Issuu on Google+

SUNUŞ

Nisan, 2011

Değerli Okurlarımız, Bir Ankara Klasiği; Uluslararası Müzik Festivali, Nisan ayı boyunca başkentlileri müzikle buluşturacak. Eskişehir, Bilkent, Hacettepe Senfoni Orkestralarının yanı sıra Orkestra Akademik Başkent’in yer aldığı ağırlıklı programda farklı müzik yaklaşımlarına da yer verildi. Pianodrum, Ignacio Rodes, Alman Polis Bandosu, The Lutloslawski Quartet, The Hermitage Ensemble of Soloists, MozART, Mnozil Brass, NY Gipsy All Stars, Hasan Gökçe Yorgun, Tchaikovsky String Quartet, Pilar, Ziv Eitan’la Ritme Yolculuk, Cedric Tiberghien, Antakya Medeniyetler Korosu, Jazzing Flamenco, Daisy Jobling &The Band… Konserler MEB Şura Salonu, Bilkent Konser Salonu, Resim Heykel Müzesi Salonu, Çankaya Belediye Çağdaş Sanatlar Merkezi Salonunda gerçekleşecek, konserlerle ilgili bilgiye Vakıftan temin edebileceğiniz detaylı broşürlerden ve www.ankarafestival.com adresinden ulaşabilirsiniz. Festival salonlarında görüşmek üzere… Saygılarımla, Bahar Gökçeli Editör SCA MÜZİK VAKFI

04/01


DUYURULAR D 04/01

Nisan Ayında Ankara’daki Konserler ve Müzik Etkinlikleri Tarih

Saat

Yer

Etkinlik

03 Pazar

20.00

Bilkent Konser Salonu

İhsan Doğramacı Anısına Şef: Işın Metin Solistler: Pervin Çakar-soprano Cüneyt Ünsal- Bariton Tuncay Kurtoğlu- Bas Program: Y. Aydın Sahneden “Saygun Emre” Opera G. Mahler 1. Senfoni “Titan” Re major

07-08 Perş-Cuma

20.00

CSO

Şef: Rengim Gökmen Solist:Atilla Aldemir-Keman Program: İstemihan Taviloğlu “Süit” Max Bruch Keman Konçertosu sol minör op. 26 Ludwig van Beethoven 7. Senfoni la majör op.92

08Cuma

20.00

Bilkent Konser Salonu

28. Uluslararası Ankara Müzik Festivali Şef: Klaus Weise Emmanuel Pahud-flüt W. A. Mozart Flüt konçertosu No.2 re majör KV. 314 A. Bruckner 4. Senfoni mi bemol majör

14-15 Perş-Cuma

20.00

CSO

Şef: Vachtang Machavarıana Solist: Ilıan Garnetz-Keman Program: Dmitri Şostokoviç 1.Keman Konçertosu la minör op. 99 Dmitri Şostokoviç 10.Senfoni mi minör op.93

16 Cmt.

20.00

Bilkent Konser Salonu

Şef: Myron Michailidis Solist: Janis Vakarelis- piyano Program:C. Nielsen Helios Uvertur S. Prokofief 3. Piyano koncerto Do major Op. 26 R. Schumann 1.Senfoni “Spring” Si bemol major Op. 38

21-22 Perş.- Cuma

20.00

CSO

Şef: Burak Tüzün Anlatıcı: Murat Akar Solistler: IV.Uluslararası GÜLDEN TURALI Keman yarışması birincileri Program: Sergey Prokofief “Peter ve “Kurt op.67

04/02


D 04/02

23 Cmt

20.00

Bilkent Konser Salonu

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Bilkent Gençlik Senfoni Orkestrası Bilkent Üniversitesi Müzik Hazırlık Okulu, Çocuk Solistler

28-29 Perş- Cuma

20.00

CSO

Şef: Emil Tabakov Solist: Minctho Mintchev-Keman Young- Chang Cho-Viyolonsel Program: Johannes Brahms ikili konçerto op.102 Sergey Prokofief Romeo ve Juliet Bale Süitleri No 2 op.64

30 Cmt

20.00

Bilkent Konser Salonu

28. Uluslar arası Ankara Mzüik Festivali Kapanış Konseri Şef: Işın Metin Solist: Pierre Amoyal- keman H. Dutilleux Keman konçertosu K. İnce 4.Senfoni “Sardis”

30 Cmt

31 Perş. 01

19.00

20.00

Kültür Merkezi M Salonu Sıhhiye

Hacettepe Senfoni Orkestrası

CSO

CSO

Şef:ErolErdinç Solist: Elisso Virsaladze (Piyano)    Eserler:Tschaikowsky-1.Piyano Konçertosu Beethoven- 7.Senfoni  Şef: Rengim Gökmen Solist: Elina Vahala-Keman Program: J.Brahms Keman Konçertosu Re majör Op.77 J.Brahms 4.Senfoni mi minör Op.98

04/03


VAKIFTAN HABERLER VH 04/01

Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Kadınlar Korosu 8 Mart’ta Van’daydı 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Kadınlar Korosu, Kültür Sarayı’nda Vali Münir Karaoğlu ve Eşi’nin davetlisi olarak bir konser verdi. Vali’nin yanı sıra, Vali Yardımcıları, İl Emniyet Müdürü, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü ve şehrin ileri gelenlerinin izlediği bu konser bir anlamda Ankara’lı kadınlarla Van’lı kadınları buluşturdu.

04/25


MÜZİKSEVERİN KÖŞESİ MK 04/01

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası Konuk Şefi Bu Yıl Da Cem Yılmaz’dı Diğdem Gezek Borusan’ın klasik müziğin evrensel dilini toplumun her kesimiyle paylaşma ve bu doğrultuda genç yeteneklerimizi destekleme hedefi ile 2006 yılında başlattığı ‘Özel Konserler’in beşincisi, 7 Mart 2011 tarihinde, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Salonu’nda gerçekleşti. Amacı, her yılki konserden elde edilen gelirin tümü ile bir ya da birden çok yetenekli gencin yurtdışında eğitim almasını sağlamak olan bu konserler dizisinin 2011 konuk şefi Cem Yılmaz’dı. Orkestranın Onursal Şefi Gürer Aykal ile uzun provalar yapmasının ardından bu görevi yerine getirmek üzere sahnedeki yerini alan Yılmaz, sahnede de Gürer Aykal’ın kontrollü desteğinden güç almaktaydı. Aykal, sahnede orkestra üyeleri arasında ve Yılmaz’ın tam karşısında otururken, görülüyordu ki konser, klasik müzikten çok medyatik bir olay olmaktan öte, emin ellerdeydi. Üstelik Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, geçtiğimiz yılki konuk şefliğinin ardından, Cem Yılmaz’ı ikinci kez konuk şef olarak ağırlıyordu. Konserin sürprizi bununla kalmıyor, Borusan’ın bursiyerlerinden piyanist Sıtkı Kandemir Basmacıoğlu’nun konsere solist olarak katılması da, projenin anlam ve işlevine dikkati çekerek gecenin heyecanına heyecan katıyordu. Ülkemizde klasik müzik ile ilgilenen herkesçe - olumlu ya da olumsuz- birçok şekilde anlamlandırılan bu konseri dinlemek (bu konser için daha doğru sözcük ‘izlemek’ olacaktır) imkanı bulamayan ve merak edenler için izlenimleri paylaşmak gerekirse, konser süreci şöyle anlatılabilir: Konser başlar başlamaz Cem Yılmaz sahnedeki yerini aldı ve yüksek lisans öğrenimini Borusan bursu ile Almanya’da tamamlayan Sıtkı Kandemir Basmacıoğlu’nu dinleyiciye takdim etti. Mozart’ın 23. Piyano Konçertosu’nu seslendiren Basmacıoğlu, günün kendisi için ne denli anlam taşıdığını, gerek sahne tavrında ve gerekse yorumunda gizleyemeyecek kadar heyecanlıydı. Konçertonun ardından Gürer Aykal’ın, sahnede büyük bir övgü ile kutladığı Basmacıoğlu, dinleyiciden tam not aldı. Arasız gerçekleşen ve toplamda 2 saati aşkın bir sürede tamamlanan konserin geri kalanında sahne Cem Yılmaz’ındı. Yılmaz, kendisi de biliyor ve saklamaksızın ifade ediyordu ki; biletleri her zamankinden daha

04/26


MK 04/02

yüksek fiyatlarla satılan bu konser görevi kendisine, önceki özel konserlerde gerçekleşenden daha fazla sayıda burslu öğrenci yetiştirebilmek amacıyla önerilmişti. Bu öneriyi bir hayır işi olarak kabul eden Cem Yılmaz, bu sahnede olmaktan, bu sahnede olmak için Gürer Aykal yönetiminde ve orkestranın değerli üyeleri ile çalışma deneyimini yaşamaktan son derece mutluydu. Bu konserde yönetmek üzere sorumlu olduğu eserler arasında, geçtiğimiz yıl ‘yönettiği’ eserlerden birkaçının da yer alıyor olması O’nu üstlendiği bu göreve daha aşina kılmış ve kendine olan güvenini arttırmıştı. Bu gecedeki eserler arasında Mozart’ın 40. Senfoni’sinin, Beethoven 5. ve 9. Senfonilerinin, Cemal Reşit Rey’in Türkiye Senfonik Rapsodi’sinin son bölümleri yer alıyor ve Cem Yılmaz, karşısında büyük bir dikkatle kendisini yöneten Gürer Aykal’ın sayesinde görevini tamamlıyordu. Esprilerinde; klasik müzik disiplinine zarar verecek hiçbir unsur bulundurmadan ve hiçbir yanlış anlaşılmaya yol açmadan... ‘İstanbul’dan AKM’yi çaldırdık mı(?)’ diyerek sorguladığı AKM tadilatı konusundaki esprisine belki de en çok, konuklar arasında yer alan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın gülmesini ve alkışlamasını sağlayarak… Konser beklenenden çok daha uzun sürmüş ve orkestranın iki kez bis çalması kaçınılmaz olmuştu. Ben bu izlenimlerimi dergimiz okurları için satırlara nasıl dökeceğimi düşünürken, yanımda oturan Devlet Sanatçısı Suna Kan, Cem Yılmaz’a övgüler yağdırmaktaydı. Tam da o sırada, sahnede kendisine verilen çiçekle birlikte Cem Yılmaz yanımıza doğru koşarak geldi ve çiçeği, sahneden de büyük bir saygıyla selamladığı Suna Kan’a takdim etti. Bir diğer izleyici olan Yıldız Kenter ise tüm dikkatini Yılmaz’a vermiş ve kendisini ayakta alkışlıyordu. Orkestra üyeleri de Cem Yılmaz’ı ‘Brovo Cem…’ sözleriyle alkışlıyordu. Belli ki provalar ve konser süreci orkestra ile Cem Yılmaz arasında arkadaşlık köprüleri bile kurmuştu. Diğer yandan da kendimi sorguluyordum: Yaklaşık on yıldır kesintisiz BİFO dinleyicisi bir müzik eğitimci olarak, bugün çok da isteyerek gelmediğim bu konserin sonunda acaba ben neyi alkışlıyordum? Ben bu konserde sanırım, Cem Yılmaz’ın Gürer Aykal’a itaatini; orkestrayla arasında kurduğu güzel iletişimi, kendini öğrenmeye teşvik eden gözlemci ve çocuksu ruhunu alkışlıyordum. Dinleyici aniden istekler yağdırmaya başladığında, çalınması istenen Türk eserlerin bestecilerini hemen hatırlamasını alkışlıyordum.. Medyamızın kimi ünlü yüzleri Türkiye’de yaşatılmaya çalışılan klasik müzik kültürünü inciten gündemler yaratırken, neredeyse ‘en ünlü’ medya yüzünün bu konser aracılığıyla üstlendiği riskli rolü alkışlıyordum.. Öyleyse bu konseri de, can-ı gönülden yazmaya koyulduğum her keşfim gibi heyecanla kaleme almalı ve ilgilenen okurlara ulaşmalıydım. Konser bitip, salonun tüm ışıkları yandığında görülen gerçek; bu geceki dinleyici kitlenin ne sadece klasik müzikseverlerden/ilgilenenlerden, ne de sadece Cem Yılmaz hayranlarından oluştuğuydu. 7 Mart 2011 tarihli BİFO 5. Özel Konseri sanat camiasının yakın ilgisinden örülüydü ve ilgi karşılıksız kalmıyor; medya düzeyli bir biçimde klasik müziğin Lütfi Kırdar’daki sahnesine taşınıyor ve salondaki tüm dolup taşan koltuklar işaret ediyordu ki, seneye de aynı salonda bir başka BİFO özel konseri yaşanacak ve BİFO tıpkı bu konserde Sıtkı Kandemir Basmacıoğlu’nu dinleyici ile buluşturduğu gibi yeni bursiyerlerini de tanıtmaktan gurur duyacaktı.

04/27


MK 04/03

Siyah Kuğu Oğuz Özlem

Harward Üniversitesinde psikoloji öğrenimi görmüş olan Natalie Portman, Siyah Kuğu filminin başrolünde, kendini dans hayatı boyunca fiziksel acılara mahkûm eden, bu uğurda, çok sınırlı bir sosyal hayatın neden olduğu patolojik travmaları yaşayan bir balerini canlandırıyor. Odette ve Odile rolleri ile Altın Küre’yi kazanan ve Oscar’ın en büyük adayı olan Natalie Portman’ın bu filmdeki performansı sayesinde, insanın kendi kendini nasıl kamçıladığını, meslek sevgisinin doruk noktasının bu olduğunu artık daha iyi biliyorum ve büyük saygı duyuyorum. Siyah Kuğu filmindeki bazı olaylar ve konu abartılı olabilir. Fakat özellikle dansçıların çektiği sıkıntılara ilişkin sahneler genel olarak çok gerçekçidir. Sanat sevgisi ve mükemmele ulaşma iradesi sanatçının bir sonraki temsilinde yine dev gibi önüne dikilir. Ama sevgiyle yoğrulmuş, akıl ve bilgiyle birleşmiş güçle yaratılmış güzellikler hem dansçının, hem de seyircinindir. İki üç yıl önce bir konferans vermek üzere İstanbul’a gelmiş olan, dünya çapında tanınmış sosyal bilimci ve gelecek bilimci (futurist) John Noisbitt , Megatrends (Büyük Yönelimler) adlı kitabında dünyada en zor, en tehlikeli ve en çok özveri gerektiren meslekleri araştırmış. Birinci sıraya, yüksek fırının önünde eriyik madeni kalıplara döken işçiyi koymuş. İkinci sıraya toprağın yüzlerce metre altında çalışan madenciyi yerleştirmiş. Üçüncü sıraya ise balet ve balerinleri koymuş. Bu felsefecinin dansçıların mesleği konusunda görüşü böyle. Dünyanın sayılı fotoğrafçılarından Amerikalı Howard Schatz, seyrettiği Kuğu Gölü balesi hakkında bakın neler söylüyor: “Üç saatlik zaman zarfında, başroldeki erkek dansçı (Prince Siegtrieds) dans esnasında iki buçuk ton yük kaldırır; Odette-Odile’i oynayan başroldeki kadın dansçıyla birlikte, bale sanatındaki en zor hareketleri, kendilerini bunalıma sokma pahasına yaparken, diğer dansçılarla beraber seyircileri hayaller ve tatlı rüyalara sevkeder, sonsuz keyifli dakikalar yaşatırlar.” Stern dergisindeki röportajında da şöyle söylüyor: “Uzun yıllar modellerle, oyuncularla, müzisyenlerle çalıştım. Ama deneyimlerim bana gösterdi ki hiçbiri dansçılardan daha sıkı çalışmıyor. Dansçılar kelimenin tam anlamıyla, eşek gibi çalışıyorlar.” İzleyenlere keyif ve hafiflik duygusu veren bu dansın arkasında, harcanan gücün ve çekilen acının da altını çiziyor. İşte bir bale sanatçısı için bunun böylesine ağır bir maliyeti vardır. Bu sevgiyle yoğrulmuş, görme duyma ve güzelliklerle birleşmiş yaman bir güçtür. Bunlardan yoksun bir insanın, sevgi dilini anlaması, takdir etmesi zordur. Sıkıntı, üzüntü ve kısaltmalar ne derecede olursa olsun, sanatçının kendi iradesiyle yarattığı bu bunalımlı durumlar onun mutluluk dayatmasıdır.

04/28


MK 04/04

Bale sanatçısı mesleğin gönüllü bir mahkûmudur. Yolu zorluklarla doludur ve ömrü kısadır. Bizde bale sanatının bunca sene yazılarla, sözlerle aşağılanması ve ipe sapa gelmeyen saldırılara uğraması umarım son bulur. Bu film, bu sanat konusunda insanlarımızın hâlâ devam eden takdir ve sevgi duygularının ortaya çıkmasına neden olacaktır. Mesleğimle ilgili böyle bir konunun, dünya gündeminde olması hem şans ve güzel, hem de benim için trajik bir konu. Bu yazdıklarım açısından bakıldığında balerin olan eşim, Ankara Devlet Balesi’nde senelerce solist sanatçısı olarak görev yapmış ve yurtdışında uzun seneler dans etmiş biri olarak ben, nihayet Ankara Devlet Balesi’nin solist sanatçıları iki kızım, tabi ki akıllı bir iş yapmış olmuyoruz. Kızlarım, sanata çok düşkün olan İstanbul Çapa mezunu bir öğretmen olan annemle başlayıp, benimle devam eden bu yarışın ve sahne güzelliğinin doyumsuzluğunu, sürekli yinelenen bu mükemmellik arayışını, sevgiyle yorulmuş akıl ve bilgiyle birleştirerek yendiler. İyi dansçı olup, mutlu oldular. Ama ne yaparsanız yapın nafile. Onlar da iki üç yaşlarındayken, genetiklerini sahnenin tozu ile birleştirdiler ve geleceklerini belirlediler. Bale sanatçısının meslek sevgisi, saf ve temiz duyguları, doğru ve dürüst olma güdüsü içinden çıktığı topluma her zaman sözsüz bir köprü oluşturmuştur. Onun büyüklüğü ve sanat yeteneği ile beraber erdemliliği de göz ardı edilemez.

04/29


MK 04/05

Müzik Haberleri Cem Mansur ve çellist Jiri Barta CSO’da 10-11 Mart’ta CSO’da Cem Mansur’un şefliğinde Ahmet Altınel’in “Gecenin Kaynakları”adlı bestesinin Türkiye’de ilk kez seslendirildi. Daha önce yine Cem Mansur yönetiminde Berlin’de seslendirilen eseri, besteci Fransız şair Robert Desnos’un aynı adlı şiirinden esinlenerek yazmış. Salondan iyi tepkiler alan Gecenin Kaynakları eserinin ardından, genç neslin başarılı çellistlerinden Jiri Barta sahnedeydi. İngiliz besteci Edvard Elgar’ın 1919’da yazdığı Viyolonsel Konçertosu mi minör Op.85 seslendiren Jiri Barta başarılı performansıyla dinleycilerden tam not aldı…

Selva Erdener ve Turkuaz Dörtlüsü Hacettepe Kültür Merkezindeydi 13 Mart akşamı Hacettepe Kültür Merkezi salonunda gerçekleştirilen konserde soprano Selva Erdener, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası şefi İbrahim Yazıcı (piyano) Alper Müfettişoğlu (kontrabas) Ekrem Öztan (klarinet) Ahmet Baran (kanun) eşliğinde bir konser verdi. 2001 yılında Kalan Müzikten çıkardığı “Sen Sen Sen” albümünün repertuarından oluşan şarkılarla dinleyicileri büyüledi. Konser, İbrahim Yazıcı’nın uyarlamış olduğu Ada sahilleri şarkısını, soprano Selva Erdener’in ilk kez seslendirmesiyle son buldu.

04/30


MK 04/06

Doç. Dr. Süleyman Tarman “Doğumunun 130. Yılında Atatürk ve Müzik” kitabı Mayıs ayında kitapevlerinde Müzik eğitimcisi, besteci ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi Samsun Devlet Konservatuarı Müdürü Doç.Dr. Süleyman Tarman tarafından yazılan “Doğumunun 130. Yılında Atatürk ve Müzik” adlı kitabı mayıs ayında tüm kitapevlerinde bulabilirsiniz. 1999 yılından bu yana, Gençlik Orkestraları İçin Dağarcık, Klasik ve Pop Gitar Metodu, Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Orkestra Ders Kitapları, Müzik Eğitiminin Temelleri ve Yeni Nesil Çocuk Şarkıları gibi kitaplarla yayın hayatına devam eden yazarın kalem aldığı son kitap olan Doğumunun 130. Yılında Atatürk ve Müzik, bizi ağırlıklı olarak Atatürk’ün müzikle ilgili yönlerine götürüyor, olayların yaşandığı dönemlere, koşullara ve ortamlara taşıyor. Müzik Eğitimleri Yayınları’ndan çıkacak olan kitap, mayıs ayında okuyucularla buluşacak…

04/31



Nisan 2011