Page 1

MÜZİK

DOSYASI

MAYIS 2013


İÇERİK 05/01

İÇERİK AYIN MÜZİK ETKİNLİKLERİ (ANKARA)

6

AYIN MÜZİK ETKİNLİKLERİ (TÜRKİYE)

7

VAKIFTAN HABERLER • Cumhuriyet Korosu Bu Kez Mayısta • 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Konseri • Birlikte Söyleyelim Koro Çalıştayı • İkinci Kez Düzenlediğimiz Birlikte Söyleyelim

10 12 13 14

MÜZİKSEVERİN KÖŞESİ

• Sembolist Bir Rus Bestecisi Olarak Alexander Scriabin’in Yaratıcılığının Felsefi ve İdeolojik Temelleri • Klasik Müzik Çalgılarını Tanıyalım “Korno” • Sanattan İnsana Giden Yol • XI. Uluslararası Lionel Tertis Viyola Yarışması Sonuçlandı

16 30 32 35

DİNLEYİCİ İZLENİMİ

• “Sevginin Bedeli” Bale Temsili

37

BİR KİTAP

• Eduard Zuckmayer ve Cumhuriyet Müzik Eğitimi

05/3

39


AYIN MÜZİK ETKİNLİKLERİ (ANKARA) Tarih/Saat

Program

Etkinlik

Yer

2-3.05.2013/20:00

Richard Payne “ Alto Saksofon Konçerto” John Williams “Catch Me If You Can” Nina Rota “La Strada” Nina Rota “Romeo Juliet” Henry Machini “I Girasoli”

İtalyan Film Müzikleri Haftası Şef, Antonio Pirolli Solist, Fethi Günçer ‘’Saksafon’’

CSO Konser Salonu

04.05.2013/20:00

A. Markov - J.V. Remington | “The Rock Concerto”

Bilkent Mayfest Konseri Alexander Markov, Keman

Mayfest Konser Alanı

07.05.2013/20:00

H.Ü. Ankara Devlet Konservatuvarının 77. Kuruluş Yıldönümü Konseri

H.Ü. Opera Sanat Dalı ve Senfoni Orkestrası Konseri

Operet Sahnesi

9-10.05.2013/20:00

Ludvig van Beethoven, Keman Konçertosu Re major Op 61 Dmitri Shostakovich “Jazz Süitleri”

Şef, Rengim Gökmen Solist, Elina Vahala, Keman

CSO Konser Salonu

12.05.2013/11:00

Bremen Mızıkacıları

Çocuk Müzikali

Leyla Gencer Sahnesi

13.05.2013/20:00

Tosca

Opera

Opera Sahnesi

14.05.2013/20:00

Eczacı

Opera

Operet Sahnesi

15.05.2013/20:00

Saraydan Kız Kaçırma

Opera

Opera Sahnesi

19.05.2013/20:00

19 Mayıs 2013 Gençlik ve Spor Bayramı Özel Konseri

Şef, David Gimenez Solist, Lakatoş Çigan Grubu

Ankara spor Salonu (ARENA)

19.05.2013/20:00

Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Konseri

Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Genç Solistleri

BSO Konser Salonu

19.05.2013/20:00

Seslerle Anadolu

Müzikli Gösteri

Operet Sahnesi

20.05.2013/20:00

Rigoletto

Opera

Opera Sahnesi

21.05.2013/20:00

Elegia

Konser

Operet Sahnesi

-

Şef, Burak Tüzün Solistler, Nevzat Kalender ‘Keman’, Çağlayan Barbaros ‘Flüt’

22.05.2013/20:00

Rigoletto

Opera

Opera Sahnesi

23.05.2013/20:00

Arda Boyları

Modern Dans

Opera Sahnesi

24.05.2013/20:00

R. Wagner Konseri

Konser

Opera Sahnesi

25.05.2013/20:00

Rigoletto

Opera

Opera Sahnesi

26.05.2013 /20:00

Çocuk Balesi Yılsonu Temsili

Bale

Leyla Gencer Sahnesi

27.05.2013/20:00

Çocuk Balesi Yılsonu Temsili

Bale

Leyla Gencer Sahnesi

28.05.2013/20:00

Anthion Ensemble ‘Türk’ü’nün Öyküsü

Konser

Operet Sahnesi

30-31.05.2013/20:00

-

Şef, Erol Erdinç Solist, Okay Temiz ‘Perküsyon’

CSO Konser Salonu

05/4


ANTALYA DEVLET OPERASI MAYIS AYI PROGRAMI 11.05.2013 Cumartesi

20:00

CARMINA BURANA

KONSER

İSTANBUL DEVLET OPERA ve BALESİ MAYIS AYI PROGRAMI 07.05.2013 Salı

20:00

H.Ü.OPERA SANAT DALI VE SENFONİ ORKESTRASI

KONSER

12.05.2013 Pazar

11:00

BREMEN MIZIKACILARI

ÇOCUK MÜZİKALİ

13.05.2013 Pazartesi

20:00

TOSCA

OPERA

14.05.2013 Salı

20:00

ECZACI

OPERA

15.05.2013 Çarşamba

20:00

SARAYDAN KIZ KAÇIRMA

OPERA MÜZİKLİ GÖSTERİ

19.05.2013 Pazar

20:00

SESLERLE ANADOLU

20.05.2013 Pazartesi

20:00

RİGOLETTO

OPERA

21.05.2013 Salı

20:00

ELEGIA

KONSER

22.05.2013 Çarşamba

20:00

RİGOLETTO

OPERA

23.05.2013 Perşembe

20:00

ARDA BOYLARI

MODERN DANS

24.05.2013 Cuma

20:00

R. WAGNER KONSERİ

KONSER

25.05.2013 Cumartesi

20:00

RİGOLETTO

OPERA

26.05.2013 Pazar

20:00

ÇOCUK BALESİ YIL SONU TEMSİLİ

BALE

27.05.2013 Pazartesi

20:00

ÇOCUK BALESİ YIL SONU TEMSİLİ

BALE

28.05.2013 Salı

20:00

ANTHION ENSEMBLE 'TÜRK' Ü'nün Öyküsü

KONSER

05/5


TÜRKİYEDEN ETKİNLİKLER TE 05/01 İZMİR DEVLET OPERASI MAYIS AYI PROGRAMI 07.05.2013 Salı

20:00

MANÇALI ŞÖVALYE

MÜZİKAL

08.05.2013 Çarşamba

11:00

KÜLKEDİSİ

ÇOCUK MÜZİKALİ

09.05.2013 Perşembe

20:00

MANÇALI ŞÖVALYE (Sezonun Son Temsili)

MÜZİKAL

11.05.2013 Cumartesi

20:00

ROMANTİK ŞARKILAR

KONSER

15.05.2013 Çarşamba

14:00

KÜLKEDİSİ

ÇOCUK MÜZİKALİ

16.05.2013 Perşembe

11:00

KÜLKEDİSİ (Sezonun Son Temsili)

ÇOCUK MÜZİKALİ

21.05.2013 Salı

20:00

GÜLDESTAN

BALE

22.05.2013 Çarşamba

20:00

ROMANTİK ŞARKILAR

KONSER

23.05.2013 Perşembe

20:00

GÜLDESTAN

BALE

25.05.2013 Cumartesi

20:00

GÜLDESTAN

BALE

27.05.2013 Pazartesi

20:00

AGRIPPINA

OPERA

29.05.2013 Çarşamba

20:00

GÜLDESTAN

BALE

30.05.2013 Perşembe

20:00

AGRIPPINA (Sezonun Son Temsili)

OPERA

MERSİN DEVLET OPERASI MAYIS AYI PROGRAMI 07.05.2013 Salı

10:30

KUKLACI (Son Temsil)

ÇOCUK MÜZİKALİ

09.05.2013 Perşembe

20:00

MEVLANA'NIN ÇAĞRISI

BALE

11.05.2013 Cumartesi

15:00

MEVLANA'NIN ÇAĞRISI (Sezonun Son Temsili)

BALE

14.05.2013 Salı

20:00

MADAM BUTTERFLY

OPERA

SAMSUN DEVLET OPERASI MAYIS AYI PROGRAMI 11.05.2013 Cumartesi

20:00

IV. MURAT

OPERA

12.05.2013 Pazar

12:00

ÇOCUK BALESİ VE KOROSU YIL SONU GÖSTERİSİ

BALE

18.05.2013 Cumartesi

20:00

KARADENİZ RAPSODİ

KONSER

25.05.2013 Cumartesi

20:00

GALA KONSERİ

KONSER

05/6


TE 05/02 BURSA BÖLGE DEVLET SENFONİ ORKESTRASI MAYIS AYI PROGRAMI 2 MAYIS 2013 YER: ATATÜRK KONGRE VE KÜLTÜR MERKEZİ MERİNOS SAAT: 20.00 ŞEF: Can OKAN SOLİSTLER: Gülgün SARISÖZEN “Viyolonsel”, Safinaz OLCAY “Viyola”

PROGRAM: D. Şostakoviç “Viyolonsel Konçertosu No.2” M. Bruch “Romanze” A. Dvorak “Senfoni No.7”

9-*10 MAYIS 2013 “Halit Recep Arman’ı Anma Konseri” YER: ATATÜRK KONGRE VE KÜLTÜR MERKEZİ MERİNOS, *PROF. DR. METE CENGİZ KÜLTÜR MERKEZİ SAAT: 20.00 SOLİSTLER: Veysel Özgür SAĞLAM “Gitar”, Ricardo MOYANO “Gitar”, C.Gustava BATTISTESSA “Bandoneon”, Alexander MEKAEV “Piyano”, Hande SONER “Soprano”

PROGRAM: Halit Recep ARMAN “Ferda”, “Aşk Mevsimi”, “Esmer Güzeli” Carlos Di Sarli “Bahia Blanca” Anselmo AİETA “Palomita Blanca” Ramiro GALLO “Lanura” Pedro LAURENTZ “Milonga Mis Amores” Graciano LEONE “Sentimantel” Francisco CANORA “Poema” (A.Mekaev)” E. Grieg “Holberg Suit”

16 MAYIS 2013 YER: ATATÜRK KONGRE VE KÜLTÜR MERKEZİ MERİNOS SAAT: 20.00 ŞEF: Tulio GAGLIARDO VARAS SOLİSLER: Aydın UŞTUK “Tenor”, Ayhan UŞTUK “Tenor” Burcu KILIÇ “Soprano”, Ece BAYDUR “Vokal”, Elvan DEMİRCAN “Vokal”, Kaner SÜMER “Vokal”, Kaya DEMİRCAN “Klavye”, Efe SEZER “Piyano-Klavye”, Ozan UŞTUK “Klasik/Elektro Gitar”, Çağdaş SEVİNÇ “Bas Gitar”, Bora PEYNİRCİ “Bateri”

PROGRAM: Allegra “Devlerin Aşkı”

23 MAYIS 2013 “Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Konseri” YER: ATATÜRK KONGRE VE KÜLTÜR MERKEZİ MERİNOS SAAT: 20.00 ŞEF: Sunay MURATOV SOLİSTLER: Bengü AKTAN “Obua”, Utku AKYOL

PROGRAM: R. Wagner “Tannhauser Uvertürü” R. Strauss “Obua Konçertosu” Alexander Arutunian “Trompet Konçertosu” Arturo Marguez “Danzon No.2”

05/7


TE 05/03

İSTANBUL DEVLET SENFONİ ORKESTRASI MAYIS AYI PROGRAMI 10 Mayıs 2013 YER, FULYA SANAT MERKEZİ SAAT, 20:00 ŞEF, ANTONIO PIROLLI SOLİST, PRIYA MITCHELL (KEMAN) SOLİST, HALE SONER (SOPRANO) SOLİST, ESEN DEMİRCİ (MEZZO SOPRANO) SOLİST, ARDA DOĞAN (TENOR) SOLİST, BURAK BİLGİLİ (BAS) KORO, İSTANBUL DEVLET SENFONİ ORKESTRASI KOROSU KORO ŞEFİ, GÖKÇEN KORAY & SEVAL IRMAK 17 Mayıs 2013 YER, FULYA SANAT MERKEZİ SAAT, 20:00 ŞEF, ORHUN ORHON SOLİST, YAYLI SAZLAR YARIŞMASI FİNALİSTLERİ

A. PIAZZOLA, 4 MEVSİM G. ROSSIN, STABAT MATER

YAYLI SAZLAR YARIŞMASI FİNALİ ORKESTRA EŞLİĞİNDE YAPILACAKTIR

05/8


TE 05/04

İZMİR DEVLET SENFONİ ORKESTRASI MAYIS AYI PROGRAMI 3 Mayıs 2013 20:30 AHMED ADNAN SAYGUN SANAT MERKEZİ “İtalyan Film Müzikleri Konseri” Şef; Stefano MAZZOLENI Solistler; Tülay UYAR, Soprano

Nino ROTA The Godfather Suite (30) Nina ROTA Film Müzikleri Amarcord, Casanova,La Dolce Vita Ennio Morricone Film Müzikleri ve Medley

10 Mayıs 3024 20:30 AHMED ADNAN SAYGUN SANAT MERKEZİ Şef; Naci ÖZGÜÇ Solistler; Marcelo NISINMAN, Bandoneon

A.Marquez Danzon No.2 Piazzola/Nisinman, Oblivion Piazzola/Nisinman Buenos Aires’ten 4 mevsim Piazzola, Honbre Tango Nisinman, Rapsodia Portena Mahir Çetiz, Tango

17 Mayıs 2013 20:30 AHMED ADNAN SAYGUN SANAT MERKEZİ Şef, Ender SAKPINAR Solistler; Dorukhan DORUK, Viyolonsel Ege BANAZ; Klarinet İzmir Sanat Korosu, TOBAV Çocuk Korosu, TOBAV Gençlik Korosu Koro Şefi; Ali Hoca, İsmail Bilen Koro; İzmir Sanat Korosu, TOBAV Çocuk Korosu, TOBAV Gençlik Korosu

U.C. ERKİN, Bayram R.SCHUMANN, Viyolonsel Konçertosu İ.TAVİLOĞLU, Klarinet Konçertosu Marşlar

24 Mayıs 2013 20:30 AHMED ADNAN SAYGUN SANAT MERKEZİ “İspanya Gecesi” Şef; Ender SAKPINAR Solistler; Marco SOCIAS Gitar

E.CHABRIER, İspanya I.ALBENIZ, Iberia Suiti Gitar ve Orkestra için N.RIMSKY-KORSAKOFF, İspanyol Kapriçyosu M. De FALLA, Üç Köşeli Şapka Suiti

05/9


VAKIFTAN HABERLER VH 05/01 CUMHURİYET KOROSU BU KEZ MAYISTA TOBAV koordinasyonunda “Cumhuriyetin Temeli Kültürdür” temasıyla yola çıkan toplam 5 STK: Allegria Korosu, Kavaklıderem Derneği, Müzik Eğitimcileri Derneği MUZED ve Sevda-Cenap And Müzik Vakfı, 5. Cumhuriyet Korosu’nu 18 Mayıs 2013’te, yine saat 12’de, yine Ankara Anıtpark’ta bir araya getiriyor. Bir anlamda profesyonel, amatör tüm koroların buluşması olan bu konserde şef İbrahim Yazıcı ile bu yıl 10 marşın yanı sıra 7 bölgeden 7 türkü seslendirilecek. Koroların halkla bir ağızdan coşkuyla seslendirmesi hedef l enen repertuarın marşları: İstiklal Marşı, Gençlik Marşı, Onuncu Yıl Marşı, Vatan (Mülkiye Marşı), İleri, İzmir’in Dağlarında, İzindeyiz, Dumlupınar, Bayrağım, Sakarya.

05/10


VH 05/02

Türküler ise: İç Anadolu’dan Çarşıya Vardım (Kayseri), Karadeniz’den Atabarı (Artvin), Ege’den Yörük Ali (Aydın), Marmara-Trakya’dan Bülbülüm Altın Kafeste (Rumeli-Trakya), Akdeniz’den Silifke’nin Yoğurdu (İçel), Doğu Anadolu’dan Ağrı Dağından Uçtum (Ağrı), Güney Doğu Anadolu’dan Hış Hışı Hançer (Gaziantep). Cumhuriyetin 89. yılında Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında, Anıtkabir’in karşısında Anıtpark’ta marşlar ve türküler bahara karışacak.

05/11


VH 05/04

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI KONSERİ JM ( Jeunesses Musicales) Ankara Çocuk Korosu 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları için İnönü Vakfı’nda Fatma Bildiren yönetiminde ve Günay Tuzkaya’nın Piyanosu eşliğinde bir konser verdi. Konser beğeni ile izlendi. Ayrıca kursumuzda piyano eğitimi almakta olan beş öğrencimiz piyanoda değişik eserler seslendirerek ilgiyle dinlendi. Müze gezildikten sonra istek üzerine JM ( Jeunesses Musicales) Ankara Çocuk Korosu konseri tekrar edildi. Konseri izleyen velilerimiz, Pembe Köşke gelen konuklar ve İnönü Vakfı Başkanı Özden İnönü Toker Sevda- Cenap And Müzik Vakfı’na teşekkür ederek konsere katılan öğrencilerimizi tebrik ettiler.

05/12


VH 05/05

BİRLİKTE SÖYLEYELİM KORO ÇALIŞTAYI Şef: Cihan Can 11 Mayıs 2013 Cumartesi

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Salonu Saat: 13:00 - 17:00 Kokteyl: 17:00 - 18:00

05/13


VH 05/06

İkinci kez düzenlediğimiz BİRLİKTE SÖYLEYELİM Koro Çalıştayı’nda şef Cihan Can’ın çıkış noktası Nazım Hikmet’in dizeleriyle “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine”… Tüm duyguların müzikle ifade edileceği, müziği paylaşacağımız bir gün yaşamak. Profesyonel korodan dinleyip, onlara katılmak. Müzik, müzik, müzik…

Gelin, şarkılar söyleyelim. Sevda - Cenap And Müzik Vakfı

Giriş serbesttir.

05/14


Teşekkür Vakıf olarak her zaman evinizde atıl durumda olan müzik enstrümanları, band makineleri, pikap, daktilo gibi müzelik parçaların bağışını kabule devam ediyoruz. Festival takipçimiz ve koltuk bağışçımız olan Nura Yener 1 adet anfi, 1 adet kasetçalar ve 2 adet video’yu Vakfımıza bağışladı. Bugüne dek bize güvenerek piyanosunu, elektronik piyanosunu, dairesini, devre mülkünü, notalarını, plaklarını, band makinesini, daktilosunu, ağız mızıkasını, akordeonunu, fotoğraf makinesini ve kasetlerini bağışlayan tüm hayırseverlere teşekkür ederiz.

Sevda-Cenap And Müzik Vakfı

05/15


MÜZİKSEVERİN KÖŞESİ MK 05/01 SEMBOLİST BİR RUS BESTECİSİ OLARAK ALEXANDER SCRIABIN’İN YARATICILIĞININ FELSEFİ VE İDEOLOJİK TEMELLERİ Koray ILGAR

Alexander Nikolayevich Scriabin (Rus: Алекса́ ндр Никола́ евич Скря́ бин, İng: Alexander Nikolayevich Scriabin, Tr: Aleksandr Nikolayeviç Skryabin, 1872–1915), müzik hayatına Frédéric Chopin’in eserlerinin etkisi altında atılmış, gizemciliğe ve Doğu felsefesine ilgi duymuş sembolist (simgeci) bir Rus bestecisidir. Claude Debussy gibi, Scriabin de geleneksel armoni kurallarının sınırlarıyla yetinmemiş ve yapıtlarını çoğunlukla dörtlü aralıklara (1)

dayanan akorları kullanarak oluşturmuştur. Mistik bir bağlantı kurmaya çalıştığı Rapsodi tarzındaki müziğiyle Atonalite’nin sınırlarını zorlamıştır. Dörtlü aralıklara dayalı bir armonik sistem tonalite hissini kaybedeceği gerekçesiyle Scriabin, eserlerinin birçoğuna donanım işareti yazmamıştır. Scriabin, sanat hayatının daha sonraki dönemlerinde, Arnold Schönberg ekolünden bağımsız olarak, büyük ölçüde atonal yapıda olan ve mistisizm (gizemcilik) akımına uygun düşen çok daha disonans karakterde bir müzik sistemi geliştirmiştir. Besteci, sinestezi(1) adı verilen duyum ikiliğinden etkilenmiş ve oluşturduğu renk kodlu beşli döngüsü de teozofi akımından etkilenmekle birlikte, renkleri kendi geliştirdiği atonal ses dizisinin çeşitli armonik perdeleriyle bütünleştirmiştir. Scriabin birçok müzik tarihçisi tarafından en önde gelen Rus sembolist bestecisi olarak kabul edilmiştir. Scriabin, ilk çağdaş bestecilerin en yenilikçi ve en tartışmalı olanlarından birisidir. Büyük Sovyet Ansiklopedisi, Scriabin hakkında “Daha önce hiçbir besteciyle bu kadar çok alay edilmemiş ve

Sinestezi, yunanca “birleşik duyu” anlamına gelmektedir. Tıpta kontrol dışı olarak bir duyuya ait algının başka duyuları da etkilemesini (Ses duyan bir kişinin renkler görmesi gibi) ifade eder. Sanat alanında ise farklı duyuların birbiriyle ilişkilendirilmesini içeren bütüncül bir algılamayı ifade etmek için kullanılabilmektedir.

05/16


MK 05/02

hiçbir besteciye de bu derecede büyük bir sevgi gösterilmemiştir” diye yazar. Ünlü Rus yazar Leo Tolstoy, bir defasında Scriabin’in müziğini “dehanın gerçek bir dışavurumu” olarak tanımlamıştır. Scriabin müzik dünyası üzerinde zamanla büyük bir etki bırakmış ve yenilikçi müziğiyle Roy Agnew, Nikolai Roslavets, Sergei Prokofiev ve Igor Stravinsky gibi bestecileri derinden etkilemiştir. Scriabin, özellikle de 20. yüzyıl çağdaş piyano müziğinin gelişimine zemin hazırlayan üstün nitelikli eserleri sayesinde müzik tarihinde öncü ve önemli bir besteci olarak yerini almıştır. Alexander Scriabin’in soylu bir aileden gelen babası Nikolai Scriabin bir hukukçu ve konsolosluk memuruydu. Annesi ise Theodor Leschetizky ile çalışmış bir piyanistti. Annesi, besteci henüz 1 yaşındayken veremden öldü ve Scriabin, kadın şefkati ile düşkünlüğünün sıcak ortamında teyzesi, anneannesi ve büyük teyzesi tarafından büyütüldü. Scriabin küçük yaşlarından itibaren müziğe karşı büyük bir yetenek ve eğilim göstermeye başlardı. 9 yıl boyunca Moskova’daki bir askeri okulda eğitim gördü. Bu kurumda verilen müzik dersleri, Scriabin’e müzisyen olmasını sağlayan en önemli etkenlerden birisi olmuştur. 12 yaşındayken Nikolai Zverev’in piyano sınıfındayken ezeli dostu ve meslektaşı olan Sergei Rachmaninoff ile tanıştı. Ertesi yıl Moskova

Konservatuvarı’nda (1888-1892) hocaları olan Anton Arensky, Vasily Safonov ve Sergei Taneyev ile çalışmaya başladı. Konservatuvardan mezun olurken piyano alnında kazandığı altın madalyayı geri çevirdi ve bestecilik derecesini de almadan bu kurumdan ayrıldı. Daha sonra Chopin’in eserlerine odaklanıp konser piyanisti olarak sanat hayatına atıldı. 1894’ten itibaren Mitrofan Belayev tarafından kamuoyuna tanıtıldı. 1895-1896 yılları arasında Scriabin’in ilk eserlerini yayımlamaya başlayan Belayev, besteciye kendi eserlerini yorumlayacağı bir konser turnesi düzenledi. 1897’de kendisini kocasına ve sanatına adamış akademi üyesi bir piyanist olan Vera Isaakovich ile evlendi. 5 yıl sonra, benmerkezciliğini ve müziğini cesaretlendiren genç bir hayranı olan Tatyana Schlözer ile birlikte İtalya,

Nikolai Zverev’in piyano sınıfı 1880’lerin sonu. Zvere’in sağında Scriabin solunda ise Rachmaninov görülüyor.

05/17


MK 05/03

İsviçre ve Belçika’da yaşamak üzere karısını, dört çocuğunu ve Rusya’yı terketti. 1903 yılında Moskova Konservatuvarı’ndaki görevinden ayrılarak İsviçre’ye yerleşti ve müzik çalışmalarını bu ülküde sürdürmeye başladı. Scriabin’in 1903 yılında yazdığı Op.30 Fa diyez Majör Dördüncü Piyano Sonatı, Chopin tarzı ilk dönem stili sonrasında, ünlü Alman düşünürü Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin felsefesinden etkilenmiş olan kişiliği tarafından harekete geçirilmiş yeni bir verimliliğe ve coşkunluğa doğru yol alan gelişimindeki bir dönüm noktasına işaret eder. Besteci bu noktadan itibaren 1905 yılında teozofiye yöneldi ve müziği de daha bireysel bir şekle büründü. Müziksel ve felsefi çabalarının düşünsel temeli haline gelen Helena Blavatsky’nin teozofik öğretilerini keşfetti. Gerçek romantik gelenekte, bir besteci olarak eserlerini, yaşadığı dönemin geniş ruhsal ve düşünsel boyutu içerisinde konumlandırmanın yollarını aradı. İlk önce Nietzsche’nin Übermensch (Üstinsan) olgusu hakkındaki düşüncelerinin etkisi altında kalan Scriabin, teozofiyi insanlığın Tanrı arayışıyla ilgili kendi derin duyguları için düşünsel bir çerçeve olarak benimsedi. Scriabin’in bu yeni müzik anlayışında armoni, müziği bol süslemelerle gelişmeye, dalgalanmaya, salınmaya bırakan ve ton dışı özelliklere uyum sağlayacak şekilde tutulan uzun periyodlar boyunca durağan kalma

05/18

eğilimi gösterir. Scriabin, 1906-1907 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’ne konser turnesine çıktı ve burada Sergei Koussevitsky ile tanıtı. Sergei Koussevitzky 1909 yılında Scriabin’in Rusya’ya geri döndürdü ve besteci yoğun bir şekilde yükselen salınım zincirleri olarak sürdürülen daha uzun rastlantısal bir bölümün arasına serpiştirilen kısa parçalarda şeytani ve şehvetli nitelikteki iki anlatımcı tür üzerine odaklandı. (Op.54 Le Poéme de l’extase, Op.60 Prométhée: Le Poéme du feu, 5-10. Piyano Sonatları). Bestecinin 1910’dan sonra yazdığı çoğu eseri, pesten tize doğru Do-Fa diyez-Si bemol-Mi-La-Re (C-Fis-BE-A-D) şeklinde sıralanan gizemli akort’u ile ilgilidir. 1910 yılında Rusya çapında başarılı bir konser etkinliği düzenledi. 1911’de Amsterdam’daki ünlü Concertgebouw Senfoni Orkestrası’nın eşliğinde kendi eserlerini seslendirdi. 1914’te Londra’ya giderek birçok piyano resitali verdi ve burada senfonik yapıtlarını çaldırdığı orkestraları yönetti. Scriabin’in aklı sanatın manevi amacına yattı ve 1914-1915 yılları arasında bestelediği Acte préalable adlı eserinden kesitler sunduğu, sezilerle birlikte öngörmüş olduğu renk izdüşümleri de dâhil olmak üzere daha sonradan tüm sezgilerine başvurmaya niyetleneceği ve içindeki bir nevi kaosun tetikleyeceği gizemcilik üzerinde çalışması gerektiği hissine kapıldı. Scriabin’in Mesih tarzı eğilimleri, eski Rus


MK 05/04

takvimine göre Noel günü doğmuş olduğu bilgisi tarafından desteklenmiştir. Scriabin, ancak eskizini oluşturduğu ya da zorlukla seslendirebildiği eserlerini tamamlayamadan, 1915’te dudağında çıkan bir çıbanın yol açtığı kan zehirlenmesinden ölmüştür. Alexander Scriabin, müzik kültürünün daha önce şahit olduğu en sıra dışı kişilerden birisidir. Scriabin bir yüzyıl boyunca bir kült idolü, tepkici ancak çağdaş bir reddetme, analitik çekicilik ve son olarak da estetik anlamda yeniden değerlendirme ve yenilenme örneği olmuştur. Rus yazar ve şair Boris Pasternak’ın ifadesiyle, “bir besteci olmaktan daha fazlasına sahip oluşu nedeniyle, Scriabin bir müzisyen olarak eserlerini doğrulayacak ve mantıklı kılacak nitelikteki çok yönlü zekâsı ve yaratıcılığı tarafından güdülenmiştir”. Gümüş Çağı’nın Rus sanatçılarınca çok tutulan aşırıcılık (ekstremizm) akımı, Scriabin’in sinestezi (duyum ikiliği) gibi müziksel yaratıcılığın geleneksel olmayan yönleriyle ilgilenmesine yol açmakla birlikte, daha da önemlisi, kendisinde yaratıcı varlığının son çaresi olan metafiziksel bir öğreti aracılığıyla dile getirilebilecek bir isteği de uyandırmış oldu. Söylevin, bağımsız bir şekilde ve müziğin doğrultusunda gelişimini sürdüren yalın ve kullanışlı bir bitişe sahip olmasına rağmen, Scriabin’in felsefi ilkeleri, onun müziğinin nedenleri, kendi müziğiyle ilgili yorumları ve gerekçeleriydi. Ayrıca tüm bunlar

Scriabin’in yaratıcı sanatı için ne ikincil ne de destekleyici bir niteliğe sahipti. Scriabin’in yaşadığı dönemin edebiyatı ile Rus Gümüş Çağı Sanatı bağlamında bir bütün olarak görüldüğü gibi, diğer müzisyenlerle karşılaştırıldığı zaman Scriabin’in, üstlendiği o farklı niteliğin çoğunu yitirdiği görülür. De Schlötzer 1923’de “Scriabin’in estetik kodunun devrim öncesi dönem sırasında Rusya’yı canlandıran o muazzam düşünsel ve sanatsal hareketinkine oldukça benzediğini; Scriabin gibi Balmont, Vyacheslav Ivanov ve Bryusov’un da sanatı, asıl gerçekliği ortaya çıkarma ve soyut dünyaya, tanrısallığa giden bir geçit hazırlama vaadine dayanan ve gizemcilerinkini andıran bir önsezi, bilginin üstün bir biçimi olarak değerlendirdiklerini” yazmıştır. Avrupa sanatında Simgecilik akımının öncüsü olan ünlü Fransız şairi Stéphane Mallermé, Simgecilik ilkesi dâhilinde Scriabin’inkine benzeyen bir konumda bulunmuştur. Mallarmé güzellik olgusunu ülküleştirirken, Scriabin de coşkunluk ile bu durum tarafından gerçekleştirilen yaradılış yasasını kutsallaştırmıştır. Bu süreç, her iki sanatçı için de bir tür geçiş yolu ve kutsal olanla birlikte, bir tür kendini kimliklendirme biçimi veya esas itibariyle bir ruhaniyet biçimi simgelemiştir. Scriabin’in hâkimiyeti, dinleyiciyi, bünyesindeki geleneksel müzik olgusunun klasik tonal yöntemlerden başlayan sıradışı bir yolculuk

05/19


MK 05/05

aracılığıyla alışılageldik öneminin kökünden değiştirildiği bir dil üzerinde ve yine simgeler dili yoluyla doğaüstü bir şekilde yükseltilmiş olan bir varoluş uçağıyla gerçekleştirilen bir yolculuk üzerinde taşımanın yollarını aramıştır. Scriabin Post-Romantik dönemde yaşamış ve ulusçuluk akımından neredeyse hiç etkilenmemiş bir bestecidir. Onu herhangi bir siyasal akımla bağdaştırarak değerlendirmek yanlış olur. 20. yüzyılın başlarında Gustav Mahler ve Richard Strauss başta olmak üzere birçok besteci, senfonik orkestrada, özellikle nefesli çalgıları geliştirerek müziksel anlatım becerilerini güçlendirmişlerdir. Scriabin ise bu tekniği kendine özgü mistik inanışıyla soyut bir hale getirmiştir. Bununla birlikte, Modest Mussorgski’nin armoni konusundaki ustalığını da zirveye çıkarmıştır. Scriabin, adlı senfonik şiirinde seslerle renklerin karşılaştırılması amacını gütmüş, bir renk orgu ya da ışıklı klavye aracılığıyla her notaya ve her tınıya belirli bir renk seçerek müziği görsellik kavramıyla bütünleştirmiştir. Örneğin Scriabin’in bu sistemine göre sarı renk trompeti, yeşil renk kornoyu, açık mavi de flütü simgeler. Scriabin birçok eserini piyano için yazmıştır. Bestecinin ilk eserleri Chopin ile Franz Liszt’inkileri andırır ve etüd, prelüd, vals, noktürn ve mazurka gibi Chopin’in kendisinin de kullandığı pek

05/20

çok formda bestelenmiş müzikleri içerir. Birçok besteciyle kıyaslandığında, devrimin çok çabuk ve özellikle kısa olmasına karşın, Scriabin’in müziği onun yaşam biçimi üzerinde giderek değişime uğramıştır. En erken tarihli parçalarının dışında, en alışılmadık armonileri ve kalıpları kullanan orta ve geç dönem eserleri çarpıcı bir biçimde özgündür. Scriabin’in bestecilik tarzının gelişimi, onun 10 adet piyano sonatına dayanır. Bunların en erken olanları, tam anlamıyla gelenekçi bir geç romantik üslûp çerçevesinde bestelenmiştir ve Chopin’in, bazen de Liszt’in etkisini açığa vurur. Ancak daha sonra bestelenmiş olanlar, özellikle de donanımsız yazılan son 5 sonatı çok farklıdır. 1903’den 1908’e kadar tonal bütünlüğün neredeyse sezilemez bir şekilde armonik bütünlüğün yerini almasına karşın, bu sonatlarda yer alan birçok pasajın atonal olduğu söylenebilir. Aaron Copland, Scriabin’in eserlerinde kullandığı tematik malzemeyi tamamen bireysel ve esinli olarak övmüş, ancak bunu tüm müzikte yapılmış olan en sıra dışı hatalar şeklinde adlandırarak, hissiyatın bu hakikaten yeni bedeninin özgürlüğünü eski klasik sonat formu ve yeniden sergiyle kısıtladığı için de Scriabin’i eleştirmiştir. Jim Samson’a göre, Scriabin’in Op.53 Beşinci Piyano Sonatı’nın (1907) formunun, eserin tonal yapısı içinde bir anlamı vardır. Ancak Op.62 Altıncı Piyano Sonatı (1912) ile


MK 05/06

Op.64 Yedinci Piyano Sonatı’ndaki (Ak Missa, 1912)) biçimsel gerilimler, armonik anlamdan ziyade genellikle kalıpsal olarak elde edilen müziğin gittikçe artan ivmesi ile üç bölmeli yapının biçimsel sınırlılığı arasındaki armonik zıtlığın eksikliği tarafından oluşturulmuştur. Ayrıca Samson, Scriabin’in Op.54 Le Poem de l’extase (Vecd Şiiri, 1908) ile Op.72 Vers la flamme (Ateşe doğru, 1914) başlıklı eserlerinin form ve içerik bakımından çok daha mutlu bir işbirliği gerçekleştirdiklerinden ve Op.68 Dokuzuncu Piyano Sonatı (Kara Missa, 1913) gibi daha sonraki yıllarda bestelediği sonatlarının daha esnek yapıdaki bir sonat formunu benimsediklerini ileri sürmüştür. Scriabin’in eserleri ilk dönemden itibaren yaygın uygulama döneminin armonik dilini benimseyerek romantik geleneğe bağlı kalmıştır. Bununla birlikte, Scriabin’in sesi, bu durumda dominant fonksiyon ve ilave sesli akorlara olan düşkünlüğü ile birlikte en başından beri bugüne dek süregelmiştir. Scriabin’in erken dönem armonik dili, çoğunlukla 7’li, 3’lü ve 13’lü olmak üzere dörtlülerle belirtilen 13’lü dominant akoruna dayanıyordu. Peter Sabbagh’a göre, bu sesleşim daha sonraki Mistik Akor’un başlıca üretim kaynağı olacaktı. Daha da önemlisi, Scriabin iki ya da daha fazla sayıdaki birbirinden farklı dominant yedili akorlarını eş zamanlı olarak birleştirmeyi çok seviyordu. Bununla

birlikte, bu eğilimlerine rağmen, o dönem için alışılmış olandan kısmen daha uyumsuz bir biçimde, tüm bu dominant akorları geleneksel kurallara göre işlenmiştir. Örneğin, ilave sesler karşılık gelen bitişik seslere çözülmüş ve akorun tamamı, tonalite ile dizisel ve işlevsel armoninin içine sığdırılmak suretiyle bir dominant akoru gibi ele alınmıştır. Besteciliğinin ikinci dönemi boyunca Scriabin’in müziği halen işlevsel armoniye bağlı olmakla birlikte daha kromatik ve uyuşumsuz bir hale gelmiştir. Dominat akorları giderek daha çok genişlemeye başladıkça, dominant işlevlerini de yavaş yavaş yitirmeye başlamışlardır. Bu dönem süresince, Mistik Akor gibi karmaşık biçimler hissettirilmişlerdir. İlk önce, ilave uyumsuz sesler geleneksel olarak baştaki sese göre çözülürler, ancak odaklanma giderek akor renklendirmesinin daha çok önem kazandığı bir sisteme doğru kaymaya başlar. Daha sonra, dominant akorlarının üzerindeki daha az sayıda olan disonanslar çözülür. Peter Sabbanagh’a göre, “disonaslar akor içindeki renk benzeri bir efektle birlikte sağlamlaştırılırlar.” İlave sesler bunun bir parçası olurlar. Peter Sabbanagh, Scriabin’in özgün müzik tarzını oluşturma aşamasında akor kullanımıyla ilgili olarak dile getirdiği kendisine ait sözlerinden bazılarını şu şekilde alıntılamıştır:

05/21


MK 05/07

“Armonide daha yüksek perdeler olduğu sürece, bunun daha göz alıcı, daha keskin ve daha parlak bir şekilde ortaya çıkacağına kanaat getirdim. Bununla birlikte, notaları uygun bir düzene göre yerleştirmek gerekiyordu. Ben de bu nedenle üçlülerle kurulan bilindik 13’lü akorunu aldım. Ancak tiz sesleri üst üste yığmak o kadar da önemli değil. Onu parlatmak için, açık renk düşüncesinden de yola çıkarak, daha fazla miktarda sesin akor içerisinde yükseltilmesini zorunlu kıldı. Bu şekilde de perdeleri yükselttim. Öncelikle parlak majör 3’lüsünü ele aldım, sonrasında ise 5’li ile bütünüyle yükseltilen ve bu nedenle de gerçekten parıldayan 11’liyi de yükselttim.” “Mistik Akor: Bu sıradan bir temel bir akor değildir. Ancak uyuşumlu bir temel akordur. Bir konsonans gibi yumuşak tınladığı da bir gerçektir.” “Daha önceleri, akorlar 3’lülerle veya aynı şekilde 6’lılarla kurulurdu. Ancak ben onları 4’lülerle ya da aynı şekilde 5’lilerle yapılandırmaya karar verdim.” Scriabin’in 1903’te yazdığı Dördüncü Piyano Sonatı, bestecinin armonik ve ezgisel yaratıcılığının gelişiminde bir dönüm noktası olmuştur. Scriabin, karmaşık 4’lü akorların kullanıldığı armonik bir sistem ortaya koymak ve yeni diziler geliştirmek adına bu eserinde, geleneksel tonalite kural ve kalıplarını bir kenara itmiştir. Dördüncü Piyano Sonatı, bestecinin daldığı derin

05/22

düşüncelerin, gizemli ve tanrısal inançlarının bir simgesi gibidir. Scriabin, 1901’den itibaren Rus teozofları ve Nietzsche ile Arthur Schopenhauer gibi büyük Alman düşünürlerinin eserlerini incelemeye başlamıştır. Besteci, 1903’ten sonra tanrısal bilgelik düşüncesini eserlerine yansıtmaya karar vermiştir. Buna karşın, birçok piyano müziğini bu felsefe için kullanmamıştır. Debussy ve Maurice Ravel’in etkisi altında gelişen izlenimcilik akımının yeni armonik arayışını kendi müziğinde kullanmakla birlikte, Scriabin, bazı eserlerinde yoğun bir kromatik desen kullanarak herhangi bir tona bağlı olmayan bir izlenimcilik anlayışı sergilemiştir. Prométhée’de ve Yedinci Piyano Sonatı’nda bir dizi 4’lüden oluşan Mistik Akor’u geliştirmiştir. Besteci, son piyano sonatlarında büyük bir kozmik gizemi çözmeye çabalamıştır. Tüm sanat ve doğa güçlerinin kozmik olarak çözümlenmesi, Le Poéme de l’extase ve Prométhée adlı senfonik şiirlerinde duyulur. Scriabin, daha sonradan Mysterium (Gizemli Âlem) adını verdiği tasarısında Nietzsche, teozofi ve Hinduizm’den aldığı tüm esinlenmelerini bütünleştirmiştir. Besteci bu düşüncesiyle ilgili olarak, insanlığın sanatsal coşku sayesinde aşka geleceğine, ruhun bedenden ayrılacağına ve Tanrı ile bütünleşeceğine inanır. Scriabin’e göre bu an bir tür yangındır. Müzikle birlikte dans, ışık, şiir, devingenlik ve tüm duyular tanrısal bir bütün içerisinde


MK 05/08

birleşir. Bu şekilde yeni bir evren yaratmayı düşleyen Scriabin’in beklenmedik ölümüyle birlikte yaptığı deneyleri de tamamlanmadan yarım kalmıştır. Bazı müzik tarihçileri Scriabin’i, müziği kendi inançları doğrultusunda kullanması nedeniyle “Küçük Wagner” olarak tanımlamışlardır. Bestecinin 1914 yılında piyano için yazdığı Vers la flamme adlı şiirini icra eden ünlü piyanist Vladimir Horowitz, bestecinin bu yapıtıyla ilgili olarak: “Bu göz kamaştırıcı müzikle Scriabin, ateşin gizemli gücünü yansıtırken, bir yandan da tüm insanlığı yok edecek olan atom bombasını önceden haber vermektedir.” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. 1905’te henüz Poéme de l’extase’ı bestelediği sırada, Scriabin eserin büyük bir coşku, devasa bir festival olacağı fikriyle gayrete gelmişti; müziğine ait bu konsept, yalnızca artistik bir merasim kaynağı olmayacak, gelecek on yıla ait bir süreç boyunca gelişecek katılımcı bir kutlama eylemi olacaktı. Prométhée, Scriabin tarafından bir noktada o tarihten beri yaratıcılığını meşgul eden çok daha büyük çaplı bir Mysterium’un bir parçası olarak düşünülmüştü. Sonrasında Prométhée’nin bu büyük esere yerleştirilmesinden, Mysterium için bir hazırlık teşkil edecek olan aracı bir Acte préalable yazmak adına vazgeçildi. 1914’te Scriabin Darjeeling’de bir arsa satın aldı; onun için Hindistan “pirlerin, sadhu’ların (Hindu bilgesi),

büyülü ve gizemli becerilerin ülkesi” idi ve ardında Himalayalar’ın yükselmesi, orayı, seçilmiş katılımcıların Scriabin’in kendi “samadhi”sine, yani bestecinin artistik amaçlarına ruhsal bir esrime merkezi teşkil eden bu Hint vecdine erişebilecekleri doğal bir tapınak şekline bürüyecekti. Renk Orgu’nun Prométhée’de kullanımı büyük bir sinestezik deneyin sadece başlangıcıydı: Scriabin Mysterium’u, “bulutlardan çekilen çanlar” ile genişletilmiş müzik (koro, vokal solistler, orkestra ve elbette, sahnenin merkezinde piyano başında kendisi), dans, ışık ve parfüm gösterilerinden oluşacak şekilde tasarlanmıştı. 1915’te bestelediği Acte Préalable başlıklı müziğinin taslakları (yazılı metin 1915 yılında tamamlanmıştı) mevcut döneme ilaveten geç dönem piyano eserlerine de, kromatik dizideki her sesin sadece bir kez duyurulduğu birçok anıştırma içerir -iki Fransız 6‘lı akoru ve bir eksik 7’li akoru-. Scriabin’in erken dönem eserlerinde, karmaşık bir romantik müzik dilini özümsemiş olduğu, formal konularda sıklıkla deney yaptığı (sadece 1897 tarihli Op.23 Fa diyez minör Üçüncü Piyano Sonatı geleneksel dört bölüm biçimindedir) ve özgün bir armonik lisan geliştirdiği görülebilir. Erken dönem stilinin en az cezbedici unsurlarına - Allegro de concert’deki tumturaklı oktav pasajlar ve Deux Impromptus en forme de mazur

05/23


MK 05/09

(Mazurka Formunda İki Impromptu, 1892) gibi salon parçalarının yavan anlamsızlığı gibi - Piyano Konçertosu, Op.11 24 Prelüd (1896) ve Op.19 Sol diyez minör İkinci Piyano Sonatı (1896) ve Üçüncü Piyano Sonatı gibi bu dönemdeki en parlak eserlerinde büyük ölçüde rastlanmaz. Scriabin fiziksel olarak ufak tefek bir insandı; anlaşılan o ki çalışındaki gösteriş eksiliğinin ardında yatan sebep, onun hassas olan fiziğiydi. Ellerinin küçük olması -oktavdan biraz daha geniş açılıyordupiyanoya yazarken besteciyi yönlendirmiştir. 1903’e (ki Dördüncü Piyano Sonatı’nı yazdığı yıldır) kadar yazdığı eserler, Chopin ve Liszt’in piyano yazısının yarattığı muazzam etkinin sadece Scriabin üzerinde değil, Mily Balakirev ve Alexander Glazunov gibi piyano stili çağdaş Rus müzik tavrının esasını oluşturan daha erken dönem Rus bestecilerine de nüfuz ettiğine şahitlik eder. Scriabin’in erken dönem eserlerinde yaygın olan bir başka unsur da ostinatoların -ki bu nevi şahsına münhasır bir Rus özelliğidirkullanımıdır ve bunlar genellikle bir diğer katmanı oluşturan ve ritmik olarak bağımsız sesler ile birleşmektedirler. Rus müzik eleştirmeni Boris de Schlözer’in deyimiyle Scriabin’in “ne seleflerine ne de çağdaşlarına hiçbir şey borçlu olmadığı ve bu erken dönem eserlerinin yalnızca Scriabin’in damgasını taşıdığı” söylense de, bu müzikler stil olarak döneme hiç de aykırı değildir. Armoni

05/24

kromatik olmasına rağmen cüretkâr değildir ve birçok yönden dönemin Fransız etkisini yansıtmaktadır. 1903’ten itibaren, Scriabin kayda değer değişiklikler yapmaya başladı. Sonatlarında tek bölümlü yapı standart hale gelmiştir ve sonat formuna büyük ölçüde sadık kalmasına rağmen, son sonatlarında ve son iki orkestral eserindeki varyasyonlar ve değişimler (mutasyonlar) ancak Arnold Schönberg ve öğrencilerinin örnekleriyle karşılaştırılabilir. Scriabin, her halükarda, bu formu geliştirmeye muhtemelen -Viyanalıların aksine- daha elverişli bir konumdaydı, çünkü biçime müzik dili aracılığıyla devingenliğini kazandıran veren öğeyi, yani tonal merkez anlayışını çıkarmamıştı. Liszt’in deneyimlerinin, Scriabin’in daha büyük çaptaki formal yapıları üzerinde çok önemli bir etkisi vardır. Scriabin’in tüm büyük çaplı eserleri, daha büyük veya daha küçük ölçüde üç bölmeli sonat formuna dayanır. Aynı 19. yüzyıldaki selefleri gibi, geliştirme ve koda kısımlarına özel bir hassasiyet göstermiş ve bu yapılar, bestecinin kendi simgesel gerekliliklerinin tasarrufunda sonat formuna en ikna edici şekilde yerleştirdiği kısımlar olmuşlardır. Son dönem piyano sonatlarının çoğu (özellikle 4, 5, 8 ve 10 numaralı olanlar), temaların ve tema gruplarının içerisine sonradan eklenmiş motifler içeren bir giriş ile başlar. Bu önsöz niteliğindeki müzik, daha sonra geliştirme kısmında ve nihayetinde koda


MK 05/10

kısmında -genelde oldukça geliştirilmiş ve süratlendirilmiş bir biçimde- tekrardan duyurulur. Sonat düzenine bu tür ısmarlama yaklaşımlar Scriabin’e birçok sonat formundan çok daha büyük yapılar inşa etme fırsatı vermiştir. Buna ek olarak, çok bölümlü eserlerin tüm kısımlarının geleneksel karakteristikleri, Scriabin tarafından tek bölümlü eserlerinde sıklıkla anıştırılır. Mahler gibi Scriabin de, yalnızca quasi lento ve quasi scherzando altbölümlerini ayırarak değil, aynı zamanda yapıyı anlatıcı bir tona bürüyen bir strofik (beyitsel) tematik ifadeler dalgası yaratmak amacıyla da geliştirmelerin neredeyse yarısı boyunca ‘sahte’ rekapitülasyonlar kullanmıştır. 20. yüzyılın ilk on yılının ortasından itibaren, Scriabin önceki dönem eserlerinde kullandığı (ve bir önceki yüzyıla ve özellikle de Chopin’e özgü) impromptu ve mazurka gibi isimlendirmeleri daha seyrek kullanmış ve yerine poème ya da poema isimlendirmelerini tercih etmiştir. Bir anlamda, orta ve geç dönem eserlerinin neredeyse hepsi poèmes olarak nitelendirilebilir. Poème fantasque veya Poème languide gibi başlıklar sadece tanımlayıcı değillerdi; kompozisyon dünyasının lisanındaki mikrokozmik dışavurumları temsil ediyorlardı. Orta dönem eserlerinde ve özellikle de poèmes’lerde, Scriabin her çeşit ifade işaretlerini daha önce hiçbir bestecinin yapmamış olduğu kadar genişletmiştir.

Bestecinin eser içinde yapmış olduğu açıklamalar, icracıya yönelik salt talimatlar olmaktan ziyade, ruhun, önceden bilinmeyen ve müzisyenlere yasak olan topraklara doğru yolculuğuna yönelik bir kılavuz niteliğindeydi. Scriabin, Jean Delville’in Teozofist Felsefe’sine merak sararak ve Helena Blavatsky’ye ait eser okumalarını sürdürerek 1909-10 yılları arasında Brüksel’de yaşadı. Teozofist ve besteci Dane Rudhyar, Scriabin’in “Batı uygarlığının yeniden doğan müziğinin tek büyük öncüsü ve gelecekteki müzisyenlerin babası olduğunu, Katolik gericiler ve onların havarisi olan Stravinsky ile Schönbergci bestecilerin kanun hükmü niteliğindeki müziğine karşı da bir panzehir olduğunu” yazmıştır. Scriabin, sanatçının algılama ve yaşam olumlamasıyla ilgili konumuna dayanan kendi mutlak kişisel ve soyut gizemcilik anlayışını geliştirmiştir. Onun gerçeklik üzerine olan düşünceleri, çok daha az tutarlı olmasına karşın Platon ve Aristoteles’in kuramlarıyla benzerlik gösterir. Scriabin’in felsefesinin ana kaynakları, bir tanesinde bestecinin Ben Tanrıyım diye yazmış olduğu çok sayıdaki yayımlanmamış defterlerinde bulunabilir. Notlarının yanı sıra, Scriabin’in kendi metafizik felsefesini açıkladığı karmaşık ve teknik çizgeler de mevcuttur. Felsefi düşüncelerinin tartışılır biçimde müziğe dönüştürülmesine ve bunun en tanınmış örneğinin de Dokuzuncu

05/25


MK 05/11

Piyano Sonatı (Kara Missa) olmasına karşın, Scriabin felsefi düşüncelerini dile getirmek amacıyla şairliği de bir araç olarak kullanmıştır.Op.26 Mi Majör Birinci Senfoni’de (1900) Scriabin tarafından kullanılan orkestra, ilave edilen partiler (enstrüman partileri) açısından dikkate değerdi. Ayrıca Strauss ve Schönberg’in çağdaş partitürleriyle kıyaslandığında bile Prométhée zamanına değin devasa bir hale geldi. Orkestrasyonu ise, kökleri başka yere uzandığından bu iki bestecininkinden farklıydı. Scriabin’in, Wagner’in kullanmış olduğu orkestraya büyük ilgi gösterdiği açıkça belli olsa da, çalgı gruplamalarındaki seçimleri, bunların polifonik katmanlardaki kullanımı, sonuçlandırıcı meta-tını ve müziğin zirve noktalarına ilerleyişindeki karşıt, hatta antifonik hiyerarşiler; tüm bu davranışlar Scriabin’in Rus müzik kimliğine işaret etmektedir. Bestecinin erken dönem ve geç dönem eserlerinin arasındaki dil farklılığı çok tartışıldı; konuyla daha ilgili olan ise, bu iki uç arasında teknik benzerlikler, bağlantılar ve tamamen kendisine ait olduğu anlaşılabilen muhtelif ifade yöntemlerindeki akıcılıktır. Erken ve orta dönem eserlerindeki öğeler, Scriabin’in müzik dili büyük bir şeffaflığa ulaşmak amacıyla çelişkili bir biçimde çok daha karmaşık bir hale gelirken, değişim geçirmişti. Scriabin için müzikteki yatay ve dikey yapı neredeyse bir bütündü; “ezgi

05/26

çözülmüş armonidir, armoni de sarılmış ezgi” dediği zaman, basitçe kendi yöntemlerine, bunların temellerine ve aynı Stravinski’ninki gibi birçok Rus çağdaşının da icraatlarına atıfta bulunuyordu. Sergei Rachmaninoff otobiyografik hatıralarında, bestecinin renkler ve müzikle olan birlikteliğiyle ilgili olarak Scriabin ve Nikolai Rimsky-Korsakov ile yapmış olduğu bir sohbet anından bahseder. Rachmaninoff Rimsky-Korsakov’un notaların renklerle olan ilişkisi konusunda Scriabin’le aynı fikirde olmasına şaşırmış. Kendisi kuşkucu olan Rachmaninoff, her iki bestecinin de adı geçen renkler konusunda her zaman aynı düşüncede olmadıklarına dair açık bir itirazda bulunmuş. İkisi de Re perdesinin kızıl kahverengi olduğunu savunmuş. Ancak Rimsky-Korsakov Re notası için maviyi uygun görürken, Scriabin ise bunu kızıl eflatunla ilişkilendirmiş. Bunun üzerine Rimsky-Korsakov karşı çıkmış ve Rachmaninoff ’un Cimri Şövalye adlı operasındaki bir pasajın kendi savlarıyla bağdaştığını ve yaşlı Baronun meşale ışığıyla parıldayan altın ve mücevherleri ortaya çıkarmak üzere hazine sandıklarını açtığı sahnenin Re Majör tonunda yazıldığını söylemiş. Scriabin de Rachmaninoff ’a “Senin önsezilerin mutlak varlığını inkâr etmeye çalıştığın yasaları bilinçsizce takip etmiş” diye karşılık vermiş. Scriabin az sayıda orkestra eseri yazmış


MK 05/12

05/27


MK 05/13

olmakla birlikte, bunlar onun en ünlü eserleri arasındadır ve sıkça seslendirilmektedir. Bu eserlerin arasında Op.20 Fa diyez minör Piyano Konçertosu (1896), Op.54 Le Poem de l’extase (Vecd Şiiri, 1908) ile Scriabin’in senfonik şiirini icra etmek amacıyla özel olarak tasarlanmış bir renk orgu olan ve Clavier á lumiéres adıyla da bilinen mekanik bir alet için yazılmış bir parti de içeren Op.60 Prométhée: Le Poéme du Feu’nün (Prometheus: Ateşin Şiiri, 1910) yanı sıra 3 adet numaralandırılmış senfoniyi de içeren 5 senfonik yapıt yer almaktadır. Clavier á lumiéres aynı piyano gibi çalınıyordu, ancak ses çıkarmak yerine, konser salonunda bulunan perdenin üzerine renkli ışıklar yansıtıyordu. Prométhée’nin 1915 yılında New York’ta gerçekleştirilen bir seslendirmede renklerin bir perdenin üzerine yansıtılmış olmasına karşın, ilk seslendirmesi de dâhil olmak üzere bu eserin birçok yorumlanışında söz konusu bu ışık öğesine yer verilmemiştir. Aslında kişisel olarak denetlenen özgün bir yapım olduğu ve Aydınlatma Mühendisliği Topluluğu’nun başkanı olan Preston S. Miller’ın yorumlaması için özel olarak New York’ta yapıldığı zaman, bu temsilde yanlış bir şekilde İngiliz ressam A. Wallace Rimington tarafından icat edilen Renk Orgu’nun kullanıldığı iddia edilmiştir. İleriye doğru giden içsel bir gücün eksikliğine karşın, Scriabin’in daha sonraki

05/28

eserleri her şeye rağmen insan bilincinin tanımlanamayan belirli yönlerini yansıtmayı amaçlayan armonik dönüşümlerin aracılığıyla dinleyiciyi cezbetmiştir. Bununla birlikte, sanatın sinestetik doğasına güçlü bir şekilde inanan besteci, örneğin bellli başlı eserlerin yorumu için ışıklandırma tanımlaması göstererek tınılar ve renkler üzerine çeşitli deneyler yapmıştır. Aslında Scriabin’in renklere olan ilgisi, bir orkestratör olarak orkestra renklerinin bütün imkânlarından yararlandığı da dikkate alındığında oldukça soyut ve kuramsaldır. Scriabin’in yolu atonalitenin sınırlarıyla hiçbir zaman kesişmemiş olmakla birlikte, her şeye rağmen onun müziği, bazıları ezoterik bir anlama sahip karmaşık akorlar sistemiyle birlikte geleneksel tonalite kavramının yerini almıştır. Moskova’daki son yıllarında sembolistlere yakın oldu. Birçok piyano eseri ve senfoni yazdı. İlk dönem eserleri Chopin geleneğinde olsa da daha sonraki yıllarda Scriabin, Messiaen gibi 12 Ton müziğine kadar giden yeni modal düzenlemeler keşfetti. Artık Scriabin’e Nietsche, Bergson ve teosofiden etkilenen felsefi düşüncelerini dile getirebilmesi için müzik yetersiz gelmeye başlamıştı. 1908-10 yılları arasında yazdığı senfonik şiiri Prometheus’da ilk kez Renk Orgu’nu (Farbenklavier) kullanmış ve eserin 1915’de New York’ta gerçekleştirilen galası da dünyadaki ilk ışık gösterisi olmuştur.


MK 05/14

Hayatının son dönemlerinde gittikçe daha çok vakit ayırıp tasarladığı eseri, multimedyal bir Mysterium (Muamma) oldu. Hareketli mimari, dans, koku, renk, ton ve sözcüklerden oluşan ve her düzeydeki insana hitap edebilecek yapıda bir senfoni olacak olan bu eser, Hindistan’da yarım küre biçimindeki bir tapınakta 7 günlük bir ritüel yoluyla gerçekleştirilecekti. Scriabin’in

yalnız önceden tasarlanmış bir duruşma’nın sözleri ile bazı müzikal düşüncelerin taslağını hazırlayabildiği bu ütopik projenin, katılanları yüce bir farkındalığa ve kozmik bir bilince ulaştırması gerekiyordu. Scriabin, yaşadığı dönemin bir insanı olarak kendisini giderek bir tür sanat mesihi olarak hissetmiş ve başlarını yaşadığı I. Dünya Savaşı ile sonuçlanan genel karışıklığı sezmişti.

KAYNAKÇA Kitaplar: İLYASOĞLU, Evin (2009). Zaman İçinde Müzik: Başlangıcından Günümüze Örneklerle Batı Müziğinin Evrimi, Remzi Kitabevi Yayınları, İSTANBUL. MİMAROĞLU, İlhan (2009). Müzik Tarihi, Varlık Yayınları, İSTANBUL. Ansiklopedi ve Sözlükler: Griffiths, Paul. The New Penguin Dictionary of Music, Copyright, Paul Griffiths, 2004. First Published 2004, Penguin Books Ltd, Printed in England by Clays Ltd, St. Ives plc. Powell, Jonathan. “Aleksandr Nikolayevich Skryabin”, The New Grove Dictionary of Music and Musicians, Second Edition, Edited by Stanley Sadie and John Tyrrell, London: Macmillan Publishers, 2001. İnternet Siteleri: http://en.wikipedia.org/wiki/Alexander_Scriabin, Erişim Tarihi: 14.04.2013 http://tr.wikipedia.org/wiki/Alexander_Scriabin, Erişim Tarihi: 15.04.2013 http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_compositions_by_Alexander_Scriabin, Erişim Tarihi: 15.04.2013 http://www.allmusic.com/artist/alexander-scriabin-mn0000576849, Erişim Tarihi: 15.04.2013

05/29


MK 05/01

Klasik Müzik Çalgılarını Tanıyalım “Korno” Hazırlayan: Gül Gizem Birçek “Korno bakır üflemeli ailesinin en az becerikli enstrümanı olmasına rağmen en güzel sesi üreten enstrümanıdır.” Barry TUCKWELL Korno, çalma ve tutuş tekniği ile orkestrada benzersiz bir enstrümandır. Son derece etkileyici ancak bir o kadar çalması zor olan bu enstrüman salyangoz kabuğu gibi kıvrımlı,bakır borudan yapılan, üflemeli bir çalgıdır.İtalyanca’da “boynuz” anlamına gelen “corno” sözcüğünden dilimize geçmiştir. Eski Mısır’da, Eski Roma’da ve Mezopotamya’da boynuzdan yapılan ilk örnekleri, işaret vermek ve avcılara yol göstermek için kullanılırdı. Günümüzde bazı ülkelerde çobanlar ve sürek avlarında avcılar hala bu amaçla boynuz kullanırlar. Kornonun gövdesini oluşturan boru, üflenen baş bölümden alt uca doğru kıvrılarak genişler ve çan biçimli kalak bölümüyle son bulur. Çağdaş kornonun boru uzunluğu yaklaşık 3,3 metredir. Üflenen ucunda koni biçiminde bek denen bir ağızlık vardır. Üzerinde flüt ya da klarnette olduğu gibises delikleri ya da üfleme dili yoktur. Dudaklar ağızlığa dudağın yapısına göre bir pozisyonda yerleştirilir.

05/30


MK 05/02

Üflendiğinde borunun içindeki hava sütununun titreşmesinden ses elde edilir. Çıkan sesler üfleme sırasında dudakların duruş biçimine göre değişir. Dudaklar gevşek bırakılırsabas sesler, gergin tutulursa tiz sesler elde edilir. Bir çalgı teli ya da boru içindeki hava sütunu titreştiğinde çıkan sesler, duyulan temel seslerdir. Telin ya da hava sütununun bir bölümünün titreşmesinden çıkan, dikkatle dinlenilince duyulabilen zayıf seslere doğal armonikler (kısmi sesler) denir. Doğal armoniklerin müziğe daha elverişli olan tiz tonlarını elde etmek daha güçtür. Kornocunun dudak pozisyonunu milimetrik değiştirmeleriyle sesler değişir. Bu bakımdan korno, çalınması en güç ve yorucu çalgıdır. Ses alanı bakımından alto,bariton ve tenor olmak üzere üç türü vardır. Sağ elle kalak tıkanarak “HandStop” tekniği ya da kalağın içine “ surdin” adı verilen bir parça takılarak kısık sesler elde edilir. Çağdaş kornonun ses genişliği ve teknik yapısı ilk örneklerinden bu yana gerçekleştirilen bir dizi gelişmenin ve yeniliğin sonucudur. İlk kornolardaki en büyük problem hand stopping tekniği dışında sadece belli armonilerin çalınabilmesiydi. Ancak 1750’ler de Dresden’li çalgı yapımcısı Johann WERNER kaydırılarak çıkarılıp takılan ve değişik uzunluklarda doğru tonaliteyi bulmaya yönelik olarak geliştirilmiş bükük borular kullanmaya başlamıştı. Böylelikle korno her tonda çalınabilecek hale gelmişti. Tek sorun çalgıcnın 13’lü set halinde her tona uygun boruları yanında taşımasıydı. Besteciler bu nedenle müziklerini yeni tone modüle ederken kornoculara enstrümanlarında gerekli değişimi yapacak zamanı veriyorlardı. 1815’de ventilin icadı ile korno çalımında köklü bir değişim meydana geldi. Mozart’ın bestelediği 4 korno konçertosu dönemine bakıldığında ventilsiz ve sadece hand stopping tekniği kullanılarak çalınan olağanüstü eserlerdir. Kornonun bütün kapasitesini kullanmış bir diğer besteci Richard STRAUSS olmuştur. Geçmişten günümüze ünlü korno sanatçıları arasında Dennis BRAIN, Hermann BAUMANN, Radovan VLATKOVIC, David JOHNSON gibi isimleri sayabiliriz.

05/31


MK 05/01

SANATTAN İNSANA GİDEN YOL Oğuz Özlem, Ankara Devlet Bale Sanatçısı

Bir sanat yapıtı, ancak geleceğin titreşimlerini taşıyorsa değerlidir. Bu değer, bunu taşıyan gerçek sanatçıların var olmasıyla da sonsuzlaşır. Sanat ve sanat tartışmaları, gelişmiş olsun; gelişmekte olsun; tüm ulusların yaşamlarındaki ilerleme yollarından biridir. Dünya ülkelerine baktığımızda, her toplumun sanatla içli dışlı olduğunu görürüz. Ancak sanatın ne yazık ki her ülkede var olduğunu söyleyemeyiz. Kimi ülkelerde, önemli kişilerin ilgilenmeleri gerekmeyen bir merak konusu sayılmaktadır. Kimi toplumlarda ise sanat ciddiye alınır ve sanat yapıtı geçici bir olay değildir. Uzun erimli sanatçıları olan bir olgudur. Sanatın yaşamın yerini tutması, sanatın kişiyle çevresi arasında bir uyum sağlaması düşüncesi, sanatın niteliğini ve gerekliliğini az çok tanımlıyor. Ayrıca, bu sürekli uyum gelişmiş toplumlarda bile tam olarak sağlanmamıştır. Bu bakımdan, sanat her zaman gereklidir. Sanatın, yaşamın yerini tutmasından başka bir görevi yok mudur? Bu ve bunun gibi sorulara sağlıklı yanıt verebilmek için sanattan insana giden yolun kısa olmadığını bilmemiz gerekir. Sanatçının bir çok değişik deneylerinden ve halkın geniş ölçüde bütün olanaklardan yararlanarak eğitilmesinden geçen bir yoldur bu. Sanatın kökleri üzerine düşünüp doğuşu sırasındaki görevlerinin ne olduğunu öğrendikçe, toplumun değişmesi ile bu görevin de değişmiş olduğunu ortaya yeni görevlerin çıktığını görürüz. Buna karşın toplumsal durumlar değişse bile, sanatın hiç değişmeyen gerçeği yansıtma niteliğini önemle vurgulamalıyız. Zaman geçtikçe çoğalan kanıtların zenginliğine bakarak, sanatın başlangıçta büyü olduğu; gerçek ama bilinmeyen bir dünyaya egemen olmaya yarayan tılsımlı bir araç olduğu sonucuna varabiliriz. Din ve bilim gizli bir biçimde büyüyle birleşiyordu. Sanatın bu büyücülük görevi giderek toplumsal ilişkilere ışık tutma, insanlığı aydınlatmak, insanların toplumsal gerçekleri tanıyıp, değişmelerine yardım etmek görevine dönüşür. Alın yazısı dünyayı değiştirmek olan insan için sanatın görevinin büyülenmek yerine aydınlatmak olması, ne denli doğru ise, sanattaki büyünün payının da bütünü ile bir yana bırakılmayacağı o denli doğrudur. Gelişim süreci içinde ağır başlıyken de, gerçekleri

05/32


MK 05/02

gösterirken de, büyünün her zaman bir payı olmuştur. Sanat, insanın dünyayı tanıyıp değiştirebilmesi için gereklidir. Ama özünde taşıdığı büyü yüzünden de gereklidir sanat. Çağımız sanatçısı sanattaki ilerici özellikleri arayıp, bundan yola çıkmalı; hızlı gelişen bir toplumun gereksinmelerine ters düşen sanat anlayışının karşısında olmalıdır. Arzuladığımız gerçekleri dile getiren, onu etkileyen ve değişen çoğunluğun yaşam koşullarını düzeltmeyi amaçlayan bir sanat olmalıdır. Gelelim sanatçının üst düzeyde üretim yapabileceğini engelleyen güçlüklere… Sanatın bir ülkede yerine getirilebilmesi için, yeşerdiği, boy attığı ortamın özgür olması gereklidir. Sanatın kurumları ve sanatçıları hiçbir zaman siyasal iktidarların görüşleri doğrultusunda olmaya zorlanmamalı; tiyatro, opera, bale, senfoni orkestraları gibi tüm sanat kurumları hükümetlerin değil halkın hizmetinde olmalıdırlar. Sanat kimi bürokratların tasarımlarını yansıtmakla yükümlü değildir. Ayrıca politik alanda çok iyi yetiştirilmiş kişilerin sanat beğenileri de yanıltıcı olabilir. Sanatın ölçülerine de ters düşebilir. Yapılacak herhangi bir çağ dışı zorlama, halkın sanatçı ile arasındaki bağı koparır. Bunun üzerine sanatçı dilediği gibi oynayamadığı, şarkılarını, danslarını, yarattığı notaların seslendirilmesini özgürce sunduğunu sanır. Gerçekte ise, bu uğraşları bir Pazar için olur. Sanatçıların yaşantıları da zorunlu mallardan daha güç alıcı bulan bir defolu kumaş haline gelir. ‘Halk için sanat’ kavramı ‘sanat için sanat’a; sonunda para için sanata dönüşür. Özgürlük, bir toplumda ruhsal bir olgu sayılır da bireysel davranışın kendisine sıkıştırılırsa, o toplumda sanatın ve sanatçının gerçekten sanat yapıp yapmadığı tartışılır. Eğer özgürlük, bireysel bilincin belli bir an için kendisinin saydığı şeyse yok edilebilir. Soğuk harbin 1962 yılında patlak veren Küba krizi Kuruşçev’in dünyayı ayağa kaldıran ültimatomu ve bu yerin stratejik olarak önemi dolayısıyla Amerika ve Rusya’yı karşı karşıya getirmiş ve 3. Dünya savaşlarının eşiğine gelinmişti. Daha sonra aklıselim davranışlar galip gelmiş ortalık yatışmıştı. Rusların bu davranışı dünya devletleri tarafından hiç hoş karşılanmamış ve antipatik bulunmuştu. İnsanın temelinde esasında sevgi vardır. Yaşam koşullarına alıştıkça sevgi ve güzellikler gereksinimine doyum aşaması başlar. Zamanla aile ve arkadaşlar sevgisi toplumla olan ilişkiler eklenir sonunda güzellikler ve sevgi nicelik ve nitelik yönünden katmerleşerek renklenip biçimlenir olgunlaşır. İnsanların doğal olarak gerçek sanatın yüceliğinde ve güzelliğinde kümeleşmesi, onun ahenk niteliği ve topluma olan ahlaki değerleri aşılaması bir gerçektir.

05/33


MK 05/03

Bu erdemliğin bilinciyle işte bu tarihte Ruslar can simidine sarılır misali onuru, gururu olan vogonova sistemli Rus balesini dünya sahnelerine çıkardılar. Bir kurtarıcı tanıtım ve moral olarak dünyanın dört bir yanında Bolşoy bale kampanisini Moskova Stanislavsky balesi ve Kirov balesini dünya yıldızlarıyla büyük metropollerde sahneye çıkarıp insanları başka bir güzellikler ülkesine götürdüler. New York, London, Paris, Roam, Tronto vb. daha bir çok kentlerdeki temsilleriyle gönülleri fethettiler. 1963 yılındaki Bolşoy’ un New York’taki Don Kişot temsillerinin her birinde insanlar beğenilerini göstermek için salonun duvarlarını çınlattılar. Dünyaya gelmiş geçmiş en büyük kompozitörlerin ilahi müzikleriyle ruh ve beden güzelliğini birleştirerek bir yerde barış çubuğunu gururla taşıdılar. Bu barışın başlangıcında kimler yoktu ki?.. İrina Kolpokova, Yuri Solovien, Alica Makova, Ulunova Plisetskaya, Pavlova Karsanvina, Rudolf Nureyev ve bir çok bale yıldızı öyle olumlu izler bıraktı ki hiç bir galayı ve prömiyeri kaçırmayan Kruscehev onlara en büyük onur olan Polit Buro ödülünü ve avantajlarını sundu. Rusların kalbinin ve kafasının hiç bir zaman ölmeyen mistik yanı balenin o şiirsel duygusal güzellikleriyle ileri çıkıp dünyaya barış getirdi. Bir toplumun verimliliği, yurt sevgisi, yurttaşlık bilinci, insanların kendilerini başkalarının yerine koyarak sorunları irdelemesi toplumsal olaylara, değişimlere duyarlı olması sanatla ve onun eğitimi ile gerçekleşebilir.

05/34


MK 05/01

XI. ULUSLARARASI LIONEL TERTIS VIYOLA YARIŞMASI SONUÇLANDI Viyola dalında dünyanın ilk büyük ustası Lionel Tertis (1876-1975) adına Port Erin’de (Isle of Man/Birleşik Krallık), üç yılda bir yapılan ve bu yıl onbirincisi düzenlenen yarışmaya yirmialtı ülkeden, otuz yaşın altında seksendokuz viyolacı katıldı. İlk eleme, etkinliğin sanat danışmanları tarafından, adaylar tarafından sunulan DVD kayıtları üzerinden Ekim 2012 de Londra’da yapıldı; bunlardan yirmi yedisi Port Erin’deki sonul aşamada yarışma hakkını elde etti. Yarışmanın jürisi yedi kişiden oluşmuştu: Yuri Bashmet Rusya (5. Festival/ Yarışma’dan (1994) bu yana Onursal Başkan), Betil Başeğmezler Türkiye, Sarah-Jane Bradley Birleşik Krallık, Brian Hawkins ( Jüri Başkanı) Birleşik Krallık, Samuel Rhodes ABD, Jean Sulem Fransa ve Hong-Mei Xiao Çin Yarışmanın ikinci aşamasında adaylar, yarışma öncesi belirlenip ilan edilen listelerden seçtikleri eserlerin birer bölümünden oluşmuş, 20 dakikalık bir programı çaldılar ve sekiz viyolacı üçüncü aşamaya (yarı final) geçti. Yarı Final’de sekiz yarışmacı, otuzbeş dakikalık halka açık resitaller yaptılar. Final’e kalacak üç kişi beklenirken jüri yetkisini kullanıp dört finalist belirlediğini ilan etti.

Port Erin (Ressam Iris Burton)

05/35


MK 05/02

Final, 23 Mart 2013 Cumartesi akşamı yine dört yarışmacının resitalleri şeklinde yapıldı. Programlar bir solo veya piyano eşlikli eser, bir konçerto (tüm) ve bu yarışma için siparişle Peter Maxwell Davies’in bestelediği ve yarışmanın her aşamasında çalınması zorunlu olan, solo viyola için “Six Sorano Variants” (Altı Sorano Çeşitlemesi) adlı eserden oluşuyordu. Sonuçta uluslararası juri ödülleri şöyle paylaştırdı: Ziyu Shen, Çin Halk Cumhuriyeti : “Lilian Tertis’in Hatırasına” birincilik ödülü (£ 7000), ayrıca Londra’da bir resital olanağı. Ziyu Shen henüz onbeş yaşında Çinli bir kız. Dört yaşında keman çalışmaya başlamış, müzik orta okuluna giderken viyolaya geçmiş ve 2009 yılında Şanghay Konservatuvarına kabul edilmiş. Daha önce de pek çok yarışmada ödül almış. Kei Tojo Japonya: “Ruth Fermory Hatırasına” ikincilik ödülü (£ 5000), Üçüncülük ödülü ise iki genç viyolacı arasında paylaşıldı: Matthew Lipman-ABD ve Shuangs Shuang Liu- Çin Halk Cumhuriyeti (£3000), Tertis Vakfı (Tertis Foundation) tarafından verilen ilk üç para ödülünden başka para ve/veya nota, viyola kutusu vb. malzeme, burs gibi 16 Özel Ödül de adaylara dağıtıldı.

Yarışmanın birincisi Ziyu Shen, Jüri üyelerinden Prof. Betil Başeeğmezler ile.

05/36


DİNLEYİCİ İZLENİMİ Dİ 05/01 “Sevginin Bedeli” Bale Temsili Hazırlayan : Petek GÜNGÖR Şef: İbrahim YAZICI/Naci ÖZGÜÇ Sahneye Koyan: Uğur SEYREK Besteci ve Libretto: Muammer SUN Tarih: 13.04.2013 Pazartesi Balenin Konusu: Bir gün genç bir adam kendini sarayın yemyeşil bahçesinde bulur. Kuş sesleri arasında dans eder. Bir müddet sonra yorulur ve bir ağacın altında uykuya dalar. Gözünü açtığında bahçede genç bir bayan görür ve aşık olur. Genç kızda erkeğin ilgisine karşılık verince sarayın bahçesi cennete döner. Aniden sarayın muhafızları gelir, adamı yakalarlar ama kız sarayın içinde kaybolur. Muhafızlar genç adamı zindana atarlar. Genç adamın bilmediği ve sonradan öğrendiği genç kızın padişahın 4 eşinden biri olmasıdır. Baş muhafız durumu padişaha bildirir ve padişah çok kızar; sorgulayıp hangi eşi olduğunu bulmak ister. Ama genç hiçbir şey söylemez hatta celladın işkencesinde bile, bunun üzerine padişah genç erkeği 4 eşiyle yüzleştirmek ister. Zindanda bunu duyan genç adam genç kızı kurtarmak için kendini kör eder. Sorgulamada genç kız sevdiği erkeğin kör olduğunu görünce çok üzülür ve çaresiz kalır. Padişah işkence ve sorgulamadan bir sonuca ulaşamayınca genç adamı azat eder. Muhafızlar genç adamı buldukları yere sarayın kapısına bırakırlar. Bir zaman sonra genç kız koşarak adamı bulur, genç aşıklar bütün riskleri göze alarak saraydan kaçarlar.

05/37


Dİ 05/02

‘’Sevginin Bedeli’’ Gala’da Muammer Sun; bu ismi her duyduğumda eski günlerimi hatırlarım… Çünkü ben Muammer Sun ile büyüdüm diyebilirim. O’nun kitaplarıyla, şarkılarıyla ve koro eserleriyle… Şimdi de balesinin yani ‘’Sevginin Bedeli’’ izlerken galada bulunmak beni çok onurlandırdı. Konusu gerçekten beni büyüledi diyebilirim. Sarayda geçen gerçekten mücadele edilen ve fedakarlıklarla beslenen bir aşk hikayesi. Dekor ve kostümler gerçekten muhteşemdi. Adeta sarayın içindeydik sahnenin içinde ve her şeye hakim hissettim kendimi. Müzik eser boyunca ritmik bir tempoda ilerledi. Gerçekten Türk makamlarını hissettiriyordu. Eser yerli bir havadaydı. Buram buram yurdum kokuyordu resmen. Türk ezgilerinin yanı sıra Türk ritimlerini de hissettiriyordu… Ankara Devlet Opera ve Balesi Orkestra’sı gerçekten bütün çalgıları tek tek hissettirdi; çalgılardaki yeri gelince hüzünlü hava yeri gelince o dinamikli hareketlilik gerçekten profesyonel bir orkestranın başa çıkabileceği zorluktaydı. Orkestra çok büyük alkışı hak etti ve bunu da aldı. Asıl şaşırdığım ve hayrete düşüp bir o kadar da mutlu olduğum bir sahneyle karşılaştım. Hülya Kazan sahnedeydi. O kadınsı ve buğulu sesiyle dansçıların arasından çıkarak, “Hüzünlü Mutluluk” ezgisini seslendirdi. Bir bale eserine gerçek insan sesinin katılması beni gerçekten şaşırttı. Gerçekten etkilendim. Eserin en önemli özelliklerinden bir tanesi de izleyen seyirci yorulmadan ve kolaylıkla eseri takip edebiliyor ve konuyu anlıyordu. Göz yormayan bir dekor mevcuttu ve konu akıcı bir şekilde anlatılmıştı. Dansçılar ise gerçekten Türk ritimlerindeki dinamikliği ve heyecanı bizlere ayaklarının uçlarıyla yaşattırdı. Adeta soluk almadan izledim. Türk opera tarihi gerçekten önemli bir eseri literatürüne eklemiş oldu. Seyircilerin alkışları da bunu gerçekten onayladı.

05/38


BİR KİTAP BK 05/01 Eduard Zuckmayer ve Cumhuriyet Müzik Eğitimi Yazar: Prof. Dr. Ali UÇAN Yayınevi: Müzik Eğitimi Yayın Tarihi: Aralık 2012 Teknik Özellikler: 13,5 x 21 cm., 320 sayfa

Kitap Hakkında Kitap kendine özgü bir yaşam ve devrim öyküsü içeriyor. Kitapta Atatürk’ün önderliğinde gerçekleşen Türk müzik devriminin ikinci aşamasında görevlendirilen ünlü sanatçı ve eğitimci Eduard Zuckmayer’in kendini çağdaş Türk müzik eğitimine adayarak yaptığı kapsamlı çalışmalar ve hizmetler anlatılıyor.

Kitap anıt insan Zuckmayer’in yaşamının son otuzaltı yılını geçirdiği ikinci yurdu Türkiye’de özgün birer Atatürk ve Cumhuriyet Kurumu olan Müzik Öğretmen Okulu, Cumhurbaşkanlığı Filarmonik Orkestrası, Ankara Devlet Konservatuarı, Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nde gerçekleştirdiklerini sergiliyor. Cumhuriyet müzik eğitiminin uzman baş mimarlarından biri olarak Atatürk’ün öngördüğü ilkeler ve ülküler doğrultusunda Türk ulusuna hizmeti tüm insanlığa hizmet olarak gören bir anlayışla çalışan tek başına bir kurum niteliğini vurguluyor. Bütün bu özellikleriyle kitap 1930’lar-1970’ler döneminin Cumhuriyet müzik eğitimi devrimine Zuckmayer odaklı, çok yönlü ve anlamlı bir ışık tutuyor.

05/39


Mayıs 2013  

Müzik dosyası Mayıs 2013

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you