders vermeye başlayacak. Yazmış olduğu İslami Felsefes adlı kitabının Oslo Üniversitesi’nde ders vermeye başlamasına vesile olduğunu belirten Bektoviç, kitabının İngilizceye çevirileceğini belirtti. “Kitabım hakkındaki yorumlar mükemmel. Sadece kişisel olarak tanıdığım bir teologun ve bir gazetecinin Kristeligt Dagbladet ve Jyllands Posten gazetelerine verdikleri yorumları dışında. Kitabımın içerik olarak tutarlı olmadığını İslam felsefesini yansıtmadığını dile getiriyorlar. Daha sonra bunlara kitabın içeriği ve yazılış amacını anlatarak onların argümanlarını çürüttüm”diyen Bektoviç, “Bu kitap aslında İslami bir tarih felsefesidir. 6. yüzyılda başlayan ve yüksek bir kültür oluşturan Müslümanlar için iyi yazılmış ve malzemesini net İslamdan alan ve heyecan verici bir sunum. Kitabın en önemli özelliği belki de İslam hakkındaki birçok önyargıyı yıkmasıdır. Kitap İslamın önemli ve olumlu düşüncelerinin yok olmadığı gerçeğini göstermektedir. Modernlik, bilimsel özerklik, demokrasi, cinsiyet eşitliği ve otorite ve baskı rejimleri ile ilgili fikirleri İslami Felsefe adlı kitabımda bulabilirsiniz.” diye düşüncelerini ifade etti. Bektoviç, “Bu perspektifte İslam felsefesi ve teolojisi tarihi bir çatı içerisinde beraber mütalaa edilmiştir. Her ikisini de modern nokta nazarından anlamak, düşünmek lazımdır. Fakat bunun, geleneksel İslam metoduna aykırı olduğu bilinmelidir. Zira yalnız disiplinler ayrı değil, fakat ilk asırlarda bu disiplinlerin temsilcileri de farklı usulde yetişmiş, her

biri kendi okulunu temsil edien iki ayrı grup idi. Filozoflarla ilahiyatçılar arasında küçük şahsi temaslar vardı ve iki disiplinin biribirine tesiri, daha ziyade felsefenin teolojiye tesiri genellikle polemik yolu ile oluyordu.” dedi. Kısaca kitabında İslam felsefesinin gelişimini, çıkış noktasını “genel manada ve 2 bin 5 yüz yıllık bir tarihe sahip bulunan “felsefe” teriminin ifade ettiği anlam içinde 8.-12. yüzyılları kapsayan “İslam felsefesi” tabirini inceleyen Bektoviç sözlerine şöyle devam etti: “5 yüz yılı aşkın bir süreyle kurulup gelişmiş olan bir düşünce tarihinin üçte birlik bir bölümünü içine

alan bu dönemdeki felsefe hareketi, kendi öz fikri kaynaklarının yanında, kısmen Hint-İran ve esas olarak da antik dönem Grek (Yunan) tesiriyle kurulup gelişmiş olan felsefi düşünce ve araştırmaları içine alır. Buna, çağının düşünce ve ilim anlayışına uygun olarak kâinatın bütünü hakkında bir anlayışı ortaya koymak gibi bir özelliği de ilave etmelidir. Bu özellikleriyle İslam felsefesi; genel felsefe tarihi içinde Batı Ortaçağ felsefesini etkileyerek, sözü edilen antik çağ ve Helenistik felsefe ile Rönesans, yeni çağ ve modern Avrupa felsefe hareketleri arasında bir köprü vazifesi yapmış ve

böylelikle insanlık düşüncesi tarihindeki önemli yerini almıştır. Bu sebeple İslam felsefesini bir kere olmuş bitmiş bir düşünce hareketi olarak değil de onu öncesi ve sonrası ile birlikte, yani etkilendiği ve etkilediği düşünce dünyaları ile birlikte görüp tanımaya çalışmak gerektiği ortadadır.” Bektoviç, “İslâm felsefesinin i��ine aldığı saha yani onun sınırlarının nereye kadar uzandığı konusu tam açıklıkla ve kesin bir şekilde ortaya konmuş değildir. İslam felsefesi deyimini, bazıları sadece filozofların ele aldığı problemlerle sınırlandırmayıp, kelâmcılar ve sûfileri de bu ifadenin içinde göstermek gerektiğini ileri sürerken; bazı felsefe tarihçileri de onu antik Yunan felsefesi geleneğini ve bu felsefenin İslâm felsefesine yaptığı etkilerini gözönüne alarak Eflatun (Platon) (M.Ö. 427-347), Aristoteles (M.Ö. 384322). Helenistik felsefe ve Platinos ile Kindî, Farabî, İbn Sina ve İbn Rüşd’un felsefe çalışmalarına hasredip, dörtyüz yıllık bir dönem ile sınırlandırmanın gerektiğini söylemişlerdir. Diğer bir yaklaşıma göre ise, yukarıda sözü edilen iki görüşe fıkıh usûlunu (hukuk metodolojisi) de ilave etmek gerektiği ortaya çıkmaktadır. Ayrıca çok yaygın olmamakla beraber, problemlerinin ortak ve tartışmalarının devamlılığı sebebiyle, felsefe ile kelâm ilmini; keza bir yönü ile filozof, diğer yönü ile mutasavvıf olan büyük düşünürleri göz önünde tutarak, felsefe ile tasavvuf ekollerini birlikte tartışanlarda olmuştur. Bütünlüğü içinde İslâm felsefe hareketini Doğu ve Mağrip (Endülüs) felsefeleri olmak üzere iki büyük kola ayırmak gelenek halini almıştır. Felsefi düşünceyi kurma ve geliştirme bakımından doğu kolu Mısır’dan Anadolu’ya ve İslam’a kadar uzanan çok geniş bir coğrafyayı kaplar ve Endülüs’e göre çok daha çeşitli ve verimli olmuştur. İslam felsefesinin Endülüs kolu ise, ortaçağ dönemi Hıristiyanlarının daha çok dikkatini çekmiş ve Batılılar tarafından yazıları eserlerde özel bir yer tutmuştur. Ancak İslam dünyasındaki fikri oluşum ve gelişimde Mağrip kolunun Doğu kadar büyük tesiri olamamıştır.”diyor. Bektoviç ”İslam felsefesi, ele alıp işlediği problemleri bakımından tek tip bir yapı göstermez. Yani hemen hemen her türlü düşünceye ve araştırmaya açık olmuştur. Bu sebeple birbirinden çok farklı, İslam dininin özüne yakın veya uzak düşen felsefe akım ve ekollerini bu felsefenin bünyesi içinde görmek mümkündür. İslam felsefesini konu edinen felsefe tarihleri, söz konusu ekolleri ve onların temsilcilerini belli isimler altında toplayarak sistemleştirmişlerdir. Aynı zamanda Avrupa felsefesine yön vermiş, tanınmış İbn Rüşd’ün Batı üzerinde derin ve büyük etkisi olduğu doğrudur. İbn Rüşd’ün teoloji ve felsefe arasındaki ilişki ve onların özüne ilişkin görüşü özgün olduğu kadar önemlidir de.”diyerek röportajı sonlandırıyor.


4 İSKANDİNAVYA

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

DANİMARKA HABER TURU Migren doğru tedavi edilmiyor

Kamil Subaşı

ratisyen hekimlerin migren hastalarını iyi

Pteşhis edemediği konusunda gelen eleşti-

‘Kaplumbağa’ modundan ‘tavşan’ moduna lüğünde yapılan araştırma 2 binin üzerinde kişi ile görüşülerek titizlikle hazırlanmış. İskandinav ülkelerindeki Türk asıllı girişimcilerin anatomisini görebilme adına güzel bir çalışma ve üzerinde durulması gereken bir konu. İleride bununla alakalı ayrı bur yazı yamayı düşünüyorum. Şimdilik sadece şu kadarı ile yetinelim; araştırmaya göre Türkiye kökenli göçmenBirbirimizle uğraşmak ler arasında girişimcilik ruhu yerine bu bağlamda oldukça fazla fakat ne hikyapılan çalışmalara mümkün olduğu kadar metse Avrupa’ya (Danimardestek vermeliyiz. İkinci ka’ya) geldikten bir süre bu sonra özellikleri ya da kabilibir Endülüs vakası yetleri azalıyor!.. yaşansın istemiyorsak

Geçen hafta Danimarka’da ve diğer İskandinavya ülkelerinde renkli ve hızlı bir hafta yaşadık.

Naat Gecesi ile coştuk

Finlandiya, Norveç, İsveç ve Danimarka’da Efendimiz’in (sav) doğum günü vesilesi ile farklı farklı yerlerde Mevlid Kandili programları tertip edildi. Programların bir çoğunda Beyazıt Camii İmam Hatibi Suat Gözütok Hoca eşsiz sesi ile Kur’an-ı Kerim ziyafeti sundu. Danimarka ve İsveç’te Naat geceleri tertip edildi. Özellikle Danimarka’da birbirimizle didişmek Anadilim tekrar başlıyor Albertslund Tiyatro Saloyerine ortaya güzel Bu haftanın öne çıkan bir nu’nda 1500 kadar kişinin kaürünler koymalıyız, tılımı ile gerçekleşen Naat Ge- koyamıyorsak koyanlara diğer konusu ise hükümetin cesi programında çocukların sahip çıkmalıyız... Yoksa sözünde durması ve 2002’de performansı görülmeye de- ileride korkarım ki biz de kaldırılan anadil eğitimini tek‘imanlı imam aranıyor’ rar başlatıyor olması. Haberin ğerdi. Ziyaret amaçlı Danibir diğer önemi de; bu meseilanı vermek zorunda marka’da bulunan Konya ce lenin Dialog-Forum Derneği kalabiliriz... Çankırı valileri de programlara yetkililerinin 21 Haziran iştirak ettiler. Kendileri daha 2012’de Milli Eğitim Bakanı sonra İsveç’e geçerek oradaki ziyaretinde Bakan tarafından programlara katıldılar. Okugündeme getirilmesi ve arkanan Türkçe ve Kürtçe ilahi ve Naatlar salonu dolduranlara duygulu anlar daşımız Hasan Cücük’ün de aralarında olyaşattı. Efendimiz’in (sav) doğum günü ve- duğu heyetin belirttiği görüşler çerçevesilesi ile bir araya gelen binlerin oluşturduğu sinde, bazı hususların Bakan nezdinde açıklığa kavuşması. Taklitlerinden sakınma adına beraberlik havası görülmeye değerdi. haberin devamını okumanızı tavsiye edeNordic Business Life rim… Geçtiğimiz haftanın bir diğer kayda değr gelişmesi ise Avrupa Türk İş Dünyası Kon- Başka Endülüs’ler olmasın... Üzerinde düşünelmesi gereken ibretlik bi federasyonu (UNITEE) - İskandinav Türk İş Dünyası Platformu (Nordic Turkish Business haber geçen hafta bir kilise tarafından veriPlatform) tarafından hazırlanan ve yayın len ‘imanlı papaz aranıyor’ iş ilanı. 50 yıla yahayatına ‘start’ veren ‘Nordic Business Life’ kındır Avrupa’dayız. Gurbetçi olarak gelmidergisinin Marriott Hotel’de yapılan tanıtım şiz ev sahibi olmuşuz... İşçi olarak gelmişiz işresepsiyonu oldu. Respsiyona gösterilen ilgi veren olmuşuz... Bu gelişmelerin beraberinde ve katılım da iyiydi. Türkiye’nin Danimarka zamanla kendi değerlerimizden de uzaklaşBüyükelçisi Berki Dibek ve eşi, Konya ve maya başlamışız. İleride benzer bir ilan verÇankırı valileri, Makendonya ve Bosna Her- mek zorunda kalmamak için şimdiden tedsek Büyükelçileri, milletvekilleri Nadeem birimizi almalıyız. Çocuklarımızın yemesi-içFarooq, Özlem Çekiç ve Fatma Öktem’in mesi kadar onların eğitimine ve kendi kültyanı sıra, çok sayıda işadamı ve yönetici prog- rel değerlerini öğrenmesine de önem vermeliyiz. Birbirimizle uğraşmak yerine bu ramdaydı. İlk sayısındaki içerikli yazıları ve dosya bağlamda yapılan çalışmalara mümkün olhaberleri ile Nordic Business Life kendinden duğu kadar destek vermeliyiz. İkinci bir Ensöz ettireceğe benziyor. İlk sayısının dosya dülüs vakası yaşansın istemiyorsak birbirikonusu olan ‘İskandinav ülkelerinde Türk mizle didişmek yerine ortaya güzel ürünler asıllı girişimcilerin anatomisi’ makalesi öz- koymalıyız, koyamıyorsak koyanlara sahip verili bir çalışmanın sonucu ve bu alanda ya- çıkmalıyız... Yoksa ileride korkarım ki biz de ‘imanlı imam aranıyor’ ilanı vermek zopılmış ilk araştırma olma özelliğinde. runda kalabiliriz...

İskandinav ülkelerindeki Türk asıllı girişimcilerin anatomisi

Hızımızı arttıralım...

İskandinav ülkelerine ilk defa 40-50 yıl önce gelen Anadolu insanı bugünlerde yaklaşık 25 bin işçi çalıştıran 4 bin kadar işyeri sahibi. Buna ilaveten 3 bin kadarı da kendi işine sahip fakat herhangi bir işçi çalıştırmamakta. Ve işveren olma sayısı her geçen gün hızla artmakta. Kopenhag İşletme Üniversitesi (Copenhagen Business School) öğretim görevlilerinden Doç. Dr. Serden Özcan öncü-

Zaman abone kampanyamız bütün hızıyla devam ediyor ama aboneler aynı hızda gelmiyor. Kaplumbağa hızıyla abone akışı oluyor malesef. Bu fırsatlar tekrar ele geçmeyebilir. Elimize geçen fırsatları iyi değerlendirebilme adına biraz gaza basalım kaplumbağa modundan tavşan moduna geçelim, yeni Zaman sevdalılarına ulaşalım... k.subasi@zamaniskandinavya.dk

www.danimarkahaber.dk

Kanser tedavisinde yeni umut

anser hastalarının yüzde 90’ında ölüm se-

Kbebi, hücrelerin diğer organlara metastaz

yapmasından kaynaklanıyor. Kopenhag Üniversitesi bünyesinde çalışmaları süren BRICK isimli araştırma grubu, bir enzimin yayılmasının engellenmesinin kanser hücrelerinin de yayılmasını engelleyebileceğini ortaya koydu. Araştırmanın koordinatörü Katrine SonneHansen, ‘LOX isimli enzim, organların mikroyapısal yapısını değiştirebiliyor. Bu da daha açık bir ifadeyle, kanser hücrelerinin vücutta diğer organlara sıçramasına neden oluyor ve bu da o organlarda yeni kanser dokularının oluşması anlamına geliyor. Bir süredir, bazı kanser hastalarında yüksek oranda LOX enzimi çıktığı biliniyordu, ancak enzimin mekanizması hakkında pek bilgimiz yoktu’ dedi. Araştırma ekibinin başında yer alan öğretim görevlisi Janine Erler, kanser hücrelerinin oluşmaya başladıklarında dokunun dışına çıkmak için neye ihtiyaç duyduklarını gösteren yeni sonuçlar elde etti. Katrine SonneHansen konu hakkında, ‘Yalnızca kanser hücrelerine ve çevresine bakmamak lazım. Bir sonraki adım, o derin biyolojik mekanizmayı anlamak olmalı. Etkili bir ilaç üretebilmek için mutlaka süreçlerin altında yatan biyolojik oluşumları iyi anlamış olmak gerekiyor’ dedi.

İşsizleri emekli olduklarında zor günler bekliyor eni yapılan düzenlemeye göre işsiz olan

Ybinlerce Danimarkalı önümüzdeki 6 ay içe-

risinde işsizlik parası sisteminden çıkarılacak. Bazıları bir süre daha sosyal yardımlardan yararlanacak olsa da, bu kişilerin emeklilik döneminde yüksek ihtimalle ekonomik zorluk çekecekleri tahmin ediliyor. İşsizler, 6 ay sosyal yardım parası aldıktan sonra kendi birikimlerinden harcama yapmak zorunda kalacak. Bunun yanından bir de emeklilik birikimlerinden erken para çektikleri için ekstra vergi ödemeleri gerekecek. 3F sendikası politikacılardan yapılması planlanan sosyal yardım reformunun değiştirilmesini talep etti. 3F sendikasına göre insanlar yaşlılık dönemlerinde harcamak üzere birikim yaptıkları için cezalandırılmamalı. Sosyal Demokratlar’ın politika sözcüsü Magnus Heunicke yaptığı açıklamada, ‘Sosyal yardım parası, hayatını idame ettirecek başka hiçbir birikimi olmayan kişiler içindir. Bu yüzden bu konuda değişiklik yapılmasını beklemek gerçek dışı olur’ diye konuştu. Emeklilik danışmanı Frank Peter Sörensen, ‘Üzerinde söz hakkına sahip olmadığınız bir emeklilik planınız varsa, bu birikiminizi başka bir yere aktarabilirsiniz. Ancak bu imkandan herkesin yararlanması mümkün değil. Bunun için düzenlemenin nasıl yapıldığının bilinmesi gerekiyor. Bireysel emeklilik birikiminizin başkaları tarafından yönetilmesini engellemek için anlaşma yapabilir ya da işvereninizle bunu ayarlayabilirsiniz. Böylece emeklilik paranızı çekip çekemeyeceğinize onlar karar verir. Ancak özel emeklilik birikiminiz varsa bunu dokunulmaz yapamazsınız’ açıklamasını yaptı.

riler artıyor. Migren Merkezi’nin yaptığı araştırmaya göre, yarım milyon Danimarkalı’da migren rahatsızlığı var ancak migren rahatsızlığı olan 7 kişiden birinin yanlış tedavi edildiği ortaya çıktı. Danimarka Başağrısı Merkezi’nden Prof Rigmor Jensen yaptığı açıklamada, ‘Bu rakam çok fazla. Çünkü migren önemli sonuçlara neden olabiliyor. Bu durum işe gelinmeyen gün sayının yüksek olmasına ve sosyal etkinliklere katılamamaya neden oluyor’ dedi. Danimarka Başağrısı Merkezi, pratisyen hekimlerin daha iyi tedavi edebilmeleri için eğitim almaları gerektiğini açıkladı. Danimarka Başağrısı Merkezi Başkanı Anne Bulow ise, ‘Pratisyen hekimlerin ilaç yazmak konusunda daha yetkin ve dikkatli olmaları gerekiyor. Ancak doğru soruları sorarak, doğru teşhisi yapabiliriz’ açıklamasını yaptı.

Nöbetçi doktorlar gereksiz aranıyor cil Servis doktorları, acil sağlık hizmetle-

Arini arayan her beş hastadan birinin, as-

lında kendi doktorlarını araması gerektiğini düşünüyor. Acil sağlık hizmetleri tarafından 2011’de yapılan Danimarka’da şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı araştırmada Orta Jylland Bölgesi’nde 22 binden fazla hastanın değerlendirmeye alındı. Arhus Üniversitesi’nden Prof Peter Vedsted, ‘Bu durum çoğu başvurunun gereksiz olduğunu gösteriyor. Bu tamamıyla hastanın kendi değerlendirmesi ve seçimine bağlı bir durum. Ancak bazı hususlar, kullanımın en üst düzeyde olmadığını gösteriyor. Çünkü hastalar kendi doktorlarına gidebilirse, bu alanda büyük tasarruf sağlanabilir’ dedi. Birçok kişi, acil sağlık hizmetlerinin açıldıktan sonra doktora gitmeye tercih ediyor. Hizmetin başlamasından itibaren birçok kişi reçetelerini tekrar yazdırmak için telefon ediyor. Acil sağlık hizmetleri için her bölgeye yaklaşık olarak yılda 700 milyon kron bütçe ayrılıyor. Pratisyen Hekimler Birliği PLO’un Başkanı Peter Magnussen, uygun yöntem hakkında tartışmaya hazır olduğunun ancak doktorların daha fazla çalışmak istemediğinin altını çizdi.

Sigorta şirketleri dolandırılıyor er yıl yaklaşık 20 bin aile, hırsızlık ya da

Hzarar sebebiyle tazminat alabilmek için si-

gorta şirketlerini dolandırıyor. Sigorta organizasyonu Forsikring & Pension’ın yapmış olduğu araştırma ile her 15 ailede bir ailenin hasar bildirimlerinde sigorta şirketlerini dolandırdığı ortaya çıktı. Forsikring & Pension’ın Müdürü Per Bremer Rasmussen konu hakkında, ‘Müşterilerinin sigorta şirketlerini dolandırmaya çalışmaları son derece ciddi bir durum. Bu durumun marketteyken parasını ödemeden bir şeyler almaktan farkı yok’ dedi. Rasmussen, sigorta poliçeleriyle yapılan sahtekarlıkların, sigorta şirketlerinin her yıl bir kaç yüz milyon kaybetmesine neden olduğunu dile getirdi. Ekonomi uzmanı Karsten Engmann, müşterilerin sigorta şirketlerini kandırırken bunun ortaya çıkmayacağını düşündüklerini ve sahtekarlıkların en büyük nedeninin bu olduğunu belirtti. Forsikring & Pension’ın 2011 yılında yaptığı dolandırıcılık araştırmasının sonuçlarına göre, sigorta şirketini dolandıran Danimarkalıların bu yapma nedenleri aslında şirketlerin de kendilerini dolandırdığını düşünmeleri. Birçok kişi, sigorta primlerinin çok fazla yüksek olduğunu ve bir hasar yaşamaları halinde tazminat olarak çok az para aldıklarını düşünüyor. Aynı müşteriler, şirketlerin sigorta poliçelerini şirket yararları doğrultusunda hazırladıklarını ve bu yüzden şirket tarafından iyi bir muamele görmediklerini düşünüyorlar.


6 İSKANDİNAVYA Türkçe ve Arapça geri dönüyor

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Liberal – Muhafazakar azınlık koalisyonu zamanında 2002’de kaldırılan anadil eğitimi, sol koalisyon hükümeti tarafından yeniden başlatılıyor. Eğitim Bakanı Christine Antorini, önümüzdeki eğitim yılından itibaren 200 ilköğretim okulunda ‘deneme’ amaçlı Türkçe ve Arapça anadil derslerinin başlayacağını açıkladı. Hükümetin kararına muhalefet tepki gösterirken, öğretmenler olumlu yaklaştı. BİRİNCİ SAYFADAN DEVAM

Hükümeti ‘arka kapıdan içeri’ girmekle suçladılar. Danimarka Halk Partisi eski lideri ve partinin değerler sözcüsü Pia Kjaersgaard, projeyi ‘umutsuz’ olarak tanımlarken, çocuklarına anadili öğretmenin anne- babanın görevi olduğunu savundu. Okullar Kurulu Başkanı Sören Söndergaard ise, projeyi olumlu bulduklarını ve desteklediklerini açıkladı. Türkçe ve Arapça’nın yeniden verilmesine ilham kaynağı Odense’de bulunan Abildgaard okulu oldu. 24 değişik milletten öğrencinin okuduğu okulun yüzde 90’ı etnik kökenli öğrencilerden oluşuyor. Anadil eğitiminin verildiği Abildgaard Okulu Müdürü Allan Feldskou, ‘Türkçe, Arapça ve Somalice anadil eğitimi gören öğrencilerimiz diğer derslerde gördükleri terimlerin karşılığını kendi anadillerinde bildikleri zaman dersleri daha iyi anlıyorlar. Hükümetin bu çalışması etnik kökenli öğrencilerin başarısına olumlu katkı yapacaktır’ diye konuştu.

İlköğretim okullarında okuyan göçmen kökenli öğrencilerin bazı derslerde başarısız olduğuna işaret eden Eğitim Bakanı Antorini, ‘Bazı şeylerin neden olduğunu tahmin etmek yerine, deneyerek çözüm bulmaya çalışıyoruz. Anadili iyi bilmenin Danimarkaca, matematik ve diğer derslere katkı yapıp yapmadığını ölçmek için bu projeyi başlatıyoruz. 2015’te sonuçları değerlendireceğiz’ dedi. 200 okulda başlayacak Türkçe ve Arapça anadil dersleri için hükümet 30 milyon kron ayırırken, bu projeden yaklaşık 4 bin öğrenci faydalanacak. 4. sınıfta okuyan etnik kökenlilere Türkçe ve Arapça anadil eğitimi 2013-14 eğitim yılında, 1. sınıfta okyanlara ise 2014-15 eğitim yılında verilmeye başlanacak. Deneme amaçlı projenin 4. sınıf öğrencilere ‘pilot’ uygulaması ise bazı okullarda hemen başlatılacak. Türkçe ve Arapça’nın tekrar verilmesine muhafelet partileri tepki gösterdi.

HABER YORUM

Dialog Forum Derneği anadil eğitiminin öznesi oldu arih 21 Haziran 2012. Yer: Eğitim Bakanlığı. Dialog Forum Derneği Başkanı Mustafa Gezen, Kopenhag Belediye Meclisi üyesi ve Dialog Forum Derneği Politik Platform üyesi Taner Yılmaz ve Özel HAY Okulu Müdürü Mehmet Kolukısa ile birlikte Eğitim Bakanı Christine Antorini’yi ziyaret ettik. Bakan, toplantıda hangi konuları görüşeceğimizi önceden istemişti. Ağırlıklı gündemimiz anadil eğitimi ve staj yeri sorunuydu. Biz 4 kişi olmamıza karşılık, bakan toplantıya tam 9 kişilik bir heyetle katıldı. Ülkeler arası heyetler görüşmesi gibi karşılıklı oturunca ‘Siz Danimarka tarafısınız ama biz hangi ülkenin temsilcisiyiz’ şakamıza Bakan Antorini, ‘Hepimiz Danimarka tarafındayız ama karşılıklı oturarak sizin fikirlerinizi öğrenmek istedik’ cevabını veriyordu. Bakan Antorini gündemi önceden gönderdiğimiz için ‘dersine iyi çalışmış’ olarak gelmişti. Önünde bir çok dosya bulunuyordu. Gündem maddelerini tek tek konuşurken, sık sık toplantıya katılan diğer isimlerin görüşlerini alıyordu. Anadil eğitimi konusu en uzun süreli konuştuğumuz gündem oldu. ‘Sizlerin fi-

T

kirlerini öğrenmek istiyorum’ diyen Bakan, söylediklerimizi not etti. Bizim konuşmamız bitince Bakan Antorini, ‘size bir müjdem var’ diyerek başladığı konuşmasında şunları söylüyordu; ‘Anadil eğitimi konusunda söyledikleriniz bizim için kafamızdaki bazı şeyleri netleştirdi. Hükümet olarak özellikle Türkçe, Çince ve Arapça gibi derslerin müfredata girmesini için çalışıyoruz. Yani bu diller ülke genelinde ilköğretim okullarında seçmeli ders olacak’. Toplantıya gazeteci

kimliğimle değil Dialog Forum Derneği yönetim kurulu üyesi olarak katılıyordum. Bakan Antorini, bu söylediğinin ‘off the record’ (yazılmamak kaydıyla) olmasını arzu edince, bize beklemek düşüyordu. Bakan Antorini, 21 Haziran’da bize verdiği sözünü tutarak Türkçe ve Arapça’nın 200 okulda anadil olarak verilmesini sağladı. Ben inanıyorum ki, fazla bir süre geçmeden Türkçe seçmeli ders olarak ülke genelinde okutulacaktır.

İsveç Eşitlik Bakanı Arnholm’dan basın toplantısında yolsuzluk itirafı ATİLA ALTUNTAŞ STOCKHOLM Koalisyon hükümetinin ortağı Halk Partisi’nin

1(Folk partiet) görevinden istifa eden eski ba-

kanı Nyamko yerine yine aynı partiden milletvekili olan Maria Arnholm seçildi. Yeni seçilen bakanın ilk basın toplantısında, bakanın 15 yıl önce yaptığı yolsuzluk gündeme geldi.

Basın mensuplardan birinin, ‘’Hiç yolsuzluk yaptınız mı?” sorusuna, ‘’Evet yaptım 15 yıl önce, evimde kısa süreli çalışan temizlik işçisine sigorta yapmamıştım’’ dedi. Bu cevabın ardından İsveç basını 2006 yılında yeni seçimlerden sonra mazbatasını alan 3 bakanın, göreve başladıktan 1 hafta sonra aynı yolsuzluktan istifa ettirildiklerini hatırlatarak, Maria Arnholm’unda istifa etmesi gerektiğini tartışmaya açtı.

Dialog Forum Derneği olarak Entegrasyon ve Sosyal İşler Bakanı Karen Haekkerup ile yaptığımız toplantı sonunda emeklilerimizin Türkiye’de 6 ay kalmasını sağlarken, Eğitim Bakanı Antorini ile görüşmemiz sonunda Türkçe’nin yeniden çocuklarımıza öğretilmesinin yolunu açmaya vesile olduk. Kısaca ‘diyaloğun meyvelerinden’ 60 bin insanımızın faydalanmasının mutluğunu yaşıyoruz.

4. sınıfta okuyan etnik kökenlilere Türkçe ve Arapça anadil eğitimi 201314 eğitim yılında, 1. sınıfta okyanlara ise 2014-15 eğitim yılında verilmeye başlanacak. Deneme amaçlı projenin 4. sınıf öğrencilere ‘pilot’ uygulaması ise bazı okullarda hemen başlatılacak.


    '$1ú0$5.$1,1(1%h<h.(102'(51      (1+ú-(1,.(1+(6$3/,087)$ø,





 

 











 





s



DljkX]X|jk•e  TLF 20462808



6(59ú6ú0ú=(1$=.úûú/ú. .ú6ú%$û,.5

 



s

   







(9/(5(úû<(5/(5,1('høh1/(5( <(0(.6(59ú6ú<$3,/,5

s



  

  

ÿÿYiX_`dBêcêƒ YiX_`dBêcêƒ TLF 60646744

<<bjfk`jb;\c`bXk\jj\i8&J›@e[ljki`^i\e\e)()-*,@j_µa›nnn% bjfk`jb;\c`bXk\jj\i8&J›@e[ljki`^i\e\e)()-*,@j_µa›nnn%[\c`bXk\% \c`bXk\%[bb›.')*)/'/ ›.')*)/'/


8 İSKANDİNAVYA ‘Nasıl olsa Avrupa’ya gideceğiz diye okumuyorlar’

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Gelenler; nasıl olsa bir gün geri döneceğiz diye okumadılar; kalanlar ise nasıl olsa bir gün gideceğiz diye okumuyor. Konya’da içine gurbet giren yöreler eğitim yarışını ‘kafadan’ kaybediyor. Sanki gurbet zehirliyor onları, başka bir müfredat takip ediyorlar sanki... Konya Valiliği tarafından yaptırılan bir araştırmaya göre; başta Kulu, Cihanbeyli, Derebucak ve Yunak olmak üzere şehrin İskandinavya’ya göç veren ilçelerinde çok sayıda öğrenci, ‘nasıl olsa bir gün İskandinavya’ya göç edeceğiz’ düşüncesiyle eğitime gerekli önemi vermiyor. Konuyla ilgili olarak Zaman’a özel açıklamalarda bulunan Konya Valisi Aydın Nezih Doğan, ‘‘Yaklaşık 20 bin

Konya Valisi Aydın Nezih Doğan: ‘‘Konya’nın bir ilçesindeki eğitim sorunu Danimarka’yı da İsveç’i de Norveç’i de etkiliyor.’’

Not

Defteri :BG:DýJO

e.oguz@zamaniskandinavya.dk

kadar öğrenci ve velinin katılımıyla yaptığımız araştırma sonucunda; Konya’nın yurtdışına göç veren Kulu, Cihanbeyli, Derebucak ve Yunak gibi ilçelerinde kitlesel akademik başarı seviyesinin diğerlerinden daha düşük olduğunu öğrendik. Buralarda yaşayan ve yurtdışında yakınları olan çocukların çok yüksek bir okuma hevesi yok.’’ dedi. Çocukları eğitime güdüleyen en önemli faktörlerden birinin aile olduğunun altını çizen Vali Doğan, ‘‘Çocukların geleceklerini planladıkları yer de Türkiye olmayınca o da bir biçimde etkiliyor. Ailenin çocuğunu eğitim konusunda teşvik etmesi lazım.’’ dedi.

Konya’nın bir ilçesindeki eğitim sorunu buraya da yansıyor Konya Valiliği olarak bu konuda çeşitli projeler ürettiklerini ve geçmişte bazı İskandinav ülkelerinin Türkiye temsilcileriyle de görüşmeler yaptıklarını ifade eden Vali Doğan, ‘‘Konya’nın bir ilçesindeki eğitim sorunu Danimarka’yı da İsveç’i de Norveç’i de etkiliyor. Biz

eğer orada, kaynakta bu eğitim problemini aşabilirsek, düzenli eğitim almanın gelecekte daha kabul edilebilir bir yaşam standardı sağlayacağını insanlara ikna edebilirsek, Kulu’da Cihanbeyli’de aldığımız tedbirlerle biz aslında buradaki aileleri de etkileyeceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki; Konya’daki ailelerimizle buradaki ailelerimiz arasında doğrudan iletişim var. Bu iletişim evlilik yoluyla devam ediyor, akrabalık yoluyla devam ediyor.’’ dedi.

Burada etkili bir sosyal statü kazanmanın yolu Konya’dan geçer Çocukların eğitimi konusunda ailelere çok büyük görevler düştüğünün al-

tını çizen Vali Doğan, ‘‘Eğitim işi ailenin bütününü ilgilendiren bir iştir. Sadece okula göndermekle bitecek birşey değil. Ailenin birinci görevi doğru adrese çocuğu göndermektir. Daha sonra da muhakkak iyi bir şekilde takip edilmesi gerekir.’’ dedi. Konya ile İskandinav ülkelerinin bir çok anlamda birbiriyle bağlantılı olduğunu belirten Vali Doğan, ‘‘Türkiye’den gelen vatandaşlarımızın burada daha etkili bir sosyal statü kazanabilmeleri ve ekonomik kapasiteyi geliştirebilmeleri için memleketlerinde daha iyi eğitilmeleri lazım.’’ dedi. Avrupa’da kazandığı paraları köylerinde villa yaparak harcayan gurbetçilere

de seslenen Vali Doğan, ‘Zor kazanıyorsunuz, ölü yatırımlarla harcamayın’’ dedi. Konya’nın Türkiye’de yıldızı parlayan şehirlerden biri olduğunu vurgulayan Vali Doğan, ‘‘Burada yaşayan vatandaşlarımızın kazandıklarını ölü yatırımlar haline dönüştürmemeleri gerekiyor. Buralarda çok zor para kazanıyor insanlarımız. Kazandıkları paraları; Tavşançalı da bahçeli bir ev yaparak yada Yeniceoba’da bahçeli bir villa yaparak değil, 3-5 arkadaş bir arayarak gelerek bir işletme kurarak buradaki bilgi-birikimi oraya taşımak yoluyla değerlendirebilirler.’’ dedi.

FİNLANDİYA HABER TURU Finlandiya Türk Derneği’nden geleneksel yemek

Siber tehditler için Finlandiya alarmda

013 geleneksel yemeğini organize eden

inlandiya online güvenlikte öncü ülkeler-

den insanları biraraya getirmenin mutluluğunu yaşıyor. Ailelerin ilgi gösterdiği yemekte hem yemek ziyafeti hem de müzik ziyafeti biraradaydı. Halaylar çekildiği ve yöresel ezgilerin çalındığı yemekte,birlik beraberlik mesajları verildi. Ayrıca gecede Uzman Doktor Mine Eray’ın Başbakanlık Yurtdışı Türkler Başkanlığı tarafından tebliğatta bulunulmuş Finlandiya temsilciliği ilan edildi. Eray yaptığı konuşmada ‘’ Finlandiya’yı temsilen başladığım görevde çalışma grubu kuracağım. Gençlerimize daha çok ilgi göstermek ve her kesimden insanla el ele vererek Ülkemizi temsil etmek istiyoruz.’’ dedi.

güvenlik stratejisi hazırlığı içerisinde. Uzmanların hazırladığı raporlara göre Finlandiya gittikçe siber tehditlere maruz hale geliyor. Raporlarda Finlandiya devletinin online şebeke altyapısının tehditlere açık olduğu belirtiliyor. Hükümetin yeni stratejisi doğrultusunda Finlandiya İletişim Düzenleme Kurumu (FICORA) ile bağlantılı olarak kurulacak bir siber güvenlik merkezi gündemde.

2Finlandiya Türk Derneği, çok farklı kesim- Fden olmak istiyor. Fin hükümeti yeni siber

Sundance kısa film festivalinde ‘’The Date (Treffit)’’ birinci enni Toivoniemi yönettiği film (Treffit),

JSundance Festivali’nde Uluslararası Kurgu

Kısa Film Jüri Özel Ödülü kazandı. Film 14 aday filmlerin arasından seçildi. Sundance

dünyanın en prestijli film festivallerinden birisi olarak biliniyor. Bu yıl kısa film yarışmalarında bir rekora imza atıldı ve tam 8000 film başvurusu olduğu bildirildi. Bu filmler arasından sadece 65 tanesi dereceye kalabildi. The Date (Treffit) filmi, şubat ayında Berlin Uluslararası Film Festivali’ne Kısa Film kategorisinde ve daha sonra da Göteborg Uluslararası Film Festivali Nordiskt Ljus kategorisinde de aday olarak seçildi.

Sony Xperia Z Tablet Fin piyasalarında satışa girdi ony, Xperia Z serisinin tabletini geçtiğimiz

Sgünlerde duyurmuştu. Sony Xperia Z tab-

let 10.1 inç büyüklüğünde ekrana ve 6.9mm inceliğinde gövdeye sahip. Bu ölçüleriyle Sony Xperia Z tablet, piyasada mevcut en ince tablet durumunda. Sadece 495 gram ağırlığında olan Sony Xperia Z tablet, benzerleri arasında ki en hafifi. Su ve toz geçirmez

özellikleriyle dikkat çeken cihaz Finlandıya merkezli bir elektronik satış sitesinde ön satışa çıktı. Tablet, internet sitesinde 799 Euro’ya ön satışa sunuldu.

Katainen,Alanya Belediye Başkanı Sipahioğlu ile görüştü. inlandiya Basbakanı Katainen, Alanya Be-

Flediye Başkanı Sipahioğlunu Basbakanlık

resmi konutunda öğle yemeğinde ağırladı. Bir dizi resmi ziyaretlerde bulunmak ve Helsinki MATKA Turizm fuarına katılmak üzere Finlandiya’ya gelen Belediye Başkanı Hasan Sipahioğlu, Finlandiya Başbakanı Jyrki Katainen tarafından başbakanlık konutunda ağırlandı. Belediye Başkanı Sipahioğlu, Finlandiya Başbakanı Jyrki Katainen ile iki ülke arasındaki ilişkiler ve Alanya turizmi ile ilgili görüş alışverişinde bulundu. Alanya, Finlandiyalıların turistik olarak en çok ziyaret ettikleri yerlerin başında geliyor.


9 İSKANDİNAVYA

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

İsveç Kürdistan Dernekleri Federasyonu Başkanı Bozarslan:

Bütün sabotajlara rağmen barış süreci devam etmeli

1981 yılında kurulan ve 34 Kürt derneğinin üye olduğu İsveç Kürdistan Dernekleri Federasyonu (FKKS) Başkanı Aycan Şermin Bozarslan, “Bütün sabotaj ve provokasyonlara rağmen barış süreci işlemeli” dedi. MENAF ALICI STOCKHOLM İsveç Kürdistan Dernekleri Federas-

1yonu (FKKS) Başkanı Aycan Şermin Bo-

zarslan, Paris’teki suikastın benzeri olayların yaşanabileceğini belirterek, “bütün sabotaj ve provokasyonlara rağmen barış süreci işlemeli” dedi. Merkezi Stockholm’de bulunan FKKS’in Başkanı Bozarslan, Zaman’a İmralı görüşmeleri ile başlayan barış süreciyle ilgili açıklamalarda bulundu. İsveç’teki Türkiye, İran, Irak ve Suriye kökenli 200 bin civarında olduğu tahmin edilen Kürtlerin çatı örgütü konumundaki İsveç Kürdistan Dernekleri Federasyonu’nun Başkanı Bozarslan, hükümetin İmralı’da Abdullah Öcalan’la yaptığı görüşmeler ile başlayan süreci desteklediklerini ifade ederek, sürecin barış ile sonuçlanmasını umduklarını söyledi. FKKS’in kurulduğu günden buyana Kürt sorununun ancak barışçıl yöntemlerle çözülebileceğini savunduğunu vurgulayan Bozarslan, “Bu anlayış bizde çok iyi oturmuş ve tartışılmazdır. Üye olan herkes de bunu benimsemiş ve kabullenmiştir. Biz, Kürt sorununa hak ve hukuk çerçevesinden bakıyoruz. Bu görüşmeler de Kürtlerin hak ve hukuklarını elde etmelerinin yolunu açacaksa tabii ki destekleriz. Barışa giden her diyalogu ve her çabayı olumlu buluyoruz ve destekliyoruz” diye konuştu. Süreçle ilgili üyeleri arasında “bekle- gör” havasının hâkim olduğunu dile getiren Bozarslan, ‘acaba’lar var. Provokasyonlar olur mu, barışı istemeyen karanlık odaklar, derin devlet, Ergenekon dediğimiz yapılar mevcut. Bunların barış istemediğini herkes biliyor. Bütün bunlara rağmen başarılabilir mi sorusu her zaman var. Ancak bu adımı destekliyoruz ve bu sürecin sıkıntısız geçmeyeceğini de biliyoruz. Barış çok zahmetli bir iştir. Paris’tekinin benzeri provokasyonlar, engellemeler mutlaka olacaktır. Bu adımı atanların bunu hesaba katmaları gerek. Savaştan rant elde edenler, ona umut bağlayanlar bu süreci baltalamak isteyecektir. Onların oyununa gelmemeli. Onlara

rağmen kararlılıkla süreç işletilirse bu iş olur ve o zaman büyüklüğünüz ortaya çıkar” şeklinde ifadelerde bulundu.

“Öncelikle silahlar susmalı” Barış ortamının sağlanması için herkesin elinden geleni yapması gerektiğini dile getiren Bozarslan sözlerini şöyle sürdürdü: “Üzülerek söylemeliyim; geçmişte atılan adımlarda zemin iyi hazırlanmadı. O dönem atılan adımlar dikkatli atılsaydı bilanço bu olmayacaktı. İnsanlardaki şartlanmışlıkları kırmak için zemini iyi hazırlamak lazım. Adımlar dikkatli atılırsa barışın sağlanmaması için hiçbir sebep yok. Bu dönemde silahlar konuşmamalı, diller konuşmalı. En büyük arzumuz ve ilk önceliğimiz ölümlerin durması. Kürt ya da Türk olsun, fark etmez, gençler ölmesin. Ölümler devam ediyorsa barış olmaz. Bir de burada temel nokta; PKK’nın silah bırakması değil, Kürt sorununun çözümü olmalı. Bunun için de başta silahlar mutlaka bırakılmalı.”

“Kürt sorunu sadece Öcalan ile müzakere edilmemeli” Sadece bir adres ile görüşmenin Kürt sorununu çözmeyeceğini anlatan Bozarslan, “Başlangıçta silahların susması ve barış ortamına geçilmesi için Öcalan ile görüşülebilir, ama Kürt sorununa köklü çözüm bulunacaksa; Kürt halkının en geniş yelpazesi, legal partiler, STK’lar, aydınlar muhatap alınmalı. Kürtlerin hak ve hukuklarının konuşulacağı böylesine önemli bir durumda geniş katılım bence çok büyük önem arz ediyor. Aksi taktirde yara yine kanamaya devam edecektir” dedi.

“Fethullah Gülen’in açıklamaları olumlu” Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “Sulh hayırdır, hayır sulhtadır” sözlerini değerlendiren Bozarslan, “Doğru söze ne denir ki. Biz bu süreçte barışa katkı sunacak bütün açıklamaları olumlu görüyoruz. Barışçıl ortama geçişin sağlamasına etkisi olacak herkesin açıklamalarını olumlu değerlendiririz” dedi.

Aycan Şermin Bozarslan kimdir? Aycan Şermin Bozarslan, 1981 yılında kurulan ve 34 Kürt derneğinin üye olduğu İsveç Kürdistan Dernekleri Federasyonu başkanlığını yürütüyor. Siirt doğumlu memur bir babanın kızı olan Bozarslan, Türkiye’de Yüksek Öğretmen Okulu’nu bitirdi ve bir yıl öğ-

retmenlik yaptı. 1983 yılında İsveç’e geldi. İsveç’te yüksek özel pedagoji eğitimi alan Bozarslan, üç anaokulun müdür yardımcılığının yanı sıra, engelli çocuklarla çalışan öğretmenlere de danışmanlık yapıyor.

Mine Eray Yurtdışı Türkler Başkanlığı Finlandiya temsilcisi oldu ZAMAN HELSİNKİ Uzman Doktor Mine Eray, Başbakanlık

1Yurtdışı Türkler Başkanlığı tarafından

Finlandiya temsilciliğine getirildi. Eray yaptığı açıklamada, ‘’Finlandiya’yı temsilen başladığım görevde çalışma grubu kuracağım. Gençlerimize daha çok ilgi göstermek ve her kesimden insanla el ele vererek Ülkemizi temsil etmek istiyoruz.’’ dedi. Eray, Hacettepe Üniversitesi İngilizce Tıp Fakültesi mezunu. Helsinki’de immünoloji doktorasını bitiren bu arada Patoloji ihtisasına başlayan Eray, Patoloji ihtisasını bitirdikten sonra, hematopatoloji alanında Uzman Doktor olarak görev yapıyor.

İsveç Kürdistan Dernekleri Federasyonu (FKKS) Başkanı Aycan Şermin Bozarslan, hükümetin İmralı’da Abdullah Öcalan’la yaptığı görüşmeler ile başlayan süreci desteklediklerini ifade ederek, sürecin barış ile sonuçlanmasını umduklarını söyledi.


10 İSKANDİNAVYA Başörtülü sporcular resmi maçlarda oynayabilecek

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Danimarka Futbol Federasyonu geçtiğimiz hafta içerisinde yayınladığı bir bildiride; başörtülü futbolcuların da bundan böyle resmi müsabakalara çıkabileceğini açıkladı. asıllı Zeynep El Khatip’in başörtüsüyle birlikte U-16 Milli Takımı’nda oynamasına izin verilmişti. Uzun süre boyunca hem Danimarka medyasını hem de uluslararası medyayı meşgul eden Zeynep, başörtüsüyle uluslararası bir müsabakaya çıkan ilk Danimarkalı olmuştu.

EMRE OĞUZ KOPENHAG Danimarka’da başörtülü futbol-

1cular bundan böyle profesyonel

turnuvalara katılabilecek. Konuyla ilgili olarak özel bir açıklama yayınlayan Danimarka Futbol Federasyonu (DBU), başörtülü sporcuların profesyonel müsabakalara katılmasında herhangi bir sakınca olmadığını resmen bildirdi. Açıklamada futbolcuların takabileceği başörtüsünün özellikleri de detaylı olarak bildirildi. Buna göre başörtüsü; forma ile aynı renkte olmalı ancak formaya bağlı olmamalı. Sadece bayan sporcular tarafından kullanılmalı ve kendileri yada rakipleri için tehlike oluşturacak herhangi bir özelliği bulunmamalı. Söz konusu uygulamanın Danimarka’da yaşayan göçmen kökenli gençlerin topluma entegrasyonuna da katkıda bulunacağını belirten Danimarka Futbol Federasyonu Başkanı Allan Hansen, ‘‘Son 4 yıldır bu konuyu sürekli FIFA’nın gündemine getirerek çözüm üretmelerini talep ediyorduk. Bu yüzden FIFA’nın geçtiğimiz Temmuz ayında, 2014 yılında sona ermek üzere 1 yıl boyunca deneme amaçlı olarak başörtüsünü serbest bırakmasını memnuniyetle karşılıyoruz.’’ dedi.

Danimarka’da 2008 yılında 15 yaşındaki Lübnan asıllı Zeynep El Khatip’in başörtüsüyle birlikte U-16 Milli Takımı’nda oynamasına izin verilmişti.

Toplam nüfusu 5,5 milyon olan Danimarka’da 77 bin 889 lisanslı kadın futbolcu bulunuyor. Son yıllarda çok sayıda göçmen kökenli kadın da futbola ilgi gösteriyor.

FIFA uzun yıllar başörtüsüne karşı çıkmıştı Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA), 2007 yılında güvenlik sorunu oluşturduğu gerekçesiyle yeşil sahalarda başörtüsü takılmasını yasaklamıştı. Akabinde başta Asya ülkeleri olmak üzere dünyanın farklı bölgelerindeki Müslüman ülkeler geçmişte Uluslararası Futbol Federasyonu’na (FIFA) yaptıkları başvurularda sporcuların güvenlik sorunu oluşturmayacak bir başörtüsü takmalarına müsaade edilmesini talep etmişti. Müslümanları sevindiren haber geçtiğimiz yıl Temmuz ayında geldi. Zürih’te toplanan Uluslararası Futbol Federasyonları Kurulu (IFAB) deneme amaçlı olarak 2014 yılı Mart ayına kadar başörtüsünün yeşil sahalarda serbest bırakılmasına karar verdi. FIFA’nın izin verdiği başörtüsü çeşitlerini görmek için bu siteler ziyaret edilebilir: www.ResportOn.com www.capsters.com

İlk başörtülü futbolcu Zeynep Esasında başörtülü futbolcu, Danimarka için yeni birşey değil. Ülkede çok sayıda başörtülü futbolcu bulunuyor. Ancak bugüne kadar FIFA kararı gereği bu sporcuların profesyonel maçlara çıkmasına müsaade edilmiyordu. Bununla birlikte 2008 yılında 15 yaşındaki Lübnan

NORVEÇ HABER TURU özürlü insanların üzerindeki etkisi üzerinde durdu. Gunn Vigdis Værnes müzik terapisinin, çocuklardan gençlere, onlardan yaşlılara kadar her kesime uygun bir tedavi sistemi olduğunu belirtti.

Norveç, Cezayir’e asker gönderebilir orveç Dışişleri Başbakanı Espen Barth

NEide, Cezayir’deki rehine krizine yönelik

Müzikle fiziki ve psiklojik terapi angfold Huset Diyalog Derneği’ne bağlı Sağlık-Spor Platformu, müzikle fiziki ve psiklojik terapi başlığı adı altında bir program gerçekleştirdi. Derneğin Karl Johan Caddesi’nde ki yerinde düzenlenen programa, üniversite öğrencileri, bazı müzisyenler ve derneğe bağlı platformların başkanları da katıldı. Norveçli Müzik Terapist Gunn Vigdis Værnes, programram boyunca, müziğin maddi-manevi hastalıkların üzerindeki etkileri üzerinde konuştu. 1989’dan bu yana, birçok kültür okullarında, çocuk kreşlerinde, okullarda müzik pedegogluğu ve terapistliği yapan Værnes, müzik tedavisinin özellikle

M

bazı açıklamalarda bulundu. Norveçli bakan, olası bir askeri müdahaleye açık olduklarını, bölgeye binin üzerinde askeri takviye gönderen Fransa’yı takip edebileceklerini aktardı. Bakan Eide, Mali’deki teröristlerin bölgedeki hareketliliğinin engellenmesi gerektiğini vurguladı. Kaçırılan 17 Norveçli rehinenin 12’sine ulaşıldığını, rehinelerin sağlık durumlarınınsa iyi olduğu ifade edildi. 5 Norveçli rehineden ise hala haber alınamıyor. Ayrıca Kraliyet ailesi mensupları, Norveçli rehinelerin aillerini ziyarette bulundu. Başbakan Jens Stoltenber ise olayı ‘şer’ olarak nitelendirdi.

Vergi kaçakçılığı had safhada orveç Vergi Dairesi’nin (Skatteetaten)

Ndevlet televizyonuna sunduğu 2012 rapor

sonuçlarına göre, her 10 firmadan 6’sı vergi

ödemiyor. Dairenin sayım verileri, ülkedeki mevcut 240 bin 889 firmanın sadece 99 bin 402’sinin yüzde 28 oranında vergi ödediğini gösteriyor. Konuyla ilgili yerel medyaya konuşan Norveç Vergi Dairesi Başkanı Svein Kristensen; Norveç genelinde ki vergi kaçakçılığın endişe verici boyutta olduğuna dikkat çekti. Kristensen, vergi kaçıran müesseselerin sayısının oldukça yüksek olduğunu kaydetti. Başkan, özellikle vergi kaçıran büyük şirketlerin takibi konusunda Vergi Dairesi’nin yasallaşması gerektiğini savundu.

Lucas en çok kullanılan erkek ismi orveç Araştırma Merkezi’nin, ülkede en çok kullanılan isimlere ilişkin yaptığı bir araştırma sonucunda, Norveçli anne-babaların çocuklarına en çok kattığı kız ismi Nora, erkek adı ise Lucas olduğu kaydedildi. Özellikle geçen yılın en popüler isimleri arasında yer alan Nora ismi, 2013’te toplam 438 kız çocuğuna verildiği aktarıldı. Ayrıca Emma, Sofie, Linnea, Sara, Emilie en popüler kız isimler arasında yer alırken; Emil, Mathias, Jonas ve Alexander ise Norveçlillerin en çok tercih ettiği erkek isimleri arasında yer aldı. Lucas ya da Lukas, 4 İncil yazarları arasında yer alan bir isim.

N

Hemşire adayları sınıfta kaldı emşire adayı birçok genç, Oslo Yüksek

HOkulu’nda düzenlenen hemşirelik sına-

vını geçemedi. İmtihana katılan her 10 öğrencinin 4’ünün başarısızlığı, öğrencilerin hastalık eğitimindeki yetersizliğine bağlandı. Ayrıca yetkiller, hemşireliğe dair verilen ders saatlerinin oldukça yetrsiz olduğunu, ders saatlerin artırılması gerektiğini savundu.

Hırsızlık oranı arttı orveç güvenlik yetkililerin raporuna göre;

N2012 yılı içerisinde Norveç genelinde 273

bin 979 hırsızlık vakaasının 70 bininin Oslo’da yaşandığı kaydedildi. Ülkede vuku bulan her 4 hırsızlığın 1’inin başkentte gerçekleştiği bildirildi. Bu oranın 25 bininin ise, cep, mobil telefon ve kap-kaççı hırsızlığı katagorisi içerisinde yer aldığı belirtildi.Konuyla ilgili daha önce yerel medyada yer alan bir habere göre, son 5 yıl içerisinde polise yankesicilik şikayetinde bulunanların sayısının yüzde 79 oranında arttığı, Oslo polisi, sorunun çözümü için diğer ülke güvenlik teşkilatlarıyla da işbirliğine geçeceği ifade edilmişti.


11 İSKANDİNAVYA

DATİFED ve UNITEE’nin yapısı ve çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Musa Uyar, ‘‘Sosyal sorumluluk bilinciyle ve evrensel insani değerleri öne çıkararak önemli bir sorumluluğu üzerine alan ve içinde yaşadığımız toplumun ekonomik, kültürel ve sosyal hayatına katkı sağlayacağını umduğum, elinizdeki bu mütevazi yayın, bu toprakların artık vatan olarak tescilin belgesidir’’ dedi.

Marriott Otel’de gerçekleştirilen resepsiyona; Türkiye’nin Danimarka Büyükelçisi Berki Dibek, Çankırı Valisi Vahdettin Özcan, Konya Valisi Aydın Nezih Doğan, Makendonya’nın Danimarka Büyükelçisi Asaf Ademi, Bosna Hersek’in Danimarka Büyükelçisi Kemal Müftiç ve milletvekilleri Nadeem Farooq, Özlem

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Çekiç ve Fatma Öktem’in yanı sıra, başta Danimarka olmak üzere İsveç, Norveç, Finlandiya, Almanya ve Belçika’dan çok sayıda işadamı ve yönetici katıldı.

‘Nordic Business Life’ yayın hayatına başladı

Avrupa Türk İş Dünyası Konfederasyonu (UNITEE) - İskandinav Türk İş Dünyası Platformu (Nordic Turkish Business Platform) tarafından hazırlanan ‘’Nordic Business Life’’ dergisi geçtiğimiz hafta yapılan tanıtım resepsiyonunun ardından yayın hayatına başladı. EMRE OĞUZ KOPENHAG Avrupa Türk İş Dünyası Konfede-

1rasyonu (UNITEE) - İskandinav

Türk İş Dünyası Platformu (Nordic Turkish Business Platform) tarafından hazırlanan ‘’Nordic Business Life’’ dergisi geçtiğimiz hafta yapılan tanıtım resepsiyonunun ardından yayın hayatına başladı.Marriott Otel’de gerçekleştirilen resepsiyona; Türkiye’nin Danimarka Büyükelçisi Berki Dibek, Konya Valisi Aydın Nezih Doğan,Çankırı Valisi Vahdettin Özcan, Makendonya’nın Danimarka Büyükelçisi Asaf Ademi, Bosna Hersek’in Danimarka Büyükelçisi Kemal Müftiç ve Milletvekilleri Nadeem Farooq, Özlem Çekiç ve Fatma Öktem’in yanı sıra, Avrupa Türk İş Dünyası Konfederasyonu (UNITEE) Genel Başkanı Dr Adem Kumcu ve başta Danimarka olmak üzere İsveç, Norveç, Finlandiya, Almanya ve Belçika’dan çok sayıda işadamı ve yönetici katıldı. Programın açılış konuşması Danimarka Türkiye İş Dünyası Federasyonu (DATİFED) Eş Başkanı ve Nordic Business Life Genel Yayın Yönetmeni Musa Uyar tarafından yapıldı. DATİFED ve UNITEE’nin yapısı ve çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Uyar, ‘‘Sosyal sorumluluk bilinciyle ve evrensel insani değerleri öne çıkararak önemli bir sorumluluğu üzerine alan ve içinde yaşadığımız toplumun ekonomik, kültürel ve sosyal hayatına katkı sağlayacağını umduğum, elinizdeki bu mütevazi yayın, yaklaşık yarım asır önce başlamış olan birlikteliğin meyvesi ve yaşamış olduğumuz bu toprakların artık vatan olarak tescilin belgesidir’’ dedi.

‘Türkiye kökenli göçmenler arasında girişimcilik ruhu oldukça fazla’ Programda ‘‘İskandinav ülkelerinde Türk asıllı girişimcilerin anatomisi’ konulu bir sunum yapan Kopenhag İşletme Üniversitesi (Copenhagen Busniness

School) öğretim görevlilerinden Doç. Dr. Serden Özcan, katılımcılardan büyük alkış aldı. Başta Danimarka olmak üzere İskandinavya’da Türkiye kökenli girişimciler üzerine yayınlanmış neredeyse hiçbir araştırma bulunmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Serden Özcan, ‘‘Danimarka göçmen kökenli girişimcileri yok sayıyor. Bunun nedeni sorulduğunda ise; göçmenlerin yoğun bir şekilde ilgi gösterdiği sektörlerin Danimarka’nın devlet olarak öncelikli bulduğu sektörler arasında yer almadığını söylüyorlar. Oysa Türkiye kökenli göçmenler arasında girişimcilik ruhu oldukça fazla. Maalesef bu tam anlamıyla kullanılamıyor.’’ dedi. Konuşmasına Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenleri ‘Yeni Avrupalılar’ olarak tanımlayan Avrupa Türk İşadamları Konfederasyonu (UNITEE) Başkanı Adem Kumcu, ‘‘Nordic Business Life Dergisi yeni Avrupalılar olan sizlerin, sadece kendileri için değil bütün Avrupa için ümit ışığı olduğunuzun en güzel göstergelerinden biridir.’’dedi. Program daha sonra bir dizi ziyaret gerçekleştirmek için Danimarka’ya gelen Konya Valisi Aydın Nezih Doğan ve Çankırı Valisi Vahdettin Özcan’ın konuşmalarıyla devam etti. Sözlerine, ‘Size yarenler diyarından selamlar getirdim’ diye başlayan Çankırı Valisi Vahdettin Özcan; ‘‘Bir organizasyonun içinde olduğunuzda bir takım şeylerin farkında olamayabilirsiniz. Dışardan bakan, dışardan gözlemlerin düşünceleri sizler için daha önemlidir. Ben bu olayın dışında Türkiye’den gelen biri olarak ifade edeyim; Bu muhteşem birşeydir. Bu derginin hayata geçirilmesi hem Danimarka için hemde diğer İs-

Valisi Aydın Nezih Doğan ise; ‘‘Esasen bizlerin sizi heyecanlandıran şeyler söylemesi gerekir. Ancak gelinen noktada görüyorum ki; sizin yaptığınız çalışmalar bizleri heyecanlandırıyor.” dedi. Nordic Bussiness Life Dergisi’nin Konya’ya da büyük faydaları olacağını belirten Vali Doğan, ‘‘Bu derginin hem bu ülkeye hem bu bölgeye hem de benim valiliğini yaptığı Konya’ya da faydalı olacağını düşünüyorum. Bu dergi bizler için de aydınlatıcı bir değer ifade edecektir.’’ dedi.

‘Makalelerin içeriği ve haberlerin kalitesi gerçekten çok iyi’

kandinav ülkeleri için çok önemli bir hizmet olacaktır.’’ dedi. Akabinde bir konuşma yapan Konya

Programın kapanış konuşması Türkiye Cumhuriyeti Kopenhag Büyükelçisi Berki Dibek tarafından yapıldı. Sözlerine ‘‘Eşimle birlikte sizinle beraber olmaktan onur duruyorum. Sizlerin huzurunda bu toplantıyı şereflendiren Konya ve Çankırı Valilerimize hoş geldiniz diyorum.” diyerek başlayan Büyükelçi Dibek şöyle konuştu: ‘‘Herşeyden önce bu derginin çıkarılmasında emeği geçenleri; başta Danimarka Türkiye İş Dünyası Federasyonu (DATİFED) Eş Başkanı Musa Uyar olmak üzere, herkesi tebrik ediyorum. Nordic Bussiness Life Dergisi’nin ilk sayısında yer alan makalelerin içeriği ve haberlerin kalitesi gerçekten çok iyi. Bu derginin İskandinavya’da faaliyet gösteren bütün işadamlarına bir rehber niteliğinde hizmet etmesini içtenlikle diliyorum. Derginin iş adamlarının karşılaştıkları sorunları derinlemesine ele almasını, çözümlemesini ve yol göstermesini, İskandinavya’daki gelişmeleri yakından takip edecek bir platform olmasını ve uzun ömürlü olmasını diliyorum.’’ Program, konuşmaların ardından çekilen aile fotoğrafıyla sona erdi.


12 İSKANDİNAVYA

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Hasan Cücük

Memleket meselesi Karşılaştığımız kişiye ilk adını sor- Uşaklı, Çorumlu’nun kurduğu ‘memleket’ duktan sonra mutlaka gelen soru ‘nereli- derneğinin yıllık buluşmasına ‘aidiyet’ sin’dir. İster Türkiye’de olsun, isterse Av- hissetmediği için gitmiyordu. Dernek o yörupa’da olsun bu sıralama asla değişmez. reye has ve özeldi. Her ne kadar kuranlar Karşımızdaki kişinin nereli olduğunu öğ- ‘kapımız herkese açık’ demesine karşılık, rendiğimizde ya derin bir huzur duyarız derneğin adı bu ayrımı açıkça yapıyordu. yada içimizden ‘demek oralıymış’ diye ‘Gurbette’ kaderbirliği yapanların arasına düşünüp olumsuz hükmümüzü veririz!. kurulan bir sürü suni duvar varken, bu duTürkiye içinde ‘nerelisin’ belki anlaşılır vaları ete- kemiğe büründürmeye anlam ama 3 bin km uzakta ‘nereli’ olduğuna veremiyordum. Bulunduğumuz ülkelerin göre insanları ‘dernekler’ altında tasnif bizi ‘göçmen ve yabancı’ kategorisine etme mantığını hiçbir zaman anlama- koymasına isyan ediyoruz haklı olarak. dım. Peki bunda bizim hiç suçumuz yok mu? Sivas’ın Şarkışla ilçesinde doğup, İs- Memleket dernekleriyle biz adeta ‘evet biz tanbul’da büyüyüp, Danimarka’da yaşa- yabancıyız’ diye haykırıyoruz. Sonra döyan biri olarak ‘nerelisin’ nüp şikayetçi oluyoruz!. sorusuna bir türlü cevap Memleket derneklerinin veremedim. Bu düşünbu kadar çok olması, içinde Türkiye’nin değişik cemden dolayı memkeyaşadığımız ülkeyle irtibatılet derneklerine uzak şehirlerden gelmiş olmalarına mızın azlığının bir başka delikaldı. Ama benim ‘uzak- karşılık bulundukları yeri lidir. Şarkışla’da, Cihan‘vatan’ yapmış kişilerin lığımın’ sebebi sadece bu beyli’de, Kulu’da olanlarla il‘memleket’ dernekleri değildi. 1990’lı yılların sogilenmekten, yaşadığımız kurmasını şikayetçi nunda ‘mantar gibi’ şeşehri unutur olduk. Bize hiçbir hir, ilçe ve köy dernekleri olduğumuz ‘ayrımcılığın’ bir faydası olmayan Türkiye’deki parçası olarak gördüm. kurulmaya başladı. yerel seçimlere enerjimizi harAmaçlarını; aynı köyden, Sivaslı, Konyalı’nın, Konyalı, carken, bulunduğumuz ülUşaklı’nın, Uşaklı, kasabadan gelenlerin kede oy kullanma zahmetine Çorumlu’nun kurduğu arasında irtibatın kopbile katlanmadık. ‘Bu ülkede mamasını sağlamak ve ‘memleket’ derneğinin yıllık benim binlerce hemşehrim buluşmasına ‘aidiyet’ geldikleri yerlere yarvar’ diye övündük ama etkili dımda bulunmak olarak hissetmediği için gitmiyordu. yerlerde kaç kişi olduğumuzu açıklıyordu. Senenin bir Dernek o yöreye has ve özeldi. es geçtik. günü biraraya gelip, buGelin şu memleket derluşmayı sağlıyordu. Buneklerini bir kez daha gözden luşmalar giderek ‘eğgeçirelim. Hangi amaçla yola lence’ merkezli olmaya çıktık ve şu an hangi noktadabaşladı. Geldikleri yere yardımda bu- yız. Geldiğimiz yere hangi katkıları yaptık lunma düşüncesi sadece kağıt üzerinde listesini çıkaralım. Sonuca göre, tamam kaldı, bir kaç dernek dışında. Bulundukları veya devam diyelim. Avrupa’ya binlerce şehrin kültürel değerini bulundukları ül- kişi göç veren Şarkışlalı biri olarak, Avrukeye taşıyıp, tanıtma düşüncesi sadece ‘ha- pa’dan Şarkışla’ya katkının olmadığını lay çekmekle’ sınırlandırıldı. O yıllarda dü- yakından biliyorum. Katkımız sadece seğünlerin büyük bölümü Türkiye’de yapıl- nede bir kaç ay kaldığımız ‘lüks evler’ yapdığı için, halay ihtiyacını gidermek için bu tırmaktan ibaret oldu. Bu sadece Şarkışla derneklerin büyük iş gördüğünü itiraf et- için değil, Kulu, Cihanbeyli ve diğer ilçemeliyim!.İlk kurulduğunda büyük ilgi gö- ler içinde geçerli. Hangi fabrikanın veya teren bu yıllık buluşmalar giderek, cazibe sisin altında İskandinavya’da bulunanlamerkezi olmaktan çıktı. rın imzası var?. Türkiye’nin değişik şehirlerden gelmiş Benim memleketim ‘Türkiye’ olmaya olmalarına karşılık bulundukları yeri ‘va- devam edecek ama 3 bin kilometre uzakta tan’ yapmış kişilerin ‘memleket’ dernek- olan memleketimle yaşama yerine hayaleri kurmasını şikayetçi olduğumuz ‘ay- tın gerçeğiyle yüzleşip, ‘doyduğum yerle’ rımcılığın’ bir parçası olarak gördüm. Si- irtibatımı daha sağlam hale getireceğim. vaslı, Konyalı’nın, Konyalı, Uşaklı’nın, h.cucuk@zamaniskandinavya.dk

Mağdur edilen Kamerunlu işçiler hak savaşını kazandı ZAMAN STOCKHOLM İsveç’e büyük vaatlerle getirilen an-

1cak mağdur edilen Kamerunlu işçi-

ler hak savaşını kazandı. İsveç’te orman işleriyle ilgili bir şirket için çalışan Kamerunlular, kendilerine söz verilen ücreti alamadıkları için şikâyetçi oldular. Kamerun’da köylerde yaşayan, çoğu fakir insanlar arasından seçilen ve aylık 18 bin 500 İsveç kronu ödeneceği sözü ile İsveç’in kuzeyindeki Umeå’daki ormanlık alanda çalışmaya başlayan Kamerunlu işçiler, mağduriyetlerini anlatmak için İsveç televizyonunda yayınlanan araştırma programına konuştular. Bir köle gibi çalıştırıldık-

larını ve kendilerine ayda en fazla 6 bin İsveç kronu ödendiğini belirten işçiler, bu paranın da ancak harcamalara gittiğini, İsveç’e gelmek için ülkelerinde sattıkları ev veya arsalarını geri almaya güçlerinin yetmediğini belirtti. İşçiler, paralarını alamadıkları için ülkelerine de dönemediklerini de belirttiler. Söz konusu şirketin, İsveç Göçmen Dairesi’ne (Migrationsverket) ve sendikaya verdiği bilgide, Kamerun’dan aylığı 18 bin 500 İsveç kronuna çalıştırılmak üzere işçi getireceğini bildirerek izin aldığı ve işçilerin bu kapsamda bilgi verilip İsveç’e getirildiği belirtiliyor. Ancak firmanın İsveç’e gelen işçilere başka bir anlaşma imzalattığı ifade ediliyor.

Oslo Yüksek Okulu Eðitim Görevlisi Tove Skjerve-Nielssen:

Her anne-baba, çocuklarýnýn eðitiminden sorumludur Oslo Türk Ýslam Birliði’nin, Oslo Yüksek Okulu’nda düzenlediði konferansta, ‘Yüksek Öðrenime Motivasyon, Aile Olmak, Sorunlar ve Sorumluluklar’ isimli baþlýklar konuþuldu. ENGÝN TENEKECÝ OSLO Oslo Türk Ýslam Birliði, Oslo Yüksek

1Okulu’nun sponsorluðunu yaptýðý, ‘Yük-

sek Öðrenime Motivasyon, Aile Olmak, Sorunlar ve Sorumluluklar’ baþlýðý adý altýnda bir konferans düzenledi. Oslo Yüksek Okulu’nda düzenlene programa, Norveç’in Oslo Büyükelçiliði’nden, Norveç Türk Dernekleri Federasyonu’ndan, Oslo Çocuklarý Koruma Pedagojisi Kurumu’ndan, Türkiye Diyenet Ýþleri Baþkanlýðýn’dan misafir konuþmacý olarak bazý yetkililer, üniversite öðrencileri ve halktan birçok kiþi katýldý. Ayrýca konferansta, Oslo Yüksek Okulu’nda eðitim gören bazý genç öðrenciler sahneye davet edilerek, eðitim hayatlarýnda yaþadýklarý tecrübeleri paylaþtý. Programýn açýlýþ konuþmasýný yapan Oslo Türk Ýslam Birliði Baþkaný Ahmet Aydoðdu, organizeye katký saðlayan herkese teþekkürlerini sundu. Aydoðdu, programýn düzenleniþ nedenini, Norveç’te yaþayan genç neslin yüksek eðitime katýlýmýnýn azlýðý ve onlarý eðitime teþvik etme, þeklinde açýkladý. Norveç’in Oslo Konsolosluðu Ülkü Kocaefe ise, gençleri yüksek eðitime yönlendirmenin ailede baþladýðýný, ailelerin bu konuda çocuklarýnýn ufuklarýný yüksek tutmasý konusunda yardýmcý olmasý gerektiðini savundu. Konsolos Kocaefe, dinleyicilere, konuyla ilgili kendi hayatýndan þu örneði aktardý: ‘’ Annem ve babam ilkokul mezunu olmalarýna raðmen, bana, diplomat olma konusunda çok yardýmcý oldular, bu konuda ufkumu açtýlar ve beni buna inandýrdýlar. Sizde bunu çocuklarýnýza inandýrabilirsiniz.’’ Oslo Yüksek Okulu eðitim görevlilerinden Tove Skjerve-Nielssen ise, program konuþmasýnda, koordinatörlüðünü yürüttüðü, Oslo Çocuklarý Koruma Pedagojisi Kurumu hakkýnda bilgi verdi. Skjerve-Nielssen, kurumun devlet tarafýndan desteklendiðini aktardý. Norveçli eðitmen, sözlerinde ýsrarla, anne-babalarýn çocuklarýnýn eðitimlerinden sorumlu olduðunu vurguladý. Programýn sunuculuðunu yapan ve ayný zamanda Oslo Yüksek Okulu danýþmanlarýndan olan Baki Vurucu ise, konuyla ilgili Norveç Ýstatistik Kurumu’nun verilerini hatýrlatarak, ülke genelinde yüksek eðitime sahip insanlarýn oranýnýn yüzde 29 olduðunu, Türkiye kökenlilerinse 2000’den 2011’e kadar sadece yüzde 8’e ulaþtýðýný ve bu rakamýn oldukça düþük olduðunu hatrýlattý. Konferansa Türkiye’den misafir konuþmacý

olarak katýlan, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý Süreli Yayýnlar ve Kütüphaneler Daire Baþkaný Dr. Faruk Görgülü, aile kavramý üzerinde durdu. Dr. Görgülü ifadelerinde özetle, topluma faydalý olamanýn güzel bir aileden geçtiðini, bir ailenin cennet olmasý için, o aileyi oluþturanlarýn yüreklerini temizlemelerinin kaçýnýlmaz olduðunu, yani gönüllerinden kini, nefreti ve duþmanlýðý atmalarý gerektiðinin altýný çizdi. Dr. Faruk Görgülü, Hazreti Peygamber’in (sav) aile hayaýndan bazý örnekler vererek, eþi Hazreti Hatice ile evliliklerinin vefaya dayandýðýný ve bu evliliðin, aile kurmak isteyen herkes için bir numune niteliðinde olduðunu kaydetti. ‘’Aile bir yarýþma, bir rakabet ortamý deðildir. Aile, ‘biz’ olmaktýr.’’ diyen Dr. Faruk Görgülü, ailenin reisinin sevgi ve rahmet olduðunu, eþlerin, hayat yükünü beraber omuzlamalarý gerektiðini kaydetti. Dr. Faruk Görgülü’den sonra söz alan eþi, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý Din Ýþleri Yüksek Kurulu Uzmaný Dr.Ülfet Görgülü ise, çocuklarýn yüksek eðitime yönlendirilmesinin oldukça önemli olduðunu söyledi. Dr.Görgülü, annebabalarýn çocuklarýna bakýþlarýnýn, çocuklarýnýn kaderini etkiliyen bir þey olduðuna iþaret etti. Dr.Ülfet Görgülü, Avrupa’da eðitim görmenin, Türkiye’de ki birçok kiþi için zor olduðunu, Norveç’te ki gençlerin bu konuda nasipli olduðuna deðinerek þöyle devam etti: ‘’ Her nimet kendi þükrünü ada ister. Norveç’te ki gençlere böyle bir okuma nimeti verilmiþ. Burada ki gençler de bu fýrsatý iyi deðerlendirerek, bu nimetin þükrünü eda etmeli.’’ Ayrýca Dr.Ülfet Görgülü, konuþmalarýnda, Norveç’te ki kadýnlarýn sosyalleþmesi gerektiði konusuna da parmak bastý.


13 İSKANDİNAVYA

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Albertslund’da Mevlid Kandili vesilesiyle düzenlenen Naat Gecesi programına binlerce kişi katıldı.

ERDAL ÇOLAK KOPENHAG Danimarka’da faaliyet gösteren

1Duen Derneği’nin Albertslund

Musikteatret’de Mevlid Kandili vesilesiyle organize ettiği 'naat gecesi' büyük bir ilgi gördü. Binlerce Peygamber sevdalısı salonu hınca hınç doldururken çok sayıda kişi de programı ayakta takip etti. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (SAV) sakal-ı serifinin de ziyarete açıldığı programda Türkiye’nin önde gelen kaarilerinden Beyazıt Camii imam-hatibi Suat Gözütok Kuran-ı Kerim tilavetinde bulundu. Programda ayrıca ilahiyatçı-yazar Bahattin Karataş, Konya Valisi Aydın Nezih Doğan, Çankırı Valisi Vahdettin Özcan ve Moving Media Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Oğuz da birer konuşma yaptılar. Programa Danimarka’da faaliyet gösteren çok sayıda sivil toplum örgütünün yetkilileri de katıldı. Sözlerine Mevlid Kandili’ni kutlayarak başlayan Konya Valisi Aydın Nezih Doğan, “Mevlid Kandili’ni idrak etmenin sevinci içerisindeyiz. Bütün insanlığın kurtarıcısı olan sevgili Peygamberimizin doğum yıldönümü olan ve insanlığın dirilişinde, karanlığın aydınlığa çıkışında çok önemli bir yere sahip olan mübarek Mevlid Kandili’ni en güzel şekilde ve anlamına uygun olarak değerlendirmeliyiz.’’ dedi. Çankırı Valisi Vahdettin Özcan ise; “Merhamet ve hoşgörü timsali olan sevgili Peygamberimiz’in doğum gecesi olan Mevlid Kandili’nizi kutlar hepinize saygılar sunarım” dedi. Özcan, Danimarka’da yaşayan Türkiye kökenli insanlar arasındaki birlik ve beraberlik havasını görmekten dolayı büyük bir memnuniyet duyduğunu ifade etti. Yaptığı duygu dolu konuşma ile programa katılanların zaman zaman gözyaşı dökmesine neden olan ilahiyatçı yazar Bahattin Karataş ise; Peygamber Efendimiz’in sevgi yaklaşımından bahsetti. Efendimizin alemlere rahmet olarak gönderildiğini ifade eden Karataş, “Herşey O’nun sevgisiyle başlar. O’nu seven ailesini, çoluğunu çocuğunu sever. O’nu seven kendini sever. O sevgi için gönderildi” dedi. Sunuculuğunu Mehmet Küçükakın’ın yaptığı programda, Danimarka’nın farklı yerlerinde oturan minik öğrencilerin seslendirdikleri Türkçe ve Kürtçe ilahiler ve naatlar büyük beğeni kazandı. Beyazıt Camii imam- hatibi Suat Gözütok’un okuduğu Türkçe ve Kürtçe ilahiler ise salondan büyük alkış aldı. Programda ayrıca çocuklar tarafından Peygamber Efendimiz’in (SAV) hadis-i şerifleri okundu. Mælkevejen Derne i’nin üyeleri arasında yaptı ı salavat yarışmasında bir ayda 213 bin adet salavat getirerek birinci olan Ali Kutlu’ya hediyesini

Naat gecesinde gönülleri fethettiler

Mevlid Kandili vesilesiyle Albertslund Musikteatret’de düzenlenen ‘naat gecesi’ programı büyük bir ilgi gördü. Binlerce Peygamber sevdalısı salonu hınca hınç doldururken çok sayıda kişi de programı ayakta takip etti.

canlandırdı. Programa müzikal destek veren müzisyen Aysan Küçükakın, Ferhat Uğur ve Grup Anatolia, izleyenlere hoş zamanlar yaşattı. Albertslund Musikteatret’nde tarihi boyunca gerçekleştirilen en kalabalık programlardan birine sponsor olarak destek veren firmalar da program sonrasında ödüllendirildi. Sahneye çıkan bütün çocuklara Kur’an-ı Kerim hediye edildi.

Sakal-ı Şerif ziyaretçi akınına uğradı

Bahattin Karataş verdi. Duen Derne i’nin 180 talebe arasında yaptı ı ‘Siyer’ yarışmasında deceye giren çocuklara hediyeleri Moving Media Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Oğuz tarafından verildi. Li-

seliler arasında yapılan, ‘Efendimiz’e mektup’ yarışmasında ilk 3’e giren talebeler de gecede ödüllendirildi. Programda ayrıca liselilerden oluşan ‘Titreyen Kalpler’ grubu Bilal-ı Habeşi piyesini

Mevlid Kandili münasebetiyle Albertlund Musikteatret’de düzenlenen naat gecesinde ziyarete açılan sakal-ı şerifi görebilmek için yüzlerce kişi sıraya girdi. Ziyaret esnasında duygulu anlar yaşandı. Birçok kişi Efendimizin (SAV) mübarek sakal-ı şerifini ilk kez görme şansı yaşadı.


14 İSKANDİNAVYA İSVEÇ HABER TURU IKEA kâr üstüne kâr yaptı

ünyada birçok ünlü şirketi ekonomik krizle boğuşurken, İsveçli

Dmobilya devi IKEA geçen yılı büyük bir kârla kapattı. Geçen yıl

b��tün dünyada 34 milyar kron kâr ettiklerini açıklayan IKEA Genel Müdürü Mikael Ohlsson, 2013 yılında 25 tane yeni mobilya şubesi açacaklarını belirtti. 75 bin kişiye iş imkânı tanıyacaklarını kaydeden Ohlsson, bin kişinin İsveç’te, 74 bin kişinin de dünyanın diğer ülkelerindeki IKEA şubelerinde işe başlayacağını ifade etti.

Tren kazası yapan kadın temizlikçi hiç bir şey hatırlamıyor

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Finn Larsen: “Türkiye’ye gitmek isteyişim burada (Danimarka’da) çalışmaya gelen Anadolu insanının neden Danimarka’ya geldiğini ve Anadolu’daki insanın yaşam tarzlarını, sosyal ve kültürel köklerini merakımdan başladı.”

ir kaç hafta önce Stockholm’ün banliyösü Saltsjobaden’de bir tren

Bkazasına neden olduğu açıklanan kadın temizlikçi (22) olayla il-

gili hiç bir şey hatırlamadığını söyledi. Dört vagonlu bir trenin yaklaşık 1,6 kilometre sürüklendikten sonra üç katlı bir binaya çarptığı olayda kadın temizlikçinin treni çalıp çarptığı söylenmiş ancak daha sonra işin aslının öyle olmadığı ortaya çıkmıştı. İsveç savcılığı kadının treni çaldığına dair suçlamanın düşürüldüğünü, olayın kaza olduğunu söyledi. Kadının çalıştığı depoda temizlik yaparken kazara treni çalıştırdığı anlaşıldı. Stockholm toplu taşıma şirketi SL ve ortağı Arriva olay sonrası genç kadına yönelttikleri suçlama nedeniyle özür diledi ancak talihsiz kadının sendikasının haksız suçlama nedeniyle her iki şirkete de dava açacağı bildirildi. Bununla birlikte 15 Ocak’tan beri hastanede tedavi gören genç kadının polise verdiği ilk ifadede olayla ilgili hiç bir şey hatırlamadığını söylediği belirtiliyor.

TV ve Radyo Vergisi’nden artık kaçış yok elevizyon vergisi ödememek için, “Evimde TV yok” mazereti ar-

Ttık tarih oluyor. Yeni çıkan kanuna göre evinde internet bağlan-

tısı olan veya akıllı telefonu olan herkes TV vergisi ödeyecek. Gelecek aydan itibaren yürürlüğe girecek kanuna göre, evinde televizyon olmasa da, Ipad, akıllı cep telefonu ve internet bağlantısı olanlar, TV seyrettiği varsayımı ile Televizyon ve Radyo vergisi ödemeye başlayacak. İstatistiklere göre İsveç’te her 10 kişiden 9’ü televizyon vergisi ödüyor. Yeni kanunla birlikte geri kalan yüzde 1’lik orana ulaşılarak vergi ödemesi sağlanacak.

İsveç’in Türk Süpermen’i katalog hazırlıyor sveç’te yaşayan Can Burçin Şahin, ülkede “Türk Süpermen” ola-

İrak adlandırılıyor. Pilot, paraşütçü, dalgıç ve doğa fotoğrafçısı olan

Şahin, kullandığı paramotorla uçarken çektiği fotoğraflarla Stockholm’deki yerel belediyelere kataloglar hazırlıyor.1972 İstanbul doğumlu olan Şahin, 16 yaşında Türk Hava Kurumu’nda paraşüt atlayışlarına başladığını belirterek, “700’ü aşkın paraşüt atlayışı yaptım. Bine yakın yamaç paraşütü uçuşum var. Yüzlerce saat kendimin olan paramotorla uçuşum var. Stockholm’deki belediyeler için hava fotoğrafları çekiyorum. Ayrıca profesyonel dalgıç öğretmeniyim. Yaklaşık iki hafta önce, iki yıllık uzun ve yoğun çalışmaların sonunda iki yeni kitap çıkardım. Bu iki kitap, Stockholm’deki belediyelerin doğal park müdürleri ile ortaklaşa çalışma sonucu meydana geldi” dedi. Fotoğraf çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Türk Süperman, “Kuşların ve hayvanların peşinde, iyi fotoğraflar alabilmek için aylarca, uzun bekleyişlerde bulundum. Botanikçilerle doğanın derinliklerine uzun yürüyüşler yaptık. Bölgeyi değişik zamanlarda tekrar tekrar ziyaret edip makro fotoğraflar çektim. Ayrıca çıkardığım iki kitabın dizgisini ve dağıtımını ben yapmaktayım.” diye konuştu.

İsveçli bilim adamları köpeklerin gen haritasını çıkarttı sveç’in Uppsala Üniversitesi’nden Erik Axelsson ve ekibi, farklı böl-

İgelerden 12 kurt ve 14 farklı cinsten 60 köpeğin gen haritasını kar-

şılaştırdı. Köpeklerin, Ortadoğu’da 10 bin yıl önce tarım toplumuna geçiş döneminde evcilleşmeye başladığı belirlendi. Köpeğin, evcilleşme ve zaman içinde uyum sağlama sürecinde gen haritasındaki 36 bölgenin değiştiği görüldü. Bu bölgelerin yarısından çoğunun beyin faaliyetlerine ilişkin bölgeler olduğu ve bunların kurt ile evcilleşen köpek arasındaki davranış farklılıklarını açıklayabileceği belirtildi. Bilim adamları ayrıca nişastanın sindirilmesinde belirleyici rol oynayan 3 geni de belirledi. İngiliz “Nature” dergisinde yayımlanan araştırmada bilim adamları, bitkilerin başlıca besin depolama bileşiği olan nişasta bakımından zengin besinler sayesinde, ilk köpeklerin, etobur ataları kurtlara kıyasla evcilleşebildiğini vurguladı. Araştırmacılar, tarım devriminin köpeğin evcilleşmesinde katalizör görevi oynamış olabileceğine de dikkati çekti.

Anadolu sevdalısı Danimarkalı fotoğrafçı Türkiye’yi tanıtan büyük bir fotoğraf sergisi açmak istediğini belirten Danimarkalı fotoğrafçı Finn Larsen, 1983– 2008 yılları arasında beş defa Türkiye’ye seyahat etmiş ve Anadolu’nun çeşitli illerinde, ilçelerinde ve köylerinde fotoğraflar çekmiş. ERDAL ÇOLAK KOPENHAG Çektiği fotoğraflarla Anadolu insanının zorlu yaşa-

1mını anlatmaya çalışan 1956 yılında Danimar-

ka’nın Randers şehrinde doğan Finn Larsen evli ve bir çocuk babasıdır. Larsen, İsveç’te yaşıyor ve çalışıyor. Fotoğrafçılık eğitimi alan ve antropoloji merakı olan Finn Larsen, Danimarka’da yaşayan Anadolu insanının yaşamını merak etmiş ve bu yüzden bir seyyah gibi Anadolu’nun bir çok yerini gezmiş. Bu gezip gördüğü yerleri ve Anadolu insanını fotoğraflamış. Finn Larsen ile Anadolu insanı ve fotoğrafları üzerine konuştuk. Larsen, 1983– 2008 yılları arasında beş defa Türkiye’ye seyahat etmiş ve Anadolu’nun çeşitli illerinde, ilçelerinde, köylerinde özellikle de köy yaşamına ilişkin fotoğraflar çekmiş. Araştırmacı yazar Ole Hammer ile yazdığı iki kitap projesine fotoğrafları ile destek verir. Anadolu topraklarında, Anadolu insanının, özellikle de kadınlarının zorlu yaşamlarına dikkat çekmeye çalışır. Basılan kitaplarında yer alan fotoğraflarda, Anadolu kadınının zorlu hayatı bölümlere ayrılarak aktarılmış. Periyodik olarak fotoğrafı çekilen kişilerin beş, on ve yirmi yıllık değişimleri mükkemmel bir şekilde ifade edilmiş. “Birçok yerde Türkiye ile ilgili fotoğraf sergisi açtım. Anadolu insanının doğasındaki saflığını, şatafatsız yaşam tarzını ve emekçi yönünü bir fotoğrafçının gözüyle yansıtmayı amaçladım.Bu sergilere, Anadolu insanı karma fotoğraf sergisini Malmö ve Det Kongelige Bibliotek’te açtığım sergileri örnek olarak verebilrim.” diyen Finn Larsen’in fotoğraf projesi, onun fotografik çalışması yanında fotoğrafçı kişiliği ile fotoğraflanan kişiler arasındaki sürekli diyalog ilişkisini de vermekte. Türkiye’den portreler ve kültürel manzara fotoğraflarını onun resimlerine yansıtan Larsen sözlerini şöyle sürdürüyor: “Fotoğrafladığım kişiler ile iyi bir diyaloğum var. Fotoğrafladığım yerlere beş yılda bir fonlar ve sponsorlar yardımı ile gitme fırsatı buldum. Anadolu’daki ve Anadolu insanındaki değişimi fotoğraflamaya çalıştım. Anadolu insanı misafirperver ve dost canlısı. Onlarla iyi ilişkiler kurdum.” “Türkiye’ye gitmek isteyişim burada (Danimarka’da) çalışmaya gelen Anadolu insanının neden Danimarka’ya geldiğini ve Anadolu’daki insanın yaşam tarzlarını, sosyal ve kültürel köklerini merakımdan başladı. İlk gidişim 1983 yılında kendi arabamla Randers’ten Konya’nın Kulu ilçesine, Beşkardeş,Tavşançalı ve o civar köylere oldu. Gittiğmi şehirlerde özellikle de gezdiğim köylerde Anadolu insanın zor yaşam koşullarını gördüm ve Danimarka’ya

gelen yabancıları çok iyi anladım.” diyen Larsen şöyle devam ediyor: “Şunu da ifade etmek istiyorum. Bu insanlar neden birkaç hafta için köylere bu kadar pahalı evler inşa etmişler. Sadece birkaç hafta kullanacakları eve bu kadar yatırım yapmaları bana mantıklı gelmiyor. Türkiye’de İstanbul, Ankara, Uşak, Çorum ve Konya gibi bir çok yeri fotoğrafladım. Türkiye hakkında 1983 ve 2008 yılları ile ilgili iyi bir fotoğraf arşivim var.” 1980’li yıllarda Danimarka’da entegrasyon diye bir sorunun tartışılmadığını belirten Larsen, “Bugün niye tartıştıdığımızı merak ediyorum doğrusu ”diye düşüncelerini dile getiriyor. Sanatsal tarz çalıştığı eserlerinin tanıtılmasında özellikle Anadolu kentlerini tercih eden Larsen, eserlerinin sunumu ve tanıtımında etkili olması için medyanın desteğini de alıp fotoğraf, resim gibi alanlardaki çalışmalarında kendilerini fark ettirecekleri gücü bir şekilde oluşturmak zorunda olduğunu belirtiyor. “Fotoğraf sanatçısı, sanat camiasında piyasasında kalıcı olmak için sürekli birşeyler üretmek mecburiyetindedir.” diyen Finn Larsen, Danimarka Görsel Sanatçılar Derneği ve İsveç Fotoğrafçılar Derneği üyesi. 2013 Mayıs’ında tekrar Türkiye’ye gideceğini dile getiren Larsen, “Siyah beyaz başlayan fotoğraf çekimlerim çok renkli fotoğraf çekimleri ile devam edecek. Türkiye’yi tanıtan büyük bir fotoğraf sergisi açmak istiyorum.” diyor.


15 İSKANDİNAVYA

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Thorning- Schmidt’in zor günleri devam ediyor HASAN CÜCÜK HABER Danimarka’nın ‘ilk kadın başbakanı’ YORUM olarak tarihe geçen Helle Thorning-

Schmidt için zor günler devam ediyor. 10 yıl sonra sol bloku iktidara taşıyan Thorning- Schmidt’in ‘başbakanlık günlerinin’ zor geçeceği seçim sonuçlarından belliydi. İktidar koltuğu adeta ‘kıl payı’ ile değişmişti. Olası küçük bir sarsıntıda dengeler değişmeye müsaitti. Koalisyon ortakları Sosyal Demokrat Parti ve Sosyalist Halk Parti’de yaşanan ‘iç huzursuzluklar’, kamuoyu yoklamalarında oy dengesinin muhalefet lehine değişmesini sağlıyordu. Helle Thorning- Schmidt, 2012’yi sıkıntılı geçirmişti. Futbol tabiriyle söylersek; 2012’yi yenik kapatan hükümet ‘Önümüzdeki maça (2013) bakacağız’ diyordu. Yeni yılın ilk ayını geride bırakırken, Helle Thorning - Schmidt için bu yılın geçen yılı aratmayacağını gördük. Gallup’un yaptığı kamuoyu yoklamasına göre, Danimarkalıların sadece yüzde 17’si Thorning- Schmidt’in başbakanlık görevini ‘çok iyi / iyi’ yaptığına inanıyor. ‘Ne iyi / ne kötü’ diye kararsız kalanların sayısı yüzde 29 olurken, halkın yüzde 56 gibi ezici çoğunluğu Helle Thorning- Schmidt’in başbakan olarak ‘çok kötü/ kötü’ olduğu görüşünde. Aslında bu sonuçlar pek sürpriz değil. Çünkü tüm kamuoyu yoklamalarında hükümet koltuğunu kaybedecek gözüküyor. Ama Thorning- Schmidt’i asıl üzecek olan kendi partisinin seçmenlerinin görüşü. Gallup, Sosyal Demokrat Parti’ye oy verenlere ‘Helle

Thorning- Schmidt’i başbakan olarak nasıl buluyorsunuz’ sorusunuda sormuş. Çok iyi diyenlerin oranı yüzde 16 olurken, iyi diyenlerin oranı yüzde 41. Yani parti tabanının yarısının biraz fazlası Danimarka’nın ilk kadın başbakanından memnun gözüküyor. Ne iyi / ne kötü diyen ‘kararsızlar’ yüzde 31 olurken, kötü diyenlerin oranı yüzde 10. Bu sonuçlar, parti tabanının yavaş yavaş Helle Thorning- Schmidt’ten umudunu kestiğini gösteriyor. Gallup’un araştırmasının yayınladığı günlerde kulislere Sosyal Demokrat Parti’de lider değişikliği için kıpırdanmaların başladığı yansıdı. Parti Grup Başkanı Henrik Sass Larsen’in, ‘Yok böyle birşey. Parti olarak bir sonraki seçime Thorning- Schmidt başkanlığında gireceğiz’ açıklamasını yapmasına karşılık ‘ateş olmayan yerden duman çıkmaz’ misali iddiaların hiçte asılsız olmadığının tahminini yapmak zor değil. Muhtemel adaylar belli; Mette Frederiksen, Bjarne Corydan, Nicolai Wammen ve Henrik Sass Larsen. Helle Thorning- Schmidt sonrası yarışın Frederiksen – Wammen arasında geçmesi bekleniyor ama kısa süreli bir değişiklik gözükmüyor. Tabiki, siyasette 24 saat oldukça uzun bir süredir. Kamuoyu yoklamalarında hükümet oy kaybetmeye devam eder ve Kasım’da yapılacak yerel seçimlerde bazı kaleler kaybedilirse Helle Thorning- Schmidt’in koltuğunu koruması artık imkansız olacaktır. Tabanın beklentisi Thorning- Schmidt’in liderliğini gösterip, kararlı bir görüntü vermesi lazım. Yoksa tarihe ‘ilk kadın başbakan’ olarak geçmekle kalmış olacak.

Mahmut Çebi

Türkler 2013 seçimlerinde kesinlikle oy kullanmamalı! Almanya’da 2013 Eylül’ünde yapılacak genel seçimlere 9 ay kaldı. Bu seçimin kıran kırana geçeceği şimdiden belli. Partiler seçim çalışmalarına erkenden başladılar. Oy oranları çok kritik. Son anketlere göre CDU-CSU yüzde 39, SPD yüzde 30, Yeşiller yüzde 13 civarında oy alıyorlar. Sol Parti, Korsanlar ve FDP ise seçim barajı etrafında dolaşıyorlar. İktidar ve muhalefet yüzde 40 bandında gezinip duruyor. Fark o kadar az ki küçük bir ağırlık iktidarın kim olacağını belirleyecek konumda. Kimler bu küçük ağırlık. Tabii ki Türkler. Almanya seçimlerinin en özürlü grubunu oluşturan, Pazar günleri yapılan seçimlerde Almanya’nın siyasi partilerine oy vermek yerine, kendi partileri olan PP’ye (Piknik Partisi) oy vermeyi tercih eden, oy atmak yerine mangala kömür atmayı tercih eden Türkler. Her seçimde süper bir istikrarla yüzde 15 ila yüzde 20 arasında oy kullanma oranını asla ve kat’a yukarı çıkarmamayı başaran Türklerin kaderin garip bir tecellisi olarak, Almanya seçimlerindeki önemi her geçen yıl artıyor.

Onlar seçimden uzak durdukça, oy sandıkları adeta onların önüne önüne koşuyor. Bu seçimde 62 milyon Alman vatandaşı oy kullanacak. Bunların 21 milyonu 60 yaşın üstünde. Bunların 15 milyonunun sağlık vs. sebeplerle oy kullanamayacakları belirtiliyor. 18 yaşını geçtikleri için bu seçimde oy kullanacak olan 2,6 milyon yeni seçmen var. Bunların önemli bir kısmı Türk. Yaşlılık nedeniyle bir tarafta seçmen sayısı azalırken genç nüfusa sahip Türklerinki artıyor. Bu da biraz önce dediğimiz kaderi cilveyi ortaya çıkarıyor. Bu seçimde tahmini 1 milyon kişiyle seçimlere katılma şansı olan Türkler, yüzde 2’lik oy potansiyeli ile tam anahtar konumundalar. Almanların seçimlere katılma oranına göre bu orının yüzde 3’e bile çıkma ihtimali var. Yani TÜRKER kendilerini önemsemediklerini düşündükleri siyasi partiler için ÇOK ÖNEMLİLER. Bu önemin farkında olan ve yüzde 2 veya 3’ün yapacağı olağanüstü etkiyi iyi bilen partiler daha şimdiden Türk oylarına yatırım

yapmaya başladılar. Türklere uzak duruşuyla bilinen CDU göç tarihi kadar eski tavrını değiştirip üç Türk bayanı partinin önemli konumuna getirdi. Türk oylarını çantada keklik gören SPD ve Yeşiller ise şimdiden vaadlerine başladılar. Yeşiller eşbaşkanı Claudia Roth Türklere uygulanan vizenin yasal olmadığını söyleyerek penaltı vuruşu ile seçim sahasına girdi. SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel ise çifte vatandaşlığın haksızlık olduğunu vurgulayarak diğer hassas bir konuda Galatasaraylı Selçuk gibi çift vuruşu tercih etti. NRW seçimlerini kazanan SPD’li Başbakan Hannalore Kraft da çifte vatandaşlık vaadinde bulunmuştu. Aylar geçti tık yok. “Niye tık yok?” diye soran herhangi bir Türk kurum olmadığını ve dahi olmayacağını çok iyi bilen hem sayın Gabriel hem de sayın Roth rahatça vaadde bulunabiliyorlar. Hata onlarda mı? Bence değil. Ağlamayan çocuğa meme verildiği nerde görülmüş. O zaman bizim ağlamayı becermemiz gerekiyor.

Bu nasıl olacak. Tabii ki oy kullanarak. Bu seçimde oy kulanma teşvik yayınlarına 9 ay önceden başlangıç yapıyoruz. Belki “ilgi veya sandık” isminde bir değerimiz olur ümidiyle. Hem seçimi katılımı teşvik ederken, hem de niçin “oy kullanmayın” başlığı attığımı merak ediyorsanız söyleyeyim. İmam namaza duracak “Cemaat lütfen telefonları kapatın.” diye sesleniyor. Tam namazın ortasında birkaç telefon çok sesli yayına başlıyorlar. İmam namazı zor bitiriyor. Kızıyor ama ne desin. Sesini çıkarmıyor. Ertesi akşam imam bu kez “Cemaat namaza duruyoruz. Telefonlarınızı açık bırakabilirsiniz.” diyor. Namaz boyunca tık yok. Bu zamana kadar hep oy kullanın dedik. Yüzde 20’yi geçemedik. Bu sefer de “imam bayıldı” tekniği uygulayayım dedim. Eğer ki yazıyı buraya kadar okuduysanız, inşallah bu sefer bayıla bayıla oy kullanma işini halledeceğiz diye ümidim vardır. Siz işinizi bilirsiniz. İsterseniz yaparsınız.


16 GÜNDEM

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

HAŞİM SÖYLEMEZ Sanat ile siyasetin buluştuğu noktada

1sürgünün adı oldu o. Sadece söyle-

mekti derdi. Gurbet deyince ismi akla ilk gelenler arasındaydı. Şivan Perwer’den bahsediyoruz. Gerçek anlamda hiçbir siyasi harekete bel bağlamadı. Yasaklara sadece şarkılarıyla karşı çıktı. Kitleleri bununla bilinçlendirdi. ‘Alamanya’ ona yeni bir hayat sunarken aynı zamanda ufku da açtı. Müzikte dünyanın meşhurlarını tanıdı, izledi. Ve kendisi bir ekol oldu. Şivan Perwer ile yolumuz Erbil’de kesişti. Yaşlandıkça heyecanı ve hareketliliği artmış sanki. Esprileri, sözleri hep mesaj içerikli. Ne zaman Kürt adı geçse barışa, huzura, hak ve özgürlüklere getiriyor sözü. Ona göre, ne Türkler üstün ne de Kürtler. Herkes Allah nezdinde eşit. Irak’ta ‘Kürdistan (Bölgesel Kürt Yönetimi)’ oluşunca kendisine Kültür Bakanlığı teklif edilmiş; ancak o elinin tersiyle itmiş. Aynı teklifin ikinci kez yapıldığını söylerken cevabını da paylaşıyor: “Kürdistan’ı dolaşıyorum, toprakları inceliyorum, yeşillik yok. Nerede ne yetişir, ona bakıyorum. İnsanın özgürlüğü, yaşadığı toprakların güzel ve yeşil olmasıyla da ilgilidir. Bunun için ben ‘Orman Bakanı’ olmak istediğimi söyledim.” Perwer bir sanatçı olsa da siyasetle de anıldı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın birkaç yıl önce “Türkiye’ye dön” çağırısı onun önemini gösteriyor. Taraflı tarafsız Kürtlerin sevdiği bir isim. Erbil’de şu sıralar Neçirvan Barzani’nin desteğiyle Şivan Perwer Kültür Vakfı açmaya hazırlanıyor. Vakıf, Kürt gençleri için bir konservatuar merkezi gibi kullanılacak. Uzun aradan sonra ‘Şivanname 1-2; Gazind/Destana Rojava’ albümünü çıkaran Perwer, Türkiye’ye gelmek için henüz şartların olgunlaşmadığını söylüyor. -Başbakan size Türkiye’ye dönün çağrısında bulundu. Neden Türkiye’ye gelmediniz? Doğru, Başbakan çağrıda bulundu ama bazı adımların atılması gerekir. Daha somut şeyler yapılması lazım. Açılım ‘yapıyoruz’ demekle olmaz. Bunu yaparsa ben de sonuna kadar destek veriyorum. Ben en başından beri Başbakan’ı destekledim. Seçimlerde, referandumda destek verdim. Bundan dolayı Kürt hareketleri bana tepki gösterdi. ‘Sen ne yapıyorsun?’ diye çıkıştılar. Ama ben desteğimi sürdürdüm. -Yeni süreci de destekliyor musunuz? Eğer niyetleri iyiyse, samimiyseler desteklerim. Başlayan süreci önemli buluyorum. PKK ile masaya oturması ve herkese ‘terörist’ dememesi gerekir. Terörist birkaç kişiden oluşan gruptur. Onun dışındakiler farklıdır. Devlet, Şivan Perwer, Abdullah Öcalan, Murat Karayılan, Kemal Burkay ve İbrahim Güçlü gibi kişilerle oturup görüşsün. ‘Bundan sonra gerilla ve asker ölmesin, bu savaş bitsin’ desinler. Türkiye sürekli, ‘Kürtler sırtını Amerika ve İngiltere’ye dayamış’ diyor. Bu yanlıştır. Kürtler sadece haklarını istiyor. Irak devleti Kürtleri parça parça etti ve 100 yıl boyunca onlara bu coğrafyada zülüm yapıldı. Rahmetli Mustafa Barzani ne yaptı? Hak istedi sadece ama Irak binlerce Kürt’ü öldürdü. Kürdistan bölgesi kan üzerine kurulmuş. Kürt halkı çok zorluk gördü. Kürtlere sesleniyorum; ‘Bölgenizi terk etmeyin, kimseye karşı savaşmayın. Barış içinde yaşayın. Yalnız size saldıranlara karşı savaşın.’ Türkiye’nin merhameti devreye sokması lazım. Açılım başladı, karşı çıkanlara kulak verilmemeli, yola devam edilmeli. CHP ve MHP’ye bakmamak gerek. Zaten onlar Türkiye’yi bu hâle getirdi. -Yeni süreçte size bir rol verilse, Türkiye’ye gelin deseler o zaman gelir misiniz? Niyetleri varsa beni başka şeyler karıştırmamaları gerekir. Beni siyasi malzeme yap-

Özgürlükler kanla alınmasın Kürt sanatçı Şivan Perwer, son açılım sürecinin bütün provokasyonlara rağmen devam ettirilmesi gerektiğini söylüyor. Devletin kendisi gibi başka isimlerle de görüşmesini ve güvence vermesini istiyor. masınlar. Siyasi malzeme olmam. Bunun için zaten Türkiye’ye gelmiyorum. Kuşkusuz o zaman Türkiye’ye dönebilirim. Ama dediğim gibi ben hiç siyasetin aracı olmam. Tüm uluslara şarkı söylüyor ve herkese kardeşlik, barış mesajları veriyorum. Kürtlere nasıl saygı gösteriyorsam aynısını Türklere gösteririm, gösteriyorum. Biz Kürtler başka milletlerin varlığına karşı değiliz. Biz iktidarlara karşıyız. Var olan iktidarlar güçlerini kötü kulandı, kullanıyor. Ben iktidarlarla savaşırım. Milletlerle savaşım olmaz. Özellikle AKP Hükümeti, barış ve demokrasi devrimini bir an önce yapmalı. -Sizce bu süreç son fırsat mı? Kürt halkı ayaktadır ve bilinçlidir. Globalizm, ilim, edebiyat, teknik ve basın yönleriyle çok iyiler artık. Baş eğmezler. Ve özgürlüğünü istemektedirler. Kürtler özgürlüklerini kanla almasın. Bu özgürlüğün kardeşlik ve dostlukla alınmasını istiyorum. Kürtler, Türklerle beraber güçlü bir Türkiye kurmak istiyor. Tüm farklılıklara saygı gösteren bir Türkiye kurmak istiyorlar.

-Söylemlerinizden dolayı tepki alıyor musunuz? Bazen beni görüp geliyorlar, sarılıp öpüyorlar. ‘Biz MHP’liyiz ama seni çok seviyoruz’ diyenler oluyor. Bu çok oluyor. Kürtler tarafından da bazen sorun oluyor. Herkes aynı düşünmüyor, bazen sert tepkilerle karşılaşıyorum. Biliyorum ki bu hayatta insan her şeyle karşılaşabiliyor. Önemli olan bu tepkilere pabuç bırakmayıp yola devam etmektir. Hayatın sürmesi için ne doğruysa ben onu yapıyorum. Kimseye yaranmıyorum. MHP’nin kendisini değiştirmesi gerekir. ‘Türkler büyüktür’ diyenler bir şey yapamıyor. Bu sözler artık çok yavan. Herkes büyük. Türkler Kürtlerden, Kürtler de Türklerden büyük değildir. Kim daha fazla emek verirse o büyüktür. -Türkiye’yi özlüyor musunuz? Ben özgürlüğü özlüyorum. Bütün dünyayı dolaşıyorum, bana fark etmez. Hâlbuki insan köyünü, şehrini, çocukluğunun geçtiği yerleri, annesini, kardeşlerini özlüyor. Ama Şivan niye Türkiye’yi terk etti? Çünkü Şivan barışa ve özgürlüğe muhtaçtı. Bu ülke özgür olmazsa yeşil olmaz. Ben burayı (Kuzey Irak) do-

laştığım zaman söylüyorum ‘Buralar niye yeşil değil, niye ağaçlar yok?’ İnsan ülkenin eksikliğini tamamlamak için hasret çekiyor. Bu hasret özlemdir. -Yeni sürecin eski süreçlerden farkı var mı? Olof Palme, İsveç’in eski başbakanı iyi bir insandı, cana yakındı ve Kürtleri seviyordu. Birkaç sefer onunla tartıştım. Yazar Mahmut Baksi de Palme’nin dostuydu. Baksi ile birlikte birkaç defa Palme’nin yanına gittik. Palme, özgürlüklerden yanaydı. Barışı istemeyen kişiler onu öldürdü. Yalnız, İsveç halkı demokrasiye inandığı için katillere yol vermedi, demokrasiden vazgeçmedi. Bir süreç başladığı zaman patlama da olur, sabotaj da... Barış isteyenlerin sayısı az değil. İnsan bir süreci bir patlamaya kurban ederse demek ki niyetinde barış ve çözüm yok. Sürecin devam ettirilmesi gerekir. Ve süreç bir sabotaja kurban edilmemeli. Geçen süreçler hep bu tür şeylerin kurbanı oldu. Bir olay çıktığı zaman hükümet haykırıyordu; ‘Açılımı durduracağım’. Çünkü siyasi propaganda yapıyorlardı. ‘Bu benim partime zarar veriyor, senin partini güçlendiriyor’ diyor-


17 GÜNDEM

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

İşte karargâh adresi

geçti. Üç kadın ya derin devlet (İran-Türkiye-SuriyeRusya) ya da uluslararası mafya işi bir cinayetin kurbanı oldu diye düşünüyorum. -Türkiye’de her yerde konser verebileceğinizi söylemiştiniz. Düşünceniz değişti mi? Şartlar olgunlaşırsa ve dönersem Türkiye’nin her şehrinde konser veririm. Van, Mardin, Diyarbakır, Trabzon, Sivas, Çorum, Nevşehir, Edirne, Kars, İzmir nerede olursa olsun konser veririm. Kürt olduğum için bu talebimi ilginç buldular. Türk kardeşlerimi kucaklayıp onlara konser vermek isterim. Eminim onlar da beni sevecektir. Benim Türk kardeşlerimle bir sorunum yok ki. Hem Türkiye’ye herkes gelip rahatça konser veriyor. Ben Kürt olduğum için mi veremeyeceğim? O zaman adım Perweroti olsa herkes buna kucak açacaktı. Bu ayıptır ayıp. Madonna, Sahkira, Pavorotti, bütün yabancılar gelip Türkiye’de rahat rahat konser veriyor. Kendi ülkemde konser vermem için ne yapmam gerekir? -Siz devrim şarkıları söylediniz, söylüyorsunuz; ama aşk şarkılarınız da var. Ne kadar devrim için savaşsam da hayatta sevgi ve aşk devam ediyor. Bu konuda Kürt klasik kültürü bellidir. Bakın Xazalı ne kadar güzel. Bazı insanlar eleştiriyorlar, ‘Siyasi ve protest şarkılar söylüyorsunuz, Kürt klasiklerini unutuyorsunuz’ diye. Ben Kürt klasiklerini daha da artırmak için çalışıyorum. Aşk ve kelamlarımız olsun. Tüm yönleriyle Kürt kültürünü zenginleştirmek istiyorum. Son albümlerimde bu var. -Fethullah Gülen açılımla ilgili bir açıklamada bulundu, bundan haberiniz var mı? Evet, okudum. İyi bir mesajdır. Fethullah Hoca’nın fikirleri iyidir. Bu süreci desteklemesi çok manidardır. Umarım insanlar onun ne demek istediğini anlamışlardır. O geniş bir meydanda milletlerin edebiyat, kültür ve dinlerine hizmet ediyor. Okulları dünyada etkili durumda. Kürt sorununun çözümü konusuna Hoca’nın dâhil olması şart. Başlattığı hareket bugün Kürtçe televizyon-radyo açmış durumda. Kürtçe yayınlar yapıyor. Bunlar önemli adımlardır. Hiçbir siyasi beklenti olmadan yapılan hizmetlerdir.

lardı. Niyetleri varsa bu süreç çok ileri gider. Yalnız eğer bitirirlerse o zaman iyi niyetli olmadıkları ortaya çıkar. Her şey biter. -Yani bu süreç iyi nitelere mi bağlı? Evet, kesinlikle iyi niyetlere bağlıdır. -Süreç için Türkiye’ye tavsiyelerde bulunuyorsunuz. PKK için bir şey söylemeyecek misiniz? PKK daha yumuşak olmak zorunda. Bence PKK bu sürece destek veriyor. PKK’nın birkaç ismi ile konuştum. Süreç için iyi diyorlar. PKK, ‘Onların iyi niyetleri varsa biz bu süreci desteklemek için hazırız’ diyor. -Sakine Cansız ve arkadaşlarının Fransa’da öldürülmesini nasıl yorumluyorsunuz? Sakine’yi çok yakından tanıyordum. Onunla çok oturup konuşmuşumdur. Kıymetli bir kadındı, Kürtlerin annesi olmuştu. Bazen ona “Kürtlerin Rosa Luxemburg’u” deniliyordu. Bu doğru. Cezaevinde kalıp işkence görmüş; ama dik durmuştu. Hep Kürtler için çalıştı. -Sizce kim öldürmüş olabilir? Barışı sevmeyen kişilerdir. Yoksa Sakine kimseye zarar vermedi. Sakine cinayeti eski dosyalar gibi rafa kaldırılmayacak. Cinayetin hesabı sorulacaktır. Kim yapmışsa deşifre olacak. O cinayet nerede planlanmış, kimler tarafından işlemiş bilinecek. PKK’nın iç hesaplaşması değil. Yıllardır PKK Avrupa’da kimseyi öldürmedi. Çoğu zaman benim PKK ile aram iyi olmadı; ancak PKK beni bir gün tehdit edip hakarette bulunmadı. Güzel şeyler söylemiyorlardı hakkımda ama saldırı yoktu. Son yıllarda PKK bundan da vaz-

-Başka ne yapılabilir? Umudum Fethullah Hoca Kürt meselesine daha çok eğilsin. Çünkü Türkiye onu çok dinliyor, geniş bir tabanı var. O, süreçlere dâhil olursa barış gelir. Gerçek barış, vicdan sahiplerinden gelir. İyi bir düşünür ve vicdan sahibi. Müslümanların vicdanının sesi olabilir. -Uzun bir aradan sonra İbrahim Tatlıses ile Erbil’de buluştunuz, planlı mıydı? Tamamen rastlandı. Görmek istediğini bildirdi, ben de ‘Buyursun gelsin’ dedim. İkimiz de Urfalıyız. Çocukluğumuz beraber geçti. O yoksul bir ailenin çocuğuydu. Su ve çekirdek satıyordu. Çok fedakârdır. Ailesinin yükünü kaldırıyordu. Babası kebap yapıp satıyordu. Dikkatinizi çektiyse televizyon programlarında bazen ağlıyor. O günleri hatırladığı içindir. Çok zahmet çekmiş. İbrahim siyaset bilmediği için aşk şarkılarından oluşan arabesk söylüyor. Bu çözümsüzlüktür. Ben okuyordum sürekli. Bir gün İbrahim’in babası bana bir plak gösterdi, İbrahim şarkı söylüyordu, ilk şarkısıydı. Babası buna çok sevinmişti. Dayısı bana ‘Sen niye şarkı söylemiyorsun?’ diye sordu. Ben de ‘Okuyup üniversiteye gideceğim’ dedim. O zaman biliyordum ki Kürt kültürü asimile oluyor. Bir de Urfa’nın arabesk şarkıları bana hoş gelmiyordu. Taklit ve kopyaydı. İbrahim fedakârca direndi ve kendini iyi bir noktaya getirdi. Türkçe söyledi ve halkın sevgisini kazandı. Ben şarkılarımda barış ve insanlığa vurgu yapıyordum, şarkılarım daha çok anlamak ve bilinçlenmek içindir. Felsefe, siyaset ve kültür şarkılarımın içindedir. Ben müziği milletin meselesi için kullandım. -İbrahim Tatlıses, görüşmenizde size ne söyledi? Geçmişte ben İbrahim’i görmek istiyordum, o kaçıyordu. ‘Şivan suçlu’ diyordu. ‘Onu görürsem devlet bana bir şeyler yapar’ diye düşünüyordu. Bugün korkusu kırılmış. Çok duygulandı ve ağladı. ‘Çok çok teşekkür ederim. Sen iyi şeyler yaptın.’ dedi. Doğruları yıllar sonra itiraf etti.

Türk dünyası ortak askerî birlik kuruyor OSMAN UÇAK BAKÜ

Olof Palme, İsveç’in eski başbakanı iyi bir insandı, cana yakındı ve Kürtleri seviyordu. Birkaç sefer onunla tartıştım. Yazar Mahmut Baksi de Palme’nin dostuydu. Baksi ile birlikte birkaç defa Palme’nin yanına gittik. Palme, özgürlüklerden yanaydı. Barışı istemeyen kişiler onu öldürdü. Yalnız, İsveç halkı demokrasiye inandığı için katillere yol vermedi, demokrasiden vazgeçmedi.

Bakü’de önceki gün tarihi bir karar alındı.

1Türkiye, Azerbaycan ve Kırgızistan, ‘Avrasya

Askeri Statülü Kolluk Kuvvetleri Teşkilatı’nın kurulması için imza attı. Yapıya Kazakistan ve Moğolistan’ın da katılması bekleniyor. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Moğolistan arasındaki Avrasya Askerî Statülü Kolluk Kuvvetleri Teşkilâtı kurulmasına yönelik çalışmalarda son aşamaya gelindi. Azerbaycan’da temaslarda bulunan Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bekir Kalyoncu, önceki gün düzenlenen Avrasya Askeri Statülü Kolluk Kuvvetleri Teşkilatı’nın kuruluş toplantısına katıldı. Toplantıda Kalyoncu’nun yanı sıra, ev sahibi Azerbaycan’ın İç Ordular Komutanı Tümgeneral Zakir Hasanov ve Kırgızistan Jandarma Genel Komutanı Albay Sovetbek Arbayev de yer aldı. Toplantıya katılması beklenen Kazakistan ve Moğolistan temsilcileri ise mazeret gösterdi. Üç ülke temsilcisi arasında yapılan görüşmelerin ardından Avrasya Askeri Statülü Kolluk Kuvvetleri Teşkilatı’nın resmen kurulmasına ve karargahının Ankara’da olmasına karar verildi. Söz konusu 5 ülke arasındaki mevcut ilişkileri güçlendirmek, karşılıklı dayanışma ve işbirliğini sağlamak amacıyla kurulan Askeri Statülü Kolluk Kuvvetleri Teşkilatı’na ilişkin niyet protokolü Haziran 2011’de imzalanmıştı. Bu arada, toplantıların ardından jandarma komutanları, merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in mezarını, Bakü Şehitler Hiyabanı’nı ve Bak�� Türk Şehitliği’ni ziyaret etti. Türk şehitliğinde düzenlenen törende anıta çelenk bırakan Kalyoncu, “Asil Türk milletinin kahraman evlatları aziz şehitler. Yüce mefkureler uğrunda canlarını feda eden sizler tarihimizin altın sayfalarını şereflendirdiniz. Yüce Türk milleti sizin destansı mücadelenizi ve kahramanlıklarınızı her zaman minnet ve şükranla anacaktır. Aziz hatıralarınız önünde saygıyla eğiliyoruz, ruhlarınız şad olsun.” yazdı. Orgeneral Bekir Kalyoncu, Azerbaycan İçişleri Bakanı Ramil Usubov ile basına kapalı görüşme gerçekleştirdi. Mozambik'i sel aldı

Halk ot ve böcek yiyor CİHAN CAKARTA Mozambik’te son günlerde etkili olan sellerde

1yaklaşık 70 bin kişi evlerinden oldu. Gaza’nın

Chokwe ve Guija bölgelerinde evlerini terk etmek zorunda kalan 65 bin kişiden 50 bini geçici barınaklarda yerleştirildi. Acil olarak gıda yardımına ihtiyaç duyulan bölgede aç kalan halkın ot ve böceklerle beslenmeye başladığı ifade edildi. Selde 36 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. Mozambik- Türk İşadamları Derneği Sekreteri Mustafa Yıldız, Kimse Yok mu Derneği’nden acil yardım istediklerini söyledi. Eyaletin Chokwe, Guija, Chibuto ve Xai Xai bölgelerinde yaklaşık 10 bin kişinin evsiz kaldığını dile getiren Yıldız, binlerce kişinin damlarda ve ağaçların tepelerinde hayat mücadelesini verdiğini anlattı. Endonezya’da ise şiddetli yağışlar sebebiyle meydana gelen heyelanda 16 kişi hayatını kaybetti. Olay Batı Sumatra eyaletinin Sani köyünde meydana geldi. 20 evin heyelan altında kaldığını belirten yetkililer, toprak altında kalanları kurtarma çalışmalarının ise sürdüğünü söyledi. Jambi eyaletinde de devlet enerji şirketinin kazı yaptığı yerde toprak kaydı. PT Pertamina Geothermal Energy şirketi, olayda 4 işçinin öldüğünü, 60 işçinin de sağ kurtulduğunu aktardı.


18 GÜNDEM ‘Sıfır sorun’un zemini yoktu

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Türkiye’nin eski Tahran Büyükelçisi Osman Korutürk, hükümetin İran’ın gerçek yüzünü bilmediğini iddia ediyor. Alternatifi oluşturulmayan enerji bağımlılığının ülkeyi zorda bıraktığını belirtiyor.

MESUT ÇEVİKALP İstanbul Milletvekili Osman Taney

1Korutürk, dışişleri bürokrasisinin

siyasete kazandırdığı isimlerden biri. Bilgi ve analize dayanan eleştiriler yapıyor. Arap Baharı, Suriye krizi, Irak sorunu ve İran gerilimleri gibi güncel konuları Meclis çatısına taşıyan vekillerden. Dışişleri kariyerinde Tahran Büyükelçiliği ve Irak Özel Temsilciliği gibi kritik görevlerde bulunan Korutürk (69), Ortadoğu’daki hassas dengeleri, örtülü mücadeleleri iyi bilen isimlerden. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) dış politika kurmaylarından Korutürk ile bölgede yaşanan güncel gerilimlerin perde arkasını, dış politika sorunlarını ve 2013’e dönük yeni tehditleri konuştuk.

Siyasi çekicilik oluşturmak için ortaya atılmış bir söylemdi. ‘Sıfır sorun’ hayata geçirebilecek bir strateji değil. Reel politikada sorunsuz işlemesi ihtimali sıfır. AB’yi kuran Fransa ile Almanya arasında, kan kardeşler ABD ile İsrail arasında sorun yok mu?

-2013, küresel dış politikada nelere gebe? 2012, dünyadaki ana dengeler açısından önemliydi. Rusya ve ABD’de başkanlık seçimleri yapıldı. İki seçim bölgesel ve küresel değişimlere yol açtı. Dünya siyasetini yavaşlattı. Ana eksenlerde taşlar tam yerine oturmadı. Ortadoğu özelinde de Suriye ve Irak krizleri derinleşiyor. İran’a dış müdahale olabilir. Türkiye de kendi girdiği Suriye ‘girdabında’ debelenme durumunda kalabilir. Kısacası ‘sıfır sorun’ vizyonu ‘sırf sorun’a döndü bir bakıma! -Arap Baharı, o vizyonu test mi etti? Siyasi çekicilik oluşturmak için ortaya atılmış bir söylemdi. ‘Sıfır sorun’ hayata geçirebilecek bir strateji değil. Reel politikada sorunsuz işlemesi ihtimali sıfır. AB’yi kuran Fransa ile Almanya arasında, kan kardeşler ABD ile İsrail arasında sorun yok mu? Elbette var… Dolayısıyla ‘sıfır sorun’ vizyonu zeminsizdi. Sorunlar bu tür kamuoyu oluşturmaya matuf ‘sihirli’, ‘abartılı’ söylemlerle yönetilemez. -‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesini nereye koyuyorsunuz? Yeni bir söylem gibi ortaya konan ‘komşularla sıfır sorun’ vizyonu Ankara’nın öteden beri yürüttüğü ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesinden, dolayısıyla Türkiye’nin geleneksel dış politikasından farklı değil. Geçmişte ikili anlaşmalara, bölgesel, küresel paktlara imza atan Türkiye, komşularıyla iyi geçinmeye çalıştı. Ancak bugünden farklı olarak önce yurtta sulhu, güvenliği sağlamaya çalıştı… Mevcut hükümet yurtta sulhu başaramadı, doğu meselesi, Kürt sorunu ve kutuplaşma var. İç sorunlar sürdükçe dış siyasette başarılı olamıyor. Üçüncü ülkelere tekerimize çomak sokma, bizi istikrarsızlaştırma imkânı veriliyor. -PKK kartı gibi… Devletler çıkarına uygun her kartı kullanmak ister. Dış politika millî olur, ulusal çıkara dayanır. İnsani hislere, duygusallığa yer yoktur. Zaman zaman motif olarak kullanılabilir ancak ana çizgi devletin, milletin çıkarıdır. Ankara, ‘komşularla dost olalım’ derken hem bunu beceremedi hem de ülke çıkarlarını ikinci plana itti. -Geçmişte öncelik neydi? Bölgesel istikrardı. Çünkü Türkiye

hedeflerine bölge istikrarlı olursa ulaşıyor. Buna mukabil bölgedeki istikrarsızlıktan beslenen ülkeler de mevcut. İstikrarı bozup dengelemek için pazarlık masası kuran veya sürekli istikrarsızlıktan beslenen komşuları var. ‘Bulanık su balıkları’ gibi… -‘Bulanık suda’ nasıl yol aldık? Türkiye son birkaç yıl hariç, bölge denkleminde kimsenin karşıt denge unsuru olmayarak yol aldı. Şimdi burada sıkıntı var. -Karşıt dengeyi açsak… Mesela Türkiye, İran’ın karşı dengesi olmak istemedi. Bölgede İran’ı dengelemek lazım olduğunda, o görevi başkaları adına üstlenmedi. Kendi ağırlığıyla onu dengelemeye çalışmadı. Çıkarına da değildi. Sünni eksen adına İran’ı dengeleyen Irak’tı. Saddam uzun yıllar bu rolü gönüllü oynadı. Son döneme kadar Türkiye ‘istikrar üreten ülke’ oldu. Çıkarı, kazanımı bundaydı. ‘Lider ülke’ sıfatını kazandıran bu roldü.

-Pozisyonu değişti mi? AKP hükümetinin en ciddi hatası bu denklemin dışına çıkmasıydı. Kendi ağırlığıyla İsrail’i, Suriye, Irak ve hatta İran’ı dengelemeye çalıştı. Taraf oldu. Bölgedeki güvenilirliğini, arabuluculuk vasfını kaybetti. Hâlbuki Irak-İran Savaşı sırasında (1980-88) Bağdat’ın Tahran’daki, Tahran’ın Bağdat’taki çıkarlarını, diplomatik işlemlerini Türk büyükelçilikleri yürütüyordu. Bugün bu mümkün mü? -Bugünkü hâli nasıl? Türkiye konumunu iyi görüp gücünü ve zaaflarını doğru hesaplamalı, dış siyasetini buna göre uygulamalı. Hükümet mezhep gözlüğünden bakarak adım attığı için zora giriyor. Sınırlarının içinde ve dışında karşıt mezheplerin tepkisini alıyor. -Somut örnekle konuşsak… Irak Türkmenleri siyasetini ele alın. Türkmenlerin yarısı Şii. Ankara, Irak’a Sünni söylemlerle girdiği için onları yanına çekemiyor. Ayrıca son dönemde

Şii Başbakan Nuri el Maliki’ye karşı takındığı sert tavrı, Maliki gibi Şii Türkmenleri de İran’a itiyor. Sünni Tarık Haşimi’ye gösterilen fazlaca hüsnüniyet de yanlıştı. Türkiye elbette kapılarını Haşimi’ye açabilirdi ama Haşimi haklı, Maliki haksız” söylemiyle değil. Oysa “Irak’ta idam var, Haşimi’yi o yüzden veremeyiz.” diyebilseydik, dünya nazarında bu argüman daha geçerli olacaktı. -Vehimli Maliki ile seviyeli ilişki mümkün mü? Maliki ile gerilim Irak devletiyle, merkezî hükümetle sorun yaşamak anlamına gelir. Bağdat olmazsa Erbil’e muhtaç kalırsınız. O zaman Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kerkük’e Erbil’in icazetiyle gitmek durumunda kalır, Enerji Bakanı’nın uçağına iniş izni verilmez. Kerkük’e Erbil üzerinden girerek Türkmenler karşısında Kürt söylemine destek verirsiniz. Sadece Kuzey Irak’la iş tutulması Erbil-Bağdat ayrışmasını derinleştirir. Çıkarımıza olmadığı gibi küresel dengelere de ters. Er-


19 GÜNDEM bil’le yapılan petrol anlaşmalarına Bağdat kadar ABD ve Avrupa da karşı. Irak’ın bölünmesi istenmiyor. -Suriye’deki Kürt kalkışması ile Kuzey Irak arasında paralellik var mı? Evet, var. Türkiye bir an evvel Kürt sorununu çözmeli. Yoksa sınırları dışındaki bu oluşumlardan ciddi zarar görecek. Mesele BM Güvenlik Konseyi’ne taşınırsa, çözüm, inisiyatifimizden çıkar.

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Gül diplomasisi başarılıydı Abdullah Gül, dış politikada başarılıydı (2003-2007). Çünkü Dışişleri Bakanlığı’na güveniyordu ve uyumlu çalışıyordu. Muhalif partilerden, eski diplomatlardan besleniyordu. Başarıları kendine mal etmiyordu. Zaten dış politika takım oyunudur. Bugün Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu vizyon da bu. İdare ile siyaset birlikte çalışmalı. Muhalefet de dâhil edilmeli. Hükümetin bu yönü çok eksik.

-Hükümet gidişatın farkında mı? Hükümet dış politikayı Meclis’e açmıyor. Kendi dışındaki teklif, uyarı ve desteklere açık değil. Kendi milletvekilleri dâhil parlamento, gelişmeleri basından öğreniyor. Dış politikayı milleştiremediler. Hükümet, meseleleri bizden çok Obama ile konuşuyor. Dış politika ezbere, ayağı yere basmayan, uçuk-kaçık teorilerle, varsayımlarla yol alıyor. Çoğu kriz yanlış okunuyor. Suriye krizine bu denli yüksek söylemle müdahil olmanın ne anlamı vardı! -Nasıl davranılabilirdi? Tarafsız kalıp sakince diplomatik çözümler zorlanmalıydı. Ancak hükümet yeni Ortadoğu’ya liderlik etmeye heves etti. Davutoğlu, TBMM’de “Türkiye Ortadoğu’nun sahibi, lideri ve hizmetkârı olmaya devam edecektir.” dedi. Ancak Araplar ‘Yeni Osmanlıcılık’ söyleminden de tedirginler. Ağabeyleri Mısır hâlâ. “Ortadoğu’nun ne sahibe ne de hizmetkâra ihtiyacı var.” diyorlar. Aynı yüksek söylemle Suriye krizine müdahil olmaları da hataydı. Türkiye’nin bu söylemle öne çıkması Batılı güçlerin işine geldi. El sürmeden Suriye krizinden nemalanmak isteyen Batılılar, “Siz lidersiniz!” diyerek Ankara’yı ateşe itti. Bugün arkamızda ne ABD ne de İngiltere var! -Kapasiteyi aşan bir söylem var diyorsunuz. Herkesi tehdit ediyoruz. Arkası gelmiyor. Esad’a “Halep’e girersen vururuz!” dedik. Girdi, vuramadık. Hatta o bizi vurdu. Uçağımızı düşürdü. Karşılık veremedik. Sadece Suriye’ye değil, birçok ülkeye hak ettiği cevabı veremedik. Rumlar Doğu Akdeniz’de gaz aramaya koyuldu, engelleyemedik. Mavi Marmara gemisi hükümetin izni olmasa gidemezdi. Hatta AKP vekilleri de gidecekti gemiyle. Sonuçta 9 vatandaşımız öldü. Günah değil mi? Nasıl karşılık verildi? Hiç. Filistin davasına ne katkısı oldu? Sıfır. Kısacası yüksek söylem, sıfır eylem! Biz de Türkiye’yi güçlü görmek istiyoruz ama büyüklük söylemle olmaz. -Türkiye küçük bir devlet değil ama… Türkiye’yi olduğundan küçük görmek kadar çok büyük görmek de yanlış. Büyüklüğünüzü bilecek fakat abartmayacaksınız. Yoksa sizi büyük görenlerin de bu kanaatini sarsarsınız. Bugünkü sorunların çoğu Türkiye’nin imkânlarını fazla zorlanmasından kaynaklanıyor. -Hükümet yüksek söylemle kapasiteyi artırmaya çalışıyor olabilir mi? Kapasite tabii ki var ama sınırlarını bilmek lazım. Bölgenin perde arkasındaki büyük güçleri Türkiye’yi pohpohluyor. Arap Baharı ile birlikte ortaya ‘Türkiye modeli’ lafı atıldı. Hükümet de hemen havaya girdi. Türkiye modelim diye ortaya çıkınca itici göründü. Sovyetler Birliği dağılınca Türkî Cumhuriyetlere de model olacağız dedik. Ağabeylik yapmaya kalktık. Rusya başta olmak üzere hiçbir bölge ülkesi destek vermedi, istemedi. Araplar, Türkî Cumhuriyetler, başka ülkeler Türkiye’nin deneyimlerinden yararlanmak istiyorlar. Hayat tarzımızı çekici buluyorlar. Ama tek yönlü, tepeden bakan ilişki, ağabey istemiyorlar. İletişim karşılıklı olmalı. Bir de ‘ağabeyim’ diye ortaya çıkarsanız büyük güçler çıkarlarını Türkiye üze-

rinden savunur. Suriye’deki pozisyonumuz aynen böyle. -Nasıl davranılmalı? Dış politika ve diplomasi, alçak sesle, üstü kapalı icra edilir. Hükümet, Esad’a medya üzerinden bağıra çağıra yüklendi… Dış politika basın üzerinden yürütülürse muhataplarınız da basın üzerinden saldırır. İngilizler bağırıp çağırıyor mu? Bölgede gün yüzüne çıkıyor mu? Çok etkin olduklarını biliyoruz. Davos’ta da aynı üslup vardı. İsrail’e kapalı kapılar ardında söylediğimizi dünyaya açtık. İç siyaset gereği karşılık verdiler. Üstü kapalı söylediğimizde geri adım atıyorlardı. Filistin’e faydamız oluyordu. Davos bunu bitirdi. Peki, İsrail’e bağıran hükümet neden İran’a sessiz? Politikalarını tasvip mi ediyoruz? İran’a karşı da uyanık olmalı! -Neden? Türkiye ile İran, bölgenin Arap olmayan en etkili iki rakibi. Tarih boyu sürdü rekabet. Ama iki ülke aralarındaki sorunları iyi yönetti. Çatışma yaşamadı. Bununla birlikte hükümetin İran’a karşı bugün takındığı pozisyonu anlamak mümkün değil! Nükleer faaliyetinden en fazla endişe duyması gerekirken AB ve Brezilya gibi görüşme süreçlerinde devreye girerek Tahran’a zaman kazandırdı. Tahran neticede konuyu 10 yıla yayabilmiş olmaktan herhâlde çok memnundur! -Tahran’ın zihninde Türkiye dost değil mi? Türkiye’ye iki farklı koridordan yaklaşıyor. Birinci koridorda nükleer kriz ve ekonomik konular var. İran bu konularda Türkiye’ye ihtiyaç duyduğundan yumuşak davranıyor. İran’ın nükleer başmüzakerecisi Celili Ankara’ya geldiğinde Başbakan Erdoğan onu yarım saat kapıda bekletti. Normalde beklemezdi… İkincisinde bölgesel denklemi ile nüfuzu söz konusu. Bu bağlamda Türkiye rakibi, dostça davranmıyor. Kürecik radarını, Patriotları tehdit görüyor. Arap isyanı İran’a ulaştığında Türkiye nasıl bir politika uygulayacak? Açıkçası kestiremiyorum. -O senaryo çalışılmıyor mu? Hazırlık içinde olunduğunu düşünmüyorum. Meclis’te sordum, hükümet cevap vermedi. İran’a karşı yaklaşım değişik çünkü. Mesela Iğdır’da yakalanan, Erzurum’da mahkemesi süren İran ajanlarına karşı net tepki verilmedi. Üstü örtüldü.

-Bu hüsnüniyetin kaynağı ne? Enerji bağımlılığından dolayı alttan alıyor olabilirler. Ama alternatifini üretmek de hükümetin görevi. Yarın İran sorunu derinleşerek karşımıza gelecek. 2013’te İran’ın vurulma ihtimali var. O zaman Türkiye arada kalmamalı. O günü bugünden planlamalı, ona göre de adım atmalı. Türkiye, İran’ın vurulmasına kuvvetle karşı çıkmalı, çıkarına değil çünkü. Ancak bu İran’la ciddi rekabet içinde olduğumuz gerçeğini ortadan kaldırmaz. Rekabet sadece ekonomik alanda da değil, etnik, fikrî, kültürel… Çok yönlü, çok boyutlu. -‘Dost, kardeş ülke’ tabiri havada o zaman... ‘Dost, kardeş ülke’ geçerli sohbet değil. İran için de olamaz, bizim için de. Millî çıkarlar söz konusu zira. İran pragmatiktir. Bizim gibi tek taraflı davranmaz. Menfaati neredeyse o tarafa gider. Köklü diplomasisi, devlet geleneği var. Maraton koşuyor. Satranç oynar gibi 3 hamle sonrasına göre hareket eder. 1996-1997’de Tahran büyükelçisiydim. Güven mektubumu Cumhurbaşkanı Rafsancani’ye verdim. Mektubumu alırken bana “Türkiye ile İran birbirine mahkûm iki ülkedir.” dedi. ‘Mahkûm tabiri güzel bir tanımlama değil. Mecburiyet ifade eder.” dedim. Gülerek karşılık verdi. İran’ın bizi ‘dost, kardeş’ görmediğini, Rafsancani’nin İran açısından doğru söylediğini Tahran’da geçen birkaç ayın ardından anladım. -İran’ın bölgedeki dostları kimler? Körfez ülkelerindeki Şii azınlıklarla sıkıca bağlı. Onlarla birliktelik kurmaya dönük çabaları var. Bağdat’taki Şii Maliki hükümeti ile Şam’daki Nusayri Esad rejimi de dostu. Lübnan’daki Hizbullah da… -Sünniler artık Tahran’ı dengeleyemiyor mu? Suudi Arabistan-Katar ekseninde böyle bir çaba var. Sünni Araplar İran’dan tedirgin. Türkiye’den bu eksenin koçbaşı olmasını istiyorlar. Ankara kendi ağırlığıyla İran’ı dengelemeye kalkarsa kaybeden olur. İki eksen arasında denge arayışlarına katkıda bulunabilir ama İran’ı dengeleyen olmamalı. Maşa olmamalı. -2013’te bölgedeki ‘Vekaleten Savaşlar’ın en çok Ankara’yı etkileyeceği yazılıyor. ‘Proxy Wars’, yani vekil savaşları önümüzdeki dönemde şiddetlenecek. Bazıları ‘kor’u maşayla tutmayı sürdürecek. Ankara’nın maşa durumuna düşmemesi lazım. Ama Ankara her soruna müdahil olarak

kendini bu konuma sokuyor. -İran, örtülü savaşlarda hangi vekilleri kullanıyor? Diğer ülkeler gibi İran da elindeki maşaları rakiplerine karşı kullanmaktan kaçınmıyor. PKK, Hizbullah gibi… Onun için Türkiye’nin bir an önce Kürt sorununu çözmesi lazım. Üçüncü devletlere fırsat vermemeliyiz. -Yeni yılda başımızı hangi ülke ağrıtacak? Belki Suriye kadar Irak da başımızı ağrıtacak. Orada sorun sadece Maliki de değil. Ülke ayrışmanın eşiğinde. Hükümet iddia ettiği gibi orada her kesim üzerinde etkili değil. -Kürdistan’a kapı aralanır o zaman… Elbette. Ayrıca Suriye de bölünüp Lübnanlaşabilir. Bu tür bölünmeler bizi de etkileyebilir. Ortadoğu’da sınırlar yapay çünkü. -Ankara bölünmelere karşı durabilir mi? ABD ve Avrupa ile ilişkilerini derinleştirmeli. Yüksek söylem siyasetinden sessiz eylem icraatına geçmeli. Dün hayır dediğine bugün evet dememeli. Libya operasyonuna karşı durdu başta ama kısa zaman sonra destek verdi. Esad’a “Halep’e girersen vururuz!” dedi, sonra ses çıkarmadı. Mavi Marmara, jetin vurulması, Akçakale’ye düşen havanlar… Tutarsız tavırlar ülkenin imajını, itibarını yaraladı. Bu algıyla oyun kuramaz, sorunları yönetemez artık. Uygulanan sorunlu dış politika acilen değiştirilmeli. Ana eksenler tıkandı. -Eksenler derken? Türkiye’nin dört önemli ekseni var. Birincisi Batı ekseni; ABD-AB ilişkileri. İkincisi Ortadoğu ve komşular. Üçüncü eksen uluslararası kuruluşlar BM, NATO, İİT, Arap Birliği gibi. Dördüncüsü yükselen ülkeler ve Afrika, Asya gibi uzak coğrafyalarla ilişkiler. Bugün bunların hemen hepsinde sorun var. Uluslararası ilişkiler bir bütündür, bir ülke ile yaşanan sorun diğer ülkelerle ilişkileri etkiler. -Hangi eksen acilen açılmalı? Ortadoğu ekseni bir an önce çözülmeli. İsrail ile normalleşme yararımıza. Geçmişte İsrail’le konuşabildiğimiz için Ortadoğu barış sürecinde etkili, İran’ın önündeydik. Konumumuz Filistin’e de yarar sağlıyordu. Dış politikada duyguya yer yoktur. Gerektiğinde ülke menfaati için Esad’ın elini de sıkarsın!


HABER TURU

20 GĂ&#x153;NDEM

30 OCAK - 5 Ĺ&#x17E;UBAT 2013 ZAMAN

DanÄąĹ&#x;tay 8â&#x20AC;&#x2122;inci Daireâ&#x20AC;&#x2122;den tarihĂŽ karar

BaĹ&#x;ĂśrtĂźlĂź avukatlara ĂśzgĂźrlĂźk DanÄąĹ&#x;tay 8â&#x20AC;&#x2122;inci Dairesiâ&#x20AC;&#x2122;nin Ä°stanbul Barosu avukatlarÄąndan Figen Ĺ&#x17E;aĹ&#x;tÄąmâ&#x20AC;&#x2122;Äąn açtÄąÄ&#x;Äą davayÄą sonuçlandÄąrÄąrken verdiÄ&#x;i karar, â&#x20AC;&#x153;demokrasi ve ĂśzgĂźrlĂźklerin yeĹ&#x;ermesiâ&#x20AC;? ile â&#x20AC;&#x153;inancÄąn yaĹ&#x;anmasÄąna vurulan prangalarÄąn laÄ&#x;vÄąâ&#x20AC;? adÄąna koca bir milat. Mahkeme salonu- kalemi, icra mĂźdĂźrlĂźkleri ve savcÄąlÄąklarda baĹ&#x;larÄą ĂśrtĂźlĂźyken vazife ifa edebilecek kadÄąn avukatlar artÄąk. Tabii ki, DanÄąĹ&#x;tay Ä°dari Dava Daireleri, muhtemel itiraz sonrasÄą aksi bir irade ortaya koymazsaâ&#x20AC;Ś 17 yÄąldÄąr avukat, Ĺ&#x17E;aĹ&#x;tÄąm. 28 Ĺ&#x17E;ubat mĂźdahalesi Ăśncesinde duruĹ&#x;malara baĹ&#x;ĂśrtĂźsĂźyle girmiĹ&#x;. Akabinde neler yaĹ&#x;andÄąÄ&#x;ÄąnÄą sormaya gerek yok. 2003â&#x20AC;&#x2122;te kÄąyafeti sebebiyle kamudaki iĹ&#x;inden ayrÄąlmÄąĹ&#x;. MesleÄ&#x;ini serbest statĂźsĂźyle sĂźrdĂźrmekte. KimliÄ&#x;inin yenilenmesi için TĂźrkiye Barolar BirliÄ&#x;iâ&#x20AC;&#x2122;ne baĹ&#x;vuruyor. Birlik 3 KasÄąm 2011â&#x20AC;&#x2122;de Meslek KurallarÄąâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn 20â&#x20AC;&#x2122;nci maddesine istinaden talebi geri çeviriyor. Ă&#x2021;ĂźnkĂź fotoÄ&#x;rafta baĹ&#x;Äą kapalÄądÄąr. Ankara 3â&#x20AC;&#x2122;ĂźncĂź Ä°dare Mahkemesiâ&#x20AC;&#x2122;ne taĹ&#x;Äąr mevzuu, Ĺ&#x17E;aĹ&#x;tÄąm. Mahkeme gĂśrevsizlik hĂźkmĂźne varÄąnca DanÄąĹ&#x;tayâ&#x20AC;&#x2122;a gĂśnderilir dosya. 8â&#x20AC;&#x2122;inci Daire, dĂźzenlenmenin iptali talebini haklÄą bulur. Anayasaâ&#x20AC;&#x2122;ya ve Avrupa Ä°nsan HaklarÄą SĂśzleĹ&#x;mesiâ&#x20AC;&#x2122;ne aykÄąrÄąlÄąk vardÄąr; açĹkça çalÄąĹ&#x;ma hakkÄą engellenmektedir. Daire, 20â&#x20AC;&#x2122;nci maddedeki, â&#x20AC;&#x153;Avukat ve stajyerleri, baĹ&#x;larÄą açĹk olarak mahkemelerde gĂśrev yaparlarâ&#x20AC;? ibaresinde yer alan â&#x20AC;&#x2DC;baĹ&#x;larÄą açĹkâ&#x20AC;&#x2122; kelimelerinin yĂźrĂźtme,B MÂ&#x2018;(FĂ&#x2026;JĂŤ4JTUFNJOEFO sini durdurdu. AvukatlÄąk Kanunu ve yĂśnetmelikle her ,( )Â&#x2018;[MÂ&#x2018;(FĂ&#x2026;JĂŤ4JTUFNJOF hangi bir baĹ&#x;ĂśrtĂźsĂź yasaÄ&#x;Äą olmadÄąÄ&#x;ÄąnÄą da belirterek. Ĺ&#x17E;u ifa )( BEBQUFTĂ&#x2122;SFDJOJO deler karardan: â&#x20AC;&#x153;Kimlik belgelerine yapÄąĹ&#x;tÄąrÄąlacak fotoÄ&#x;ĂŞVC UBOTPOSBB Â&#x2018;L rafÄąn, sahibinin kolayca tanÄąnmasÄąnÄą saÄ&#x;lamasÄą gerekir. BaV[BUÂ&#x2018;MN BDBĂŹÂ&#x2018;CJMEJSJMNFTJrolar BirliÄ&#x;iâ&#x20AC;&#x2122;nin â&#x20AC;&#x2DC;resmĂŽ kimlikte baĹ&#x;Äą açĹk fotoÄ&#x;raf Ĺ&#x;artÄąâ&#x20AC;&#x2122; buOFSBĂŹNFO NJMZPO,(4MJ nun gereklerinden deÄ&#x;ildir. NĂźfus Hizmetleri KaTĂ&#x2122;SĂ&#x2122;DĂ&#x2122;EFONJMZPO nunuâ&#x20AC;&#x2122;nun UygulanmasÄąna Ä°liĹ&#x;kin YĂśnetmelikâ&#x20AC;&#x2122;e gĂśre CJOJOJOJMHJMJZFSMFSEFOIĂ MĂ  nĂźfus cĂźzdanlarÄąna yapÄąĹ&#x;tÄąrÄąlacak fotoÄ&#x;raflarda kadÄąnlar )(4 JL JFEJONFNFTJ alÄąn, çene ve yĂźzleri açĹk olmak Ĺ&#x;artÄąyla baĹ&#x;ĂśrtĂźsĂźyle foĂ&#x2026;PLJMHJOĂ&#x2026;4POHĂ&#x2122;OFCÂ&#x2018;SBtoÄ&#x;raf verebilir.â&#x20AC;? Bir Ăźyenin muhalefet Ĺ&#x;erhi koyduÄ&#x;unu LÂ&#x2018;MÂ&#x2018;ODBJĂŤMFSJOUÂ&#x2018;LBOBDBĂŹÂ&#x2018;OÂ&#x2018; da ekleyelim bilgilerin arasÄąna. â&#x20AC;&#x2DC;Dava yalnÄązca kimlikle ilUBINJO [FLBHFSFLUJSNJZPS gili. Vazifeleri ve uyulacak kaideleri kapsamÄąyorâ&#x20AC;&#x2122; diye dĂźPZTB6ZHVMBNB&ZMĂ&#x2122;M Ĺ&#x;ĂźnmĂźĹ&#x;.

Kara Kutu

Ä&#x2DC;VC lUBO JUJCBSFO HGS

EFCBĂŤMBNÂ&#x2018;ĂŤUÂ&#x2018;0DBL UF,(4LBMLBDBL EFOJMNJĂŤUJ)(4JĂ&#x2026;JOOFMFS ZBQÂ&#x2018;MBDBĂŹÂ&#x2018;OÂ&#x2018;UFLSBSI Â&#x2018;SMBUNBEB ZEBWBS QÂ&#x2018;ĂŤLBO JL  LB UĂ&#x2122;SĂ&#x2122;ZTFMJSB 155ĂŤVCFMFSJOEFT Â&#x2018;MÂ&#x2018;ZPS BaĹ&#x;bakan Tayyip ErdoÄ&#x;an, partisinin 30 EylĂźlâ&#x20AC;&#x2122;deki ĂŠĂŤ#BOLBTÂ&#x2018; "MCBSBLB5Ă&#x2122;SL  4â&#x20AC;&#x2122;ĂźncĂź OlaÄ&#x;an Kongresiâ&#x20AC;&#x2122;nden bu yana merakla beklenen (BSBOUJ#BOLBTÂ&#x2018;WF5&#EFO kabine revizyonunu nihayet geçen perĹ&#x;embe gĂźnĂź gerEFBMÂ&#x2018;OBCJMJZPS 4CBLJçekleĹ&#x;tirdi. EskiĹ&#x;ehir Milletvekili Prof. Dr. Nabi AvcÄą, ZFTJZFOJTJOFBLUBSÂ&#x2018;MBCJMJZPS Ă&#x2013;mer Dinçerâ&#x20AC;&#x2122;in yerine Milli EÄ&#x;itim; Mardin Milletvekili ,Ă&#x201D;QSĂ&#x2122;WF PCBOMBSLVMMBMuammer GĂźler, Ä°dris Naim Ĺ&#x17E;ahinâ&#x20AC;&#x2122;in yerine İçiĹ&#x;leri; OÂ&#x2018;MÂ&#x2018;SLFOLB Â&#x2018;OÂ&#x2018;[EBNVUMBLB Edirne Milletvekili Mehmet MĂźezzinoÄ&#x;lu, Recep AkQBSBCVMVONBMÂ&#x2018;%JZFMJNLJ daÄ&#x;â&#x20AC;&#x2122;Äąn yerine SaÄ&#x;lÄąk ve Adana Milletvekili Ă&#x2013;mer Ă&#x2021;elik de ZP VHĂ&#x2122;OJĂ&#x2026;JOEFDF[BTÂ&#x2018;OÂ&#x2018; ErtuÄ&#x;rul GĂźnayâ&#x20AC;&#x2122;Äąn yerine KĂźltĂźr ve Turizm bakanlÄąklarÄąna Ă&#x201D;E FCJMJZPSTVOV["LTJ getirildi. Atamalar evveli ve sonrasÄąnda pek çok yorum yaEVSVNEBLBUDF[BZMB pÄąlmasÄą gayet doÄ&#x;al. Ne Ăślçßde isabet kaydedildiÄ&#x;i ĂśnĂźZĂ&#x2122;[ZĂ&#x2122;[FTJOJ[ĂŠTUBOCVMEB mĂźzdeki dĂśnemde gĂśrĂźlecek, diÄ&#x;erlerindeki gibi. Bu defa NJMZPOVBĂŤLÂ&#x2018;OBSBĂ&#x2026;USBmĂŹF grup baĹ&#x;kan vekillerine bakanlÄąk dĂźĹ&#x;memesi anlamlÄą yalL Â&#x2018;UMÂ&#x2018;ĂŞJNEJMJLNJMZPOV nÄąz. Nabi AvcÄą ile Muammer GĂźlerâ&#x20AC;&#x2122;in toplumun genelince )(4ZFBCPOF0UPNBbenimsendiÄ&#x;i sĂśylenebilir peĹ&#x;inen. ErdoÄ&#x;anâ&#x20AC;&#x2122;Äąn yeni poUJL(FĂ&#x2026;JĂŤ4JTUFNJ (4  lemiklerden Ăśzenle kaçĹndÄąÄ&#x;Äą da ortada. Zira bir iki yÄąla kriTĂ&#x2122;SĂ&#x2122;ZPSNJMZPOLJĂŤJ tik seçimler var. Kamu DĂźzeni ve GĂźvenliÄ&#x;i MĂźsteĹ&#x;arT BI MFSJOEFCVOEBOG ZlÄąÄ&#x;Äą da yapmÄąĹ&#x;tÄą GĂźler. En fazla deÄ&#x;iĹ&#x;ikliÄ&#x;in Milli EÄ&#x;itimâ&#x20AC;&#x2122;de EBMBOÂ&#x2018;ZPSĂŞVCJMHJMFSC BĂŹÂ&#x2018; gerçekleĹ&#x;tiÄ&#x;ini dikkate alÄąrsak Nabi Hocaâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn iĹ&#x;i ilk bakÄąĹ&#x;ta TUS JL,(4EFLJHJCJCBĂŤĂŤ biraz zor. MĂźezzinoÄ&#x;lu tam bir sĂźrpriz. İç HastalÄąklarÄą UzLBTÂ&#x2018;OÂ&#x2018;O)(4TJOEFOJTUJ EF manÄą ve Ăśzel hastane kurucusu olduÄ&#x;unu unutmayalÄąm JNLĂ OTÂ&#x2018;[ÂźTUĂ&#x2122;OFĂ&#x2122;TUMĂ&#x2122;LIFS ama. Prof. Dr. Cevdet ErdĂśl ve bakanlÄąÄ&#x;Äąn eski mĂźsteĹ&#x;arÄą )(4 JL J[JNN MJ PEB Prof. Dr. Necdet Ă&#x153;nĂźvarâ&#x20AC;&#x2122;Äąn adÄą bir adÄąm daha Ăśndeydi. HFĂ&#x2026;FSMJ#J[EFOTĂ&#x201D;ZMFNFTJ

SaÄ&#x;lÄąk, EÄ&#x;itim, KĂźltĂźr ve İçiĹ&#x;leriâ&#x20AC;&#x2122;nde revize

Ă&#x2013;mer Ă&#x2021;elik ise, yÄąllardÄąr ErdoÄ&#x;anâ&#x20AC;&#x2122;Äąn yakÄąnlarÄąndaki isimlerdendi. 8

B

BÄ CBLBO JQ &SEPĂżBO  QBSUJTJOJO  &ZMĂ&#x201D;MmEF  mĂ&#x201D;O Ă&#x201D; 0MBĂżBO ,POHSFTJmOEFO CV OB NFSBLMB CFLMFOFO L JOF SFWJ[ OVS OĂ&#x2013;VZOJDI ZEFU HAFÂżVFOUQFKSÄ FANCTF L A R A S A H Ä° P Ă&#x2021; I K A N L A R HĂ&#x201D;OĂ&#x201D; HFSÂżFLMFÄ UJSEJ &T Ä FIJS .JMMF LJMJ 1SP  %S /BCJ DĂŞ  ÂŽNFS %JOÂżFSmJO ZFSJOF .JMMJ &ĂżJUJN .BSEJO .JMMFUWFBu LJMocak J .VayÄąnÄąn BNNFßçßncĂź S (Ă&#x201D;MFS cumasÄą  Ä&#x192;ESJT 7 vilayette eĹ&#x; za- diÄ&#x;ini, hukukun ayaklar altÄąna alÄąndÄąÄ&#x;ÄąnÄą ileri sĂźrĂźyorlar /BJN mJO SJOF Ä&#x192;ÂżJÄ DHKP-C MFSJ  Ä&#x201A;BIJOoperasyonlarla manlÄą yapÄąlan terĂśr ĂśrgĂźtĂź- ne hikmetse. Ä°stanbul Ă&#x153;niversitesi Sosyoloji BĂślĂźmĂź .Ă&#x201D;F[[JO MV  DĂŞ %JOÂżFSWF(Ă&#x201D;MF &EgĂźncel JSOF . JMMF FLdokunuldu. JMJ .FINF1996 U yÄąlÄąnda nĂźn çatÄąsÄąna iĹ&#x;lenen 3â&#x20AC;&#x2122;ĂźncĂź sÄąnÄąf ĂśÄ&#x;rencisi Duygu YĂźcelâ&#x20AC;&#x2122;in babasÄąnÄąn yĂź. Ă&#x201D; F [ [ J O P Ăż M V " D F Q B Ăż m ĂŞ O    Ă&#x2013;zdemir SabancÄą cinayetinin baĹ&#x; zanlÄąlarÄąndan Feh- rekleri parçalayan ifadeleri en gĂźzel cevap hakikati SJOF 4BĂżevinde MĂŞL Belçika BOB . JMMFU- ele geçirdiÄ&#x;i do- Ăśrtme çabalarÄąna: â&#x20AC;&#x153;BunlarÄąn devrimcilikle hiçbir alariyeZFErdalâ&#x20AC;&#x2122;Äąn polisinin  EF &S ĂżSteslimiyle WFLJMJ ÂŽNsonunda FS Â&#x;FMJLTĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;ye VM kĂźmanlarÄąn gerçekleĹ&#x;ti kasÄą yoktur. Bunlar avukatÄąm, devrimciyim diye geçi(Ă&#x201D;O mĂŞBir O bakÄąma SJOF ĂśrgĂźtĂźn MUĂ&#x201D;S WF arĹ&#x;iviydi gĂśzaltÄąlar. bunlar. Ă&#x2013;zel nen, kime hizmet ettiÄ&#x;i belli oymayan insanlar. BunSJ[kuran N CBemniyet, OMĂŞLMBS2011â&#x20AC;&#x2122;de ĂŞOB HFUverilen JSJMEJ unsurlarÄą en ufak larÄąn kendisine faydasÄą yok ki, vatana, millete, topluma ekip B N B M B S F    F M J W F T P O S B TĂŞOEbelgelerdeki B ZFOJ QPĹ&#x;ifreler MF PMEkÄązÄą V için MĂŞN BNB OV Vâ&#x20AC;&#x2DC;Suçsuz. OVUN BKandÄąrdÄąlar. MFNJLMFSEolsun.â&#x20AC;? FO Ă&#x17D;[FOTutuklanan ayrÄąntÄąsÄąna kadar inceledi. Dijital QFLÂżPana LZPyapÄąya SVN ulaĹ&#x;ÄąldÄą. QĂŞMNBTĂŞHÄ°ddiaya FU gĂśre  JLJ 1SPDersleri  %  $iyiydi. &SEĂ&#x17D;tertemiz.â&#x20AC;? M  CBCJSĂśÄ&#x;renciydi. FWEFUSicili ¿êOEDHKP-C, êÿê EB PSUBEBaĹ&#x;arÄąlÄą B ;JSBbir kÄąrÄąlarak EPĂżBMHukuk  /F Ă&#x17D;MÂżBĂźrosu Ă&#x201D;EF JT aracÄąlÄąÄ&#x;Äąyla FU L EF- yĂśnetiliyor. ZĂŞMB JUCeza ,BNVYĂźcel. LBOVe MĂŞĂżĹ&#x;Ăśyle ĂŞO FTsesleniyor  NĂ&#x201D;TUFÄ anne BSĂŞ 1babaSP  JL TFÂżJNdiyor, MFS HĂźseyin HalkÄąn EJMEJĂżJbaÄ&#x;lÄą Ă&#x17D;OĂ&#x201D;N Ă&#x201D;[EFLJ Etakip Ă&#x17D;OFNeden EF avukatlar, %Ă&#x201D;[FOJWhakF(Ă&#x201D;WFOlara: MJĂżJ. Ă&#x201D;TUFÄ Bhapse S% S /Forada DEFUbeynini ´OĂ&#x201D; SyÄąkayacaklar. mĂŞO BEĂŞ CJS evindeki militanlarÄą â&#x20AC;&#x153;KÄązÄąmÄą attÄąrÄąp HĂ&#x17D;SĂ&#x201D;Mrapor FDFL dĂźzenlemiĹ&#x;ler; EJĂżFSMFSJOEFLJâ&#x20AC;&#x2DC;konuĹ&#x;masÄą  HJCJ MĂŞĂżmuhtemelâ&#x20AC;&#x2122;, &O [-bu. Ben  EBIBgĂźcĂźmle  Ă&#x17D;OEF Jbu  ÂŽN FSruhlu Â&#x;FĂŞ EB ZBQNĂŞÄ UĂŞ ( Ă&#x201D;MFSdertleri BEĂŞN larÄąnda BĂźtĂźn bĂźtĂźn kirli #V EF  Hyararlanmak SVQ CBÄ BO istiyorâ&#x20AC;&#x2122; LJM- ve â&#x20AC;&#x2DC;ĂśrgĂźt  ZĂŞMMBSEĂŞS &SEPÿİstanbulâ&#x20AC;&#x2122;da BOmĂŞO mEF MJL JTF Ă&#x2021;ocuklarÄąnÄązÄą MB EFiçin ĂżJÄ JLtehMJĂżJO .insanlarla JMMJ &ĂżJUJNsavaĹ&#x;acaÄ&#x;Äąm. â&#x20AC;&#x2DC;piĹ&#x;manlÄąktan SJOFediyorâ&#x20AC;&#x2122; OMdiyeâ&#x20AC;Ś ĂŞL EĂ&#x201D;HatÄąrlanacaÄ&#x;Äą Ä NFNFTJ HĂźzere  CB vs FSÂżF son LĂŞOMBSĂŞObaĹ&#x;ÄąboĹ&#x; EB  JTJbÄąrakmayÄąn. NMFSEFOEJ " , TBL gĂśnderip FÄ UayJĂżJOJ Eokusunlar JL UF BMĂŞSdiye likeMFarz Para BOMBĂśrgĂźt NMĂŞ ZByeniden MOĂŞ[ /Beylemlere CJ DĂŞ JMFbaĹ&#x;lamÄąĹ&#x;tÄą.  / J )  1BSUJmkarĹ&#x;Äąlamakla USBOçĹkÄąlmaz. T SMFSJ DBmOĂŞO JgĂśndermekle, Ä J JML CBLĂŞÄ UBihtiyacÄąnÄą OJO Ă&#x17D;OFNMJsahip larda 3 Ppolis .VBNĹ&#x;ehit NFSolmuĹ&#x;tu. (Ă&#x201D;MFSmJOGenelde UPQMVNVkeyif-eÄ&#x;lence O CJSB[ ve /VNBOkontrol [PSzevk  .Ă&#x201D;FGelin [[JOPĂżkimlerle  SUVedin. MNVÄ Biz WFetmedik, 4Ă&#x201D;MFZMV UBNgĂśrĂźĹ&#x;Ăźyor memuru HFOFMkaleme JODF CFalan OJNTkimi FOEJduayen ĂżJ T - (!) gazeteciler NBO 4P VmZB CV TF S HĂ&#x17D;SFW CJS TĂ&#x201D;SQSJ[bile  Ä&#x192;Âż )durumumuz BTUBMĂŞ BSĂŞ 6[ortada.â&#x20AC;? yazÄąlarÄą MFOgirerek, FCJMJS çaÄ&#x;daĹ&#x; QFÄ JOFOve  aydÄąn &SEPĂżavukatlarÄąn BOmĂŞO Nderdest BOĂŞWFĂ&#x17D;edil[FMIBTUBOFL SV TV ¿êLNBEĂŞ topa

BU BABAYA SORUN DHKP-Câ&#x20AC;&#x2122;YÄ°

4B MÄ&#x161; &Ä&#x2122;JUJN ,Ă&#x201D;MUĂ&#x201D;S  ÂżJÄ&#x203A;MFSJlOEFS WJ[F

4":*-"3*/%Ä&#x2014;-Ä&#x2014; 4 ":*-"3*/%Ä&#x2014;-Ä&#x2014;

 

5Ă&#x201D;SLJZFÄ&#x192;Ä ,VSVNVmOVO Ä&#x192;Ä LVS EĂ&#x201D;[FOMF5 Ă&#x201D;SLJZFÄ&#x192;Ä ,VSVNVmOVO Ä&#x192;Ä LVS EĂ&#x201D;[FOMFEEJĂżJNFTMFLJFĂżJUJNLVSTMBSĂŞOBJMHJBSUĂŞZPS JĂżJNFTMFLJFĂżJUJNLVSTMBSĂŞOBJMHJBSUĂŞZPS : BSBSMBOBOLJÄ JTBZĂŞTĂŞmEFCJO :BSBSMBOBOLJÄ JTBZĂŞTĂŞmEFCJO JLFO mEFCJOFZĂ&#x201D;LTFMEJ#VBSBJLFO mEFCJOFZĂ&#x201D;LTFMEJ#VBSBEBLVSTJZFSMFSFWFSJMFOMJSBMĂŞLHĂ&#x201D;OMĂ&#x201D;L EBLVSTJZFSMFSFWFSJMFOMJSBMĂŞLHĂ&#x201D;OMĂ&#x201D;L Ă&#x17D;EFOFLMJSB[BNMBOEĂŞ#VEBHĂ&#x201D;O Ă&#x17D;EFOFLMJSB[BNMBOEĂŞ#VEBHĂ&#x201D;O Ă&#x201D;Ă&#x201D;[FSJOEFOBZEBMJSBEFNFL [FSJOEFOBZEBMJSBEFNFL

 

5Ă&#x201D;SLJZFmEF.BZĂŞTJUJCBSJZMF 5 Ă&#x201D;SLJZFmEF.BZĂŞTJUJCBSJZMF NJMZPOCJOMJTBOTMĂŞTQPSDVWBS NJMZPOCJOMJTBOTMĂŞTQPSDVWBS #VOVONJMZPOCJOmVCBZBO #VOVONJMZPOCJOmVCBZBO ,BEĂŞOMBSGBBMTQPSDVMBSLBUFHPSJTJOEFEF ,BEĂŞOMBSGBBMTQPSDVMBSLBUFHPSJTJOEFEF CJOmFCJOĂ&#x17D;OEF CJOmFCJOĂ&#x17D;OEF -POESB:B[0MJNQJZBUMBSĂŞmOEBLB[BOEêÿêPOESB:B[0MJNQJZBUMBSĂŞmOEBLB[BOEêÿêNĂŞ[NBEBMZBEBOmĂ&#x201D;POMBSĂŞO NBEBMZBEBOmĂ&#x201D;POMBSĂŞO

 

. .JMMJ&ĂżJUJN#BLBOMêÿê JMMJ&ĂżJUJN#BLBOMêÿê WWBMJMJLWFJMNĂ&#x201D;EĂ&#x201D;SMĂ&#x201D;LMFSJOF BMJMJLWFJMNĂ&#x201D;EĂ&#x201D;SMĂ&#x201D;LMFSJOF HHĂ&#x17D;OEFSEJĂżJHFOFMHFZMF  Ă&#x17D;OEFSEJĂżJHFOFMHFZMF  ZZĂŞMĂŞĂ&#x17D;EFOFLMFSJOJOUĂ&#x201D;NĂ&#x201D;NĂ&#x201D;O ĂŞMĂŞĂ&#x17D;EFOFLMFSJOJOUĂ&#x201D;NĂ&#x201D;NĂ&#x201D;O PLVMJOÄ BTĂŞOEBLVMMBOĂŞMNBTĂŞOĂŞ PLVMJOÄ BTĂŞOEBLVMMBOĂŞMNBTĂŞOĂŞ JJTUFEJÂŽ[FMJEBSFMFSJOEFSTMJLMFSF TUFEJÂŽ[FMJEBSFMFSJOEFSTMJLMF  BZĂŞSEêÿêLBZOBLZĂ&#x201D;[EFmEFO BZĂŞSEêÿêLBZOBLZĂ&#x201D;[EFmEFO mB¿êLBSĂŞMĂŞZPSÄ&#x201A;BOMĂŞVSGBmEBLJ mB¿êLBSĂŞMĂŞZPSÄ&#x201A;BOMĂŞVSGBmEBLJ PLVMMBSĂŞOZĂ&#x201D;[EFmĂ&#x201D;JLJMJ PLVMMBSĂŞOZĂ&#x201D;[EFmĂ&#x201D;JLJMJ

   

%FNPHSBQIJD4UVEZBSBÄ UĂŞSNBTĂŞBQIJD4UVEZBSBÄ UĂŞSNBTĂŞ LVMĂ&#x201D;QMFSJNJ[LBESPMBSEB OBHĂ&#x17D;SFLVMĂ&#x201D;QMFSJNJ[LBESPMBSEB  BOPZVODVCVMVOEVSNB BMUZBQĂŞEBOPZVODVCVMVOEVSNB OEBZĂ&#x201D;[EF mMĂ&#x201D;LPSBOTĂŞSBMBNBTĂŞOEBZĂ&#x201D;[EF mMĂ&#x201D;LPSBOMBĂ&#x201D;MLFBSBTĂŞOEBTPOEBOJLJODJ    SBTĂŞOEBTPOEBOJLJODJ 4MPWBLZBZĂ&#x201D;[EF mMFCJSJODJ  4MPWBLZBZĂ&#x201D;[EF mMFCJSJODJ  )ĂŞSWBUJTUBOmTBZĂ&#x201D;[EF mZMFJLJO)ĂŞSWBUJTUBOmTBZĂ&#x201D;[EF mZMFJLJODJ-JHJNJ[JOZBÄ PSUBMBNBTĂŞ  DJ-JHJNJ[JOZBÄ PSUBMBNBTĂŞ  0

,Ä&#x201A;

5


21 GÜNDEM

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

İl başkanları merkeze çağrıldı

CHP'de isyan büyüyor HABİB GÜLER ANKARA CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Ay-

1gün ve İzmir Milletvekili Birgül Ay-

man Güler'in sözleri üzerine başlayan tartışmalar, partide ciddi ayrışmalara neden oldu. CHP'nin kıyı seçmeni Aygün'ün sözlerine, Doğu ve Güneydoğu'daki seçmen ise Güler'e tepki gösteriyor. Genel merkezin son iki haftada, çok sayıda tepki mesajı aldığı belirtiliyor. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, örgütlerden gelen eleştiriler üzerine, çifte krizi aşabilmek için il başkanlarını Ankara'ya çağırdı. Çarşamba günü yapılması planlanan olağanüstü toplantıda parti tabanının sesine kulak verilecek ve krizlerin aşılması için il başkanlarının önerileri değerlendirilecek. CHP’ye birçok kriz yaşatan Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, son olarak okuduğu bir kitapta Kurtuluş Savaşı’nda Rumlara etnik temizlik yapıldığını belirtmiş, ardından da PKK’lıların ailesine taziye ziyaretinde bulunmuştu. Bu tavırlara sert tepki gösteren CHP’nin kıyı milletvekili ve seçmenleri, Birgül Ayman Güler’in “Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit gördüremezsiniz.” sözlerine sessiz. Aygün’e tepki vermeyen Doğu ve Güneydoğulu isimler ise Güler’in sözlerini ‘ırkçılık’ olarak niteliyor. Bu iki tatışma CHP’de ciddi ayrışmaya neden oldu. Son iki hafta içerisinde hem Aygün hem de Güler’e tepki içerikli çok sayıda mesaj alan

Genel Merkez, çifte krizi aşabilmek için il başkanlarını hafta içinde Ankara’ya çağırdı. Çarşamba günü yapılması planlanan il başkanları toplantısında parti tabanının sesine kulak verilecek ve krizlerin aşılması için il başkanlarının önerileri değerlendirilecek. Güler’in sözleri üzerine tek milletvekilleri istifa eden CHP Adıyaman İl Başkanlığı, gelişmelerden rahatsız. Salih Fırat’ın Birgül Ayman Güler’in sözlerine tepki göstermesine destek verdiklerini ancak ‘istifa’ kararını ağır bulduklarını belirten İl Başkanı Bilal Doğan, il başkanları toplantısında parti yöneticilerinden CHP’yi zor durumda bırakan milletvekilleri için gerekli iç dinamiklerin harekete geçirilmesi talebinde bulunacaklarını belirtti.

CHP’nin Uzlaşma Komisyonu üyeleri de ayrıştı Hüseyin Aygün ve Birgül Ayman Güler’in sözleri, uzun süredir TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda görüş birliği sağlayamayan CHP’li 3 üye arasındaki ayrışmayı da gün yüzüne çıkardı. Komisyon üyesi Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum, Güler’in sözlerinin arkasında olduklarını belirterek, “Ben şahsım adına zannediyorum CHP’nin büyük çoğunluğu da Güler’in bu bağlamdaki sözlerinin sonuna kadar arkasındayız.” diye konuştu. Uzlaşma Komisyonu bir diğer üyesi ve CHP Konya Milletvekili Atilla Kart ise yaptığı yazılı açıklamada, isim vermeden Güler’i eleştirdi.

28 Şubat ruhu Kartal jandarma lojmanlarında ERKAN ACAR İSTANBUL İstanbul Şehit Yarbay Mesut Kuru Kış-

1lası Kartal Jandarma Lojmanları’nda 28

Şubat sürecindeki başörtüsü yasağı yeniden başladı. Lojman Yönetim Kurulu Başkanı Jandarma Bakım Yüzbaşı Abdurrahman Artvin tarafından 14 Ocak 2013’te hazırlanan kışla talimatında yasağa ilginç cümlelerle yer verildi. “Kılık kıyafeti bozuk, çağdaş olmayan ve Atatürk İnkılâplarına aykırı herhangi bir siyasi görüşü temsil eder şekilde giyinen, bu görüşün sembollerini taşıyan kişiler kışla içerisine ve lojmanlar bölgesine alınmayacaktır.” denilen talimat, 14 Ocak 2013’te fotokopiyle çoğaltılarak lojman sakinlerine imza karşılığı dağıtıldı. Sakinler, fotokopiyle çağdaş kıyafet talimatı dağıtmanın 28 Şubat döneminde bile yapılmadığını ifade etti. Geçtiğimiz yıl Milli Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından uygulanmak üzere, Orduevleri, Askeri Gazinolar ve Sosyal Tesisler Yönetmeliği değiştirilmiş, düzenleme Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmişti. Düğün salonu kiralama işlemlerine yönelik hazırlanan Ek-27 No'lu formda, söz konusu askerî yerlerde uygulanan kılık kıyafet yasağı kaldırılmıştı. Ancak bu değişikliğin İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı ile İl Jandarma Komutanlığı'na bağlı askerî lojmanlarda hayata geçirilmediği ortaya çıktı. İstanbul Şehit Yarbay Mesut Kuru Kışlası Kartal Jandarma Lojmanları'nda kalan ailelere dağıtılan bir belge, 28 Şubat sürecindeki uygulamaların ağırlaştırılmış şekilde devam ettiğini gösterdi. Lojman sakinlerine dağıtılan belge “Şehit Yarbay Mesut Kuru Kışlası Kartal Loj-

manları’nda ikamet edenlerin uygulaması ve uyması gereken emirler aşağıya çıkarılmıştır.” uyarısı ile başlıyor. Belgede, son zamanlarda lojmanlarda ikamet edenlerden bazılarının kışlaya giriş ve çıkışlarda uyulması gereken kurallara aykırı hareket ettiği, nizamiyede görev yapan personelin uyarılarına da riayet etmediği belirtiliyor. Uyarı yazısı 13 maddeden oluşuyor. Dokuzuncu maddede ise “Kılık kıyafeti bozuk, çağdaş olmayan ve Atatürk İnkılaplarına aykırı herhangi bir siyasî görüşü temsil eder şekilde giyinen, bu görüşün sembollerini taşıyan kişiler kışla içerisine ve lojmanlar bölgesine alınmayacaktır.” deniliyor. İstanbul Jandarma Komutanlığı, daha önce Ergenekon çerçevesinde yürütülen bir soruşturmada da gündeme gelmişti. 28 Şubat sürecinde yasa dışı şekilde kurulan Cumhuriyet Çalışma Grubu'na (CÇG) ait illegal afişlerin, komutanlık binalarında hâlâ asılı olduğu ortaya çıkmıştı. Söz konusu afişlerde çağdaş giyim kuşamın nasıl olduğu fotoğraflarla tarif ediliyordu. Bu afişler Balyoz darbe planını uygulamaya koymak için jandarma tarafından 2003’ten itibaren kahvehanelerin camlarına, elektrik direklerine, yol kenarlarındaki duvarlara asılmıştı. Pendik'teki afişler, ‘Cumhuriyet Çalışma Grubu'nun faaliyetleri, aradan yıllar geçmesine rağmen devam ediyor' yorumlarına yol açmıştı. Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesi ile görevli İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş'a tanık olarak ifade veren Uzman Jandarma Çavuş Aykut Öztürk, dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'un illegal olarak kurduğu CÇG tarafından afişleri asmak için görevlendirildiğini söylemişti.

KÜNYE

ZAMAN IPHONE UYGULAMASINI DENEYİN Sahibi/Publisher: Moving Media ApS Yönetim Kurulu Başkanı/Chief Executive Officer Vedat Oğuz Genel Yayın Müdürü Editor-in-Chief Kamil Subaşı k.subasi@zamaniskandinavya.dk

Haber Merkezi Redaktion Center Hasan Cücük, Emre Oğuz, Menaf Alıcı, İbrahim Kaya, Engin Tenekeci, Gürcan Sevgican, Erdal Çolak haber@zamaniskandinavya.dk

Banka bilgileri: Danske Bank: Reg nr. 3129 Kontonr. 16922552 IBAN: DK57 30000016922552 • SWIFT-BIC: DABADKKK

Grafik Tasarım Sebahattin Çelebi Reklam Advertising +45 71 51 43 85 reklam@zamaniskandinavya.dk

CVR-nr. 25065557

ÜLKE VE BÖLGE TEMSİLCİLİKLERİ • İsveç: İbrahim Kaya .......................................................................................... + 46 76 160 46 03 • Norveç: Ömer Fevzi İpek .................................................................................. + 47 21 39 54 57 • Finlandiya: Fahrettin Çalışkan .......................................................................... + 358 505 48 03 33 • Grönland, İzlanda: Mehmet Bayhan ................................................................ + 45 52783966 • Aarhus: Rasim Atakan ...................................................................................... + 45 42 78 93 64 • İstanbul: Salih Beşir .......................................................................................... + 90 5332 83 89 86

Reklam ............................reklam@zamaniskandinavya.dk ................................+45715 14 385 Haber: ..............................haber@zamaniskandinavya.dk Okur Hattı: ..................okurhatti@zamaniskandinavya.dk Abone: ..............................abone@zamaniskandinavya.dk ................................+4570206970 Gazetemizde yayınlanan yazı ve haberlerin yayın hakları Moving Media ApS’ye aittir. Yazı ve haberler referans gösterilerek kullanılabilir. Yayınlanan reklamların içeriğinden gazetemiz sorumlu değildir. Moving Media ApS • Holsbjergvej 41 B • 2620 Albertslund • Tlf: + 45 70 20 69 70 İnternet: www.zamaniskandinavya.dk • Baskı: OTM AVISTRYK IKAST | ISSN: 1903 6892


22 DĂ&#x153;NYA

30 OCAK - 5 Ĺ&#x17E;UBAT 2013 ZAMAN

SandÄąktan saÄ&#x; çĹktÄą sol kazandÄą! 19. genel seçim Ä°srailâ&#x20AC;&#x2122;e yeni parti ve liderler kazandÄąrdÄą. HĂźkĂźmeti kurma gĂśrevi kan kaybeden aĹ&#x;ÄąrÄą saÄ&#x; Likudâ&#x20AC;&#x201C; Beytenu koalisyonuna dĂźĹ&#x;se de, gßçlenen merkez sol Netanyahu ile Libermanâ&#x20AC;&#x2122;a eski siyasetlerini yĂźrĂźtme imkânÄą vermeyecek.

'050Ä&#x20AC;3

&1"

KAĂ&#x161; >KĂ&#x17E; Ă&#x17E; Ă&#x17E; Ă&#x17E; >W>KAĂ&#x161;Ă&#x201D;Ă&#x17E;

F TFÂżJN ZFOJQBSUJWF LB[BOEĂŞSEĂŞ FUJ SNB BOL FEFO -J Eq VLPBMJTZPOVOB F HĂ&#x201D;ÂżMFOFO TPM/FUBOZBIV SNBOmBFTLJ FSJOJZĂ&#x201D;SĂ&#x201D;UNF WFSNFZFDFL

QS FTJOJ BUFÄ MJ Ä F MEF T O P  #FOOF U  LSJUJL CB OMêÿê FMJOEF UN ĂŞ QMBOM BO #J NJO /FUB IV  HEPS -JCFSNBO JHEPS -JCFSNBOmĂŞ HFSJ PS  WFLJMMJ BMJT OVOB Ä JMĂŞÄ ĂŞL LTBEB MFMEF IVEJ&WJIFT B UĂŞMEêÿêOEB BÄ ĂŞLCJSBZ 3Ă&#x2DC; )-MESUT Ă&#x2021;EVÄ°KALP Netan yahu liFEFO-J VE #Ă&#x201D; OMFÄ farkÄąnda. NF  TS19 BFvekilli M#F FYesh TĂ&#x201D;SNana FTJCmuhaleF FOFOIĂ&#x201D;lisyon UQBkalmasÄą [BSMĂŞ Bdurumunda, NFdÄąĹ&#x;Äą SĂŞOĂŞO V Atidâ&#x20AC;&#x2122;in derliÄ&#x;indeki saÄ&#x; tabanlÄą koalisyon Ăśnceki dĂśfette kalmasÄą durumunda hĂźkĂźmeti zorlamasÄą Ä&#x192;TSBJM & JNJ[  BMJT OV J JEBSB UBÄ ĂŞĂŞI JÂżFUJOHFÂżFDFĂżJHĂ&#x17D;SĂ&#x201D;MĂ&#x201D;ZPS nemde izlediÄ&#x;i siyaseti sĂźrdĂźrme eÄ&#x;iliminde iĹ&#x;ten bile deÄ&#x;il. Kendi ayaÄ&#x;Äąna kurĹ&#x;un sÄąkmak Ä°srailâ&#x20AC;&#x2122;de irili ufaklÄą 34 partinin yarÄąĹ&#x;tÄąÄ&#x;Äą N  UNJ  %PM ĂŞTĂŞ B BÄ ĂŞSĂŞ TB B  -JJ.FS [ TPM  MBJL TI JE 1BSUJTJmOJO Milli Ä°ran tehgenel seçimler sĂźrprizlerle E#FsonuçlandÄą. U S JMNFNetanyahu, VOEgĂźvenlik B /FUBOpolitikalarÄąna, F  IĂ&#x201D; NFistemeyen L JÂżJO  zafer BkonuĹ&#x;masÄąnda MJTZPOEĂŞÄ ĂŞLBMNBTolacak. ĂŞEVSVN Atidâ&#x20AC;&#x2122;e çalÄąĹ&#x;mayÄą teklif didine aÄ&#x;ÄąrlÄąk verip BatÄą Ĺ&#x17E;eriaâ&#x20AC;&#x2122;daki iĹ&#x;gal ve yerOy kullanan 2,5 milyon seçmen,  uzatÄąp  TBOEBM kamuoyu HFSF J  IYesh VEJ & mOJOel OĂŞOEBbirlikte olumlu sinyaller de aldÄąâ&#x20AC;Ś leĹ&#x;imleri sĂźrdĂźrmeye çalÄąĹ&#x;acak. Arap BaharÄą yoklamalarÄąnÄą, siyasi analizleri QBSUJMFetti. CBÄ Qters SFJIKarĹ&#x;ÄąlÄąÄ&#x;Äąnda UJ ÂżE BSUJ kĂśĹ&#x;eye S karĹ&#x;ÄąsÄąndaki ses49 yaĹ&#x;Äąndaki eski gayatÄąrdÄą. Siyaset sahnesine yeni parti ve lider/FUBOZ IV  OJ EĂ&#x17D;OFNJO BOBIUBS sizliÄ&#x;ini ve WasSJMJ V ler ĂŞ çĹktÄą,  QB120 SUJOĂźyeli JO ZBMeclisâ&#x20AC;&#x2122;te SĂŞÄ  EĂŞÄ ĂŞOEBprogQ(Knesset) BSUJTJ l FTsÄąra I dÄąĹ&#x;Äą JEmJ zeteci BMJTZve POtelevizyon CĂŞhingtonâ&#x20AC;&#x2122;a karĹ&#x;Äą â&#x20AC;&#x2DC;siFM TFÂżJNbir MFSaritmetik  TĂ&#x201D;SQSJ[MoluĹ&#x;tu. FSMF TPSonuçlar SB neredeyse NVOEramcÄąsÄą B  SBDYair BMBSĂŞEVSVhalBÿêLapid, ÂżPLQBpartiSUJGAYRI RESMĂ&#x17D; temkârâ&#x20AC;&#x2122; tavrÄąnÄą kosinin BaĹ&#x;bakan NetankÄąn yarÄąsÄąnÄąn mevcut aĹ&#x;ÄąrÄą saÄ&#x; koalisyon hßê 0Z MMBOBO   NJMZPO MJLĂŞSĂŞMHBOBÄ ĂŞSĂŞTBĂż BMJTZPOVOVO [MB B4 & ¨ è .  ruyacak. Ancak Ä°syahuâ&#x20AC;&#x2122;yu dÄąĹ&#x;layacak koakĂźmetinden memnun olmadÄąÄ&#x;ÄąnÄą, yeni araLBNV ZP BNBMBSĂŞOĂŞ TJÄ BN BDBÿêOĂŞO S OEB  WFLJMMJ TI rail halkÄąnÄąn en az SONUĂ&#x2021;LARI Ä F ZBUĂŞSEĂŞortaya MJ[MFSJUFyÄąĹ&#x;a ST yĂśneldiÄ&#x;ini 4J- koydu. BOBpartiler NVIBMF Ulisyonlarda UF MNBTĂŞEyer JEmJOSaÄ&#x; VSValmayaNVO OyarÄąsÄą savaĹ&#x;Äąn dinIOFTJOFMeclisâ&#x20AC;&#x2122;teki ZFOJQBSUJWaÄ&#x;ÄąrlÄąklarÄąnÄą FMJEFSMFS kaybetti. EB IĂ&#x201D;Merkez NFUile J [sol PSMBNcaÄ&#x;ÄąnÄą BTĂŞ JÄ UaçĹkladÄą. FO CJMF Bu EFĂżJNeM mesini, sosyal ve tanyahuâ&#x20AC;&#x2122;yu rahatlatsa da partilerin toplam temsil oranÄą yĂźzde 50â&#x20AC;&#x2122;yi J.FDMJTmUF ,OFTTFU TĂŞSBEĂŞÄ ĂŞ ,FOEJ BÿêOB SÄ VO TĂŞLNBL JTUFNF O ekonomik kazamerkez soldaki, laiklik buldu. Bu noktada Ĺ&#x;Ăźphesiz en bĂźyĂźk sĂźrpPMVÄ UV 4POVÂżMBS OFSFEFZTF /FUB BIV  [B S OVÄ NBTĂŞOEB TI nÄąmlarÄąn artÄąrÄąlmaĂŞSĂŞTBĂż solBsiyasete MJT O geçenJEyÄąl ONFWDVrizi UBÄ merkez  QCJSMJ yanlÄąsÄą FÂżBMĂŞÄ Nâ&#x20AC;&#x2DC;Yesh ĂŞUF Atidâ&#x20AC;&#x2122; mFFkatÄąlan MV[BUĂŞYesh JGFUUJile sÄąnÄą talep ediyor. O NFNOAtid VO P(Bir MNBGelecek EêÿêOĂŞ  ZVar) FOJ yaptÄą. EFBMEtabana ,BSandÄąktan SÄ ĂŞMêÿêOEBPikinci MVNMVTonunla JOZBMMFStaban ĂŞd zÄąt Ä°ki devletli çÜsiyaset yĂźrĂźten aĹ&#x;ÄąrÄą saÄ&#x;cÄą parti çĹkarak, Knessetâ&#x20AC;&#x2122;e 19 vekil gĂśnderen JĂżJOJ PSUBZ  V 4BĂż QBS Ä ĂŞOEBLJ FTLJ HB[FUFDJ WF UFMFWJ[[ zĂźmĂź masaya yaYahudi Evi ve Ä°srail EviYesh Atid, kemikleĹ&#x;meye dĂśnen aĹ&#x;ÄąrÄą saÄ&#x; BÿêSMĂŞ BSĂŞOĂŞL FUUJ.FSZPO QSPHSBNDĂŞTĂŞ JS -BQJE  QBSUJTJOJO tÄąrmak istiyor. BahĂź UFbĂśldĂź. SUJMFSJO Ubloku PQMBNda NTJM PSBOĂŞ #BÄ CBLBO /FUB BIVmiz  LPBBm  partilerini EĂŞÄ M BDBLaynÄą rÄąĹ&#x; ve sosyal refahÄą çĹkan UBEBÄ saÄ&#x; Ă&#x201D;QIeksende FTJ[FO de MĂśne MEV#VOPLAĹ&#x;ÄąrÄą  Sbir MBSEByeni JT O BMN kĂźmette BDBÿêOĂŞ BbuluĹ&#x;turmak ¿êLMBEĂŞ #V savunan Yesh pek kolay olmayacak. parti ve lider var. Genç iĹ&#x; adamÄą Naftali BenJ NFS [ TPM TJZBTFUF HFÂżFO /FUB BIVm  SBIBUMBUTB EB NFS [ TPMMAtid, Ä°Ĺ&#x;çi ve Hatâ&#x20AC;&#x2DC;OlabildiÄ&#x;ince geniĹ&#x; tanettâ&#x20AC;&#x2122;in â&#x20AC;&#x2DC;Yahudi Eviâ&#x20AC;&#x2122; (Habayit Hayehudi) 11 I JE #JS(FMFDFL S ZBQEBLJ  MBJ MJL ZBOMĂŞTĂŞ l TI JEm JMF POVOMB nua partilerinin LJODJQBSsandalye UJ¿êLBSBLelde ,Oetti. FTTFâ&#x20AC;&#x2DC;AĹ&#x;ÄąrÄą UmF saÄ&#x;Äąn [ĂŞUTJZBTbanlÄą U BsaÄ&#x;Äąâ&#x20AC;&#x2122;nda OU BOBduran FUZ bir ĂżDĂŞ SĂ&#x201D;Ukoalisyon FOBÄ ĂŞSĂŞTBhĂźkĂźMeclisâ&#x20AC;&#x2122;e taĹ&#x;Äąnma" JE  BatÄą NJLĹ&#x17E;eriaâ&#x20AC;&#x2122;daki MFÄ NF- yasa IdÄąĹ&#x;Äą FSFO TIBennett, &WJ yerVEJYahudi Ä&#x192;TSBJM&metiâ&#x20AC;&#x2122; WJNJ[için QBSUçalÄąĹ&#x;tÄąÄ&#x;ÄąnÄą JMFSJOJ OduĂŞ larÄą bunun en bĂźyuran Netanyahuâ&#x20AC;&#x2122;nun leĹ&#x;imleri ile â&#x20AC;&#x2DC;BĂźyĂźk Ä°srailâ&#x20AC;&#x2122;i kurma projesini TBĂżCMP EBCĂ&#x17D;MEĂ&#x201D; IĂ&#x201D; NFUUF CVMVÄ UVSNBL QFL M  PMNBByĂźk gĂśstergesi. Yesh Atidâ&#x20AC;&#x2122;i kazanabilmeateĹ&#x;li Ĺ&#x;ekilde savunuyor. Bennett, Binyamin TFOEF EF Ă&#x17D;OF ¿ê O ZFOJ CJS ZBDBL l0MBCJMEJĂżJODF HFOJÄ  U BOMĂŞ CJS PSonuçta yeni hĂźAvigdor S (FNetanyahu OÂż JÄ  BEBNĂŞ- / B BMJ Liberman BMJTZPO IkoalisyoĂ&#x201D; NFUJm JÂżJsinin O ÂżBMĂŞÄ yolu UêÿêOYair ĂŞ EV Lapidâ&#x20AC;&#x2122;i SBO kĂźmetin ĂśnĂźnde ÄąĹ&#x;Äąk yaksa vekil  ) yeĹ&#x;il  31/ IVEJ&WJmnuna IVEJ da JU)  TIĂśnemli  JEmJbir BIVeden FUB elde mOVOLiLB[bakanlÄąÄ&#x;a BOBCJMNFFgeiki ihtimal var; Yatirmesinden geçiyor. Bu kud (BĂźtĂźnleĹ&#x;me) Yisrael Beytenu (Ä°srail EviEF FUUJ Ä ĂŞSĂŞ TBÿêO TB mOEB TJOJO ZPMV JS -BQJEmJ Ă&#x17D;OFNMJ CJS CB O OMERKEZ SOL "ĂŠ*3* "ĂŠ*3* ARAP 4"ĂŞ 4"ĂŞ hudi Evi ve Shas Ĺ&#x;Ăźphesiz dÄąĹ&#x;iĹ&#x;leri bakanmiz) koalisyonunu iktidara taĹ&#x;Äąmaya yetmiyor.  #BUĂŞ Ä&#x201A;FSJBmEB  TB EĂŞÄ ĂŞ MĂŞĂżB HFUJSNFTJOEFO HFÂżJ S #V Ä Ă&#x201D;QIFTJ[ %è/$è %è/$è gibi aĹ&#x;ÄąrÄą saÄ&#x; partiSNB Likud-Beytenu FSJ JMF l#DolayÄąsÄąyla L Ä&#x192;TSBJMaĹ&#x;ÄąrÄą mJ saÄ&#x;daki  FO B[en  EĂŞÄ JÄ MFSJ CBLBOhĂźMêÿêOB lÄąÄ&#x;Äąna HFSJ EĂ&#x17D;geri OĂ&#x201D;QdĂśnĂźp JLJaz kĂźmet kurabilmek için (61 sandalye gerekli) Yahudi Eviâ&#x20AC;&#x2122;nin yanÄąnda baĹ&#x;ka parti veya partilere ihtiyaç duyuyor. Netanyahu, yeni dĂśnemin anahtar partisi â&#x20AC;&#x2DC;Yesh Atidâ&#x20AC;&#x2122;i koalisyon dÄąĹ&#x;Äąnda bÄąrakmalarÄą durumunda, kuracaÄ&#x;Äą çok partili- kÄąrÄąlgan aĹ&#x;ÄąrÄą saÄ&#x; koalisyonunun fazla yaĹ&#x;ayamayacaÄ&#x;ÄąnÄąn

iki kritik bakanlÄąÄ&#x;Äą elinde tutmayÄą planlayan Avigdor Libermanâ&#x20AC;&#x2122;Äą geriyor. 11 vekilli Yahudi Evi hesaba katÄąldÄąÄ&#x;Äąnda yaklaĹ&#x;Äąk bir ay sĂźrmesi beklenen hĂźkĂźmet pazarlÄąklarÄąnÄąn hayli çetin geçeceÄ&#x;i gĂśrĂźlĂźyor. Merkez sol, laik Yesh Atid Partisiâ&#x20AC;&#x2122;nin koa-

5 4 3

 



Likud-Beitenu Yahudi Evimiz Bir Gelecek Var ­¢K2CTTVVK Hatnua Meretz Kadima Shas $KTNGKM6GXTCV;CJWFKNK¯K $KTNGKM#TCR.KUVGUK6CCN Hadash Balad

2

6 6

7

11

11

15

19

31

1

lerle yĂźrĂźyĂźp daha da Ĺ&#x;ahinleĹ&#x;ecek ya da Yesh Atid gibi sol partilere el uzatÄąp merkeze yaklaĹ&#x;acak. ArkasÄąndaki halk desteÄ&#x;i azalan Netanyahuâ&#x20AC;&#x2122;nun ikinci yolu tercih etmesi bekleniyor. Zira baĹ&#x;bakanlÄąÄ&#x;ÄąnÄą bir dĂśnem daha sĂźrdĂźrebilmesinin yolu, mer-

keze yaklaĹ&#x;Äąp, â&#x20AC;&#x2DC;Ä°ranâ&#x20AC;&#x2122;la savaĹ&#x;â&#x20AC;&#x2122; sĂśylemi yerine, halkÄąn talep ettiÄ&#x;i ekonomik reformlara eÄ&#x;ilmesinden geçiyor. Netanyahuâ&#x20AC;&#x2122;nun, geniĹ&#x; tabanlÄą hĂźkĂźmet kurup merkeze yaklaĹ&#x;sa bile bir Ăśnceki iktidarÄąndan kalan â&#x20AC;&#x2DC;siyasi mirasâ&#x20AC;&#x2122; dolayÄąsÄąyla Filistin meselesi, yerleĹ&#x;im ve Gazze ablukasÄą konularÄąnda ezber bozacak bir politika deÄ&#x;iĹ&#x;ikliÄ&#x;ine girmesi pek mĂźmkĂźn gĂśrĂźlmĂźyor. Gazi Ă&#x153;niversitesi Ă&#x2013;Ä&#x;retim Ă&#x153;yesi Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, Netanyahuâ&#x20AC;&#x2122;nun ikinci dĂśnemine farklÄą bir koalisyonla baĹ&#x;lasa dahi Filistin ve Ä°ran meselelerinde eski pozisyonunu korumaya çalÄąĹ&#x;acaÄ&#x;ÄąnÄą sĂśylĂźyor: â&#x20AC;&#x153;Netanyahu, Ä°ran ve Filistin politikalarÄąnda elden geldiÄ&#x;ince direnecek. Bu konularda politika deÄ&#x;iĹ&#x;ikliÄ&#x;i ancak ABDâ&#x20AC;&#x2122;nin Ä°srail içinden destekçilerinin de yardÄąmÄąyla oluĹ&#x;turacaÄ&#x;Äą bĂźyĂźk baskÄąyla mĂźmkĂźn olabilir.â&#x20AC;? Buna karĹ&#x;Äąn Okur, yeni dĂśnemde Tel Aviv-Ankara hattÄąnda hareketlenme bekliyor: â&#x20AC;&#x153;Ä°srailâ&#x20AC;&#x2122;in TĂźrkiye siyasetinde bir deÄ&#x;iĹ&#x;im, diÄ&#x;er dÄąĹ&#x; politika alanlarÄąnda baĹ&#x;arÄąlÄą adÄąmlar atabilmesi için gerekli. Bu yĂźzden TĂźrkiye ile iliĹ&#x;kilerde, ABDâ&#x20AC;&#x2122;nin baskÄąsÄąyla yeni adÄąmlar atabilir. Zira yeni Meclisâ&#x20AC;&#x2122;te â&#x20AC;&#x2DC;Obama argĂźmanlarÄąnÄąâ&#x20AC;&#x2122; savunanlar olacak.â&#x20AC;? UluslararasÄą iliĹ&#x;kiler uzmanÄą Kerim BalcÄą, Netanyahuâ&#x20AC;&#x2122;nun aĹ&#x;ÄąrÄą saÄ&#x; koalisyonda Äąsrar etmesi durumunda Ăźlkenin 1-2 yÄąl içinde yeniden erken seçime gideceÄ&#x;ini iddia ediyor: â&#x20AC;&#x153;Sonuçlar halkÄąn merkez solu da Ăźlke yĂśnetiminde gĂśrmek istediÄ&#x;ini gĂśsteriyor. Halk, artan aĹ&#x;ÄąrÄą saÄ&#x; hegemonyasÄąndan, yeni yerleĹ&#x;imlerden, Haredimâ&#x20AC;&#x2122;lerin askerlikten muaf tutulmasÄąndan rahatsÄąz. Filistinâ&#x20AC;&#x2122;le, Ä°ranâ&#x20AC;&#x2122;la çatÄąĹ&#x;mak yerine refahÄą, ekonomiyi konuĹ&#x;mak istiyorlar. Netanyahu bu yĂśnde adÄąm atacak bir hĂźkĂźmet kuramazsa iktidarÄą pek uzun sĂźrmez.â&#x20AC;?


enim . A B O N E

K A M P A N Y A S I

O6B6CYVbc_if`VfçbVWĀfVmfçXV`ç_0 7ZbĀa6Ā`ZaZ_Ā]Zf]V[hVgĀnjZVĀ`ZbĀnĀ€Āb ]ZaWĀ`\Ā!]Za_’`h’f!]ZaYZZþ`ZbXZ_VmbVþçc`VXV_# 9c`iYc`i&'gVm[V7ZbĀa6Ā`ZaZ_Ā

ABONE HATTI DANİMARKA İSVEÇ NORVEÇ FİNLANDİYA

+ 45 70 20 69 70 + 46 76 160 46 03 + 47 21 39 54 57 + 358 505 48 03 33

www.zamaniskandinavya.dk

h @’fg’gVm[V`Vfç h ucXi_ZþĀhĀaĀ_cbigibYVbZa`ĀĀdi€`Vfç h 6Ā`Z]VmVhçbVYVĀfmVnçjZmcfia`Vf h HVþ`ç_`çmVýVajZVfVýhçfaV]VWZf`ZfĀ h IZ_bc`c^Ā]VWZf`ZfĀ h Bih[VþçbçnĀ€ĀbdfVhĀ_WĀ`\Ā`Zf h7i`aVXV`Vf


24KÜLTÜR

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Gerçek dolarlarla yapılmış ‘Bir’ tablosu

‘Biz tanrıya güveniriz’

Başlıktaki söz, sadece serginin adı değil. Bütün Amerikan dolarlarının köşesinde yazan, dikkatlice bakmazsanız pek fark edemeyeceğiniz bir söz aynı zamanda. Bahar Artan Oskay’ın bir sanatçı için cız denilebilecek alanı; para ve sanat arasındaki ilişkiyi sorguladığı “In God We Trust” sergisi, pek çok sanatçıyı, koleksiyoneri, müzayedeciyi rahatsız edebilir. SEVİNÇ ÖZARSLAN İSTANBUL Merak etmeyin, sanat dünyasında ‘irtica’ söz konusu

1değil. Popüler imgeleri ve pop art sanatını irdelemeyi

seven Bahar Artan Oskay, dünyanın en popüler nesnesi Amerikan Doları’nı malzeme olarak kullandığı sergisinde ‘para ve sanat’ arasındaki ilişkiyi eleştiri bombardımanına tutuyor. Güncel ve çağdaş sergiler arasında böyle sorgulamalara alışkın değiliz. Sanat camiasında pek konuşulmayan, söz edilmesi bile rahatsızlık veren, hele bir sanatçı için ağzına alması tabu gibi karşılanan bir mesele ‘para ve sanat’. Bahar Artan Oskay’ın salı günü Nişan-taşı’ndaki Kare Sanat Galerisi’nde açılan sergisinde iki eser dikkat çekiyor. İlki Andy Warhol’un “Two Hundred One Dollar” eserinden esinlenmiş, ‘Andy Warhol’a Saygı’ adını taşıyan tabloda hepsi yan yana düz bir şekilde yapıştırılmış 200 dolar var. Sanatçı diyor ki, “Benim bu resme 200 dolar harcadığımı herkes görüyor. Diğer eserlerimde yaptığım gibi başka bir emek yok. Ben aslında değerini ortaya koyuyorum. Peki gerçekte bu tablonun değeri nedir?” Oskay’ın dikkat çekmek istediği iki konu var. Sanat eserinin değerini manipülasyonlar mı yoksa sanatın bulunduğu ortamdaki kavramlar mı belirliyor? Koleksiyonerler, sanatı özümsedikleri için mi eser alıyor yoksa yatırım aracı olarak gördükleri için mi? Geçen yılki Sotheby’s müzayedesinde 43,7 milyon dolara satılan Warhol’un baskı tekniğiyle yapılmış aynı eseri, bu soruları sormasına ve sanatına yansıtmasına vesile olmuş Oskay’ın. 30 yılda 43 milyon dolar, nasıl bu kadar yükselebiliyor bir eser? Sanatçıya göre koleksiyoner daha yüksek fiyata satacağını düşündüğü için alıyor eseri. Sanatsal değerinden kaynaklanan bir durum yok. Birkaç yıldır ülkemizdeki müzayede firmaları da bu manipülasyonlardan besleniyor.

Dolarla aynı ölçekte yapılmış, 92x212 ebadındaki ‘Bir/One’ adlı ikinci tabloda ise sayısını kendisinin de bilmediği yüzlerce doları buruşturarak bir araya getirmiş Oskay. Duralit üzerinde malzeme olarak kullanılan paraların hepsi orijinal, bildiğimiz Amerikan Doları. Lazım oldukça döviz bürosundan alınmış ve malzeme haline getirilmiş güncel bir obje… Oskay’ın merakını uyandıran konulardan biri de paranın dolaşımdayken yaşadıkları. Kim bilir neler gördü, belki dünyayı dolaştı? Nelere şahit oldu? Bir tek Amerikan Doları bunu yapabiliyor. Hint fakiri bile onu tanır. 1958’de basılan 100 doların ‘Bir’ tablosunda olmasını biraz böyle okumak gerektiğini anlatıyor. Oskay, Andy Warhol’un bir tablosundan yola çıkarak çalışmalarını oluştursa da anlatmak istediği başka şeyler de var. Sanatçı ile eserleri hakkında konuştuğumuzda dikkat çeken yorumlarından biri ‘Sanat toplum için mi, yoksa sanat için mi?’ tartışmasına yeni bir soru eklemesi: “Sanat, sanatçı için nedir? Sanatçıya bir katkısı yok mu?” Bunun biraz düşünülmesini istiyor ama her şeyi açıkça ifade etmekten kaçınıyor. Sanatçının da sanatını üretebilmesi için paraya duyduğu gereksinimin altını çiziyor aslında. Van Gogh bu konuda en şanssız sanatçılardan biriydi. Yaşarken iki tablosunu satabiliyor sadece. İkisi de abisine. Şu an binlerce kişi onun eserinden nemalanıyor ama kendisi bu bereketi göremedi! Oskay, ‘O zaman böyle eleştirel bir sergiyle sanatçı olarak biraz da ayağınıza sıkmıyor musunuz?’ sorusuna ‘satış kaygısı ile üretim yapmadığını’ söyleyerek cevap veriyor. Acaba onu anlayan bir koleksiyoner çıkar mı? Bunu tespit etmenin en iyi yolu serginin son günü olan 15 Şubat’a doğru kırmızı noktaları görmek için tekrar galeriye uğramak.

Oslo’da Türkiye’nin farklı yüzleri konuşuldu

Norveç Edebiyet Evin’de, Türkiye’nin farklı yüzleri konuşuldu. Norveç-Türkiye uzmanı, Norveçli yazar Eugene Schoulgin, Türkiye’de İslam ile terör kavramlarını yan yana kullanılırken dikkkatli olunması gerektiğini hatırlattı. ENGİN TENEKECİ OSLO Norveç’in dünyaca ünlü ifade özgürlüğü

1oraganizasyonlarından Norsk PEN ve

Norveç Gazeteciler Cemiyeti, ‘Türkiye’nin farklı yüzleri’ başlıklı bir konferans düzenledi. Oslo Edebiyat Evi’nde düzenlenen programın konuşmacılığını, Norveç-Türkiye uzmanı Norveçli yazar Eugene Schoulgin ve Araştırmacı Pınar Tank yaptı. Konferansa birçok Norveçli medya mensubu, Türkiye’nin Oslo Konsolosluğu, akademisyenler ve Oslo Üniversitesi’nden bazı öğrenciler katıldı. Programda, İsveçli Deniz Hellberg’in yönetmenliğini, Eugene Schoulgin’in ise konuşmacılığını yaptığı, 35 dakikalık ‘Türkiye’nin farklı yüzleri’ isimli video gösterildi. Konferans boyunca, Ergenekon süreci, kadın hakları, Norveç-Türkiye ilişkileri, ifade özgürlüğü, Türkiye’deki tutuklu gazetecilerin durumu gibi konular konuşuldu. Norveç-Türkiye uzmanı Norveçli yazar Eugene Schoulgin programdaki konuşmasında, Türkiye’nin bünyesinde oldukça farklı kültürler barındığını, İslam ile terör kavramlarını yan yana kullanılırken dikkkatli olunması gerektiğini söyledi. ‘’Ergenekon,

Türkiye’nin gelişiminde bir engel. Askerin bu engeli aşması için Avrupa ülkelerini kendisine örnek almalı mı?’’ sorusuna Schoulgin, ‘’Bu konuda Türkiye, kendine has bir kanun düzeni oluşturmalı.’’ şeklinde cevap verdi.

Araştırmacı Pınar Tank ise, Türkiye’deki tutuklu gazeteciler hakkında ‘’Eğer gazeteciliğin arkasına sığınılıyorsa bu bir hata. Söz konusu problem, tutukluluk sürelerinin uzunluğudur.’’ şeklinde açıklamalarda bulundu.

Programda söz alan Türkiye’nin Oslo Konsolosu Ülkü Kocaefe ise, Türkiye-Norveç ilişkilerinin, sivil toplum dahil olmak üzere pek çok alanda gelişmekte olduğunu, Norveç gibi diğer ülkelerin de birden fazla yüzü sahip olduğuna atıfta bulundu. Konsolos Kocaefe, programda gösterilen video da konuşma yapanların Türkiye’deki negatif gelişmelere odaklanmalarına rağmen; Türkiye’nin gelişen ekonomisine, artan genç nüfusuna, yumuşak gücü ve etkisine, canlı sivil toplumuna, gelişen kadın örgütlenmelerine de değindiklerini aktardı. Öte yandan Kocaefe, Norveç basınında Türkiye hakkında olumlu haberlerin çıkması bir yana, tarafsız tek bir haberin bile yayınlanmadığına vurguda bulundu. Konsolos Ülkü Kocaefe, Norveçli gazetecilerin, Türkiye’yi eleştirmek için programda sunulan film kadar bile tarafsız olamadıklarını ifade etti. Kocaefe şöyle deva etti. ‘’Her ülke kendi parametreleri ile değerlendirilmelidir. 75 milyon nüfuslu, Suriye, Irak ve İran’la komşu Türkiye’yi İsveç, Danimarka ile komşu 4-5 milyonluk bir Norveç’in gözünden bakarak anlamanız mümkün değildir.’’


25 YORUM

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Hilmi Yavuz

Kabinede değişiklik: Bir analiz denemesi Yazılı ve sözlü medyada siyasî yorumların ne kertede sathî bir okumaya dayandığına, son kabine değişikliği sırasında bir kere daha şahit olduk. Yorumların sathîliği, hükümete yapılan yeni atamaların, ya bakanların hangi illerden milletvekili seçildiklerine ya da görevden alınanların yıpranmışlıklarına bağlandı. İdris Naim Şahin dışında, kabine dışı bırakılanlardan mesela Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ'ın başta hekimler olmak üzere sağlık personeli ile ya da Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in öğretmenlerle, bir başka deyişle bakanlıklarının ana bürokratik tabanlarıyla anlaşmazlığa düşmüş olmaları, onların yıpranm��şlıklarına kanıt gösterildi– ki bu okumaların hiçbiri, hükümette yapılan değişikliğin asıl sebebi değildi! Hemen ve bir kez daha belirteyim: Bu yorumların hepsi sathî yorumlardır ve maalesef, köklü bir analize dayanmamaktadır. Zirâ, ‘mini' kabine değişikliğine, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, başkanlık dönemi için bir ön hazırlık olarak bakılmak gerekir. Evet, bir hazırlık olarak bakmak! İzah edeyim: Başkanlık sistemi, bakanlıkların ve dolayısıyla hükümetin bürokratikleşmesi anlamına gelir. Bakanlar, siyasî kimliklerinden önce, atandıkları görevi ehliyetle, dolayısıyla uzmanca yürütebilecek teknokrat kimlikleriyle belirlenirler. Başbakan Erdoğan'ın da, bu anlamda, Türkiye Cumhuriyeti başkanı olduğunda, hükümeti oluşturacak kadroları şimdiden hazırlamak tecrübesine giriştiği görülüyor. Bu ehliyet ve uzmanlık, bakanlıkları, dikkat edilsin, neredeyse bir hiyerarşiye bağlamak; bakan olabilmek için hem belirli bir bürokratik tecrübe, hem de belirli bir parlamento tecrübesi geçirmiş olmak gibi, deyiş yerindeyse, bir eğitime tâbi tutulmak anlamına geliyor. Bakınız: Tipik bir hiyerarşi, İçişleri Bakanlığı'na atanan Muammer Güler'in kariyerinde apaçık görülüyor: İdarecilik, İstanbul başta olmak üzere valilik, Kamu Güvenliği Müsteşarlığı, milletvekilliği ve TBMM İçişleri Komisyonu başkanlığı! Bu kariyer, yeni İçişleri Bakanı Muammer Güler'i, müstakbel bir başkanlık sisteminde İçişleri [ya da, belki de adı değişerek, Kamu Güvenliği] Bakanlığı için, ideal bir aday konumuna getirmektedir. Şimdiki bakanlığı, Muammer Güler için, gelecekteki görevi açısından son hiyerarşik sınavdır. Aynı şeyleri Millî Eğitim Bakanlığı'na ata-

Joost Lagendijk

Cameron’ın haklı olduğu bir nokta ve bir de sorunu var

nan Prof. Dr. Nabi Avcı için de söylemek mümkün. Benim kendisini şahsen tanımış olmam, onun gerçekten çok değerli bir entelektüel kimliğiyle bu göreve layık değil, eski deyişle elyak olduğunu düşünüyor olmam bir yana, Prof. Avcı, Başbakan'ın en eski ve en yakın danışmanlarından biridir. Sanırım Başbakan, Prof. Avcı'nın milletvekilliğinden önceki uzun danışmanlık yıllarını, onun bürokratik tecrübe hanesine kaydetmiş olmalıdır. Prof. Avcı, milletvekili olarak Parlamento'ya girmiş ve TBMM Millî Eğitim Komisyonu başkanlığına seçtirilmiştir. Hem genel olarak Komisyon çalışmaları hem de 4+4+4 sınavını başarıyla vermiş olması, Başbakan nezdinde Prof. Avcı'yı, tıpkı Muammer Güler'in müstakbel görevi gibi, başkanlık sisteminin ideal bir Millî Eğitim Bakanı konumuna getirmiştir. Yeni Sağlık Bakanı'nın da, TBMM'de Sağlık Komisyonu başkanı olmasının tesadüfî olduğunu söylemek elbette mümkün değildir. Anlaşıldığı kadarıyla Başbakan, gelecekteki başkanlık kabinesini hazırlama konusunda son hiyerarşik tecrübe makamı olarak, TBMM komisyon başkanlıklarını görmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na atanan Ömer Çelik, çoğunlukla bir sürpriz olarak değerlendirildi. Çelik'in, tıpkı Prof. Dr. Nabi Avcı gibi, Başbakan'ın en eski ve en yakın danışmanlarından biri olduğu bilinen bir gerçek. Çelik, yeni atanan bakanların tümü gibi, TBMM'de bir komisyon başkanlığı görevini yürütüyordu,- ama bu, Kültür ve Turizm Komisyonu değil, Dışişleri Komisyonu'ydu ve dolayısıyla, atamaların mantığı gereği, onun Dışişleri Bakanı olması gerekiyordu. Ama, olmamıştır ve nedeni de şudur: Başbakan'ın, Ömer Çelik'in dış politika danışmanı kimliğiyle ehliyetinden hiç şüphesi yoktur. Ancak, TBMM'de Dışişleri Komisyonu başkanlığının, Başbakan'ın gözünde, Çelik'in Dışişleri Bakanlığı gibi çok önemli bir görev için, yeterli bir bakanlık tecrübesi sağlamadığı anlaşılıyor: Başbakan, Ömer Çelik'in Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda bir ‘bakanlık tecrübesi' edinmesini zorunlu görmüş olmalıdır. Görünen odur ki, Çelik, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda, bir tür bakanlık eğitimi görecek ve Tayyip Bey'in ilk başkanlık kabinesinde Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturacaktır… Bu bir analizdir, sathî bir yorum değil! Tutarlı bir analiz mi, değil mi, yaşayan görecektir! h.yavuz@zaman.com.tr

Britanya Başbakanı David Cameron, geçen hafta uzun zamandır beklenen konuşmasını yapıp, Birleşik Krallık’ın (BK) gelecekte AB’de nasıl bir rol almasını istediğini açıklığa kavuşturdu. Liderliğini yaptığı Muhafazakar Parti, 2015’teki genel seçimleri kazanırsa, Cameron, Britanya’nın AB üyeliği şartlarını yeniden müzakere etmeye çalışacak ve varılan uzlaşıyı, ‘içerde mi kalalım yoksa dışarı mı çıkalım’ referandumuyla 2017’nin sonuna doğru Britanya halkının önüne koyacak. Muhafazakar lider, BK’nın AB’de kilit bir oyuncu olarak kalmasını istediğini vurguladı, ama bir şartla, birlik daha esnek, uyarlanabilir ve açık olmayı başarabilirse. Cameron, yeni AB’nin üzerine inşa edileceği beş ilke ve buraya götürecek yolu formüle etti: İç pazar tamamlanmalı ve güçlendirilmeli. AB, bütün üye ülkelerin aynı düzeyde entegrasyon istemediğini kabul etmeli. AB’nin bir bütün olarak ne yapması ve hangi yetkilerin üye devletlere geri verilmesi gerektiği ayrıntılı bir incelemeden geçirilmeli. AB’ye hesap sormada ulusal parlamentoların daha büyük ve daha önemli bir rolü olmalı. Ve son olarak, tüm yeni düzenlemeler, avro bölgesinin hem içindekiler hem de dışındakiler için adil biçimde işlemeli. Tüm bu hususlar daha önce Cameron ve diğerleri tarafından dile getirilmişti ama hiç Britanya’nın AB’den çıkışına atıfla ‘Brexit’ ihtimali ile birleştirilmemişti. Tahmin edileceği üzere, Cameron’ın konuşması, Avrupa’nın geri kalanı tarafından pek hoş karşılanmadı. Reuters, Cameron’ın planı hakkında verilen hükmü, ‘bencilce, cahilce ve tehlikeli’ diye özetledi. Artık Avrupa Parlamentosu’nda Liberallerin liderliğini yapan eski Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt, daha entegre, federal bir AB’nin ateşli savunucusu olarak, Cameron’ı “ateşle oynamak”la suçladı. Çünkü Verhofstadt’a göre, Cameron’ın ‘müzakerelerin ne zamanlamasını ne de sonucunu kontrol edebilecek olmasına rağmen bunu yapabileceğini öne sürmesi, asla karşılanamayacak yanlış beklentiler doğuruyor.’ Başkaları da Britanya Başbakanı’nı, yüksek çevre ve sosyal standartların yahut ayrıntılı kurallar ve düzenlemelerin bulunmadığı bir iç pazarın olabileceğini ileri sürerek, popülist hissiyata oynamakla suçladı. Diğer yandan, Princeton Üniversitesi’nin

AB uzmanı Andrew Moravcsik, Cameron’ın konuşmasını, kendi partisindeki AB karşıtı fena halde sağcıları susturma, popüler BK Bağımsızlık Partisi’ne halk desteğini kendi tarafına çekme ve İşçi Partisi’ni referandum konusunda bölmeye yönelik akıllıca bir taktik manevra diye niteledi. Böylece Cameron’ın konuşmasına celallenenleri sakinleştirmeye çalışan Moravcsik’e göre, en nihayetinde Britanya AB’de kalacak zira ciddi siyasetçilerden hiçbiri AB’den çıkmayı gerçekten istemiyor. Cameron’ı eleştirenlerin çoğunun kesinlikle haklı olduğu noktalar bulunmasına rağmen, bana hepsi fazlasıyla öngörülebilir geldi. Ayrıca, korkarım ki, Britanya Başbakanı’nın hayati önemdeki bir savını gözden kaçırdılar ya da önemsizmiş gibi göstermeye çalıştılar. Hali hazırdaki avro krizini çözmek ve yenisinin çıkmasını engellemek için AB’nin hem siyasi hem de ekonomik açıdan daha da bütünleşmesi kaçınılmaz. Ancak bu, ortak para birimine dâhil olmayan ve/ya daha federal bir Avrupa istemeyen üye devletler açısından ciddi bir meydan okuma oluşturuyor. Bence, Cameron, hem daha fazla koordinasyon ve merkezileşmeyi kabul eden hem de BK gibi kabul etmeyen ülkelerin razı geleceği yeniden örgütlenmiş bir AB teklif etmekle doğru yaptı. Ama geçen haftaki konuşmanın bütün o popülist söylemi ve taktik numaraları yüzünden, Britanya’nın önde gelen entelektüellerinden Timothy Garton Ash’in isabetli biçimde tespit ettiği gibi, pek çok Avrupalı, Cameron’ın Avrupa için değil, Britanya için mücadele ettiği hissine kapıldı. Cameron’ın sorunu, aslında yeni bir AB anlaşmasının peşinde koşmadığı, sadece BK için daha iyi bir anlaşma istediği izlenimi yaratması. Maalesef Cameron’ın tek sorunu bu değil. ‘Tek bir beden tüm AB’ye uyar’ görüşünün artık geçerliliği kalmadığı ve çöpü boyladığı gerçekliğinden hareketle geleceğini içtenlikle ve derinlemesine tartışmanın, AB’ye büyük yararı dokunacak. Cameron’ın müdahalesi, yeni ve gerçekten de daha esnek bir AB’ye yönelik zaruri arayış için bazı iyi fikirler içeriyor. Korkum, Britanya Başbakanı’nın konuşmasındaki muğlâklığın, bu arayışı pek çok Avrupalının gözünde sevimsiz ve tuzaklarla dolu hale getirmesi. Öyleyse çok yazık olur. j.lagendijk@zaman.com.tr

vayete göre Kamber Hz. Ali’nin kölesi ve yardımcısı idi. Anadolu Alevîliği’nde dedelere rehberlik ve yardımcılık eden kişilere de Kamber adı verilirmiş, zamanla “hizmet eden” mânâsı kazanmış. Kambersiz düğün olmaz şu mânâya geliyor: Bir düğünde herkes misafir gibi oturup başkalarından hizmet beklerse olmaz, birilerinin de hizmete tâlip olması lâzım mânâsında. “Bu kadar şeyi nasıl bilebiliyorsun üstâd, maşallah!” diye içinizde merak edenler çıkabilir. Efendim bu kültür kolay kazanılmıyor. Yıllardan beri gerekli-gereksiz demeden pek çok şeyle ilgilenmenin ve nice bir emeğin tabii neticesidir. Kabine değişikliğine gelince, Beyefendi’nin bu konuda gecikmiş veya erken davranmış olduğunu ileri süren tezlerin her biri kendi çapında değerli, hesnâ ve müstesnâdır. Hayırlı olmasını diliyorum. Sanki benden bunu hasseten bekliyorlarmış gibi, görevini yeni arkadaşlarına devreden bakan arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Güzel hizmet etmişlerdir. Ara-sıra aksadıkları, ne-

cîb milletimizden bir kısmını istemeden de olsa üzdükleri olmuştur; mümkündür. Zaman zaman Beyefendi’nin yüksek çalışma temposuna ve kararlılığına ayak uydurmakta zorlandıkları talihsiz durumlar vukû bulmuş olabilir. Kaldı ki bakanlıktan azlolunmak dünyanın sonu değildir; yaşları müsaittir, millete hizmet yarışında onları daha nice azîm muvaffakiyetler beklediğini düşünüyorum. Morallerini bozmasınlar, sadakatle çalışsınlar ve “Ben daha dün bakandım, böyle sıradan işleri yapmam” diye havalara girmesinler, beyefendi hatayı affeder, kibri affetmez. Yeni isimler, şimdi sanki tabasbus gibi anlaşılmasın ama bu grup içinde bulunabilecek en iyi, en liyakatli, en heyecan verici arkadaşlar bence. Her birini tek tek medh ü senâya hâcet görmüyorum: Demokrat, dinamik, beyefendi, tecrübeli, genç, âkıl, liyâkatli ve güvenilir insanlar. Hani yanlış anlaşılmayacağını, “Sana mı soracaklardı be adam!” demeyeceklerini bilsem bu değişikliğin tam da aklımdan geçen isimlerden

müteşekkil olduğunu söyleyebilirdim ama “Beyefendi’ye akıl veriyor” gibi bir yanlış anlamaya yol açmamak için fikirlerimi şu âna kadar kendime saklamayı tercih ettim. Yeri gelmişken ifade etmeliyim ki, Beyefendi’nin, uzun tutukluluk süreleri yüzünden terörle mücadele etmeye elde komutan kalmadığı yolundaki yargı sitemi, tam da benim bir süreden beri zihnimde tasarlayıp durduğum ama bir türlü cümleye dökemediğim hisli duygularımın tercümânı gibiydi ve hemen şair Eşref merhûmun, “Git gide zulmetmeye elde ahâli kalmıyor”la biten meşhur dörtlüğünü hatırladıktan sonra, “Acaba yakın bir gelecekte bölgede geniş çaplı bir askerî hareketlilik ihtimâli mi söz konusudur?” diye vesveselendimse de neticede bir siyâset adamının “En yüksek millet memnuniyeti” şiârını daima göz önünde tutmak mecburiyeti aklıma gelince rahatlamış bulunuyorum vesselâm.

Makara

A. TURAN ALKAN

Aslında hayli geciktim ama bu anlamlı yazıyla şu vahim ihmâlimi bir nebze olsun telâfi edebileceğimi düşünüyorum. Bir kısım basınımızda ve köşe yazarı refiklerimce haftanın en muteber konusu, kabine değişikliği hakkındaki değerlendirmelerdi. Treni, son vagonundan olsun yakalamak suretiyle giden ve gelen bakanlar hakkında kanaatlerimi illâ ki belirtmem gerekiyor. Evet, kabul ediyorum, belirtmesem de olur çünkü değişiklikler tamamlanmış ve iş bitmiştir ve bu raddeden sonra, “Bravo, çok isabetli bir vuruş!” veya “Olmasaydı daha iyiydi!” tarzında görüş bildirmek anlamsız görünebilir. Olsun, yine de, “Kambersiz düğün olmaz” sözü fehvâsınca fikirlerimi açıklamak istiyorum ama daha önce hocalık misyonumuzun muktezâsınca, yukarıda zikrolunan “Kamber” meselesine vuzuh kazandıralım: Bir ri-

t.alkan@zaman.com.tr


26 YORUM Seni çok arzuluyoruz ya Resulullah! 30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

BAHATTİN KARATAŞ Herkes bir güzeli sever. Birilerine sevgi-

1lim der. Güzeller de sevenine göre kiy-

met kazanır. Sonra da hangi güzeli kim sevmiş diye söylenir. Sevdiği güzeline ne paha biçmiş, uğrunda neler sarfetmiş diye sorarlar. Evet Hz. Muhammed’i (a.s.) de ALLAH (c.c.) sevmiş. O’na habibim demiş. Eğer “Sen olmasaydın felekleri, kevn u mekanı yaratmazdım.” O’nu Miraca yüceltmiş, cennetlere, kab-ı kavseyne, sıdret ul müntehaya çıkarmış, mülk ve melekutunu gezdirmiştir. Hepimizi de onun hatırına yaratmıştır. O’nu Cibril sevmiş. Top senin çevkan senin demiş. Burdan bir adım atarsam yanarım ya Muhammed (a.s.). Güneş sevmiş, dönüşünü durdurmuş, ay sevmiş parmağının işaretile şak şak olmuş bölünmüş, bulut sevmiş başına şemsiye olmuş yağmur olmuş sağanak sağanak yağmış, ağaç sevmiş; ben kimim sorusuna, ‘Ente Resurullah’ demiş, taşlar sevmiş; avucunda zikir yapmış elleri şifa kaynağı olmuş, ordusu susuz kalınca çağlayanlar olmuş ordusuna su içirmiş. Aç kalınca bereket olmuş orduyu doyurmuş velhasıl rahmet olmuş, merhamet olmuş alemlere Muhammed (SAV) olmuş. Seveni Allah olduktan sonra gerisine hacet var mı? Allah Hz. Muhammed’i (SAV) sevmiş. Seven kim? Sevilen kim? Mecnun olmuş Leyla olmuş Kerem olmuş Aslı olmuş Ferhat olmuş Şirin olmuş ne yazar? O sevgili, o Dost ta dostlarına vefalı olmuş, Mirac’a çıkmış, dönülmeyecek güzelliklere mazhar olmuş ama orada durmamış tekrar çileli de olsa, çileli, ızdıraplı, işkenceli de olsa, inim inim inleyip kızgın kumlarda ‘Ehad, Ehad’ diyen Bilal’ına dönmüş, onu yalnız bırakmamış, cız cız diye dağlanan Habbab’ını yalnız bırakmamış. Çünkü O, ümmeti ümmeti peygamberi idi. Mahşerde başımı kor ağlarım, ağlarım. Rabbim bana ‘Neden ağlıyorsun Ey Habibim dediğinde. Bende ümmetim ümmetim derim.’ demişti. Taif’te de öyle demişti, acıtmışlardı, kanatmışlardı O’nu! Cibril (a.s.) ‘Emret ya Muhammed (SAV) dağları devireyim bunların başına’ dediğinde, ‘Hayır, Hayır, Ben rahmet peygamberiyim. Helaket ve felaket peygamberi değilim. Bunlar beni tanımıyorlar, Mekke’de de o kadar cevru cefaya rağmen kavmim beni bilmiyor ne olur ya Rab helak etme’ diyordu. Bu gün de belki insanlığın şu çaresizliğine karşı sizlere seslense ve dese: ‘Benim tanınmama, muhtaç olan insanlara rahmetimi taşımaya, adımı tüm insanlara duyurmaya yardımcı olur musunuz?’ Medet ve imdat diyen-

DAĞISTAN ÇETİNKAYA

lere, belki de şimdilik kimi çağırdıklarını bilmedikleri fakat çok muhtaç oldukları Hz. Muhammed’i (SAV) duyurmaya, tanıtmaya var mısınız? O’na el kol ve ayak olmaya var mısınız? Baksanıza O’nu bilmeyen Batı dünyası hakaret ediyor, karikatür çiziyor, O’nu bu bilmeyenlere hatta cehenneme girmeleri karşısında büklüm büklüm olan Hz .Muhammed’e (SAV) sahip çıkmaya, davasına omuz vermeye var mısınız? O’nun rahmetinin sadece Müslümanlarla sınırlı kalmadığını, güneş gibi oksijen gibi yağmur gibi, rızık bitiren yeryüzü gibi, vatanı, dili, ırkı olmayıp herkese ama herkese rahmet olduğunu anlatacak mısınız? O gün vefalı insanlar O’na Muhacir oldular, herşeylerini koydular, Ensar oldular yüreklerini koydular. Herşeylerinden vazgeçtiler. O’na hitap ettiğinde; ‘Anam babam sana kurban olsun, Ya Resulullah’ diyorlardı. Davasına sahip çıkmaya bedel kütükte doğranan et gibi doğrandılar. Kaynayan yağ kazanlarında piştiler. ‘Dökün içkileri, bırakın zinayı, adam öldürmeyin, kumar oynamayın, kan davası gütmeyin ve kızlarınızı diri diri toprağa gömmeyin’ emirlerine karşı inkıyat ettiler ve bütün o dem ve damarlarına karışmış kötü adetlerini terk ettiler. O’nu (SAV) nasıl seviyorlardıysa? Demek insan sevdiği uğruna neler yaparmış! Ve yaptıkları O’nu sevmeye bir ölçüymüş. Bu asırda yüzlerce filozofları, pedagog ve psikologları ve de sosyologları alsınlar, bütün maharetlerini, ilmi kariyerlerini ve laboratuvarları koysunlar. Acaba o gün O’nun yaptıklarının yüzde 1’ini yüzlerce sene uğraşsalar yapabilirler mi ? Ve bugüne kadar yapabildiler mi? İşte sevgi buna derler: Sevdiği uğruna alışkanlıklarından vazgeçme buna derler! Sizler, bizler, anneler, babalar; çocuğunuza o kadar sevgi ve saygınızı koyduğumuzda alışkanlıklarını ne kadar terkettirebiliyoruz. Ama O’nun sevgisine o gün onbinlerce sahabi O’nun adını dünyaya duyurma adına Kâbe’yi ve Ravza’yı geride bıraktılar. 1442 sene geçmiş daveti hala dipdiri, kardeşleri O’nu bugün de seviyorlar. Ve yüzbinlerce genç yurtlarını yuvalarını terkettiler. Annelerine babalarına doymadan, ellerine valizlerini alıp 10 binlerce kilometre yerlere gittiler. O’nun davasının hakkaniyetine şahitlik yaptılar. Var mı böyle sevgili! Var mı böyle seveni olan? Ve var mı böyle sevilen? Adeta yeryüzü

bir mescid, Mekke bir mihrab, Medine bir minber. Bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hatip, bütün enbiaya reis, bütün evliyaya seyyid ve bütün enbia ve evliyadan mürekkep bir halka-i zikr’in serzakiri olan Efendimiz (SAV) de o kadar ümmetine düşkün, ayaklarına bir dikenin batması karşısında o kadar

hassas… Allah (c.c.) ‘Seni dinlemiyorlar diye ya Muhammed, nerdeyse kendini helak edeceksin.’ buyuruyor. Hz. Vahşi’yi amcası Hamza’yı paramparça ettiği halde bağrına basabiliyor. Hz. İkrime’yi affedebiliyor. Cehennemde yanmamaları uğruna kendini seven ümmetine feda edebiliyor. Evet, öyle bir sevgi ki; Kutlu Doğum’unda stadyumlar doluyor, kardeşleri onu seviyor, anıyor, davetine canımız feda diyor, davasını dünyaya duyurma adına yine her türlü fedakarlığı yapıyor ve seni çok özledik, seni seviyoruz, istiyoruz, her zamandan daha çok arzuluyor, arzuluyoruz. Canımız sana feda ya Resurullah (SAV)...

KRAL VE


27 YORUM

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Ekrem Dumanlı

Lügate bakmak bu kadar mı zor? CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler'in Meclis'te sarf ettiği cümle artık tarihe mal oldu. Ne diyordu Hanımefendi? “Türk ulusuyla Kürt milliyeti eşit değildir.” Bu derme çatma cümlenin anlam boşluklarını zihnen dolduran bazı partililer, Ayman'ı ayakta alkışladı. Demek ki insanların birbirine eşit olmadığına inanıyorlar. Yazık! CHP üst yönetimi ya da malum milletvekili, hatayı tashih edebilirdi. ‘Maksadını aşmış' bir cümleden geriye dönüş yapılabilirdi. Öyle olmadı. Tehlikeli bir yaklaşım CHP milletvekilinin sözleri. Lafın ucu gider ta ırkçılığa kadar dayanır ve başka ırkçı akımların işine yarar. Taha Akyol çok doğru bir tespitte bulunuyor: “PKK hareketi bu sorunu ‘demokrasi' bağlamında değil, ‘eşitlik' bağlamında dayatırken, CHP'li vekilin de bu sorunu ‘eşit olamaz' bağlamında ele alması vahim bir hatadır.” Akyol'un tespit ettiği hatayı düzeltmek gerekiyor ki tartışma demokratik haklar ekseninde sürdürülebilsin… Tepkiler dinmeyince Birgül Ayman Güler, yeni bir açıklama daha yaptı. Yine ayaküstü, yine şifahi. Daha konuşmayı dinlemeden, “Bu CHP'nin daha çok çekeceği var!” demek zorunda hissettim kendimi. Çünkü kritik ve hararetli bir tartışmanın başaktörü iseniz ne diyeceğinize ciddi hazırlanmanız gerekir. Şifahi beyanlarda kelimeler asli manalarından çıkıp başka bir yere savrulabilir, kavramlar hakkıyla ifade edilemeyebilir. Nitekim öyle oldu. Maalesef Birgül Hanım konuştukça hata yapıyor, hata yaptıkça konuşuyor. ‘Türk ulusu' ve ‘Kürt milliyeti' ayrımında haklı olduğunu söylüyor. Keşke bir sözlüğe baksaymış sayın vekil. Çünkü ne ‘Türk ulusu' tabirini doğru manasıyla kullanıyor ne de ‘Kürt milliyeti'ni. Ulus, millet, milliyet, kavim, kavmiyet, asabiyet, unsuriyet, aşiret, oymak, etnik köken gibi konuyla irtibatlı pek çok kelime ve kavram var; her birinin arasında da farklar bulunmakta. CHP'li milletvekilinin dediği gibi mesele iki kelimenin farkından ibaret değil. Sahi Birgül Hanım, ‘milletvekili' mi, ‘ulusvekili mi'? Kafalar bu kadar karışınca kavramlar da böyle altüst olur. Millet kavramının bu ülkede hangi manaya geldiğini bilemeyenler çoğu kez tercümelerin kurbanı oluyor. İngilizceden çevrilen kelimelerin yerine uygun bulunan ‘sözcükler' yerleştirilerek hiçbir temel sorun çözülemez. ‘Kavramsal' hale de getirilemez. Çünkü kelimelere hayat veren kültürün ta kendisidir. O kültürün içinde ne varsa o; din, edebiyat, sanat... Tarih içinde tekâmülünü gerçekleştiren, bazen de o süreci tamamlayan kelimelerin bir toplumda ne manaya geldiğini hakkıyla bilmek gerekiyor ki o kavram doğru ifade edilebilsin. Mesela ille de millet kavramını konuşacaksan bu kelimenin Kur'an'da nasıl geçtiğini, yüzyıllar boyunca bu topraklarda yaşayan insanların bu kelimeye nasıl bir mana yüklediğini, bu anlamın Batı'da olduğu gibi ırkçılık barındırıp barındırmadığına bakmanız gerekir. Daha ötesi ‘müspet milliyetçilik' gibi bir kavramın yaygın bir şekilde kullanıldığını, ‘aşırı milliyetçilik' ile yeni yetme ‘ulusalcılık' arasında bile bir eksen farkı olduğunu anlamanız lazım ki doğru kullanımın ‘ultra milliyetçilik' mi; yoksa ‘ultra ulusalcılık' mı olduğu anlaşılabilsin. Bütün bu teorik tartışmalardan vazgeçtik diyelim ve sonra o sayın ulus vekilinden(!) aşağıdaki mısraların izahını isteyelim. Bir d e

Lügat tembelliği CHP’li vekile mahsus değil! Kaç gazetecinin masasında bir lügat bulunuyor? Kavram farklılıkları konusunda en titiz insanlar muhabirler, redaktörler, editörler olmalı. Onlar da ‘Google gazeteciliği’ne teslim olmuş...

son bir örnek: Geçenlerde Başbakan Erdoğan ırkçılık konusuna değinirken ‘asabiyet' kavramını kullandı. İflah olmaz bir “AKP karşıtı gazete” bunu asab bozukluğu sanarak haber yaptı. Güler misin, ağlar mısın bu perişan hale? Ruhun şad olsun Cemil Meriç! Ne derdin ısrarla: ‘Kamus namustur.' Neyin namusu? Fikrin namusu, tefekkürün namusu tabii ki!

YİNE SULANDIRMA YİNE BULANDIRMA hatırlatma yapalım: Bu mısraların sahibi bir yönüyle Arnavut olup, İstiklal Marşımızı gözyaşları ile yazan ve milletin bağrına bastığı merhum Mehmet Akif'in ta kendisidir. Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz: Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz! Kapkaranlıkken bütün afakı insaniyetin, Nur olup fışkırmışız ta sinesinden zulmetin! Neyse... Lügat tembelliği CHP'li vekile mahsus bir konu değil ki! Kaç gazetecinin/yazarın masasında en az bir lügat bulunmakta ve ona sık sık bakılmaktadır? Kavram farklılıkları konusunda en titiz en kıskanç insanlar muhabirler, redaktörler, editörler olmalı. Heyhat! Onlar bile ‘Google gazeteciliği'ne teslim olmuş çoktan. Orada hangi bilginin ne kadar doğru anlamak için ayrı bir donanıma ihtiyaç olduğu aşikâr... Hazır yeri gelmişken söyleyeyim: Bir de kendine sözlük adını veren internet site-

leri

var. İyisine -ki ben çok rastlamadım- diyecek sözüm yok; fakat acı gerçek şudur: İnternetteki sanal/yalan kimliğini ekşi-acı bir sürü nam ile yâd edenler, çoğu kez gerçeklerin peşinde koşmuyor. Hazırlop bir karalama ve iftira aracı gibi kullanılan o sitelerin sözlükle falan ilgisi yok. Lügatler yeniden başucu kitapları haline gelmek zorunda. Güvenilir sözlüklerin bilgisayarlarımıza yüklenmesi de şart. Oradan buradan duyularak kafamızda oluşturduğumuz kelime ve kavramlarla yazı da yazılamaz, konuşma da yapılamaz. İşte

Uzun süredir İzmir'de devam eden casusluk soruşturmasının iddianamesi hafta içinde aleniyet kesp etti. Kabarık dosyada neler var neler! Bir açıdan baktığınızda içiniz titriyor ve halkın teveccühüne mazhar olmuş bir kurumu bu duruma düşürenler için “Yazıklar olsun!” demekten kendinizi alamıyorsunuz. Diğer bir açıdan baktığınızda “Zerre miktar taviz vermeden sonuna kadar gidilmeli ki ordumuz tarihi itibarına yeniden kavuşsun...” diyorsunuz. Asıl ilginç olan nokta şu: Medyanın medya olduğu her ülkede kıyametlerin kopmasına vesile olacak casusluk soruşturması medyanın bir bölümü tarafından ya görmezden geliniyor yahut pespaye dedikodularmış gibi değersizleştiriliyor. Hal böyle olunca bazı gazeteleri okuyanların ne casusluk soruşturmasının gerçeklerinden haberi var; ne de o soruşturma sırasında ortaya çıkan vahim manzaradan. Evet; manzara vahim. İddianameye göre çete, subayların zaaflarını kullanarak ele geçirdiği askeri bilgileri başka ülkelerin ajanlarına satıyor. O bilgiler arasında askerlerin sevkiyat güzergâhlarından “F-16'ların teknik taktik prosedürlerine” kadar pek çok önemli askerî belge de yer alıyor. İddianamede dikkat çeken önemli bir ayrıntı var: Savcılık elde ettiği belgelerin doğruluğunu ve gizliliğini Genelkurmay Başkanlığı ile paylaşıyor. Genelkurmay'ın yargıya destek vermesinden ve tavrından anlaşılıyor ki mesele gayet ciddi ve vahimdir. Mahkeme sadece askeri sırların elde edilmesi için kurulan örgütü ve karanlık yapının izlediği illegal yolu adalet karşısına çıkarıyor. Yetkisi de o çerçeve ile sınırlı. Kanun dışı yollarla elde edilen bilgi ve belgelerin kime verildiği üzerinde durmuyor mahkeme. Uluslararası bir skandala dönüşmesi de istenmiyor sanki. Bu boşluktan yararlanmak isteyen bazı kurnaz demagogların, “Bu bilgiler elde edilmiş de ne olmuş yani?” şeklinde sorduğu sualin pek de anlamı yok aslında; çünkü bu yaklaşım, mahkemenin üzerinde durduğu somut delilleri cerh etmiyor. Anlaşılan o ki mahkeme olabildiğince titiz davranıp yetkisini aşmıyor. Esas somut delillere bakmak gerekiyor, somut delillere! O somut delilleri okuyup da “Eyvah!” demeyen ve bunu habere dönüştürmeyen adamın ya aklından şüphe edilir yahut vicdanından... Üzerindeki üniformanın şeref ve onurunu unutarak kanun dışı işlere yeltenenlerin

adalet huzuruna çıkartılması medyanın bir bölü-

münü niçin rahatsız ediyor, sorusuna hâlâ cevap verilemedi. Verilemeyecek de. Kimi zaman, “Ne alakası var. Biz de antidemokratik uygulamalara ve kanun dışı işlere karşıyız!” denmekte. Bu tür savunma cümleleri ne zaman sarf edilse aslında büyük çoğunluk ümide kapılır. Çünkü demokrasinin geliştirilmesi sadece siyasetçilerin yapabileceği bir icraat değil; sivil toplumun da medyanın da desteği şart. Hiç olmazsa bu açıdan medyanın yargıya intikal etmiş konularda somut delilleri doğru okuması, doğru yansıtması gerekiyor. Ta ki zan altında kalmasın. Yoksa bu ülkede ajanlar da cirit atacaktır, darbeciler de...


kursu@zaman.com.tr

BU SAY FA, M. FET HUL LAH GÜ LEN HO CA EFEN DI’NIN SOH BET VE YA ZI LA RI ESAS ALI NA RAK HAZIRLANMAKTADIR.

İman-küfür arasında

Allah Tebâreke ve Teâlâ, Hucurât Sûresi’nde imanın zikrinden sonra üç felaket sebebine dikkatleri çekiyor; “…inkârdan, fâsıklıktan ve isyandan sizi iğrendirdi.” (Hucurât, 49/7) diyerek, kalbin küfür, fısk ve isyanı kerih bulmasını, onlardan iğrenmesini ilahî bir nimet olarak zikrediyor. Malum olduğu üzere; küfür, imanın zıddıdır; Allah’a inanmamak, hakkı kabul etmemek ve inkâr ile Allah’ın nimetlerini örtmek demektir. Haddizatında, bir kalbe imanın sevdirilmesi ve onunla gönlün mamur edilmesi küfürden iğrenmeyi gerektirir. İmanın tadını alan bir insan küfürden mutlaka tiksinir. Nitekim İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhissalâtü vesselâm) şöyle buyurmuştur: “Şu üç haslet kimde bulunursa, o imanın tadını duyar: Allah’ı ve O’nun Resûlü’nü her şeyden ve herkesten daha fazla sevmek; sevdiğini yalnız Allah rızası için sevmek ve Allah onu küfürden kurtardıktan sonra yeniden küfre düşmeyi ateşe atılmaktan daha kerih görmek.” Fısk ve isyan da küfre ve ebedî hüsrana açılan o kapılardandır ve imanın neşvesini kalbinde duyan bir insanın bu iki tehlikeli sahadan fersah fersah kaçması gerekmektedir. Fısk; Allah’ın emrini terk etmek, hak yoldan çıkmak ve büyük günahları işlemek veya küçük günahlarda devam etmek suretiyle Allah’a itaat dairesinden uzaklaşmak manalarına gelir.

Sürekli Teveccüh İşte, ömrünün hemen her anını tazarru ve niyaz ile değerlendiren Seyyidü’l-mürselîn Efendimiz, mezkûr ayet-i kerimeden iktibas ettiği ifadeleri de dualaştırmış ve “Allahümme habbib ileyne’l-imâne ve zeyyinhu fî kulûbina ve kerrih ileyne’l-küfra ve’l-füsûka ve’l-ısyân vec’alnâ mine’r-râşidîn” (Allah’ım! İmanı bize sevdir ve kalplerimizi onunla zînetlendir. Küfür, fısk ve isyanı ise bize kerih göster ve bizi rüşde erenlerden eyle) yakarışıyla Allahu Azimüşşân’a teveccühte bulunmuştur. Hem ayât-ü beyyinâtta zikredilen kelimeler hem Enbiyai İzam efendilerimizin tavırları hem de Resûl-i Ekrem Efendimiz’in ifadeleri bize hâl-i hazırdaki durumumuza güvenmememizi, “Bir kere bulduk, kurtulduk” şeklindeki mülahazalara asla düşmememizi ve her zaman tazarru ve niyazla Cenâb-ı Hakk’a yönelip O’nun hıfz u inayetine sığınmamızı tembih etmektedir. Demek ki, insan-ı kâmil ufkuna yürüme ve en azından mü’minlik vasfını yitirmeme ancak böyle sürekli bir teveccühle mümkün olmaktadır. Evet, gerçekten inanmış ve rüşde ermiş bir mü’min, her türlü günahı çok kerih gören ve günaha, hataya, hiçbir ma’siyete asla bulaşmamaya çalışan insandır. O, işleyeceği her günahla, kendisine bahşedilen iman kristalinin kirleneceğine,

hatta çatlayacağına inanır. Bir yerde, herhangi bir şekilde sürçüp günah işlediği ve isyan atmosferine kaydığı zaman ise, hiç vakit kaybetmeden kalkıp tevbe ve istiğfarla yeniden arınır. Bu arınma ameliyesini de kesinlikle tehir etmez; çünkü her an sırtındaki o Kafdağı’ndan daha ağır yükle, Rabb’inin huzuruna gitmeyeceğine dair elinde bir senet yoktur. Günaha bir dakika bile ömür bağışlamanın kendi aleyhine olduğunu çok iyi bilir. Onun itikadına göre, hiçbir günaha bir an dahi olsa yaşama hakkı verilmemelidir. Zira o, tevbe ile çabucak silinmezse, kalbi ısıran zehirli bir yılan halini alıp orada yuvalanabilir ve üreyip çoğalabilir. Tevbesi geciktirilen her günah yeni bir günaha davetiye sayılır. Öyleyse, hakiki bir mü’min, herhangi bir günah işlese, mesela, gözüne bir haram girse, haram bir lokma yese, bir yalan söylese... Hemen o vebalden kurtulmanın bir yolunu aramalı, daha bir-iki dakika geçmeden alnını secdeye koymalı, tevbe ve istiğfarla yunup yıkanmalı ve yeniden her an Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna çıkmaya hazır hale gelmelidir.

Sevdir Bize Hep Sevdiklerini... Hâsılı, Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in, her sabah tekrar ettiği bu duayı biz de sabah-akşam kendimize vird edinmeli ve hep onun hatıra getirdiği mülahazalarla Rabb’imize yönelmeliyiz; Rahman ü Rahim’e şu duygularla seslenmeliyiz:Allah’ım imanı bize sevdir; canımızdan, kanımızdan, hayatımızdan daha çok sevelim onu. Rabb’im iman esaslarıyla kalplerimizi donat; Zât’ının sevgisini sal gönüllerimize, Habîb-i Edîb’inin muhabbetini doldur sinelerimize ve sevdiklerini sevdir bize. “Şaşırtma bizi, doğruyu söylet; neşeni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan biz duyamayız, Sen söyletmezsen biz söyleyemeyiz; Sen sevdirmezsen biz sevemeyiz. Sevdir bize hep sevdiklerini, yerdir bize hep yerdiklerini, yâr et bize erdirdiklerini.” (M. Hamdi Yazır) Aşk u muhabbetle vicdanlarımızı öyle aydınlat ki, imanı içimizde çok renkli, çok göz alıcı ve pek müzeyyen bir şekilde görelim; Rabb’im! Küfre ve bizi küfre sürükleyecek bütün günahlara karşı içimizde tiksinti uyar. Hassaten, iman, İslam, din ve diyanet dairesinden başımızı dışarıya çıkarıp fâsıklar arasında yer alma ve emirlerine başkaldırıp âsilerle aynı çukura yuvarlanma gibi kötü akıbetlerden bizi muhafaza buyur... Âmin. 1-) Bir kalbe imanın sevdirilmesi, o kalbin küfürden iğrenmesini gerektirir. İmanın tadını alan bir insan küfürden mutlaka tiksinir. 2-) İnsan-ı kâmil ufkuna yürüme ve en azından mü’minlik vasfını yitirmeme ancak Allah’a sürekli bir teveccühle mümkün olmaktadır. 3-) Gerçekten inanmış ve rüşde ermiş bir mü’min, her


HAFTANIN DUASI

SÖZÜN ÖZÜ

Bizi, hoşnutluğundan mahrum bırakmak suretiyle cezalandırma!.. Sana doğru yürüdüğümüz rıza yolunda hususî inayetinle bizi te’yid buyur ki, huzuruna yüzümüz ak olarak gelebilelim.

Düşüncede başlayan inhiraflar, zamanla davranışlara akseder, insanın duygu ve düşünce dünyasına akan şeyler hiç farkına varılmadan o duygu ve düşünceleri değiştirebilir. Üstad, sünnet kaynaklı bu espriyi çok güzel ifadelendirir: ‘Her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır.’

Yetmiş yaşındaki yaramaz çocuklar Hucurât Sûresi’nde geçen bir ayetin (Hucurât, 49/7) ifadesine göre rüşde erenler, ancak imanı sevip onunla kalbini güzelleştiren, gönlünü iman şualarıyla ışıklandıran, küfrü, fıskı ve isyanı iğrenç görüp onlardan sakınan ve hep imanın gösterdiği istikamette ilerleyip doğruluk ve itaatten hiç ayrılmayan kimselerdir. Demek ki, rüşde ermek yaş ile olmamaktadır. Nice yetmiş yaşında insanlar vardır ki, henüz on beş yaşını idrak etmemiş çocuklar gibi yaşamaktadırlar. Önlerini arkalarını bilmeyen, hevâ-yı nefse uyup her gün tonla günah işleyen bu yaramazların ne gözleri kontrol altındadır ne de kulakları… Ne dilleri günahtan uzaktır ne de sair uzuvları... Rüşd, iyiyi-kötüyü ayırabilme, hak yolunda sağlam, sabırlı ve tam bir isabetle dosdoğru yürüme demektir. Bu itibarla da, rüşde ermiş, kendini idrak etmiş ve doğru yolu bularak sırat-ı müstakime girmiş insan arıyorsanız, onları ancak imanı sevip gönlünü onunla zinetlendiren küfür, fısk ve isyandan da nefret

eden kimseler arasında bulabilirsiniz. Şayet, bir insan -inandığını iddia ettiği halde- küfre karşı teyakkuzda bulunmuyorsa, fısk u fücur deryasına yelken açmışsa, isyan vadilerinde dolaşıp duruyorsa, gözünükulağını, dilini-dudağını harama açık tutuyorsa... Yaşı kaç olursa olsun, ona râşid demek, onun rüşde erdiğini söylemek çok zordur. Neden? Çünkü böyle biri, kalbini yaralıyor, dünyada iman evini yıkıyor ve ahiret hayatını dinamitliyor demektir. İşlediği günahlarla Cennet saraylarını yıkan bir insana nasıl rüşde ermiş denebilir ki? Her bir günahla oradaki kasırlarının bir tarafını çökerten ve Cennet otağını harap eden bir insanın iyiyikötüyü tefrik edebildiği söylenebilir mi? Hazret-i Pîr-i Mugân “Burada bir ‘elhamdülillah’ dersin orada bir Cennet meyvesi yersin” demiyor mu? Öyleyse, burada bir namaz kılarsın, orada bir Cennet kasrı kurarsın... Burada bir günah işlersin, orada kocaman bir sarayı yerle bir edersin...

Ziya ve Zulmet Toplum sanki bir girdap etrafında dönüyor, Şaşkın, kararsız, bitkin bir yok olma göçünde; Her lâhza biraz daha ümit mumu sönüyor, Ufkunu saran perde perde kaos içinde.

Çatırtılar geliyor sürekli tepemizden, Her yanımızda âdeta ateşten bir tûfan; Çevre alev alev yanıyor, kibriti bizden; Şimdi bu kapkara yangından titriyor âsmân. *** Emâreler var tüllenen şafağın bağrında, Nâralar duyuluyor dağların ötesinden. Karanlık şimdi derdest tam ışığın ağında, Sürpriz nağmeler tın tın zamanın bestesinden. Artık her bucak bu neslin rüyâlarıyla şâd Ve herkesin elinde bahardan bir demet gül.. Âbâd ol ey Nûr Adam; bizleri ettin âbâd..! Şimdi zirvelerde bir başka ötüyor bülbül...

Abdullah Aymaz

Akademik araştırmaların önemi Yıllarca teknoloji üstünlüğünü meyvesini verir. elinde tutan Almanya’nın bu başa20. yüzyılın başında Almanya rısının sebebini ve önemini İngilte- ve Amerika doktora eğitiminde tekel re’de doktora hocalarına verilen eği- durumundaydılar. Fakat I. Dünya tim seminerinde tutulmuş olan bazı Savaşı’nın Almanya’nın bilimdeki notlardan öğreniyoruz: tartışmasız üstünlüğünü göstermesi Doktora konsepti Ortaçağ’dan sonrası, zamanın hükümeti İngiltere beri var olan ve o zamanlar öğret- üniversitelerinde de bu tür bir dipmenlere verilen bir yeterlilik belge- lomanın verilmesi için üniversiteleri sidir. Bu 19. yüzyıl başına kadar sıkıştırır. Oxford Üniversitesi 1920 yıböyle devam eder. 1810 yılında lında ilk doktora diplomasını verir ve Prusya zamanının liberalizm felse- sonraki 10 yıl içinde bütün İngiliz fecisi ve Milli Eğitim Bakanı Wilhelm üniversiteleri de bu sisteme geçer. II. Von Humboldt, yeni bir tür üniver- Dünya Savaşı’ndan sonra bu model site ve doktora anlayışı geliştirir. başka ülkelere de taşınır. Avustralya, Kısaca özetlemek gerekirse Von Yeni Zelanda ve Güney Afrika gibi. Humboldt, üniversitelerin ana he1940’larda doktora eğitimi diğer definin orijinal bilgi ve anlayışı geliş- Anglo-Amerikan ülkelerine de yaytirmek olduğuna inanıyordu. Böylece gınlaştı. Fakat Avrupa’nın diğer ülkendisinin liderliğinde Berlin Üni- keleri hâlâ bu eğitim türüne direniversitesi kuruldu. 1810’da kurulan yordu. 1950 ve 1960’larda diğer Batı Berlin Üniversitesi Avrupa ülkeleri de dünyanın tek araşbu eğitim modetırma ağırlıklı üniverline geçti; İtalya Avrupa’nın geriye kalan sitesi oldu. Böyle bir 1988’de Danikısmında herkes daha çok üniversitenin bir mismarka ise üniversite öğrencisi yonu da geleceğin 1989’da… okutmakla devam ederler. araştırmacılarını ye1980’lere gelinEski dünyanın üniversiteleri tiştirmek ve özellikle diğinde Batı Avruher ne kadar bu yeni de bilim adamı yetişpa’nın büyük kısmı doktora türünden tirmekti. Bu manada bu eğitim modeetkilenmemiş gözükseler de Von Humboldt yeni line geçmekle biryeni dünya Amerika’da bu bir doktora geliştirdi, likte Doğu Avrupa araştırma diploması hızlıca bilgiye ve bilime yapülkeleri hâlâ Sovyayılır. İlk olarak 1861’de tıkları katkıları ödülyet sistemini kulYale Üniversitesi sonrasında lendirmek hedefli olalanmaktaydılar. FaHarward, Michigan ve rak. kat 1990’lardaki Pennsylvania Üniversitesi de devrimler sonrası Tabiî o zamanlar meyvesini verir. bilim tabiat felsefesi Doğu Avrupa ülolarak adlandırılıkeleri de yavaş yayordu. Bu sebeple de vaş bu eğitim sistebu yeni ödüle “doctor mine geçiş yaptı. of philosophy” veya 1990’lara gelinPhD yani felsefe doktorası adı verildi. diğinde doktora eğitimi dünyada Bu yeni araştırma diploması 19. bütün dünya geneline yayılmış bir yüzyılın kalan kısmında Almanya dı- eğitim sistemi haline geldi. Tabii Alşında bir gelişme göstermez. Avru- manya’da Berlin Üniversitesi’nde bu pa’nın geriye kalan kısmında herkes sisteme geçildikten yaklaşık yüzyıl daha çok üniversite öğrencisi okut- sonra. makla devam ederler. Eski dünyanın Bu hususta bizde ilk ikazları üniversiteleri her ne kadar bu yeni yapan Bediüzzaman Hazretlerinin doktora türünden etkilenmemiş gö- 1911’de basılan Münazarat Risalesizükseler de yeni dünya Amerika’da nin Altıncı Mukaddemesi’nde entebu araştırma diploması hızlıca yayı- resan ifadeler var!.. Uzmanlaşma ve lır. İlk olarak 1861’de Yale Üniversi- derinleşmenin önemi üzerinde ufuktesi sonrasında Harward, Michigan lar açan Üstad Hazretlerinin bu ifave Pennsylvania Üniversitesi de delerini dikkatle incelemeliyiz.

M. Fethullah Gülen

Türkiye'nin ilk özel Kürtçe kanalı

Dünya TV

Türksat 3A Frekans: 11064 V, Seymbol Rate: 13000 FEC: 5/6


30 AİLEM Klavye tuşlarını asetonla tertemiz yapabilirsiniz

Asetonu birçoğumuz yalnızca ojeleri

1kalıntı olmadan silmeye yarayan bir

İkindi Akşam Yatsı

30.01.2013 31.01.2013 01.02.2013 02.02.2013 03.02.2013 04.02.2013 05.02.2013

5 53 5 52 5 50 5 49 5 47 5 45 5 44

14 19 14 20 14 22 14 24 14 25 14 27 14 29

ODENSE

İmsak Gün. Öğl.

30.01.2013 31.01.2013 01.02.2013 02.02.2013 03.02.2013 04.02.2013 05.02.2013

6 02 6 00 5 59 5 57 5 56 5 54 5 52

AARHUS 30.01.2013 31.01.2013 01.02.2013 02.02.2013 03.02.2013 04.02.2013 05.02.2013

kadar da üzerine bastırın. Bu şekilde bütün yüzeylerden tutkalı çıkarabilirsiniz. Cildinize zarar vermemesi için tutkal çıktıktan sonra elinizi sabun ve bol suyla yıkayıp nemlendirici sürmelisiniz. Bilgisayar klavyeleri çok çabuk kirlenen ve çok zor temizlenen cihazlardandır. Klavyeyi temizlemek için, eski bir diş fırçasının üzerine asetonu dökün ve çok bastırmadan güzelce fırçalayın. Klavyenizin temizlendiğini göreceksiniz. Mürekkep lekelerini çıkarın. Elinize bulaşan suya dayanıklı mürekkepleri çıkarmak için de asetondan faydalanabilirsiniz. Önce pamuğa damlattığınız asetonla mürekkepli yeri iyice silin. Asetonun kurutucu özelliği olduğundan cildinize zarar vermemek için lekeyi çıkardıktan sonra elinizi sabun ve suyla güzelce yıkayıp bir nemlendirici sürün. Narin porselenlerinizin lekeli yerlerini bir-

kaç damla aseton damlattığınız pamukla silin ve ardından yumuşak, pamuklu, nemli bir bezle üzerinden geçin. Cam eşyalardaki etiketleri çıkarın. Cam eşyalarınızdaki etiketleri de, etiket tutkalı kalıntılarını da birkaç damla aseton damlattığınız pamukla kolayca çıkarabilirsiniz. Metallerdeki erimiş plastikler. Her evde olabilecek işlerdendir, tencere, tava, kızartma makinesi, fön makinesi ya da maşalara yapışan plastikler. Acele ve dikkatsizlik sonucu sizin de başınıza böyle bir şey geldiğinde, metal eşyanız sıcaksa fişten çekip soğumasını bekleyin. Ya da tencerenize plastik yapıştıysa onu da ocaktan alıp yine soğumasını bekleyin. Ardından yumuşak pamuklu bir beze aseton dökün ve plastiğin eriyip yapıştığı kısmı bu asetonlu bezle silin. Sonra da temiz bir nemli bezle silip kâğıt havluyla kurulayın.

GÖTEBURG

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

OSLO

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

30.01.2013 31.01.2013 01.02.2013 02.02.2013 03.02.2013 04.02.2013 05.02.2013

5 57 5 55 5 53 5 52 5 50 5 48 5 46

14 12 14 13 14 15 14 17 14 19 14 21 14 22

30.01.2013 31.01.2013 01.02.2013 02.02.2013 03.02.2013 04.02.2013 05.02.2013

6 03 6 01 5 59 5 57 5 56 5 54 5 52

14 06 14 08 14 10 14 11 14 13 14 15 14 17

İkindi Akşam Yatsı

STOCKHOLM

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

HELSİNKİ

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

14 29 14 30 14 32 14 33 14 35 14 37 14 38

18 15 18 18 18 20 18 22 18 24 18 26 18 28

30.01.2013 31.01.2013 01.02.2013 02.02.2013 03.02.2013 04.02.2013 05.02.2013

5 33 5 32 5 30 5 28 5 26 5 24 5 23

13 40 13 42 13 43 13 45 13 47 13 49 13 51

30.01.2013 31.01.2013 01.02.2013 02.02.2013 03.02.2013 04.02.2013 05.02.2013

6 06 6 04 6 03 6 01 5 59 5 57 5 55

14 08 14 10 14 12 14 13 14 15 14 17 14 19

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

DRAMMEN

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

TAMPERE

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

6 03 6 01 6 00 5 58 5 57 5 55 5 53

14 26 14 28 14 29 14 31 14 33 14 35 14 36

30.01.2013 31.01.2013 01.02.2013 02.02.2013 03.02.2013 04.02.2013 05.02.2013

6 05 6 03 6 01 6 00 5 58 5 56 5 54

14 09 14 11 14 13 14 15 14 16 14 18 14 20

30.01.2013 31.01.2013 01.02.2013 02.02.2013 03.02.2013 04.02.2013 05.02.2013

6 12 6 10 6 08 6 06 6 04 6 02 6 00

14 05 14 07 14 09 14 11 14 13 14 15 14 17

8 02 8 00 7 59 7 57 7 55 7 53 7 51

8 10 8 08 8 06 8 04 8 02 8 01 7 59

8 14 8 12 8 10 8 08 8 06 8 04 8 02

12 30 12 30 12 30 12 30 12 31 12 31 12 31

12 39 12 39 12 39 12 39 12 39 12 39 12 39

12 40 12 40 12 40 12 40 12 40 12 40 12 40

16 45 16 48 16 50 16 52 16 54 16 56 16 58

16 55 16 58 17 00 17 02 17 04 17 06 17 08

16 53 16 55 16 57 17 00 17 02 17 04 17 06

18 05 18 08 18 10 18 12 18 14 18 16 18 18

18 13 18 15 18 17 18 20 18 22 18 24 18 26

8 14 8 12 8 10 8 08 8 06 8 03 8 01

7 58 7 56 7 54 7 51 7 49 7 47 7 44

8 32 8 29 8 27 8 25 8 22 8 20 8 18

Bulunduğunuz şehrin namaz vakitleri için: http://www.zaman.com.tr/namaz.do

12 32 12 32 12 33 12 33 12 33 12 33 12 33

12 08 12 08 12 08 12 09 12 09 12 09 12 09

12 39 12 40 12 40 12 40 12 40 12 40 12 40

16 38 16 41 16 43 16 45 16 48 16 50 16 53

16 06 16 08 16 11 16 14 16 16 16 19 16 21

16 35 16 38 16 40 16 43 16 45 16 48 16 51

17 58 18 01 18 03 18 05 18 08 18 10 18 13

17 26 17 28 17 31 17 34 17 36 17 39 17 41

17 55 17 58 18 00 18 03 18 05 18 08 18 11

FİNLANDİYA

İmsak Gün. Öğl.

İSVEÇ

KOPENHAG

NORVEÇ

DANİMARKA

malzeme olarak biliriz. Ancak evimizde bulunduracağımız bir kutu aseton, ufak tefek işlerimizi halletmemize yarayacak iyi bir yardımcıdır. Pencerelerdeki boya lekelerini temizleyin. Pencerelerdeki boya lekelerinin üzerine biraz aseton dökün, sonra da yine aseton döktüğünüz bir pamukla silin. İşe yarayacaktır. Daksil kuruduysa... Ofiste ya da evde kullandığınız daksil kurumaya yüz tutunca kullanılamaz hale gelir. Kuruyan daksilin şişesine birkaç damla aseton damlatıp çalkalayın. Aseton, kuruyan daksili yeniden kullanılabilir hale getirecektir. Mika yüzeyleri temizleyin. Bazı kol saatlerinin camı mikadan yapılır ve kullanıldıkça

yüzeyin çatlak ve kirli görüntüsü sizi rahatsız eder. Mika bütün eşyalar bu şekildedir.Mika yüzeyleri asetonla silin, çatlakların görünmez hale geldiğini göreceksiniz. Çatlaklar yitip gidinceye kadar asetonla aynı işlemi yapabilirsiniz. Pirinç eşyalarınız için. Pirinç eşyaların eski ve hasarlı vernik kaplamaları asetonla düzeltilebilir. Bunun için pamuklu bir bezin üzerine azıcık aseton dökün, eski vernikler yüzeyden çıkıncaya kadar bununla ovun. Pirinç eşyanız yeniden cilalanmaya ve verniklenmeye hazır hale gelecektir. Güçlü tutkalları çıkarın. Piyasada satılan güçlü tutkallar, temas ettikleri her yere sıkı bir şekilde yapışır. Hele bu yapışan yer eliniz ise çok daha rahatsız edici sonuçları olur. Bu tür güçlü tutkallarla iş yapıyorsanız ve herhangi bir yere ya da yerinize yapıştıysa pamuğa bolca aseton dökün, tutkal eriyinceye

8 30 8 28 8 26 8 23 8 21 8 19 8 16

8 35 8 33 8 30 8 28 8 26 8 23 8 21

8 48 8 46 8 43 8 40 8 38 8 35 8 32

12 37 12 37 12 37 12 38 12 38 12 38 12 38

12 40 12 41 12 41 12 41 12 41 12 41 12 41

12 45 12 45 12 45 12 46 12 46 12 46 12 46

16 32 16 34 16 37 16 40 16 42 16 45 16 47

16 34 16 36 16 39 16 42 16 44 16 47 16 49

16 30 16 33 16 36 16 39 16 41 16 44 16 47

17 52 17 54 17 57 18 00 18 02 18 05 18 07

17 54 17 56 17 59 18 02 18 04 18 07 18 09

17 50 17 53 17 56 17 59 18 01 18 04 18 07

NAMAZ VAKİTLERİ

NEŞE KUTLUTAŞ İSTANBUL

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN


31 AİLEM PROF. DR. ÖMER NECİP AYTUĞ* Midenizde yanma, ağrı, ekşime

1hissediyorsanız, iştahsızlık, bu-

Mide hastalıkları, kişilerde bazen sessiz seyrederken bazen de değişik belirtilerle kendisi gösterir. Yanma, ekşime, karnın üst orta kesiminde ağrı, bulantı, kusma, siyah veya kırmız�� renkli kusma, siyah dışkılama, gece mide ağrısıyla uyanma, iştahsızlık, kilo kaybı, halsizlik gibi durumlarda hemen bir sağlık kurumuna başvurulması gerekiyor.

lantı gibi sorunlarınız da varsa bu durum mide rahatsızlıklarının habercisi olabilir. Günümüzün en yaygın hastalıklarından biri mide rahatsızlıkları. Çocuk yaşta diyebileceğimiz kişilerde bile çok ciddi sorunlara rastlayabiliyoruz. Karnın üst orta kesiminde ağrı hissediyorsanız, halsizlik ve iştahsızlık gibi şikayetleriniz varsa bu durum mide hastalığının habercisi olabilir. Erken dönemde teşhis ve tedavisi büyük önem taşıyan mide hastalıkları dikkat edilmediğinde kansere ya da birçok ciddi hastalığa yol açabiliyor. Bilindiği gibi beslenme şekliyle mide hastalığı arasında kesin bir bağlantı yok. Ancak mide dokusunun konserve ve aşırı tuzlu yiyeceklerden olumsuz etkilendiği düşünülüyor. Aşırı tuz içeren gıdaların, mide dokusunda, mide bezlerini tahrip eden gastrit riskini artırdığı biliniyor. Mide rahatsızlıkları en sık ‘helicobacter pylori’ adı verilen ve çok sık görülen bir bakteriyle oluşuyor. Bu kişilerin mide dokusunda C vitamini düzeyi sağlıklı bireylerden daha düşük. Taze sebze ve meyveden oluşan dengeli bir beslenme şekli mide hastalıklarından koruyor.

Kuvvetli ağrı kesici ve aspirin kullanmayın Ülser hastalığının tedavisinde; si-

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Mide rahatsızlıklarını geçiştirmeyin

gara, alkol, aspirin ve günlük kullanılan kuvvetli ağrı kesicilerin kullanımı iyi-

leşme sürecini olumsuz etkileyen faktörler arasında yer alıyor. Çünkü aspirin

ve günlük hayatta herkesin kullandığı kuvvetli ağrı kesiciler, müküs salgısını baskılayacağından aynı zamanda ülser oluşumuna neden oluyor. Sağlıklı bir mide, içindeki gıda maddelerini ortalama üç saatte onikiparmak bağırsağına tamamen boşaltır. Aşırı yağlı yemek yenmesi durumunda bu süre 5-6 saate kadar uzar. Bu nedenle reflü hastalığı olan kişilerde mide boşalımını uzatan yağlı yiyeceklerin fazla tüketilmesi, reflü ataklarının başlamasına yol açabileceğinden bu tür yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Mide hastalıkları, kişilerde bazen sessiz seyrederken bazen de değişik belirtilerle kendisi gösterir. Yanma, ekşime, karnın üst orta kesiminde ağrı, bulantı, kusma, siyah veya kırmızı renkli kusma, siyah dışkılama, gece mide ağrısıyla uyanma, iştahsızlık, kilo kaybı, halsizlik gibi durumlarda hemen bir sağlık kurumuna başvurulması gerekiyor. Bu durum erken dönemde teşhis ve tedavisi açısından son derece önemli. * Memorial Hizmet Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü

Mü’minin vesayetten kurtuluş reçetesi İstiğna

Dünyevîlik ve menfaat düşüncesi gibi bulaşıcı hastalıkların, toplumun bütün katmanlarına, hayatın her tarafına sirayet ettiği günümüzde bir peygamber ahlâkı olan ‘istiğna’ disiplinini hayatımıza tatbik etmek mümkün mü?

TUĞBA KAPLAN Bazen hayatımızdaki basit şeylere çok

1fazla rağbet ediyor, hak ettiğinin üstünde

önem veriyoruz. Bize bir şey kazandırdığını zannettiğimiz o kadar çok küçük hesap var ki, bu halimiz bir arpa boyu yol almamıza engel olabiliyor. Bazen de gözümüzün gördüklerine tamah etmekle kalmıyor, her türlü beşerî, nefsî, bedenî hislerimize boyun eğiyoruz. Oysa müminin hayatına yön vermesi gereken bir istiğna düsturu var. Peki kiminin bildiği, kiminin de ilk kez duyduğu ‘istiğna düsturu’ nedir? Dünyevîlik ve menfaat düşüncesi gibi bulaşıcı hastalıklar, toplumun bütün katmanlarına yayılmışken, günümüzde bir peygamber ahlâkı olan ‘istiğna’ disiplinini hayatımıza nasıl tatbik edebiliriz? İstiğna; insanın Allah’tan başka hiçbir kimseye el açmaması, yüzsuyu dökmemesi; aç ve susuz kaldığı zamanlarda dahi halka arz-ı ihtiyaçta bulunmaması ve hayatını hep gönül zenginliği, gönül tokluğuyla iffet dairesi içinde sürdürmesi anlamına geliyor. M. Fethullah Gülen Hocaefendi, ‘Örnekleri Kendinden Bir Hareket’ isimli kitabında “İstiğna, peygamberlik mesleğinin çok önemli bir düsturu ve Allah ahlâkı ile ahlâklanmanın da bir tezahürüdür.” tabirini kullanıyor. Ardından da Şuarâ sûresindeki “Ben yaptığım tebliğ vazifesi karşılığında sizden hiçbir şey istemiyorum, ücretim ve mükâfatım münhasıran âlemlerin Rabbi Allah’a aittir.” ayeti kerimesini nazara veriyor.

“Kalbinde yok, kesesinde çok olmak” 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Osman Güner, ‘istiğna’ kavramının yanlış anlaşıldığına dikkat çekiyor. İstiğna’nın dünya nimetlerinden hiç istifade etmeme, zenginlik karşısında iradî olarak fakirliği tercih etme olarak algılandığını belirtiyor. Güner’e göre istiğna, insanın günlük hayatta dünyevî şeyler karşısındaki tavrı anlamına

geliyor. Bu anlamıyla, yalnızca müstesna ruhların erişebileceği bir ideal değil, hemen herkesin kendi manevi çapı ölçüsünde dünya imtihanında sergilemesi gereken bir amele dönüşüyor. Güner, Ashab-ı Kirâm’ın başkalarından bir şey istememeye itina gösterdiklerini hatırlatıyor: “Bu insanlar, Medine’de yaşadıkları zorlu hayat şartları içerisinde çok ciddi sıkıntıya maruz kaldıkları hâlde yine de kimseden bir şey istememiş, hep iffetleriyle yaşayıp, bu afîf tavırlarıyla kendilerinden sonraki nesiller için misal olmuşlar.” Osman Güner buradan hareketle, istiğnanın aslında Müslüman’ın dünya nimetleri karşısındaki kalbî duruşu olduğunu yineliyor. Meselenin özü, bu anlamda, görüntü itibarıyle fakir yaşamak değil, kalbî ve hâlî anlamda dünya nimetlerine karşı bir tavır sergileyebilmekten geçiyor. Yani mutasavvıfların tabiriyle, “kalbinde yok, kesesinde çok” olmaktan...

Dünya dinlenme yeri, bir ‘gölgelik’tir Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in ashabını istiğna ve iffet insanları olmaları konusunda teşvik ettiğine dair birçok misal vardır. Bir keresinde İbni Mes’ud (ra), Efendimiz’in (sas) hanesine vardığında, Onu bir hasır üzerinde dinlenirken bulur. Yüzünde ve vücudunun açık yerlerinde hasırın izleri bulunmaktadır. İbni Mes’ud rikkat buyurarak, “Ya Resûlullah, size bir döşek hazırlayalım da, hasırın sertliğine karşı sizi korusun.” der. Ancak Allah Resûlü, dünyanın bir dinlenme yeri, bir ‘gölgelik’ olduğunu hatırlatmakla yetinir. Dünyaya kıymet vermeme, onu geçici bir ikâmet yeri olarak görme ve dünyevî nimetleri tamamen birer emanet olarak algılama, istiğna prensiplerinden. Bugün hizmet davasına adanmış kimselere de, “Allah’tan başka kimse karşısında bel kırmamayı, boyun bükmemeyi ve minnet beklememeyi” tavsiye ederek, ‘istiğna’ kavramının literatürdeki yerine işaret ediyor Fethullah Gülen Hocaefendi. Özellikle

tebliğ vazifesiyle meşgul kimselerin, herhangi bir kimsenin emrine kendini bağlamamak düşüncesiyle tekliflere büsbütün sırtını çevirmesi gerektiğini yine istiğna prensibi içinde açıklıyor. “Bu disipline bağlı hareket edilmezse, insan, hiç farkına varmadan bir nev’i vesâyet altına girip, kendi el ve ayağına zincir vurmuş olur. Dine hizmet eden, kendini evrensel değerlere adamış bulunanlar kat’iyen vesâyet yaşamamalı; her zaman hür, serbest ve azat olmalıdır.” Bu hususta Bediüzzaman Said Nursî’nin, “Mesleğim itibarıyla hediye kabul edemiyorum.” düsturu, unutulmaz bir misal. Üstad, sırf bu prensip gereği hayatı boyunca aldığı hediyelerin bile parasını vererek vefatında ardında ufak bir sepeti dolduracak kadar eşya bırakmıştı. İlmin izzetini korumaya ehemmiyet veren ve tebliğ vazifesinin sosyal boyutlarını ihmal etmeyen bir dava adamı ve âlim duruşu sergilemişti.

İstiğna’nın günlük hayata yansıması Peygamberane bir yaklaşım olan istiğna, sadece büyük veli zatların değil, bütün insanların günlük hayatta uygulayabileceği bir prensip. Öncelikle her şeyden önce ‘kalbî bir duruş’ olarak öne çıkan istiğnayı kavramak ve uygulamak önemli. “Bu dünya fanidir.” diyerek mesafe koyup, dünyevî olana verilen kıymeti azaltıp, Müslümanlığa yakışan bir ‘vakar’a sahip olmak mümkün. Günlük hayatta sıklıkla karşımıza çıkan, ‘fırsatçılık’, ‘çıkarcılık’ gibi insana bir şey kazandırdığı zannedilen küçük hesaplardan kaçınmak da bu yaklaşımın içinde yer alıyor. Aynı şekilde, gözün gördüğü her şeye tamah etmemek, beşerî, nefsî, bedenî hislerin her türlüsüyle aramıza mesafe koyabilmek, komşunun, yakın-uzak akrabanın malını, mül-

künü kıskanmamak, hatta TV’de, gazetelerde görülen ‘şaşaalı hayatların’ peşinde koşmamak, makam ve mansıba dönük arzularla kıvranmamak da, dünyevî olana verilen kıymetin azaltılması da istiğna ahlâkından.


32 AİLEM

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

ARZU KILIÇ İSTANBUL Çoğumuzun fikir sahibi olduğu,

1hakkında yorumlar yaptığı bir has-

talık şizofreni. Peki şizofreni cephesinde her şey uzaktan göründüğü gibi mi? Gizeme ve kurguya son derece elverişli olması nedeniyle onlarca yıldır film senaryolarına, psikolojik öykü ve romanlara ilham kaynağı olan bir hastalık şizofreni. Geçtiğimiz hafta ise oyuncu Arda Kural’ın maden ocağından çıkardığını söylediği taşları bir kuyumcuya satmaya çalıştığı yönündeki haberlerle yeniden gündemimize girdi. Peki bu hastalık hakkında bilinenlerin ne kadarı doğru ve şizofreni sanıldığı kadar kolay teşhis koyulabilen bir hastalık mı?

Profesör Doktor Kemal Arıkan’a göre şizofreni, belirtilerinin benzerlik göstermesi nedeniyle halk ve hatta psikologlar tarafından bazı diğer hastalıklarla karıştırılabiliyor. Bu nedenle şizofreni teşhisi konulan kişilerin asıl rahatsızlıkları başka olabiliyor.

Şizofren olmadığımız nereden belli? Uzmanlar bu hastalığı ‘ruhsal dünyanın tesbih taneleri gibi dağılması’ olarak tanımlıyor. Dikkat, hafıza, muhakeme, duygu ve zekâ gibi kabiliyetler arasındaki bağ kopunca da kişilik parçalara ayrılıyor. Şizofreninin en önemli belirtilerinden birisi içgörü eksikliği. Şizofrenler kendi durumlarının farkına

Şizofreni olmanın yaşı yok

varamadıkları gibi böyle bir rahatsızlığı da kendilerine konduramıyorlar. Herkesin hasta, yalnız kendilerinin normal olduğuna inanıyor ve sürekli karşı tarafı suçluyorlar. Yani eğer bir psikiyatriste ‘Şizofren olabilir miyim?’ diye sorarsanız ‘Hayır’ cevabını almanız büyük ihtimal. Bu soruyu gülerek sorduysanız artık korkmanıza gerek yok. Çünkü şizofrenler kendilerinden şüphelenmedikleri gibi kolay kolay gülmezler de… Bir kişiye şizofren teşhisi koymak için gözlemlenmesi gereken belirtilerin başında hezeyanlar ve halüsinasyonlar geliyor. Şizofren kişi kafasında uzaylılar tarafından kaçırılacağı, FBI’ın peşinde olduğu ya da en basitinden öğretmeninin kendisini öldürmek istediği gibi düşünceler geliştirebiliyor. Kulağına gaipten sesler geldiği gibi bu sesin söylediklerini de hiç düşünmeden yapabiliyor.

Her yaşta görülebilir Dünya genelinde görülme sıklığı yüz kişide bir olan bu hastalığın nedenleri hâlâ kesin olarak belirlenebilmiş değil. Ancak genetik faktörlerin hastalı-

ğın ortaya çıkmasında önemli rolü var. Yani ailesinde şizofren bulunan bir kişinin ileride şizofren olması, olmayan kişilere göre çok daha muhtemel görünüyor. Genlerde saklı halde bulunan hastalık, özellikle 18-25 yaşları arasında stresle tetiklenince kişi şizofrenik özellikler göstermeye başlıyor. Ancak küçük çocuklarda olduğu gibi yaşlılarda da rastlanma ihtimali var. Hastalık meydana çıkmadan kişide saklı şizofreni olup olmadığı anlaşılabilir mi sorusu ise modern psikolojinin üzerinde kafa yorduğu konular arasında. Şu an için hastalığın kökten bir tedavisi ise söz konusu değil. Kullanılan ilaçlarla hastalığın belirtileri kontrol altına alınıyor. İlaçlar kesildiğinde ise hastalık nüksediyor.

Başka hastalıklarla da karıştırılabiliyor Profesör Doktor Kemal Arıkan’a göre şizofreni, belirtilerinin benzerlik göstermesi nedeniyle halk ve hatta psikologlar tarafından bazı diğer hastalıklarla karıştırılabiliyor. Bu nedenle şizofreni teşhisi konulan kişilerin asıl rahatsızlıkları başka olabiliyor. Ya da şizofren olmayan kişilere şizofren teşhisi de ko-

nulabiliyor. Bu hastalıklar arasından öne çıkanları ise şöyle: Fizyolojik problemler: Şizofrenide görülen hezeyan ve halüsinasyon gibi belirtiler, karaciğer ve böbrek başta olmak üzere diğer bazı fizyolojik hastalıklardan kaynaklanan rahatsızlıklar da ortaya çıkıyor. Bu nedenle şizofreni tanısını psikolog değil yalnızca bir psikiyatrist koyabiliyor. Çoklu kişilik bozukluğu: Bu durum, iki veya daha fazla ayrı kimlik ve kişiliğin aynı kişide bulunması olarak tanımlanıyor. Şizofren kişinin kaygı ve paranoyaları ise çevresi tarafından çoklu karakter olarak yorumlanabiliyor. Anormal kişilik özellikleri: Asosyal ya da narsisist bireyler, stres altında kaldıklarında gelip geçici şizofrenik özellikler gösterebiliyor. Ancak bunlara şizofren teşhisi konulamıyor. Çünkü teşhis koymak için bu özelliklerin geçici olmayıp müzmin hale gelmesi, en az bir yıl devamlılık göstermesi gerekiyor. Depresyon: Aşırı kaygı ve isteksizlik haliyle birlikte gelen depresyon da şizofreniyle sıklıkla karıştırılan bir diğer hastalık. Ancak depresif kişi hayatın

kötü olduğunu, işlerinin yolunda gitmediğini söyleyip bunun böyle olmasını şu veya bu nedene bağlayabiliyor. Şizofren kişi ise ‘hayat çok anlamsız’ deyip bambaşka bir konuya geçiş yapabiliyor. Yani analitik düşünemiyor.

Evlenmelerinde bir sakınca yok Şizofrenlere en hatalı yaklaşımlardan biri de onları toplumdan dışlamak ve damgalamak. Halbuki teşhis konan ve ilaç tedavisi gören bir şizofren hayatlarını diğer insanlar gibi sürdürebiliyor. Psikiyatristlere göre çevrelerine zarar verme ihtimalleri ise ‘normal’ olarak tanımladığımız kişilerden daha fazla değil. Eğer bir şizofren tedavi sonucu içgörü kazanıp hastalığının farkına da varmışsa evlenmeleri sakıncalı sayılmıyor. Şizofreniyle ilgili dikkate değer bir diğer nokta ise deha geni ile arasında yakın ilişki bulunması. Aslında her dehada gerçeklikle bağlantıyı kesme özelliği bulunuyor. Ancak şizofrenler, dehalardan farklı olarak gerçeğe geri dönemiyorlar. Bu kopukluk ise tedavi ile en alt düzeye indiriliyor.

Teknoloji detoksu geliyor TUĞBA KAPLAN İSTANBUL Hızlı iletişim kurmak ya da bilgiye ko-

1layca ulaşmak istediğimizde, hayatı ko-

laylaştıran her türden dijital aygıta müptelayız. Kullanıcının dostu Mac’lerimizi, iPad ve iPhone’larımızı neredeyse onlarla beraber uyuyacak kadar seviyoruz. Hatta bazen hem bilgisayar, hem iPad hem iPhone ile iletişim halinde olabiliyoruz. Bunun dışında aktif birer sosyal medya kullanıcısıyız. Yemekte, gezmede, mutfakta, duşta, toplantıda, sokakta hayatımızın her anında onlarla beraberiz. Aynı evin, farklı odalarında birbiriyle What’s Up’tan mesajlaşan, tweet atarak iletişim kuran bireyleriz. İnternetimiz olmadığında ise mesajları alamadığımız ve anlık iletişime geçemediğimiz için keskin birer sinir küpüyüz. Tüm bunlar çoğumuza acımasızca ve abartılı gelebilir. Ama kaçırdığımız bir ayrıntı var. O da bu dijital dünyaya bağ(ım)lı olduğumuz gerçeği. Kitap okumadığımız, doğru içeriği, güvenilir bilgiyi bulamadığımız, bulsak da

hazmedemediğimiz gerçeği de cabası. Çünkü her saat başı tweet atmak, atılan tweet’leri, epostaları okumak, yapılan yorumları beğenmek ya da bazı web sitelerini düzenli olarak kontrol etmek bizi mutlu ediyor. Öte yandan derinlikten, kaliteli bilgi ve içerikten de uzaklaştırıyor. Her şeyden önce aynı anda birden fazla işi yapma kaygısı, odaklanmayı zorlaştırdığı gibi herhangi bir derinlik de katmıyor. Bütün bu dertlerin günümüzdeki ismi ‘dijital bağımlılık’. Dermanı ise ‘yavaş teknoloji’ (slow tech). İngiliz yazar Andrew Price, kaleme aldığı Yavaş Teknoloji (Slow-Tech: Manifesto for an Over-Wound World) kitabında bu sorunun çözümüne odaklanıyor. Price, “Teknolojinin hayatımıza girdiği ilk günden, hatta arabaların üretimi ile başlıyor hız tutkumuz. Hayatımızın bütün alanlarını hız ve teknolojiye emanet ediyoruz.” diyor. Ona göre insan, beyin sisteminin bir gün hata vereceğini unutarak, kapasitesini gereğinden fazla zorluyor. Her an her yerde ful kapasite yaşamanın

mümkün olmadığını görmüyor. Bunu da ancak ‘yavaş teknoloji hareketi’ (slow tech movement) ile gerçekleştirmek mümkün. Slow tech’in amacı, insan hayatında aşırı etkili olan teknolojinin bazı zararlarını sınırlamak. İlk olarak aşırı teknoloji ile etkileşim halinde olmayı, daha yavaş ve aza indirgemek gerekiyor. Genel olarak slow tech mobil cihazlar, sosyal medya, e-mail ve son dakika değişiklikleriyle gereğinden fazla ilgilenen, yüksek dozda bağımlı olma eğilimine sahip, zamanın çoğunu teknolojiyle iç içe geçirenleri değiştirmeyi hedefliyor. Andrew Price, bu bağımlıların her birinin bazı ortak paydalara sahip olduğunu düşünüyor. Slow Tech ile ilgili ilk çalışmalar, aslında teknoloji henüz bu kadar gelişmeden yazılmış. İsviçre Boras Üniversitesi akademisyenlerinden İsviçreli yazar Johan Redström ve Lars Hallnäs “Slow Technology–Designing for Reflection” isimli makalede sosyal medyanın sorunlu yönlerine ve ‘yavaş teknoloji’ (slow tech) adı verilen hareketin artan popülaritesine dair bir rapor var.


33 AİLEM İlginizi çekecek 10 iphone ve ipad uygulaması

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

DENİZ ERGÜREL İSTANBUL

Apple App Store’daki mevcut uy-

1gulama sayısı 750 bini buldu. Bu

kadar fazla uygulama arasında oldukça ilginç olanlar var. İşte son zamanlarda çıkan bazı iPhone ve iPad uygulamalarından ilginizi çekebileceğinizi düşündüğümüz on tanesi. The Berliner Philharmonika’s Digital Concert Hall - Berlin Filarmoni Orkestrası’na ait olan bu uygulama tam klasik müzik hayranlarına göre. Belirli bir ücret karşılığında orkestranın konserlerine HD kalitede erişebileceğiniz bu uygulamada hem canlı gösteriler hem de arşiv görüntüleri var. Uygulama ücretsiz: http://bit.ly/13HK3jN Directr - Eğer sinemaya veya film yönetmeye meraklı bir amatörseniz Directr adlı uygulama tam size göre. Birbirinden farklı hazır senaryo ve resimli taslak örneklerine sahip olan bu uygulama ile tıpkı profesyonel bir sinemacı gibi film çekebilirsiniz. Basit ve sade bir arayüzüne sahip olan uygulama yardımıyla oluşturduğunuz kısa filmleri Facebook üzerinden paylaşabilirsiniz. Uygulama ücretsiz http://bit.ly/U3r2UY GeoDash: Wild Animal Adventure National Geographic tarafından çocuklar için geliştirilen bu oyun hem hayvanlar alemini tanıtıyor hem de İngilizce bilginizi geliştiriyor. Meraklı bir robotun hayvanlarla karşılaşmasını konu alan bu oyun ücretsiz. http://bit.ly/USUUAV Kelime Avı: Son zamanlarda Türk iPhone kullanıcıları arasında giderek popülerleşen bu oyunun amacı belirli bir süre içerisinde parmağınızı kaldırmadan, ekrandaki harfleri birleştirmek ve en fazla puanı elde etmek. 63 farklı başarı hedefi olan oyunun online çoklu oyuncu desteği de var. Uygulama ücretsiz. http://bit.ly/13HQuDu Mixlr - Radyo programcısı olmak istediniz ama bir türlü fırsat yakalayamadıysanız üzülmeyin. Mixlr kendi radyo yayınını yapmak isteyenler için geliştirilmiş bir uygulama. İçeriğini tamamen sizin oluşturduğunuz programınızı sosyal ağlar üzerinden kolayca paylaşabiliyorsunuz. Ayrıca program kaydınızı

Soundcloud üzerinden paylaşmanız da mümkün. Uygulama ücretsiz. Planetary - Sadece iPad için geliştirilmiş olan bu uygulama müzik albümünüzdeki şarkıları Samanyolu’nun enfes görüntüleri eşliğinde dinlemenizi sağlıyor. Farklı bir müzik dinleme deneyimi sunan uygulama ücretsiz. http://bit.ly/W93Q5t Sinemalar - Vizyondaki ve gelecek olan filmleri takip edebileceğiniz bu uygulamada salon ve seans bilgileri, fragmanlar ve foto galerileri var. Konum özelliği ile en yakınınızdaki sinemaları ve seans bilgilerini alabiliyorsunuz. Uygulama ücretsiz. http://bit.ly/XGKmaf Video Star - Bu uygulama kendi klibini çekmek isteyen amatörler için geliştirilmiş. Gerçek zamanlı onlarca efekte sahip olan uygulama ile basit ama ilgi çekici klipler hazırlayabilirsiniz. Uygulamayı indirmek ücretsiz ama bazı gelişmiş efektleri satın almak gerekebiliyor. http://bit.ly/V89Hcx SkyView-Explore the Universe Gökyüzünü daha iyi tanımaya ne dersiniz? 3D grafikler ve Augmented Reality (Zenginleştirilmiş Gerçeklik) özelliklerine sahip uygulama ile gökyüzündeki uyduların yerini de tespit edebiliyorsunuz. Özellikle çocukların çok ilgisini çekebilir. İngilizce olan uygulamanın hem ücretsiz hem de ücretli iki ayrı versiyonu var. http://bit.ly/S90Qc5 Temple Run 2 - İlk versiyonu 170 milyondan fazla indirilen Temple Run 2’de yine koşmaya devam ediyoruz. Arkanızdaki canavardan kaçarken sağa sola çarpmadan, düşmeden ve takılmadan koşmanız gereken bu oyun yine milyonlarca kişinin ilgisini çekeceğe benziyor. Uygulama ücretsiz ama tercihe göre oyun içinde bazı özellikler ücretli olabilir. http://bit.ly/WKJXBd

Ahmet Şahin

Kutlu Doğum sahibinden üç örnek!.. 1442. doğum yılını kutladığımız Efendimiz (sas) Hazretleri’nin düşündüren üç önemli örneğini arz etmek istiyorum bugün. İsterseniz birlikte okuyalım günümüze mesaj yüklü üç önemli örneği.

1- Mal senin borç benim örneği!. Sıkıntı içinde kalan gerçek yoksullara yardımı ihmal edilemez görev bilirdi. Bu sebeple davet ettiği miskin derecesindeki gerçek muhtaçlara önceden hazırladığı yardımı sırayla dağıtmış, alanlar da sevinçle evlerine dönmüşlerdi. Tam bu sırada bir başka gerçek yoksul adam da uzaklardan koşarak gelip kendisine verilecek bir şey kalmadığını anlayınca mescidin avlusunda yığılakalmıştı. Efendimiz, bu gerçek yoksulun ümitsiz ve perişan halini görünce teselli etti: - Üzülme sana da bir çare bulabiliriz, dedi!.. Bulduğu çareyi de hemen şöyle anlattı: - Buradan doğruca çarşıya git, ihtiyaçlarını satan dükkânlara gir, ne lazımsa al, sonra dükkân sahibine de ki: “Mal benim, borç Resulullah’ındır!.” Yoksul adam, şaşırarak böyle şey olmaz

demek istemişse de Efendimiz, onu ihtiyaçlarını satan dükkânlara doğru yönlendirerek tembihini tekrarladı: - İşte şuradan doğruca dükkânlara girecek, ihtiyaçlarını alacaksın, sonra da: “Mal benim borç Resulullah’ındır, diyerek evine döneceksin, ödemesi bana ait olacaktır!” Demek ki gerçek manada darda kalana yardım edemediği yerlerde borçlarını yüklenmeyi dahi göze alıyor, böyle örnek veriyordu ibret alacak imkân sahiplerine.

2- Hizmet eden mi, hizmet edilen mi olmak istersiniz? Hizmet edilmeyi değil hizmet etmeyi seviyordu. Bu sebeple misafirlerine bizzat kendisi hizmet eder, ikramda bulunurdu. Bir gün çölden biri gelip “Kim bu insanların efendisi?” diye sordu. O sırada misafirlerine süt ikram eden Efendimiz de: -“İnsanların efendisi, insanlara hizmet edendir!” buyurdu. Bu sözüyle hem kendisine işaret ediyor hem de insanların efendisinin insanlara hizmet etmesi gerektiğini

ifade ediyordu. Nitekim bir yolculuk dönüşünde herkes hurmalıkta istirahate çekilmiş dinlenirken bazıları yemek yapmaya hazırlanıyorlardı. Biri, ben yemekleri yapayım, biri, ben de su getireyim, derken biri de, ben de ateş yakayım, deyince, Efendimiz (sas) Hazretleri de istirahat ettiği ağacın gölgesinden doğrularak, “Öyle ise ben de yakacağınız ateşe odun toplayayım.” buyurdu. “Biz hizmetlerin hepsini de yaparız, siz dinlenin” diyenlere de: - Bilirim ki siz hizmetlerin hepsini de yaparsınız, ama siz hizmet ederken ben seyirci kalmaktan mutluluk duymam. Hizmet edilen değil, hizmet eden olmayı tercih ederim.” dedikten sonra kalkıp odun toplayarak hizmete seyirci kalanlardan değil, hizmete iştirak edenlerden olmayı tercih etme örneği verdi bizlere...

3- Faydalı buluş kimde görülürse görülsün sahip çıkılmalı mıdır? Sahabeden Temimdari, Şam’daki Hıristiyanlardan aldığı zeytinyağı yakan bir kan-

dili getirip Resulullah’ın mescidinin tavanına asmıştı. O günlerde Müslümanlar böyle bir kandilin varlığını bilmiyor, evlerinde de kullanmıyorlardı... Az sonra Efendimiz (sas) gelip dumansız, külsüz tavana asılı olarak ışık veren kandili görünce, “Kim getirdi bunu?” diye sordu. Oradakiler suçlu gösterir gibi Temimdari’yi göstererek “Hem de Şam’da Hıristiyanlardan alıp getirmiş.” dediler. Arkasından da bir azarlama beklemeye başladılar. Ancak Peygamberimiz tebessümle baktığı Temimdari’ye, unutulmayacak duasını şöyle yaptı: - Sen bizim mescidimizi aydınlattın, Allah da senin kabrini aydınlatsın!.. Sözlerine şunu da ekledi: - Unutmayın, faydalı buluşlar müminin kaybettiği öz malı gibidir. Kimde bulursa sahip çıkıp benimsemeli, Müslümanlara bu faydalı buluşu kazandırmalıdır!.. - Fatebiru ya ülil ebsar!.. Düşünün ey basiret sahipleri!


34 AİLEM Türk okullarına ‘Selam’ olsun

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Türk okullarının kuruluş hikâyesi Selam adlı filmle beyazperdeye taşınıyor. Yurtdışına giden üç öğretmenin fedakârlık, mücadele ve aşkla dolu hikâyesine odaklanan Selam, üç kıta ve dört ülkede çekilen ilk Türk filmi. Burçin Abdullah’ın oynadığı Zehra, savaşın gögesinde Afgan çocuklara yardım elini uzatan genç bir öğretmen.

isimleri. Selam’ı en yalın ifadeyle ‘iyi insanların filmi’ diye tanımlayan yönetmen Demirkale, çocuk oyuncuların projeye farklı bir masumiyet kattığı düşüncesinde: “Bütün çocuklarımızın çok sevileceğinden eminim. Mesela Senegalli Brahim N’diaye, gerek Türkçesi gerek yetenekleriyle bizi kendine hayran etti. Keza Afganistan’da Mustafa ve Halid isimli çocuk oyuncularımız bir o kadar başarılı. Hepsinin çok sevileceğinden eminim.” T.C. Dışişleri Bakanlığı başta olmak üzere Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Türkçe Der ve Kimse Yok mu’nun desteklediği, Bank Asya, Mondi ve Royal Halı sponsorluğundaki Selam, 29 Mart’ta gösterime giriyor.

AYHAN HÜLAGÜ İSTANBUL ‘Sizi burada bir çift, gideceğiniz

1yerde ise binlerce göz bekliyor.’

sözünün peşinden gidenlerin hikâyesi masal gibi anlatılır. İçi samimiyet dolu küçük bavullarla Anadolu’dan çıkıp dünyanın dört bir yanına giden, mevki, makam, rahatlık kelimelerini lügatlerinden silen Türk kolejlerinin fedakâr öğretmenlerinin hikâyesi… Onların yaşadıkları belgesellere konu oldu, sahneye aktarıldı, şimdi de beyazperdede. Filmin adı, Selam. Yönetmeni Altın Kızlar, Gazi, Elif gibi dizileri çeken Levent Demirkale; senaristi Necati Şahin; oyuncular Burçin Abdullah, Yunus Emre Yıldırımer, Hasan Nihat Sütçü… Hikâye şöyle: “Harun, Zehra ve Âdem, idealleri uğruna sevdiklerinden, yurtlarından ayrılıp haritada bile yerini bulmakta zorluk çektikleri ülkelere doğru yola çıkar. Âdem, hamile karısını geride bırakarak Bosna’ya sıcak bir selam ve dostluk götürmenin peşindedir. Zehra, eşi Harun’un hasretini yüreğine gömüp savaşın gölgesinde büyüyen Afgan çocuklarına yardım elini uzatır. Harun ise geçmişini düşünmeden eski bir sömürge devleti Senegal’in karanlığına ışık tutmaya gider. Dünyanın çilekeş ülkelerine kardeşliği götüren isimsiz kahramanların hikâyesi kimi zaman birbiriyle kesişir, kimi zaman binlerce kilometreyle birbirinden ayrılır.”

GERÇEK OLAYLAR ANLATILIYOR ‘Yaşanmış olaylara sadık kalınarak perdeye aktarılan Selam, iki yıllık bir proje. 2010’da hikâyelerin toplanması ile başladı macera. Türkiye, Senegal, Afganistan ve Bosna-Hersek’in farklı şehirlerine yapılan gezilerle çekim mekânları belirlendi, 2012’nin ortalarında 50 kişilik teknik kadro, 2 tonluk teknik malzemeyle kıtalararası koşuşturmacanın içine daldı. Yola çıkarken Demirkale yönetimindeki ekip, işlerin bu kadar zor ilerleyeceğinin farkında değildi. Ne de olsa farklı ülkeler, farklı mevzuatlar, kanun-

Öğretmenlerin izinden ilerledik Levent Demirkale (Yönetmen):Yurtdışına gidip görev başında hayatını kaybeden öğretmenler olmuş. O ülkelere gittik, o insanlarla tanıştık, çalıştık. İnançlarına, sabırlarına, iyiliklerine hayran kaldım. Filmde onların çok emeği var. Senegal, Bosna, Afganistan’da Türk deyince akan sular duruyordu. Özellikle dış çekimlerde yetkililerin, yerel halkın ciddi yardımlarını gördük. En yalın ifadeyle iyi insanların filmi diyorum Selam için, çünkü duygusunun da öyle olduğunu hissediyorum. lar yani zorluklar demek. Gittikleri yerlerde tıpkı kendilerinden 25 yıl önce adım atan öğretmenler gibi sıkıntılar yaşadılar, tıpkı onlar gibi gönüllerin başköşesinde misafir edildiler. Ekibin en çok zorlukla karşılaştığı ülke Afganistan. Uzun yıllardır yaşanan iç karışıklıklardan dolayı yerel cast oluşturmak da güçtü, senaryoya uygun mekânlar bulmak da. Güvenlik sorunlarından dolayı bir yerden bir yere giderken arabalar sıklıkla durdurulduğu için çekim programı aksadı sürekli. İklim değişiklikleri, sağlık koşullarının elverişsiz olması nedeniyle yönetmen dahil ekibin büyük çoğunluğu dizanteriye yakalandı.

Türk Tugayı’ndan, TSK’nın doktor ve hemşirelerinden sağlık hizmeti alıp ayağa kalkan ekip, benzer bir dokuya sahip başka bir ülkede plato kurup çekim yapmayı bile düşündü, ama okullardan gelen duygu yüklü ve bir o kadar sitem dolu mesajların ardından bu fikirden vazgeçip planlandığı gibi çekimleri tamamladı. Üç kıta ve dört farklı ülkede çekilen ilk Türk filmi olma özelliği taşıyan Selam’da Türk kolejlerinde okuyan onlarca Bosnalı, Afgan, Senegalli öğrenci rol aldı. Ünlü yabancı oyuncular da var kadroda. Senegal’de anne ve babayı canlandıran ikili, Afrika’nın tanınmış

35 yıl sonra Afganistan’da film çekildi Haluk Örgün (Konsept danışmanı):Türkiye’de ilk defa bir sinema filmi üç farklı kıtada çekilecekti. İşin zorluğu baştan tahmin ediliyordu, 50 kişilik ekip ve 2 tonu bulan ekipmanlar Türkiye’den temin edildi. Havayollarındaki ve gittiğimiz ülkelerdeki kıymetli yöneticilerin gayretiyle zamanında gideceğimiz yerlere ulaştırıldı. Zor ve bir o kadar keyifli bir süreçti. Senegal, Afganistan, Bosna-Hersek’te Türk okullarında misafir edildik ve herkes gönülden yardımcı olmaya çalıştı. Afganistan’da 35 yıldır sinema filmi çekilmemişti, bu ilki gerçekleştirdik. Mutluyuz.

Afganistanlı çocuk oyuncular Mustafa ve Halid için yönetmen Levent Demirkale, “Seyirci onları çok sevecek.” diyor.


A

E

ÐM

Ý

C

NA

LZ

ER

H

G

N

Ü

Z

E

M

B

PE

S

S

Ý

N

Ý

C

T

S Z R U Z N A K V Ý O ÞN

AA H V þ O M N L Ý Ý

KM E L L Ý þ EM AE

Ý U

A

Ý

BA

Ç

L

PF

SL Ý

BO

Ç

ÖS

AÖ VÞ I Ý G

L

T

Þ Ý

S

L

Ý

4

T

S

Y

Ü

I

L

Ð

K

R A

R

E

Ð

Y L

A

L

A

T

N

G

S

G

R

E

L

O

N

A

G

M

L

Y

O

I

D

R

K

N

A

U

Ü

R

O

Z

Ý

K

D

I

A

K

S

E

Ð

ÞL

E

K

TÐ Ý I

Y

A T A E K A K B Ý E ME A K L I

B

I

K

R Ý

K

Ü

Ç

U

EP

T

T

D Ð

O

II

C

N

A

E

G

T

AC

NN

ÝS

K T M

P

K

ÝU

I

AM TA

T

A

U

ÞK

LI

KR8

GORđ, BAHREYN, CUMAYERÝ, ÇIĒLIK, DEMLÝK, ENKAZ, HALKALI, ÝLMđHAL, LOKOMOTđF, MESLEK, NEVALE, OLASI, ÖZNEL,FERSAH, PADÝÞAH,GENERAL, REZZAK, SAFSATA, ÞAHIS, TERKOS, UZMAN, Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz? K, LEYLEK, MOTORđZE, NEHÝR, ORTAK, ÖZGÜR, PATEN, ROBOT, SARIKAMIď, ÜSERA, VAAZ, YANIK, ZEMBÝL. ÞENLÝK, TUÐRUL, ALEGORđ, BAHREYN, CUMAYERÝ, ÇIĒLIK, DEMLÝK, ENKAZ, FERSAH, GENERAL, HALKALI, ÝLMđHAL, UZAMA, ÜRÜN, VAHÞÝ, YAZLIK, ZEYNEP. KOLTUK, LEYLEK, MOTORđZE, NEHÝR, ORTAK, ÖZGÜR, PATEN, ROBOT, SARIKAMIď, ÞENLÝK, TUÐRUL, UZAMA, ÜRÜN, VAHÞÝ, YAZLIK, ZEYNEP.

Ü

F

A

Ā

E

L

Ý

E

A

A

E

Ð

NY MK TÐ

F

F N C K T P U Z T Þ NF

Þ

HL

Z

S A V B E Ð Z E Ö L A P A S NJ

6

N Ü S A L N L L D U Ý Ý Ð M A N P A T S Ý L T S O I Ð C P K M G D M E I S L O V P A A N P A T S Ý L T S O I G F S U R Þ O E LK OI M K U EL V N A Ā A Z N A Y H E G S R O L O M K U L N Ā N T E N A Z Þ L AC EV IA K Þ CO AC E O B U T K D Ý N E A Þ A E I K O C O U N A Y þ I A T M DM AA GK R SM Ý T K G E K D A L L N Y I T D A G R M T G K D EÝ RE E R C P E Z E G A P E L N R YA AÝ TT O A E E A E N Y A T O Ý E R P Z Y C Z N A E Z D Ý L AN DO TN OR KS R O A L F G Ā Y Z A Z Ý P A Þ D KT ER OS CO EL N Y L L G E Ý N KZ EÖ ÇD N C þ B Ý E R T A E N R L E G MÝ U K Ç E Ý Ç L N HC Çþ ÜB RÝ E I E Ç E Z þ R O T O M Ý U B F A E F I þ E T Ç O E MZ Oþ KR OO LT ÞO VM M K T K T P G S Ý Y T Ü Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz? ÜBENLÝK, MCESET,Kiçine Tserpiþtirdik. K TBunlarý P bulabilir G GđZEM, S HEREKE, Ý ÝSMAđL, Y KANDIRA, T Ü AþaðýdakiTAKTAR, kelimeleri tablonun misiniz? ÇATLAK, DERECE, EKVATOR, FELAKET,

P

B

K

UA 7

Ü Z A R Ü G Z Ý Ö PU NA Ð A E G L K P T SÇ JE LR P M A

Z

VAS AMR NB

PS

N Ý S H Ý Ü K A T V Y MD MK AO RE A T R J Ü A G Ç ZE ÖN UA A A M B A

5

P ANE ÜLS LN ZV Z E ÞKU SO S A ĀH K RÝ L E Ü N D KA R TR Ð YD H D

N GM P Y EH E AÝ A M YT A V I LÜ R HN F NE C P RÞ H

Ý

R

Ý

M

Ü

þ

H

A V I

N RK H Ý ÞH UH F O1 KV Z AP U Ð Z S U Z Ü N B K AA TÐ RA HE H H2 SN Ý ZR Y Ð O T A V K E M 3 E Ý V Ü N E R S Z Ð A T A E E A D G R E Ð V HM EÝ UK P V þN CL G N F V H E

S

N

H

A

L

K E L þ M E 1

3

2

1

88

77

66

55

44

3

2

1

2

1

1 2

2 3

3

3 4 5 Bulmaca

1

2

SOLDAN SAĀA 1) Kudüs’te bulunan, eski peygamberler devrinden kalma, fakat Müslümanlarca mukaddes sayılan SOLDAN SAĀA 1)daKudüs’te bulunan, eski r.ay din@za man.com.tr mabet, ilk kıble. 2) Tembih sözü.– peygamberler devrinden kalma, Ülkefakat SOLDAN SAĀA 1) Yervekabuþunu oluýturan mizde çok tüketilen sevilen bir balık Müslümanlarca da mukaddes sayılan 6 Refik 7 8Aydýn 9 10r.aydin@za 11 man.com.tr 12 kayaçların, baýta akarsular olmak üzere türü.–mabet, Kiloamperin kısa yazılıýı. 3) Olumkıble. 2) Tembih sözü.– Ülketürlü dıýilketmenlerle yıpratılıp yerinden suzluk manası bir ve önsevilen ek.– Canlı varmizde çok veren tüketilen balık koparılarak eritilmeleri veya birbiryerden 4 5 6 7 8 9 10 11 12 lıklarda kanın veya besleyici sıvıların dotürü.– Kiloamperin kısa yazılıýı. 3) Olumbaýka bir yere taýınması olayı, aýınma.– Bir 4 5 6 7 8 9 10 11 12 laýtıþısuzluk kanal.– Adale. 4) Afyonkarahisar’ın manası veren bir ön ek.– varmüzik eserini seslendirmek içinCanlı bir araya bir ilçesi.– Evcil türü. 5) Olulıklardatopluluk. kanınbir veya besleyici sıvıların dogelen 2)hayvan Atlas Okyanusu’nda bir ýan, soþuk meydana gelen.– Bir kimsenin yap-3) akıntısı.– Bir4)inýaat malzemesi. laýtıþı su kanal.– Adale. Afyonkarahisar’ın mayaGeniý ödemeye borçlu ýeyi toprakları olan, sözü olduþu geçen, birveya ilçesi.– Evcil bir hayvan türü. 5)varlıklı Olukimse.– Sıradanlık, çeýitlilik göstermeyen, göstermek için imzaladıþı resmî kâþıt.yap6) ýan, meydana gelen.– Bir kimsenin alıýılagelmiý düzen içinde yapılan.– tüy. Bir tür füze.– Bahreyn’in baýkenti. 7)Kıl, Kedi maya veya ödemeye borçlu olduþu ýeyi 4) Antimonun sembolü.– Baþnaz, köpek yavrusu.– Genellikle ýeker göstermek için imzaladıþı resmîhastalakâþıt. 6) mutaassıp. 5) Bir metnin doþrudan rınınBir ýeker yerine kullandıþı, beyaz tür füze.– Bahreyn’in baýkenti. 7) tatKedi doþruya gönderilmesini ve alıcı olarak landırıcı 8) Genellikle Ana maddeleri yuköpekmadde. yavrusu.– ýeker hastalabasımevi harfleriyle yazılmasını saþlayan murta, un ve ýeker olan, içerisine kuru rının ýeker kullandıþı, tataraç.– ûçindeyerine gülmece bulunan,beyaz gülmece üzüm, kakao, fındık(yazı, konularak fırınlandırıcı madde. 8)vb.Ana maddeleri yu-6) niteliþi taýıyan karikatür vb.). da piýirilen tatlı çörek.– Savaýan iki kuvmurta, un ve ýeker olan, içerisine kuru Baýkaları tarafından bilinmesi sakıncalı vetingörülen karýılıklı durdurması, üzüm, kakao, fındıksavaýı vb. konularak fırınbir olarak gerçeþi saklamaktan vazgeçip ateýkes. YUKARIDAN AþAĀIYA 1)ve Kıyılarda da piýirilen tatlı çörek.– Savaýan iki kuvaçıklama, söyleme.– Geniý uzun olan dalgakıranla yapılmıý liman. 2)durdurması, Eski dilde vetin yaprakları karýılıklı olarak savaýı yeýil taze olarak yenilen bir bitki. 7) Kırmızı renkli, lezzetli1)her bir balık.– ateýkes. YUKARIDAN AþAĀIYA Kıyılarda baþırsaklar.– Düz veya kıvrımlı çeýit Engel. 8) Açıklama.– Yerli yersiz gülen. dalgakıranla yapılmıý liman. 2) Eski dilde yumuýak kumaý vb. maddeden yapılan YUKARIDAN AþAĀIYA 1) Esnek, uzayıp baþırsaklar.– Düz veya kıvrımlı herkısalır. çeýit 2) Beþenme, itibar.vb.3) maddeden Göçebelerinyapılan konak yumuýak kumaý

r.ay din@za man.com.tr

Bulmaca Refik Aydýn Bulmaca Refik Aydýn

Þ ÝF RE K E LÝ ME: 5

E

6

7

T

9

K

A

T

ÿ

10 11 12

B A ZN AA KL M

AA HĀ

ZK M ÿ U Z

77 8 8

RĀ ÿÿ KT

MK AO NT A ÿ KT ÿ

D

M

I

<

Q

Q

8

B

Q

M

K

L



C

B

L

G

Q

<

7AJ7H"Ĕ8;DBA"Ĕ9;I;J"Ĕw7JB7A"Ĕ:;H;9;"Ĕ;AL7JEH"Ĕ<;B7A;J"Ĕ=đP;C"Ĕ>;H;A;"ĔIC7đB"ĔA7D:?H7"Ĕ BEAECEJđ<"ĔC;IB;A"ĔD;L7B;"ĔEB7I?"ĔzPD;B"ĔF7: 7>"ĔH;PP7A"ĔI7<I7J7"Ĕ 7>?I"ĔJ;HAEI"ĔKPC7D"Ĕ {I;H7"ĔL77P"ĔO7D?A"ĔP;C8B$

7AJ7H"Ĕ8;DBA"Ĕ9;I;J"Ĕw7JB7A"Ĕ:;H;9;"Ĕ;AL7JEH"Ĕ<;B7A;J"Ĕ=đP;C"Ĕ>;H;A;"ĔIC7đB"ĔA7D:?H7"Ĕ BEAECEJđ<"ĔC;IB;A"ĔD;L7B;"ĔEB7I?"ĔzPD;B"ĔF7: 7>"ĔH;PP7A"ĔI7<I7J7"Ĕ 7>?I"ĔJ;HAEI"ĔKPC7D"Ĕ {I;H7"ĔL77P"ĔO7D?A"ĔP;C8B$ Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz?

B{<;H"ĔC;HA;B"ĔD;J9;"ĔEJE87D"ĔzP;B"ĔFIBA"ĔH7<đD;H"ĔI7KD7"Ĕ 7JE"ĔJ{HA{"ĔKOI7B"Ĕ{H={F"ĔL7AđJ"Ĕ Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz?  9 8 = þ K O7ďC7A"ĔP7>C;J$ F D F B F C  M

 9

þ M DL > ? J C ĀE | E: L K > 8M xQ | >  | : > E | Q < D 9  C x K C 8 < >þ PP < 8 PK <M IG LQ G J | LP QB |x EI D  ? J  E  : K 8 x  >  @Q I> =J : K  EE >I EF P K < 8I M? B8 <9 >< PP <8 88 K M G| Q9 J8 L| QM |8 EK 9B 8 > < M D  B M þ : > = ? @8 IB =L :< C EG IG FD KK 8I M< BP < J D| 8 B C E 8 I ; Q  J 8 | C 8| >F <D MI D < B MĀ þ F :B >> =8 ?J < < K A 8 x < E 8 8 M D D 8 I 8Q BC CF EI 8< ID ;| Q= M J 8L |K C F Q x 8 > B K x < I  G E M 8 E KP A8 88 xQ <M E 8C 8J M< DE D8 8C I< G< J M < Q { 8 8 E ? < 8 K  8J >> B? K< x9 <8 I|  B G8 EE MM 8I E8 L  = : K L K E K  E D K  E J M  <C QD {D 8K 8= E< ? < 8B KC  > BB 8E 8: B B < D <8  C E  < J E @ C ?P 8< F K = : K L K E K  E D K  E C J8 Q 8 > QF KP II >| Q 8 J |< FJ GI K9 < C 8 8 B B  D 8 C  J @ ? 8  BM <E C E J C< DD 8@ I8 F Q < BE KB <8 >D J  8 > F P I | 8 | F G K L J { K :A G B <D L> 8; KD L < D @ < J8 C= FE B < C J < D @ 8 Q B K < > K =D LI | I < CB M@ 8E =8 K P @ < K ME 8þ 8x  : G B D > ; D < @ J C F M

 G B M <   | E <   E C K E Q C : M 8  : 8 < 9 K = L  < B @ E 8 P < M 8 8 Q K <  D I < > Q 8 B : 8 < | 8 þ 8 D D 8 B I J  B < ; KC EQ Q CJ :J MD 8þ 8 :9 8M << 9; K I BE > G C I 8  K ; < I < : < 8{ þQ 8B D DC 8{ BD I> JF  @ B8 <P ; 8D : E < ; C E F E F B I 8 = >I GQ C9 IE 8;  KM ;þ <K Iþ <E :B < B Q A P C < E Q { ; G  B < F : : EC << ;F CI E9 FB Eü FF B: I< 8G = þ Q | < K < I < D L x  C ? x | P< C <P EC QD {{ ;B G8 D BĀ <8 FP : J < K  9 Aþaðýdaki 8 = þ tablonun K içineFserpiþtirdik. D F bulabilir B F C  <7OI;B"Ĕ87>H;OD"Ĕ9;D;LP"Ĕw;HA;P"Ĕ:đLđJđD"Ĕ;B8I;"Ĕ<{C;HEB"Ĕ=7HF"Ĕ>7O7J"ĔDI7D"Ĕ@B;J"ĔAKB7A"Ĕ K < Ikelimeleri < D L x  Bunlarý C ? misiniz? x | I

x

ÿ K

C

B> <E C| þ Q D < < D 98 M @C

B < C þ D <  8 M @

B < C þ D <  8 M @

E KR ÿE

TLZ ÿ A RK H A FR KA ÿMK KAU RÿL UA R LKÿ

ÿÿ

ÿ L

FAA TR MÿA KAR RE RTU A HA ÿN AMK Kÿÿ ZM M P O

R

Kÿ ON R OM U

R9 10 11K 12U M

TM MÿO NÿR ZA MAL UH TK Eÿ

AKL ÿ E RL MU ÿ ÿ FZ R A ANH LPM E A M H ZA 57

:

8

BA RR F AO ADT NO ART TA KÿR UKE MT

G A

5

Y RO UN T

68

2

4

R A

3

K

|

F

2 LS AB 4 A R AT üAE 335 N 4 6 Sÿ BZT 4 A

1

2

2A 3 B 4 R 5 A6 D7 O8

1L

31

1

EA Rü OA Z

2

oluýan sinir dokusu.

4 6

baýlık. 3) Silisyumun sembolü.– Düzenli iýleyen, aksamayan. 4) Aþaçtan veya demirden yapılan uzun ve kalın destek. baýlık. 3) Silisyumun sembolü.– Düzen5) Gerektiþinde yardımda bulunmama, li iýleyen, aksamayan. 4) Aþaçtan veya yeri.– Peru’nungüvenini baýkenti.yok 4) Zirkonyumun bir kimsenin etme. 6) Evdemirden yapılan uzun5)veUslu kalın destek. sembolü.– Bol, geniý. durmayan, lenmekte olan bir erkeþe, evlenme tö5)sözGerektiþinde Bir yakacak dinlemeyenyardımda çocuk. 6)bulunmama, reni sırasında verilen ad, güveyi.– Asker, Evbir kimsenin yok etme.ve6)pilotlar türü.– Tuzak, güvenini kapan. 7) Havacılar leýker. 7) olan Mamur, bayındır hale getirme, lenmekte birbülten.– erkeþe, evlenme tö-8) için yayımlanan Bir baþlaç. abadan etme.– Parlak olmayan, donuk. reni sırasında ad, güveyi.– Asker, Ahenk, ölçü,verilen düzenlilik. 9) ûstenilen 8) Kur’an’da bir bayındır sure.– Güzel öttüþü leýker. 7) Mamur, hale getirme, düzende olan, düzene uygun olan,için kafeste beslenen küçük bir kuý, kutan. kurallaraetme.– uygun Parlak olan. 10)olmayan, ûlkel bir silah.– abadan donuk.Bir 9) Bir baþlaç.– Bir ýeyin, bir yerin iý veya sorun hakkında düýünülerek 8) Kur’an’da bir sure.– Güzel öttüþübitiý için kısverilen kesin yargı. 11) yaka. Kur’an’da bir Kenarlasure.– mı veyabeslenen yakını, kıyı, 10)kutan. kafeste küçük bir kuý, 9) Birserilen sıvıyı aþzı bir kaba aktarmak için 12) ra halı. 11) Bilimsel niteliþi Bir baþlaç.– Birdar ýeyin, bir yerin bitiýolan. kıskullanılan koni biçimindeki araç. 12) ûstanbul’un eskikıyı, isimlerinden mı veya yakını, yaka. 10) biri. KenarlaOmurga içinde bulunan kanal boyunca ra serilen halı. 11) Bilimsel niteliþi9olan. 12) 1 2 boz 3 4 5 6 ve7 ak8 maddeden 10 11 12 uzanan, madde ûstanbul’un eski isimlerinden biri. 1 E R O Z Y O N K O R O

3

35 BULMACA 30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN


30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

36BULMACA

Bir Arap harfi

Kasa görevlisi

Bir soru

Eski bir çalgı

Türklere Anadolu’yu açan savaý Keçi yolu

6 4

9

6

8

4

Parazit

Aygıt

Kısır hayvan

5

8

Bir nota

8

9

7

6

2

5

7

4

3

4 1

3

5

Tablodaki tramlý kalýn çizgilerle belirlenmiþ 3’e 3’lük karelere, 1’den 9’a kadar rakamlarý birer kez kullanarak yerleþtirin. Öyle yerleþtirme yapmalýsýnýz ki, bütün 3 lükle ri dol dur du ðu nuz da tablonun bütün kutularý yukarýdan aþaðýya ve soldan saða 1’den 9’a kadar rakamlardan birer kez kullanýlmýþ olsun.

1 3 8 7 2 5 9 6 4 6 7 9 4 1 8 3 5 2 4 5 2 3 6 9 7 1 8

9 4 6 5 7 3 8 2 1 5 8 7 1 4 2 6 9 3 3 2 1 8 9 6 4 7 5

Bir kaptan sızan sıvı

Temiz

Baryumun remzi

5

6

Alt resimdeki çiçek

ûddia, sav

y.sab rioglu@za man.com.tr

Kur’an’ın en uzun suresi

Tartıýma

Bir harfin okunuýu

Bir nehir

Sayısal

Uyarı

Aynı adı taýıyanlar

3

4

Eskrimde bir kılıç

Bir kanal ülkesi

Büyük deþil

Vakit

Namaz bölümü

Rus kralı

Kısaca El iýi, numara ince iý

Bir akarsu

5

Ateý

7 1 5 6 3 4 2 8 9 2 6 4 9 8 1 5 3 7 8 9 3 2 5 7 1 4 6

Baston

4

Konya’da baraj

Bir deniz taýıtı

3

Kalın kumaý

Kısaca Türk Malı

Kabul etmeme

Tapa

Büyülü tapınma

Bal yapan böcek

2

Bir gıda

1

Haya

2

Þ ÝF RE K E LÝ ME:

Bir mantık terimi

Türk usulü

SUDOKU BULMACA 9 3

3

Gözlem

Bir hücre yapısı

üaman

Kimyasal bir terim

Bir halife

7

2

Rutubet

Her hangi bir araçla yara açmak

Aþaç kolu

2

6

Soylu

Yabancı bir ajans

Yaþma, çapul

19 BULMACA

Kolsuz bir tür üstlük

Vücutta irinli çıkıntı

Hazýrlayan: YALÇIN SABRÝOÐLU Kral sarayı

Bir sınır kapısı

Büyük tava

Karıýık renkli

6

Cehennem meleþi

Yaýlı, ihtiyar

SSCB kurucusu

Bir tür gaz

Bölgesel

Bir nota

Seri, çevik

Muþla ilçesi

ûslam’ın bir ýartı

Ardahan ilçesi

Negatif elektrot

Sınırdan geçiý izni

Bir yazar (Refik Halit ...)

Noksan

ûli yöneten

4

Parça

Mısır’da nehir

A V I

Konya’da göl

Hintli

üaka

Sol resimdeki

Salgın bir hastalık

Bir nida

1

Bir çatı malzemesi

Yapı

Asker rengi

Eski, ezeli

Durgunluk

Az tavlı toprak

Muþla ilçesi

Kültür

Evin bir bölümü

Malezya’da bir hastalık

Bir oyun yazarı (Haldun ...)

Barıý

üair

Yer mumu

Bayaþı

ûlkel benlik

K E L þ M E

BULMACALARIN CEVAPLARI SAYFA 35’TE


37 SPOR Portakal suyunu çekiyor

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

Şu an ülkenin en ünlü birkaç yıldızından biri olan Wesley Sneijder’in İspanya veya İngiltere yerine Türkiye Süper Ligi’ne gelmesi, yurt dışında oynayan diğer futbolcuların da değer kaybına uğraması, “Hollanda futbolu nereye?” dedirtiyor. ralık olarak Milan’da buldu. Ağustos 2010’da da Schalke’ye transfer olarak üst düzey takımlara veda etti. 2011-12 sezonunda 29 golle Bundesliga’nın gol kralı olan Huntelaar, bu ünvanla geldiği Euro 2012’de gol atmayı başaramadı.

HASAN CÜCÜK KOPENHAG Tarih, 11 Temmuz 2010. Yer, Johan-

1nesburg Soccer City Stadyumu. Dünya

Kupası finalinde İspanya’nın rakibi Hollanda. Maçın uzatma dakikalarında Boğalar, İniesta’nın ayağından bulduğu golle Portakalları 10 yenerek kupaya uzanıyor. Hollanda kupayı kaybetmenin şokunu yaşarken, efsane futbolcu Johan Cruyff, ülkesini adeta yerden yere vuruyor: “Hollanda oyunu çirkinleştirmek için her şeyi yaptı. Oynanan futboldan utandım. Kendi futbolunu oynaması gereken Hollanda’nın sahaya rakibi oynatmamak için çıkması bizim için utanç vericidir.” Cruyff’un salvolarından sonra “Haksızlık ediyor” diye düşünenlerin 2 yıl beklemesi gerekiyordu. Euro 2012’de Danimarka, Almanya ve Portekiz ile aynı gruba düşen Hollanda, tarihinde ilk defa bir Avrupa Şampiyonası’nda puan alamadan evine döndü. Hollanda’nın bu başarısız görüntüsü “Hollanda futbolu nereye gidiyor?” sorusunu akıllara getirdi. Zira sıfır çeken milli takım değildi sadece. Literatüre, kaleci hariç her oyuncunun bir diğerinin rolünü üstlenebilmesi olarak tanımlanan ‘total futbol’ kavramını hediye eden Hollanda; Johan Cruyff, Ruud Gullit, Marco Van Basten, Frank Rijkaard, Ronald Koeman, Patrick Kluivert, Clarence Seedorf, Dennis Bergkamp gibi yıldızlarla adını tüm dünyaya ezberlettiği günler geride kaldı. Ajax, PSV Eindhoven ve Feyenoord gibi Hollanda kulüpleri, Avrupa’da kupa kaldırmayalı yıllar oldu. Robin Van Persie, Arjen Robben ve Rafel Van Der Vaart ile Hollanda futbolunun sahip olduğu yıldız isimlerden biri olan Wesley Sneijder’in Galatasaray’a transferi, spor basının gündemini ‘geliyor-gelmiyor’ şeklinde uzun süre meşgul etti. Papatyada koparacak yaprak kalmamıştı ki Sneijder sarı kırmızılı ekibin kadrosuna katıldı. Yıldız oyuncunun durağının İspanya ve İtalya sonrası Türkiye olması, Hollanda futbolunun içine düştüğü durumu özetliyor. Son dönemde yıldız oyuncu çıkarma sıkıntısı yaşayan Hollanda’nın üst düzey takımlarda oynayan futbolcu sayısı bir elin parmaklarına ulaşmıyor. Hollanda futbolunu zirveye çıkaran özelliklerin başında yetiştirdiği yıldızlar geliyordu. Real Madrid, Barcelona, Milan, Manchester United gibi devlerin kadrosunda Hollandalı oyuncuları görmek sıradan bir durumdu. Son yıllarda adından söz ettiren yeni isimleri görmek adeta imkânsız oldu. Ülke futbolunun yıldızları olarak sunulan Sneijder, Van Persie, Robben, Huntelaar, Van Der Vaart, Nigel de Jong, John Heintinga, 30’lu yaşlara merdiven dayamış durumda. Bu isimler, yıldız olarak transfer oldukları yeni takımlarında sıradan bir isim oldular. Robben, Sneijder ve Van Der Vaart, dünya futbolunun en önemli birkaç kulübünden biri olan Real Madrid’de istenilen başarıyı bir türlü gösteremedi. Real Madrid, büyük beklentilerle kadrosuna kattığı bu isimlere sadece 2 yıl sabrettikten sonra aldığı fiyatın çok altına başka takımlara sattı.

En büyük müşterisi Barcelona’ydı Hollanda’nın yıldız oyuncuları olarak tanımlanan Sneijder, Van Persie, Robben, Huntelaar, Van Der Vaart, Nigel de Jong ve John Heintinga, 30 yaşına merdiven dayamasına karşılık, son 10 yılda bunlar dışında yeni bir isim çıkmadı. Bu oyuncuların yaşlanmasıyla Hollanda Milli Takımı çok ciddi güç kaybına uğrayacak. Ajax, futbol akademesinden yetiştirdiği Hollandalı isimler yerine, dünyanın değişik yerlerinden ‘devşirdiği’ yabancı oyuncularla para kazanmaya başladı. Ajax’ın yüksek bonservis karşılığında sattığı Zlatan İbrahimoviç, Luis Suarez, Thomas Vermaelen, Jan Vertonghen’ın hiçbiri Hollandalı değilken, Sneijder ve Huntelaar gittikleri takımlarda

DEĞERLERİ HEP DÜŞTÜ Klaas Jan Huntelaar (Ajax): 2009 Real Madrid 27 milyon avro, 2010 Schalke 14 milyon avro Johnny Heitinga (Ajax): 2008 Atletico Madrid 10 milyon avro, 2009 Everton 6 milyon avro Wesley Sneijder (Ajax): 2007 Real Madrid 27 milyon avro, 2009 İnter 15 milyon avro, 2013 G.saray 7,5 milyon avro Ryan Babel (Ajax): 2007 Liverpool 17 milyon avro, 2011 Hoffenheim 7 milyon avro, 2012 Ajax ücretsiz Rafael van der Vaart (Ajax): 2005 Hamburg 5,1 milyon avro, 2008 Real Madrid 15 milyon avro, 2010 Tottenham 10 milyon avro, 2012 Hamburg 13 milyon avro Arjen Robben (PSV Eindhoven): 2004 Chelsea 14 milyon avro, 2007 Real Madrid 36 milyon avro, 2009 Bayern Münih 24 milyon avro Ruud Van Nistelrooy (Ajax): 2001 Manchester United 28,5 milyon avro, 2006 Real Madrid 15 milyon avro, 2009 Hamburg ücretsiz Royston Drenthe (Feyenoord): 2007 Real Madrid 14 milyon avro, Hercules ve Evertoon kiralık, 2012 boşta Dirk Kuyt (Feyenoord): 2006 Liverpool 18 milyon avro, 2012 Fenerbahçe 1 milyon avro

İvo Trijbits (Ajax Kulübü Hukuk Sorumlusu):

Özelliğimizi kaybettik

Kulüplerin içine düştüğü mali sorunlara çözüm bulamadığımız için diğer ülke takımlarıyla rekabet edemiyoruz. Sadece Şampiyonlar Ligi geliriyle ancak bu kadar başarı oluyor. Eskiden takımlarımız sponsor bulmakta zorlanmazken, bugün sıradan ücretlerle ancak sponsor buluyoruz. Hollanda futbolu mali sıkıntılara çözüm bulmazsa, bu hızlı düşüş devam edecek. Ajax’ın felsefesi ‘Oyuncu transfer ederek başarı değil, yetenekleri yetiştirerek başarıydı’ ama son dönemde bu özelliğimizi kaybettik.

En iyi olmadığım için G.Saray’dayım! Robben, Bayern Münih’in; Sneijder, İnter’in; Van Der Vaart da Hamburg’un yolunu tuttu. İnter’de Jose Mourinho sayesinde tekrar yıldızlaşan Sneijder, 2010 Dünya Kupası’ndan sonra hızlı bir düşüş yaşadı. Bu sezonun ilk yarısında formaya hasret kalan Sneijder, hedefinin Premier Lig olduğunu açıklamıştı ancak Galatasaray’a geldi. Sneijder’in Hollanda’da yayınlanan bir gazeteye söyledikleri aslında durumunu net olarak ortaya koyuyordu: “Avrupa’nın en iyi 5 oyuncusundan biri olmadığım için gittiğim takım da

Avrupa’nın en iyi 5 takımından biri değil.” Arjen Robben, Bayern Münih’te inişli-çıkışlı bir grafik çizdi. Kaçırdığı yüzde 100’lük gollerle ve penaltılarla Bayern Münih’i Bundesliga ve Şampiyonlar Ligi şampiyonluğundan etti. Hollanda’yı dışarıda en iyi temsil eden tek isim ise Robin Van Persie oldu. 2004’te geldiği Arsenal’de başarılı bir performans ortaya koyan Van Persie, Premier Lig’de 2011-12 sezonunda gol kralı olduktan sonra bu sezon ba-

şında Manchester United’e transfer oldu. Persie, kaldığı yerden devam ederek Portakalların medar-ı iftiharı oldu. Hollanda Ligi’nin gol kralı ünvanıyla Aralık 2008’de 27 milyon avro karşılığında Real Madrid’e transfer olan Klaas Jan Huntelaar da kelimenin tam anlamıyla hayal kırıklığı yaşattı. Hollanda’da 33 golle kral olan Huntelaar, Real Madrid’de sıradan bir oyuncu bile olamadı. Sadece yarım sezon sonunda kendini ki-

başarısız oldu. Hollanda futbolunun gerileme sebeplerinin başında kulüplerin ekonomik sıkıntıları geliyor. Ajax ve PSV Eindhoven’in bir numaralı müşterisi Barcelona altyapıya yönelince, bu takımlar ciddi maddi kayba uğradı. Bir zamanlar Hollanda Milli Takımı’nın iskeleti Barcelona’da oynarken, son yıllarda Katalan ekibinin kapısı Portakallara kapandı. Ajax ve PSV yıldız oyuncularını yüksek ücretle yurt dışına satar, kasaya giren paranın bir kısmıyla diğer takımların yıldız oyuncularını kadrosuna katardı. Bu sistemin çökmesiyle kulüplerin tek gelir kaynağı Avrupa kupaları oldu. Zayıf kadrolarla başarıya ulaşmak imkânsız olunca, Hollanda Ligi sıradan bir konuma düştü. Bütün bu olumsuz tablonun sonucu ise bir zamanlar yetiştirdiği yıldızlarla adını ezberleten Hollanda futbolu giderek içine kapanmaya başladı. Ne demek istediğimizi görmek için Hollanda Milli Takımı’nın kadrosuna bakmak yeterli. Bir zamanlar takımın tamamı lejyonerlerden oluşurken, şimdi iskelet kadroda Hollanda Ligi’nde top koşturanlar bulunuyor.


38 SPOR

30 OCAK - 5 ŞUBAT 2013 ZAMAN

10 kişi kalınca hak etti

N’oluyor demeye kalmadan gelen goller maçın en ilginç yanıydı. Galatasaray maç başlarken ve devre biterken bu mutluluğu yaşadı, Beşiktaş da ikinci yarının başında henüz dakika yazmadan golü atıp maça tutunma şansını buldu. Bu maçta mutlaka gol olacağı biliniyordu ama bu kadar futbolsuz kalınacağını tahmin edebilmek pek mümkün değildi. Özellikle ilk yarı iki tarafın da hemen hiçbirşey üretemedikleri bir boşuna çırpınış içinde geçti. Oynamak isteyen Beşiktaş’tı ama bunu

nasıl yapacağını bilemez gibiydi. Özellikle Fernandes’in maç eksiğinden doğan pas hataları ve serbest atışları kullanma konusundaki yetersizliği sorun oldu. Başka bir yol bulmanın zorluğu da açıktı. İkinci yarının başında gelen Beşiktaş golü maçı hareketlendirdi. Yeni transferlerin beklenenden önce oyuna alınmaları da bir başka heyecan getirdi. Melo’nun bu maçta kırmızı kart görebileceğini yazmıştım diye övünecek filan değilim, bunlar o kadar açık biçimde görünen durumlar ama görmesi gerekenler başka yerlere bakıyor.

Ahmet Çakır

Üstelik Brezilyalı oyuncu biraz olsun oynamaya başlamış gibiydi. Ayrıca Terim, Sneijder hamlesini de yapmıştı. Bu nedenle Melo’nun sorumsuzluğu yıkıcı olabilirdi. Melo’nun yaptığı kadar yıkıcı olmasa da yorucu bir durum Hamit’in artık drama dönüşmeye başlayan yetersizliği. Takım 10 kişi kalmışken bomboş durumda penaltı noktası üzerinden topu kaleye gönderemeyişi isyan edilecek türdendi. Sonrasında da hep yapamadığı işler, kaybettiği toplar ve öteki dağınıklıklar artık dramatik bir hal almaya başladı. Bizim bildiğimiz Hamit başka bir adamdı. Bu gördüğümüz onun gölgesi gibi.

Cim Bom 10 kişi kaldıktan sonra Beşiktaş’ın beceri eksiği daha çok göze battı. Hatta bu bölümde Sarı Kırmızılı takım rakibinden daha çok topa sahip olmayı becerip pozisyonlar da buldu. Ancak bunlardan yararlanma konusunda artık mazereti var denilebilirdi. Şiddetlenen kar yağışının da yardımıyla Galatasaray bu zorlu bölümde tecrübesini konuşturup dakikaları eritmeyi becerdi. Yeni transferler henüz oynayacak düzeyde görünmedi. Sarı Kırmızılı takımın bu galibiyeti şampiyonluk yolculuğunu başlatacak kadar önemli ve değerliydi. Maçın en iyisinin Riera olduğunu da eklemeden geçmeyelim.

Kartal kazanmayı bilemedi şansı da kıyaslanamayacak kadar zaSüper Lig’de ikinci yarının ilk deryıftı. Bu 18 civarında Fernandes’in bisinde kağıt üzerinde favori olarak kullanacağı duran top organizasyonGalatasaray gösteriliyordu. Defansının larının verimliliğine de etki yapaiki önemli ismi Ujfalusi sakatlık yücaktı. Bu duruma ilaveten alışılmış zünden forma giyemiyordu. Yine sakadro yapısını bozacak üç oyuncu vunmadaki Eboue ile ofansif anlamda Holosko, Hilbert ve Mehmet Akson maçlarda form grafiği yükselen gün’e değişik yerlerde görev verileAmrabat da Afrika Uluslar Kupası Atıf cekti. Her iki takımın da defans zaafnedeniyle takımdaki yerini alamadı. Keçeci ları vardı. Sol bek olarak görev yapan Beşiktaş tarafında ise uzun sakatRiera ve Gökhan Süzen orijin olarak lık döneminden çıkan ve henüz kendini toparlayamayan Fernandes ilk 11’e bu mevkinin adamları değildi. Dolayısıyla döndü. Portekizli forvet Almeida sakatlığın- teknik direktörler rakiplerinin bu zafiyetinden dan ötürü yoktu. Yerine görev yapacak olan istifade etmeyi düşüneceklerdi. Maç başladığında Sarı-Kırmızılı takımın Holosko’nun çabuk oynama özelliği artısıydı ancak ileri son adam olarak becerileri yeter- defans blokunun orta çizgiye yakın yerleşesizdi. Slovak oyuncu ayrıca yüksek toplarda rek rakip atakları önde karşılamak düşünce-

sini izledik. İlk on beş dakika topa fazla sahip olmaları ve ilk dakikalarda Emre’den gelen gol bu taktiksel anlayışlarını ilerleyen dakikalarda daha rahat uygulama şansı bulmalarına yardımcı oldu. Yenik duruma düşen Beşiktaş oyun disiplininden kopmayarak dengeyi sağladı. İleri çıkışlarda bu defa fazla top kaybı yaşanmaması da organize olmak adına verimliliğe katkı sağladı. Bu oyun anlayışı 25’te gol şansı da getirdi ama Olcay’ın pasını iyi takip etmeyen Hilbert, takımını beraberlikten etti. Bu pozisyon sayıya çevrilse belki de maçın kırılma anı olabilirdi. Ataklardan geri gelişlerdeki yavaşlık rakibe çok adamla hücum etmede iştah kabartan bir durum yarattı ve bazı pozisyonlar da verildi. Duran toptan gol at-

madaki başarıyı bu defa Galatasaray gösterdi ve devre biterken Selçuk’un kullandığı top, Riera’nın kafasından skoru 2-0 yaptı. İkinci yarıya Mehmet Akgün-Oğuzhan değişikliği vardı. Hilbert yeri olan sağ beke geçti, Necip de çizgide oynamaya başladı. Oysa Veli bu bölgede daha önceleri görev yapmış bir isimdi ama Samet Aybaba’nın tercihi bu şekildeydi. Başlama vuruşu sonrasında korner kullanan Beşiktaş, Fernandes’in hünerli ayağından çıkan vuruşun Sivok’un kafası ile buluşmasıyla durumu 2-1 yaptı. Melo’nun atılmasıyla rakibin 30 dakika bir eksik oynaması Siyah-Beyazlılar için şanstı. Fakat oyunu dengelemelerine rağmen pozisyon üretmede başarılı olamayıp yenilgiyi kabullendiler.



ZAMAN DK 200