Page 1

sistemlerinin

SDD Bülteni

kesiştiği ortak bir

SAYI 1

"“İnsan Hakları

Sistemi” evrenseldir ve farklı toplumların insan hakları

alandır. Bu ortak alan zaman içinde sürekli genişlemekte ve büyümektedir. Örneğin, 1930'larda insan hakları içinde olamayan Çevre Hakkı bu gün insan hakları içinde vardır. Sosyal Demokrasi Derneği'nin önerdiği ve gençlerin üretecekleri yeni siyaset kültürünün temel dayanağı böyle bir “İnsan Hakları” sistemi olacaktır. Ayrıca yeni siyaset kültürü bir toplumda iktidar olmayı hedefliyorsa ve iktidar olmayı hedeflediği, düşüncenin de pratikte, işleyebilir, çalışabilir olması gerekir. Başka bir deyişle , demokrasi ve insan hakları üzerine kurulacak yeni siyaset kültürünün pratikte uygulanabilirliği için sağduyu ve uzlaşma gerekli olacaktır.

EYLÜL 2013

YENİ BİR SİYASET KÜLTÜRÜ NE İHTİYACIMIZ VAR Sosyal demokrasi Derneği (SDD) son zamanlarda çalışmalarında öne çıkan yeni anlayış ve yaklaşımlarla birlikte, özellikle Gezi Parkı olayları ile belirginleşen “Yeni Siyaset Kültürüne “ ilişkin değerlendirmeler ve düşünceler bağlamında çalışmalarını sürdürmektedir. Özetle ; SDD, 1998 yılında “ Sosyal Demokrasinin ülkemiz koşullarında değerlendirilip geniş toplum kesimlerinde yaygınlaştırılmasına ve katılımcı demokrasin her alanda gelişmesine katkı sağlamak” amacıyla kurulmuştur. Dernek bu amacına uygun olarak Genel Merkezinde (Ankara’da) ve şubelerinde (Halen İstanbul, İzmir, Bursa, Eskişehir, Ankara Çayyolu, Mersin, Çine ve Elbistan’da şubeleri bulunmaktadır) çok sayıda çalışma ve etkinlikte bulunmuş ve bulunmaktadır. Çeşitli STK’larla ortak çalışmalar yürütmekte, geniş bir çevredeki değerli düşün insanlarıyla ürettiği bilgi, düşünce ve görüşleri ilgililerle ve kamuoyu ile paylaşmayı sürdürmektedir. Dernek, sosyal demokrat düşünce etrafında düzenli olarak eğitim seminerleri yapmakta, özellikle siyasete

ilgi duyan ya da siyasete girme eğiliminde olan gençlerin bilgiye dayalı siyaset yapmalarına katkıda bulunmaktadır. Her yıl

düzenlediği dayanışma geceleri ile sosyal demokratlar arasında ortak bir dil oluşturmaya çalışmaktadır. Ancak gelinen aşamada içinde bulunduğumuz siyaset dünyasının hergün yeniden ürettiği sorunlara çözüm getirmede yeterince etkili ve yol gösterici olunamadığını söylemek gerekir. Son zamanlarda bu durumun sorgulanması ile; Dernek olarak kendimize yeni bir misyon belirlemenin ve onu öncelikle Derneğimiz üyeleri ve giderek daha geniş kesimlerle içselleştirmenin gerekli ve doğru olacağını düşünür olduk ve bu yolda çalışmalara başladık.

Sorunların kaynağında, gerek toplum, gerekse siyasi partiler olarak içinde var olduğumuz, "mevcut siyaset kültürümüzün" olumsuzluklarının bulunduğunu kabul ediyoruz. Bu bakımdan mevcut siyaset kültürümüzün tam bir eleştirisini yapmak ve " yeni bir siyaset kültürü" nün nasıl olması gerektiğini tartışmaya açmak, toplumca içselleştirilmesi pratiğini üretmek ve geliştirmek düşüncemiz giderek belirginleşti. Gezi Parkı olayları dolayısıyla Türkiye'nin siyasi hayatında toplumun mevcut siyaset kültürden çok yakındığı, artık onu benimsemediği somut olarak ortaya çıktı. Bu olay, mevcut siyaset kültürünün toplumda yarattığı en önemli tahribatın ötekileştirme olduğunu gösterdi. Bir demokrasi kültüründe seçimi kimin kazanacağı, toplumda bir ötekileştirme yarışı sonrasında belirleniyorsa, buna salt seçim pratiğindeki yozlaşma diyemeyiz. Eğer bir ülkede siyaset ve temel medya, sürekli bir ötekileştirmeyle toplumu geriyorlarsa, gerçeğin ne olduğu kavranamaz hale geliyor. Gezi deneyiminde


SAYF A

2

bir araya gelen çok farklı gruplar, birlikte yaşayarak birbirlerini sevebileceklerini gördüler ve bize de gösterdiler. Hâkim siyaset kültürünün, birbirini sevebilecek olanları birbirinin karşıtı göstererek, bu karşıtlıktan, kendi iktidarlarını nasıl üretebildiklerini farketmemizi sağladılar.

Gezi olayları, Türkiye’deki siyaset kültürünü, kendisini

Gezi olayları, Türkiye’deki siyaset kültürünü, kendisini dönüştürmeden aşamayacağı, dipten gelen bir eleştiriyle karşı karşıya bıraktı ve ülkede siyasetin önüne temel bir ölçüt olarak, ‘toplumun onurlu yaşam hakkına saygı’ konulmuş oldu.

Bu talep tamamen bireysel bir talep olarak ortaya çıkıyor. Tek-tek ifade edilerek birikip yanyana geliyor; kendisi için bir iktidar talebi içermiyor, sadece iktidar olma talebi olanlara neyi meşru görmediğini anlatmaya çalışıyor. Ancak bunu tek tek kişilerin, gençlerin sağduyusuna ve onların belirli alanlarda ortaya çıkardıkları tepkilere dayanarak götürmek sonuç alıcı bir durum için yeterli olmayacaktır. Bu nedenle; Sosyal Demokrasi Derneği gibi kuruluşlara önemli görevler düşmektedir. Tabii bu tür kuruluşların

bir kısım mensuplarının mevcut siyasi kültürde bir pozisyon elde etmesi üzerine oluşmuş kuruluşlar olmaması gerekir. Böyle olduğu durumlarda yeni bir siyaset kültürü üretilmesinin, böyle bir görevin yerine getirilmesinin mümkün olamayacağı açıktır. SDD bu düşünceden yola çıkarak yeni misyonunu belirlemek ve Türkiye siyaset kültürüne yeni pratikler getirmek isteyenler için bir platform oluşturmak düşüncesindedir.

dönüştürmeden aşamayacağı, dipten gelen bir eleştiriyle karşı

ÜYELERİMİZLE YENİ BİR SİYASET KÜLTÜRÜ NASIL OLMALIYI KONUŞTUK

karşıya bıraktı ve ülkede siyasetin önüne temel bir ölçüt olarak, ‘toplumun onurlu yaşam hakkına saygı’ konulmuş oldu.

Yeni çalışma dönemimizde üyelerimizle başlattığımız “Yeni bir siyaset kültürü oluşumunun nasıl ele alınabileceği, geliştirilebileceği ve toplumsal etkilerinin neler olabileceği gerektiği” sorusuna ilişkin düşünce ve görüşlerin tartışıldığı toplantıların ilki Haziran Ayında SDD Genel Merkezinde yapıldı. Bu toplantıda katılan üyelerimizle ve Gezi Olayları ile başlayan sürece ilişkin eylemlerde rol alan genç arkadaşlarımız da düşüncelerini ve direniş eylemlerindeki gözlemlerini paylaştılar. Moderatörlüğünü genç arkadaşımız Atayiğit Taşdöğen’in yaptığı

SDD

BÜLTENİ

toplantıda dile getirilen görüşler özetle aşağıdadır; Gezi olayları, sadece iktidara değil diğer siyasi partilere de siyaseti yeni siyasete kültürüne ihtiyaç olduğunu duyurmuş oldu. Siyasi partinin içinde katılımcı ve çoğulculuk yapılamıyorsa o ülkede demokrasi gelişemez. Gezi olayları sırasında bu durum ortaya kondu ve gençler bunu yaptı ve gezi katılımının sayısı giderek arttı. Siyasi parti desteği olmadan Katılımın bireysel olarak sayıca çok olması önemliydi. Gezi olaylarında direnişin en temel nedeni özgürlüktü. Gezi olaylarında kemikleşmiş bir ideoloji olmadığından gençler tüm yaşam alanlarına müdahale eden

yönetime karşı “yeter artık” dedi. Orada bulunan insanların derdi rejim değişsin, hükümet yıkılsın değildi. Baskı ve ötekileştirme durumuna karşı çıktı baskıya karşı bu bir halk hareketi idi. Siyaset kültüründe yurttaş pasiflikten çıkıp aktif yurttaş olmak istedi. Bundan sonra ne yapmalı? Sorusunun cevabı bulunmalıdır. İnsanlar talep etmeli ve taleplerinin arkasında durmalı. Parti değişmese de biz baskı unsuru olalım ve onları değişmeye zorlayalım. Geleceğe dönük, ötekileştirmeden katılımcı siyaset kültürü oluşturulmalı ve gezi bunun olabileceğini bize göstermiştir.


SAYI

1

SAYF A 3

Meydan Okumak-Meydanı Okumak Taksim Gezi Parkı direnişi şimdiden birçok kazanımları olan bir mücadele, bir tür Vaka-i Hayriyedir. Ağaç Baharına meydan okuyan iktidar meydanı okuyamamıştır. Ancak bugünden itibaren siyasetçiler üsluplarını, belediyeler projelerini, akademisyenler ders içeriklerini, sivil toplum işlevini, aktivistler eylem biçimlerini yeniden düşünüp güncelleyeceklerdir. Toplum olarak dayanışmanın ve barışcıl tepkinin gücünü, medyanın yüzsüzlüğünü, polis-devletinin sakıncalarını pekiştirmiş olduk. Ölümler, sakatlıklar, ağır yaralanmalar ve çekilen onca acı ve sıkıntının karşı kefesine ne koysanız dolmaz ve bu olaylar hayırlı olmuştur denilemez aslında. Ama yarın başka bir Türkiye, başka bir kent, başka bir şehircilik ve mimarlık olacağını söylemek mümkün Geziden Dersler: Ağaç Baharından

Hatıralar Mekanı Taksim bana göre bir hüzün meydanıdır. Bu toplumun bütün çelişkilerinin tezahür ettiği, ideolojik müdahalelerin katmanlaştığı, inatların mekansallaştığı bir yerdir. O yüzden meydana bakan herkes kendi meşrebince bir gerçek ve buna bağlı bir tarih görme eğilimindedir.

31 Mart vakası olarak bilinen ve kışladan başlayan bir şeriatçı ayaklanmayı, parkın eskiden bir Ermeni mezarlığı olduğunu, İnönü'nün törensellik amaçlı planlattığı bir tören alanını, devrimci insanların katledildiği kanlı 1 Mayıs'ı, modern elit kültürün kadersiz mekanı AKM'yi

Katılımcı Kent Yönetimine

görmek, salt bu tarihi yaşatmak, yeniden üretmek, hakim kılmak istemek bundan kaynaklanıyor. O nedenle Taksim yıllanmış bir kan davası gibi, o yüzden uğruna işlenen töre cinayetleri namus ile meşrulaştırılmaya çalışıyor. Tam da bu yüzden bu hatırlar mekanına yapılan her müdahale vicdanları yaralıyor.

Bir Taşla Çok Kuş Bütün iktidarlar meydanları önemser, meydanlardan korkarlar.* Hükümetin bir taşla birçok kuş vurmayı planladığı Taksim Projesi de tam bu sebeple bir haysiyet direnişine yol açtı. Konu sadece ağaç olsaydı, gene dikeriz, başka yere taşıyoruz söylemiyle savuşturulabilirdi. Proje

kendi Osmanlıcı tarih anlayışını ön plana çıkarıp iktidarın simgesel fetihini ve imzasını koymayı hedeflerken, aynı zamanda meydanı küresel kent vizyonuna uygun biçimde neoliberal anlayışla yeniden üretmek, böylelikle mevcut kullanıcıyı bertaraf eden bir sterilleşme sağlamak,

iktidarın bio-politik tahayyüllerine uygun yeni bir kamusallık üretmek isteniyor. Elbette bu taş atılmış iken kentsel rant üretmek ve bunu gönlünce dağıtmak da pastanın kreması olacak.

Taksim Meydanı


SAYF A

4

Yerelliğin olmadığı yerel seçim

Bekir Ağırdır —

Araştırmacı

Seçmenlerin genel seçim tercihleriyle yerel seçim tercihleri arasında olduğu varsayılan farklılaşma oranı giderek düşüyor.

SDD

Yerel seçimler yaklaşırken, aday spekülasyonları bu denli yoğunken farkındaysanız ne yerel sorunları konuşan var ne de yönetim problemini. Son iki yıldır yeni anayasa konuşuyoruz. Ülkenin en yakıcı sorunu Kürt meselesi ve Kürt meselesinin en önemli boyutlarından birisi de yönetim boyutu. Ülkenin siyaset yapma zihniyetini etkileme potansiyeli en yüksek unsur olan Gezi yaşanalı daha üç ay olmuş. Ki Gezi’yi tetikleyen çekirdek sorun bu ülkenin merkeziyetçi yönetim sistemi. Hal böyleyken ne yerellik ne de yönetim sistemi gündemde yok. Çünkü çok meşgulüz, siyaset ve medya da çok meşgul. Olimpiyatlara ev sahibi olmak ya da olmamak meselesini bile kutuplaşmanın zemini yapmakla meşgulüz örneğin. Önce verili duruma dair bazı sayıları hatırlayalım: Önümüzdeki seçimlerde seçmenlerin yüzde 76’sı 29 Büyükşehir sınırları içinde ve tümü Büyükşehir Belediye Başkanı ve meclisi için oy kullanacak. Ülkenin yetişkin nüfusunun yüzde 52’si 11 metropolün bütünleşik alanı içinde yaşıyor. Yüzde 21 nüfus köylerde, yüzde 27 nüfus da kentlerde yaşıyor. Bu iki sayı şunu söylüyor: Seçmenlerin genel seçim tercihleriyle yerel seçim tercihleri arasında olduğu

BÜLTENİ

varsayılan farklılaşma oranı giderek düşüyor. Çünkü yerel seçim oyundaki farklılaşma iki gerekçeden doğuyor. Birincisi seçmen “selam mesafesi” için oy verirken partisi kadar adaya dair nitelikler, tanış olmak, hemşeri olmak gibi unsurlar öne çıkıyor. İkincisi yerel seçimde seçmen partiye değil hizmete bakıyor. Metropollerde, büyükşehirlerde gündelik hayatın ritmindeki ve ürettiği zihniyet dünyasındaki, gündelik hayat pratiklerindeki değişimler sonucu eski bildik ilişkiler çalışmıyor. Dolayısıyla tanış olmak, hemşeri olmak gibi tanımlar gündelik hayatımızdan çıkıyor, aidiyetler değişiyor, çeşitleniyor. Yine metropollerdeki nüfus yığılmasından, gündelik hayatın karmaşıklığından dolayı yerel hizmetler ile genel hizmetler ayrıştırılamıyor, hepsi birden kamudan ve seçilmiş otoritelerden beklentiye dönüşüyor. Dolayısıyla metropollerde seçime göre oy farklılaşması açıklaması eski gücünde değil. Geride daha çok yerel seçim ile genel seçim tercihlerindeki farklılaşmayı yaratan en önemli unsur olarak “oy verilecek partinin temsilinin” değil “başkanlığı kazanma olasılığı” değerlendirmesi kalıyor. Bu dürtüyle oy veren seçmen oranları da

sanıldığı denli yüksek değil. Bu oran kabaca yüzde 10 mertebesinde. Yalnızca yüzde 27 oranındaki kentlerdeki seçmenlerde geleneksel davranış kodları, tanış olmak, hemşeri olmak gibi dürtüler geçerli. Yani şunu söyleyebiliriz seçmenin yüzde en az 7580’i yerellik üzerinden değil genel siyasi tercihleri üzerinden oy verecek. Bu da var olan siyasi ve kültürel kutuplaşmaların zihni ve duygusal ambargoları çalışacak demek. Seçmenin tercihlerini değiştirebilmesi için var olan siyasi bölünmelerin, kutuplaşmaların ve davranış kodlarının dışına çıkılması lazım. Bu ise ancak başka bir siyaset ve siyaset tarzı ile mümkün. Bugünün kentlerinin ve hatta ülkenin temel sorunu yönetim meselesi. İnsanların kendi oturdukların yerin sorunlarına ve çözüm süreçlerine, kendi ihtiyaç ve talepleri doğrultusunda katılabilmelerinin yolunun açılması gerekiyor. Bu ise bugün yaygın olan “yerel yönetimlerin güçlendirilmesinde” söyleminden daha ötede, farklı bir şey. Merkeziyetçilik, askeri ve idari vesayet ancak yönetim sistemi ters yüz edilerek kırılabilir. Hiçbir parti ve aday henüz ülkenin bu meselesine dair bir şeyler söylemiyor. Üzerinde çalışanı da yok


SAYI

1

BATI AVRUPA’DA ADAY BELİRLEME KRİTERLERİ Doç. Dr. Emre Yavuz

SAYF A 5


Sdd.org.tr

Arka Sayfa Yazısının Başlığı

EYLÜL

Sdd bülten