Issuu on Google+

04/1


İÇERİK 04/01

İÇERİK

3

AYIN MÜZİK ETKİNLİKLERİ (ANKARA)

4

AYIN MÜZİK ETKİNLİKLERİ (TÜRKİYE)

7

VAKIFTAN HABERLER • 30. Ankara Müzik Festivali 11 • Profesyonel Müzik Sanatçısı Müzik Eğitimcisi Yetiştiren Tüm Kurumlarımızla Yazılı ve Görsel Medyamızın Dikkatine 32 • Sevda - Cenap And Müzik Kadınlar Korosu Kadınlar Gününü Üst Üste Etkinliklerle Kutladı 34 JMI HABERLERİ • Özel Sevda Cenap And Müzik Kursu Piyano Kursu Öğrencileri Konseri Gerçekleşti

37

MÜZİKSEVERİN KÖŞESİ • RICHARD WAGNER (1) • 20. YILINDA MODERN DANS TOPLULUĞU • ARDA BOYLARI 16 ocak temsilinin ardından SESLİ DÜŞÜNCE • Klasik Müzik Çalgılarnı Tanıyalım: “Flüt”

38 44 45 47

DİNLEYİCİ İZLENİMİ • Bir Ankara Temsili : Macbeth

49

KİTAP TANITIMI • W.A.Mozart Oluşumun Romanı

04/3

52


ANKARA’DAN ETKİNLİKLER AE 04/01 AYIN MÜZİK ETKİNLİKLERİ (ANKARA) 01 Nisan 2013/20:00

Bir Tenor Aranıyor

Bale

Operet Sahnesi

02 Nisan 2013/20:00

Antique

Konser

Operet Sahnesi

03 Nisan 2013/20:00

Ion Marin, şef Alice Sara Ott, piyano R. Wagner, “Rienzi” Uvertürü F. Liszt, Piyano Konçertosu No.1, Mi bemol majör J. Brahms, Senfoni No.4, Mi minör, Op.98

Konser

BSO Konser Salonu

03 Nisan 2013/20:00

Saraydan Kız Kaçırma

Opera

Opera Sahnesi

04 Nisan 2013/20:00

Sevginin Bedeli

Bale

Opera Sahnesi

04 Nisan 2013 20:30

Festival Açılış Konseri, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Alexander Vakoulsky, şef; Sergey Dogadin, keman; Ferit Alnar, 2 Dans; Pyotr Ilyich Tchaikovsky, Keman Konçertosu re majör Op 35; D. Shostakovich, 5. senfoni

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

06 Nisan 2013/20:00

Sevginin Bedeli

Bale

Opera Sahnesi

06 Nisan 2013 20:30

TSK Armoni Mızıkası, Binbaşı Kıvanç Tepe, şef Özgür Ünaldı, piyano

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

07 Nisan 2013/11:00

A’dan Z’ye

Çocuk Müzkali

Leyla Gencer Sahnesi

07 Nisan 2013/14:00

Seslerle Anadolu

Müzikli Gösteri

Operet Sahnesi

08 Nisan 2013/20:00

MDT Gündüz Gece

Modern Dans

Opera Sahnesi

08 Nisan 2013/20:30

“Khustugun” Moğolistan Ulusal Folk Müzik ve Dans topluluğu

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

09 Nisan 2013/20:00

Eczacı

Opera

Operet Sahnesi

09 Nisan 2013/20:30

Orkestra Akademik Başkent; Ertuğ Korkmaz, şef; Nazzareno Carusi, piyano

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

10 Nisan 2013/20:00

Tosca

Opera

Opera Sahnesi

10 Nisan 2013/20:30

Samuelsen İkilisi, Mari Samuelsen, keman Hakon Samuelsen, çello

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

RHM

11 Nisan 2013/20:00

Sevginin Bedeli (Gala)

Bale

Opera Sahnesi

11-12 Nisan/2013

Ari Rasilainen, Şef Antonio Meneses ‘’Viyolonsel’’ Antonio Dvorak “Viyolonsel Konçertosu si minör Op 104” Jean Sibelius “2.Senfoni re major Op.43”

Konser

CSO Konser Salonu

11 Nisan 2013/20:30

HGM Jazz Orchestra Kosta Rika Sigi Feigl, şef Luis Bonilla, trombon

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

12 Nisan 2013/20:30

Lara Fabian

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

CONGRESIUM

04/4


AE 04/02

13.04.2013/14:00

Arda Boyları

Modern Dans

Opera Sahnesi

13.04.2013/20:00

Saraydan Kız Kaçırma

Opera

Opera Sahnesi

13 Nisan 2013/20:30

Festival Beste Yarışması Konseri

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

14.04.2013/11:00

Bremen Mızıkacıları

Çocuk Müzikali

Leyla Gencer Sahnesi

14.04.2013/14:00

Eczacı

Opera

Operet Sahnesi

14 Nisan 2013/20:30

İzmir Senfoni Orkestrası Yoshinao Osawa, şef Seong Soon Hwang, piyano

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

15.04.2013/20:00

BDT - Töre

Dans Tiyatrosu

Opera Sahnesi

15 Nisan 2013/20:30

Ankara Çağdaş Müzik Topluluğu

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

RHM

16.04.2013/20:00

Seslerle Anadolu

Müzikli Gösteri

Operet Sahnesi

16 Nisan 2013/20:30

MUSMA Music Masters On Air

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

BİLKENT

17 Nisan 2013/20:30

Kamil Erdem & Ricardo Moyano Duo

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

18 Nisan 2013/20:30

Pasiflora

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

18-19 Nisan 2013/20:00

Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu, Cem’i Can Deliorman Koro Şefi; Alexander Dmitriev, Şef; Mirjam Tschopp, keman; Ferda Yetşer, Mezzo Soprano Jean Sibelius “Keman Konçertosu re minor Op 47” Sergei Prokofiev “Alexander Nevski Kantat”

Konser

CSO Konser Salonu

19 Nisan 2013/20:30

The Imperial Russian Ballet Company , “Don Kişot”

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

20 Nisan 2013/20:30

The Imperial Russian Ballet Company, “Don Kişot”

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

21 Nisan 2013/15:00

Another Little Nightmare Music , Aleksey Igudesman; Richard Hyung-ki Joo

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

21 Nisan 2013/20:30

Another Little Nightmare Music, Aleksey Igudesman - Richard Hyung-ki Joo

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

22 Nisan 2013/20:30

Arkas Trio, Emre Elivar, piyano; Gustav Riviunus, çello; Tuncay Yılmaz, keman

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

RHM

04/5


AE 04/03

23-27 Nisan 2013/20:00

25 Nisan 2013 Anzak Günü Konseri Rengim Gökmen. Şef; Esin Talınlı ‘Soprano’; Ferda Yetişer ‘Mezzo Soprano’; Şenol Talınlı ‘Tenor’; Tuncay Kurtoğlu”Bas” Anlatıcı Vasıf Adıgüzel “Çanakkale Oratoryosu”

Konser

CSO Konser Salonu

25 Nisan 2013/20:30

Johannes Moser ve Ankara Üniversitesi Solistleri Johannes Moser, çello; Orhan Ahıskal, keman; Ellen Jewett, keman Çetin Aydar; viyola Sinan Dizmen, çello

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

26 Nisan 2013/20:30

Antonio Gades Flamenko Topluluğu

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

27 Nisan 2013/20:30

Sir James Galway Flüt Resitali

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

MEB

27 Nisan 2013/20:30

Gelibolu Oda Orkestrası, Christopher Latham, şef

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

RHM

29 Nisan 2013/ 19:00-20:00-21:00

Wanda Golonka Dans Projesi

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

ALMAN KÜLTÜR

30 Nisan 2013/20:30

Bilkent Senfoni Orkestrası; Polonya Wroclaw Filarmoni Korosu; Portekiz Lizbon Koros; Işın Metin, şef, “Mahler: Binler Senfonisi”

30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

CONGRESIUM

04/6


TÜRKİYEDEN ETKİNLİKLER 04/01

ANTALYA DEVLET OPERASI NİSAN AYI PROGRAMI 03.04.2013 Çarşamba

14:00

UYUYAN GÜZEL

ÇOCUK MÜZİKALİ

04.04.2013 Perşembe

20:00

LALE ÇILGINLIĞI

OPERA

06.04.2013 Cumartesi

16:00

FİGARO` NUN DÜĞÜNÜ

OPERA

08.04.2013 Pazartesi

20:00

TÜRKÜYEM

MÜZİKLİ OYUN

09.04.2013 Salı

20:00

MACBETH

OPERA

13.04.2013 Cumartesi

20:00

MACBETH

OPERA

14.04.2013 Pazar

18:00

ÇOCUK KOROSU/ORKESTRASI

KONSER

İSTANBUL DEVLET OPERA ve BALESİ NİSAN AYI PROGRAMI 02.04.2013 Salı

20:00

KÖTÜLÜĞÜN DÖNGÜSÜ

OPERA

03.04.2013 Çarşamba

20:00

OTELLO-(BALE)

BALE

04.04.2013 Perşembe

20:00

KÖTÜLÜĞÜN DÖNGÜSÜ

OPERA

05.04.2013 Cuma

20:00

OTELLO-(BALE)

BALE

06.04.2013 Cumartesi

16:00

KÖTÜLÜĞÜN DÖNGÜSÜ

OPERA

07.04.2013 Pazar

11:00

FINDIKKIRAN

ÇOCUK BALESİ

07.04.2013 Pazar

14:00

FINDIKKIRAN

ÇOCUK BALESİ

08.04.2013 Pazartesi

20:00

OTELLO-(BALE)

BALE

09.04.2013 Salı

20:00

BAHAR KONSERİ

KONSER

10.04.2013 Çarşamba

20:00

BAHAR KONSERİ

KONSER

10.04.2013 Çarşamba

20:00

OTELLO-(BALE)

BALE

12.04.2013 Cuma

20:00

SEVİL BERBERİ

OPERA

13.04.2013 Cumartesi

16:00

SEVİL BERBERİ

OPERA

14.04.2013 Pazar

13:00

FINDIKKIRAN

ÇOCUK BALESİ

15.04.2013 Pazartesi

20:00

SEYAHATNAME 2

MODERN DANS

16.04.2013 Salı

20:00

SEVİL BERBERİ

OPERA

16.04.2013 Salı

20:00

OTELLO-(BALE)

BALE

04/7


TE 04/02

İZMİR DEVLET OPERASI NİSAN AYI PROGRAMI 04.04.2013 Perşembe

20:00

MANÇALI ŞÖVALYE

MÜZİKAL

06.04.2013 Cumartesi

20:00

MANÇALI ŞÖVALYE

MÜZİKAL

10.04.2013 Çarşamba

20:00

6.ULUSAL GENÇ SOLİSTLER YARIŞMASI

KONSER

11.04.2013 Perşembe

14:00

KÜLKEDİSİ

ÇOCUK MÜZİKALİ

12.04.2013 Cuma

11:00

KÜLKEDİSİ

ÇOCUK MÜZİKALİ

13.04.2013 Cumartesi

20:00

MANÇALI ŞÖVALYE

MÜZİKAL

15.04.2013 Pazartesi

20:00

MANÇALI ŞÖVALYE

MÜZİKAL

MERSİN DEVLET OPERASI NİSAN AYI PROGRAMI 02.04.2013 Salı

10:30

KELOĞLAN'IN SIRRI

ÇOCUK MÜZİKALİ

04.04.2013 Perşembe

20:00

ÇALIKUŞU

BALE

06.04.2013 Cumartesi

15:00

AŞK-I MEMNU (Son Temsil)

OPERA

09.04.2013 Salı

20:00

SESLERLE ANADOLU

MÜZİKLİ GÖSTERİ

11.04.2013 Perşembe

10:30

KELOĞLAN'IN SIRRI

ÇOCUK MÜZİKALİ

13.04.2013 Cumartesi

15:00

ZORBA (Sezonun Son Temsili)

BALE

16.04.2013 Salı

20:00

CARMEN

OPERA

SAMSUN DEVLET OPERASI NİSAN AYI PROGRAMI 01.04.2013 Pazartesi

20:00

NİSAN KONSERİ

KONSER

04.04.2013 Perşembe

14:00

ALİŞ & MAVİŞ

MÜZİKLİ ÇOCUK OYUNU

06.04.2013 Cumartesi

20:00

1001 GECE MASALLARI

BALE

08.04.2013 Pazartesi

20:00

SESLERLE ANADOLU

MÜZİKLİ GÖSTERİ

11.04.2013 Perşembe

20:00

IV.MURAT

OPERA

15.04.2013 Pazartesi

20:00

1001 GECE MASALLARI

BALE

04/8


TE 04/03 BURSA BÖLGE DEVLET SENFONİ ORKESTRASI NİSAN AYI PROGRAMI 4 NİSAN 2013 “Ahmet Hamdi Tanpınar’ı Anma Konseri” YER: ATATÜRK KONGRE VE KÜLTÜR MERKEZİ MERİNOS SAAT: 20.00 ŞEF: İnci ÖZDİL SOLİST: Sabri Tuluğ TIRPAN

S. Tuluğ Tırpan “Piyano Konçertosu No.2 (Ahmet Hamdi Tanpınar’a ithaf edilmiştir.)” P. I. Çaykovski “Senfoni No.5”

11-12 NİSAN 2013 “Opera Akşamı” YER: ATATÜRK KONGRE VE KÜLTÜR MERKEZİ MERİNOS SAAT: 20.00 ŞEF: Antonio PIROLLI SOLİSTLER: Deniz YETİM “Soprano”

Operalardan Seçme Aryalar

16 NİSAN 2013 EĞİTİM KONSERİ YER: ATATÜRK KONGRE VE KÜLTÜR MERKEZİ MERİNOS SAAT: 11.00

KONUK OKUL: Dörtçelik İlköğretim Okulu

18 NİSAN 2013 YER: ATATÜRK KONGRE VE KÜLTÜR MERKEZİ MERİNOS SAAT: 20.00 ŞEF: Sunay MURATOV SOLİSTLER: Orhan Nuri Göktürk Fagot Yarışması Finalistleri Konseri 25 NİSAN 2013 “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Konseri” YER: ATATÜRK KONGRE VE KÜLTÜR MERKEZİ MERİNOS SAAT: 20.00 ŞEF: Burak TÜZÜN SOLİST: Ali DÜŞENKALKAR “Tiyatro Sanatçısı”

Süleyman Alnıtemiz “Nasreddin Hoca”

30 NİSAN 2013 EĞİTİM KONSERİ YER: ATATÜRK KONGRE VE KÜLTÜR MERKEZİ MERİNOS SAAT: 14.30

KONUK OKUL: Namazgah İhsan Dikmen İlköğretim Okulu

04/9


TE 04/04

İSTANBUL DEVLET SENFONİ ORKESTRASI NİSAN AYI PROGRAMI 05 Nisan 2013 YER: CADDEBOSTAN KÜLTÜR MERKEZİ SAAT: 20:00 ŞEF, RAOUL GRÜNEIS SOLİST, İDİL BİRET (PİYANO)

W.A.MOZART, PİYANO KONÇERTOSU NO.24 KV 491; SENFONİ NO. 40 SOL MİNÖR (KV 550)

12 Nisan 2013 YER: FULYA SANAT MERKEZİ SAAT: 20:00 ŞEF, LUKASZ BOROWICZ SOLİST, ELINA VAHALA (KEMAN)

S. MONIUSZKO, HALKA OPERASI UVERTÜRÜ M. BRUCH, 1. KEMAN KONÇERTOSU L. V. BEETHOVEN, SENFONİ NO.7

İZMİR DEVLET SENFONİ ORKESTRASI NİSAN AYI PROGRAMI 5 Nisan 2013 AHMED ADNAN SAYGUN SANAT MERKEZİ Şef: Hansjörg SCHELLENBERGER Solistler: Radovan VLATKOVIC, Korno; Tolga ALPAY, Fagot

İ. MIRZAYEVFagot konçertosu Dünya Prömiyeri R.STRAUSS Korno Konçertosu No.2 J. BRAHMS Senfoni No.2 Re Majör Op.73

12 Nisan 2013 20:30 AHMED ADNAN SAYGUN SANAT MERKEZİ Şef, Yashinao OSAWA Solistler, Seong-Soon HWANG, Piyano

L.van BEETHOVEN, Piyano Konçertosu No.4 J.BRAHMS Senfoni No.4 mi minör Op.98

19 Nisan 2013 AHMED ADNAN SAYGUN SANAT MERKEZİ Şef, Naci ÖZGÜÇ Solistler, Ersun KOCAOĞLU, Keman Carolina Eyck, Theremin Bülent EVCİL, Bas Flüt Çağatay AKYOL, Recorder Aykut KÖSELERLİ, Perküsyon

L.van BEETHOVEN Keman Konçertosu F. SAY Senfoni No.2 “Mezopotamya”

26 Nisan 2013 20:30 AHMED ADNAN SAYGUN SANAT MERKEZİ Şef, Ender SAKPINAR Solistler, Veriko TCHUMBURIDZE, Keman Deniz ŞENSOY, Keman Işıkkent Eğitim Kampüsü Çocuk Korosu

Ferit TÜZÜN Nasreddin Hoca Suiti M. BRUCH Keman Konçertosu P.I.ÇAYKOVSKI Keman Konçertosu Çocuk Şarkıları Işıkkent Eğitim Kampüsü Çocuk Korosu

04/10


VAKIFTAN HABERLER 04/01

30. ANKARA MÜZİK FESTİVALİ BAŞLIYOR Her yıl Nisan ayında başkentlileri müzikle buluşturan bir Ankara Klasiği; Uluslararası Ankara Müzik Festivali, 04 – 30 Nisan 2013 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak. Bu yıl 30’uncusu gerçekleştirilecek Festival kapsamında 18 farklı ülkeden 908 sanatçı, senfonik müzikten etnik müziğe, çağdaş müzikten dünya müziğine, flamenkodan dansa ve mizah içerikli klasik müziğe kadar uzanan farklı etkinlikler ile Milli Eğitim Bakanlığı Şura Salonu, Resim Heykel Müzesi Salonu, ATO Congresium Salonu, Alman Kültür Merkezi ve Bilkent Üniversitesi Salonu’nda sahneye çıkacak.

04/11


VH 04/02

04/12


VH 04/03

04/13


VH 04/04

04/14


VH 04/05

04/15


VH 04/06

04/16


VH 04/07

04/17


VH 04/08

04/18


VH 04/09

04/19


VH 04/10

04/20


VH 04/11

04/21


VH 04/12

04/22


VH 04/13

04/23


VH 04/14

04/24


VH 04/15

04/25


VH 04/16

04/26


VH 04/17

04/27


VH 04/18

04/28


VH 04/19

04/29


VH 04/20

04/30


VH 04/21

04/31


VH 03/22 PROFESYONEL MÜZİK SANATÇISI VE MÜZİK EĞİTİMCİSİ YETİŞTİREN TÜM EĞİTİM KURUMLARIMIZLA YAZILI VE GÖRSEL MEDYAMIZIN DİKKATİNE : SEVDA- CENAP AND MÜZİK VAKFI ve BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ işbirliği ile düzenlenen ve 15 Mart 2013 tarihinde Başkent Üniversitesi Prof. Dr. İhsan Doğramacı salonunda gerçekleştirilen “ GELECEĞİN PROFESYONEL MÜZİKÇİLERİNİ YETİŞTİRME MODELLERİ VE PROGRAMLARI” konulu sempozyumda sunulan bildiriler, sunuculara yöneltilen sorulara verilen yanıtlar, yapılan tartışmalar ve sempozyumun sonundaki panelde ortaya çıkan görüşler ve öneriler, ‘Sempozyum Düzenleme Kurulu’ tarafından özetlenmiş ve aşağıdaki ‘SONUÇ BİLDİRGESİ’ ne dönüştürülmüştür. Bu sonuç bildirgesinin;

• Yaratıcı, yorumlayıcı, eğitimci ve araştırmacı • • • •

müzikçilerin, Tüm müzik kurum ve kuruluşlarının, İlgili kamu, özel ve gönüllü kuruluşların, Tüm medya kuruluşlarının ve Medya eliyle Türk kamuoyunun bilgisine sunulması kararlaştırılmıştır. Saygılarımızla Sempozyum Düzenleme Kurulu 15 Mart 2013 - Ankara

Dr. Erdoğan Okyay, Prof. Ertuğrul Bayraktarkatal, Prof.Dr. Ömer Bozkurt, Dr.Lütfü Erol, Elif Başman

04/32


VH 03/23

SONUÇ BİLDİRGESİ Her türlü müzik, küreselleşme sürecinin ve bilişim devriminin bütün yoğunluğu ile yaşandığı günümüzde köklü bir değişime uğramakta v günlük yaşamın olağan, vazgeçilmez bir meta haline gelmektedir. 1. Popüler müziklerin, bu değişim sürecinde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de egemen müzik kültürü haline geldiği görülmektedir. 2. Tüm bu gelişmeleri, ülkemizdeki müzik eğitimi ve özellikle profesyonel müzik sanatçısı ve müzik eğitimcisi yetiştirme süreçlerinde de göz önüne alma zorunluluğu vardır. 3. Bugüne kadar birbirinden kopuk yapılanmalarla profesyonel müzikçi yetiştiren ve ‘Geleneksel Türk Sanat Müziği’, ‘Türk Halk Müziği’, ‘Çoksesli Türk Sanat Müziği’, ‘Türk Popüler Müziği’, ‘Müzik Eğitimciliği’ ve ‘Müzikbilimciliği’ gibi alanlarda eğitim veren kurumlar, bundan böyle birbirilerinin özelliklerini ve duyarlılıklarını daha fazla gözeterek ve günümüz gereksinimlerine daha iyi yanıt verecek programlar uygulayarak gene aynı yapılanmalar içinde eğitimlerini sürdürebilecekleri gibi, bütüncül tek bir kurumun ayrı bölümleri olarak da yapılanmalarının mümkün olduğu görüşü, katılımcılar tarafından benimsenmiştir. 4. Sayılan tüm alanları kapsayacak biçimde bir ‘ TÜRKİYE ULUSAL MÜZİK VE SAHANE SANATLARI ÜNİVERSİTESİ ’nin hayata geçirilmesi katılımcılarca yararına inanılan ve önemle öne sürülen bir istek olmuştur. Böylesine bütüncül, özgül ve özerk bir üniversitenin, değişik üniversitelerinin değişik müzik bölümleri arasında bir eşgüdüm görevini de yerine getirmesi mümkün olabilecektir. 5. Hangi çözüm ön görülürse görülsün, üniversitelerin müzik sanatçısı ve müzik eğitimcisi yetiştiren bölümlerindeki eğitim programlarında müzik ve genelde sanat alanlarının, kendine özgü duyarlılıklarının korunması ve geliştirilmesi üniversitelerin vazgeçilemeyecek önemli bir görevi olarak algılanmalıdır.

04/33


VH 03/24

SEVDA-CENAP AND MÜZİK VAKFI KADINLAR KOROSU KADINLAR GÜNÜNÜ ÜST ÜSTE ETKİNLİKLERLE KUTLADI... 8 MART 2013 AKÜN SİNEMASI

Nazım Hikmet’ in yaşamında hüzünlü ve acı bir dostluk üzerine kaleme aldığı, epikpolitik-fantastik bir şiir olan, “Jokond ile Si-Ya-U” adlı eser; 8 Mart 2013 akşamı, Kavaklıdere AKÜN sinemasında; “Avni Dilligil” ödüllü sanatçı, Zeliha Berksoy tarafından hem yönetilip, hem de tek kişilik başarılı bir performans ile sergilenmiştir. Anadolu Çağdaş Eğitim Vakfı’ nın burslu öğrenciler yararına düzenlediği bu özel geceye, yine ANAÇEV Başkanı Ayla Hatırlı tarafından davet edilen sanatçı, Ankara’ lı sanatseverlerin tamamen doldurdukları Akün sinemasında dakikalarca alkışlanmıştır. Temsilin bitmesini takiben, SCAMVKK koristleri, fuayedeki yerlerini alarak, misafirlerin de zaman zaman şarkılara katılması ile mini bir konser vermiştir. Yaklaşık 20-25 korist kadının katıldığı etkinliğe; şefin org eşliğinin yanı sıra; Mert Öztürk ve Kaan Küçük isimli müzisyenler gitarları ile eşlik etmişlerdir. Her zaman olduğu gibi; kadınlar korosu büyük beğeni ile izlenmiştir .

04/34


VH 03/25

SCAMVKK; ULUSLARARASI LİONS BİRLİĞİ’ NİN DAVETLİSİ İDİ…

Uluslar arası Lions Birliği’ nin, 7 Mart 2013 tarihinde “Kadınlar Günü” sebebiyle, Bayındır Hastanesi Konferans Salonunda düzenledikleri, “Kadın Hakları” konulu seminer öncesinde, Sevda Cenap And Müzik Vakfı - Kadınlar Korosu, kurucu şef Cihan CAN önderliğinde, mini bir konser vermiştir. Yaklaşık 25 korist kadının katıldığı etkinliğe; şefin org eşliğinin yanı sıra; Mert, Ata ve Kaan isimli müzisyenler de; akerdeon ve gitarlar ile eşlik etmişlerdir. Her zaman olduğu gibi; kadınlar korosu büyük beğeni ile izlenmiştir.

04/35


VH 04/26

04/36


JMI HABERLERİ JMI 04/01

ÖZEL SEVDA – CENAP AND MÜZİK KURSU SEVDA-CENAP AND MÜZİK KURSU PİYANO SINIF KONSERİ 16 Mart 2013 Cumartesi günü kurs merkezinde 6 öğrencinin katılımıyla gerçekleşti. ÖĞRETMEN: Gülbahar Karabulut ÖĞRENCİLER: Ada Sakarya, Başak Cesur, Deniz Atak, Emre Doğan, İdil Toksoy, Zeynep Ersöz

Özel SCA Müzik Kursu Tunalı Hilmi Caddesi 114/48 Kavaklıdere/Ankara 0 312 466 44 27

04/37


MÜZİKSEVERİN KÖŞESİ MK 04/01 RICHARD WAGNER (1)

Çeviri: Erdoğan OKYAY

19.yy başlarında aynı yılda doğan tanınmış üç Alman sahne eseri yazarı: Georg BÜCHNER (1813- 1837), Friedrich HEBBEL (1813-1863) ve Richard WAGNER (1813- 1883) ‘dir. Bu üç yazar 1870’lere kadar Alman sahnelerini canlı tutmuştur. Evet, Wagner müzikçiliğinin yanında aynı zamanda bir tiyato yazarıdır da ve ‘Parsifal’ dışındaki bütün operalarının metinlerini, çoğu şiir dilinde kendisi yazmıştır. Ayrıca Wagner, 16 cilt tutan tiyatro kuramı ve sahne teknikleri konularını işleyen kitapların da yazarıdır. Ancak bu kuramsal kitaplarında, müzikli sahne eserlerinde sözü (şiiri ve deklamasyonu) müziğin önüne koymuş olsa da, Wagner herşeyden önce bir bestecidir; hem de ‘Bütüncül Sanat Eseri’ (= Gesamtkunstwerk) adını verdiği müzik dramlarıyla müzik sanatında Alman romantizmini doruğa taşımış ve armonilerinde kullandığı kromatik akorlar ve gidişlerle tonal müziğin sınırlarını zorlamış büyük bir bestecidir. Wagner’in yaşamı da, düşünce dünyası da çelişkilerle doludur.Babasının; annesinin ilk mi, yoksa ikinci eşi mi olduğu bugün hâlâ tartışılmaktadır. Kendisi de yaşamında iki kez evli kadınlarla aşk ilişkisi yaşamış, hatta

bunlardan biri, kendisi de evliyken olmuştur. Henüz ulusallaşma sürecini yaşayan Almanya’nın iyimser havasında büyümüş ama sonraları, Schopenhauer’in koyu karanlık ve kötümser felsefesini benimsemiş ve içselleştirmiştir. Liberal düşüncelerden beslenmiş ama nasyonalist ideolojiye yönelmiştir.1848 cumhuriyet devrimcileri saflarına katılarak Dresden isyanında en ön sıralarda savaşmış ama sonra, bir kralın korumasına girmeyi kabul etmiş ve koyu bir monarşist olabilmiştir. Bir yazın tarihçisi onun için; “ Wagner Bakunin ile başlar, Gobineau’da son bulur”, diyor.(1) Richard Wagner 22 Mayıs 1813’te, yani günümüzden 200 yıl önce Leipzig’te doğar ama bir yaşından sonra çocukluğunu

(1) Claude David : “Richard Wagner’den Bertolt Brecht’e – Yeni Alman Yazını Tarihi” Fischer Verlag, Frankfurt a M.- 1964, s. 32

04/38


MK 04/02

Dresden’de geçirir. Müzikle uğreşı erken yaşlarda Beethoven’in senfonilerini dinleyerek ve Weber’in operalarını tanıyarak başlar. 1827 yılında aile tekrar Leipzig’e döner ve Wagner burada bir süre Nicolai lisesine, sonra da ünlü Thomas okuluna devam eder. Bu yıllarda Wagner; antik Yunan trajedisi ile, Shakespeare ve Goethe tiyatrosu ile, en çok da müzikle ilgilenir. Armoni, piyano ve keman dersleri alır, bir yandan da Beethoven’in eserlerini kopya ederek onun beste yapma tekniklerini öğrenmeye çalışır. Thomas Kantoru Weinlig’ten de kontrpuvan dersleri alır. 1831 yılında Leipzig üniversitesinde felsefe bölümü öğrencisi olur. (1) Bir yıl sonra ilk senfonisi Prag ve Leipzig’te seslendirilir. Ancak uzun süre bir daha çalgı müziği bestelemeyecektir. Bunun yerine o;ilk gençlik operalarının metinlerini yazmaya, sonra da bunları bestelemeye koyulur. 1833 yılından itibaren opera orkestralarında şeflik yaparak çeşitli Alman kentlerini dolaşır.1839 yılında uzun süredir âşık olduğu opera sanatçısı soprano Minna Planer ile evlenir.Çalkantılı birkaç evlilik yılından sonra çift, Wagner’in borçlandığı alacaklılardan kurtulmak için Almanya’yı terkeder ve Londra üzerinden Parise giderek üç yıl burada yaşar.Wagner Paris’te, kendisine büyük yardımlarda bulunacak olan opera bestecisi Giacomo Meyerbeer ile tanışır.

Paris’e gelme nedenlerinden biri de, geleneksel büyük Fransız operası ( grand opéra ) tarzında bestelediği ilk büyük operası ‘Rienzi’ nin burada oynanmasına çalışmaktır. Ancak bu mümkün olmaz ve geçinmek için uzun süre basımevlerinin ve tiyatroların küçük siparişleri ile yetinmek zorunda kalır Bu arada gene büyük bir sahne eseri olacak olan ‘Uçan Hollandalı’ söylencesinin metnini tamamlar. Bu metin Paris Operası’nca, başka bir besteci tarafından bestelenmek koşuluyla kabul edilir. Oysa Wagner çoktan eserini bestelemeye başlamıştır bile. Paris’te giderek artan geçim sıkıntısı Wagner’leri tekrar Almanya’ya dönmeye zorlar.1842 yılında . ‘Rienzi’ ve ‘Uçan Hollandalı’ operalarının Dresden operasında başarılı ilk temsilinden sonra Wagner, ‘Saksonya Krallığı Dresden Saray Opera Orkestrası Şefliği’ görevine getirilir. Bu görevini sürdürdüğü yedi yıl içinde Wagner,‘ Tannhaeuser’ ve ‘Lohengrin’ operalarını besteleyecek ve eserlerinin Dresden Saray Operası’ndaki ilk sahnelenişinde orkestrayı yönetecektir. Bu yıllarda devrimci görüşleri giderek güçlenen Wagner, ‘Genç Almanya’ adlı bir örgüte katılır. Yazılarında tiyatro için gerçekleştirmek istediği reformların toplumsal ve politik yanı ağır basmaktadır 1849’da Dresden’de krallığa karşı ayaklanmalar başladığında, sokak barikatlarında Wagner de görülür. İsyanlar bastırılınca Wagner gizlice Dresden’den kaçar. Önce Weimar’da Franz Liszt’in

04/39


MK 04/03

yanında bir süre kaldıktan sonra, İsviçre’ye geçerek Zürih’e gelir ve burada Wesendonk ailesine konuk olur. * Bir ipek fabrikasının sahibi zengin bir iş adamı olan Wesendonk ve onun amatör bir şair olan genç eşi Mathilde, Zürih gölü kenarında güzel bir villada yaşamaktadırlar. Wagner burada, müziksever bu ailenin yanında huzurlu bir çalışma ortamı bulur. Ama adı Almanya’da hâlâ arananlar listesindedir ve 1862 yılına kadar da onun Almanya’ya giriş yasağı sürecektir. Zürih’te Wagner, Mathilde Wesendonk ile uzun süren bir aşk ilişkisi yaşar. Bu yıllarda bir yandan opera sanatında reform sayılan kuramsal kitaplarını yazmayı sürdürürken, diğer yandan da dördüz bir opera dizisi olacak olan ‘Nibelungen Yüzüğü’ adlı görkemli sahne eserinin şiirsel metnini tasarlar, metni yazar ve bu dizi içinde yer alaacak olan ‘Ren Altını’, ‘Walküre’ ve ‘Sigfried’ operalarının bazı bölümlerini besteler. Ayrıca en güzel eserleri arasında sayılan ve Mathilde Wesendonk ile yaşadığı aşk ilişkisinin esinlettiği ‘Tristan ve İsolde’ müzikli dramının sözlerini ve müziğini de Wagner bu yıllarda, 1857-1859’da yazar. 1862’de yeniden düzenlediği ‘Tannhaeuser’ operası Paris Operası’nda, Wagner karşıtı büyük bir grubun protestolarıyla sahnelenir. Protestoların nedeni Wagner’in müziği değil eserin, Fransa’nın can düşmanı Avusturya sarayı tarafından desteklenmiş olmasıdır. Wagner

aynı yıl Viyana’da ve St. Petersburg’ta orkestra şefi olarak konserler vermesine karşın, yeniden geçim sıkıntısına düşmüş ve borçlanmış, evliliği de resmen sona ermiştir. Viyana’da borçlandığı kimseler peşine düşünce Wagner hapse girmemek için aceleyle Viyana’yı terk etmek zorunda kalır. (2) Bu kez imdadına koşan kişi, kendisine ve müziğine taparcasına bir sevgiyle bağlı olan genç Bavyera Kralı II. Ludwig(1845-1886)’ dir. Kral onu Münih’e davet eder ve korumasına alır. Maddi bütün sıkıntıları giderildikten öteye, besteciye çok verimli bir dönem adeta altın bir tepside sunulmuştur. 1865’te ‘ Tristan ‘ ve ‘ Nürnberg’li Usta Şarkıcılar ‘ Münih’te sahnelenir. Wagner artık genç kralın çok yakınındadır ve Bavyera sarayının bestecisidir. Eserlerindeki söylence sahneleri, kralın Alp dağlarında inşa ettirdiği lüks şatoların bahçelerindeki mağaralarda yaptırılan dekorlarla canlandırılır. (İsrafı giderek artan genç krala ileriki yıllarda saray doktorlarınca ruh hastası tanısı konacak ve kral, Münih civarındaki Starnberger gölünde yaptığı bir tekne gezisinde kendini göle atarak boğulacak, ya da hükümet tarafından verilmiş bir karar uyarınca suya itilerek boğdurulacak[?]tır.) 1860’lı yılların sonlarına doğru Wagner ile Franz Liszt’in kızı ve Münih saray orkestrası şefi Hans von Bülow’un eşi Cosima von Bülow arasındaki ilişki bir

(2) Bayreuth festivalinin geleceği konusunda Wagner’in torununun kızı Nike Wagner’in yazdığı ilginç bir yazının çevirisi ileriki sayılarda kısaltmadan bültenimizde yayımlanacaktır. İlgilenenlere duyurulur!

04/40


MK 04/04

skandala dönüşür. Bavyera hükümetinin zorlamasıyla Kral II. Ludwig, Wagner’den Münih’i terketmesini istemek zorunda kalır. Wagner bu isteğe uyar ve İsviçre’de Luzern gölü kenarında küçük bir kasaba olan Tribschen’de bir villaya yerleşir. 1866 yılından başlayarak 1872 yılına kadar altı yılını Wagner burada geçirir. Hans von Bülow’dan ayrılan Cosima da 1870 yılında Tribschen’e gelir ve Wagner, ikinci evliliğini Cosima ile burada yapar. Cosima Wagner, eşinin ölümüne kadar tüm yaşamını Wagner’e adamış, ikinci ve üçüncü çocuğunu burada doğurmuş ve Wagner’in kendisine dikte ettirdiği otobiyografisini burada yazmıştır.Ayrıca Cosima Wagner, eşiyle ortak yaşamlarını ayrıntılı biçimde anlattığı günlük bir anı defteri de tutmaya başlamıştır.Göl kenarındaki bu küçük ve güzel kasabanın huzurlu ortamında Wagner, 1850’lerde başladığı dörtlü Nibelungen dizisinin üçüncü operası olan ‘Siegfried’i tamamlar ve dizinin son operası olacak ‘Tanrılar Şafağı’nı da burada bestelemeye başlar. Nibelungen dizisi Wagner ve eşi Cosima’da, özel olarak bu dörtlü dizinin oynanacağı yeni bir opera binası inşa etme fikrini doğurmuştur.Yer olarak Bayreuth düşünülür. Wagnerler ve çevrelerindeki geniş bir dostlar ve hayranlar grubu, bu projenin gerçekleşmesi için kolları sıvamışlar ve kaynak aramaya başlalardır. Ancak bunda pek başarılı oldukları söylenemez. Sonunda gene kral II. Ludwig devreye girecek ve finansmanın

büyük bölümünün Bavyera devlet kasasından karşılanmasını sağlayacaktır. Bunun üzerine 1872’ de Wagner çifti ‘Tribschen’den ayrılarak, Bayreuth’ta kral tarafından kendilerine tahsis edilen ‘Wahnfried’ villasına taşınır. Aynı yıl “Bayreuth Festival Binası “Festspielhaus” ‘un yapımına başlanır. Wagner binanın yapı plânlarını bizzat çizer, orkestranın çalacağı sahne çukurunun boyutlarını belirler ve salonda eserlerine uygun akustiği oluşturacak pek çok öneride bulunur. 1876’da “Nibelung’un Yüzüğü” dizisinin son eseri olan ‘Tanrılar Şafağı’ da bitmiştir. Aynı yıl biten yeni festival binası, Wagner’in yönetiminde Beethoven’in 9. senfonisi ile açılır. Ardından 4 operadan oluşan ‘Nibelungen Yüzüğü’dizisi, her akşam bir bölüm oynanarak bütünüyle gene Wagner’in yönetiminde ilk kez burada sahnelenir.. ‘Bayreuth Festivali’, günümüze kadar hiç değişmeden süren Wagner geleneği ile dünyanın en özgün ve en saygın festivallerinden biri olmuştur. (3) Festivalde bugüne kadar geleneğe uyularak sadece Wagner’in eserleri sahnelenmektedir.Richard Wagner’in vasiyeti uyarınca kurulan festival vakfı, Wagner ailesinin yaşayan müzikçi ya da rejisör bireylerince yönetilmektedir. Wagner, son eseri ‘Parsifal’i de 1882’de bitirip Bayreuth Festivali kapsamında ilk sahnelenişini yönettikten sonra,

04/41


MK 04/05

kışı geçirmek üzere gittiği Venedig’te hastalanır ve geçirdiği bir kâlp krizi sonucu, 12 Şubat 1883 günü yaşama veda eder. Naaşı; vasiyeti üzerine önce Venedig’te bişr gondol ile tren istasyonuna, oradan da trenle Bayreuth’a nakledilir ve Wahnfried villası bahçesine gömülür.

* Wagner’in yukarıda sayılan sahne eserlerinden başka ‘Düğün’ (1832), ‘Melekler’ (1833) ve ‘Aşk Yasağı’ (1836) gibi gençlik operaları, ‘ Do Majör Senfoni’si (1833), ‘FaustÜvertürü’ (1839/1840) ve ‘Siegfried- Idyll’(1870) adlı senfonik müzikleri de vardır. Ayrıca Wagner 20 kadar piyano eşlikli şarkı (Lied) bestelemiştir. Bunlar arasında Zürih’te sevgilisi Mathilde Wesendonk’un şiirlerinden seçerek bestelediği 5 şarkı, ‘Wesendonk Liedleri’ ( 1857/1858) olarak öne çıkmıştır. Bunlar; ‘ Peri – Acılar –Rüyalar – Yerinde Kal - Serada ‘ adlarını taşırlar ve o güne kadar duyulmamış armonilerle bezenmş olan ‘Tristan ve İsolde’ operasının adeta ön çalışmaları,

taslakları gibidirler. Wagner operayı; birbirini destekleyen ve tamamlayan ‘Dram’ ve ‘Müzik’ ögelerinin iç içe geçmesiyle meydana gelen yeni bir sanat dalı olarak düşünmüş ve bu yeni sahne sanatına ‘Gesamtkunstwerk = Bütüncül Sanat Eseri’ ya da ‘ Müzik Dramı’ adını vermiştir. Burada , yukarıda belirtilen iki ana öge olan söz ve müziğin dışında kalan ( oyun, dans, mimari, resim ve heykel gibi) sanat dalları da konunun anlatımına katılan ve dramı güçlendiren ögeler olarak görülür. Ama dramın asıl taşıyıcısı şiirsel söz ve sözlerin deklamasyonudur. Sözler bir sel gibi, kesilip bölünmeden ve müzikten hiç koparılmadan akıp gitmelidir. Bu nedenle;Wagner’in sanatında ‘arya’, ‘resitatif ’ gibi yapay ayrımlar yoktur.Söz ve müzik kesintisiz biçimde hem konuyu hem de konunun kahramanlarının duygularını birlikte anlatırlar. Genelde kuzey Avrupa (Germen) mitolojisinden seçilen kahramanlar ve onlar etrafında örülmüş olaylar, akıp giden bir destan gibi şiirle ve müzikle anlatılır.Wagner’in operaları, özellikle de “Nibelungen Yüzüğü” adeta sahnelenmiş müzikli bir destandır, denebilir. Wagner, bu anlatıma uygun olacak biçimde orkestrayı da alabildiğince genişletmiştir. Örneğin Nibelungen dizisinde Wagner, romantik dönemin büyük senfoni orkestrasına ek olarak 1 bas trompet, 1 kontrabas trombon, 8 korno, 2 tenor tuba, 1 bas tuba, 1 kontrabas

Richard ve Cosima Wagner, Franz Liszt ve Wagner’e yakınlığıyla bilinen yayımcı ve editör Hans v. Wolzogen Wahnfried villasında (Beckmann, 1881

04/42


MK 04/06

tuba,(ikisi sahnede) 6 Arp ve çeşitli vurma çalgı grupları kullanmıştır. Antik Yunan dramlarında kahramanların duygularını ve kaderlerini sahnede yer alan koro anlatırken, Wagner bu görevi orkestraya vermiştir.Orkestranın işlevi artık solist şarkıcılara eşlik etmek değildir. Wagner operalarında orkestra; konunun ve duyguların yorumlanmasına katılır, adeta sözleri müzikle yorumlar. Bunu yaparken de çoğu kez, Wagner’in deyimiyle çalgıların ve insan sesinin birlikte ördükleri “sonsuz melodi”, bir çağlayan gibi durmadan akar. Bu nedenle Wagner operası bir şarkı operası değil, bir müzik dramıdır. (4) Sahnede anlatılan olayların ve eserde yer alan kahramanların ruhsal derinlikleri, ruhsal geri plânları, Wagner’in‘Leitmotiv’ adını verdiği teknikle bilinç düzeyine çıkartılır. Leitmotiv, bir tür hatırlatıcı ezgi parçasıdır ve her duyulduğunda belli bir kişiyi ya da ruh halini tekrar bilincimize

taşır. Örneğin ‘Meistersinger= Usta Şarkıcılar’ operasında benzer yapılarda yaklaşık 40 Leitmotiv sayılabilir. Wagner, ‘Leitmotiv’ kulanımını dizgeleştiren bestecidir. Çok da tartışılan bir bestecidir o. Operalarında işlediği eski Germen söylenceleri yoluyla bir yandan Alman milliyetçiliğine vurgu yaparken, diğer yandan da kötümser bir felsefi bakışla giderek kötülüklerle kararan insan ruhunu kötülüklerden arındırmayı ve kurtarmayı amaçlar. Bu kurtuluşun aracı sanattır, müziktir. Son operası ‘Parsifal’ ile bu arındırma isteğine dinsel bir hristiyanlık rengini de katmış olur. Büyük Alman yazar Thomas Mann’a göre; “ ‘ Parsifal’ operasında açıkça belirginleşen bu dönüşüm (hristiyanlığa yöneliş, ç.n.), daha ‘Tannhaeuser’de hissedilen ve aslında Wagner’in tüm eserlerinde varlığı duyumsanan koyu bir romantik-hristiyan ruhun büyük bir ustalıkla sonuca ulaştırılmasıdır.”(3)

(3) Thomas Mann : “ Leiden und Groesse Richard Wagners” (= Richard Wagner’in Acıları ve büyüklüğü) Fischer Bücherei – 1959 , s.216-275

04/43


MK 04/07

20. YILINDA MODERN DANS TOPLULUĞU 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan ilk örnekleriyle, dansın alışılmış estetik kurallarını altüst eden modern yapıtlar, dönemin tiyatro, resim, edebiyat gibi başka sanat alanlarını da etkilemiş, Almanya’da çıkan ekspresyonist akıma ilham kaynağı olmuştu. Modern dans sanatı bu ‘estetik anlayışı klasik çerçevesini kaldırıp bambaşka bir boyuta taşıma’ özelliğiyle, her dönemde, evrenin ve insanın içerdiği değerlerin daha geniş anlamıyla farkedilip algılanmasına kapı açar. Zamanla birlikte yürümeyi seven çağdaş kafalı sanatçıların ellerinde, hiç durağanlığa girmeden, sürekli güncellenerek ‘yaşayan’ bir sanat dalı olması ve her zaman çağının önünde gitmesi, tıpkı insanın olduğu gibi, modern dansın da doğasıdır. MDT öncesi dönemde Duygu Aykal, Sait Sökmen ve Geyvan Mc.Milan’ın değerli eserleriyle dans tarihimizde yer almalarının ardından, bizler (Binnaz Dorkip, Yasemin Erkan, Nurdan Sinkil, Salima Sökmen ve Fahrettin Güven) kimimiz içindeki modern anlayışın, kimimiz de bu anlayıştaki koreografi çalışmalarımızın bireysellikten çıkıp teknik eğitimle birlikte kurumsallaşıp yaygınlaşması gerektiği düşüncesinde buluşarak oluşturduğumuz Modern Dans Topluluğu’nun kuruluş projesi, zamanın kültür bakanı F.Sağlar ve genel müdürümüz R.Gökmen’in aydın görüşleriyle destek bularak 1993 de hayata geçti. Kuruluşundan bu yana inanılmaz bir ivmeyle gelişerek bu günün çağdaş sanat anlayışını yakalayan topluluğumuz, yurt dışı turneleriyle bazı çevrelerde ülkemizin yeteri kadar bilinmeyen modern yüzünü tanıtmasıyla, yurt içi turnelerle ve olağan temsilleriyle de günümüz vizyonuna açık olan izleyicinin gereksinimine cevap vermesi ve bu vizyonun uzağında duran kitleyi de geliştirmesiyle çok önemli bir görevi yerine getiriyor. Beyhan Murphy’nin yönetimiyle başlayan topluluğun varlığını sürdürmesi, inanıyoruz ki Devlet Opera ve Balesi’ne ve ülkemizin sanat düzeyine önemli bir zenginlik katmasıyla birlikte, kurumumuzun dünyadaki yalnızca klasik sanatların icra edildiği pek çok önemli merkezin de önüne geçmesine vesile olmaktadır. Topluluğun yerli ve yabancı koreografların elleriyle şekillenen eserlerde rol alan az sayıdaki dansçısıyla sunulan ilk temsilleri, bale eğitimi verilen konservatuarlarda ve bazı üniversitelerde, modern dans bölümlerinin açılmasına önayak olmuştur. Artık bu bölümlerden mezun olarak topluluğa katılmakta olan gençlerle ve kendi içinden yetişen yönetici, eğitmen kadrosuyla, her geçen gün çapını genişletiyor. .Bu sanatın Devlet Opera ve Balesi bünyesinde yaşatılıyor olması ve çorbada tuzumuzun bulunması bizlere gurur veriyor. Modern Dans Topluluğu’nun doğum günü kutlu olsun ve önündeki yıllar çok verimli olsun! MDT kurucuları adına Nurdan Sinkil

04/44


MK 04/08 ARDA BOYLARI 16 ocak temsilinin ardından SESLİ DÜŞÜNCE Arda Boyları, trajik öyküsünü, insan duygularını MDT dansçılarının dilinden anlatan bir gösteri. Koreograf Özgür Adam İnanç, kendi kültürümüzden aldığı ve yaşanmışlığıyla türküsünü oluşturmuş bu konudan Ayşegül Çelik’ in librettosu ve tutarlı rol dağılımıyla, dozu ayarlı ve etkileyici bir eser çıkartmış. Genel konseptin klasik, işçiliğin modern olduğunu söyleyebileceğim bu çalışmasında estetik dengeleri yakalayarak başarılı olmuş. Bizim nesil koreografların meslek yaşamında klasik eğitim ve deneyimin , modern olandan daha uzun sürelere yerleşmiş olması doğal olarak eserlerde bir şekilde kendini hissettiriyor. Ama dans eğitimi veren okullarda modern olsun, klasik olsun, öğrencilere modern tekniği ve kendi kişisel değerlerini daha çok keşfedip geliştirebileceği bilinçli bir zemin sağlanmasına önem verilirse, zamanı yakalayan , alışılmış çerçevenin dışında çağdaş tasarımlar ortaya çıkacaktır. ( Benim gönlümde yatansa; modern ve bale tekniğinin eşit ağırlıkta verildiği bir eğitimdir. ) Bu zeminin gerekliliğinin yanı sıra koreografın çabası da; modern düşünceyi besleyen verilere olabildiğince ulaşmak olmalı. Dansta modern düşüncenin tasarıma dönüşmesinde müzik, dekor, kostüm ve ışık olanaklarının da çok büyük bir etkisi var. Koreografın özgür mü yoksa geleneksel mi düşündüğü, tasarımda kendini gösterir.Bu yüzden koreografın bir diğer görevi de ; bu yaratıcı kadrosunu yönlendirirken, alışıldık, görülmüş, eskimiş unsurlardan kaçınılmasını sağlamak olmalı. Yaşamda da insanlığı çekip ileri götüren etkinin tekrarlar değil, özgür düşünce olduğunu görüyoruz. Hoş, zaten dansla yaşam aynı şey, dansçı bir insan, sahne de bir evren değil mi? Tekrar esere bakalım. Arda Erdem ve İsmail Sezen’in başlangıçta yüzeysel görünümde olan müziği, giderek farklı açılımlara girip eserle bütünleşmiş. Finalde Selva Erdener’in -ender rastlanan bir şekilde- opera tekniğini doğal bir yoruma çeviren duyarlı sesi hiç kuşkusuz müziğe çok değer katmış. Müziğin bantdan değil, kesinlikle canlı icra edilmesini isterdim. Böylece MDT repertuarına tümüyle canlı bir sunum da girmiş olurdu. Kurumsal modern dansın ilk neferleri olan Aslı Sümer, Müge Güleşen, Deniz Alp, daha sonra topluluğa katılan İlke Sayıner bu alana verdikleri emeğin sonucunu izleyiciye çok etkili bir biçimde aktarıyorlar. Bu kadar duygu yüklü bir konudaki karakterlerini

04/45


MK 04/09

abartısız, doğal bir tarzda ve hakkını vererek canlandırmaları, izleyiciyi ya ağlatan ya da ağlamamak için kendini zor tutan bir duruma getiriyor. Duygu açısından çok güzel bir denge bu. Aslı Güneş içinin ve fiziğinin güzelliğiyle, oyunculuk yeteneğiyle rolüne çok yakışmış. Kerem Ünal İnanç da ona çok güzel eşlik ediyor. Fatma kadın rolünü üstlenerek çekici bir gizem yaratan Deniz Alp zaten MDT’nin her zaman parlayan gözbebeğidir. Genç dansçıları öncelikle hayatı zorlaştıran şartları göze alarak bu alanı seçtikleri için kutluyorum ve teknik derslere daha fazla yoğunlaşmalarını öneriyorum. Temsilden sonra kulise gittiğimde biraz geçti ve herkez gitmişti ama anneyi canlandıran Müge Güleşen oradaydı. Hala oynadığı rolün etkisiyle gözleri yanakları ıslak, bir yandan kendine gelmeğe çalışıp, bir yandan hazırlanıyordu. Onun başarısı işte buydu; duygularını bu denli yoğun yaşadığı halde, karakterini doz aşımına uğratmadan seyirciye aktarabilmişti ve ancak seyirciyle işi bittikten sonra duygularını serbest bırakmıştı. Tüm bu değerlerin ve akıcı kombinasyonların ortaya çıkmasını sağlayan Özgür Adam İnanç’ ı kutluyorum. Arda Boyları’yla MDT’nin bu güne kadar sergilediği farklı işlere yeni bir renk katılmış oldu Nurdan Sinkil

04/46


MK 04/10 Klasik Müzik Çalgılarnı Tanıyalım “Flüt” Hazırlayan : Gül Gizem BİRÇEK Flüt şimdi o kadar kusursuz ve mükemmel bir ses rengine ulaştı ki daha fazla gelişmesi arzu edilemez. Hector BERLIOZ ( 1803-1869 ) Flüt, vurmalı çalgılar dışında bilinen en eski enstrümandır. Avustralya ve Yeni Zelanda dahil olmak üzere dünyanın neredeyse heryerinden bu enstrümana ait kalıntılar ve örnekler günümüze kadar ulaşmıştır. Bugün kullanılmakta olan modern yan flüt stilinden farklı olarak ilk flütler dikey üfleme stilinde çalınmaktaydı. Yapımında ren geyiği boynuzu veya koyun kavalkemiği gibi hayvan kemikleri kullanılırdı. Bir üfleme deliği ve muhtelif parmak deliklerinden oluşan ilk flüt yaklaşık 5000 yıllık bir geçmişle karşımıza çıkmaktadır. Yukarı Mısır Hierakonpolis merkezli yapılan kazılarda bulunan 5000 yıllık bir Mısır paletinde danseden bir dağ keçisi ve zürafaya flüt çalarak eşlik eden bir kurt resmedilmiştir. Bununla birlikte günümüze yaklaştıkça flüt tarih boyunca ortaçağ orta Avrupa folklörü “ Fareli Köyün Kavalcısı” ndan 20.yy da kuş avcılarına kadar bir tuzak enstrümanı olarak kullanılmıştır. İlk yan üfleme stili flüt M.Ö 4.yy’da Etrurya ve Yunanistan’da ortaya çıkar. Etrüsklerin mezar taşlarında, ölülerin küllerinin saklandığı kaplarda ve çağdaş Yunan sanatında resmedilmiştir. Batı Avrupa’da yan flütün kullanımına dair var olan en erken referans 12.yy ortalarını bulur. 14.yy’a gelindiğinde yan flüt Avrupa’nın birçok yerine özellikle Fransa ve İspanya’ya yayılmıştı. Modern flüt bugünkü gelişkin haline 1830’larda Bavyera’lı kuyumcu ve müzisyen Theobald Boehm’in tasarımıyla ulaşmıştır. XIX. yy. ortalarına dek, flütte bugünkü perde sistemi yoktu. Çalgının gövdesindeki delikler parmak uçları ile kapatılarak sesler elde ediliyordu. Fakat daha iyi seslerin elde edilebilmesi ve tam bir entonasyon için bu deliklerin arasındaki uzaklığın daha geniş olması gerekiyordu. Kendi adıyla “Boehm Sistemi” olarak adlandırılan bu sistem, güzel ses niteliği ve tam bir entonasyon için, deliklerin akustik olarak doğru yerlere ve istenilen genişlikte açılıp kapanabilmesine olanak sağlamıştır. Delikler üzerinde doğal olarak açık duran kapaklar yerleştirilmiştir. Çalıcı, tüm delikleri kapaklar, miller, yaylar ve perdeler sayesinde kontrol etme olanağı bulmaktadır. 19.yy’da uluslararası ticaretin gelişmesiyle flüt yapımında daha sert ahşaplar kullanılmaya başlanmıştır. Güney Amerika granadillası, gül ağacı ve Afrika abanozu bunlardan

04/47


MK 04/11

bazılarıdır. Şimdilerde flüt yapımında ahşap çok nadir kullanılmakta bunun yerine daha anlamlı bir ton elde etmek için gümüş, altın ya da platinyum gibi yoğun metaller kullanılmaktadır. Yan flüt orkestrada ilk olarak 1681 yılında Lully’nin balelerinde kullanılmıştır. 1691 yılına gelindiğinde flüt Fransız Kraliyet Kilisesi orkestrasına girmiş ve sonraki 50 yıl içerisinde Fransa, Almanya ve İngiltere’de birçok halka açık konserde orkestraların vazgeçilmez bir elemanı olmuştur. Flüte orkestrada solo olarak, geniş cantabile (şarkı söylenir gibi çalınan) melodilerden en hızlı pasajlara dek her türlü görev verilebilir. Tatlı, duygusal, pastoral (doğayı yansıtan) ezgiler daha çok orta ses bölgesinde verilir, kuş cıvıltıları, neşeli melodiler ve çocuksu pasajlar daha çok ince oktavlarına yazılır. Diğer tahta nefesli çalgılar ile çok uyumludur, iyi kaynaşır. Arka planda gerek armoniyi uzun seslerle ve çeşitli eşlik figürleri biçiminde sağlamakta çok kullanışlıdır. Tutti çalınan kısımlarda ana melodinin kemanlarda olduğu durumlarda ya kemanlarla birlikte ya da bir oktav tizlerde aynı melodiyi çalarak zenginlik sağlar. Flüt tüm üflemeli çalgılar içinde en çevik ve en hünerli çalgıdır, çalamayacağı çok az şey vardır. Kromatik ve diatonik ezgiler, arpejler, uçarı ve gösterişli pasajlar, bağlı ve dilli olarak çok hızlı tempolarda çalınabilir. Ayrıca, yakın ve uzak atlamalı aralıkların tekrar tekrar gelişleri, stakato (staccato İt.), tril, tremolo, grupetto ve benzeri teknikler flütte çok kolay çalınabilir. Tek dil, çift dil, üç dil ve kurbağa dili tekniği rahatlıkla yapılır. Flütün crescendo (kreşendo okunur) ve decrescendo (dekreşendo okunur) olanakları, diğer çalgılara göre büyük ölçüde kısıtlıdır. Bazı tril ve tremololar ise olanaksızdır. Özellikle ince seslerdeki gür pasajların çalımında çok nefes harcanması gerektiği için cümle yapısı, flütçüye arada bir nefes alma ihtiyacını giderecek nitelikte boşluklar içermelidir. Geçmişten günümüze ünlü flüt virtüözleri arasında Charles Nicholson, William Kincaid, Severine Gazzelloni, Jean Pierre Rampal, James Galway, Harvey Sollberger gibi isimleri sayabiliriz

Rudall & Rose üretimi bir konik Boehm flüt (1832 tipi) (Londra, 1838–47 arası)

04/48


DİNLEYİCİ İZLENİMİ 04/01

BİR ANKARA TEMSİLİ İzlenimler ve Bilgiler Hazırlayan : Petek GÜNGÖR “Macbeth” Temsili Ankara Devlet Opera ve Balesi Tarih: 23.02.2013 Cumartesi ŞEF: Allessandro CEDRONE SAHNEYE KOYAN: Yekta KARA SOLİSTLER Macbeth, M.Çetin Kıranbay , Serkan Kocadere Banco, Ö.Savaş Gençtürk , Ü.Mithat Lady Machbeth, Sayra Seyhan Geçim , Şule Köken Dama, Z.Pınar Çakıt , Burcu Yılmazkurt Macduff, Aykut Çınar , Murat Karahan Malcolm, Y.Barış Çark , Haser Tek Medico, Volkan Şen Servo, S.Doğan Çapanoğlu Sicario, Emre Uluocak Apparizzioni, Umut Kosman , Burcu Soysev , Filiz Şamiloğlu MACBETH ÖNBİLGİ Birinci Perde Kral Duncan’ın ordusundaki iki general Macbeth ve Banco, terk edilmiş kırlık bir alanda ilerlerken cadılarla karşılaşır. Cadılar Macbeth’in önce Cawdor Baron’u, sonra da İskoçya Kral’ı olacağını söyler. Banco’yu da kralların babası olarak selamlarlar. Cadılar kaybolduğu anda kralın habercileri gelir ve Macbeth’i yeni Cawdor Baron’u olarak selamlar. Şaşıran Macbeth, cadıların diğer kehanetlerinin de gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini merak eder. Kocasının başından geçen ilginç olayları anlattığı mektubu alan Lady Macbeth, Macbeth’in hırsını körüklemek için her tür yolu deneyeceğini söyler. Kral Duncan ve maiyeti Macbeth´in şatosuna gelir. Lady Macbeth, kocasına cesur olmasını ve cinayeti hemen işlemesini

04/49


Dİ 04/02

söyler. Macbeth, karısının ısrarıyla kralın yatak odasına gider ve onu öldürür. Lady Macbeth bıçağı alıp kanı kralın muhafızlarının üzerine sürer; böylelikle suçlu onlar olacaktır.  Taç sahibi olan Macbeth, Banquo’nun soyunun kral olacağı kehanetini unutamamaktadır. Bir kez daha Macbeth ve Lady Macbeth onları tehdit eden tüm düşmanlarını öldürmeye karar verir. Macbeth, Banquo ve oğlunu öldürmeleri için kiralık katiller tutar. Banquo öldürülür fakat oğlu kaçar. Macbeth, ziyafet sofrasında Banquo’nun hayaletini görür. Lady Macbeth onu cesaretlendirmeye çalışır ve ölenin geri gelmeyeceğini söyler. İkinci Perde Banquo’nun hayaletini gördüğü için korkuya kapılan Macbeth, tekrar cadılara gider. Onlar da Macbeth’e, Macduff ’a dikkat etmesini, kadından doğan birinin ona zarar veremeyeceğini ve Birnam Ormanı yürümeye başlamadan ona bir zarar gelmeyeceğini söylerler. Son olarak cadılar Macbeth’e, Banquo’nun hayaletini ve İskoçya Krallarını gösterip, Banquo’nun ailesinin hükümdar olacağını söylerler. Bunları öğrenen Lady Macbeth, kocasına Macduff ’ın ailesini öldürmesi ve Banquo’nun oğlunun peşine düşmesi için baskı yapar.  Bir grup İskoçyalı toplanıp Macbeth’lerin zulmüne baş kaldırmak için Birnam ormanında bir araya gelir. Macduff, ailesinin Macbeth tarafından nasıl katlettiğini anlatır. Öldürülen kral Duncan’ın oğlu onlara katılır ve kendilerini gizlemek için Birnam ormanındaki ağaçların dallarını kullanmalarını öğütler. Lady Macbeth, işlenen tüm cinayetlerden dolayı dehşete kapılmıştır. Nedimesi ve bir doktorun önünde uyurgezer bir halde dolaşırken işledikleri bütün cinayetleri sayıklar. Macbeth, karısının ölüm haberini alır. Yaptığı tüm kötülüklerden ve cadıların kehanetlerini gerçekleştirme hırsına kapılıp Duncan’ın tacına cinayet yoluyla sahip olmasından dolayı hissettiği pişmanlığı dile getirir. Daha sonra Birnam ormanının kendi ordusuna doğru ilerlediği haberini alır. Macbeth, Macduff ile karşılaşır. Macduff, normal bir şekilde doğmadığını, vaktinden önce annesinin karnı yarılarak doğumunun gerçekleştiğini söyler. Macbeth’in yenileceği günün kehanetleri doğrulanmıştır, Macduff, Macbeth’i öldürür; böylelikle zalim Macbeth’lerin hükümdarlığı sona erer.

04/50


Dİ 04/10

PAZARTESİ’NİN GÜZEL SENDROMU “MACBETH”… Derler ya pazartesi sendromu diye… O sendromun üzerine Giuseppe Verdi’nin eseri Macbeth’i izleyeceğim için çok şanslıydım. Temsile yarım saat kala operanın kapısından girerken o sıcak sahne kokan ortam, sanatçıların heyecanını adeta içimde hissettirdi. Kırmızı deri koltuğuma oturmuştum… Zilin çalmasını bekledim…Ve temsil uvertürle başladı. Kararan ışıkların ardından sahnedeki dumanın arasında üç cadı belirdi. Dekor siyah ve parlak bir tema üzerine kuruluydu. Dekora üç boyutlu bir hava katılması hemen dikkatimi çekmişti; sanki sahnede ben de vardım… Giuseppe Verdi’nin (1813-1901) o karakteristik ve eşsiz temaları eserin soylu ve asil havasına yüreğimi dahil etti. Eserin rejisörü Yekta Kara farklı ve evrensel bakış açısını her zamanki üslubuyla sahneye taşımıştı. Dekorların da hareket ederek reji ile birleştiği temsilde solistlerin ve koronun performansı oldukça dikkat çekiciydi. Özellikle koro Patria Oppressa adlı koro parçasını A.D.O.B.’un koro geleneğine yakışır bir şekilde yorumladı. Gerek crescendo ve subbito piano ları aynı zamanda Verdi’ye özgü müzik cümlesi bağıyla koro harika bir iş çıkardı. Ayrıca solist sanatçılardan Macbeth rolündeki bariton Serkan Kocadere ’’ Perfidi, Pietà, rispetto, amore..’’ adlı aryayı güçlü ,tok , parlak ve şahane bariton sesiyle olağanüstü yorumladı. Macduff rolünde ise Aykut Çınar idari sorumluluğunun yanı sıra sahnede de gösterdiği performansıyla iyi bir alkışı hak etti. Lady Macbeth rolündeki Sayra Seyhan Geçim daha iyi bir performans gösterebilirdi: Aslında sesi rolüne pek de uygun değildi… Kendisinin yerine daha koyu ve dramatik karakterde sese sahip bir soprano tercih edilebilirdi. Bunların yanı sıra Kral’ın cenaze sahnesinde yanlış bulduğum bir yer var: O dönemde cenazelerin elleri göğsüne doğru bağlanmaz bu bir pagan ritüelidir. 28 yıl aradan sonra orkestra,koronun ve solistlerin üstün performansıyla Maestro Allessandro Cedrone’nin yönetiminde Ankara seyircisi güzel bir Macbeth izleme fırsatına kavuştu. Seyirci Verdi’nin 200.ölüm yıl dönümünü coşkulu alkışlarıyla andı: Temsil alkışları fazlasıyla hak eder geldi bana, bu ayki temsili kaçırmayın dilerim…

04/51


KİTAP TANITIMI KT 04/01

KİTAP TANITIMI : “W.A.MOZART OLUŞUMUN ROMANI”

Yazar : Felix Huch Çeviri : Erdoğan Okyay Yayınevi : Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Yayını

Wolfgang Amadeus Mozart (Salzburg, 1756 Viyana, 1791), Salzburg’da doğmuş ve bu kent onun hep kaderi olmuş. Ne kadar uzak kalsa da bir gün geri dönmüş. Deha bir sanatçı olarak huzur içinde üreteceği, kendini özgürce ifade edeceği, rahat bir yaşam süreceği yeri ve koşulları aramış. Adeta ilahi bir güçle onun dimağına süzülüp eliyle kağıda dökülen notalar, çok alkışlanmış, çok da kıskanılmış. Sanatçının kabına sığmayan arayışı ve şansızlıklarının sürükleyici bir roman tadında anlatıldığı Mozart kitaplarını okurken, müzik eserlerini hayranlıkla dinlediğiniz bu müzik dehasının yaşamını sürdürmek için çektiği sancılara tanık olacaksınız. Bu ikiz kitabın yazarı Felix Huch, Beethoven gibi Mozart’ın da yaşam öyküsünü belgelere dayanarak bir edebi esere dönüştürmüş. Yine bir benzerlikle iki kitap olarak okurlara sunmuş. Erdoğan Okyay, duru ve akıcı Türkçesiyle; Mozart’ın yaşamını anlatan bu iki kitabı, Almanca aslından dilimize kazandırdı. Okyay, akademik öğrenimini Almanya’da tamamlamış bir müzik eğitimcisi olup Başkent Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda dokuz yıl görev yaptı. Vakfımızın Yönetim Kurulu üyesi olan Okyay’ın Vakıf yayınları arasında çıkmış ikisi çeviri olmak üzere sekiz kitabı bulunuyor

04/52



Nisan 2013 Müzik Dosyası