Issuu on Google+

İÇERİK 11/01

GİRİŞ YAZISI 1 VAKIFTAN HABERLER / DUYURULAR • Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Ulusal Beste Yarışması Şartnamesi • MusMA-5 Programı için Genç Bestecilere Çağrı • Sempozyum : - Geleceğin Profesyonel Müzikçileri - “Yetiştirme Modelleri ve Programları” • Berlinli Genç Yetenekler Ankaralıları Büyüledi • Sevda Cenap And Vakfı Kurs Duyurusu • Halk Sağlığı Önderi Prof. Dr. Nusret Fişek Anısına - Bir Barış Resitali • Jeuneses Musicales Ankara Çocuk Korosu

3 7 8 10 11 12 13

MÜZİKSEVERİN KÖŞESİ • 10. Bodrum Uluslararası Bale Festivali • Lied : Çağlar Boyu Geçirdiği Evrim ve Müzik Dünyasında Bugünkü Yeri • Gustav Mahler’in Senfonik Yaratıcılığı

14 16 20

BİR KİTAP • Şostakoviç ve Türkiye - Ferah Tahirova

28

DİNLEYİCİ İZLENİMİ • Bir Ankara Konseri

29

AYIN MÜZİK ETKİNLİKLERİ (ANKARA) • Bilkent Senfoni Orkestrası Ekim-Kasım Ayı Konserleri • Başkent Üniversitesi Orkestra Akademik Başkent Kasım Ayı Konserleri • Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Kasım Ayı Konserleri • Ankara Devlet Opera ve Balesi Kasım Ayı Etkinlikleri

35 36 38 39


GİRİŞ YAZISI

Kasım 2012 Merhaba… Dosyamız bu ay Ankara’mızın artık iyice canlanan müzik etkinliklerinin doluluğu içinde çıkmış bulunuyor. Başkent yine bir çok sanatsal etkinliği yaşayacak ve bir çok kuruma ait salon son derece dikkat çekici konserlerle/müzikal eserlerle tınlayacak; sanırız bu açıdan Kasım ayı güzel bir ay olarak kalacak aklımızda !..Ayın konserlerinin değerli solistleri, şefleri ve orkestralarıyla ilgili önemli bilgileri hep olduğu gibi yine bu sayımızın da sayfalarında bir bölüm olarak bulabilirsiniz. Bununla birlikte Vakfımızdan size daha önce iletmiş olduğumuz bir kısım duyurulara bir kez daha yer vermiş bulunuyoruz; çünkü zamanı yaklaşan “Sempozyum”umuz, Müzik Dosyamıza “üyeliğin değişen şekli”, MusMa-5 Programı dahilinde “genç bestecilere yapılan bir çağrı” ve Vakfımız tarafından düzenlenen “ Beste yarışması ” gibi duyurularımız süre içermekte; dikkatinizden kaçmasın istiyoruz . Ne var ki doğal olarak akan zaman içinde gelişen yeni haberlerimiz var; bunların başında geçen ay Ankara’da düzenlenen bir özel konser ve resital bilgileri ile JM Ankara Çocuk Korosuna yeni korist alımı hakkındaki duyurumuz gelmekte, ön sayfalarımızda detaylarını okuyabilirsiniz. Bu aylar içersinde Dosyamızda küçük ama anlamlı olacağını düşündüğümüz bazı yeni kesitler eklemekteyiz; okurlarımız bu konularda bizlere görüşlerini yollayabilir ve kendileri için uygun bulmaları halinde bu kesitlerimizde yazılarının yer almasını dilerlerse bize yazabilirler; bu bağlarımızı sizlerle ilerletmek isteriz. Örneğin bu sayımızda dinleyicilerin kendi paylarına yaşadıkları güzellikleri - başkaca izlenimleri ve eleştirilerini paylaşabilecekleri ve özellikle izlemiş oldukları konserlere gidemeyenlere iletmek istedikleri görüşlerini aktarabilecekleri “Dinleyici İzlenimi/ Bir Ankara Konseri” başlıklı bir bölüm eklemiş bulunmaktayız; bu sayımızdaki ilgili bölümde Ekim ayında gerçekleşen bir CSO konseri izlenimine yer verdik; ilginç ve yararlı bulacağınızı düşünüyoruz. Diğer köşelerimizde yine dolu, ilginizi çekebilecek yazılar ve aktarımlara yer verdik; umarız keyifle okuyacak ve hoşnut olacaksınız… Yılın son ayında başka bir Dosyamızda buluşuncaya dek Kasım ayının katkısıyla müziğin ışıltısı içinizde daha da büyüsün diliyoruz… Yayın Grubu muzikdosyasi.sca@gmail.com

11/1


VAKIFTAN HABERLER/ DUYURULAR VH 11/01

ÖNEMLİ DUYURU

MÜZİK DOSYASI ELEKTRONİK ORTAMDA DEĞERLİ MÜZİK DOSYASI OKURLARI Daha önce de ilan edildiği üzere, Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nın aylık Müzik Dosyası’na, Ocak 2011 tarihinden bu yana elektronik ortamda, Vakfımızın web sitesinden de (www.andmuzikvakfi.com) ulaşılabilmektedir. Bunun yanı sıra, Müzik Dosyası, basılı olarak çok sayıda adrese gönderilmekteydi. Bundan sonra da bu dosyayı, hem elektronik ortamda hem de basılı olarak yayımlamayı sürdüreceğiz. Ancak çevresel endişelerle kâğıt kullanımı ve posta giderlerini sınırlandırmak için, BASILI YAYINIMIZ, SADECE, BU YÖNDEKİ TALEBİNİ VAKFIMIZA İLETENLERE POSTAYLA GÖNDERİLMEKTEDİR.

Gerekli durumlarda adreslerini de güncelleyerek, telefon, mektup, e-posta ya da fax ile SCAMV sekreteryasına bilgi vermelerini özellikle rica ederiz.

Telefon 0312 427 08 55 / 11-12 Fax 0312 467 31 59 E-Mail info@andmuzikvakfi.com

11/2


VH 11/02

Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Ulusal Beste Yarışması Şartnamesi 1. Amaç: Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nın kuruluşunun 40. ve Uluslararası Ankara Müzik Festivali’nin 30. yıldönümü kutlamak, Türk beste dağarına yeni orkestra yapıtları kazandırmak amacıyla bir ulusal beste yarışması düzenlenmiştir. 2. Yapıtlarda Aranacak Özellikler a) Yapıtlar, yarışmanın amacına uygun, Vakıf ile festivalin yıldönümlerine yakışır nitelikte olmalıdır. b) Yarışmaya gönderilecek yapıt, üçlü orkestrayı geçmemek koşuluyla klasik senfonik orkestra kadrosu için bestelenmiş olmalıdır. Yapıtta vokal ve koro kullanılmayacaktır. c) Yapıtın süresi en az 12 dakika olmalı, 20 dakikayı geçmemelidir. 3. Katılma Koşulları a) Yarışmaya her yaşta T.C. vatandaşları katılabilir. Ancak, Seçici Kurul üyeleri ile SCAMV Yönetim ve Danışma Kurulları üyeleri yarışmaya katılamazlar. b) Yarışmaya katılacak yapıt, daha önce seslendirilmemiş, başka bir yarışmaya sunulmamış, ödül kazanmamış, telif hakları satılmamış ve kimseye devredilmemiş olmalıdır. c) Besteci, yarışmaya birden çok yapıtla katılabilir. d) Dereceye giren ve özendirme ödülü kazanan yapıtların CD, kaset, video-CD ve DVD yapma hakları Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’na ait olacaktır. Ödüllendirilen yapıtların şef partitürü ve çalgı partileri SCAMV tarafından çoğaltılarak ilgili kuruluşlara dağıtılacaktır.

11/3


VH 11/03

e) Besteciler, ödül kazanan yapıtların herhangi bir orkestra tarafından seslendirilmesi sırasında, program kitapçığı ve notlarında yapıt adının yanısıra, yapıtın bestelenme amacı ve kazandığı bu ödülün belirtilmesini sağlamayı kabul ederler. f ) Yarışmanın katılımcıları (yapıt sahipleri) bu şartnamedeki hükümleri bütünüyle kabul etmiş sayılırlar. 4. Yapıtların Teslimi a) Katılımcılar, yapıtın bilgisayarla yazılmış orkestra partisyonunu, A4 ya da A3 ebadında 6 nüsha bilgisayar çıktısı olarak ciltli-spiralli biçimde; 6 nüsha CD kopyasıyla ve bilgisayarda dinlenebilir formatta midi seslendirme CD’siyle birlikte SEVDA CENAP AND MÜZİK VAKFI ULUSAL BESTE YARIŞMASI Tunalı Hilmi Caddesi No:114/ 43 06700-ANKARA adresine iadeli taahhütlü posta veya özel kargo ile gönderirler. Teslimat makbuz karşılığı elden de yapılabilir. b) Yapıt teslimiyle ilgili şartnamede aşağıda belirtilen koşullara uymayan yapıtlar, yarışma dışı bırakılırlar. c) Yarışmaya katılacak yapıtlar, 11 Ocak 2013 Perşembe günü saat 17.00’den önce PTT, özel kargo ya da elden Vakfa ulaşmış veya teslim edilmiş olmalıdır. Hangi nedenle olursa olsun belirtilen tarihten sonra ulaşacak yapıtlar değerlendirmeye alınmayacaktır. Teslimattaki olası gecikme ve kayıplardan SCAMV sorumlu tutulamaz. Katılımcılar, olası gönderi süresini dikkate almak zorundadır. d) Yarışmaya gönderilen partisyonlar üzerinde bestecinin kimliğini belirten ad, imza ve benzeri işaretler bulunmayacak, her yapıta besteci tarafından rakamlardan oluşturulacak beş haneli bir “rumuz” verilecektir. e) Teslimat zarfı üzerine, partisyonda birinci sayfanın sağ üst köşesine ve CD’nin üzerine sadece bu rumuz yazılacaktır. Yarışmaya birden çok yapıtla katılan besteciler her yapıt için başka bir rumuz kullanacaklardır. f ) Katılımcı besteci, her yapıtı için ayrı ve kapalı, üzerinde yapıtı için kullandığı rumuz ile SEVDA CENAP AND MÜZİK VAKFI ULUSAL BESTE YARIŞMASI ibaresi yazılı bir “kimlik zarfı” düzenleyecektir. Standart mektup zarfı ebadındaki bu zarfın üzerinde, başkaca bir işaret ve yazı bulunmayacaktır. Zarfın içinde yapıtın rumuzu, bestecinin adı soyadı, doğum yeri ve yılı, özgeçmişi, adresi, banka hesap IBAN numarası, telefon ve e-posta adresini içeren bir belge ile bir adet portre fotoğrafı bulunacaktır. Ayrıca “kimlik zarfı”na, şartnamede belirtilen yarışma koşullarını aynen kabul ettiğini belirten, imzalı ve tarihli bir taahhütname konulacaktır. “Kimlik zarfı” kapağı yapıştırılmış olarak, teslimat zarfının içine birleştirilecektir.

11/4


VH 11/04

g) Dereceye giremeyen yapıtların kimlik zarfları açılmayacaktır. Sonuçların açıklanmasını izleyen iki ay içinde bu zarflar sahipleri veya temsilcileri tarafından, daha önce Vakıftan verilen alındı belgesi ibraz edilerek ve seçilen rumuz belirtilerek geri alınabilir. İki aylık sürede geri alınmayan katılımcı zarflarından SCAMV sorumlu değildir. 5. Seçici Kurul : a) Başkan ve üyeler: İlhan Usmanbaş (Besteci –- Jüri Başkanı) Gürer Aykal (Şef - SCAMV Danışma Kurulu Başkanı) Yalçın Tura (Besteci) Rengim Gökmen (Orkestra Şefi- SCAMV Danışma Kurulu Başkan V. ) Bujor Hoinic (Besteci-Orkestra Şefi ) Turgay Erdener (Besteci) Hasan Uçarsu (Besteci ) Özkan Manav (Besteci) Işın Metin (Orkestra Şefi ) b) Yarışma Sekreteryası Yarışma ve Seçici Kurul toplantısıyla ilgili çalışmalar, SCAMV Sekreteryası tarafından yürütülür. c) Seçici Kurul Çalışmaları Yarışmaya katılan yapıtlar, önceden incelemeleri için jüri üyelerine ulaştırılacak, jürinin değerlendirme toplantısı 2013 yılı Şubat ayında SCAMV tarafından belirlenecek günde Ankara’da yapılacaktır. Şartnameye biçimsel olarak uygunluk ölçütünü yerine getiren yapıtlar, jüri tarafından amaca ve geçerli kompozisyon tekniklerine uygunluk, özgünlük, biçim, müzikal ve söylem tutarlılığı gibi ölçütler üzerinden ilk değerlendirmeye tabi tutulur. Seçici Kurul üyelerinden mazeret bildirerek değerlendirme toplantısına katılamayacağını beyan eden olursa, en iyi bulduğu ilk beş yapıtın rumuzlarını yazılı olarak SCAMV’na, jüri toplantısı günü elde olacak biçimde göndermesi beklenir. Her üye, en iyi bulduğu beş yapıtı 20 tam puan sistemine göre verdiği puanlarla “rumuz”larına göre belirler. En fazla puan toplamış beş yapıt finale kalmış kabul edilir. Finale kalan bu yapıtlar, seçici kurul tarafından yeniden değerlendirmeye tabi tutularak yarışmada ilk üç dereceye giren ve özendirme ödülü alan yapıtlar belirlenir. Dereceye giren ve seslendirilmeye değer görülen beş yapıta ait kimlik zarfları, rumuzlarına göre Yarışma Sekreteryası tarafından seçici kurul üyeleri önünde açılarak, sonuç tutanaklara geçirilir.

11/5


VH 11/05

Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nın kuruluşunun 40. ve Uluslararası Ankara Müzik Festivali’nin 30. yılını kutlamak, Türk beste dağarına yeni orkestra yapıtları kazandırmak amacıyla düzenlediğimiz ve son başvuru tarihi 11 Ocak 2013 olan SCAMV 1. Ulusal Beste Yarışması’nın ödüller bölümünde, programlama gereği zorunlu bir değişiklik yapılmıştır. Yarışmada, ilk üç dereceyi paylaşan yapıtlar, 30. Uluslararası Ankara Müzik Festivali çerçevesinde düzenlenecek özel bir konserde seslendirilecektir. Buna göre şartnamenin “Ödüller” maddesi şu şekilde yeniden düzenlenmiştir: 6. Ödüller: 1. Ödülü: 12.000 TL ( 30. Uluslararası Müzik Festivali çerçevesinde özel konserde seslendirme) 2. Ödülü : 10.000 TL ( 30. Uluslararası Müzik Festivali çerçevesinde özel konserde seslendirme) 3. Ödülü : 8.000 TL ( 30. Uluslararası Müzik Festivali çerçevesinde özel konserde seslendirme) Özendirme Ödülü: 5.000 TL (Seslendirilmesi SCAMV tarafından sağlanacaktır) Özendirme Ödülü: 5.000 TL (Seslendirilmesi SCAMV tarafından sağlanacaktır) 7. Sonucun Duyurulması: Yarışmanın sonucu SCAMV tarafından Seçici Kurul toplantısının tamamlanmasının ertesinde bir basın bülteniyle açıklanır. Sonuçlar Vakfın web sitesine de yerleştirilerek duyurulur.

11/6


VH 11/06 MusMA-5 Programı için Genç Bestecilere Çağrı Avrupa Festivaller Birliği bünyesi içinde, on değişik ülkeden on festival tarafından yürütülen MusMA (Music Masters on Air) projesinin şimdiye kadar üç etkinliği yapılmış, dördüncüsü ise 2013-2014 yılları için programlanmıştır. Bu güne kadar gerçekleşen ilk üç etkinliğin bestecileri, Salih Can Özer, Fazlı Orhun Orhon ve Onur Türkmen’dir. 2013-2014 yılında gerçekleşecek MusMA IV’ün bestecisi ise Yiğit Aydındır. Şu anda 5. faaliyet yılının hazırlıkları başlamıştır. 1 Mayıs 2014-30 Nisan 2015 döneminde gerçekleşecek MusMA V programı için bir besteciye “Su” teması çerçevesinden bir klasik nefesli beşli (flüt, obua, klarinet, fagot, korno) için 10 dakikalık bir eser siparişi verilecektir. Seçilecek bestecinin, besteleyeceği eser için, imzalanacak sözleşmeyle belirlenecek bir ücret ödenecektir. Bu eser ayrıca Uluslararası Ankara Müzik Festivali’yle, dört Avrupa festivalinde yerel topluluklarca seslendirilecek, bunun dışında EBU kanalıyla dünyaya yayılacaktır. Aday Belirleme ve Seçim usulü : Bestecinin Türkiye’de yaşıyor; 1 Ocak 1979 tarihinden sonra doğmuş ve ayrıca uluslararası bir atölye çalışmasına etkin olarak katılabilecek ve mesleki konularda bir tartışmayı rahatça sürdürebilecek ölçüde İngilizce biliyor olması gerekmektedir. Bu şartlara haiz bestecilerden istekli olanların, ayrıntılı İngilizce ve Türkçe öz geçmişlerini, önceki eserlerinden kaydedilmiş olanlarının kopyalarıyla birlikte, “MUSMA V Adayı” referansıyla, 15 Ocak 2013 tarihine kadar elden veya postayla Sevda-Cenap And Müzik Vakfı sekretaryasına iletmeleri gereklidir. Adayların dosyaları, SCAMV tarafından, oluşturulacak bir kurul tarafından değerlendirilerek aralarından biri, MusMA V.’in bestecisi olarak belirlenecektir. Seçilecek besteci 2013 Şubat’ında ilan edilecektir. Belirlenen bestecinin eserini, sözleşmenin imzalanmasından sonra 2014 yılı Şubat ayına kadar teslim etmesi ve 2014 yılı içinde (Nisan-Mayıs-Haziran aylarında) Ankara’da yapılacak iki veya üç günlük bir uluslararası atölye çalışmasına katılmayı kabul etmesi gereklidir. 11/7


VH 11/07 SEMPOZYUM - Geleceğin Profesyonel Müzikçileri “Yetiştirme Modelleri ve Programları” Yurdumuzda profesyonel müzikçi yetiştirmek amacıyla kurulan kurumların dününü “Darül Elhan’a, Muzıka-ı Humayun’a, hatta daha da gerilere götürebiliriz. Cumhuriyet’in hemen ilk yıllarında başlatılan “müzik devrimi” girişimi profesyonel müzikçi yetiştirme ve bu alanın çeşitli mesleklere hazırlama modelini 1936’da öğretime başlayan ve kurumlaşan Ankara Devlet Konservatuvarı (ADK) oluşturdu. Bu model sonraki yıllarda açılan diğer batı sanat müziği ve Türk müziği konservatuvarları ile yurt yüzeyine yayıldı, daha geniş bir uygulama alanı buldu. Böylece ADK modeli nicelik yönünden büyüse ve çeşitlense bile, nitelik yönünden pek fazla değişikliğe uğramadan 20. yy boyunca yaşamını sürdürdü, bugüne kadar da halâ sürdürüyor. 1980’li yılların başlarında konservatuvarların üniversitelerin bünyesine taşınması da bu kurumlara özde pek fazla bir değişim getirmedi. Oysa bugün yaşanan “küreselleşme”, “bilişim devrimi” gibi olgular; hem bireyi, hem toplumu, kısacası üzerinde yaşadığımız yerküreyi değiştirmeyi, yeniden biçimlendirmeyi hedefliyor ve bu hedefe ulaşma yolunda oldukça da ilerlendi. Müzik sanatının bu değişimden etkilenmemesi olanaksız. Ama konservatuvarlarımız, bu değişim ve yeniden biçimlenişi henüz içselleştirmiş görünmüyor. Bir müzik öğrencisinin, okulunun ilân panosuna astığı şu yakınma cümleleri bize de çok tanıdık gelmiyor mu? Bugünü yaşayan bizler; önceki günün okullarında, dünün öğretmenleriyle yarının görevlerine hazırlanıyoruz! Bugün artık profesyonel müzikçi yetiştiren kurumlarımız için yeni modeller tasarlama, yeni programlar geliştirme zorunlu hale gelmedi mi? Müzikte yaşanan popülerleşme, elektronikleşme süreçleri yeni bir eğitim modeli anlayışını da birlikte getirmeyecek mi? Bu yeni modeller ve programlar neler olabilir. Bugünün ve yarının profesyonel müzikçilerini yetiştirecek eğitim kurumları nasıl biçimlenmeli, nasıl yapılanmalı. Sempozyumumuz gelecek için tasarımlar içeren bildiriler bekliyor. Türkiye ve yurt dışından davet edilen alan uzmanlarının sunumları ve sizlerden gelecek bildirilerle bu önemli konuya katkıda bulunmayı amaçlıyor ve konu hakkında düşünen herkesi sempozyuma katılmaya çağırıyoruz. Sempozyum, yukarıda özetlenen çerçevede oluşturulmuş bildirisiyle katılmak isteyen bütün bilim ve sanat insanlarına açıktır. Katılım koşulları ve takvimi aşağıda verilmiştir: 1. Bildiriler sempozyumda sunulacak ve sempozyum kitabında yayınlanacaktır. 2. Bildiriler, aşağıda isimleri yazılı seçici kurul tarafından incelenerek kabul ya da reddedilecek, kabul edilenler aynı kurul tarafından sınıflandırılacaktır. Reddedilen bildiri sahipleri açıklanmayacaktır. 3. Bildiriler 12 puntoluk yazı - iki satır aralık ile 12 sayfayı aşmayacak, normal okuma temposu ile 20 dakikayı geçmeyecektir.

11/8


VH 11/08

4. Bildiri konusunda fikir veren bildiri özeti, yarım A-4 sayfasını aşmayacaktır. Bildiriler alan terminolojisini de içeren günümüz konuşma Türkçesi ile yazılacaktır. 5. Seçici Kurul’un değerlendirmesi bildiri özeti üzerinden yapılacak, ancak değerlendirme sonucunda kabul edilen bildiri metinleri son bir değerlendirmeden geçirilerek uygun bulunmayanların sunumu ya da yayınlanması kurul kararıyla engellenebilecektir. 6. Bildiri özetlerinin 30 Kasım 2012 Cuma akşamı saat 17:00’ye, tam bildiri metinlerinin de 15 Şubat 2013 Cuma akşamı saat 17:00’ye kadar aşağıdaki vakıf merkezi adresine ulaştırılmış olması gerekmektedir. Bu tarihleri aşan günlerde bize ulaşan özet bildiriler ve tam bildiri metinleri değerlendirmeye dahil edilmeyecektir.

SCA MÜZİK VAKFI Tunalı Hilmi Cad. 114/43 06700 Kavaklıdere/Ankara

7. Kabul ya da reddedilen özet bildiri sahiplerine sonuç 20 Aralık 2012 tarihine kadar; tam bildiri sahiplerine sonuç 28 Şubat 2013 Perşembe gününe kadar bildirilmiş olacaktır. Bu bildirimde bildirilerin sempozyumdaki sırası da belirtilecektir. 8. Sempozyum 14 Mart 2013 Perşembe günü saat 10:00’da açılacak ve 2 gün sürecektir. 9. Sempozyum yeri ve adresi; Başkent Üniversitesi Bağlıca Kampusü Prof. Dr. İhsan Doğramacı Konferans Salonu Eskişehir Yolu 20. Km. Ankara SEMPOZYUM KURULU Yrd. Doç. Dr. Erdoğan Okyay (Sempozyum Genel Sekreteri) Prof. Dr. Ömer Bozkurt (Üye) Prof. Ertuğrul Bayraktarkatal (Üye) Dr. İsmail Lütfü Erol (Üye)

11/9


VH 11/09

BERLİNLİ GENÇ YETENEKLER ANKARALILARI BÜYÜLEDİ Berlin Gençlik Senfoni Orkestrası Türkiye turnesine Ankara’dan başladı. Daha sonra İzmir ve İstanbul da konser verdiler. Orkestranın şefliğini Gürer Aykal, solistliğini ise fagotçu Selim Aykal yaptı. 9 Ekim MEB Şura Salonu’ndaki konserin açılışını Ferit Tüzün (Söyleşi) ile yaptılar. Konserde Carl Heinrich Hübler (4 Korno ve Orkestra için eser Korno Dörtlüsü Charlotte Petrides, Jacob Cirkel, Luise Becher, Simon Bähr), Gioacchino Rossini (Orkestra ve Fagot için Konçerto), Johannes Brahms (4. Senfoni) çalındı. 14 ve 25 yaş arası gençlerden oluşan orkestra konser bitiminde ayakta alkışlandı. İki kez bis yapan orkestrayı izlemeye gelenlerin arasında Almanya Büyükelçisi, Belarus Büyükelçisi, Romanya Büyükelçisi de vardı.

11/10


VH 11/10

ÖZEL SEVDA – CENAP AND MÜZİK KURSU KAYITLARI BAŞLAMIŞTIR!

ENSTRUMANLAR ÇELLO GİTAR KEMAN PİYANO YAN FLÜT

DİĞER KURSLAR SOLFEJ ORFF ÇOCUK KOROSU KADINLAR KOROSU

Adres : Tunalı Hilmi Cad. 114 / 48 – 49 Kavaklıdere (Kuğulu Pasajı Karşısı) Tel: 466 44 27 / 427 08 55

11/11


DUYURULAR D 11/01

Halk Sağlığı Önderi Prof. Dr. Nusret Fişek Anısına

BİR BARIŞ DİNLETİSİ Piyano Resitali Prof. Güherdal ÇAKIRSOY’un öğrencisi Günay HÜSEYNOVA PROGRAM D.SCARLATTI

Sonate Fa Minör L118, K466 Sonate Re Minör L366, K1

F.CHOPIN

Nocturne Op.72 No1 Nocturne No:20 (Do diyez Minör)

C.FRANCK

Prelude, Choral et Fuge

S.RACHMANINOFF Film Müzikleri

Nocturne No1 Elegia Op3 No1

3 Kasım 2012 Cumartesi, Saat 19:00 Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi Çankaya Belediyesi Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre İçin Sağlıkçılar Derneği (NÜSED) Sevda-Cenap And Müzik Vakfı ve Türk Tabipler Birliği işbirliği ile

11/12


JMI HABERLERİ JH 11/01

JEUNESSES MUSICALES ANKARA ÇOCUK KOROSU

Uluslararası Gençlik Müzik Örgütü’nün Türkiye temsilcisi Sevda-Cenap And Müzik Vakfı tarafından kurulan JM Ankara Çocuk Korosu, 16 Eylül 2006 tarihinden beri Fatma Bildiren ile çalışmalarını sürdürmektedir. Koro bu güne kadar yurtiçinde ve yurtdışında birçok yarışma ve konserlere katılmış, önemli başarılar elde etmiştir. Koroda şarkı söylemenin kişilik gelişimi açısından yararları, artık bilimsel olarak yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır. Bu nedenle JM Ankara Çocuk Korosu’na her yıl 7,8,9 ve 10 yaş grubundan öğrenci takviyesi yapılmaktadır. Ancak korist adayının gelişmeye elverişli çocuk sesine, müziksel işitme kulağına ve ritim duygusuna sahip olması gerekmektedir.

11/13


MÜZİKSEVERİN KÖŞESİ MK 11/01 10. BODRUM ULUSLARARASI BALE FESTİVALİ Oğuz Özlem Ankara Devlet Bale Sanatçısı

Türkiye’mizde , sanata ve sanatçıya bakışı, insanlarımızın ekonomik gücünden, sosyal ortamından ve bilimsel yeteneklerinden bağımsız olarak düşünülemez. İnsanlarımız bu olgulardan yoksun ve gücü buna yeterli değilse, görme, duyma ve davranış güzelliklerinden de yoksun kalacaktır. Ekonomik zorlukların yanında uzun zamandır ola gelen ve bilinen sıkıntıların oluşumu karamsarlık oluşturduysa da içine kapanmadan zorlukların üstünden gelebilmek, artık ulusal bir görev olmuştur. Bu olumsuz koşullar ne kadar çoğalırsa insanların o kadar ilgisini çeker misali insanlarımızın bu güzelliklere bir referans doğrultusunda imza atması, artık geçmiş zamanlarda söylenen halkın düzeyine inmek değil, halkı kendi düzeyine çıkarmak aşamasına gelmiştir. Bunun en güzel örneği Bodrum Uluslararası Bale Festivali’dir. Bu tür festivallerin çekiciliği öncelikle batıda turizme yönelik olduğu düşünülürse, çağdaş eserlere öncelikle yer verilmesi, bunun yanında yerel anlamda modernize edilmiş bizi anlatan eserlerle de bir sentez oluşturmak tabi ki bu festivali daha cazip hale getirecektir. Festivaller o toplumu diğer toplumlardan ayıran medeniyet çizgisidir. Bir yerde, Türkiye’nin gülen yüzü ve ilelebet devam ederek alın yazısı olmalıdır.

İnsan ruhunu etkileyen müziğin ve görsel sanatların Türk toplumunun tinsel kalkınmasında baş önemde olduğunu bilen dahi Atatürk, 1936 Kasım meclis açılışında; “GÜZEL SANATLARIN HER ŞUBESİ İÇİN KAMUTAYIN GÖSTERECEĞİ ALAKA VE EMEK MİLLETİN İNSANİ MEDENİ HAYATI VE ÇALIŞKANLIK VERİMİNİN ARTMASI İÇİN ÇOK TESİRLİDİR.” sözleri, bu yapılanmanın sağlam ve zamanımıza kadar gelen temel taşları olmuştur. Bodrum’un güzelliklerine bir başka güzellik katan Uluslararası Bodrum Bale Festivali’nin oluşumunun 10. Yılını kutlayacağız. Balenin görsel çekiciliği, sanatsever seçkin insanların yanında artık halkın da ilgisini çekiyor. Güneş, deniz, antik değerlerin kültür sanatla birleşmesi, bir dünya markası olması yolundaki Bodrum’un büyük şansı. Avrupa’daki sanat ve kültür ağırlıklı yayınlarda, bu festivalin tarihleri bodruma gelen yabancıların tercih sebebi oluyor. Dünyada festivallerinin bale ağırlıklı

11/14


MK 11/02

olanı çok azdır. Bodrum’un tarihine yakışan bu festivalin daha yukarı çıkması ve Uluslararası Festivaller Birliği’ne girmesi ve sonrasındaki avantajları saymakla bitmez. Bodrum yarımadasını mistik duygularımla anlatmak istersem; biçimindeki uyum, ölçülerindeki denge ile estetik hayranlık uyandıran, onu seven ve koruyan bu festivalin oluşumunu ve fikrini ortaya atan bale sanatçısı olarak, bu temsillerin antik tiyatroda devam etmesi. 4. yüzyılda Kral Mondeoros’un on bin kişilik olarak yaptırdığı bu anfi tiyatronun, dört bin kişi alabilen üst tarafı halen toprak altındadır. Tabiatın güzellikleriyle süslenmiş bu tiyatro, Bodrum’un en güzel yerlerindendir. O zamanlarda neşeli, üzüntülü, mizahi skeçlerin dinlendiği, seyredildiği yerlerdi. “AMA ŞİMDİLERDE ÜZÜNTÜLÜ VE SIKINTILI BEN BURDAYIM, GÖZÜNÜZÜN ÖNÜNDEYİM. ZAMANINIZDAKİ BALE, OPERA, TİYATRO VE ORKESTRA TEMSİLLERİNİ PEK DÜŞÜNMEDİK AMA ONLARA ÇOK BENZEYEN SANATSAL FAALİYETLERİN TEMELİNİ ATTIK. SİZLERE TOPRAK ALTINDA BİR İŞARET, BİR HAZİNE HAZIRLADIK.” Bu utopik hatırlatmam sonrasında, antik tiyatronun tam ortasından yol geçiyor diye, bu tip sanatsal etkinliklerin başka taraflara kaydırılması bir şansızlıktır. Bu hazine daha fazla gözlerden ve gönüllerden uzak kalmamalı. Dünyanın her yerinde çeşitli

yollar vardır, ama bu kadar çekici ve şehrin ortasında bir zenginlik yoktur. Kültür Bakanlığı’nın, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün senelerdir maddi manevi koyduğu güç ortadadır. Festivalin daha yukarılara çıkması sonrasında, Bodrum neden bir Aspendos olmasın? Yarın öbür gün buna benzer faaliyetlere yönelik, maddi manevi kısıtlamalar gündeme gelebilir. Yeterki Bodrum’un prestijine, sanat ve kültürel ağırlıklı olaylara, atılım bilinci oluşsun. Başta belediyeler, odalar, sanayi ve ticaret çevreleri, dernek ve kuruluşların ve Bodrum halkının dayanışması çok önemli. Festivalin Avrupa’daki sanatsal yayınlarda, “Bir taşla iki kuş vurmak istiyorsanız Bodrum’un güzelliklerine güzellik katan bale festivalini kaçırmayın” uyarıları iyi bir tanıtım oluyor. Festival zamanında insanların akın akın geldiği, biletleri kara borsada satılan bu festival, kalenin küçük sahnesinde kısıtlı bale gruplarının sanatsal etkinlikleri yerine, antik tiyatroda, Devlet Balesi’nin Kuğu Gölü, Bolşoy Balesi’nin Uyuyan Güzel veya Royal Bale gibi büyük bale gruplarının temsilleriyle daha çekici ve renkli hale getirilmelidir. Müzik ve sanat bütün doğal uyumları kendinde topladığı için çekicidir. Bir sanat yapıtını tamamlayan bölümlerin orantısı ve uyumu güzel duygularımızın evrenselliğini ortaya çıkarır

11/15


MK 11/03 LİED Çağlar Boyu Geçirdiği Evrim ve Müzik Dünyasında Bugünkü Yeri (1) Lied nedir? Söz ve sesten oluşan bir yapıt mı? Şarkıyla söylenen bir şiir mi? Yoksa, söze bağımlı bir melodi mi? Soru, ses ve sözün geçmiş zamanların kökeni bilinmiyen sanatsal yapıtlarına kadar uzanışıdır.. Acaba önce ruhsal bir gerilimin, melodik şarkı formundaki bir haykırışı olarak mı, yoksa sözün, ritim uyumlu tınılar ve şarkıyla yükseltisi sonucunda mı ortaya çiktı? Hangi yönden bakılırsa bakılsın, ister şiirsel ister müzikal bir fenomen olarak düşünülsün, daha büyük boyutlarda, formlarda gelişen tüm sanatsal yapıtların çekirdeğini teşkil etmektedir. Lirizm şiirselliktir ve genelde batı müziğinin çok çeşitli form yapılarının Lied kökünden geldiğini söylemek mümkündür. İdeal tarz olan söz ve şarkının birlikte tek bir insan tarafından ve onun yaratıcılığıyla ortaya konması, yalnız antik çağlara ait bir olgu değildir. Her çağda, Troubadour ve Minnesänger diye adlandırılan bu Şairşarkıcılar (DichterSänger: Heinrich Albert, Adam Krieger, Peter Cornelius, Ernst Krenek gibi), çok yönlü, ses ve sözün tüm lirizmini bir arada yaratabilen Lied ustaları ortaya çıkmıştır. Buna rağmen şiir ve müzik, geçmişte çoğunlukla birbirinden ayrı ve değişik kökenlidir. Şair ve müzisyen de, ayrı kişiliklere sahip, ayrı sanat

Edip ARMAN

dallarının belirli kurallarını uygulayan ve ayrı materyelleri kullanan sanat temsilcileridir. Bununla birlikte Lied, şiir ve müziğin karşılaştığı ve kaynaştığı bir alan olarak ortaya çıkar. Goethe şiirin kompozisyonunda, şiirdeki vurgu, aksan, kendine özgü melodi, tını ve atmosferin gölgelenmediği, kısaca önplana çıkmadığı bir müzik eşliği arzulamıştır. Şiir bazen de (H. Wolf´un yaptığı gibi) bozulup, başka bir materyalle yeniden yaratılmak istenmiştir. Özyapı ve karakteri birbirine tam uyum sağlayan Schubert-Goethe Lied´leri ise ender rastlanan örneklerdir. Genelde müzisyen şairi kendi doğasına uygun değişik bir yolla yeniden anlatır ve yorumlar. İşte bu değişiklik, şiirin müzikle yeniden yaradılışı, yani şiirle müziğin bir araya gelip Lied şeklinde oluşması, onu çekici ve ilginç bir avantür haline getirmiştir. Bu beraberlik asırlar boyu

14. yüzyıldan bir illustrasyon (Troubadourlar)

11/16


MK 11/04

sürmüş, ülkeler, uluslar ve çağlar arasında bir sıçrayış göstermiştir. Örneğin Antik Yunan ve Çin lirik şiirleri, günümüzün müzisyenleri tarafından bestelenmektedir. Bunlardan İtalyan Petrarka ve Alman Goethe´nin şiirleri, İtalyan, Fransız, Rus ve Amerikan kompozitörlerini beste yapmaya teşvik etmiştir. Lirizmin köklü, modası geçmeyen, zaman ve mekan boyutlarını aşabilen bu güncelliği, Lied içinde kendini etkili şekilde her zaman yeniden kanıtlamıştır. Başlangıçta Lied nedir? sorusuna cevap ararken, bu deyimin içine aldığı geniş anlamı sınırlamak gerekir. Aria’yı ele alalım. Operanın dramatik bir olaya ve şahsa bağlı, lirik ses partisi tiyatral, içe dönük ve samimi bir tonda coşkulu bir anlatım olarak karakterize edilir. Opera Lied’i ise, Romantik çağda sevilen, çoğunlukla halk ezgilerinin renklerini içeren lirik parçaların, müzikli dram oyuna ilave edilmesiyle ortaya çıkan bir çeşit oluşturur. Kantat ise, büyük, çok bölümlü enstrumantal etkinliği ön

planda olan, ayrıca gerçek Lied´in lirik birlik ve homojenliğini içermeyen bir vokal formdur. Diğer yandan anonim (yaratıcısı bilinmeyen), veya zamanla yaratıcısının isminden kopan, kendine özgü modern icra tarzlı şarkı (Song gibi) ve benzeri şarkılar, bu konu ve tanımlama içinde yer almayan ürünler, Lied kategorisi dışındadır. Sözü edilen kategori ise teması, klasik anlamda sanatsal içeriği olan, lirik kökenli tarzda vücut bulan, kendi dar sınırları içinde anlam kazanan Lied, onun epik (şiirsel, lirik, dramatik ve hikâyeci, anlatıcı edebi stil), dramatik, değişik bir tarzı olan Ballade (dans ve oyun şarkısı, epik, dramatiklirik şiir) ve Strophenlied (şiirin bendleri üzerinde tekrar eden bir tek melodi) formlarını içerir. Solo şarkıyı bir sanat formu şeklinde geliştiren Troubadour (gezgin şarkıcı) çağından bu yana her zaman Lied´ler bestelenmiştir. 19. ve 20. yüzyıllarda ise bu tarzdaki beste üretimi sayısız denecek ölçüde çoğalma göstermiştir. * Orta çağdan itibaren Minnesang (aşk şarkısı türü) ve Meistersang (katı kuralları olan, okul eğitimi tarzında uygulanan Lied şarkı şiiri yazı türü), Barok ve Rönesans devirlerine ait sosyetik, saraylı topluma yönelik şarkılar ve Lied´ler, ön klasik ve klasik Lied´le romatik Lied’ler, tam yüz yıl boyunca Almanya, Fransa, İtalya, Rusya ve İskandinavya´da gelişip en parlak devrini yaşamıştır. Bizim yüzyılımızın Lied´i

Franz Schubert piyanosunun başında

11/17


MK 11/05

çok değişik, yaratıcı kompozitörlerin, örneğin A. Schönberg, A. v. Webern, Paul Hindemith, B. Britten´in etkisinde kalmıştır. Bütün bunlar kapalı, özel ve kendine özgü şekilde geliştirilmiş stil ve deneme alanları olup, batı müziğinin gelişim sürecine bağlı devamlı bir çaba ve yönelimin sonucudur. Her devir Lied´e kendi düşünce ve karakterini, heyecan ve neşesini, gizli duygu ve kaprislerini aktarmış, büyük ve kapsamlı eserler yazmaktan ürken besteciler, kısa yoldan bu minyatür lirik formu kullanmaya yeltenmişlerdir. Lied içinde hayal, rüya, fanteziler, gem vurulmamış kaprisli fikir ve buluşlar hakimdir. Sanki ilhamların en kolay şekilde ortaya konulabileceği bir tarz olarak kullanılmıştır. Lied büyük insanlık ideallerini kapsayan temalar, sevgi ve ölüm, geçmişin anıları ve günümüzde Brechtvari (B.Brecht) katı mücadele metotlarını içeren gerçekçiliğin ifadesi gibi bir imkan alanına da sahip bulunmaktadır. Kısaca Lied, insanlık tarihinin küçük bir evrimi olup, bünyesinde çok yönlü anlatım gücünün yumuşaklığını, değişkenliğini, hayat dolu nefesini içeren, müzikle gerçekleşen bir olgudur. İçeriği açısından o denli çeşitliğine karşın Lied, yüzyıllar boyu basit ve birkaç form içinde kalmakla yetinmiştir. En üretken form zenginliği Lied sanatının ön devirlerine, Fransız Troubadour ve Trouvéres´lerin sanat etkinlikleri zamanına rastlar. Müzikal yönden en basit form Chancon de geste – das epische

Heldenlied (lirikdramatik tarzda, tüm ayrıntılara girerek, geniş şekilde anlatım, destan gibi) epik kahramanlık şarkılarıdır. Bu formda iki melodi bölümü veya cümlesi A ve B devamlı ve karşılıklı yer değiştirir şekilde tekrar edilir. Biribirine kafiyeli olarak bağlı ve istenildiği kadar uzatılabilen bu iki frazda, melodi bölümleri biribirlerinden şu şekilde ayırt edilir: A yarım, B ise tam final kadansı ile son bulur ve biribirleriyle sanki soru cevap ilişkisi gibi bir bağlantı oluşturulmuştur. Bu sıra A A A …B veya AB - AB…şeklinde olabilir. Chanson à refrain de (şiir veya Lied´de ses veya kelime sırası düzgün aralıklarla tekrar eden kafiye) Lied´in her kıtası aynı refrain veya çeşitli refrain´le son bulur. Dans formları Rondeau, Virelai ve Ballade´lar daha zengin bir düzenlemeye sahiptirler. Aslında çoğunlukla solo şarkıcı ve ona eşlik eden koro arasında münavebeli şekilde söylenen Rondeau´da, iki melodi teması altı şiir mısrasına dağıtılmış haldedir: A A - A B - A B. Virelai´deyse: üç bölümü, iki A ve B final melodik dolaptan oluşan her kıta , muntazam aralıklarla tekrarlanan bir Refrain-melodi döngüsü şeklinde başlatılıp sonuçlandırılır ve melodik olarak B, final dolap temasının aynıdır. Bu durumda şema: B – A A B – B olarak ortaya çıkar. Ballade´da (burada şiirin mısra mısra anlatım şekli olan modern Ballade söz konusu edilmemektedir) iki melodik dolap ve bir final mevcuttur ve müzikal olarak sebest bir melodi döngüsü

11/18


MK 11/06

hakimdir: A A B – C. En sık kullanılan lirik formlardan biri olan Lai, kendi içine dönük, bir çok melodi parçacıklarının değişik teks bölümlerine tekrarlanarak uygulanmasıdır ve daha sonraki çok bendli Lied çeşidine bir örnek oluşturur. Keza üç bölümlü, iki benzer melodi dolap ve finalden oluşan, ayrıca melodik dolapların bitiriş temalarını sık sık yeniden işleyen Kanzone, doğal yapısındaki sadelik

sayesinde uzun zaman bir şarkı formu tipi olarak varlığını sürdürerek kabul görmüştür. Almanların Minnesang’ı (aşk şarkısı tarzı), Fransız Lied form zenginliklerinden oldukça yararlanmıştır. Rönesans çağında Lochamer ve Glogauer´in Liedbandlarındaki melodik halk ezgilerinin, gerçek sanat Lied´leri üzerindeki etkisinde bir artış izlenmektedir

(BU YAZI GELECEK SAYIMIZDA DEVAM EDECEKTİR)

Ortaçağın sonundan rönesansa kadar geniş bir zaman aralığından parçalar içeren Lochamer Liedband’ dan bir sayfa (15.yy elyazması)

11/19


MK 11/07 GUSTAV MAHLER’İN SENFONİK YARATICILIĞI Koray Ilgar Ünlü Avusturyalı besteci ve orkestra şefi Gustav Mahler (Alm: Gustav Mahler / Tr: Gustav Mahler, 18601911), müzikteki romantik gelenekleri birleştiren ve 20. yüzyılın müzik sanatının gelişimi için geniş ufuklar açan büyük bestecilerdendir. Viyana senfonizminin son temsilcisi olan Mahler, 19. ve 20. yüzyılın sınırında Avrupa Sanat Müziği’nde Beethoven’ın “felsefi-dramatik senfonizmi”nin geleneklerini devam ettiren tek besteci olmuştur. Bu nedenle Mahler’i “20. yüzyılın Beethoven’i” olarak da adlandırmışlardır. Mahler sanatsal etkinliğini 1880-1911 yılları arasında sürdürmüştür. Besteci bu dönem sürecinde 10 senfoni, Das Lied von der Erde (Yeryüzünün Şarkısı, 1907-1909) adlı bir senfonik kantat, Kindertotenlieder (Ölü Çocuklar İçin Şarkılar, 1901-1904) adlı bir senfonik şiir ve 40’dan fazla da şarkı yazmıştır. Mahler’in müziksel yaratıcılığının başlıca alanı senfoni ve şarkı formları olmuştur. Mahler 1860’da Bohemya’nın Kalişte şehrinde doğmuş ve 1911’de Viyana’da ölmüştür. Besteci, 15 yaşındayken Viyana Konservatuvarı’na girerek, Julius Epstein’dan piyano, Robert Fuchs’tan armo­ni, Franz Krenn’den kompozisyon dersleri almış, daha sonra da Viyana Üniversitesi’nde tarih ve felsefe derslerini izlemiştir. Üniversitede müzik teorisi

dersleri veren Anton Bruckner’le tanışan genç besteci, Bruckner’in müziğinden etkilenmiş ve onun 3. Senfoni’sini piyanoya uyarlamıştır. Mahler gençlik yıllarında, Franz Schubert, Richard Wagner ve Anton Bruckner gibi bestecilerin etkisinde kalmakla birlikte, bestecinin henüz ilk eserlerinde kendine özgü tarzının özellikleri belirginleşmiştir. Yaşamı boyunca dünyanın belli başlı müzik merkezlerinde yönettiği konserlerle ün kazanmış, çağının bu alandaki en büyük devlerinden biri olmuştur. 18971907 yılları arasında Viyana İmparatorluk Orkestrası’nın genel sanat yönetmeni olmuştur. 1907’den ölümüne kadar New York Metropolitan Orkestrası ile New York Filarmoni Orkestrası’nda çalışmıştır. 1878 yılında Viyana Konservatuvarı’ndan mezun olan Gustav Mahler, besteciliğin başlangıçta geçim

11/20


MK 11/08

kaynağı olamayacağı düşüncesiyle 1880 yılında orkestra şefi olarak çalışmaya başlamıştır. Öncelikle birkaç kasaba orkestrasını yönetmiş, daha sonra sırasıyla Olmütz (1883) ve Kassel (18831885) gibi kentlerde opera orkestrası şefliği yapmıştır. 1885’de Prag Opera Orkestrası’nın şefliğine getirildiğinde Wagner’in operalarını sahnelemiştir. 1886-1888 yılları arasında Leipzig Opera Orkestrası’nın şef yardımcılığı görevini yürüten besteci, orkestra şefi olarak sekiz yıldan beri sürdürdüğü başarılı çalışmalarının so­nucunda Budapeşte Operası’nın müzik yönetmenliğine atanmıştır (1888). Budapeş­te’de üç yıl boyunca üstün bir performans gösteren Mahler, 1891’de Hamburg Opera Orkestrası’nın şefliğine atanmıştır. Besteci, Hamburg’da kaldığı altı yıl boyunca bu alanın ünlü müzikçilerinden biri olduğunu kanıtlamış ve 1897’de Viyana Saray Opera Orkestrası’nın başına geti­ rilmiştir. Mahler’in bu göreve atanmasında ünlü besteci Johannes Brahms’ın da katkısı olmuştur. 1902’de Alma Schindler (1879-1964) ile evlenen Mahler, Viyana Operasını yönettiği 10 yıllık süre içinde, bu köklü müzik kurumuna yeni bir düzey getirerek müzik çevrelerinin beğenisini kazanmıştır. Amerika’daki New York Metropolitan Operası’nın 1907’de kendisine yaptığı öneri üzerine New York’a giden besteci, burada Wagner’in Tristan ve Isolde, Beethoven’in Fidelio ve Mozart’ın Don Giovanni adlı operalarını

sahneleyerek büyük başarı kazanmıştır. Mahler, Bruckner’den birçok şey öğrenmiş bir bestecidir. Bruckner’den olduğu kadar, Schubert ile Beethoven’dan da etkilenmiştir. Senfonici olduğu oranda da şarkı bestecisidir. Bu açıdan Mahler, bu alanların her birindeki üstün nitelikleri nedeniyle, adı Beethoven ve Schubert ile de birlikte anılabilecek bir bestecidir. Mahler de değeri hâlen tartışılan bir bestecidir. Bugün özellikle Mahler’i savunan kesimle Bruckner’i savunan kesim çatışma içerisindedirler. Ancak burada bir gerçeğe değinmekte yarar vardır. Yalnızca çağının bestecisi olmakla kalmasına ve Avrupa Sanat Müziği’nin evrimine önemli bir katkı sağlamamış olmasına karşın Anton Bruckner, Mahler’in ufkuna açmış ve ona ileriyi göstermiştir. Çağdaş Viyana Okulu’nun kaynaklarından birisi ve başlıcası, Gustav Mahler’dir. Mahler’in solo ses ve orkestra için bestelediği büyük çap­lı beş yapıttan en çok bilineni, 1908 yılında yazdığı Das Lied von der Erde (Yeryüzünün Şarkısı) başlıklı yapıttır. Mahler 9 senfoni bestelemiş, ancak Fa diyez minör 10. Senfoni’sini (1910) tamamlayamadan yaşamını yitirmiştir. Bestecinin senfonileri süre olarak çok uzundur ve biçimsel ku­ruluş açısından da oldukça karmaşıktır. Her biri programlı ya­pıtlar olan bu senfoniler, aynı zamanda dönemin büyük orkestraları tara­fından da seslendirilmekteydi. Mahler orkestrasında çok sayıda icra­ cıya yer vermiştir. Kullandığı orkestranın

11/21


MK 11/09

büyüklüğü, daha da önemlisi, çalgıların birleşimleri ve ortaya çıkan farklı tınılar üzerinde ciddi bir araştırmaya girişmişti. Orkestra şefi olarak kariyerini sürdürmekle birlikte, çalgıların tınıları ve birlik­telikleri üzerine ayrıntılı bilgiye de sahipti. Orkestra Mahler için bir laboratuvar ortamıydı ve bu yolla senfonilerinde kullandığı or­kestra efektlerinin çoğunu önceden deneme olanağı buluyordu. Bestecinin eserlerinde kullandığı orkestralama teknikleri, onun müzik dilini anlama yolunda önemli bir basamaktır. Mahler’in çalgıları ele alışı, farklı çalgıları bir arada kullanışı, gürlükler, tempo ve cümleleme teknikleri bestecinin müziğinde bütün ayrıntılarıyla işleniyordu. Mahler’in senfonilerinde programlı anlatım her zaman yer almaktaydı. Kendi şarkılarından aldığı kısa bölümler üzerine, resimsel ayrıntıları oluşturduğu bir programlı anlatım tarzı vardı. Her bir senfoni, belirli bir plan üzerinde, başka bir deyişle müzik dışı kaynaklarla oluşturuluyordu. Mahler insan sesi kullanımını da öncelikli olarak ele almaktaydı. Dört senfonisinde özellikle Do minör 2. (1888-1894) ve Mi bemol Majör 8. (1906) senfonilerinde insan sesini yoğunlukla kullanmıştı. Ancak senfonilerindeki tonal düzenlemeyi yaparken geleneksel uygulamalara pek yer vermiyordu. Strauss’un tersine, Gustav Mahler’de, müziğe gerçek, felsefi bir yaklaşım bulunur. Bu yaklaşım, bazıları vokal ve korolu

bölümler içeren görkemli senfoni ve şarkı çevrimle­rinden oluşan yapıtlarındaki derin ciddi havada; biçimsel yapı­nın en derin duygusal çatışmalara ayna tutan bütünselliğinde; Strauss’unkine benzer hiçbir şovmenliğin bulunmamasında; in­ sanoğlu ile evrenin kaygı verici sorunlarını kavramak ve bunlarla başa çıkmak uğraşı içinde olan bir zihnin derinlemesine açığa vuruluşunda görülür. Böyle olmasına karşılık Mahler, çevresin­deki toplumun ya da kendisini de ilgilendirebilecek sorunları olan başka insanların varlığına ilişkin Strauss’tan çok daha az bir bilinç sergiler. Felsefesi, bir gerçeksizlik felsefesidir, güncel dünyadan daha gerçek olan başka bir dünyaya duyulan özlem­dir. Dolayısıyla bu felsefe, Mahler’in salt kendi mutsuzluğunun bir aynası haline gelir. Mahler’in sanatının ulusal bir kapsamı yoktur. Bu sanat, kay­nağı dış dünyada olmadığı için, beşeri imgelerini ya da melodik sermayesini Alman beste müziğinin geçmişinden, Mozart, Beet­ hoven, Schubert, Brahms ve öbürlerinden alarak uyarlar. Tıpkı yetenekli bir romancının, kişi ve fikirleri büyük ölçüde geçmiş edebiyat yapıtlarından alınmış gözüken bir yapıtında olduğu gi­bi, uyarlanan bu melodilere, öznel bir yön verilmiştir. Bunun so­nucunda, derin pathoslu kişisel anlatımlı bir müzik ortaya çıka­bilir. Örneğin, Das Lied von der Erde (Yeryüzü Şarkısı) adlı senfonik şarkı çevriminin birinci bölümünde bunun bir örneğini dinleyebiliriz; burada

11/22


MK 11/10

Schumann’ın Senfonik Etütler’inin giriş te­ması, bu çevrimin “Dunkel ist der Leben, ist der Todd” (“Karanlık Yaşam, Karanlık Ölüm”) sözlerinin son derece doku­naklı bir giysisi haline gelir. Ama bu yapıtlar taze bir hava yok­luğu nedeniyle neredeyse boğulmuş bir durumdadırlar. Örneğin Birinci Senfoni’nin “Avcının Cenaze Marşı” ile Landler’inde, İkinci Senfoni’nin ikinci bölümünde, Dördüncü Senfoni’nin son bölümünde olduğu gibi, yararlandığı geçmiş müzik dağarının ayrılmaz bir parçasını oluşturan halk müziği, Mahler’in yapıtlarına bu bağlamda girer. Bu halk ezgileri dış dünyaya ilişkin bir duyguya değil, yalnızca nostaljik bir biçimde hatırlanan bir ço­cukluk masumiyetine katkıda bulunur(Finkelstein, 1995, s.282). Mahler bir sanatçı olarak alçakgönüllü bir insandır. Bir bestecinin böyle bir özeliğe sahip oluşu, bir sanatın evrimi içinde bir sanatçının durumunu belirlemesi açısından önemli bir olgudur. Mahler’in Brahms’la aralarında geçen o ünlü konuşmayı anımsamak bu noktada yararlı olacaktır. Brahms’ın müzik sanatının artık en üstün düzeyine ulaşmış olarak görmesine karşılık Mahler, ona karşısında durdukları çağlayanı göstererek bu geçen dalganın son dalga olmadığını ve sözkonusu çağ­layanın durmaksızın akmaya devam edeceğini söylemişti. Bu sözleri, Mahler’in aşılamaz olarak görülen tüm sınırları aşmak görevini sanatçıya tanıdığını ve kendi düşüncesini mütevazı bir üslupla dile getirdiğini göstermektedir.

Gerçekten de Mahler, kendini herkesten üstün görme kaygısını önemsemeden, bir sanatçının geleceği kurma ve çağlayanın akmaya devam etmesini sağlama görevini yerine getirmeye çalışmıştır. Mahler, kendisini tanıyanların ve dinleyenlerin anlattığı kadarıyla eşine ender rastlanan bir orkestra şefiydi. Birçok pasajları mükemmelleştirmek adına tekrar tekrar çaldırır; kesinliği ve saydamlığı sağlamak ve bu şekilde bestecinin anlatmak istediğini tüm açıklığıyla dinleyiciye yansıtmak için saatler harcardı. Bir orkestra şefi olarak gösterdiği titizlikten yola çıkarak Mahler’in sana­ tının en önemli özeliklerinden birinin, onun orkestra yazısındaki parlaklığın ve seçikliğin nedenini anlaşılabilir. Nitekim Mahler, orkestra kürsüsünde kusursuz bir yönetici olduğu kadar, masa başına, nota kâğıtlarının karşısına oturup müziğini yazarken de titiz bir orkestralayıcıydı. Ancak Mahler’in orkestra yazısını yalnızca, yapıtın kendisinden ve kuruluşundan bağımsız bir orkestra­lama ustalığının ortaya konması olarak değerlendirmek yanlış olur. Çünkü Mahler, orkestralamada yalnızca tını ve ses rengi özellikleri uğruna değil, aynı zamanda müziksel düşüncenin ve çoksesli yapının bütün ayrı çizgilerinin tam bir seçiklikle duyulması ve böylece de eserinin soyut yapısının gerçek bir anlam kazanması için çaba gösterirdi. Mahler bir yapıtının orkestralamasını yaparken çalgısal renklerin yanında, her bir çalgının bireyselliğini de kontrol

11/23


MK 11/11

etmek isterdi. Bestecinin orkestralama tekniğini bu yönden ele alışı, orkestrasının çoğu kere bir solo çalgılar topluluğu olarak belirmesini ve sonuç olarak da, en kalabalık kadrolu orkestrasının bile bir oda müziği topluluğu gibi tınlamasını sağlamıştır. Mahler’in yenilikçiliği işte orkestra yazısını bu yönden ele alışındadır. Nitekim gerek Schoenberg’in oda orkestrası için yazdığı yapıtları, gerekse Anton Webern’in çalgı tınıları yo­luyla çoksesli düzenini gerçekleştirme tutumu, önceliğini Mahler or­kestrasında bulmuştur. Mahler’in orkestra çalgılarının gerek “tınısal” ve “anlatımcı” özelliklerini müziğin soyut yapısıyla birleştirme amacı, onun Be­ethoven’in dokuzuncu senfonisinin orkestralamasını tekrar yapmasına neden olmuştur. Viyana romantik okulunun son büyük bestecisi olarak kabul edilen Mahler, Beetho­ven ve Bruckner’in yolunu izlemiştir. Brahms’dan pek etkilenmemiş, Wagner’den ise yararlanmıştır. Orkestralama ve çalgılama tekniklerini üst düzeyde geliştirmiş, yapıtlarının başlıca özelliği olan ve her yeni yapıtında artan “yapı gev­şekliği” ile duygusallık, ayrıcalıklı bir yeri olan Mahler müziği’ni yaratmıştır. Mahler’in müziğindeki karmaşık ve yoğun anlatımı çözümlemek pek kolay değildir. Bazı araştırmacılara göre Mahler “romantik bir kaderci”dir. Kimilerine göre de onun müziğinin kay­naklarını “yalnızca içinde yaşadığı toplumun koşullarında aramak” yeterli değildir. Mahler’in kişiliği,

aile ilişkileri, çocukluğu, fiziksel yapısı, yaşamı boyunca karşılaştığı birçok en­geller ve Yahudi oluşu da araştırılması gereken noktalardır. Bestecinin dünyayı karamsar bir bakış açısıyla algılamış olması, kuşkusuz bir gerçekti. Eşi Alma Mahler’in hatıratında değindiği üzere, Mahler’in sık sık kullandığı Nasıl mutlu olabilirim, herhangi bir yerde tek bir ya­ratık acı çekerken?biçimindeki ünlü Dostoyevski cümlesi, Mahler’in bir gençlik mektubuna denk düşmektedir. 20. Yüzyılın değerli Alman düşünürü, müzik sosyolojisinin kurucusu ve Frankfurt Felsefe Okulu’nun öncüsü Theodor Wiesengrund Adorno, Leyla Pamir’in alıntıladığı gibi, Mahler’in müziğinde alk tabaka müziğinin, üst müziğe fırtınalarla saldırdığını, dolayısıyla Mahler’in Viyana’nın Genç Üslup ve ‘fin de siecle’ ko­şullarına karşı gelen bir devrimci olduğunu, ama bir yandan da insan yazgısına boyun eğdiğini belirtmişti. Mahler, olumsuz bir toplumu yansıtma bakımından, gerçeği yansıtan bir müzik yaratmıştır. Mahler, toplumun kırılmışlığını, süslemeden, olduğu gibi dile getirirken, müziğin kendisi de kırılmıştır. Yabancılaşmanın içinde­dir(Say, 2005, s.422-424). Mahler’in müziğini “kırılmışlık”la simgeleyen Adorno, bestecinin dürüst ve açık tavrını şöyle değerlendirmektedir: Mahler’in senfonik müziği, hiç bir yerde özne ve nesne kırığı’nı gizlemez. Barışıklığı, aldatıcı biçimde vermektense,

11/24


MK 11/12

kırılmışlığı yeğler. Mahler, müziğinde kişi­nin yazgısının kendisiyle bağlantılı olmadığını kabul eder. Ve müzikte birey hiç bir konuma egemen değildir, işte bundan ötürü, Mahler’in kırıkları gerçeğin ta kendisidir. Ve bu anlatımlarda toplumsal devinim, kurbanları kadar olumsuzdur. (s.424). Mahler’i çoğu zaman bir besteci gibi değil, yalnız dahi bir orkestra şefi gibi değerlendirmişlerdir. Bu konuda Dmitri Schostakovich şöyle yazmıştır: Gustav Mahler’i yalnız orkestra şefi gibi değerlendirmek ne büyük haksızlıktır. Mahler, orkestra yöneticisi olduğu kadar dahi bir senfonisttir. Bizi onun müziğinde fetheden derin insanseverliği ve felsefi fikridir. (Mehtiyeva, 2003, s.92). Mahler’in 1888 ve 1909 yılları arasında bestelediği 10 adet senfonisi, bestecinin yaratıcılık stilinin gelişiminin çeşitli dönemlerini karakterize eden

birkaç dizide birleşir. Birinci diziye 1890’lı yıllarda yazılmış ilk 4 senfonisi girmektedir ki, bunlardan 2’inci (Do minör, 1888-1894), 3’üncü (Re minör, 1895-1896) ve 4’üncü (Sol Majör, 18991901) solo ve korolu senfonilerdir. 5’inci (Do diyez minör, 1901-1902), 6’ncı (La minör, Trajik, 1903-1904) ve 7’nci (Mi minör, 1904-1905) senfonileri ise ikinci diziye girmektedir. Bu yapıtlarıyla birlikte, Mahler’in trajik içerikli senfonileri başlar. Mahler bu senfonilerinde, insan sesine yer vermemiştir. Bu eserler, salt enstrümantal içerikli senfonilerdir. 8. Senfoni Mahler’in senfonik yaratıcılığının doruk noktasıdır. Bu eserinde besteci, senfoniye tekrar koroyu eklemiştir. Eser çok büyük kadrolu çift koro, çift vokal dörtlü ve bir de çocuk korosundan oluşmaktadır. 8. Senfoni’si Binler Senfonisi adıyla da tanınmaktadır. Mahler’in son üç eseri olan Yeryüzünün Şarkısı adlı senfonik kantat, Re Majör 9. Senfoni (1909-1910)

Mahler’in 8. Senfonisi’nin Amerika’daki premierinden bir fotoğraf

11/25


MK 11/13

ve bitmemiş 10. Senfoni (1910) yalnızlık, yaşama veda gibi karamsar temaları işleyen trajik karakterli yapıtlardır. Bu senfonileri, adeta bestecinin yaratıcılığının öndeyişleridir. Mahler genel olarak motif ve tema kullanımında “günlük konuşma dili” üzerinde yoğunlaşarak rastlantısal, gelip geçici olarak ortaya çıkan bu motif ve temalarla yapıtının bütünlüğünü oluşturulmuştur. Bestecinin müziği üzerine çeşitli eleştiriler de bu noktada ortaya atılmıştır. Mahler’in müziğinin yenilikçi yönleri “Sıradanlık” ve “müzik malzemesinin parçalanmış karakteri” nitelendirmeleriyle farklı bir bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Yeryüzünün Şarkısı, Çinceden çevrilmiş altı şiir üzerine kurulmuştur. Bu şiirlerde coşkulu bir yaşamdan, hayatın güzelliklerinden ve eğlencesinden sessizliğe, sakinliğe geçiş olgusu anlatılmıştır. Doğa betimlemesi de Mahler’in bu yapıtında oldukça önemli bir nitelik olarak gözlenmiştir. Doğa tınıları, kuş sesleri, orman, dere ve fırtınayı betimleyen, daha da çeşitlendirilebilecek birçok tema işlenmiştir. Bu yapıtın bütününde bu dünyadan başka bir dünyaya geçiş arzusu dile getirilmiştir. Yeryüzünün Şarkısı Mahler’in senfonik yapıtı Yeryüzünün Şarkısı önceki yapıtlarına göre bilinçli bir geride duruşu temsil eder. Ancak yenilikçi yaklaşımı son derece yoğundur ve bu yolla Romantizmin uygulamalarını önemli ölçüde eleştiren bir anlatımı benimser. Özellikle kadans

yazısında diyatonik konsonansların abartılı, belagatlı anlatımından vazgeçer. Yeryüzünün Şarkısı’nın son bölümü olan “Veda”, geleneksel uygula­malarla yeni yaklaşımları aynı anda bünyesinde barındırır. Mahler müziğinde hem bütünselliği hem de parçalanma karakterini ortaya koyar. Bilinen malzemeyle yeni uygulamalar arasında belirsiz bir denge arayışı çabasındadır. Yapıtın son bö­ lümünde belirsiz bir bitişe işaret edilir. Böylece konuda yer alan şekilde mutlu­luk ve üzüntü arasında görünürde var olan çelişkinin, ölüm karşısında birbirinden farksız olmadığı müzikle betimlenmiş olur. Mahler orkestra eşlikli şarkıları arasında yer alan Ölü Çocuklar İçin Şarkılar’ı 1901-04 arasında besteledi. Solo ses ve orkestra için yazılmış olan bu yapıtın şiirleri Friedrich Rückert’ten alınmıştır. Yüzyılın başında bu ve diğer yapıtlarıyla birlikte Mahler’in üslu­ bunda değişimler görülmeye başlamıştır. Bu değişiklikler son iki senfonisinde ve Yeryüzünün Şarkısı’nda oldukça belirgindir. Ka­labalık orkestra kullanımıyla elde edilen katmanlı doku anlayışı yerini daha yalın ve süssüz bir anlatıma bırakmıştır. (İlke & Şenürkmez, 2010, s.200-201). Mahler anlatımcı programlı müziğin savunucusu olan bir besteci değildi. Mahler, “sözün anlatmadığını müzik anlatır” felsefesinin bir bakıma tersine, müziğin anlatamadığını söze bıraktığını, daha doğru­su müziği soyut bir şekilde ele alarak, ona anlatımcı görevler yüklemeksizin yapıtlarında söylemek

11/26


MK 11/14

istediği şeyleri doğrudan insan seslerini kullanarak dile getirmiş olduğunu da belirtmek gerekir. Mahler’in 11 adet senfonisinden beşinde insan sesini ve sözü kullanması biraz da, Beethoven’in dokuzuncu senfonide tuttuğu yolda daha da ileriye gitme­sinin bir sonucudur. Gerçekte Mahler’in 10 adet senfonisi vardır ve 10. Senfoni de, oldukça uzun süren bir adagio ve kısa, ancak şaşırtıcı derecede ileri bir scherzo dışında, tamamlanamamıştır. İngiliz besteci Deryck Cooke’un, Mahler’in ardında bıraktığı taslaklardan yola çıkarak verdiği son biçimle bu senfoni, Mahler’in en etkileyici yapıtlarından biri olarak yeni bir anlam kazanmıştır. Mahler’in 9. Senfoni’si bugün konserlerde 9 sayısıyla sunulan değil, Das Lied von der Erde (Yeryüzünün Şarkısı) adlı kontralto, tenor ve orkest­ra

için bestelediği yapıtıdır. Sekiz senfonisini bitirip de sıra dokuzuncuya geldiğinde Mahler, Beethoven’in 9. Senfoni’den sonra başka bir eser yazamadığı düşüncesinden hareketle ve ölüm korkusunun da kendisinde yarattığı bir saplantıyla, bu esere dokuz sayısını isim olarak vermemiştir. Bugün Mahler’in haklı olarak en sevilen ve en büyük rağbeti gören yapıtları arasında başta bu söz konusu senfoniyle birlikte birinci ve dördüncü senfoniler gelir. Ayrıca şunu da ifade etmek gerekir ki, bu üç eser, Mahler’in en kısa süreli senfonileridir. Ancak her birinin yaklaşık bir saat kadar süresi vardır. Diğerleri ise bir konser süresini tamamen dolduracak kadar uzun sürer. Bunların ara­ sında, bestecinin solo sesler ve koronun da katıldığı ikinci senfonisi giderek artan bir ilgi görmeye başlamıştır

YARARLANILAN KAYNAKLAR İnternet Siteleri: http://tr.wikipedia.org/wiki/Gustav_Mahler, Erişim Tarihi 17.10.2012 Kitaplar: BORAN, İlke; ŞENÜRKMEZ, Kıvılcım Yıldız (2010); Kültürel Tarih Işığında Çoksesli Batı Müziği, Yapı Kredi Yayınları, İSTANBUL FINKELSTEIN, Sidney (1995), Besteci ve Ulus: Müzikte Halk Mirası, (Çev. M. Halim Spatar), (Özgün Adı: Composer and Nation, International Publishers, N. Y., 1960), Birinci Baskı: Ekim 1995, Pencere Yayınları, Doyuran Matbaası, İSTANBUL MEHTİYEVA, Naile. (2003) Konser Kılavuzu: 92 Kompozitörden 267 Senfonik Yapıtın Analizleri, Bilkent Üniversitesi Yayınları, ANKARA MİMAROĞLU, İlhan (2009), Müzik Tarihi, Varlık Yayınları, İSTANBUL SAY, Ahmet (1995), Müzik Tarihi, Müzik Ansiklopedisi Yayınları, ANKARA

11/27


KİTAP TANITIMI KT 11/01 Şostakoviç ve Türkiye 1935 yılının ilkbaharında, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün daveti üzerine SSCB’nin en önemli sanatçılarından oluşan bir heyet Türkiye’ye gelir. Heyetin üyeleri arasında resim, tiyatro, bale ve müzik sanatının seçkin isimleri yer almaktadır.  Bu sanatsal ziyaret Türk sanatçıları için olduğu kadar SSCB’ye mensup halkların sanatçıları tarafından da heyecan dolu anılarla doludur. Bu heyette genç bir besteci olan Dimitri Şostakoviç’in bulunması Türk müzik çevreleri için olduğu kadar, Şostakoviç için de önemlidir.  Şostakoviç, gerek besteleriyle gerekse siyasal kişiliği ile Türk müzik sanatının çağdaş uygulayıcıları arasında heyecan yaratmış ve daha sonraki dönemlerde de adından sürekli söz ettirmiştir.  Müzikolog Ferah Tahirova, bu kitapta, bu ziyaretle ilgili olarak, gerek Türk gerek Rus basınında yer alan fotoğraflar, makale, haber, mektuplar ile diğer arşiv belgelerine dayanarak XX. yüzyılın ünlü bestecisi Dimitri Şostakoviç’in Türk müzik kültürü ile temaslarını incelemektedir.  Kitap Türkçe ve Rusça olarak okurlara sunulmaktadır Azeri araştırmacı-müzikolog , Doç. Dr. Ferah Tahirova, 17 Ekim 1972 doğdu, 1987’den 1991’e kadar Nahçivan Müzik Okulu’nde piyano eğitimi aldı, 1991- 1996 arasında Azerbaycan Devlet Konservatuvarı’nda müzik teorisi ve müzik tarihi alanlarında lisans eğitim aldı ve başarıyla mezun oldu. Bu çalışmaları esnasında “yaratıcılık” onun ilgi alanı haline geldi, bu konudaki araştırmalarını derinleştirdi. İlerleyen yıllarda “Faust ve XIX.yy müziği” adlı sıradışı tezini sundu ve 2001’den sonra Bakü Müzik Akademsi’nde araştırma görevlisi olarak müzik tarihi alanında bilimsel çalışmalarını sürdürdü. 2009’da Gargarev ve Hagiyev gibi bestecilerin yaratıcı çalışmaları üzerinde Şostakoviç’in izini süren “Azerbaycan Müziğinde Şostakoviç geleneği” adlı tezi üzerinde çalışmalarına devam ederken aktif bir şekilde cumhuriyetçi konferanslara da katıldı. Şu anda Bakü Müzik Akademisi’nde öğretim görevlisidir.

11/28


DİNLEYİCİ İZLENİMİ Dİ 11/01 BİR ANKARA KONSERİ İzlenimler ve Bilgiler Petek GÜNGÖR 11-12 Ekim 2012 Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası “TSK Güçlendirme Vakfı’nın 25’inci Kuruluş Yıl Dönümü Konseri” MarekPijarowski, şef | Aniello Desiderio, Gitar Konser Programı Maurice Ravel Emmanuel Chabrier Joauquin Rodrigo

“ Ma Mere L’Oye Orkestra Suiti” “ La Vals “Koreografik Şiir” “Espana’’ Orkestra İçin Rapsodi” “Gitar Konçertosu “Aranjuez”

Konserin Şef-Solist ve Bestecileri Üzerine Notlar : Marek Pijarowski (Şef ) 1980 yılından bu yana W. Lutoslawsky Devlet Filarmoni Orkestrası’nın yönetici ve sanat direktörü olan Pijarowski, 1951 yılında Polonya’nın Wroclaw şehrinde doğdu. Eğitim süreci içinde müzik okullarında piyano, keman, obua ve org çalarak çalıştı ve Tadeusz Strugala ile birlikte Wroclaw Müzik Akademisi’nde orkestra yönetti. Marek Pijarowski aynı zamanda, Weimar’da bulunan Uluslararası Müzik Okulu’nda Avid Jansons ile orkestra yönetimi eğitimini tamamladı. Avusturya Hükümeti’nin burslusu olarak Viyana’daki ‘Hochschule für Musik und Darstellende Kunst Okulu’nda Prof. Carl Oesterreicher ile çalıştı. Bu çalışma kendisine Herbert von Karajan, Leonardo Bernstein, Georg Solti ve Claudio Abbado gibi ünlü şeflerin çalışmalarını doğrudan gözlemlemesine olanak sağladı. Profesyonel kariyeri 1974 yılında Wroclaw Devlet Filarmoni Orkestrası şefliğine atanması ile başlamıştır. Aynı yıl Polonya orkestra şefleri yarışmasında en genç yarışmacı olarak birincilik ödülü ile Silesian Devlet Filarmoni Orkestrası özel ödülünü kazandı. Bu başarısı, Varşova Ulusal Filarmoni Orkestrası ve Katowice Polonya Ulusal Radyo Senfoni

11/29


Dİ 11/02

Orkestrası dahil birçok yerden davet edilmesini sağladı. Ertesi yıl Wroclaw Devlet Senfoni Orkestrası’nın ikinci şefliğine atandı. 1980’den beri Polonya Çağdaş Müzik Festivali” Musica Polonca Nova”nın sanat yönetmeni olarak görev yapmaktadır. Pijarowski halen sanat ve eğitim konularında rektör yardımcılığı da yaptığı Wroclaw Müzik Akademisi’nde Orkestra İdaresi Kürsüsü Profesörüdür. Aniello Desiderio(Solist) 1971’de Napoli’de doğdu. Çok küçük yaşta gitar çalmaya başladı. D’Amerio ve Stefano Aruto ile çalıştı.1992 yılında müzik konservatuarı onur derecesiyle mezun oldu.8 yaşında sergilediği halkın önündeki ilk performansıyla beraber müzik eleştirmenleri ondan’’enfant progody’’Harika dahi,Gitar’ın Orfeo’su,Yüzyılın Gitarist’i, fenomen gibi kelimeler kullanarak bahsetmeye başladı. Katıldığı ulusal ve uluslararası statüdeki yarışmalarda ilk defa sahip olduğu 18 tane ödül aldı. Bunlardan bazıları; • Donia Competition messina’da birincilik(İtalya 1986) • Uluslararası Gitar Yarışması birincilik ödülü(Tokyo 1988) • Yılın Napoli tan Ödülü Mr. Desiderio için (İtalya 1988) • Birincilik ve jüri özel ödülü uluslararası Francisco Torrega Yarışması(İspanya 1992) • Birincilik ödülü Sanremo şehri uluslararası yarışması(İtalya 1994) • Birincilik ödülü Uluslararası Guerrero Yarışması(Madrid 1995) • Alman Rayo ve Müzik Festivali, kalıcı artistik ödül (Bremen 1999) Uluslararası kariyeri Volos Gitar Festivali sırasında 1989’da başladı.Şu an dünya çapında İsviçre,Almanya,Fransa,Hollanda,İspanya,Yunanistan,İtalya,Danimarka İrlanda, Norveç,İsveç,Polonya,Macaristan,Türkiye,Küba,Kolombiya,Venezuela,Japonya ve A.B.D gibi ülkelerde hem solist hem orkestralar eşliğinde konser vermiştir ve hala konserlerine devam etmektedir.

11/30


Dİ 11/03 Maurice Ravel (Besteci) Ravel, Fransa’nın Bask bölgesinde, İspanya sınırında bir küçük köy olan Ciboure’da dünyaya geldi, Paris’te büyüdü. Annesi Bask, babası ise İsviçreli bir sanayiciydi. Müzik yeteneğini ve detaylara düşkünlüğünü babasından aldı. Detaycılığı nedeniyle besteci Stravinsky onu müziğin İsviçre saati yapımcısı diye nitelemiştir. Bestelerinde, bir saatin parçaları gibi küçük müzik blokları yaratıp, onları birleştirerek daha karmaşık yapılar oluşturmaktaydı. 7 yaşında piyano dersleri almaya ve 5-6 yıl sonra beste yapmaya başladı. Paris Konservatuarı’nda piyano eğitimi aldı. Konservatuar yıllarında kendilerini Apaches diye adlandıran ve düzenledikleri içkili eğlencelerle tanınan genç sanatçılar grubuna katıldı. Konservatuarda 14 yıl boyunca dönemin en ünlü müzik eğitimcilerinden Gabriel Fauré ile çalıştı. Okulun verdiği prestijli Roma Ödülü’nü almayı defalarca denedi ama başaramadı. Ödülün favorisi olarak gösterildiği yıl ilk aşamada elenmesi bir skandala dönüştü ve okulu bıraktı. Olay, konservatuar müdürünün de istifasına yol açmıştı. Ravel ve Claude Debussy karşılıklı olarak birbirlerinden etkilenmişlerdir. Bu nedenle müzik tarihinde adları genellikle birlikte anılır. İkisi de empresyonist ressam Claude Monet’nin resimlerinden ilham almaktaydı. Ravel, Amerikan Cazı, Asya müziği, Avrupa halk şarkıları gibi dünya müziklerinden de etkileniyordu. Şehrazat (1898) adlı eseri Doğu müziklerine ilgisini gösterir ancak en çok İspanyol müziğine yönelmiştir. İspanyol müziği tadındaki eserlerinden en tanınmışları İspanyol Rapsodisi (1908) ve Bolero (1928)’dur. 1910-1920 yıllarında Paris’te bulunan Rus besteci Stravinsky ve Rus Balesi Topluluğu bestelerini etkiledi. Daha geleneksel bir tarza yöneldi ve neo-klasik eserler verdi. I. Dünya Savaşı’nda yaşı ve sağlık sorunları nedeniyle orduya alınmadı, ancak ambulans şoförlüğü yaptı. Savaştan sonra orkestra şefi olarak seyahat etti. Özellikle ABD’de ilgi gördü, burada tanıştığı Amerikan caz müziğinin etkileri daha sonraki eserlerinde hissedilir. Ravel 1921’de Fransız hükümetinin Légion d’Honneur ödülünü reddetti, 1931’de Oxford Üniversitesi’nin verdiği onursal doktorayı ise kabul etti. Az sayıda öğrenci yetiştirdi. Belli başlı öğrencileri Vaughan Williams ve Maurice Delage idi. Ravel, 1927’de bazı nörolojik problemler yaşamaya başladı. Birkaç yıl sonra kas problemleri ve afazi (söz yitimi) problemi ile karşılaştı. Zamanla bunama belirtileri oluştu ve 1932’de geçirdiği trafik kazası ile durumu ağırlaştı. Bu rahatsızlıklar nedeniyle eser veremez oldu. 1937’de geçirdiği başarısız beyin ameliyatı sonucu hayatını kaybetti.

11/31


Dİ 11/04

Joauquin Rodrigo (Besteci) Joaquin Rodrigo Vidre, özellikle Gitar Konçertosu’yla tanınan 1901 İspanya doğumlu klasik müzik bestecisi ve piyano virtüözüdür. Erken bir yaşta kör olmasına rağmen, büyük başarılar kazanmış olan Joaquin Rodrigo’nun klasik gitar çalışmaları sayesinde ünlü besteciler arasında özel bir yeri vardır. Rodrigo’nun Gitar Konçertosu olarak da bilinen Concierto de Aranjuez, isimli repertuvarı İspanyol müzik ve gitar konçertoları arasında en önemlisidir. Aranjuez, eski İspanyol krallarının eğlence saraylarına verilen isimdir, Rodrigo da konçertosunun genel yapısı içinde bu eğlencelerin tasvirini hayal etmiştir. Valencia, Sagunto’da doğan ve difteriye yakalandığı üç yaşında görme yetisini kaybeden Rodrigo, sekiz yaşında solfej, piyano ve keman eğitimine başlamıştır. On altı yaşında armoni ve kompozisyon dersleri almıştır. Ve, tahmin edilenin aksine, gitar repertuarları için evrensel bir müzik aleti olarak saygınlık kazanmış olan İspanyol gitarlarını hiçbir zaman çok iyi çalamamıştır. Besteci, 1983’te İspanya’nın en büyük beste ödülü Premio Nacional de Música’yı kazanmıştır. Joaquin Rodrigo’nun gitar konçertantları arasında şunlar yer alır:

Concierto de Aranjuez (1939) Fantasía para un gentilhombre (1954) İki gitar için Concierto madrigal (1966) Dört gitar için Concierto Andaluz (1967) Concierto para una fiesta (1982) Rincones de España (1990)

11/32


Dİ 11/05

Emmanuel Chabrier (Besteci) Emmanuel Chabrier merkezi Fransa’da Auvergne bölgesinde “Ambert” adlı bir köyde bir avukatın oğlu olarak doğdu. Altı yaşında iken müzik dersleri almaya başladı. Fakat 1852de ailesi Clermond Ferrand ‘a yerleşince hukuk kariyerine girmek için liseye devam etti. Bu arada bir Polonyalı kemancı ve besteci “Alexander Tarnowski”’den teori ve pratik müzik dersleri almaya devam etti. 1856da ailesi Paris’e yerleşince Chabrier bakaloryasını almak için prestijli lise Saint-Luis’e devam etti ve sonra Hukuk Fakültesine devam ederek 1861de üniversite diploması aldı. 1861de Fransa İçişleri Bakanlığı’na memur olarak girdi ve bu memuriyette 1880e kadar kaldı. Bu arada küçük besteler hazırlayarak müzik sevgisini de unutmadı. Paris’de iken “Parnasian” ismini taşıyan kültür ve edebiyat grubu içinde bulunuyordu. Bu sırada da ünlü Fransız şairi Paul Valery Chabrier’in bitiremediği iki opera eseri için libretto hazırlamıştır. 1870-1871 Fransa-Prusya Savaşı sırasında çalıştığı bakanlık için sırayla Tours, Bordeaux ve Versailles’da çalışmıştır. 1873de, Marie Âlice Dejean adlı bir hanım ile evlendi ve biri çok genç yaşta ölen üç oğulları oldu. 1870li yıllarda Chabrier sahnede temsil edilen birkaç eser tamamladı. Bunlarda 1877de hazırladığı “Le Etoile” operası “Théâtre des Bouffes Parisiens” tiyatrosunda 48 defa başarılı olarak temsil edildi. Ankara’nın Ruhu Ravel ile Beslendi Müzik ruhun gıdasıdır dememeli sadece. Bazen ruh bir şehrin aynası olabiliyor. İşte Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın eşlik ettiği ve orkestranın sevilen yabancı şeflerinden (Polonya,Wroclaw d.1951) Marek Pijarowski yönetimindeki, Aniello Desiderio ‘nun Ankara Sonbaharı’nın kızıl tellerine vurduğu enfes gitar ziyafetine Ankara ruhunun aynasındaki bir yansıma olarak konuk oldum. Önce C.S.O’nun güzel atmosferli salonuna girip,ışıklar tam kapanmadan kısa bir süre önce bulabildiğim bir koltuğa yerleştim.Maestro Pijarowski’nin yerini alıp değneğini kaldırmasıyla beraber salonda Ravel’in mührünü taşıyan hoş ve tılsımlı melodiler salonu sarmaya başlamıştı bile…Flüt soloyla başlayan ve yaylıların eşliğinde ruhlarımıza sunulan bu naif eser, salondaki havalandırma sorununu bile bize unutturarak kulağımıza doğru hoşça Ravel’den bahsetmeye başlamıştı bile… Ravel’in her parti için yazdığı kulağa hoş gelen armonik dokular bütünlüğü bana Ravel’i ne kadar çok özlediğimi hatırlattı.

11/33


Dİ 11/06

Ayrıca Ravel’in Valsinde işittiğimiz fagot ve obuanın çokça eşlik ettiği çalkantılı, ritmik, coşkulu ve telaşlı yapı yine Ravel’in her tür emosyonel biçime hitap yeteneğinin -melodik çizgiler eşliğinde – çok etkili olduğunu gösterdi bizlere. Tam bir Fransız esintisi vardı sanki salonda. Çağdaş dönemi tam olarak hissettiriyordu Ravel’in valsi bize.Çağdaş dönemdeki o hür ifade kulağımızı dolduruyordu. Ravel ziyafetinin ardından adeta gecenin tatlısı olarak servis edilen Rodrigo’nun Gitar Konçertosu’nu dinleme olanağı bulduk. Desiderio’nun tellere hâkim ve hükmedici bunun yanı sıra yumuşak ve tınılı dokunuşları eşliğinde Rodrigo öteki âlemden gülümseyerek izliyordu adeta şaheserini eminim ki… Ünlü İtalyan klasik gitar virtüözü Aniello Desiderio’nun konserlerinden birini izleme fırsatınız olursa, “il fenomeno’’(fenomen) unvanını ne kadar çok hak ettiğini - kendi biyografisinde de bahsedildiği gibi- görebilmek mümkün. Enstrümanı üzerindeki ustalığı ve icra ettiği müzik üzerindeki hakimiyeti, onu farklı kılan,olağanüstü ve inanılmaz yapan gözle görülür faktörlerden sadece bir kaçı. Henüz sadece 8 yaşındayken verdiği ilk konserinin ardından, müzik eleştirmenlerinin O’nun hakkında dahi çocuk olarak yazılar yazdığı ve dâhiliğinin her türlü ve birçok müzisyen, profesör ve müzik eleştirmenleri tarafından tasdik edildiği, sanatçının sevenleri ve izleyici kitlesinin coşkulu alkışları aracılığıyla da onaylanmış ve kabul görmüştür. Bu konser bize çağdaşlığı ve duyguların akışını tam olarak ifade etmiş içimizdeki yorgunluğu alıp, rahatlamamızı sağladı; hem eserler hem de besteciler halkımızın müzik açlığını doyurdu…

Ravel’in de etkilendiği empresyonist ressam Monet’in bir tablosu (İzlenim, Gündoğumu /1872)

11/34


AYIN MÜZİK ETKİNLİKLERİ (ANKARA) E 11/01 Bilkent Senfoni Orkestrası Ekim-Kasım Ayı Konserleri 29 Ekim Pazartesi, 20:00 | Ankara Opera Sahnesi | Cumhuriyet Bayramı Konseri Bilkent Senfoni Orkestrası Naci Özgüç, şef Ankara Devlet Opera ve Balesi Korosu ve Solistleri M. Sun | “Kurtuluş” ve “Cumhuriyet” Süitleri 10 Kasım Cumartesi, 20:00 | Bilkent Konser Salonu Bilkent Senfoni Orkestrası Gürer Aykal, şef | Selçuk Akyol, obua Ö. Manav | Dört Türkü R. Strauss | Obua Konçertosu, Re Maj. L. van Beethoven | Senfoni No.5, Do minör Op.67

Bilkent Senfoni Orkestrası’nın Ankara konserlerinin biletlerine www.mybilet.com adresinden ulaşılabilir. Bilkent Konser Salonu Gişesi Tel: (312) 290 17 75

11/35


E 11/02 Başkent Üniversitesi Orkestra Akademik Başkent Kasım Ayı Etkinlikleri Kasım 2012 Cumartesi günü Saat 20.00’de Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Salonunda Keman Virtüözü Salvatore Accordo’nun solist olarak yer alacağı sezon açılış konserini gerçekleştirecek olan Orkestra Akademik Başkent, 13-14-15 Kasım 2012 tarihleri içinde düzenlenen Başkent Üniversitesi Sanat Günleri 2 etkinlikleri kapsamında bu kez ünlü viyolonsel solisti David Cohen ile Üniversitenin kampusündeki Prof.Dr. İhsan Doğramacı Salonunda diğer konserini veriyor. Her iki konserde Şef; Ertuğ Korkmaz. Bu konserler ve Üniversitenin bir dizi diğer konserlerini içeren Sanat Günleri 2 etkinlikleri afiş bilgileri şöyle:

Sıradışı icra yeteneği ve yorumculuğunun yanı sıra şefliğiyle de tanınan Salvatore Accardo’nun önemli orkestralar ve şeflerle yaptığı 50’den fazla kayıt bulunuyor. Bunlardan bazıları Charles Dutoit ile Paganini Capricci ve Keman Konçertoları, Mendelsohn; Kurt Masur ile Brahms, Beethoven ve Max Bruch orkestra ve keman için eserleri; Colin Davis ile Tchaikovsky, Dvorak ve Sibelius kayıtlarıdır. Repertuarı baroktan çağdaşa geniş yelpazeye sahiptir. Accardo düzenli olarak dünyanın önemli orkestraları ve şefleriyle verdiği konserler dışında şef olarak ve solo olarak konserler ve resitaller vermekte. Konserlerini icra ettiği enstrumanlar: Stradivarius (Hart ex Francescatti 1727) ve Guarneri del Gesù (Reade 1733).

11/36


E 11/03

11/37


E 11/04 Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Kasım Ayı Konser Programı

08-09 Kasim 2012, 20:00 | CSO Konser Salonu | Atatürk’ü Anma Konseri Rengim Gökmen, şef Hasan Gökçe Yorgun, Keman | Tünde Szaboki, Mezzo Soprano Niccolo Paganini, 1. Keman Konçertosu, Re Majör Op. 6 | Gustav Mahler, 4. Senfoni Sol Majör 10 – 18 Kasim 2012 |Doğuş Holding Sponsorluğunda Kampüste Senfonik Aksamlar Turnesi (Afyon-Burdur- Isparta-Denizli-Aydin- Muğla) Rengim Gökmen, Şef İdil Biret, Piyano Cihat Aşın, Keman Rachmaninov, Beethoven, Brahms, Dvorak, Sarasate 22-23 Kasim 2012, 20:00 | CSO Konser Salonu | Perry So, şef Cheng-Ying Chuang ,Pipa “Yasemin Çiçegi Üvertürü” | Liu Xing, Reminiscences of Yunnan | Antonin Dvorak, 7. Senfoni, re minör op.70 29-30 Kasim 2012, 20:00 | CSO Konser Salonu | Vakhtang Matchavariani, şef Aexander Toradze, piyano Sergei Rachmaninoff, 3. Piyano Konçertosu, re minör Op. 30 Dmitry Shostakovich, 9. Senfoni Op. 70

11/38


E 11/05 Devlet Opera ve Balesi Kasım Ayı Etkinlikleri • 03.11.2012 Cumartesi, 20:00 | Opera Sahnesi

• 17.11.2012 Cumartesi, 20:00 | Opera Sahnesi

BDT - Töre (Dans Tiyatrosu)

Amazonlar (Bale)

• 04.11.2012 Pazar, 11:00 | Leyla Gencer Sahnesi

• 18.11.2012 Pazar, 11:00| Leyla Gencer Sahnesi

Uyuyan Güzel (Çocuk Müzikali)

Uyuyan Güzel (Çocuk Müzikali)

• 04.11.2012 Pazar,16:00 | Operet Sahnesi

• 18.11.2012 Pazar, 20:00 | Operet Sahnesi

Evlilik Senedi (Opera)

Neşeli Şeyler (Konser)

• 05.11.2012 Pazartesi,

20:00 | Opera Sahnesi

• 19.11.2012 Pazartesi, 20:00| Opera Sahnesi

V. Murad (Bale)

Don Giovanni (Opera)

• 06.11.2012 Salı, 20:00 |Operet Sahnesi

• 20.11.2012 Salı, 20:00| Operet Sahnesi

V. Bellini Oda Sarkıları Konseri (Konser)

Evlilik Senedi (Opera)

• 07.11.2012 Çarşamba, 20:00 | Opera Sahnesi

• 21.11.2012 Çarşamba,20:00 | Opera Sahnesi

Don Giovanni (Opera)

Ali Baba & 40 (Opera)

• 08.11.2012 Perşembe, 20:00 | Opera Sahnesi

• 22.11.2012 Perşembe, 20:00 | Opera Sahnesi

Bir Yaz Gecesi Rüyası (Modern Dans)

Amazonlar (Bale)

• 10.11.2012 Cumartesi, 11:00 | Opera Sahnesi

• 24.11.2012 Cumartesi ,20:00| Opera Sahnesi

Atatürk’ü Anıyoruz (Konser)

Harem (Bale)

• 10.11.2012 Cumartesi, 20:00| Opera Sahnesi

• 25.11.2012 Pazar, 11:00 | Leyla Gencer Sahnesi

BDT - Töre (Dans Tiyatrosu)

Sihirli Dünya (Çocuk Müzikali)

• 11.11.2012 Pazar, 11:00 | Leyla Gencer Sahnesi

• 25.11.2012 Pazar, 14:00| Operet Sahnesi

Sihirli Dünya (Çocuk Müzikali)

Seslerle Anadolu (Müzikli Gösteri)

• 11.11.2012 Pazar,15:00 | Leyla Gencer Sahnesi

• 25.11.2012 Pazar, 14:00| Leyla Gencer Sahnesi

Uyuyan Güzel (Çocuk Müzikali)

Sihirli Dünya (Çocuk Müzikali)

• 11.11.2012 Pazar,20:00 | Operet Sahnesi

• 26.11.2012 Pazartesi, 20:00| Opera Sahnesi

Suna Kan - Tayfun Bozok Konseri

Bir Yaz Gecesi Rüyası (Modern Dans)

• 12.11.2012 Pazartesi,

• 27.11.2012 Salı, 20:00 | Operet Sahnesi

20:00 | Opera Sahnesi

Ali Baba & 40 (Opera)

Keman Trombon Resitali (Konser)

• 13.11.2012 Salı, 20:00 | Operet Sahnesi

• 28.11.2012 Çarşamba, 20:00 | Opera Sahnesi

Seslerle Anadolu (Müzikli Gösteri)

Don Giovanni (Opera)

14.11.2012 Çarşamba, 20:00 | Opera Sahnesi

• 29.11.2012 Perşembe,20:00 | Opera Sahnesi

Bir Yaz Gecesi Rüyası (Modern Dans)

V. Murad (Bale)

11/39


Müzik Dosyası Kasım 2012