Issuu on Google+

Mutluluğun formülü Danimarka’da Birleşmiş Milletler’in Mutluluk Raporu’nda Danimarka ilk sırayı aldı. İskandinav ülkelerinin ilk 5’te, Türkiye’nin 77. sırada yer aldığı rapora göre mutluluğun en belirleyici kriterleri demokrasi, özgürlük, güven, sosyal güvence, sivil toplum ve iş ortamı. DHABERİ 6. SAYFADA

Gaze teni birlik zle te

İffette kadın-erke eşitliği k

Yaşlandıkç kırılganlaş a ıyor insan

Ha esi helaclölenşcm e

www.zamaniskandinavya.dk

18 - 24 EYLÜL 2013 • YIL : 5 • SAYI : 229 • DANMARK 25 DKK • SVERIGE 30 SEK • NORGE 35 NKR • FINLAND 3,5 EURO

NORVEÇ'TE 'HANGİ SAĞ' İKTİDARA GELDİ

Breivik'in üye olduğu parti oy kaybetti

Breivik'in de üyesi olduğu İlerleme Partisi, iktidardaki İşçi Partisi (AP) ve seçimi kazanan anamuhalefet muhafazakar Sağ Parti'den (H) sonra en çok oy alan parti oldu. Ancak 2009'da yapılan son seçimlere bakıldığında, İlerleme Partisi'nin oy oranı yüzde 22, 9'dan, yüzde 16,3'e inerken, toplamda 12 milletvekili kaybediyor. ENGİN TENEKECİ OSLO

N

Norveç’te 9 Eylül’de yapılan genel seçime ilişkin en çok konuşulan konulardan birisi, ülkede sıkça Norveçli göçmenlere yönelik karşıt söylemleriyle gündeme gelen İlerleme Partisi (FRP) oldu.

Bunun en önemli nedeni ise, çoğunluğu gençlerden oluşan 77 kişiyi katleden aşırı sağcı Breivik’in, 1999 yılında bu partiye üye olması, 2004 yılında ise son üyelik ücretini ödediğinin ortaya çıkmasıydı. DHABERİ 12. SAYFADA

Norveç seçmeni ırkçı zihniyete sandıkta cevap verdi

13 Muhtemel koalisyon

hükümetinin aktörlerini tanıyalım

MÜSLÜMANLARI ÜZEN DÜZENLEME

İshoj Belediyesi baskılara boyun eğdi; helal ette geri adım attı Danimarka’da Müslüman nüfus oranının en yüksek olduğu yerlerden biri olan İshoj Belediyesi, bir süre önce medyada çıkan haberlerin ardından geri adım atarak; öğrencilerine sadece helal et servis eden kreş ve okulları zor durumda bırakacak yeni bir düzenlemeyi hayata geçirdi.

Vallensbaek Belediyesi Meclis Üyesi Erdal Çolak: “Böyle bir kararın çıkmaması bizi çok sevindirdi. DF, her toplantıya yabancı karşıtı benzer bir öneri ile geliyor. Biz bunlarla mücadele ediyoruz. "

DHABERİ 10. SAYFADA

ZAM AN ’DA BU HAF TA

4

KAMİL SUBAŞI

Kimseden çekmedi, Danimarka'dan çektiği kadar

46 Milyonlar havada uçtu, 9 SPOR

yıldızlar yerinden oynadı

HASAN CÜCÜK

Nisan yağmuru evlilikler


2 İSKANDİNAVYA '2020 Sosyal Plan' hedefi daha az evsiz vatandaş

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

2020 Sosyal Planı’nın en önemli hedefleri arasında, evsizlerin sayısının düşürülmesi, sorunlu çocuk ve gençlerin eğitim alması yer alıyor. HASAN CÜCÜK KOPENHAG

1yal hedefler için hazırlanan 2020 Danimarka tarihinde ilk kez sos-

Sosyal Planı, Başbakan Helle ThorningSchmidt, Ekonomi Bakanı Margrethe Vestager ve Sosyal İşler ve Entegrasyon Bakanı Annette Vilhelmsen tarafından kamuoyuna açıklandı. 2020 Sosyal Planı’nın en önemli hedefleri arasında, evsizlerin sayısının düşürülmesi, sorunlu çocuk ve gençlerin eğitim alması yer alıyor. Başbakan Helle Thorning-Schmidt programın açıklandığı basın toplantısında, ”Toplumun kör noktaları olduğunu unutmamamız gerekiyor. Bu sebeple bir proje başlatarak, toplumun bütünlük içerisinde büyümesini sağlanmamız gerekiyor” açıklamasını yaptı. Öncelikli hedeflerinin evsizlerin sayısını azaltmak olduğunu ifade eden Thorning- Schmidt, ”Bu adım, Danimarkalıların günlük hayatta çok az da olsa karşılaştıkları insanlarla ilgili ve sesini duyurmakta zorlanan insanları kapsayacak. Bu sebeple ortak bir görev yürütmemiz gerekiyor” dedi. Plana, geniş politik desteğin önemli olduğuna vurgu yapan Başbakan Helle Thorning, sosyal sorunlu çocukların yüzde 34’ünün eğitim aldığını hedeflerinin yüzde 50 olduğunu sözlerine ekledi. Ekonomi Bakanı Margrethe Vestager ise, sosyal problemli çocuklara dikkat çekti. Danimarka toplumunun önemli bir oranının sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak çalışmasının önemine işaret eden Vestager, ”Gönüllü kişiler ve organizasyonlar sosyal sorunlu çocuk ve gençlere el uzatıp, yardımcı olabilir. Ancak hiçbir yardım devletin yapacağının yerini tutmaz” dedi. Sosyal İşler ve Entegrasyon Bakanı Annette Vilhelmsen, sosyal sorunlu korumasız çocuk ve gençler için bugüne kadar oldukça çok paranın harcandığını ancak hedefe ulaşılamadığına dikkat çekerek, hükümet olarak sonuç alan projeleri hayata geçireceklerini söyledi. Uyuşturucudan hayatını kaybedenlerin yıllık sayısının en fazla 200 kişi

2020 Sosyal Planı, Başbakan Helle Thorning- Schmidt, Ekonomi Bakanı Margrethe Vestager ve Sosyal İşler ve Entegrasyon Bakanı Annette Vilhelmsen tarafından kamuoyuna açıklandı.

2020 Sosyal Planı’nın öne çıkan maddeleri u Sosyal sorunlu korumasız çocuk ve gençlerin en az yüzde 50’sinin eğitim almasının sağlanması. u Bu çocukların matematik ve okumalarının daha iyi olmasının sağlanması. u 15-17 yaşlarındaki sosyal sorunlu gençlerin yarısı kriminal suç işliyor. Bu rakamın en az yüzde 25 oranında düşürülmesi. u Evsizlerin sayısının 4 bine düşürülmesi. Danimar-

ka’da resmi rakamlara göre 5 bin 200 evsiz bulunuyor. u Bakımevlerinden ayrıldıktan bir yıl sonra tekrar bakıma muhtaç hale gelenlerin sayısının en az yüzde 20 azaltılması. u Kadın sığınma evlerinde kalacak bir yere ihtiyaç duyanların sayısının en az yüzde 30 azaltılması. u Uyuşturucu kullananların tedavi edilmesi ve kullannanların sayısının yüzde 50 düşürülmesi.

Anadolu Dil ve Kültür Merkezi yeni merkezini hizmete açtı Organize ettikleri Dil ve Kültür Olimpiyatları ile dikkatleri üzerine çeken Anadolu Dil ve Kültür Merkezi, Kopenhag’daki yeni merkezini geçtiğimiz hafta içerisinde hizmete açtı. ZAMAN KOPENHAG

1Dil ve Kültür Merkezi Kopenhag’daki yeni

Danimarka’da faaliyet gösteren Anadolu

merkezinin açılışını geçtiğimiz hafta düzenlediği bir resepsiyon ile gerçekleştirdi. Çok sayıda Danimarkalı’nın yanı sıra Danimarka’da yaşayan değişik kültürlerin temsilcilerinin katıldığı resepsiyonda kültürler arası dialog ve hoşgörü mesajları verildi. Resepsiyonda farklı kültürlerin tanınmış şarkıları Danimarka’da yaşayan değişik kültürlerden başarılı müzisyenler tarafından seslendirildi. Programda; Danca, Türkçe, Azerice ve Rusça şarkılar söylendi. Resepsiyonun akabinde Zaman’a konuşan Çok sayıda Danimarkalı’nın yanı sıra Danimarka’da yaşayan değişik kültürlerin temsilcilerinin katıldığı resepsiyonda Anadolu Dil ve Kültür Merkezi Genel Koordinakültürler arası dialog ve hoşgörü mesajları verildi.

törü Fatih Doğan, yeni merkezin açılışı dolayısıyla çok mutlu olduklarını söyledi. Anadolu Dil ve Kültür Merkezi olarak; çok uzun bir maziye sahip olmamalarına rağmen kamuoyunun takdirini kazanan birçok faaliyet gerçekleştirdiklerini belirten Doğan, “Umarım bugün açılışını yaptığımız yeni merkezimiz; Danimarka’daki farklı kültürler arasındaki iletişime ve dialoğa pozitif yönde katkı yapar.” dedi. Danimarka’da yaşayan değişik kültürlerin birbirinden öğrenebileceği çok şey olduğunu belirten Doğan, “Kültür merkezimizde bir taraftan değişik dillerin kursları verilirken diğer yandan organize edilen kültürel faaliyetlerle farklı etnik geçmişten gelen insanlar arasındaki dialoğa katkıda bulunmak istiyoruz” dedi.


3 İSKANDİNAVYA Kendilerini terörist ilan eden DF’i mahkemeye verdiler

18 - 24 EYLÜL 2013 ZAMAN

NORVEÇ HABER TURU

Geçtiğmiz Mayıs ayında Danimarka Halk Partisi tarafından ulusal medyada yayınlanan ilanlarla terörist muamelesi gören 700 göçmen kökenli kişiden 16’sı mahkemeye başvurarak şikayetçi oldu ZAMAN KOPENHAG

1vatandaşlığına

Geçtiğimiz aylarda Danimarka geçtikleri için aşırı sağcı Danimarka Halk Partisi (DF) tarafından terörist ilan edilen 700 kişiden 16 tanesi mahkemeye başvurarak DF ve DF’in başkanı Kristian Thulesen Dahl’den şikayetçi oldu. Hakarete uğradığını ve güvenliklerinin tehlikeye atıldığını savunan 16 yeni Danimarkalı, DF’in tazminat ödemesini ve özür dilemesini istedi. Hatırlanacağı üzere Danimarka Halk Partisi geçtiğimiz Jyllands Posten ve Ekstra Bladet gazeteleri göçmen kökenlileri terörist ilan dönemde Danimarka vatan- eden ilanı yayınlarken, Berlingske Tidende ve Politiken ile ücretsiz dağıtılan daşlığına geçen 700 kişinin MetroXpress gazetesi ilanı basmayı reddetmişti. isimlerinin yazılı olduğu bir ilanı ülkenin önde gelen gazetelerinde yayınlatmış ve bu kişilerin potansiyel terörist olduğunu iddia kişilerin günlük hayatlarının olumsuz bir etmişti. Geçtiğimiz Mayıs ayında meydana şekilde etkilendiğini vurgulayan Avukat gelen bu olay ülke gündemine bomba gibi Høyer, “Google’da bu kişilerin isimlerini düşmüş, başta ilanda adı geçen kişiler olmak arattığınızda DF’in yayınladığı liste ile karüzere çok sayıda kişi DF’i sert bir dille eleş- şılaşıyorsunuz. İşverenlerin her zaman bir tirmişti. İlanı yayınlayan ulusal gazeteler de Google araştırması yaptıklarını biliyoruz. eleştirilerden nasibini almıştı. Zira birçok kişi Bu sebeple isminizin bir terörist eylemle bu gazetelerin söz konusu ilanı yayınlayarak ilişkilendirilmesi çok eğlenceli bir durum DF’in ayrımcılık yapmasına yardım ettiğine olmayabilir” dedi. Paranın, savunduğu kişiler için önemli inanıyordu. Konuyla ilgili bir açıklama yapan 16 olmadığını belirten Avukat Høyer, bununla kişinin avukatı Thorkild Høyer, DF’in ma- birlikte DF’in tazminat ödemesi ayrıca özür sum insanlara terörist muamelesi yaparak dilemesi gerektiğini söyledi. Avukat Høyer’in Danimarka ceza kanununun 267. madde- bir diğer talebi de DF tarafından hazırlanan sini ihlal ettiğini belirtti. İlanda adı geçen ilanın internetten tamamen kaldırılması.

TAZİYE Siyasetçi arkadaşımız Neslihan Diksan’ın muhterem Dedesi

ALİ EKİZLER’in vefatını derin üzüntü ile öğrenmiş bulunuyoruz.

Merhuma Allah’tan rahmet, başta arkadaşımız olmak üzere tüm yakınlarına başsağlığı dileriz. ORTAK AKIL PLATFORMU

Travmaya uğrayan çocuklar için yeni tedavi yöntemi geliyor Psikolog ve Araştırmacı Tine Jensen yerel medyaya yapıtğı açıklamalarda, aşırı şiddet ve tacize uğrayan çocukları, Amerika’da geliştirilen yeni bir yöntemle tedavi edeceklerini vurguladı. ‘TF-CBT’ isimli tedavi yönetiminin, Avrupa’da ilk defa Norveç’te uygulanacağına dikkat çeken yetkililer, yönetmin oldukça başarılı olduğunu aktarıyor. Travmaya uğrayayan çocuklarla deney yapan Jensen, yeni yöntemle tedavi edilen çocukların daha kısa sürede ve daha sağlıklı şekilde iyileştiklerini kaydediyor. Konuyla ilgili bazı açıklamalarda bulunan Ulusal Bilgi Merkezi Psikoloji Uzmanı Cecilie Skagemo, “Geleneksel tedavi yöntemlerinde, travmaya uğramış çocuklarla üstü kapalı şekilde konuşuyorduk. TF-CBT yöntemiyle çocuklarla daha net konuşuyoruz. Bu da, çocukların maruz kaldığı travmaya daha çapuk atlatmalarını sağlıyor.” ifadelerini kullandı.

Sığınmacıların sayısı artışta

Yetkililer, mülteciler için yeni konutlar yapılmasını istiyor. Konuyla ilgili yerel medyaya konuşan Norveç Göçmen Müdürlüğü Direktörü Frode Forfang’a göre, ülkenin sığınmacılar için 30 ila 40 eve ihtiyacı var. Norveç’e 2013 yılında 8 bin kişinin sığındığnı, bu rakamın geçen yıla oranla yüzde 30 artığı kaydediliyor. Yine 2013 yılı içerisinde toplam 14 bin kişinin ülkeye sığınacağı tahmin ediliyor. Mülteci artışının devlet kasasına yıllık maliyetinin 300 ila 400 milyon kron olacağı tahmin ediliyor. Forfang, ülkeye sığınanların daha çok Eritreliler olduğunu açıklıyarak sözlerini şöyle sürdürüyor: ”Eritrelilerin sığınma taleplerini kabul ediyoruz, çünkü bu ülkede insan hakları ihlal ediliyor. İnsanlar zulümden kaçıp bize sığınıyorlar.”

Breivik ‘Siyaset Bilimi’ okuyacak

2011 yılında gerçekleştirdiği terör saldırılarıyla 77 kişiyi katleden terörist Anders Behring Breivik, cezaevinde siyaset bilimi dalında yüksek öğrenim görecek. Cezaevinde bulunan herkesin yüksek öğrenim görme hakkında sahip olduğunu vurgulayan Skien Cezaevi Müdürü, “Breivik’in okuması için bir çalışma odası olacak. Tüm diğer mahkumlar gibi onun da cezaevinde yüksek öğrenim görmeye hakkı var. Tek fark, Breivik’in kendi başına öğrenim görmesi olacak. Kendi odasında, yalnız başına ders çalışacak” dedi. Okuyacağı bölümün kitaplarını satın almak için Norveç İşsizlik ve Sosyal Yardım Kurumu’na başvuruda bulunan Breivik’in başvurusu kabul edilmemiş, ancak gereken kitaplar kendisine ödünç verilmişti.

Oslo Üniversitesi, dünyanın en iyi 89’uncu üniversitesi

QS World University Rankings, hazırladığı yeni raporunda dünyanın en iyi üniversitelerini açıkladı. Raporda, dünyanın en iyi üniversitesi Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü gösterildi. Dünyanın en iyi üniversiteleri listesinde ilk 11, Amerika ve İngiltere’de bulunan üniversitelerden oluşuyor. Norveç’in en iyi üniversitesi olarak bilinen Oslo Üniversitesi ise, QS World University Rankıngs’in listesinde 89’uncu sırada yer alarak ilk 100’e girdi. Konuyla ilgii açıklamalarda bulunan Oslo Üniversitesi Rektörü Ole Petter Ottersen, “Bir üniversite bu şekilde sıralandırmalarda ölçülemez. Bu ölçümler yalnızca üniversitelerin küçük bır kısmına bakıyor ve buradan sonuça varıyor.” dedi.


4 İSKANDİNAVYA

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

DANİMARKA HABER TURU Kamil Subaşı

Kimseden çekmedi, Danimarka’dan çektiği kadar! Daha önce ’Ne işim var Avrupa’da…’ başlıklı ya- düşüyor. Her ne niyetle buralara gelmiş olursak zımda Finlandiya’da ziyaret ettiğim Konyalı Nevzat olalım, bundan sonrası için niyetimizi; ’mensubu Bey’in evinin duvarında gördüğüm şu duaya de- olduğumuz dinimizi ve kültürümüzü iyi temsil ğinmiştim: ”Ya Rabbim; benim buralara gelmemde etmek ve çocuklarımızın daha iyi eğitim alması için senin muradın ne ise bana da o muradın ekseninde uğraşmak’ şeklinde değiştirebiliriz. Norveç’te geçtiğimiz 9 Eylül Pazartesi genel yaşamayı nasip eyle!” Ve aynı yazıda Hekimoğlu İsmail’in şu tespitlerine de yer vermiştim: ”Neden seçimler yapıldı. Danimarka’da ise önümüzdeki bir anonim şirket için beş parmak kalınlığında Kasım ayında yerel seçimler yapılacak. Norveç’te kitap hazırlanmış? Çünkü bir milletin ahlakı ne yapılan genel seçimde 23 yıl aradan sonra ilk defa kadar bozulursa, kanunlarının sayısı o kadar artar! iktidara gelen Sağ Parti, yüzde 26,8 oy oranı ve Müslümanlara en büyük zararı belki din düşmanları çoğunluğu sağ partilerden oluşan diğer koalisyon değil, menfaatini putlaştırmış bir Müslüman verir...” ortakları ile birlikte toplamda 96 milletvekili ile Geçenlerde bir esnaf ile konuşurken konu ’Ne Meclis’e girmeyi başardı.Göçmenlere yönelik karşıt işim var Avrupa’da’ meselesine geldi. Esnaf bana, söylemleriyle gündeme gelen İlerleme Partisi oy ’Danimarka’da olmaktan memnun musun?’ diye oranını yüzde 22,9’dan, yüzde 16,3’e düşürerek, sordu. Ben de, ’Tabi ki gönlüm Türkiye’de olmaktan toplamda 12 milletvekili kaybetti, seçimden yenilgi yana ama yaşadığım ülkeyi seviyorum ve eğer sev- ile çıktı. Koalisyon hükümetinde olup olmama mezsek bile kendimizi sevmek için zorlamamız ge- meselesi ise tartışma konusu. Süreç nasıl işleyecek, rekiyor zira bizler bu ülkenin bir parçasıyız.’ dedim. ne gibi gelişmelere gebe bekleyip göreceğiz hep Herkesin kendine göre düşencesi, hesapları var tabi. beraber. Şu anda Danimarka’daki bizlerin konsantre olEsnaf abimiz 40 yıla yakındır Danimarka’da ama hala alışamamış, şikayet ediyor, geri dönmekten ması gereken konu yaklaşan yerel seçimler. Şikayet bahsediyor. Düşüncesine saygı duymakla beraber etmeyi bir kenara bırakıp, haklarımız vermiyorlar maalesef şikayetlerimizde genelde hatayı hep karşı klasik söyleminden vaz geçip, sandığa gitme ve oyutarafta arıyoruz. Danimarkalıların (yada genelleş- muzu kullanma zamanı. Ne kadar kendinizi temsil tirirsek Avrupalıların) bizi anlamadığından dem edecek aday seçebilirseniz, o kadar çok temsiliyet ve sesinizi duyurma imkanınız olur. vuruyor, onları suçluyoruz. KendiTabi adaylar da hassas olup seçmize gelince toz kondurmuyoruz. Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi Geçenlerde bir esnaf menlerini bu konuda iyi temsil edip, bir sözünde şöyle diyordu: ’Kişinin haklarını savunabilirlerse!.. ile konuşurken konu onların en az gördüğü kimse kendisidir. O (Bu bağlamda bu hafta gazetemizde ’Ne işim var Avrupa’da’ yayınlanan İshoj Belediyesi’nin helal da bazen aynaya baktığı zaman.’ Geçen yıl gazetemizdeki bir meselesine geldi. Esnaf et meselesi ile alakalı aldığı kararın haberde, Norveç’te Müslümanların bir de bu gözle okumanızı bana, ’Danimarka’da haberini kaldığı bir binada yaşayan Norveçli tavsiye ederim.) olmaktan memnun yaşlı bir bayana değinmiştik. Yaşlı Yıllardır anlayış gösterilmesini ve bayan, “20 seneden beri yalnız musun?’ diye sordu. adım atılmasını hep karşımızdakinolarak Müslümanların kaldığı bir den bekledik ama bizler muhatapbinada yaşıyorum. Her gün, burlarımıza gereken anlayışı göster(e) numa, onların yaptığı yemeklerin kokusu geliyor. medik, gerekli adımları at(a)madık. Yıllarca hep Yine, her gün, soframa oturup ‘acaba, bunlardan haklarımızın verilmeyişinden, mağdur edilişimizden biri bir gün kapımı çalıp, bana pişirdiği yemeklerden bahsettik ama bizleri hakkıyla temsil edecek temikram eder mi’ diye bekliyorum. Ama 20 senedir silcilerimizi çıkaramadık, aday olarak çıkanları da kimse benim kapımı çalmadı.” diyordu. Etrafı- ’neme gerek’ diyerek kullanmaktan erindiğimiz bir mıza baktığımızda bu ve benzeri durumlarla çokça oyumuzla seçip, Danimarka Meclisi’ne ve belediye karşılaşırız. Kapı komşumuz, iş arkadaşımız... Bu meclislerine gönderemedik. Ne olurdu biraz daha ifadeler acınası durumumuzu göstermesi açısından hassas olsak, bir saatimizi ayırıp oyumuzu kullansak manidar. Biz, ‘Komşusu açken tok yatan bizden ve bir kaç aday daha seçilmesine vesile olsak! Geçen yıl benzer hususa değinirken ‘Safım değildir’ diyen bir dinin mensuplarıyız. Biz, ‘Mümin herkesi sever ve sevilir, herkesle anlaşır ve anlaşılır, belli olsun’ başlıklı bir yazı yazmıştım. Bilirsiniz; böyle olmayan müminde hayır yoktur.’ diyen bir Nemrut, Hz.İbrahim’i ateşe atıp yakmak istemiş. Peygamberin ümmetiyiz. Dinimizi ve değerlerimizi Kocaman bir ateş yakılır. Küçücük bir karınca da bil(e)medikçe, bildiklerimizi de hayata geçir(e) su taşımaktadır. Ona sorarlar; ”Ne yapıyorsun?” medikçe, insanlarla diyaloğa geçip ilişkilerimizi diye. O küçük karınca, ”Yanan ateşi söndürmek geliştir(e)medikçe ve herkesi ötekileştirdikçe nasıl için su taşıyorum.” der. Ona denilir: ”Ama senin taşıdığın su onu söndürmez.” Karınca şöyle cevap başkalarının bizi anlamasını bekleyebiliriz ki! Bizler Müslüman kimliğimiz ile yaklaşık 50 verir: ”Biliyorum ama ateşi söndüremesem de safım yıldan beri Avrupa ülkelerindeyiz. Para kazanma belli olsun..” Türkiye’ye geri dönmek çözüm değil, anlaşımızı duygusu ve geri dönme arzusu ile geldik ilk zamanlar. Ama insanoğluyuz, içimizdeki daha fazla değiştiremedikten sonra. Burada, Danimarka’da (İskazanma hırsının önüne geçemedik, dönemedik veç’te, Norveç’te, Finlandiya’da) yaşıyoruz şu anda. memleketimize, kaldık olduğumuz yerlerde. Yeni Önümüzdeki 19 Kasım Danimarka’daki yerel seçinesil çocuklarımız okudu ve toplum içerisinde işçi min son günü. İşsizlikten eğitime, anadilden sağlığa sınıfı statüsünden çıkarak, işveren, akademisyen ve ayrımcılığa kadar pek çok konuda karşılaştığımız ve politikacı olmaya başladılar. Ama her ne olursak sorunları, siyasiler gündemine alsın ve çözümler olalım, ister işçi, ister akademisyen, isterse işveren, üretsin istiyorsak şimdiden hazırlığımızı yapmamız içimizdeki mal, mülk, makam, mevki hırsını aşa- gerekiyor. Bizi en iyi anlayacak, bizi ve değerlerimizi madık. Ev, araba, eşya, elbise, telefon; bunlara har- bilen kendimizden siyasilerdir. İstenilen düzeyde cadığımız para kadar acaba çocuklarımıza, onların aday(lar) çıkaramaz ve daha da önemlisi, ‘Bir benim eğitimine harcama yapabildik mi? Çocuğumuz aç oyumla ne olacak’ rehavetine kapılıp, oylarımızı kalmasın, üşümesin diye hassas olduğumuz kadar kullanmaz ve seçilmelerine vesile olamaz isek hatayı onların dinini ve kültürünü öğrenmesi noktasında başkasında değil önce kendimizde aramamız lazım. da yeterince hassas olabildik mi? Onların ana dilini Son pişmanlık fayda etmiyor zira. konuşamamasına üzüldük mü? Kaybolan neslimiz için dertlendik mi? Bizlere büyük sorumluluklar k.subasi@zamaniskandinavya.dk

Hastanelere düşük not Danimarka’daki birçok hastanede, çalışanlar yaralanma riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Bunun sebebi ise, birçok hastanede de iş yükü çok fazla olduğundan zamana karşı yarış söz konusu. Bu durum doktor ve hemşirelerde strese neden oluyor. İş denetim Kurulu’nun Danimarka’da 44 hastane yaptığı araştırma Dagens Medicinen’de yayınlandı. Araştırma devlet ve özel hastaneleri ve psikiyatri merkezlerinin son bir kaç yılda yapılan denetimlerinden oluştu. İş Denetim Kurulu’nun raporuna göre, hasta ziyaretleri esnasında 200’den fazla kritik yaşandığını ortaya koydu. İş Denetim Kurulu, denetimlerinde 11 hastaneye ‘kırmızı güleryüz’ verdi. ‘Kırmızı güleryüz’ alabilmek için en az beş koşulun yerine getirilmesi gerekiyor. Eleştirilebilir çalışma koşulları, karmaşık çalışma imkânı,  güvenlik ve sağlık hakkında planlamanın yeterli yapılamaması, işin sürdürülememesine neden olacak bir takım yasakların konulmuş olması gerekiyor. Bu hastaneler, Glostrup, Frederikssund, Hilleröd, Odense, Silkeborg, Viborg, Randers, Arhus, Skejby, Söborg Hamlet Hastanesi ve Rigshospitalet. İş Kurulu bu hastanelerde, eleştirilebilir ya da tehlikeli sayılabilecek çalışma koşullarına sahip birkaç durum tespit etti. Bu hastanelere, sorunlara çözüm bulması için profesyonel iş danışmanlarından destek alması tavsiye edildi. Birçok hastanede sorun, fiziksek çalışma koşullarından kaynaklanıyor. Bu alanlarda çalışanların, şiddet, mobbing ya da tehditlerle karşı karşıya kalması mümkün.

Yollardaki radar sayısı artıyor

Otomatik hız ölçerler, yani radarlar Danimarka’nın tüm yollarına yerleştirilecek. Hükümetin trafik paketinden farklı olarak muhalefet politik çoğunluktan bu talep geldi. Hükümetin trafik güvenlik paketine göre, mobil olarak fotoğraf çeken araçlar 25’ten 100’e çıkarılacak. Ancak hız ölçümü yalnızca bu araçlarla yapılmayacak. Hem hükümeti dışardan destekleyen Birlik Listesi, hem de muhalefetteki sağ blok partileri aynı zamanda radarların da yerleştirilmesi gerektiğini belirtti. Ulaşım sözcüsü Henning Hyllested, “Bu uygulama hayat kurtaracaktır” diyerek, radar sayısının arttırılmasını savundu.

İskandinavya’nın en iyisi Kopenhag Üniversitesi

Kopenhag Üniversitesi Kuzey ülkeleri arasındaki en iyi üniversite seçildi. QS World University Ranking’in yayınladığı ve dünya üzerindeki en iyi üniversiteleri sıraladığı listeden bu sonuç çıktı. Listede 45. sırada yer alan Kopenhag Üniversitesi’nin ardından İsveç’ten Lund Üniversitesi 67., Finlandiya’dan Helsinki Üniversitesi 69. ve Norveç’ten Oslo Üniversitesi 89. sırada yer aldı. QS World University Ranking, araştırmayı yaparken, üniversitelerin akademik sonuçları ve yaptıkları araştırmalara göre değerlendirme yaptı. Kopenhag Üniversitesi, 35 bin öğrencisiyle Danimarka’nın en büyük araştırma ve eğitim enstitüsü oldu. Üniversite 1479 yılında kurulmuştu. Arhus Üniversitesi listede 91. sırada yer alırken, Danimarka Teknik Üniversitesi DTU 134. sıradan listeye girdi.  

Antibiyotik kullanımı azalıyor

Hekimlerin yıllar boyunca, antibiyotik dolu reçeteler yazmalarının ardından, bakteri öldürücü bu ilaçların yazılma sayısında ciddi düşüş oldu. Danmap’ın raporuna göre, geçtiğimiz yıl insanlarda kullanılan antibiyotik oranı yüzde 2 düştü. Danmap her yıl Danimarka’daki insanlarda ve hayvanlarda kullanılan antibiyotik oranlarını takip ediyor. Devlet Serum Enstitüsü’nde uzman hekim Robert Skov, “Bu sebeple antibiyotik kullanımını mümkün olduğunca düşük seviyede tutmalıyız. Antibiyotik kullanımının düşmesine karşın, Danimarka komşu ülkeleri arasında en çok antibiyotik kullanan ülke olmaya devam ediyor.” dedi. Geçtiğimiz yıl, her ne kadar insanlar arasındaki antibiyotik kullanımı düşmüş olsa da, Danimarka’da hala sıklıkla kullanılmaya devam ediliyor. 2003 yılından 2012 yılına kadar insanlarda kullanılan antibiyotik oranının yüzde 23 artması, uzmanların, politikacıların ve Sağlık Bakanı Astrid Krag’ın alarma geçmesine neden oldu.  

Danimarkalılar Suriyeli mültecilere yardımda cimri

Haiti’deki deprem felaketi, Afrika’daki açlık felaketiyle kıyasladığımızda, Danimarkalar Suriye’den kaçan milyonlarca mülteciye yardım etme konusunda çok yavaş davranıyor. Kızılhaç ve Kilise Yardım’ın Voxmeter’e yaptırdığı anketin sonucunda, Danimarkalıların yalnızca yüzde 5’inin Suriye’ye yardım ettiği ortaya konuldu. Kızılhaç’ın genel sekreteri Anders Ladekarl, “Şimdiye kadar Danimarkalılar doğa felaketlerinde çok iyi desteklerde bulunmuştur.” dedi. Voxmeter’e göre, Danimarka vatandaşların yüzde 15’i Suriye’deki insani yardımları destekleme planları vardı. Ancak ankete katılanların yarısı Suriye’ye yardım etme sorusuna ‘hayır’ yanıtını verdi. Anders Ladekarl, Danimarkalıların Suriyelilere daha az yardım etmesi, onları umursamadıklarını göstermediğini belirterek, “İnsanların bencil olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Bir kurşun ya da bombaya hedef olmuş, ya da bugün yemek yiyememiş bir çocuğu gördüğümüzde hepimiz etkileniriz. Bu kişi, ister bir Afrikalı, ister bir Suriyeli ister köşede gördüğümüz bir kadın olsun.”


HAYAL 3+2+1

16.999,DURU

3’lü kanepe

2.999,VENTO

Yatak odası takımı

19.999,-

SCARLETT

Oturma grubu 3+2+1

18.999,BARİ

Köşe takımı - Hakiki deri

15.000,-

MISS RACER

Yatak döşek dahil MY-1336

3.999,SULTAN

Baza + Başlık

4.999,-

ASUS

DUMONT Köşe takımı

Duvar unitesi

5.999,-

21.600,EDA

Kanepe

Toskana 3+2+1

17.500,-

© Moving Media ApS

3.999,-


6 İSKANDİNAVYA HASAN CÜCÜK KOPENHAG

1kelerden biriyiz.” diyerek güneşe has‘Dört mevsimin yaşanabildiği ender ül-

ret kuzey ülkelerine acıyaduralım, Birleşmiş Milletler’in (BM) Kolombiya Üniversitesi’ne hazırlattığı ‘Dünya Mutluluk Raporu’nda (World Happiness Report) ilk sıraları İskandinavlar aldı. Danimarka birinci, Norveç ikinci, İsveç beşinci olurken; Türkiye, 156 ülke içinde 77. sırada yer aldı. Danimarka’nın ‘mutlu insanlar diyarı’ olması, bu ülkede yaşayanlar için hiç şaşırtıcı değildi. Araştırmayı Gallup şirketi yaptı. 156 ülkeden 3 bin kişiye aile, eğitim, sağlık, hayattan beklenti, seçim özgürlüğü ve ekonomik durumla ilgili sorular yöneltildi. Bu kişilerden sorulara 0 ila 10 arası puan vermeleri istendi. Verilen cevaplara göre mutluluk tablosunun ilk 5’i Danimarka, Norveç, İsviçre, Hollanda ve İsveç olarak sıralandı. Listenin sonunda fakirliğin, savaşın ve kaosun hâkim olduğu ülkeler yer aldı. Danimarka’yı ‘en mutlu insanlar’ ülkesi kılan özelliklere değinmeden önce BM’nin ısrarla üzerinde durduğu Mutluluk Raporu’nun geçmişine ve ülkelerin neden mutluluğa önem verdiğine kısaca değinmekte fayda var. Son yıllarda ‘mutluluk’ kavramı, uluslararası toplumun gündeminde üst sıralarda yer almaya başladı. BM, 2011’de kabul ettiği tasarı ile üye ülkelerden mutluluğun vatandaşlar arasında yayılmasını istedi. 2012’de BM ilk kez mutluluk konferansı düzenleyerek konunun ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu. Ülkeleri yöneten devlet başkanları ve başbakanlar, bugün artık, bazı toplumların diğerlerine göre neden daha mutlu olduğu ve daha mutlu bir toplum için neler yapılması gerektiği konusunda fikir alışverişinde bulunuyorlar, kafa yoruyorlar. Mutlu bireylerin yaşadığı ülkelerde sorunlar minimum düzeyde oluyor. İngiltere Başbakanı David Cameron, İngilizlerin mutluluk derecesini ortaya koymak için geniş çaplı araştırmalar yaptırırken, Amerika Birleşik Devletleri’nde Ulusal Bilim Akademisi mutluluk derecesinin artırılması için çaba harcıyor. Hollanda, Almanya, Fransa ve Japonya mutluluk raporunda çıkan sonuçları iyi analiz ederek gelecekte ülkelerinin hangi noktada olacağını hesaplıyor. Mutluluk araştırması yeni bir olgu değil. 1970’lerin başından itibaren Asya’nın küçük ülkesi Bhutan, düzenli olarak mutluluk araştırması yapıyor. Bu ülkede kişi başına düşen millî gelir yerine ortalama mutluluk düzeyi hesaplanıyor. Ülkenin gelişmesinde bu veriler kullanılıyor. Mutluluk kavramı anayasada da yer alıyor. Peki, tam olarak mutluluk nedir ve nasıl ölçülür? Rapor hazırlanırken kısa vadeli mutluluklar dikkate alınmıyor. Mesela, üniversite diplomasını alırken veya nikâh masasında ‘evet’ derken yaşanan mutluluk gibi. Uzun süreli mutluluk, anlık yaşanan sevinçlerden etkilenmiyor. Yaşanan kısa süreli ve uzun süreli mutluluklar insan beyninin iki farklı noktasında bulunuyor. İklim şartları dikkate alındığında, Danimarkalıların mutlu olması için fazla bir

sebepleri yok. Yılın büyük bölümü yağışlı geçen ülkede “İlkbahar ve yazın gelişi gecikir ama sonbahar ve kışta asla gecikme olmaz.” sözü artık darb-ı mesel olmuş durumda. Mutluluk sıralamasında Danimarka’ya göre daha kuzeyde olan Norveç’in ikinci, İsveç’in beşinci basamakta yer alması, mutluluğun hiç de iklimle ilgisinin olmadığını gösteriyor.

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN Gelelim Danimarka’yı zirveye taşıyan mutluluk faktörlerine. Bu konudaki kaynağımız, uluslararası uzmanlara ‘Mutlu Bir Ülke’ adlı raporu hazırlatan Danimarka Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü. üven: Danimarka’ya gelen turistleri şaşkına çeviren görüntülerin başında, sokakta bırakılmış, içinde uyuyan bebek-

G

lerin olduğu çocuk arabalarıdır. Ebeveyn lokantada afiyetle yemeğini yerken, bebek sokakta mışıl mışıl uyumaya devam ediyor ve ebeveyn çocuğuma ne olur endişesi taşımıyor. İnsanlar arasında oluşan güven sadece turistlerin gözlemlerine dayanmıyor. Yapılan araştırmada halkın yüzde 75’i tanımadığı insanlara güvendiğini ifade ediyor. Bu oran bir

EN MUTLU ÜLKELER

Mutluluğun formülü Danimarka’da

Birleşmiş Milletler’in Mutluluk Raporu’nda Danimarka ilk sırayı aldı. İskandinav ülkelerinin ilk 5’te, Türkiye’nin 77. sırada yer aldığı rapora göre mutluluğun en belirleyici kriterleri demokrasi, özgürlük, güven, sosyal güvence, sivil toplum ve iş ortamı.

1. Danimarka ........................................ 6. Kanada 2. Norveç .............................................. 7. Finlandiya 3. İsviçre ................................................ 8. Avusturya 4. Hollanda ........................................... 9. İzlanda 5. İsveç .................................................. 10. Avustralya

EN MUTSUZ ÜLKELER 156. Togo .............................................. 153. Burundi 155. Benin ............................................. 152. Ruwanda 154. Orta Afrika Cum. .......................... 151. Tanzanya

BAZI ÜLKE SIRALAMALARI 17. ABD ................................................. 85. Portekiz 22. İngiltere .......................................... 105. Irak 26. Almanya .......................................... 115. İran 68. Rusya ............................................... 116. Azerbaycan 70. Yunanistan ...................................... 130. Mısır 77. Türkiye ............................................ 148. Suriye NOT: 156 ülkeden 3 bin kişiye aile, eğitim, sağlık, hayattan beklenti, seçim özgürlüğü ve ekonomik durumla ilgili sorular yöneltildi. Bu kişilerden sorulara 0 ila 10 arası puan vermeleri istendi. Verilen cevaplara göre mutluluk sıralaması oluştu.

dünya rekoru. Global planda ise bu oran yüzde 25. İnsanların tanımadığı kişilere güvenmesi, hayatı kolaylaştırıp mutluluğu artırıyor. BM Mutluluk Konferansı raporuna göre güvensizlik, mutsuzluk kaynağının en önemli sebepleri arasında. Danimarka’da insanlara güvenin lafta olmadığını, ABD ve Avrupa ülkelerinin tamamında yapılan bir araştırma ortaya koydu. Sokakta ‘kasten düşürülen’ içi para dolu cüzdanla insanların güveni test edildi. Cüzdanda para ile kişinin kimlik kartı da vardı. Çeşitli şehirlerde yapılan test sonunda ortaya çıkan manzara oldukça ilginçti. Danimarka ve Norveç’te cüzdanı bulanların tamamı paraya dokunmadan sahibine teslim ederken, diğer ülkelerde bu oran yüzde 50 civarındaydı. Avrupa’da güvende Danimarka ilk sırada gelirken, son sırada Bulgaristan yer alıyor. osyal güven: İnsanlar, sosyal güven sayesinde, hasta olduğunda tedavi, işsiz kaldığında ekonomik yardım, yaşlandığında bakım endişesi taşımıyor. ABD’de Maryland Üniversitesi’nden Prof. Carol Graham, Danimarka’nın

S


7 İSKANDİNAVYA sosyal güven sistemini yakından inceleyen biri olarak şu tespitte bulunuyor: “ABD’de sağlık sigortası olmayan insanlar, sigortası olanlara göre çok daha az mutlular. Hasta olduğunda her şeyini kaybedecek bir insansan mutlu olman çok zor. Danimarka’da ise sosyal güven sayesinde insanlar ‘Her şeyi kaybedeceğim’ endişesini asla taşımıyor.” Graham, iki ülke insanlarını karşılaştırdığında ortaya yine bildik sonuç çıkıyor. Ekonomik gelir düzeyi düşük Danimarkalılar, ABD’lilerden çok daha güvende bir hayat sürüyor ve daha mutlular. Danimarkalılara yöneltilen ‘Ne kadar mutlusun?’ sorusuna cevap verenlerin sadece yüzde 5’i 5 puan veya daha altında cevap verirken, bu oran Ukrayna ve Bulgaristan vatandaşlarında yüzde 50. enginlik: Atalarımız ‘Para ile saadet olmaz’ demiş ancak mutluluk ile para arasında yakın bir ilişki bulunuyor. Para tek başına saadetin kaynağı değil ama parasız da mutlu olunmuyor. BM raporuna göre, zengin ülkeler fakir ülkelere göre daha mutlu. Yaşanan ekonomik krize rağmen Danimarka hâlâ kişi başına düşen gelirde dünyanın en iyileri arasında. Danimarka’da yıllık geliri 300 bin kron olanların mutluluk ortalaması 7 olurken, 700 bin kronun üzerindekilerin mutluluk oranı 7,6. zgürlük: İnsanların kendi hayatları hakkında karar verebilmeleri mutluluğun mihenk taşları arasında yer alıyor. Dünyanın en iyi mutluluk araştırmacısı olarak gösterilen Rotterdam Erasmus Üniversitesi’nden Ruut Veenhoven, devletin en önemli önceliğinin mutlu bir toplum için çalışmak olduğunu belirtiyor. Bunun şartının da insanların özgürce kendileri için en uygun yaşamı seçmeleri olduğunu söylüyor. Yani devlet veya kurumlar, kişinin özgürlük alanını belirlemeyecek. Danimarkalıların kişisel özgürlüğü anayasa ile güvence altına alınmış bulunuyor. Hiçbir

Z

Ö

Danimarkalı politik görüşü ve inancından dolayı hapse atılmıyor, hakkında soruşturma açılmıyor. Kişisel özgürlük dokunulmaz olduğu gibi mesken dokunulmazlığı da bulunuyor. Polis evlere izinsiz giremiyor, hiç kimsenin kişinin sahip olduğu malları alma yetkisi bulunmuyor. İnsanlar özgürce istediği derneği kuruyor, toplantı yapıyor, protesto gösterileri düzenliyor. Kanunların

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

memnun olmasını sağlayan etkenlerin başında bulunuyor. Danimarkalılar sevmedikleri işte çalışmaya kendilerini mecbur hissetmiyorlar. Kendisi için uygun olmadığı işi bırakıp daha rahat edeceği bir başka iş bulma imkânının olması mutluluğun diğer bir kaynağı olarak gösteriliyor. Toplumda sınıf farkı olmadığı için insanlar çalıştıkları işe veya mesleğine göre yargılanmıyor, iltifata

Uluslararası mutluluk araştırmalarına göre mutluluğun En acımasız düşmanı işsizlik. İşsizlik oranı Danimarka'da yüzde 7, diğer ülkelerde yüzde 11. çizdiği çerçevedeki özgürlükler sonuna kadar kullanılıyor. BM Mutluluk Raporu’nda şu önemli tespit yer alıyor: “Hayatının akışına kendisi karar veremeyen hiçbir insan gerçek anlamda mutlu değildir.” Bu tespiti hayata geçiren ülkelerin başında Danimarka yer alınca, insanlar da doğal olarak mutlu oluyor. ş: İşsizlik stres, yalnızlık ve depresyona yol açıyor. Uluslararası mutluluk araştırmacılarına göre, mutluluğun en acımasız düşmanı işsizlik. Avrupa Birliği verilerine göre, işsizlik oranı Danimarka’da yüzde 7. Diğer üye ülkelerin ortalaması ise yüzde 11. Yunanistan ve İspanya’da işsizlik yüzde 25 düzeyindeyken, gençler arasında bu oran yüzde 60 gibi korkunç boyutlara ulaşmış durumda. Danimarkalıların büyük bölümü çalıştığı işinden ve ortamından memnun. 33 Avrupa ülkesinde çalışanlar arasında yapılan maaş, çalışma süresi, kariyer planlaması ve işin içeriği araştırmalarında da Danimarka ilk sırada yer buldu. Yönetici ve işçiler arasında karşılıklı güven, Danimarkalıların işinden

İ

tabi tutulmuyor. Aldığı eğitime uygun iş bulmada da Danimarka ilk sırada yer alırken, bu ülkeyi Hollanda, Letonya, Malta ve Norveç takip ediyor. emokrasi: Rüşvet ve suiistimalin olmadığı Danimarka politik dünyasında, halkın idarecilere güveni oldukça yüksek. Son genel seçimlere katılım yüzde 88 düzeyinde olurken, politikacılara güvende ilk sırada Hollanda, ikinci sırada Danimarka geliyor. Belediyelerin yetkisi mer-kezî hükümetten daha fazla olduğu için halk ülke yönetimine doğrudan katılıyor. Belediyeler, geneli ilgilendiren bir konuda karar alırken katılımcı demokrasiyi işletip mutlaka halkın görüşünü alıyor. Mesela, bir bölgede yapılacak imar planında değişiklik için halkın onayı şartı aranıyor. Halkın görüşüne rağmen karar alınmıyor. İlköğretim okullarının adı ‘Halk Okulları’ olarak tanımlanıyor ve müdürünü okul-aile birliği üyeleri atıyor. Yuvalarda çocuklara verilecek yemeği veliler kararlaştırıyor.

D

S

ivil toplum: Araştırmacılar sosyal ilişkilerin mutlulukla direkt bağlantısı olduğunu ifade ediyor. Bu ilişki sadece aile bireyleri arasında var olan ilişkiden ibaret değil. Avrupa Sosyal Anketi verilerine göre, 2010’da ailesi, arkadaşları veya meslektaşlarıyla haftada bir gün ‘sosyal ilişki’ kuranların AB genelindeki oranı yüzde 60 olurken, bu oran Danimarka’da yüzde 78. Danimarkalılar, network kurmaya ve gönüllü çalışmalara büyük önem veriyor. “3 Danimarkalı bir araya gelirse hemen dernek kurar.” sözü bir gerçeği ifade ediyor. Ülkede gönüllü hizmet veren 100 bin dernek bulunuyor. 5,4 milyonluk ülkede yılda 2 milyon kişi gönüllü işlerde çalışıyor. Gönüllü faaliyetlere devlet bütçesinden yıllık 135 milyar kron ayrılırken, bu rakam, ülke gelirinin yüzde 10’una tekabül ediyor. Başkalarına gönüllü yardım eden insanlar sosyal ilişkilerini geliştirip yaptıkları yardımdan dolayı mutlu oluyor. ş-boş vakit dengesi: Danimarkalılar yıllık ortalama 1522 saat çalışıyor. OECD ortalaması ise 1776 saat. Danimarkalıların sadece yüzde 2’si haftada 50 saatten fazla çalışırken, OECD’de bu oran yüzde 9. Danimarkalı çalışanların yıllık 5 hafta, ayrıca çocuğu hasta olduğunda ilk gün izin hakkı bulunuyor. Çalışanların yüzde 25’i mesai saatine kendisi karar verirken, evinden çalışanların oranı yüzde 17. İş-boş vakit dengesinin kurulmasıyla Danimarkalılar ailesine daha geniş vakit ayırıyor. Ev ile iş arasında en az süreyi Danimarkalılar kullanırken, yolda ortalama 27 dakika geçiriyorlar. Mesai saatleri ve çalışma sürelerinden dolayı kendilerine vakit ayırmada ilk sırada Danimarka, son sırada Türkler bulunuyor. Danimarkalılar kendisine uyku dâhil günlük 16 saat ayırırken, Türklerde bu oran 11,7 saat. En geç saat 5’te tüm çalışanlar için mesai biterken, aile akşam yemeğinde bir masa etrafında buluşuyor.

İ

İşyerlerine, düğünlere, doğum günlerine ve her türlü özel günlere... 1250 m2’lik modern ve hijyenik mutfağımızla, 25.000 paket üretim kapasitemizle, ve 28 tecrübeli personelimizle... Anadolu’muzun, sıcak ve soğuk yemeklerini servis yapmaktan mutluluk duyarız. Eksotiske Delikatesser A/S • Industrigrenen 21, 2635 Ishøj • Tlf. +45 7023 2808 www.delikate.dk • delikate@delikate.dk • Açılış saatleri: Pazartesi-Cuma 8-17 • Cumartesi 8-13


8 İSKANDİNAVYA BİR BAKAN’IN KARIŞTIĞI ‘İNSİDER TRADİNG’ SKANDALI

İsveçli Bakan’a şok suçlama

Göç ve İltica Politikaları Bakanı Tobias Billström hisse al-sat işlemlerinde, bir maden şirketinin hisse senetlerine içeriden bilgi alarak yatırım yapmakla (insider trading) suçlanıyor. İBRAHİM KAYA STOCKHOLM

1Başkanı Mikail Damberg, Bakan Bilström’u İsveç Sosyal Demokrat Parti Parlamento Grup

‘insider trading’ yapmakla suçladı ve konu hakkında detaylı soruşturma açılmasını istedi. “Hükümette bir bakana bir şirketin kurtarılacağı haberi geliyor. 5 gün sonra ise başka bir bakan o şirketten hisse senetleri satın alıyor. Bu durum doğal olarak soru işaretleri doğuruyor.” diyen Damberg konunun bir an önce açıklığa kavuşturulmasını talep etti. Bakan Bilström geçtiğimiz şubat ayında ekonomik olarak zor durumda olan Nortland Resources adlı bir maden şirketinin 30 bin hisse senedini satın aldı. Bakan Bilström’un hisse senetlerini şirket için hazırlanan bir kurtarma planının kamuoyuna açıklanmasından bir kaç gün önce satın alması şüphe ile karşılanırken Bakan Bilström’ün içerden bir bilgi alarak söz konusu hisse senedi alımını yaptığı iddia edildi. Bakan Bilström’un satın alım işlemini söz konusu kurtarma planının hükümete bildirilmesinden bir kaç gün sonra yapması ise bilgiyi hükümet kaynaklarından mı aldı şeklinde şüphelere neden oldu. Konu ile ilgili medyaya değerlendirmelerde bulunan Bakan Bilström, suçlamaları kesin bir dille reddederken, “Söz konusu satın alma işlemi garip gelebilir ve neden şüphelenildiğini anlayabiliyorum. Ancak böyle bir içerden bilgi alma, bir yanlış yapma yok. Kendimin yapmış olduğu normal bir yatırım işlemi.” şeklinde kendini savundu. Finans Piyasaları Bakanı Peter Norman ise, “Söz

18 - 24 EYLÜL 2013 ZAMAN

İSVEÇ HABER TURU Gelişen ekonomiye rağmen işsizlik artıyor Ülke ekonomisinde görülen pozitif gelişmelere rağmen ülkede işsizliğin artmakta olduğu belirtiliyor. Arbetsförmedlingen tarafından açıklanan son verilere göre Ağustos ayında iş piyasasının yüzde 8,5’u yani 402 bin kişi işsiz. Uzmanlar, işsizliğin önümüzdeki aylarda da artmaya devam edeceğini ancak yeni yılın başından itibaren trendin tersine döneceğini belirtiyorlar.

ATM sayısı AB ortalamasının altında

İsveç’te her geçen yıl ATM makineleri azalıyor. Sadece son iki yıl içinde İsveç bankalarının toplam 645 ATM’yi kapattığı bilgisi veriliyor. Genellikle nakit para çekmek için kullanılan ATM’lerin azalması alışverişlerini nakit para üzerinden yapmak isteyen yaşlı vatandaşları ve de kırsal bölgelerde yasayıp da hala nakit para ile iş görenleri zor durumda bırakıyor. İsveç’te hizmet veren ATM sayısının AB ortalamasının oldukça altında olduğuna dikkat çekilirken her 10 bin İsveç vatandaşına ortalama 3,2 ATM düştüğü belirtiliyor.

Hükümet alkol vergilerini artırıyor

konusu şirketin kurtarma planı hakkında bize bilgi geldiği doğru. Ancak bu bilgiye Bakan Bilström erişti mi onu bilemem. Çünkü bu şirketin durumunu bakanlık çalışanlarım takip etti.” şeklinde açıklamada bulundu. Bununla birlikte Bilström’un satın aldığı hisse senetlerinde şansının yaver gitmediği, hisselerin son 6 aydır yüzde 90 oranında değer kaybettiği ve düşüşün devam ettiği belirtiliyor. Ayrıca İsveç’te kabinede bulunan 12 bakandan yarısının hisse senedi yatırımı olduğu bilgisi veriliyor.

T.C. KULU ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (AİLE MAHKEMESİ SIFATIYLA) 2011/54 Esas İLAN Davac BİLAL AĞRALI vekili tarafndan daval ROSA DENİS BARRAGAN AGUOYA aleyhine açlan Boşanma davasnn yaplan yarglanmas srasnda verilen ara karar gereğince; Şili uyruklu ROSA DENİS BARRAGAN AGUOVA’nn açk adresi bilinmediğinden, tüm aramalara rağmen bulunamayan davalya 2 haftalk kesin sürede cevap dilekçesi verileceği. cevap dilekçesinin HMK 129 maddesi unsurlar taşmas gerektiği, 2 haftalk süre de cevap vermediği takdirde HMK 128/1 maddesi gereğince davacnn dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakalar ikrar etmiş saylacağnn ihtarna, HMK 127 ve 131 maddeleri gereğince 2 haftalk kesin süre de varsa ilk itirazlar ile esasa ilişkin cevaplarn ve tüm delillerini bildirmesi gerektiği, tank deliline dayanmas halinde tanklarn isimlerini, açk adreslerini bildirmesi ve her tank için Adalet Bakanlğnca belirlenen avans yatrmas, aksi durumda delil bildirmekten ve tank bildirmekten vazgeçmiş saylacağnn, ihtar edildiği, ilann yayn tarihinden itibaren 7 gün sonra tebliğ edilmiş saylacağ dava dilekçesi yerine kain olmak üzere duyurulur. B: 3165

İsveç’te iktidarda bulunan merkez sağ koalisyon hükümeti alkollü içecek vergilerini artırıyor. Hükümetin sonbahar bütçe taslağında ülkede alkollü içecek vergilerinin yüzde 1 ila 7 oranında zam yapmayı planladığı belirtiliyor. TV4 televizyon kanalında yayınlanan habere göre hükümetin zam kararı başta zammı öneren Kamu Sağlığı Ensitüsü ve alkol karşıtı STK’lar (IOGT-NTO) tarafından memnuniyetle karşılandı. Diğer taraftan alkol ithalatçıları sanayi organizasyonunun CEO’su Erika Nylander hükümetin zam kararını eleştirdi. Nylander, ”bu zam kararı kamu sağlığı politikası gereği falan değil. Tamamen politik bir oyun.” seklinde değerlendirmede bulundu. Hâlihazırda ülkede alkol fiyatlarının komşu ülkelere göre yüksek olduğuna değinen CEO Nylander alkol fiyatlarını yukarı çekecek zammın sınır ticaretini ve kaçakçılığı tetikleyeceğini savundu. Gazetecilerin soruları üzerine Maliye Bakanı Anders Borg, alkol vergilerinin artırılacağını teyit ederken, medyada çıkan eleştirilere yönelik olarak ise “Zaten kaçakçılık olmasın diye alkol vergi zammını düşük tuttuk.” şeklinde konuştu.

Suriyeli mülteciler İsveç büyükelçilikleri önüne yığıldı

İsveç Göçmen Kurumu’nun (Migrationsverket) Suriyeli mültecilere süresiz oturum hakkı vereceği şeklindeki açıklamasını yanlış anlayan yüzlerce Suriyeli başta Türkiye’de olmak üzere Ürdün ve Mısır’da bulunan İsveç büyükelçilikleri önünde uzun kuyruklar oluşturdu. İsveç Göçmen Kurumu’nun yaklaşık iki hafta önce ülkeye iltica eden Suriyeli mültecilere süresiz oturum hakkı vereceğini açıklamasının ardından yüzlerce Suriyeli başta Türkiye’nin başkenti Ankara’da olmak üzere Ürdün’ün başkenti Amman ve Mısır’ın başkenti Kahire’de bulunan İsveç büyükelçilileri önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Migrationsverket’in açıklamasını ‘herkes İsveç’e gelebilir’ şeklinde yanlış anlayan Suriyeli mültecilerin yoğun baskısından bunalan İsveç’in Ankara Büyükelçiliği’nin Dışişleri Bakanlığı’ndan yardım talebinde bulunduğu belirtiliyor. İsveçli yetkililer Suriyeli mültecilerin ülkeye iltica edebilmesi için İsveç’e ayak basmaları gerektiğini belirtirken İsveç büyükelçilikleri önünde beklemenin bir faydası olmayacağı bilgisini veriyorlar. Bunun yanı sıra İsveç’te hâlihazırda 8 bin Suriyeli mülteci olduğu ve AB içinde en çok sayıda Suriyeli mülteci kabul eden İsveç’in aynı zamanda AB içinde Suriyeli mültecilere süresiz oturma izni hakkı veren ilk AB ülkesi olduğuna dikkat çekiliyor.

Avukat

Kadir Erdoğmuş Avukata gittiğinizde geç kalmış olmayın, her türlü hukuki sorunlarınız için arayabilirsiniz. Vindingevej 7 C • DK 4000 Roskilde Tlf.: + 45 29 72 39 98 • Fax: + 45 59 43 39 98 Mail: kadir@erdogmus.dk


9 İSKANDİNAVYA

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Hasan Cücük

Nisan yağmuru evlilikler Yıl 2003. Kilise Bakanı Tove Fergo’ya iade-i ziyarette bulunuyorum. Güncel konuları konuşurken konu aile kavramına geliyor. Bakan Fergo, ‘Şimdi söyleyeceğim sözlerden dolayı lütfen kırılma’ diyerek söze başladıktan sonra, ‘Batı olarak demokrasi, insan hakları, teknoloji ve gelişmişlik konusunda İslam dünyasından çok öndeyiz. Bu konularda sizden alacağımız birşey yok. Fakat aile kavramı bizde anlamını yitirdi. Ne olur sağlam aile yapınızla bize örnek olun. Evinizin kapılarını Danimarkalılara açın’ diyordu. Yıl 2004. Sosyal Demokrat Parti milletvekili Claus Larsen-Jensen’le bir görüşme için randevu istediğimde ‘Müsaitsen evime gel. Hem konuşur hem de bir kahve içeriz’ cevabını verince yola revan olmuştum. Akşam saatlerinde kahvemizi içerken Larsen- Jensen’in ağzından şu cümleler dökülüyordu; ‘Akşam saatleri oldu eşim ve çocuklarımın nerde olduğunu bilmiyorum. Ben bir ‘yabancı’ ile oturup dertleşiyorum. Bizim zamanımızda böyle değildi. Özgürlük olmalı fakat aile kavramı yok olmamalıdır’. Yıl 2013. Rockwool Vakfı, ülkede yaşayan göçmenlerle ilgili kapsamlı bir araştırma yapıyor. Çıkan sonucu basın iftiharla sunuyor. Türkiye, Pakistan ve eski Yogoslovya’dan

Rockwool Vakfı’nın bu araştırması ‘bizi biz yapan’ değerlerden uzaklaştığımızı gösteriyor. Eskilerin ‘Ben bu eve alımla (gelinlik) girdim, salımla (tabutla) çıkarım’ sözü çoktan mazi oldu.

gelenler arasında boşanma oranı Danimarkalıları geride bırakmış durumda. Bu ülke kökenli 25-54 yaşları arasındaki her 3 çiften biri boşanırken, Danimarkalılarda bu oran her 4 çifte bir. Yani göçmenlerin boşanma oranı yüzde 33, Danimarkalıların yüzde 25. Ne kadar övünsek az! Artık başımız dik gezeceğiz! Hep istatistiklerde biz geride çıkıyorduk. Şimdi onlar düşünsün. Rockwool Vakfı’nın bu araştırması ‘bizi biz yapan’ değerlerden uzaklaştığımızı gösteriyor. Eskilerin ‘Ben bu eve alımla (gelinlik) girdim, salımla (tabutla) çıkarım’ sözü çoktan mazi oldu. Rahmetli Barış Manço’nun ‘Süper babaanne’ şarkısında söylediği ‘Bir yastıkta’

geçen 40 yıllık ‘ölümsüz aşklar’ miadını doldurdu. Şimdi moda ‘nisan yağmuru’ evlilikler. Nikahta söylenen ‘iyi günde, kötü günde, hastalıkta, sağlıkta’ sözleri bir seromoninin klişesi oldu. En küçük bir virajda çiftler sağa – sola savrulup, ‘denedik olmuyor, bu iş yürümüyor’ diyerek soluğu mahkeme salonunda almaya başladı. Sevgi ve aşkı çabuk tükettik. Dış güzellik kadar önemli olan huy ve ahlak güzelliğini dikkate almaz olduk. Son araştırma ile ‘entegrasyonun’ ne olduğunu öğrenmiş olduk. Basın sonuçları ‘göçmenler entegre oldu’ başlığıyla verdi. Boşanma oranında geçerek başlattığımız ‘entegrasyon yürüyüşünde’ sırada ne var acaba? Alkol tüketimiyle ilgili yakında bir araştırma çıkarsa şaşırmam artık. Entegrasyondan kasdedilenin ‘asimilasyon’ olduğunu anlamış olduk. Yıllarca entegrasyonun tanımını ‘kanunlara uymak, ülkenin değerlerine saygı göstermek ve dilini öğrenmek’ olarak yanlış yapmışız. Meğer entegre olmak ‘başkalaşmak, kendi değer yargılarından uzaklaşmakmış’. Farkında değilmişiz. İki farklı karakterde insanın bir çatı altında hayatlarını birleştirmesi olan ‘evlilikte’, her zaman sular dalgasız akmaz. Boran olur, kış olur. Ama çiftler olacak sıkıntıları

aza indirecek, saygıyı gösterirlerse ‘cennet bahçesi’ bir ortamda birliktelikleri yıllarca devam eder. Toplumun en temel taşı olan aile müessesi yıkılırsa, toplumun ayakta kalması zordur. Yeniden bizi biz yapan değerleri hatırlamalıyız. Bu konuda başta anne-babalara büyük görev düşüyor. En ufak bir sıkıntıda bu ‘kutsal birlikteliği’ bitirmeye meyilli ‘gençlere’ iyi örnek olmalılar. İşin üzücü yanı, gençlere örnek olacak bu kişiler bile ‘sudan sebeplerle’ boşanıyor. Çiftler boşanma kararı vermeden önce ‘egoistçe’ kendilerini değil, çocuklarını düşünerek karar vermelidir. Parçalanmış ailelerde en ağır bedeli çocuklar ödüyor. Aslında karşılıklı anlayış ve saygıyla aşılmayacak hiçbir sorun yok. Yeterki taraftar ‘testiyi kırmama’ düşüncesinde olsunlar. Ortaya çıkan bu tablodan sonra başımızı elimizin arasında alıp, ‘Biz nerde hata yaptık’ deyip, yanlışlarımızın muhasebesini yapıp yeniden ‘biz’ olmalıyız. Kendi asli değerlerimizi koruyarak, Danimarka’ya daha fazla katkı yaparız. Tove Fergo ve Claus Larsen-Jensen gibi Danimarkalıların dile getirdiği ‘biz’, Rockwool Vakfı’nın araştırmasında ortaya çıkan ‘biz’ değil. Biz, bizim gibi olduğumuzda gerçek ‘biz’ oluruz. h.cucuk@zamaniskandinavya.dk


10 İSKANDİNAVYA

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

MÜSLÜMANLARI ÜZEN DÜZENLEME

İshoj Belediyesi baskılara boyun eğdi; helal ette geri adım attı Danimarka’da Müslüman nüfus oranının en yüksek olduğu yerlerden biri olan İshoj Belediyesi, bir süre önce medyada çıkan haberlerin ardından geri adım atarak; öğrencilerine sadece helal et servis eden kreş ve okulları zor durumda bırakacak yeni bir düzenlemeyi hayata geçirdi.

ZAMAN KOPENHAG

1leştirilecek yerel seçimler öncesinde Danimarka’da 19 Kasım’da gerçek-

“helal et” tartışması gündemden düşmüyor. Başta İslam karşıtı aşırı sağcılar olmak üzere çeşitli çevreler Müslümanların çoğunlukta bulunduğu bölgelerde hizmet veren bazı devlet kurumlarının sadece helal et kullanmasına tepki gösteriyor. Önceki ay sansasyonel haberleriyle bilinen EkstraBladet Gazetesi tarafından başlatılan ve uzun süre ülke gündemini meşgul eden tartışma şimdilerde yerel yönetimlere sıçradı. Geçmişte helal et kullanılmasına izin veren bazı belediyelerin kamuoyunda oluşan baskılardan sonra geri adım attığı ve hayata geçirdikleri yeni düzenlemelerle kendilerine bağlı kurumlarda helal et kullanılmasını engelledikleri öğrenildi. Bu belediyelerden birisi de helal et tartışmalarının merkezindeki yerlerden biri olan İshoj. Danimarka’da Müslüman nüfus oranın en yüksek olduğu belediyelerden olan İshoj’da belediye yönetimi geçtiğimiz günlerde aldığı bir kararla; kreş ve okullarda ’sadece helal et’ kullanılmasına izin veren düzenlemeyi değiştirdi. Bundan böyle okuldaki öğrencilerden yada velilerden bir tanesinin bile domuz eti talep etmesi halinde okul yönetimi domuz eti almak zorunda kalacak. Hal böyle olunca hiçbir kreşin ya da okulun ’sadece helal et’ servis etme şansı kalmayacak. Söz konusu düzenleme İshoj Belediye Meclisi’nin 26 Ağustos’da gerçekleştirdiği toplantıda kabul edildi. Düzenleme teklifinin İshoj’un Sosyal Demokrat Partili Belediye Başkanı Ole Bjorstorp tarafından gündeme getirildiği ve diğer partilerin de desteğiyle kabul edildiği öğrenildi. Düzenlemede şu ifadelere yer veriliyor: “Kreşlerde velilerin tamamının tercihlerinin dikkate alındığı çeşitli yemek servisleri olmalı ve dini gerekçelerle bu yemek çeşitleri kısıtlanmamalı.”

Seyit Ahmet Özkan: “Biz de burada sıkıştık kaldık” Tatilde olduğu için oylamaya katılamadığını belirten İshoj’un Sosyal Demokrat Partili meclis üyelerinden Seyit Ahmet Özkan, söz konusu düzenlemenin Belediye Başkanı Ole Bjorstorp’un kendi inisiyatifiyle gerçekleştirildiğini söyledi. Danimarka medyasından gelen baskılar sonrasında böyle bir adım atıldığını belirten Özkan, “Ne kadar uygulanır uygulanmaz bilemiyorum çünkü personel bu sistemi istemiyor. Ondan sonra aslında okuldakiler de istemiyor bunu. Çocuklar hep beraber oluyordu, kimse kimseyi ayırt etmiyordu. Pratik yönden bunlar aslında çok da doğruydu. Çünkü şimdi adam buzdolabına onu koyacak buzdolabına bunu koyacak oradaki çalışan pedagoglara dünya kadar iş

İshoj Belediyesi Meclis Üyesi Bayram Yüksel:

Vallensbaek Belediyesi Meclis Üyesi Erdal Çolak:

İshoj Belediyesi Meclis Üyesi Seyit Ahmet Özkan:

“İshoj Belediyesi yok yere birşeyin içine girdi yada sokuldu. Gereksiz, zaten bu şeyler normalde işliyordu.”

“ Böyle bir kararın çıkmaması bizi çok sevindirdi. DF, her toplantıya yabancı karşıtı benzer bir öneri ile geliyor. Biz bunlarla mücadele ediyoruz. Söz konusu tasarının geçmemesi içinde ciddi çalışma yaptık.”

“Aslında iş kolaylaşmadı ki, çok daha zorlaştı. Sağdan soldan baskı gelince; televizyonlar, şunlar bunlar hep İshoj’u mercek altına aldılar.”

çıktı şimdi. Aslında iş kolaylaşmadı ki, çok daha zorlaştı. Sağdan soldan baskı gelince; televizyonlar, şunlar bunlar hep İshoj’u mercek altına aldılar. Mercek altına alınca Belediye Başkanı, bizim oradaki çoğunluk böyle birşey istemiş. Biz de bunu istemiyoruz desek, biz de burada sıkıştık kaldık.”

marka Halk Partisi’ne oy kazandırmamak için böyle birşey yaptık. Tek yönlü düşünmememiz lazım. Azınlıkları korumak için böyle bir düzenleme yapıldı. Danimarkalıları helal et yemeye zorlamamalıyız.”

yulu kulis çalışmaları sayesinde söz konusu teklif oy çokluğuyla reddedildi. Konuyla ilgili olarak Zaman’a konuşan Erdal Çolak, “Böyle bir kararın çıkmaması bizi çok sevindirdi. DF, her toplantıya yabancı karşıtı benzer bir öneri ile geliyor. Biz bunlarla mücadele ediyoruz. Söz konusu tasarının geçmemesi içinde ciddi çalışma yaptık. Bu tasarının geçmemesi için bize destek veren diğer partilere de teşekkür ediyoruz. Bu olay yeri geldiği zaman belediye meclisindeki bir tek üyenin bile ne kadar önemli etkiye sahip olabileceğini göstermesi açısından çok iyi bir örnek. Bu yüzden vatandaşlarımıza önümüzdeki yerel seçimlerde sandığa gidip oy kullanmalarını tavsiye ediyoruz. Neticede bu meclislerden geçen kanunlar direkt olarak onların hayatını etkiliyor.” dedi.

Bayram Yüksel: “Gereksiz birşeydi” “İshoj Belediyesi yok yere birşeyin içine girdi yada sokuldu. Gereksiz, zaten bu şeyler normalde işliyordu. Gerek yoktu sadece basında o kadar yer aldı ki sanki Danimarka’nın birinci problemi buymuş gibi yansıtıldı. Aslında İshoj’da problem yoktu. Danimarka Halk Partisi’nin gündem oluşturmak için bunlar ortaya çıktı. Biz Sosyal Demokrat Parti olarak bunu sürekli gündemde tutup Dani-

Vallensbaek Belediyesi’nde ’teklif’ oy çokluğuyla reddedildi Helal et tartışmalarının yaşandığı yerlerden bir diğeri Vallensbaek Belediyesi oldu. Danimarka Halk Partili meclis üyesi Kenneth Kristensen Berth, İshoj’da yapılan düzenlemenin bir benzerinin Vallensbaek Belediyesi tarafından da hayata geçirilmesi için bir öneri getirdi. Ancak istediği olmadı. Başta Vallensbaek Belediyesi’nin Türkiye kökenli meclis üyesi Erdal Çolak olmak üzere meclisin diğer üyelerinin yürüttüğü sağdu-


11 İSKANDİNAVYA

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

2003’DE SUIK ASTA KURBAN GITMIŞTI

Efsane politikacı ölümünün 10. yılında anıldı İsveç’in efsane politikacılarından eski Dışişleri Bakanı Anna Lindh, düzenlenen çeşitli etkinliklerle anıldı. İBRAHİM KAYA STOCKHOLM

1kurban giden eski Dışişleri 2003 yılında bir suikasta

Bakanı Anna Lindh, ölümünün 10. yılında düzenlenen çeşitli etkinliklerle anıldı. 10 yıl önce bir 10 Eylül günü Stockholm’de bir alışveriş merkezinde Mijailo Mijailovic adlı bir kişi tarafından bıçaklanan Lindh daha sonra kaldırıldığı hastanede ertesi gün vefat etmişti. Efsane sosyal demokrat

politikacı Lindh’i anmak için Stockholm’de bir kilisede ayin yapılırken, Stockholm Kraliyet Bahçesi’nde (Kungsträdgården) halka açık bir anma töreni düzenlendi. Törene aralarında Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Sosyal Demokrat Parti Başkanı Stefan Löfven, Stockholm Belediye Başkanı Sten Nordin’in de olduğu ülke siyasetinin önemli simaları katıldı. Son derece görkemli geçen törende Dışişleri Bakanı Bildt, Anna Lindh’i İsveç’in en saygın

İsveç’te saldırganlar küçük çocuğa da acımadı İsveç’in Malmö şehrinde çocuğu ile gezmeye çıkan siyahî bir babaya, 10 kişilik bir grup saldırdı. Saldırganlar 1,5 yaşındaki çocuğu üst geçitten aşağı atmaya kalktı. ATİLA ALTUNTAŞ STOCKHOLM

1akşamüzeri çocuğu ile gezmeye çıkan

İsveç’in Malmö şehrinde geçen hafta

siyahî babaya, 10  kişilik bir grup saldırdı. 1,5 yaşındaki çocuğu üst geçitten aşağı atmak isteyen grubun, “Pis zenci, seni ve çocuğunu öldüreceğiz’’ tehdidinde de bulunduğu bildirildi. Malmö’nün Kroksbäck bölgesinde meydana gelen saldırı, göçmen bir babanın küçük çoğunu gezmeye çıkardığı esnada gerçekleşti. Çocuğu  ile üst geçide geldiğin de 10 kişilik bir grubun saldırısına uğrayan ve çocuğunu son anda   köprüden atılmaktan kurtaran Afrika kökenli ve isminin Yusupha Sallah olduğu belirtilen baba,   çocuğu ile birlikte darp edildi. Olay yerinde baygınlık geçiren talihsiz baba, yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Çevreden yetişen vatandaşların da çocuğu grubun elinden kurtardığı bildirildi. Olayı ‘Irkçı saldırı’

olarak nitelendiren Malmö Kriminal Masası Komiseri Thomas Bull, saldırganların çocuğu öldürmekle tehdit ettiğini ve renkleri ile ırkına hakaret ettiğini belirtti. 32 yaşındaki babanın çocuğunu savunduğu sırada yaralandığını kaydeden komiser Bull, babanın hastanede tedavi altına alındığını bildirdi. Saldırganlarla ilgili ellerinde güçlü deliller bulunduğunu söyleyen Komiser Bull,  saldırganların içlerinde 3-4 bayanın da olduğunu kaydetti. Irkçı saldırı İsveç gündemine bomba gibi düşerken ülkenin önde gelen gazeteleri saldırıyı kınadı.

T.C. YALVAÇ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (AİLE MAHKEMESİ SIFATI İLE). İLAN 2011/225-2013/261 E.K Davacý Veli Özkan tarafýndan davalý Poola Langkjaer aleyhine mahkememize açýlan boþanma davasýnýn yapýlan yargýlama sonucunda; Davacýnýn davasýnýn KABULÜ ile; Isparta ili Yalvaç ilçesi Körküler Kasabasý Cilt No:44, Hane No:37, Bsn:97'de nüfusa kayýtlý 41236464808 TC. Kimlik numaralý Þükrü ve Sultan 'dan olma, 24.04.1970 doðumlu Veli Özkan ile ayný yerde nüfusa kayýtlý Paola Erik Christiansen kýzý Karen Lanaklar Christiansen den doðma Chile 22/06/1974 doðumlu Poola Langkjaer 'in TMK.nun 166/2 Maddesi gereðince BOÞANMALARINA, davalý Poola Langkjaer'e tebligat yapýlamamasý ve tüm aramalara raðmen bulunamamasý ve açýk adresinin tespit edilememesi sebebiyle ilanen tebligat yapýlmasýna karar verilip; iþ bu kararýn ilan tarihinden itibaren 7 gün sonra teblið edilmiþ sayýlacaðý,tebliðden itibaren 15 gün içerisinde davalý tarafýndan temyiz edilemediði takdirde kesinleþeceði hususunda karar tebliði yerine kain olmak üzere ilanen teblið olunur B: 54333

politikacılarından biri olarak nitelendirirken Belediye Başkanı Nordin, Stockholm’de bir parka Anna Lindh ismi verme kararı aldıklarını söyledi. Bunun yanı sıra aynı akşam İsveç devlet televizyonu SVT1’de Lindh’in hayatını anlatan bir belgesel yayınladı.

Suikastın ülke siyasetine etkileri büyük oldu Siyaset analistleri Anna Lindh suikastının İsveç siyasetinin gidişatına büyük etkileri

olduğu konusunda hemfikir bulunuyor. Lindh, parlak siyasi kariyeri nedeniyle 2003’de Sosyal Demokrat Parti Başkanı, 2006 genel seçimlerinde de büyük ihtimalle ülkenin ilk kadın başbakanı olacaktı şeklinde tahminlerde bulunuluyor. Lindh suikastı ile Sosyal Demokrat Parti’nin çöküşünün başladığına işaret edilirken ‘Lindh’in olası liderliği partiyi en az 10 yıl parti içi liderlik tartışmalarından uzaklaştırırdı’ şeklinde değerlendirmelerde bulunuluyor.


12 İSKANDİNAVYA

18 - 24 EYLÜL 2013 ZAMAN

NORVEÇ'TE 'HANGİ SAĞ' İKTİDARA GELDİ

Breivik'in üye olduğu parti oy kaybetti

Breivik'in de üyesi olduğu İlerleme Partisi, iktidardaki İşçi Partisi (AP) ve seçimi kazanan anamuhalefet muhafazakar Sağ Parti'den (H) sonra en çok oy alan parti oldu. Ancak 2009'da yapılan son seçimlere bakıldığında, İlerleme Partisi'nin oy oranı yüzde 22, 9'dan, yüzde 16,3'e inerken, toplamda 12 milletvekili kaybediyor. ENGİN TENEKECİ OSLO

1çime ilişkin en çok konuşulan konularNorveç’te 9 Eylül’de yapılan genel se-

dan birisi, ülkede sıkça Norveçli göçmenlere yönelik karşıt söylemleriyle gündeme gelen İlerleme Partisi (FRP) oldu. Bunun en önemli nedeni ise, çoğunluğu gençlerden oluşan 77 kişiyi katleden aşırı sağcı Breivik’in, 1999 yılında bu partiye üye olması, 2004 yılında ise son üyelik ücretini ödediğinin ortaya çıkmasıydı. İlerleme Partisi, iktidardaki İşçi Partisi (AP) ve seçimi kazanan anamuhalefet muhafazakar Sağ Parti’den (H) sonra en çok oy alan parti oldu. Ancak 2009’da yapılan son seçimlere bakıldığında, İlerleme Partisi’nin oy oranı yüzde 22, 9’dan, yüzde 16,3’e inerken, toplamda 12 milletvekili kaybediyor. Bu, parti için ciddi bir kayıp olarak gösterilirken, aynı zamanda Norveçli seçmenlerin Breivik katliamı sonrası, İlerleme Partisi’ne verdiği bir mesaj olararak ta nitelendiriliyor. Norveç’te, aşırı sağcı Breivik’in 77 kişiyi katlettiği saldırı sonrası gerçekleşen ilk genel seçimin galibi, ”Yeni fikirler, daha iyi çözümler” sloganıyla muhafazakâr Sağ Parti Başkanı Erna Solberg oldu. 23 yıl aradan sonra ilk defa iktidara gelen sağ kanat, yüzde 26,8 oy oranı ve çoğunluğu sağ partilerden oluşan diğer koalisyon ortakları ile birlikte toplamda 96 milletvekili ile Meclis’e girmeyi başardı. Birçok Norveçli siyasetçilere göre bu seçim oldukça önemliydi. Zira Norveç, bu konuda tarihinde bir ilk yaşıyordu. Şu andaki Sosyal Demokratlar, yani İşçi Partisi, muhafazakar Sağ Parti ile çekişiyordu. Daha önce Norveç siyasetinde partiler arasında fikri bağlamda pek fark yoktu. Bir hükümet gidiyor, yerine diğeri geliyordu ve görüşler hep aynıydı. Bu genel seçimde ise, iktidara ilk defa çoğunluğu muhafazakarlardan oluşan sağ blok geliyordu. Norveç’in yeni Başbakanı Erna Solberg, seçimden hemen sonra düzenlediği basın toplantısıyla muhtemel koalisyon ortaklarını açıkladı. Solberg, ülkede sıkça göçmen karşıtı söylemleriyle gündeme gelen İlerleme Partisi’nin (Frp) yanı sıra Sol Parti (V) ve Hıristiyan Halk Partisi (Krf) ile koalisyon kurmak istediklerini söyledi. Söz konusu partilerin liderleriyle bir araya gelen Solberg, hükümeti kurmak için prensipte anlaşmaya vardıklarını, en kısa zamanda bakanlar kurulu üyeleri meselesini masaya yatıracaklarını söyledi. Sağ blok, hükümeti 14 Ekim’den sonra resmen devralacak.

‘Artık uyumayı hak ediyorum’ Norveç’in nüfusu az olmasına rağmen, ülke genelinde seçime katılım oranı oldukça yüksekti. Buna göre seçimlerde, 428 farklı belediyede, 3 milyon 700 bine yakın seçmen oy kullandı. Gece geç saatlerde yerel medyaya yansıyan seçim sonuçlarını değerlendiren Norveç’in yeni Başbakanı Erna Solberg, gözyaşlarını tutamadığı konuşmasında, “Bugün seçmenler Sağ Parti’yi seçerek, 2 haftalık değil de, gelecek 4 yıllık seçim sonucunu gösterdi. Şimdi sıra, parti olarak söz verdiklerimizi hayata geçirme zamanı. Ayrıca, Jens Stoltenberg ve diğer koalisyon ortaklarına

Norveç’te 9 Eylül’de yapılan genel seçimin galibi, ‘Yeni fikirler, daha iyi çözümle’ sloganıyla muhafazakâr Sağ Parti Başkanı Erna Solberg oldu. FOTO: NTB SCANPIX

Genel seçimlerde ırkçı söylemleriyle gündeme gelen Siv Jensen’in başkanlığını yaptığı İlerleme Partisi aşırı oy kaybına uğrarken, Norveç’in yeni başbakanı Erna Solberg’in partisinin oy oranı yükselişe geçti. FOTO: EIRIK HELLAND ULKE

Başbakan Jens Stoltenberg, daha sandıkların yüzde 70’inin açıldığı andan itibaren başbakanlık koltuğunu bıraktığını duyurdu. FOTO: ZAMAN

Norveç Türk Dernekleri Federasyonu (NTDF) Başkanı Hatice Elmacıoğlu’na göre, muhafazakar Sağ Parti, göçmen politikaları konusunda oldukça demokrat ve liberal.

teşekkürlerimi sunuyorum.” ifadelerini kullandı. Seçim propagandasını sağlık sistemini daha ileriye götürme, resmi devlet kuruluşlarını özelleştirme, şu an oldukça yüksek olduğu iddia edilen vergi seviyesini düşürme vaadi üzerine planlayan Erna Solberg, Gro Harlem Brundtland’dan sonra ülkenin ikinci kadın başbakanı olacak. Norveç’i 2005’ten bu yana yöneten İşçi Partisi Başkanı ve eski Başbakan Jens Stoltenberg, kazandığı yüzde 30,8’lik oy oranı ile en yüksek oy alan parti oldu.

Dış basın Norveç genel seçimine ilişkin ne dedi: a Dış basın, genel seçime dair dahhmu sı ola nin tisi’ Par e lem çok İler kında temel koalisyon ortaklığı hak yazdı. si İtalyanların en büyük gazeteşıtı kar cı ban ‘Ya a, Ser la del e Corrier Şok semuhafazakarla ittifak edecek. emete hük i yen tisi, par ’in ivik çim! Bre karşı.’ ifadelerini kullandı. eri The Independent ise, ‘Göçmenlnin kişi 77 tisi, Par eleştiren İlerleme Breivik, katili Breivik ile bağlantılı. Katil linde şek ’ idi. üye e bu partiye daha önc yazdı. ParBBC TV kanalı ise, İlerleme tiren eleş ri nle me göç ki ede ‘ülk tisi’ni, dirdi. Breivik’in partisi’ olarak nitelenti Genel Par at okr Dem yal Sos ç İşve rveç’te 9 Başkanı Stefan Löfven ise, No ırkçı ede ülk e erd iml seç el gen e Eylül’d parbir n gele e söylemleriyle gündem ici ver işe end ın arın baş iği terd tinin gös olduğunu söyledi.

Ancak Sosyal Demokratlar, Meclis’te yeterince koltuk bulamadığı için seçimi kaybetti. Stoltenberg, daha sandıkların yüzde 70’inin açıldığı andan itibaren başbakanlık koltuğunu bıraktığını duyurarak, “Parti olarak bu gece, tabiki de hayal kırıklığı içersindeyiz. 3. defa seçilemedik. 8 yıllık zaman zarfında halkın değişiklik istemesi gayet normaldir. 2 dönem başkanlığını yaptığım Meclis’te oldukça güzel günler geçirdim. Şimdi uyumayı hak ediyorum. Ben de bir insanım, bundan sonra yakınlarıma daha çok zaman ayıracağım.” dedi. Tecrübeli Başbakan, seçim gecesi katıldığı canlı yayın programında büyük bir nezaket göstererek, ülkenin yeni başbakanı Erna Solberg’i tebrik etti, kendisine başbakanlık kariyerinde başarılar diledi. 9 Eylül genel seçimini diğer seçimlerden farklı kılan bir özellik ise; bu seçimin Breivik katliamından sonra yapılacak ilk seçim olmasıydı. Ayrıca bu trajedinin, bazı partilere olumsuz yansımaları da olmuştu.


13 İSKANDİNAVYA Mesela katliam sonrası Breivik’in, yabancı karşıtlığı söylemleriyle sıkça gündeme gelen İlerleme Partisi (Frp) ile bağlantılı olduğu ortaya çıkması, bu partinin oylarının düşüşüne neden olmuştu. Zira Norveç’te 9 Eylül’de yapılan genel seçim sonuçları bunu doğruluyordu. Devlet Televizyonu, 2009’da yapılan genel seçimlerin sonuçlarına ilişkin yayınladığı barometrede, İlerleme Partisi’nin oy oranının yüzde 22,9, muhafazakar Sağ Parti’nin ise 17, 2 olarak gösteriyordu. 9 Eylül 2013’te yapılan son genel seçimlerde ise, olay ters istikamette gelişiyor. Buna göre, İlerleme Partisi’nin oy oranının yüzde 22, 9’dan, yüzde 16,3’e indiğini ve toplamda 12 milletvekili kaybediyor. Muhafazakar sağ kanadın ise oyları yüzde 17,2’den yüzde 26,9’a yükselerek, Meclis’teki milletvekillerinin sayısındaki artış da 18 oluyordu. Aynı zamanda bu, seçmenlerin İlerleme Partisi’ne gönderdiği bir mesaj olarak ta gösteriliyor.

Koalisyon hükümetinde sürpriz gelişmeler yaşanabilir ‘Eğer muhafazakar sağ, göçmen karşıtı İlerleme Partisi ile ittifak edip hükümet oluşturursa bunun, Norveçli göçmenlere olumsuz herhangi bir yansımaları olur mu?’ işte bu soruya cevap, yeni hükümetin seçim sonrası izleyeceği politikalar konusunda oldukça önem taşıyor. Siyasi yetkililer ve göçmen yöneticiler, gerek muhafazakar Sağ Parti’nin gerekse diğer ittifak partilerden Liberal Sol ve Hıristiyan Halk Partisi’nin göçmenlere yönelik demokrat ve liberal tutumunun, İlerleme Partisi’nin, göçmenlere yönelik olası muhtemel sert ve olumsuz politikaları frenleyeceğini savunuyor. Zira, Breivik’in 77 kişiyi acımasızca katlettiği saldırıdan sonra, partiler, çok kültürlülük ve çeşitlilik politikalarını daha da hızlandırmıştı. Hem Sağ Parti hem de diğer partiler ısrarla, çok kültürlü bir toplum istediklerine atıfta bulunmuşlardı. Ayrıca, Liberal Sol ve Hıristiyan Halk Partisi daha önceki açıklamalarında, İlerleme Partisi ile koalisyon kurmak istemediklerini belirtmişti. Bu yüzden, muhafazakar Sağ Parti’nin kuracağı koalisyon hükümetinde bazı sürpriz gelişmeler de yaşanabilir. Zaman gazetesi olarak, başkent Oslo’da görev yapan bazı Norveçli göçmen kökenli yöneticilerin kurulucak yeni hükümet hakkında görüşlerini aldık. Oslo Merkez Pakistanlılar Derneği Başkanı Ghulam Sarwar, Norveçli göçmenlerin yeni hükümetten endişe etmemeleri gerektiğini hatırlatıyor. Başkan Salwar, derneğin ve üyelerinin bügüne kadar gerek muhafazakar Sağ Parti gerekse Liberal Sağ Parti ve Hıristiyan Halk Partisi ile oldukça iyi ilişkiler içerisinde olduğunun altını çiziyor. Hatta, Pakistanlı başkan, koalisyon ortaklarından Hıristiyan Halk Partis’nin, her bayram kendilerine tebrik kartı gönderdiğini ve bunun kendileri için oldukça memnuniyet verici olduğuna parmak basıyor. Diğer 3 partinin göçmen politikalara oldukça demokrat yaklaştığını, aynı zamanda bu partilerin, İlerleme Partisi’nin, göçmenlere yönelik sert politikalarını engelleyeceğini düşünüyor. Norveç Türk Dernekleri Federasyonu (NTDF) Başkanı Hatice Elmacıoğlu ise, hükümetin değişme vaktinin çoktan geldiğini açıklıyor. Ona göre muhafazakar Sağ Parti, göçmen politikaları konusunda oldukça demokrat ve liberal. Ayrıca Başkan Elmacıoğlu, sağ kanadın bu tutumunun, İlerleme Partisi yönünden, göçmen politikalara yönelik estireceği sert rüzgarları durduracağına inanıyor. Diğer taraftan Elmacıoğlu, Norveç’teki Türkiye kökenlilerin ülke genelinde diyalogtan uzak olduğunu, yeni gelen hükümet ile bu sessizliğini bozacağı umudunu taşıdığını dile getiriyor.

18 - 24 EYLÜL 2013 ZAMAN

Muhtemel koalisyon hükümetindeki parti liderlerinin kısa biografileri Muhafazakar Sağ Partisi (H) Başkanı ve Başbakan Erna Solberg: Muhafazakar Sağ Partisi (H) Başkanı ve Başbakan Erna Solberg: 1961 Bergen doğumlu Norveç’in yeni Başbakanı Erna Solberg, Bergen Üniversitesi’nde sosyoloji, siyaset bilimi ve sosyal ekonomi gibi alanlarda eğitim gördü. 1989’da Hordaland bölgesinden Sağ Parti milletvekili olarak seçilen Erna Solberg, böylelikle ilk milletvekilliği kariyerine de start vermiş oluyordu. 1994’ten 1988’e kadar Sağ Parti Kadın Politi kaları Başkanlığını üstlenen Erna Solberg, 2001’den 2005 yılında kadar Yerel Yöneti m-Bölgesel Bakanlığı görevini yürüttü. 2002’den 2004’e kadar kadar Sağ Parti Başkan Yardımcılığı, 2004’te ise resmen parti başkanlığına geti rildi. 2001-2005 yılları arasında Yerel Yöneti m-Bölgesel Bakanlığı görevinde kabinedeki uyguladığı sert tutumu nedeniyle ‘Demir Erna’ olarak anılan Solberg, seçim propagandasını sağlık sistemini geliştirme, dünyanın en yüksek seviyesindeki vergilerini düşürme ve devlet şirketlerini özelleştirme vaadi üzerine kurmuştu. Gro Harlem Brundtland’dan sonra ülkenin ikinci kadın başbakanı olacak.

İlerleme Partisi (FRP) Başkanı Siv Jensen: 44 yaşındaki Siv Jensen, hükümetin olası muhtemel koalisyon ortağı İlerleme Partis’nin başkanlığını yürütüyor. Parti, belki de, yabancı karşıt söylemleriyle gündeme gelen ülkedeki tek parti. Ayrıca Breivik’in 77 kişiyi katlettiği saldırı sonrası, katilin bu partiye üye olduğu tespit edilmiş, daha sonrasında ise İlerleme Partisi’nin oy oranlarında ciddi düşüş yaşanmıştı. 1992’de Norveç Ticaret Yüksek Okulu’ndan mezun olan Jensen, 1997’de milletvekili seçildi. 2006’dan bu yana parti başkanlığını yürütüyor.

Hıristiyan Halk Partisi (FRP) Başkanı Knut Arild Hareide: 1972 yılında doğan Knut Arild Hareide, hükümetin ittifak edeceği bir diğer parti olan Hıristiyan Halk Partisi’nin (KRF) başkanı. 2011 yılından beri partinin başkanlığını yürütüyor. 1992’den 1997’ye kadar Norveç Ticaret Yüksek Okulu’nda sivil ekonomi okuyan genç başkan, sonrasında ise Oslo Üniversitesi’nde sosyoloji okudu. 2009’da milletvekili seçildi. 2004’ten 2005’e kadar kısa süreliğine de olsa Çevre Bakanlığı görevini yürüttü.

Liberal Sol Parti (V) Başkanı Trine Skei Grande: Trine Skei Grande ise, diğer koalisyon hükümetindeki partilerden biri olan liberal Sol Parti'nin başkanı. 43 yaşında olan Grande, 2010’dan beri parti başkanlığını yapıyor. 2001’de milletvekili seçildi. 1988’den 1992’ye kadar Trondheim Üniversitesi’nde dil bilimi, sonrasında ise Oslo Üniversitesi’nde devlet bilimi ve tarih eğitimi aldı. Hem 2001’den 2005’e, hem de 2003’ten 2009’dan başta Kilise-Eğitim-Araştırma Komitesi olmak üzere birçok farklı komiteye üyeliğini devam ettirdi.


14 GÜNDEM SURİYE ‘YAKIN’ TEHDİT

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Türkiye’nin hava savunma sistemi muhtemel konvansiyonel-kimyasal saldırılara ne kadar hazır? Esed rejiminin uzun menzilli füzeleri neden karşılanamıyor? NATO Patriot’ları yeterli koruma sağlar mı?

Muhaliflerin Aralık 2012’de ele geçirdiği Suriye Ordusu 150. Alayı’nda çok sayıda füze bulundu.

MESUT ÇEVIKALP ISTANBUL

şılık verebilir. Füze menzilleri de Türkiye’ye ulaşabiliyor. Kimyasal ve biyolojik silahları da Türkiye için önemli tehdit haddizatında. -Rejimin elinde kısa, orta, uzun menzilli kaç füze var? Hepsine kimyasal başlık takılabiliyor mu? İrili ufaklı 100 bin kadar füzeye sahip olduğunu iddia edenler var. Bence abartılı. İnsaflı görüşler kayda değer etkiye sahip 700 füzeye işaret ediyor. Füzelerin hemen hepsi Rusya, Çin ve Kuzey Kore menşeli. Ellerinde az sayıda 600 km menzilli Scud-D ve 500 km menzilli Scud-C füzesinin bulunduğunu biliyoruz. Daha kısa menzilli Scarab ve Frog füzeleri de var. Esed Arap Baharı krizi patlak vermeden önce Rusya’dan çok daha etkili S300 ABM ve İskander füzelerini almaya

1gündemi, Beşşar Esed’in ‘Vururuz!’ ‘21 Ağustos’ katliamı, oluşan müdahale

tehdidi, Başbakan Erdoğan’ın ‘Cevap vermeye hazırız’ çıkışı gözleri Suriye sınırına çevirdi. Ekranlara yansıyan askerî sevkiyatlar, sınır noktasına konuşlanan füze rampaları hâliyle ‘Savaşa mı giriyoruz?’ dedirtiyor. 21 Ağustos’ta 1500 vatandaşını kimyasal silahla katleden Esed rejiminin benzer bir saldırıyı Türkiye’ye düzenleyip düzenlemeyeceği merak edildi. Gerçekten Türkiye’nin hava savunma sistemi muhtemel Suriye saldırılarına hazır mı? Suriye’nin konvansiyonel-kimyasal saldırı kapasitesini ve Türkiye’nin hava savunma sistemini, silah uzmanı Aydın Çetiner ile konuştuk. ‘21. Yüzyılda Savaş Stratejileri’ kitabını yazan Çetiner, saldırı durumunda NATO’dan gelen Patriot bataryalarının tüm güney sınırını koruyamayacağını iddia ediyor. Türkiye’nin dünden bugüne Suriye’nin yüksek irtifalı füzeleri karşısında savunmasız olduğunu belirtiyor. -Esed rejimi Türkiye’ye saldırmayı göze alır mı? Rejimin Türkiye’yi vurma girişimi Esed ve işbirlikçilerinin intihar etmesi demektir. Türkiye’ye saldırı Esed açısından filmin sonu anlamına gelir. En başta NATO dâhil olur meseleye. Ancak Türkiye saldırı riski ve tehdidini göz ardı etmemeli. -Saldırı kararı alsa nereleri, nasıl vurabilir? Suriye ordusunun füze gücü tehlikeli olmakla birlikte, menzillerinin abartıldığını düşünüyorum. Rusya başta olmak üzere Kuzey Kore ve Çin ile yakın işbirliği yürüten rejim söz konusu ülkelerden askerî anlaşmalar yoluyla hatırı sayılır sayıda füze ve yeterli düzeyde radar sistemleri edindi. Çatışma durumunda Türk hava unsurlarına etkili kar-

Aydın Çetiner

Arrow 3* Uzun menzilli balistik Arrow 2

Orta uzun menzilli Davud’un Sapanı* Kısa menzilli roket Demir Kubbe

İsrail Hava Savunma Sistemleri

0-4 km 70 300 Gelen füze aralığı Ölçekli değil * Geliştiriliyor

2.000

çalıştı. İsrail ve ABD girişimleriyle engellendi. Ancak asıl mesele elindeki füzelere kimyasal başlık takabiliyor olması. Bu yolla kitlesel saldırılar düzenleyebilir. Zaten Türkiye için risk de bu. -Hava ve deniz savunması ne durumda? Rusya’nın yardımıyla uçaksavar füze ve radar sitemlerini yenileyip geliştirdi. Hava saldırılarına etkili karşılık verebileceği düşünülüyor. Yine Rusya’dan edindiği 300 km menzilli gemisavar Yakhont füzeleriyle kıyılarını koruyabilecek donanımda. İsrail geçen yıllarda Lazkiye’deki bir silah deposunu vurmuştu. Saldırı sonrası, söz konusu yeri gemileri için tehdit oluşturan Yakhont füzeleri bulunduğu için imha ettiğini duyurdu. Hatırlarsanız İsrail’in en büyük gemisi Hanit, Yakhont’a benzeyen ama daha eski modeli C802 füzesiyle vurulmuştu. Modern elektronik donanımlı Yakhont füzelerinin vuruş kabiliyeti ve etkisinin daha yüksek olduğu biliniyor. -Peki, Türkiye’de füze saldırısını karşılayabilecek radar ve savunma sistemi var mı? Suriye karşısında Türkiye’nin alçak ve orta irtifa önleme sistemleri yeterli. Alçak irtifa önlemede 6-9 km menzilli Stinger ve Rapier sistemleri var. Ayrıca 25-30 km’de Improwed Hawk sistemi mevcut. Bu sistem Flycatcher Philips-Signaal radarıyla destekleniyor. Ancak Türkiye’nin yüksek irtifalı hava savunmada eksikliği var. Yüksek irtifadan gelen balistik füzeleri önleyecek sistemleri yok. Bundan dolayı NATO’dan Patriot füzelerini talep ettik. Ülkemize yerleştirdik, kira ödüyoruz. Yani bizi başkasının sistemi koruyor. Ciddi eksiklik! -Yeni sorun değil ki bu! Neden çözülemedi? Hükümet alım için düğmeye bastı ama henüz sonuçlandırılamadı. Zira fiyat ve ihti-


15 GÜNDEM yaca cevap verme noktasında tartışma sürüyor. Türkiye 4 milyar dolarlık bir Anti-Balistik Füze Önleme Sistemi (ABM) ihalesi açmaya çalışıyor. ABD kendi Patriot sistemlerini satabilmek için Ankara’ya siyasi baskı yapıyor. Oysa Rusya’nın Antey 2500 veya S400 sistemleri (S300’lerin gelişmiş modeli) çok daha etkili. Ancak Ankara henüz kararını veremedi. 1. Körfez Savaşı’nda (1991) Saddam, İsrail’e 39 Scud füzesi attığında Tel Aviv’in elindeki Patriot sistemi Irak’tan gelen eski füzeleri karşılamakta yetersiz kalmıştı. Füzelerin yüzde 22 kadarını karşılayabilmişti. Dolayısıyla Türkiye kendine uygun sistemi belirleyip bir an önce almalı. -Türkiye’ye en uygun sistem hangi ülkede var? Satın alabilir mi? Hükümetin, yüksek irtifalı hava saldırıları karşısındaki zafiyetimizi giderebilmek için giriştiği ihaleye 4 ülke ilgi gösterdi. ABD, kendi geliştirdiği Pac2 Gem T veya PAC 3 tipi Patriot sistemlerini 4 milyar dolara verebileceğini söyledi. Avrupalı füze konsorsiyumu Eurosam ise Sampt, Aster 30 ve Astrer 15 sistemlerini teklif etti. Çin, CP Miec HQ9 füzelerini vermek istiyor. Rusya da S300 PMU 2, S400 ya da diğer adı ile Antey 2500 sistemlerini satmaya çalışıyor. Türkiye’nin bütçesi 1,5 milyar dolar civarında. Ancak söz konusu ihaleyle 4 batarya-12 sistem satın almak istiyor. Dolayısıyla ihalenin 7 milyar doları aşacağı tahmin ediliyor. ABD’nin Ankara’nın istediği sistem için 10 milyar dolar fiyat çıkardığı ifade ediliyor. Bana göre Rusların Antey 2500 sistemi gerek teknik donanımı gerekse fiyatı bakımından daha makul. -NATO’dan gelen Patriot sistemleri yeterli mi? NATO çerçevesinde Almanya’dan gelen 2 Patriot bataryası Kahramanmaraş’a, Hollanda’dan gelen 2 Patriot sistemi Adana’ya, ABD’den gelen diğer 2 batarya da Gaziantep’e yerleştirildi. Fiziki ve teknik imkânları sınır bölgesinden gelebilecek balistik füze tahdidini karşılamada büyük rol üstlenecek. Ancak 910 km’lik Suriye sınırının tamamını korumaları mümkün değil. Patriotlar yaklaşık 100 km menzilde görev yapabiliyor. Radarlarının menzili 230 km civarında. Türkiye yıllar önce ihtiyaç duyduğu bu sistemi satın aldı. Ancak maalesef yıllar süren gecikmelerden dolayı göreve başlatamadı. Bugün sınırlarımızı gören Malatya Kürecik NATO Radarı ile Adana, Maraş ve Antep’i koruyan Patriot bataryalılarının bize ait olmadığı akıldan çıkarılmamalı. -NATO üyesi Türkiye Kürecik radarından istediği ölçüde istifade edemiyor mu? Kürecik’deki radar An Tpy 2 modeli. Bırakın Türkiye sınırını, tüm Ortadoğu’daki

hava hareketlerini anında görebiliyor. Üste Türk subayları görev yapsa da anlık bilgilerin Türkiye’ye ne zaman ve nasıl verildiği net değil. Mesela geçen haftalarda Akdeniz’de ABD-İsrail tatbikatı sırasında ateşlenen ABM Arrow 3 füzesini Karadeniz’deki Rus radarı tespit etti. Ancak Kürecik’in görüp görmediği, Ankara’ya bildirip bildirmediği net bilinmiyor. Bu durum bize Kürecik radarının da bize ait olmadığını hissettiriyor. -TSK’nın Suriye sınırına yerleştirdiği millî ‘Atılgan’, ‘Zıpkın’ füze rampalarının kabiliyeti nasıl? Atılgan ile Zıpkın sistemleri ‘Kaideye Monteli Stinger (KMS)’ sınıfına ait. Alçak irtifadan gelebilecek saldırıları önleyebilen, etkili uçaksavar füzeleri. Menzilleri 6-8 km arasında. Elimizde bulunan benzer bir sistem de Rapier. Uçaksavar füzeleri 9 km’ye kadar etkili oluyor. Orta irtifa için de Improwed Hawk füzelerimiz var. Bunun yanında Türkiye’nin elinde hassas vuruş gücüne sahip, çok namlulu topçu roketatar sistemleri (MLRS), uzun menzilli topçu roketleri (Yıldırım ve Kasırga) mevcut. Bunların bazılarını Çin’den alıp geliştirdi, menzili 100-300 km’ye çıkardı. Ayrıca Amerikan menşeli ATACMS topçu roket sistemleri 165 km mesafede oldukça tesirli ateş gücüne sahip. Deniz sahasında da Türk donanması Suriye’den kat kat üstün. Türk jetlerinin atabildiği ‘Harm Anti Radyasyon Füzeleri’ Esed’e denizde hâkimiyet alanı tanımıyor. Ancak dediğim gibi asıl eksiğimiz yüksek irtifalı balistik füze önleme sistemi. -Suriye, İran, İsrail gibi bölge ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye’nin hava savunması ve füze envanteri ne durumda? Komşularımız füze zengini. Ayrıca etkili hava savunma sistemleri de var. İsrail aktif olarak Demir Kubbe ve Arraw3 hava savunma sistemlerini kullanıyor. Suriye’nin BUK ve TOR M1 uçaksavar bataryaları aktif. Kıbrıslı Rumlarda da Rus S300 sistemi mevcut. Buna karşın biz maalesef füze ve elektronik sistem fakiriyiz. Türkiye’nin bu hale gelmesinde müttefik ABD’nin(!) ciddi katkısı var. Mesela Boeing’e milyar dolar ödenerek alınan HEİK uçaklarının teslim edilmemesine göz yumdu. T-Loramids projesinde (Yüksek irtifa füze önleme sistemi) olduğu gibi silahlı hücum helikopteri projesinde de Türkiye’ye yüksek fiyat, eksik sistem -teknoloji paylaşımı tavrını sürdürdü. Keza ücreti karşılığında sahip olduğu silahlı İnsansız Hava Araçları’nı Türkiye’ye vermedi. İsrail de müttefikim dediği Türkiye’yi sistemlerinden yoksun bırakmıştır. Ne yazık ki Türkiye’nin bu sistemleri üretmesi ve dışarıdan satın aldıklarının envantere dâhil edilmesi zaman alacağa benziyor.

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

KIMYASALLARI TESLIM ETSE DE TEHDIT! 1müdahaleyi durdurma karşı-

Şam yönetiminin, muhtemel

lığında kimyasal silahlarını uluslararası denetime teslim etme kararı rejimin oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmıyor. Bundan dolayı Washington yönetimi Rusya’nın önerisi, İran’ın desteğiyle gündeme gelen teklife ‘temkinli’ yaklaşıyor. Zira Esed rejimi kimyasal silahlarını verse bile halkına dönük katliamları, komşularına yönelik tehditleri sürdürme niyetinde. Hatta rejimin aylar sürecek kimyasal silah teslim sürecini yeniden toparlanma fırsatı olarak değerlendireceği öngörülüyor. Bir diplomatik kaynak, 10 Eylül’de

Başbakan Erdoğan başkanlığında, Dışişleri, İçişleri, Savunma Bakanlığı, MİT ve Genelkurmay’ın katılımı ile yapılan Güvenlik Zirvesi’nde konunun gündeme geldiğini, ancak rejimin elindeki kimyasallardan feragat edeceğine ihtimal verilmediğini söylüyor. Esed’in kısıtlı bir miktar kimyasal silahını gözden çıkarsa bile gizli laboratuarlarında yenilerini saatler içinde üretebileceğini vurguluyor. Kimyasal silahlar olmasa dahi rejimde bulunan uzun menzilli, kuvvetli patlayıcılar taşıyan konvansiyonel füzelerin tüm bölgeyi tehdit edeceğini hatırlatıyor.

Lale Kemal*:

NATO VARLIĞI ESED’İ CAYDIRMAYABİLİR Suriye’nin Türkiye’ye saldırma

1ihtimali düşük olmakla birlikte

varlığını koruyor. Esed rasyonel bir lider değil. Yani konvansiyonel füzeleri veya kimyasal silahlarıyla İsrail, Ürdün ve Türkiye’yi de hedef alabilir. Ancak saldırının dönüşünün ne denli ağır olacağının da farkında. Buna karşın Türkiye’nin tüm hava sahasını kapsayacak bir hava savunma sistemi yok. Kısmi, bölgesel savunma sağlayabilecek İngiliz menşeli sistemleri ihtiyacı karşılamıyor. Çünkü hava savunma sistemi, önceliklerimiz arasına girmedi yıllarca. Son dönemde yüksek irtifalı füze savunma sistemi açığı belirince ihale sürecine girildi. Ancak henüz alınamadı. Bunun için Adana, Maraş ve

Gaziantep’e konuşlanan NATO Patriot bataryalarının varlığı çok önemli. Türkiye’nin NATO üyesi olması, İzmir’de NATO karargâhının, Adana’da İncirlik Üssü’nün, Malatya’da NATO radarının bulunması Esed rejimini caydırmayabilir. Belki Esed, NATO’yu karşısına almamak için Türkiye’ye saldırmak istemez ama Türkiye her senaryoya hazır olmalı. Silah önceliklerini yeniden belirleyip gerekli kararı sadece askere bırakmadan tedarik etme yoluna girmeli. Hatta uzun menzilli füzelerde millî üretim yolu denenmeli. *Savunma dergisi Jane’s Defence Weekly’nin Ankara Temsilcisi


16 GÜNDEM

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

NE BAHTSIZ ŞEHIRSIN SEN DERSIM!

Güvercinlere taş atan vekil TUĞBA KAPLAN

1

Milletvekili olduğu günden beri dikkatleri üzerine çeken bir isim Hüseyin Aygün. Kaçırılmasıyla popülerliğinin daha da arttığı söylenen Aygün’ün son toplumsal olaylardaki tutum ve davranışları hafızlara kazılacak türden. Tanıyan isimlerin yorumlarıyla Hüseyin Aygün portresi… Tunceli’nin iki milletvekili var. Biri Türkiye’nin yakından tanıdığı bir isim; Kamer Genç. Diğeri ise yeni yeni tanımaya başladığımız CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün. Tunceli merkeze bağlı Pulê Dewresu (Erdoğdu) köyünde 1970 yılında doğar. Ankara Hukuk Fakültesi’nden mezun olur. Emine Aygün ile evli olan Hüseyin Aygün’ün Taylan Özgür ve Deniz İdil adlı iki çocuğu olur. Emek Partisi’ne (EMEP) dönüşen ve Marksist bir hareket olan Halkın Kurtuluşu çizgisiyle yakınlaşır. Fakülteden mezun olduktan sonra Ankara’da durmaz, hemen memleketine döner. Serbest avukatlığa başlar. Daha çok ceza davalarına bakar. Tunceli Barosu’nun kurulmasına öncülük eder ve 2003-2005 yılları arasında baroya başkanlık eder. Avukat kimliği bir süre sonra insan hakları aktivistliğine evrilir. Gözaltında kayıplar, 1994 yılında köylerin yakılması, Dersimlilerin zorla göçü, işkence ve adil olmayan yargılamalar, Dersim 1938 Katliamı başta olmak üzere Dersim’e dair pek çok hukuki girişimde bulunur. Bölgedeki çeşitli sivil toplum örgütleriyle yakın çalışmaları olur. 1938 felaketine olan ilgisi konuya dair üç kitap yazmasına vesile olur. Biri Zazaca olmak üzere üç kitabı yayınlanır: “Eve Tarixê Ho Têri Amaene”, “Dersim 1938 ve Zorunlu İskân” ve “0.0.1938 Resmiyet ve Hakikat”. Zazaca bir gazete çıkarılmasına da destek olur.

rinde Zaman Gazetesi’ndeki (Habip Güler, Zaman, 10 Kasım 2011) Dersim ile ilgili bir demeciyle dikkatleri üzerine çeker. Dersim’de yapılanı “ isyan” olarak sunan resmi tezi eleştirir. “Dersim’de kanlı şekilde bir katliam sergilenmesinde sorumlu kimdir?” sorusuna “Bana göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir, önce öyle söyleyeyim. Tabiî ki sonra CHP’dir. Atatürk’ün de bu olaylardan haberi vardı.” karşılığını verir. Aygün, CHP’nin bugüne kadar Dersim olayları konusundaki politikalarıyla tamamen ters düşer. Bu sözleri üzerine, CHP içinde Aygün’e karşı ciddi tavır alan, partiden ihracını isteyen milletvekilleri olur. Parti yönetimi de parti içinde Aygün’ün

uzun süre tartışılır.

açıklamaları üzerine savunmasını isteyince, Aygün ‘Sözlerim çarpıtıldı’ beyanında bulunur. Zaman Gazetesi açıklamayı ve ses kadını yayınlar ama Hüseyin Aygün sözlerinin arkasında durmaz.

milletvekili Sinan Aygün ise Cami-Cemevi Kültür Merkezi’nin açılış törenine katılanlar arasındaydı. Olaydan sonra konuşan Kemal Kılıçdaroğlu, Sinan Aygün’ün açılışa partinin bilgisi dahilinde gittiğini belirtirken, Hüseyin Aygün’ün ise partinin bilgisi dışında açılışta yer aldığını söyledi. Kılıçdaroğlu, “Orada bir çatışma çıkmış, halkla polis arasında daha şiddetli çatışma olmasın diye oraya gitmiş.” demekle yetindi.

Cami-cemevi açılışına taşlı-sopalı baskın Son olarak 8 Eylül Cumartesi günü Ankara’nın Mamak ilçesinde cami ile cemevini aynı bahçede buluşturan Cami-Cem Evi Kültür Merkezi açılışındaki görüntüleriyle gündeme geldi Hüseyin Aygün. Yüzü maskeli birtakım radikal gruplar, taş ve sopalarla, temel atma töreninin yapıldığı alana yürümek istedi. Polis, eylemcilere tazyikli su ve biber gazıyla müdahale ederken, eylemci grupların içerisinde CHP’li Hüseyin Aygün’ün olması da dikkat çekti. Bir diğer CHP

duydum. “ ‘CHP’li değilim’ dememe rağmen aday olmamı istedi ben de kıramadım.” Bu CHP milletvekili olmadan önceki Hüseyin Aygün’dü. Burada bir CHP’li isim yok. Milletvekili olduktan sonra Dersim meselesini gündeme getiren bir çıkış yaptıktan sonra ve kamuoyuna da yansıdığı gibi CHP genel merkezi ve Kemal Kılıçdaroğlu tarafından uyarıldıktan sonra bizim bildiğimiz tanıdığımız Hüseyin Aygün bir CHP’li Hüseyin Aygün haline geldi. Değişik slogan ve söylemler atan. Ergenekon’un avukatlığını yapan partinin tutumlarına destek veren biri oldu. AK Parti hükümetini icraatlarını ben de eleştiriyorum ama Hüseyin Aygün ağzını

Demokrat bir CHP için milletvekilliği Sene 2011. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, o yılki seçimlerde Tunceli’den ikinci milletvekilini çıkarabilmek için isim arayışına girer. Karşısına Hüseyin Aygün adının çıkmasının tesadüf olmadığı söylentileri yayılır. Bazıları akrabalık bağına işaret ederken, kimine göre de Aygün kentte sevildiği için, aday gösterilirse CHP’ye oy getireceği bellidir. Kılıçdaroğlu, Aygün’ü çağırıp partisinden aday olmasını önerir. Aygün, başlangıçta tereddüt eder. Ne de olsa CHP’li değildir. CHP’de ne yapar, dünya görüşüne uygun bir parti değildir! Kılıçdaroğlu, Dersim konusundaki çalışmalarını CHP çatısı altında sürdürebileceğini söyleyince milletvekilliği kapıları açılır. Verdiği bir söyleşide “Sol ve demokrat bir CHP oluşması için girmeliyim partiye. Dersim bir alt başlık. Sol ve sosyalist değerleri savunan, demokrasi mücadelesinin evlatlarından biri olarak Meclis’te olmalıyım.” diye neden CHP’ye katıldığını anlatır. CHP’nin birinci sıra adayı Kamer Genç’tir. Aygün de ikinci sırada, BDP’nin adayı sanatçı Ferhat Tunç ile çekişir seçimlerde. Türkçenin yanı sıra Zazaca seçim afişleri de hazırlaması büyük bir değişimdir CHP için. Kim bilir bu adım belki de parti içinde ileride yaşanacakların habercisiydi. Tunceli Valiliği afişleri kaldırtır kaldırtmasına ama artık Aygün amacına ulaşır. Aygün, BDP’yi ve Ferhat Tunç’u geride bırakarak seçilir. Milletvekili seçili ve artık Ankara yolu görünür. Parlamento’ya gelir gelmez, Meclis albümüne Zazaca bildiğini yazdırmak için uğraşır. Şu anda Meclis albümünde bu bilgiye veriliyor. Bütün metinlerde ve konuşmalarında Dersim milletvekili olarak takdim eder kendini.

Sözlerinin arkasında duramadı Taze milletvekili Meclis’teki ilk günle-

Başbakan’a ağır küfürler Ve Haziran 2013. Gezi olayları ülkenin dört bir yanına yayılmış eylemlerle protesto ediliyor. Hüseyin Aygün bu kez Twitter’dan gönderdiği mesajlarla sahnede. “Faşist Diktatörün polisinin plastik mermileri göstericiyi bu hale getirdi” cümlesiyle paylaştığı fotoğraf, birçok insanı kışkırtmaya yeter. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu Twitter’dan açıklama yaparak “Milletvekili Hüseyin Aygün’ün kullandığı polisi suçlayan bu fotoğraf, Arap Baharı’ndan alınmış fotoğraftır. Çok şükür ülkemizle ilgili değil.” der. Kısa sürede işin aslı ortaya çıkar. Fotoğrafın 25 Mayıs’ta Suriye askerlerince vurulmuş bir çocuğa ait olduğu söylenir. Olaya büyük tepki gösteren takipçileri bile Aygün’ü provokatörlükle suçlar. Aygün Gezi boyunca söylem ve davranışlarıyla hem dikkatleri çekmeyi hem de polemik oluşturmayı sürdürür. “Ankara Direnîşinden birkaç not: 1) Kızılay’da toplanan binlere gaz bombardımanı var, 2) Kitlenin cevabı …. Tayyip!’,++” yazılı tweeti

Yazar Cafer Solgun: Bizim bildiğimiz Aygün gitti, tipik CHP’li Aygün geldi Sayın Hüseyin Aygün’ü milletvekili olmadan önce tanıdım. Tunceli Barosu başkanlığını yaptı. Dersim ve çevresindeki insan hakları ihlali çalışmalarıyla tanıştım. Sonrasında Seyid Rıza’nın torunlarının vekâletiyle ve na’şına ne yapıldığına dair hukuki girişimleriyle tanıdım. Dersimle ilgili hukuki çalışmaları olan hukukçu bir arkadaşımız idi. Sadece Dersimin meseleleri ilgili sınırlı değildi kimliği. Araştırmaları kitapları olan çeşitli belgeler de yayınlayan bir yazar kendisi. Ve buraya kadar bir sürpriz yok. Sayın Aygün Kılıçdaroğlu’nun ricasıyla ya da dayatmasıyla aralarında akrabalık bağı olduğunu biliyorum. Onun ısrarı ile milletvekili olduktan sonra bizzat Aygün’ün ağzından

açınca ‘Faşist diktatör Tayyip’ diyor. Ben Hüseyin Aygün’den faşist diktatör Kenan Evren’le, 12 Eylül’ün 33. Yıldönümünde 12 Eylül davasının kapsamının genişletilmesiyle ilgili bir çaba görmedim. Tipik bir CHP’li haline geldiğini üzülerek görüyorum. Benim tanıdığım bildiğim Hüseyin Aygün bu değildi. Dersimli Hüseyin gitti CHP’li Hüseyin geldi. Dersim 38 gerçeğini Aygün benden çok daha iyi bilir. Bu gerçeğe dair bir çıkış yaptı ama ne bu çıkışın ne de sarf ettiği sözlerin arkasında durdu. Partisi tarafından kendisine bir ayar verildi. O da bu ayar çerçevesinde bir vekillik performansı sergilemek için elinden geleni yapıyor. Sayın Aygün buna mahkûm olmamalı. En azından ağzından çıkan cümlelerin Dersimlilerin arkasında durmalı bir mecburiyeti varsa o da bu olmalı.

Yrd. Doç. Dr. Ali Kemal Özcan: Türk Solu’nun geçmişten gelen çöküntüsünün sonucu Ben de Alevi bir aileden geliyorum ve o toplumda yaşıyorum. Hüseyin Aygün’le bir dostluğum da vardır. Ama ne var ki sosyal medya ve medya üzerinden verdiği çeşitli mesajlarını, davranışlarını doğru bulmuyorum. Aslında bu Türk solun geleneksel rahatsızlığın ve geçmişten gelen çöküntünün


17 GÜNDEM

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

MILLETVEKILI OLDUKTAN SONRA ZAMAN'A VERDIĞI RÖPORTAJ:

sonucu. Bana da bazen mesajları geliyor. Bazı gruplar içerden ve dışardan sınıfsal ve sosyolojik zeminler oluşturarak ülkeyi karıştırmak istiyor. Çatışmayı esleyecek herhangi bir söz ya da davranıştan kaçınılmalı. Mesela ben cami- cem evi projesini bazı gerekçelerden ötürü doğru bulmuyorum. Ama buna cephe alarak, taşla sopayla saldırmaya tepki göstermeye gerek yok. Konu metot olarak doğru olmayabilir. Fakat amaç çeşitli grupların bir araya gelmesi. İşin olumlu tarafından bakmak gerekiyor. Geleneksel sol 40 yıldır bir yere varamadığı için kavga ve çatışmalardan medet umuyor. Maalesef hemşerimiz de soldan gelen bu gelenekten payına düşeni almış ve öyle hareket ediyor. Oysa kışkırtıcı söylemlerden uzak durmalıyız. Artık kavga etmekten yorulmuş bir toplum var. Bugün çok şey değişmese de aslında çok şey değişmiştir. Şiddetle provokasyonla bir yere varılmaz. Sadece taş sopayla değil sözle de şiddete kavgaya yer vermemeli. Biz kendi mesaj ve eğilimlerimizi sözün en güzelliye ifade etmeliyiz. Metotlarımız birbirimizi incitici değil, uyarıcı geliştirici yanlışlardan arındırıcı mesajlar olmalı. Hüseyin Aygün’ün de bu metotlara riayet etmediğini düşünüyorum.

Sinan Aygün: Milletvekili eylemcilerle hükümet arasında köprü olmalı Hüseyin Aygün’le milletvekili olduktan sonra mecliste bir grup toplantısında tanıştım. Hatta soy isim benzerliğinden dolayı uzun bir diyaloğumuz olmuştu. Ben Hüseyin Aygün’ün son zamanlardaki tutum ve davranışlarından çok bir milletvekilinde asıl olması gereken duruşu anlatmayı tercih ediyorum. Toplumsal olaylarda milletvekili toplumu, halkı itidale davet etmeli. İnsanları sakinleştirmeli. Eylemcilerle hükümet arasında köprü olabilmeyi becermeli. Eylemcilerin

‘Dağda birkaç gün gezintiye çıktık’ 1medya olmak üzere, televizyon

12 Ağustos 2012. Başta sosyal

ve gazetelerin haber merkezlerinde bir telaş. ‘ Hüseyin Aygün kaçırıldı’ haberleri bir anda yayılır. Kim, niye, ne zaman, nerede sorularının cevabı kısa sürede cevabını bulur. Hüseyin Aygün yanında bulunan danışmanı Deniz Tunç ve Akşam Gazetesi muhabiri Kadir Merkit’le seçmen ziyareti için gittiği Ovacık ilçesinden Tunceli’ye dönmektedir. Bindikleri otomobilin önü saat 18.30 sularında PKK’nın sık sık yol kestiği Tunceli–Ovacık Karayolu 35. km’de Karafırtına ve Veliçeşmesi mevkiinde uzun namlulu silahları bulunan 2 PKK’lı tara-

polise taş- sopayla saldırmadan yasal haklar çerçevesinde gösteri yapabileceği gibi, polisin de orantısız güç kullanmaması gerektiğini düşünüyorum. Tabi her milletvekilinin tarzı başka oluyor. Bir de bugüne kadar ‘cemevleri ibadethane olsun’ talebi geldi. Yıllar sonra bu talep güzel bir projeyle hayata geçirildi. Bunun bu kadar tepkiyle karşılanmasını, yadırganmasını anlamıyorum. Kimse kimsenin ne namazına ne de semahına karışacak değil. Kimseyi asimile etme girişimi de değil. Bu bir birlik ve kardeşlik projesi.

Emirali Yağan: Sırrı Süreyya Önder gibi olmasını beklerdim Sayın Hüseyin Aygün, son dönem memleketimden seçilmiş bir milletvekili. Onun içinde siyaset yaptığı CHP’ye ne ölçüde inandığı, kendi inandıklarıyla partisinin nesine, nereden, hangi saiklerle bağlandığını

fından kesilir. Silah tehdidi ile araçtan indirilirler. PKK’lılar ‘ Hüseyin Aygün’ü alacağız. Birkaç gün misafir edeceğiz. Siz gidin’ diyerek ayrılırlar. Hüseyin Aygün 2 gün sonra serbest bırakılır ve basın toplantısı düzenler. Geldikten birkaç gün sonra kaçırılmasıyla ilgili yaptığı bu basın toplantısında kullandığı dilin yumuşaklığı dikkat çeker ve eleştirilir. “Beni kaçıran arkadaşlar ülkenin genç evlatları. Dağda birkaç gün gezintiye çıktık. Bırakırken sarıldılar, öptüler, ‘Bu kardeşlerini unutma abi’ dediler.” diye beyanda bulunur. Bu, Aygün’e “PKK ile danışıklı dövüş içinde” diyenleri doğrulayan bir açıklama olur.

bilemem. İzleyebildiğim kadarıyla muhalif çıkışları, açıklamalarıyla dikkat çeken bir performans sergiliyor. Zaman zaman tasvip etmediğim bir dil kullanıyor. Gerilim üzerine siyaset fikirsizlerin, argümansızların işi. Kendisinden daha nitelikli söylemler, son dönem meclisin en renkli siması; özgün birikimine, zekâsına, diline, adabına hayranlık duyduğum Mamak cezaevinden koğuş arkadaşım Sırrı Süreyya Önder’in gösterdiği sahicilikle, ağırlığınca yer tutmasını beklerdim. Öncesinde Aygün bir avukat, insan hakları savunucusu ve de Dersim 1938’e ilişkin tanıklıklar, resmi belgeler, tarihi sorgulamalar içeren kitaplarıyla az çok tanıdığım bir memleketlim. Milletvekilliğiyle, özellikle kaçırılması hadisesi ve salıverilmesinin sonrasında yaptığı açıklamalarla ülke çapında popüler bir isim haline geldi. Şahsen ben Sayın Aygün’ün CHP kürsü-

süyle tuttuğu politik cenaha yakın değilim. Onu, seçildiği bölge olarak Dersim’in özgün sorunlarının, tarihi mağduriyetlerinin, dili ve inancıyla temel aidiyetlerinin, ülkenin azları, azınlıkları, farklı inanç grupları, değişik sosyal kesimleriyle hak ve özgürlük taleplerinin takipçisi olabilecek bir milletvekili olarak mecliste bağımsız yer tutmasını isterdim. Bunu yaparken de eski kuşak Dersim kâmillerinin hakkaniyet ölçülerini hiçbir ikbal hesabına değişmemesini de dilerdim. Bütün bir dönemi Silivri avukatlığı üzerine geçirmiş CHP’nin muhalefet argümanları bazında sıkıştığı dar alanda onun da zaman zaman darallar geçirdiğini düşünmüyor değilim. “İnsan yaşadığı yere benzer; o yerin suyuna, havasına, toprağına” sirayet eden akıldışı söylemlerin, çığırtkanlıkların, kuru gürültülerin toplamına eklemlenebiliyor insan arzusu. Sayın Aygün’ü partisinden bağımsız düşünemem. Partisi CHP’ninse, adını taşıdığı cumhuriyet tarihinin gelmiş geçmiş en sorunlu, inandırıcılığını kaybetmiş partisi olduğunu ifade etmekten de beis duymam. Emsalleri tarihe karışmış, miadını doldurmuş mevcut yapısıyla tarihin önünde ayak sürüyen bir yerde duruyor... İnandığım o ki eskinin molozlarından yeni bir yapı inşa edilmiyor. Dünden sorunlu olan bugüne ve yarına karşılık gelmiyor. Mevzubahis olan 50 yıllık bir muhalefet partisiyse, zamanın sorunlarına, ruhuna, yığınların hak ve özgürlük talepleri ve beklentilerine karşılık gelebilen yeni bir muhalefet partisinin oluşmasına da varlığıyla engel teşkil ediyor. Bir insan, bir siyasal grup ya da parti gerçekten tarihin önünde ayak sürüyen bir raddeye gelmişse kendisini kenara çekmenin erdemini ortaya koyabilmeli ki yenilerine yol açılabilsin. Kuşaklardır CHP kanalından yol tıkalı. Ondan ümit yok!

Ali Ünal

Hacc’ın vakti Hacc Kur’ân’da, “Hacc, malûm (öteden beri bilinegelen) aylardadır.” (2: 197) buyrulur. Aynı Kur’ân’da Hacc’ın ifa zamanı için “malûm günler” (22: 28), ayrıca “sayılı günler” (2: 203) tabirlerini de okuruz. Hacc’ın zamanı ile ilgili bu tabirler ve Kur’ân’da Hacc’la ilgili daha başka âyetler, bize bütün yönleriyle Hacc’ın mahiyetini de anlatır. Hacc ayları olarak bilinen “malûm aylar”, Ramazan’dan sonraki Şevval ve Zilkade aylarıyla, Zilhicce’nin ilk 10–13 günüdür. Hacc, sadece bilinen manâda ibadet değildir. Hacc’da bütün İslâm Ümmeti’nin daha başka önemli menfaatleri de vardır ki, Kur’ân-ı Kerim, Hacc emrinin tebliğini buyururken, bu menfaatlere vurgu yapar: “Ve bütün insanlar içinde Hacc’ı ilan et ki, gerek yaya, gerekse dünyanın dört bir köşesinden yola çıkan ve yolculuktan zayıf düşmüş develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler de, Hacc’da kendilerini bekleyen

menfaatleri müşahede etsinler... (22: 27–28).” Hacc, İslâm Ümmeti adına yıllık çok önemli siyasî bir kongre, aynı zamanda bir ticarî fuardır. İslâm öncesi Cahiliye döneminde dahi Hacc, ibadet cihetiyle kendisinden çok şey kaybetmiş olsa da, siyasî kongre ve özellikle ticarî fuar olma fonksiyonlarını koruyordu. Ne yazık ki, onun bu ikinci yanı zamanla unutulup giderken, ibadet yanı da daha çok şekillerden, merasimlerden ibaret hale geldi. Ramazan ayının çıkışıyla birlikte Hacc başlar. Hacc, esasen Ümmet’in liderinin bizzat kendisinin veya tayin edeceği bir emirin rehberliğinde yapılır. Şevval ve Zilkade aylarında hacı namzetleri harekete geçer. Evet, bu aylarda en azından Mekke’de fuarlar kurulmalı, İslâm dünyasından Müslüman işadamları bu fuarlarda buluşmalı ve Ümmet’in ekonomik meseleleri görüşülmeli, karşılıklı alışverişler, iş ve ticaret akitleri yapılmalıdır. Yani Hacc, Müslümanların ekono-

mik bağımsızlığı ve karşılıklı yardımlaşmaları adına eşi bulunmaz bir fırsattır, bir imkândır. İkinci olarak, Hacc, siyasî bir kongredir de. İslâm dünyasından devlet adamları Hacc’da bir araya gelmeli, karşılıklı istişareler yapmalı, Ümmet’in meselelerini görüşmelidirler. Cahiliye döneminde çokları, ibadetten ziyade ekonomik faydaları yönüyle Hacc’a gelirlerdi; elbette bu, İslâm geldikten sonra da devam etti. Bu sebepledir ki Kur’ân-ı Kerim, Hacc’ı anlatırken bazılarının sadece dünya menfaati hedefi taşıdığı, Allah’tan sadece dünya adına istekte bulunduğu ve böylelerinin Âhiret’te nasiplerinin olmayacağı, oysa Allah’tan Hacc münasebetiyle de hem dünya, hem Âhiret için güzel olanın istenmesi gerektiği ikazında bulunur (2: 200–201). Zilhicce’nin 8’inci günü “ibadet” olarak Hacc başlar ve onun hangi rüknünün, farzının, vâcibinin, sünnetinin hangi günlerde ifa edileceği bellidir. İşte Kur’ân, Hacc’ın Are-

fe’den bir gün önce başlayan ve bir haftaya yakın süren “ibadet” dönemi için “malûm günler”, bu günlere dahil olan bayramdan sonraki Mina günleri için “sayılı günler” tabirini kullanır. Hacc’ın menasiki bu günlerde yerine getirilir. Zilhicce’nin 8’inci günü Mina’ya çıkılıp burada gecelenir; 9’uncu, Arefe Günü’nün sabahı Arafat’a hareket edilir; o gün burada geçirilir, vakfe yapılır; güneşin batımıyla beraber Müzdelife’ye doğru akılır ve Müzdelife vakfesi ifa edilir. Bayram günleri de Mina’da tercihe göre iki veya üç gün kalınır. Hacc’ın ikinci aslî rüknü, farzı olan ziyaret veya ifaza tavafı ise, Zilhicce’nin 10-12’nci, Kurban Bayramı’nın ilk üç günü, mümkün olmazsa ömrün kalan herhangi bir gününde yapılabilir. Hacc, mutlaka, en güzel şekilde yerine getirilmeli ve Hacc’a “şedd-i rihal” edilmelidir.


18 GÜNDEM

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

SÜNNI VE ALEVI IŞADAMLARI FINANSE ETTIKLERI CAMI-CEMEVI PROJESINI ANLATTI:

Toplumsal barışa tuğla koyuyoruz İLYAS KOÇ ANKARA

Toplumdan büyük destek gören cami ve cemevi projesinin mimarları konuştu. Ankara’nın Mamak ilçesinde temeli atılan merkezin finansmanını ilk etapta 3 Alevi, 3 Sünni işadamı üstleniyor. Yöneltilen eleştirileri haksız bulan işadamları, “Toplumsal barışa tuğla koyuyoruz.” diyor. Ankara’nın Mamak ilçesinde geçen hafta temeli atılan ‘Cami-Cemevi Kültür Merkezi’ni hedef alan eleştirilere en anlamlı cevap projeyi finanse eden işadamlarından geldi. İşadamları, projenin, çıkarılmak istenen mezhep kavgasını engelleyeceğine inandıklarını belirtiyor. Sünnî ve Alevî kesimden birçok kişinin kendilerine maddî destekte bulunmak istediğini belirten işadamı Hüseyin Saruhan, “Amacımız toplumsal kardeşliğe sağlam bir tuğla koymak.” ifadelerini kullanıyor. Bayram Tarcan ise “Bu projenin finansmanını Sünni kardeşlerimizle el ele vererek üstlendik. Proje, aslında ne kadar çok ortak yanımız olduğunu iki kesime de gösterecek.” diyor. Projenin finansmanını ortaklaşa üstlenen Alevi ve Sünni işadamları, konuştu. İlk etapta 3 Alevi, 3 Sünni işadamının üstleneceği proje hakkında bilgi veren Ankaralı müteahhit Hüseyin Saruhan, ‘toplumsal kardeşliği perçinleyecek olan bu projeyi çok önemsediğini’ aktardı. “Çünkü yüz yıllarca kardeşçe yaşayan, Çanakkale’de beraber savaşan bu toprağın evlatlarının arasına nifak tohumları ekmeye çalışanlar var.” ifadelerini kullandı. Amaçlarının ayrıştırmak değil birleştirmek olduğunu vurguladı. Saruhan, “Cami-cemevi projesi çok cesur bir adım. Bunun günümüzün önemli âlimlerinden biri olan Fethullah Gülen Hocaefendi’nin tavsiye ve işareti ile yapılması da çok önemli.” dedi. Alevi-Sünni kardeşliğini isteyen herkesin bu projeye destek çıkması gerektiğini aktardı. İşadamı, “Bize her iki kesimden de, yani Alevi ve Sünni işadamı arkadaşlarımızdan projeye maddi destekte bulunmak istedikleri yönünde birçok telefon geldi. Bu çok sevindirici bir gelişme. Demek ki, marjinaller eleştirirken asıl taban bunu istiyor.” sözleriyle memnuniyetini dile getirdi.

Ortak yanlarımızın çokluğunu gösterecek Bir diğer işadamı matbaacı Bayram Tarcan da ülkenin son yıllarda karanlık mihraklar tarafından Alevi ve Sünni şeklinde

İşadamları, (soldan sağa) Hüseyin Saruhan, Bayram Tarcan, Şaban Başdurak, Hüseyin Yörük, “Bu proje, kardeşliğimizin çimentosu olacak.” diyor.

kamplara ayrıştırılmak istendiğine dikkat çekti. Tarcan, “Maalesef geçmişte bu karanlık güçler, Maraş’ta, Çorum’da benzer oyunu oynadılar. Biz aynı oyunun oynanmaması ve tekrar Maraş, Çorum olaylarının olmaması için kardeşliğimizi kuvvetlendirecek projelere

destek vermek gerektiğini düşündük.” dedi. Demokratik zeminde her türlü eleştirinin yapılabileceğini ancak şiddete dönüşen eylemlerin ülkeye büyük zarar vereceğini kaydetti. Bir dönem ‘Alevi’ kelimesinin bile hakaret amaçlı kullanıldığını belirten Tarcan,

Bilgilerinizi ÇALDIRMIŞ olabilirsiniz

Bu cep telefonu uygulamasına dikkat!.. ZAMAN İSTANBUL

1mağazalarından milyonlarca kullanıcı AppStore ve Google Play uygulama

tarafından indirilen CIA (Caller Identification App) adlı uygulama, rehberinizi kendi veritabanına kopyalıyor. Avusturya merkezli şirket, uygulamayı indiren kişilerden aldığı izinle(!) veri tabanını her geçen gün daha da büyütüyor. Uygulamada, kullanıcılardan rehberlerindeki tüm bilgileri almak için izin isterken kabul anlamına gelen ‘devam’ butonu oldukça görünür olmasına rağmen, ‘vazgeç’ butonunu dikkatlerden kaçabilecek kadar küçük görünüyor. Bu sayede kullanıcılar, programı kurmak için devam etme olarak algılayıp ‘devam’ butonuna basarak, CIA adlı uygulamasının veri tabanını günden güne genişletiyor.

Numaranızın bu uygulamanın veri tabanına kayıtlı olmasını engellemek de çok kolay değil. Siz uygulamayı hiç yüklememiş olsanız bile numaranızı bilen biri eğer bu uygulamayı telefonuna yükler ve rehberine ulaşım izni verirse, telefon numaranız sisteme otomatik olarak kaydediliyor. Bu tür şirketler, kullanıcıların kendi rızaları(!) ile paylaştıkları rehber bilgilerini, belli ücretler karşılığında veri tabanlarını başka firmalara veya kişilere satabiliyor.

CIA YALNIZ DEĞİL CIA’in yanı sıra Tango, WhatsApp, Viber, MessageMe, WeChat, Line gibi uygulamalar da rehberinizi kendi veri tabanlarına kopyalıyor. Yazışmalarınız, paylaştığınız video ve fotoğraflar da aynı şekilde saklanıyor.

SADECE TELEFON NUMARALARINIZ TEHLİKEDE DEĞİL CIA adlı uygulamanın tehdit oluşturabilecek diğer bir yönü ise, telefonunuzun rehberine numaralarınızın dışında, kaydettiğiniz kimlik numaralarınız, şifreleriniz ve kodlarınız da kopyalanma tehlikesi.

NUMARANIZI NASIL SİLEBİLİRSİNİZ? Numaranız kopyalandı diye hemen endişelenmeyin! CIA uygulamasının veri tabanından, kendinize ve ailenize ait numaraları silmek mümkün. CIA adlı uygulamanın web sitesine tıklayarak Türkiye’deki kullanıcıların numaralarını sakladığı bölüme gelip ‘numaramı sil’ butonuna ile rehberden kaydınızı silebilirsiniz. Bunu aileniz ve diğer tanıdıklarınız için de yapabilirsiniz. Numaranızı silmek için bu linki tıklayın: http://cia-app.com/delist-turkey

şöyle devam etti: “Çok şükür ki o dönemler geride kaldı. Bizim ayrımız gayrımız yok. Dinimiz bir. Allah’ımız bir. Küçük farklılıklarımızı büyütmeyelim. Ortak noktalarımız daha fazla. Cami-Cemevi Kültür Merkezi bizim aslında ne kadar çok ortak yanımız olduğunu iki kesime de gösterecek.” Ankara’da marketler zinciri bulunan işadamı Şaban Başdurak da projenin çok heyecan verici olduğunu şu sözlerle anlattı: “Yıllardır bu toplumda çıkarılmak istenen kavgayı engellemeye yönelik en somut adım. Proje kardeşliğimizin çimentosu olacak.” Her caminin yanına bir cemevi yapmak gibi amaçlarının olmadığını kaydeden Başdurak, “Bazıları, cemevini caminin alternatifi olarak görüyor. Oysa cami cemevinin, cemevi de caminin alternatifi değildir.” değerlendirmesinde bulundu. Bir diğer işadamı sanayici Hüseyin Yörük ise cami ve cemevinin aynı kampüste olmasının Türk halkının engin hoşgörüsünü de yansıttığını aktardı. Yörük, “Biz istiyoruz ki Sünni kardeşlerimizle beraber önyargıların ve kavganın olmadığı bir toplum düzeni tesis edelim. Bu proje bizi birbirimize yaklaştıracak en önemli adımlardan biridir.” dedi.


İffette kadın-erkek eşitliği

Yaşlandıkça kırılganlaşıyor insan

Hac öncesi helalleşme


18 - 24 EYLÜL 2013

ERKEĞE HER ŞEY MUBAH MI?

İffette kadın-erkek eşitliği ARİFE KABİL İSTANBUL

1herkes için şart olduğu belirtilse de Ayet ve hadislerde iffetin erkek-kadın

‘erkek adam yapar, erkeğin elinin kiri’ zihniyeti toplumdaki yozlaşmayı körüklüyor. Oysa Allah (cc) Nur Suresi’nde, “Ey Peygamber! Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan çevirsinler, ırzlarını korusunlar. Böyle yapmaları kendileri için daha temiz bir davranıştır.” buyuruyor. Edep, merhamet, hayâ, iffet... Bütün bunlar yaratılmışların en üstünü olan insanı daha da değerli kılan hasletler. Toplumumuz ise Allah’ın bütün kullarından istediği bu güzellikleri, sadece kadınlardan bekleyip erkeklerden esirgiyor. Aileler kız çocuklarının edep ve iffetine gösterdiği hassasiyetten erkek evlatlarını mahrum ediyor. İlahiyatçılar neredeyse bütün ahlaki meseleleri kadınlar üzerinden tartışıyor. Kadınlarla aynı ortamları paylaşan erkeklerin edebe riayet ölçüsü ise genelde gözden kaçan konulardan. Öyle ki sokak ortasında küfürler savurmak, bağırıp çağırmak ya da kaba hareketlerde bulunmak neredeyse erkekliğin şiarlarından kabul edilecek. Ya da kadının kendisini her türlü lüzumsuz muhabbetten sakındığı bir ailede erkeğin örneğin iş ortamındaki rahat hal ve davranışları… Yaz ayında sıklıkla şahit olunan bir diğer çelişkili manzara ise eşinin tesettür kaygısından dolayı giremediği plajları rahatlıkla kullanan erkeklerin hali. Zira dinimizde tesettüre aykırı giyinmek kadar harama bakmanın da günah olduğunu biliyoruz.  Bu gibi örneklerin sayısını artırmak mümkün.   Ayet ve hadis-i şerifler net bir şekilde iffet, edep ve utanma duygusunun herkes için şart olduğunu belirtse de ‘erkeğin elinin kiri’ zihniyeti toplumdaki yozlaşmayı körüklüyor. Son dönemlerde kadın-erkek eşitliği ve özgürlük adıyla yürütülen, ‘benim bedenim’ gibi kampanyalar bazı güzel hasletleri kadından  da almaya çalışıyor. Sürekli kadınların özgürlüğü üzerinden karşı çıkılan meselenin diğer boyutu ise bu inanışla yetişen erkeğin kendi önündeki günah kanallarını meşrulaştırması.

Edep erkeğe de yakışır Müminun Suresi’nde Allah (cc) “Müminler, namazlarını huşu içinde kılar, boş lüzumsuz şeylerden yüz çevirir, zekâtlarını verir, iffetlerini korur, emanet ve ahitlerine riayet eder.” buyurarak iffeti, kadın erkek herkes için mümin olmanın işaretlerinden sayar. Yine Nur Suresi’nde iman edenler arasında hayâsızlığın yayılmasını isteyenler için dünyada ve ahirette elim bir azaptan bahsedilir. İnsanlığın iftihar tablosu Peygamber Efendimiz (sas),

kadın-erkek herkesin örnek alması için gönderilmiş bir edep abidesiydi. Ümmetini her zaman güzel ahlaka davet eden Efendimiz, “Hayânın azlığı küfürdendir.” hadis-i şerifi ile utanma duygusunun imandan geldiğine işaret eder ve burada da kadın erkek ayrımı yapmaz.

Efendimiz (sas) dualarında iffet isterdi İffet konusuyla  erkeklerin de muhatap olduğunu gösteren en güzel örnek ise Hz. Yusuf’un hayatıdır. Kur’an-ı Kerim’de erkeklerin iffeti konusunda Hz. Yusuf’un hayatı nazara verilir. Rabbimizin ahsenü’l-kasas yani kıssaların en güzeli diye nitelendirdiği kıssada, Hz. Yusuf’un Mısır azizinin karısı Züleyha’nın teklifine karşı ‘Maazallah’ (Allah Korusun) duasıyla iffetini koruması anlatılır. İffetsizliğe vesile olan davranış hiçbir yoruma ihtiyaç bırakmayacak kadar net bir şekilde

tarif edildikten sonra böyle bir yanlışın karşısında nasıl durulması gerektiği ifade edilir. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kamil Yaşaroğlu, edebin insan hayatının bütününü kuşatan bir kavram olduğunu anlatıyor. Edebi, “Dinin hoş gördüğü, aklın güzel saydığı bütün tavır ve sözler, zarafet, nezaket, lütuf ve insaf gibi güzel sıfatların her biri.” şeklinde açıklayan Yaşaroğlu, bu ölçüler içinde hareket etmenin aynı zamanda Allah’ın huzurunda olmanın bilincinden kaynaklandığını vurguluyor. Yaşaroğlu, Kur’an-ı Kerim’de erkeğin de en az kadın kadar iffetini koruması gerektiğine dikkat çekiyor. Nitekim Allah (cc), Nur Suresi’nde, “Ey Peygamber! Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan çevirsinler, ırzlarını korusunlar. Böyle yapmaları kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdar-

dır. Mümin kadınlara da söyle. Gözlerini haramdan çevirsinler, ırzlarını korusunlar. Zorunlu görünen kısımlar dışında ziynetlerini göstermesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine kadar örtsünler.” buyuruyor. Kamil Yaşaroğlu, iffet duygusunun bir müminin çirkinliklere, haramlara bulaşmasını önleyen kalkan olduğunu söylüyor. Günümüzde iffetin sadece kadınlarda bulunması gerektiğine inanıldığını anlatan Yaşaroğlu, “Bu doğru değil. Erkeklerin iffetsizliğine müsamaha ile bakmak İslami bir anlayış olamaz.” uyarısını yapıyor. Yaşaroğlu, Allah Resulü’nün,  Cenab-ı Hak’tan sık sık dualarında takva ve iffet istediğini hatırlatıyor. Peygamberimiz, (sas) “Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve istiğna hali istiyorum.” duasıyla kendisine bahşedilen güzel hasletlerin devamını isterdi.


18 - 24 EYLÜL 2013

Hac öncesi helalleşme AHMET KURUCAN İSTANBUL

sanı annesinden doğduğu gün gibi günahsız, masum yapacak olmasının rolü büyük. Bu tesbit ve yorum üzerine şimdi soralım; bunu hakkıyla değerlendiriyor muyuz? Aslında olması gereken haccı beklemeden helalleşmek ama diyelim ki bekledik, bugünlere geldik ve bir ay sonra hacca gideceğiz; haklı da olsak, haksız da olsak karşılıklı hak ve hukukumuzun olduğu kişilerle helalleşecek miyiz? Niye bu soru? Çünkü bu gerçeğe ve bu fırsata rağmen inadına kurban olup helalleşmeyenler de var aramızda. Bir inad, maddi bir çıkar, yanlış anlaşılan onur ve izzet uğruna annesinden doğduğu gün gibi tertemiz olma fırsatını kaçıranlar da var.

1görenektir hacca gidecek olanların Güzel bir âdettir, örftür, gelenektir,

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

18.09.2013 19.09.2013 20.09.2013 21.09.2013 22.09.2013 23.09.2013 24.09.2013

4 54 4 55 4 56 4 57 4 58 4 59 5 00

16 28 19 28 20 48 16 26 19 25 20 45 16 25 19 22 20 42 16 23 19 20 20 40 16 21 19 17 20 37 16 19 19 15 20 35 16 17 19 12 20 32

ODENSE

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

18.09.2013 19.09.2013 20.09.2013 21.09.2013 22.09.2013 23.09.2013 24.09.2013

5 03 5 04 5 05 5 06 5 07 5 07 5 08

16 37 16 35 16 34 16 32 16 30 16 28 16 26

AARHUS

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

18.09.2013 19.09.2013 20.09.2013 21.09.2013 22.09.2013 23.09.2013 24.09.2013

5 03 5 04 5 05 5 06 5 07 5 08 5 09

16 37 16 35 16 34 16 32 16 30 16 28 16 26

6 42 13 11 6 44 13 11 6 46 13 10 6 48 13 10 6 50 13 10 6 52 13 09 6 54 13 09

6 51 13 20 6 53 13 19 6 55 13 19 6 57 13 19 6 59 13 18 7 00 13 18 7 02 13 18

6 51 13 21 6 53 13 20 6 55 13 20 6 57 13 20 6 59 13 19 7 01 13 19 7 03 13 18

19 36 20 56 19 34 20 54 19 31 20 51 19 29 20 49 19 26 20 46 19 23 20 43 19 21 20 41

19 38 20 58 19 35 20 55 19 32 20 52 19 30 20 50 19 27 20 47 19 24 20 44 19 22 20 42

GÖTEBORG

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

18.09.2013 19.09.2013 20.09.2013 21.09.2013 22.09.2013 23.09.2013 24.09.2013

4 55 6 43 13 13 4 56 6 45 13 13 4 57 6 47 13 13 4 58 6 49 13 12 5 00 6 52 13 12 5 01 6 54 13 12 5 02 6 56 13 11

16 28 19 31 20 51 16 26 19 28 20 48 16 24 19 26 20 46 16 22 19 23 20 43 16 20 19 20 20 40 16 18 19 17 20 37 16 16 19 14 20 34

STOCKHOLM

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

18.09.2013 19.09.2013 20.09.2013 21.09.2013 22.09.2013 23.09.2013 24.09.2013

4 30 6 18 12 49 4 31 6 20 12 49 4 32 6 22 12 48 4 34 6 25 12 48 4 35 6 27 12 48 4 36 6 29 12 47 4 37 6 31 12 47

DRAMMEN

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

18.09.2013 19.09.2013 20.09.2013 21.09.2013 22.09.2013 23.09.2013 24.09.2013

5 01 6 49 13 20 5 02 6 51 13 20 5 04 6 54 13 20 5 05 6 56 13 19 5 06 6 58 13 19 5 07 7 00 13 19 5 09 7 03 13 18

16 33 19 40 21 00 16 31 19 37 20 57 16 29 19 34 20 54 16 27 19 31 20 51 16 24 19 28 20 48 16 22 19 25 20 45 16 20 19 22 20 42

16 02 19 08 20 28 16 00 19 05 20 25 15 58 19 02 20 22 15 56 18 59 20 19 15 54 18 56 20 16 15 52 18 53 20 13 15 50 18 50 20 10

Bulunduğunuz şehrin namaz vakitleri için: http://www.zaman.com.tr/namaz.do

Ne olur; gelin inad etmeyelim. Allah inadı insanlara hakta sebat için vermiştir. Bu duyguyu yanlış yerlerde kullanarak şeytana oyuncak olmayalım. Haklı da olsak, hakkımızın geçtiği insanlarla helalleşelim. Kâbe’ye yüz sürerken, Efendimiz’den şefaat dilerken kalbimiz ve aklımız tıpkı bedenimiz gibi tertemiz olsun. Söylemlere, gösterişlere bina etmeyelim Müslümanlığımızı. “Hayatı müsvedde yaşamayın; temize çekmeye vaktiniz olmayabilir” diyor ya Necip Fazıl; helalleşmeyi bir başka zamana havale etmeyelim ve bu fırsatı değerlendirelim. Hayata yeniden başlangıç yapacağımız hac sonrası hayatımız için kendimizi hacca gitmeden sıfırlayalım. İnşaallah “ben”in “biz” ve “O” içinde eriyeceği bu kutlu yolculukta ben’i eritmeye şimdiden başlayalım. “Enaniyet cihetiyle yok olalım.” Yok olalım ki varlığa erelim. Zira yok, yok olmazsa var olamaz. Aksi halde kalb, ruh ve beden üçlüsünün birlikte yapacağı bu yolculukta kalb ve ruh bedene eşlik etmez. O zaman yaya kalır beden o uzun yollarda. Kâbe’ye ulaşsa bile kalb ve ruh ona refakat etmediği için hiçbir mana ifade etmez bedenin çektiği onca sıkıntı, katlandığı onca meşakkatler. Nitekim Efendimizin haram para ile yapılmış hac yolculuğu için benzeri beyanları var. Kim bilir belki de aynı şey burada da geçerlidir ve kim bilir belki de Allah hacda af fermanı almayı sebepler planında helalleşmeye bağlamıştır ki bu yazıya konu teşkil eden hadisi böyle anlamak ve yorumlamak mümkün diye düşünüyorum.   Bir kez daha hatırlayalım Efendimizin (sas) Arafat’taki beyanını isterseniz: “Allah bugün size büyük bir lütufta bulunmuş ve aranızdaki haklar hariç günahlarınızı affetmiştir.”

OSLO

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

18.09.2013 19.09.2013 20.09.2013 21.09.2013 22.09.2013 23.09.2013 24.09.2013

4 59 6 47 13 18 5 00 6 49 13 18 5 01 6 51 13 17 5 03 6 54 13 17 5 04 6 56 13 17 5 05 6 58 13 16 5 07 7 01 13 16

HELSİNKİ

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

18.09.2013 19.09.2013 20.09.2013 21.09.2013 22.09.2013 23.09.2013 24.09.2013

5 02 6 50 13 21 5 03 6 52 13 21 5 04 6 54 13 21 5 06 6 57 13 20 5 07 6 59 13 20 5 08 7 01 13 20 5 10 7 04 13 19

16 33 19 41 16 31 19 38 16 29 19 35 16 27 19 32 16 25 19 29 16 23 19 26 16 20 19 23

TAMPERE

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

18.09.2013 19.09.2013 20.09.2013 21.09.2013 22.09.2013 23.09.2013 24.09.2013

5 05 6 53 13 26 5 07 6 56 13 26 5 08 6 58 13 25 5 10 7 01 13 25 5 11 7 03 13 25 5 13 7 06 13 24 5 14 7 08 13 24

16 30 19 38 20 58 16 28 19 35 20 55 16 26 19 32 20 52 16 24 19 29 20 49 16 22 19 26 20 46 16 20 19 22 20 42 16 18 19 19 20 39

16 36 16 34 16 32 16 30 16 27 16 25 16 23

21 01 20 58 20 55 20 52 20 49 20 46 20 43

19 47 21 07 19 44 21 04 19 40 21 00 19 37 20 57 19 34 20 54 19 31 20 51 19 28 20 48

NAMAZ VAKİTLERİ

KOPENHAG

doğduğu gün gibi ak ve pâk olma müjdesini kaybetmek istemiyor. Düşünebiliyor musunuz, ahirete, cennet ve cehenneme inanmış ve günahlara bata çıka bugünkü yaşına gelmiş bir mümin için annesinden doğduğu gün gibi ak ve pâk olma; basite indirgenecek, “aman canım sen de” diyerek elinin tersiyle itilecek bir fırsat mıdır bu? Tabii ki değil. Aynı istikamette bir başka hadiseyi daha nakledeyim; Ubade b. Samit anlatıyor. Veda haccında Efendimiz (sas) Arefe vakfesi sonrası Müzdelife’ye gitmeden önce şunu söylüyor: “Allah bugün size büyük bir lütufta bulunmuş ve aranızdaki haklar hariç günahlarınızı affetmiştir.” Dikkat ettiniz mi ilk hadiste mana, muhteva ve mantuku esas alıp “kul hakları” diye izah getirdiğimiz “kötü söz ve davranışlardan sakınır, günahlara bulaşmazsa” sözünü, Ubade b. Samit rivayetinde Allah Rasulü (sas) “aranızdaki haklar” diyerek açıkça ifade ediyor. Konuşmanın devamında söylediği bir başka beyan daha var ki Efendimiz’in (sas) verdiği apaçık bir müjde bu ümmet-i Muhammed için. Ehemmiyetine binaen onu da kaydedeyim: “Sizin iyileriniz sebebiyle kötülerinizi de bağışlamış; iyilerinize de isteklerini vermiştir. Haydi şimdi Allah’ın ismiyle Müzdelife’ye doğru hareket ediniz.” Evet; hac öncesi helalleşmenin bu kadar yaygınlık kazanmasında mebrur haccın in-

FİNLANDİYA

DANİMARKA

Aslında bu tur vak’aların derinlemesine içine girip bir baksanız; karşınıza dünya çıkıyor. Meblağ ne kadar çok olursa olsun

para; ne kadar büyük olursa olsun arsa-tarla ve yukarıda bir cümle ile ifade ettiğimiz ve bana göre yanlış anladığımız onur, izzet ve haysiyet çıkıyor. Benim sözünü ettiğim helalleşme işte tam bu aşamada ayrı bir önem kazanıyor. İster maziye doğru uzanan küskünlük ve dargınlıklar isterse küslük-dargınlık olmasa da karşılıklı ticari ilişkilerin, sık dokulu beşeri münasebetlerin sebebiyet verdiği haklardan dolayı helalleşmede hac devreye giriyor. Bizzat şahidi olduğum onlarca örneğin şehadetiyle sabit ki hac, o ana kadar barıştırma adına araya giren hatırlı kişilerin yapamadığını yapıyor ve adeta bir sihirli değnek gibi tarafların her şeyi bir kenara atmasına, barışmasına ve hepsinden önemlisi helalleşmesine vesile olabiliyor. Güzel mi bu? Elbette çok güzel. Ferdi ve içtimai, dünyevi ve uhrevi hayatımız için faydalı mı? Hiç şüphesiz faydalı. Güzel ve faydalı ama bu benim “Neden hac ve neden şimdi?” sorusunu cevaplamıyor. Sözü fazla uzatmadan cevabını ben vereyim; çünkü Efendimiz (sas) “Kim ihlaslı olarak hacca gider, bu esnada kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara bulaşmazsa –kul hakları hariç- annesinden doğduğu gün gibi günahlarından arınmış olarak vatanına döner.” buyuruyor. İşte insanımız Efendimiz’in (sas) bu hadisinde vermiş olduğu annesinden

İSVEÇ

Altında hep ‘dünya’ yatıyor

‘Ben’i şimdiden eritelim

NORVEÇ

hac öncesi helalleşmesi. Yanlış anlaşılmasın; âdet, örf, gelenek, göreneği bir çizgide sıralamam bu kavramlar arasında fark olmadığını göstermez; dayanmış olduğu dini, tarihi ve kültürel temeller itibarıyla elbette bunlar arasında fark var. Buna rağmen böyle yapmam biraz lafın gelişi; biraz da Edirne’den Kars’a kadar halkımız arasında genel kabul görmüş bir uygulama olması dolayısıyladır. Hiç düşündünüz mü hac öncesi bu helalleşmenin dayanağı nedir diye? İhtimal düşünmüş ve biliyorsunuzdur; kul hakkı. İyi ama bu kul hakkının hac ile alakası ne? Eğer ortada helalleşmeyi gerektiren bir hak söz konusu ise, neden hemen helalleşilmiyor da hac öncesine kadar bekleniyor? Ecelin gizli olduğu ve ölümün her an başımıza gelebileceği gerçeğine binaen, helalleşmeyi gerektiren bir hakkın olduğunu fark ettiğimiz anda; her işimizi bırakıp helalleşme arayışı içine girmeli değil miyiz? İnancımız bunu gerektirmez mi? Eğri oturup doğru konuşalım; gıybet ederek, suizanda bulunarak, yalan söyleyerek, alışverişte aldatarak, mahkemede yalancı şahitlik yaparak ve benzeri nice ete-kemiğe bürünmüş amellerle kul hakkına girdiğimizin farkındayız ama helalleşmede aheste revlik ediyoruz. Belki onurumuza, yanlış anladığımız izzetimize yediremiyoruz. Yanlış yapıyoruz ve ihtimal ahirete gidince, hesap-kitap-mizan gerçeği ile yüz yüze gelince anlayacağız yanlış yaptığımızı. O zaman da iş işten geçmiş olacak. Hatta öyle vak’alar var ki bırakın arkadaşı, dostu; öz be öz kardeşler arasında yıllardır devam edegelen küslükler, dargınlıklar var. Hatta anne-baba ile evlatları arasında, bir adım daha atayım eşler arasında aynı türden kırgınlıklar var. Ve taraflar Nuh deyip Peygamber dememe inadını gösteriyorlar. Ne küçük küçüklüğünü bilip barışmak için bir adım atıyor; ne büyük büyüklüğünü bilip “ben de yanlış yapmış olabilirim” özeleştirisiyle geri adım atıyor. Ne haklı, “haklı insaflı olur” düsturuyla affa yanaşıyor; ne de haksız, haksız olabilirim düşüncelerine kapılarını açıyor.


18 - 24 EYLÜL 2013

Yaşlandıkça kırılganlaşıyor insan BAHAR KARAMAN APAK

1kırılgan, daha titiz olmaya başlar. Küs-

Yaşlandıkça hassaslaşır insan. Daha

lükleri daha uzun sürer. Daha çok aranmak, daha çok nazlanmak ister. Daha fazla ağlamaya, ufak tefek mutluluklara daha çok sevinmeye başlar. Genç bir insana göre sese karşı daha duyarlı hale gelir. Bir dede ne kadar torunlarını sevse de onların ağlaması, mızmızlık etmesi rahatsız eder onu. Daha canı dardır yaşlı insanların, bir işin olması gerektiğini düşünüyorsa hemen olacaktır, oyalamaya gelmez. Genç kesim tarafından bu durum kimi zaman daha kibar bir tabirle ‘Ne kadar da hassas oldun sen de.’ ifadesiyle karşılık bulur kimi zaman da daha sert bir ifadeyle ‘Yaşlandıkça huysuzluğun arttı senin!’ denilir. İsviçre’de yapılan bir araştırma ise 50 yaşından sonra insanların mizah anlayışını kaybettiğini, bu yüzden daha alıngan ve hassas bir hale geldiğini söylüyor. Oysa insanın yaşı ilerledikçe eskisine göre daha titiz olmasını sadece buna bağlamak doğru olmasa gerek.

İnsanlar yaşlandıkça çocuklaşır Psikolog Mehtap Kayaoğlu, insanların yaşlandıkça bir çocuk hassasiyetine sahip olmaya başladığını söylüyor: “Psikolojide temel bir bilgi vardır. O da yetişkinlerin duygusal hassasiyet dönemi ile çocuklardaki duygusal hassasiyet döneminin birbirine denk olduğu gerçeğidir. Bebekler ve çocuklar daha duygusal ve hassastır. Çünkü duygu gelişimini daha tamamlamamışlardır. Yaşlılar da aynı hassasiyete sahiptir. Onların hassas olma sebebi ise sinir sisteminin gereğinden fazla kullanılması ve yıpranmasından kaynaklanır.” Kayaoğlu’nun dikkat çektiği başka bir nokta ise gençlik yıllarında kolay espri kaldıramayan bir insanın yaşlandıkça daha kırılgan bir hale geldiği: “Kimi insanlar gençlik yıllarında şakaları, esprileri çok kaldıramaz ama idare etmek, alttan almak zorunda kalır. Ve o insanlar yaşlandıkça bu özelliğini kaybetmeye başlar, daha kırılgan bir hale gelir. Bu da etrafta ‘yaşlandıkça kırılganlaşıyor’ şeklinde yorumlanır. Oysaki o insan gençliğinde de öyle bir mizah anlayışına sahip değildir, sadece idare ediyordur.”

Yaşlı insanların tecrübelerine saygı duyun Çoğu zaman yaşça bizden büyük insanların bize nasihat vermesinden şikâyet ederiz. Hayat tecrübelerini anlattıklarında önemsemez, ‘O zamanla bu zaman bir değil.’ diye dikkate almayız. Yaşlı insanlardaki bu nasihat verme sevdası rahatsız eder hep genç kesimi. Oysa yaşlı insanlar en çok gençler tarafından tavsiyeleri dikkate alınmadığında kırılıyor. Psikolog Mehtap Kayaoğlu, bu tecrübelere saygı duyulmasının önemine dikkat çekiyor: “Yaşlılık psikolojisi zordur. Çünkü onlarda ciddi bir yaşanmışlık, bir tecrübe ve birikim vardır. Yaşlı insanlar da hayatlarında edindikleri tecrübeleri gençlerle ve etraflarındaki insanlarla paylaşmak ister. Bu tecrübeler etraftan değer görmedikçe, onaylanmadıkça da kırılırlar. Bunu şöyle bir örnekle de açıklayabiliriz: Mesela siz 20 senedir bir meslekle uğraşıyorsunuz. Aynı meslekten yeni mezun biri gelip size akıl veriyor ya da tecrübelerinizi acımasızca

eleştiriyor, itibar etmiyor. Bu aslında birikiminize, tecrübenize yapılan saygısızlıktır. Bu durum sizde nasıl bir kırılganlığa sebep oluyorsa yaşlı insanlarda da durum böyledir. O yüzden gereksiz alınganlık yaptıklarını düşünmemek, tecrübelerine saygı duymak gerekir.”

‘Babam en ufak bir sesi bile kaldıramaz hale geldi’ 26 yaşındaki Nesrin İnal, babasındaki değişimi söyle anlatıyor: “Babam 57 yaşında. Ben dört çocuğundan en küçüğüyüm, o yüzden babamın sakin dönemlerini pek göremedim. Annemin anlattığına göre çocuklar oldukça, sorumlulukları arttıkça ve yaşlandıkça daha da hassaslaşmış. Özellikle sese hiç dayanamıyor. Eğer o evde uyuyorsa ve zil çaldıysa hepimiz telaşa kapılıyoruz. 5 tane torunu var ve hepsini çok sever ama ağlamaya başladıklarında ortadan kaybolmaları lazım. Yeğenlerim geldiklerinde bir dakika yalnız kalmamalarını ister. Bir tanesini yalnız başına balkonda yakalarsa çok kızar bize. Önceleri babamla herhangi bir konuda tartışabiliyorduk ama şimdi haklı dahi olsak susmak zorundayız. Bizim babamla çok telefon ilişkimiz yoktur. O da önceleri dikkat etmezdi buna. Ama şimdi özel günlerde aramadığımız zaman sitem ediyormuş anneme. Babamın yaşlandıkça hassaslaştığını en iyi Ramazan günlerinde anlıyoruz. İftar sofrasında bütün aile bir arada olmamızı istiyor. Kimse tek başına plan yapamıyor. Yemeğin tuzu, sıcaklığı gibi noktalarda aşırı tepki verebiliyor.”

‘Yaşlandıkça daha sık ağlamaya başladım’ 52 yaşındaki Ayşe Evliyaoğlu, yaşlandıkça daha sabırsız bir karaktere sahip olduğunu anlatıyor: “Zaten gençken de sabırsız bir insandım ancak yaşlandıkça bu huyum daha da ağırlaştı. Özellikle çocuklarıma karşı çok fazla tahammülüm kalmadı. Bütün aile hep bir arada olmak istiyorum. Okulu şehir dışında okudular, eve geldiklerinde kendi hallerine çekilmelerini, bilgisayarla ilgilenmelerini kaldıramıyorum. Ev temizliği konusunda da titizliğim arttı. Kızımın eve geldiğinde boş boş oturmasına dayanamıyorum. Mutfağa girsin, yemek yapsın, temizlik yapsın istiyorum. Özellikle erken kalkmak konusunda çok hassasım. Yaşım gençken sabahları ben de uyurdum ancak yaşlandıkça uyuyamaz oldum. Çocukların da erken kalkmasını istiyorum. Böylece gün daha bereketli geçiyor. O yüzden geç saatlere kadar oturmalarını da kaldıramıyorum. Bir de daha alıngan olmaya, daha sık ağlamaya başladım. Çocuklarım benimle ilgili bir sıkıntılarını dile getirdiklerinde kırılıyorum.”

‘Ben büyüğüm, saygı bekliyorum’ 73 yaşındaki Mehmet Tuna’yı konuşmaya ikna etmek çok da kolay olmadı. 7 kardeşin en büyüğü olan Tuna, şu an birçok kardeşiyle konuşmuyor. Hepsiyle farklı sorunları var. Ama o bu sorunları kendisine saygı gösterilmemesine bağlıyor: “Gençken ben hepsine abilik yaptım. İş kurmalarına yardım ettim. Kız kardeşlerime babalık edip onları evlendirdim. Şimdi yaşlandım ve artık bana saygı gösterilmesini istiyorum. Ama hepsi kendi çocuklarıyla, torunlarıyla ilgilenir oldu. Oysa hepsinin sık sık benim evimde toplanmaları, bir işe kalkışmadan önce bana danışmaları gerekiyor.” Mehmet Tuna, çocuklarının da kendisini az aradığından şikâyet ediyor. Aslında ona göre az aranıyor dersek daha doğru olur: “Haftada birkaç kez arıyorlar. Zaten hepsi benden uzakta yaşadığı için senede birkaç kez görüşebiliyoruz. Ben artık yaşlandım. Sık sık aramaları, halimi hatırımı sormaları, beni kontrol etmeleri gerekiyor.”


18 - 24 EYLÜL 2013

DENİZ ERGÜREL İSTANBUL

1

Farklı cihazlar için geliştirilmiş uygulamalar sayesinde dünyanın neresinde olursanız olun internet üzerinden video görüşmesi yapmak artık çok kolay. Hatta ücretsiz wi-fi bağlantınız varsa bu görüşmeyi bedavaya bile getirebilirsiniz. Bu hafta sizler için en popüler video sohbet ve konferans uygulamalarını bir araya getirdik.

Google Hangouts Hem Android, hem iOS cihazlarda çalışan Google Hangouts ile 10 kişiye kadar video konferans yapabilirsiniz. Bu video konferansı Google+ veya YouTube üzerinden canlı olarak internetten paylaşmanız da mümkün. Böylece Google Hangouts’u sadece bir video sohbet uygulaması olarak değil, bir video yayın platformu olarak da değerlendirebilirsiniz. Kullanmak için bir Google hesabına ihtiyaç duyacağın��z uygulama ücretsiz. Chrome tarayıcısını indirerek Google Hangouts’u tüm bilgisayarlarda da kullanabiliyorsunuz. iOS: http://bit.ly/15IcpHP Android: http://bit. ly/13KXLzb Chrome tarayıcı: http:// bit.ly/1cPyux0

Video görüşmesi yapmak için 7 uygulama PlayStation 3’e kadar çok farklı cihaz üzerinde kullanmanız mümkün. İndirmek için:http://bit.ly/18x3woE

Facetime Facetime ile tüm Apple kullanıcıları birbirleriyle video görüşmesi yapabiliyor. Birden fazla kişiyle video konferans yapmak ise maalesef mümkün değil. Uygulamayı ilk defa kullanmadan önce, cep telefonunuza gelecek olan aktivasyon kodunu bir seferlik girmeniz gerekiyor. Eğer Apple TV kullanıyorsanız, yaptığınız görüşmeyi doğrudan televizyonunuza yansıtabilirsiniz. Bunun için cihazınızdaki AirPlay-Yansıtma özelliğini aktive etmeniz gerekiyor. Uygulama, son nesil iPhone, iPod Touch ve iPad cihazlarında yüklü geliyor. Mac kullanıcılarının ise uygulamayı ayrıca indirmesi gerek. Fiyatı 1.79 TL.

İndirmek için: http://bit.ly/1byO5OB

ooVoo Aynı anda 12 kişiye kadar video konferans yapabileceğiniz ooVoo ücretsiz bir uygulama. Üstelik, video konferansa katılmak için uygulamayı indirmek de gerekmiyor; Facebook, Twitter veya e-posta üzerinden paylaştığınız bir linke tıklayan herkes video konferansa katılabiliyor. Uygulamanın iOS, Android, Windows ve Mac için geliştirilmiş farklı versiyonları var. iOS: http://bit.ly/16dTJnb Android: http://bit.ly/14O2EvP Diğer platformlar: http://www.oovoo. com

Tango Tango ile hem video konuşması yapabiliyor hem de mesajlaşabiliyorsunuz. Uygu-

olması şart. Uygulamanın yakınlardaki Tango kullanıcılarını göstermek gibi ilginç bir özelliğinin olduğunu da not etmekte yarar var. Eğer mahremiyet kaygısıyla bu özelliği iptal etmek isterseniz, cihazınızın konum servisleri ayarından uygulama iznini kaldırmalısınız. Uygulama ücretsiz ama animasyon ve e-kart gibi bazı ekstra özellikler için ödeme yapmalısınız. iOS: http://bit.ly/17rjG1w Android: http://bit.ly/1cPoELQ Windows Phone: http://bit.ly/17Pg7kQ

Fring Hem video konuşması yapabileceğiniz hem de mesajlaşabileceğiniz bir uygulama. Ayrıca dakikası 1 sentten başlayan fiyatlarla dünya üzerindeki tüm numaraları aramanız mümkün. Özellikle sık yurtdışı görüşmeleri yapanlar bu uygulamayı tercih edebilirler. Fring’le dört kişiye kadar video konferans yapabiliyorsunuz. Uygulamayı kullanmanız için telefonunuza SMS’le gelecek olan güvenlik kodunu girmeniz gerekiyor. iOS: http://bit.ly/13C474R Android: http://bit.ly/13C5Sz7 ***

Qik

Skype Birkaç yıl önce Microsoft tarafından satın alınan Skype, dünya üzerindeki en popüler video sohbet uygulamalarından birisi. Eğer Premium hesap alırsanız 10 kişiye kadar video konferans da yapabiliyorsunuz. Bunun yanında Skype kredisi alarak da dünyanın her yerinden telefon konuşması yapabilirsiniz. Skype’ı cep telefonundan,

lamayı kullanabilmek için her iki tarafın da Tango’yu yüklemiş

iOS, Android ve BlackBerry cihazlar için geliştirilmiş olan bu uygulama ücretsiz. Qik ile hem diğer kullanıcılarla video konferans yapabiliyor, hem de kaydettiğiniz görüntüleri Facebook, Twitter, YouTube veya e-posta üzerinden herkesle paylaşabiliyorsunuz. İsterseniz bu videoları kişiye özel olarak da yayınlayabilirsiniz. iOS: http://bit. ly/13mBmyd Android: http://bit. ly/15I9jDV BlackBerry: http://bit. ly/1d9Ivnw

Hekimoğlu İsmail

Tefekkür imanı kurtarır Tefekkür, fikir kelimesinden türetilmiştir. Düşünmek demektir. İnsan beyni sayısız fikirler üretir. Felsefe böyle doğmuştur. Felsefe hakikati arar, aramaya devam ediyor. Felsefe hakikati ararken Natürizm ile tabiata “tanrı” dedi. Politeizm çok tanrılı inançlara gitti. Pozitivistler, “İspat edilmeyen, gerçek değildir.” dediler. Bu sebepten İslam’daki cennet, cehennem, ruh gibi tabirler ispat edilemez diye onları inkâr ettiler. Nihilizm kendini dahi inkâr etti. Septisizm her şeyden şüphe etti. Materyalizm fizik ve kimyayı ön planda tuttu. “Ülkelerin kalkınması fizik ve kimyayla olmuştur. Savaşlarda galip gelen silahlardır. Ekonomide üstünlük sağlayan milli gelirdir. İnsana lazım olan paradır.” diyerek insanı sadece maddeye muhtaç sandı. Bu felsefeleri kabul edenler faydalıdır diye alkollü içkiler aldılar, akılları karardı. Suçluların sayısı arttı.

Kimileri de tefekkür ederek imanını artırdı. Necip Fazıl, Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın, Benliğim bir kazan ve aklım kepçe. Deliler köyünden bir menzil aşkın, Her fikir içimde bir çift kelepçe. derken gerçek tefekküre ulaşmak için çektiği çileyi anlattı. Necip Fazıl, kültürlüydü, Fransızca biliyordu. Çok okuyordu. Çok tefekkür ediyordu. Çünkü bir saatlik tefekkür, 60 sene nafile ibadetten hayırlıdır, buyruluyor. Tefekkür bu kadar kıymetli. Tefekkür ederiz ve mesela Nihilizmin iddia ettiği yokluk üzerinde düşünürüz: “Yokluk kelimesi iki manada kullanılır. Bu odada fil yok. Doğru. (Haşa) Allah yok. Yanlış. Çünkü yaratıklar, yaratanın varlığını ispat eder. Matematikte yokluğu temsil eden sıfırdır. Hâlbuki sıfır bir rakamdır. Değeri vardır. Mesela 1 rakamının arkasına iki sıfır korsanız 100 olur. 1’i 100 katına

çıkaran sıfırlardır. Yokluk yoktur. Ölen yokluğa gitmez. Ölmek maddi hayattan ruhani hayata geçmektir. Ebediyyen yaşamaktır. Matematikteki sonsuz kelimesi dinde ebediyettir. Biz daha evvel defalarca öldük öldük dirildik. Ruhlar âleminde öldük, annemizin vücudunda dirildik. Annemizin vücudunda öldük. Dünyada dirildik. Dünyada ölüp ahirette dirileceğiz.” Yine tefekkür ederiz ve materyalizmin hata ettiğini anlarız. “Mesela bir insanın evi, arabası, parası vardır ama geçmişteki hatalar, gelecekteki evhamlar onu sarsar. Hayatı berbat olur. Bu sıkıntılardan kurtulmak için ya eğlenceye gider yahut içki içer. Derman diye el attığı şeyler ona dert olur. Uçakta giden yolcu, yerdeki dertlerinden ıstırap çekiyorsa, büyük binalarda küçük insanlar oturuyorsa, demek ki madde insana tek başına fayda etmiyor.” İslam’da tefekkür imanı kurtarır. Me-

sela bizim psikoloji öğretmenimiz ruhun varlığına inanmazdı. Hâlbuki tefekkür etse… “Allah etten göz yaratmış görüyor. Etten beyin yaratmış problem çözüyor. Yarım kiloluk beynin problem çözmesi ruha aittir. Ruh, hayatın bir şubesidir. Hayat, Allah’ın sıfatıdır. Her şeyi kuşatmıştır. Hayatsız cisim yoktur. Mesela demir cansızdır. Fakat demir yüklü vitaminler, anemi, kansızlık hastalığına dermandır. Bakınız bir yanda cansız demir, öte yanda derman olan demir. Hayatsız cisim yok. Her gün ölü gıdalar yeriz diri diri gezeriz. Çünkü ölü gıdalardaki vitaminler hayattır. Ölmüş gıdaları midemizde dirilten Allah, ölmüş insanları da diriltir.” Tefekkür, inancımızı artırır. İslam’da her ayet, her hadis tefekkürle anlaşılır. Ancak, tefekkür ilim, akıl ve kültürle yoğrulmuş olmalıdır.


kursu@zaman.com.tr

BU SAYFA, M. FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDI’NIN SOHBET VE YAZILARI ESAS ALINARAK HAZIRLANMAKTADIR.

Tenkit hastalığı

ıllanmışlık, bulunulan yer ve yapılan iş itibarıyla bir mümarese (alışma, uzmanlaşma) vesilesidir; daha arızasız, verimli ve becerikli çalışma hesabına bir şanstır. Çünkü tecrübe yıllanmışlıktan çıkar; uzun süre aynı vazifeyi yapan bir insanın, hem gözü hem eli ve hem de dimağı o işe alışır. Evet, yıllanmışlığın, çevreyi iyi tanıma, işi tam öğrenme, o sahada alternatifli düşünebilme ve daha isabetli kararlar verme gibi avantajlı yanları vardır. Fakat insan, bulunduğu yerde ve işte geçen senelerin getirdiği bu türlü avantajları ve yararlı mümareseleri elde edeceğine kıdem mülahazasına takılır kalırsa, arkadan gelenleri küçük görme ve herkese tepeden bakma gibi bir hastalığa yakalanır. Dahası, ülfet ve ünsiyete müptela olur; kendini yenileyemez, yeni hamleler yapamaz. İşin aslına ve özüne bağlı kalmanın yanı başında, şartları, konjonktürü ve içinde bulunulan zamanı hesaba katarak meselelere farklı bakış açılarıyla yaklaşma şeklindeki yenilenme cehdinde bulunmayınca da ülfet ve ünsiyete yenik düşer. Öyle bir insanın hâli yorgun bir memuru hatırlatır; o, her gün aynı şartlar, aynı ortam ve aynı işlerle karşı karşıyadır; kendisi de bezgin, tedirgin ve hâlsizdir. Neden bu kadar bezgin ve yorgundur o? Çünkü, her gün karşısında bulduğu aynı mekân, aynı aksesuar, aynı masa, aynı dosyalar, aynı evrak, aynı iş.. ve kendisi de vazife aşkından mahrumdur. O işi hakkıyla eda etme, yeni bir ufka götürme ve daha faydalı olma aşkı yoktur gönlünde.. Mensup olduğu millete bir şeyler kazandırma sevdasını hiç tatmamıştır. Dolayısıyla da, ülfet ve ünsiyet onu çökertmiş ve bir enkaz haline getirmiştir. Artık onun ruhunda bir bıkkınlık, bir bezginlik ve bir yorgunluk hâli hükümfermâ olmuştur.

ÇÜRÜYEN İNSAN SENDROMU İşte öyle insanlar, her sene biraz daha eskir ve zamanla çürür giderler. Hatta çürümekle de kalmaz, kokuşmuşluktan hâsıl olan kerih kokularını etrafa yaymak suretiyle başkalarını da rahatsız ederler. Evet, çürümenin de bazı kötü neticeleri vardır. Çürüyen bir insan, âlemi de kendisi gibi görür, kendi ruh adesesiyle bakar herkese. Kendisi tembeldir, miskindir, işleri başkasından beklemektedir. Halk ifadesiyle, işlerin tıkırında yürümesini arzu etmektedir ama tıkır-tıkır yürüme adına kendisinin hiçbir gayreti yoktur. Fakat o işlerin aksamasında bazı kimselerin kusurlarının olduğunu düşünerek atf-ı cürümlere girer, şunu-bunu suçlar ve herkeste kusur araştırır. Ayrıca, tenkitçilerin çoğunda, herkesle aynı hızda koşamamanın ezikliği vardır ve bu

eziklik, onları şikâyet ve tenkitlere itiyordur. Bazı özel menfaatleri, şahsî çıkarları ve hususî mülahazaları ayağına takıldığından dolayı, münekkid diğerleriyle aynı hızda koşamıyor, yol arkadaşlarından ayrılmak zorunda kalıyor; bu inhiraflarını, daireden çıkışını ve arkadaşlarından ayrılışını bir ma’kûliyete bağlama cehd ve gayretiyle değişik komplekslere giriyordur. Onlarla beraber yürüyemeyince, günahı o yola yüklüyor, “Koştuğunuz yeri beğenmiyorum” diyordur. Bunların bir kısmı da, kendini dışlanmış gibi hissediyordur. Nedense arkadaşlarının mizaçlarıyla uyuşamamış, kendi gönlünce beklediği ölçüde işin içinde olamamış ve dolayısıyla hafif bir küskünlüğe girmiştir. Bundan dolayı da, içinde kendi payının bulunmadığı bir işi –o iş çok hayırlı bile olsa– tenkit etmektedir.

Müspet Manada Tenkit Aslında, bir kimsenin ya da bir şeyin iyi veya kötü taraflarını, menfi veya müspet yanlarını bulup meydana çıkarmak, ortada olanla olması gereken arasında mukayese yapmak demek olan “tenkit”, ideale yürümede bir yoldur. Müspet manada tenkit etmek ve tenkide açık olmak ilmî esaslardan birisidir. Ne var ki, onun da bir üslûbu, uygun bir şekli vardır. Her şeyden önce, tenkit eden kimse insaflı olmalı, söyleyeceklerini nefsi hesabına değil, Hak rızası adına söylemeli ve hayır mülâhazasından başka bir garazı bulunmamalıdır. Münekkid, gerçekten iyi bildiği hususlarda fikirlerini usulünce ortaya koyarken, sahası olmayan mevzularda da susmasını ve dinlemesini bilmelidir. Ayrıca, bir tenkidi kimin yaptığı da çok önemlidir. Damara dokundurmayacak ve muhatabını rencide etmeyecek kimseler konuşmalı; diğerleri şahıslarına karşı tepkiden dolayı kıymetli fikirlerinin de heder olmaması için sözü onlara bırakmalıdır ki, bu da bir hakperestliktir. Bir meseleyi tenkit eden insan perdeyi yırtacak şekilde konuşmamalı, muhataplarının kuvve-i maneviyelerini kırmamalıdır. Bildiğiniz gibi, İhlas Risalesi’nde serdedilen düsturlardan birisi de, “Bu hizmet-i Kur’âniye’de bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfüruşluk nev’inden gıpta damarını tahrik etmemek” esasıdır. Evet, Bediüzzaman Hazretleri’nin ifade ettiği gibi, insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkit etmez, dili kulağına itiraz etmez, kalp ruhun ayıbını görmez. Belki bunlar, birbirinin noksanını tamamlar, kusurunu örter. Bir fabrikanın çarkları da birbiriyle rekabetkârâne uğraşmaz, birbirinin önüne geçip tahakküm etmez, birbirinin kusurunu görerek tenkit edip, sa’ye şevkini kırıp atalete uğratmaz.


HAFTANIN DUASI

SÖZÜN ÖZÜ

hareketten düşünceye, düşünceden harekete irade ve mantık mekiğini rahat kullanmasını bilen ve kendi ruh ve mana kanaviçelerimize göre bize yeni yeni dantelalar ören bir hamle insanıdır

insî ve cinnî şeytanların gelip gelip inananların tepesine binmelerine, tebelleş olmalarına da müsaade etme.. enbiyâ-i izâmı ve rusül-ü kirâmı koruyup kurtardığın gibi bizleri de din ve diyanet düşmanlarının şerlerinden, tuzaklarından, hilelerinden kurtar ve her zaman sıyanet buyur!

Koşarken ölme arzusu Bir vazifede yıllanan ve kıdem sahibi olan insanların geçen yıllara ve tecrübelerine rağmen büyüklük hisleri artmamalı, tahakküm duyguları şişmemeli, enaniyetleri büyümemeli, ağabeylik mülahazaları genişlememeli; aksine millete hizmet aşk u şevkleri daha fazla coşmalı. Yapılacak bir iş varsa en önde o tecrübeli insanlardan biri çatlayasıya koşmalı ve gerekirse arkadakiler demeli ki, “Yaşına göre biraz fazla değil mi bu hız ve gayret?” Başkaları onlara biraz nefes aldırmaya çalışmalı ama onlar örnek olma konumunda bulundukları için hep önde koşmaya devam etmeli. Bizden önceki vazife adamları hep öyle yapmışlar.. güçlerini yitirecekleri, tâkatten kesilecekleri ve yatağa düşecekleri ana kadar hep koşmuşlar.. artık ayağa kalkamaz hâle gelince de arkadaşlarının yanında yer alamadıklarından dolayı üzüntü duymuş, çok müteessir olmuş ve ağlamışlar. Hazreti Halid’in ölüm döşeğindeki son anlarını ve ızdıraplarının en büyüğünün bu istikamette olduğunu hepiniz hatır-

larsınız. “Ey Yermük, ey Mute, ey Halid’in günleri.. geçin gözümün önünden birer birer!..” dediğini, bir fırtına gibi arkasından koşup durduğu ölümü yatakta karşılıyor olmaktan dolayı nasıl bir inkisarla kıvrandığını bilirsiniz. Hıçkıra hıçkıra ağlayışını gören birinin “Neden ağlıyorsun?” demesi üzerine Hazreti Halid, “Vücudumda bir para kadar yara almadık yer kalmadı. Senelerce i’la-yi kelimetullah yollarında ölüm kovaladım. Fakat işin acayibine bakın ki, şimdi burada, yatakta ölüyorum.” der ve rahat döşeğinde ölmeyi kendi adına bir utanma sebebi sayar. Evet, yatakta ölmek, dini ve milleti hesabına koşmaya alışmış bir insan için ayıptır, ardır. Mesuliyet duygusuyla dolu bir insan yatakta ölmemeli, ölüm anında bir yatakta olsa bile o yatağı da “vazife” deyip yürüdüğü sırada, son anda bulmalı.. yıllanan insan durmamalı, o koşarken ölme aşk u iştiyakı içinde olmalı. Zannediyorum, senelere yenik düşen insanlarda ve yorgunlarda yeni bir aşk u şevk uyaracak olan da bu duygudur.

Hazan Şöleni Bütün varlık olurken hazana râm, Belirir renklerde son bir ihtişâm. Ağaç yaprakları renklerle güler, Her şey bir kez daha baharı diler..! Sarı, mor, kırmızı, pembe rengiyle, Gülümser her taraf yaz âhengiyle. Duyanlar duyar bahar huzurunu, Nakış nakıştır bu mevsimin sonu. Mâtemleniriz yazın zevâliyle, Sevinçler duyarız bu son hâliyle. Ufukta yeniden nûrlar belirir.. Ve hazanla gelen her şey silinir. Işığa ereriz gizli bir nûrdan, Işık yudumlarız nûrlu fağfûrdan. Tüter her yerde ayrı bir inşirah Ne keder kalır ne de bir âh u vah.. Duyar ruh her şeyi olduğu yerden, Rüyâda duyduğu gibi derinden. Hazan susar, duygular da durulur, Ruhlarda yepyeni bir bahar olur… M. Fethullah Gülen

Abdullah Aymaz

Bizim Yuvamız Okullar açılıyordu. Biz İzmir’de harıl harıl ev arıyorduk. Üçyol’da nakliyecilik yapan Ataullah ağabeyimiz, “Ben yeni bir ev taşıdım. Adam yaşlı, koca bir evi var. ‘Bakamıyorum, ısıtamıyorum’ diye küçük ve kaloriferli bir eve taşındı. Evini kiraya verecek, tam size göre…” dedi. Gittik… Adam bizi Yüksek İslâm Enstitüsü öğrencisi olduğumuz için sevdi. “Tamam” dedi ve sohbete başladı. Durup, durup “Allah, âdildir…” diyordu. Meğer gençliğinde dindar hanımını bırakmış, başkasını almış. O da bu yaşında terk etmiş ve yapayalnız kalmış… Daha sonra benzer olaylardan haberdar olacaktık. Avustralya’da bir köşe yazarı hanımefendi (Pembegül abla), 10’dan fazla yazısında, ufak–tefek bahanelerle eşinden ayrılıp perişan olan kadınların acılı gerçek hikâyelerini anlatıp, diğer hanımların ibret ve ders almalarını istiyordu: “Bir psikolog hâkemin, problemli eşlere ‘Siz haklı mı olmak istiyorsunuz, yoksa mutlu mu?’ diye soru sorarak, meseleleri çözmeye çalıştığını bir arkadaşımdan uzun uzun dinlemiştim…” Çoğu zaman nefisler, egolar devreye giriyor ve cennetten bir köşe olması lazım gelen evler zindana dönüyor, aileler paramparça ve zavallı çocuklar perişan oluyor… Merhum Prof. Dr. İbrahim Canan Hocamız, gençlerin evliliğe hazırlanması yönünde açılması gerekli evlilik okulu için hem fikrî hazırlık yaptı, hem maddî fedakârlık ortaya koydu. Ama bunun gerçekleşmesi “Ailelerden bile gizli dinî için ömrü yetmedi. Onun için nikâh kıyılması durumunda, “Dünya ve Âhirete Bakan Yönleriyle BİZİM YUVAMIZ” isimli kişâhitlik şeklen var kabul tabın yazarı Prof. Dr. Abdülhâkim edilse bile, şâhitliğin temel Yüce, eserinin kapağına İbrahim esprisi itibarıyla ÎLAN, asla Canan büyüğümüzün fotoğrafını, çocukları ve torunları ile beraber yerine getirilmiş kabul kalabalık bir aile görüntüsüyle edilemez. Bu itibarla böyle koydu… Güzel bir örnek olarak bir nikâha nikâh denemez…” sundu… 296 sayfalık bu eser, dört bölümden meydana geliyor. Birinci bölüm, İNSANLIĞIN İLK KURUMU AİLE başlığı altında yirmi kısma ayrılıyor. İkinci bölüm, AİLEYİ KURMAK: EVLİLİK. Bu bölüm de otuza yakın kısma ayrılıyor. Üçüncü bölüm, AİLEYİ KORUMAK: HUZUR VE SAADET... Bu bölüm yirmi küsur kısımdan meydana geliyor. Dördüncü bölüm, AİLEYİ YIKMAK: BOŞANMA. Bu bölüm iki kısma ayrılıyor. Kitaptan bazı bilgileri aktarmak istiyorum: “Evli insana Arapçada MUHSAN denir. HISN kelimesi ‘kale’ anlamınadır. Evli kişi yani muhsan, kaleye sığınmış kişidir. Evet aile, kişiyi her türlü psikolojik, cinsel, fiziksel ve ekonomik baskı ve saldırılara karşı kale gibi korur.” “Ailelerden bile gizli dinî nikâh kıyılması durumunda, şâhitlik şeklen var kabul edilse bile, şâhitliğin temel esprisi itibarıyla ÎLAN, asla yerine getirilmiş kabul edilemez. Bu itibarla böyle bir nikâha nikâh denemez…” “Hele hele nikâhın herhangi bir süre ile kayıtlanması, böyle bir nikâhı mut’a nikâhı statüsüne sokar ki, dört mezhebe göre de mut’a nikâhı bâtıldır, hükümsüzdür.” Büyüğümüz, dualar üzerinde dururken diyor ki: “Dualar EMNİYET SERÂSI oluşturur. İnsanın iradesine hâkim olamayacağı zamanlarda da Efendimiz’in (sas), okunmasını istediği dualar var. ‘Bismillah… Allahümme cennibneşşeytane ve cennibişşeytane mâ rezaktenâ. Yani: Bismillah… Allah’ım bizi (karı–koca) şeytanın şerrinden uzak tut. Ve bize vereceğin evlâtları da şeytanın şerrinden uzak tutup koru.” Allah korusun aksi takdirde anomali doğumlar olabilir. Bu dua okunmayınca, anomali doğum olacak diye bir kaide yok. Fakat Cenâb-ı Hakk, dikkatsizliğe ceza olarak öyle bir şey de verebilir. Onun için evlilik okullarında evlilikle ilgili her şey öğretilmelidir. Evlenecekler böyle bir sertifika almalıdır. Hatta bazı evli aileler de böyle bir eğitim ve öğretimden geçirilmelidir. Her meselesi ilim ile kurulmuş İslâmiyet’in meselelerini, bilhassa evlilik ve çocuk yetiştirme ve aileyi âhenk içinde koruyup devam ettirme mevzularını mutlaka okuyarak öğrenmemiz gerekiyor. Asla ihmâl etmemeliyiz…


18 - 24 EYLÜL 2013

Ahmet Şahin

1

Malzemeler:

2

1

“Kuvvetli mümin, zayıf müminden hayırlıdır!” Allah Resulü (sas) Efendimiz Hazretleri, müminin bir hakkı koruma konusunda kuvvetli olması gereğine işaret ettiği hadisinde bakın ne buyurmuş: - Kuvvetli mümin, zayıf müminden hayırlıdır! (R. Salihin) - Neden kuvvetli mümin zayıf müminden hayırlıdır? Çünkü mümin her şeyden önce hep hakkı esas alır, hakkı korumayı hayatının hedefi bilir. Ancak hayatının hedefi bildiği hakkı korumak için de kuvvete ihtiyacı vardır. Kuvvetsiz adam sahip çıktığı hakkı kolayca koruyamaz. Haramiler hazırdır onun elinden o hakkı almak için. Kuvvetin bu öneminden dolayı Rabb’imiz de Enfal Sûresi’nin 60. ayetinde ikazını şu mealde yapmaktadır: -Haklarınızı korumak için olanca gücünüzle kuvvet hazırlayın! Çünkü korumak istediğiniz hakkınız ancak kuvvetle korunur. Kuvvetiniz yoksa söz, hep kuvvetli olan haksızların olur, haklılara sadece seyirci kalmak düşer ötelerden. Ahirette olmasa da dünyada bu hep böyle olur. Kim kuvvetli ise söz onun olur. Kuvvetin hakkı koruyucu ve kurtarıcı etkisine ait bir öğrencilik hatıramı arz etmek isterim sözün burasında. 1960’larda Osmanlı’nın son hadis alimi olarak bilinen meşhur muhaddis Bekir Haki Efendi, Süleymaniye Camii’nde bize Buhari okutuyordu. Konu, sözünü ettiğimiz (kuvvet hazırlayın) ayetinin hadislerle açıklamasına gelmişti ki Hocamız: - Çocuklar dedi, kitaptan başınızı kaldırın, söyleyeceğim şu sözü dikkatle dinleyin. Hep birlikte başımızı kaldırıp hocamıza bakmaya başladık. Bu sırada yukarıya doğru kaldırdığı sağ elinin şahadet parmağıyla dikkat işareti vererek hiç unutamadığım şu cümleyi söyledi: - “Her kaidenin istisnası vardır; kuvvet kimde ise söz ondadır’ın istisnası yoktur! Bunu hiç unutmayın çocuklar!” Evet, son devrin hadis alimi, kuvvetin etkisi konusunda hiç Düşmanlarınıza karşı unutamayacağımız bu kaideyi ezberletmişti bize. hakkınızı korumak Bu söz geçerliliğini halen deiçin olanca gücünüzle vam ettirmektedir ve belki de kıyakuvvet hazırlayın. Çünkü mete kadar da devam ettirecektir. Bu bir İlahi kanundur anlaşılan. kuvvet kimde ise söz - Düşmanlarınıza karşı hakkıondadır. Sahip çıktığınız nızı korumak için olanca gücünüzle hazırlayın. Çünkü kuvvet hakkınızı haksızlara kuvvet kimde ise söz ondadır. Sahip çıkkarşı ancak kuvvetle tığınız hakkınızı haksızlara karşı ancak kuvvetle koruyabilirsiniz. koruyabilirsiniz. Yoksa haramiler sahip oldukları kuvvetleriyle söz hakkı bile vermeyebilirler size. Öyle ise, mümin sözünü dinletmek istiyorsa Kur’an’ın ve hadisin ikazlarına kulak verecek, kuvvetli olmaya bakacak. Yoksa söz hep kuvvetlinin olmaya devam edecek, mümin de kuvvetliye karşı susmaya mecbur kalacaktır. Burada unutulmaması gereken çok mühim bir nokta da şudur: -Kuvvet nedir ki, biz ona sahip olalım da hakkımızı onunla koruyalım? Bizim sözümüz de dinlensin hakkımızı korumak istediğimiz yerlerde? İşte burada da asırların ötesinden mucizeli bir hadis bizi ikaz etmektedir. Allah Resulü Efendimiz, çıktığı minberinde sözünü ettiğimiz ‘kuvvet hazırlayın’ ayetinin açıklamasını yaparken bakın sahip olmamız gereken kuvveti hem de üç defa tekrar ederek nasıl açıklıyor: - Elaa! Dikkat edin, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır! Kuvvet o günkü silah olan (at üstünden ok atmaktan ibarettir) demiyor da, sadece (atmaktır!) diyor! Demek ki geleceğin savaşları hep atan silahlarla yapılacak, haklar hep atan silahlarla korunacak. Kuvvet hazırlayın demek, atan silah hazırlayın demektir. Karadan atan, havadan atan, denizden atan!. Yoksa kuvvet kimde ise söz hep onda olacak. O kuvvete sahip olmayanlar da haklı oldukları yerde bile söz sahibi olamayacak, haklarını koruyamayacaklardır. Yazımızı, baştaki hadisle bağlayalım isterseniz: - Kuvvetli mümin, zayıf müminden hayırlıdır! Savaşta kuvvet ise atmak, atan silaha sahip olmaktır. Havadan atan, karadan atan, denizden atan!

2 3 4 3

Kâğıttan külah yapalım

5 5

4

15x15 ölçülerinde kare fon kâğıdı Yapıştırıcı İplik Boncuk veya yuvarlak düğme Süslemek için renkli fon kâğıdı

S

evgili arkadaşlarım, dün okulların açılmasının ilk günüydü ve arkadaşlarla bol bol yazın neler yaptığımızı anlattık. Sıra arkadaşım Selma ile bu sene de beraber oturacağımız için çok mutluyum çünkü onunla çok iyi anlaşıyorum. Bir arkadaşım şehir değiştirdikleri için bizimle olamayacakmış, umarım gittikleri şehirde en az bizim kadar iyi akradaşları olur. Ama ben sizlerleyim arkadaşlarım, hiçbir yere gitmiyorum. Çok değişik faaliyetler yapmayı planlıyorum ve inşallah planlarım suya düşmez, harika bir yıl geçiririz. Hoşçakalın.

İlk önce fon kâğıdını üçgen olacak şekilde katlayın. Köşelerinden içe doğru şekildeki gibi katlayın.

Fon kâğıdının üstte kalan uçlarını da şekildeki gibi katladıktan sonra külahınız hazır demektir.

HAZIRLAYAN: SEÇİL İLGÜN ANGÜN

Külahınızı renkli fon kâğıdnız ile süsledikten sonra, ipliği boncuğa geçirin ve külahın iç kısmına ister yapıştırıcı ile isterseniz bir bant ile yapıştırabilirsiniz. Şimdi boncuğunuzu külahın içinden fırlarıp tekrar külah içinde yakalamaya çalışabilirsiniz, kolay gelsin.

ÜNLÜLERDEN DUALAR

İşlerimizi hakkıyla yerine getirenlerden eyle Allah’ım! Bize zihin açıklığı ver. İşlerimizi hakkıyla yerine getirenlerden eyle. Vatana ve millete güzel günler göster. Bizleri yolundan ayırma. Amin. AKİF BEKİ GAZETECİ


18 - 24 EYLÜL 2013

Uçakta tehlike yaşadı, Esma’ül Hüsna’nın hikmetlerini yazdı MUSTAFA GÜN İSTANBUL

1yaptığı bir seferde bindiği uçak düşme Hostes Nilüfer Dengiloğlu’un görev

tehlikesi geçirir. Afrika kökenli yaşlı bir amca yanına çağırarak korkmaması gerektiğini söyleyip Esma’ül Hüsna’dan bahseder. Türk Hava Yolları’nın (THY) eski kabin memurlarından yaygın olarak bildiğimiz adıyla hosteslerinden Nilüfer Dengiloğlu, uçağın motoruna kuş girmesiyle yaşadığı büyük bir tehlike sonrası Allah’ın 99 güzel ismi üzerine başlattığı araştırmaları kitaplaştırdı. “Hacı Hostes’in Esma Günlüğü” adlı kitapta, Allah’ın isimleriyle yapılacak tesbihatın faydaları anlatılıyor. Kitap, Dengiloğlu’nun, Esma’ül Hüsna üzerine yaklaşık 13 yıldan bu yana edindiği bilgileri özetliyor. 2000 yılının ilk saatlerinde İstanbul’dan Cope Town’a gerçekleşen uçuş ile hayatının seyri değişen Nilüfer Dengiloğlu, kitabının önsözünde motora martı girmesi nedeniyle yaşanan korku dolu dakikaları da anlatıyor. Milenyumun ilk saatlerinde İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan havalanan uçak kalkışından kısa süre sonra martı sürüsüne dalınca geri dönmüştü. O gün yaşanan dehşet anları ilk defa ayrıntılarıyla kitapta ortaya çıktı.

tabında Allah’ın isimlerinin günün hangi saatinde ve ne kadar okunması gerektiğini anlatıyor. Esma’ül Hüsna ile ilgili verilen zikir rakamları ise ebced hesabı (Arap alfabesiyle yazılan bir yazıdaki harflerin sayısal değeriyle yapılan hesaplama) ile belirlenmiş. 10 kez umre ziyaretinde de bulunan Dengiloğlu, Allah’ın isimleriyle dua etmenin daha çabuk kabule vesile olacağına dikkat çekerek, Peygamber Efendimiz’in de, dualarımızda Esma’ül Hüsna’ya yer vermemizi tavsiye buyurduğunu söylüyor.

Kitabın yazılma sebebi Afrikalı bir amca 1 Ocak 2000’de saat 00.00’da Atatürk Havalimanı’ndan uçuş gerçekleştirmeye hazırlanan uçağın kalkışı, ‘gösterge arızası nedeniyle’ ertelendi. Teknisyenlerin bakımını gerçekleştirdiği uçak, gecikmeli olarak havalandı ancak bu sefer de martı sürüsüne girdi. Üç motor parçalandı, radar bozuldu. Geri dönüş kararı alan kaptan pilot, sorunsuz iniş için 10 ton yakıtın Marmara Denizi’ne boşaltılacağını açıklarken, yolculara uçakta, ‘küçük bir işletme sorunu yaşandığı’ anonsu yapıldı. Uçuş ekibi, uçağın düşeceği ihtimali üzerine özel eşyalarını, yakınlarına teslim edilmesi amacıyla ayrı zarflar içinde çelik kasaya koydu. Ve uçağın başarılı iniş gerçekleştirmesi için dua etmeye başladı. Bu sırada Afrika kökenli yaşlı bir amca, yanına çağırdığı Nilüfer Dengiloğlu’na hurma ve tesbih verdi. Sonra da, “Sakın korkma kızım, sakın. Allah yanımızda. O el-Hakim, O er-Rahim, O el-Halık’tır.” dedi. Hostes Dengiloğlu, uçağın başarılı

Zehrin panzehiri, Esma’ül Hüsna

şekilde Atatürk Havalimanı’na indiğini ve kimsenin yaralanmadığını söyleyerek, “İşte bu olay benim Esma’ül Hüsna ile tanışmama, araştırmalarımla bu kitabı yazmama neden

oldu.” diyor. Daha sonra Pegasus Havayolları’nda da görev yapan Nilüfer Dengiloğlu, Esma’ül Hüsna’daki sırları anlatmaya çalıştığı ki-

Her bir zikir ve ibadet, şüphesiz ki, birçok özellik ve hikmetlerle doludur. Bedende ve zihinde, öfke, nefret, eleştiri, hüzün, pişmanlık, kıskançlık, korku ve günah duygularından meydana gelen zehri temizleyen en etkili güç Allah’ın güzel isimlerinin yani Esma’ül Hüsna’nın zikredilmesidir. Rahatsızlıklar, genelde, bedenin herhangi bir yerinde enerjinin işlevini yapmaması sonucunda ortaya çıkar. Öfkelendiğimizde, bedenimizde öldürücü bir zehir oluşur. İşte bu ve benzeri zehirlerin en etkili panzehiri Esma’ül Hüsna’yı zikrederek Allah’a yönelmektir.

Sigara, işitmeyi de olumsuz etkiliyor 1Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ)

Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd.Doç. Dr. Salim Yüce, 6 yılın üzerinde sigara kullanan kişilerde işitme kaybı olasılığının yüksek olduğunu söyledi. CÜ Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd.Doç. Dr. Salim Yüce, 2003-2004 yılları arasında tıpta uzmanlık çalışması kapsamında kronik sigara kullanıcılarında işitme testi ve işitme düzeylerinin değerlendirilmesi konulu araştırma yaptı. Alanında ilk olma özelliği taşıyan araştırma kapsamında 75 sigara kullanan ve hiç sigara içmeyen 75 kişiden oluşan toplam 150 kişilik çalışma grubu üzerinde çeşitli işitme testleri yapıldı. 13 ay süren çalışma sonucunda 6 yılın üzerinde sigara kullanan kişilerde yüksek frekans aralığında işitme sorunu oluşmaya başladığı tespit edildi.

Yrd.Doç.Dr. Salim Yüce, sigaranın sağlığa zararlarının son 50 yılda yapılan çalışmalar sonucu net olarak ortaya ko-

nulduğuna dikkat çekti. Sigaranın işitme konusunda etkileri olup olmadığını ortaya çıkarmak için çalışma başlattıklarını anla-

tan Yüce, şöyle dedi: “Sigara iç kulağa da zarar veriyor. Yaptığımız araştırmada bunu net bir şekilde ortaya koyduk. Özellikle 6 yıl ve üzeri sigara kullananlarda iç kulak olumsuz etkileniyor. Günlük 1 sigara içen kişi tiryaki kabul ediliyor. 6 yıldan fazla sigara içenlerde iç kulak etkileniyor. Kokla dediğimiz iç kulak atmosfere bir akustik enerji yayıyor. Otoakustik emisyon yayıyor. Her sağlıklı kokla bunu yayıyor. Bunu özel bir takım aletlerimizle tespit ediyoruz. Kokla da sorun ve rahatsızlık başladığında bu akustik enerji etkileniyor. Hasta olan veya zarar görmüş kokladan bu akustik enerji alınamıyor. 6 yılın üzerinde sigara içenlerin iç kulağı normal duyduğunu zannetseler de bağırıyor ben ölüyorum diye. Biz bu hastalarımızı tedbir almadıkları takdirde ileride ciddi işitme kaybı yaşayabilecekleri konusunda uyarıyoruz.”


18 - 24 EYLÜL 2013

40

BULMACA BU Hazrlayan: Ali Topdağ a.topdag@zaman.com.tr

ARDIŞIK SUDOKU

İÇ İÇE KARELER

•Her satr, her sütun ve kaln çizgilerle belirlenmiş 6 kutuluk bölgeye 1’den 6’ya kadar olan rakamlar birer kere yazarak diyagram doldurun. •Üzerinde işaret olan iki kutudaki say ardşktr. •Tüm ardşklar diyagramda gösterilmiştir.

Aşağdaki simetrik şekil iç içe geçmiş karelerden oluşturulmuştur. Acaba bu şekilde toplam kaç tane kare var?

GEÇEN HAFTANIN ÇÖZÜMLERİ

ARDIŞIK SUDOKU

6 6

3

1

2

4

6

5

6

4

5

1

2

3

4

5

6

3

1

2

1

2

3

5

4

6

5

6

4

2

3

1

2

3

1

6

5

4

HECELİ BULMACA

HECELİ BULMACA A •Diyagramdaki her bir kutuya uya bir h hece yazarak bulmacay çözmeye çalşn. •Kullanacağnz heceler diyagramn altnda verilmiştir. •Çözümü yaptğnzda şifre kelimeyi köşegende görebilirsiniz.

U

SUL

CA

CIK

SU

LU

BO

YA

RE

FA

YE

MEV

CU

YET

İÇİÇE KARELER

SAYI PİRAMİDİ Aşağdaki piramitte her kutuda bulunan say altndaki iki kutuda bulunan saylarn TOPLAMINA eşittir. Buna göre her bir piramitte ayn saylar kullanmadan boş kalan kutular doldurun.

Baştan savma, rasgele

18 TANE KARE VARDIR

Alavere, dalavere Alakal, ilişik

SAYI PİRAMİDİ

30

Bayağ, sradan, avam

13

A

TE

DA İR

KUL

NE

TÜN

ÜS

KA

TA

YA

14

128 60

7 13

6

68 32

28 15

7

36

19

17 8

9

10


08-09 Bulmacalar

17 EYLÜL 2013 SALI

ÇÖZMECE

17 EYLÜL 2013 SALI

Yeni Bahar Çocuk

18 - 24 EYLÜL 2013


18 - 24 EYLÜL 2013

SÜLEYMAN SARGIN İSTANBUL

İmam-ı Rabbâni’yi neden hapse attılar?

1muzun ismine aşina olduğu ama çok

İmam-ı Rabbâni Hazretleri, pek çoğu-

da tanımadığımız bir mana büyüğü. “İkinci bin yılın müceddidi-Müceddid-i elf-i sânî” olarak kabul edilir. İmam-ı Rabbâni Ahmed-i Fârûkî Hazretleri, hicri 971 senesinin Şevval ayında (Mayıs 1564) Hindistan’ın Serhend kasabasında doğdu. Soyu Hz. Ömer’e dayandığı için de “Fârûkî” olarak anıldı. İlk eğitimini aynı zamanda bir Kâdirî şeyhi de olan babasından aldı. Daha sonra hem dinî ilimleri hem de başta felsefe olmak üzere çeşitli aklî ilimleri farklı hocalardan tahsil etti. Babasının vefatını müteakip 37 yaşındayken Delhi şehrinde Nakşibendî şeyhi Bâkî Billâh’ı ziyaret etti. Bâkî Billâh, İmam-ı Rabbâni’yi görünce ondaki yüksek kabiliyeti sezdi ve kendi tekkesinde kalmasını rica etti. İmam-ı Rabbâni de bu teklifi kabul etti ve böylece Nakşibendî tarikatına intisab etmiş oldu. İki buçuk ay kadar bir süre Bâkî Billâh’ın yanında kaldı. Memleketine döndükten sonra da şeyhiyle irtibatını hiç koparmadı ve sürekli mektuplaştı. Farklı zamanlarda iki ziyareti daha oldu. Bu ziyaretlerde şeyhinden icazet aldı ve şeyhi, kendi müridlerinden çoğunu İmam-ı Rabbâni’ye emanet etti. İmam-ı Rabbâni’nin yaşadığı dönemde Hindistan’a Ekber Şah hükmediyordu. Hindularla Müslümanların mücadeleleri sürerken, kendisi de aslen Müslüman olan Ekber Şah, Hindulara daha fazla ilgi göstermeye başladı. Bununla da kalmayıp “Dîn-i İlâhî” adıyla yeni bir din ortaya attı. Bu dine göre İslâm Peygamberi’nin gelişinin üstünden bin yıl geçmiş ve İslamiyet tabii ömrünü tamamlamıştı. Bu yeni dinde Güneş’e tapılır, reenkarnasyona inanılır, domuz eti helal sayılırdı. Ekber Şah, kendisine saygı secdesi yaptırır, yogilere de özel ilgi gösterirdi. İmam-ı Rabbâni Hazretleri, bütün gayretini bu sapık düşünceyle mücadeleye vermişti. Müslümanları bu yeni dalâlet cereyanına karşı uyarıyor, aynı zamanda İslam’ı hurafe ve bid’atlerden arındırarak ehl-i sünnet çizgisine çekmeye çalışıyordu. Zamanın yöneticilerine sohbetler ediyor, mektuplar yazarak onları hakikate çağırıyordu. Bu arada ülkede oluşmaya başlayan Şiî varlığına ve onların propagandalarına karşı da mücadele ediyordu. “Risâle-i Redd-i Şia” adlı eserini bu vesileyle kaleme almıştı. Ekber Şah 1014 (1605) senesinde ölünce oğlu Cihangîr tahta geçti. İmam-ı Rabbâni, bu duruma çok sevindi. Çünkü Cihangîr’in, babasının aksine İslâmiyet’e bağlı olduğunu düşünüyordu. Yazdığı bir mektupta ondan “İslam padişahı” diye bahsetmişti. Ancak Cihangîr de ilk zamanlardaki istikametini ve çizgisini koruyamadı. Zamanla, Müslümanlara yönelik haksızlıklar yapmaya başladı. Etrafını dolduran Şiî uleması, yönlendirmeleriyle Cihangîr’e çok hatalı icraatlar yaptırdı. Cihangîr, 1028 (1619) senesinde İmam-ı

Rabbâni’yi başkent Agra’ya çağırdı. On yıl önce hocasına yazmış olduğu bir mektupta geçen bir kısım tasavvufi ifadeleri bahane ederek İmam-ı Rabbâni’yi sorguya çekti. Sorgunun ardından da yine aynı bahaneyle Govâliyâr kalesine hapsetti. Padişah Cihangîr, daha sonra kendisinin kaleme aldığı “Tûzuk-i Cihangîrî” adlı eserinde İmam-ı Rabbâni’yi ülkenin hemen her şehrine temsilci gönderip teşkilatlandığı ve tarikatını yaydığı için hapsettiğini anlatacaktı. İmam-ı Rabbâni’nin en büyük müridlerinden Muhammed Emin Bedahşî, “Menâkıbu’l-Hazarât” isimli eserinde hapsin gerçek sebebi ile ilgili önemli bilgiler vermektedir. Ona göre bu hapis olayının temelinde İmam-ı Rabbâni’nin Cihangîr’e saygı secdesi yapmaması vardı. Ayrıca İmam-ı Rabbâni’nin toplumun her kesiminde çokça müridi ve taraftarı bulunuyordu. Ülkenin hemen her köşesine yayılan bir yapıyla irşad faaliyetlerini sürdürüyordu. Bütün bunlar, İmam-ı Rabbâni’yi Cihangîr’in gözünde önemli bir tehdit ve iktidar alternatifi haline getirmişti. Cihangîr’in etrafını saran Şiî grup, onu sürekli İmam-ı Rabbâni’ye karşı dolduruyor ve istediği zaman kendisini devirebilecek güçte olduğu fitnesini yayıyorlardı. Bu fitnenin tesirinde kalan Cihangîr, on yıl önce yazılmış bir mektubu bahane ederek “ikinci bin yılın müceddidini” hapsetti.

Ancak İmam-ı Rabbâni’nin dışarıdaki müridleri huzursuzdu. Kendisine, isterlerse her an padişaha zarar verebileceklerini söylediler. Fitnenin hiçbir çeşidine geçit vermeyen büyük İmam, “Padişaha kötülük etmek, ülkeye kötülük etmektir.” diyerek müridlerinin bu ısrarlı taleplerini reddetti. Cihangîr, İmam-ı Rabbâni’yi daha fazla hapiste tutmayı göze alamadı ve kendi gözetiminde kalması şartıyla serbest bıraktı. Sarayına yakın bir ordugâhta yaşamasını ve dışarıyla fazla temas kurmamasını istedi. Gittiği bazı gezilere İmam’ı da götürdü. Böylece hem

halkın sempatisini kazanmış hem de İmam-ı Rabbâni’yi kontrol altında tutmuş oluyordu. Bu zahiri yakınlık bile çevresindeki fitnecileri rahatsız etmiş olacak ki, Cihangîr, 1033 (1624) senesinde İmam-ı Rabbâni’nin köyüne dönmesini ve münzevi bir hayat yaşamasını istedi. Cuma namazları dışında evinden çıkmayan İmam-ı Rabbâni Hazretleri, bu sıkıntıya en fazla bir yıl dayanabildi. 28 Safer 1034 (10 Aralık 1624) tarihinde 60 yaşında iken ruhunun ufkuna yürüdü. Geride, başta “Mektûbât” olmak üzere onlarca eser ve hâlâ gönüllerde yaşayan fikirler, nasihatler bıraktı. Rabb’im, himmetine, şefaatine mazhar eylesin... Not: Bu yazıyı yazarken Kaynak Yayınları arasında çıkan, Doç. Dr. Necdet Tosun’un “İmam-ı Rabbâni” adlı, mutlaka okunması gereken, çok kıymetli çalışmasından istifade ettim. Not: Bir okuyucumuz sözümona dini bir kanalda İmam-ı Rabbani ile ilgili hakarete varan konuşmaların geçtiğini söyledi. Hz. Ömer’e, Hz. Ebu Bekir’e, ecdadımıza hakaret etmekten çekinmeyen bu zihniyetten başka bir şey de beklenmezdi! Bu vesile ile büyük müceddidi bir kere daha yâd edelim düşüncesiyle daha önce yayınladığımız yazıyı güncelleyerek bir kere daha paylaşalım istedik.


31 GÜNDEM

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Sanal âlemde gıybetin telafisi mümkün değil ERSAN TEMİZEL

1zaman ve paylaşımlar masum gibi göSosyal paylaşım sitelerinde geçirilen

rünse de büyük kul haklarını da beraberinde getiriyor. Zira gün içindeki konuşmalarda, yazılanlarda, paylaşılan yazılarda bir başkası için doğru olmayan hatta doğru olsa bile o kişinin hoşgörüyle karşılamadığı söylemlerin hepsi birer gıybet. Sosyal paylaşım sitelerindeki paylaşımlar büyük kul haklarını beraberinde getirebiliyor. Kayseri İl Müftüsü Ali Maraşlıgil, bir insan hakkında söylenen sözler doğru bile olsa onun hoşuna gitmiyorsa bunun gıybet kapsamına girdiğini belirtiyor ve ekliyor: “75 milyonunun duyduğu bir gıybeti düzeltme adına çaba sarf etseniz bile tekrar 75 milyon insana duyurmanız mümkün olmayacaktır.” Söz yaydan fırlayan ok gibidir. Geri dönüşü yoktur. Bu sanal âlemde, günlük yaşamda, her yerde geçerlidir. 40 defa ölçüp bir defa biçmek gerekiyor. Diğer taraftan söz gümüşse sükût altındır. Bu Peygamber Efendimiz’in (sas) hadisinde vardır. Bunlar bir Müslüman’ın yapması ve yapmaması gerekenlerdir. Bir insanın hürriyetinin dairesi var. Bunun bittiği yerde başkasının hürriyeti vardır ve başlar.” diyor. Sosyal paylaşım siteleri için ayrılan zamanın da sorgulanması gerektiğine dikkat

çeken Ali Maraşlıgil, sorumluluk ve hedeflere işaret ederek şu ifadeleri kullanıyor: “Hedef belli olmazsa, saptırırsanız ve treni kaçırırsanız bir daha o yere varamazsınız. Ben sosyal medya ve genel hayat olarak bunları örnek veriyorum. Bizim işlerimiz o kadar fazladır ki, insanlar nasıl oraya giriyor ve vakit buluyor onu anlamak zor. İnsanlar oraya kendisini adapte etmemelidir. Kendisine, işine, eşine, çocuklarına, topluma karşı sorumlulukları var. Bunların içinde vakit bulan varsa aşk olsun. Allah’a karşı ibadet sorumluluğumuz var. Bunları bir yere istif etmek çok da hoş değil. Bazen oluyor ki zamanı güzel kullanma adına da burada güzel bir iş yapılabiliyor.” Her milletin, her insanın uyduğu kriterler olduğunu ve bir Müslüman’ın uyması gereken kriterlerin de Kur’an ve sünnet kriterleri olduğunu aktaran Maraşlıgil, şöyle konuşuyor: “Bir Müslüman’ın kriteri İslam değilse bu şık olmaz. Konuşmalar, davranışlar Allah’ın kitabına, Peygamber Efendimiz’in (sas) sünnetine uygun mu, değil mi? Bir defa bunu gözden geçirmeliyiz. Kişisel olarak bunu yapmak zorundayız ve bunlara dikkat edelim ki Allah’ın ve Efendimiz’in (sas) huzuruna vardığımızda boynumuzu bükmeyelim, mahcubiyet hissi duymayalım. Ötelerin ötesinde ebedi huzurumuzdaki saadetimizi kazanalım.”

Yıllar sonra girilen köyde 10 ton esrar ele geçirildi İSMAİL AVCI DIYARBAKIR

500 kişilik ekip, güvenlik önlemleri altında ele geçirdikleri esrar çuvallarını 3 kamyona Güneydoğu'da güvenlik güçlerinin te- doldurdu. Köy ve çevresinde toplam 10 ton rörle mücadele çalışmaları hızlandı. toz esrar maddesi ele geçirildi. Operasyon Daha önce terör sebebiyle yıllardır girileme- sırasında bazı zehir tacirlerinin ise çuvallar yen Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Bağlan içinde sakladığı esrarı yakalatmamak için köyüne operasyon yapan polis ve jandarma, yollara döktüğü tespit edildi. Operasyonun piyasa değeri 40 milyon lirayı bulan 10 ton yapıldığı bölge, Diyar-bakır’ın terör üçgeni olarak bilinen Kocaköy, Hazro ve Lice kırsatoz esrar ele geçirdi. Emniyet güçleri, Güneydo-ğu’da uyuştu- lının kesiştiği yerde bulunuyor. Fis Ovası’na rucuyla mücadeleye devam ediyor. Yıllardan çıkan Kocaköy Vadisi’nin sonundaki köyberi terör sebebiyle gidilemeyen Lice’nin lerden biri olan Bağlan’a yıllardır güvenlik Bağlan köyünde ortak operasyon düzenleyen güçleri ‘terör’ sılmamalı.” gerekçesiyle gidemiyordu. İslam’ın yayıldığı Gülen 10Hocaefendi: polis Fethullah ve jandarma ekipleri, ton satışa Esrarın köye çok yakın bölgelere saklanilk dönemlerdeki bir anekdotla dayetiştiricilerinin geleceğe motive ediyor: hazırlanmış esrar ele geçirdi. Bu operasyon, mış olması, zehir bugüne “Uhud’u yenidenhissettiklerini zafere çezehir tacirlerine son yıllarda vurulan en kadar kendilerini çok rahat virmek gibi, inanç Kâbe’sine büyük darbelerden biri olarak kayda geçti. ortaya çıkardı. Köyün içinden geçen derenin doğru yürümeli. Fevç fevç deİstanbul’da 1 kilo2020 toz esrar yaklaşık 4 bin arkasında çevresinde haletlerekenevirin vesile olacakişlendikten bir yolu İstanbul’un Olimpine onların olanlar,yetiştirilen takipormanlık etmeli.” alana saklankaybet-piyasa ne değeri de milletimizin TL’ye yatları’nı satılıyor.son 10finalde ton esrarın sonra fertleri yakınlardaki Arzulanan bölgesinde hedeflere her okumak gerekir? bunlar karşısında katiyen sar- Operasyon ise 40 mesini milyonnasıl lirayı buluyor. dığı görüldü. terör geçen yıl katılımı artan Türkçe Oylamanın neticesinden herDiyarbakır’da güvenlik güçlerinin zehir örgütü mensubu 3 kişinin tespit edilmesi Olimpiyatları’yla varılabilecekes gibi Fethullah Gülen Hocatacirlerine başlattığı kamyon dolusu ğinigüçleri de de üç belirtiyor, Hocaeefendi yönelik de müteessir: “Kıskanı-operasyonlar sebebiyle güvenlik “Önümüzdeki 170 devamyorlar. ediyor. Diyarbakır Emniyet Müdür- esrarla birlikte fendi: kontrollü olarak sene bölgeden Bir itilafla olimpiyatları ülkeden insan gelecek. Sonra İstanbul’a vermeyip,Komutanlığı’nın 7 sene sonbitkisinin kurutulmasıyla lüğü ve İl Jandarma ortak çıktı. Esrar, kenevir insanlar sayacak, ‘Dünyada raki bir projeye taş koyuyorlar.” kenevirin kilosu düzenlediği operasyonda ekipler, yıllardır elde ediliyor. Kurutulmuş başka ülke kaldı mı?’ diye. Ben Ancak önümüzdeki fırsatlara Diyarbakır’da 400 lira, İstanbul’da iseülke 1.500terör bölgesi olması sebebiyle gidilemeyen geçen sene saydırdım. 7-8 odaklanmamızı tavsiye ederdeğişiyor. ufalanıp Lice ilçesine bağlı Bağlan köyüne girdi. Kobra 2.000 lira arasında kaldı. Onların Esrarın da nüfusu en ken; 2020’yle kaybedilenin 10 milyon olan.” Buise or- toz İzmir’deki Expo’yla kazanılaedilen ince şekline helikopterlerinin de destek verdiği operas- elenmesiyle eldefazla şu sözlerle nite-olan “Allah’ın sayılabilecek esrar deniliyor. ganizasyonu Tarladaki fiyatı bin lira yondabileceğini ekipler, söylüyor: köyün bitişiği liyor öte yandan: “Bu öyle bir necip milletimizin detoz esrar, İstanbul’a ulaştırıldığında yaklaşık alandaizniyle çuvallar dolusu esrar ele geçirdi. Bağtanıtmadır ki, Allah’ın izni ve ğerlerinin ne olduğu bu vesile güçlerinin lan Tepesi olarak bilinen yerlerde ise hasadı 4 bin TL’ye satılabiliyor. inayetiyle, Güvenlik milletin dikkatleriile gösterilebilir.” Herkul.org ni eğlenceye çekmeson değil, bir tacirlerine yıllarda yapılmış, ufaltılarak satışa hazır hale getiril- operasyonu, zehir sitesinde yayınlanan sohbetinmefkureye bir duyguya, mille- Ele konuyu noktada şöyle değerlendidarbelerden biri oldu. miş vede birçok saklanmış tonlarca vurulan en büyük nezaketine, nezahatine riyor: bulundu. “Oradaki o Köyün inkisarımızı toz esrarın piyasa değeri 40 toz esrar üst kısmından geçirilen 10 tontimizin ve melekleri bile kıskandıran Allah’ın izniyle başka yollarla milyon lirayı buluyor. kilometrelerce yürüyerek bölgeye ulaşan keyfiyetine dikkat çekmedir.” telafi ederiz. Ne idare edenler,

G

Kara Kutu

KÜNYE

2020 inkisarımızı başka yollarla telafi ederiz

Sahibi/Publisher: Moving Media ApS Yönetim Kurulu Başkanı/Chief Executive Officer Vedat Oğuz

Genel Yayın Müdürü Editor-in-Chief

Kamil Subaşı k.subasi@zamaniskandinavya.dk

Haber Merkezi Redaktion Center Hasan Cücük, Emre Oğuz, Menaf Alıcı, İbrahim Kaya, Engin Tenekeci, Zeyd Yüksel haber@zamaniskandinavya.dk

Grafik Tasarım Sebahattin Çelebi Reklam / Advertising +45 71 51 43 85 reklam@zamaniskandinavya.dk

Banka bilgileri: Danske Bank: Reg nr. 3129 Kontonr. 16922552 CVR-nr. 25065557 IBAN: DK57 30000016922552 • SWIFT-BIC: DABADKKK ÜLKE VE BÖLGE TEMSİLCİLİKLERİ • İsveç: İbrahim Kaya ................................................................................................................................ + 46 76 160 46 03 • Norveç: Ömer Fevzi İpek ....................................................................................................................... + 47 21 39 54 57 • Finlandiya: Fahrettin Çalışkan ............................................................................................................ + 358 505 48 03 33 • Grönland, İzlanda: Mehmet Bayhan................................................................................................. + 45 52783966 • Aarhus: Rasim Atakan ........................................................................................................................... + 45 42 78 93 64 • İstanbul: Salih Beşir................................................................................................................................. + 90 5332 83 89 86 Reklam ..............................................reklam@zamaniskandinavya.dk ................................................ +45715 14 385 Haber: ..................................................haber@zamaniskandinavya.dk Okur Hattı: ...................................okurhatti@zamaniskandinavya.dk Abone: ................................................. abone@zamaniskandinavya.dk............................................... +4570206970 Gazetemizde yayınlanan yazı ve haberlerin yayın hakları Moving Media ApS’ye aittir. Yazı ve haberler referans gösterilerek kullanılabilir. Yayınlanan reklamların içeriğinden gazetemiz sorumlu değildir. Moving Media ApS • Holsbjergvej 41 B • 2620 Albertslund • Tlf: + 45 70 20 69 70 İnternet: www.zamaniskandinavya.dk • Baskı: OTM AVISTRYK IKAST | ISSN: 1903 6892

HAFTANIN SÖZLERİ BÜLENT TEKİNER 17 Haziran 1980’de öldürülen CHP Nevşehir İl Başkanı ve eski milletvekili Zeki Tekiner’in oğlu

“Toplumun her kesimi bu temele (Cami-Cemevi Kültür Merkezi projesine) birer tuğla koymalıdır.”

ERDOĞAN TOPRAK CHP Genel Başkan Yardımcısı

PROF. DR. İZZETTİN DOĞAN Cem Vakfı Başkanı

PROF. DR. SAVAŞ ALPAY İslam Ülkeleri İstatistik Ekonomik Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkezi (SESRIC) Genel Direktörü

12

“Babamın öldürülmesi, darbeye zemin hazırlamak için devlet eliyle yapılan infazlardan biridir.”

“Cami ile cemevinin yan yana olmasının kime zararı olabilir?” “Dünyadaki insanların yüzde 0,6’sı küresel servetin yüzde 40’ını elinde bulunduruyor.”

Ek en mu 3’ü ülk

Pek ç rek ye muz. T Mersi yazı ilç yetişti mız iç karşıla tonluk 87’sin Ekvad 2013’ sine n artışla ürün i fazla i devlet 7’ncili ettik! E hekta milyon Ülked Birliği Ledes ayında lüyor: kriz de Türkiy Ortad sından meyve göste şüş, A yansıt 44,2 g dolarl Ülken 160 m koli m ğeri 6 18-20 raflard


32 GÜNDEM İDRİS GÜRSOY ANKARA

1Mayıs 1960’ta Eskişehir’e giderken Maliye Bakanı Hasan Polatkan 25

Mutahhare Hanım eşini uyardı: “Darbe söylentileri var, Ankara’da kalsanız daha iyi olmaz mı?” Polatkan, “Hanım, bu nasıl söz? Türk askeri böyle bir şey yapar mı?” diye cevap verdi. Mutahhare Hanım’ın eşi ile son konuşması bu oldu. 26 Mayıs’ta Eskişehir Şeker Fabrikası, Başbakan Adnan Menderes tarafından coşkuyla hizmete açıldı. Bir gün sonra (27 Mayıs) Mutahhare Hanım iki çocuğuyla evde yalnızdı. Gece silah sesleriyle uyandı. Pencereden baktığında askerleri gördü. Korktuğu başına gelmişti. 27 Mayıs 1960’ta Demokrat Parti (DP) iktidarını bir gece baskınıyla düşüren ordu içindeki cunta, 16 ay sonra da millete on yıl hizmet etmiş Başbakan Adnan Menderes, Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yu idam etti. 16-17 Eylül 1961, Türk demokrasi tarihine kara harflerle geçti. Türkiye’ye ateş düştü; ancak en büyük yangın, Menderes’le birlikte Polatkan ve Zorlu’nun evlerindeydi. Kabinenin en genç ve başarılı bakanlarından Polatkan’ın eşi Mutahhare Hanım’ın başına dünyalar yıkıldı. Büyük kızları Sema yaşadıklarını kaldıramadı, yakalandığı hastalıktan sonra hayatını yitirdi. 6 yaşındayken babasını kaybeden Nilgün Polatkan, 27 Mayıs 1960 ve 16-17 Eylül 1961 tarihlerini hiç unutamadı. İdamların 52. yıldönümünde Nilgün Polatkan’ın en büyük üzüntüsü, hâlâ 27 Mayıs darbesi ve Yassıada’da işlenen cinayetlerden hesap sorulamamış olması. Nilgün hanım, o günleri sanki dün yaşanmış gibi anlatıyor. “İdama önceden karar verilmişti.” diyor. 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerinin yargı karşısına çıkarılmasından sonra Hasan Polatkan’ın yeğeni Hasan Serdar Bilir, 27 Mayıs darbesiyle ilgili suç duyurusunda bulundu. Darbenin hayatta kalan sorumlularının yargılanmasını ve hepsinin mal varlıklarının araştırılmasını istedi. Polatkanlar, açık kalan bir hesabın kapatılması ümidiyle yaşıyor. Peki, kimdi Hasan Polatkan? Nasıl idam edilmişti? 27 Mayıs ve idam günü Polatkan’ın evinde neler olmuştu?

Kabinenin en genç bakanı Hasan Polatkan, 1915’te Eskişehir’de doğdu. Dedeleri Kırım’dan gelmişti. Babası, küçük bir bakkal dükkânını çalıştıran Abdulbahri Bey, annesi yine Kırım Türklerinden, Eskişehir’in tanınmış ailelerinden Seyyid Gazi’nin kızı Gülsüm Hanım’dı. Beş çocuklarından Hasan, ilk, orta ve liseyi pekiyi ile bitirdi. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümü’nü kazandı (1933). Ziraat Bankası’nda müfettişken 1946 seçimlerinde DP’den Eskişehir milletvekili seçildi. Menderes hükümetinde Çalışma Bakanlığı yaptı. Daha sonra Maliye Bakanlığı’na getirildi. Hasan Polatkan’la Mutahhare Hanım 1949’da evlendi. Sema ve Nilgün adlı iki kız çocukları oldu. Polatkan, kabinenin en genç ve en zeki bakanlarından biriydi. Gece geç saatlere kadar çalışıyordu. Muhalifleri bile onu takdir ediyordu. İsmet İnönü, Polatkan’ı görünce, “Bu genci neden CHP’ye getirmediniz?” diye çevresine sitem etmişti. 10 yıllık DP iktidarında ülke baştan başa bir şantiyeye dönmüştü. Özel sektör güçlenmiş, devlet yatırımları hızlanmıştı. Ekonominin başındaki Polatkan’ın bunda katkısı büyüktü. 9 buçuk yıl bakanlık yapan Polatkan, önce çalışma hayatını, sonra da maliyeyi düzene sokmuş, 93 milyarlık yatırıma imza atmıştı. Askerle sivil arasındaki maaş farkını korumak için gösterdiği

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

çaba cuntacıları rahatsız etmişti. Ezanın Arapça aslına döndürülmesi için Menderes’e telkinlerde bulunan da Polatkan’dı. 1957’deki seçimlerden sonra darbenin ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. Kadın hassasiyetiyle Mutahhare Hanım bazı şeyleri hissetmiş ve eşini uyarmıştı. Ancak Menderes gibi Polatkan da o r d u y a güveniyordu. Nitekim Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun demokrat biriydi ve ordunun siyasete müdahalesine karşıydı; ancak 1950’den itibaren cuntalar faaliyetteydi ve epeyce mesafe almışlardı. 27 Mayıs sabahı Polatkan’ın evi askerlerce sarıldığında artık yapacak bir şey kalmamıştı. Ev didik didik aranırken Mutahhare Hanım, gözyaşları içinde, eşini ve hiçbir şeyden habersiz Nilgün (5) ve Sema’yı (10) düşünüyordu. Eskişehir’de Menderes’le birlikte tutuklanan Polatkan, bir gün sonra Ankara Harbiye’ye getirilmişti. 11 gün sonra da İmralı’ya nak-

Mutahhare Polatkan

EŞİNE MEKTUBU Çok sevgili karıcığım, bugün karar günü. Allah nasıl takdir etmişse öyle olacak. Allah’a ve vicdanıma karşı fevkalade müsterihim. Sakin ve mütevekkilim. Biz buradan nakil edileceğiz. Gittiğimiz yerden yazarım. Yanımıza yolda ağır olmaması için ancak yedek bir gömlek, çamaşır alıyoruz. Diğer eşyalarımızı gönderdik. Ben hangi eşyaları bana göndereceğinizi yazarım. Annemin ellerinden öperim. Seni, Sema’yı, Nilgün’ü hasretle kucaklar, pek çok öperim. Ablalarımıza, kardeşlerimize çok selamlar. Nebiha ve Ayşe’ye selamlar. Kardeşine de söyle bir mektup yollamıştı.

52 yıldır dinmeyen sızı

16 Eylül 1961’de idam edilen Hasan Polatkan’ın eşi Mutahhare Hanım ile küçük kızı Nilgün Hanım’ın gözyaşları yıllardır hiç dinmedi. Büyük kızı Sema ise psikolojik baskılara dayanamayıp hastalandı ve hayatını kaybetti. 27 Mayıs’tan hesap sorulması için suç duyurusunda bulunan aile, hayatta kalan sorumluların yargılanmasını istiyor.

H. Polatkan (15.09.1961)

Kızı Nilgün Polatkan, “Darbe gibi idamlara da önceden karar verildi.” diyor. İşte 20 Haziran 1960 tarihli Demokrat İzmir gazetesinin manşeti: “Sabıkların cezası ölüm olacaktır”... Nitekim 16-17 Eylül’de Menderes, Polatkan ve Zorlu idam edildi. ledildi. Mutahhare hanım tüm çabalarına rağmen eşine ulaşamadı. Yassıada Mahkemesi, tam bir çadır tiyatrosuydu. Polatkan, gidişatı görmüştü, ilk günden ‘Bizi asacaklar’ diyordu. Türk adalet tarihinde unutulmaz yaralar bırakan yargılamada, bütün evrensel hukuk kuralları çiğnendi. Polatkan’ın savunma yapmasına izin verilmedi. Susturuldu. “Neden bu kadar fazla şeker fabrikası yaptınız?” diye sorular soruldu. 175 sayfalık savunma metinleri elinde kaldı. Yassıada belgeleri arasında, Polatkan’ın iddianameden aldığı notlar da bulunuyordu: “Ben bir gün evinde ziyafet vermiş, davet yapmış, çay tertiplemiş insan değilim. Tek eğlencem sinema ve tiyatro. Türk milletinin büyük kısmı okuma yazma bilmiyordu amma ilme karşı büyük arzusu vardı. Türk köylüsü gerici de değildi.” diyordu. Polatkanlar yaklaşık 15 ay boyunca sadece iki defa çok kısa ve askerlerin gözetimi altında görüşebildi. İlk buluşma darbeden 11 ay sonra gerçekleşti. Kocasını bitkin hâlde gören Mutahhare Hanım oldukça üzüldü. 83 kiloluk eşi 38 kiloya düşmüştü. Görüşme sırasında öğrendiği bir gerçek ise onda derin izler bıraktı. Polatkan’a işkence ediliyordu. Yassıada’dan 15 idam kararı çıktı. İmralı’ya elleri arkadan kelepçeli, yüksek güvenlik


33 GÜNDEM

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

POLATKAN’DAN KIZLARINA MEKTUP Sevgili çocuklarım Sema ve Nil gün… Semacığım, imtihanların yaklaşı sen at Fak sin. ver k aylı kol yor. Allah merak etme. fak Allah’ın yardımı ile muvaf olursun. na İmtihanlarınız sözlü olduğu göre, çekingen olma. Cıvıl cıvıl konuş. Nil gün cüğ üm , ben bur ada

rmüş’ü her gün ‘Fatoş ile Güngö seni de hem r okuyor, hem gülüyo gün hatırlıyorum. İnşaallah, seni bir sana leri âye hik o dizlerime oturtarak ben okurum. İkinizi de hasretle kucaklar, göz rim öpe an ızd arın akl yan , den leriniz sevgili çocuklarım. H. Polatkan (15.09.1961)

Hasan Polatkan, kızları Sema ve Nilgün, eşi Mutehhare hanım ile.

DARBEYE KARIŞAN HERKESTEN HESAP SORULSUN 1

DP kabinesinin en genç ve zeki bakanı Hasan Polatkan’dı.

tedbirleri altında botlarla sevk edildiler. Millî Birlik Komitesi idamlardan üçünü onayladı. Bayar’la birlikte 12’sinin cezası müebbete çevrildi. İlk idam edilen, 16 Eylül’de Hasan Polatkan oldu. Onu Fatin Rüştü Zorlu izledi. Bir gün sonra da Menderes’in boynuna ip geçirildi. Görgü tanıklarının anlattıklarına göre; infazlar sırasında Polatkan çok üzgündü. İnfaz heyeti saat 04.30’a doğru Polatkan’ı bulunduğu odadan idam hazırlığı için alt kata indirdi. Başsavcı Altay Ömer Egesel, “Söylemek istediğiniz bir husus veya yazmak istediğiniz bir şey var mı?” diye sordu. “Karıma ve çocuklarıma söyleyin, suçsuzum. Allah’a ve vicdanıma güveniyorum. Aynı sözleri anneme ve kardeşlerime de söyleyin.” son sözleri oldu. Gardiyanlar kravatını söküp aldı, üzerine beyaz gömlek giydirdi, ellerini arkadan kelepçeledi ve cellatlara teslim etti. Sehpaya çıkarıldı. Direnemedi. İşkence görmüş vücudu bir sağa bir sola sallandı. Ruhu Rahmet-i Rahman’a uçup gitti.

Savunma yapsa da idam değişmezdi 16 Eylül 1961’de Türkiye, Yassıada’dan gelen idam haberleriyle sarsılmıştı. Polatkan’ın İstanbul’daki evindeki akrabaları, eşine nasıl söyleyeceklerini bilemiyordu. Nihayet acı haber, Mutahhare Polatkan’a verildi. Teskin iğneleri bile onu sakinleştirememişti. O gün sadece 6 yaşında olan Nilgün Polatkan, annesinin eşinin öldüğüne inanmadığını söylüyor. -Anneniz darbe olacağını nereden biliyordu? Evimiz, İsmet İnönü’nün evinin hemen yanındaydı. Son zamanlarda İnönü’nün evine girip çıkanların sayısı artmıştı. Ev dolup dolup boşalıyordu. Sabahlara kadar lambalar yanıyordu. Annemin kulağına darbe yapıla-

cağı söylentileri de gelmişti. -Babanıza savunma yaptırılmıyor. Neden? Babam, duruşmalarda savunmalarını hazırlamış ancak konuşturulmuyor. Nazik bir insandı. Konuşmak istediğinde hâkim, ‘Kes, kısa kes, kısa kes!’ diyor. Babam kibar bir insandı. ‘Hayatımı ilgilendiren bir konuda savunma yapmayayım mı?’ diyor, o kadar. Darbe gibi idamlara da önceden karar verilmiş. Savunma yaptırsalar bile kerhen dinleyeceklerdi. Sonuç değişmezdi. -Polatkan için devlet radyosunda, bazı gazetecilerin katkısı ve sunumuyla karalayıcı yayınlar yapılıyor? Devletin üç önemli kişisi; Başbakan, Maliye Bakanı ve Dışişleri Bakanı. ‘Bu üç kişiyi bitirmeye muvaffak olursak, DP’yi bitirmiş oluruz’ diye düşündüler. Karalayıcı yayınlar yaptılar. O gün bunları araştıracak ne bir merci ne de sizin gibi gazeteciler vardı. -Babanız, “Allah şahit olsun ki benim evime yemek masası muşambasından başka bir şey girmemiştir.” diyor. Nasıl bir yaşamınız vardı? Gayet mütevazı, gece geç saatlere kadar çalışan bir insandı babam, arada bir sinemaya ve tiyatroya giderlermiş. Annem anlatıyor, babamla yolda yürürken ‘Sağa sola bakma, sen devletin bakanının eşisin’ diye uyarırmış. Böylesine değerlerine, ailesine bağlı birisiydi. -Dönemin DP vekili ve bakanlarından Samet Ağaoğlu, babanız için “Yassıada’nın en hazin yüzü.” diyor. Kısa sürede zayıflamış, ama mahkemede boyun eğmiyor. Tabii de eğdirtiyorlar… Bakar mısınız, savunması bile yaptırılmıyor. Çok işkence ediyorlar. -İdam haberini nasıl aldınız? Çocuktum, beni uzak tuttular evden. Anneme iğneler, sakinleştirici haplar veriyorlar. Hatta biraz fazla vermişler ancak yine de

Hasan Serdar Bilir (55), dayısı Hasan Polatkan idam sehpasına yürürken 3 yaşındaydı. Babası DP Bolu Milletvekili Prof. Servet Bilir de idamla yargılanmıştı ve hapisteydi. Bilir, geçen mayısta, darbeye karışanlarla ilgili suç duyurusunda bulundu. Ankara Savcılığı başvuruyu kabul etti ve soruşturma başlattı. Ankara’da mimar olan Bilir, bu işe her kim bulaştıysa hesap sorulması için sonuna kadar mücadele edeceklerini söylüyor. -27 Mayıs sizi nasıl etkiledi? Biz bir şehit verdik, babam hapishanelerde yattı. Benden iki yaş küçük kardeşim var, şubatta doğmuş. Babam, kardeşim ve benim fotoğrafımız var. Mayısta darbe olmuş. Babamı içeri almışlar. Kardeşim iki buçuk yıl bana ‘baba’ dedi. 2 yıl hapis cezasından sonra babam eve geldiğinde babamı tanımıyordu, ‘Benim babam Hasan’ diyordu. Babamla annemin aynı odada kalmalarını yadırgıyordu. Şimdi kardeşim Amerika’da ve yüz önemli tıp profesörü arasında gösteriliyor. DP’lilere bunları yaşatanlardan hiç hesap sorulmadı. -Bazı 27 Mayısçılar özür diledi. İnsanla dalga geçer gibi. Türlü türlü işkenceler yapmışsınız, dayım Hasan Polatkan’ı çıplak, yarı beline kadar havuza sokmuşlar, üzerinde sigara söndürmüşler. Bunların hepsi insanlık suçu. Babam anlattı, tuvalet yaparken kapı açık, başında asker bekliyor. İnsanlık dışı şeyler bunlar. Yargı önüne çıkarılmalı. -Türkiye’deki hukuki süreç beklediğiniz gibi sonuçlanmazsa… O zaman konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götüreceğiz. 27

teskin edemiyorlar. Yavaşça söylüyorlar ama inanmıyor, inanmak istemiyor. Kabullenemiyor. Yaşadığımız bir travmaydı. Annem uzun süre etkisinden kurtulamadı. Kabul edemedi. Gazetede yayımlanan idam fotoğraflarına rağmen bir gün çıkıp gelecek diye bekledi (ağlıyor). Ablam sınavları kazandığı hâlde soy isminden dolayı okullara kabul edilmedi. Ben okula geç başladım, içime kapanık bir öğrenciydim. Teyzem okula götürdü. Sınıf öğretmenim yardımcı oldu. Kim olduğumu biliyordu, beni korudu. Yardımcı bir öğretmen vardı, bir gün sınıfa girdi ve bana sorular sordu. Rencide etti, hiç unutamam o anları. -Son mektubunda size de selamı var. ‘Hasretle

Mayısçılar darbe yapıyorlar, kendilerini anayasayla koruma zırhı içine alıyorlar, yüksek maaşlı görevlere atıyorlar, bazıları ömür boyu senatör oluyor. Yaptıkları yanlarına kâr kalmamalı. 12 Eylül referandumuyla darbelere yargı yolu açıldı, bu zırhlar kalktı. Demokrasi ve hukukun gerekleri neyse 27 Mayısçılara da uygulansın. Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın yeğeni Hasan Serdar Bilir ve kız kardeşinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı suç duyurusunda 27 Mayıs darbesinin hayatta kalan sorumlularının yargılanması talep ediliyor. 27 Mayıs darbesinin ardından Yassıada’da yapılan yargılamalarda, bütün Demokrat Partililerin ağır işkence ve haksızlığa maruz kaldığı anlatılıyor. Polatkan’ın hâlâ hayatta olan eşi Mutahhare Polatkan ve kızı Nilgün Polatkan da mağdur olarak yer alıyor. Dilekçede, Mutahhare Polatkan’ın 27 Mayıs’ta yaşadıkları sebebiyle kronik bir rahatsızlık geçirdiğinin altı çiziliyor. Hayatta olan ve hayatını kaybeden 27 Mayıs darbecilerinin mal varlıklarının araştırılması için Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) rapor hazırlaması talep ediliyor. Başsavcılık, söz konusu suç duyurusu dilekçesini işleme koyarak inceleme başlattı. 12 Eylül ve 28 Şubat darbesini soruşturan Kemal Çetin görevlendirildi. Savcılık, darbeleri gerçekleştirenlerin yargılanmasını engelleyen geçici 15. maddenin 12 Eylül referandumunda kaldırılması üzerine, darbeleri “insanlık suçu” kapsamında değerlendirdi. 27 Mayıs darbesiyle ilgili zaman aşımının uygulanmayacağı görüşünde birleşen savcılık şu an delilleri topluyor.

kucaklarım’ diyor. Yıllardır dokunmadım. Ben de ona mektuplar yazdım çocuk kalbimle. Unutmak istediğim şeyleri şimdi bana hatırlattınız (sesi titriyor). -Acınızı hissediyoruz. Ama gerçekleri, sizlerin neler yaşadığını bu millet sizden öğrenmeli. Doğru diyorsunuz. Darbe 1960’ta yapılmış bir şey değil, daha önce planlanmış ve 27 Mayıs’ta gerçekleştirmişler. Menderes’e duyumlar geliyor. Ancak gaflet, inanmıyor. Etrafındaki insanlar mı yanlış yönlendiriyorlar, bilgi mi tam gelmiyor? Gerçekleri az kişi biliyor.


34GÜNDEM Yassıada kararları yok sayılmalı

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

27 Mayıs darbesinin ardından tutuklanan Demokrat Partililer hakkındaki Yassıada kararlarının 52. yıldönümünde Celal Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy ile konuştuk. Gürsoy, “Kararlar yok sayılmalı. TSK, eğer bu zihniyetten arındıysa darbeyi telin etmeli.” diyor.

“Biz o dönemde elinde delil olanların mahkemeye intikal ettirmesini söylemiştik. Çok sayıda delil sunduk. Ancak bizim delil niteliğinde sunduğumuz belgelerin bir kısmı fotokopi, bir kısmı CD’ydi. Delil başlangıcı olarak kabul edilebilirdi.”

İDRİS GÜRSOY ANKARA

1nurken Yas-sıaada’ya sadece

15 Eylül 1961’de kararlar oku-

avukatlar alınıyor. 15 DP’liye idam çıkıyor. 16 Eylül’de Celal Bayar ile ilgili idam hükmü Kadıköy’e gelmeden, doktor yakınlarından biri anne ve çocuklara iğne yapıyor. “Duyuyor, hissediyor ama ağlayamıyor, tepki veremiyorduk.” diye anlatıyor o anı Celal Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy. Anne Bayar, o gece üst kata çıkıyor, kimseyle görüşmüyor, sabaha kadar gözyaşları içinde Kur’an-ı Kerim okuyor. Kadıköy’deki Bayar köşkü, ilk bakışta, o kadar apartman arasında terk edilmiş gibi görünüyor. En dış kapıyı aralayıp içeri girdiğinizde tarihe de yolculuk başlıyor. Celal Bayar’ın üç çocuğundan biri olan Nilüfer Bayar Gürsoy, 1921 doğumlu. İşte bu hatıralarla dolu köşkte yaşıyor. Hafızası diri, her şeyi en küçük ayrıntısına kadar hatırlıyor. Yassıada’nın en istikrarlı müdavimlerinden. Hemen her duruşmaya gidiyor. Babasıyla birlikte kocası Kütahya Milletvekili Ahmet Gürsoy’u o küçük zaman dilimlerinde görme hayali hayata bağlıyor. Ada komutanına kafa tutuyor. Tanıklarla tartışıyor. Yassıada’ya ziyaretten bu yüzden men ediliyor. Annesi Reşide Bayar, dik durabilen bir kadın. Akis dergisi muhabirine “Yeniçeri gibi ‘isterükle’ ‘istemezükle’ artık devlet yönetilemez!” diyor. Reşide Hanım, Kayseri Cezaevi’ndeki kocasını ziyarete giderken yolda vefat ediyor. -Yassıada’da yaşananlar bugüne kadar neden iyi anlatılamadı? Tedbirler kanunu var, terör havası var memleketin üzerinde. DP lehine bir şey söyleseniz suç. Gerçekler ortaya konulamıyor. Darbe aleyhine konuşmak yasaktı. Bir de yaşayanlar anlatmak istemediler. Gururlu insanlar… Tecavüz edilenlerin tecavüz olayını anlatmamak istememesi gibi. -Neler oldu Yassıada’da? Yassıada’ya en çok gidenlerden biri bendim. Duruşmaları takip ettim, babam ve eşimle göz göze gelme imkânı bulmak istiyordum, moral olacak şekilde. Bir duruşmaya çocukları da aldım gittim. Sıramızı bekledik. Girdiğimiz yerin karşısında yine bir kapı. Baktık Ahmet geldi. Çocuklara çikolata almış kantinden, vermek istedi. ‘Hayır, yasak, veremezsiniz!’ dediler. Biri

Nilüfer Gürsoy

kadın üç subay bizi dinliyor. Zaten donuğuz, ‘Veremezsiniz!’ deyince iyice donakaldık. ‘Ne yapıyorsunuz? Kitap okuyor musunuz?’ dedim. “Evet.” dedi Ahmet, “Fatin Rüştü Bey bir kitap okudu son günlerde, içinde kaşolar var ve ekomoz oldu.” Hemen oradan itiraz ettiler “Türkçe konuşun!” diye. Kaşo ve ekomozun ne olduğunu anlayamadılar. Ben anladım ki bir şey söylemek istiyor ama neden bahsediyorsun diye soramadım. Dönüyoruz vapurla. Remzi Birand var,

Konya milletvekilinin hanımı, kardeş tarafından akrabayız. “İyi ama ellerinin üstünde siyah siyah kabuklar var.” deyince fena oldum, sigara söndürmüşler. Bir de baktık Fatin Rüştü Zorlu’nun annesi Güzide Hanım fevaran hâlinde. Zorlu’nun yüzünü mosmor görünce sormuş. “Merak etme anne, voleybol oynarken oldu.” demiş. “Ne voleybolu! Sana vuran eller kırılsın!” diye feryat ediyor. Yassıada’da fiziki işkence var, bir de onlara yöneltilen yalan iddialar var. Mesailerini ortaya koymuşlar, akla

gelmeyecek yalan iddialarla manevi işkence yapıyorlar. -Babanız Bayar ve Menderes’e hangi işkence yapılıyor? Babama manevi işkence yapıyorlar. Bu yüzden intihar girişiminde bulunuyor. Subaylar hâkim kılığına giriyorlar, kız arkadaşları ile kahkahalar atıyorlar, çok haysiyetine dokunuyor. Menderes ve Bayar’ın hücreleri yan yana ama birbirlerini göremiyorlar. Tek başına ikisi de. Gardiyanlardan biri Bayar’a elini kaldırıyor vurmak için, bileğini yakalıyor, ‘O kadar da değil teğmen!’ deyip bileğini aşağıya indiriyor. O olaydan sonra fiziki darbede bulunamıyorlar. -Ya Menderes’e? Adnan Bey’e çok işkence yapıyorlar, uyutmuyorlar, ilaçlar veriyorlar. Babamın avukatı Gültekin Başak adaya gidiyor. Fırtınalı bir hava, Adnan Bey’in avukatları gelmemiş. Gültekin Bey babamın odasına girecek. Adnan Bey görünce onu, “Gültekin Bey nerede benim avukatım?’ diyor, o sırada subay geliyor, Adnan Bey’i tartaklayarak ‘Gir içeri!’ diyor. Gültekin Bey zangır zangır titriyor. Düşünün, koskoca başbakan tokatlanıyor. -27 Mayıs uzun bir planlamanın sonucunda gerçekleştirilen bir darbe miydi? 27 Mayıs’tan çok önce DP’lilerin evleri tek tek tespit edilmiş. Darbeye zemin hazırlayan olaylar da var. Ankara olayları davasını Yassıada’da izledim. Bütün sabah tanıklar dinlendi, neler olmuş, taşlar nasıl atılmış… Ara verildi. Girdim lavaboya, baktım, ‘Taş attık’ diyen hanım geldi. ‘Şahitlikte bulunan sizsiniz değil mi?’ dedim. ‘Evet’ dedi. ‘Siz o taşları bir gün önce toplamıştınız değil mi?’ dedim. ‘Tabii, tabii’ dedi ve kahramanlık yapmış gibi anlattı. Tam çıkacakken döndü, ‘Siz Bayar’ın kızısınız değil mi? ‘dedi. ‘Evet’ dedim. ‘Biz’ dedi, ‘O taşları bir gün evvelden topladık ama ne yazık ki gözlerinizi oyamadık!’ -27 Mayıs’ın arkasında sadece askerler mi vardı? Fiilen Halk Partisi bu darbenin ortağıdır. Akis dergisi ve Halk Partili gazeteler darbe için görev yaptılar. Halk Partisi’nin içinde bir yapı vardı. Bakan hanımlarının iffetine varıncaya kadar yalan haberler yayabilmişlerdir. İnönü’nün Heybeliada’daki evine bir heyet geliyor. İnönü, çok öfkeli, damadı Metin Toker hapse girmiş. Gelen


35 GÜNDEM

Celal Bayar

heyete diyor ki “Görüyor musunuz şu Yassıada’yı? Hepsini oraya tıkmalı! Bana büyük küçük demeyeceksiniz, bütün vazifelilerin, Demokratların isim ve adreslerini bildireceksiniz.” 27 Mayıs olduktan sonra Demokrat Partililer evlerinden tek tek toplandı. Bunu yapan askerî bir güçten başka sivil bir güçtü. -İsmet İnönü idamlara karşı mıydı? İdamlara karşıydılar da daha Yassıada hâkim ve savcıları bile belli olmadan Akis dergisinin kapağında babamı neden sehpada gösterdiler? İdamları teşvik etmek için mi? İnönü hep yol göstericiydi. -DP iktidarı ülkenin nereye götürüldüğünü göremedi mi? 1957’deki 9 subay soruşturmasını babam çok önemsedi, üzerinde durdu, araştırılmasını istedi, fakat bu yapılamadı. Eğer bu tahkikat derinleştirilseydi, belki de darbe olmayabilirdi, önlenebilirdi. -Tahkikat Komisyonu darbeye gerekçe yapıldı. Tahkikat Komisyonu kurulmasaydı darbe olmazdı gibi sebepler doğru değil. Demokrat Parti, sokak olaylarının arkasındaki odağı etkisiz kılabilmek için son bir hamleyle Tahkikat Komisyonu’nu düşünmüştü. CHP ve medyası tarafından ağır hücumlara maruz kaldı. Komisyonun tespit ettiği konuların üzerine gidilseydi belki darbe önlenecekti. -Kayseri, Ankara, İstanbul olayları, harp okulu yürüyüşü, yalan haberler hep bir merkez tarafından planlanmıştı. Bayar, bu hareketlere dikkat kesiliyor ve hükümeti uyarıyor. Neden sözünü dinletemedi? Menderes, orduya çok inanıyor ve güveniyordu. Cunta her yere nüfuz etmişti. Önemli noktalara adamlarını yerleştirmişlerdi. Muhafız Alayı komutanını yerinden etmek için hakkında yalan haberler çıkararak yıprattılar. Sonra Bayar’a üç kişiyi önerdiler. Babam, ‘Ben tanımam, siz birini gönderin’ dedi. Osman Köksal’ı gönderdiler. Ancak babam diğer iki kişiden birini de seçse onlar da cuntacıydı. İşlerini bu kadar sağlama almışlardı. Adnan Bey’in etrafını öyle almışlar ki ordunun darbe yapacağına inanmıyordu. Kapısındaki neferi gösteriyor, ‘Bunlar mı darbe hazırlayacak?’ diyordu. -27 Mayıs’la darbe yolu açıldı ve darbe zihniyeti yerleşerek devam etti. Bundan kurtulmanın yolları nelerdir? 27 Mayıs ilkokul kitaplarına kadar indi, yıllarca okutuldu. Yeni nesillere, DP’nin on yılının şanlı şerefli bir tarih olduğu anlatılmalıdır. Yassıada kararları yok sayılmalıdır. Bu olayı mağdur yakınları değil, bizzat Meclis’in sahiplenmesi, şeref meselesi yapması ve ilga etmesi lazım. Aynı şekilde TSK, eğer bu zihniyetten arındıysa darbeyi telin etmeli.

Adnan Bey’e çok işkence yapıyorlar, uyutmuyorlar, ilaçlar veriyorlar. Babamın avukatı Gültekin Başak adaya gidiyor. Fırtınalı bir hava, Adnan Bey’in avukatları gelmemiş. Gültekin Bey babamın odasına girecek. Adnan Bey görünce onu, “Gültekin Bey nerede benim avukatım?’ diyor, o sırada subay geliyor, Adnan Bey’i tartaklayarak ‘Gir içeri!’ diyor.

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN


36DÜNYA Çıkarda birleşmiş milletler!

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Suriye’deki insanî kriz her geçen gün derinleşirken, BM bir türlü harekete geçemiyor. Güvenlik Konseyi’ndeki kilitlenmeyi aşamayan BM üyeleri, 68. Genel Kurul toplantısı için bu hafta New York’ta bir araya gelecek. PINAR DEMİR İSTANBUL

1önce görmediği ölçekte iki büyük Geçen yüzyılın başında dünya, daha

savaşa sahne oldu. Milyonlarca insanın ölümüne, büyük göçlere, soykırımlarına, atom bombalarının yıkımına şahit olan insanlık, uluslararası barış ve güvenliği kalıcı hâle getirmenin arayışı içine girdi. Bu arayış I. Dünya Savaşı sonrasında Birleşmiş Milletler’in (BM) öncü kuruluşu olarak Milletler Cemiyeti’nin kurulmasına sebep oldu. 1919 yılında Versay Anlaşması’yla kurulan cemiyetin varlığı II. Dünya Savaşı’nın çıkmasını engelleyemediği için son buldu. II. Dünya Savaşı’nın bitiminde, tekrar aynı acıları yaşamamak ve uluslararası ihtilafları barışçıl yollarla çözmeye çalışmak için daha güçlü bir irade ortaya çıktı. BM bu ortak iradenin sonucunda; fakat savaşın galibi devletlerin nezaretinde şekillendi. ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’nın öncülüğünde bir araya gelen 51 ülke tarafından 24 Ekim 1945’te kurulan BM, öncelikli hedefini ‘uluslararası barış ve güvenliği korumak’ olarak ilan etti. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 51 ülke, aynı zamanda ekonomik, sosyal, kültürel sorunların çözümünde işbirliği yapmayı kararlaştırdı. Bugün itibariyle üye sayısı 193’e ulaşan BM’nin, bünyesindeki örgütlerle sosyal, kültürel ve ekonomik alanda önemli işler başardığı inkâr edilemez. Fakat uluslararası ihtilafların çözümünde kurucu ilkelerinin gerektirdiği rolü oynamaktan çok uzakta. Bosna, Ruanda, Filistin’de iyi bir sınav veremeyen BM, son olarak Suriye krizindeki kilitlenmiş hâliyle de eleştirilerin hedefinde. BM ile ilgili eleştiriler yeni değil. Kuruluşun yapısı ve işleyişi konusundaki reform talepleri son yirmi yıldan beri değişik platformlarda dile getiriliyor. Milletler camiasını adil bir şekilde temsil etmediğine, II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan güç dengelerini esas aldığına, Güvenlik Konseyi’nin yapısının hakkaniyetli olmadığına dair haklı eleştiriler var. Güvenlik Konseyi’ndeki daimî üyelerin veto hakkı, BM’yi pek çok siyasî ihtilafta fonksiyonsuz bırakıyor. Reform için atılması gereken adımlar da yine Güvenlik Konseyi’nin yapısı yüzünden karşılıksız kalıyor. BM’nin Genel Kurul, Güvenlik Konseyi, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Vesayet Konseyi, Uluslararası Adalet Divanı ve Genel Sekreterlik gibi 6 temel organı bulunuyor. Bunlar içinde Güvenlik Konseyi’nin kritik bir konumu var. Konsey veto hakkı olan ABD, Çin, Rusya, Fransa, İngiltere gibi 5 daimî üye ile veto hakkı bulunmayan 10 geçici üyeden oluşuyor. Görev süreleri iki yıl olan geçici üyeler her yıl toplanan Genel Kurul’da yapılan seçimle belirleniyor. 2009-2011 yılları arasında Güvenlik Konseyi’nin geçici üyesi olarak görev yapan Türkiye, 2015-2017 yılları için tekrar aday olacak. BM’ye üye 70 ülkenin veto hakkı olmayan GK geçici üyeliğine şimdiye kadar hiç seçilemediğini de hatırlatalım. Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunmasında birinci derecede sorumluluğa sahip. İdarî konulardaki kararların alınabilmesi için 15 üyenin 9’unun evet demesi yeterli. Fakat siyasî kararlarda 5 daimî üyenin tamamının evet oyu gerekiyor. Bu da uluslararası ihtilaflarda BM’nin büyük ölçüde kilitlenmesine sebep oluyor. Emekli diplomat ve eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, daimî üyelere veto hakkının, savaşları önlemeye gücü yetebilecek ülkelere geniş yetki verme düşüncesiyle tanın-

dığını söylüyor. BM’nin Viyana ofisinde bir süre Türkiye’nin daimî temsilciliği görevini yapan Yakış, bu mekanizmanın nasıl ortaya çıktığını şöyle anlatıyor. “Böyle bir veto mekanizmasının mevcut olmadığı Milletler Cemiyeti, İtalya’nın Etiyopya’yı işgal etmesine ve İkinci Dünya Savaşı’na giden sürece engel olamadı. Daimî üyelere veto yetkisi verme düşüncesinin fikir babaları savaşları önlemeye gücü yetebilecek ülkelere böyle geniş yetki vermek suretiyle barışı daha iyi koruyacak-

vurgulayan Erhan, ekonomik, demografik ve bölgesel olarak güçlü pek çok ülkenin denkleme dahil olduğunu söylüyor. Buna rağmen kuruluşundan beri değişmeyen 5 daimî üyenin tüm üye ülkeleri ilgilendiren

l a r ıve n ıİkinci Dünya Savaşı’na giden sürece sine d ü ş üolamadı. nengel Daimî üyelere veto yetkisi müştü.düşüncesinin Bu verme fikir babaları savaşları düşünceleri önlemeye gücü yetebilecek ülkelere böyle aslında bir suretiyle barışı daha iyi geniş yetki vermek ölçüde gerçekleşti. koruyacaklarını düşünmüştü. Bu düşünceBugün henüz leri aslında bir üçüncü ölçüde gerçekleşti. Bugün dünya üçüncü savaşı dünya patlamadı henüz savaşı patlamadı ise ise BM’deki kuralların bunda BM’deki kuralların bunda önemli katkısı önemli katkısı olduğunu kabul etmeolduğunu kabul etmemiz gerekir.” mizAnkara gerekir.” Üniversitesi Siyasal Bilgiler FaAnkara Üniversitesi Siyasal Bilgiler kültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Çağrı Erhan, BM’nin kuruluşundan Prof. Çağrı Erhan,savaşında BM’nin kuruluşundan bu yana iki dünya ölenden daha bu yana iki dünya savaşında daha fazla insanın uluslararası veölenden iç savaşlarda fazla insanınhatırlatıyor. uluslararası veBM’nin iç savaşlarda ölöldüğünü kuruluş düğünü hatırlatıyor. BM’nin kuruluş ilkeleilkelerinde üye ülkelerin eşitliğine atıf yarinde üye ama ülkelerin eşitliğine atıf yapıldığına pıldığına sadece II. Dünya Savaşı’nın ama sadece II. Dünya Savaşı’nın olgalibi olduğu için 5 daimî üyenin galibi veto hakduğukendi için 5 daimî üyenin veto hakkını kendi kını çıkarları doğrultusunda kullaçıkarları doğrultusunda kullanabilmesinin nabilmesinin bu eşitlik ilkesiyle çeliştiğine bu eşitlik ilkesiyle çeliştiğine dikkat çekiyor. dikkat çekiyor. II. Dünya Savaşı’ndan buII. Dünya Savaşı’ndan bugüneçok uluslararası güne uluslararası dengelerin değiştiğidengelerin çok değiştiğini, Soğuk Savaş’ın ni, Soğuk Savaş’ın bittiğini, eski düşmanbittiğini, eski düşmanların dost olduğunu ların dost olduğunu vurgulayan Erhan,

rafından oluşturulan uluslararası sistemin istikrarını devam ettirmek olduğunu söyleyen Ataman’a göre, BM daha çok güçlü devletlerin küresel çıkarlarını gözetiyor. Çin hariç, Güvenlik Konseyi’nin diğer daimî üyelerinin Batı’yı temsil ettiğini, konseyde Latin Amerika, Afrika ve İslam dünyasını temsil eden bir ülke bulunmadığını söyleyen Ataman, bu durumun adaletsizliğine dikkat çekiyor. Reform çabalarının da aynı adaletsiz yapı yüzünden karşılık bulamakonuması BM’nin etkinliğini her geçen gün bilara dair azaltıyor. veto hakkını çıkarları raz daha BM’ninkendi inandırıcılığını doğrultusunda kullanabilmesi, ne evrensel sağlaması için hiç olmazsa zaman zaman değerlerle ne demokratik standartlarla ne etkili olduğunu hissettirmesi şart.

Yaşar Yakış Yaşar Yakış

de BM”nin kuruluş ilkeleriyle bağdaşıyor. Prof. Erhan krizi bu durumu Georgeyolu Orwell’in BM’deki aşmanın var Hayvan Çiftliği kurgu romanındaki bir BM diğer etkili organları ve yan organiifadeye atıfla özetliyor: “Bütün hayvanlar zasyonları aracılığıyla ekonomik ve sosyal eşittir, amaönemli bazıları daha eşittir.” konularda icraatları olan bir Yaşar örgüt. Yakış ise bu noktada diplomasinin tanımlaGelişmekte olan ülkelerin kalkınmasına rından birini hatırlatarak aksini beklemenin yönelik organizasyonlar, çocuk sağlığı ve gerçekçi olmayacağı fikrini savunuyor: gelişimi ile ilgili yürüttüğü programlar, So“Diplomasi bir ülkenin çıkarlarının ulusğuk Savaş sonrası silahsızlanma çalışmalalararası alanda korunmasıdır.” Söz konusu

rına katkıları, küresel ölçekte çevre koru-

Prof. Erhan Prof.Çağrı Çağrı Erhan

ekonomik, demografik ve bölgesel olarak güçlü pek çok ülkenin denkleme dahil

Prof. Ataman Prof.Muhittin Muhittin Ataman

ma faaliyetleri gibi pek çok alandaki çabası ve başarısı inkâr edilemez. Prof. Muhittin

ülkeler evrensel değerlerle kendi ulusal çıkarları çatıştığında kendi menfaatlerini öne çıkarıyor. Abant İzzet Baysal Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Muhittin Ataman, BM’nin ‘uluslar üstü’ değil ‘uluslararası’ bir kuruluş olduğuna dikkat çekiyor. BM’nin öncelikli amacını ‘uluslararası barış ve güvenliği

sağlamak’ şeklinde ilan ettiğini; ama asıl niyetin savaştan galip çıkan devletler tarafından oluşturulan uluslararası sistemin istikrarını devam ettirmek olduğunu söyleyen Ataman’a göre, BM daha çok güçlü devletlerin küresel çıkarlarını gözetiyor. Çin hariç, Güvenlik Konseyi’nin diğer daimî üyelerinin Batı’yı temsil ettiğini, konseyde Latin Amerika, Afrika ve İslam dünyasını temsil eden bir ülke bulunmadığını söyleyen Ataman, bu durumun adaletsizliğine dikkat çekiyor. Reform çabalarının da aynı adaletsiz yapı yüzünden karşılık bulamaması BM’nin etkinliğini her geçen gün biraz daha azaltıyor. BM’nin inandırıcılığını sağlaması için hiç olmazsa zaman zaman etkili olduğunu hissettirmesi şart.

BM’deki krizi aşmanın yolu var BM diğer etkili organları ve yan organizasyonları aracılığıyla ekonomik ve sosyal konularda önemli icraatları olan bir örgüt. Gelişmekte olan ülkelerin kalkınmasına yönelik organizasyonlar, çocuk sağlığı ve gelişimi ile ilgili yürüttüğü programlar, Soğuk Savaş sonrası silahsızlanma ça-


37 DÜNYA lışmalarına katkıları, küresel ölçekte çevre koruma faaliyetleri gibi pek çok alandaki çabası ve başarısı inkâr edilemez. Prof. Muhittin Ataman, dünyanın farklı bölgelerine gönderilen barış gücü askerlerinin ateşkesi denetlemesi ve gerginliğin sıcak çatışmaya dönüşmemesi konusunda da BM’nin başarılı işleri olduğunu hatırlatıyor. Mesela Kıbrıs’ta Yeşil Hat’ta görev yapan BM askerlerinin varlığı sınırda muhtemel bir çatışmanın önlenmesine büyük katkı sağlıyor. Fakat Ruanda’da 800 bin, Bosna’da 250 bin kişinin ölmesi BM’nin zamanında hareket etmeyişi yüzünden engellenemedi. Suriye’de uzun zamandan beri devam eden iç savaş kimyasal silahların kullanılmasıyla büyük bir insanî felaket yaşanmasına sebep oldu. 2 milyon insanın mülteci durumuna düştüğü savaşta BM Rusya’nın vetosu yüzünden harekete geçemiyor. Bu noktada Çağrı Erhan, BM’nin bunu aşmak için bir yolu olduğunu hatırlatıyor. Erhan o yolu şöyle anlatıyor: “BM Güvenlik Konseyi’nin bir daimî üyesi uluslararası barış ve güvenliği ilgilendiren konuda sürekli veto hakkını kullanıyor ve karar alınmasını engelliyorsa, BM Genel Kurulu, Güvenlik Konseyi’nin yetkilerini üzerine alarak bu konuda karar verebilir. Tarihte örnekleri olan bu karara ‘Barış için BM Kararı’ diyoruz. Mekanizma şöyle işletilir: Güvenlik Konseyi üyelerinin en az 9’unun oyuyla Genel Kurul toplantıya çağırılır. Burada veto mekanizması çalıştırılamaz. Herhangi bir BM üyesi toplantı çağrısı yapabilir. BM Genel Sekreteri, toplantıyı yapmak için Genel Kurul üyelerinin salt çoğunluğunu arar. Yani üye sayısının yarısından bir fazlası toplantı çağrısına onay verirse, yapılır. Toplantıda yaptırım ya da müdahale gibi herhangi bir karar yine çoğunlukla alınır. Ama Genel Kurul kararları tavsiye niteliğindedir. İsteyen devlet bu karara uyar, istemeyen uymaz. Yine de böyle bir karar büyük meşruiyet sağlar.” Prof. Erhan, Suriye konusunda Güvenlik Konseyi kilitlenmiş olmasına rağmen niçin diğer ülkelerin bu yolu çalıştırmadığını anlayamadığını, bunun bir ikiyüzlülük olduğunu söylüyor: “Bu yolu çalıştırmayanlar da en az veto edenler kadar sorumluluk taşıyor.”

Mevcut şartlarda reform çok zor BM özelinde uluslararası hukukun bir kısır döngüye girdiğini görüyoruz. Uluslararası hukuk reel-politiğe, menfaat siyasetlerine feda ediliyor. Yaşar Yakış hukukun sürekli evrim hâlinde olduğunu, uluslararası hukukun ise daha ağır ilerlediğini söylüyor. Bundan birkaç yüzyıl öncesiyle karşılaştırıldığında ulaşılan noktanın küçümsenmemesi gerektiğini hatırlatan Yakış, BM’nin reform sürecinin de olgunlaşma aşamasından geçtiğini ifade ediyor. “Bütün engelleri ortadan kaldıran, hiçbir eksiği olmayan bir reform talebi henüz önerilmiş değil.” diyen Yakış’a göre, önerilse bile veto hakkı olan ülkeler buna direnmek için her türlü çareye başvurabilir. Muhittin Ataman da aynı çıkmaza vurgu yaparken BM’de ilk reform taleplerinin 77’ler denilen Güneyli Ülkeler grubuyla başladığını ve yine daimî üyelerin kayıtsızlığıyla karşılaşıldığını anlatıyor. Çağrı Erhan bunlara ilaveten BM’nin mali yapısına dikkat çekiyor. ABD’nin tek başına BM bütçesinin dörtte birini karşıladığını söyleyen Erhan, Filistin’in BM üyeliği söz konusu olduğunda ABD’nin “BM’ye verdiğimiz maddi desteği gözden geçiririz.” açıklamasını hatırlatıyor. Bütün bunları göz önüne aldığımızda BM’nin bir tür kilitlenme yaşadığını görebiliriz. Reform çabalarının bu şartlarda netice almasını beklemek gerçekçi görünmüyor. BM, kuruluş antlaşmasında görüldüğü üzere, özünde bir erdem ve evrensel değer arayışının ifadesiydi. Fakat insanlığın ortak menfaatleri ve yüksek insanî idealler adına ulusal menfaatleri aşmak bir türlü mümkün olmuyor. Bunun maliyetini de Suriye’de olduğu gibi savunmasız insanlar ödemek zorunda kalıyor.

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Richard Falk

BM REFORMU İÇİN KÜRESEL KAMPANYA ŞART Birleşmiş Milletler ile ilgili eleştirileri ve reform imkânlarını uluslararası hukuk uzmanı Richard Falk’a da sorduk. Princeton Üniversitesi’nde Emeritus (fahri) Profesör olan Falk, beş yıldır BM Filistin İnsan Hakları Özel Raportörü olarak görev yapıyor. -BM’de uluslararası hukukun adil bir şekilde işlemesini mümkün kılacak esaslı bir reform niçin yapılamıyor? Şunun anlaşılması gerekir ki, BM uluslararası hukukun, özellikle barış ve güvenlik konusunda uygulanmasını sınırlayan bir formda kurulmuştur. Karar gücünü münhasıran Güvenlik Konseyi’ne vermek ve 5 daimî üyeye veto hakkı tanımak suretiyle, uluslararası hukukun uygulanmasını, bu devletler ve onlarla yakın ittifak hâlinde olan ülkeler lehine bloke edecek takdir yetkisi anayasal olarak sağlama alınmış oldu. Başka bir deyişle, BM’nin anayasal yapısında jeopolitiğe, uluslararası hukuk karşısında öncelik verildi. -Böyle bir şey hangi gerekçeyle yapıldı? Bunun gerekçesi, çoğunlukta olmamalarına rağmen büyük devletlerin örgütün çalışmasına katılımını teminat altına alabilmekti. Bu kaygı özellikle BM’nin otoritesi bu surette sınırlanmadıkça katılmayacağı düşünülen Sovyetler Birliği içindi. I. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Milletler Cemiyeti’nin, bütün önemli devletlerin katılımını sağlama ve bunu sürdürme konusundaki başarısızlığı da bu kararda etkiliydi. Mesela ABD, kurulmasında birinci derecede sorumlu olmasına rağmen Cemiyet’e katılmamıştı. Bu açıdan, uluslararası hukuku, jeopolitiğin önceliklerine tabi kılma, bütün devletlerin BM’ye katılmasını ve kendi politikaları reddedilse bile birlik içinde kalmasını teminde başarılı olan bir düzenlemeydi. İsrail ve apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimi boyunca Güney Afrika, BM’den ayrılmayı hiç düşünmedi. Çünkü birbiriyle çatışan konumların ifade edilebildiği, rakip iddiaların meşruiyeti üstünde süren mücadelelerin hükme bağlandığı bir yerdi orası. -BM bağlamında Suriye’deki durumla ilgili ne söylenebilir? BM Güvenlik Konseyi’nin daimî üyeleri

arasındaki güven eksikliği Suriye’de insanlığa karşı işlenen suçları durdurmada ve ülkeyi yıkımdan kurtarmada BM’nin daha fazla şey yapması noktasında başarısız olmasına sebep oluyor. Şunun anlaşılması gerekir ki BM, uluslararası savaşların önlenmesiyle yükümlüdür; barış ve güvenlik bakımından etkisi sınırlarının ötesine taşmadıkça iç veya sivil savaşları engellemek ya da kontrol etmekle değil. Tabii, mülteci akını ve ihtilafın her iki tarafında bulunan haricî güçlerin dahlini icap ettiren ‘vekaleten savaş’ yönleri ile birlikte düşünüldüğünde, devletlerin iç işlerine müdahale konusundaki BM Şartı’ndan kaynaklanan yasak, böyle durumlarda bir BM karşılığını engellememeli denebilir. Fakat Suriye örneğinde dile getirildiği üzere, arzu edilir bir siyaset söz konusu olduğunda ne siyasî bir mutabakat ne de müdahale riskini alacak ve faturasını ödeyecek siyasî iradenin ortaya çıkacağına dair emare var. Suriye’deki güçler dengesi sivil savaşı sona erdirmenin veya Esed rejimini düşürmenin hiç de kolay olmadığını akla getiriyor. -Bu tür durumlar için BM’de nasıl bir reforma ihtiyaç var? Bu tür ihtilafları, savunmasız insanları kendi hükümetleri tarafından işlenen suçlardan koruyacak şekilde ele alabilecek bir kabiliyet kazandırmak üzere BM’de reforma niyetlenildiğinde, örgütün usul ve imkânlarında köklü değişiklikler yapılması gerekir. Mesela veto gücü sınırlanmalı ve insanî ve doğal felaketlerin önlenmesini içeren durumlarda devre dışı bırakılmalıdır. Yerine Güvenlik Konseyi’nin üçte iki çoğunluğu karar için yeterli olmalıdır. Aynı zamanda Güvenlik Konseyi’nin üyelik yapısı dünyanın 1945’lerde donmuş hâlinden ziyade mevcut güç ve otorite dağılımını yansıtmalıdır. En azından Hindistan, Brezilya, Güney Afrika ve Nijerya’nın daimî üyeler listesine dahil edilmesi gerekir. BM’ye en çok ödeme yapan devletlerin örgüt içindeki mevcut ayrıcalıklı konumlarını ortadan kaldırmak için BM’nin fon tabanının da küresel finans ve döviz işlemlerine, uluslararası hava seyahatlerine küresel bir vergi koyarak reforme edilmesi arzu edilir.

-Reform çabaları neden başarılı olamıyor? BM Şartı hâlihazırda Güvenlik Konseyi’nin daimî üyelerinin elinde bulunan veto gücünü ıslah etmeyi neredeyse imkânsız kılmaktadır. Bu ülkelerin pek çoğunun, etkilerini azaltacağı için, bu reformları reddetmede sağlam menfaatleri vardır. Örgütün çoktan değişmiş olan küresel yapıya intibak etmesini ve şu anki küresel çıkarları daha iyi korumasını sağlayacak fikir iklimini oluşturma şansına sahip olan sadece, BM Reformu için yürütülecek büyük bir küresel kampanyadır. -BM Filistin İnsan Hakları Özel Raportörü olarak karşılaştığınız problemleri özetleyebilir misiniz? Görev aldığım 5 yıl boyunca karşılaştığım problemler şöyle özetlenebilir: Tek misyonu BM bağlamında İsrail’in tavrının eleştirilmesini defetmek olan STK’lar tarafından güçlü bir şekilde desteklenen İsrail ve Amerika’nın soruşturmaları engellemesi. Ortaya çıkan yapısal problemler de şunlar: İsrail’in koşulsuz destekçisi olarak ABD’nin sahip olduğu jeopolitik ayrıcalık, İsrail’in Filistinliler üzerindeki uluslararası hukuk ihlallerini azaltmaya yönelik her türlü çabanın tatbikini engelliyor. Bununla birlikte, BM üyelerinin büyük çoğunluğu Filistin’in özellikle self determinasyon (kendi geleceğini belirleme hakkı) gibi haklarını kullanma yönündeki çabalarını sempatiyle karşılıyor. Bu da BM’nin organlarının Filistin’e çok önemli bir sembolik destek vermesini mümkün kılıyor. Bu destek Filistin’e yönelik yaklaşımını değiştirmesi konusunda İsrail’e bir dizi baskı uygulayan küresel dayanışma hareketine de güç veriyor. Benim sahama giren bir konu, İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki kanunsuz yerleşimleriyle ilgili uluslararası hukuka saygı gösterilmesine dönük müşterek sorumlulukla ilişkiliydi. Yeni Avrupa Birliği kılavuzu ve uluslararası hukuk bakımından problemli bir durumda olduğu uyarısını alan Hollanda firması Royal Haskoning DHV’nin su arıtma projesini sonlandırma kararı, İsrail ile ekonomik ilişkilerin uluslararası bir mahiyete sahip görüldüğü, sapmalara yol açabilecek büyük bir gelişmedir.


38 KÜLTÜR Muhteşem yüzyılın muhteşem hattatı 18 - 24 EYLÜL 2013 ZAMAN

ERKAM EMRE İSTANBUL

1zan Ahmed Karahisârî, kendi devrinde Süleymaniye Camii’nin yazılarını ya-

sanatının zirvelerinde dolaşmıştı. Ardında yüzlerce sanatlı yazı bırakan hattatlar pîrinin hayat hikâyesi, eserlerinin aksine son derece gösterişsiz ve sade. Karahisarî merhum, nazik-ten (ince bedenli) idi. Bir beyaz nimtenî (mintan, gömlek) yedi sene miktarı giyip yine bir fakire hibe etmişlerdir ki yeni dikilmiş gibi hiç yıpranmamıştı.” diyor Nefeszâde Seyyid İbrahim. Gülzar-ı Savab (Doğruluk Bahçesi) adlı eserinde bu iki cümle ile tasvir ettiği hattatlar piri Karahisârî’nin sade ömründen işte böyle haber veriyor. Ne hayret vericidir ki; sanatına yansımış siretiyle Karahisârî, dervişlik terbiyesini tam idrak etmiş olacak ki benliğine bir dem göz açtırmaz. Öyle ki, vefat yıldönümlerinde başına gidip Fatiha okuyacak bir mezar taşı bile kalmamış günümüze. Ahmed Karahisârî’nin, 1470 yılı öncesinde doğduğu tahmin ediliyor. Sultan II. Bayezid devrinde dünyaya geldiği, Afyonkarahisar’dan ayrılarak Dersaadet’e geçtiği ve ömrünün sonuna kadar burada yaşadığı biliniyor. Bu hattatlar pirinin bazı raviyânın aktardığından öte gidemeyecek kadar az malumat edinebildiğimiz hayatı, ibret verici sırlarla örülü.

Hat sanatının güneşi oldu Karahisârî, Şeyh Hamdullah’ın yazı talebelerinden İshak Cemaleddin Halvetî’ye intisab etmiş ve böylelikle tarikat yoluna da girmiş. Ketebelerinden yani yazılarına koyduğu imzalarından anlaşılacağı üzere Esedullah Kirmanî’nin talebesi. Hattat Karahisârî hakkında söz söyleyenler, kendisinin Arab ve Fars lisanlarında şiir söyleyebilecek kadar bu dillere vâkıf olduğunu kaydediyor. Aklam-ı sitte denilen altı ana hat türüne hâkim olmakla birlikte “özellikle sülüs ve nesih yazılarda Şeyh Hamdullah mektebi satır nizamı ve harf güzelliği bakımından da Osmanlı tarzını da ortaya çıkarmış.” Her ne kadar bu mecrayı yenileyecek atılımlarda bulunsa da yazıda ‘Yâkut-ı Musta’sımî’nin geliştirdiği ekole bağlı kalmış. O devirde geçerli olan Yâkut ekolünün en güzel örneklerini veren büyük hattat, bu tarzı geliştirerek bugün kendi ismiyle anılan Karahisârî tarzını ortaya çıkarmış. Böylece kendi devrinde “Şemsü’l-Hat (Hat Güneşi), Yâkut-ı Rûm” diye anılmaya başlamış.

Hak kelamıyla verilen gözler yine onun fermanıyla alındı Devrinin ileri gelen sanatkârları arasında yer alan Karahisârî, artık sarayın gözde hattatı olacak ve bugün Türk-İslâm mimarisinin doruk noktası olan Süleymaniye Camii’ni de tezyin etme şerefine erişecekti. 90 senelik uzun ömründe evlat sevgisine erememiş olsa da Ferhad Paşa ve Derviş Mehmet gibi yetiştirdiği ve evlat edindiği Hasan Çelebi’yle gelecek kuşaklara tecrübesini aktarmış. Hattatın tarihçe-i hayatında önemli bir dönemeç, uğruna gözlerini kaybettiği Süleymaniye yazılarıdır. Karahisârî’nin gözlerini yitirmesi şöyle nakledilir: “O cami kubbesinin yazılarını yazma vazifesi Ahmed Şemsüddin Karahisârî’ye verilmişti. Karahisârî, yanına talebesi Üsküdarlı Hasan Çelebi’yi de alarak gece gündüz kesif bir gayretin içine girer. Süleymaniye gibi muhteşem bir mabedin yazılarının da aynı muhteşemliği aksettirecek seviyede olması için bütün kuvvet ve kudretini sarf eder büyük sanatkâr. Öyle ki, son yazının -Nur Sûresi’ndeki ‘Allah gökleri aydınlatmıştır’ ayeti- son tashihinde gözlerinin feri tükenir ve âmâ olur.” Karahisârî’nin, kalemiyle yazdığı her bir harfin sonunda metrelerce yükseklikteki iskeleden inerek şükür secdesi yaptığı, sonra işine devam

ettiği anlatılır. Kainata kapanan gözleri hakikate açılınca, caminin kalan yazılarını talebesi Hasan Çelebi tamamlar.

Hattatlar da atışır Devrin bu en kıdemli hattatının şöhreti, imparatorluğun her köşesine yayılınca, gıpta damarı kabaran bazı hattatlar onunla rekabet ederler. Gülzar-ı Sevab, kendisine imrenen hattatlar arasından Bursalı Şerbetçizade İbrahim Efendi’nin, Karahisârî’ye mektup yollayarak şiirle taşlamada bulunduğunu anlatır. Tabii Karahisârî de bunun altında kalmaz. Yolladığı Farsça beyitlerden anlaşıldığı kadarıyla aralarında önü alınmaz bir yarış vuku bulmuş. Tarihçiler, daha sonra Bursalı hattatın İstanbul’a gelip Karahisârî’yle tanıştığını ve aralarında kadim bir dostluk

kurulduğunu nakleder.

“Hatt-ı hûb içre beyaza çıkarak kendözünü, Yazının Karahisarî’dir ağartan yüzünü.” Karahisâri’nin bugün bir kısmı Topkapı Sarayı ve Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde

muhafaza edilen Mushaf, En’am, dua mecmuası ve murakka’ tarzında birçok eseri bulunuyor. Kendi devrinde zirvelerde dolaşan Karahisârî’nin ekolü tahmin edilenin aksine pek de uzun sürmedi. Vefatının ardından en fazla bir kuşak sonrasına kadar kalabildiği görülen Karahisârî ekolünün son temsilcisi, Tophane’deki Kılıç Ali Paşa Camii’nin hattatı Demircikulu Yusuf olmuş (öl. 1611). Süleymaniye kubbesine nakşeylediği yazıları ise 19. yüzyılda yapılan restorasyona kadar yaşayabilmiş. Tarihi kayıtlardan İstanbul Sütlüce’de Mahmud Ağa Mescidi haziresinde medfun olduğunu bildiğimiz büyük hattatın ne kabri ne de kendi elleriyle yazdığı kitabesi maalesef bugüne kadar gelebilmiş.


39YORUM

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Joost Lagendijk

Ali Bulaç

Cami ve cemevi Fethullah Gülen Hocaefendi ile Cem Vakfı Başkanı Sayın İzzettin Doğan’ın öncülüğünde Ankara’da cami ve cemevinin aynı avluda olacağı bir projenin hayata geçirilmeye başlanması hem Sünni hem Alevi kesimlerde çeşitli tartışmalara yol açtı. Bazı Sünni çevreler “Bir dinin iki mabedi olmaz.” Bazı Alevi kesimler de “Proje özü itibarıyla asimilasyona dayanıyor, maksad Aleviliği Sünnilik içinde eritmektir. Alevilik Sünnilikten farklıdır.” diyor. Hocaefendi, bu fikri yıllar önce ortaya atmıştı, maksadı herhalde Aleviliği Sünnilik içinde eritmek değildi. Ona bu maksadı izafe ediyorsak “niyet okuyuculuğu” yapmış oluruz. Biz zahire göre hükmederiz. Etkili bir kanaat önderi ve alim olarak Hocaefendi hem sosyal barışı korumak hem fiili bir durumu artık görmezlikten gelmenin işe yaramadığını tescillemek istiyor. Kürt meselesinde de “anadilde eğitim yapmanın hak” olduğunu söylerken aynı basiretli tutumu sergiliyor. Anadil İslam dininin koruduğu temel bir haktır. Böyle olunca hem cemevlerinin statüsü hem anadil konularını geçmiş bakış açıları, resmi ideoloji ve artık çatışmaya sebebiyet verdiği anlaşılan işe yaramaz telakkilerden hareketle sürüncemede bırakmanın manası yoktur, aksine yol açtığı zararlar ve çatışmalar dolayısıyla ağır vebali vardır. Bence de dini hükümlerden en ufak bir ödün vermeyi düşünmeden cemevleri, anadilde eğitim ve gayrimüslimlerin haklı taleplerini pazarlık konusu yapmadan ivedilikle tanımak gerekir. Bu açıdan hem Hocaefendi’yi hem Sayın İzzettin Doğan’ı tebrik etmek, girişimlerinden dolayı onlara teşekkür etmek lazım. Cami-cemevi projesi semboliktir, sosyal barışa hizmet etmektedir. Proje devletin resmi teşebbüsü değil, “sivil”dir, bu açıdan hayli önemlidir. Belki de ilk defa Türkiye’de her işe yanlış, hatalı ve zararı büyük işlere karışan devletin dışında sivil bir inisiyatif harekete geçmekte, birlikte, yan yana ve bir arada yaşanabileceğini göstermek istemektedir. Hakikat-i halde bu teşebbüs yeni değildir, İstanbul, Şam, Kahire, Bağdat ve birçok yerde üç dinin mabedleri yan yana,

Esas mesele eğitim, anlasana! aynı mahalle veya sokakta bulunmaktadır. Denilecek ki farklı dinlerin mabedlerinin yan yana olmasının herhangi bir mahzuru yoktur, konu aynı dinin çatısı altında “iki mabed” meselesidir. Sünni dört mezhep, Şia, Zeydilik, Vehhabilik, İbadiye ve Zahiri mezheplerinin ortak mabedi mescid veya bizdeki yaygın isimlendirme ile “cami”dir. Aleviliğe gelince bunun “yeni bir durum” olduğunu söylemek lazım. Şöyle ki: 1) Tarihte Alevilerin ayrı mabedleri olmamıştır, ama dergâhları olmuştur. Beş vakit namaz kılan Aleviler camiye gitmiş, ilave ritüel yapanlar dergâhlarda niyazlarda bulunmuşlardır. Bu yönüyle Mevlevilere ve diğer tarikatlara benzemektedirler. Fakat bu, yukarıda isimlerini saydığımız mezhep mensupları gibi namaz kılan, İslam’ın beş şartını yerine getiren Aleviler için söz konusudur. Hâlâ dini hayatlarını bu tarz üzere sürdüren Aleviler vardır, onlar için cami-cemevi ayrılığı söz konusu değildir, hem camiye hem cemevine giderler. 2) Modern durumda, özellikle göçle oluşan kentlerde bir kısım Aleviler, Sünni, Şii, Zeydi, Vehhabi, İbadi ve Zahiri mezheplerden radikal kopuşu savunarak kendilerine özgü ibadet ve ritüelleri olduğunu, diğerleri gibi namaz kılmadıklarını, Ramazan orucu tutmadıklarını, hacca gitmediklerini söyleyip kendilerine özgü geliştirdikleri mekânlarda (cemevleri) toplandıklarını, dolayısıyla bu mekânlara ibadet statüsü tanınması gerektiğini söylemektedirler. Bu kesimler her ne olursa olsun camiye gitmek istemiyorlar. Sünniler gibi kamu bütçesini finanse ediyorlar, cemevlerindeki niyaz ve semahın kendilerince ibadet olduğunu savunuyorlar. İslam dünyasında yukarıda saydığımız mezhepler dışında nice fırkalar vardır; İsmaili, Kadiyani, Ahmedi, Bahai vs. Her birinin kendi mekânı vardır. “Dinde zorlama yoktur” ilkesine göre bu fikir ve inançta olanları kendi mabedimize mecbur edemeyiz, onları kendi beyanlarıyla esas alır, cemevlerine ibadet statüsü talep ediyorlarsa biz de ibadethane kabul ederiz. Bunun İslam dini açısından herhangi bir mahzuru yoktur.

Harbiye’deki İstanbul Kongre Merkezi ve Hilton Hotel’in civarından düzenli olarak geçenler için bildik bir manzaradır: Kaldırımlarda yürüyen yüzlerce yabancı, ellerinde küçük bir şehir haritasıyla Taksim’e bakınıyor ve boyunlarından katıldıkları konferanstan ayrıldıktan sonra çıkarmayı unuttukları yaka kartları sarkıyor. Geçen hafta, gözlemci yayalar, şehre Avrupa Uluslararası Eğitim Birliği’nin (EAIE) geldiğini anlamakta zorlanmadı. Avrupa ve dünyanın başka yerlerindeki üniversite ve diğer yükseköğretim kurumlarında çalışan toplam 4500 kişi, Taksim çevresindeki sokak ve terasları doldurdu. EAIE’nin 25’inci yıllık konferansında uluslararası eğitimciler açısından önem arz eden konuları tartıştılar: Avrupa çapında ve ötesinde kiminle ortaklık kurmalı? Öğrencilerle öğretim görevlileri kadar köklü kurumları olan şehirlerle ülkelerin de, öğrenci ve profesyonel değişim programlarından veya yeni ortak araştırma projelerinin oluşturulmasından faydalanmaları nasıl sağlamalı? Organizatörler, benden, otoriter rejimlerin çöküşünün yerel ve yabancı üniversiteler için yeni fırsatlar kadar yeni zorluklar da yarattığı Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yüksek eğitimin durumu hakkında oturum yönetmemi rica etti. Tunus, Mısır veya Körfez krallıkları gibi ülkelerin geleceğiyle alakalı askeri darbeler, siyasi İslam ve diğer gündemi meşgul eden meseleleri tartışırken, genelde gözden kaçan konulardan biridir bu. Oysa aşırı yüksek oranda genç nüfusa sahip, nüfusun yüzde 60’ının 25 yaşın altında olduğu bölgede, yüksek eğitim, toplumsal ve ekonomik gelişme ve siyasi istikrar ihtimali açısından kilit rol oynayacak. Dünyada eğitimin Arap aleminden daha önem arz ettiği bir bölge yok belki de. Ancak bölge kendi içinde muazzam farklılıklar barındırıyor, özellikle de Körfez devletleri ile Kuzey Afrika ülkeleri arasında. Katar ve Suudi Arabistan’ın tam teşekküllü üniversitelere harcayacak bol parası ama görece küçük nüfusu varken, Tunus ve Mısır’da durum tam tersi: Çok sayıda genç,

ama kısıtlı eğitim altyapısı. Katar Eğitim Vakfı’ndan Ahmed O. Hasnah’ın konferansın hazırlık tebliğlerinden birinde belirttiği gibi, Körfez’de motivasyon eksikliği başa çıkılması zor bir mesele, zira öğrenciler için yüksek maaşlı iş bulmak görece kolay. Gelgelelim Kuzey Afrika’da, baştan, gençlerin pek azı üniversiteye girebiliyor ve mezun olunca da, iş bulmanın çok zor olduğunu keşfediyor, zira onların kabiliyetleri ile yerel ve uluslararası piyasaların talepleri uyuşmuyor. Bu perspektif çeşitliliğine rağmen, bu ülkelerin tümü bir dizi ortak meydan okumayla karşı karşıya. Bunlara, benim panelimdeki konuşmacılardan biri, Kahire’deki Amerikan Üniversitesi’nin tarih profesörü, üretken yazar ve keskin eleştirmen Halid Fehmi ışık tuttu. Fehmi’ye göre, tüm Arap üniversitelerindeki asıl sorun, kendi deyimiyle ‘liberal sanat eğitimi felsefesinin’ yokluğu. Fehmi, “Arap üniversiteleri, temelde, bilgiyi genişletmeye değil, derinleştirmeye odaklanıyor. Akademik eğitim verme ile öğrencilere entelektüel merakla ilgili değerler, buluş yapma, eleştirel düşünme, ahlaki cesaret ve sorumluluk aşılamayı birleştiremiyor.” diyor. Yani pratikte eleştirel düşünme ve problem çözmeden ziyade ezbere odaklanan geleneksel yöntem bilime bel bağlıyor. Ahmed O. Hasnah’ın isabetli biçimde formüle ettiği gibi: “Ortadoğu’daki üniversitelerin mezunları, tahmin edilenden de çok, aynı kitabın kopyaları gibiler.” Türkiye’nin yüksek eğitim sisteminde çalışan herkese bu analiz tanıdık gelmiş olmalı. Henüz yakın zamanda ve az sayıda üniversitede, çoğunlukla da özel olanlarında söz konusu eski tarz kısıtlayıcı yöntemler yürürlükten kalkabildi. Bu, yetenekli Türk öğrencilerin akademik özgürlük ve eleştirel düşüncenin yüzyıllardır yüksek eğitimin ayrılmaz parçası olduğu diğer ülkelerden öğrencilerle işbirliği yapmaları ve rekabet etmelerine artık imkan tanıyor. Türkiye’nin bu küresel standartları tutturmak için gidecek daha çok yolu var. Arap âleminde ise bu yolculuk gerçekten başlamadı daha.

Dostça tahammüle davet ETYEN MAHÇUPYAN KCK'nın çekilmenin durduğunu ilan eden ve gelişmeleri hükümetin muhtemel adımlarına endeksleyen hamlesi, Kürt meselesinin sınırları aşmasıyla yakından bağlantılı. Birçok kişi son dört ay içinde PKK'yı etkileyen olayın Gezi olduğunu düşünebilir. Nitekim Cemil Bayık da her fırsatta Gezi'ye selam gönderiyor. Ama bu selamlarda biraz ‘fazla' kaçan bir vurgu var. Kürt siyasetinin Gezi'den bilinçli olarak uzakta durduğu ve bu tutumunun bölgedeki hemen hemen tüm Kürtlerce paylaşıldığı dikkate alınırsa şu anki söylem pek de yerine oturmuyor. Dahası bugün örgüt içinde anlamlı yeri olan kimle konuşursanız konuşun, hepsi ağız birliği etmişçesine Gezi'nin yurtdışından yönlendirilen bir dinamik olduğunu ve son kertede Kürt meselesinin çözümünü istemeyen güçlerin iradesini yansıttığını söylüyor. Dolayısıyla Bayık'ın Gezi'ye referans verirken niyeti, muhtemelen önümüzdeki kısa dönemde Kürt siyasetinin ülkenin batısında da destek

almasına ve seçimlerde HDP adaylarının şansını artırmaya yönelik bir taktik. Diğer taraftan son dört ayda gerçekten de çok önemli, Kürt siyasetinin stratejisini büyük çapta değiştiren bir olay oldu: Suriye'nin kuzeyinde Kürtlerin Rojava diye adlandırdığı bölgede PKK'nın uzantısı olarak görülebilecek olan PYD giderek güç kazandı ve bir coğrafi aktör haline geldi. Suriye rejimine ve Özgür Suriye Ordusu'na aynı anda mesafe alabilmesi ve ikisi arasında taktiksel adımlar atabilmesi sayesinde hareket alanını geniş tuttu. İslami kesimle birlikte davranmayı dışlamazken El Nusra ile çatışmaktan ve ‘kale kapma' savaşı yapmaktan imtina etmemesi, PYD'yi marjinal bir konuma sürüklenmekten veya aciz gözükmekten korudu. Böylece kendisiyle anlaşamayan Kürt grupları da yanına çekerek daha ‘ulusal' bir görünüm kazandı. Bu çabalar Türkiye'nin bölgede daha dengeli bir çizgi izlemesi ile birlikte mükâfatlanmış oldu ve nitekim Salih Müslim resmen defalarca davet edildi. Rojava faktörü PKK'nın ‘anlam ve önemini' radikal bir biçimde değiştirmiş durumda. Eskiden parçalı bir coğrafyada, her ülkenin kendi somut koşullarında hak mücadelesi uğruna silah kullanan bu örgüt, şimdi bütün-

leşme istidadı gösteren bir coğrafyada, tüm bölgeyi dikkate alan somut durum karşısında, sadece gerektiği oranda silah kullanarak haklara sahip çıkma siyaseti yürütüyor. Önümüzdeki hafta gerçekleşecek olan Irak Bölgesel Yönetimi seçimlerinde PKK da milletvekili adaylarına sahip ve Barzani'nin türlü çeşitli engellerine rağmen Irak Kürdistanı'nda söz sahibi olmanın peşinde. Ulusal Kürt Konferansı'nın art arda ertelenmesi ise tabii ki seçimlerle falan ilişkili değil. Bu konferans bir kez yapılacak ve ‘başarılı' olmak, yani tüm Kürtler adına konuşmak zorunda. Ancak iki kritik mesele var: Kürtlerin kendi içindeki güç dağılımında ibre nereyi gösterecek ve çıkacak sonucun Türkiye ile uzun vadede bir ‘barış içinde birlikte yaşama' dinamiği üretmesi nasıl sağlanacak? Öte yandan bu iki unsur da birbirinden bağımsız değil: Türkiye ile iyi ilişkiler Kürt coğrafyasında belirli siyasi aktörlerin güçlü kalmasıyla doğrudan bağlantılı. Bu denklemde Barzani doğal olarak Türkiye'nin tercihidir. Buna karşılık PKK ise tüm Kürtleri kuşatabilen ve dolayısıyla herhangi bir ‘ulusal' adım için vazgeçilmez aktör konumunda. Bunun anlamı konferansın açıkça olmasa da bu iki parti arasında yaşanacak bir mücadeleye tekabül etmesi ve Türkiye'nin de dolaylı bir

taraf olması. Söz konusu denklem bütün taraflarca kabul edilecek bir söylem etrafında çözümlenmediği sürece konferans istenen sonucu vermeyecek ve Kürtler için hayal kırıklığı olacak. Ne var ki halen elde bir denge yok, çünkü Rojava sonrası PKK'nın göreceli gücü öngörülmeyen oranda artmış durumda. Bu tabloyu bir an için arka planda tutalım ve soralım: Acaba KCK çekilme sürecini niye durdurdu? Görünen o ki hükümetten beklenen reformlar yapılmadığı için. Ancak çekilme aşamalarına ilişkin muğlaklık, zaten önemli reformların yapılmayacağının da zımnen kabulüydü. Kısacası PKK, hükümeti reform yapmamakla suçlarken, aslında AKP'nin çeşitli nedenlerle bunu yapmayacağını ve zaten muhalefetin direnci nedeniyle yapamayacağını biliyor. Dolayısıyla reform talebi aslında başka bir yere gönderme yapıyor ve ‘eğer reform yapamıyorsan başka bir şey yap' mesajı veriliyor… Burada ise üç konu var. İlk ikisi Öcalan'ın koşulları ile KCK tutukluları. Ancak hükümetin bu alanda da çok rahat olmayacağı açık… Geliyoruz üçüncü konuya: Rojava'ya destek veya en azından dostça tahammül. Çekilmenin durması bölgesel siyasette Türkiye'yi farklı bir koalisyona zorlamanın da yolu olarak kullanılmış gibi gözüküyor.


40YORUM

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Meğer Esed’in dedesi Suriye’ye ihanet etmiş MUSTAFA ARMAĞAN 1970’lerin başlarında Hafız Esed ve ailesi. Sol baştaki çocuk Beşşar Esed...

1

Suriye’yi her manada bitirecek gibi görünen Beşşar Esed’in dedesi Süleyman Esed de ülkesinin hayrına çalışmamış, manda döneminde Fransa’ya mektup yazarak Nusayrilerin işgalci devlete dostluklarını bildirmiş, bu arada Filistin topraklarına akın eden Yahudilerin faziletlerini övmeyi de ihmal etmemişti. Suriye’de Osmanlı sonrasında kurulan Fransız mandası 30 yıla yakın devam etti. Son Fransız askerinin 1946 yılında ayrılmasının ardından bu defa darbeler dönemi başlayacak ve 10 başarılı, bir o kadar da başarısız askeri darbe yapılacaktır. 23 Şubat 1966’da Baas Partisi’nin askeri kanadından gelen darbe, Hafız Esed’i öne çıkarınca Suriye’yi yöneten ailenin kaderi de çizilmiş olacaktı. Lakin Esed ailesinin hikâyesi biraz daha eskiye gider. Osmanlı döneminde Hatay’ın güneyindeki Kardaha’da Süleyman el-Vahhiş adlı bir Nusayri aşiret reisi yaşardı. Vahhiş, vahşi hayvan demek, Süleyman kuvvetli, cengâver biri olduğu için böyle anılırdı. Oğlu Ali Süleyman Fransız işgalini gördü ve ‘vahşi hayvan’ anlamına gelen aile adını 1927’de kahramanlığın timsali olan Aslan anlamındaki Esed ile değiştirdi (P. Seale, Asad of Syria, CUP: 1995). Beşşar Esed’in dedesi Süleyman Ali ve beş Nusayri şeyhinin Fransa Başbakanı Leon Blum’a yazdıkları mektubun Fransa Dışişleri Bakanlığı’ndaki orijinalleri. Darbeci Hafız Esed 1963’te ölen Ali Süleyman’ın oğludur, Beşşar da torunu. Demek ki bugün Suriye’deki vahşet, Esed ailesinin yabancısı değil. İsmiyle müsemma bir aile diyebiliriz. Süleyman Ali Fransa ile Suriye arasında antlaşmanın yapıldığı 1936’da diğer Nusayri aşiret liderleriyle Fransız manda yönetimine öyle bir mektup yazdı ki, hem aman bizi Sünnilere bırakıp gitmeyin dedi, hem de Müslümanların kendilerini ‘keseceklerini’ ihbar etti. İşte o mektubun ayrıntıları.

Resmi belgeyi Fabius açıkladı 30 Ağustos 2012’de Suriye’nin BM daimi temsilcisi Beşşar el-Caferi, Güvenlik Konseyi’nde Suriye’nin Fransız mandasında yaşadığına atıfta bulununca Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’tan hiç beklemediği bir tepki almıştı. Esed’in dedesini Suriye’ye ihanet etmekle suçlayan Fabius şöyle demişti: “Madem Fransa işgali döneminden bahsettiniz, benim de Başkanınız Esed’in dedesinin Fransa’dan, Suriye’den çıkmamasını ve bağımsızlığını vermemesini talep ettiğini hatırlatmam gerekir. Bu, imza atmış olduğu resmi belgeyle tescilli olup Fransa Dışişleri

DAĞISTAN ÇETİNKAYA

Bakanlığı’ndadır. İsterseniz bir kopyasını veririm.” Belgenin orijinalini Dr. Mordechai Kedar geçen yıl neşretti (www.jewishpress.com). Ondan yararlanarak Suriye tarihinin bu bilinmeyen yönünü açıklıyoruz. (Haberdar eden Tahir Alperen’e teşekkürler.) “Biz Suriye’deki Alevi liderler” diye başlayan mektupta özetle şu noktalar öne çıkıyor: (Metinde “Aleviler” denilmekte ama ben bunları çevirirken “Nusayriler” yaptım, zira “Alevi” tabiri Fransızlara aittir.) “1. Nusayri milleti dinî inanç, örf, adet ve tarihi itibariyle Sünnilerden farklıdır ve Müslümanların idaresinde yaşadıkları vaki değildir. 2. Nusayri milleti Müslüman Suriye tarafından ilhak edilmeyi reddeder. Çünkü İslam, ülkenin resmi dinidir, Nusayrilerse İslamiyet tarafından zındık sayılır. Eğer manda kalkıp da Suriye’ye ilhak olunur ve kanunlar din esasına göre yapılırsa Nusayrileri korkunç bir akibet beklemektedir. 3. Suriye’ye bağımsızlığını bağışlamak ve mandadan vazgeçmek sosyalist ilkeler açısından iyi olabilir ama tam bağımsızlık Kilikya, İskenderun ve Ensariye dağlarında Nusayri milleti üzerinde birkaç Müslüman ailenin hakimiyeti demektir. Meclis ve anayasa bile kişisel özgürlüğü güvence altına almayacaktır. Meclisin kontrolü yüzeyde kalacak, esasen dinî fanatizmin kontrolüne

girecek, bu da azınlıkları hedef tahtası haline getirecektir. Fransa Nusayrileri Müslümanların insafına terk etmek ve sefaletin kucağına mı atmak istiyor? 4. Fanatizm ve dar bakışın ruhu -ki, kökleri Arap Müslümanlarının gayrimüslimlere karşı tavrında yatar- İslam dinini besleyen ruhtur ve onu değiştirmek mümkün değildir. Eğer manda idaresinden vazgeçilirse Suriye’deki azınlıklar için ölüm ve imha tehlikesi ortaya çıkar. Bugün bile Şamlı Müslümanların, himayeleri altındaki Yahudilerin Filistin’de felaketten mustarip Yahudi kardeşlerine gıda göndermelerini nasıl yasakladıkları görüyorsunuz. Filistin’deki Yahudilerin durumu Müslüman Arapların gayrimüslimlere nasıl davrandıklarının en güçlü ve somut kanıtıdır. Müslüman Araplara barış ve medeniyet getirmiş olan ve Filistin’e para ve refah dağıtmış olan bu iyi Yahudiler kimseyi rahatsız etmiyor, hiçbir şeylerini gasp etmiyor, Müslümanlarsa onlara cihad bayrağı açıyor, çocuk ve kadınlarını kurban etmekte tereddüt etmiyor, hem de bunlar İngiltere Filistin’de, Fransa Suriye’deyken oluyor. Manda idaresi iptal edilir ve Müslüman Suriye Filistin’le birleşirse Yahudileri ve diğer azınlıkları karanlık bir gelecek beklemektedir.

“Fransa’ya yalvarıyoruz…” 5. Suriye halkını savunmaktaki alicenablığınızı ve bağımsızlıklarını gerçekleştirme

arzunuzu takdir ediyoruz. Lakin Suriye bu zamanda ona ilham verdiğiniz âli gayenizden uzak, çünkü hâlâ dinî feodalizmin ruhuna sahip. Fransa ve Sosyalist Parti’nin Suriye’nin bağımsızlığını kabul edeceğini sanmıyoruz. Zira bu, Nusayrilerin boyun eğmesine sebep olacak, onları ölüm ve imha tehlikesine atacaktır. Nusayrilerin Suriye’ye ilhak edilmesi yönündeki Suriye’nin ricasını kabul edemezsiniz, çünkü âli ilkeleriniz bir milletin diğerinin özgürlüğünü boğmaya çalışmasını kabul edemez. 6. Fransa-Suriye antlaşmasında Nusayriler ve diğer azınlıkların haklarını garanti alınmasını yeterli bulabilirsiniz. Fakat Suriye İslam zihniyetinde akitlerin hiçbir değeri yoktur. Burada imzası olan Nusayri milleti, yani biz Fransa hükümetine ve Sosyalist Parti’sine yalvarıyor ve rica ediyoruz: Küçük de olsa bağımsız bir Nusayri devletinin bağımsızlığını güvence altına alın. Nusayriler Fransız sosyalist liderlerinin ellerinde huzur bulacaktır. Mektup burada bitiyor. Dr. Kedar Yahudilerden gayet olumlu bir dille bahsedildiğine dikkat çekiyor ve ‘Kimbilir’, diyor, ‘Nusayriler bir gün Suriye’deki Müslüman şehirlerinden firara zorlanırlarsa Ensariye dağlarında bağımsız bir devlet kurar ve belki o zaman –baskı altındaki azınlık devleti gibi- tarihin bir alayı olarak “Siyonist oluşum”la el ele vermeye çalışırlar.

KRAL VE SOYTARI


41 YORUM

18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Ekrem Dumanlı

Alevilik testi Alevilik konusu herkes için derin ve çetin bir imtihandır. Hiç kimse kaçamaz bu sınavdan; Aleviler-Sünniler, solcular-sağcılar, laikler-anti-laikler, AK Partililer-CHP'liler... Mesele sadece bir inanç topluluğunun talepleri ile sınırlı değil çünkü. Alevilik meselesine yaklaşım biçimi, toplumsal taleplere karşı takınılan tavır açısından turnusol kâğıdı gibidir. O kâğıt, devlete yüklenen misyonu da ele verir; sivil topluma biçilen rolü de. Kim demokrat kim faşist, kim özgürlükçü kim sömürücü; Alevilik konusu açıldıkça katman katman ortaya çıkar. Her şeyden önce Alevilik gerçeğini görmek, o gerçekliğe saygı duymak gerekiyor. Asırlar boyu bu ilkenin harcında yer almaları bir yana; Alevilerin diğer bütün vatandaşlarla eşit olduğu kesindir. Her fert gibi onlar da bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır. Bu gerçeği hazmedemeyen ne Alevilik hakkında bir kelam etme hakkına sahiptir, ne de Sünnilik hakkında. Bu ülkenin asli unsuru olan bir kitleyi ikinci sınıf insan gibi görmek ve onların haklarını yerine getirmeyi bir lütufmuş gibi (aynı şey etnik gruplar için de geçerlidir) değerlendirmek büyük bir hata, korkunç bir vebaldir... Ankara Mamak'ta temeli atılan cami-cemevi projesi pek çok gerçeği birden su yüzüne çıkardı. Bir samimiyet testine dönüştü. Alevi-Sünni meselesinde kimlerin kafası karışık, kardeşliğin tesisini kimler istiyor, kimler köstekliyor, kim sorunun devamından yana, kim bu ayrılığı fitneye dönüştürmek istiyor... Öncelikle hakkını teslim etmek gerekiyor ki, halkın ve aydınların büyük çoğunluğu bu projenin çok makul ve mantıklı olduğu konusunda hemfikir. Mezhep ayrımcılığı üzerinden yeni bir fitnenin Türkiye üzerindeki emarelerini görmeyenlere yazıklar olsun! Suriye'de yaşanan hadiselerin nabzını burada tutamayanların Gezi olayları sırasında mezhep meselesinin nasıl kaşındığını anlamaları da mümkün değil. Eli kanlı bazı örgütler Aleviler üzerinde (tıpkı 1980 öncesinde olduğu gibi) operasyon

üzerine operasyon yapıyor. Hatırla- Sünnilerin çoğunlukta olduğu semtte yın lütfen; daha birkaç ay önce Alevi inşa edilmemiş. Asimile deyip tuttuevlerine çarpı işareti konulmuş, yer ran ve Sünnileri suçlayan aynı ekibin yerinden oynamıştı. Sonra ortaya çıktı “Cemevini sizin oradaki cami tarafında ve mahkemeye intikal etti ki, Alevilerin açsaydınız daha iyi olurdu...” demesi kapısına kırmızı boya çalanlar Aleviliği tastamam bir tenakuz değil mi! Kaldı ki tepe tepe suistimal eden DHKP-C'den numune olsun diye açılan cami-cemevi başkası değil. Bu örgüt canlı bombalarını çalışmalarından biri de Sünnilerin yove örgüt yöneticilerinin cenazelerini ğun olduğu yerde açılabilir. O zaman ne cemevinden kaldırdıkça makul Alevi diyecek bu ekip? çoğunluk ıstırap çekiyor, iki arada bir Bir de militan mezhepçiler var. Daha derede kalıyor... doğrusu hiçbir inanca saygısı olmayan Fethullah Gülen Hocaefendi “Cami ama bir inançtanmış gibi görünenler. ve cemevi aynı mekânın iki ayrı bi- Mesela adam milletvekili olmuş; ama nası olsun; ortak alanlar inşa edilsin” eline geçirdiği tuğlalarla şiddete başvudeyince Cem Vakfı Başkanı İzzettin ruyor. Kendisini kaçıran PKK'lılardan Doğan, yüreklilik ve övgü ile bahsebasiret göstererek bu den ve neredeyse Çekilme durdu. Zaten projeye sahip çıkmış. onlar hakkında, Sonra Alevi ve Sünni utanmadan despek de çekildikleri falan işadamları destek tan yazan biri, yoktu. Seçime kadar eylem vermiş teklife. Maşeri farklı inançtan vicdan bu muhteşem yapmayacaklar; ama örgütün insanların birbirkardeşlik projesini lerini tanıma ve ‘kış hazırlığı’ ortada. can-u gönülden anlama gayreti destekliyor. Ancak karşısında akli birilerinin de keyfi kaçmış durumda. Her melekelerini niçin yitirir! iki uçta da keskin söylemlerle ayakta Aleviliğin etrafına etten duvar örekalmak isteyenlerin benzer bir hırçınlık rek onları örgütlerin vurucu timi ya da sergilemesi düşündürücü. eylem kalkanı gibi kullanmak isteyenler Armudun sapı üzümün çöpü mesa- korkunç bir hata yapıyor. Alevilerin en besinde sayılabilecek teferruata takılıp tabii ve demokratik haklarını Sünnilik kalıyor birileri. Neymiş, “Sünniler Ale- adına görmezden gelenler de aynı vileri asimile edecek”miş. İnanılır gibi hatayı paylaşıyor. Yazık! Birlik ve dirlik değil. Daha düne kadar “Sünniler neden tesis etmenin yolu Yunus Emre ile Hacı cemevi açılmasına destek vermiyor?” Bektaş'ı bağrımıza basmaktan geçiyor. diye yeri göğü inletenler şimdi adeta Alevi-Sünni kardeşliği için sarf edilen “Aman bizden uzak durun!” diyor. Bir samimi gayretleri takiyeciler anlayamaz. de rahatı kaçmış bu bıçkın toplulukları Anlasa da o uhuvveti sabote edebilmek dinlediğinizde sanıyorsunuz ki bütün için canlı bombalarından medet umar. cemevleri cami ile birlikte açılacak. Oysa en acı tecrübelerle sabittir ki bu Gerçek bu mu? Hayır; zira halihazırda güzelim vatanın bağrına kin ve öfke bin cemevinden bahsediliyor; buraların tohumu ekmek isteyenleri bu vefadar tamamı ve bütün camiler zaten müstakil. toprak asla kabul etmez. Etmeyecek de... Bu proje ve benzerleri sadece örnek bir Çözüm sürecinin başarısızlığını dostluğu ve vazgeçilmez bir kardeşliği kim ister? simgeliyor. Tarihte de benzerleri var üstelik. Artık çok net görünüyor ki çözüm Daha komik itirazlar da var. Neymiş; sürecini baltalamak isteyenler kademe güya cami-cemevi neden Alevilerin kademe yeni senaryolar sürecek yoğun olduğu bir muhitte değil de devreye. Önce ‘barışçıl eylemler’le

demokratik haklarını kullanıyor gibi yapacak, ‘çekilmiyorum var mı diyeceğin’ nev’inden meydan okumalarda bulunacak, ufak tefek eylemlerle ‘yıkılmadım ayaktayım’ diyecek ve pazarlık masasında elini güçlendirecek. Sonra?.. Çözüm süreci akamete uğrarsa ‘Oh olsun’ deyip sevinen birine rastlarsanız bilin ki o, bu ülkeyi yeterince sevmiyor ya da insan hayatına yeterince değer vermiyor. İçinde zerre kadar insan sevgisi bulunan herkes bir damla kan akmasına razı olamaz. O yüzden sulhu getirecek her adıma dua ile yaklaşır, yardımcı olabilmek için elinden geleni yapar. Ne var ki çözüm süreci gibi zor ve sabır isteyen konularda fevkaladeden sabır, temkin, tedbir gerekir. Çünkü mesele sadece uluslararası arenada taşeron gibi kullanılan bir örgütle bitmiyor; denklemin çok fazla aktörü ve süreci tayin edecek pek çok faktörü bulunmakta. Bin kere düşünüp bir kere adım atmak gerekiyor ve üstelik bunu seri bir şekilde ve üst bir akılla yapmak gerekiyor. O yüzden süreçle ilgili “Aman dikkat!” diyen dostların uyarısı, paçalarından riya damlayan şakşakçıların alkışlarından daha önemlidir... Çekilme durdu. Zaten pek de çekildikleri falan yoktu. Seçime kadar eylem yapmayacaklar; ama örgütün ‘kış hazırlığı’ ortada. Bingöl’de bomba yüklü kamyonetler yakalandı hafta içinde. PKK’nın o bombaları Suriye istihbaratına vereceği anlaşıldı. Örgüt Siirt Pervari’de karakol basıp 4 işçi kaçırdı. Militanlarına sivil itaatsizlik dersleri veren örgütün kaotik eylemler peşinde olduğu anlaşılıyor... Her şeye rağmen ‘çözüm süreci kötüye gitsin’ diye düşünülemez, temennide bulunulamaz. Yazık olur bu ülkeye. Gönül istiyor ki onca kışkırtma ve komploya rağmen çözüm süreci akamete uğramasın. Sürecin başarısızlıkla sonuçlanmamasının bir yolu kararlılık içinde yürümekse, diğer şartı da dönen dolapları gerçekçi bir yaklaşımla görüp gerekli tedbirleri almaktır.


18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN

42BULMACA

19 BULMACA

Hazýrlayan: YALÇIN SABRÝOÐLU

7

7

6

3

4

5

9

Bir renk

4

2

Yağ alnmş zeytin posas

8

3

9

7

9

5 3 6 9 1 8 2 4 7 9 2 7 4 3 6 8 1 5 8 4 1 2 5 7 9 3 6

Ameller

İlimler

1 5 9 3 6 2 7 8 4 6 7 4 1 8 5 3 2 9 3 8 2 7 4 9 6 5 1

Geçerli Aymaz

Keçi yolu Bir harfin okunuşu

Matbaada büyük baş harf

Ekin biçme aleti

Ufak, küçük

Çukur yer

Ukrayna’da liman kenti

Kaza eseri

Lantann remzi

Bir soru

Denizin kabarmas

Bey, reis

İtalya’da ova

Burhan, kant

Madeni ip

3

Patika, yolak

İki yüzlülük

Yarm

Bir nota

Yl

Üye

Çizgi, snr

Bir say

Bir nida Yapma

Kulağn duyduğu

Bir bez

Bir bağlaç

Ara

Çocuk yiyeceği

Yabanc

Yapma, ödeme

Eski bayan oyuncu

Büyük erkek arkadaş

Ksaca numara

Kağt katlama sanat San

Haberci Kraliçe

Bir ilimiz Değer verilir olma

Bir bakan (... Yldrm)

Ant, yemin

Ödünç olarak

Bir oyuncu (... Alasya)

Bir nota

1

4

7

5 3

Yabani hayvan vurma işi

Seyahat çantas Onarm

2 6 3 5 7 4 1 9 8 7 1 5 8 9 3 4 6 2 4 9 8 6 2 1 5 7 3

Milli marşn yazar (... Ersoy)

SUDOKU BULMACA 4

1

6

3 2

2

1 8

8

Tanr tanmaz

8

Bir deyim

2

1

Beyzi Ucu yank odun

Bir ortaoyunu rolü

Borazan kuşu

Krmz Güneşten önceki aydnlk

Kendirgillerden bir bitki

Film çekme aleti

Ksaca kiloamper

Onunla futbol oynanr

6

Avam karşt

5

Bakr taş

Allah’a ait

Kurucu, yapan

4

Kuzey

3

Baş, kelle

Geveze

2

Son harfimiz

Cana kyma, adam öldürme

1

Bir nida

Meslek Kaln ip

Þ ÝF RE K E LÝ ME:

Doku teli

Çelik çomak oyunu

Ayrnt, tererruat

Küme, yğn

6

Biçare, zavall Büyük resimdeki (Bülent ...)

Hedefi tutturma Başlagc olmayan

Hayat, yaşam süresi

5

Dileme, isteme

Düşkünler evi

7

Tablodaki tramlý kalýn çizgilerle belirlenmiþ 3’e 3’lük karelere, 1’den 9’a kadar rakamlarý birer kez kullanarak yerleþtirin. Öyle yerleþtirme yapmalýsýnýz ki, bütün 3 lükle ri dol dur du ðu nuz da tablonun bütün kutularý yukarýdan aþaðýya ve soldan saða 1’den 9’a kadar rakamlardan birer kez kullanýlmýþ olsun.

1

Avustralya hayvan

Bir sahabi (... bin Velit)

Rusça’da evet

Uygarlk

Bir harfin okunuşu

Eyvah

4

Beyoğlu’nun eski ad

Yapm

y.sab rioglu@za man.com.tr

Vaka

Sradan

Anlatm

İşitme bilimi

İlk harf

BULMACALARIN CEVAPLARI 43’NCÜ SAYFADA


F

U

E

Y

A

M

U

C

E

Ü

K

U

A2

R

Þ1

L

R

Y

T

Ü

O

T

N

L

A

U

G

E

M

M

Ç

A

N

R

Y3

K

misiniz? HÜRREM, IRGAT, ÝSLAM, KONSER, LÝMON,tablonun MİMOZA,içine NAMLI, OTEL, ORKUN, ÖRGÜT, PERGEL, RÖTAR, SERT, bulabilir . Bunlarý serpiþtirdik kelimeleri A, CÝNAYET, ÇENGEL, DANTEL, EMİNE, FÝRMA, GENERAL, HOYRAT, ÝSTÝKRAR, KODES, Aþaðýdaki ÞUHUT, TERKOS, UYGAR, ÜŞÜMEK, VARTA, YETİM, EMRAH, FAYTON, GAZİANTEP, DEYYAN,ZURNA. DOÐMA, ÇANAK, CUMAYERİ, BETONİYER, NATUREL, ORTAK,AMASRA, ÖZERK,BALON, PİNTİ, RÝYAD, SAYGIN, ÞAHÝN, TRUVA, UGANDA, ÜNSAL, A NIRGAT, ÝÝSLAM, K ZOKA.RLÝMON,EMİMOZA, Z NAMLI,Ö OTEL,NORKUN,BÖRGÜT,APERGEL, I RÖTAR, P SERT,Ü KONSER, YILDIZ, HÜRREM,VASATİ, ÞUHUT, TERKOS, UYGAR, ÜŞÜMEK, VARTA, YETİM, ZURNA. Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz?

A

M MA AD VH Ý I R E U T H GT ON ĞA Aİ A I G E Ü E R Ü Z K A Y A A N Z Þ Ý Ý G A N R Y GZ L A 4 EN V RH VP D H Ü R AE ZY DEAV V EDP Ý L ÇA RK M D UA AOHS H GTA I ÝN E Ğ T A G A O I A5 Mİ U Þ L ZÞ İ AKK E TÜ L RM KE P AS L SK GAE VVA TRA UVL HD H6 Ü D Ý T R E E D Ç D O G Ý H P M A D B Ü İA A KEÝ T O Ý R R GV E Y K SS E KT I EY ÝAR TD UU H U 7 Þ A A Ý L Þ K Ü M P L G V A L A N Ý T O S G Ý Y L SR TE YA RT M A GA RD IB 8 VÜ T G M E A N K V Y N C I F N Ý A E R V K E I Ý D VU N T S Ý L R ER AG TA A G OR EI Ý R Þ Ü Ö L R E T EN TN E A R A S A T T M N E T Ý L T Ö G Ü M R E G A A N Þ K R V OY E N Ý C E C M T A A K G L O T V L I Y A L R D R R M P G R E Ö C S M R T R A E A E K N G E L A O R T A VS L A I T E H A E E P L A S Z M O N Ý G PY L A A S S D Z E M C O RN DÝ U E HO A E E E O J Y EA HL SR AD L R I R B M S P G G N R O R D V IS BF S G N O OL RZ D K V Ý E Ð H MS Ý A GL D RU ÜO BI E EN T TI O OG N NY İ İ A YYS EED RRE VV C LL R M B M R Ü U O Ü R A R K Ý T S Ý D U H O L Z K Ý Ð M MÝ EE G EE S AAF A A Z Z A A F F Ð Ð HH J J I I ÇÇ AA M B N E R İ I M N N D Ý L Z ZJ U UJ Z ZU Ü ÜO MMÜ İ İ R TTA EER YYK SS Ý TT T PPS YYÝ M M S R E T M A Ý K Ü E K Þ Þİ D DU T TV R RB F FN Ğ ĞE AAR TTİ DDI NNM Ö ÖN R N K D AAÝ V Ý A B V H V O A J Þ Ð L R E N J E E MM OO EE RR Ü M K ÐM LÞ RÝ ES NR JE T M A Ý K ÜÜ ME K K O OS E O Ý N R A O Ý A A İ DK DÞ GÜ YZ A B Þ B Þ O O EE ÝA RV OÝ AA İB KV ÞH GV YO AA J Þ A ML AS Z Þ O D M R İ HM EÖ OD İO SB Y M A AL ZT OO MS İO MN ÖA DÝ İ A SD YD MÜ A Z M N H TM DP F I K K Ý A J I T SÜ KG RA ÖG Z A Ç T Ü G R Ö Z A Ç J T D F K Ý A K E A L S Ü N A M L I Ç Þ T D A R E H Þ E J O AO NB K R E Z Ö N B A I P Ü A N J Þ misiniz? E bulabilir T ABunlarý I içineÇ serpiþtirdik. M Ltablonun A kelimeleri Ü NAþaðýdaki T tablonun ÇBALON, VBETONİYER, H CUMAYERİ, M Bunlarý P ÇANAK, I DOÐMA, K misiniz? A IEMRAH,SFAYTON, K GAZİANTEP, A G AMASRA, DEYYAN, daki kelimeleri içine serpiþtirdik. bulabilir

A

YGI AÜN RZV Z ÝÝ

T

A ZG A ÜN N A YÞ K ZÝ I AA R RNG G Y L I E T

R

A

K

R

R

İ

P

2

1

5

4

7

88

87

6

5

34

23

1

76

6

5

4

3

2

1

1

3

1

2

2

5

3

4

3 4

4

Bulmaca

2

1

r.ay din@za man.com.tr 1

��

��

��

��

�

��

�� ��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

�

��

��

�

��

����������������������������������������������������������������������������

�� �� �� �� �

�� �� �� �� �� �� �� �� �� �� � �� �� �� �� �� �� �� �� ��

�� �� ��

�� �� �� � �� �� ���������������������� �� ��������������� �� �� �� �� �� ���������������������������������������������������������������������������� ��������������������������������������������������������������� �������������������������������������������������������������������������������������� ���������������������������������������������������������������������������������������� ������������������������������������������������������������������������������������������ ������������������������������ ��������������������������� �� �� ����������������������������������� �� �� �� �� ����������������������������� �� �� �� �� ���� �� �� ��������������������

���������������������������������������������������������������������������������������� ����������������������������������������������������������������������������������������

�� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� � �� ���� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� ���� ���� �� � ���� �� � �� �� �� �� �� �� � �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ������ ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ��� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� ���� ������� ���� �� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ��� �� �� �� ���� �� �� ���� ���� �� ���� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� � ���� ���� ���� �� ���� ���� �� �� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� ���� �� �� �� � �� �� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� ��� �� �� �� ���� �������������������������������������������������������������������������������� �� �� �� �� ��� �� ������ ������ ��� �� �� � �� �� �� ���� �� �� �� �� �� ���� ���� �� ���� ���� ��

�� �� �� �� ���� �� �� �� �� � ���� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� ��� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� � �� �� �� �� ���� ���� ���� � �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� �� ������ ������ ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ������ ������ ���� ���� �� �� ���� ���� ������ �� �� �� ���� ���� ���� ���� �� �� ���� �� �� ���� ���� �� �� �� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� �� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ������ ������ ���� ���� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� �� ��

��� ������������İ ����� ����� ��İ�� ����� �������� ��

��

�� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� �� ���� ���� �� �� � �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� �� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� ���� ���� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� �� �� ��� ���� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ��� ���� ���� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� �� ���� �� �� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ����� ������ �� �� �� ���� �� ���� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� �� ���� �� ���� �� ���� �� ���� ���� � �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� ����� ���� ���� ��� �� �� �� ��

���� ���� �� �� ������ �� �� �� ���� �� �� ����

� ��

�� � ��İ ��� �� � �� � ��� � � ���� ���� ���� ���� ���� �������� ����� �� �� �� �� �� ��

��

� � � İ � � � � � � � � � İ � � � � � �

SOLDAN SAĞA 1) Suyu scak olarak yerden bilen, ateşe dayankl parlak bir mineral, 4 çkan hamam, 3kaplca, çermik, kudret 5evren pulu. 3)6 İsrail’in plaka işareti.– 2 vakit, bazdokular alev.– Bazen, yalaz, Manda pastrmas. 4) kimi Besinlerin, hamam.– İstanbul’daki Yedikule yere Yalm, 1) Yazmaktan sebepsiz SOLDAN SAĞA ateşeayrma, dayankl parlak bir mineral, SOLDAN 1)2)Suyu olarak2) yerden koparma.– r.ay din@za man.com.trzindanlarnn Bozma, 4)bilen, baz. içinde yanarak vücudun scaklk ve eski SAĞA ad. Madeni iplik.– olmayan. Tokscak korkusu.– yazma korkma, r.ay din@za man.com.tr evren pulu. 3) İsrail’in plaka işareti.– çkan hamam, kaplca, çermik, kudret karş şğa şehir. 5) Yüzeyi birsağlama Yemen’de ve enerjisini değerlerini gösteren güven İncelikle, saygyla, nezaketle. 3) Ezgi, sevinç, Kişinin bahçesi.– Lale 12 kâğt Manda pastrmas. 4) Besinlerin, dokular ile hamam.– İstanbul’daki Yedikule madde duyarl olmayan bir ölçü. bir 5) İçel’in birkapl ilçesi. 6)üzerine, Tp dilinde normal sulamak, nağme.– Baz bölgeleri etkinliğinin her türlü ‘Zeki, 6) kopyas. resim çekilmiş kalptan yanarakitap.– vücudun scaklk zindanlarnn eski hastalğ. ad. 2) Madeni 3) iplik.– kansz.içinde 7) Paylama, Ad, şan, ün. 8)ve arttğ ruh kurutmak amacyla veya gemilerin biçimde 6 7 8 9 10 11 12işlemesine manasna kimse’ kavrayşl anlayşl, akll, kurtulma, enerjisini sağlama değerlerini gösteren İncelikle, saygyla, nezaketle. 3) Ezgi, iyileşme, kalkma, bir nehir.– Yelkenleri açtrmak için baz Msr’da Yalm, yalaz, alev.– Bazen, kimi vakit, SOLDAN SAĞA 1) Yazmaktan sebepsiz yere elverişli, insan eliyle açlmş su Hastalktan 5Refik 6 Aydýn 7 8 9r.aydin@za 10 man.com.tr 11 12 7)koparma.– sembolü. ismi.– erkek 4) bir baz. 4)9)Bozma, ayrma, korkma, yazma Toksulamak, olmayan. 2) ölçü. dost. samimi dost,korkusu.– hakiki Dost,esen 5) Selenyumun İçel’in bir ilçesi. 6) Tp dilinde nağme.– Baz bölgeleri verilen komut. İlave.– Karştlk, karşt yolu.–onma.– Çölden scak rüzgâr. 4) Ölüm. hakknda) Yemen’de bir şehir. Yüzeyi Lale bahçesi.– Kişinin sevinç, güven ve ztlk, yer.– Müstahkem olarak belirtisi incelik ve amacyla sayg Bir kişiye kansz. 7) (İnsan Paylama, itap.–5)antagonizma. Ad, şan,şğa ün. 8)karş olma, çelişki, kontrast, veya gemilerin Kur’an’da birkurutmak sure.– Yağ kzdrma, yiyecek duyarl bir madde ile kapl kâğt üzerine, her türlü etkinliğinin normal olmayan bir 9) unvan. verilen padişahlarna Osmanl 8) Artvin’in sözü.– seslenme bir yarayan, kullanlan sözle nakledilen, daha çok kzartma vb.işlemesine işlere uzun sapl bir nehir.– Yelkenleri açtrmak için Msr’da elverişli, insan eliyle açlmş 10) su 3)Hayalî, kalptan çekilmiş resim kopyas. 6) ‘Zeki, biçimde ar ttğ ruh hastalğ. akidesine İslam etme, kabul dini Hak , kanat-llardan Çift Genişlik.– 5) ad. 5 6 7 8 9 10 11 12eski çocuklara anlatlan hikâye.– Bir nota. 11) yayvan kap.yolu.– 5) Bilinen, belli.– Kurtulma, verilen komut. 9) İlave.– Karştlk, karşt Çölden esen scak rüzgâr. 4) akll, anlayşl, kavrayşl kimse’ manasna Hastalktan kalkma, iyileşme, kurtulma, Roma’ya Osmanllarn ad.– inanma.– genel böceklerin uçucu birtakm Bir4)şeyin görüldüğü, ilkverdikleri yetiştiği yer. 7) kurtuluş, selamet. 6) Dost, Balklarn iste kurutuolma, çelişki, kontrast, antagonizma. Kur’an’da bir sure.– kzdrma, birilkztlk, erkek ismi.– Selenyumun onma.– hakikiYağ dost, samimiyiyecek dost. olağan. 11)sembolü. görülen, zaman 10) HerMüstahkem ad. bir olarak Namazda olan. halkndan Polonyakzartma 12) Mevlevi tekkelerinde dervişlerin sema larak yaplan pastrUzaklk işareti. yer.– (İnsan hakknda) Ölüm. Bir kişiyemas.– ve6) yarayan, incelik belirtisi 10) Hayalî, sözle nakledilen, daha çok vb.sayg işlere uzun sapl antik harabelere kipadişahlarna yaknlarnda Kars oluşan Artvin’in secdeden vebiriki rükûkap. biryatak 8)özel Osmanl verilen unvan. 9) kullanlan seslenme sözü.– yaptklar bölüm. 7) Hal,kyam, koltuk, vb. ve nemli çocuklara anlatlan hikâye.– Bir nota. 11) yayvan 5)yerlerde Bilinen, belli.– Kurtulma, Tekkelerde ki, verilen ad.– tutalm ki,açabilen, sayalm ‘Diyelim HakBere, diniçürük. kabul12)etme, İslam akidesine bölüm.–yaşayan, eski ad. ki, 5) Genişlik.– Çift kanat-llardan, yol ortamlarda astma şeyin görülkurtuluş, selamet. 6) Balklarn 1 Bir 2 inanma.– 3 yer. 4 ilk 5Osmanllarn 6 7düğü, 8 ilk 9 yetiştiği 10 11 verdikleri 12yer. çile 7)kurutuRoma’ya söz.iste birtakm uçucu böceklerin genel ad.–doldurulan bir manasna ki’dökülen varsayalm insan vücudundan deri tozlaryla 12) Mevlevi tekkelerinde dervişlerin sema larak yaplan pastrmas.– Uzaklk işareti. ad. 10) Her zaman görülen, olağan. 11) Polonya halkndan olan. 6) Namazda bir 1 P E D A G O J İ A S A kayaçlarda Volkanik Asya’da bir ülke.– 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 ve parçacklaryla beslenen bir canl türü.–ve nemli yaptklar özel bölüm. 7) Hal, koltuk, yatak vb. yerlerde Kars yaknlarndaki antik harabelere kyam, bir rükû ve iki secdeden oluşan 2 Son, 8) O T O M A T N A Z İ L türü.Gündüz ortoz feldspat bulunan S Tekkelerde M A 12) N Eçürük. I C A ad.– ABere, Bir ilimiz. 8)ortamlarda Çorum’un bir ilçesi.– bölüm.– ‘Diyelim ki, astma sayalm tutalm13 ki,I L L O verilen yolki,açabilen, yaşayan, böcekleri K 2 A 3 L 4 5 K6 A T A N A kylarndaki Su sonunda.– 1 İ K 7 A 8 N 9 E 10 11 12 2 7) N A Z yer. L doldurulan T E çile gösterimi. insan YUKARIDAN AŞAĞIYA 1) Güzel varsayalm ki’ manasna bir söz. vücudundan dökülen deri tozlaryla YUKARIDAN ördeği. yaban 4 İ yaşayan L N İ T E K İ M G Asya’da bir ülke.– Volkanik kayaçlarda 3 I R 1 P KE AD NA A G L O J S İ A M A S A koku.– yiyerek Dili tutulmuş, konuşamaz duruma 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 ve parçacklaryla beslenen bir canl 8) türü.– birleşiminde maddelerin Yağl 1) AŞAĞIYAbulunan ortoz feldspat türü. 5 T K O Z A N P İ K E Son, A V A 2 K1O AT MO EM R A T T 4 R N A Z İ L gelmiş, dilsiz. 2)ilimiz. Bir çoğul eki.– Püskürük I L I C A A N E M A S eldeböcekleri Bir 8) Çorum’un bir ilçesi.– Gündüz a yoluyla ve sabunlaştrm bulunan 6 İ B İ S K A T İ O Y sonunda.– Su kylarndaki H A L E F 5 M3 A2L LTO UEK MLA L N KA ZA Tİ AK NA AN E ve başkalaşmş kayalar içinde bulunan, güzellik patlayc, boya, YUKARIDAN 1) Güzel plastik,yaşayan edilen,gösterimi. yiyerek yabanAŞAĞIYA ördeği. YUKARIDAN 7 K O V H A R Z A K T İA R İ 6 L İ 4 K3İ OI L RR İ N NKİ OA alüminyum AŞAĞIYA silikat ile potasyumdan T NE AK İL M S GA M tatlms, maddelerin birleşiminde Yağl kullanlan üretiminde gerecikoku.– Dili1)tutulmuş, konuşamaz duruma İ RR Y EKK ATA REM AN D E K 87 AA KR A 4 oluşmuş, yapraklar durumunda ayrla5 T K O Z A NE M R A P N Tİ KA EV A bulunan vesv. sabunlaştrma elde vb. yumuşatc renksizgelmiş, dilsiz. 2) 2)BirŞeker, çoğulpetrol eki.–yoluyla Püskürük 5 M A L U M F EE L A H N İ T A M N İ Ç A 8 L edilen, plastik,yer,boya, patlayc,3) güzellik 6 İ B İ S K A T İ O Y tasyehane. artldğ maddelerin vegereci başkalaşmş kayalar içinde bulunan, 6 L İ K O R İ N O Z T A üretiminde kullanlan tatlms, 7 K O V H A R A K İ R İ 7 A K A R K A R A M A N alüminyum silikatsv. ile 2)potasyumdan renksiz yumuşatc Şeker, petrol vb. oluşmuş, yapraklar durumunayrla- 3) 8 8A LR Aİ ÇY İE NT E MN A DT Eİ KN E maddelerin artldğ yer, tasdayehane.

RE K E LÝ ME: Aydýn Bulmaca Þ ÝFRefik CL Ý E RK Ü H Þ H K P AydýnAydýn ca6 7 Refik Bulma A V I Refik Bulmaca 1 2 3 4 5 8 9 10 11 M A R A U

H

ZUL ÜF E AAR Y K U T TI O AR N N GA C YG A MI T Ç TÐ N E Y V K İ

J

H

Ý

Þ

K

TRK ARC TNE R CM Ü ÝA T FT L Y ÐU T EE R V U İ V

Ý

U

F

K E L İ M E

C

Ý Þ R FJ T İYE R TY E AR Y NU A Ý VM C A UF

Ý

M

N

A

Y

43BULMACA 18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­MAN


20 SPOR SPOR 44f AHMET ÇAKIR

16 EYLÜL 2013 PAZARTE 18 - 24 EYLÜL 2013 ZA­ MAN

Kaptan Metin Oktay.

1gelmiş geçmiş en Türk futbolunun

büyük golcülerinden biri olarak gösterilen ve Taçsız Kral olarak anılan Metin Oktay’ı, 22 yıl önce 12 Eylül’ü 13’e bağlayan geceyarısı, bir trafik kazası sonucunda kaybetmiştik. Attığı gollerin yanı sıra centilmenliğiyle de sadece Galatasaraylıların değil bütün Türkiye’nin sevgilisi olan Gündüz Klç ile sahadan çkarken. Metin Oktay, sarı kırmızılı kulübün taraftarının artmasında da çok büyük rol oynamıştı. Türk futbol tarihine adını altın harflerle yazdırmış biri Metin Oktay. Metin Oktay ve Ajda Pekkan 'Gol Kralı' adlı filmin bir sahnesinde Galatasaray ve Milli Takım’da attığı gollerle milyonların sevgilisi olmuş Metin Oktay ve Ajda Pekkan ‘Gol Kral’ adl lmin bir sahne bir kral... Golcülüğünün yanısıra efendiliğiyle de sadece Galatasaraylıların değil bütün Türkiye’nin sevgilisi olmuş bir adamdı. Aynı zamanda tam bir erkek güzeliydi ve Yeşilçam bunu değerlendirebilmek için ‘Taçsız Kral’ adlı bir film yaptı. Atıf Yılmaz’ın yönettiği film, anlaşılabilir nedenlerden dolayı pek başarılı sayılmazdı ama bizlere Metin Oktay’dan birşeyler kalmasını sağladığı için gönlümüzdeki yeri Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük golcülerinden biri olarak gösterilen ve Taçsz Kral olarak anolması12 çok ilginç bir olaydır. Hesapçageceyars, teklifte bulunur. Kral,kgönülsüzdür. Sonunda kaybetayrıdır. lan Metin Oktay’, 22girmiş yl önce Eylül’ü 13’e bağlayan bir tra kazas sonucunda Aramızdaki bağ, okumayı yeni öğren- Kral, 8 gün eksik askerlik yapmıştır ve bunun iş o kadar büyür ki Oya Hanım, “Ya ben ya Kaptan Metin Oktay. miştik. Attğ gollerin sra centilmenliğiyle deBunu, sadeceGalatasaray!” Galatasarayllarn değil gelir. bütün Türkiye’nin içinyan 45 gün hapis yatması gerekecektir. deme noktasına Kral’ın diğim zamanlarda, gazetelerde onun attığı bir güçkulübün gösterisi taraftarnn olarak seçimi Sarı Kırmızılı olur. Arada gollerle ilgili haber ve fotoğrafları görmemle sevgilisi olan Metin askeri Oktay,yönetimin sar krmzl artmasnda da forma çok büyük rol oynamşt. başlar. 1958 yılında Kastamonu’nun Bozkurt değerlendirenler yanılmıyor olsa gerek… Galatasaray taraftarlarının onun gitmemesi ilçesinde başlayan ilintimiz, 18 Aralık 1960’ta Hapisten çıkışının ertesi günü oynadığı için para toplamaları gibisinden müthiş ÇAKIR sonsuza kadar da öyle kalacaktr. mak zorundaymş ki… GerçekGOLLERİN VE REKORLARIN ADAMI Karagümrük maçında 2demek gol atması da Metin gelişmeler yaşanır. İstanbul’un HalıcıoğluAHMET semtinde oturduğuTürk futbol tarihi- te Baba Gündüz. uzun yllar birlikte ça- 1961-62 sezonunda rekor ücretle gittiHABER Oktay efsanesinin taşlarından Kuşkusuz ki Fenerbahçe de onu almak muz sırada onun için yediğim bir ne sopayla adn altn harflerlşacağ Metin’ikilometre çok beğenmiş ve hemen biri ği Palermo’da mutlu olamayp ksa sa- MİLLİ TAKIM’DA 19 GOL ATTI YORUM le yazdrmş biri Me- transfer edilmesini istemiştir. güçlenmiş sayılır mı? O gün Galatasaray ylabilecek sürede geri dönmesi, onun 1936 ylnda İzmir’de doğan Metin Oktin Oktay.5-0 Galatasaray ve Milli Takm’da futbol hayatnn buruk bir sayfas- tay, Damlack kulübünde futbola başlaezeli rakibi Fenerbahçe’yi yenerken, attğ gollerle milyonlarn sevgilisi ol- ‘BİZİ SEVENLERİ ÜZMEYELİM BABA’ dr. Ancak dönüşte frtna gibi esecek- mş, Yün Mensucat takmndan sonra Metin Oktay sakat çıktığı maçta tam 4 gol muş bir kral... Golcülüğünün yansra Sar Krmzl takmda attğ gollerle ül- tir. 1962-63’te oynadğ 26 maçta att- geçtiği İzmirspor’da kendini göstererek atmıştı. Ben de bu golleri anlatan efendiliğiyle de radyonun sadece Galatasaraylla- kenin en tannmş kişilerinden biri olan ğ 38 golle tam 25 yl krlamayan re- genç milli takma yükselmiştir. rn değil bütün Türkiye’nin 1955 ylnda Galatasaray’a gelen sesini sonuna kadar açıp mahalleyi rahatsızsevgilisi ol- Metin Oktay’n 27 Mays darbesi sonra- kor oluşturmas ve 1969’da brakana muş bir adamd. Ayn zamanda tam bir snda, askerliğini eksik yaptğ gerekçe- kadarki başarlaryla Metin Oktay, Sar Metin Oktay, İtalya’nn Palermo taketmiştim. Sopanın nedeni buydu. erkek güzeliydi ve Yeşilçam bunu de- siyle hapse girmiş olmas çok ilginç bir Krmzl kulübün taraftar saysnn art- mna transfer olduğu 1961-62 sezonu Antremana hazrlanrken. Tabii bundan önceğerlendirebilmek ağları yırtan gol için olayı ‘Taçsz Kral’ adl olaydr. Hesapça Kral, 8 gün eksik as- masnda büyük katkda bulunmuştur. dşnda sürekli sar krmzl formay Gündüz Kılıç ile sahadan çıkarken. var ki, bugün Türkiye’de yakın yönetti- kerlik yapmştr ve bunun için 45 gün bir futbolla film yapt.uzak Atf Ylmaz’n Oynadğ 20 Avrupa Kupalar ma- giymiştir. Daha İzmirspor’da oynaranlaşlabilir ilgisi olup da bundanği film, habersiz biri nedenlerden bulu- dolay hapis yatmas gerekecektir. Bunu, aske- çnda attğ 15 gol geçen sezona kadar ken attğ 17 golle İzmir Profesyonel pek başarl saylmazd ama bizlere Me- ri yönetimin bir güç gösterisi olarak de- oransal bir rekordu, Burak Ylmaz ola- Ligi gol kral olan Metin Oktay, onnabileceğini pek aklımtin almaz… Türkiye 1. Oktay’dan birşeyler kalmasn sağla- ğerlendirenler yanlmyor olsa gerek… ğanüstü başarsyla bunu ele geçirdi. dan sonraki yllarda da bu unvan naLigi’nin ilk yılının finalindeki birinci maçta sevenleri üzmeyelim baba!” dğ için gönlümüzdeki yeri ayrdr. Hapisten çkşnn ertesi günü oynad- 38 gollük rekorunu 25 yl sonra -biraz diren başkalarna kaptrmştr. bağ, okumay Galatasaray ezeli rakibiniAramzdaki 1-0 yenerken, Me- yeni öğ- ğ Karagümrük maçnda 2 gol atmas da da yadrganacak biçimde- kran TanAdının Metin Oktay kral olamadğ yllar- Galatasaray’la bütünleşmesinde rendiğim kalesine zamanlarda, hep ilkbugün hâlâ tribünlerde bir bayrak ve adının tin Oktay’ın Özcan Arkoç’un attığıgazetelerde Metin Oktay efsanesinin kilometre taş- ju Çolak’a Ali Krca’nn isteği üzerine da da çok sayda golle listenin onun attğ gollerle ilgili haber ve fo- larndan biri olacaktr. golle verdiği krallk tac ise yürek burkucu sralarnda yer almş, toplam gibi608dalgalanmasında buna benzer durumgolün ağları yırtması bugün konuşulan toğraflarhâlâ görmemle başlar. 1958 ybir rekorun sahibi olmuştur. 1.Lig taKral’n futbol hayatndaki ilginç bir tatszlk olarak yaşanmştr. bir konudur. ların önemli bir payı vardır. Teknik adamlık lnda Kastamonu’nun Bozkurt ilçesin- olaylardan biri ilk eşi Oya Sar’nn srihinde de 217 golle en çok gol atan 1969 ylnda takm şampiyon ve de başlayan ilintimiz, 18itiAralk 1960’ta rarla İzmir’e dönOktay, İtalya dönüşü 1962-63 sezonundan ve yöneticilik dönemlerinde geleceğin efsane kendisi de gol kral oyuncular arasndadr. Metin İstanbul’un Halcoğlu semtinde otur- me isteğidir. Buüzere Milli Cim Bom’a kazandırmaya çalışır. olarak futbolu bra- 36’s A, 4’ü de genç olmak isimlerini baren onu sürekli seyredebildim. O yaşlarda METİN OKTAY’IN duğumuz srada onun için yediğim bir nun için İzmirskan Metin Oktay’a Takm formasn 40 kez giymiş, 7 kez GOL KRALLIĞI LİSTESİ: Başardığı Fatih Terim’dir ama Cemil Turan’ı maçlara girecek paramsopayla yoktugüçlenmiş ama nesaylr gam!m? O gün por kulübü önemTransfer parasn alrken. başka hiçbir fut- kaptanlk yaparken, 19 gol atmştr. Galatasaray ezeli rakibi Fenerbahçe’yi li miktarda parayelinden kaçırmış, akrabası Fethi Heper’in İkinci yarıda kapılar açılır ve o kadarı da bize Metin Oktay Avrupa Kupalar’nda bolcuya nasip ol1955-56 İstanbul Profesyonel ligi 18 golle, 1956-57 İstanbul Profesyonel ligi 19 golle, yenerken, Metin Oktay unvamayan jübile yapl- en çok gol atan Türk futbolcusu de Eskişehirspor’da kalma isteğine saygı yeterdi. Bugün insana5-0rüya gibi gelen pek sakat çk- la kendisine teklifte 1957-58 İstanbul Profesyonel ligi 19 golle, maçta tam 4 gol atmşt. Ben de bu bulunur. Kral, göOynadğ 20 1958-59 İstanbul Profesyonel ligi 22 golle, mş, bu unutulmaz nn uzun süre korumuştur.göstermiştir. çok maçı ve o dönemintğ büyük yıldızlarını beş 1959 Türkiye ligi 11 golle, golleri anlatan radyonun sesini sonuna nülsüzdür. Sonunfutbolcunun uğur- maçta attğ 15 gol geçen sezona kadar 1959-60 Türkiye ligi 33 golle, kuruş ödemeden izleyebilmiştim… 1960-61 Türkiye ligi 36 golle, kadar açp mahalleyi rahatsz etmiş- da iş o kadar büAvru- ve rekorların adamı lanmas İstanbul ve oransal bir rekor durumundayd. Gollerin 1962-63 Türkiye ligi 38 golle, tim. Sopann nedeni buydu. Metin Oktay’ın İzmirspor’dan Galatayür ki Oya Hanm, 1964-65 Türkiye ligi 17 golle, İzmir’deki karşlaş- pa Kupalar’nda bir Türk takmnn ilk 1968-69 Türkiye ligi 17 golle. Tabii bundan Teknik önce ağlar yrtan “Ya ben ya GalataHazi- sezonunda rekor ücretle gittiği malarla, şanna ya- golünü atan da odur. Kral’n 10 saray’a gelişi son derece ilginçtir. 1961-62 gol olay var ki, bugün Türkiye’de fut- saray!” deme nokağlakşr bir şekilde ol- ran 1959’da Fenerbahçe kalesinin direktör Gündüz Kılıç bolla yanındakilerle birlikte Palermo’da mutlu olamayıp kısa sayılauzak yakn ilgisi olup da bundan tasna gelir. Kral’n muştur. Ankara’da rn yrtan golü, Türk futbol tarihine geonu izlemeye gider vehabersiz maçın biri daha 20. daki- pek ak- seçimi Sar Krmzl forma olur. Arada da bir maç planlanmş ancak o dö- çen büyük olaylarndan biridir. bilecek sürede geri dönmesi, onun futbol bulunabileceğini lmövdüğünüz almaz… Türkiye 1. Ligi’nin ilk y- Galatasaray taraftarlarnn onun git- nemdeki yoğun program nedeniyle Metin Oktay, Türkiye’deki Galatasa-buruk bir sayfasıdır. Ancak dönüşte hayatının kasında “Bu mu o kadar çocuk!” lnn finalindeki birinci maçta Gala- memesi için para toplamalar gibisin- gerçekleştirilememiştir. ray sevgisinin büyümesinde çok önemli fırtına gibi esecektir. 1962-63’te oynadığı 26 diye öfkeli biçimde stadı terkeder. O dönemtasaray ezeli rakibini 1-0 yenerken, den müthiş gelişmeler yaşanr. İstanbul’da yaplan jübile maçnda bir rol oynamştr. İslam Çupi’nin nitelemaçta attığı lerde teknik adamlar Metin böyleOktay’n numaralar da Özcan Arkoç’un kaiki 38 golle tam 25 yıl kırılamayan Kuşkusuz ki Fenerbahçe de onu G.Saray-F.Bahçe 1-1 berabere kalmş, mesiyle İnönü Stad’nn kapalsnda attğ golün ağlar yrtmas bu- almak istemiştir ve bununla ilgili ken- İzmir’de ise Göztepe, G.Saray’ 1-0 yen- direk arasna sğacak saydaki rekor oluşturması ve 1969’da bırakana kayapmak zorundaymış lesine demek ki… Gerçekte GalatasaJübilede forma değiştirirken. gün hâlâ konuşulan bir konudur. gibi disine yaplan astronomik öneri karş- miştir. İstanbul’daki jübilenin en ilginç ray taraftar, onun döneminde Baba Gündüz. uzun yıllar birlikte çalışacağı darkiçğbaşarılarıyla Metin Oktay, Sarı Kırmızılı İtalya dönüşü 1962-63 sezonundan snda Sar Lacivertli kulübün efsane- yann ise Metin Oktay’n ksa bir süre büyüyüp milyonlar bulacaktr. Metin’i çok beğenmişitibaren ve hemen transfer kulübün taraftar sayısının artmasında büyük onu sürekli seyredebildim. O vi yöneticilerinden Müslim Bağclar’a Fenerbahçe, Can Bartu’nun da Galata1965 ylnda “Taçsz Kral” adl bir edilmesini istemiştir. yaşlarda maçlara girecek param yoktu yant bugün pek çok taraftar platfor- saray formalarn giymesi oluşturmuş- filmde de rol alan Oktay,katkıda bulunmuştur. futbol yaama ne gam! İkinci yarda kaplar açlr munda dolaşan bir slogandr: “Bizi tur. Böylece, iki takmn taraftarlarnn şam boyunca sadece 1 kez oyundan Oynadığı 20 Avrupa Kupaları maçında ‘Bizi sevenleri üzmeyelim ve o kadarbaba’ da bize yeterdi. Bugün in- sevenleri üzmeyelim baba!” atlmşt. Ona da Fenerbahçeli belki deistemiştir en büyük özlemlerinden olacaktır. ve bununla biri, ilgili kendisine yapılan attığıYlmaz 15 gol geçen sezona kadar oransal bir sana rüya gibi gelen pek çok maç ve o Şen’in tahriki neden olmuştu. Adnn Galatasaray’la bütünleşme- simgesel olarak yerine gelmiştir. Kral’ın futbol hayatındaki ilginç olaylar- astronomik öneri karşısında Büyük Sarı Lacivertli rekordu, Burak Yılmaz olağanüstü başarısıyla Sarı Kırmızılı takımda gollerle beş kuruş dönemin attığı büyük yldzlarn bir golcü oluşunun yansra, sinde ve adnn bugün hâlâ tribünlerde Henüz 33 yaşndadr ve tribünlerin kulübün efsanevi yöneticilerinden Müslimkişiliğiyle bunu ülkenin en tanınmış ödemeden kişilerinden biri olan dan biribirilkbayrak eşi Oya Sarı’nın ısrarla İzmir’e izleyebilmiştim… efendi ve sportmen de ele Türkgeçirdi. 38 gollük rekorunu 25 yıl gibi dalgalanmasnda buna sevgisinden uzak kalmak ona epeyce Metin Oktay’n İzmirspor’dan futbolseverlerinin sevgilisisonra olan Metin durumlarn önemliiçin bir payİzmirspor var- zor gelecektir. Bağcılar’a yanıtı bugün pek çok taraftar -biraz da yadırganacak biçimde- kıran Metin Oktay’ın 27 Mayıs darbesi sonrasında, dönme benzer isteğidir. Bunun Denilebilir ki sonrasnGalatasaray’a gelişi son derece ilginç- dr. Teknik adamlk ve yöneticilik dö- daki hayatn tümüyle bir hüzün desta- Oktay, futbolu braktktan sonra yine platformunda dolaşan bir slogandır: “Bizi Tanju Çolak’a Ali Kırca’nın isteği üzerine askerliğini eksik yaptığı gerekçesiyle hapse kulübü önemli miktarda parayla kendisine tir. Teknik direktör Gündüz Klç ya-

O GERÇEK BİR KRAL’DI

nndakilerle birlikte onu izlemeye gider ve maçn daha 20. dakikasnda “Bu mu o kadar övdüğünüz çocuk!” diye öfke-

nemlerinde geleceğin efsane isimlerini Cim Bom’a kazandrmaya çalşr. Başardğ Fatih Terim’dir ama Cemil Turan’ elinden kaçrmş, akrabas Fet-

n gibi yaşamasnn temel nedeni budur. Hatta futbola dönmeyi bile düşünür ama Necmi Tanyolaç büyüğümü-

futbolla ilgili çeşitli işler yapt. Sar Krmzl kulüpte yönetici ve menajer olarak görev yapan Oktay’n son işi, futbol yorumculuğu idi. Oktay, Galatasaray ve


45 SPOR

18 - 24 EYLÜL 2013 ZAMAN

jübile yapılmış, bu unutulmaz futbolcunun uğurlanması İstanbul ve İzmir’deki karşılaşmalarla, şanına yakışır bir şekilde olmuştur. Ankara’da da bir maç planlanmış ancak o dönemdeki yoğun program nedeniyle gerçekleştirilememiştir. İstanbul’da yapılan jübile maçında Galatasaray-Fenerbahçe 1-1 berabere kalmış, İzmir’de ise Göztepe, Galatasaray’ı 1-0 yenmiştir. İstanbul’daki jübilenin en ilginç yanını ise Metin Oktay’ın kısa bir süre Fenerbahçe, Can Bartu’nun da Galatasaray formalarını giymesi oluşturmuştur. Böylece, iki takımın taraftarlarının belki de en büyük özlemlerinden biri, simgesel olarak yerine gelmiştir. Henüz 33 yaşındadır ve tribünlerin sevgisinden uzak kalmak ona epeyce zor gelecektir. Denilebilir ki sonrasındaki hayatını tümüyle bir hüzün destanı gibi yaşamasının temel nedeni budur. Hatta futbola dönmeyi bile düşünür ama Necmi Tanyolaç büyüğümüzün efsanevi “Bir Kral Palyaço Olamaz” başlıklı yazısı bunu önler. O, herşeyiyle gerçek bir kraldır ve sonsuza kadar da öyle kalacaktır.

Milli Takım’da 19 gol attı

Metin Oktay’ın gol krallığı listesi: 1955-56 İstanbul Profesyonel ligi

18 golle,

1956-57 İstanbul Profesyonel ligi

19 golle,

1957-58 İstanbul Profesyonel ligi

19 golle,

1958-59 İstanbul Profesyonel ligi

22 golle,

1959

Türkiye ligi

11 golle,

1959-60 Türkiye ligi

33 golle,

1960-61 Türkiye ligi

36 golle,

1962-63 Türkiye ligi

38 golle,

1964-65 Türkiye ligi

17 golle,

1968-69 Türkiye ligi

17 golle.

verdiği krallık tacı ise yürek burkucu bir tatsızlık olarak yaşanmıştır. 1969 yılında takımı şampiyon ve kendisi de gol kralı olarak futbolu bırakan Metin Oktay’a başka hiçbir futbolcuya nasip olmayan

1936 yılında İzmir’de doğan Metin Oktay, Damlacık kulübünde futbola başlamış, Yün Mensucat takımından sonra geçtiği İzmirspor’da kendini göstererek genç milli takıma yükselmiştir. 1955 yılında Galatasaray’a gelen Metin Oktay, İtalya’nın Palermo takımına transfer olduğu 1961-62 sezonu dışında sürekli sarı kırmızılı formayı giymiştir. Daha İzmirspor’da oynarken attığı 17 golle İzmir Profesyonel Ligi gol kralı olan Metin Oktay, ondan sonraki yıllarda da bu unvanı nadiren başkalarına kaptırmıştır. Metin Oktay kral olamadığı yıllarda da çok sayıda golle listenin hep ilk sıralarında yer almış, toplam 608 golle bir rekorun sahibi olmuştur. 1.Lig tarihinde de 217 golle en çok gol atan oyuncular arasındadır. Metin Oktay, 36’sı A, 4’ü de genç olmak üzere Milli Takım formasını 40 kez giymiş, 7 kez kaptanlık yaparken, 19 gol atmıştır. Metin Oktay Avrupa Kupaları’nda en çok gol atan Türk futbolcusu unvanını uzun süre korumuştur. Oynadığı 20 maçta attığı 15 gol geçen sezona kadar oransal bir rekor durumundaydı. Avrupa Kupaları’nda bir Türk takımının ilk golünü atan da odur. Kral’ın 10 Haziran 1959’da Fenerbahçe kalesinin ağlarını yırtan golü, Türk futbol tarihine geçen büyük olaylarından biridir. Metin Oktay, Türkiye’deki Galatasaray sevgisinin büyümesinde çok önemli bir rol oynamıştır. İslam Çupi’nin nitelemesiyle İnönü Stadı’nın kapalısında iki direk arasına sığacak sayıdaki Galatasaray taraftarı, onun döneminde çığ gibi büyüyüp milyonları bulacaktır. 1965 yılında “Taçsız Kral” adlı bir filmde de rol alan Oktay, futbol yaşamı boyunca sadece 1 kez oyundan atılmıştı. Ona da Fenerbahçeli Yılmaz Şen’in tahriki neden olmuştu. Büyük bir golcü oluşunun yanısıra, efendi ve sportmen kişiliğiyle de Türk futbolseverlerinin sevgilisi olan Metin Oktay, futbolu bıraktıktan sonra yine futbolla ilgili çeşitli işler yaptı. Sarı Kırmızılı kulüpte yönetici ve menajer olarak görev yapan Oktay’ın son işi, futbol yorumculuğu idi. Oktay, Galatasaray ve Bursaspor’da teknik adam olarak da görev yapmıştı.

OY’

UNUN DEĞERİNİN FARKINDA MISIN?

19 Kasım’da yapılacak Belediye Seçimleri için mektupla oy kullanma başladı. Tercih edeceğin adaya seçim gününü beklemeden oyunu verebilirsin. Belediye Seçimleri’nde 42 bin 500 Türkiye kökenlinin oy kullanma hakkı var. Vatandaşlık görevi için sandığa gidip, oyunu kullan.


46 SPOR

21 - 27 AĞUSTOS 2013 ZA­MAN

Milyonlar havada uçuştu, yıldızlar yerinden oynadı 


Avrupa liglerinde transfer dönemi sona erdi. Mesut Özil’in rekorlar kırarak Real Madrid’den 50 milyon Euro’luk bedelle Arsenal’a geçmesi Gareth Bale’in imzasını bile gölgede bıraktı. Transfere en fazla parayı İspanya’nın Real Madrid takımı harcarken, Avrupa’da yaklaşık 3 milyar Euro’luk bir piyasa oluştu. HASAN CÜCÜK KOPENHAG 


EN PAHALI TRANSFERLER 


1

Geldiği takım Oyuncu Tottenham Bale Gareth Napoli Edinson Cavani Radamel Falcoa A. Madrid Santos Neymar rid Mad l Rea Özil Mesut FC Porto James Rodriguez S. Donetsk Fernandinho Anzhi Willian nd tmu Dor B. ze Mario Göt Gonzalo Hugian Real Madrid

Avrupa'da transfer dönemi resmen sona ererken, Gareth Bale'yi 100 milyon Euro karşılığında Tottenham'dan renklerine bağlatan Real Madrid transfer tarihinin rekorunu kırdı. Rus milyarder Dmitry Ribolovlev tarafından satın alınan AS Monaco, Falcoa ve James Rodriguez gibi yıldızları kadrosuna katarak transfer piyasasını belirleyen aktörlerden biri oldu. Her yıl olduğu gibi bu yıl da transfere en fazla parayı Premier Lig kulüpleri harcadı. 
 2013-14 transfer sezonunun gözde isimleri Neymar, Gareth Bale, Radamel Falcao, Edinson Cavani, Luis Suarez ve Wayne Rooney'di. Barcelona, rakibi Real Madrid'in de listesinde olan Brezilyalı Neymar'ı 57 milyon Euro'ya kadrosuna katarken, başkent ekibinin hamlesi Tottenham'dan Gareth Bale'ydi. 24 yaşındaki Galli oyuncu 100 milyon Euro'luk bedelle tarihin en pahalı transferi unvanını alırken kendisini 6 yıllığına Real Madridli yapan imzayı attı. Bale'yi kadrosuna katan Real Madrid, Mesut Özil, Gonzalo Hugain, Kaka, Raul Albiol gibi isimlerle yollarını ayırdı. 50 milyon Euro karşılığında Arsenal'e giden Mesut Özil birkaç rekor birden kırdı. Mesut, Arsenal tarihinin 'en pahalı transferi' unvanını alırken Real Madrid'in de en yüksek bedelle sattığı oyuncu olarak tarihe geçti. Transferde 166 milyon Euro harcayan AS Monaco, A. Madrid'den Radamel Falcoa'ya 60 milyon Euro'luk rekor bir ücret ödedi. Fransa'da transfer döneminde Rus- Arap yarışı vardı. Arap sermayesini arkasına alarak son 2 yıldır transfer borsasını belirleyen kulüplerden PSG, Napoli'den Edinson Cavani'yi 64,5 milyon Euro karşılığında renklerine bağlayarak Fransa'nın transfer rekorunu kırdı. Bir başka Arap sermayeli kulüp olan M. City, 116 milyon Euro'luk transfer yaptı. Ada'da en fazla parayı 100 milyon Euro'ya Bale'yi satan Tottenham harcadı. İngiliz kulübü toplamda 121 milyon Euro harcarken, oyuncu satışından ise kasasına 118 milyon Euro'yu kasasına koydu. 
 Transfer sezonunun son saatlerinde baş döndüren bir trafik yaşandı. M. United transferin bitimine dakikalar kala Everton'dan Marouane Fellaini'ye 32,4 milyon Euro'ya imza attırdı. İtalya'nın transfer şampiyonu ise 85 milyon Euro ile Napoli oldu. 
 Avrupa'da yaşanan ekonomik krizin transfere genel olarak yansıdığı görüldü. Zenginlerin sahibi olduğu kulüpler dışındakiler transfer döneminde daha temkinli hareket etti. Krizin etkili olduğu İspanya'da transfere harcanan 402 milyon Euro'nun, 250 milyonu Barcelona ve Real Madrid'in kasasından çıktı. La Liga'da tam 13 kulüp transfer sezonunu kârla kapattı. Transfer döneminin ‘batan geminin malları’ muamelesini Rus Anzhi takımı gördü. Zengin sahibinin iflas etmesiyle yıldız oyuncuları birer birer sattı. 136 milyon Euro kasasına koyan Anzhi, yıldızlar topluluğu bir takımdan sıradan bir hüviyete büründü.

Yeni takımı Real Madrid PSG AS Monaco Barcelona Arsenal AS Monaco M. City Chelsea B. Münih Napoli

Bedeli 
 on 100 mily Euro 64,5 milyon Euro 
 60 milyon Euro 
 57 milyon Euro 
 50 milyon Euro 
 45 milyon Euro 
 40 milyon Euro 
 38 milyon Euro 
 37 milyon Euro 
 37 milyon Euro 
 

EN FAZLA PARA HARCAYAN KULÜPLER 


EN ÇOK KAZANAN KULÜPLER 


LİGLERIN TRANSFER HARCAMALARI 


Real Madrid (İspanya)..........................181 milyon Euro 
 AS Monaco (Fransa).............................166 milyon Euro 
 Tottenham (İngiltere)...........................121 milyon Euro 
 M. City (İngiltere).................................116 milyon Euro 
 PSG (Fransa).........................................110 milyon euro 
 Napoli (İtalya)......................................... 85 milyon Euro 
 Chelsea (İngiltere).................................. 77 milyon Euro 
 Barcelona (İspanya)................................ 70 milyon Euro 
 D. Moskova (Rusya)................................ 68 milyon Euro 
 S. Donetsk (Ukrayna).............................. 67 milyon Euro

Anzhi (Rusya)........................................136 milyon Euro 
 Tottenham (İngiltere)...........................118 milyon Euro 
 Real Madrid (İspanya)..........................114 milyon Euro 
 AS Roma (İtalya)...................................104 milyon Euro 
 FC Sevilla (İspanya)................................. 90 milyon Euro 
 Atletico Madrid (İspanya)...................... 78 milyon Euro 
 FC Porto (Portekiz)................................. 74 milyon Euro 
 Santos (Brezilya)..................................... 70 milyon Euro 
 Napoli (İtalya)......................................... 67 milyon Euro
 S. Donetsk (Ukrayna).............................. 67 milyon Euro

Premier Lig (İngiltere)..........................760 milyon Euro 
 Serie A (İtalya)......................................410 milyon Euro La Liga (İspanya)...................................402 milyon Euro 
 Ligue 1 (Fransa)....................................378 milyon Euro 
 Premier Liga (Rusya)............................272 milyon Euro 
 Bundesliga (Almanya)..........................263 milyon Euro 
 Premier Liga (Ukrayna)........................133 milyon Euro 
 Süper Lig (Türkiye).................................. 83 milyon Euro 
 Primiera Liga (Portekiz).......................... 72 milyon Euro



Zaman229 egazete