Issuu on Google+

GazetenizleÇay romiyoantizr mi yükselt aya Herkes du ıllı telefon şmalı kobirlikte İlk yerliiak t üretild e deva sü

Göçmen adaylar, seçimlerden umutlu

Her derd

Norveç seçimlerinde söz artık seçmende Norveç, Breivik’in gerçekleştirdiği katliam sonrası ilk genel seçimleri yapacak. Kamuoyu yoklamalarına göre, hem sağ blokun hem de sol blokun iktidara gelme şansı bulunuyor. 11. SAYFADA

Sağ ve sol blokun yarıştığı genel seçimlerde, birçok Türkiye kökenli milletvekil adaylarımız mevcut. Tüm siyasi yetkililer, özellikle, Norveçli göçmenlerin oy haklarını kullanmalarını mesajını veriyor. 2. SAYFADA

ona Mutlulsmayın nişan a

4 - 10 EYLÜL 2013 • YIL : 5 • SAYI : 227 • DANMARK 25 DKK • SVERIGE 30 SEK • NORGE 35 NKR • FINLAND 3,5 EURO

www.zamaniskandinavya.dk

FC Kopenhag’dan ayrımcı davranış

Danimarkalı değilsen maç bileti yok FC Kopenhag kulübü spor sahalarına yakışmayan bir ayrımcılığa imza atarak, Danimarkalı olmayan isimlere Şampiyonlar Ligi biletlerinin satışını engelledi. Galatasaray’la birlikte Real Madrid ve Juventus’u seyretmek isteyen binlerce Türk ve yabancı kökenli yapılan ayrımcılığa isyan ederken, skandal ülkenin bir numaralı gündemi oldu. 1 3’TE

! I R A R A K N O Y OPERAS ı belirttiği açıklamasında ın ağ ac ol ’ rlı nı ‘sı a, am Ob ck ra ABD Başkanı Ba da bir ay sonra ya a nr so fta ha r bi , ın ar “Y , da ın operasyonun zamanlaması hakk olabilir.” şeklinde konuştu. 1 36’DA

ı s rı a y u ’ ım ık y l e m te h u ‘m n e ’d Putin lemelerde ğu bölgesi Vladivostok’ta ince

Rusya’nın uzak do Rusya Devlet an ay pl va ce ı rın la ru so rin le ci bulunurken gazete llandığı iddiasını ku ah sil l sa ya m ki in in jim re Başkanı Putin, Esed 1 37’DE ‘deli saçması’ olarak niteledi.

ÖZGÜR SURİYE ORDUSU

14 ‘Müdahaleyi geciktirmek Esed’i katliamlara teşvik eder’ Z AM AN’ DA KAMİL SUBAŞI

Tanzanya’nın bağları

46

SPOR

UEFA ile pazarlığı Fenerbahçeli yöneticiler yaptı

38

KÜLTÜR

Karaköy camii efsaneleri

26

AHMET ŞAHİN

Yaz boyunca hangi duygularınız besleniyor


2 İSKANDİNAVYA Göçmen milletvekili adayları, genel seçimlerden umutlu

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Sağ ve sol blokun yarıştığı genel seçimlerde, birçok Türkiye kökenli milletvekil adaylarımız mevcut. Tüm siyasi yetkililer, özellikle, Norveçli göçmenlerin oy haklarını kullanmalarını mesajını veriyor. ENGİN TENEKECİ OSLO

Sağ Parti’den Gülsüm Koç, Sosyalist Sol’dan (SV) Gülay Kutal, Norveç’te 9 Eylül’de yapılacak genel seçimlerde millletvekilliğine aday olan Türkiye kökenli siyasilerimiz arasında yer alan isimlerden.

1yalist Sol’dan (SV) Gülay Kutal, Sağ Parti’den Gülsüm Koç, Sos-

Norveç’te 9 Eylül’de yapılacak genel seçimlerde millletvekilliğine aday olan Türkiye kökenli siyasilerimiz arasında yer alan isimlerden. Sağ Parti’den Gülsüm Koç, 2010’dan bu yana parti içinde aktif rol alıyor. 2011 yılında seçim listesine girmesinin hemen ardından, parti içerisinde daha da aktifleştiğini söylüyor. Aynı zamanda Sağ Parti Gençlik Kolları 2. başkanı olan Koç, yapılacak genel seçimde 16. sıradan milletvekili adayı. Genç, parti olarak Norveç’i değişmek istediklerinin belirterek, ‘’Osloda ki okullar Sağ Parti’nin yönetiminde ve ülke genelinde çok başarılı. Eğer iktidara gelirsek, 5. sınıftan itibaren çocuklara not uygulamasını da yürürlüğe geçirmek istiyoruz.’’ diyor. Koç, parti olarak bütçeden toplu ulaşım ve çevredeki imkanlara daha çok kaynak ayrılması gerektiğini, devlet büyük projelerin en azından yüzde 50’sini ödemesi gerektiğini düşündüklerini açıklıyor. Gülsüm Koç, Norveç’in yabacılara ihtiyacı olduğunu, eğitim seviyesi yüksek yabancıların her zaman ülkeye katılması gerektiğini savunarak sözlerine şunları ekliyor: ‘’ Bu tür vatandaşlar bize katkı sağlayacaktır. Norveç’i yabancılara daha cazip bir ülke haline gtirmek istiyoruz. Biz, özel okullara sıcak bakıyoruz. Ailelerin ve çocukların devlet okulları dışında bir seçeneğe daha sahip olması gerektiğini düşünüyoruz. Özel okullara gitmek isteyenler ya dini nedenlerden dolayı ya da özel bir yetenekleri olduğu için özel okullara yöneliyorlar ve böyle

bir hakka sahip olmaları gerektiğini düşünüyoruz.’’ Gülay Kutal ise Sosyalist Sol’dan 9.sıradan (SV) milletvekili adayı ve iki yıldır Oslo Eyalet Meclisi’nde milletvekilliği görevini yürütüyor. 13 senedir partisinde aktif olarak siyaset yapıyor. Partisinin seçim genel seçim de öncelik verdiği konuları ise şu şekilde sıralıyor: ‘’ Norveç’te daha az petrol çıkarmak ve çevreyi daha çok korumak. Şehirlerde daha fazla tren, bisiklet yolu, daha iyi toplu taşımacılık ve daha az araba olmasını sağlamak. Okula, sağlık ve bakım alanlarına daha fazla yatırım

yapmak. Okulları, hastaneleri ve bakımevlerini kaliteli ve ücretsiz hale getirmek. Yeni konutlar yapılarak, gençlerin anne-babalarının gelirine bağımlı olmadan ev edinebilmelerini kolaylaştırmak. Refah devletinin ağır işlerini yüklenen hanımlara tam gün ve sürekli iş hakkı sağlamak. Babalara sağlanan doğum izni hakkını devam ettirmek.’’ Partisinin çok kültürlü bir toplum istediğini dile getiren Kutal, hem kültürel çeşitlilik hem de birlik ve beraberlik barındıran bir toplum istediklerini açıklıyor. İnşa etmek istedikleri top-

lumun demokrasi, eşitlik, anti-ırkçılık, insan hakları, ifade özgürlüğü ve adil paylaşıma dayalı bir toplum olduğunu vurguyor. Kutal şöyle devam ediyor: “Bunun için özellikle şu konulara önem veriyoruz: 25 yaşından küçük herkese iş veya eğitim hakkı sağlamak. Göçmen kadınlara çalışma fırsatı sunmak.Yabancı kökenlileri kontenjanla işe almak. Göçmen kökenlilere çifte vatandaşlık hakkı sağlamak. Irkçılığa karşı mücadele etmek. Başörtülü kadınlara her türlü meslekte çalışma hakkı sağlamak.’’

İsveç’te minareden ezanı protesto eden gence 6 ay hapis ATİLA ALTUNTAŞ STOCKHOLM

1Camii’inde, cuma günleri minareden ezan okunmasını İsveç’in başkenti Stockholm’de bulunan Fittja Ulu

protesto eden bir genç için 6 ay hapis cezası istendi. Geçtiğimiz mayıs ayında gerçekleşen olayda, cuma günü minareden ezan okunmasında rahatsız olduğu iddia edilen 22 yaşındaki gencin motosikleti ile düdük çalarak, Müslüman cemaati rahatsız ve tahrik ettiği bildirildi. Savcılığın hazırladığı iddianamede sanığın kamu düzenini bozmak suçundan 6 ay hapsi istendi. İsveç’te yaşayan Türk toplumu tarafından 10 yıl önce yaptırılan Diyanet’e bağlı Fittja Ulu Camii’nde geçen mart ayında cuma günleri hoparlörden ezan okunmasına izin verilmişti.


3 İSKANDİNAVYA Danimarkalı değilsen bilet yok

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

FC Kopenhag kulübü spor sahalarına yakışmayan bir ayrımcılığa imza atarak, Danimarkalı olmayan isimlere Şampiyonlar Ligi biletlerinin satışını engelledi. Galatasaray’la birlikte Real Madrid ve Juventus’u seyretmek isteyen binlerce Türk ve yabancı kökenli yapılan ayrımcılığa isyan ederken, skandal ülkenin bir numaralı gündemi oldu. HASAN CÜCÜK KOPENHAG

1B Grubu’nda rakibi FC Kopenhag, Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi

kendi sahasında oynayacağı maçlara Türklerin ve yabancıların bilet almasını engelledi. Kuraların çekilip grupların belli olmasıyla FC Kopenhag’ın Şampiyonlar Ligi’nde sahasında oynayacağı Real Madrid, Juventus ve Galatasaray maçlarının biletlerini paket olarak internette satışa koydu. 200 Euro bedelle satılan biletleri alan Türk ve yabancıların sevinci kısa sürdü. Çok sayıda biletin Danimarkalı olmayan isimler tarafından alınmasıyla harekete geçen FC Kopenhag kulübü ‘güvenlik gerekçesiyle’ Danimarkalı olmayanların biletlerini iptal etti. Danimarka basını FC Kopenhag’ın ayrımcı tutumuna geniş yer verirken, konu sosyal medya üzerinden geniş kitlelere ulaştı. Danimarka nüfusunun yüzde 10’luk kısmını oluşturan Türkler ve diğer yabancı kökenlilerin Şampiyonlar Ligi’nde Real Madrid, Juventus ve Galatasaray’ı izlemelerine ‘isimleri’ engel oldu. UEFA kuralları gereği 40 bin kişilik Parken Stadı’nın yüzde 5’lik bölümü rakip taraftarlara ayıran FC Kopenhag kulübü, kendi taraftarına ayrılan bölümden bilet alan ‘Danimarkalı’ olmayan isimlerin biletlerini iptal etti. FC Kopenhag’ın Marketing ve Kominikasyon Şefi Daniel Rommedahl, “Bizim için güvenlik, yaşanan hayal kırıklığından önce gelir.” diyerek, yabancı isimli taraftarın güvenlik açısından tehlike oluşturduğunu iddia etti. Daniel Rommedahl, satışa çıkarılan bietlerin kısa sürede tükenmesinin kendilerini mutlu ettiğini belirterek, “Ancak isimleri kontrol ettiğimizde binlerce biletin yabancı kökenliler tarafından alındığını gördük. Bu isimlerin misafir takımın taraftarı olacağını düşünerek, biletlerini iptal ettik.” diye konuştu. Daniel Rommedahl, bileti iptal edilen ‘yabancı kökenli isimler’ arasında gerçek FC Kopenhag taraftarı olanlar için üzgün olduğunu ifade edip, “Bizim için güvenlik her şeyden önce ge-

liyor. Ancak gerçek FC Kopenhag taraftarı olan yabancı kökenliler bilet alabilecek.” açıklamasını yaptı. Rommedahl, ‘gerçek FC Kopenhaglı’ taraftarları nasıl tespit edecekleri konusunu ise cevapsız bıraktı.  Biletleri iptal edilen binlerce kişi sosyal medya üzerinden kampanya başlatırken, FC Kopenhag’ın isme göre bilet satmasını Danimarka basını eleştirdi. B.T. Gazetesi, ‘Adın yanlışsa biletlerin iptal edilir’ başlığıyla verdiği haberde, bileti iptal edilen Türk ve yabancıların açıklamalarına yer verdi. Olaya tepki gösteren çok sayıda kişi, Da-

nimarka doğumlu ve Danimarka vatandaşı olmalarına rağmen ‘isimlerinden’ dolayı ayrımcılığa tabi tutulmalarına sert tepki gösterdiler. Nordea adlı bankada çalışan Wahid Razıq isimli bir taraftar, “Hayatımda hiç suça bulaşmamış biri olarak stat güvenliğini nasıl tehdit ediyorum anlamış değilim. Ben Galatasaray taraftarı değilim. Juventus ve Real Madrid’i seyretmek istiyorum ama bu hakkı bana vermiyorlar.” açıklamasını yaptı. Ekstra Bladet gazetesi, kararı ‘FC Kopenhag’dan bilet skandalı’ şeklinde verirken, gelen tepkilerin çığ gibi olduğunu

yazdı. Öte yandan gelen tepkiler üzerine hem FC Kopenhag kulübü hem de biletlerin internet satışını gerçekleştiren billletlugen. dk kısmi geri adım attı. FC Kopenhag’dan yapılan açıklamada, iptal edilen biletlerin başkasına satılmadığı ifade edildi. Billetlugen.dk ise, bileti iptal edilenlerin yaptıkları şikayetleri inceleyip, biletin satışına onay veriyor. Billetlugen.dk, sadece maç seyretmek için stada gideceklerini ve Galatasaray taraftarı olmadığını beyan edenlerin iptal edilen biletlerini geri veriyor.

İsveç’te telefon faturası skandalı işten atılma getirdi İş telefonuna gelen 300 bin kronluk fatura nedeniyle ülkede gündem konusu olan İsveç İş ve İşçi Bulma Kurumu (Arbetsförmedlingen) Genel Müdürü Angeles Bermudez-Svankvist görevden alındı. İBRAHİM KAYA STOCKHOLM

1lefonunun internetini kullanYurtdışı seyahatlerinde iş te-

masından dolayı başında olduğu kuruma 300 bin kronluk bir faturan ödeten İş ve İşçi Bulma Kurumu (Arbetsförmedlingen) Genel Müdürü Angeles Bermudez-Svankvist görevinden alındı. Svankvist’in görevden el çektirilme kararını İş Piyasaları Bakanı Hillevi Engström açıkladı. Bakan Engström, Svankvist’in, kamuoyundaki kanaatin aksine skandal telefon faturası nedeniyle görevden alınmadığını söyledi. Karar verirken Svankvist’in 5 yıllık

genel performansını değerlendirdiklerini belirten Bakan Engström, Svankvist’in pozisyonunun savunulamaz olduğunu söyledi. Arbetsförmedlingen Yönetim Kurulu’nda yapılan oylamada Genel Müdür Svankvist’e duyulan güvensizlik ortaya çıkmıştı. Yaşanan gelişmeler bir basın açıklaması yapan Svankvist, aniden işten alınması nedeniyle kurumunu profesyonel olmamakla eleştirirken kurumun başında son derece başarılı bir 5 yıl geçirdiğini, görevinin gururla yaptığını ve kendisinden beklenen reformları gerçekleştirdiğini savundu.


4 İSKANDİNAVYA

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Kamil Subaşı

Tanzanya’nın bağları... 1(Yardım Zamanı) Derneği’nin Başkanı Geçenlerde Danimarka’Time to help’

Mehmet Bayhan Bey’in Sudan ile alakalı yapmış olduğu bir sunuma katılma fırsatı buldum. Mehmet Bey’in ifadelerine göre, ‘Time to help’ 2006 yılında Almanya’da kurulmuş olan bir yardım derneği olup, şimdi toplam 6 Avrupa ülkesinde ‘T’ime to help’ dernekleri var. Danimarka da bunlardan biri. Hepsinin tüzük yapısı, kuruluş amacı ve faaliyetleri aynı, sadece biraz daha ülkelere göre farklı yapılanmışlar. Ramazan ayı içerisinde Sudan’a gidip, oralara Danimarka’dan gönderilen yardımları ulaştırmışlar. İftarlar verip, kumanyalar dağıtmışlar. Bununla alakalı 3 hafta kadar önce gazetemizde de haber yayınlanmıştı. İsteyenler detaylarını oradan okuyabilir ve Timetohelp hakkında detaylı bilgiyi derneğin sayfasından elde edebilir (www.timetohelp.dk). Yazıya bu şekilde giriş yapmamdaki sebep ise sizlerin dikkatini biraz da Tanzanya’ya doğru çekmek. Danimarka’da tıp öğrencisi olan Zeynep Ünver yaklaşık 1 aydır bir kısım Danimarkalı doktorlarla beraber Tanzanya’da. Gönüllü yardım için gitmişler ve kendisi bize,geçenlerde oradaki izlenimlerine dair duygularını ifade eden bir yazı göndermiş. Yazımın ilerleyen kısımlarında bu yazıyı sizlerle de paylaşacağım. Tanzanya deyince akıllara farklı şeyler gelebilir. Nerede bu ülke? Böyle bir ülke mi varmış? Afrika’da bir ülke olsa gerek vs. Ama şu bir gerçek ki, yakın zamana kadar Tanzanya’nın adını bile duymamış olan bir çok kişi, 11. Türkçe Olimpiyatları vesilesi ile Tanzanya’nın adını ezberlemiştir herhalde. Tanzanyalı ve Kenyalı öğrencilerin söylediği ‘Tanzanya’nın Bağları’ şarkısı herkes tarafından beğeni ile izlenmişti. Öğrenciler üstün performansları ile Ankara’nın Bağları’nı unutturmuşlardı bizlere. Gerçi, Türkçe Olimpiyatları organizasyonları vesilesi ile çoğumuzun artık dünyada bilmediğimiz ülke kalmadı zira, sadece bu yıl 150 kadar ülkeden katılım olmuştu Türkçe Olimpiyatları’na. Doğu Afrika’da bir ülke olan Tanzanya, Nisan 1964’te Tanganika ve Zengibar adlı iki bağımsız devletin birleşmesinden meydana gelmiş. İslamiyet ise Tanzanya’ya 8. yüzyılda yayılır. 2005 yılı Birleşmiş Milletler İnsan Kalkınma Raporu’na göre Tanzanyalı yetişkinlerin % 31’i okuma yazma bilmemektedir ve Ortalama yaşam süresi 46 olup, canlı doğan her 1000 bebekten 119’u ölmekte. Yaklaşık 38 milyon nüfusu olan Tanzanya’da, ortalama 300 bin’den fazla insan her yıl sıtma nedeniyle hayatını kaybetmekte. Danimarka ile Tanzanya’nın ilişkileri ise 1960’li yıllara dayanır. O yıllarda Kibaha şehrinde bir proje gerçekleştiren Danimarka Hükümeti, yine 1970 yılında başka bir proje gerçekleştirir bu ülkede. Sadece 2010 yılında Danimarka’nın Tanzanya’ya yaptığı yardımlar 500 milyon kron civarında. Danimarka’nın, Dâr’us-Selam’da büyükelçiliği bulunmakta. Tanzanya’nın ise Danimarka’da fahri konsolosu bulunmakata, elçilik düzeyinde ise Stockholm’da temsil edilmekte. Tanzanya ile alakalı geçen hafta gazetemizde bir haber paylaşmıştık. Tanzanya’da yaşayan Uşaklı işadamı Ubeyd Yeşil, Uşak’ta gerçekleşen düğünlerinde takılan yaklaşık 40 bin dolarlık takıyı Tanzanya’da inşa edilecek üniversite öğrenci yurdu kurulması ve su kuyularının yapımı için bağışlamıştı. Geçen haftalarda yine Türkiye’den arala-

rında profesörlerin, doçentlerin de yer aldığı 50 sağlık çalışanı yanlarında bir ton ilaçla birlikte, 200 ameliyat, 2 bin de muayene yapma hedefiyle Tanzanya yollarına düşmüştü. Tanzanya deyince bahsetmeden geçemeyaceğimiz bir diğer husus ta, Tanzanya’nın başkenti Dâr’us-Selam’da Feza Koleji’nin bahçesinde kabri bulunan merhum Erkan Çağıl’dır (1969- 2006). Hicret niyetiyle Tanzanya’ya gelen Erkan Bey, ortağı ile beraber bir iş kurar ve kazancından Tanzanya’daki eğitim faliyetlerine destekte bulunur. Elim bir trafik kazası sonucu vefat eden Erkan Çağıl, vasiyeti üzerine okulun bahçesine ağaçların altına defnedilir. Mezar taşında, “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” âyeti ve hemen altında “Hicret, hizmet, gayret, şehadet” kelimeleri

yazar… Ruhu şad olsun. Bu kadar girizgahtan sonra yazımızı başta bahsettiğimiz Zeynep Ünver Hanım’ın yazısı ile bitirelim: “Tanzanya’ya geleli tam 3 hafta oldu. İlk günler, bizim tanıdığımız ve alışkın olduğumuz hayattan çok uzak olan, yoksul ve zorlu hayat şartları altında yaşamlarını sürdürmeye çalışan insanları gördüğümde, onlara acıma duygusu besliyor ve kendi bulunduğum duruma sürekli şükrediyordum. Ama burada kaldığım sürece şunu da farkettim ki, herşeye rağmen mutlu olabilen, elindekilerle yetinebilen, daima şükreden, hayatın getirdiği zorluklara rağmen sabırla direnen Tanzanya/Afrika insanı, bana bir gerçeği daha öğretti: Acınılacak durumda

olan aslında bizleriz. Bolluk ve varlık içinde bile mutlu olamayan ve bir türlü gözü doymayan, gönül zenginliğini yitirmiş Batı insanının geldiği son durum. Hissettiğim duyguları ve düşünceleri en iyi anlatan A. Kalufyan’ın ‘Afrika menekşesi Tanzanya’ kitabından bir alıntıyla özetlemek istiyorum: ‘...Bir de anlamsız telaşlar içinde koşuşturup duran, modern toplum insanını düşündüm. Daha büyük evlerde yaşayıp mutlu bir yuva kuramayan, her geçen gün konforu artan ama zamanı daralan, daha çok para kazanan fakat değerlerini ve sağduyusunu yitiren, devamlı tüketen ama bir türlü doymayan, geliri yüksek ama gözü gönlü aç insanları düşündüm. Birçoğumuz varlıklar içinde bir türlü mutlu olamazken, bu fakir ve yalnız insanlar yokluk içinde mutluluğu yakalamışlar. Görünüşte onlar teknolojide, sanayide ve ekonomide yıllarca gerideler. Ama şu kısacak ömürlerine ruh katmada bizden çokça ilerideler. Bir yandan uzaya gitmeyi başaran Batı toplumu diğer tarafta yanı başındaki komşusuna, akrabasına ziyarete vakit bulamıyor. Bir yandan biligisayar ağları kurarken diğer yandan insan ilişkilerini bin bir parçaya bölüyor. Şimdi her geçen gün cinayetlerin, bunalımların, yalnızlıkların, tatminsizliklerin ve intiharların çığ gibi arttığı sorunlarla dolu modern çağın Batı toplumu, gelecek nesilleri ürkütüyor. Belki de sanayi ve teknoloji çağının sunduğu imkanlar yanında getirdiği olumsuzluklardan henüz nasibini almamış fakir Afrika köylüsünün mutlu ve sevecen bakışlarının ardındaki sır da burada yatıyor. Çünkü onlar, hala birbirlerine sevgi, kardeşlik, yardımlaşma ve paylaşma hisleriyle yaklaşabiliyorlar.’ 22.8.2013 Arusha / Tanzanya” Son olarak şunu da sizlerle paylaşmak istiyorum ki; kendimi bildim bileli kurbanımı Avrupa’da kesmek yerine hep bizlere göre daha fazla muhtaç olan yerlere göndermeyi tercih ettim. Yaklaşan Kurban Bayramı vesilesi ile nasipse bu yıl da bu yolu tercih edeceğim. Çok şükür ki, bizler adına yardımlarımızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırabilecek ‘Time to help’ gibi yardımkuruluşları var. Ne dersiniz… k.subasi@zamaniskandinavya.dk


5 İSKANDİNAVYA

4 - 10 EYLÜL 2013 ZAMAN

İsveç’te ırkçılıkla mücadele için ekstra 20 milyon kron İBRAHİM KAYA STOCKHOLM

1lenhag ırkçılık ve hoşgörüsüzlükle

İsveç Entegrasyon Bakanı Erik Ul-

mücadele için hükümetin önümüzdeki 4 yıl için ekstra 20 milyon kron harcayacağını söyledi. İsveç radyosuna konuşan Bakan Ullenhag, “Geçmiş yıllarda İslamofobi ve antisemitizm ile mücadele için çok özel gayretler sarfettik. Ancak görüyorum ki toplumun bir kesiminde hala İslama ve Müslümanlara

karşı önyargılar devam ediyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde bu meseleyi masaya yatırmaya ve bu konuya odaklanmaya ihtiyaç var.” şeklinde konuştu. Bakan Ullenhag, söz konusu ekstra 20 milyon kronluk kaynağın geçtiğimiz haftalarda Stockholm’ün banliyölerinden Fårsta’da başörtülü hamile bir kadının saldırıya uğraması sonunda gündeme geldiğini de sözlerine ekledi.

Malmö’de ’süperman’ işbaşında ZAMAN MALMÖ

1Malmö’de asayiş problemine bir çare

Suç oranının oldukça yüksek olduğu

bulmak için bir süper kahraman devreye girdi. Baştan aşağı siyah giyinen, diz ve dirseklerinde ped bulunan ve beyaz bir maske takan süper kahramanın göğsünde de koruyucu anlamına gelen büyük bir V harfi yazıyor. Malmö’nün yerel gazetesi City’de çıkan habere göre ünlü çizgi film kahramanı Süperman’den esinlendiği düşünülen

süper kahraman Malmö sokaklarında asayiş kontrol turlarına başladı. Kanunları çiğnediğini gördüğü insanları uyarma, uyuşturucu dağıtımı, gasp gibi suçları takip etme ve gerektiğinde polis için görgü şahitliği yapma iddiasında olan süper kahraman polis tarafından şimdilik zararsız olarak değerlendiriliyor. Polis yetkilileri; ”Burası özgür bir ülke, süper kahraman kimseye zarar vermediği, kendisini polis olarak addetmediği surece istediğini yapabilir” şeklinde görüş bildiriyorlar.

Revision sadece adımızda değil - yetkimizde de var!

Rüyalarınız gerçek olsun!

Artık “afgift” ödemeden lüks araçlara binmek mümkün.

» Genel muhasebe » Bütçe » Yıllık faaliyet raporu (imza yetkimiz var)

» Bankalarla dialog » Alım ve satış evrakları » Yıllık vergi hesapları » Yeniden yapılanma

Elinizde “afgiftsiz” araç varsa, bu araçlarıda kullanmanıza yardımcı olabiliriz.

Tecrübeli ve güvenilir leasing şirketi Özgür Başoda - Tlf. 24 80 60 86

Doğru kararları vermek için bizi arayın! Erkan Başoda

Mobil no.: 60 60 63 64

www.drømmeleasing.dk


6 İSKANDİNAVYA

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

DANİMARKA HABER TURU Babalar çocuk bakım izni talep ediyor Danimarkalı erkeklerin yüzde 61’i çocuğun doğumundan sonra sadece 2 hafta çocuk bakım izni kullanıyorlar. Ancak daha sonra eşlerin aralarında paylaşabileceği çocuk bakım iznini birçok baba kullanmak istemiyor. Eğer hükümet söz verdiği gibi çocuk bakım izninin büyük kısmını babalara özel olarak tahsis ederse, aslında birçok baba işlerini çocuk bezi ve çocuk arabası ile değiştirmek istiyorlar. SFI (Sosyal Araştırmalar Merkezi) tarafından ilk kez yayınlanan bir rapor bu sonucu gösteriyor. Bu rapor da, Norveç, İsveç, İzlanda ve Finlandiya’da babalara özel tahsis edilen çocuk bakım izni tecrübelerini topluyor. Sosyal Demokratların eşitlik sözcüsü Rasmus Horn Langhoff, “Bizim genelde duyduğumuz gerekçe Danimarkalı babaların çocuk bakım izni kullanmak istemedikleri yöndedir. Rapor bu efsaneyi çürüttüyor. Danimarkalı babalar için özel çocuk bakım izni tahsis etmek hükümetin somut bir hedefidir. Bu mevcut hükümet dönemi içinde gerçekleştirilecektir, yani 2015 yılından önce’ açıklamasını yaptı.

Boşanmalar azalıyor

Artık gençler arasındaki sorunlu dönemler, kırılan kalpler ve çocuk paylaşma sorunları giderek azalıyor. Yapılan bir araştırma, son sekiz yılda 20-39 yaş arasındaki boşanmaların yüzde13 azaldığını, aynı dönem içerisinde 40-59 yaş arası boşanmaların yüzde 28 arttığı ortaya koydu. Aynı eğilim, Kopenhag’ta yer alan Aile Geliştirme Merkezi’nde de hissedilebiliyor. Bu merkeze daha iyi iletişim kurmak isteyen çiftler geliyor. PERP kursları adı verilen, karı koca kurslarına katılanların büyük bir kısmı 40 yaşının altında. Merkezde çalışan psikolog Mattias Stölen Due yaptığı açıklamada “Genç neslin, ilişkilerini güçlendirmek için iletişime giderek daha fazla değer verdiğini görmekteyiz” dedi. Bu veriler Roskilde Üniversitesi, Psikoloji ve Eğitim Araştırması Enstitüsü’ünden öğretim görevlisi Allan Westerling tarafından da desteklendi. Ancak kendisi, boşanma sayısının düşmüş olmasının nedeni olarak, ekonomik krizi gösterdi. “İnsanlar ekonomik sebeplerle boşanamıyor.” dedi.      

Dev inşaat şirketi iflas etti

Danimarka’nın en büyük inşaat şirketlerinden biri olan Pihl & Sön iflas başvurusunda bulundu.  Şirketin 2012’deki cirosu 5,4 milyar krondu ve dünyanın çeşitli yerlerinde 2 bin 400 çalışanı var. Yönetim Kurulu Başkanı bir basın açıklamasında üzüntülerini dile getirdi. Yönetim Kurulu Başkanı Birgit Nörgaard yaptığı basın açıklamasında “O kadar çok kişinin ve şirketin günlük yaşamını ve ekonomik temelini etkileyen bir kararı almak çok kötü.” dedi. Şirket Mayıs ayında 473 milyon kron açık gösteren bir muhasebenin ardından idari müdürü Halldor Ragnarsson’u işten çıkarmıştı. Şirket, H’otel D’Angleterre’nin kapsamlı yeniden inşasında büyük görev almıştı, ama henüz iflas nedenlerinden bir tanesinin bu olup olmadığı açıklanmadı. Firma 2012 boyunca Danimarka’daki projelerde Polonyalı ustalara yapılan düşük ödemelerle ilgili birçok olaya karışmıştı. Kopenhag’daki büyük inşaat projesi Ny Nørreport’un ana müteahhiti de E. Pihl & Søn. Ama iflasın 2015’te bitmesi planlanan inşaatı etkilemesi beklenmiyor. Şirketin Danimarkalı 1000  çalışanın hepsi işten çıkartıldı.

Posta kodlarına göre ev kredisi

Birçok kişinin terk edip başka yere taşındığı bir yerde yaşıyorsanız, az sayıda iş yerinin olduğu ve birçok evin boş durduğu bir yerde yeni bir ev alacağınızda iyi geliriniz olsa dahi kredi almanız zor olabilir. Bunu Chris Christiansen ve eşi bunu Maribo’da inşa ettikleri ev için ipotekli kredi için başvurduklarında fark etti. Totalkredit şirketi inşası 3 milyon DKR’dan fazla tutsa da yeni inşa edilen müstakil binaya arsasıyla beraber sadece 2,6 milyon kron değer biçtiler. Eşi hemşire olan polis memuru Chris Christiansen “Sattığımız evin iyi değeri olmasaydı hayalimizdeki evi asla gerçekleştiremezdik. Kredi alıp alamayacağını posta kodunun belirlemesi doğru değil.” dedi. Realkreditrådet’te (Danimarka İpotek Bankası) başkan yardımcısı olan Peter Jayaswal ipotekli kredi kuruluşlarının çekincesini, Danimarka’nın boş duran birçok evden muzdarip olan bölgelerinde evlerin satılamaması riski endişesine dayandırıyor. Peter Jayaswal ” Bir mülkten kurtulmak çok zor olabilir ve ipotekli kredi kuruluşları kredi verip veremeyeceklerini değerlendirdiklerinde bunu dikkate alacaktır” dedi.    

Zafer Bayramı, Oslo Büyükelçiliği’nde çoşkuyla kutlandı Günün anlam ve önemi hakkında konuşan Olgun, ‘’ 30 Ağustos demek; Anadoluyu işgal eden yabancı kuvvetlerin dışarı atılması demektir.’’ şeklinde konuştu. ZAMAN OSLO

1kenti Oslo’da da renkli kutlamalara sahne 30 Ağustos Zafer Bayaramı, Norveç’in baş-

oldu. Oslo Büyükelçiliği rezidansında düzenlenen resepsiyona, birçok yabancı ateşe, Oslo’da faaliyet gösteren Türkiye kökenli sivil toplum kuruluşları yöneticileri ve vatandaşlar katıldı. Günün anlam ve önemi hakkında Zaman’a bazı değerlendirmelerde bulunan Oslo Büyükelçisi Şanıvar Olgun, 30 Ağustos’un, Kurtuluş Savaşı’nı sonlanması için yapılan en son ve en önemli hamle olarak nitelendirdi. ‘’ 30 Ağustos demek; Anadolu’yu işgal eden yabancı kuvvetlerin dışarı atılması demektir’’ diyen Olgun, bu zaferin, daha sonra ki sonbaharda Cumhuriyetin kurulmasında çok önemli dönüm noktalarından bir tanesi olduğunu kaydetti. Respsiyona daha çok yabancı ateşelerin davet edildiği için, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın daha da özel bir hale büründüğünü dile getiren

Büyükelçi Şanıvar Olgun, şöyle devam etti:’’ Biindiği gibi daha önce askeri ateşeler ev sahipliği yapıyorken son iki yıldır büyükelçilikler ev sahipliği yapıyor ve aynı zamanda askeri ateşelerimiz de kutlamalar da yer alıyor. Bu yıl ilk defa diğer devletlerin dışişlerinden zengin bir katılım gerçekleşti. Elçiliğin kapasitesi küçük olduğundan herkesi davet edemedik. Bu yüzden elçiliğimize gönül koyanlardan da özür diliyoruz. Bizi bu konuda anlayışla karşılayacaklarını ümit ediyoruz.’’ Resepsiyonda, halktan ve sivil toplum kuruluşların başkanlığını yapan misafirleri de görmenin kendileri için oldukça sevindirici olduğunu söyleyen Olgun, ‘’ Bu çok güzel birşey. Çünkü bu kutlama, başta Türkiye vatandaşının bir kutlamasıdır. Öncelik, kendi vatandaşımızın bu bayramı kutlamasına vesile olmaktır. Elçilik olarak bunun bu şekilde devam etmesini diliyoruz.’’ açıklamalarında bulundu.

Daha fazla çöpü ayrıştırmamız gerekiyor

Daha fazla çöp kutusu konulacak ve çöplerin ayrıştırılması daha büyük bir itinayla yapılacak, çöp konteynırlarına daha sık gitmek zorunda kalacağız. Çevre Bakanı Ida Auken, çöplerin ayrıştırılması konusunda yeni bir girişim yapmaya hazırlanıyor. Ida Auken yaptığı açıklamada “Danimarkalılar bundan sonra çöplerini daha fazla ayırmak zorunda kalacak. Amaç çok açık ve net. Daha az çöpümüz yakılmalı ve daha çok çöpten yararlanılabilmeli. Söz konusu yeni uygulama Danimarka için bir paradigma değişimi olacak. Danimarka şimdiye kadar çöplerin yakılması konusunda dünya şampiyonuydu.” dedi. Özellikle patatesin kabukları konusuna dikkat çekiyor. Bu kabuk türünün yanması çok kötü, bu yüzden biyogaza dönüştürülmesi gerekiyor. Çöp sektöründe 224 kuruluşu organize eden Sektör Derneği Dakofa’da söz konusu açıklama büyük sevinç uyandırdı.

Stockholm’de Zafer Bayramı kutlandı MENAF ALICI STOCKHOLM

1biri olan 30 Ağustos Zafer Bayramı, StoTürk milletinin en büyük zaferlerinden

ckholm’de verilen bir resepsiyonla kutlandı. Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Uygur Mustafa Sertel ve eşi ile Askeri Ataşe

Kurmay Yarbay Himmet Yurtsever ve eşinin büyükelçilik rezidansında verdiği 30 Ağustos Zafer Bayramı resepsiyonuna, Türk konukların yanı sıra İsveçli ordusunu temsilen üst rütbeli subaylar başta olmak üzere ülkede görevli yabancı ülkelerin askeri ataşeleri ve diplomatları da katıldı.


7 İSKANDİNAVYA

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Hasan Cücük

Ayrımcı FC Kopenhag’a ders verelim Hangi takımı tutarsan tut ama Avrupa kupalarında Türk takımlarını tutmak zorundasın gibi bir anlayışı yanlış buluyorum. Futbolu bir milli mesele olarak görmeyen biriyim. Yenmekte normaldir, yenilmekte. Yenince ne dünyayı fethetmiş gibi kutlamaları abartmayı, yenilince de cenaze çıkmış ev gibi olmayı anlamsız buluyorum. Özellikle futbol sahalarında görülen kavgalar ve küfürlü tezahüratlar sporun ruhuna ihanet etmektir. Açıkçası son yıllarda yaşanan şike sürecinden dolayı futboldan soğumuş biriyim. Hemen belirteyim; kendimi bildim bileli Fenerbahçeliyim. Bu durum tuttuğum takımın yönetiminin yaptığı yanlışları ve başarı için her yol mübah anlayışını doğru görmemi gerektirmez. 100 yıllık dev çınara şikeci damgasını vurduranların hala yöneticilik yapıyor olması, futbolumuz adına bir başka utanç kaynağıdır. Şampiyonlar Ligi’nde mücadele eden Galatasaray’ın gruptaki rakipleri arasında FC Kopenhag’ın olması, Danimarka’da yaşayan binlerce Türk gibi benide mutlu etti. Taraftarı olmadığım takımın Kopenhag’a gelecek olmasının beni mutlu eden yanı; gazeteci olarak hareketli günler yaşayacak olmamdı. Tabi ki, binlerce Galatasaray taraftarı adına da mutlu oldum. Tuttukları takımı seyretme imkanı bulacaklardı. Bu durumdan mutlu

C Kopenhag’ın haklı olabileceği tek dayanak noktası, kendi sahasında ‘deplasman takımı’ olma korkusudur. Yani, binlerce Türk taraftar bilet alarak FC Kopenhag seyircisinden fazla olabilirdi. Bunun ise gerçekten zor bir durum. Danimarka’da 60 bin Türkiye kökenli yaşıyor.

olmayanlarda varmış meğer. Bunların başında FC Kopenhag kulübü geliyordu. Ligde 7. hafta sonunda ilk galibiyetini alan FC Kopenhag için Şampiyonlar Ligi’nde gruptan çıkmak hayal ötesi bir hedef gibi gözüküyor. Rakiplerin güçlü olmasına sevindikleri tek nokta, stadın tamamen dolacak

olması. Bu kendi takımlarına olan sevgiden ziyade rakiplerin futbolunu hayran kitlelerin çokluğundan kaynaklanıyor. Daha gruplar belli olur olmaz çok sayıda Türk internetten biletini aldı. Sadece Türkler değildi bilet alan. Hangi futbol taraftarı Ronaldo’yu, Gareth Bale’yi, Mesut Özil’i canlı olarak statta seyretmek istemez ki? Böyle düşünenlerin sayısı çok olunca FC Kopenhag yönetimi klasik tabirle ‘futbol sahalarına yakışmayan bir harekette’ bulunarak, Danimarkalı olmayan isimlerin biletini iptal etti. Gerekçe olarak ‘güvenlik’ gösteriliyordu. Tribünde FC Kopenhag taraftarıyla yanyana oturacak olan Galatasaraylılar, Real Madridliler ve Juventuslular arasında kavga çıkmasından korkuluyordu. Sadece Türklerin değil tüm yabancı kokan isimlerin biletleri iptal olmuştu. Nerden baksan sakat bir anlayıştı. FC Kopenhag’ın haklı olabileceği tek dayanak noktası, kendi sahasında ‘deplasman takımı’ olma korkusudur. Yani, binlerce Türk taraftar bilet alarak FC Kopenhag seyircisinden fazla olabilirdi. Bunun ise gerçekten zor bir durum. Danimarka’da 60 bin Türkiye kökenli yaşıyor. Bunun kaçı acaba hafta içi Galatasaray’ı seyretmek için stada gider? 2005 yılında oynayan Danimarka – Türkiye maçında statta 7 bin Türk seyirci olduğunu hesapladığımızda en iyimser bir rakamla

Galatasaray taraftarının sayısı 40 bin kişilik statta 10 bini geçmez. Yani her halükarda FC Kopenhag taraftarın ezici çoğunlukta olacak. Konunun can sıkan en önemli noktası; yabancı isim taşıyan hiçbir taraftarın FC Kopenhaglı olamayacağıydı. Sen yabancısın asla benim takımımı tutmazsın, tutamazsın anlayışı tam bir ayrımcılıktır. Danimarka’nın son 10 yılına damgasını vuran tartışmaların temel nedenleri arasında bu sakat düşünce vardı. Yabancıları asla toplumun bir parçası görmeme hastalığıdır bu. Ne yaparsan yap, sen yabancısın yabancı kalacaksın. Danimarka’da doğmuş, eğitimini burada almış insanlar tanımlanırken ‘2. kuşak yabancı/göçmen’ denmesi bu çarpık zihniyetin devam ettiğini gösteriyor. Yaşanan bu nahoş durumu iyi değerlendirip, FC Kopenhag kulübüne iyi bir ders verme fırsatına sahibiz. Şampiyonlar Ligi maçları için bilet alan Türk taraftarlar maç günü FC Kopenhag formalarını giyip stada giderek, bu takımı desteklerse unutamayacakları bir ders vermiş oluruz. Baştada belirttiğim gibi futbolu bir milli mesele olarak görmüyorum. Gelin FC Kopenhag’ın ayrımcı tutumunu fırsata çevirip, unutamayacakları tarihi bir ders verelim. Varmısınız? h.cucuk@zamaniskandinavya.dk

İşyerlerine, düğünlere, doğum günlerine ve her türlü özel günlere... 1250 m2’lik modern ve hijyenik mutfağımızla, 25.000 paket üretim kapasitemizle, ve 28 tecrübeli personelimizle... Anadolu’muzun, sıcak ve soğuk yemeklerini servis yapmaktan mutluluk duyarız. Eksotiske Delikatesser A/S • Industrigrenen 21, 2635 Ishøj • Tlf. +45 7023 2808 www.delikate.dk • delikate@delikate.dk • Açılış saatleri: Pazartesi-Cuma 8-17 • Cumartesi 8-13


8 İSKANDİNAVYA

4 - 10 EYLÜL 2013 ZAMAN

NORVEÇ HABER TURU Dışişleri Bakanı, Suriye’de ki olaylar için seçim programlarını iptal etti Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide’nin, Suriye’de yaşanan olaylar nedeniyle seçim öncesi katılacağı bazı programlarını iptal etti.Bakan Eide’nin programları iptal nedeni daha çok Suriye’de ki olaylara konsantre olmak istemesi şeklinde açıklandı. Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, daha önce Suriye’ye insani yardım desteğini iki katına çıkarttıklarını ve yardımların toplamda 45 milyon dolara ulaştığını dile getirmişti. Ayrıca, Suriye’ye yardım konusunda Türkiye ile beraber birçok farklı ülkeyle çalıştıklarını, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Suriye’ye ilişkin sıkça görüştüklerini kaydetmişti.

İşsizlik oranı artışta

İşsizlik ve Sosyal Yardım Kurumu’nun (NAV) yayınladığı bir rapora göre, ülke genelinde işsizlik oranı bir yılda yüzde 0,2’den yüzde 2.8’e yükseldiği kaydedildi. Ülke genelinde toplam 73 bin 500 kişinin işsiz olduğunu vurgulayan yetkililer, özellikle 20-24 yaş arası erkeklerin ve 25-29 yaş arası kadınların işsiz olduğuna dikkat çekti. Raporda yer alan başka bir veride ise, işsizlik oranının en yüksek olduğu bölgenin Oslo ve çevresi olduğu açıklandı. İşsizliğin en düşük olduğu bölger ise Rogaland , Sogn o- Fjordane olarak belirtildi. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Çalışma ve Refah Müdürü Joakim Lystad, “Gelişmeler beklediğimiz gibi. İşsizlik oranının artacağını tahmin ediyorduk” dedi.

Gıda ısrafı yapanların cezalandırılması isteniliyor

Çevreci Yeşiller Partisi’ nden, 9 Eylül’de yapılacak seçime ilişkin ilginç bir açıklama geldi. Parti sözcüsü Hanna Marcussen, Norveç devlet radyosuna verdiği röportajda, benzin fiyatlarının daha pahalı olması gerektiğini belirtti. Daha yeşil ve çevre dostu bir toplum için çalıştıklarını aktaran Marcussen, “Çevreyi kirletmenin bir bedeli olmalı. Benzinli araç satın almakta kullanmakta daha masraflı olmalı” dedi. Çevreye daha duyarlı bir toplum olunması için yapılması gerekenlere deyinen Marcussen, özellikle benzin fiyatlarının artması, gıda ısrafının cezalandırılması ve ekolojik gıdalara katma değer vergisi uygulanmaması gerektiğini ifade etti. Hanna Marcussen’in açıklamalarına tepki gösteren Sağ Parti Genel Başkanı Erna Solberg, “Çevreci Yeşiller Partisi 70’li yıllarda kalmış bir düşünceye sahip. Bu yüzden onlarla ortak iş yapmak çok zor olacak.” şeklinde konuştu.

Devlet televizyonu, en çok beğenilen medya kuruluşu

İpsos MMİ isimli araştırma şirketinin yaptığı bir anket sonucunda, halk arasında en çok beğenilerek izlenilen medyanın, Devlet Radyo- Televizyon Kuruluşu olduğu belirlendi. Norveç’in en büyük özel televizyon kanallarından biri olan TV2 ise, halk arasında en çok sevilen şirketler listesinin ikinci sırasında yer aldı. Buna göre ankete katılanların yüzde 80’i Norveç devlet televizyonundan oldukça memnun kalırken, TV2’den memnun olanların sayısı ise yüzde 79 olarak aktarıldı. Araştırmada ortaya çıkan bir başka verideyse, Adecco, İskandinavya havayolları SAS ve Norveç Devlet Demiryolları (NSB) halk arasında en az sevilen şirketler, arasında yer aldığı belirtildi.

Kesin dönüş yasasında önemli değişikler yapıldı EMRE OĞUZ KOPENHAG

1kökenlileri anavatanına dönmeye teşvik etmek için

Danimarka’da hükümet 55 yaşın üzerindeki göçmen

hazırladığı geri dönüş yasasında bir takım değişiklikler yapıldı. Önceden kesin dönüş yapılan tarihten 1 yıl sonra ödenen 125 bin kronluk geri dönüş primi artık geri dönüş yapılır yapılmaz ödenecek. Önceden 2 bin 800 kron olan geri dönüş aylığı ise 3 bin 600 krona yükseltilecek. Bugüne kadar yapılan uygulamada yalnız yaşayanların bankada en 20 bin evli çiftlerin ise 40 bin kron paraları olması durumunda primde kısıntıya gidiliyordu. Yeni yasayla bu sınır yalnız yaşayanlar için 50 bin, evliler için de 100 bin krona çıkarılıyor. Kesin dönüş yapmayı planlayanların çoğu bir daha Danimarka’ya giremeyeceklerinden endişe ediyordu. Sosyal İşler ve Entegrasyon Bakanlığı konuyla ilgili yayınladığı

yazılı açıklamada bu konuya da değindi ve kesin dönüş yapanların Danimarka’daki yakınlarını ziyaret edebilmelerini kolaylaştırmak için vize kurallarında bazı değişiklikler yapılacağı sözünü verdi. Bakan Annette Vilhelmsen, “Anavatanlarına dönmek isteyen mültecilere ve göçmenlere yeni bir gelecek için gerekli şartları sağlamamız çok önemli. Bu yüzden geri dönüş yasasında iyileştirmeler yapıyoruz. Bana göre önemli olan bu insanların kendileri için en iyisinin hangisi olduğuna karar vermeleri; Danimarka’da yaşamaya devam etmek mi, anavatanlarına dönmek mi?” dedi. Danimarka’da 2010 yılında aşırı sağcı Danimarka Halk Partisi’nin desteğiyle yürürlüğe giren “geri dönüş yasasından” bugüne kadar çok sayıda mülteci ve göçmen istifade etti. 2011 yılında 613, 2012 yılında ise 476 kişi yasadan istifade ederek avatanlarına döndü.

Avukat

Kadir Erdoğmuş Avukata gittiğinizde geç kalmış olmayın, her türlü hukuki sorunlarınız için arayabilirsiniz. Vindingevej 7 C • DK 4000 Roskilde Tlf.: + 45 29 72 39 98 • Fax: + 45 59 43 39 98 Mail: kadir@erdogmus.dk


10 İSKANDİNAVYA

4 - 10 EYLÜL 2013 ZAMAN

FİNLANDİYA HABER TURU Öğretmenler cep telefonlarından şikayetçi

8

Valg i Pakistan fulgt tæt i danskpakistanske sofaer For første gang har en demokratisk valgt regering siddet ved magten i Pakistan i en hel valgperiode. Udviklingen skaber stolthed blandt dansk-pakistanere også selvom mange har boet hele livet i Danmark.

Finlandiyalı öğretmenler ders sırasında akıllı telefon kullanan öğrenciler karşısında çaresiz kalıyor. Telefonlara ders öncesi el koymak isteyen öğretmenler, yetkililerden yasal düzenleme beklediklerini ifade ediyorlar. Eğitim ve Kültür Bakanlığı Danışmanı Janne Öberg yaptığı açıklamada “En büyük sorun, derse odaklanamama ve cep telefonlarıyla diğer arkadaşlarıyla sürekli iletişim içerisinde bulunmak.Öğrenciler, cep telefonlarıyla sürekli Tyrkisk neoliberalisme udfordret birşeyler indiriyor veya sesli Analyse: görüntülü chat yapıyorlar. Sınıf içinde Urolighederne i Tyrkiet begyndte som en demonstration mod dedi. opførelsen af et indkøbscenter ved mesaj gönderiyor ve oyun oynuyorlar.”

14

Taksim-pladsen i Istanbul. Det er dog en mere generel modstand mod regeringens neoliberale udviklingspolitik, der ligger bag optøjerne.

Dışişlerinden Lübnan uyarısı

Finlandiya Dışişleri Bakanlığı Suriye’de var olan güvenlik sorunundan ötürü çatışmaların yaşandığı ülkelerden biri olan Lübnan’a seyahat hususunda gidilmemesini vatandaşlarına tavsiye etti. Bakanlık özellikle Suriye’ye sınır olan Lübnan topraklarına gidilmemesini tavsiye ediyor. Lübnan’da 14 bin Avrupa vatandaşı olduğu ifade ediliyor. Lübnan’ın güneyinde konuşlanmış yaklaşık 200 Fin barış gücü askeri bulunuyor.

Finlandiya askeri müdahaleye karşı

OY ’

Kvindekamp med Koranen i hånden Religion skal bruges til at løse samfundets problemer - ikke til at gøre folks liv sværere. Det mener den islamiske feminist Omaima Abou Bakr fra Egypten. Vi har talt med hende under et besøg i København. Samfund side 4

UNUN DEĞERİNİN FARKINDA MISIN?

19 Kasım’da yapılacak Belediye Seçimleri için mektupla oy kullanma başladı. Fællesbøn gør

rask

Tercih edeceğin adaya Religionssociolog seçim gününü Peter la Cour vurderer beklemeden oyunu verebilirsin. ud fra en undersøgelse af kirkegængere, at fællesskabet omkring religiøs tilbedelse kan være helbredende. Gruppen af kirkegængere levede væsentligt længere end ikke-kirkegængerne. Derfor mener han, at muslimske kvinder bør gå mere i moské. Det er læge Nadja Elgin dog ikke helt enig i. Samfund side 3

İçişleri Bakanı Päivi Räsänen bakanlar kurulunda Suriye’den etmenin ele alındığını ve Finlandiya’da Suri#18 - ÅRGANG 3 - JUNI 2013 KR. 30,00 ye’den 2 bin mülteciye kadar kabul edilebilecek konut kapasitesi bulunduğunu belirtti.Fin devletinin ortalama 2.000 kapasiteli barınma imkanına daha sahip olduklarını belirten yetkililerlere henüz resmi bir başvuru ve talep gelmediğini belirttiler. Temmuz ayının sonuna kadar, sadece 51 Suriyeli Finlandiya’dan sığınma istemişti. Hükümet şu ana kadar, savaşta zarar gören ülkedeki yerel faaliyetler ve mültecilere yardım için kullanılmak üzere 12.1 milyon avro bütçe ayırdığı bildirildi. Finlandiya Dışişleri Bakanı, Suriye’de krizi çözmek için güç kullanımının öngörülemeyen sonuçlarına karşı herkesi sorumlu olmaya davet etti ve askeri bir müdahaleyi tasvip etmiyoruz açıklamasında bulundu. Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ’’Biz her şeyin uluslararası adalet temelinde neticelenmesini istiyoruz. Ne olursa olsun en kısa zamanda siyasi bir çözüm ile netice alınabilecektir’ açıklamasını yaptı.

mülteci DIT TVÆRKULTURELLE MAGASINkabul

WWW.OPINIONEN.DK

Polis Günü coşkuyla kutlandı

Polis Günü tüm Finlandiya’da 38 farklı şehirde çeşitli etkinliklerle kutlandı. Tüm şehirlerde pazar yerleri ve geniş meydanlarda gerçekleştirilen etkinliklerde çeşitli konserler , eğlenceli yarışmalar, polis köpeği gösterileri ve polis dansı gibi Finlandiya emniyet birimlerini tanıtıcı programlar düzenlendi. Sergilerde bizzat polis memurları tanıtımlarda bulundular. Tüm emniyet birimleri içerisinde en çok ilgiyi atlı polisler gördü. Ailelerin haftasonu tatillerinde bu etkinliğe çocuklarıyla katıldığı gözlemlendi.

Finlandiya’da yaşayan fosil bulundu

Lepidurus Arcticus olarak bilinen fosil türlerinden Enontekio adlı fosilin 250 milyon yıldır yapıları değişmeden günümüze kadar geldiği saptandı. Benzer bir canlıya en son 1950 nisanında Tema side karşılaşıldığı kaydediliyor. Fosil, Finlandiya Devlet Ormancılık 10 - 12 şirketi Metsähallitus ve Helsinki Üniversitesi araştırmacılarının ortak çalışmaları neticesi bulunduğu ifade ediliyor. Somasjärvi Politiets gölünden talep üzerine dondurulmuş balık analizlerinin incelenEfterretningstjeneste mesinde midelerinde bu canlı fosile ulaşıldığı saptandı.fra Benzer fik anerkendelse örneklerin araştırılmasına halen devamden ediliyor. tværkulturelle forening Dialog Forum for deres særlige indsats i arbejdet med at fremme dialog og fredelig sameksistens i Çevre Bakanı Ville Niinistö, yaz tatili için eşinin İsveç kayıtlı aracını ödünç aldıktan sonra yaklaşık 5deres bin forebyggelseEuro vergi ödedi. sarbejde. Blandt de vergilendirme Gruppen af indvandrere fra ikke-vestligeBakan, lande, der står til at miste kanunlarının yeniden düzenlenmesi geandre prismodtagere dagpengeretten, er tre gange så høj som gruppen af etniske danskere. Vi kigger på rektiğine inandığını söyledi. Bakan, kendi Facebook sayfasında var tidligere konsekvenserne af den forkortede dagpengeperiode og på denvenye konuya değindi aracı çok az kullandığını söyledi.Bakan, eşi overrabbiner Bent uddannelsesydelse i TEMA OM ARBEJDSLØSHED. ogsåaracını om 42-årige Shinda olmadanLæs eşinin ödünç almanın Melchior vergilendirebileceğinden og politiker Abdi, der efter 13 år på kontanthjælp har fået modet tilbage gennem sin nye tamamen habersiz olduğunu belirtti. Niinisrö’ye göre, Avrupa Bertel Haarder. mentor fra Kvinfos mentornetværk. Et netværk, der nu er lukningstruet. Birliği ve İskandinav ülkelerinde serbestçe dolaşan ve FinlandiKultur side 16 ya’nın kuzey-batı gibi yakın bölgelerinde yaşan aileler dahil araç vergilemesinde aile bireylerinin ayrı ayrı dikkate alınmamalıdır.

PET får dialogpris

Eşinin arabasını kullananan bakana yüksek vergi şoku Dagpengereformen rammer skævt

Belediye Seçimleri’nde 42 bin 500 Türkiye kökenlinin oy kullanma hakkı var. Vatandaşlık görevi için sandığa gidip, oyunu kullan.

www.opinionen.dk

www.moving-media.dk

www.moving-media.dk


11 İSKANDİNAVYA

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Eğer Sağ Parti tek başına iktidara gelemez ise, İlerleme Partisi, (Frp), Sol Parti (V) ve Hıristiyan Halk Partisi (Krf) ile koalisyon hükümeti kuracak. (Foto: Stian Lysberg Solum)

Norveç’te nefesler tutuldu

Söz artık seçmende ENGİN TENEKECİ OSLO

1

Norveç’te 9 Eylül’de yapılacak genel seçim için nefesler tutuldu, partiler en yüksek oyu almak için yoğun bir kampanya dönemi geçirdi. Sandıktan kazanma şansı en yüksek olarak İşçi Partisi (Ap) ve Sağ Parti (H) gösteriliyor. Yapılan anketlerin çoğunda sağ blok iktidarın en güçlü adayı gösteriyorken, konuyla ilgili yapılan son anket sonuçları, her iki bloğunda de kafa kafaya gittiğini gösteriyor. Tüm partiler de hummalı bir seçim süreci yaşadı. Sağ Parti tek başına iktidara gelemez ise, İlerleme Partisi (Frp), Sol Parti (V) ve Hıristiyan Halk Partisi (Krf) ile koalisyon hükümeti kuracak. Sağ Parti yetkililerine göre, her ne kadar üç parti birbirleriyle koalisyon kurmak istemese de kendilerinin bu üç parti ile de koalisyon kurmaya hazır olduğunu dile getiriyor. Şu anki iktidardaki İşçi Partisi ise, şimdiki koalisyon ortakları olan Sosyalist Sol (SV) ve Merkez Partisi (Sp) ile yoluna devam etmeyi düşünüyor. Birçok Norveçli siyasetçilere göre bu seçim oldukça önemli. Zira Norveç bu konuda tarihinde bir ilk yaşıyor. Şu anda ki sosyaldemokratlar, yani

Norveç, Breivik’in gerçekleştirdiği katliam sonrası ilk genel seçimleri yapacak. Kamuoyu yoklamalarına göre, hem sağ blokun hem de sol blokun iktidara gelme şansı bulunuyor. İşçi Partisi, muhafazakar Sağ parti ile çekişiyor. Daha önce Norveç siyasetinde partiler arasında fikri bağlamda pek fark yoktu. Bir hükümet gidiyor, yerine diğeri İşçi Partisi (AP) 28.9 geliyordu ve görüşler İlerleme Partisi (FrP) 17.8 hep aynıydı. Bu genel seçimde ise, eğer Sağ Parti (H) 31.1 karşı taraf kazanırsa ilk defa sağ gürüşlü Hıristiyan Halk Partisi (KrF) 5.6 bir iktidar kurulmuş Kızıllar Partsi (R) 1.6 olacak. Norveç vatanMerkez Partisi (SP) 3.7 daşı göçmenlerin ve ülkede ki genel Sosyalist Sol (SV) 2.5 genç nufusun oy kullanmaması, nereSol Parti (V) 4.1 deyse seçime ilişkin Çevreci Parti (MDG) 3.6 muzdarip ve kaygılı olduğu en önemli konulardan bir tanesi. Bundan dolayı tüm parti yetkilileri, elle- etkinlikler düzenliyor. 9 Eylül genel seçimini diğer seçimrine geçen her fırsatta, tüm seçmenlere oy haklarını kullanmaları konusunda lerden farklı kılan bir özellik ise; bu hatırlatmalarda bulunuyor. Hatta bir- seçimin Breivik katliamından sonra çok partinin gençlik kollları, ülkede ki yapılacak ilk seçim olmasıdır. Ayrıca bu gençlerin oy kullanmalarına ilişkin bazı olay, bazı partilere olumsuz yansımaları

Devlet Radyo-Televizyon Kurulu’nun son seçim anketi şöyle PARTİLER

da olmuştur. Mesela katliam sonrası Breivik’in, yabancı karşıtlığı söylemleriyle sıkça gündeme gelen İlerleme Partisi (Frp) ile bağlantılı olduğu ortaya çıkması, bu partinin oylarının düşüşüne neden olmuştur. Breivik’in 77 kişiyi acımasızca katlettiği saldırıdan sonra, partiler, çok kültürlülük ve çeşitlilik politikalarını daha da hızlandırdı. İktidardaki İşçi Partisi, parti politikalarının temelinde, daha çok Norveçli göçmenlerin var olduğunu açıkça duyurdu. Sağ blok ise, çok kültürlü bir toplum istediklerini aktarmıştı. Diğer taraftan ülkede ki birçok kişi, Breivik’in çok kültürlüllüğe sıktığı mermilerin geri teptiğini düşünüyor. Öte yandan, 9 Eylül’de yapılacak genel seçimi diğer seçimlerden ayıran bir diğer özellik ise, bugünün Norveçli kadınlara tanınan seçme ve seçilme hakkının 100. yılına denk gelmesidir. Ayrıca hükümet, kadınların oy haklarını kullanmalarına ilişkin yapılacak birçok faaliyete yüklü miktarda bütçe ayırmış durumda. Bu yüzden gerek yazılı, gerekse görsel medyada özellikle Norveç vatandaşı göçmen kadınların oy kullanmlarına teşvik amaçlı birçok farklı program düzenleniyor.


12 GÜNDEM

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

ÖZGÜR SURİYE ORDUSU

‘Müdahaleyi geciktirmek Esed’i katliamlara teşvik eder’ 1karşı girişeceği askerî müdahaleyi Suriyeli muhalifler, Esed rejimine

son anda Kongre onayına sunmaya karar veren Obama’ya tepki gösterdi. Muhalifler, kararın rejime katliamlarını devam ettirme cesareti verdiğini savundu. Esed rejiminden yapılan açıklamalar ise saldırının ertelenmesi nedeniyle moral bulduklarını ortaya koydu. ABD Başkanı Barack Obama’nın önceki gün aniden karar değiştirerek Suriye’ye yönelik askeri müdahaleyi Kongre’ye soracağını açıklaması, karşı saldırı başlatmak için müdahaleyi bekleyen Suriyeli muhaliflerin tepkisini çekti. Muhalif Özgür Suriye Ordusu komutanlarından Muhammed Ubeyd, “Her geçen gün daha fazla insan rejimin ellerinde can veriyor. Harekete geçmeyi daha fazla ertelemek, rejime silahlarının yerlerini değiştirme şansı veriyor.” sözleriyle karara tepki gösterdi. Suriyeli komutan, ellerindeki istihbarata göre rejimin söz konusu gecikmeden yararlanarak muhtemel bir müdahaleye karşı hazırlıklarını sürdürdüğünü savundu. Rejim güçlerinin, vurulması muhtemel üslerdeki cephane ve hassas ekipmanları başka yerlere taşıdığı ifade ediliyor. Daha önce de rejimin ABD saldırısı hazırlıkları kapsamında hapishanelerde tutulan binlerce muhalifi, hedef listesindeki yerlere naklettiği iddia edilmişti. Suriye Milli Konseyi sözcüsü Luay Safi de Obama’nın bu kararıyla ABD’nin liderlik göstermekte başarısız olduğu eleştirisinde bulundu. CNN televizyonuna konuşan Safi, “Şu anki korkumuz, bu hareketsizliğin rejimi saldırılarını daha ciddi boyutlarda gerçekleştirmeye teşvik etmesi.” ifadelerini kullandı. Obama’nın cumartesi gecesi konuşmasını bitirmesinden sonra Şam’da muhaliflerin kontrolündeki bölgelerin bombalanmaya başlaması da bu endişeyi güçlendiriyor.

ESED REJİMİNDE ZAFER HAVASI ABD askeri operasyonunun ertelenmesi, muhaliflerde hayal kırıklığı yaptığı ölçüde Esed rejimine de moral verdi. Rejimin yayın organlarından El-Tavra isimli gazetede yayınlanan başyazıda, Obama’nın beklenmedik adımı, ‘tarihi Amerikan geri çekilmesinin başlangıcı’ olarak nitelendi. Rejimin sesi olan gazetedeki makalede, Oba-

ma’nın askeri müdahale için harekete geçmekte gönülsüz olmasının da “içten içe muhtemel yenilgiyi hissetmesinden kaynaklandığı” savunuldu. Suriye Dışişleri Bakanı Yardımcısı Faysal Mikdad da dün yaptığı basın açıklamasında “Başkan Barack Obama’nın yaptığı açıklamada söylediklerinde açık şekilde tereddüt ve hayal kırıklığı hissi vardı. Kafa karışıklığı hissi de çok açıktı.” diye konuştu.

FRANSA DA MECLİSE GİDİYOR İngiltere’nin beklenen askeri müdahaleye katılımının geçen hafta parlamento tarafından veto edilmesinin ardından Obama’nın erteleme kararı vermesi, müdahalenin geleceğini de tartışmaya açtı. İngiltere’nin ulusla-

rarası koalisyondan ayrılması üzerine ABD’nin en hevesli müttefiki olarak ön plana çıkan Fransız hükümeti de operasyona katılmayı meclis oylamasına sunacağını açıkladı. Washington’da ise hem Demokrat Parti hem de Cumhuriyetçi Parti saflarındaki politikacıların Suriye’ye yönelik bir askeri müdahaleye çekimser yaklaşmaları nedeniyle Kongre’den olumlu bir karar çıkmasının kolay olmayacağı belirtiliyor. Oylamanın en erken 9 Eylül’de yapılması beklenirken Amerikan Kongresi’nin önde gelen Cumhuriyetçi senatörleri John McCain ve Lindsey Graham, Esed rejimine ABD ile müttefik ülkeler tarafından askeri bir cevap verilmesi gerektiği konusunda Başkan Barack Obama’nın

haklı olduğuna inandıklarını ancak sınırlı bir operasyonu destekleyemeyeceklerini açıkladı. İki senatör yaptıkları ortak yazılı açıklamada, Kongre’nin Suriye’de askeri müdahale konusunda en kısa zamanda harekete geçmesi gerektiğini vurguladı. Bununla birlikte izole edilmiş askeri harekatın bölgedeki çatışmalara ivme kazandıracağını ve bu yönüyle böyle bir harekatı gönül rahatlığıyla destekleyemeyeceklerini ifade etti. Senatörler, rejime yönelik yetersiz bir cevabın Amerika’nın atacağı adımı yakından takip eden dost ve müttefik ülkelere, Suriyeli muhaliflere, Esed rejimine, İran’a ve tüm dünyaya yanlış bir mesaj gönderilmesine yol açabileceğini kaydetti. CİHAN

Kerry: Suriye’de Sarin gazı kullanıldı DIŞ HABERLER SERVİ

1

SİABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Şam yakınlarında düzenlenen kimyasal saldırının ardından toplanan saç ve kan örneklerinde, sarin gazı tespit edildiğini açıkladı.CNN televizyonunda katıldığı bir programda Suriye’ye askeri operasyon düzenlemesi hakkında yapılacak oylama konusunda Kongre’ye güveninin tam olduğunu söyleyen Kerry, “Amerikan Kongresi’nin doğru kararı vereceğine

güvenim tam.” dedi. Kerry, Kongre’nin onay vermemesi durumunda Başkan Obama’nın kendi kendine karar alma yetkisine sahip olduğunu da hatırlattı. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’i masum insanların üzerinde kimyasal silah kullanan bir “katil” olarak tanımlayan Kerry, “Bu, kimyasal silahların yol açtığı akıl almaz dehşetten başka bir şey değil. İşte Esed, kendi halkını bu dehşetle karşı karşıya bıraktı.” diye konuştu. Sarin

gazı tespitinin yapıldığı örnekleri “bağımsız” olarak elde ettiklerini ifade eden Kerry, saldırının Suriye rejimi tarafından emredildiğini bildiklerini söyledi. Kerry, “Roketlerin nereden ateşlendiğini, nereyi vurduğunu ve sonrasındaki hasarı biliyoruz. Sosyal medyada da korkunç görüntüler izlendi. Elimizde başka deliller de var ve saldırı sonrasında rejimin bunu örtbas etmeye çalıştığını biliyoruz.” dedi. Başkan Obama’nın Suriye’ye bir

askeri operasyon düzenlemek için Kongre’den yetkilendirme istemesini savunan Kerry, bu sayede eğer operasyon gerçekleştirilirse, ABD’nin “daha güçlü bir pozisyonu” olacağını ifade etti. Kerry, önümüzdeki haftaya kadar oylamanın gerçekleştirilmeyeceği konusunda ise, Suriye’ye karşı askeri operasyonun “daha önce karşılaşılan benzer durumlarda olduğu gibi mümkün olan en kısa sürede” yapılma zorunluluğu olmadığını savundu.


13 GÜNDEM Mursi ve İhvan’ın üst 28 Şubat davası başladı düzey mensupları mahkemeye sevk

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Tarihi 28 Şubat davasının ilk duruşması 1saat 10.00 itibari ile başladı. Ankara edildi 11.Ağır Ceza Mahkemesi, başkan, 2 üye haMısır’da darbeyle görevinden kim ve 2 savcı ile duruşmaya çıktı. Mahkeme 1uzaklaştırılan ve bilinmeyen bir başkanı ilk duruşmayı açtı ve sanıkların kimlik yerde gözaltında tutulan Cumhurbaştespitine geçti. kanı Muhammed Mursi, mahkemeye sevk edildi. Mısır Başsavcısı, Mursi’yi, görevde olduğu dönemde cumhurbaşkanlığı sarayı çevresinde gösteri yaparken ölen eylemcilerin ölümünden sorumlu olmakla suçladı. Mursi’nin yanı sıra mensubu olduğu Müslüman Kardeşler (İhvan) hareketinin 14 üyesi daha aynı davada yargılanacak. Sanıklar hakkındaki suçlamalar arasında şiddet olaylarına karışma ve en az 10 kişinin ölümünden sorumlu olma da bulunuyor. Mursi’nin, ayrıca, 2011 yılında diktatör Hüsnü Mübarek’in görevden ayrılmasına sebep olan gösteriler sırasında hapishaneden kaçmasıyla ilgili olarak da soruşturulduğu öğrenildi. Mursi’nin kaçışı sırasında Filistinli grup Hamas’tan yardım aldığı iddiaları olmasına rağmen bu konuyla bir dava ise açılmadı. Mursi’nin yargılanmasına sebep olan gösteriler, geçen yıl aralık ayında devrik cumhurbaşkanının yetkilerini genişletme girişimi üzerine başlamıştı. Gösteriler sırasında Mursi, orduyu yardıma çağırmak zorunda kalmıştı. Mısır’da gerçekleşen darbenin ardından ülke genelinde darbe karşıtı protestolar yapılmış ve protestoculara yönelik polis müdahalesinden binden fazla Mısırlı hayatını kaybetmişti. CİHAN

Bir avukatın “Müvekkilimi soruşturmada tutuklayan hâkim heyette olamaz.” diye itirazı üzerine mahkeme duruşmaya ara verdi. Mahkeme başkanı, müşteki ve mağdur avukatlarının kimlik tespitine geçti. Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi dava salonunda tutuklu-tutuksuz sanıklar, sanık avukatları ve gazeteciler aynı salonda yer alıyor. İzleyiciler ve müştekiler ise birleştirilen yan salonda davayı takip ediyor. 28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni cebren devirmeye, düşürmeye iştirak’ suçundan yargılanacağı davanın ilk duruşması Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Davanın tutulu sanıkları ilk duruşma için yoğun güvenlik önlemleri altında Ankara Adliyesi’ne getirildi. Sanıkların gelişi sırasında adliyeye önünde bekleyen yakınları alkışlarla karşıladı.

BİR NUMARALI SANIK DURUŞMADA YOK! Davanın bir numaralı sanığı olan dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, sağlık sorunları nedeniyle duruşmaya katılmadı. Karadayı’nın avukatı müvekkilinin sağlık durumunu gösteren raporu mahkemeye sundu. Sanıklar arasında, Batı Çalışma Grubu’nu kurduğu iddia edilen emekli orgeneraller Çevik Bir, Çetin Doğan ve Erol Özkasnak, eski kuvvet komutanları Ahmet Çörekçi, Hikmet

Köksal, Teoman Koman, Fevzi Türkeri, Erdal Ceylanoğlu, eski MGK Genel Sekreteri İlhan Kılıç, MHP milletvekili emekli Korg. Engin Alan gibi isimler yer alıyor. Eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz de tek sivil sanık.

TANSU ÇİLLER, ESKİ BAKAN VE VEKİLLER MAĞDUR 28 Şubat davası iddianamesinde, dönemin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller başta olmak üzere dönemin İçişleri Bakanı MHP Milletvekili Meral Akşener, eski bakanlar Hasan Celal Güzel, Teoman Rıza Güneri, Şevket Kazan ve milletvekili seçilmesine karşın Meclis’te yemin edemeyen Merve Kavakçı’nın da aralarında bulunduğu 481 kişi ise mağdur olarak yer alıyor.

TARİHİ DAVA NASIL BAŞLADI? Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma, avukat Yunus Akyol’un suç duyurusu üzerine başlatıldı. Ardından 12 Nisan 2012’de ilk dalga operasyon yapıldı.

Soruşturma boyunca aralarında emekli orgeneraller Çevik Bir, Erdal Ceylanoğlu, Çetin Doğan, Teoman Koman, Fevzi Türkeri ile emekli tümgeneral Erol Özkasnak, MHP İstanbul Milletvekili emekli Korgeneral Engin Alan ve eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün de bulunduğu 76 kişi tutuklandı. Şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı hakkında adli kontrol kararı verilerek serbest bırakıldı. Soruşturma sonunda Cumhuriyet savcıları Mustafa Bilgili ve Kemal Çetin tarafından hazırlanan iddianame, 22 Mayıs 2013 tarihinde Ankara 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İddianamede sanıkların, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsi istendi. Mahkeme iddianameyi kabul etti. Albay Mehmet Haşimoğlu’nun ölümüyle kalan 75 tutuklu sanıktan 38’i tahliye edildi. CİHAN

Ali H. Aslan

Obama’nın Suriye kararının şifreleri Obama’nın Suriye kararının şifreleri 
  
Ali H. Aslan

Savaşlara azami ihtiyatla yaklaşmasıyla bilinen ABD Başkanı Barack Obama’nın, geçen hafta Suriye’ye sınırlı askeri müdahale kararıyla dünyayı şaşırttı. Şaşkınlığın daha da büyüğü, bir hafta boyunca Washington’da gümbür gümbür duyulan savaş tamtamlarının ardından, başkanın cumartesi günü beklenmedik şekilde Amerikan Kongresi’nin onayına da başvuracağı açıklamasıyla geldi. Halk ve devlet savaş yorgunu iken, 9 Eylül’de mesaiye başlayacak Kongre’den Obama’ya siyasi destek geleceğinin garantisi yok. Başkanın Kongre’den onay çıkmasa dahi eyleme geçip geçmeyeceği ise bilinmiyor. Hasılı tüm dünyayı stresli bir belirsizlik süreci bekliyor. 
  
 Libya savaşında Kongre onayına ihtiyaç duymayan Obama acaba Suriye’de yine ipe un mu seriyor? Bunu istese bile, şu kerteden sonra çok zor. Aksi halde hem kendisinin hem ABD’nin karizması çizilir. Ancak başkanın popüler olmayan ve hukuki meşruiyeti tartışmalı bu muhtemel savaşta eşeğini daha sağlam kazığa bağlamak istediği aşikar. Kongre’yi dışlamanın müracaattan daha büyük bir kumar olduğuna kanaat getirmiş olsa gerek. Siyasetçilere verdiği mesajın özü şu: Hariçten gazel okuyacağınıza, Esed rejiminin vahim insanlık suçuna karşı siz de elinizi taşın altına koyun. Savaşı onaylamazsanız, tarihi ve siyasi mesuliyet sizin olur. Onaylarsanız, sorumluluğu ve riski paylaşırız. 
  


Temsilciler Meclisi’nde muhalefetteki Cumhuriyetçiler, Senato’da Demokratlar çoğunlukta. Ancak Obama’nın sadece şimdiye dek hemen her icraatına karşı çıkan Cumhuriyetçileri değil, azımsanmayacak sayıdaki şüpheci Demokratları da ikna etmesi gerekiyor. Cumhuriyetçilerin güç kullanımına prensip olarak genel yatkınlığı, Demokratlarınsa iç siyasi konularda başkana ihtiyacı, Beyaz Saray’ın istediğini elde etme şansını artırıyor. Hafta içinde kamuoyu anketlerinin gidişatının da sonuca etkisi olacaktır. Ancak şu aşamada sağlam bir öngörü yapmak çok zor. 
  
 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kanalı Rusya ve Çin tarafından tıkanan Obama, Başkan Bush’a Irak’ta yönetilen tek taraflı hareket eleştirisine maruz kalmak istemiyor. Cameron hükümetinin Suriye’de savaşa eşlik etme talebinin İngiliz parlamentosunca reddedilmesiyle ABD’nin uluslararası gönüllüler koalisyonda en güvendiği dağa kar yağdı. Amerikalılar pek de hazzetmedikleri Fransa’ya sarılmak zorunda kaldı. Obama’nın son Kongre hamlesi, sadece içerde değil uluslararası camiada da Suriye müdahalesine daha fazla destek kotarma adına bir zaman kazanma hamlesi olarak da okunabilir. 
  
 Bir Hollywood filmini andıran gelişmeler, önceki cumartesi Beyaz Saray’da ABD Başkanı Barack Obama’nın danışmanlarıyla yaptığı toplantıyla başladı. Başkan ve arkadaşları, 21 Ağustos’ta Şam’da yapılan kimyasal saldırının iç sızlatan görüntülerinden

duygusal olarak da çok etkilenmişti. ‘Kırmızı çizgi’ derken bunu kastettiğini söyleyen Obama, ABD’nin askeri müdahalesine yeşil ışığı yaktı. 
  
 Başkanın kararlılığı muvacehesinde Amerikan hükümeti geçen hafta Suriye’ye operasyon için kendini otomatik pilota bağladı. Harekata ilişkin ciddi çekincelerini bir kenara koyan Pentagon, Başkomutandan hücum emrini almak üzere hazırlık yaparak hizaya girdi. Artık iş büyük ölçüde, iç ve dış kamuoyunun hazırlanmasına, uluslararası koalisyonun güçlendirilmesine kalmıştı. 
  
Dışişleri Bakanı John Kerry, pazartesi ve cuma günü savaşa zemin hazırlama amaçlı iki etkili konuşmayla yönetimin Esed rejiminin işlediği insanlık suçuna ve uluslararası norm ihlaline kayıtsız kal(a)mayacağını ilan etti. Amerikan istihbaratının kimyasal saldırıyı Esed rejimiyle ilintilendiren raporu kamuoyuyla paylaşıldı. Tüm göstergeler, BM soruşturmasının sonucunu da beklemeyeceğini bildiren ABD’nin bu hafta sonu eyleme geçeceği yönündeydi. 
  
 Öte yandan, Başkan, Suriye’deki ihtilafa bulaşma noktasında baştan beri sahip olduğu tereddütleri tamamen kafasından silememişti. O bir savaş değil, barış başkanı olmayı hayal ediyordu. Kararını vermişti ama operasyonun düğmesine basacağı ana kadar kamuoyuyla paylaşma niyetinde değildi. Zira iç ve dış dünyadan gelecek sinyalleri de dinlemek, nihai hamlesini ona göre şekillendirmek istiyordu. Ve herkesi şaşırtan, işte o hamle oldu. 
  


Belli ki en sadık müttefiki İngiltere’yi dahi ikna edememesi ve kamuoyunda şüphelerin azalmayıp artması, hafta içinde Obama’nın tereddüt nöbetlerini artırmış. Cuma akşamı Beyaz Saray bahçesinde Genel Sekreteri Dennis McDonough’la 45 dakikalık yürüyüşün ardından Beyaz Saray’daki yakın çalışma arkadaşlarına kararını açıklayan Obama, onları da şoke etti. İlk anda stratejik ve iç siyasi risklerinden dolayı karara itiraz eden ekibi, daha sonra liderlerinin arkasında saf tuttu. Obama yönetimi, Amerikan Kongresi ve kamuoyunu askeri müdahalenin gerekliliğine ikna etmek için çok güçlü bir lobicilik ve PR girişimine hazırlanıyor. İşin ucunda İsrail’in güvenliği de olduğundan, eminim Kongre’de etkili dost lobilerden de yardım istenecektir. 
  
 Obama yönetiminin savaşa gerekçe olarak sıkça kullandığı argümanlar arasında, dost ve müttefik Türkiye’nin güvenliği de var. 2003 Irak Savaşı’ndan farklı olarak, Türkiye’den kaydadeğer bir askeri beklentisi bulunmuyor. Ancak Beyaz Saray, Erdoğan hükümetinin güçlü siyasi desteğine muhtaç. Ankara elinden geldiğince destek vermeye çalışıyor ama Washington ‘ne kadar daha fazla destek gelirse, o kadar iyi’ psikolojisinde. Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’nin de paralel milli çıkarları doğrultusunda bu zor döneminde Obama’ya sahip çıkması, özellikle Gezi olaylarından beri Washington’da erozyona uğrayan itibarını yeniden tahkim etmesine da katkıda bulunacaktır.


14 GÜNDEM Mısır için hangi ülke ne diyor?

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Tam bir yıl önce, Mısır yıllardır özlem duyduğu demokrasiyle tanıştı. Ama ne var ki, tanışmasıyla, demokrasinin kapıdan selam verip geçmesi bir oldu. Ve şimdi tam bir yıl sonra Mısır meydanları yeniden demokrasi ve darbe arasında sıkışıp kaldı. TUĞBA KAPLAN İSTANBUL

1ülkelerindendi Mısır. Tam olarak bir

Arap Baharı denilen dönemin aktör

yıl önce topraklarına, dağlarına gelen baharla demokrasi de geleceği için mutluydu halkı. Ama ne yazık ki bu sevinç kısa sürdü. 3 Temmuz 2013’te Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin, kendi atadığı Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el Sisi tarafından tutuklandığını gördük. Dahası Mısır’da askeri cuntanın yaptığı darbeye şahit olduk. Aradan geçen 2 aya yakın zamanda İhvan yönetiminden isimler tutuklanırken, binlerce insan katledildi. Dünyanın gözü önünde hâlâ canlı canlı insan katliamını ve darbeyi izlemeye devam ediyoruz. Peki, bu süreçte her fırsatta demokrasi vurgusu yapan Amerika, İngiltere ve Avrupa Birliği nerede? Çoluk çocuk katliam yapanlara destek veren Müslüman ülkeler nerede?  Yoksa bu Ortadoğu ülkeleri de kendi toplumlarındaki olası demokrasi ve özgürlük taleplerinden mi ürküyor? Ya da İngiltere, İran, Rusya, Çin gibi gizli saklı siyaset yapan ülkeler bölgede etkili olabilmek için tetikte mi bekliyor? Mısır’da yaşananlar karşısında sessiz kalanlar, bölgeye demokrasi gelmesin diye çanak tutanlar ve İslam coğrafyası demokrasiyle bağdaşmaz söylemini çıkaranlara rağmen Ortadoğu’da demokrasi mücadelesi devam ediyor. “Bu mücadelede Mısır’daki darbeye hangi ülke ne diyor, neden sessiz kalıyor?” sorusunu İpek Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi ve Siyaset Bilimci Doç. Dr. Gökhan Bacık ülkeleri tek tek ele alarak yanıtladı.

ABD (Amerika Birleşik Devletleri) Mısır, ABD için Camp David’den sonraki dönemin vasat ülkesidir. Ama Mısır’ı kaybederse düzen kuramayacağını biliyor. Bu yüzden Mısır’ı kaybetmez. İhvan gibi bir hükümet de bölgede ABD’nin işine gelmez. ABD, uzun vadeli ve küresel imajını düşünmek zorunda. Son tahlilde demokratik bir ülke. ABD’ye göre bölgede katliamlar öyle bir noktaya gelmeli ki, ancak o zaman müdahale etsinler. Şu anda bize göre öyle bir noktada ama bunu ABD’lilerin de kabul etmesi lazım. Mısır’da durum ABD’nin beklediği noktaya gelse bile İhvan’a gel demeyecektir. Deseler bile, İhvan’a karşı ağızlarından çıkacak sihirli kelime ‘ödün ver’ olacaktır.

lerini sanmıyoruz. Kaldı ki AB’nin birçok olaydaki tavrı hep böyleydi. Her ülke ayrı bir şey diyor, yapıyor ama ortak bir söylem çıkmıyor.

güç kavgası varsa, önce birinin kazanmasını bekler.

ÜRDÜN Ürdün rejimi de aynı Arabistan gibi. 1990’da bir parlamento seçimi yapıldı. İhvan birinci parti çıktı fakat hükümet kuramadı. Ürdün rejimi, İhvan’ın hiçbir bölgede olmasını istemiyor. Ama bunu söyleyemez, söylerse tepki çeker. Ürdün, Arap Baharı’nın İhvancı dönüşüme gitmesine karşı. Ülkenin demokratik yapısı dengeleri değiştiremeyeceği için şu anda Mısır’da yaşananlara sessiz kalıyor.

RUSYA ve ÇİN Rusya-Çin ikilisi de İran-İngiltere gibi gelişmeleri takip ediyor.  O yüzden henüz neden sessiz kaldıklarına dair bir yorum yapılamıyor.

İİT (İslam İşbirliği Teşkilatı)

Avrupa Birliği’nde bir komisyon var ve siyaseti İNGİLTERE onlar belirler. Ama NAİngiltere, Arap Baharı’nın en aktif ama TO’da siyasi tavır alınması bir o kadar da sessiz ülkesi. Onların ne yap- için üyelerden bir girişim tığını, ne yapacağını anlamak için mercekle olması gerekiyor. İİT de bakılıyor. İngilizler usta bir siyasi rota izliyor. aynı şekilde. İİT uluslar Sessiz ama iş yapan bir siyaset hâkim. Petrol, ötesi değil uluslararası bir Körfez’deki dengeler hep İngiltere’ye bağlı.  örgüt ve siyaseti üyeler İngiltere ‘bekle gör’ politikası uygulayıp, belirler.  İİT, üyelerinden daha sonra harekete geçecek. Bu noktada se- bağımsız uluslararası çici pozisyonlar alıyor. Krizden sonra Mısır’la bir statüye sahip değil. O yüzden üyeler bir şey derin bir diyaloğa girmeye başlayacaktır. yapmadıysa, teşkilatın AB-BM-GÜVENLİK KONSEYİ sekreterine tepki göstermek gerçekçi değil. (Avrupa Birliği-Birleşmiş Milletler) Uluslararası örgütler üyelerinin desteğine Arap Baharı’nda Güvenlik Konseyi kilit- muhtaçtır. lendi ve devre dışı kaldı. Rusya-Çin ikilemi SURİYE yüzünden ses çıkaramadı. Şimdi de aynı şekilde devre dışı.  AB’nin ise ortaya yakın bir Suriye, Mısır’daki darbeyi destekliyor. yerde. Türkiye’deki algısı çok sert bir yerde.  Suriye ve Mısır 1970’lerde ortak bir cumhuAma eleştirel noktaya yaklaşıyor. İsveç Baş- riyet kurdular. Birbirine çok yakın iki ülke. bakanı eleştirdi. Fransa, Mısır konusunda Suriye rejimi bu kan bağı dolayısıyla Mıbir şeyler söyledi.  Ama darbe diyemiyorlar. sır’daki duruma karşı sessizliğini koruyacak. ABD ve AB elbette biliyor darbe olduğunu; İSRAİL ama darbe derlerse siyasi olarak  tavır almak zorunda kalacaklar. Onu da yapabilecekİsrail bölgede herhangi bir İhvan yöneti-

BAE (Birleşik Arap Emirlikleri)

mine karşı. Mübarek, Batı güvenlik sistemine 40 yılda büyük katkı sağlamış, kredisi olan biri. Bu nedenle İsrail gibi ülkeler Mübarek’e olan borcunu ödeyecektir; hapishaneden çıkarmadan tutun da Mübarek’in elini kolaylaştıracak her türlü adıma kadar. İsrail, İhvan’a ise hiçbir şekilde bölgede yaşam hakkı tanımayacaktır.

İRAN İran da İngiltere gibi ‘bekle gör’ politikası izliyor.  Mısır’da kavgayı kimin kazanacağını görmeden risk almıyor. Bunu unutmamak lazım. İngiltere ve İran gibi ülkeler, bir yerde

Ortadoğu’da Mağrib’e yani Filistin’e doğru gittikçe bir numaralı risk İsrail’dir. Körfeze gittikçe bir numaralı risk İran’dır. Dolayısıyla bu ülkelerin İran’ı dengeleyecek Amerikan askerlerine ihtiyaçları vardır. Bu noktada BAE pozisyonu yükseltemeyecek ve yaşananları Ürdün gibi daha düşük profilde izleyecektir.

SUUDİ ARABİSTAN Suudi Arabistan, Arap Baharı’ndan sonra bölgede reform talep eden İhvan gibi bir gücün Mısır’ı alırsa tüm bölgeyi ve kendisini de etkileyeceğini düşünüyor. Mısır reformistlerin eline geçerse büyük bir dalgalanma olacağından korkuyor ve bu yüzden karşı çıkıyor. Toplum ne yapar bilinmez ama elbette Kral Abdullah ve onun gibi düşünenler Mısır’da demokrasi isteyen, otoriter rejime karşı çıkan İhvan’ı istemeyecektir.


15 GÜNDEM

4 - 10 EYLÜL 2013 ZAMAN

Kürt sorununu çözecek 105 yıllık proje: TUĞBA KAPLAN İSTANBUL

Medresetü’z-Zehra

1980’lerden bu yana Doğu ve Güney1doğu bölgesinde varlık gösteren terör Yıllardır Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da varlık gösteren terör, çözüm süreciyle yeni

olgusu, çeşitli tedbirlere ve verilen mücadeleye rağmen hâlâ kanayan yara olmaya devam ediyor. Bu olgu bir yandan teyakkuzda durması gereken bir askerî varlığın külfetini omuzlara yüklerken, diğer yandan da toplumun sosyal ve ekonomik durumunu daha da çetrefilli bir hale getirdi. Yıllardır devam eden terör sorununun bitmesi için başlatılmış bir çözüm süreci halihazırda devam ederken, sürecin dışında gündeme getirilen öneriler de peş peşe sıralanıyor. Bunlar arasında dikkat çeken bir öneri var ki, çoğu âlim, akademisyen ve siyasi yıllardır zikrediyor ama bir türlü girişimde bulunamıyor. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Osmanlı döneminde padişahlara, cumhuriyet döneminde cumhuriyet hükümetlerine, vefatından önce de vasiyet ettiği bölgenin sorunlarını yazarak nasıl çözüleceğine dair sunduğu en temel fikirlerden biri, ‘Medresetü’z-Zehra’ projesi. Bediüzzaman’ın Doğu Anadolu’da bir ‘Darülfünun-u İslamiye’ kurma tasavvuru, Van’da Tahir Paşa Konağı’nda kaldığı sırada ortaya çıkar. Üstad’a göre bizim düşmanımız cehalet, zaruret ve ihtilâftır. “Bu üç düşmana karşı marifet, san’at ve ittihad silâhıyla mücadele edeceğiz.” diyerek, sorunların nasıl çözülmesi gerektiğine dair prensipler sunar. Bu da ancak Afrika’nın Ezher’ine karşılık Asya’da açılmasını istediği bir üniversite, medrese görevi görecek Medresetü’z-Zehra ile mümkün olabilir. Mekân olarak Bitlis, Van, Diyarbakır veya Doğu Anadolu’daki herhangi bir merkezin olabileceğini tavsiye eder. Medresetü’z-Zehra’nın hitap edeceği alan ise Arabistan, İran, Hindistan, Türkistan, Kafkas ve tabii ki Bosna’ya kadar uzanan Osmanlı topraklarıdır. Bu noktadan bakıldığında Doğu Anadolu bu coğrafyanın merkezi görevini üstleniyor. Bozulan ilişkilerin, sarsılan dostluk ve kardeşlik bağlarının, emperyalist devletlerin tahrik ve teşvikiyle artan siyasi Kürtçülük hareketlerinin bütün Kürt milletini kapsamadığı aşikâr. Bölgeyle beraber ülkenin daimi selameti adına Said Nursi’nin çözüm olarak Medresetü’z- Zehra projesi büyük önem arz ediyor. Bu noktada, konunun ehilleri son günlerde daha çok gündeme gelen ve sıkça konuşulan Medresetü’z-Zehra tavsiyesine dair merak edilen soruları cevapladı. Alanında uzman, konuya ilişkin çeşitli çalışmalar yapmış, kitaplar yazmış ve bölgeyi bilen isimler Kürt sorununun çözümü için böyle bir üniversite ya da medrese inşasının önemini, Anadolu’nun yeniden inşasında Kürt-Türk kardeşliğinin pekişmesinde, Alevi-Sünni paradigmasının kırılmasında Üstad’ın öğreti ve eserlerinin önemini anlattı.

Bu proje, eğitim sistemi olarak ele alınırsa ülkenin sorunlarını çözebilir Yrd. Doç. Dr. Ramazan Balcı (İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi): Bu projeyi toplumun ihtiyaçlarından ayrı düşünmek mümkün değil. Üstad, içinde yetiştiği toplumun ihtiyaçlarını görüyor. Medresetü’z-Zehra projesi toplumsal sorunların tamamına çözüm getirme ideali taşıyor. Medresetü’z-Zehra ile bilim-din ayrılığı ortadan kalkacak, iman kardeşliği inkişaf edecek, aşiret kavgaları sona erecek, ırkçılığın bölgeyi tehdit etmesi önlenecek. Medresetü’z- Zehra bir bilim felsefesinin adıdır. Risale-i Nur ile ortaya konan bilim felsefesi eğitim sistemimizin tamamını içine alacak şekilde ele alınmalı. Toplumsal barış için ‘uhuvvet-i imaniye’nin inkişafı meselesi aynı şekilde toplumun bütün kesimlerini içine alacak şekilde gündeme getirilmeli ve tedbirler alınmalıdır. Ayrıca ırkçılık sadece Kürtlerin sorunu değildir. Bu menhus

bir döneme girdi. Akabinde farklı çözüm önerileri de gündeme geldi. Bunlardan biri var ki aslında yeni konuşulan bir çözüm değil. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin önerdiği bölgenin temel dertlerine derman olacak, Kürt sorununu çözecek 105 yıllık Medresetü’z-Zehra projesi... mikrobun aşısı Üstad’ın eserlerinde mevcuttur. Kürtlerin sorunlarına gelince bunu sadece bir medrese olarak değil, bir eğitim sistemi olarak ele aldığınızda ülkenin bütün sorunlarının çözüleceğini ileri sürmek abartılı sayılmaz. Şu an bölgede sivil ve gönüllü kuruluşlar Bediüzzaman’ın bölgeye bakışını ve adı konulan meselelere yaklaşımını dillendirmeye çalışıyor. Bediüzzaman, modern asırda Müslüman ferdin ve toplumun bütün ihtiyaçlarına cevap verebilecek külliyat ve dava sahibi bir imam. Onun öğretisinde önce bütün alem-i İslam’ı içine alacak büyük şemsiyenin güçlü bir şekilde ayakta tutulması, sonra küçük taifelerin her türlü haklarının güvence altına alınması esastır.

Meseleleri çözmek için, siyasetin ötesinde referanslara ihtiyaç var İsmail Çolak (Tarihçi-yazar): Said-i Nursi Hazretleri’nin Medresetü’z-Zehra projesinin çıkış noktası, Doğu’daki cehalet hastalığını yenmek, anarşi, terör ve menfi milliyetçiliğe zemin hazırlayan rahatsızlıkları tedavi edebilmek. Doğu meselesiyle ilgili ona göre özellikle üç temel mesele vardır: Cehalet, fakirlik ve ayrılık. Bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için bugün de geçerliliğini koruyan şu meşhur reçeteyi sunmuştur: “Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahıyla cihad edeceğiz.” Van, Bitlis, Siirt ve Diyarbakır’da kurulacak, ama tüm Doğu’yu manen ve ilmen ayağa kaldıracak olan büyük bir İslâmî darü’l-fünunun kurulması noktasında büyük çabalar göstermiştir. Böyle bir üniversitede Arapça, Türkçe, Kürtçe eğitim verilecek, modern ve dini ilimler okutulacak, akıl ve kalp ikilisi beraber hareket edecek, kafa ile birlikte vicdanlar da eğitilecek. Ülkemizi terör zulmetinden geleceğin selametine çıkaracak olan ideal zeminlerin başında Medresetü’z-Zehra ve benzeri okullar gelmeli. Yakın zamanda Üstad’ın Van’daki Horhor Medresesi’nin de aslına uygun şekilde açıldığını biliyoruz. Zaman eskise de Risaleler ve Nur Reçeteleri nasıl gençleşiyorsa Üstad’ın eğitim alanındaki görüşleri, teklifleri ve dolayısıyla Medresetü’z-Zehra projesi de gençleşiyor, güncelliğini koruyor.Siyasî meseleleri çözmek için, siyasetin ötesinde referanslara ihtiyacımız var. Çıkar değil, değer merkezli bir bölge siyaseti, meselelerin uzun vadede çözümü için elzem.

Proje uygulansaydı Kürtçe bugün çok daha yetkin bir dil olurdu Doç. Dr. Ahmet Yıldız (Siyaset bilimci):Kürtler arasında aşiretçiliğin yol açtığı çatışma halinin ortadan kaldırılması, Kürtler özelinde insani güvenliğin

inşası Bediüzzaman’ın örgün eğitim modeli olarak Medresetü’z-Zehra’ya atfettiği hedeflerdir. Böyle bir üniversite için ilk etapta öğretim üyesi kaynağının Kürtçeyi bilenlerden devşirilmesi, Kürtçenin öğretim dilleri arasında zikredilmesi, öğretmen yetiştirilmesi özel önem verdiği konular arasında. Ne yazık ki, Kürt milliyetçiliğinin PKK özelindeki görünümü, Kürtlerin ufkunu sadece Kürdi olana hapsetmiştir. Risale-i Nur eğitimine Kürtler arasında var olan yoğun talep ve bunun cemaati görünümlerinin ötesine geçerek Kürt halk kültürünün asli unsurlarından biri haline geldi. Özel ve resmi eğitim kurumlarında özellikle fedakâr öğretmenlerin çalışmaları Medresetü’z-Zehra manasını kamil olmasa da yaşatıyor. Bu proje Kürtçenin anadil olarak öğrenimi ve eğitim dili olarak kullanılmasına dönük modern dönemde ortaya çıkan en kurumsal yaklaşım. Uygulanma imkânı bulabilseydi, Kürtçe bugün çok daha yetkin ve kitlesel kullanıma sahip bir dil olur, milliyetçi politizasyonun araçsal malzemesi de olmazdı. Türk-KürtArap kardeşliğinin Camia-i İslamiye esprisi içinde tesisi ve Alevi-Şii-Sünni kardeşliğinin Ehl-i Beyt muhabbeti ekseninde inşasında Risale metinleri önemli bir referans. Risale-i Nur dini, toplumsal ve siyasi fay hatlarının tamirinde önümüze uygulanabilir bir medeniyet ufku koyuyor. Medresetü’z-Zehra da bu ufkun en önemli tezahürlerinden biri.

105 yıl önce teklif edilen bu model bugün için de geçerli Abdülkadir Menek (Yazar): Maarif probleminin halledilip eksikliğinin giderilmesi için ciddi, gerçekçi, bölge insanlarının ihtiyaçlarına cevap verecek ve bölgenin sosyal yapısı ile uyum sağlayabilecek bir proje geliştirilmeliydi. İşte ‘Medresetü’z-Zehra’ projesi böyle bir arayış ve ihtiyaçtan doğdu. Said Nursi, Sultan Abdülhamid’e verdiği dilekçede, Medresetü’z-Zehra fikrini anlatmıştı. Üstad’ın bölgenin huzur ve saadeti için zaruri olarak telakki ettiği bu düşünceye, büyük badirelerle karşı karşıya olan ve sıkıntılarla boğuşan o zamanın yönetimi tarafından ne yazık ki, pek alaka gösterilmedi. Eğitim dili olarak Said Nursi, “Arabî vacip, Kürdî caiz, Türkî lâzım” diyerek Medresetü’z-Zehra’nın üç dilde eğitim yapacağını belirtir. Kürtçeyi mahallî dil, Arapçayı ilim ve iletişim dili, Türkçeyi de resmî ve siyasi dil olarak kabul eder. Osmanlı’dan bize intikal eden bu coğrafyada, huzurun, beraberliğin ve kardeşliğin sırrı İslam’ın ruhuna uygun olarak tesis edilecek bir eğitim anlayışında saklıdır. Kürtler ve Türklerin birlik ve beraberliğinin temeli İslam’dır ve bunun kuvvetlendirilerek devam etmesi önemlidir. 105 yıl önce teklif edilen bu üniversite modelinin, mantık ve çerçevesi bugün için de geçerli. Bölge böyle bir üniversiteye entegre olmaya hazır. Bugün için ülkede hem Kürtler ve hem de Türkler açısından bir araya gelinebilecek en önemli referans Said Nursi’dir. Bundan sonra daha fazla kan ve zaman kaybetmeye kimsenin hakkı yok. Türkiye’de köklü ve temeli sağlam bir barışın ipuçları ve yörüngesi, Üstad Said Nursi’nin eserlerinde fazlasıyla var ve bunlara her zamankinden daha fazla önem vermeliyiz.


16 GÜNDEM

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

H. SALİH ZENGİN İSTANBUL

1lata ya da bakliyatın, kasaptan aldığıMarketten aldığımız meyve suyu, çiko-

mız sucuk, et ve tavuğun, bakkaldan aldığımız peynir ve yoğurdun helalliği konusunda şüphe duyduğumuz zamanlardan geçiyoruz. Bir dönem sadece yurtdışında yaşayan Müslümanlar için geçerli olduğunu düşündüğümüz helal gıda hassasiyeti, artık bizim için de önemli hâle geldi. Yediğimiz içtiğimiz şeylerin gerçekten helal olup olmadığını sorgular hâle gelmemiz bir bilinçlenmenin sonucu olsa da bugüne kadar bu konuya pek kafa yormadığımız gerçeğini değiştirmiyor. Son on yıldır bu konuda birbiri ardına açılan internet siteleri, helal sertifika veren kurum ve kuruluşların çoğalması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu yılki Ramazan ayını ‘helal kazanç ve helal lokma’ya ayırması, helal gıda konusunda şüphelerimizi izale etmekten ziyade sorgulamamız gerçeğine işaret ediyor. Peki, boğazımızdan geçen lokmaların helalliğini ne derece sorguluyoruz? Yoksa ‘Ne de olsa Müslüman bir ülkedeyiz, bir şey olmaz’ deyip geçiyor muyuz? Üzerinde helal sertifikası olan ürünlerin helalliğinden şüphe duymalı mıyız? Bu soruların içinden bir dosyada çıkmak belki mümkün değil. Ancak biz helal gıda sertifikalarının güvenliğine ilişkin ilgili kurum ve kuruluşlarla görüşerek konuya ana hatlarıyla çerçeve çizmeye çalıştık. Öncelikle helal ve haram konusunda İslam’ın yaklaşımını hatırlatmakta yarar var. Helal ve haramın manasının Müslümanlar için günümüz dünyasında da değişmediğini belirten İslam hukuku profesörü Hayrettin Karaman yenmesi, kullanılması, alınıp satılması dince kesin olarak yasaklanmış her şeyin haram veya mekruh olduğunu belirtiyor. Haram kadar mekruhtan da uzak durmak gerektiğini net olarak vurgulayan Karaman, “Haram ve mekruh olmayanlar helaldir. Haram mı, mekruh mu diye araştırma işini bilenler yapar, bilmeyenler ise onlara sorar. Farklı cevaplar aldıklarında cevap verenler ilim ve takvaca uygun iseler, soran, aldığı cevaplar arasında muhayyerdir, dilediğini uygular.” diyor. Firmalara helal gıda sertifikası veren kurumların başında GİMDES (Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Derneği) geliyor. Kurum, 2009’dan bu yana helal sertifikalandırma yapıyor. GİMDES Başkanı Hüseyin Kamil Büyüközer, helal sertifikalama programının, HAACP (Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktaları) ve İSO’nun (Uluslararası Standartlar Teşkilâtı) yanı sıra helal ve tayyip standart şartlarını kapsadığını söylüyor. Helal standardın İslam’ın ana kaynakları olan Kur’an, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in söz ve uygulamaları ile din âlimlerinin içtihatlarına dayanmak zorunda olduğuna dikkat çeken Büyüközer, verdikleri belgenin GİMDES Teknik Bilim Kurulu ile İlim Fıkıh Kurulu istişareleri sonucu oluşturulan standarda dayalı olduğunu ifade ediyor. Dünya Helal Konseyi (WHC)’ne bağlı olduklarını belirten Büyüközer, helal sertifika şartı uygulayan Endonezya, Malezya, Singapur gibi ülkelerden akreditasyon aldıklarını kaydediyor. Sertifika alanların senede en az iki kez denetlendiğini belirten Büyüközer, firmaların üretimde kullandıkları yarı mamul, mamul, katkı maddeleri ve piyasada bulunan ambalajlı ürünlerinden numuneler alıp akredite laboratuarlarda analiz yaptırdıklarını, kanatlı ve hayvan kesimlerinin ise internet üzerinden izlendiğini söylüyor.

Sertifikan helal olsun! Yediklerimiz gerçekten helal mi? Helal gıda sertifikası ile satılan ürünler ne derece güvenli? Ambalajlı gıdalardaki her katkı maddesinden şüphe duymalı mıyız? Cevaplanması elzem bu soruları uzmanlarıyla konuştuk. Sonuç mu? “Bu devirde helal gıda yiyebilene helal olsun!” Yusuf Karaduman

(İtina Gıda Genel Müdürü):

REFERANSI OLMAYAN RISKLI ÜRÜNLERI TÜKETMEYIN

-Birçok firma var helal gıda sertifikası veren. İnsanlar doğru ürünü bu karışıklıkta nasıl bulacak?

Çoğu meselede olduğu gibi, helal gıda işinde de akla-karanın ayırt edilmesinin çok zor olduğu bir süreçten geçiyoruz. Şu an artan farkındalık ve buna bağlı tüketici talepleri ile daha önce gıda güvenliği sistemlerinin belgelendirmesinde yaşanan sürece benzer bir süreç yaşamaktayız. Helal gıdayı bir ticari rant kapısı hâline getirmek isteyen, masa başından veya işletmeye gidilse dahi yeterli teknik ve fıkhi bilgisi olmayan bir ekiple sertifikasyon yapan firmalar var. Bu sebeple hammaddelerde de önünüze gelen her sertifikayı kabul edemiyorsunuz, son derece dikkatli olmanız gerekiyor. Ancak hammaddeye ait herhangi bir sertifika ile veya üreticinin beyanatı ile hareket eden firmalar

bile var. Hammaddelerde sadece domuz geni için var yok analizi yaptırmak sureti ile dinimizde yalnızca domuz harammış gibi hareket eden kurumlar da bulunuyor. Bu aşamada tüketicilere önerimiz bu işi kâr amacı gütmeden gerçekleştiren, ehl-i sünnet çizgisinde hareket eden ve yeterli teknik ve fıkhi birikime sahip kuruluşlara yönelmeleri olacaktır. Referansı olmayan riskli ürünleri tüketmemelerini öneriyoruz.

-İtina Gıda helal denetimini nasıl yapıyor? Nasıl bir süzgeçten geçiyor tezgâhınıza gelen ürünler?

Türkiye’de tüketicilere helal gıda sunmak gerçekten zor. Toplumun olduğu gibi üreticilerin de helal gıda konusunda teknik ve dinî bilgisi gerçekten yetersiz. Bunun temel sebebi gıdayı biz üretiyor olsak dahi, onda kullanılan katkı maddelerini biz üretmiyoruz ve bunların çok yüksek bölümü yurtdışından geliyor. Bunun bir sonucu olarak toplumda helal gıda algısı, ne yazık ki domuz ve alkole kadar indi. Bünyemizde bu işi gerçekleştiren bir ekibimiz var. Ayrıca olayın fıkhi ve teknik boyutu için içerisinde akademisyenler ve fıkıh âlimlerinin bulunduğu heyetten sürekli destek alıyoruz, istişareli olarak heyet kararları ile hareket ediyoruz. -Özellikle hayvansal ürünlerde helal denetimi, kesimi nasıl sağlıyorsunuz?

İtina Gıda’nın hayvansal ürünlerle ilgili çalışması özellikle kanatlı ve kırmızı çiğ etlerde yoğunlaşıyor. Ayrıca mağazalarımızda sattığımız ve kendi markamızla üretilerek Bereket Yemek mutfaklarında da kullanılan ileri işlenmiş ürünlerin kontrollerini de gerçekleştiriyoruz. Kanatlı ve kırmızı et alanında kasapla-


17 GÜNDEM

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Yusuf Karaduman (İtina Gıda Genel Müdürü):

Referansı olmayan riskli ürünleri tüketmeyin

Firmaların sertifika ve her türlü denetim hizmetleri için ödemeleri gereken bedel ise bin 500 TL ile 3 bin 500 TL arası. Bugüne kadar 75O’den fazla firma GİMDES’e başvurdu, 350’ye yakını sertifika almaya hak kazandı, 50 kadarı ile müracaat sonrası çalışmalara devam edilemedi. Helal sertifikası yenilenmeyen veya iptal olan firma sayısı ise 25.

Para ile helal sertifika olmaz Büyüközer’in anlattıklarına bakılırsa, helal sertifikalandırma konusunda bir şüphe görünmüyor.

rın seçimi, eğitilmesi, kesim şartları ve özellikle kanatlı kesiminde sıcaklık-süre-hijyen gibi teknik detayların kontrolleri de yapılmaktadır. Özellikle kesim sırasında firmamız personelleri refakat ederek müşahitlik etmekteyiz. -Size ürün vermek isteyen ve bu konuda destek alan üreticiler var mı? Siz nasıl yardımda bulunuyorsunuz onlara?

İtina Gıda’nın referans konumu ve ticari potansiyeli sebebi ile üretici ve distribütör firmaların büyük bölümü ürün vermek istemektedir. Firmaların önemli bir kısmı bu işi sadece ticari yönden düşünüp, ticari potansiyeli değerlendirmek isterken yine azımsanamayacak bir kısmı olaya ticari bakarken, bir yandan da güvenilirliğini ispat maksadı ile ürün vermek istiyor. Satın alma departmanımıza böyle bir talep geldiğinde firmayla ilgili olarak bir süreç başlatıyoruz. Üretim süreçlerinde ve kullanılan hammaddelerde bir sıkıntı tespit edilirse firma ile bu durumu ve düzeltilmesi gereken hususları paylaştıktan sonra firmanın aksiyonunu bekliyoruz. Gereken düzeltmeleri yapan firmalar ile ikinci aşamaya geçiyoruz. Bazen art niyetli firmalarla da karşılaşıyoruz. Sırf İtina’nın adını kullanmak için bir seferlik de olsa ürün vermek isteyen firmalar olabiliyor. Özellikle et ürünlerini belli bir süre veya cüzi bir kısmını İtina’dan

Ancak görüşlerine başvurduğumuz HEDEM (Helal Denetim Merkezi) yönetim kurulu üyesi Veysel Giley, Büyüközer ile aynı fikirde değil. “Para ile sertifika verilmesine karşıyım. Ya gönüllülük esasıyla yürüyecek ya da devlet çok sıkı kontrollerle bu belgeyi verecek. Devletin eli olmadan bu iş çözülemez.” diyerek tepkisini dile getiriyor. Giley, HEDEM’in Malezya’ya bağlı olduğunu ve iki yıl incelendikten sonra sertifikalandırma yapmaya olur aldıklarını belirtiyor. Hayrettin Karaman, Faruk Beşer gibi isimlerden oluşan fıkıh kuruluna

tedarik edip, bu ismi kullanmak isteyen firmalar olabiliyor.

-Sizin önerdiğiniz ya da tercih ettiğiniz bir helal sertifika kuruluşu var mı? Yoksa bu konu suiistimale açık bir konu mu?

Bizim tespitlerimize göre Türkiye’de 60’a yakın helal sertifikasyon kuruluşu faaliyet gösteriyor. Bunlardan 10 kadarı yurtdışı menşeli ve 50’den fazlası bu işi ticari olarak gerçekleştiren kuruluşlardan oluşmaktadır. Tüketiciler ve üreticiler şunu bilmelidir ki helal gıda sertifikasyonu kâr amacı gütmeden yapılması gereken ve ilahiyat, biyoloji, veteriner hekimlik, kimya ve özellikle gıda biliminde uzman mühendis ve teknik elemanların birlikte çalışması gereken multidisipliner bir çalışma gerektirmektedir. Türkiye’de 20 binden fazla gıda işletmesi olduğu düşünüldüğünde olayın ciddiyeti daha iyi anlaşılacaktır. Hiçbir kuruluşun teknik ve idari kapasitesi bu denli çok sayıda işletmenin belgelendirmesi için yeterli kapasitede değildir. Bu rakama restoranlar ve otelleri eklediğinizde işletme sayısı kat be kat artmaktadır. Türkiye’de ve dünyada çok az sayıda akredite olmuş sertifikasyon kuruluşu bulunuyor. Bazen bu maksatlarla fıkhı ve teknik denetimimizi yurtdışına gönderip orada bulunan kuruluşları ve üretici firmaları da kontrol etmek durumunda kalıyoruz.

-Birçok firma var helal gıda sertifikası veren. İnsanlar doğru ürünü bu karışıklıkta nasıl bulacak? Çoğu meselede olduğu gibi, helal gıda işinde de akla-karanın ayırt edilmesinin çok zor olduğu bir süreçten geçiyoruz. Şu an artan farkındalık ve buna bağlı tüketici talepleri ile daha önce gıda güvenliği sistemlerinin belgelendirmesinde yaşanan sürece benzer bir süreç yaşamaktayız. Helal gıdayı bir ticari rant kapısı hâline getirmek isteyen, masa başından veya işletmeye gidilse dahi yeterli teknik ve fıkhi bilgisi olmayan bir ekiple sertifikasyon yapan firmalar var. Bu sebeple hammaddelerde de önünüze gelen her sertifikayı kabul edemiyorsunuz, son derece dikkatli olmanız gerekiyor. Ancak hammaddeye ait herhangi bir sertifika ile veya üreticinin beyanatı ile hareket eden firmalar bile var. Hammaddelerde sadece domuz geni için var yok analizi yaptırmak sureti ile dinimizde yalnızca domuz harammış gibi hareket eden kurumlar da bulunuyor. Bu aşamada tüketicilere önerimiz bu işi kâr amacı gütmeden gerçekleştiren, ehl-i sünnet çizgisinde hareket eden ve yeterli teknik ve fıkhi birikime sahip kuruluşlara yönelmeleri olacaktır. Referansı olmayan riskli ürünleri tüketmemelerini öneriyoruz. -İtina Gıda helal denetimini nasıl yapıyor? Nasıl bir süzgeçten geçiyor tezgâhınıza gelen ürünler? Türkiye’de tüketicilere helal gıda sunmak gerçekten zor. Toplumun olduğu gibi üreticilerin de helal gıda konusunda teknik ve dinî bilgisi gerçekten yetersiz. Bunun temel sebebi gıdayı biz üretiyor olsak dahi, onda kullanılan katkı maddelerini biz üretmiyoruz ve bunların çok yüksek bölümü yurtdışından geliyor. Bunun bir sonucu olarak toplumda helal gıda algısı, ne yazık ki domuz ve alkole kadar indi. Bünyemizde bu işi gerçekleştiren bir ekibimiz var. Ayrıca olayın fıkhi ve teknik boyutu için içerisinde akademisyenler ve fıkıh âlimlerinin bulunduğu heyetten sürekli destek alıyoruz, istişareli olarak heyet kararları ile hareket ediyoruz. -Özellikle hayvansal ürünlerde helal denetimi, kesimi nasıl sağlıyorsunuz? İtina Gıda’nın hayvansal ürünlerle ilgili çalışması özellikle kanatlı ve kırmızı çiğ etlerde yoğunlaşıyor. Ayrıca mağazalarımızda sattığımız ve kendi markamızla üretilerek Bereket Yemek mutfaklarında da kullanılan ileri işlenmiş ürünlerin kontrollerini de gerçekleştiriyoruz. Kanatlı ve kırmızı et alanında kasapların seçimi, eğitilmesi, kesim şartları ve özellikle kanatlı kesiminde sıcaklık-süre-hijyen gibi teknik detayların kontrolleri de yapılmaktadır. Özellikle kesim sırasında firmamız personelleri refakat ederek müşahitlik etmekteyiz. -Size ürün vermek isteyen ve bu konuda destek alan üreticiler var mı? Siz nasıl yardımda bulunuyorsunuz onlara? İtina Gıda’nın referans konumu ve ticari potansiyeli sebebi ile üretici ve distribütör firmaların büyük bölümü ürün vermek istemektedir. Firmaların önemli bir kısmı bu işi sadece ticari yönden düşünüp, ticari potansiyeli değerlendirmek isterken yine azımsanamayacak bir kısmı olaya ticari bakarken, bir yandan da güvenilirliğini ispat maksadı ile ürün vermek istiyor. Satın alma departmanımıza böyle bir talep geldiğinde firmayla ilgili olarak bir süreç başlatıyoruz. Üretim süreçlerinde ve kullanılan hammaddelerde bir sıkıntı tespit edilirse firma ile bu durumu ve düzeltilmesi gereken hususları paylaştıktan sonra firmanın aksiyonunu bekliyoruz. Gereken düzeltmeleri yapan firmalar ile ikinci aşamaya geçiyoruz. Bazen art niyetli firmalarla da karşılaşıyoruz. Sırf İtina’nın adını kullanmak için bir seferlik de olsa ürün vermek isteyen firmalar olabiliyor. Özellikle et ürünlerini belli bir süre veya cüzi bir kısmını İtina’dan tedarik edip, bu ismi kullanmak isteyen firmalar olabiliyor. -Sizin önerdiğiniz ya da tercih ettiğiniz bir helal sertifika kuruluşu var mı? Yoksa bu konu suiistimale açık bir konu mu? Bizim tespitlerimize göre Türkiye’de 60’a yakın helal sertifikasyon kuruluşu faaliyet gösteriyor. Bunlardan 10 kadarı yurtdışı menşeli ve 50’den fazlası bu işi ticari olarak gerçekleştiren kuruluşlardan oluşmaktadır. Tüketiciler ve üreticiler şunu bilmelidir ki helal gıda sertifikasyonu kâr amacı gütmeden yapılması gereken ve ilahiyat, biyoloji, veteriner hekimlik, kimya ve özellikle gıda biliminde uzman mühendis ve teknik elemanların birlikte çalışması gereken multidisipliner bir çalışma gerektirmektedir. Türkiye’de 20 binden fazla gıda işletmesi olduğu düşünüldüğünde olayın ciddiyeti daha iyi anlaşılacaktır. Hiçbir kuruluşun teknik ve idari kapasitesi bu denli çok sayıda işletmenin belgelendirmesi için yeterli kapasitede değildir. Bu rakama restoranlar ve otelleri eklediğinizde işletme sayısı kat be kat artmaktadır. Türkiye’de ve dünyada çok az sayıda akredite olmuş sertifikasyon kuruluşu bulunuyor. Bazen bu maksatlarla fıkhı ve teknik denetimimizi yurtdışına gönderip orada bulunan kuruluşları ve üretici firmaları da kontrol etmek durumunda kalıyoruz.


18 GÜNDEM

4 - 10 EYLÜL 2013 ZAMAN

olduğu bilinen bir gıda sunulduğunda bu böyle kabul edilir. Sertifikayı aramak ihtiyattır; her zaman ve her gıdada bunu şart koşarsak zorluk çıkar; din zorluk istemez. Haram veya mekruh bir ürünü helal diye piyasaya sunanlar elbette günahkâr olurlar.

-Katkı maddelerine fıkhî anlamda nasıl bir izah getirebiliriz?

Katkı maddelerinin hangilerinin ne kadar zararlı olduğu konusunda söz birliği yoktur. İlgili kurum ve kuruluşların kullanılmasında sakınca görmediği katkı maddeleri ‘yasaklanacak kadar zararlı değil’ diye kabul edilmelidir. Katkı maddelerinin asılları ne olursa olsun, kendileri değişmiş ve ‘yeni bir madde, katkı maddesi’ olmuşlardır.

Hayrettin Karaman

(İslam Hukuku Profesörü):

HARAM ÜRÜNÜ HELAL DİYE PİYASAYA SUNAN GÜNAHKÂRDIR -Tüketici, gıdanın içeriğini araştırmakla mükellef midir? Helal olmasına dikkat etmeyen ve bilerek suiistimal eden üreticinin dinen sorumluluğu nedir?

Çoğunlukla Müslümanların yaşadığı bir toplumda cins/çeşit/isim olarak helal

sahip olduklarını aktaran Giley, verdikleri helal sertifikalarından kesinlikle bir ücret talep etmediklerini söylüyor: “Biz testleri güvenilir olsun diye devlet laboratuarında yaptırıyoruz. Firmadan sadece laboratuara ödenen parayı talep ediyoruz. Para teklif eden çok, ama kabul etmiyoruz. Diğer yandan bir firmanın helal sertifikası için harcadığımız laboratuar gideri 4 bin 300 TL. Siz nasıl 2 bin TL’ye sertifika veriyorsunuz?” Giley, çalıştırdıkları 85 gönüllünün sertifika verdikleri firmalardan zaman zaman numune alarak laboratuarlarda teste tabi tuttuklarını ifade ediyor. Hem kendisinin hem de başkan Selahattin Alıç’ın başka işleri olduğunu, ceplerinden para aktararak bu işi yürüttüklerini kaydeden Giley, “Ayda 20-25 firma başvuruyor; ama kriterleri geçen firma neredeyse yok. Vermediğimizde de bu kez kırıcı oluyorlar ya da diğer bir firmadan alıyorlar.” diye serzenişte bulunuyor. ‘Ürünlerim helal’ diyene koşarak gittiklerini, bugüne kadar 800 firmayı incelediklerini ancak sadece 4 firmaya sertifika verebildiklerini ifade ediyor. Türk Standartları Enstitüsü (TSE) Başkanı Hulusi Şentürk de gazetelere ilan vererek GİMDES’i hedefe koymuştu: “Faaliyet gösteren derneklerin hiçbir standardı yok. Firmalara şantaj ve baskı yapıldığına dair duyumlar aldık.” Büyüközer’in buna cevabı şöyle oluyor: “Laik devletin verdiği helal belgesi kabul edilmez. TSE standartları yüzde 99 oranında Batı menşelidir. Böyle bir kurum haram ile helali ayırt edemez.”

TSE’nin helal sertifikaları Büyüközer’in kabul etmediği TSE menşeli helal sertifikayı güvenli bulanlar var. 2008’den bu yana tıp, veterinerlik, ziraat, fen, gıda, ilahiyat gibi birçok alandan gönüllülerin bir araya geldiği, akademisyen ve uzman kadrosuyla çalışmalarını yürüten Helal ve Sağlıklı Gıda Platformu Koordinatörü Prof. Dr. Fatih Gültekin bunlardan birisi. Çalışma prensiplerini ve imkanlarını bildiği TSE için olumlu kanaat bildiren Gültekin, kendisinin de üyesi olduğu akademik danışma kurullarının hassas çalıştığını ve TSE’nin

-Helal gıda işinin ticarileşmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu sertifikalara güvenmeli miyiz?

Şirketler, vakıflar ve devlet sertifika verebilir; mevcut rejimde bunları kanunla engellemek mümkün olmaz. Geriye şu kalır: Devlet bunları denetlemeli, ölçülere riayet etmeyenlerin iznini iptal etmelidir. Halkın imkân bulanları da sertifika veren markalar hakkında bilgi almalı, güvenilir bulduklarına güvenmelidir.

verdiği sertifikalara güvendiğini ifade ediyor. www.helalvesaglikli.org sitesinde bu konuda sürekli bilgi verdiklerini, tüketicilerin sağlıklı gıda ile ilgili öğrenmek istediği soruları sorup uzmanlarından cevap alabildiklerini belirten koordinatör, katkı maddelerinin hepsinin üretildiği kaynak ve zararları dikkate alınınca helal olmayabileceğini, haram veya helal gibi hassas bir konuda verilecek kararı destekleyen çok sayıda araştırma olması gerektiğini söylüyor. Bu yüzden çok disiplinli çalışmalara ihtiyaç olduğunu, bu konuda sekiz çalıştay yaparak, gıda katkı maddeleriyle ilgili bazı temel fıkhi konuların çözülmesine çalıştıklarını anlatıyor. Helal sertifika konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı ile ortak çalışmalar yürüten TSE yetkilileri bugüne kadar 94 firmaya sertifika verildiğini kaydediyor. TSE’nin helal gıda sertifika vermesindeki en büyük etkenin bu yönde oluşan pazar olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Sektörel bazda 2009 yılı için 10,8 milyar dolara ulaşan ihracat, 2010 yılında 12,1 milyar dolara çıktı. Son iki yıl içerisinde yaklaşık yüzde 10 büyüyen pazarda Türki-

Veysel Giley

(Helal Denetim Merkezi Yönetim Kurulu üyesi):

TAVUK SEKTÖRÜ ÇOK SIKINTILI Bu işe girmeden önce hastanelerin onkoloji servislerine gittim. Yüzlerce insan sabahın köründe kemoterapi kuyruğunda, 4-5 yaşındaki çocuklar var sırada. Bu manzarayı görünce gönüllü olarak katılmaya karar verdim bu oluşuma. Ben şekerlemelere nasıl helal gıda sertifikası vereyim? Büyük

ye’nin gıda ihracatı yaptığı ilk 4 ülke Irak, S. Arabistan, Suriye, Endonezya. Bu ülkelerde helal gıda belgeli ürünlere olan talebin hayli fazla olduğu dikkate alındığında bu konuda yapılacak olan belgelendirmenin ticari önemi zaten ortaya çıkıyor. Durum böyle olunca kolları sıvayan TSE, İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) çatısı ve Diyanet öncülüğünde başladığı üç toplantı sonucunda Helal Gıda Standartları’nı kabul etti. 4 Temmuz 2011 tarihinden itibaren de belge vermeye başladı. Her ürün için gerekli şartları internet sitesinde (www.tse.org.tr) duyuran TSE süresi bir yıl olan Helal Gıda Uygunluk Belgesi düzenliyor ve yılda en az iki kez habersiz olmak üzere ara kontroller yapıyor. Her ne kadar karamsar bir tablo çizmiş olsak da helal gıdaya önem veren irili ufaklı birçok firmada mevcut. Bu mahallenizdeki bir kasap da olabilir, mağazalar zinciri İtina Gıda gibi kuruluşlar da. İtina Gıda’nın genel müdürü Yusuf Karaduman insanların kafasının karışık olmasının normal olduğunu belirterek bünyelerinde bu işle uğrayan bir ekibin olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Olayın

firmaların çoğu denetimi kabul bile etmiyor. Dondurmadan tutkal çıkıyor. Meyve suyunun içinde meyveden başka her tür karışım var. Çocuğunuza içirir misiniz bunu? Peynirin içinde jelatin var, ne jelatini bilmiyoruz. Ya domuzsa? Her şeyde var bu jelatin. Türkiye’de domuz etiyle tanışmamış insan neredeyse yoktur. Geçen yıl Helal Gıda Fuarı’nda gezdiğimizde, tavukçuların çoğu oradaydı ve hepsi sertifika almıştı. Türkiye’de sertifika konusunda sıkıntılı olan ürünlerin başında tavuk gelir. Diğerleri sucuk, salam, çikolata, dondurma, şekerleme diye gider. Bunların hepsi kanserojen madde içeriyor. 10 bin gıdada katkı maddesi olduğunu açıkladı Sağlık Bakanlığı. Ekmekte 17 ayrı kimyasal var, daha ne diyeyim yani! Ne organik tavuklara ne de organik ekmek yapanlara inanıyorum. Biz gönüllü denetim yapıyoruz, üstelik cebimizden para vererek... Karşılığında sertifika vermek istiyoruz ama veremiyoruz ki! Helal Gıda Fuarı’nda bizi içeri bile sokmadılar. Zeytinyağının içinden pamuk yağı çıkıyor, “Niye koydun?” diyoruz. “Saf zeytinyağı ağır olur da ondan.” diyor firma sahibi. Ya gönüllülük esasıyla yürüyecek ya da devlet çok sıkı kontrollerle bu belgeyi verecek. Devlet de olaya ticari bakıyor maalesef. Ayda en az iki kez ani denetim yapılması lazım. Bu yapılıyor mu?

fıkhi ve teknik boyutu için içerisinde akademisyenler ve fıkıh âlimlerinin bulunduğu bir heyetten sürekli destek alıyoruz, istişareli olarak heyet kararları ile hareket ediyoruz. Ticari olarak kimi zaman büyük zararlara dahi sebep olsa bu duruşumuzdan vazgeçme lüksümüz bulunmuyor.” Evet helal gıda sertifikasıyla ilgili muhatapların görüşleri bunlardan ibaret. Konuyla ilgili kafa karışıklığınızı giderebildik mi yoksa daha mı fazla karıştırdık bilmiyoruz ama bu konuda hassasiyet sahibi olanların daha çok bilinçlenmesi gerektiği ortada. Zira gazete haberlerine yansıyan çok sayıda olumsuz örnek var. Kendilerini yurtdışı firması gibi tanıtan çantacı sertifikacıların kapı kapı dolaşıp 5 bin dolara sertifika dağıtmasını mı ararsınız, İslami usullere göre helal kesim yapılmış domuz jambonuna veya likörlü çikolataya helal sertifika verenleri mi? Dünyada 2 trilyon doları bulduğu söylenen helal gıda pazarının birilerinin iştahını fena hâlde kabarttığı açık. Bu yüzden tüketicinin gözünü dört açması ve her helal damgasını deyim yerindeyse yememesi gerekiyor.


Herkes duaya koşmalı

Çay romantizmi yükseltiyor

Her derde deva süt

İlk yerli akıllı telefon üretildi

Mutlu sona nişan almayın


4 - 10 EYLÜL 2013

Mutlu sona nişan almayın Son yıllarda artan boşanma oranları sıkça gündeme getirilse de, aslında evlilik öncesi dönem de bu ayrılıklardan nasibini fazlasıyla alıyor. Peki evlilik provası sayılan nişanlılık döneminde nelere dikkat etmek ve hangi hatalara düşmemek gerek? ARZU KILIÇ İSTANBUL

1aileler için zor bir maraton olan niHem evlenmeyi düşünen çift hem de

şanlılıkta tarafların önüne büyük küçük pek çok engel çıkabiliyor. Bu süreçte herkesin sınavı birbirinden farklı olsa da uzmanlar, en sık düşülen yanlışları ve sudan sebeplerle ayrılmamak için alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor.

Ailelerin aşırı müdahaleci yaklaşımı Nişanlılık hiç şüphesiz ailelerin evlilik sürecinde en aktif oldukları dönem. Eşya seçiminden çiftin hangi evde yaşayacaklarına kadar anne babalar bu dönemde her şeye müdahil oluyor. Uzman Psikolog Alanur Özalp, ailelerin nişan ve düğün merasimlerini güç gösterisinde bulunabilecekleri bir alan olarak algıladıklarını gözlemlemiş. ‘Bu da gençlerin değil, neredeyse ailelerin evliliği gibi bir durum doğuruyor.’ diyor. Planlama yapmaları ve özellikle el âlem ne der düşüncesiyle her aşamada çifte karışmaları, ailelerin görüş bildirmenin ötesinde baskı uygulamalarına yol açıyor. Nişanlılıkta çoğu kez ipleri kopma noktasına getiren de, çiftlerin kendi aralarında bir problem bulunmamasına rağmen ailelerin ne dediğiyle gereğinden fazla ilgilenmeleri oluyor.

Maddi vaatlerin yerine getirilmemesi Nişanlılık bir anlamda ilişkinin maddiyatla imtihanı. Hediye olarak getirilen her şey, taraflarca puanlandırmaya tâbi tutulup bir sevgi ve değer ölçütü olarak algılanıyor. Özellikle kız tarafı her şey eksiksiz olsun isteyince, orta halli bir ailenin çocuğu bile istenilen bir damat olarak görünmek için yapamayacağı şeyleri yapmaya çalışıyor. Beklentiler karşılanmayınca da yoldan dönmek kaçınılmaz oluyor. 30 yaşındaki Pınar Aruser de buna benzer bir gerekçeyle nişan atanlardan. Aile, nişanlılık döneminde damat adayına evlilik için bir ev almasını şart koşmuş. 3-4 ay sonra ev alınmış. Ancak evin fiyatının ne kadar olduğunu öğrenmek isteyen kız babası, emlakçıya gittiğinde evin satılmadığını, kiralandığını öğrenmiş. Kız tarafı damadı dolandırıcılıkla suçlayıp nişanı atmış. Erkek ise kız tarafının şartlarının çok ağır olduğunu ve evlenmek için kendisine başka yol bırakmadıklarını söyleyerek kendilerini savunmuş.

Karşıdakinin değişeceği düşüncesi ‘Nikâhta keramet vardır’ düşüncesiyle çiftler birbirlerinde istemedikleri özellikler olmasına rağmen evlilik yolunda adım atıp nişanlanabiliyor. Ancak bir ön prova olan nişanlılık döneminde, karşıdakinin pek de değişmeye niyetli olmadığı fark edilince, ‘zararın neresinden dönülse kârdır’ denerek nişan atılıyor. 28 yaşındaki Tuba Sönmez’in 1 sene süren nişanlılığı da bu nedenle son bulmuş: “Aslında kafalarımızın farklı olduğunu tanıştığımızdan beri biliyordum ama sevdiğim için ayrılmayı göze alamadım ve değişir düşüncesiyle bekledim. Nişanlılık döneminde de kendi düşüncelerimi ona kabul ettirmeye çalıştım, ama hiçbir şeyin değişmediğini fark edince büyük bir tartışma yaşadık ve nişanı attık.”

Evliliğin aceleye getirilmesi ya da ertelenmesi Nişanlılık ebeveynlerin pek de rahat etmedikleri bir geçiş dönemi olduğundan bazı aileler sorumluluğun kendilerinden çıkması için fazla geciktirmeden evlenmeleri

yönünde gençlere baskı uygulayabiliyor. Ancak taraflardan birinin kendini hazır hissetmemesi ve biraz daha süre istemesi halinde kimi zaman gerginlik yaşanıyor. Evliliğin aceleye getirilmesi bir tarafta strese neden olurken diğer taraf da istenmediğine dair endişeye ve umutsuzluğa kapılmasına yol açabiliyor. Öte yandan iki tarafın da rızasıyla yıllarca nişanlı kalmak, duygusal anlamda bazı şeylerin tükenmesine neden olduğundan evlilik gereksiz görülüp nişan atılabiliyor.

Yaşın ilerlemiş olması Evlilik danışmanı Güldane Kavgacı, nişan atma olaylarına yaşı ilerlemiş çiftlerde daha sık karşılaştığını söylüyor. Belli bir yaşa ulaşmış olmak, kişiyi hem daha seçici yapıyor hem de beklentilerini yükseltiyor. Buna o zamana dek şahit olunan olumsuz tablolar da eklenince, oluşan korku ve çekimserlikle çok basit nedenler evlilikten dönmeye yetiyor.

Kıskançlık Nişanlılıkla evlilik yolunda önemli bir adım atılınca, özellikle erkek daha sahiplenici bir tavır sergilemeye başlıyor. Bazılarında ise bu kıskançlık, karşı tarafı evlilikten vazgeçirecek boyutlara varabiliyor. 26 yaşındaki Leyla Şengül de karşı taraf nişanlılık döneminde büyük değişim geçirdiği için evlenmekten vazgeçmiş. “Beni kuzenlerimden, çevremdeki her erkekten kıskanmaya başladı. Tahammül edemeyeceğim bir duruma gelince hayat böyle geçmez diye düşündüm ve ayrıldık.” diyor.

Sosyal medya Boşanma nedenleri arasında yerini alan sosyal medya, nişan atma nedenleri arasına da çoktan girdi. İnternetle arası olan anne-babalar, çocuklarının hayatlarını birleştireceği kişinin

profilinin de sıkı takipçisi. Hal böyle olunca gelin veya damat adayı tarafından yapılan hoşa gitmeyen bir paylaşım, tartışmalara sebebiyet veriyor. Bazen de taraflar birbirlerinin hesaplarını kontrol ederek birbirleri hakkında bilmedikleri şeyleri öğrenip ayrılık kararı alıyor. Düğüne bir hafta kala nişan atan Merve Çetin, nişanlısına çok güvendiği için onun özel hesaplarını kontrol etme ihtiyacı hissetmemiş. Ancak arkadaş sohbeti sırasında içine kurt düşmüş ve bir şekilde şifrelerini öğrenerek özel yazışmalarına ulaşmış. Çetin olayı şöyle anlatıyor: “Beni aldatma gibi bir ihtimali olabilir mi diye mesajlarını kontrol ederken, asıl meselenin para olduğunu öğrendim. Kardeşiyle olan yazışmalarından beni aslında pek de sevmediğini, sadece varlıklı olduğumuz için benimle evlenmek istediğini anladım.”

Nişanlılık dönemini nasıl değerlendirmeli? Evlilik danışmanı Uzman Psikolog Bahattin Göktan, mutlu bir yuva kurmak için nişanlılık döneminin en doğru şekilde değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor ve evlenmeyi düşünen çiftlere şu tavsiyelerde bulunuyor: Nişanlılık, kültürümüzde fazla ciddiye alınsa da aslında gençlerin birbirlerini tanıma dönemi. Bu dönemi sadece ev ve düğüne hazırlıkla değil, evleneceğiniz kişiyi tanıma fırsatı olarak değerlendirin. *Kişiliğinizi saklamayın ve evlilikten beklentilerinizi açık açık konuşun. Karşıdakini değiştirmeye çalışmayın. Rahatsız olduğunuz özelliklerini açık açık konuşup bunun için neler yapabileceğinizi tartışın. Aileler arasında anlaşmazlıklar yaşanmışsa ya da sempati oluşmamışsa ilişkinin kozların paylaşıldığı bir ring halini almamasına dikkat gösterin. Ve anne-babanızdan arka planda durmalarını rica edin. Maddi beklentileri yüksek tutup mükemmeli beklemeyin. Bazı şeylerin zamanla olacağını kabullenin.

Dinî nikâh mağdur etmesin Nişanlıların bir araya geldiklerinde rahat hareket edebilmek için dinî nikâh kıymaları da toplumumuzda yaygın bir hal almış durumda. Ne var ki dinimizde sadece görüşmek, konuşmak için nikâh kıyılması gibi bir durum söz konusu değil. Ayrıca nişan atıldığında erkeğin dinî nikahı bozmamak için ısrar etmesi, karşı tarafın yeni bir evlilik teşebbüsünde bulunmasına engel oluyor. Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Yaman, dinî nikâhın ilişkiyi helal boyuta taşısa da, günümüzde herhangi bir mağduriyet durumunda taraflara hukuki bir hak tanımadığını söylüyor. Ayrıca nişanlılık, İslâm hukukuna göre taraflara evlenme mecburiyeti yüklemediğinden, her an bozulma ihtimaline de açık. Dolayısıyla şu veya bu sebeple nişan bozulduğunda, nişanla beraber yapılan nikâh, aileler ve taraflar arasında husumete yol açıyor. Bu sebeple nişan ve nikâhın birbirinden bağımsız düşünülmesi gerektiğini söyleyen Yaman, “Dinî nikâh düğüne kadar ertelenmeli veya düğün öncesi resmi nikâh kıyılmalıdır.” tavsiyesinde bulunuyor.


4 - 10 EYLÜL 2013

Çay romantizmi yükseliyor Çay, sıcaklığını muhabbete karıştırdığımız içecek. Tadı ve tarifleri bir yana son dönemlerde uğruna sıralanan methiyelerle de adından söz ettiriyor. Çaya muhabbetin altını fazla açanlar farkında olmadan işin tadını kaçırıyor.

1pek eskilere uzanmıyor. Ne var ki Türk insanının çayla hemdem olması

geride bıraktığımız yüzyılın başında kurulan dostluk, zamanla kök salan ve yerinden kımıldatılmaz sağlam bir ağaca dönüştü. Çay, öyle karıştı ki kanımıza,

herkese her vakitte ikram edilebilecek türden makbul bir içecek oluverdi. Hakkında yazılanlar, uğruna dökülen methiyelerle, artık sıcak bir meşrubattan ibaret olmadığı enikonu anlaşılıyor çayın. Mesele buralarda kalsa iyi. Meşhur şairlerin mısraında bir sarmaşık gibi tutunan çayın muhabbeti de en az kendisi kadar tatlı ve cazip şimdilerde. Öyle ki çayın inceliklerini birbirleriyle paylaşarak, çayın nirvanasına ulaşmak amaç edinilmiş gibi görünüyor. Müptelaları, günde otuzkırk bardağı devirmekle yetinmezken sosyal medyayı da bu amaca alet ederek, dumanı üstünde çayları paylaşıyor. Tabii bu noktadan ani bir sinerji hasıl oluyor. Resmedilen çayların yanına iliştirilen güzellemeyle, bir bayram selamı olup yayılıyor. Tüm bunun üzerine dönen edebiyatın özünde yine şu soruyu soruyoruz kendimize: ‘İyi de biz bu çaya ne zaman gönül bağladık?’

Onunla daha geçen yüzyıl tanıştık

İkindi Akşam Yatsı

04.09.2013 05.09.2013 06.09.2013 07.09.2013 08.09.2013 09.09.2013 10.09.2013

4 41 4 42 4 43 4 44 4 45 4 46 4 47

16 53 16 51 16 49 16 48 16 46 16 44 16 43

ODENSE

İmsak Gün. Öğl.

04.09.2013 05.09.2013 06.09.2013 07.09.2013 08.09.2013 09.09.2013 10.09.2013

4 50 4 51 4 52 4 53 4 54 4 55 4 56

AARHUS 04.09.2013 05.09.2013 06.09.2013 07.09.2013 08.09.2013 09.09.2013 10.09.2013

Çayı kimler içiyor? Çay, üzerinde siyasi demeçler verilemeyecek kadar âlicenap bir içecek. Ayran gibi alkolsüz bir içecek olmasıyla beraber şükür ki henüz politik bir malzeme olmadı. Kendi halinde, sessiz ve damardan gidiyor. Muhabbeti soğutmak için değil ısıtmak için ortaya konulmuş. Her ağıza sakız olmaktansa ağır makama güfte olmayı tercih etmiş gibi bir havası var çayın. Çay, muhiplerinin değil, herkesin içeceği olmayı başarabilmiş. Siyasî cetvelde ortanın sağı ve solu, önü arkası, taa en ucu gibi bir kitleyi seçmen kitlesi seçmiş bir partinin resmî içeceği olabilir ancak. Son dönemlerde muhtelif tatlarla karıştırılıp soğuk da tüketilen çeşitleriyle veya efsaneleşen sıcak şekliyle de içilebiliyor. Hasılı, onu herkes içiyor desek yalancılar mahallesine adım atmış olmayız. Vatanın her sathına yayılmış bir kitlenin içinde onu ince belli bardağında mütevazı yudumlayan da var, üzerine ilahiler yakıp adını vird-i zeban edinip zikredenler de. İşte buyrun: “Dergahta zikir olur/ Sofiler cezbe bulur/ Aşk muhabbet çok olur/ Doldur kardeş çay doldur...” Olmazsa olmaz sözünün bir diğer

şekli olan “Çay, şakirdin mazotudur” darb-ı meseli de buradan ortaya çıkmış olmalı.

Derdiniz gerçekten çay mı? Türk şiirinin iki ustasından Necip Fazıl’ın karıştır dediği ilaç kokulu çaya, Nazım Hikmet, “Basit yaşamaya işarettir.” demiş. Buradan yola çıkan çay müptelaları da çayın hakkını verelim diyerek Amerika’daki çay partisini (Tea Party) kıskandıracak bir fedakârlıkla propaganda yapıyor. Bu pusulası çayı işaret eden güruh, çay bahçesi, çay ocağı, çay kenarı gibi mesken tutup, bunlar yetmiyormuş gibi bir de her türlü mahfile girebilen bu şekerli dedikoduyu kendi emeliyle karıştırarak, tüm ademoğlu ve havva kızını çay tiryakisine dönüştürmeyi bir vazife bilmiş. Peki nasıl mı yapıyorlar? Onları şu özelliklerinden tespit edebilmek mümkün: Başta altını çizelim, son derece sinik bir tarzda yaklaşıyorlar. Sosyal medya marifetiyle çokça bilinen bir beyitin yanına iliştirilmiş fotoğraftaki masum çay-simit-İstanbul üçgeni görenlerin bilinç altına işliyor önce. Söz aramızda bu taktiğin coladan (ç)alınarak yine ona karşı kullanmak için devşirilme ihtimali pek yüksek. Sonra, çayın şahs-ı manevî rolünü üstlenmiş ve kendini onun ağzıyla alegorik konuşmalar yapmakla yükümlü tutan gençler mevcut. Falanca mekânda çayın fiyatı çok yüksek nidalarıyla satır arasında mesaj veren dostlarımız... Ve yine, ‘Doldur sofi çay doldur’ ilahisini yolda yürürken mırıldanarak... Soğuk suyu höpürdeterek içmek gibi bir gaflette bulunarak... Çaycının ikram ettiği ince belli Türk bardağını beğenmeyip, su ve sürahi benzeri bardakların ancak kendisine kâfi geleceğini özellikle belirtmekle... Sigara içer gibi çay havası almakla... Çay gelince havaya kaldırıp ışığa tutarak, öyle içilmez böyle içilir gibi çayı iki yudumda tüketmekle... ve son olarak durduk yere kesik limon istemek gibi hareketlere kalkışan çay müptelalarını tespit etmek mümkün. Özetle, tüm bu saydığımız işaretleri taşıyanların karşısında vakarını bozmadan oturan ve çayın bir çaydan başka bir mana ifade etmediği hakikatini kavramış basit içiciler sormadan edemiyor: Muhterem, sizin derdiniz gerçekten çay mı?

GÖTEBURG

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

OSLO

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

04.09.2013 05.09.2013 06.09.2013 07.09.2013 08.09.2013 09.09.2013 10.09.2013

4 40 4 41 4 42 4 43 4 44 4 45 4 46

16 54 16 53 16 51 16 49 16 47 16 45 16 44

04.09.2013 05.09.2013 06.09.2013 07.09.2013 08.09.2013 09.09.2013 10.09.2013

4 40 4 41 4 43 4 44 4 45 4 47 4 48

16 59 16 57 16 55 16 53 16 51 16 49 16 47

İkindi Akşam Yatsı

STOCKHOLM

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

HELSİNKİ

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

17 02 17 00 16 58 16 57 16 55 16 53 16 51

21 33 21 30 21 27 21 25 21 22 21 20 21 17

04.09.2013 05.09.2013 06.09.2013 07.09.2013 08.09.2013 09.09.2013 10.09.2013

4 12 4 13 4 15 4 16 4 17 4 18 4 20

16 30 16 28 16 26 16 24 16 22 16 20 16 18

04.09.2013 05.09.2013 06.09.2013 07.09.2013 08.09.2013 09.09.2013 10.09.2013

4 43 4 44 4 45 4 47 4 48 4 49 4 51

17 02 17 00 16 58 16 56 16 54 16 52 16 50

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

DRAMMEN

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

TAMPERE

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

4 50 4 51 4 52 4 53 4 54 4 55 4 56

17 02 17 01 16 59 16 57 16 55 16 54 16 52

04.09.2013 05.09.2013 06.09.2013 07.09.2013 08.09.2013 09.09.2013 10.09.2013

4 42 4 44 4 45 4 46 4 48 4 49 4 50

17 01 16 59 16 57 16 55 16 53 16 51 16 49

04.09.2013 05.09.2013 06.09.2013 07.09.2013 08.09.2013 09.09.2013 10.09.2013

4 44 4 46 4 47 4 49 4 50 4 52 4 53

17 06 17 04 17 02 17 00 16 58 16 56 16 54

6 15 6 17 6 19 6 21 6 23 6 25 6 27

6 24 6 26 6 28 6 30 6 32 6 34 6 36

6 24 6 26 6 28 6 30 6 32 6 34 6 36

13 16 13 16 13 15 13 15 13 15 13 14 13 14

13 25 13 24 13 24 13 24 13 23 13 23 13 23

13 25 13 25 13 25 13 24 13 24 13 24 13 23

20 04 20 02 19 59 19 57 19 54 19 51 19 49

20 13 20 10 20 07 20 05 20 02 20 00 19 57

20 15 20 12 20 10 20 07 20 04 20 02 19 59

21 24 21 22 21 19 21 17 21 14 21 11 21 09

21 35 21 32 21 30 21 27 21 24 21 22 21 19

6 14 6 16 6 18 6 20 6 22 6 24 6 26

5 46 5 48 5 51 5 53 5 55 5 57 6 00

6 16 6 19 6 21 6 23 6 26 6 28 6 30

Bulunduğunuz şehrin namaz vakitleri için: http://www.zaman.com.tr/namaz.do

13 18 13 18 13 18 13 17 13 17 13 16 13 16

12 54 12 54 12 53 12 53 12 53 12 52 12 52

13 25 13 25 13 25 13 24 13 24 13 24 13 23

20 10 20 08 20 05 20 02 19 59 19 57 19 54

19 50 19 47 19 44 19 41 19 38 19 35 19 32

20 22 20 19 20 16 20 13 20 10 20 07 20 04

21 30 21 28 21 25 21 22 21 19 21 17 21 14

21 10 21 07 21 04 21 01 20 58 20 55 20 52

21 42 21 39 21 36 21 33 21 30 21 27 21 24

FİNLANDİYA

İmsak Gün. Öğl.

İSVEÇ

KOPENHAG

NORVEÇ

DANİMARKA

Anavatanı Anadolu olmasa da kadim bir ünsiyet kuruldu çayla Türkiye’de. Bol yağışlı ve nemli yerlerin bitkisi olan çay, ilk defa 1881 yılında Bursa’ya getirilerek ekilmiş. Fakat iklim ve toprak yapısının elverişsiz olması, kısa süreli çay hayalini sona erdirecek derken, Türk insanının o müthiş tada aşina olmasına önayak olacak biri çıkıvermiş. Halkalı Ziraat Mekteb-i Âlisi Müdür Vekili ve botanikçi Ali Rıza Erten. Yaptığı tetkikler sonucunda Rize’nin, çay ekimi ve yetiştiriciliği için uygun olduğunu ortaya koymuş. Rize’nin sarp

yamaçlarında dolaşan Erten, ilk fideyi ektikten sonra dönmüş ve şöyle demiş: “Türkiye, bu çaya vatan olacak!” Tabii ki ileride bir efsaneye dönüşse şaşırılmayacak derecede gerçekçi duran bu sahte vecizeyi bir kenara bırakırsak, çayın ilk defa demlenmesi için Cumhuriyet’e kadar kaynaması gerekmiş. Bu da demek oluyor ki Türklerin çay ile gerçek manada tanışması Cumhuriyet döneminde olacaktır. 1924 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tanınan yetki ile çay ekimi bahsi geçen bölgede başlamış. Dünyada 1500 civarında cinsi bulunan çaygiller bitkisi (theaceae) başta ekvatoral bölge olmak üzere Hindistan, Çin ve Japonya gibi Uzakdoğu ülkelerinin bol yağış alan bölgelerinde yetiştiriliyor ve tüketiliyor. Çay piyasası da ‘beş çayı’ kültürünü tüm dünyaya pazarlayan İngilizlerin elinde. Türkiye her ne kadar çayı sonradan sahiplenmiş bir ülke de olsa, dünyada en fazla çay ihraç eden beş ülkeden biri.

6 14 6 16 6 19 6 21 6 23 6 26 6 28

6 17 6 19 6 21 6 24 6 26 6 28 6 31

6 18 6 21 6 23 6 26 6 28 6 31 6 33

13 23 13 23 13 22 13 22 13 22 13 21 13 21

13 26 13 26 13 26 13 25 13 25 13 25 13 24

13 31 13 31 13 30 13 30 13 30 13 29 13 29

20 20 20 17 20 14 20 11 20 08 20 05 20 02

20 24 20 21 20 18 20 15 20 12 20 09 20 06

20 32 20 29 20 26 20 22 20 19 20 16 20 13

21 40 21 37 21 34 21 31 21 28 21 25 21 22

21 44 21 41 21 38 21 35 21 32 21 29 21 26

21 52 21 49 21 46 21 42 21 39 21 36 21 33

NAMAZ VAKİTLERİ

ERKAM EMRE İSTANBUL


4 - 10 EYLÜL 2013

İnsan değil işletme gibi yaşıyoruz Görünürde her şey yolunda. İyi bir işi, güzel bir evi, ailesi, arabası, kıyafetleri ve daha birçok şeyi var. Ama detaya inince bu güzel fotoğrafın sahibi nedensiz bir huzursuzluk içinde. Durumun sebebi bugünün insanının temel problemi aslında. Yani insan değil işletme gibi yaşaması. GÜLİZAR BAKİ İSTANBUL

1kaleme aldığı önsözünde Fransız aka-

2009 yılında kitabının yeni baskısı için

demisyen şöyle söylüyor: “İşletme hastalığı gerçek bir salgın haline geliyor. Çarpıcı bir hızla yayılıyor. Bu teşhis, kamu işletmeleri, sağlık, araştırma, sosyal hizmet kuruluşları gibi gittikçe genişleyen sektörlerde yürütülen çalışmalarla onaylanıyor.” Aslında doktora tezi olan bu kitapta, sözü geçen çalışmalara detaylı bir şekilde yer veriyor Vincent de Gaulejac. Toplumun işletme hastalığına tutulduğunu iddia eden Gaulejac, polisten orduya, kültür ve eğitim dahil bütün bakanlıklardaki sayısal sonuç takıntısını bunun işaretlerinden biri olarak gösteriyor. Devlet için bile artık vatandaş değil sayısal veriden ibaretiz. Bir işletmenin girdisi-çıktısı olan mal ve hizmetler gibi. Bu yüzden şirketlerin ve kuruluşların artık ‘insan kaynakları’ birimi var. İnsan bir kaynak, hammadde! Modern dünya, bireyin eylemlerine anlam verme ihtiyacı olduğunu, belleğindeki simgesel kayıtların da ekonomik ve finansal ihtiyaçları kadar temel önem arz ettiğini, insanın uyumlu bir toplum yaşamı için gerekli insaniyet payından ödün verilmeden bir nesneye, bir değişken üretim faktörüne indirgenemeyeceğini unuttu. (1)

Anne-babalar da çocuğunu işletme gibi görüyor Sadece işletmeler ve devlet mi?..  Anne babalar da çocuklarının insan olduğunu unuttu. Onu fabrikada üretilen bir ürün gibi görüp ondan en iyi sonucu almaya, heykeltıraşın elinde biçim alan mermer gibi şekillendirmeye çalışıyor. Yani sınıfındaki derecesiyle, sınavdaki puanıyla, maaşıyla, eğitim düzeyiyle değerlendiriyorlar. Aslında durumun vahametini ortaya koyan bir gerçek var; artık insan da kendini bir şirket gibi görüyor. Tıpkı, annesini bile görmeden büyüyen yavru kedinin kendisini aralarında yaşadığı insanlardan bir insan sanması gibi. Modern insan kendini şirket gibi görüyor, şirket gibi büyüyor, şirket gibi yaşıyor, şirket gibi düşünüyor… ‘Al-ver ekonomiye can ver’ sloganında olduğu gibi alıp-verip-ürettikçe yani ekonomiye can oldukça yaşadığını düşünüyor, sanıyor. Gaulejac da, “Hipermodern toplumda her birey aynı anda sistemin üreticisi ve ürünü, oyuncusu ve aracısı olabilir; ona maruz kaldığı kadar onun işlemesini de sağlayabilir.” diyor. Yani tükettikçe var oluyor, yaşamak için çalışmıyor, çalışmak için yaşıyoruz…    İşletme veya firma ekonomik bir fayda için kurulmuş sözleşmeye tabi ticari yapılardır, tüzel kişiliklerdir. Sözleşmeye uygun mal veya hizmet üretip sattığı ve bundan kâr elde ettiği sürece yani alıp-verip ekonomiye can verdiği sürece yaşar bu tüzel kişilik. Tam da sistemin istediği gibi. İstatistiklere giren bir hayat. Tüzel kişiliği yoksa gerçek bir kişinin yani insanın sistemde bir karşılığı yoktur. Yaşlılar mesela. Postmodern dünya iflasını açıklayan tüzel kişilikler olan yaşlılara bir çözüm bulamıyor, sistemin dışına itiyor. Mesela çok yetenekli biri olabilirsiniz ama üniversite okumamışsanız çöpçülük bile yapamazsınız. Sözleşmeye aykırısınız çünkü. Yine çok yetenekli biri olabilirsiniz ama iş başvurusu yaptığınız şirketin istediği vasıfları taşımıyorsanız işe alınmıyorsunuz. Hatta zengin kız-fakir oğlan hikâyeleri de masallarda kaldı. İstatistikî veri haline getirilemeyen insani vasıflar yok sayılıyor. Prof. Dr. Veysel Bozkurt, ‘Hesap kitap

Her anla-

yışına

dayanan bilimsel-rasyonel düşünce biçimi, her alanı etkiledi’ diyor. “İnsanlığın son üç yüzyılına damgasını vuran modern-endüstriyel toplumlar, yaşam, çalışma ve düşünme biçimlerini köklü bir biçimde değiştirdi.” diyen Bozkurt, fabrika ve onun çalışma mantığının toplumun kalbi haline geldiğini söylüyor. Yani fabrika ayarlarını oluşturdu. İstanbul Üniversitesi İktisat Sosyolojisi Bölüm Başkanı Bozkurt, endüstriyel toplumdan yani üretim toplumundan tüketim toplumuna geçiş sürecinin oluşan bu yeni yapıyı da değiştirdiğini düşünüyor. Bu da postmodern dönemin fabrika ayarlarının değiştiğini gösteriyor.

İlişkilerini borsada değerlendiren insan Psikiyatri profesörü Erol Göka, bu değişimin insanı nasıl etkilediği şöyle açıklıyor: “Bugün ilişkilere de tıpkı yatırım aracı gibi bakıyoruz. Evet, biz bir işletmeyiz, ilişkilerimiz de işletmemizin verimini artırmaya yarayan bir pazar…” Burada Göka, sosyolog Zygmunt Bauman’ın borsa benzetmesine atıfta bulunuyor. “Bu durumu tıpkı günümüzün borsasındaki işleyişe benzetir büyük düşünür Bauman. ‘Hisseler satın alıyorsunuz ve onları bir değer artışı görülene dek elinizde tutuyorsunuz, sonra kârlar düşer düşmez ya da başka hisseler yüksek bir gelir habercisi olduğunda alelacele satıyorsunuz

(Bütün numara, uygun anı kaçırmamakta)”. Uzman psikolog Zehra Erol da insanlar arasındaki, mesela ilgi görme, sevgi, önemseme gibi temel duygusal ihtiyaçlarla açıklanacak ilişki sebeplerinin değiştiğine dikkat çekiyor. İnsanın kendini değerli hissetmesinin yolları değişiyor. Konum, maddî kaynaklar, sahip oldukları, nerede okuduğu, neyi ne kadar tüketebildiği ve kullandığı markalar. Yani insanî unsurların yerini neyle doldurabiliyorsanız onların hepsi.   Doç. Dr. Murat Şeker, işletme hastalığına çare olarak hükümetlerin politikalarını şekillendiren unsur olan gayri safi milli hasıla yerine gayri safi milli mutluluğu öneriyor. Sebebini de şöyle açıklıyor: “Ülkeler arası yapılan karşılaştırmalarda en önemli verilerden birisi kişi başına düşen gelirdir. Kişi başına düşen geliri artırmak için tüm hükümetler yoğun çaba sarf ederler. Peki, ya kişi başına düşen mutluluk, huzur ve refah ne düzeydedir? Aslında önemli olan mutlu, huzurlu ve yüksek refah içinde bir hayat sürmek değil midir? Zenginlikten daha önemlidir mutluluk; çünkü zenginlik adil dağılmaz ve paylaştıkça azalır. Oysa mutluluk için zenginlik şart değildir. Yapılan birçok bilimsel araştırma da bu görüşü desteklemektedir.” Şeker’in bu açıklaması devlet politikalarının da temelinde olan işletme mantığının insanları nasıl etkilediğine de izah getiriyor.

şeyin bir maddî değeri varmış, gülümsemek kaç para!

Bireylerin yani işletmeleşen insanların, sosyal sermayelerini kaybettiğini söyleyen Şeker, daha bebeklikten başlayarak çocukların bile sürekli ödül-ceza ikilemi arasında yetiştirilmesini, ödülü alarak söz dinliyor ya da başarılı oluyor olmasını her şeyin maddi bir karşılığı olduğuna inandırılması şeklinde görüyor. Yani insan olarak doğan bebeğin işletmeleştirilmesi. İşletmeleşmenin kaybını İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi hocası Şeker’in şu cümleleri çok iyi resmediyor: “Para, çok şeydir belki, ancak her şey olmadığı kesindir. Örneğin bir bayram günü uzun zamandır görmediğiniz bir büyüğünüzün ziyaretine gittiğinizde, onun duyduğu hazzın parasal karşılığını ölçebilir misiniz? Ya da çocuğunuzun gülümsemesi kaç TL’dir? İnsanlar her şeyin maddî bir karşılığı olduğuna inanarak büyüyor. Oysa maddî sermayeden daha önemlisi sosyal sermayedir. Bu öyle bir güçtür ki, yaşadığımız ekonomik krizlerde hep ayakta kalmamızı sağlamıştır. Ancak böyle giderse, köklerimizden aldığımız ve DNA’mızda saklı olan sosyal sermaye kodumuzu yitirmeye başlayacağız.” (1: İşletme hastalığına Tutulmuş Toplum, Vincent de Gaulejac, Ayrıntı Yayınları)


4 - 10 EYLÜL 2013

Türk mühendisler tasarladı İlk yerli akıllı telefon Eylül’de piyasada

FATİH ÇELİK İSTANBUL

1fından geliştirilen Turkcell T40 üretim Türk tasarımcı ve mühendisler tara-

aşamasına geldi. Eylülde satışa sunulacak cihazın dahilî hafızası 4 GB iken ağırlığı ise yalnızca 135 gram. Pili yaklaşık 240 saat bekleme, 480 dakika konuşma süresi sunan T40, sıfır deklanşör gecikme (Zero-Shutter Delay) özelliğiyle de her anı yakalamanızı sağlıyor. Turkcell’in kendi adını verdiği son telefonu Turkcell T40 görücüye çıktı. Bugüne kadar 1 milyona yakın T serisi akıllı telefon satan Turkcell’in yeni akıllısı Türk tasarımcı ve mühendisler tarafından geliştirildi. Türkiye’nin ilk yerli tasarım akıllı cep telefonu olan Turkcell T40’ın eylül ayının sonunda piyasaya çıkması hedefleniyor. Turkcell, Barcelona’da düzenlenen Dünya Mobil Kongresi’nde yerli akıllı telefon için düğmeye bastığını duyurmuştu. “Gebze” kod adı verilen akıllı telefon, 6 ay içerisinde tüm tasarım ve yazılım çalışmaları tamamlanarak üretim aşamasına geldi. Türk mühendisler tarafından tamamen T40’a özel tasarlanan Turkcell arayüz kullanıcılarının hayatını kolaylaştırmayı hedefliyor.   T40’ın tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında konuşan Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv, mobil internette fırsat eşitliği vizyonuyla yola çıktık, şimdi ise bu hedefimizi daha da ileri taşıyoruz.” dedi. Ciliv, “Tasarımı ve yazılımı Turkcell Teknoloji mühendislerine ve Türk tasarımcılarımıza ait olan T serisinin yeni üyesi Turkcell T40 ile Türkiye’nin ilk yerli tasarım akıllı telefonunu ortaya koyarak çok daha önemli bir adım atıyoruz. Türkiye’nin Turkcell’i olarak yerli akıllı telefonda da öncü olmak bize büyük

gurur veriyor. Turkcell T40 ile hedefimiz, sektörün diğer oyuncularını da yerli telefon geliştirmeye teşvik etmek ve bu sayede cari açığın kapatılmasına pozitif katkı sağlamak.” şeklinde sözlerini sürdürdü.   Toplantıda konuşan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı Tayfun Acarer ise teknolojiye dayalı yerli üretimin artırılması ve küresel marka oluşturulmasının bilgi ve iletişim teknolojileri sektörünün Türkiye için önemine dikkat çekti. Acarer, “Türkiye, yıllık yaklaşık 16 milyon cep telefonu ithal ediyor. 2013’ün ilk altı aylık dönemine baktığımızda geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 7’lik bir artışla 6,2 mil-

yon adet cep telefonu ithal edildiğini görüyoruz.” dedi. Yurtdışından yolcu beraberinde getirilen cep telefonu sayısında 2013’ün ilk yarısında yüzde 11 artış olduğunu belirten Acarer,  büyük kısmını akıllı telefonların oluşturduğu bu ithalatın cari açık üzerindeki yükünün hafifletilmesinin hepimizin hedefi olması gerektiğini sözlerine ekledi. Turkcell T40, Türk mühendislerin geliştirdiği özel Android arayüzü, Türk motifleri taşıyan arka kapak ve ses tasarımları HD ses özelliği ile konuşma esnasında duru ve anlaşılır ses iletimi ile daha iyi bir ses deneyimi sağlıyor, konferans konuşmalarında ve ses tanıma sistemlerinin kullanımında da per-

formansıyla öne çıkıyor. Gürültü engelleyici (Noise Cancellation) özelliği ile de dikkat çeken T40 “Fluence çift mikrofon” mikrofon çözümü sayesinde Bir mikrofon kullanıcının sesini alıp en iyi kalitede iletirken, diğer mikrofon arka plan seslerini algılayıp filtreliyor. Yani ne kadar gürültülü bir ortamda olursanız olun, telefonun diğer ucundaki kişi, konuşmalarınızı net olarak algılayabiliyor. Daha üst kesim telefonlarda bulunan kamera özellikleriyle gelen Turkcell T40, kamerada da iddialı. Görüntülü görüşme sağlayan ön kameranın yanı sıra 5 MP Flash arka kameraya sahip cihazın gelişmiş kamera özellikleri bulunuyor.

Hekimoğlu İsmail

Mesih beklemeye gerek yok; en büyük kurtarıcı İslamiyet’tir!.. Peygamber Efendimiz’in hayatını okuyorum…Buyurmuş ki; “Kıyamet günü bana en sevimli ve mevkice bana en yakın olanınız, ahlakça en güzel olanlarınızdır.” O’nun ahlakı Kur’an olduğuna göre, işe Kur’an meali okuyarak başlamalıyız. Geçmiş yıllarda Hasan Basri Çantay’ın üç ciltlik Kur’an-ı Kerim mealini aldım. Şu gözle okuyordum; “Allah bana ne diyor?..” Elimde ispirtolu kalemle, helallerin ve haramların altını çizdim. Sonra bunları madde madde yazdım. Ortaya çıkan tabloyu okuyunca anladım ki, İslamiyet mükemmel bir din; İslam’a uyan da mükemmel olur.

Benim bugün iyilik adına neyim varsa İslamiyet’in malıdır. İslamiyet “oku” dedi, okudum. İslamiyet “çalış” dedi, çalıştım. İslamiyet “kimseye bile bile kötülük etme” dedi, kimseye kötülük etmemeye çalıştım. “Ağaç dik” dedi, ağaç diktim. “Sanat öğren” dedi, sanat öğrendim. O zaman derim ki, Mesih beklemeye gerek yok. En büyük kurtarıcı İslamiyet’tir. Okumaya devam ediyorum… Alâk Sûresi inzal olduğunda yeryüzünde İslam toprakları Peygam-berimiz’in ayağını bastığı yer kadardı. Herkes ona düşmandı. Bu düşmanların onu dinlemeye

hiç niyeti yoktu. Çünkü canlarının istediği gibi yaşamak onlar için daha kolay, daha zevkliydi. Amma hesap etmedikleri bir şey vardı: Efendimiz’in ahlakı… O öyle yaşadı ki, cahiliye devrindeki insanların çoğu Peygamberimiz’in yaşayışına bakıp hayran oldular. Böylece İslamiyet’i kabul ettiler. İslamiyet, dal budak saldı. Peygamberimiz’in en tesirli tebliği ahlakının güzelliğiydi… Bu model kıyamete kadar örnek alınabilir… Yani Müslüman’ın her hali, her hareketi İslamiyet’i hatırlatmalı. Bu cemiyet bizi kendisine benzetmeye çalışsa

da biz İslam’ı yaşamaya gayret edelim… Müdürün emrini yerine getirirken mutlu olan insan, Allah’ın emrine itaat edince nasıl mutlu olur tasavvur ediniz… Eski alışkanlıkları devam ettirerek yeni bir hayat yaşanamıyor!.. Yani eskiye set çekmek ve yeniden başlamak gerekiyor hayata… Sahabide din, hayatın kendisiydi. Cahiliyet haline dönmemek için kötü alışkanlıkları terk etmişlerdi. Asr-ı Saadet’te sahabiler her yerde camideki gibiydi. Camide başka, sokakta başka değildi. Müslüman, sahabiye benzemek zorundadır. Aksi halde sürünürüz…


kursu@zaman.com.tr

BU SAYFA, M. FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDI’NIN SOHBET VE YAZILARI ESAS ALINARAK HAZIRLANMAKTADIR.

Rahat zahmette, zahmet rahattadır C

enâb-ı Hak, bütün mevcudatın bağrına hareket etme ve çalışma meyli koymuştur; “sünnetullah” dediğimiz bu sırdan dolayıdır ki, topyekün canlılar hareket halinde olduğu gibi, bir bakıma cansız eşya bile, şevkle ve lezzetle kendi vazifelerini yapmaktadır. İşte, Yüce Yaratıcının bu ilahî âdetini görmezlikten gelerek işsiz, tembel ve rahat döşeğine bağlı yaşayanlar, çoğunlukla çalışanlardan daha ziyade zahmet ve sıkıntı çekerler. Çünkü, onlar bir taraftan ademe yakınlığı itibarıyla işsizliğin ve tembelliğin hasıl ettiği bunalımlara düşerken, diğer taraftan da çalışarak elde edemediklerine, başka yollarla ve genellikle gayr-ı meşru vasıtalarla ulaşmaya çalışırlar. Rahat yaşama ve hayattan kâm alma düşüncesinde olan kimseler meşru dairede çalışıp helal dairesinde geçimlerini sağlayamayınca bin bir türlü gayr-ı meşruluğa bulaşır ve belki helal kazanan insanlardan kat kat fazla zahmet ve meşakkati, rahatlık aradıkları o çirkin yollarda çekerler. Bu açıdan da darbımesel haline gelmiş şu cümle çok doğrudur: “Rahat zahmette, zahmet rahattadır.” Kolay bir şekilde para kazanma ve kısa yoldan zengin olup rahata kavuşma peşinde koşan mücrimler de çok büyük meşakkatlere giriyorlar. Mesela, bankaların paralarını -kendi ifade-

leriyle- hortumlayan ve milletin servetini başka kanallara akıtanlar, çok ciddi bir fikir cehd ü gayreti sergiliyorlar; öyle ki, aldatma, kandırma, dolandırma hesabına zonklayan şakaklarını meşru dairede ağrıtacak kadar helal yolda çalışsalar, belki yine çok kazanacak, herkesten rahat yaşayacak, saygı duyulan insanlar olacak ve kendileri de vicdan huzuru içinde bulunacaklar. Günah arkasında koşturup kendilerini tehlikeye attıkları kadar, meşrû dairede de koştursalar, zannediyorum, başkalarının elde edemeyeceği imkânlara ulaşacaklar. Bu itibarla, hırsızların ve soyguncuların işleri de çok rahat değil; onların yaptıklarında da bir sa’y ve gayret var; fakat onlarınki yanlış yolda bir sa’y ü gayret. Aslında, Hazreti Üstad’ın ortaya koyduğu, “Helal dairesi keyfe kâfidir; harama girmeye ihtiyaç yoktur” disiplini her alanda geçerlidir. Yeme, içme, dinlenme gibi ihtiyaçların, sair beşerî arzuların ve cismânî iştihaların hepsi Allah’ın meşru kıldığı dairede tatmin edilebilir, kat’iyen harama girmeye gerek yoktur. Haram şeytanın işidir; o, insandaki iştihayı kabartır, meşrunun dışında başka şeylere karşı insanın içinde arzu uyarır. Arzularının esiri olan insanlar da maddî gözleri gördüğü halde kör gibi yaşarlar; kulakları vardır ama hakikatleri duyamazlar; akıllı gibi görünseler de eşya ve hadiseleri değerlendiremezler. Dolayısıyla da insanlık onur ve haysiyetiyle asla bağdaşmayacak işler yaparlar.

Bütün Rezilliklerin Yuvası Rahata düşkünlük, aynı zamanda umum rezaletin yuvasıdır; bütün utanç verici haller, maskaralıklar ve rezillikler onun gölgesinde boy atıp gelişirler. Hayırlı faaliyetlerin içinde yer almayan kimseler şeytanın ağına yakalanırlar. Şeytan onları mutlaka bazı şeylerle meşgul eder, nefsanî ve cismanî bir kısım işlere yönlendirir. Mesela, biraz gezip stres atayım, bir yerde az eğleneyim, internet siteleri arasında dolaşayım, şöyle bir film seyredeyim... mülahazalarıyla lâubâli ve mâlâyâni şeylere girmelerini fısıldar. Bu fısıltıları takip ederek günah deryasına yelken açan insanlar hem en değerli zamanlarını boş yere tüketirler hem de bazen bir lokma, bir bakma ya da bir tutma ile

olmadık günahlara, rezilliklere ve maskaralıklara girerler. Kendilerini tembelliğe, tenperverliğe ve lâubâliliğe salmış insanların dünyada başardıkları hiçbir şey yoktur. Nitekim beşinci asırdan bu yana rahat yaşama sevdasına tutulan ve zevk ü sefaya düşen bizim zavallı ve bahtsız dünyamız ilmî müesseselerini, araştırma aşkını ve yeni keşiflere ulaşma cehdini başkalarına kaptırmıştır; dolayısıyla da ezilmeye, yenilmeye ve mahkûm yaşamaya dûçâr olmuştur. Geçmişin oldukça cahil ve her zaman gözümüzün içine bakan toplumları; ilmî seviyeleri, araştırma ciddiyetleri, maddî terakkîleri ve teknolojik üstünlükleriyle bizim üzerimizde hâkimiyet kurmuşlardır ve bizi dilenci haline getirmişlerdir. Getirmişlerdir; zira belgesellerde hayranlıkla seyrettiğimiz kâşiflerin her birerleri belki senede ancak bir-iki defa evlerine gitme imkânı bulabilmişlerdir. Bazıları ömürlerinin yirmi senesini kobraların hayatını araştırmaya adamış, bir ormanda yatıp kalkmış ve bugün çoklarının din adına bile katlanmayacakları mahrumiyetlere katlanmışlardır. Dolayısıyla, tembelliğin ve rahata düşkünlüğün, her türlü zillet ve mahrumiyetin en başta gelen sebeplerinden olduğuna en güzel şahit bizim hâl-i hazırdaki durumumuzdur. Zaten, kendini rahat ve rehavetin kucağına salıveren ölü ruhların, kalkıp laboratuvarlarda uzun süreli çalışmaları, kendilerini o işe vermeleri ve her şeyi didik didik etmeleri düşünülemez. Bu rahat ve rehavete düşkünlüğe bir de aşırı hâneperestlik eklenince, artık mücahede hattının terk edilmesi ve ferdin ruhta bir felç yaşaması mukadderdir. 1- İşsiz, tembel ve rahat döşeğine bağlı yaşayanlar, çoğunlukla çalışanlardan daha ziyade zahmet ve sıkıntı çekerler. 2- Beşerî arzuların hepsi Allah’ın meşru kıldığı dairede tatmin edilebilir, kat’iyen harama girmeye gerek yoktur. 3- Rahata düşkünlük, umum rezaletin yuvasıdır; bütün utanç verici haller onun gölgesinde boy atıp gelişirler.


HAFTANIN DUASI

SÖZÜN ÖZÜ

Sadrımızı, sinemizi, kâmil imana, tastamam ihsana aç ve bizi, sevip razı olduğun amelleri işlemeye muvaffak kıl! Biz dostluğun gereklerini ortaya koyamasak, ahdimize sadık ve vefalı olamasak da Sen bizi ümit ettiğimiz hususlarda haybet ve hüsrana uğratma!.. Ya Rab! Eksik-gedik de olsa, ne olur, şu teveccühümüzü karşılıksız bırakma!

Hareketten düşünceye, düşünceden harekete irade ve mantık mekiğini rahat kullanmasını bilen ve kendi ruh ve mana kanaviçelerimize göre bize yeni yeni dantelalar ören bir hamle insanıdır.

Şeytanın düğümlerini çözün! Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) buyurur ki, “Bir insan (gece) uyuyunca şeytan onun boyun köküne üç düğüm atar. Her düğümle beraber, “Önünde uzun bir gece var, rahat uyu!” der. O kimse gece uyanıp abdest alırsa, bir düğüm çözülür. (Kur’ân okuyarak, tesbîh ve tehlîl ederek) Allah’ı anarsa, bir düğüm daha çözülür. Bir de namaz kılarsa, şeytanın düğümlerinin hepsi çözülür. Böylece insan, canlı ve hoş bir hâlet-i ruhiye ile sabaha erer. Aksi halde içi kararmış ve uyuşuk bir halde sabahlar.” Evet, bir taraftan nefis diğer yandan da şeytan sürekli insanın kulağına fısıldar dururlar; “Rahat et, hele azıcık daha yat, keyfine bak, biraz daha dinlen!” derler. İnsan, bu nefsî ve şeytanî çağrılara uyup biraz daha uyusa ve dinlenme vaktini uzatıp dursa da, o fısıltıların ardı arkası kesilmez. Tembellik, biraz daha rahat etme duygusunu tetikler ve bütün bütün uyuşukluğa sebep olur. Dolayısıyla, ilk şeytanî fısıltı anında iradenin hakkını verip doğrulmak, kalkıp yataktan uzaklaşmak bir tepeyi

aşmak gibidir; o tepeyi aşan insan işin gerisini de yavaş yavaş getirir. Bazen üzerinize aldığınız bir sorumluluk, altından kalkılmaz gibi olur da çok zorlanırsınız; o işe başlamada biraz çekimser davranır, az sıkılır ve hatta bunalımlar yaşarsınız. Bir vaaz, bir konferans ya da bir yazı vakti gelip kapıya dayanınca dünyanın yükü omzunuza binmiş gibi olur, mesuliyetin altında ezilirsiniz. Fakat o meselenin bir köşesinden başlar, projesini yapar, ana noktalarını belirlerseniz, işin temel atkılarını örgülemiş sayılırsınız. Sonra onu güne veya saatlere taksim edersiniz; on saatlik bir işin bir saatliğini bile yaptığınız zaman, içinizde bir rahatlama hissedersiniz, o kadarcık bir sa’y içinize bir miktar inşirah salar. Bu açıdan da, meylürrahat hücum ettiği zaman hemen pes dememek, ona karşı mücadele etmek ve iradenin hakkını vermek zor olsa da, netice itibarıyla onu aşmak insana öyle bir zevk verir ki, rahatta ya da istirahatta o zevki yakalamak mümkün değildir.

Hülyalardaki gerçek Oturdum hayâlimle o eski bahçelerde, Bir devri şen-şakrak yaşadığımız yerlerde; En tatlı rüyalara açıldım perde perde, Saadetlerle coştuğum kutlu tepelerde, Hayâlimle oturdum o eski bahçelerde... Derken, sanki gözümde bütün eşya silindi, Bin hâtıra zevkiyle gökten baharlar indi. Cennet yamaçları gibi renkli ve derindi; Bir bir şafağın ağaran dağları gerindi, Derken, sanki gözümde bütün eşya silindi.. Yollar parıldıyordu az ötede gümüşten, Yolda ışık vardı geçmişteki tatlı düşten.. Düşler, mesajlar sunuyordu öze dönüşten; Tam sînelerdeki med vakti bir köpürüşten, Bir yol parıldıyordu az ötede gümüşten. Saldım kendimi bir âleme ki, yok serhaddi, Silinip gitti hayâlimden ne varsa maddî. Hummâlı gözlerimde yaz rüyaları şimdi, Zaten ilk günden beri kurduğum emelimdi. Saldım kendimi bir âleme ki, yok serhaddi...

Abdullah Aymaz

Hacı Kemal ve Eksper Kemal Ağabeyler Bayram günü Frankfurt’ta Zaman Gazetesi’nin merkezinde dost meclisinde sohbet-i canan sırasında son yazılar üzerinde Halil Şimşek hocamızla müzakere ederken Edremitli yıllar ve Kaynaklar üzerinde ve Hacı Kemal ve Arif Çağan Ağabey gibi ilklerle ilgili hatıralar üzerinde biraz daha yoğunlaşmamı istediler… Orada konuşulanları aktarmaya çalışacağım… Hacı Kemal Erimez Ağabey’in dedesi İstanbul’da imam imiş. Babası da Osmanlı subayı… Lübnan’da görev yaparken, oranın ileri gelen ailelerinden bir hanımefendiyle evlenmiş. Yani Hacı Kemal Erimez Ağabey’in annesi Lübnanlı… Orada dayıları vardı. Bir seferinde hacca giderken İncirliova’daki Şahabeddin Hoca ile onlara uğramışlardı. Onların uzun hikâyesini bu köşeden anlatmışımdır. Hacı Kemal Erimez Ağabey kolej mezunu idi… Muntazaman gazeteleri takip ederdi. 1950’de Demokrat Parti çıktığı zaman candan desteklemişti. Partilerin iç yapısında hiç görev almadığı halde hep sağ partilere destek vermişti. Menderes Aydın’a geldiğinde, deve kurban etmişti… O günlerde İncirliova’da eksper olarak görev yapan İzmir-Tire’den Kemâl Hepşen ile tanışmıştı. Muhtemelen onunla Risale-i Nurları tanımıştı… Eksper Kemâl Hepşen Bey, çok nezih bir beyefendiydi. Risaleleri tanımadan önce İzmir-Karşıyaka’dan zengin bir ailenin tek kızı ile evlenmişti. Modern Hacı Kemal Ağabey, bir yaşayışa alışmış bu aile ile Risale-i Eksper Kemal Bey için Nur talebesi olduktan sonra yolları “O evliyadan bir insandı. ayrılmıştı. O da Manisalı meşhur Zeyİncirliova’nın kadınları, rek Hocaefendi’nin hafız olan kızıyla evlenmişti… kapılarının önünde Bir gün Hacı Kemal Ağabey, oturur sohbet ederlerdi İncirliova’da evine doğru giderken karşı siyasi görüşe sahip onun arkasından, onun meyhaneden olan sarhoşlar, Menderes’e ve Üstad efendi ve nezih halinden Bediüzzaman Hazretleri’ne hakaret hatta küfretmişlerdi. Bunlara henüz o dolayı ‘Bu Kemal Bey, tahammül gücüne ulaşamayerde gezen bir melek, günlerde mış olan Kemal Erimez kızgınlıkla eve bir melek!..’ diye koşmuş tabancasını beline sokarak, hepsinden hesap sormak üzere meykonuşurlardı.” derdi. haneye doğru yürümeye başlamıştı. Bir anda karşısına Hızır gibi Eksper Kemal Bey çıkmış ve “Kemâl Ağabey ne oldu sana? Bu hâlin ne böyle?!..” diyerek kolundan tutarak alıp götürmüştü. Ona, merhametle ve hikmetle hareket eden Üstad Hazretleri’nin sözlerinden bahsetmiş “Biz muhabbet fedaileriyiz; husumete vaktimiz yok!..” demişti. Hacı Kemal Ağabey, Eksper Kemal Bey için “O evliyadan bir insandı. İncirliova’nın kadınları, kapılarının önünde oturur sohbet ederlerdi onun arkasından, onun efendi ve nezih halinden dolayı ‘Bu Kemal Bey, yerde gezen bir melek, bir melek!..’ diye konuşurlardı.” derdi. 1960’ın başında Konya Müftüsü meşhur Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi Razaman-ı Şerif’in son günlerinde İzmir’e gelir vaaz ederdi. Hacı Kemal Ağabey hiç peşinden ayrılmazdı. Elinde teyp onu takip ederdi. Sonra Yaşar Tunagür Hocamız geldi, ondan da hiç ayrılmadı. Onu hep yurdumuzun bulunduğu tarihi Kestanepazarı Camii’nin yanında görürdüm. Sonra M. Fethullah Gülen Hocaefendi geldi, Hacı Kemal Ağabey bu sefer ondan hiç ayrılmadı… Bir sonraki yazımda inşallah Hacı Kemal Ağabey ile Hacı Arif Ağabey’in nasıl tanıştıklarını ve Hz. Ebu Bekir fıtratlı Arif Çağan Bey’in bildiğim bazı yönlerini anlatmaya çalışacağım.


4 - 10 EYLÜL 2013

Ahmet Şahin

1

2

Kağıt helva

3

Malzemeler:

Yaz boyunca hangi duygularınız besleniyor? Yaz sıcaklarının etkisini artırdığı şu günlerde mevsimlik özel bir konuyu bir daha gözden geçirelim mi? Evet, diyorsanız, buyurun şu yorumu birlikte okuyalım. Bakalım siz nasıl bakacaksınız ‘duyguların beslenerek azgınlaştırılması’ konusuna? Bilindiği üzere insanda hem akıl ve iman vardır, hem de nefis ve şeytan... Her ikisi de insanı yönlendirme görevini yüklenmişlerdir. Bu sebeple insan hayatı boyunca ya aklının, imanının yönetiminde ya da nefsinin ve şeytanın etkisinde kalmaktadır. Bilinen bir gerçektir ki, kimse aklının, imanının yönetimini bırakıp da nefsinin ve şeytanının etkisine girmek istemez. Çünkü akıl ve imanda kötüye yönlendirme yoktur. Ama nefis ve şeytanda kötüye yönlendirme çoktur. Buna rağmen akıllı ve imanlı insan da zaman zaman nefsinin ve şeytanının yönlendirmesine girer, yanlışlar yapar. Niçin yapar akıllı ve imanlı insan bu yanlışları? Çünkü nefsini ve şeytanını besleyip azgınlaştırmış, onun baskı ve kıskacına girmiş de onun için. İşte bütün mesele burada. Beslenme meselesinde! Gün boyu aklı ve imanı mı besliyoruz, nefsi ve şeytanı mı? Şayet nefsi ve şeytanı teşhirli, tahrikli günahlarla, haramlarla besliyor, onları kuvvetlendirip azgınlaştırıyorsak, artık bu kimsenin akıllı, imanlı olması yeterli değildir. Aklı tasvip etmemesine, imanı rıza göstermemesine rağmen günahlara yönelir, yanlışları yapar. Hatta bu günahlara aklından, imanından feryatlar yüksele yüksele sürüklenir gider. Çünkü nefsi ve şeytanı öylesine Şayet nefsi ve beslenip azgınlaşmış ki, şeytanı teşhirli, artık imanını da, aklını da tahrikli günahlarla, dinlemez hale gelmişler. haramlarla besliyor, Bu yüzden sürükleye götürür etkionları kuvvetlendirip sürükleye siz kalmış iman ve akıl azgınlaştırıyorsak, sahibini.. Öyle ise, aklın, artık bu kimsenin akıllı, imanın tasvip etmeyeceği düşmemek için imanlı olması yeterli yanlışlara nefsi ve şeytanı teşhir değildir. Aklı tasvip ve tahrikli görüntü ve besleyip de etmemesine, imanı haramlarla azgınlaştırmamaya çok rıza göstermemesine dikkat etmek gerekmekrağmen günahlara tedir. Mevsim boyunca numaralı meselemiz, yönelir, yanlışları bir gözümüzü ve kalbimizi yapar. korumak olmalıdır. Bilinen bir gerçektir ki, nefis ve şeytanı besleyen mevsimlik günah vasatı oldukça yaygınlaşmıştır. Özel bir dikkatle kendinizi korumaya almadığınız takdirde nefis ve şeytanın beslenerek azgınlaşması an meselesidir. Hatta okuduğunuz bazı yayınlar, sokakta ve ekranlarda seyrettiğiniz bazı görüntüler nefsi ve şeytanı azgınlaştırmak için beklemektedir. Şayet kullanımına sınır koymadığınız cihazlarınız da devreye girerse besleme daha da azgınlaşır. Bir de bakarsınız ki, imanından, aklından şüphe etmediğiniz sağlam kimseler bile günahlara maruz. Direnememiş, dayanamamış, sürüklenmiş... Çünkü nefsi beslenmiş, şeytanı kuvvetlenmiş... Beslenip kuvvetlenen, zayıf kalanı elbette sürükler, isyan bayrağını da çeker. Onun için söylemiş Müceddidü’z-zaman meşhur sözü: - Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır! Tevbe, istiğfarla o günah silinmez de devam edilirse bağımlılık halini alır, kurtulmak zorlaşır. Ucu küfre ç��kan bir yolda ilerleme dahi söz konusu olur. - İşte bunun için arkadaş mühim, bunun için çevre mühim. Bunun için okunan gazete, dergi, kitap, dinlenen radyo, seyredilen televizyon, gidilen sohbetler mühim. Neyi besliyorlar, aklı ve imanı mı, yoksa nefsi ve şeytanı mı? Unutma, hangisini besliyorsan hayatın onun yönlendirmesindedir. Hatta sen istemesen de. Şimdi düşünme sırası bizde: Neyi besliyoruz, akıl ve imanı mı, nefis ve şeytanı mı? - Ne diyorsunuz bu beslenme ve azdırma musibetine? Mevsim boyunca kendimizi mutlaka korumaya mı almalıyız?

1

Mum kabına uygun aydınger veya yağlı kâğıt

2

5

Mum kabına uygun renkli fon kâğıdı Bant Mum Cam mum kabı

6

Maket bıçağı

4

3

Kâğıttan mumluk yapalım

S

evgili arkadaşlarım, dün gece uzun bir süre elektriğimiz gelmedi, karanlıklar içinde kaldık. Neyse ki annem bir mum yaktı da oturduğumuz oda biraz olsun aydınlandı. İlk başta mum ışığından faydalanarak duvara elimizin gölgesini vurdurup köpek ve kuş yaptık. Benim güzel annem yine yaptı yapacağını ve mumumuzu süsledi. Çok güzel oldu, sizler de elektriğinizin kesilmesini beklemeden bu mumlardan birer tane yapıp masanızda süs olarak kullanabilirsiniz. Üstelik elektriğiniz kesildiği zaman da mumunuz hazır olmuş olur. Hepinize kolay gelsin.

4 5

6

İlk önce mum kabını aydınger veya yağlı kâğıt ile sarıp, açılmaması için bantlayın. Daha sonra renkli fon kâğıdına şekildeki gibi çizgi çizip maket bıçağı ile düzgün kesikler atın. Kopmamasına dikkat edin.

HAZIRLAYAN: SEÇİL İLGÜN ANGÜN s.angun@zaman.com.tr

Kesikler attığınız renkli fon kâğıdını yağlı kâğıdın üzerine sarın ve bantlayın. İçine mumunuzu koyabilirsiniz.

NADİR GÜLLÜ KARAKÖY GÜLLÜOĞLU YÖN. KUR. BŞK.

Kazandığımızı senin yolunda harcayanlardan eyle Allah’ım. Biz bilemeyiz istemesini. Bizi bizden daha iyi bilen Rabb’im, Sen hakkımızda her şeyin hayırlısını ihsan eyle. İşlediğimiz günahlardan ders almayı ve tövbe etmeyi nasip eyle. Allah’ım olmayana da ver. Kazandığımızı da Senin yolunda harcayanlardan eyle. Amin.


4 - 10 EYLÜL 2013

MERVE TUNÇEL İSTANBUL

1ağrıların hayli can yakıcı olduğu bir

Böbrek taşı ve bunun neden olduğu

gerçek. Bir de bu tablo sizi hamilelikte vurduysa durum daha karmaşık bir hal alabiliyor. Üstelik bu hiç de uzak bir ihtimal değil. Yaklaşık olarak her 150 gebeden biri böbrek taşı problemi yaşıyor. Taşlar gebelikte idrar kanallarındaki gevşeme nedeniyle daha sık idrar kanalına düşerek dayanılmaz ağrılara sebep olabiliyor. Kadıköy Şifa Ataşehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Levent Gürkan, gebelikte böbrek taşı tedavisi ve yeni tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Erken doğum ve yüksek tansiyon riski Gebelik zamanında taş olmasa bile böbreklerde belli bir miktar şişliğe rastlamak doğal kabul ediliyor. İdrarı böbrekten idrar kesesine ileten kanalcıkların gebelikle büyümüş ana rahmi nedeniyle sıkışması yanında gebelik sırasında oluşan hormonal değişiklikler de idrar kanallarını gevşetip şişkinliğe neden olur. Doğal kabul edilen bu şişlik gebeliğin 6 ila 10. haftasında başlar ve doğumdan sonra 6. haftaya kadar şişlik sürebilir. Bu tür şişlikler ağrıya neden olmazken tek taraflı ağrıya neden olan böbrek şişlikleri ise taşın habercisi olabilir. Gebelerde taş böbreklere zarar vermekle kalmayıp erken doğum ve yüksek tansiyona neden olabileceğinden dikkatli olmakta fayda var.

Böbreğinizi de bebeğinizi de koruyun Böbreğiniz tek taraflı ağrıyor ve şişiyorsa böbrek taşından muzdarip olabilirsiniz. Eğer hamileyseniz durum iki kat riskli. Zira anne ve bebeğe zarar vermeyen teşhis ve tedavi için kısıtlı seçeneğiniz mevcut.  Teşhis koymak neden zor? Gebelikte taş tanısını koymak gebe olmayan hastalardakinden daha zor. Böbrek taşının klasik bulguları olan yan ağrısı, bulantı, kusma ve sık idrar yapma hissi gebelerde taş olmadan da görülürken, gebelerde büyüyen ana rahmine bağlı olarak taş ağrıları bel ve kasık gibi klasik konumlarından farklı noktalarda hissedilerek ağrının doktor tarafından yorumlanmasını da güçleştirebilir. Fizik muayenedeki güçlüğün yanı sıra hamilelerde taş tanısı sırasında kullanılabilecek görüntüleme yöntemleri de sınırlı. Özellikle bilgisayarlı tomografi (BT), intravenöz pyelografi (IVP), floroskopi gibi radyasyon içeren görüntüleme yöntem-

lerinin belli bir dozun üzerinde kullanılması anne karnındaki bebeğin bedensel ve zeka gelişimine olumsuz etki etmenin yanında kanser riskini artırır. Bu nedenle hayati durumlar dışında tercih edilmez. Ancak radyasyon içermeyen bir yöntem olan ultrason, anne karnındaki bebek için güvenli ve bu yüzden ilk tercih edilen görüntüleme yöntemi. Manyetik rezonans görüntüleme (MR) gebelerde güvenle kullanılabilecek bir yöntem. Bu sayede böbreklerde ve idrar kanallarında oluşan değişiklikler net olarak görüntülenebilir. MR ile yaşanan sorun taşın MR’da belirgin bir görüntü vermemesi. Bu nedenle MR idrar kanalında bir tıkanmanın olduğunu net olarak gösterebilirken darlığın nedeni hakkında net bir bilgi veremez. Taşların yaklaşık yüzde 70 kadar büyük bölümü ağızdan ilaç tedavisi ile takip

edildiğinde kendiliğinden düşer. Genel durumu kötüleşen, ağrısı ve bulantısı ağızdan alınan ilaçlarla kontrol edilemeyen hastalarda ise ek tedavi yöntemleri devreye giriyor. Tedavide temel amaç hamile anne adayına ve karnındaki bebeğine zarar vermeden idrar akımının tekrar sağlanması ve bununla birlikte ağrı ve bulantının kontrol altına alınması. Geleneksel olarak bu yönde yapılan ilk tedavi üreteral stent takılmasıdır. Bu işlemde böbrek ile idrar kesesi arasında taş ile tıkanmış olan kanala taşın yanından geçecek şekilde bir kateter, bir lastik boru takılmaktadır. Bu lastik boru gebelik süresince hastanın içinde kalır ve birçok gebede sıkıntıların gebelikten sonra yapılacak kesin tedaviye kadar ertelenmesini sağlar. Bazı gebelerde ise bu takılan boru taş ağrısını kesmekte yetersiz kalır, idrar

Bu taşlar neden değerli? NEŞE KUTLUTAŞ İSTANBUL

1kası kökenli olup dünyanın yeryüzü Değerli taşlar, erimiş magma taba-

çekirdeği denilen ve hareket halinde olan kısmının dış yüzeye çıkma çabaları neticesinde meydana gelir. Bu süreçleri milyonlarca yılda tamamlanan değerli taşlar; mineraller, kaynayan sular, lavlar ve buharlarla geçen yolculukları boyunca üzerlerine sinen elektromanyetik enerjiyi toplar.  İşte, tam olarak bu da insanlara milyonlarca yılın bir armağanı olarak sunulmuş şifa kaynağıdır. Bütün Doğu medeniyetlerinde bazen tedavi yöntemlerine destek olarak, bazen de doğrudan tedavi amaçlı kullanılan değerli taşların sırrına ulaşma çabası günümüzde de devam ediyor. Değerli taşların ışığı yansıtırken aldıkları büyüleyici görünüm, insanları onlara

yönelten etkenlerden birisi. Değerli taşlar, içlerinden geçen ışık kırılmaya uğradığında kuvars kristali gibi şeffaf hale gelir. Işık dalgaları taş tarafından emildiğinde renkler ortaya çıkar ve taşın yapısına göre şeffaf, yarı şeffaf ya da mat bir görünüm kazanır. Taklit taşlar ise tekrar yapılmıştır ve sentetik olarak ayrılabilir. Taklit edilen taşlar ilk kez Mısır’da yapılmıştır. Bugünse bu taşlar cam ya da plastikten yapılıyor. Düşüncelerimizin hayatımız üzerinde tesiri vardır. Müspet düşüncelerle hayat enerjimizi artırabiliriz. Taşların enerjileriyle, müspet düşüncenin güçlü enerjisi birleştiğinde şifanın gücünü görebiliriz. Birleşen bu güç, taşın ve düşüncenin ayrı ayrı sahip oldukları enerjinin gücünden çok daha fazladır. Akıl, ruh, beden dengesini sağlamak için binlerce yıldır kullanılan değerli taşlar

günümüzde de oldukça gözde. Değerli taşlar, üzerlerinde taşıdıkları enerjiyle insandan, eşyadan, kirli bir mekândan ve daha pek çok yan unsurlar kanalıyla insana bulaşan negatif enerjiyi pozitif enerjiye dönüştürmek hususunda oldukça maharetli. Bir taşa karşı çekim hissettiğinizde bilin ki o sizin için şifalıdır. Kullanılacak değerli taş, tene temas etmesi gereken bir taşsa eğer, iki karattan büyük olması, kolye ya da yüzük olarak kullanılacaksa arka kısımlarının muhakkak açık olması tavsiye edilir. Değerli taşların kullanımında dikkat edilecek birkaç püf noktasını unutmamak lazım: Her şeyden önce kristal özlü taşlara dokunan bir insan onun üzerinde kendi ruhsal ve fiziki halinin tortusunu bırakır. Bu anlamda değerli taşlar her insanın kendine özgü olmalıdır.

kesesinde hassasiyete ve ağrıya neden olur, sık tuvalete gitme ihtiyacıyla hayat kalitesini belirgin olarak düşürür.

Lazerle de kırılabiliyor Dışarıdan ses dalgaları ile taş kırma yöntemi olan ESWL’nin gebelerde kullanımı sakıncalı. Son dönemde endoskopik aletlerde ve lazer teknolojisindeki gelişmelere paralel olarak bu hastalar artık üreteral kateterlere mahkûm değil. Ucunda ışık ve kamerası bulunan üreteroskop adı verilen özel cihazlarla idrar deliğinden girilerek direkt görüş altında idrar kanalı boyunca ilerlenmekte ve taş ile karşılaşıldığında lazer ile parçalanmakta. Bükülebilirlikleri sayesinde ana rahminin baskısı altındaki idrar kanalında rahatça ilerleyen bu cihazların taşları temizlemedeki başarısı yüzde 70 ila 100 oranında.


4 - 10 EYLÜL 2013

40

BULMACA BU Hazrlayan: Ali Topdağ a.topdag@zaman.com.tr

ARDIŞIK SUDOKU

İÇ İÇE KARELER

•Her satr, her sütun ve kaln çizgilerle belirlenmiş 6 kutuluk bölgeye 1’den 6’ya kadar olan rakamlar birer kere yazarak diyagram doldurun. •Üzerinde işaret olan iki kutudaki say ardşktr. •Tüm ardşklar diyagramda gösterilmiştir.

Aşağdaki simetrik şekil iç içe geçmiş karelerden oluşturulmuştur. Acaba bu şekilde toplam kaç tane kare var?

GEÇEN HAFTANIN ÇÖZÜMLERİ

ARDIŞIK SUDOKU

6

6

5

4

2

6

1

3

6

3

1

4

2

5

3

1

6

2

5

4

2

5

4

3

6

1

4

2

5

1

3

6

1

6

3

5

4

2

HECELİ BULMACA

HECELİ BULMACA A •Diyagramdaki her bir kutuya uya bir h hece yazarak bulmacay çözmeye çalşn. •Kullanacağnz heceler diyagramn altnda verilmiştir. •Çözümü yaptğnzda şifre kelimeyi köşegende görebilirsiniz.

ŞA

HI

MER

DAN

DA

I

RE

ROK

RA

HA

SA

NE

İÇİÇE KARELER

SAYI PİRAMİDİ Aşağdaki piramitte her kutuda bulunan say altndaki iki kutuda bulunan saylarn TOPLAMINA eşittir. Buna göre her bir piramitte ayn saylar kullanmadan boş kalan kutular doldurun.

İbadetlerin emredildiği için yaplmas

13 TANE KARE VARDIR

Çevrebilimi İnsafl, müşfik

24

Akl alma, danşma

SAYI PİRAMİDİ

32 13

AB

HA

RE

BÜ Dİ

İS

LO

ŞA

MER

TA

E

KO

MET

6

105 58

8 17

9

47 26

32 15

8

21

10

11 7

4

6


3 EYLÜL 2013 SALI

Yeni Bahar Çocuk

08-09 Bulmacalar

3 EYLÜL 2013 SALI

4 - 10 EYLÜL 2013

ÇÖZMECE


4 - 10 EYLÜL 2013

Herkes duaya koşmalı SÜLEYMAN SARGIN İSTANBUL

1yoruz, olup biten her işte sürekli korku, Müslümanların yaşadığı yerlere bakı-

telâş, endişe ve ürperten bir belirsizlik var. Niyetler olabildiğine karanlık, söz ve davranışlar aldatıcı. Kimin ne yaptığı, ne yapacağı belli değil; arzular başka, sözler-vaatler başka; aldatan aldatana. Zalimler zulümlerinin keyfini sürerken, mazlumlar çaresizlik içinde tutunacak bir dal arıyorlar. Her yanda yürekler tıpkı kamış kalemler gibi cızır cızır.. Ve cızırdayan bu kalemler, kan rengindeki mürekkepleriyle tarihin en kirli sayfalarından birine en utandıran notları düşüyor. Her tarafta toz-duman, her bucakta kan, irin ve gözyaşı. Gövdeler canlara kalkan, canlar yaşama heyecanı ve ölüm hafakanıyla tir tir.. Ezenler kan kokusu almış köpekbalıkları gibi av peşinde; her gördüğüne saldırıyor ve herkese diş gösteriyorlar. Mazlumlar-mağdurlar ise, sürekli şaşkınlık içinde ve beyhude eforların yorgunu. Her yanda kurt ulumaları, çakal sesleri; bu seslere açık sînelerde ise çaresizlik iniltileri. Umumî atmosfer simsiyah; hâdiseler de hep sisli-dumanlı.. İnsanlar her an ayrı bir acı ve ızdırapla ölüp ölüp diriliyorlar. Bugün adaletin, merhametin timsali olması gereken coğrafyalarda zulümleri zulümler takip ediyor; güçlüler güçsüzleri eziyor. Kuvveti elinde bulunduranlar, kimsenin gözünün yaşına bakmadan önüne gelen herkese saldırıyor. Bu kabil saldırı ve tecavüzler esnasında binlerce masum gadre uğruyor; bir sürü insan ölüyor veya zindanlara gönderiliyor. Her gün yüzlerce ölü haberi almak olağan bir durum gibi görülüyor. Ve bütün bu olan bitenler imanlı yürekleri kanatıyor. Çaresizlik ve elden bir şey gelmemesi hali de bu ızdırabı katlıyor. Müslüman dünya için yıllar hep böyle Muharrem gibi geçti; gözyaşları da Revân Nehri gibi çağlayıp durdu.. Ama yapılanlar mutlaka İlâhî izzete dokunacak ve Allah zulmedeni de, zulmü alkışlayıp zalimi seveni de, haksızlıklar karşısında sessiz kalanı da toptan te’dib edecektir. Atalarımız “Zulm ile âbâd olanın âhiri berbat olur.” demişler. Hakikaten de tarih bunun yüzlerce misaliyle doludur. Dahası, iğneden ipliğe her şeyin hesabının sorulacağı bir gün var ki, o gün vay haline o zalimlerin!.. Biz, şimdi her şeyi Sahib’ine havale ederek bir kere daha: “Zalimin zulmü varsa mazlumun da Allah’ı var, Bugün halka cevretmek kolay, yarın Hakk’ın divanı var.” deyip geçelim. Allah dünkü zalimleri bugün cezalandırdığı gibi, günümüzün gaddarlarını da çok yakın bir

gelecekte mutlaka tecziye edecektir. Bugün, şahlar, şehinşahlar gibi yaşayanlar, günü gelince sürekli ızdırapla kıvranacak ve sefalet içinde yutkunup duracaklardır. Bu dünya, var olduğu günden beri her zaman yarısı ışık, yarısı da karanlık olagelmiştir. Bugün zahiren karanlık yaşayanlar, yakın bir gelecekte inşaallah aydınlıklara yürüyecek, içinde bulundukları zamanı günahlarıyla kirletenler de karanlıklara yuvarlanacaklardır.

Seher kuşları gibi inlemeliyiz Bütün bunlar yaşanırken bize de, geceleri hep seher kuşları gibi inleyip durmak ve âh u enînlerle gök kapılarını zorlamak düşüyor. Her birimiz “ateş nereye düşerse düşsün beni de yakar” hassasiyetiyle duadan bir an bile dûr olmamalıyız. Meclisler tertip etmeliyiz dua için. Belli mekânlarda toplanmalıyız belki de. Bir seferberlik ruhuyla kadın-erkek,

Rugan çanta ve pabuçlara bakım: Çatlamaya müsait olan rugan çanta ve pabuçlarınızın üzerine bir pamuk yardımıyla bolca süt bastırın. Kurumasını bekleyin, sonra da yumuşak pamuklu bir bezle silin. Rugan eşyalarınız ilk günkü parlaklıklarına kavuşacaktır. Mürekkep lekesi kalmasın: Renkli elbiseleriniz mürekkep lekesi olduğunda, giysinizi bir gece boyunca leğenin içinde süte yatırın. Sabahleyin de normal şekilde yıkayın. İşe yarar bir yöntemdir. Çatlak porselen tamiri: Çatlayan porselen tabağınızı geniş bir tencerenin içine koyun. Üzerini örtecek miktarda sütü de tencereye boca edin. Sonra da içinde tabak olan bu sütü kaynatın. Süt kaynamaya başladığı an, ocağın ateşini en aza alın. 45-50 dakika kadar çok hafif şekilde kaynasın. Sonra ocağın altını kapatın. Sütün proteini porselenin çatlak kısmını kolaylıkla kapatacaktır. Mısırlar daha lezzetli olsun: Haşlanmış mısırın lezzetini artırmak çok kolay. Bunun için kaynatacağınız tencereye mısırı koymadan önce, suyun içine 50 gram süt tozu karıştırın. Hem çok daha lezzetli hem de daha diri bir mısır

yaşlı-genç herkesi bu dua anaforuna dâhil etmeliyiz. İçinde başta Mısır, Suriye olmak üzere mazlum ve mağdur Müslümanları anmadığımız duanın kabul olunmayacağını düşünmeli, onlara duayı namus bilmeliyiz. Çocuklarımızı alalım kucaklarımıza ve o masumların saf kalbleriyle teveccüh edelim ulu dergâha. Nebiler Serveri’nin dualarını koyalım dilekçelerimizin ilk satırlarına. On dört asrı aydınlatan mânâ yıldızlarımızın sinelerinden kopup gelen ızdırap yüklü duaları ekleyelim sonra da. Cevşen’i zırh yapıp zalimlere karşı koruma talep edelim Kahhâr u Zü’l-Celâl’den.

Aczimiz gözyaşlarıyla şerh edilmeli Sadece Cevşen mi, hayır! Yakaran gönüllerin dua demeti olan Kulûbu’d-Dâria da paylaşarak okunmalı. Abdülkadir Geylânî Hazretleri’nin Hizbü’n-Nasr isimli duası tav-

elde edeceksiniz. Cilt bakımı için: Evinizde maliyetsiz ve pratik bir şekilde cilt bakımı yapmak için süt tozundan yararlanın. 50 gram süt tozunu çukur bir cam tabağa boşaltın ve üzerine macun kıvamına gelinceye kadar karıştırarak su ekleyin. Göz çevreniz hariç bu karışımı cildinize sürün. Süt tozundan elde ettiğiniz kremi cildinizde kuruyuncaya (15-20 dakika kadar) kadar bekletin. Sonra ılık suyla yıkayın. Taze ve diri bir cilt için bu bakımı haftada bir düzenli olarak yapın. Sonuçtan memnun kalacaksınız. Pratik bir makyaj temizleyici: Evde bir paket süt tozunu bulundurmanız pratik çözümler için oldukça önemli. Bunun için önce bir cam kavanoza ihtiyacınız olacak. Cam kavanozun içine önce üç çorba kaşığı süt tozu koyun. Üzerine ılık su ekleyin, kaşıkla karıştırın ve iyice çalkalayın. Süt tozu ve ılık su boza kıvamına gelinceye kadar karıştırın, çok sıvı olduysa biraz daha süt tozu ekleyin. Sonra da bir pamukla

Her derde deva süt

siye ediliyor bugünlerde. Bir de İmam Şâzilî Hazretleri’nin Hizbü’n-Nasr’ı var okunması gereken. İmam Gazalî’nin Hizbü’l-Hasîn ve Hizbü’l-Masûn duaları da çokça okunması tavsiye edilen dualardan. Ashab-ı Bedir okunmalı tekrar tekrar. Aczimiz ve zaafımız gözyaşlarıyla şerh edilmeli Mutlak Kudret’in Sahibi’ne. Bütün nafileleri, evvabinleri, duha namazlarını, teheccüdleri hep “Hacet Namazı” niyetiyle eda edelim. İman, ihlas, marifet, muhabbet, ilim, uhuvvet dilenelim her şeyin Sahib’inden. İslam dünyası için merhamet, mağfiret, nusret, salâh ve felah dilenelim. Dağınıklığımızın giderilmesi için kıvranalım seccadelerde. Gözyaşlarımızı ceyhûn edelim inayet taleplerimizle. Kim bilir belki de, toplarla, tüfeklerle çözülemeyen problemler hiç umulmadık şekilde bir gün gözyaşlarıyla ve Hakk’a yakarışlarla çözülecektir.

cildinizi temizleyip ardından bol suyla bir güzel durulayın. Bu karışımı buzdolabında bekletebilirsiniz. Gümüş parlatıcı: Kararan gümüşleriniz için sütten faydalanabilirsiniz, ancak sütün ekşimiş olması gerekir. Ekşimiş sütünüz yoksa taze sütün içine bir miktar sirke katarak ekşitebilirsiniz. Sütün içine kararan gümüşleri yatırın. Yarım saat sonra çıkarıp ılık sabunlu suyla (deterjanlı değil) yıkayıp durulayın, sonra güzelce durulayın. Böcek sokmalarında acı hafifletici: Hem böcek sokmalarında hem de güneş yanıklarında süt tozu imdadınıza yetişecektir. Cam ya da porselen bir kabın içine önce süt tozunu, üzerine de iki katı suyu koyun. İçine bir çay kaşığı tuz ekleyin ve karıştırın. Neredeyse macun haline gelecek kıvamda olan bu karışımı böcek sokması veya güneş yanığı olan bölgeye sürün. Süt tozundaki enzimler acıyan veya kaşınan cilt üzerinde iyi bir sonuç vererek hem acınızı hem de kaşıntınızı hafifletecektir. Buzluktan çıkan balıkları sütte bekletin: Buzluktan çıkardığınız balıkları taze balık tadında yemek isterseniz pratik bir önerimiz var. Balığı buzluktan çıkardığınızda tam olarak çözülünceye kadar süt dolu bir kabın içinde bekletin. Balığın buzu sütün içinde çözüldükten sonra pişirdiğinizde tadına doyamayacaksınız.


HABER TURU

31 GÜNDEM

4 - 10 EYLÜL 2013 ZAMAN

LİSELERE GEÇİŞ SİSTEMİNDEKİ TARTIŞMALAR DAHA DA KOYULAŞIYOR…

FIRSAT EŞİTSİZLİĞİ YARASINA 36 TORBA SINAV TUZU 1bir sistem; kaos, karmaşa ve gayrimeşruluk doğuran

Elbette ki eksik ve gedikleri bulunsa da hayata geçirilen

sistemsizlikten daha evladır. Ancak sık sık ve üstelik taban tabana zıt değişikliklere gitmek; istikrarsızlığa, verimsizliğe ve en neticede de başarısızlığa zemin hazırlıyor. Milli Eğitim politikalarında bunu yaşıyoruz ne yazık ki. Önceleri iktidarlar el değiştirdiğinde farklı uygulamalarla karşılaşırdık. Son 11 yıldır tek parti hükümetiyle yönetiliyoruz ama eğitimdeki zikzaklar adeta baş döndürüyor. Kelimenin tam anlamıyla yapboz tahtasına benziyor maarif idaresi. Liselere intikalin gerçekleştiği imtihandaki tutarsızlıklar vaziyeti yeterince yansıtıyor. Başlarda tekti. Ardından üçe çıktı. Olmadı tekrar bire düşürüldü. Şimdi de tümden lağvedildi. Seviye Belirleme Sınavı (SBS)’nın kaldırıldığının açıklanmasıyla tartışmalar bitmediği gibi, her gün problemler silsilesine yenisi ekleniyor. Aktüel kararla, dershaneleri kapatma girişiminin yakından ilişkisi var. “Öyle bir düzenleme yapalım ki seçme sınavlarına bilenirken ekstradan çalışmaya gerek kalmasın” düşüncesi baskın. Niyetle gerçekler örtüşmüyor. Bakanlık, SBS’nin yerine merkezî imtihanları ikame edeceğini duyurdu. Öğrenciler 6, 7 ve 8’inci sınıflarda Türkçe, fen, matematik, inkılap tarihi ve Atatürkçülük, yabancı dil ve din kültürü derslerinden toplamda 36 ortak sınava girecek. Her dönemde birerden yıl başına on ikişer defa bilgiler sınanacak. Başarı notu belirlenirken, sınav performansı yüzde 60, öğretmen kanaati yüzde 40 rol oynayacak. Kafaya takılan sorulardan ilki şöyle: Bu sene 7 ve 8’e gidecek çocuklar kaç sınavda ter dökecek? Hemen ikincisini aktaralım: Oturtulmaya çabalanan metodoloji dershane takviyesini gerektirmeyecek mi? İkinci suale en kısa ve mantıki cevap: Takviye neredeyse kaçınılmazlaşacak. Zira okullardaki imkânlar ve öğretmenlerin kalitesi kati suretle aynı değil. Fırsat eşitsizliğinden mustaribiz. Tüm Özel Öğretim Kurumları Derneği (TÖDER) Başkanı Enver Yücel, “Sınavları çok mükemmel yapabilirsiniz. Fakat bu, eğitim sistemini düzelttik anlamına gelmez. Sınavların sayısı önemli değildir. Önemli olan, okulların aynı standartlarda ve şartlarının kaliteli olması.” diyor. Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Baykal ise, “Tek sınav bile öğrenciler üzerinde kaygı oluştururken, 36 sınav daha çok baskı oluşturacak.” görüşünü dillendiriyor. Mersin Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ata Tezbaşaran da şunları vurguluyor: “Sistemler konuluyor ama bunun değerlendirme aşaması ve uygulanabilirliğine bakılmıyor.” Türkiye’deki çalışanların

F.BAHÇE VE BEŞİKTAŞ’TA AVRUPA’DAN İHRAÇ KÂBUSU…

TÜRK FUTBOLUNUN KARA YILI

Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) de onadı. Fenerbahçe 2, Beşiktaş 1 yıl Avrupa’dan men. UEFA Avrupa Ligi’ne Kara Kartalların yerine, elediği Norveç ekibi Tromsö devam edecek. Arsenal’e 3-0 ve 2-0’lık skorlarla yenilerek Şampiyonlar Ligi’ne elveda diyen Sarı-Kanaryalar da Beşiktaş’ın akıbetiyle karşı karşıya. Ondan boşalan yeri, çekilen kura sonucu Güney Kıbrıs Rum Kesimi temsilcisi APOEL dolduracak. İki takımımızın cezaları bu sezondan itibaren geçerli çünkü. Beşiktaş iyi ki Tromsö’yi saf dışı bıraktı. Aksi takdirde yasağı önümüzdeki sezona (2013-14’e) kayacaktı. Nereden bakılırsa bakılsın Türk futbolu kayıpta. İki lokomotif kulübümüzün hem kariyerleri yaralandı hem de ülke puanımız törpüleniyor. Buraya dek niçin cezalandırıldığımızı, bilerek zikretmedik. aliye Bakanlığı’nın Şikeden memur zammı için ötürü diyemedik. Neticede dedik işte. Umarız bir daha öngördüğü tutar benzer5 sıkıntılarla uğraşmayız. Fenerbahçe 2011-12’de Şampiyonlar milyar lira idi. Sözleşmeye da- gidememişti. 2010-11’de gol averajıyla ekarte ettiği rakibi Ligi’ne hil olan ek ödeneklerle miktar Trabzonspor’u göndermişti Futbol Federasyonu’muz. Beşiktaş da mali 3,08 milyar lira aşıldı. Seyyayükümlülüklerini yerine getirmediğinden 2012-13’te UEFA tarafından nen ilave, öğretmenlere eğiorganizasyonlara alınmamıştı. Kulüp idaresindeki çıkmazları işaretliyor tim-öğretim tazminatındaki ve 4-C’lilerdeki iyileştirmelerle içine sürüklendiğimiz kaotik hal. Yaklaşık 15 yıldır F.Bahçe’nin başınbirlikte lehlerine 107 kalemde daki Aziz Yıldırım, ekimde yapılacağı duyurulan seçimli olağanüstü kazanım söz konusu. 175 lirakongrede adaylığını koymayacak. Zaten hüküm giydiği şike dava lık brüt taban maaş takviyesi, dosyası çalışmayı sürdürenlerin aylık- da Yargıtay’da. Kesinleşirse bir müddet daha hapis yatacak. Kuvvetle muhtemel çekilmek istemese de mecburen görevi bırakma larını net 123, emeklilerinkini ise 146 lira artırdı. 107ihtimali kalem- söz konusu. Bordo-Mavili Karadeniz ekibi, 2010-11 şampide kazanım söz konusu.yonluk Taban kupasının kendilerine verilmesini istiyor. Mücadeleyi sonuna ücretteki artış emekli dek ikramisürdürmekte kararlılar. UEFA’nın federasyonumuza bu mevzuda yelerine yansıyacak. Örnekbaskı30uygulaması beklenmese de her an her şey olabilir. Ancak bir lendirirsek, 1 Ocak 2014’te önceki Trabzonspor yönetiminin yılını tamamlayarak emekliye süreci iyisürede yürüttüğü ayrılan memurun ikramiyesi caklar. Yılda bir kere verilende malum nemindeki 7 aylık 456 5 bin 250 lira yükselecek. Ast, öğretim yılına hazırlık ödeneğisöylenemez. lira eklenecek. ŞenolKamu Güneşçalışangibi bir üst, müsteşar, genel müdür 2014 yılında 740 liradan 850;hocayı larının 85’ininbaşardılar. aylık ücpesyüzde ettirmeyi fark etmiyor; herkesinki bu 2015’teyse 950 liraya çıkacak. reti 2 bin 700 liranın altında. Ellerindeki kadronun dağılmasını kadar çoğalacak. Öğretmen4-C’ler nispeten daha mutlu. Seyyanen zam düşük maaşlığa 3 Temmuz lerin iyileştirmesi diğer kateAile yardımı müjdesiyle top-engelleyemediler. daha çok yaradı. Maaşı 3 bin liŞike Davasıkısmen seyrüseferingoridekilerden biraz fazlaca. lam artış 493 lirayı buluyor.2011rayı aşanlarınki geride. 123 liranın haricinde 75+75 Bu arada 17 bin orman işçisi-den Negatif başı müsherkesetkilenmede zarar gördü. Şimdi özel hizmet tazminatı da alanin maaşına mayıs-kasım dö-önümüze teşarlarbakma çekiyor.zamanı…

Kara Kutu

KÜNYE

Türkiye’nin işsizlik profili

sayısı 26,1 milyon iken, işsizlerinkiyse 2 milyon 526 bin. Büyük çoğunluğu, 2 milyon 319 bini İş Kurumu’na (İŞKUR) kayıtlı. Kurumun yaptığı tasnife göre işsiz kişilerin 502 bini 25-29 yaş grubu aralığında. Yani yüzde 20’si onlardan oluşuyor. 1,5 milyonu 35 yaşın altında, 15 biniyse 60 yaşın üzerinde. 20-24 Genel Yayın Müdürü Haber Merkezi yaş dilimindekiler 479; Editor-in-Chief Redaktionde Center 30-34’tekiler 411 bin. 50-54’te 55-59’daysa Hasan Cücük,68, Emre Oğuz, Menaf 30Alıcı, bin İbrahim işsiz var. 60-64’deKamil Subaşı Kaya, Engin kilerse 4 bin 818 kişi. k.subasi@zamaniskandinavya.dk Tenekeci, İşsizlerin 795 bini nitelik Zeyd Yüksel gerektirmeyen işler talep Banka bilgileri: Danske Bank: Reg nr. 3129 Kontonr. 16922552 25065557 ediyor:CVR-nr. Ne iş olursa yapaIBAN: DK57 30000016922552 • SWIFT-BIC: DABADKKK caklar! Meslek tercihlerinde 120 binle büro memurluğu, 51 binle satış danışmanlığı ÜLKE VE BÖLGE TEMSİLCİLİKLERİ ve 49 binle de 46 sekreterlik • İsveç: İbrahim Kaya ............................................................................................................................... + 46 76 160 03 listenin ön sıralarında yer • Norveç: Ömer Fevzi İpek ...................................................................................................................... + 47 21 39 54 57 alıyor. 39 bin 979’la ön mu• Finlandiya: Fahrettin Çalışkan ........................................................................................................... + 358 505dördüncü. 48 03 33 Onu hasebecilik • Grönland, İzlanda: Mehmet Bayhan ................................................................................................ + 45739’la 52783966 37 bin şoför-yük taşımacılık; • Aarhus: Rasim Atakan .......................................................................................................................... + 45 42 783093bin 64 892’yle muhasebecilik, 26 bin Reklam ..............................................reklam@zamaniskandinavya.dk ............................................... +45715 14 385 460’la garsonluk, 23 bin Haber: ..................................................haber@zamaniskandinavya.dk 719’la aşçılık, 23 bin 359’la Okur Hattı: ..................................okurhatti@zamaniskandinavya.dk şoför-yolcu taşımacılık ve 19 bin 927’yle pazarlamacılık izliyor. İleri yaşlara Gazetemizde yayınlanan yazı ve haberlerin yayın hakları Moving Media ApS’ye aittir. Yazı ve haberler gelince, 65’ini devirenlerreferans gösterilerek kullanılabilir. Yayınlanan reklamların içeriğinden gazetemiz sorumluiçin değildir. den 276’sı bekçilik gözde. 74’ü bahçıvan, 72’si Moving Media ApS • Holsbjergvej 41 B • 2620 Albertslund • Tlf: +işletmeci, 45 70 20 6952’siyse 70 büro İnternet: www.zamaniskandinavya.dk • Baskı: OTM AVISTRYK IKAST | ISSN: 1903 6892istiyor. memuru olmak

Sahibi/Publisher: Moving Media ApS Yönetim Kurulu Başkanı/Chief Executive Officer Vedat Oğuz

10

M

Memur maaşlarında seyyanen adalet!

SAYILARIN DİLİ

¨1.407 Ehliyetsiz araç kullanmanın

yeni faturası bin 407 lira. İzmir’deki ilk denetimlerde bu kurala uymayan 432 kişiye belirtilen miktarda para cezası kesildi. Bizden uyarması; sürdükleri araçlardan 300’ü başka kişilere aitti ama aynı tutarı ruhsat sahipleri de ödeyecek.

18-15-6

Dövizdeki öngörü dışı dalgalanmalar derhal akaryakıt fiyatlarına yansıdı. Litre başına motorin 18, benzin 15 ve LPG (otogaz) ise 6 kuruş zamlandı. 30 Ağustos’tan itibaren İstanbul’daki tarife şöyle: 95 oktan benzinin litresi 5,07; motorininki 4,52 ve LPG’ninki de 2,69 lira.

12 milyar $

Abu Dabili enerji şirketi TAQA, Kahramanmaraş Elbistan’a yapmayı planladığı 12 milyar dolarlık kömür santrali projesinden vazgeçti. Santralin elektrik üretim kapasitesi 8 bin megawatt idi. Türkiye’deki linyit rezervinin 4,4 milyar tonu yani yüzde 40’ı AfşinElbistan Havzası’nda.

3,4

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre sanayi istihdam endeksi 2013’ün ikinci çeyreğinde 2012’nin aynı dönemine oranla yüzde 3,4; bir önceki çeyreğe kıyaslaysa yüzde 1,6 arttı. Sanayide çalışılan saat endeksi de yukardaki sırayla yüzde 2,7 ve 1,6 büyüdü. 2 - 8 EYLÜL / 2013


32 GÜNDEM Hükümet olduğumuzda darbe endeşisi yaşıyorduk

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

İDRİS GÜRSOY ANKARA

1çildiği günün yıldönümünde Bülent

Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı se-

Arınç’la birlikteyiz. Abdullah Bey’in adaylığının arkasında durarak Çankaya’da Gül dönemini başlatmıştı. Ergenekon’un hedefi oldu. Meclis başkanıyken Manisa’da annesinin kaldığı ev Orgeneral Şener Eruygur’un emriyle aranmak istendi. Polis tedbir almasa jandarma evi basacaktı. Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Arınç, 28 Şubat’tan 2007’deki 27 Nisan e-muhtırasına, son çeyrek yüzyılın en önemli siyasi aktörlerinden biri sayılabilir. Necmettin Erbakan karşısında yenilikçilerle birlikte hareket etti. Erdoğan ve Gül’le AK Parti’nin üç kurucusundan biri oldu. Seçim sath-ı mailindeyiz. Mart 2014’te yerel seçimler için sandığa gideceğiz. 2015’e kadar cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler yapılacak. Öte yandan Gezi Parkı’ndan daha büyük eylemler planlanıyor. Eylül ve ekimde sokaklar birileri tarafından karıştırılabilir. PKK tehditler savuruyor. Suriye sınırı ısınıyor. Tüm bunları Arınç ile konuştuk. -Darbeler ilk defa soruşturuldu. Siz bu davaları yüz yılın en önemli olayları olarak yorumladınız. Demokrasi tarihimizin hangi noktasındayız? Bu yargılamalar, ister Ergenekon ister Balyoz ister 28 Şubat davaları olsun, Türk demokrasisi için çok önemli kararları içeriyor. 1946’da çok partili hayata geçtik, 50’deki serbest seçimlerle başlarsak 63 sene geçmiş. Bu sürenin yarısı, belki 40 yıl darbeler dönemidir. Artık bu cuntaların açığa çıkarılması, soruşturulması, yargılanması ve sonunda cezalara çarptırılması dünya çapında bir olay. Bugüne kadar hiçbir siyasetçi böyle bir şey olacağından emin değildi. -Siz iktidara geldiğinizde de mi? Doğrusu biz iktidara geldiğimizde de acaba bunların hesabı sorulabilecek mi, darbe özlemcileri bundan sonra bu işe tevessülden geri kalacak mı, diye sorsalar çok emin değildik. Mesela ben Meclis Başkanı’ydım. Yurtdışından ziyaretçiler gelirdi. Biz onlara yeni Türkiye’yi anlatırdık, ama uğurlarken biraz da yüzleri kızararak, kulağımıza eğilerek ‘Bundan sonra darbe olur mu?’ diye sorarlardı. Biz ‘Kesinlikle böyle bir şey yok, nereden çıkarıyorsunuz?’ derdik, sonra da kendi nefsimize dönüp ‘Bu adamlar bunu söylüyorlar, demek ki Avrupa’da böyle bir kaygı var, tehlike görülüyor’ derdik. Askerî törenlere katılırdık, gözlerimize bakarak laiklikten başlar, irtica ile bitirirlerdi. Resepsiyon verilir, biz sayın başbakanla masanın başında yalnız baş başa kalırdık, hiçbirisi gelmez, hoş geldiniz demez, elimizi sıkmazdı. Birisi -şu anda mahkûm- yan masada durur, bizi yiyecekmiş gibi bakardı. Sabrettik. Bazı yasal düzenlemeler yaptık. İtiraf etmeliyim ki sivil-asker ilişkilerinin Batı ülkelerindeki gibi bir mihraka oturması için çalışırken, Avrupa Birliği üyelik süreci işimizi kolaylaştırdı. Kopenhag Kriterleri’ndeki anayasal, yasal değişiklikler ve anlayış değişiklikleri yolumuzu, yönümüzü açan bir akreditasyon oldu. Bu değişikliklere itiraz gelmedi, gelenleri de göğüsledik. İkincisi 2010 referandumu büyük bir milattır. Yargı tamamen bağımsız hâle geldi. -Nasıl? 2005’ten bu yana Türkiye yargısının güç-

FOTOĞRAFLAR: ALİ ÜNAL

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç ile AK Parti iktidarına karşı planlanan darbe girişimlerini, davaları, asker-sivil ilişkilerini, 28 Şubat’ı ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini konuştuk.

MİLLÎ GÖRÜŞ GÖMLEĞİ İLE YOLA DEVAM ETSEYDİK SAADET PARTİSİ’NDE OLURDUK. MİLLÎ GÖRÜŞ ÖNEMLİDİR VE PARTİSİ VARDIR. AMA BİZ O PARTİDEN AYRI BİR PARTİYİZ. TÜZÜĞÜMÜZDE ‘MUHAFAZAKÂR DEMOKRAT’ YAZIYOR. lenmesi ve özellikle 2010 referandumundan sonra Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)’nun daha geniş tabanlı olması ve demokratik temele oturmasıyla yargı daha bağımsız noktaya geldi. Özel yetkili mahkemelerle terörle ilgili suçlar araştırılmaya başladı. Gelen ihbarlar, ele geçen ıslak imzalı hükümeti yıkma ve irtica ile mücadele eylem planları, ortaya çıkan Poyrazköy’deki silahlar soruşturuldu. Allah o savcılardan razı olsun ki hiçbir tehdide aldırış etmeden, hiçbir şeyden korkmadan soruşturmalarını çok güzel bir şekilde yaptılar, mahkemeler de incelemelerini yaptı, yargı kararını verdi. Biz şimdi hiçbir şeyden korkmuyoruz. Bizim sadece mahkemeler devam ederken davaların uzaması ve uzun tutukluluk hâlleri ile ilgili eleştirilerimiz oldu. Tutukluluk hâli uzun sürmemeli. Hâkimlere bir noktada hak veriyorum. Çok sanık var, çok delil var. Tek kişilik olsa çabuk bitirecekler. Üç-dört sene olmuşsa tutukluluk kalkmalı, yargılama sonunda ceza çıkarsa gel bakalım cezaevine denmeli. Kaçabilir. Kaçırmamak devletin görevi. Benim bu eleştirilerim, bu mahkemelerin hâkim ve savcılarını kötülemek amaçlı değildir.

-9 subay 1958’de yargılanabilse 27 Mayıs önlenebilirdi. Ancak cuntacılar askerî mahkemede beraat ettirildi. Muhbir Binbaşı Samet Kuşçu, orduyu yıpratmakla suçlandı, mahkûm edildi. Kuşçu’yu ihraçta Adnan Menderes’in imzası vardı. Kuşçu’nun ses kayıtlarına ulaştım. Görevini yaptığı için mağdur olduğunu, Menderes kuşatıldığı için sesini duyuramadığını söylüyor. Ergenekon davalarında yargı ve güvenlik mensupları da orduyu yıpratmakla suçlanıyorlar. Kuşçu gibi görevlerinden alınmaları isteniyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Onlara bütün Türkiye’nin demokrasi adına büyük bir borcu var. Çünkü başka hiçbir insan, savcı olsun hâkim olsun bunları yargılama gücü veremezdi. Hükümet sadece siyasi olarak bu işin arkasında durdu. Hükümet yargının içinde bir güç değil. Çünkü biz kapatılmak iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne götürülmüş bir partiyiz. Kendimizi kurtaramadık ki yargıya bir şekilde etki etmiş olalım. Çünkü unutmayın 367 milletvekilimiz var, tek başımıza iktidardayız ve Anayasa Mahkemesi bu parti hakkında dava açtı. Bu yargı böyle bir yargı. -Davalar Türk demokrasisine ne kattı? Rahatsızlık niye?

Ergenekon ve benzeri darbe davalarının Türkiye’nin bir daha demokrasiden dönülmemesi adına büyük bir katkısı oldu. Siyasi açıdan da şu katkısı oldu: CHP, eski İttihat ve Terakki geleneğidir, bu çeteleşmenin bir örneğidir. CHP, 63 yıldır iktidara gelemedi. CHP gördü ki artık CHP+Ordu=İktidar formülü işlemiyor. İkincisi CHP+Yargı=İktidar, bu da çöktü. CHP de halka dönmek zorunda kaldı. Ordu ile, yargı ile sandığa gitmek mümkün değil. -Sivil mahkemelerde darbeciler mahkûm edildi ama demokrasi standartlarımız Avrupa’yı yakalayamadı. Genelkurmay başkanı hâlâ başbakana karşı sorumlu. Öncelikle anlayış, zihniyet önemli. Zihninizde demokratikleşmeyi kabul ederseniz, bunun için yasal düzenleme olsa da, olmasa da olur. Şüphesiz anayasal düzenlemeler de hukuk devletlerinde önemli. Bu tedricen olacak. Anlayış değiştiği için İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesini de değiştirdik. Bundan böyle halkın seçtiği hükümetler ancak halkın takdiri ile görevden uzaklaştırılır. -Güçsüz hükümetler gelirse eski alışkanlıklar nüksetmez mi? Küçük de olsa böyle bir endişe var ancak


Çevik Bir

33 GÜNDEM ben demokrasiden geriye gidişin bundan sonra olmayacağı kanaatindeyim. Bizde işler ağır yürüyor, kafalar, zihinler henüz alışmamış, 13 senede bunları yerli yerine oturtacak çalışmalar yaptık. Yüksek Askerî Şûra’da genelkurmay başkanı ve başbakan yan yana oturuyordu. Sanki paralel bir düzenleme var. Kanun, ‘Şûranın başkanı başbakandır’ diyor. Çok şükür Necdet Özel gelince bizzat kendisi teklif etti, ‘Biz TSK olarak yetki ve görevlerimizi biliyoruz. Siz başkanımızsınız.’ dedi. Millî Güvenlik Kurulu’nda da askerler ve siviller hasım gibi karşılıklı oturuyordu. Bir senedir biz bunları karıştırdık. Bu şekil değişikliklerini bile bir zihniyet değişikliğinin yansıması olarak görmek lazım. Ama teamüller noktasında bırakamayız bu işi. Bunları sağlam kurallara bağlamak lazım. -28 Şubat’ın en büyük mağdurlarından birisiniz. Cuntaların sivil ayakları konusunda ne düşünüyorsunuz? Batı Çalışma Grubu’nun yargılanması ile 28 Şubat’tan hesap sorulmuş olur mu? 28 Şubat yargıda. Bence iyi hazırlanmış bir iddianame. 28 Şubat’ın medya, yargı, üniversite ve bazı iş çevreleri ayağı da var. Savcılık iddianameyi nasıl tanzim etmişse mahkeme ona bağlı kalır. Ama ceza davalarında mahkeme başka kişilerin de davaya dâhil edilmesi gereği duyarsa onlar hakkında ihbarda bulunur ve onları da soruşturun, davaya ekleyin, diyebilir. Savcılık soruşturur ve iddianameye dâhil edebilir. 28 Şubat’ın da yargıdan geçmesi ve yargı kararına bağlanması Türk demokrasisi adına kazanım olacak. -AK Parti’ye karşı darbe planları ortaya çıkarıldı. Manisa’da neler yaşanmıştı? Dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur neden sizin hakkınızda istihbarat toplatıyordu? Arka planını Eruygur iyileşirse anlatacağım ama yaşadığımız olay şuydu: 2003’te Meclis Başkanı’ydım. Manisa’daki evde en alt katta annem kalıyordu. İl emmniyet müdürü aradı, “Jandarma sizin evde arama yapmak istiyor, engel oluyorum.” dedi. Şaşırdım. Jandarma annemin evinde ne araması yapacak? “Efendim Bursa tarafından bir soruşturma yapıyorlar, Sultanyaylası’nda bazı evleri aramışlar, şimdi de annenizin oturduğu evi aramak istiyorlar, izin vermiyorum, savcılıktan arama kararı çıkarmak istiyorlar.” dedi. Savcıyı aradım, valiyi aradım, hepsi izne çıkmış. Meclis Başkanı’yım, ulaşamıyorum. İl Jandarma Komutanı Erdal Sarızeybek’i aradım, emir eri çıktı. “Arasın.” dedim, on ikiye kadar bekledim, dönmedi. Düşünün, Meclis Başkanı’yım, kimse telefonuma çıkmıyor.

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

‘Adayamız Erdoğan deriz, bu iş biter

Bugün ne yapıyorsak, referandumdan aldığımız güçle yapıyoruz -Camia ile gerilim iddialarına ne diyorsunuz? Hocafendi’yi 1975’ten beri tanıyorum. Akyazılı Vakfı’nın avukatlığını yaptım. Hocaefendi, Türkiye’yi ve dünyayı çok yakından takip ediyor. 12 Eylül 2010 referandumunda bu camia, kadını erkeğiyle kapı kapı dolaştı. Biz bugün ne yapıyorsak 12 Eylül referandumundan aldığımız güçle yapıyoruz. Hocaefendi, hükümetimizin bu on yıldır yaptığı, başarılı olduğu icraatların hepsini takdir ediyor. Ancak bazı konularda şüphesiz daha dikkatli olunmasını, belki üslup konusunda bazı hususlara daha fazla dikkat edilmesini istiyor. Ben bunları Başbakan’ımıza da aktardım. Arada dolaşıp giden laflardan uzak kalmak gerektiğini biz de Hocaefendi de ifade ediyoruz. Eğer arada bir haber gelmişse veyahut herhangi bir şey varsa, bunu doğrudan ilişki kurmak suretiyle rahatlıkla öğrenebiliriz veya bir yanlış varsa düzeltebiliriz.

Tekrar aradım, yine emir eri çıktı, “Götür telefonu ver!” dedim, “Yapamazsınız, haddinizi bilin!” diye uyardım. Ertesi gün emniyet müdürü evin etrafına polisleri dizmiş, izin vermediler. -Başbakan’a suikast girişimleri medyaya yansıdı. Atabeyler Çetesi’nde evinin krokisi bulundu. Evinizin çevresinde keşif yapan kişiler yakalanmıştı. Bazı çevreler, bunların sizin tarafınızdan planlanmış komplo olduğunu iddia ettiler. Başbakan’ın şahsını hedef alan suikast

-2014’te halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı Çankaya’ya çıkacak. Çankaya’ya Gül’ün seçilmesinde etkili oldunuz. Yeni seçim sürecinde kimin cumhurbaşkanı olmasını arzu edersiniz? 2007’de “Üçümüzden biri olursa olur.” dedim. Başbakan “Ben düşünmüyorum.” dedi. “O zaman Gül olur.” dedim. “Ben de öyle düşünüyorum.” dedi. Gül’ü açıkladık. Malum 367 ve 27 Nisan bildirileri ile bu süreç kısmen engellendi. Sonra seçimlere gittik, Gül’ün yeniden adaylığı ile ilgili Erdoğan’la bir-bir buçuk saat görüştüm. Kucaklaşıp çıktık. Seçilmesi için oy kullananlardan biriyim (Arınç burada gözyaşlarını tutamıyor). Şimdi ilk defa halk tarafından cumhurbaşkanı seçilecek. İkinci bir seçim hakkı Abdullah Gül için de geçerli. 20 milletvekilinin aday gösterdiği herkes aday olabilir. Muhalefetin adayı görünmüyor. Başbakanımız aday olmak isterse hiçbir sorun olmadan “Arkadaşımız Tayyip Erdoğan adayımız.” deriz, bu iş biter. Sayın Başbakan bunu arzu ederse olması da doğaldır, Abdullah Gül’ün böyle bir istek karşısında farklı düşüneceğini zannetmiyorum. -PKK tarih vererek ‘adım atılmazsa süreç biter, savaş yeniden başlar’ mealinde tehditler savuruyor. Sürecin bitmesi durumunda planlarınız nedir? Tarihlere takılıp kalmayacağız. Bunu Öcalan da bilir, bunlar süreci baltalayacak sözlerdir, ağır da olsa çözüm süreci işliyor, önemli olan sonuç alabilmek. Yani silahların bırakılıp örgütün siyaset yapacak noktaya gelmesi. Çekilme sürecinin tamamlanması gerekiyor. Çekilme süreci tamamlanmadı ki! Güvenlik güçleri işinin başında, karakolların hiçbiri boşaltılmadı, Heronlar uçuyor. Ama bu iş biterse tekrar başa dönülür, bundan da kim yarar görür görürüz. Askeri terhis etmedik, istihbarat çalışıyor, bu iş biterse ‘Nerede kalmıştık gel bakalım!’ diyeceğiz. Ne yapalım bir ümitle bu işe başladık.

girişimleri oldu. Şimdi bile bu niyette olan, içeride ve dışarıda odakların olduğunu düşünüyorum. Benimle ilgili konu 2009’daydı. Soruşturma dosyası açıktır. Soruşturması açık kalan böyle bir dosya da yok, ya takip-

sizlik olması veya dava açılması lazım. Ben ‘Ne yapıyorsunuz?’ demiyorum. ‘Adliyeye tesir ediyor’ diyebilirler. Adalet Bakanı soruşturmanın devam ettiğini söylüyor. Kanaatim dosya açık olduğuna göre elde ettikleri bilgiler önemlidir, sonuca ulaşmak için delil araştırması yapıyor olabilirler. Lokal kalsaydı bu iş kırk defa kapanırdı, açık kaldığına göre araştırdıkları konular olduğuna inanıyorum. -Türkiye’deki demokratik tecrübe ve AK Parti’nin başarısı İslam ülkelerine örnek gösterildi. Tayyip Bey, “Din adına parti kurmak, hatta böyle bir izlenim vermek bir kimsenin dine vereceği en büyük zarardır.” dedi. Siz de AK Parti’nin artık bir kitle partisi olduğunu sık sık vurguladınız. Şimdi AK Parti’nin tekrar Millî Görüşçü çizgiye savrulduğu eleştirilerine ne diyorsunuz? Biz Millî Görüş gömleği ile yola devam etseydik Saadet Partisi’nde olurduk. Millî Görüş önemlidir, onun da partisi vardır. O arkadaşlarımızı severiz, onların da yolu açık olsun deriz. Ama biz o partiden ayrı bir partiyiz, 15 aylıkken iktidara geldik, tüzüğümüzde ‘muhafazakâr demokrat’ yazıyor, o değerlere sahip çıkıyoruz. Bunlar geleneklerimiz, örf ve âdetlerimizdir, halkımızla birlikte olmaktır. Millî Görüşcü demeleri aymazlıktır. Muhafazakârlık bizim için önemlidir, değerler sistemidir, demokratlık en büyük paydamızdır, demokrasinin güçlenmesi için de çalışıyoruz. -2009 tarihli strateji belgesinde AK Parti’nin doğrudan hedef alınmaması, ‘parti içinde kilit haberleşmeciler’in harekete geçirilmesi, bazı vekillerin zaaflarının tespit edilip yaklaşılması gibi öneriler dikkat çekiyordu. Seçimlere yaklaşılırken ulusalcıların başını çektiği kişiler ‘millî merkez’ diye bir proje üzerine çalışıyorlar. Sağ ve sol partilerin AK Parti’ye karşı ortak adaylar çıkarması amaçlanıyor. Tüm bu siyaset mühendisliği planları tutar mı? Bunlara gülüp geçmek lazım. Ciddiye alırsak da ağlamak lazım. Bunlar omurgasızdır, hiç kutsalları yoktur. Bunlar kendi partilerinde bile başarılı olamamışlardır. Bunların halkta bir gramlık karşılığı yoktur. Darbecilerle birlikte olmuş insanlar. Millî merkezmiş, Kent Otel toplantılarıymış, bunlar işi bitmiş kişilerin oyalanmaları. Bağımsız seçime girsinler, bir tanesi 150 oy alırsa ben siyaseti 2015’te bırakırım. Kıskanıyorlar. Demirel, Turgut Özal’ı hep kıskanmıştır. Neden ben olamadım da o oldu? Ara dönem insanları bunlar. Hâlâ ara dönem olsa da bize iş çıksa diye bekleyenler var. Hevesleri kursaklarında kaldı ve kalacak. CHP ve MHP böyle ittifakları kabul ederse bu onların sorunudur.

FOTOĞRAF: REUTERS

SURİYE KOALİSYONUNDA GÖZÜMÜZ KAPALI YER ALMAYIZ -Suriye ile çok iyi giden ilişkiler birdenbire neden bozuldu? Bundan sonraki süreçte nasıl olacak? İki ülke birbiriyle kardeş, Suriye’de yaşanan olaylar bizi ilgilendiriyor. Acı olaylar başlayıncaya kadar hükümetler arası ilişkiler çok iyiydi. Suriye’yi Meclis Başkanı ve Başbakan Yardımcısı iken ziyaret ettim ama o zaman Esed halkına zül��m eden, silah kullanan, başlarına bombalar yağdıran bir insan değildi. Onlar Türkiye’den yararlanmak istiyorlardı, biz de Suriye’yi kazanmak istiyorduk. İlişkiler iyiyken halkına bomba yağdırmıyordu, Batı’ya ve Türkiye’ye yanaşmaya çalışan bir Suriye vardı. -Türkiye nasıl bir rol oynayabilir? Kimyasal gaz kullanıldığının bilinmesi Batı’yı ve ABD’yi harekete geçirdi. Öncelik

Birleşmiş Milletler’in uluslararası bir uzlaşı ile bir karar almasıdır. Hür dünyanın Suriye’ye karşı bu ölümleri sonlandırmak için harekete geçmesi doğal. Türkiye’yi çok yakından ilgilendiriyor. Çünkü bu ölümlerin son bulması lazım. Beş yüz bin insan geldi, bir buçuk milyon insan Ürdün ve Lübnan başta olmak üzere başka ülkelerde, 200 bin insan öldü. İki katrilyona yakın para harcadık. Gözümüzü, kulaklarımızı kapatamayız. Koalisyon oluşacaksa gözümüz kapalı böyle bir koalisyonda yer almayız. Ölçer biçer, Türkiye ve Suriye’nin lehine bir netice olacaksa bu koalisyonun içinde yer alırız. Suriye ile ilgili Meclis’in yetkisi var. Ek yetki almamız gerekirse onu da alırız. Meclis yetki verirse bu kullanılır.


34GÜNDEM MESUT ÇEVIKALP ANKARA

1dım. Annem ağzımı ve burnumu sirkeye

‘Babam ‘Gaz, gaz!’ diye bağırdığında uyan-

Bir diplomatik kaynağın bizimle paylaştığı hedef bilgileri, uzmanların öngörüleriyle örtüşüyor. Sürecin içindeki yetkili, operasyonun öncelikle rejimin hava savunma sistemlerini, silah depolarını ve askerî havalimanlarını vuracağını aktarıyor.

bastırdığı bezle kapattı. Nefes alamıyordum.” “Çığlıklardan sonra birden sessizlik oldu. Babam dua etti. Rüzgârın gazı başka yere taşıdığını söyledi. Yoksa biz de ölmüştük.” “Hepimiz hiç kıpırdamadan yerde yattık. Kuzenim en yakın arkadaşımdı. Gaz onu öldürdü. Onu artık ölünce göreceğim.” Ziad (8), Ahmet (6), Muhammed (7)... 21 Ağustos’ta Şam’ın doğu banliyösündeki kimyasal saldırının canlı şahitleri onlar. O gece Guta’daki ‘can pazarını’ bu cümlelerle aktardılar Alman Bild gazetesine. Zehir nefeslerini kesmişti. Çoğu ne olduğunu dahi anlayamadan, uykuda verdi son nefesini. Güneş doğduğunda kara bilanço netleşti. 02.47’de muhaliflerin kontrolündeki Şam’ın Muadhamiye, Irbin, Cobar, Zamalka, Ayn Tarma mahallelerine havadan yağan zehir, çoğu kadın-çocuk yaklaşık 1700 sivilin ölümüne, 4 bin kadarının yaralanmasına yol açtı. Katliam dünya medyasına yansıdığında beklenmedik(!) bir tepki oluştu. Küresel kamuoyu bu seferki kıyıma ‘sessiz’ kalmıyordu. Daha da önemlisi, Batı ilk kez eli kanlı rejime ‘müdahale’ sinyali veriyordu. Hâlbuki küresel güçler, geçen 2,5 yılda 100 binden fazla Suriyelinin katledilmesine, 2 milyon kadarının mülteci durumuna düşmesine ses çıkarmamıştı. NATO üyesi, AB adayı müttefikleri Türkiye’nin vurulmasına, uçağının düşürülmesine de sessiz kalmıştı. Eli kanlı rejimin diğer iki komşusu Lübnan ve Ürdün’ü karıştırması, Şii milisler üzerinden bombalı provokasyonlara imza atması da görmezden gelinmişti. Peki, ‘3 maymun’ pozu neden şimdi bozuldu? Suriye cephesinde dünden bugüne ne değişti? Hiç şüphesiz yeni denklemin ‘köşe taşı’ ABD. Washington, bu kez Suriye’de yaşanan ‘kimyasal saldırıya’ kayıtsız kalamadı. Zira Başkan Obama, tam bir yıl önce (20 Ağustos 2012) Suriye krizine değinirken “Kimyasal silah kullanımı kırmızı çizgimizdir.” demişti. Ülkede daha önce yaşanan 6 kimyasal-biyolojik saldırıya dair delilleri, harekete geçmek için ‘yeterli’ bulmamıştı. Ancak bu kez durum apaçık ortadaydı. Bundan dolayı Obama, Amerikan ordusuna ‘hazır olun’ talimatı verdi. 48 saat içinde de Savunma Bakanı Chuck Hagel’den beklediği cevabı aldı: “Harekete hazırız.” Atlantik ötesinde yaşanan tavır değişikliği hâliyle Avrupa yakasındaki müttefiklerini de hareketlendirdi. Fransa, ‘saldırının cezasız kalmaması gerektiği’, İngiltere de ‘Ciddi bir karşılık vermeye hazırız’ mesajını verdi. Almanya Şansölyesi Angela Merkel de ‘mevcut delillerin kimyasal silah kullanımına işaret ettiğini, kanıtlanması durumunda açık bir uluslararası tepkiyle cezalandırılması gerektiğini’ söyledi. NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen de kimyasal saldırıların uluslararası barışı tehdit ettiğini, ‘cevapsız kalmaması’ gerektiğini ifade etti. Batı ekseninin Ortadoğulu müttefikleri Türkiye ve İsrail de müdahaleyi destekliyor. Doğu-Batı ekseninden gelen sinyaller dış müdahale zemininin oluştuğunu yansıtıyor.

Hedef kimyasal silahlar! Ancak şimdilik ‘gönüllülerden’ oluşan koalisyonda henüz ‘hedef-sonuç’ birlikteliği sağlanmış değil. ABD-Avrupa kısa, sınırlı bir hava müdahalesiyle Esed rejiminin 40-50 askerî hedefini tahrip etmeyi planlarken; Suriye krizinden en çok etkilenen müttefik Türkiye, kısmen daha uzun, rejimi devirmeye matuf bir saldırı talep ediyor. Ancak Washington, Ankara’nın yaklaşımına sıcak bakmadığını, söz konusu müdahalenin rejimden çok kimyasal silahları etkisizleştirmeye eğileceğini açıktan hissettiriyor. ABD gibi Fransa, Almanya ve İngiltere de Batı nazarında 21. yüzyılın tabusu hükmündeki ‘kimyasal silah kullanma suçunu’ cezalandırmak arzusunda. Avrupa-ABD, Esed’in kırmızı çizgiyi aştığını kabul ediyor ancak onu devirerek ülkeyi, bölgeyi daha belirsiz bir duruma sokmaktan, daha radikal gruplara bırakmaktan endişe ediyor. Bundan dolayı müdahalenin

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN rejimi devirmeyecek dozda olmasına çalışıyor. ‘Makul’ bir alternatif iktidar çıkana kadar Esed’in iktidarda kalmasını çıkarına görüyor. Burada asıl soru şu: Muhtemel gönüllüler koalisyonu kimyasal silah

Suriye’ye palyatif müdahale Suriye iç savaşı yeni bir kırılmanın eşiğinde. 21 a Ağustos’taki kimyasal katliam kayıtsız kalmayan ABD-Batı ittifakı, Esed rejimine ceza m kesmek istiyor. Ancak denkle ‘Esed’i öldürmeden dövme üzerine kuruluyor.

kullanımını nasıl cezalandıracak? Washington yönetimi, küresel kamuoyunu operasyona hazırlamak maksadıyla, geçen hafta askerî hazırlıklara dair bazı ‘özel’ bilgileri basına sızdırdı. Aynen 2003 Irak Savaşı öncesi gibi ‘bazı üst düzey askerî kaynaklar’ operasyonun mahiyetini net bir şekilde anlattı: “Hedef Suriye’nin kimyasal silahları ve askerî kapasitesi. Operasyon süresi 2-3 gün.” Amerika’dan gelen haberler, İngilizlerin Kıbrıs’taki Ağrotur Üssü’ndeki hazırlıkları, ABD-İngiliz savaş gemilerinin Akdeniz’deki manevraları, ABD’nin Ürdün ve Kuveyt’teki hava üslerindeki hazırlıkları analiz edildiğinde operasyonun havadan geleceğini görmek mümkün. Operasyon muhtemel olarak da Akdeniz’deki gemilerden fırlatılacak uzun menzilli, güdümlü füzelerle başlayacak. Hâlihazırda, yerel unsurların desteği, istihbari veriler ve uydu görüntüleriyle kestirilen 40-50 kadar askerî hedef vurulacak. Afganistan ve Irak’tan farklı olarak Suriye’ye karadan müdahale olmayacak. Askerî konuları çalışan bir kaynak, ‘bağıra bağıra’ süren operasyon hazırlığının, medyaya sızdırılan müdahale senaryolarının, muhtemel harekâtın vuruculuğunu azalttığını hatırlatıyor. Suriye krizine bulaşmak istemeyen ABD’nin baştan itibaren kısıtlı tuttuğu müdahalenin daha da geciktirilmesi durumunda Esed rejiminin hedefteki silah depolarını daha güvenli bölgelere taşıyacağını aktarıyor: “Geciken operasyon Esed’e yarıyor. İstihbarat örgütleri

Bu acı manzarada Batı’nın da payı var.

uydudan bazı silah depoları civarında sevkiyat görüntüleri almaya başlamış bile. Eğer uçaklarını, hava savunma füzelerini gizleyebilirse söz konusu müdahalenin hiçbir etkisi olmaz. Operasyonun tüm detaylarının ortaya serilmesi Esed’e ‘Korkma, sana bir şey olmayacak!’ demekten farksız.” Kosova operasyonunun 78 gün sürdüğünü hatırlatan kaynak, 2-3 gün sürecek, 40-50 hedefin vurulacağı, 300-400 füzenin atılacağı harekâtın ülkedeki iç savaş denklemini çok da değiştirmeyeceğini iddia ediyor: “ABD ordusu istese 10 günde başkanlık Sarayı’na girer. Bağdat’a 21 günde girmişti! Yani amaç Esed’i devirmek değil. Esed hedefte olsaydı bombardımanın 3 ay sürmesi gerekirdi. En az 500 savaş uçağı ve ABD’den kalkan ağır bombardıman uçakları B-52’ler de olmalıydı. Ayrıca sahadaki müttefik konumundaki Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’na ağır silahlar verilmeliydi. Bunların hiçbiri olmadan Esed’e hak ettiği dersi vermek pek mümkün değil. Özellikle de operasyonun bir kereye mahsus olacağı mesajının verilmesi hatalı. Tam aksine yeni saldırıların gelebileceği vurgulanarak rejim üzerinde baskı oluşturulmalıydı.” Beyrut Amerikan Üniversitesi Öğretim Üyesi Timur Göksel de müdahale senaryolarını zayıf bulanlardan: “Bu emsaldeki müdahale sorunu çözmez. Niyetleri de bu değil zaten. Kamuoyu baskısı altında Esed’i cezalandırmak için birkaç askerî hedefi vurmakla bu sorun çözülemez. Amaç dünyanın gazını almak.” Göksel, Afganistan ve Irak Savaşı sonrası sınır ötesi operasyonlarda askerî zayiat vermekten kaçınan Washington’un Suriye’ye karadan girmeyi aklından bile geçirmeyeceğini aktarıyor: “ABD ve Batı, Suriye’de zayiat vermek istemez. Onlar için en temizi uzaktan vurmak. Zira Esed’in hava savunma sistemi, silahları hâlâ aktif. Kapasite ve menzilleri de çok bilinmiyor.” Bir diplomatik kaynağın bizimle paylaştığı hedef bilgileri, uzmanların öngörüleriyle örtüşüyor. Sürecin içindeki yetkili, operasyonun öncelikle rejimin hava savunma sistemlerini, silah depolarını ve askerî havalimanlarını vuracağını


35 GÜNDEM

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Doç. Dr. Cenap Çakmak*:

Meşru AMA hukuksuz müdahale yeni krizler çıkarır Suriye’ye dış müdahalenin tüm gerekçeleri oluştu. Savaş suçu, insanlığa karşı suç işlendi. Ancak yine de müdahale öncesinde katedilmesi gereken birkaç adım var: Birincisi, Rusya’ya rağmen BM Güvenlik Konseyi’nden karar çıkarılmaya çalışılmalı. Kimyasal silah kullanımı, katliamlar belgelenerek Rusya’nın vetosu kırılabilir. İkincisi, operasyon rejimi değiştirmeye değil, halkı korumaya odaklanmalı. Üçüncüsü, üst düzey Suriyeli suçlular yargı önüne çıkarmaya çalışılmalı. İlk adres Uluslararası Ceza Mahkemesi olabilir. Muhtemel harekât, 1995’te düzenlenen Bosna müdahalesi gibi olmalı. Yani BM Güvenlik Konseyi kararına dayandırılmalı. Eğer 1999 Kosova müdahalesi gibi hukuk zeminine dayandırılmazsa yeni krizlere kapı aralar. Kosova müdahalesi bence de gerekliydi. Müdahale Kosova halkını kurtardı ama uluslararası sistemi derinden etkiledi. Rusya, Gürcistan’a Kosova uygulamasından faydalanarak girdi. Benzer pratikler çoğalırsa dünya 1945 öncesine döner. Bugün Suriye’ye girip halkı korursunuz ama aynı gerekçeyle İran, Bahreyn’e; Rusya, Gürcistan’a; Çin, Tayvan’a girdiğinde de ses çıkaramazsınız!” *Uluslararası Hukuk Uzmanı, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi aktarıyor.

Pasif vuruş-diplomasi dengesi Ancak pasif müdahaleyi farklı yorumlayanlar da var. Zirve Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İsa Afacan, sınırlı müdahale ile Esed’i büyük operasyonla devirmek isteyen çevrelerin beklentisinin düşürülmeye çalışıldığını vurguluyor. Bu hamleyle ABD’nin dünyaya Suriye konusunda Irak-Afganistan emsalinde müdahale olmayacağının sinyalini verdiğini aktarıyor. Afacan, Washington’un müdahaleyi zayıf tutarak Suriye krizinin çözümüne yönelik diplomatik girişimleri masada tutmaya çalıştığını öne sürüyor: “Obama son aylarda güçlenen, muhalif güçlere karşı mevzi kazanan rejim kuvvetlerini operasyonla kısmi zayıflatıp askerî operasyon kabiliyetini-gücünü dengeye çekmeye çalışıyor. Böylece rejimi muhaliflerle masaya oturtmaya çalışıyor. Çünkü diplomatik çözüm çıkarına daha uygun.” Batı’nın rejimi bugün itibariyle devirmek istemeyişinin nedenlerinden biri, muhtemel iktidarları yeterli bulmaması. Batı, Esed’in bu dönemde devrilmesi durumunda cephede savaşan muhalif grupların ülkeyi yönetemeyeceğini düşünüyor. Dahası cephede muhalif koalisyonlardan bağımsız savaşan El Nusra gibi El Kaide bağlantılı radikal grupların ülkeyi, kimyasal silahları, füzeleri ele geçirmesinden çekiniyor. ABD-Batı ittifakını pasif müdahaleye iten bir diğer unsur da öngörülemeyen reaksiyonlar. Suriye’nin son dönemde müttefiki Rusya, İran ve Kuzey Kore’den birtakım gizli silahlar edindiği biliniyor. Dahası Türk jetinin düşürülmesinden hareketle Rus menşeli hava radar ve hava savunma sisteminin aktif olduğunu söylemek mümkün. Şam yönetimi her türlü operasyona karşılık vereceğini bugünden açıklamış bulunuyor. Muhtemel sal-

dırıda bölgedeki Batı müttefikleri (İsrail-Türkiye-Ürdün) ile üslerini (Türkiye, Kuveyt ve Ürdün’de) hedef alabileceği öngörülüyor. Elinde bulunan başlıklı-başlıksız füzelerin menzilleri (Rus malı R-17M, R- 17VTO ile Çin menşeli Dongfeng-15’in menzilleri 700800 km) bu tür karşı saldırılara imkân veriyor.

Lübnan da yanar! Rejimi iktidarından edecek çapta müdahaleye Rusya ile İran’ın sessiz kalmasını beklemek de güç. Rusya tepkisini BM ve diplomasi zemininde göstermeye meyilli olsa da İran ile uzantısı Hizbullah’ın silahla konuşacaklarını öngörmek zor değil. Tahran daha bugünden ‘Suriye vurulursa bütün Ortadoğu yanar!’ tehdidini dillendirmeye başladı. Keza Lübnan’daki Hizbullah örgütü de “Kanımızın son damlasına kadar Esed’i savunacağız” tavrında. Batı’nın Suriye’de rejimi tehdit edecek bir müdahaleye imza atması durumunda, İran-Hizbullah ikilisinin bölgedeki Batı hedeflerine (ağırlıklı Türkiye ve İsrail’de) örtülü saldırılar düzenlemesi işten bile değil. Hâlihazırda Beyrut’ta yaşayan Timur Göksel, Suriye’ye müdahale söyleminin bile Lübnan’ı ısıtmaya yettiğini söylüyor. İran ile Hizbullah’ın Batı müdahalesinin dozuna bağlı olarak sahaya ineceğini belirtiyor: “Eğer Batı müdahalesi sivil Suriyeli kaybına yol açmazsa, vurulan hedefler askerî unsurlar olursa İran-Hizbullah ekseninden büyük bir tepki beklemiyorum. Zaten tepki hedefleri de kısıtlı. Ürdün’dekileri saymazsak etrafta vurabilecekleri Amerikan hedefleri pek yok. Ancak bu durumda ABD ile ilişkili İsrail ana hedefe oturtuluyor. Gerçi Hizbullah çok zorda kalmadıkça İsrail’i vurmak istemez. Zira yeni bir Hizbullah-İsrail savaşı onu da yaralar. Hizbullah’ın böyle bir riske gireceğine ihtimal vermek istemiyorum.” Müdahale senaryoları değişse de operas-

yonun en çok Türkiye’yi etkileyeceği ortada. Türkiye, Esed’i doğrudan hedef alıp devrilmesi için çalışan ülkelerin başında geliyor. Yani Şam’ın diş bilediği ilk hedeflerden biri. Bunun yanında Suriye ile 910 kilometre sınırı bulunan Türkiye, konumu gereği ‘yan hasar’ı en derinden hissedecek ülke. Ankara bugünden hasar hesaplamalarını yapıp gerekli önlemlere yöneliyor. Türkiye, 22 Haziran 2012’de düşürülen jetinin ardından Suriye’ye dönük angajman kurallarını değiştirmiş, karşı taraftan gelen her türlü saldırıya misliyle karşılık vermeye başlamıştı. Eğer Suriye operasyon sonrası Türkiye’yi açıktan hedef alıp asker-sivil unsurlarını vurmaya kalkışırsa NATO’yu da krize çekmiş olacak. Zira ittifakın 5. maddesi üyelere yapılmış her türlü saldırıyı birliğe yapılmış sayıp karşılığını misliyle vermeyi taahhüt ediyor. Peki, ilk atış kimden, nasıl ve ne zaman gelecek? Aksiyon’un ulaştığı bir üst düzey yetkili, bu noktadan sonra müdahalenin kaçınılmaz olduğunu “Ok yaydan çıktı.” diyerek anlatıyor. Henüz ‘Gönüllüler Koalisyonu’nun çatısı oluşmasa da ABD gibi etkili birkaç ülkenin birlikte hareket ederek Suriye’yi vurabileceğini aktarıyor: “BM işlevini yerine getirebilseydi Ruanda, Bosna, Kosova katliamları yaşanır mıydı? Rusya ve Çin’in karşı durmasından dolayı BM’de müdahale zemini oluşmadı. Avrupa’daki bölünmüşlükten dolayı krizin Kosova gibi NATO şemsiyesinde ele alınması da mümkün görülmüyor. Gönüllüler Koalisyonu için de vakit yok. Gelinen noktada 3-5 devletin iştirakiyle, uzaktan hava atışlarıyla ilgili hedeflerin vurulması söz konusu. Harekâtın 1 hafta 10 gün içinde başlaması öngörülüyor. Türkiye’nin söz konusu ilk grupta yer alıp almayacağı, nasıl bir destek vereceği henüz net değil. Hedef ve operasyon şekline dair görüşmelerimiz sürüyor.”

Dr. Gallia Lindenstrauss*:

Esed, İsrail’e saldırmaya cesaret edemez İsrail, uluslararası koalisyon ile müdahalenin parçası olmayacak. Ancak gelişmeleri yakından takip edecek. İsrailli uzmanlar operasyon sonrası Esed rejiminin İsrail’i hedef almasına ihtimal vermiyor. Tel Aviv bu bağlamda Esed’e dönük caydırıcı unsurlarını sürdürecek. Tabii ki kısıtlı operasyon Suriye’deki iç savaşı durdurmayacak. Belki bir nebze rejim ile muhalifler arasındaki dengeyi etkileyecek. Bir süre sonra Esed rejiminin yeniden güç toplayıp avantajı ele geçirdiği görülürse uluslararası koalisyon Suriye muhalefetine yeni bir ivme kazandırabilir. İlginçtir ki diğer çatışmalarda da görüldüğü üzere, bazen ‘dış destek’ içerideki çatışmaları şiddetlendirip zaten perişan durumda olan sivillerin ıstırabını daha da artırabilir. Bu yüzden uluslararası müdahalenin kısa vadede insanlık dramını artırıp çok daha büyük miktarlarda mülteci akınını tetiklemesine hazırlıklı olunması gerekir. Bu durum Lübnan, Ürdün ve Türkiye gibi hâlihazırda mülteci akınına uğramış ülkelerin sıkıntılarını katlayacak. *İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS) Uzmanı


36DÜNYA Suriye’yi Kongre’ye soracak

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

ABD Başkanı Barack Obama, ‘sınırlı’ olacağını belirttiği açıklamasında operasyonun zamanlaması hakkında, “Yarın, bir hafta sonra ya da bir ay sonra olabilir.” şeklinde konuştu.

ALİ HALİT ASLAN - İHSAN DENLİ - SERVET YANATMA WASHINGTON ANKARA

1ihtilafına Şam’daki kimyasal saldırıdan

Fazla bulaşmamaya çalıştığı Suriye

sonra sınırlı askerî müdahale sinyalleri veren ABD Başkanı Barack Obama’dan operasyona start konuşması bekleyen dünya, yeni bir sürprizle karşılaştı. Başkan Obama, Beyaz Saray’ın gül bahçesinden yaptığı konuşmada Suriye’deki Esed rejimi hedeflerine askerî müdahale kararı aldığını, ancak Amerikan Kongresi’nden yetki isteyeceğini bildirdi. 9 Eylül’de mesaiye başlayacak olan Kongre’de müzakere ve oylama süreci ABD’nin Suriye’yle ilgili nihai kararını geciktirecek. Obama, ordusunun ‘ister yarın, ister gelecek hafta, isterse bir ay sonra’ operasyonu gerçekleştirme kabiliyetine sahip olduğunu kaydetti. Suriye operasyonunu, Kongre onayı gerekmeksizin gerçekleştirmeye yetkisi olduğunu hatırlatan Obama, ülkesinin ‘daha güçlü’ ve eylemlerinin ‘daha etkili’ olması adına bu kararı aldığını söyledi. ABD Kongresi’nden ve kamuoyundan Beyaz Saray’a, halkın temsilcilerine danışması yönündeki telkinler artmıştı. Obama, BM Güvenlik Konseyi kararı olmadığından uluslararası hukuk açısından tartışmalı keyfiyet taşıyan tek taraflı Amerikan müdahalesine, Kongre

vasıtasıyla hukukî meşruiyet arıyor. ABD Temsilciler Meclisi’nde muhalefetteki Cumhuriyetçi Parti rahat bir çoğunluğa sahipken, Senato kanadından Demokratların az farklı üstünlüğü bulunuyor. Temsilciler Meclisi’nde top geleneksel olarak güç kullanımına daha sıcak bakan ve Suriye’de askerî formülleri daha fazla dillendiren Cumhuriyetçilerde. Ancak işin içine siyasî rekabet girince, partilerin nasıl davranacağını önceden kestirmek zor. Öte yandan, Suriye’deki son kimyasal saldırı bölgelerinde incelemelerde bulunan BM denetçileri, çalışmalarını tamamlayarak dün ülkeden ayrıldı. Tetkik sonuçları yaklaşık iki hafta sonra belli olacak.

Obama: Operasyon düzenlenmeli, Kongre’den onay alacağız ABD Başkanı Barack Obama, Esed rejimin sivillere yönelik kimyasal saldırısı sebebiyle bu ülkeye karşı askeri düzenlemeye yapılması gerektiğini dile getirdi. Bu kararı kendisinin de verebileceğinin bilincinde olduğunu ifade eden Obama, “Ordunun harekete geçme yetkisini Kongre’deki Amerikan halkı temsilcilerine vereceğim.” dedi. Suriye’de yaşanan olayı 21. yüzyılın en kötü kimyasal saldırı olayı olarak tanımla-

yan Obama, ellerindeki istihbari bilgilerin Suriye rejiminin bu olayın sorumlusu olarak gösterdiğini ifade etti. Suriye’nin kimyasal saldırısının ulusal güvenlik ve bölgedeki müttefik ülkeler için tehdit anlamına geldiğini dile getiren Obama, “İsrail, Ürdün, Türkiye, Lübnan ve Irak dahil müttefiklerimiz ve Suriye sınırındaki dostlarımız tehdit altında.” dedi. “Bu konuda çok iyi düşünüp taşınmam gerekiyordu.” diyen Obama, “ABD’nin, Suriye rejimine yönelik askeri harekat yapması gerektiğine karar verdim. Ucu açık bir müdahale olmayacak. Bölgeye asker sevk etmeyeceğiz. Harekatımız kapsam ve süreç olarak sınırlı bir şekilde planacak.” şeklinde konuştu. Suriye’ye operasyonun zamanlaması hakkında konuşan Obama, “Genelkurmay başkanımız ne zaman istersek savaşabileceğimizi bana bildirdi. Bunun ötesinde Genelkurmay başkanımız bana bu görevi yapmamız zamana bağlı olmadığını ifade etti. Yarın veya önümüzdeki hafta ya da bugünden itibaren bir ay sonra olabilir. Ve kendilerine emir vermeye hazırım.” dedi. Başkomutan olarak ulusal güvenlik menfaatleri temelinde karar vereceğini dile getiren Obama, ‘dünyanın en eski anayasal demokrasisine sahip’ ülkenin başkanı oldu-

ğunu hatırlattı. Bu yüzden ikinci seçenekte karar kıldığını dile getiren Obama, “Ordunun harekete geçmesi yetkisini Kongre’deki Amerikan halkı temsilcilerine vereceğim.” diye konuştu.

Ankara, kararlılıktan memnun Ankara, ABD Başkanı Obama’nın Suriye açıklamasını yakından takip ederken konuşmadaki kararlılıktan memnuniyet duydu. Zaman’a konuşan diplomatik kaynaklar, şu değerlendirmeyi yaptı: “Esasında Başkan Obama’nın açıklamasında yeni bir unsur yok. İçerik olarak Bakan Kerry’nin söylediklerinin başkan düzeyinde kararlı şekilde dile getirilmesinden memnunuz. Kararlılık gördük ve bu memnuniyet verici. Politikalarımız örtüşüyor. Kongre’ye başvurması ise ABD’nin iç sistemi. Bu konuda yorum yapamayız. Demokrasilerde bu, başvurulan bir uygulama.” “Kongre’den olumsuz bir netice çıkmasından endişe ediyor musunuz?” şeklindeki soruya ise kaynaklar şu cevabı verdi: “Obama’nın konuşmasına bakılırsa, kendisi böyle bir risk görmüyor. Delilleri ve tehdidi ortaya koyduğunda onay alacağına inanıyor. Bu konuda başka yorum yapamayız.”


37 DÜNYA

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Putin’den Obama’ya ‘muhtemel yıkım’ uyarısı Rusya’nın uzak doğu bölgesi Vladivostok’ta incelemelerde bulunurken gazetecilerin sorularını cevaplayan Rusya Devlet Başkanı Putin, Esed rejiminin kimyasal silah kullandığı iddiasını ‘deli saçması’ olarak niteledi. FARUK AKKAN MOSKOVA

1sivil halka kimyasal silahlı saldırı yapılması nede-

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye’de

niyle Beşşar Esed rejimine karşı askeri müdahale hazırlığındaki ABD Başkanı Barack Obama’yı, müdahalenin neden olacağını savunduğu yıkımlara karşı uyardı. Rusya’nın uzak doğu bölgesi Vladivostok’ta incelemelerde bulunan Putin, “Nobel Barış Ödülü alan bir kişi olarak Suriye’de güç kullanmadan önce gelecek yıkımları düşünmesi iyi olur. Rusya sizi Suriye’de operasyon kararı almadan önce iki kez düşünmeniz konusunda uyarıyor.” çağrısı yaptı. ABD müdahalesinin gerekçesini oluşturan kimyasal silah kullanımıyla ilgili iddiaları da değerlendiren Rus lider, “Suriye ordusunun saldırı pozisyonunda olduğu bir dönemde, hükümetin kimyasal silah kullandığını söylemek deli saçması.” dedi. Kimyasal silah kullanmanın Suriye hükümet güçlerinin aleyhine olduğunu vurgulayan Putin, “Suriye ordusu birçok alanda muhalif grupları çevrelemişken, dış askeri müdahale çağrısına fırsat verecek kimyasal saldırı kartını kullanması aptallık olurdu. Bunun özellikle de BM denetçilerinin orada olduğu bir dönemde yapılması mantıktan uzak.” ifadelerini kullandı. Suriye’de diğer ülkeleri savaşın içine çekmek ve uluslararası alanda güçlü oyunculardan destek almak isteyenlerin bir provokasyonu olduğunu iddia eden Rus lider, özellikle de ABD’nin müdahalesinin hedeflendiğini kaydetti. Kimyasal silah kullanımına yönelik uluslararası girişimde yer almaya istekli olduklarını belirten Putin, “Kitle imha silahları ve kimyasal silahların kullanımı konusunda bizim pozisyonumuz tutarlı.

Biz kategorik olarak buna karşıyız ve kınıyoruz. Bunun ispatlanması durumunda uluslararası alanda buna karşı alınacak önlemlere biz de katılırız.” ifadelerini kullandı. İngiltere parlamentosundan çıkan operasyon karşıtı kararın kendisi açısından sürpriz olduğunu kaydeden Putin, “İngiltere parlamentosunun kararı benim için tamamı ile sürpriz. Orada hâlâ sağduyunun hakim olduğu insanların olduğunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı.

Muhalifler, ‘büyük taarruz’ için dış müdahaleyi bekliyor Suriye’de 31. ayında devam eden iç savaş sonucunda Şam ve Akdeniz kıyı şeridinde genelde rejim güçleri hakimken, özellikle kuzey ve doğu bölgeler, muhaliflerin kontrolünde bulunuyor. DIŞ HABERLER SERVİSİ

1dönüm noktası olarak görülen ABD liderli-

Suriye’de iki buçuk yıllık iç savaşta önemli bir

ğindeki askerî müdahale adım adım yaklaşırken, muhalif gruplar Batılı müttefiklerin vuracağı yerlere saldırı yapmayı planlıyor. Vurulması beklenen yerler arasında askerî havaalanları, karargâhlar ve silah depoları bulunuyor. Suriye’deki iç savaşın akıbetiyle ilgilenen taraflar nefesini tutmuş ABD yönetimindeki askerî müdahaleyi beklerken, rejime karşı savaşan muhalif gruplar da operasyondan avantajlı çıkmanın hesaplarını yapıyor. Yüksek Askerî Konsey’in sözcüsü Kasım Saadeddin, Konsey’in bazı muhalif gruplara operasyonun gerçekleşmesi durumunda uygulamaya geçirilecek askerî bir eylem planı gönderdiğini bildirdi. Reuters haber ajansına konuşan Sözcü Saadeddin, “Umudumuz saldırılarla zayıflayan bazı bölgelerde avantajı ele geçirmek. Her bölgede kontrolümüz altındaki bazı gruplara operasyonun başlaması durumunda ellerindeki güçleri harekete geçirmek için hazır olmaları talimatını verdik.” dedi.

Gruplara gönderilen askerî emirde vurulması beklenen bölgelerle ilgili saldırı planlarının olduğunu bildiren Konsey Sözcüsü, bu bölgeleri listelediklerini söyledi. Saadeddin, tahminlerini ise “askerî karargâhlar, askerî havaalanları, silah depoları ve Scud gibi büyük füzeleri fırlatmak için kullanılan füze rampaları” şeklinde sıraladı. Ülkede 31. ayında devam eden iç savaş sonucunda Şam ve Akdeniz kıyı şeridinde genelde rejim güçleri hakimken, özellikle kuzey ve doğu bölgeler muhaliflerin kontrolünde bulunuyor. Daha önce Suriye ordusunun bünyesinde olduğu hâlde firar ederek muhaliflere katılan Saadeddin, askerî müdahalenin içinde olan Batılı devletlerden istihbarat bilgisi veya herhangi bir konuda yardım teklifi almadıklarını ve dış aktörlerle bu konuda koordinasyon içinde hareket etmediklerinin altını çizdi. Saadeddin, operasyonu başlatması kuvvetle muhtemel olan ABD’nin siyasî liderleriyle görüşse de askerî kanatlarının liderleriyle istişarede bulunmadığını söyledi. Konsey Sözcüsü, “ABD, Konseyimizin lideri Salim İdris ile istişareler yapmış olabilir, fakat bunu teyit edemem.” şeklinde konuştu.

A. Ali Ural

Karanlık ormandan hakikatler ormanına İnsanın hayvandan geldiği değil, insanın hayvana gittiği doğru. Karanlık bir ormanda yaşasa da bu hayvanlar insandan uzak değil. Zira hakikatler ormanının yanı başında boy atıyor karanlık orman. Birinden diğerine gizli yollar var. Bu geçitlerde insan ve hayvan özellikleri el değiştiriyor sık sık. Kaybedilen her insani doku, yerini bir hayvan dokusuna bırakırken, kazanılan her insani doku bir hayvan parçasını uzaklaştırıyor ruhtan. Özgün parçaları azaldıkça, hayvanlara benzemeye başlayan insan, “başarı”yı ömrünün tek amacı yapsa da; geriye dönmediği, insani dokularını kazanmaya çaba sarf etmediği takdirde dünyadan insan olarak ayrılmayı başaramıyor. Karanlık orman dediğimiz zaman aklımıza Dante gelir; İlahi Komedya’da başrolü kendisine veren Dante. Otuz beş yaşında karanlık bir ormanda yolunu kaybetmiş, erdem dağına ulaşmaya çabalarken üç yırtıcı hayvan kesmiştir önünü: Panter, aslan, dişi kurt. Yani şehvet, kibir ve hırs. Erdem dağının aydınlığına ulaşmasına engel olmakta, onu karanlık bir vadiye çekmeye çalışmaktadır bu yırtıcılar. Yolunu değiştirmez, bir rehberin peşine takılarak aydınlığa yol aramadığı takdirde karanlık ormanın kurbanı olacaktır Dante: “Yaşam yolumuzun ortasında/ Karanlık bir ormanda buldum kendimi/ Çünkü doğru yol yitmişti/Ah, içimdeki korkuyu/ Tazeleyen, balta girmemiş o sarp, güçlü/ Ormanı anlatabilmek ne zor!” Dante 1307-1321 yılları arasında kaleme aldığı İlahi Komedya’sında “karanlık orman”dan söz etmeden yaklaşık elli yıl önce, Mevlânâ insanın iç dünyasını bir ormana benzetmektedir. İyiyle kötünün iç içe yaşadığı homojen olmayan bir ormana. Karanlık ile aydınlık arasında kesin bir sınır olmayıp, aralarında binlerce ton vardır. Şafak sökene kadar karanlık derece derece azalır. Sabah olana kadar aydınlık derece derece artar: “İnsanın iç dünyası bir ormana benzer. Orada, en vahşî ve yırtıcısından, en mûnis ve sevimlisine kadar bütün hayvanlar sergilenmektedir… İnsan varlığında, binlerce kurt, sayısız domuz; temiz, pis, güzel, çirkin, sevimli, sıcak ve soğuk binlerce huy vardır…” Mesele, hangi hayvanı evimize alıp beslediğimizde, karışım içinde hangi madenin baskın olduğundadır. Mevlânâ’ya göre gel gitler içerisinde oluşur kişilik. “İnsanda, ân olur kurtluk zuhûr eder. Bir ân gelir melekleşir, sanki ay gibi Yûsuf yüzlü bir güzel olur.” İyilik ve kötülüklerin insan ruhunu ele geçirebilmek için kendilerine gizli yollar aradıkları bu ormana “hakikatler ormanı” adını verir Hüdavendigar. Rab ismiyle terbiye etmeye başladı mı Mevla, “Azgın serkeş at, rahvan yürümeye başlar. Ayı oyun oynar, keçi selâm verir…” İnsan insan olduğunda yalnız içindeki hayvanları değil, dışındaki hayvanları da evcilleştirir. Köpeğin insandan geçen duygularla avcılık, çobanlık ve bekçilik yaptığından söz eden Rumî, bir an gelip insana şöyle seslenir: “Ey iç âlemi köpekten de aşağı olan kişi! Durumundan ümitsizliğe kapılma, hakîkatler ormanında sen de mânevî zevkler almak istiyorsan, gönül yoluna gir de âriflerin can mercanından, yâni onların irfân incilerinden biraz olsun nasiplen…” Doğu da Batı da irfan incilerinden nasiplenmeyi bırakalı insanın iç dünyası hakikatler ormanından karanlıklar ormanına dönüştü. Bilgeliğin büyüttüğü insanı ele geçirdi hayvanlar. Bir vakit hayvanları evcilleştiren insan, an geldi hayvanların pençesinde vahşileşmeye başladı. Karanlık ormandan kaçmayı başaramamış olanlar, kılık değiştirerek pençelerini kamufle etmeyi başardılarsa da erdemin ve vahşetin bin bir elbisesi olduğunu bilenler, yılanların deri değiştirmesini huylarının değişeceğine yormadılar asla. Celvetiyye Tarikatı şeyhlerinden Selâmi Ali Efendi’nin, selam vermediği için kendisine “Selamsız” diyen Selamiyye Çarşısı esnafına dair harikulade bir öyküsü vardır. Tasavvufun insanı arındıran menkıbelerinden biridir bu ve her dinleyeni kendisinde saklanan hayvan konusunda merak ve korkuya sevk eder. Selam vermediği için kendisini eleştirenleri gönül penceresinden aynaya bakmaya çağırmıştır “Selamsız”. Gönül aynasında herkesin gizli kimliğini faş etmiştir de kimlere selam verilmediğine tanık olmuştur insanlar. Dükkân kapılarında, tezgâh başlarında domuzlar, tilkiler, sırtlanlar, çakallar ve köpekler oturmaktadır. Selamsız Yokuşu’na dönse de dünya, yaşadığımız sürece aynı havayı teneffüs ettiğimiz herkese merhaba demek zorundayız. “Selamsız” olmamıza ne Peygamber izin veriyor ne yaşadığımız hayat. Tabii gönül gözümüzle göremesek de sezgilerimizle kimlerle alışveriş yaptığımızın farkında olmak şartıyla. a.ural@zaman.com.tr


38 KÜLTÜR

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

ERKAM EMRE İSTANBUL

1tinin zirveleştiği İstanbul için kara bir Yirminci yüzyıl, Türk-İslam medeniye-

dönem. Daha önce tabii afetler, yangınlarla boğuşan bu başşehir, bu kez insan eliyle yapılacak bir kıyıma sahne olacaktı. Geçtiğimiz temmuz ayında, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklama, bu geniş çaplı kıyımı doğruladı. Özellikle İsmet İnönü devrinde yıkılarak malzemeleri satılan, hatta CHP ocağına çevrilen dinî mekânlar bir yana, bu yıkımların Demokrat Parti iktidarı süresince devam etmesi de bir hayli dikkat çekici. İmar faaliyetleri kapsamında büyük caddeler, geniş bulvarlar inşa etmek bahanesiyle yerle bir edilen cami, medrese ve mezarlar Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kayıt altına alındı. Genel Müdür Adnan Ertem, uzun süre yürütülen çalışmalarda, 130 tanesi İstanbul’da olmak üzere tam 150 adet eser tespit ettiklerini kaydetti. Ertem ayrıca, aralarında çok kıymetli camilerin de bulunduğu

Karaköy Camii efsanelerle örtüldü 1958 yılında yıkılan Karaköy Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin yeniden yapılmasında sona gelindi. Sultan II. Abdülhamit’in mimarı D’Aronco tarafından inşa edilen ve üzerinden elli sene geçmeden yıkılan bu güzel cami, 20 seneden bu yana yapılmak istense de bu arzu bir türlü nihayete erdirilemiyor. bu sanat eserlerinin yakın tarihte tekrar imar edileceğini müjdelemişti. Buna göre, ilk etapta bugüne sadece minaresi kalan Rumeli Camii, Yeniköy Parkı’nda temelleri bulunan Fazıl Efendi Camii ile Karaköy’deki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii yapılacak.

II. Abdülhamit’in mimarı D’Aronco’nun eseri Tarih sahnesinde silinen bu kıymetli camiler arasında Karaköy Camii’nin yıkım hikâyesi son derece hüzün verici. Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığından bu yana, neredeyse her iki senede bir gündeme gelen restitüsyon (yeniden bina etme) çalışmaları, elle tutulan bir sonuç doğurmadı. Son olarak 9.7.2012 sözleşmeli proje ile tarihi caminin yeniden yapılacağı kamuoyuna duyurulmuştu. II. Abdülhamit Han’ın sermimarı İtalyan Raimondo D’Aronco tarafından Art Nouveau (Ar Nuvo) tarzında imar edilen cami, devrinin üslup inceliklerini yansıtan nadide bir ibadethane. Sekizgen formu ve mermer kaplı dış cephesinin yanı sıra floral (çiçekli) alınlık süslemeleriyle dikkat çeken diğer adıyla Yağkapanı Camii’nin yıkım hikâyesi de yeniden yapılma sürecini aratmıyor. Demokrat Parti döneminde İstanbul’da gerçekleştirilen dev yıkımlardan payını alan Karaköy Camii, yol genişletme çalışmaları çerçevesinde ortadan kaldırılmıştı. Fakat ilerleyen süreçte caminin tam olarak bu sebepten yıkılmadığı ve ardında soru işaretleri bırakılarak yok edildiği anlaşıldı.

Yıkımı efsaneye döndü O dönemdeki gazete haberlerinden öğrendiğimiz kadarıyla, Karaköy Camii’nin yıkılacağı duyulunca halk arasında büyük bir tepki doğar ve bu tepkiyi dindirmek adına binanın taşlarının numaralandırılarak camisi bulunmayan Kınalıada’ya taşınacağı

ilân edilir. 1958 yılında bir bahar sabahı Karaköy Meydanı’na ulaşan yıkım ekipleri, mermer süslemeli, ahşap minareli bu fevkanî camiyi yerinden sökecek, içindeki Venedik işi avizeyi, minber ve mihrabı da çevredeki camilere dağıtarak (ortadan kaybolduğu sonradan anlaşılmış) yapıyı yerinden sökeceklerdi. Koparılan parçalar, Karaköy Limanı’na yanaşan mavnalara yüklenerek Kınalıada’ya götürüldü. Ancak yolculuk sırasında gemi battı, mavnalara yüklenen parçalar Boğaz’ın sularına karıştı. Ancak araştırmalarımız sonucunda buraya kadar anlattığımız hikâyenin daha farklı olduğunu gösteren birçok bilgi ve belgeye ulaştık.

‘Tarihî değeri olmadığına dair rapor alındı’ Caminin yıkımı sırasında İstanbul Tarihî Eserler Bürosu’nda memurluk yapan Alpaslan Koyunlu, mimar D’Aronco hakkında araştırmalar yapan Prof. Dr. Afife Batur’a çarpıcı bir beyanatta bulunmuş. Koyunlu, Batur’a Anıtlar Kurulu’ndan siyasi baskılar sonucu caminin tarihi değeri olmadığına dair bir rapor alındığını anlatmış. Cami yıkılacak söylentilerinin artmasıyla bu durumdan şüphelenen Koyunlu, yıkımın ertesi sabah yapılacağını haber alınca, gece camiye gizlice girip sabaha kadar karpit ışığında taşları numaralandırmış ve yerleşim şemasını çizmiş. Ancak bu şema

belediyenin arşivlerinde kaybolmuş. Vakıflar bünyesindeki raporlara ulaşan Afife Batur, ilgili belgede caminin yıkımına nasıl karar verildiğini, minberin ve mihrabın muhtelif camilere gönderildiğini ve Venedik’ten gelen avize ile halıların da Teberrükat Memurluğu’na gönderildiğini öğrenmiş. Raporda son olarak kalan parçaların Kınalı-ada’ya nakledildiği belirtiliyormuş. Kınalıada sakinlerinden Reşat Pala ise bu

sürecin anlatıldığı gibi gerçekleşmediğini belirtiyor. Caminin adaya ulaşan malzemeleri, yeniden yapılmasına imkan sağlayacak şekilde değilmiş. Reşat Pala, caminin yapılması için getirilen mermerlerin biçimsizce kırılmış halde olduğunu anlatıyor. Sahile yığılan mermer malzeme elbirliği yapan Müslüman cemaat tarafından kıyılardan toplanmış. Düzeltilebilenleri 1962 yılında inşa edilen ve bugün de kullanılmakta olan Kınalıada Camii’nin temelinde ve duvarlarında kullanılmış. Ancak bu caminin Karaköy’dekine benzer bir tarafı bulunmuyor. Karaköy Camii’nden kalma oyma nakışlarla süslü iki alınlık taşı da Kınalıada Camii’nin bahçesinde herhangi bir hırsızlık olayına karşı tedbirsiz durumda bekliyor. Türk mimari tarihine kara bir leke olarak kazınacak bu olayın Karaköy Meydanı’nda dikkat çeken bir başka yönü daha var. Yarım yüzyıldan fazla bir süre araba parkı veya boş arazi olarak kalan arsa, gerçekten yol genişletmek için açıldıysa yıkım niçin sadece bu cami üzerinde uygulandı ve yanı başında duran Ziraat Bankası’na dokunulmadı? Dış cephesindeki Hiram Usta, Dulkadın çocukları gibi masonik sembollerle dikkat çeken bina, Türkiye’de kurulmuş ilk resmi mason locasına da ev sahipliği yapmış. Karaköy Camii şimdi yeniden ihya edilecek. Bakalım muammalar zinciri olan bu hikâye nasıl sonlanacak?


39YORUM

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

Kerim Balcı

Mümtaz’er Türköne

Şiddet güzeldir Şiddetin, özellikle gençleri içine alıp sürükleyen bir cazibesi var. Saldırganlığın eseri olan şiddeti, tıpkı cinsellikten çıkartılan estetik gibi cazip bulanlar mutlaka olacaktır. Akıl felsefenin, bilimin işi; salt duyguların egemen olduğu bir dünyayı ve duygulardan ibaret bir estetiği tasavvur etmeyi deneyin. Sadece duygular. Meselâ öfkenin patlama anı. Size konulan bütün sınırları aşıyorsunuz. Dayanılmaz bir arzunun esaretine giriyorsunuz. Bütün benliğinizle ve bütün varlığınızla, sadece kendinizi gerçekleştiriyorsunuz. Özgürlüğün zirvesindesiniz; size dayatılan bütün kurallardan ve baskılardan azadesiniz. Yıkıyor, yok ediyorsunuz. Bir şeylere zarar verirken bütün zayıflıklarınızdan sıyrılıp yol açtığınız tahribata bakıp, kendi eserinizi seyrediyorsunuz; gücünüze, cesaretinize, iradenize hayran kalıyorsunuz. Hiç olmazsa o an. Şiddet güzeldir, insanı etkiler ve girdap gibi içine alıp sürükler. Hele bir de tek başınıza değil de, sizin gibi şiddet kusan insanların arasında iseniz. Kitle sizi ana rahmi gibi içine alıp, sarıp sarmalar, korkularınızın, zayıflıklarınızın aşıp giremeyeceği duvarlar oluşturur. Tek başınıza iken altında ezildiğiniz bütün yüklerden sizi kurtarır; ve şiddet en vahşi biçimiyle bir orkestranın sizi başka âlemlere götüren senfonisine dönüşür. Gerçekte kime karşı öfkeyle dolu olduğunuzu, normal hayatta altından kalkamadığınız meşakkatlerin neler olduğunu hiç kimse anlayamayacaktır. Zaten sebeplerinizle değil, şiddet potansiyelinizle o kitlenin bir parçası oldunuz. Artık siz bir birey değil, içinde eridiğiniz kitlesiniz; gücünüz o eylemde yer alan insanların gücünün toplamına denk. Kaldırımdan söktüğü bir taşı karşıda duran polislerin üzerine atan bir gencin yaşadığı duygu boşalması, ruhsal doyum, varoluşun zirvesine tırmanma hali ve tam o anda varlığından sıyrılıp tek tek her hücresinin kitlenin içinde eriyip yok olması ile hissettiği ferahlık ve hafiflik... Ancak yaşayan bilir. Ne müthiş değil mi? Ne kadar müthiş olduğunu bir nebze anlayabilmek için, Taksim civarındaki barikatlarda başlayan zamane aşklarını gözünüzde canlandırmayı deneyin. Delikanlının tam

Suriye’nin geleceği Mısır’da yazılacak taşı atarken, “keşke kız arkadaşım şu anda beni görseydi” diye duyduğu heyecanı; ya da TOMA’lar su sıkarken perişan haldeki kızcağızın erkek arkadaşının eline sımsıkı yapışmasını. Biber gazı ile yaşaran gözlerin acı içinde buluşmasını. Bu çağda, hem de bu ülkede daha ileri bir romantizm ihtimali var mı? Eylül ayına girdik ve üniversitelerin açılışı ile birlikte Türkiye şiddet sarmalı içinde bir cehennemi, bazı gençler de bu güzelliği yaşayacaklar. Yaz boyu örgütler planlarını yaptılar. PKK’sından ulusalcılarına kadar kitlesel şiddet eylemleri için hazırlıklar tamamlandı. PKK, Gezi eylemleri için “keşke yer alsaydık” özeleştirileri yapıyor. Barış süreci üzerinde pazarlık gücü ve tehdit oluşturmak maksadıyla “Gezi modeli” kitlesel şiddet yöntemini yaygın bir şekilde kullanmaya karar verdikleri anlaşılıyor. Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle Güneydoğu üçgeninde yapılacak kitlesel gösterilerde bu modelin işaretlerini bulabilirsiniz. PKK’nın Gezi direnişine dahil olması, fillerin karıncalardan yana duruma müdahalesine benzeyecek. Arada çok çimen ve karınca ezilecek. AK Parti hükümeti hazırlıkların farkında. Karşı hazırlık ise, Başbakan’ın, “Karşılarında devletin bükülmez bileğini bulacaklar” sözünde görüleceği üzere polisiye tedbirleri artırmaktan; şiddeti cazip kılan estetiğe cömertçe katkılarda bulunmaktan ibaret görünüyor. Kitlesel şiddet “haksızlığa uğrama” duygusundan güç alır. Bu duyguyu bastırmanın yolu “haksızlık ediyorsunuz” duygusu oluşturmaktır. Polisin kullandığı zor, hiçbir zaman kitlesel şiddeti çoğaltmaktan başka bir işe yaramıyor. Üniversiteler eylem alanı olduğuna göre, “haksızlığa uğrama” ile “haksızlık etme” arasındaki dengeyi en iyi kuracak olanlar kimler? Üniversitelerin bu dengeyi oluşturması lâzım. Öğretim üyeleri, dersin dışında da öğrencilerle iletişim kurmalı ve şiddetin cazibesinin ne kadar yanıltıcı olduğunu, bir bilimsel postülayı ispatlama sorumluluğu şeklinde üstlenmeli. M.turkone@zaman.com.tr

Peki, Mısır’da çözüm nasıl gelecek? Suriye rejimine yönelik bir uluslararası te’dip operasyonu artık kaçınılmaz Yine pek çok eleştiri alan, ama gün geçtikçe görünüyor. Süresi ve kapsamı tartışılsa da daha fazla inandığım “Hz. Musa gitmişti eylül ayı içinde Suriye rejiminin stratejik ve Firavun’a” yazısında ortaya koyduğum sembolik bazı hedeflerinin uluslararası bir re’fet stratejisiyle… Dün el-Mısrî el-Yevm gazetesinde, koalisyon tarafından vurulacağına kesin henüz Mısır İhvan’ı tarafından yalanlangözüyle bakabiliriz artık. Doğal olarak basınımızın projektör- mamış bir haber yayımlandı. İhvan’ın leri de Mısır’dan Suriye’ye döndü. Oysa önde gelen isimlerinden ve Mursi’nin Mısır’daki iç işgal (Mısır ordusunun kendi kurduğu hükümette yerel kalkınma baülkesini işgali) sürdüğü müddetçe Arap kanlığı yapmış olan Muhammed Ali Bişr, dünyasında kalıcı dönüşümlerin yaşana- Selefilerin en-Nûr ve Eymen Nour’un başında bulunduğu Devrim’in bileceğini söylemek zor. Yarını Partisi (El-Ğad es-Sevra) Mısır İhvan’ı demokratik Kendisine devlet meşruiyet çerçevesinde başkanlığından aşağı ile gizli görüşmelerde bulunelde ettiği ve elinden Görüşmelerin konusu makamları az gördüğü muş. zulüm ile gasp edilmiş Mısır’daki siyasal krizi aşmaya şüphe götürmeyen iktidar vazifesini (hakkını yönelik bir ortak plan üzerinde General Sisi’nin bu demiyorum) geri alana anlaşmak ve cunta yönetimiyle kadar Suriye İhvan’ının bu plan üzerinden pazarlıklara çözüm önerisini Şam’da kalıcı bir yönetim başlamakmış. Gazeteye sızan kabul edeceğini değişimini kotarma şansı bilgiye göre İhvan, Selefiler ve zannetmiyorum. yok zira. el-Ğad, Mursi’nin başkanlığa Galat-ı meşhur olarak döneceği, ancak derhal erken Arap Baharı diye adlandırılan sokağa seçime gitmek üzere istifa edeceği bir dökülme olayları başladığında “Mısır, formül üzerine anlaşmışlar. Bu formül başka hiçbir Arap ülkesine benzemez. seçim öncesinde cunta yönetiminin yazıp Orada gerçekten bir halk ayaklanması Mısır’ın geleceğine dayatacağı bir anayavarsa, bütün Arap dünyasında bir infial sanın yapılmasını da kabul etmiyormuş. var demektir. Tersi de doğrudur.” diye Kendisine devlet başkanlığından aşağı yazmıştım. Bizdeki müzmin muhalifle- makamları az gördüğü şüphe götürmeyen rin pek eleştirdiği o yazı “Bütün Arap General Sisi’nin bu çözüm önerisini kabul dünyasının çehresini değiştirecek ölçeğe edeceğini zannetmiyorum. Ama İhvan ve ulaşamamış bir güç, Mısır’da da hiçbir şeyi Selefilerin içinde iktidarı bir hak değil, bir vazife olarak gören ve Mısır’ın geleceğine değiştiremez.” cümlesiyle bitiyordu. Geçmişte yazdığım yazılardan pişman kendi siyasi geleceklerinden daha fazla olduğum oldu. Pişmanlıklarım, çoğunluk, değer vermeyi de bu vazifenin bir parçası fikrimi değiştirmek yönünde değil, daha olarak kabul eden aktörlerin olduğunu da pekiştirmek yönünde oldular. Keşke o görmek umutlandırdı beni. Yarın bir gün yazıyı daha geniş kitlelere ulaştırabilsey- İhvan, geçmiş kızgınlıklarını bir kenara mişim; daha keskin, daha vazıh ifadelerle bırakıp da, Abdülmünim Ebu’l-Futuh’u ülkeyi içinde bulunduğu darboğazdan yazabilseymişim. Şimdi Suriye’de rejime ait elli kritik çıkarmak üzere vazifeye çağırırsa daha da hedefin vurulacağından bahsediliyor. umutlanacağım. O zaman Suriye’nin geleceği hakkında Beş bin hedef dahi vurulsa Mısır’daki sorun çözülmeden Suriye’ye demokrasi umutlanmak için daha fazla sebebimiz gelmez. Müdahale insanî ve vicdanî bir olacak. Bu olana kadar, kapıdaki müdahasorumluluktur; yapılsın… Ama oradan lenin rejime maksimum, Suriye insanına kalıcı bir çözüm beklemek Arap politikasını minimum zarar vermesi için dua etmek bilmemenin ilanıdır. düşüyor bize. k.balci@zaman.com.tr

‘İyi yap ve sonunu getir’ Joost Lagendijk

Neredeyse bir hafta boyunca, yüzlerce masum Suriyeliyi öldüren kimyasal silahların kullanımından duyulan ve yaygın olarak paylaşılan tiksinti, katil Esed rejimine karşı uzun zamandır uluslararası eylem çağrısı yapanlar ile farklı sebeplerden bugüne dek böylesi bir uluslararası müdahaleye karşı çıkanlar arasındaki uçurumu kapatacak gibi görünüyordu. Herkes kırmızı çizginin bu sefer gerçekten de aşıldığı ve dolayısıyla, sağlam kanıtlara dayanarak, uluslararası normların bu ihlalinin cezasız kalmayacağını Suriye hükümetine net biçimde göstermek için bir tür koordineli çabaya girilmesi gerektiğinde hemfikir gibiydi. Ama bu birlik son günlerde tuzla buz oldu. İlkin, Obama yönetimi, elindeki istihbaratın, bizzat Esed’i doğrudan saldırıya bağlamadığını teslim etmek zorunda kaldı. Başkana önde gelen Demokrat ve Cumhuriyetçilerle masaya oturup her türlü eylem için Kongre onayı araması yönündeki çağrılar

güçlendi. “Dumanı tüten silahın”, yani kesin delilin yokluğu da manipüle edilmekten usanmış pek çok şüphecinin soğuk duruşuna yol açtı. Nihayet, Britanya Başbakanı David Cameron, çoğunluğun sahteliği sonradan ortaya çıkan delillerle 10 yıl önce Irak savaşına nasıl sürüklendiklerini hatırlayan şüpheci parlamentoyu iknayı başaramadı. Bunun sonucunda, Türkiye ve başka yerlerde, Suriye hakkında kamuoyunda yürütülen tartışmada başladığımız yere döndük. Bir yanda, 100 binden fazla kişinin öldürülmesinin, Suriye’ye müdahale için yeterli sebep oluşturduğuna inanan ve kimyasal saldırıları, bardağı taşıran son damla niteliğinde ilave addedenler var. Diğer yanda, bu görüşe kesinkes karşı olan ilkeli pasifistlerin, eski moda anti-emperyalistlerin, askerî operasyonların etkili olmadığı, hatta ters teptiğine inananların büyük grubunun oluşturduğu karma küme var. İkinciler, tüm dikkatin, bir süre önce Moskova ile Washington’ın kalkıştığı yeni diplomatik girişime odaklanmasını istiyor. Kişisel kanaatim, önünde sonunda

müzakere masasında herhangi bir ilerleme kaydedilebilmesi için önce sahadaki askerî dengenin muhaliflerden yana kayması gerekiyor. Ancak bundan sonra, Esed ile baş destekçileri Rusya ve İran, masaya oturup çözümü konuşmaya istekli olur. O yüzden, bir süredir, fanatik olmayan muhaliflerin yeterince silahla donatılmasından yanayım ve şimdi de Esed rejimini ciddi oranda zayıflatacak bir askerî saldırıyı destekliyorum. Pek çok analist, Obama’nın aklındaki sınırlı bombardıman operasyonunun tehlikelerine dair uyarıda bulundu. ABD Suriye’nin tekrar kimyasal silah kullanmasını durdurmayı başarsa bile, çoğu Suriyelinin kurşun, topçu ateşi ve hava saldırısında öldüğü savaş, şiddetinden kaybetmeksizin devam edecek. Esed içerideki ve dışarıdaki muhaliflerinden intikamını alacak. Bu sebeplerden, Suriye hükümetinin Şam’daki kimyasal silah kullanımından sorumlu tutulması gerektiği şüpheye yer bırakmadan kanıtlandıktan sonra, iki şeyin gerçekleştirilmesi lazım. İlkin, rejimin askerî altyapısı ve ‘komuta ve kumanda’ merkezleri,

Rusya ve İran ordusu ile ticarî uçakların Esed’e yeni silah sevk etmek için kullandığı havaalanları dahil olmak üzere, imha edilmeli. İkincisi, hem sahada hükümet güçlerini geri püskürtebilecek hem de müzakerelerde ve Esed sonrası dönemde güvenilir ortak olarak hareket edebilecek silahlı bir muhalefetin yapılandırılması için yeni bir Amerika-Avrupa angajmanına ihtiyacımız var. The Economist’in Obama’ya özetle tavsiye ettiği gibi: “Şu işi iyi yap ve sonunu getir.’’ Esed’e ağır saldırı düzenleyip ılımlı isyancıları desteklemekle Suriye’nin bütün sorunlarının çözülmeyeceğinin bilincindeyim. Hatta kısa vadede daha büyük karmaşa yaratabilir. Ama bu yüzden hiçbir şey yapmamanın veya dışında kalmanın en iyi seçenek olduğu çıkarsamasını tümüyle reddediyorum. New York Times’ın ünlü köşe yazarı Nicholas D. Kristof’un bu hafta isabetli biçimde formüle ettiği gibi: “İkiyüzlülük ve etkisizlik riskine rağmen, tutarsız şekilde de olsa, bazı mezalimlere karşı çıkmak, tutarlı şekilde hepsine boyun eğmekten yeğdir.’’ j.Lagendijk@zaman.com.tr


40YORUM

4 - 10 EYLÜL 2013 ZAMAN

Sözün bittiği yer DR. MUHAMMED MUSTAFA AKDAĞ

1ordayız.

Eskiler sözün bittiği yer derler. İşte tam

Peki, sözün bittiği yerde ne başlıyor. Sanırım aczi itiraf ve kudreti yüce olana yöneliş. Tam bir dönüşten bahsediyorum. Zaten yüzümüz hep oraya donuk diyenleri duyar gibiyim. Zira belli ki bir yerlerde hata var. Yönelişte eksiklik var. “El-Küfrü yedum vez’zulmü la yedûm”: Küfür devam eder, ancak zulüm devam etmez. Gayretullah’a dokunma sınırına dayanınca, zevali kaçınılmaz olur! (Onuncu Lem’a’) fehvasınca zulmün, karanlığın, zorbalığın, caniliğin ayyuka çıktığı noktasındayız. Öyle bir durum ki; “Niçin bütün bunlar başımızda ve niçin bu zulümlerin önüne geçemiyoruz?” sorusunu kendimize ciddi ciddi sorduğumuzda ulaştığımız nokta. İlahî adaleti sorgulamaya haddimiz olmadığını unutmadan sebepler dairesinde hikmetini anlama adına ve elimizden geleni yapıp yapmadığımızı sorgulama adına! Bir yanlışlık gördük, onu elimizle, olmadı dilimiz daha da olmadı kalbimizle engellemeye çalıştık mı? Bütün yolları, kanalları zorlayıp hunharca ve dünyanın gözünün içine baka baka işlenen cinayetlerin, akan kanın, gözyaşının ve zulümlerin, önüne geçebildik mi? Hemen yanı başımızda kanayan yaranın kapanması için ne yaptık? Hunharca canlarına kıyılan çocukların hesabını sorabildik mi? Bahsi geçen Hadisi Şerif’te eğer bir mümin bir yanlışlık görürse el ile düzeltsin buyrulmuş ve elle düzeltme kısmını âlimler çoğunlukla gücü yeten ve otorite sahibi kişi veya kurumların yapabileceğine kanaat getirmişler. Örneğin ailede büyükler, toplumda devlet ve dünyada ise milletlerarası cemiyet veya büyük devletler. Bunların dışında âlimler, entelektüeller, medya vs. ye düşen kısım ise dil, yazı ve söz vs. ile zulmün ve yanlışın önüne geçmek ve vicdanlara hitap edip akan kanı durdurmak. Fakat heyhat ki bugün ne buna dur diyebilen bir Birleşmiş Milletler var, ne de kendi menfaatleri dışında hassas davranmayan süper güçler. Kendi başına kalakalmış yalnız ama adaletten ve yardımseverlikten vazgeçmeyen biricik ülkemin durumu ise tek kelime ile “çaresiz”. El ile düzeltmesini beklediklerimizden bir çözüm olmayınca, dil ile acaba vicdanlara hitap edebilir miyiz noktasındayız. Ama bir çaresizlik düşünün ki, dil ile düzeltmesi gerekenler de kendi aralarında zulme zulüm, darbeye darbe, haksızlığa haksızlık diyemiyorlar.

DAĞISTAN ÇETİNKAYA

O yüzden de ekranda rikkatli kalpler, şefkatli babalar ve devlet büyüklerinin çaresizlikten dökülen gözyaşından başka bir tutunacak tesellimiz kalmıyor. Sosyal medya üzerinden bilinçlenme ve ortak tepki platformları oluşturma bazen devrimlere sebep olacak güçte. Fakat onun da maalesef yeterince yaptırım gücüne ulaşamadığı gözlemleniyor. Sokaklara çıkıp protestolar yapmak da tabii ki işin diğer bir boyutu. Her ne kadar Müslümanlar arasında bu metodun faydası ile ilgili ciddi fikir ayrılıkları olsa da demokratik bir hak olan bu tepkiyi verenler de yok değil. Ama gün itibari ile sokağa çıkmanın faydası ise meçhul. Geriye bir tek üçüncü şık, yani kalben buğz etmek kalıyor. Diğer bir ifade ile kalpler elinde olan Allah’a yönelip DUA etmek. O’nun sıyanet ve inayetine sığınmak. Çünkü kalpleri çevirecek olan O (cc). Zalimlere dur diyecek olan da. O’nun yazdığı kader adalet çizgisinden çıkmıyor. Biz insanlar birbirimize zulmederek kaderin üzerine atıyoruz maalesef. Bu durumda da eğer bu bir imtihansa ki bugünün bütün insanlarını ve özellikle de Müslümanlarını ilgilendiren bir imtihandır, bu karayı İslam âleminin ve İslam’ın temiz sinesinden silmek de bu imtihanı kazanmanın adıdır. Duanın ise usulünce yapılınca tesirli olduğu unutulmamalı. Sadece dil ile değil hal ile gözyaşları ile vicdanın titremesi ve ıztırar ile yapılanı en tesirli olanıdır. İşte zulmün zirveye çıktığı bu günlerde elinden ve dilinden başka bir şey gelmeyen bizler en azından duaya başvurup kalp ve dil ile bu zulümlerin bitmesi için Allah’a yalvarmalıyız. Fakat unutmamalıyız ki,

Bediüzzaman’nın da buyurduğu üzere: “… Bazı duaların “evkat-ı mahsusalar” ı vardır. Bu özel vakitlerde insan aczini anlar; dua ile niyaz ile Kadîr-i Mutlakın dergâhına iltica eder. Eğer dua çok edildiği halde belalar def’ olunmazsa, denilmeyecek ki, “Dua kabul olmadı.” Belki denilecek ki, “Duanın vakti gelmedi”. Eğer Cenâb-ı Hak, fazl ve keremiyle belâyı ref’ etse (kaldırsa), nurun alâ nur, o vakit dua vakti biter, kaza olur. Demek, dua bir sırr-ı ubudiyettir (kulluk sırrı) . Ubûdiyet ise, hâlisen livechillâh (Allah için) olmalı. Yalnız aczini izhar edip, dua ile O’na iltica etmeli, O’nun Rububiyeti’ne karışmamalı. Tedbiri Ona bırakmalı, hikmetine itimat etmeli, rahmetini itham etmemeli.” (23. Söz, 5. Nokta) Dört bir yanımızda akan kanların artık rikkatimize dokunduğu bugünlerde duanın özel vakitlerinden birisinde olduğumuzu varsayarak, karşılığını da sadece Allah’tan umarak ellerimizi açmanın tam zamanıdır. Böylesi durumlarda hangi duaların yapılacağı mevzunda ise dini kaynaklara bakmamız yeterli. Hatta bizim kültürümüzdeki zengin dua literatürüne başka bir kültürde rastlamak mümkün değildir dersek mübalağa etmiş olmayız. Örneğin birçok âlim, fazıl ve mürşit kendi dua külliyatını, ya iki ana kaynak olan Kuran ve Sünnetten ve diğer âlimlerin eserlerinden derleme şeklinde ya da kendi kırık mızraplarından dökülenler ile oluşturmuştur. Bunlardan birisi de günümüzde Fethullah Gülen Hocaefendi’nin derlediği Kulûb ad-Dâri’a dır. Birçok din büyüğü ve kalp ehlinin dilinden, kalbinden dökülen tesirli dua ve yakarışları bu kitapta bir arada bulmak mümkündür. Bu vesile ile Kulûb ad-Dâri’a da geçen Şeyh Ebu Hasan Şazeli Hz.’nin bundan 800 yıl önce kaleme aldığı Hizb’un-Nasr (Zafer Duası) a dikkat çekmek gerekir. İşte bazı bölümler: “Allah’ım! Senin yüce ve kahredici kudretinin eziciliğine ve imdada yetişen yardımının hızlılığına ve Senin haram sınırlarını korumandaki sonsuz gayretine sığınıyoruz! Ayetlerinle himâyene sığınanlar hakkı için, biz de Senden istiyor, diliyoruz... Ey Mutlak işitici! Ey Dualara icabet eden!...Ey intikamları alıp, suçluları kesin cezalandıran! Ey Galip-i Mutlak ve her an kahretmeye gücü yeten! Ey Hiçbir zorbanın gücü kendisini âciz bırakamayan yüce Zât! Ey Kayserlerin mülkünden nice kibrine kulluk eden inatçıyı, helâk etmek kendisine zor gelmeyen yüce Zât! İçlerinden bize karşı hile tuzağı kuranlara

karşı Sen de onlara karşı kur. Bize karşı oyun içinde olanların oyunlarını başlarına geçir! Bizim için durmadan kuyu kazanlara karşı Sen de bir kuyu kaz ve onun içine düşsünler! Ey Efendimiz! Bizi hile ile kandıran, tuzak hazırlayanların üzerlerine bu işi yapanları sevk et! Bizi avlamak isteyenlerin üzerlerine, onları avlayacak avcılar gönder! Allah’ım! “Kâf-Hâ-Ya-Ayn-Sad” hakkı için, bizi bu kötülerin şerrinden koru! Bizim sevdiklerimize göz dikenlerin kendi sevdiklerini yok et! Onların bu gün, yarın yapacakları kötülükleri için, acilen intikam alıcıları üzerlerine musallat kıl! Topluluklarını dağıt! Kılıçlarını körelt! Sayılarını azalt! Allah’ım! Üzerlerine azabını gönder! Ve onların soyunun uzayıp gitmesine izin verme ve onlara zaman tanıma! Ve kötü emellerine kavuşamamaları için onların kalplerini mühürle ve kördüğüm et! Allah’ım! Onları büsbütün parçala, dağıt! Sen Enbiyalarına, Evliyalarına, düşmanları karşısında yardım ettiğin ve onların öçlerini aldığın gibi bize de yardım et! İçimizden ve bizden olanların ayrılıp giderek düşmana katılmalarına, kötülük yapmalarına imkân verme! Bize acımayanları, merhamet etmeyenleri, günahlarımızdan dolayı bize musallat etme! Allah’ım bizi onların korkusundan himaye et! Bizi kötülüklerden koru! Ey faziletlilerin en faziletlisi! Senden istiyoruz! Çabuk ve Acele ver! Ey dualara icabet eden! Ey kavmine karşı Nuh’un dualarına icâbet eden! Ey düşmanlarına karşı İbrahim’e yardım eden! Ey Yusuf’u, Ya’kub’a geri gönderen! Ey Eyyüb’ün dertlerini kaldıran! Ey Zekeriya’nın duasını kabul eden! Ey Yunus’un tespihini kabul eden! Allah’ım! Senden şu dualarını kabul ettiğin dua sahibi Enbiyâların (as), Evliyâların (ra) yüzü suyu hürmetine bizim dualarımızı kabul edeceğine ve isteklerimizi vereceğine kesin olarak inanmaktayız! Mümin kulların için ettiğin vâ’dini bizim için de tamamla! Senden başka İlâh yoktur! Sen Subhânsın! Şüphesiz ki ben zâlimlerden oldum! Tüm ümitlerimiz kesildi, tek ümidimiz Sen’dedir! Eğer rahmet bolluğun gecikirse, hayal kırıklığına uğrarsak, yine de Sen cevabımızı verirsin! Eğer rahmetinin gelmesi gecikti diye hayal kırıklığına uğrar isek bunu bizden uzak kıl! Dost olarak, yardım edici olarak Allah yeter! O ne güzel Vekildir!.. Hiçbir güç ve kuvvet yoktur, ancak O’nunki hariç… Ve Peygamberler içinde Efendimiz Muhammed’e (sav) selâm olsun! Duamızı kabul et! Âmin! Âmin!”

KRAL VE SOYTARI


41 YORUM

4 - 10 EYLÜL 2013 ZAMAN

Ekrem Dumanlı

İlle de diplomasi Mısır’daki askeri rejimin eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed el-Baradey çarpıcı bir beyanda bulundu: “Derin devlet Mursi’ye tuzak kurdu.” Doğru mudur? Somut bilgilere henüz ulaşılamadığına göre kesin bir şey söylemek mümkün değil; ancak üzerinde düşünmek gerekiyor. Zaten bu kısa cümle, Baradey ilk aşamada darbecileri desteklemesine rağmen büyük yankı uyandırdı; özellikle de Mursi’ye destek veren kitlelerde. Baradey’in söylediklerinde şaşılacak çok şey yok aslında. Röportajda özetle diyor ki; devrilmesinin üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen Mübarek rejimi hâlâ ayaktaydı ve iktidarı Mursi’ye bırakmak istemiyordu. Tabii herkes bu çarpıcı açıklamadan ‘tuzak’ faslını öne çıkardı ama Baradey, Mursi’yi de akıllı davranmamakla, olayların nereye varıp dayanacağını kestirememekle suçluyor. Darbe öncesi atmosfere dönelim: Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Müslüman Kardeşler (MK) aday göstermeyeceğini ilan etti. Neden? “Mısır’ın nazik konjonktürü”nü onlar da gayet iyi biliyordu. Demokrasiye daha yeni geçiyorlardı. Türkiye ile kıyas edilmesi yanlıştı. Bizde de Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın başına çoraplar örülmüş ve idamla yargılanmıştı; ancak 50 yıl önceydi o yaşananlar. Mısır bizdeki sıkıntıyı yeni yaşıyordu. Yarım asır önce Prof. Dr. Ali Fuat Başgil nasıl silah zoruyla Köşk adaylığından çekilmek zorunda bırakıldıysa, M ı -

sır’da da benzer bir senaryo devreye girebilirdi. Çok da eskiye gitmeye gerek yok; daha 5 yıl önce cumhurbaşkanlığı seçimi yüzünden ülkemizde e-muhtıra verildi. 50 senelik acı tecrübe olmasaydı o muhtıra bambaşka sonuçlar doğurabilirdi. Mısır’ın zamana ihtiyacı vardı. Ve bu gerçeği İhvan da biliyordu... Her ne olduysa MK karar değiştirdi ve cumhurbaşkanlığı için aday gösterdi. Tabii ki aday veto yedi. Yedi kez veto yenir de rasyonel bir durum değerlendirilmesi yapılamaz mı? Belli ki yerleşik sistem MK’ya bu makamı teslim etmeyecekti. Mursi veto yeseydi muhtemelen başka bir aday daha çıkarılacaktı. Mursi’nin ilk turda aldığı oy yetersizdi. Seçim esnasında MK’nın kurduğu ittifaklar Mursi’yi tam kavşakla karşı karşıya getirdi: Ya Mısır’ın iç dengelerini ve dış dünyanın Mısır’a bakışını iyi okuyacak ve muhtemel ‘tuzak’a boyun eğmeyecekti; ya da kendi gündemi ve hedefi doğrultusunda yürüyecek ve hiçbir dengeyi gözetmeden gergin bir yol izleyecekti. Maalesef Mursi, biraz da tecrübesizliğin ve sabırsızlığın getirdiği psikoloji içinde onu destekleyen kitlelerden bile kopma sürecine girdi. “Oh olsun, hak etti!” denmez, darbeye meşru gerekçe bulunamaz; sonuçta kardeş Mısır halkı onlarca sene tamir edilemeyecek bir sürecin içinde buldu kendini. Ancak, Baradey’in açıklamasına ehemmiyet verildiğine göre, şu soruyu sormak şart: Madem MK yetkilileri ‘tuzak’ı önceden görmüştü; daha sabırlı, daha mantıklı, daha stratejik bir yol haritası çıkaramaz mıydı? Baradey’in ifade ettiği ‘derin devlet tuzağı’ doğru mudur yanlış mıdır bilemem. Tarih bir gün kapalı kapılar arkasındaki senaryoları gün yüzüne çıkarırsa mesele daha net anlaşılacaktır; ancak herkesin bildiği bir şey var: Egemen güçleri hesaba katmaksızın atılan bazı adımlar sadece bir partiyi ya da bir ülkeyi değil, yeryüzündeki pek çok dengeyi ve kazanımı yerle bir edebiliyor. “Biz ne yaparsak yapalım; Müs-

lümanlara karşı antidemokratik planlar devreye zaten giriyor.” demek suretiyle sorumluluktan kaçmak yanlış. Başkası ne plan yaparsa yapsın Müslüman, onu daha üst bir akılla bertaraf etmeye mecbur. Madem lokal ya da global tuzaklar söz konusu, o tuzaklara düşmeyecek bir bilgelik koyacaksın ortaya. Daha ötesi de var: Türkiye dahil dünyanın pek çok ülkesinde ‘global tuzaklar’dan ve onun yerli işbirlikçilerinden bahsediliyor. Gezi olaylarından sonra bin çeşit senaryo konuşuldu mesela. Olabilir mi? Tecrübeler gösteriyor ki ‘komplo teorileri’nin hayata geçirilebilmesi tek bir şarta bağlı: Ülke içinde ve dışında şartlar müsait hale getirilmeden kimsenin bir adım atabilmesi mümkün değil. ‘Şartların olgunlaştırılması’ uğruna sokakları cehenneme çevirmek isteyenlerin üzerine benzincilerle değil, itfaiyecilerle gitmek gerekir. Her iktidar meşruiyetini kamu vicdanından, her darbe gerekçesini kirli senaryolardan alır. Aklın yolu da birdir: Gerginlik makul ve meşru yapılara değil; illegal ve kaotik örgütlere yarar. Kaos çıkarmak isteyenleri itidalle, sağduyuyla, herkesi kucaklayan hedeflerle yalnızlaştırmak gerekir. Madem tuzak var ve o tuzağın maksadı bellidir; o zaman o amacı anlamsız hale getirecek akıl dolu hamleler yapmak şarttır. SURİYE İFLAH OLUR MU? Suriye’ye müdahale edilecek. Karşı çıkanlar var, savunanlar var. Kimine göre müdahale Suriye’deki zulmü sona erdirmeyecek; sadece kimyasal silah kullanma cezalandırılmış olacak. Hatta bir sonraki aşamada Esed’in de içinde bulunduğu diplomatik sürecin işlemesi için Batı, Suriye’ye ihtarda bulunacak. Esed rejimini kanlı ve tehlikeli gören bazı Batılı devletler, muhalif grupların bir kısmını da en az Esed kadar tehlikeli buluyor. Türkiye’nin Washington ziyaretinde sık sık “Suriye’de radikal gruplar” aleyhine beyanda bulunmasının sebebi de, malum, Batı’daki bu endişeye dayanıyor. Her neyse... Meseleye bir de şu açıdan baksak mı acaba: Farz edelim ki 2 yıl öncesine gittik. Hükümet Suriye için başlattığı sürece devam ediyor. Rejim Türkiye’nin dostane tavsiye ettiği reformları yapmak için çok zorlanıyor ama ‘yapamam’ da diyemiyor. Yine klasik Esed manevraları yapılıyor; ancak Türkiye sakin, sabırlı, kararlı. İşlerin bugünkü raddeye gelmemesi için dişimizi sıkıyoruz, sabır taşına dönüşüyoruz. Ne muhalifler ‘arkamızda Türkiye var’ diye muazzam bir cesaret buluyor ne de Beşşar Esed, Türkiye’den ümidini kesmiş ve sinsi ittifaklar kurmaya kalkışıyor. Sınır kapılarımız açık, vizesiz gelip gidiyor insanlar. Başta Antep ve civarı olmak üzere Suriye, Türkiye’yi bir daha keşfediyor. Demokrasiyi, düşünce ve teşebbüs hürriyetini görüyor, bunların İslami kültürle çatışmadığına şahit oluyor. Ticaret karşılıklı gelişiyor, binlerce Suriyeli birkaç saat ötedeki Türk üniversitelerinde

eğitim alıyor. Ve ‘Arap Baharı’ bu ülkeye Libya’daki gibi, Mısır’daki gibi vs. gelmiyor. Değişim ve dönüşümü devletlerden ziyade halklar yapıyor; ticaretle, eğitimle, iletişimle... İki yılda 100 binden fazla insan öldü Suriye’de. Yarım milyondan fazla Suriyeli, mülteci durumuna düştü. Ve iç savaşın kurbanlarından merhum Ramazan el Buti haklı çıktı. Bu ülkede değişimin silahla olmasının çok büyük kayıplara, bedellere sebep olacağını söylüyordu. Esed yanlısı diye suçlanması haksızlıktı. Ona göre Suriye’de tedrici bir değişime ihtiyaç vardı. Dıştan müdahale -velev ki bu müdahale İslam ülkelerinden gelsin- çok kanlı senaryoları da yanında getiriyordu. Nitekim öyle oldu... Suriye, bu saatten sonra iflah olur mu? Çok zor. Esed gitse de çok zor, kalsa da. Bu yoğunlukta bir iç savaş yaşamış ülkenin ayrılıkları bir tarafa iterek yekvücut olması bile çok uzun zaman alır. İran’ın Esed rejimine yaptığı fiili yardım ve Hizbullah başta olmak üzere silahlı Şii grupların iç savaşta Esed zulmünden yana tavır alması İslam coğrafyasında asla unutulmayacak. Mezhep çatışmalarının önünü almak artık daha zor. Kürt devleti için Suriye’de atılan adımların yankıları da yansımaları da önümüzdeki yıllarda daha derinden hissedilecek. Ve olan Suriye halkına olacak; yıllarca bellerini doğrultamayacaklar maalesef... TERÖRÜN AYAK SESLERİ Çözüm süreci ile ilgili ezici çoğunluk iyi niyet besledi, en azından hayırla sonuçlanması için dua etti, güzel temennilerde bulundu. Ancak herkesin kalbinde PKK’ya karşı bir kuşku oldu hep. Ya bu sürece ‘taktiksel yaklaşma’yı tercih ederlerse? Ya çekiliyor gibi yapıp güçlenirlerse? Ya müzakere yapıyor edasıyla uluslararası meşruiyet kazandıktan sonra bildiğini okursa? Ya arkalarındaki uluslararası güçler terörün bitmesine müsaade etmezse ve bu örgütü tekrar sahaya sürerse? Keşke kaygılar boşa çıksaydı. Ne yazık ki medyaya yansıyan ve kendi medyalarında bangır bangır verilen bilgiler çözüm sürecinin baltalanacağı kuşkularını artırıyor. 4 canlı bombanın şehirlerde eylem yapmak için teşebbüse geçmesi ne anlama geliyor; izah edebilen var mı? Örgüte 2 binden fazla militanın katılması ve dağlara çıkarılarak eğitilmesinin çözüm süreci ile bağlantısı nasıl kurulabilir? Örgütün yeni isimler altında yeni timler kurması ve geniş çaplı eylemler için hazırlık yapması ürkütücü sonuçlar çağrıştırmıyor mu? Serhildan (isyan) çağrılarının ve her gün 100 eylem için emir verilmesinin ‘çözüm’e ne katkısı olabilir? İllerde ilçelerde ‘polis güçleri’ kurmak, onlara maaş dağıtmak, esnaftan hatta koruculardan vergi adı altında para toplamak çözüm stratejisi midir? KCK’nın yeni eşbaşkanı Cemil Bayık’ın BBC Türkçe’ye verdiği röportajda söyledikleri yenilir yutulur şeyler midir? Kürt sorunu tabii ki çözülmeli; hakkaniyetle, adaletle, empatiyle... Bu süreci sabote eden tarih karşısında da toplum huzurunda da hesap veremez; ama görünen o ki ne tarih umurunda birilerinin ne toplum...


4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

42BULMACA

Açk olmayan Yoldaki çukur

Litvanya paras Kan yolu

Masal dağ

Konya ilçesi

7

Bir et ürünü

Çok mükemmel

Uzun kamyon

Adet, say

4

Bir para birimi

Alakok

Tekrar

İşlenerek yaplan üretim

Muğla ilçesi

Ampulün takldğ yer

19 BULMACA

Bir ilimiz

Ciklet

Hazýrlayan: YALÇIN SABRÝOÐLU Düşünce Abartma

Bir müzik aleti

S. Arabistan paras

İthalat

Bakmakla yükümlü olunan kişiler Ksaca iridyum

Takma ad

3

Süslü tavan lambas

Gözleri görmeyen

Boğazda öksürten kaşnt

Bir deyim

Aşevi

Ksaca azot

Teknik

Dalgç

Sürat Meyve kurusu

Zeyreklik, feraset Bir çiçek

Kayp, fire

Orta oyununda bir rol

Bir soru

Eski bir başlk Yönerge

Çok ksa zaman Ksaca Türk Mal

Vekil, nazr

Bir nota Anne babay ziyaret

Peygamber hayat

Şans Mikroskop cam

Roma rakamyla bin

Evlilik akdi

Bir soru Kanun

Giysi kolu

Resimdeki siyasi (... Aksu)

1

5

6 9

5

3

2

5

9

6

5

7 9

7

2

Evin bir bölümü

6

9

9

3

Ege yiğidi

ABD’de eyalet

8

4

7

SUDOKU BULMACA 2

6

1

Vedia

Mağara Yardm

Tablodaki tramlý kalýn çizgilerle belirlenmiþ 3’e 3’lük karelere, 1’den 9’a kadar rakamlarý birer kez kullanarak yerleþtirin. Öyle yerleþtirme yapmalýsýnýz ki, bütün 3 lükle ri dol dur du ðu nuz da tablonun bütün kutularý yukarýdan aþaðýya ve soldan saða 1’den 9’a kadar rakamlardan birer kez kullanýlmýþ olsun.

7 1 4 9 2 6 8 5 3 3 9 8 4 5 7 6 1 2 2 6 5 3 8 1 9 4 7

5 4 1 7 6 2 3 9 8 9 2 6 5 3 8 4 7 1 8 3 7 1 4 9 2 6 5

1 7 2 8 9 4 5 3 6 6 5 9 2 1 3 7 8 4 4 8 3 6 7 5 1 2 9

2

Kafiye

Bir yerde oturanlar

Akl

Sonsuz

Komşu bir ülke

Saha

Rütbesiz askerler

Küçük

Fiyat

Arabistan’da mübarek şehir

İkaz

Ağaçlkl yol

Ksaca Maden Tetkik Arama

Liste baş

Ksaca uranyum

Müzikte bir makam

Metal renginde olan

Boşama

Bir bağlaç

Bir nida

3

4

Resimdeki futbolcu

Çocuk yiyeceği

Lantann remzi

Karşk renkli

Bir şeye aşr tutkun olan Kanuni

2

Yasaklama

1

Yapt

Hoş, yumuşak huylu

Þ ÝF RE K E LÝ ME:

6

5

Denizli ilçesi

1

y.sab rioglu@za man.com.tr

Bir deyim

7

Krmz zamk

Ziynet

Stma ilac

1 yaşndaki inek yavrusu

Eksikliğini duymak

Eski FKÖ lideri

Hollanda’nn trafik remzi

Kur’an’da bir sure

6

BULMACALARIN CEVAPLARI 43’NCÜ SAYFADA


I

Þ

R

İ

N

U

K

Ý

Ç

Þ

H

D

Þ

Z

L

M

A

Ý

H

P

G

K

F

A

N

M

İ

A

F

N

L

Y

F3

O2

U

L

AKSEKİ, ÝD, NECAŞİ, NİSYAN, OYLAT, ÖZEL, PORTAKAL, RÝKKAT, SAFAHAT, ÞARBON, TEMLİK, F H T LANTAN, ÖYEMEK D ZÜRRAFA. Ý OYNAMAK, B NÖVGÜ,İPANCAR,S RİCAL,YSÝMAV,AÞEHÝR,NTRUVA,O NEHÝR, MANTIK, KAFTAN, ÝLMÝHAL, ULUBORLU, ÜNAL, VATMAN, UZLET, ÜMMİ, VARNA, YORGUN, ZERRİN.

misiniz? ÝLMÝHAL, DEÐERLÝ, KAFTAN, LANTAN, MANTIK, NEHÝR, OYNAMAK, ÖVGÜ, PANCAR, RİCAL, SÝMAV, ÞEHÝR, TRUVA, bulabilir . Bunlarý serpiþtirdik içineGALÝBA, tablonun kelimeleri Aþaðýdaki , CEVAT, ÇAKMAK, DÝRAYET, ESSEN, FELAHİYE, HİCAZ, ÝSPANYA, ÜMMİ, VARNA, YORGUN, ZERRİN. EMSAL, FESLEĞEN, GÝRDAP, HAMİT, DÝRGEN, ÇANKIRI, CAVİT, CENGAVER, ALKIÞ, BARDAK, UZLET,

N

S Þ AD CT KÝ C T S O I Y Þ ZL AK SF L A O R H K Ý V N N A M O A A E S K K H N L J Z R T N Z4Ý TA EA Þ D N G A SR Y IC EÞM TLE N Ç ÞT UA DDAP C ÝÝT KNR A C A N S A T Ý T O S Y L Z A5K OF R REH TZ N YEÝ ÝÞ KD6 UN A UÞ R AAL Ý O A NRE GI O RS A CÜ UM L Þ Ý Ç T D Ý R A Y E T A A A VYÞ ÞÝ AK LU T K RA Ý LAY O JK R NÞ I G Z SI P ÜA Ý RN JHR K E O J A Þ A A E O A U R 7Z Ý Ý Y J H N İ GL I E AJ NV RÇ A N ÝV OÞ DA8 TL M P R KÞ N K E Y H V O J F H E K A A K Þ Z P Ý OJ DK TÞ R Þ H İ L E JN Vİ ÇÜ N Ý L R C V F D Ğ A M A V M EE M D Ý R D A M E M O E Ü M G A M Ğ P D K N N İ K Ü E F Y V H L V RO CJ T C R Ç M Ö D H G E U A A K CÐ A J R A R R T M A Ð Þ T M C Ð R A Ç V M E Ö M D D H Ý G R E D UA AM AE N E Ğ E L S E F V R B L N Ý A NE Ý Ü N S E Y Ğ S E Þ L ES M Ü E F VD R B L Ü G Y K C A AJ YR EA AR ÖR Ö T A M Ý A R G Ç Þ V V A ÖT Ö A Ý L RG GK Ç N Þ V V C V E A VY AE T J V A A E Ü S Y S Þ NE HM V Ü Þ D P Ý Ý K K A A C C Z Z VV HH OO YY N P Y Ý A N A T Þ O N K S H V Þ O R Ş L G K N V C E V AAA KKT PPT Ç Ç A A M M İ İ K K E E SS KK AA RR ÝÝ Z P B A T L E Ý O B A Z Ý Ýİ D DD G GY Ç ÇÝ Ð ÐA NNN EEA OOT MMÞ GGO SS N II K ĞĞS O O S R K A R Ð L E K T F S SK T TK Ý ÝE R RZ S SP N NB T TA GGT LLL YYE LLÝ UO T B EEA A Ö Z E L R A L A U A E Ý Ð T Ý T T Þ Þ Ý Ý AA EE CC Ý N O ÝN ÐD TS ÝR K A R Ð L Eİ E Ý K NT OF L AA VO MS İ E Ç L G MÜ LG NM LV ÐH M A Ý Ý LA VM M Ý İA ÇÖ GZ ÜE GL MR VA ÐL MA AU A C IR AV Y Ð M F M K S Y K ES TR JE EA Ö M J K S R E E Ö M J S M A YE M I M U L A O S E L Þ M L L RN PL NH F AM CE Ý V A O Ü O L U A KE DT Ü T A E T Þ L R P N A Ü L A C Ý O E N U Ç R H C Z R L V L Ð R F Ý K H Y E E NT TJ ÜA Ö D Ý B N İ S Y A N O N T Ü E misiniz? Hbulabilir Ý R Bunlarý Z L içine Lserpiþtirdik. H tablonun N Ç kelimeleri O Aþaðýdaki Ttablonun O içine İ serpiþtirdik. F CENGAVER, M Bunlarý E ÇANKIRI, V DÝRGEN, Omisiniz? O K GÝRDAP, D HAMİT, Ü T AKSEKİ, ALKIÞ, BARDAK, CAVİT, EMSAL,U FESLEĞEN, aki kelimeleri bulabilir

K

ORİ AKÇ VSJ

E

A

R

K

T Z T NK P MKN A MJ E V RK N NH E LÝ A ZAG T R R

F

Þ

E

P

5

5

4

34

23

12

1

88

8 77

7 66

6

5

4

3

2

1

1

2

3

4

5

1

2

3

4

1 2 3 4 Bulmaca

1

r.ay din@za man.com.tr

2

��

�� ��

��

��

��

�� ��

��

��

��

��

��

�� �� �� ���� �� ���� �� �� ���� �� �� �� �� �� �� � �� � �� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� ��

�� �� �� ���� �� �� ���� �� �� ������ �� �� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� ���� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� ���� �� ���� � �� ���� ���� �� ���� ���� �� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ����

�� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ����� ������ ���� ������ �� �� �� �� ���� �� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� ��� �� ���� �� �� �� ��

���� ���� ���� ���� ��

� �� ���� �� ���� �� �� ���� �� �� ���� �� �� �� ���� �� �� ���� �� ���� �� �� �� ���� ��

�� �� �� �� �� ��

�� ���� �� �� �� ���� �� �� �� �� ���� �� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ��

�� ��

��

��

��

��

��� �� �� ����

��

��

��

��

���� ���� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ��� ���� ���� �� �� ��

��

���� ���� ���� ���� ���� �� ���� ���� ���� ��

�� �� �� �� �� �� ���� ��� �� ���� ���� �� �� ��

�� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� ��

�� ������ ������ ���� �� �� �� ��

�� �� �� �� ��

�� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� ��

�� �� �� �� ��

�� �� �� �� � ���� ���� ���� ���� �� ��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

�� �� ��

��

��

������������������������������������������������������������������������������

�� �� �� �� �� �� �

�� �� �� �� �� �� � �� �� �� �� �� ��� ��

�� �� �� ��

�� �� �� �� �� ULUBORLU, �� ��ÜNAL, VATMAN, �� ��������������� ��ZÜRRAFA. �� �� �� ���������������������������������������������������������������������������� YEMEK ��������������������������������������������������������������� ���������������������İ��������������������İ������İ������������������������������������������ �������������������������������������������������������������İ�������������İ��������������������� �����������������������������������������İ������İ���������İ��������������������������������� ������������������������������������������������������İ��� ���������������������İ���İ���� �� �� ULUBORLU, �� �� ÜNAL,�������������. ��VATMAN, �� YEMEK �� ZÜRRAFA. �� �� �� �� �� ��

�������������������������������������������������������������������������������������

�� �� ���� ����������� ���� ����� ������ �� ���� �� �� �� ���� �� �� ������ �� ���������������������������������������������������������������������������� � �� �� � �� �� �� �� ���� �� �����������������������������������������������������������������������������������������������

�� ��� �� ���� �� �� ���� ���� ���� �� �� ���� �� �� ���� �� �� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� � �� ��

�� �� �� �� ���� �� �� �� �� � �� �� �� �� �� �� �� ��

��

� � � İ � � � � � �

�� �� �� �� �� �� �� �� � ��� ��� � ���� İ��� ���� ���� �� ��� � �� � ��İ ��� ��� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� �� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� Ş� �� ���� ���� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� İ� �� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� İ� �� �� �� �� İ� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� İ��� ���� ���� �� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� ���� �� �� İ� �� İ� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� �� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� Ş� �� �� ���� �� �� ������ ���� �� ������ ���� �� ���� �� ���� �� ���� ���� �� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� ���� ��İ� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� ���� ���� ���� �� �� �� İ� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� İ��� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� �� ���� İ��� ���� �� �� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� �� ���� ���� ���� �� �� ���� ���� ���� �� �� �� ���� ���� ���� ���� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� ���� �� �� ���� ���� �� ��

��

� � � İ � � � � � � � � � İ � � � � � �

SOLDAN SAĞA 1) Allah (cc)’n birliği, tekliği.– arasnda bulunan üstsubay, miralay.– Bir nota. 3)6 Hektometrenin Atmosferdeki su damlacklar ve buz 3 4 5 7 ksa yazlş.–8 Uzak bir dağ Anadolu’da olmayan. 4) Kur’an alfabesinde bir harf.– taneciklerinin görülebilir yoğunluk kazanGüney 4) apteriks. kurallara eğitimi ve Öğretim 1) SAĞA SOLDAN arasnda üstsubay, miralay.– Bir SOLDAN SAĞA 1)eğitim, Allah (cc)’n bilimi.– birliği, ve çirkin, r.ay din@za man.com.trmasyla 5) Kaba Hint prensi. 5) bulunan Kur’an’da biriğrenç.– sure.– Boyun oluşan, biçimleri, yükseklikleri ve tekliği.– silsilesi. eğitim kolu, bilim bağlayan r.ay din@za man.com.tr nota. 3) Hektometrenin ksa yazlş.– Uzak Atmosferdeki su damlacklar ve buz küçük 6) Ksa ömürlü buyruğuna sembolü. başkasnn eğen, kendini yol açtklar hava olaylaryla birbirinden merdi- Helyumun 2) Yaplarda, baston. Kaba saba 12 olmayan. 4) Kur’an alfabesinde harf.– taneciklerinin görülebilir yoğunluk Güç, kuvvet, ad.– genel verilen bitkilere brakan. 6) Cepte taşnan tütünbirveya ayrlanvenleri yğn. 2) Yln gün, hafta, ay vb. kazandüzenlenmiş biçimde aydnlatacak 8) hal. serilen Kenarlara 5)7)Kur’an’da sure.– Boyun 7) prensi. oluşan, biçimleri, yükseklikleri ve Hint doğru derman. sigara kutusu. Götürü,birtoptan. 8) bölümlerinden başka, bayram, ylaşağ dönümü Yukardan düzeneği.– elektrikmasyla 6 7 8 9 10 11 12gibi belli 9) Düzensiz, şafak. Fecir, nas.– Dogma, Bir kurallara eğen, kendini başkasnn buyruğuna yol açtklar hava olaylaryla birbirinden yöresel.– 3)1) Yerel, Utanmaz, rezil. 9) Akl.– Öğütülmüş ve dağ günleri veinen. birtakm astronomi, eden, apteriks. 4) Güney Anadolu’da bir SOLDAN SAĞA Öğretim ve eğitimi hareket 5 Refik 6 Aydýn 7 8 9 r.ay10 12cins iri ayrlan din@za11 man.com.tr herhangi olmayan, tipik değişken, değişik, silsilesi. 5) Kaba ve çirkin, bilim eğitimaybilimi.– hakikaten. Gerçekten, Cepte taşnan tütün iğrenç.– veya yğn. 2) kolu, Yln eğitim, gün, hafta, vb. 4) Vilayet.– at.bağlayan koyu brakan. bir sv 6) halini almş susam. 10) meteoroloji, istatistik bilgilerini gösteren meyen. Helyumun sembolü. 6) Ksa ömürlü küçük Kaba saba baston. 2) Yaplarda, merdideğerlendirile içerisinde grup bir pamuklu bir ilçesi.– Kabartmal 5) Adana’nn sigaraparas.– kutusu.Silah 7) Götürü, toptan. 8) Arnavutluk olarak kullanlan, bölümlerinden başka, bayram, yl dönümü kitap biçiminde takvim.– Sersem, şaşkn. bitkilere verilen genel ad.–bçak. Güç, kuvvet, venleri aydnlatacak biçimde düzenlenmiş bayram. dilde fazla.– çok, 10) ve Bat n,veAfrika Leyleksilerde 6) sembolü.– kumaş.gibi ucu En sivri, ikienağz daEski keskin uzun 11)ve 3) Rubidyumun Sepi işini yapan Utanmaz, rezil. 9) Akl.– Öğütülmüş belli günleri birtakm astronomi, derman. 7) Uzakdoğu’da Kenarlara serilen 8) elektrikyerlerinde düzeneği.– Yukardan aşağ doğru bir hal. mezar.– Kabir, 11) kuş, bir 5 6 7 8 9 10 11 yaşayan sulak Aldrş etme, verme.– Genellikle kimse,12Asya’nn sepici.– Allah eden, (cc)’a nazaran insan. bir önem sv halini almş susam. 10) meteoroloji, istatistik bilgilerini gösteren Dogma, nas.– Fecir, şafak. 9) Düzensiz, hareket inen. 3) Yerel, yöresel.– Bir koyu ve Kuzey Avrupa 12) Güney yarmada. kesin.–hakikaten. mutlak, Değişmez, turnas.– tasavvuf musikisinde kullanlan ü emeli 4) HacMsr ibadeti Safa ile Sersem, Merve Arnavutluk paras.– Silah kullanlan, kitap biçiminde takvim.– şaşkn. değişik, değişken, tipikolarak olmayan, cinssrasnda iri at. 4) Vilayet.– Gerçekten, ak herhangi postunda yazn yan, yaşaAfrika’da zem, gybet, çekiştirme, Arkadan 7) Rey. bir çalg. Uzakta dana gelen bir11) tepeleri arasnda gidip grup değerlendirilemeyen. Adana’nn bir ilçesi.–gelme.– Kabartmal ucubir12) sivri, iki içerisinde ağz meyda keskin uzun bçak. 3)5)Rubidyumun sembolü.– Sepi işini pamuklu yapan boynuzlar erkeklerinin oluşan, bçakla karnn has dedikodu.– 10) hissetme En çok,önem enhali. fazla.– Eski Genellikle dilde bayram. kumaş. 6) 5) Leyleksilerden, Afrika insan. vebenekler Bat annda olay İbadethane.Bi Japonlara nota. Saatin doğruluk Aldrş etme, verme.– kimse, sepici.– Allah (cc)’a nazaran bir genişleyen biçiminde kürekKabir, Eğreti biruca 8)yaşayan öldürme.örtmeye kendini mezar.– Uzakdoğu’da Asya’nn sulak üstünü yerlerinde kuş,doğru11) deşme durumu.– Her türlü kabn tasavvuf musikisinde kullanlan emeli bir 4)yoluyla Hac ibadeti srasnda Safa ile Merve 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11ve12Kuzey sğn. 12) Güney Avrupaü türü, geyik cins yarmada. Msr turnas.– Değişmez, mutlak, kesin.– düzen. Hile, olarak.– ödünç olarak, veya bir deliği kapamaya yarayangidip nesne. çalg. 12) Uzakta mey- dana gelen bir ak tepeleri arasnda gelme.– Rey.AŞAĞIYA 7) Arkadan çekiştirme, gybet, zem, 1 M bir ÜAfrika’da Z E yaşaE yan, S A yazn T İpostunda R İ etkinlik1) Devletin YUKARIDAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 6) Özellikle Karadenizli vatandaşlarmzn olay annda hissetme hali. İbadethane.Bi nota. 5) Saatin doğruluk benekler oluşan, erkeklerinin boynuzlar dedikodu.– Japonlara has karnn bçakla 2 içerik olarak 1 V AA TH AD EŞ TE M B İ U LL Uİ TT E R ve yöntem amaç, lerini bir Erzurum’un çok sevdiği sebze türü. 7)kabn uca doğru kürek biçiminde genişleyen bir deşme yoluyla kendini öldürme. 8) Eğreti durumu.– Her türlü üstünü örtmeye 3 H O 1R 2 3 F 4 E5 L6 7E 8K 9 10F 11 İ 12 e esaslarnn gerçekleştirm ve düzenleme S E M E K sğn. 2 A L M N Atürü, bir ilçesi.– Yola çkma, gidiş. 8) Bahreyn’in cinsA geyik olarak, ödünç olarak.– Hile, nesne. düzen. veya bir deliği kapamaya yarayan kürkten, Genellikle 2) 4 İ siyaset. P P E K İ N C A N bütünü, 3 R B 1 MT Ü A ZB EA K E SK AU TL İ R İ YUKARIDAN AŞAĞIYA 1) Devletin etkinlikbaşkenti.– Aptal, bön, avanak. YUKARIDAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 6)lerini Özellikle Karadenizli vatandaşlarmzn örgüden veya yün kumaşlardan gösterişli 5 R İ C A L S E M İ H amaç, yöntem ve içerik olarak E R 4 S A 2 Y1 A T M AA ŞB EE MT İ L İ T E R AŞAĞIYA 1)çokDeneylerle henüz V A H D E T B U L U T Erzurum’un sevdiği birvesebze türü.biryeter 7)ilçesi. Niğde’nin atks.– omuz yaplmşdüzenleme 6 A K A M KE A T P A NK A PN İ K gerçekleştirme esaslarnn 5 A Y 3 A2 H RA O L R M A F NE AL K E K S EF Mİ E derecede doğrulanmamş ancak doğrulaboşaltldğ birbütünü, ilçesi.–yükünün Yola çkma, 8)veya Bahreyn’in 3) Gemilerin siyaset. 2) gidiş. Genellikle kürkten, N K AA C YKA AUN L RB AKP LTEEAATKHB İ A ANM 6 7 Y N 4 K3 İ BAR P U nacağ umulan teorik düşünce, faraziye, gösterişli kumaşlardan veya Yeni yün örgüden örtülü üstüAptal, başkenti.– bön,havuz.– avanak. YUKARIDAN onarldğ, E H A K N E F A 8 E TS E T M İ 4 Z A S Y M A B A C 7 I L 5 I R İ C A L hipotez. 2) Rütbesi yarbay ile tuğgeneral S E EM T İ H R E yaplmş omuz atks.– Niğde’nin ilçesi. olduğubir küt kanatlar yaşayan, Zelanda’da AŞAĞIYA 1) Deneylerle henüz yeter 5 A Y A R K A P YP İA K A N E A M A N A 8 M 3) Gemilerin yükünün veya 6 A K A M E T N A N İ K bir kuş, güçlüboşaltldğ bacaklar için uçamayan, derecede doğrulanmamş ancak doğrula6 Y K A R A L A H A N A onarldğ, üstü örtülü havuz.– Yeni 7 N 7 I L B I U C K AE T A ZM İA MY EA T nacağ umulan teorik kanatlar düşünce, küt faraziye, Zelanda’da yaşayan, olduğu 8 8 E MH A A N K A MN AE F EA NS AE YT İ hipotez. 2) Rütbesibacaklar yarbay ilegüçlü tuğgeneral için uçamayan, bir kuş,

Þ ÝF RE Refik K E LÝAydýn ME: Bulmaca ÝDJ Ç ZT Þ Y H Þ Þ P AydýnAydýn A V I ca RefikRefik Bulma Bulmaca A N Y O L1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11

Þ

1 KÞY M I N KVM L N A A ÞE H ÜA G Ý GF R TN Ý İR M FRS L J F A U Ü

Z

8

Y

P

N

T

ÞÞE ÜFÜ EÝL MR Ð Ý ÝÝ P ÇM K R S A L JM E A R ÜE

J

A

U

K E L İ M E

L

Ý NT ÇZ U ERL RLR R OE İ BR N U EU L KK U

U

Ð

B

O

Nazik, ince

R

43BULMACA 4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN


44 SPOR

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

ÇİRKİN TEZAHÜRAT FUTBOLCUYU GERİYOR

Trabzonspor’un yıldızı Volkan Şen’in Ç.Rize’yle yapılan maçta taraftarlarla yaşadığı gerilim, akıllara benzer örnekleri getirdi. Seyirci-oyuncu kavgasında ilk akla gelen isim; M.United’in Fransız efsanesi Eric Cantona. Alman Milli Takımı’ndan kovulan Stefan Effenberg ve rakip tribünleri Mussolini selamıyla kışkırtan Laziolu Paolo Di Canio da listebaşı. HASAN CÜCÜK Taraftar ile oyuncu arasındaki iletişim futbolda her dönem normalin dışında seyretmiştir. Sevdiği oyuncu için canını verecek fanatikler bulunduğu gibi hazzetmediği bir isim için akla gelmeyecek sözler sarf edilebiliyor. Trabzonsporlu Volkan Şen’in Çaykur Rizespor’la oynanan maçta taraftarla girdiği tartışma bunun en taze örneği. Tribünlerde fiili şiddet dışında yaşanan sözlü şiddet için futbol yasaları uygulama konusunda yetersiz ancak toplu küfür olayında ise hassasiyet en düşük seviyede. Volkan Şen’in gözü yaşlı stadı terk edişi, futbol adına etik olmasa da tribünlerin bir oyuncuyu hedefe alıp çirkin tezahüratta bulunması Türk futbolunun da en büyük

HABER ANALİZ

problemlerinden biri. Fenerbahçeli Emre Belözoğlu, Beşiktaşlı İbrahim Üzülmez gibi birçok futbol emekçisi bu sıkıntıyı yaşadı. Taraftarın bir oyuncuyu eleştirmesi, aleyhine ya da lehine tezahürat yapması en doğal hakkı. Buna karşın tribünden yaptığı hakaret ve küfrün cezasız kalması ise bir haksızlık. Bu konu sadece Türkiye’de değil Avrupa’da da bir sorun. Örneğin Manchester United’in efsanevi Fransız futbolcusu Eric Cantona, seyirci–oyuncu kavgasında erişilmez bir konumda bulunuyor. 1995 yılında Eric Cantona takımının Crystal Palace deplasmanında, rakip oyuncu Richard Shaw tarafından forması çekildi; ancak maçın hakemi herhangi bir faul kararı vermedi. Bunun üzerine, Cantona sinirlenerek rakibine vurdu ve kırmızı kartla oyun dışında kaldı. Cantona soyunma

odasına ilerlerken, Matthew Simmons adlı Crystal Palace taraftarı Cantona’ya birtakım aşağılayıcı sözler söyleyince golcü oyuncu dayanamayarak  o taraftara ‘kung- fu’ tarzı uçan tekme attı. İngiltere Futbol Federasyonu, Cantona’nın bu hareketine tam 9 ay futboldan men cezası verirken, 2 haftalık hapis cezası 120 saatlik halk hizmetine çevrildi. Cantona tam 23 maçta M. United forması giyemedi. Alman futbolunun yetiştirdiği en iyi futbolculardan biri olan Stefan Effenberg, futbolu kadar sinirli davranışlarıyla tanınan biriydi. 1994 Dünya Kupası’nda Almanya, 3-0 öne geçtiği Güney Kore karşısında Effenberg’in kötü oyunuyla 2 gol yiyince teknik patron Berti Vogst tarafından oyundan alındı. Soyunma odasının yolunu tutan Effenberg, seyircinin kendini yuhalamasına parmak işaretiyle karşılık verince Berti Vogst

tarafından kadrodan çıkartılıp Almanya’ya gönderildi. Effenberg tam 4 yıl milli takıma alınmadı. Uzun yıllar Lazio forması giyen Paolo Di Canio, özellikle Livorno ve Roma maçlarında rakip seyirciyi tahrik etmesiyle tanınıyordu. Di Canio, faşist Mussolini selamıyla ün salmıştı. Livorno solcu kimliğiyle bilindiği için Di Canio, her Livorno maçında rakip taraftarı çılgına çevirmek için Mussolini selamı verirdi. Keza aynı şehrin diğer takımı Roma maçlarında da benzer çılgınlığı yapardı. Her defasında para ve maç cezası almasına karşılık bu hareketinden vazgeçmedi. Paraguaylı efsane kaleci Jose Luis Chilavert, Chelsea forması giyen Eden Hazard ve Paris Saint Germain forması giyen Zlatan İbrahimoviç’te top toplayan çocukları döverek tribünlerin tepkisini almıştı.


45 SPOR

4 - 10 EYLÜL 2013 ZA­MAN

FC Kopenhag ezilmekten korkuyor

Şampiyonlar Ligi B Grubu’nda yer alan temsilcimiz Galatasaray, Real Madrid ve Juventus’un arasından sıyrılıp adını bir üst tura yazdırmak istiyor. Grubun en zayıf takımı olarak gösterilen FC Kopenhag ise Avrupa’nın bu dev takımları arasında ezilmekten korkuyor. Kopenhag çalıştırıcısı Staale Solbakken Aslan’ın avantajının Drogba ve Sneijder olduğunu söylüyor HASAN CÜCÜK KOPENHAG

1Grubunda bulunan FC Kopenhag bir

Şampiyonlar Ligi’nde Galatasaray’la B

üst tura çıkma konusunda oldukça ümitsiz. Zaman İskandinavya, FC Kopenhag antrenmanına giderek başta Teknik Direktör Staale Solbakken olmak üzere takım kaptanı Lars Jacobsen ve sportif direktör Carsten Jensen’in eşleşmelerle ilgili düşüncelerini öğrendi. Teknik direktör Staale Solbakken, ‘ölüm grubuna’ düştüklerini ifade ederek söze başlıyor. 2006-2011 yılları arasında Kopenhag’a 4 şampiyonluk yaşatan Norveçli Solbakken, Şampiyonlar Ligi’nden çok lige konsantre olmaya çalıştıklarını belirtiyor. Galatasaray için ‘geçen yıl çeyrek finale çıkarak gücünü göstermiş bir ekip’ yorumunu yapan tecrübeli çalıştırıcı “Galatasaray’ın en büyük avantajı Drogba ve Sneijder gibi yıldızlar. Ayrıca teknik direktörü Fatih Terim’i milli takım, Milan ve Fiorentina’dan tanıyorum. Geçen yıl Real Madrid’e karşı oynadığı futbolu unutamıyorum.” ifadelerini kullanıyor. Gruptan çıkma şanslarının Galatasaray’dan daha az olduğunu kaydeden Solbakken muhtemel sonucu şöyle değerlendiriyor: “Real Madrid ve Juventus, Avrupa futbolunun en iyileri. Galatasaray’ın kadrosuna dikkate aldığımızda, grupta Real Madrid ve Juventus’u yenecek güçteler. Bizim için aynı şey geçerli değil. Ayrıca çok sayıda Türk taraftarının kendi sahamızda oynanacak maça gelecek olması bizim avantajımızı azaltacak.”

FC Kopenhag kaptanı Lars Jacobsen, Galatasaray’ın geçen yıl kadrosuna kattığı Drogba ve Sneijder gibi isimlerle çok güçlü bir kadro haline geldiğini belirterek, “Gruptaki 3 rakibimiz de ülkelerinin en iyileri. Gruptaki ilk iki sıra için bizim dışımızdaki takımlar yarışacak. Açıkçası gruptan çıkma şansımız çok çok az. Sadece iyi mücadele edip, sahada ezilmemeye çalışacağız.” ifadelerini kullandı. Sportif Direktör Carsten Jensen ise olayın saha sonuçlarından çok ticari açıdan olaya bakıyor. “Rakiplerin güçlü olması sayesinde stadımız tüm maçlarda dolacak.” diyen Jensen “Bizim arzumuz Chelsea’nın olduğu gruptu. Kuralar çekildikten sonra pek bir şansımızın olmadığını gördük ama ticari açıdan iyi bir kura çektik.” dedi. “Türk seyircileri televizyondan gördüğümüz kadarıyla muhteşem.” diyen Sportif Direktör, ”Şimdi o atmosferi yaşama şansımız olacak. Çok sayıda Türk taraftarı buradaki maça gelecek. Kesinlikle bu bir ‘futbol savaşı’ olmayacak ve elimizden geldiği kadar bunu eğlenceye çevireceğiz.” şeklinde konuştu. Danimarka liginde 10 kez şampiyonluk sevinci yaşayan FC Kopenhag, bu sezona çok kötü başladı. Alınan başarısız skorlardan dolayı Belçikalı Ariel Jacobs gönderilerek, göreve eski teknik direktörleri Staale Solbakken’i 15 gün önce getirdi. Galatasaray ve FC Kopenhag 2003 yılında Danimarka’da düzenlenen özel Summer Cup’ta karşı karşıya gelmişlerdi. Maç 1-1 bitmişti.


46 SPOR UEFA ile pazarlığı biz değil Fenerbahçeli yöneticiler yaptı

21 - 27 AĞUSTOS 2013 ZA­MAN

Mehmet Ali Aydınlar, ‘gizemli belge’ tanımlamaları, ‘perdenin arkasındaki gizli güçler’ imaları ve türlü taktiklerle biçimlendirildiğini ileri sürdüğü iletişim stratejilerinin, 106 yıllık dev bir kurumu açıkça uçuruma düşürdüğünü belirtti.

1başkanı Mehmet Ali Aydınlar,

Futbol Federasyonu’nun eski

Fenerbahçe yönetimine sert çıktı. Görevi döneminde Sarı-Lacivertli kulübü suçladıkları yönündeki ithamları eleştiren Aydınlar, ‘UEFA’yla pazarlık belgesi’ iddiasına şu cevabı verdi: “Evet, gerçekten yeter artık.” Aydınlar, bahsi geçen pazarlığı Fenerbahçeli üç idareci ile bir avukatın yaptığını vurguladı. Fenerbahçeli yöneticiler Deniz Tolga Aytöre ile Şekip Mosturoğlu, CAS’ın, UEFA’nın verdiği Avrupa kupalarından 2 yıl ihracı onamasının ardından Mehmet Ali Aydınlar başkanlığındaki Futbol Federasyonu tarafından suçlu ilan edildiklerini savunmuştu. Kanarya’ya göre; eski TFF Genel Sekreteri Ebru Köksal, 19 Ocak 2012’de UEFA’ya mektup göndermiş ve UEFA Genel Sekreteri Gianni İnfantino buna karşı yazıyla cevap vermişti. TFF’nin, 26 Ocak’ta şike ve teşvik primi faaliyetlerine katılma iddiaları kapsamında kulüplere uygulanacak yaptırımları görüşmek ve buna ait muhtemel değişikliklere karar vermek üzere toplanacağını ilettiği kaydedilmişti. Suçlamaların odağında yer alan TFF başkanlık koltuğunun eski sahibi Mehmet Ali Aydınlar, Sarı-Lacivertli cepheden gelen açıklamaları sert bir dille eleştirdi. “Evet, gerçekten yeter artık.” vurgusunu özellikle seçen ve basına ‘pazarlık belgesi’ adıyla servis edilen dokümandan yola çıkan Aydınlar, net konuştu: “Esas, pazarlığa oturanların adını ortaya çıkartın. Federasyon asla böyle bir yönteme başvurmamıştır.” Fenerbahçeliler görüşemediği için sadece UEFA’dan randevu aldıklarının altını çizen Aydınlar, “UEFA pazarlığı, üç Fenerbahçe

Yönetim Kurulu üyesi ve bir avukatça yapılmıştır. Gerçekten vicdanlı ve doğru insanlar iseniz bunların isimlerini açıklayın ya da onlar ortaya çıkıp dürüstçe bu süreci anlatsınlar.” Mehmet Ali Aydınlar, ‘gizemli belge’ tanımlamaları, ‘perdenin arkasındaki gizli güçler’ imaları ve türlü taktiklerle biçimlendirildiğini ileri sürdüğü iletişim stratejilerinin, 106 yıllık dev bir kurumu açıkça uçuruma düşürdüğünü belirtti. ‘Gerçekleri saptırma’ amacıyla

başvurulan yolların her gün kulübe biraz daha darbe vurduğuna dikkati çeken Aydınlar, şöyle devam etti: “Büyük Fenerbahçe taraftarını yanıltma, etkileme ve onların gücünü kullanma çabasıyla oluşturmayı planladığınız kalkanın, geleceği de yok edecek demir bir perdeye dönüştüğünü biraz vicdan sahibi iseniz görün. Görün ki, şahsî bekanızı kurtarmaya dönük taktikleri bir an olsun bir kenara bırakıp, ülkenin en büyük kulübünün düştüğü

bu durumdan nasıl çıkabileceğini ve uğrattığınız zararları nasıl tazmin edeceğinizi düşünün.” Adalet, vicdan ve doğrular adına susmanın ve sessiz kalma gayretinin, sadece Fenerbahçe üzerinde vesayet oluşturmaya çalışanlara fırsat sağladığını aktaran Aydınlar, gelinen nokta ve tamamlanan sportif yargılamayla ilgili yaşananları tüm çıplaklığıyla kamuoyuyla paylaşacağını sözlerine ekledi. SPOR SERVİSİ

Şike varsa cezalar haklı BEHRAM KILIÇ İSTANBUL

1yıllarda şikeyle dertte. İki ülkeyi de Yunan ve Türk futbolunun başı son

yakından tanıyan Theofanis Gekas, yeşil sahaların temizlenmesi için cezalara destek veriyor. 33 yaşındaki golcü, birçok konuda duygularını Zaman okurlarıyla paylaşıyor. Bizde Hakan Şükür neyse, Yunanistan’da da Theofanis Gekas o. Komşu futbol tarihinin en önemli isimlerinden olan 33 yaşındaki forvet, Ocak 2012’de tek devreliğine formasını terlettiği Samsunspor’da iyi iş çıkartmasına rağmen takımın küme düşmesini engelleyemedi. Geçen yıl ise Akhisar Belediye Gençlik’in yine tek devrelik oyuncusuydu. Bu kez attığı gollerle Ege temsilcisini Süper Lig’de tuttu. O, Türkiye’ye gelen ilk Yunanlı futbolcuydu. Bu durum onu ekstradan hırslandırmış. Neticesinde Samsun’da başarılı olmuş. Oradaki tek üzüntüsü son maçta bir alt kategoriye gerilemeleri. Sonrasında gittiği Akhisar’ın alt sıralarda bulunmasına aldırmamış. “İmza atarken ligde kalacağımıza inanıyordum” diyor. Bugün ise ısrarla boşta olduğunun altını çiziyor. Ona göre insanlar kendisini hâlâ ‘Akhisarlı’ zannediyor. Böyle anılmaktan da hoşnut değil. Birkaç güne kalmaz bir Türk kulübüne imza atacağını

iddia ediyor; ama adını vermiyor. Aslında kalbi Akhisar’da. Geçen sezon büyük bir olaya imza attıklarını söylüyor. Teknik Direktörü Hamza Hamzaoğlu’nun, arka-

daşlarının, taraftarların kendisini istediğini biliyor. Ancak yeniden imza atamadığı için 5-6 kez bir araya geldikleri başkanı sorumlu tutuyor: “Eğer beni gerçekten isteseydi şu an

oradaydım.” Basındaki, “3-5 milyon lira talep ediyor.” haberlerinin gerçeği yansıtmadığını dile getiriyor. “İstediğim normal bir ücretti. Bunu yakında herkes öğrenecek.” diyor. Akhisar Bld. seyircisinin bestelerini ömür boyu unutmayacağının altını çiziyor. Yunan medyasındaki her demecinde vatandaşlarına Türkiye’de futbol oynamalarını tavsiye eden Theofanis Gekas, “Türkiye’ye geç geldiğini düşünüyor musun?” sorumuzu şöyle cevaplıyor: “Evet belki; ama önümde futbol için uzun yıllar var. O seneleri burada değerlendirmek istiyorum.” İki ülke futbolunun son yıllarda şikeyle başı dertte. Bu duruma üzülüyor; fakat şu beyanat da ona ait: “Eğer gerçekten suçluysalar cezaları hak ediyorlar. Futbol sahada oynanmalı, temiz olmalı.” Yunanistan’daki ekonomik krizin futbolu etkilediğini anlatan Gekas, Türkiye’yle ülkesinin Avrupa Futbol Şampiyonası’nı ortaklaşa düzenlemesi fikrine sıcak bakıyor: “Umarım bir gün bu gerçekleşir.” Gekas, Brezilya’nın ev sahipliğindeki 2014 Dünya Kupası’nı da düşünüyor. Orada olmak istediklerini, milli takımı için elinden geleni yaptığını, halkının beklentilerinin kendisini daha fazla motive ettiğini belirtiyor. Türkiye’nin final şansının düşük olmasına şaşırıyor: “Bu hayret verici. Çünkü Türk oyuncuların kalitesi tartışılmaz.”



Zaman227 egazete