Page 1

SAGL IK YÖN E T I MI ve EGI T I MI DERGISI

Y IL:5

SAY I : 5 3

A  US T OS 2 0 1 2

OBEZİTE

NASIL ÖLDÜRÜR?

MİNE TUNÇEL

Obeziteyle Mücadele Hareketinin Birinci Fazına Başladık

ASLI İÇİNGÜR GÜLER

Obezite Tedavisine Multidisipliner Yaklaşılmalı

SALİH MEMECAN

Karikatüristliği Meslek Olarak Görmedim


ZMAKİNETİK TUR SİSTEMİ PLAZMAKİNETİK TUR SİSTEMİ

011 MODEL VERSİYON 2011 MODEL VERSİYON 3.01 3.01

KİNETİK TUR SİSTEMİ

TÜRKİYE TEK

YETKİLİSİ YETKİLİSİ

TÜRKİYE TEK TÜRKİYE TEK YETKİLİSİ3.01 MODEL VERSİYON

ANKARA MERKEZ UFUK ÜNİVERSİTESİ CAD. NO:8 KAT:6 D:33 ÇUKURAMBARLAR / ANKARA - TÜRKİYE TEL: +90 (0312) 205 52 20 FAKS: +90 (0312) 205 52 50

KİYE TEK YETKİLİSİ

İZMİR OFİS SUN PLAZA MAHSUROĞLU MAH. 295/2 CAD. B BLK. 52. GİRİŞ K:2 D: 222 BAYRAKLI / İZMİR - TÜRKİYE TEL: +90 (232) 462 84 81 FAKS: +90 232 (462) 84 82

İSTANBUL OFİS UPHILL COURT TOWERS A-1 A BLOK BARBOROS BATI ATAŞEHİR / İSTANBUL - TÜRKİYE TEL: +90 (216) 688 36 46 FAKS: +90 (216) 688 15 46

ADANA OFİS SÜLEYMAN DEMİREL BULV. GÜZELYALI MAH. 81171 CAD. NO:2 ÇUKUROVA / ADANA - TÜRKİYE TEL: +90 (322) 212 02 07 FAKS: +90 (322) 212 02 08

Farilya İş Merkezi Ufuk Üniversitesi Caddesi No:8 Kat:6 Daire:33 Çukurambar 06510 Ankara - Türkiye

Metroport Busidence DİYARBAKIR OFİS GSM: +90 (530) 662 86 64 Kartaltepe Mahallesi KARAKOÇ PLAZA YENİŞEHİR MH. +90 (532) 767 53 45 SELAHATTİN CAD. NO: 24/57 DİYARBAKIR TÜRKİYE Kültür Sokak TEL: +90 (412) 228 32 78 Gsm :+90 530 662 86 64 No:1 Kat:12 Daire:185 FAKS: +90 (412) 228 32 79 Metroport Busidence +90 532 767 53 45 Bahçelievler İstanbul - Türkiye web :www.item.com.tr :+90 312 205 52Kartaltepe 20 Tel :+90 212 441 50 86 Caddesi Tel Mahallesi o v 441 a t e 50 k @93 i t e m . c o m . t r e-posta :novatek@item.com.tr Metroport Busidence Faks :+90 312 205 52 50 Faks :+90n212

i e:33 Kartaltepe Mahallesi Kültür Sokak 10 Ankara - Türkiye

Kültür Sokak No:1 Kat:12 Daire:185

www.item.com.tr

Gsm

:+90 530 662 86 64


SAGL IK YÖN E T I MI ve EGI T I MI DERGISI

YIL 5 • SAYI 53 • AĞUSTOS 2012 www.sayeddergisi.org YÖNETİM Sahibi ve Yayın Yönetmeni

FEYZULLAH AKBEN Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

SARE KUŞ

sare@sayeddergisi.org Editör

SU ÖZGÜR

Yazı İşleri

SERRA KUL - ÖMER DURAK AYŞE YILMAZTÜRK GÜNEŞ KAZDAĞLI Görsel Yönetmen

BİLAL AKGÜL Fotoğraf Editörü

AHMET FERHAT AKBEN

Reklam

DİDEM GÜLKAÇ reklam@ajansfa.com Abone ve Dağıtım

SONGÜL KARADENİZ songul@ajansfa.com Halkla İlişkiler

YASEMİN KERİMİ

Yapım

Yönetim Adresi Kore Şehitleri Cad. Yonca Apt. A Blok No: 1/5 Zincirlikuyu - Şişli / İSTANBUL Tel: 0 212 272 61 06 Faks: 0 212 272 61 07 www.ajansfa.com / info@ajansfa.com

Baskı ŞAN OFSET

Merhaba...

D

ünya şişmanlıyor deniliyor, obezitenin görülme sıklığı hesaplanıyor, çare bulmaya, eylem planları oluşturulmaya çalışılıyor hatta obezite pandemi olarak tanımlanıyor. Bir yandan büyük kitleler şişmanlarken bir yandan da sıfır beden olma çabası var. Gün geçmiyor ki bir starın uyguladığı şok diyet internet sitelerinde ya da gazetelerin sağlık sayfalarında yayınlanmasın. Obezite sinsi sinsi gelen bir hastalık olarak karşımızda. Üstelik yaş da dinlemiyor. Sağlık Bakanlığımız tüm dünyada olduğu gibi sağlık sorunlarını henüz oluşmadan çözme politikası güdüyor. Bu bağlamda Obezite ile Mücadele Programı oluşturuldu. Programın liderliğini de bizzat Sağlık Bakanımızın yapması; zayıflamaya çalışması ve diyetini her fırsatta açıklaması özendirici olacağa benziyor.

Program hakkında bilgileri Sağlık Bakanlığı, Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Mine Tunçel’den aldık. Bir diyetisyen ve bir hemşire de Bakanlığın bu politikasını değerlendirdi. Temennimiz aynı Dumansız Hava Sahası Projesinde olduğu gibi Bakanlığın Obezite ile Mücadele Programı’nda da başarı kazanmasıdır. Bu sayıda büyüteç bölümünde hastanelerde temizlik ve yemek konusunu ele aldık. Yazarımız Halide Savaş yeni KHK ile devreye giren hukuksal prosedürleri sizlerle paylaştı. Limon ve zeytinle tanıdığımız Salih Memecan bu ay ki konuğumuz. Keyifle okuyacağınız bir dergi olması dileğiyle.

Cendere Yolu No:23 Ayazağa / İSTANBUL Tel: 0 212 289 24 24

Yayın Türü Yaygın Süreli Yayın SAYED dergisi sağlık yöneticilerine ve eğitimcilerine ücretsiz dağıtılır. Para ile satılmaz. Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarına aittir. Reklamların sorumluluğu ise reklam verene aittir. Dergide yayınlanan yazı ve resimler kaynak gösterilmek suretiyle iktibas edilebilir.

AĞ U S TO S 2 0 1 2

3


Başkandan Değerli SAYED okurları;

O

bezite dünyanın üzerinde durduğu global sağlık sorunlarından birisi. Obezite, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından “Sağlığı bozacak ölçüde vücutta anormal veya aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanmaktadır. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının ortalama %15-20’sini, kadınlarda ise %25-30’unu yağ dokusu oluşturmaktadır. Erkeklerde bu oranın %25, kadınlarda ise %30’un üzerine çıkması durumunda obezite söz konusudur. Halkımızın sağlığının korunması için farkındalık yaratmayı amaçlayan Sağlık Bakanlığı birçok başarılı projeye imza atmıştır. Bunlardan birisi de obezite ile mücadeledir. Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep AKDAĞ’ın medyada sıkça gündeme getirdiği ve kendisini de kilolu olarak tanımlamaktan çekinmediği bu proje ülkenin her noktasına benimsenerek hızla yayılmaktadır. Son olarak

Muğla İl Sağlık Müdürlüğü tarafından organize edilen “Yürüyüverin Gari” etkinliği yazılı ve görsel medyada yoğun bir şekilde yer buldu. 4.Ulusal Sağlık Kurultayı’na sayılı günler kaldı. Bizlerde programımızı netleştirdik. Diğer yandan “SAYED Yılın Yöneticisi Ödülleri” başvuruları olanca hızıyla devam etmekte. Kurultayla ilgili detaylı bilgiyi www.sayed.org.tr ve www.sayedkurultayi.org internet sitelerinden edinebilirsiniz. 17 – 21 Ekim 2012 tarihinde Antalya / Belek Maritime Pine Beach Otel’de yapılacak olan kurultaya katılımlarınızı bekler, selam ve muhabbetlerimi sunarım. Spor yapın, sağlıklı ve dengeli beslenin, sağlıklı ve sağlıcakla kalın.

SAYED Yönetim Kurulu Başkanı

AĞ U S TO S 2 0 1 2

5


AĞUSTOS

53 14

22

26

34

Mine Tunçel:

Obeziteyle Mücadele Hareketinin Birinci Fazına Başladık

08

Spot Haberler

31

Sağlık Bakanlığı Örnek Olacak Bir Projeye İmza Atıyor

14

Mine Tunçel: Obeziteyle Mücadele Hareketinin Birinci Fazına Başladık

34

Bütün Yönetici Arkadaşlarmı Kurultayımıza Davet Ediyorum

18

Dünya Şişmanlıyor

40

Uzlaşma Prosedürü Nedir?

22

Obezite Tedavisine Multidisipliner Yaklaşılmalı

43

Detoks Bir Zayıflama Yöntemi Değildir

26

Sağlımızı Tehdit Eden Tehlike Obezite

46

Temizlik ve Yemek Hizmetleri Büyüteç Altında


SAYED Sağlık Yönetimi ve Eğitimi Derneği Adına Yayın Kurulu Başkanı

Prof. Dr. Hayreddin YEKELER (SAYED Derneği Genel Başkanı)

40

62

64

46

Yayın Kurulu (SAYED Derneği Yönetim Kurulu)

Dr. Osman ACAR Fatma AKTAŞ Aygül BULUT Arif ÇETİN Zafer DERELİ Prof. Dr. Metin DOĞAN Hülya ERBABA Prof. Dr. Fazlı ERDOĞAN Opr. Dr. Ali Güven FİNCAN Prof. Dr. Nurettin KARAOĞLANOĞLU Dr. Mustafa KIRLANGIÇ Dr. Kemal KİRAZ Veysel ÖZGEN Nebi ŞAHİNLİ Yücel ŞİRİN Prof. Dr. Nurullah ZENGİN

Danışma Kurulu

Temizlik ve Yemek Hizmetleri Büyüteç Altında

54

Eczacılık Hizmetinin Neleri Kapsadığı Açıkça Gösterildi

56

Tedarik Zinciri DHL’e Emanet

60

Hayatın İçinden: Güven; Hayattaki En Ağır Yük

62

Chevrolet Aveo

64

Röportaj: Salih Memecan

68

Kitap Kritik: Bir Adam Yaratmak Aşka Ağlayan Derviş Yunus Emre Bir Mucizedir Yaşamak Bazen Hayat

70

Film Kritik: Gerçek Nedir? Savaşın Çiçekleri Bourne’nin Mirası Elena

Reklam Sayfaları: Novatek ⁄ Sesa Elektronik 1 ⁄ Çınar Koleji 2 ⁄ Yeşil Vadi Arsa Ofisi 4 ⁄ Çapa Medikal 9 TTnet 11 ⁄ J&J 13 ⁄ Fujifilm 17 ⁄ Kurt&Kurt 21 ⁄ İncekaralar 30 ⁄ Medisel 33 Atasam 42 ⁄ Fiksmed 45 ⁄ Bayer Kimya 49 ⁄ Tasarımmed 53 ⁄ Duman Çelik Eşya 59 Promed 61 ⁄ Bertaş 67 ⁄ 5. Uluslararası Sağlık Turizmi Kongresi 69 ⁄ Mespa 71 Kompozit 72-73 ⁄ SAYED 2012 4. Ulusal Sağlık Kurultayı 74

Yrd. Doç. Dr. Mustafa AKSOY Prof. Dr. Selami AKKUŞ Prof. Dr. Ayşe Filiz AVŞAR Prof. Dr. Engin AYDIN Prof. Dr. Metin AYDIN Prof. Dr. Derya BALBAY Prof. Dr. Ethem BEŞKONAKLI Prof. Dr. Sait BİLGİÇ Prof. Dr. Murat BOZKURT Prof. Dr. Engin BOZKURT Prof. Dr. Alper CİHAN Doç. Dr. Kerim ÇAĞLI Prof. Dr. Bekir ÇAKIR Prof. Dr. Ali ÇAYKÖYLÜ Doç. Dr. Selim Selçuk ÇOMOĞLU Prof. Dr. Ali DEMİR Prof. Dr. Ali Pekcan DEMİRÖZ Prof. Dr. Orhan DENİZ Prof. Dr. Osman Nuri DİLEK Prof. Dr. Ali İhsan DOKUCU Uzm. Dr. Mehmet Taşkın EĞİL Prof. Dr. Levent ELBEYLİ Prof. Dr. Cevdet ERDÖL Prof. Dr. Canan HASANOĞLU Doç. Dr. Sema HÜCÜMENOĞLU Prof. Dr. Abdullah İĞCİ Doç. Dr. Abdurrahimi İMAMOĞLU Prof. Dr. Mehmet İŞLER Prof. Dr. M. İ. Safa KAPICIOĞLU Prof. Dr. Murat KARAŞEN Yrd. Doç. Dr. Esra KESKİN Prof. Dr. Muzaffer KİRİŞ Prof. Dr. Akın MARŞAP Prof. Dr. Muzaffer METİNTAŞ Prof. Dr. Semih ÖNCEL Prof. Dr. Mustafa ÖZMEN Prof. Dr. Mustafa PAÇ Doç. Dr. Sadrettin PENÇE Prof. Dr. Mustafa SOLAK Prof. Dr. Yunus SÖYLET Prof. Dr. Haydar SUR Prof. Dr. Erol ŞENER Prof. Dr. Mehmet Akın TAŞYARAN Prof. Dr. Dilaver TENGİLİMOĞLU Prof. Dr. Bahattin TUNÇ Prof. Dr. Necdet ÜNÜVAR Prof. Dr. Yavuz YILMAZ * İsimler soyadları dikkate alınarak alfabetik sıraya göre dizilmiştir.


SPOT HABERLER

Karayemiş Şeker Hastalarına Şifa Veriyor Laz kirazı, taflan ve Gürcü kirazı olarak da bilinen karayemişin, şeker hastalarının şifa niyetine tüketebilecekleri bir meyve olduğu belirtildi. Ordu Üniversitesi (ODÜ) Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Karadeniz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, karayemişin, Karadeniz Bölgesi’ne has bir meyve türü olduğunu, İstanbul boğazından Hopa’ya kadarki kuşakta, kendiliğinden yayıldığını anlattı.

Bebeklerde Antibiyotik Kullanımı Obezitenin Sebebi Olabilir New York Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Leonardo Trasande, “Obeziteye genellikle, çoğunlukla sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam tarzının neden olduğunu düşündüklerini, ancak zamanla yapılan araştırmaların bunun daha karmaşık olduğu fikrini verdiğini” belirtti. Trasande, bağırsaklardaki bakterilerin kalorinin emilim şeklinde önemli bir rol oynayabileceğini söyleyerek, özellikle çok küçük yaşta antibiyotik kullanmanın bağırsaklarda bulunan ve alınan besinlerin sindirilme şekli üzerinde etkisi olan, başka bir deyişle zayıf kalmayı sağlayan, bazı bakterileri öldürebileceğini kaydetti. Araştırmacılar, 1991 ve 1992’de İngiltere Avon’da doğan 11 bin 532 çocuğun antibiyotik kullanımını incelediler. Araştırmada, yaşamlarının ilk beş ayında antibiyotik verilen bebeklerin verilmeyen bebeklere oranla daha kilolu olduğu ortaya çıktı. Kilo farkı, 10 ay ila 20 ay arasındaki yaş döneminde azken, bu oranın daha sonra arttığı ve 3 yıl 2 aya ulaştıkları dönemde, yaşamlarının ilk dönemlerinde antibiyotikle tedavi edilen çocukların obezite riskinin yüzde 22 daha fazla olduğu belirtildi. Beşinci aydan sonra antibiyotik tedavisi gören bebeklerin kilolarıyla diğer bebeklerin kiloları arasında ise önemli bir fark olmadığı kaydedildi. 

8

AĞUSTO S 2012

Kiraza benzeyen karayemişin çiçeğinden, çekirdeğinden, kabuğundan, yaprağından istifade edilebilen çok yönlü bir meyve olduğunu belirten Karadeniz, ‘’Karayemiş yörede halk hekimliğinde çok kullanılır. Meyve ile şeker hastaları için şifa elde ediliyor. Karayemiş şeker hastalarının rahatlıkla yiyebildiği bir meyve. Hastaların şekerini dengeye getiriyor. Çekirdekleri öğütülerek suyu içildiğinde ise şekeri önemli ölçüde düşürdüğünü bilmekteyiz. Ancak her besinde olduğu gibi bunun da tüketimini ölçülü yapmalıyız’’ dedi. Yaprakları ezilerek elde edilen suyun mide ülseri ve bağırsak hastalıklarına da iyi geldiğini ifade eden Karadeniz, aynı zamanda karayemişin meyvelerinden ve yapraklarından elde edilen glikozitlerin öksürük şurubunda ve eczacılıkta kullanıldığının bilindiğini belirtti. 


SPOT HABERLER -Sanofi Aventis İlaçları Ltd. Şti.’nin ruhsatına sahip olduğu ‘’Calsynar Çok Dozlu Nazal Sprey 200IU/ Püskürtme’’ -Er-kim İlaç San. ve Tic. A.Ş.’nin ruhsatına sahip olduğu ‘’Nylex Nazal Sprey 200IU/Püskürtme’’ 

Aile Hekimleri Nöbet Tutabilecek Aile hekimleri, hastanelerin acil servislerinde geceleri ve hafta sonları nöbet tutacak. Sağlık Bakanlığı’nın yeni düzenlemesine göre; aile hekimliği çalışanlarına görev yaptıkları mahalli mülki sınırlardaki sağlık tesislerinde nöbet görevi verilebilecek.

Sağlık Bakanlığı Beş Burun Spreyinin Ruhsatlarını Askıya Aldı Sağlık Bakanlığı Avrupa İlaç Ajansı’nın kararı doğrultusunda kemik erimesi tedavisinde kullanılan beş burun spreyinin tüm partilerinin toplatılmasına karar verdi. Avrupa İlaç Ajansı, uzun süreli kullanımda gelişebilecek risk nedeniyle osteoporoz (kemik erimesi) tedavisinde kullanılan, kalsitonin içeren tüm nazal (burun) spreylerin ruhsatlarının askıya alınması ve piyasadan kaldırılması kararı almıştı. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, bu ajansın uyarısı doğrultusunda ürünlerin tüm partilerinin eczane, ecza deposu ve hastane gibi sağlık kurumları düzeyinde ikinci sınıf B seviyesinde geri çekme işlemi uygulanmasını kararlaştırdı. Bu spreyler şöyle sıralanmıştır; -Novartis Sağlık Gıda ve Tarım Ürünleri San. ve Tic. A.Ş.’nin ruhsatına sahip olduğu ‘’Miacalcic Nazal Sprey 200IU/Püskürtme’’ -Yeni İlsan İlaç San ve Tic. AŞ’nin ruhsatına sahip olduğu ‘’Tonocalcin Nazal Sprey 200IU/Püskürtme’’ -Bio-Gen İlaç San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin ruhsatına sahip olduğu ‘’Biocalcin Nazal Sprey 200IU/ Püskürtme’’

10

AĞUSTO S 2012

Aile hekimlerine; yataklı tedavi kurumları, seyyar hastaneler, ağız ve diş sağlığı merkezleri ile 112 acil sağlık hizmetlerinde tutacakları nöbetler için ücret ödenecek. Tek aile sağlığı biriminin bulunduğu yerlerdeki hekimlere görev verilmeyecek. 


BU iLANA BİR DE AİLE HEKİMİ GÖZÜYLE BAKIN TTNET’ten aile hekimlerine büyük kolaylık. Bundan böyle AviCenna ile hastalarınızın randevularına, teşhis ve hastalık seyri detaylarına, reçete bilgilerine istediğiniz yerden kolayca ulaşabileceksiniz. AviCenna Aile Hekimliği Bilgi Sistemi, TTNET’li aile hekimlerine sadece 30 TL! Tüm aile hekimlerimizi www.avicennaahbs.com.tr’ye bekliyoruz. TTNET’le her şey mümkün! Ayrıntılı bilgi ve kampanya koşulları için

www.ttnet.com.tr | 444 0 375

AviCenna AHBS’yi kullanacağınıza dair 24 aylık taahhüt vererek, ürünü aylık 78 TL yerine aylık 30 TL ödeyerek kullanabilirsiniz. Ürün bedeli faturanıza yansıtılacaktır. Damga Vergisi ilk faturanıza yansıtılacaktır. Her abonelik için 1 ürün satın alınabilir. Ürünü ya da internet aboneliğinizi taahhüt süresinden önce iptal etmeniz durumunda, eğer herhangi bir taksit ödemesi yapılmadı ise TTNET tarafından taksitli satışı yapılan ürünün, Aylık Kampanyasız Satış Bedeli (78 TL); ürüne ilişkin taksit ödemesi yapıldı ise bu durumda Aylık Kampanyasız Satış Bedeli’nden (78 TL) ürünün iptali ve/veya internet aboneliğinin sona erdiği tarihe kadar “AviCenna ücreti” olarak yapılmış olan taksit ödemeleri düşüldükten sonra kalan tutar (Kısmi Satış Bedeli) ürünün kullanıldığı aylar için son faturaya yansıtılır. TTNET ürün ve içeriğini değiştirme hakkını saklı tutar. Ayrıntılı bilgiye www.ttnet.com.tr’den ulaşabilirsiniz.


SPOT HABERLER cihazına bağlayabiliyorsunuz. Böylece tüm ayarlama ve ölçümler, dalga formları, looplar (solunum döngüleri) bir bakışta görülebiliyor. Bunların yanısıra ekran kullanıcı ihtiyacına göre konfigüre edilebiliyor, dalga formu sayısı azaltılıyor ve yerleri değiştirilebiliyor.” 

Çocuklar İçin Yenilikçi Ventilasyon Teknolojisi İncekaralar, temsilcisi olduğu Heinen + Löwenstein markası ile küçük hastaların özel ihtiyaçlarına yönelik yenilikçi ventilasyon teknolojisini hizmete sundu. Prematüre infantlar ve çocukların özel ihtiyaçlarına yönelik tasarlanan Leoni Plus yoğun bakım ventilatörü, üstün teknolojisi ile uzun süreli ventilasyon sağlıyor. Konu hakkında bilgi veren yetkililer, Leoni Plus’ın çok küçük prematüre infantların, neonatallerin ve vücut ağırlığı 30 kg’ye kadar olan çocukların uzun süreli ventilasyonu için uygun olduğunu belirttiler. Ayrıca CPAP, IPPV/ IMV, S-IPPV ve SIMV temel ventilasyon modlarını içeren cihazın, bununla birlikte iki PSV ventilasyon modunun mevcut olduğu da kaydedildi. Öte yandan, Leoni Plus yoğun bakım ventilatörünün volüm limit fonksiyonu, verilen tidal volümü sınırlamak için kullanılabiliyor. Buna ek olarak, asiste (yardımcı) ventilasyon modlarında volüm garanti yapılabiliyor ve son derece hassas ısıtıcı – tel prensibi ile çalışan akış sensörü y-parçasında yer alıyor, tetikleme hassasiyetini otomatik olarak hastanın tidal hacmine göre yeniden ayarlayabilir. Leoni Plus’ın kullanımının son derece kolay olduğunu da ifade eden yetkililer konuyla ilgili şu bilgileri verdiler: ”12”lik renkli ekran üzerinden veya döner düğme ile kontrol edilebilen Leoni Plus, optimum çalışma kolaylığı için ekranı cihazdan ayrılabiliyor ve pendant sistemine veya termoterapi

12

AĞUSTO S 2012

Kolesterolu 190’ın Altında Olanlara İlaç Verilmeyecek Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 28 Temmuz 2012 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) yaptığı değişiklikle özellikle kolesterol hastaları için ilaca erişime sınırlandırma getirdi. Yürürlüğe giren uygulamaya göre daha önce ilaç kullanmayan kolesterol hastaları ihtiyaç halinde ilaçlarını ancak uzman hekim raporuna göre alabilecek. Ancak söz konusu raporu alabilmesi için de hastanın bir hafta arayla iki defa tahlil yaptırması ve LDL kolesterol değerinin yapılan iki tahlilde de 190‘ın üzerinde olması gerekiyor. SGK yaptığı değişiklikle daha önce 160 olan LDL sınırını 190’a çıkarmış oldu. Hastanın kolesterolünün 190’ın altında olması durumunda ise; ancak ailesinde yüksek tansiyon ve erken kalp hastalıklarının olması veya 65 yaş üstü olması şartı aranıyor. 


Obeziteyle Mücadele Hareketinin Birinci Fazına Başladık O

bezite prevelansının artış göstermesi üzerine tüm dünya alarma geçti. Sağlık Bakanlığımız da sağlık sorunları henüz ilerlemeden harekete geçerek Obezite İle Mücadele Programı oluşturdu. Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen programı Mine Tunçel’e sorduk. Yeni yapılanmanın ilk bayan genel müdürü olarak sizi tanımak isteriz.

MİNE TUNÇEL

SAĞLIK BAKANLIĞI, SAĞLIĞIN GELİŞTİRİLMESİ GENEL MÜDÜRÜ

ropör taj: SARE KUŞ

14

AĞUSTO S 2012

1969 yılı Ankara doğumluyum. 1990 yılında Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdim. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde yüksek lisans eğitimi aldım. Uzun yıllar özel sektörde farklı alanlarda özellikle halkla ilişkiler, reklam ve basın alanlarında çalıştıktan sonra Sağlık Bakanlığı Bakan Müşavirliği görevinde bulundum. Halen Sağlık Bakanlığı, Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü olarak görev yapmaktayım. Evli ve bir çocuk annesiyim.

Genel Müdürlük faaliyet alanlarını başlıklarla açıklayabilir misiniz? Genel Müdürlüğümüzün Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın ve yeniden yapılanma sürecinin önemli bir yansıması olduğunu düşünüyorum. Zira, gelişmekte olan ülkelerden başlayarak, son yıllarda yaygınlaşan anlayış, sağlık sorunlarını henüz oluşmadan önlemeye çalışmak. Bu nedenle de toplum nazarında sağlığın geliştirilmesine dönük çalışmalar önem kazanmaya başladı. Sağlık Bakanlığı bünyesinde de bu çalışmaların ayrı bir genel müdürlük çatısı altında yürütülmesi yönündeki yapılanmanın bu gelişmelere paralel olduğunu değerlendirebiliriz. Bu anlamda, özellikle sigara karşıtı kampanya ile başlayan bir çalışma alışkanlığımız var. Genel müdürlük kurulmadan önce bu çalışmaların temelini atmıştık. Sağlık iletişimi uygulamaları sürecinde; bireylerde ve toplumda sağlıkla ilgili davranış değişikliğinin oluşturulması için sağlık iletişimi kampanyaları


düzenliyoruz. Küresel ve ulusal düzeyde görülen afetler, bulaşıcı hastalıklar ve olağanüstü durumlar ile ilgili kamuoyunun ve medyanın doğru bilgilendirilmesi gerekiyor. Geçmişte, tüm Domuz gribi, Kuş gribi pandemileri sırasında söz konusu çalışmalar yürütüldü. Halk sağlığının korunması, geliştirilmesi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerinin daha verimli kullanılabilmesi için uyarıcı, bilgilendirici ve eğitici mahiyette programlar yapılmaktadır. Bu kapsamda “Aile Hekimliği” ve “Evde Sağlık Hizmetleri” tanıtım faaliyetlerimiz oldu. Sağlığın geliştirilmesi programları ve araştırma sürecinde; sorunların, sağlığın sosyal belirleyicilerinin ve risk gruplarının tespit edilmesi, gerekli araştırmaların planlanması, yürütülmesi işlemlerini yürütmekteyiz. Bu amaçla “Türkiye El Yıkama Araştırması”, “Türkiye Obezite Algı Araştırması” yapıldı. Ayrıca “Sağlığın Teşviki ve Geliştirilmesi Alanındaki Değerlendirmeler İlkeler ve Bakış Açıları”, “Sağlığın Teşviki ve Geliştirilmesine Yönelik Dönüm Noktaları Global Konferanslardan Bildiriler”, “Sağlığın Teşviki ve Geliştirilmesi Sözlüğü” yayınlarını yaptık. Sağlık çalışanı ile hasta ilişkileri kapsamında doğru iletişim stratejilerinin geliştirilmesi için “Sevgi En İyi İlaçtır” sloganıyla bir kampanya çalışmamız oldu.

İnsanlara kendi kilo durumları hakkında farkındalık yaratmak için Vücut Kitle Endeksini hesaplamayı öğretmeyi, fiziksel aktiviteyi artırmayı ve beslenme alışkanlıklarını değiştirmeyi amaçlıyoruz. Son zamanlarda sağlık personeline görev başında hasta ve hasta yakınları tarafından uygulanan şiddet olaylarının artması üzerine hem sağlık personelinin hem de hastaneye başvuran kişilerin haklarını ve sorumluluklarını gösteren afişler tasarladık. Bunlar tüm hastanelerimize ulaştırıldığında insanların daha bilinçli ve sağduyulu hareket edeceklerine inanıyoruz. Sağlık Bakanlığı ve vatandaş arasında-

ki iletişim sürecini yönetme işi Genel Müdürlüğümüz faaliyetleri arasındadır. 2003 yılından beri çalışmalarına devam eden ve giderek daha fazla insanın kendisinden haberdar olduğu SABİM yani Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi, bizim bünyemizdedir. Bunun yanında Sağlık Bakanlığı ile tüm sağlık çalışanları arasındaki kurumsal iletişim sürecini yürütmek üzere “Sağlıkta Buluşma Noktası” adı altında bir web portalı hizmet vermektedir. Portala sağlık sektöründe hizmet veren tüm sağlık çalışanları katılmakta ve sorular, sorunlar paylaşılmaktadır. Özellikle halkımızın sağlık konusunda bilinçlendirilmesi konusunda çağdaş yaklaşımlar sergileniyor. Tütünle mücadele, obezite v.b… Bu projeler nasıl gidiyor ve yeni projeler var mı? Mayıs 2008’de yürürlüğe giren kapalı alanlarda sigara içilmesini yasaklayan mevzuat düzenlemesi, “Dumansız Hava Sahası/ Havanı Koru” isimli sağlık iletişimi kampanyası ile bütünleştirilerek sigara bağımlılığı ile mücadelede başarılı bir örnek oldu. Kampanyanın birinci ve ikinci fazında ağırlıklı olarak pasif içicileri hedef alan olumlu bir dil tercih edilirken, Kasım 2010’da yürürlüğe üçüncü faz ile birlikte bağımlılar hedefe oturtulmuştur. Sigara Pişmanlıktır” temalı 3. fazı da

AĞ U S TO S 2 0 1 2

15


tamamladık. Ekim ayında başlamayı düşündüğümüz 4. faz hazırlık çalışmalarımız devam ediyor. Diğer bir çalışmamız da obezite. Bugün dünyanın en büyük sorunlarından biri olan obezite, maalesef ülkemizde de korkutucu bir hal almıştır. Nüfusumuzun 1/3’i obez, 1/3’ü kiloludur. Bu nedenle tüm nüfusumuzu kapsayan 360 dereceli ve yoğun bir iletişim kampanyası ile Obezite Mücadele Hareketi 1. fazına başladık. Bu fazda insanlara kendi kilo durumları hakkında farkındalık yaratmak için Vücut Kitle Endeksini hesaplamayı öğretmeyi, fiziksel aktiviteyi artırmayı ve beslenme alışkanlıklarını değiştirmeyi amaçlıyoruz. Sağlık Bakanlığı’nın yüzde 76’yı bulan memnuniyet oranı da bunun en büyük göstergesi. Bu konularda ne düşünüyorsunuz? On yıldır başında Prof. Dr. Recep Akdağ’ın olduğu büyük bir ekibiz. Bu ekibin içerisinde herkes büyük bir çaba sarf etti. Yüzde 38 ile başlayan memnuniyet 10 yılda yüzde 76’ya çıktı. Bu ekip anlayışının oluşturduğu bir sonuçtur. Ne mutlu ki ben de bu ekibin bir parçasıyım. Bir Türk olarak sağlığın bu kaliteye ulaşmış olmasından son derece mutluyum.

16

AĞUSTO S 2012

Hem anne, hem yoğun çalışan bir Genel Müdürsünüz. Ev ile iş arasında zorluklar oluyor mu? Eşiniz TRT’nin gülen yüzlerinden haber spikeri Tunç Tunçel. O da yoğun çalışıyor. Bu sorunun cevabını eşim ve oğlumun vermesini tercih ederim. Ama kadınlar böyle güçlü yaratılmışlardır. Birkaç rolü bir arada oynayabiliyorlar. Umarım eşim ve oğlumu da çok mahrum bırakmamışımdır. Sağlık Bakanlığı’ndaki tek kadın genel müdürsünüz. Bu konudaki düşüncenizi alabilir miyiz? Ekiple ben 10 yıldır birlikte çalışıyorum. Elbette bayan olarak bana öncelikler ve ayrıcalıklar tanıyorlar. Anneyim, uzun çalışma saatleri nedeniyle beni zaman zaman pozitif ayrımcılığa tabi tutuyorlar. Onun dışında negatif bir yanını hissetmiyorum. Yaptığımız işin sanat yönü de var. Kadınların daha detaycı ve sanata yatkın olduklarını düşünüyorum. 

Sağlık iletişimi uygulamaları sürecinde; bireylerde ve toplumda sağlıkla ilgili davranış değişikliğinin oluşturulması için sağlık iletişimi kampanyaları düzenliyoruz.


Dünya Şişmanlıyor haber, SU ÖZGÜR

Türk Kardiyoloji Derneği tarafından yapılan araştırmada otuz yaşını aşmış Türk erkeklerinin yüzde 25.2’sinde, kadınların da yüzde 44.2’sinde obezite tespit edilmiştir. 18

AĞUSTO S 2012

T

üm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük bir sorun obezite. Hatta pandemi olarak anılmaya başladı. Dünya alarm durumuna geçti. Her geçen gün aşırı kilonun sebep olduğu hastalıklar ortaya çıkıyor. DSÖ tarafından Asya, Afrika ve Avrupa’nın altı ayrı bölgesinde yapılan ve on iki yıl süren Monica çalışmasında obezite prevelansında on yılda yüzde 10-30 arasında bir artış saptandığı bildirilmiştir.1 Özellikle büyükşehirlerde fast food tarzı beslenme çeşidi obeziteyi arttırmaktadır. Enerjisi yüksek, doymuş yağ asitleri ve tuz içeriği zengin, ancak posa içeriği, A ve C vitaminleri ve kalsiyum yönünden yetersiz olan bu yiyecekler obezite, kalp-damar hastalıkları, diyabet gibi kronik hastalıkların oluşma riskini artırmaktadır.2 Her şeyin hazır olarak önümüze sunulduğu çağımızda hareketsiz yaşam

kaçınılmaz oluyor. Artık alışverişi bile internet üzerinden yapabiliyoruz. Obezitenin artmasında önemli bir rol oynayan diğer faktör ise hareketsiz yaşam. Düzenli fiziksel aktivitenin sağlıklı yaşam tarzının temel unsuru olduğu bilinmektedir. Sağlık Bakanlığı’nın yedi bölgede uyguladığı “Sağlıklı Beslenelim Kalbimizi Koruyalım” adlı çalışmasında bireylerin fiziksel aktivite alışkanlıkları sorgulanmıştır. Buna göre yedi ilde otuz yaş üstü 15.468 bireyden sadece yüzde 3.5’i düzenli fiziksel aktivite yaptıkları ortaya çıkmıştır.3 Obezitenin görülme sıklığı cinsiyete göre farklılık göstermektedir. Türk Kardiyoloji Derneği tarafından yapılan araştırmada otuz yaşını aşkın Türk erkeklerinin yüzde 25.2’si, kadınların da yüzde 44.2’sinde obezite tespit edilmiştir. Obezitenin giderek yaygınlaşması ve


Okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve üniversitelerde risk altındaki (zayıf, fazla kilolu ve obez) öğrencilerin tespit edilmesi sağlanacaktır. halk sağlığı sorunu haline gelmesiyle, Sağlık Bakanlığı’nı obezite ile mücadele çalışmalarının başlatılması kararı alınmıştır ve “Türkiye Obezite ile Mücadele ve Kontrol Programı” hazırlanmıştır. Programda 2014 yılına kadar toplum genelinde obezitenin önlenmesine yönelik çalışmalar yapılacak ve obezitenin oluşturduğu sağlık riskleri konusunda farkındalık oluşturulacağı belirtilmektedir. Bu çerçevede; 1. Sağlık personelinin obezite ile mücadele konusunda bilgi düzeyinin artırılmasına katkı sağlanması amacıyla hizmet içi eğitim programları düzenlenecek, 2. Sağlık kuruluşlarına başvuran bireylerin obezite ile mücadele konusunda bilgilendirilmeleri sağlanacak, 3. Koruyucu sağlık ve aile hekimliği hizmetleri kapsamında öncelikli olarak risk gruplarına (bebekler, çocuklar, gebe ve emzikliler, yaşlılar, engelliler, sigarayı bırakanlar vb.) yönelik obezite ile mücadele uygulamaları yaygınlaştırılacak, 4. Rutin hizmetlerin yanı sıra özel gruplara yönelik kitlesel kampanya, etkinlik ve programlar geliştirilecek, düzenli aralıklarla uygulanacak ve yaygınlaştırılacak, 5. Obezite ile mücadele ile ilgili konularda topluma doğru mesajların ulaştırılması amacıyla medya ile iş birliği sağlanacak ve bu kapsamda bilgi ve bilinç düzeyi artırılacaktır.

Yılda Bir Milyon Obezin Zayıflaması Hedefliyoruz Prof. Dr. Recep Akdağ

D

ünya Sağlık Örgütü’nün 2010 yılı raporuna göre dünyada üç milyon insan şişmanlığa bağlı hastalıklar nedeniyle ölmektedir. Fazla kilo yüksek tansiyon, kolestrol, kalp ve damar hastalıkları, şeker başta olmak üzere birçok hastalığa neden olmaktadır. Felce neden olan damar sertlikleri ile bazı kanser türlerinin nedeni olarak da şişmanlık gösterildiği gibi obezite kişinin ruh sağlığını da olumsuz etkilemektedir. Türkiye’de de aşırı kilo alma salgına dönüşmüş durumdadır. Öyle ki her üç kişiden biri şişman, biri obez, biri de normal olduğu açıklanmıştır. Toplumun yüzde 70’i yeterince hareket etmemektedir. Vatandaşın vücut kitle indeksini hesaplayarak ‘şişman’ veya ‘obez’ olmaları durumunda aile hekimlerine başvurmaları gerekmektedir. Aile hekimlerinin vatandaşın kilosuyla ilgili tespitleri yapacak ve ‘normal’ kiloya indirilenler içinse hekimlere ‘pozitif performans’ uygulanacaktır. Adım Ölçer Dağıtılacak Vatandaşların günde 10 bin adım atmalarını sağlamak üzere aile hekimleri aracılığıyla ‘adım ölçer’ dağıtmak istiyoruz. Bunun için konuyu Bakanlar Kurulu’na götüreceğiz. Bakanlık olarak hedefimiz ‘Obezite Mücadele Hareketi’ ile toplumda yüzde 30 olan şişmanlık oranını, 2015 sonuna kadar yüzde 25’e indirmektir. Yani yılda 1 milyon obezin zayıflaması hedeflenmektedir.

AĞ U S TO S 2 0 1 2

19


Obeziteyle Mücadelede Çocuklar Programda okul çağındaki çocuklar düşünülerek okullarda obezite ile mücadelede yeterli ve dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktivite alışkanlığının kazandırılması planlanmıştır. Bu çerçevede;

1. Gıda reklamları ve tanıtım faaliyetleri ile ilgili yasal düzenlemelerin yeniden değerlendirilerek gerekli düzenlemeler yapılacak,

1. Okul öncesi ve okul çağı çocukların, öğretmen ve velilerin obezite ile mücadele konularında bilgilendirilecek,

2. Topluma yazılı ve görsel basın aracılığı ile yeterli ve dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve obezite konularında doğru bilgiler verilecektir.

2. Okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve üniversitelerde yeterli ve dengeli beslenme ve fiziksel aktivite ile ilgili müfredat programlarının iyileştirilmesi sağlanacak,

Obeziteyle mücadelenin önemli bir ayağı olan fiziksel aktivite de düşünülmüş. Toplumdaki bireylere fiziksel aktivite alışkanlığı kazandırmaya yönelik fiziksel aktivite imkânları oluşturmak, iyileştirmek ve yaygınlaştırmak için spor tesislerinin ve rekreasyon alanları oluşturulacak ve ev içinde kolaylıkla uygulanabilecek tarzda fiziksel aktivite uygulamaları geliştirilecektir. 

3. Okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve üniversitelerde fiziksel aktivite imkânlarının (spor salonu, okul bahçelerinin düzenlenmesi, araç-gereç temini vb.) bütçe imkânları dahilinde geliştirilmesi sağlanacak, 4. Okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve üniversitelerde risk altındaki (zayıf, fazla kilolu ve obez) öğrencilerin tespit edilmesi sağlanacak, 5. Çocukluk ve adolesan döneminde yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması için temel besin gruplarında yer alan besinlerin tüketiminin özendirilmesine yönelik beslenme programlarının yürütülmesi, beslenme hizmetlerinin periyodik olarak denetlenmesi sağlanacaktır. İş Yerleri de Düşünüldü İş gücü kaybına önlemek ve verimliliği arttırmak için de programda iş yerlerine yönelik hedef ve stratejiler belirlenmiştir. Bu çerçevede; 1. Çalışanlar obezite ile mücadele konularında bilgilendirilecek, 2. İşyerlerinde toplu beslenme ve fiziksel aktivite imkânlarını artırılacaktır. Programda yazılı ve görsel basını yeterli ve dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve obezite konularında toplumun

20

bilgilendirilmesi amacıyla etkin bir şekilde kullanmak için çeşitli stratejiler geliştirilmiştir. Bu çerçevede;

AĞUSTO S 2012

Kaynaklar 1. Molarius A. Seidel JC, Sans S, Toumilehto J, Kuulasmaa K. Varying sensitivity of waist action levels to identify subjects with overweight or obesity in 19 populations of the WHO MONICA Project. J Clin Epidemiol. 52: 1213-1224, 1999. 2. Toplumun Beslenmede Bilinçlendirilmesi Saha Personeli İçin Toplum Beslenmesi Programı Eğitim Materyali, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü, Ankara, 2002. 3. “Sağlıklı Beslenelim, Kalbimizi Koruyalım” Projesi Araştırma Raporu, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Ankara, 2004. 4. Sağlık Bakanlığı Türkiye Obezite İle Mücadele ve Kontrol Programı 2010-2014.


Obezite Tedavisine Multidisipliner Yaklaşılmalı yazı,

UZM. DY T. ASLI İÇİNGÜR GÜLER

Son yıllarda araştırmacılar vücuttaki toplam yağ miktarından çok yağın vücuttaki dağılımı üzerine tartışmaktadırlar. 22

AĞUSTO S 2012

B

ugün dünyadaki en ciddi sağlık problemlerinden biri obezitedir. Her yıl dünyada 3 milyona yakın kişi şişmanlığa bağlı hastalıklardan dolayı hayatını kaybetmektedir. Dünyada 400 milyonun üzerinde obez ve yaklaşık 1.6 milyardan fazla kilolu birey vardır. 2015 yılında ise bu oranların sırasıyla 700 milyon ve 2.3 milyara yükseleceğine dair tahminler vardır. Türkiye’de de durum pek parlak değildir. Yüzde 35’i şişman olan ülkemizde çoğunluğu kadınlar oluşturmaktadır. İkinci risk grubu ise çocuklar ve adölesanlardır. Obezite Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Sağlığı bozacak şekilde vücutta anormal veya aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanmaktadır. Erkeklerde vücut yağ oranının yüzde 25 ‘in, kadınlarda ise yüzde 30’un üzerine çıkması durumunda obezite söz konusudur. Son yıllarda araştırmacılar vücuttaki toplam yağ miktarından çok yağın vücuttaki dağılımı üzerine tartış-

maktadırlar. Özellikle bel bölgesinde toplanan yağlanma birçok sağlık problemini de beraberinde getirmektedir. Diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, hiperlipidemi gibi birçok sağlık problemi elma tip yağlanma sonucunda ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda erkeklerde bel çevresinin 94 cm’den, kadınlarda ise 80 cm’den fazla olmasının hastalık riskini daha da arttıracağını göstermektedir. Bu durumda öncelikle obezitenin nedenlerinin iyi algılanıp sonrasında çözüm önerilerinin getirilmesi daha doğru olacaktır. Obezitenin belli başlı nedenlerini şöyle sıralayabiliriz: • Yanlış beslenme alışkanlıkları • Hareketsiz yaşam tarzı • Sosyo-kültürel nedenler • Eğitim düzeyi • Hastalık durumu • Yaş


• Cinsiyet • Genetik etmenler • Psikolojik bozukluklar • Sürekli düşük kalorili diyetler uygulanması • Kullanılan bazı ilaçlar Yukarıda saydığımız bu nedenleri tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil ancak bu sebepleri hafifletebiliriz. Şu an Sağlık Bakanlığı’nın yürütmüş olduğu Obeziteyle Mücadele Programıyla oldukça önemli noktalara gelinmektedir. Tabii ki bu konuda her şeyi devletten beklemek de çözüm değildir. Kişilerde obeziteyle ilgili bireysel farkındalıklar yaratılabilinirse obeziteyle savaşta oldukça iyi bir noktaya gelinebilir. Bilinçli Anneler Bilinçli Çocuklar Demektir Bu projeyle her yıl bir milyon insanın zayıflatılması öngörülüyor. Bunun için ciddi bir eğitim çalışması başlatılmalıdır. Obezitede yaş sınırı çocukluk ve adölesan dönemine kadar inmişti bu da durumun ehemmiyetini gözler önüne sermektedir. Her şeyden önce bilinçli anneler, bilinçli çocuklar demektir. O yüzden genel anlamda ailelerin şişmanlık konusunda eğitilmeleri gerekmektedir. Televizyonda yer alan fiziksel aktiviteyi destekleyen reklamlar oldukça yararlı, bunun yanında fast food ve zararlarıyla ilgili reklamların da televizyonda yer almasını umut ediyorum. Sağlık Bakanlığı olarak okullardaki yemek menülerinin ve öğretmenlerin beslenme konusundaki bilgi

Genel anlamda ailelerin şişmanlık konusunda eğitilmeleri gerekmektedir. düzeylerinin değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle obezitenin sebep olduğu sağlık problemlerine bakıldığında bu durumun çok ciddi olduğu söylenebilir. Obezitenin Sebep Olduğu Sağlık Problemleri • İnsülin direnci - Hiperinsülinemi • Tip 2 Diyabet • Hipertansiyon • Kalp damar hastalıkları • Hiperlipidemi - Hipertrigliseridemi • Metabolik sendrom • Safra kesesi hastalıkları • Bazı kanser türleri (kadınlarda safra kesesi, endometriyum, yumurtalık ve meme kanserleri, erkeklerde ise

kolon ve prostat kanserleri) • Felç • Uyku apnesi • Karaciğer yağlanması • Solunum zorluğu • Gebelik komplikasyonları • Menstruasyon düzensizlikleri • Ruhsal sorunlar; Anoreksiya nevroza (yemek yememe), Blumia nevroza (kusarak yediği besinlerden yararlanmama), Binge eating (tıkanırcasına yeme), gece yeme sendromu veya bir şeyi daha fazla yiyerek psikolojik doyum sağlamaya çalışma Aileler Çocuklarına Kilo Aldırma Eğilimindeler Her birinin ayrı başlık altında değerlendirilmesi gerekir özellikle son dönemde bana başvuran diyet danışanlarının yüzde 20’lik bir bölümünü yeme bozukluklarına sahip gençler oluşturmaktadır. Ne kadar üzücüdür ki bu gençlerin çoğunda da insülin direnci ve hiperlipidemi’ye rastlamaktayız. Okul menülerini getirdiklerinde her bir öğünün 1000-1200 kalori arasında değiştiğini görmekteyim. Ancak bir adölesanın bir öğünde yaklaşık olarak 600-700 kaloriyi dengeli bir örüntüyle alması ideal olanıdır. Burada okul yönetimine ciddi sorumluluklar düşmektedir. Ailelerde genelde çocuklarına kilo aldırma eğilimi görmekteyim. Sağlıklı ağırlıkta olmayı kimi aileler zayıflık olarak tanımlıyor ve çocuğuna öğlen yemeklerinde kızartmalar, karbonhidrat içeriği yüksek şarküteri ürünlerinin yer aldığı öğünler hazır-

AĞ U S TO S 2 0 1 2

23


lıyor. Bu konuda ne kadar hatalı bir davranış sergilediklerini çocukları ciddi kilo sınırları içerisine girdiklerinde anlıyorlar. Kimi ailelerde ise tam tersi bir eğilim oluyor, takıntılı bir şekilde çocuklarının zayıf olmasını istiyorlar ve çocuklarını okula başladıklarından itibaren zayıflama diyetlerini uygulamaya zorluyorlar. Bu çocuklarda ileriki yaşlarda ciddi yeme bozuklukları ve sağlık sorunları görülmeye başlıyor. Bir diğer sorun da kahvaltı alışkanlığının öneminin çocuklara küçük yaşlardan itibaren öğretilmemesidir. Günün en önemli öğünü kahvaltıdır. Bunun hem psikolojik boyutu hem de fizyolojik boyutu vardır. Her şeyden önce konsantrasyonu, başarıyı ve genel vücut sağlığını yakından etkileyen bir öğündür. Psikolojik boyutu ise güne tok gözle başlamak yani

karnı doymuş bir şekilde evden çıkmak diğer öğünlerde daha kontrollü öğün tüketimine neden olacaktır. Bu sayede hem öğle yemeği için kalori kısıtlaması yapılmış olunacak hem de ideal kiloya ulaşılmasına büyük bir katkı sağlanmış olunacaktır. Gördüğünüz gibi resmin çok küçük bir kısmını göstererek örnekler verdim ancak bu örnekler çoğaldığında ülkemizde hızla artan ve ülke ekonomisini ciddi etkileyen bir sorun ortaya çıkıyor. Obezitenin tedavi edilmesini multidisipliner bir şekilde ele almalıyız ancak bu şekilde uzun vadede çözüm odaklı ilerleyebiliriz. Obezite tedavisinde kullanılan yöntemleri temel gruplar altında toplayabiliriz. 1. Diyet tedavisi 2. Egzersiz tedavisi 3. İlaç veya cerrahi tedavisi

Beslenme ve diyet konusunda gerekli eğitimi almayan kişi ve kuruluşların zayıflama sektörüne sırf maddi çıkarları için girmeleri obezitenin yolunu açmıştır. Sağlık Bakanlığı’nın Projesini Destekliyorum Obezite tedavisi hekim, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde yürütülmelidir. Sağlık Bakanlığı’nın yürütmüş olduğu, kişilerde farkındalık yaratmayı amaçlayan projeyi sonuna kadar destekliyorum ancak burada unutulmaması gereken konu, diyetin tamamen bireysel olması gerekliliğidir. Yani kişilerin obezite konusunda uzman olan ekiplere yönlendirilmesinin sağlanması ve bununla ilgili gerekli bütçenin ayarlanması çok önemlidir. Türk toplumunda artık popüler bir kültürün parçası olan diyet modası da gün geçtikçe insanların psikolojisini ve metabolizmasını bozan bir hal almış durumdadır. Bu durum biz diyetisyenleri üzen bir konu haline gelmiştir. Beslenme ve diyet konusunda gerekli eğitimi almayan kişi ve kuruluşların zayıflama sektörüne sırf maddi çıkarları için girmeleri obezitenin yolunu açmıştır. Sonuç; yavaşlayan metabolizmalar, motivasyonu ve inancı kırılan bireyler, boşa harcanan zaman ve para... Burada bireye düşen diyetin kişiye özgü olduğunu ve onun yaşına, cinsiyetine, yaşam biçimine, damak tadına ve kültürel farklılıklarına göre düzenlenmesi gerektiğinin farkında olmasıdır. Toplumda bu farkındalıklar arttığı sürece obeziteyle mücadelede önemli adımlar atacağımıza inanıyorum. Hareket Etmeliyiz Son olarak ve en önemli konu olan

24

AĞUSTO S 2012


Kişilerin obezite konusunda uzman olan ekiplere yönlendirilmesinin sağlanması ve bununla ilgili gerekli bütçenin ayarlanması çok önemlidir. fiziksel aktivite konusuna değinmek isterim. Özellikle 21. yüzyılın biz insanlara en büyük armağanı sanırım teknoloji ve bunun yanında gelen hareketsizlik olmuştur. Artık herkes meşgul. Ne yürümeye, ne koşmaya, ne yüzmeye kısacası hareket etmeye zamanları yok. Eski zamanlarda atalarımızın hayat tarzına baktığımızda belki onlar da bizler kadar yiyorlardı ancak avlanırken ve yiyeceklerini toplarken kaybettikleri enerji onların daha sağlıklı olmalarına neden oluyordu. Bizler her gün on beş dakika da olsa egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirmeliyiz. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki diyetten sonra kaybedilen kiloların korunması için günlük 30-40 dakika egzersiz yapılmalıdır ve bu bir zorunluluk değil bedenimiz ve ruhumuz için harcadığımız en değerli zaman olarak görülmelidir. Sonuç olarak obezite sadece devletlerin bireylere sağladığı olanaklar ve kolaylıklarla üstesinden gelinebilecek bir hastalık değildir. Küçük yaşlardan itibaren okullarda ve evde çocuklara gerekli beslenme bilincinin aşılanması gerekmektedir. Hareketsizliği benimseyen toplumlar aynı şekilde akıllarını da daha az kullanmaya başlarlar ve başkaları tarafından yönetilmeye mahkum bırakılırlar. Her şeyden önce bununun Türk toplumunun gelecek nesilleri için çok önemli bir mücadele olduğunu unutmadan sağlıklı beslenip egzersizi hayatımızın bir parçası yapmak durumundayız. 

AĞ U S TO S 2 0 1 2

25


Sağlımızı Tehdit Eden Tehlike Obezite O

SAADET DOĞAR

DR. LÜTFI KIRDAR KARTAL EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ BAŞHEMŞİRE YARDIMCISI

26

AĞUSTO S 2012

bezite ya da halk arasında bilinen adıyla şişmanlık, mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Son yıllarda, teknolojik gelişmeler ile hareketlerimizin kısıtlanması, sanayinin gelişmesi ile yağ ve şeker içeriği fazla olan hazır besinlerin artması, hızlı çalışma koşullarına bağlı olarak, yemeiçme alışkanlıklarımızın değişmesi, şişmanlığa neden olmaktadır. Yakındaki markete giderken bile arabayla gidip, akşam işten eve geldiğimizde kısa zamanda yemek hazırlamak için hazır ya da bol karbonhidratlı yiyecekler kullanmamız bunlara örnek olabilir. Bunların üzerine, hareketsiz yaşam da eklenince şişmanlık kaçınılmaz olmaktadır.

depolanmakta ve obezite oluşmasına neden olmaktadır. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının yüzde 15-20’sini, kadınlarda ise yüzde 25-30’unu yağ dokusu oluşturmaktadır. Erkeklerde bu oranın yüzde 25’in, kadınlarda ise yüzde 30’un üzerine çıkması durumunda obezite söz konusudur.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) obeziteyi, sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak tanımlamıştır. Günlük alınan enerji, harcanan enerjiden fazla olması durumunda, harcanmayan enerji vücutta yağ olarak

Bölgesel Yağlanma

Obeziteyi belirlemek için Dünya Sağlık Örgütünün obezite sınıflandırılması kullanılmaktadır ve Beden Kitle İndeksi (BKİ) esas alınmaktadır. BKİ, bireyin vücut ağırlığının (kg), boy uzunluğunun(m) karesine (BKİ=kg/ m+m) bölünmesiyle elde edilen bir değerdir. Bu değer 25’in üstü ise önlem alınması gerektiği sinyalini verir.

Ayrıca vücuttaki yağın bulunduğu bölge ve dağılımı hastalıkların morbitide ve mortalitesi hakkında önemli ipuçları vermektedir. Bölgesel yağ oranı dağılımı genetik olarak erkek ve kadınlarda


farklılık göstermektedir. Erkek tipi obezitede yağ, bel ve üst karın ve göğüs bölgelerinde (elma tip toplanmaktadır. Kadın tipi obezitede ise yağ, vücudun alt bölgelerinde kalça, uyluk ve bacaklarda (armut tip) toplanmaktadır. Abdominal yağ miktarını yansıtan basit bir yöntem ve en çok kullanılanı bel çevresi/kalça çevresi oranıdır. Tek başına bel çevresi ölçümü de karın bölgesindeki yağ dağılımı ve sağlığın bozulmasında önemli ve pratik bir gösterge olarak kullanılmaktadır. Yağın karın bölgesinde ve iç organlarda toplanması insülin direncine yol açmaktadır. İnsülin direnci ise obezitenin yol açtığı Tip 2 Diyabet, hipertansiyon, dispilisemi ve koroner arter hastalıkları arasındaki ilişkiyi sağlayan en önemli faktördür. Tek başına bel çevresinin ölçümü erkeklerde 94 cm kadınlarda 80 cm ve üzerinde olması hastalık riskinin artmasına neden olmaktadır. Çocuk ve adölasanlarda ise durum yetişkinlere göre daha ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Çocuk ve adölasanlarda yetişkinlerde olduğu gibi belli bir sınıflandırma bulunmamakta ve farklı yaklaşımlar kullanılmaktadır. Her ülkenin kendi standartlarını geliştirmeleri gerekmektedir

Bölgesel dağılımlarda obezitenin görülme sıklığı İç Anadolu Bölgesi’nde en yüksek, Doğu Anadolu Bölgesi’nde ise en düşük olarak yer almaktadır. reyin yaşı, cinsiyeti, eğitim düzeyi, gelir durumu, kullandığı bazı ilaçlar(antideprasanlar vb), sigara ve alkol kullanımı da obeziteyi etkiler. Ayrıca hormonal ve genetik etmenler, sık aralıklarla çok düşük enerjili diyetler uygulama, doğum sayısı ve doğumlar arası süre obeziteyi olumsuz yönde etkileyen faktörlerdir. Obezitenin, morbitide ve mortaliteyi artırıcı etkide ortaya konulmuş ve çeşitli hastalıklarla ilişkisi ol-

duğu bilinmektedir. Obezite ile mücadele ederken bazı hastalıkların oluşma riskinin de azaltılacağı bilinmelidir. Bu hastalıklar arasında; insülin direnci-hiperinsülinemi, tip 2 Diyabet, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, hiperlipidemi-Hipertrigliseridemi, metabolik sendrom, safra kesesi hastalıkları, osteoartrit, felç, uyku apnesi, karaciğer yağlanması, astım, solunum zorluğu, gebelik komplikasyonları, menstruasyon düzensizlikleri, aşırı kıllanma, ameliyat öncesi ve sonrası risklerin artması, psikolojik sorunlar(Anoreksiya nevroza, Blumia nevroza vb), safra kesesi, meme- kolon ve prostat kanseri türleri, toplumsal uyumsuzluk, kasiskelet sistemi problemleri sayılabilir. Obezitenin Tedavisi Obezite tedavisinde ise amaç, gerçekçi bir vücut ağırlığı kaybı hedeflenerek, obeziteye ilişkin riskleri azaltarak, bire-

Obeziteyi bazı risk faktörleri etkilemektedir. Bunların başında, aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları, yetersiz fiziksel aktivite gelmektedir. Sosyokültürel, psikolojiketmenlerle beraber, bi-

AĞ U S TO S 2 0 1 2

27


ye yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığını kazandırmak ve yaşam kalitesini yükseltmektir. • Tıbbi besleme(diyet)tedavisi • Egzersiz tedavisi • Davranış değişikliği tedavisi • İlaç tedavisi • Cerrahi tedavi sırası ile uygulanacak tedavi yöntemleridir. Dünya’da, 2008’de 400 milyon olan obezite sayısı, 2015’de 700 milyon olacağı bilim adamaları tarafından ön görülmektedir. Obezitenin en sık görüldüğü ülke olan ABD‘de Kronik

Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi tarafından, 2005- 2006 yılında erkeklerde yüzde 33,3 kadınlarda ise yüzde 35,3 olarak tespit edilmiştir. Avrupa’da yetişkinlerde, fazla kilolu olma prevelansı, erkeklerde yüzde 3279,kadınlarda ise yüzde 28-78 arasında değişmektedir. Fazla kilolu olma durumunun en yüksek olduğu ülkeler, Arnavutluk, Bosna-Hersek ve İngiltere (İskoçya Bölgesi)’dir. Türkmenistan ve Özbekistan ise prevelansın en düşük olduğu ülkelerdir. Ülkemizde ise diğer ülkeler gibi obezite görülme sıklığı gün geçtikçe artmaktadır. Erkeklerde yüzde

Obezite ile mücadele ederken bazı hastalıkların oluşma riskinin de azaltılacağı bilinmelidir. 21,2 kadınlarda yüzde 41,5’dir. Bölgesel dağılımlarda ise görülme sıklığı İç Anadolu Bölgesi (%25,0) en yüksek, Doğu Anadolu Bölgesi (17,2) en düşük olarak yer almaktadır. Türkiye Obezite ile Mücadele ve Kontrol Programı Peki bu kadar üzerinde konuşulan hayatımızı tehdit eden obeziteden korunmak için bireysel çabaların yanında kamusal olarak ne yapılıyor? Sağlık Bakanlığı tarafından Türkiye Obezite ile Mücadele ve Kontrol Programı oluşturulmuş, başta sağlık, eğitim, ulaşım, belediye, maliye olmak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşların, üniversitelerin, özel sektörün ve diğer sivil toplum kuruluşlarının katılımı ve desteği ile Türkiye Obezite ile Mücadele ve Kontrol Programı uygulanmaya başlamıştır. Program kapsamında; • Obezite ile mücadele stratejileri ve politikaları oluşturmak • Okullarda ve işyerlerinde, fiziksel imkânların geliştirilmesi • Yerel yönetimler tarafından, spor tesislerinin ve rekreasyon alanlarının oluşturulması • Bireylerin, fiziksel aktivite yapmasını sağlayacak, daha iyi şehir düzenlemelerinin ve ulaşımın sağlanması • Tüm kamu kurum ve kuruluşlarında ve özel sektörde hizmet içi eğitim kapsamında, obezite ile mücadele ile ilgili konuların yer almasını sağlamak • Okul öncesinden başlayarak üniversiteleri de kapsayan dengeli beslenmeyi ve fiziksel aktiviteyi özendirici çalışmalarda bulunmak

28

AĞUSTO S 2012


• Kamu ve özel sağlık kuruluşlarında, obezite teşhis ve tedavi merkezleri kurmak v.b bulunmaktadır. Bu program kapsamında, obezite ile mücadelede her bireyin dikkatini çekmek için en önemli kitle iletişim aracı televizyonda Kamu Spotu yayımlanmaktadır. Okullarda, sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite için seminerler verilmekte, aynı zamanda uygulamaya konulmaktadır. Yine parklarda, kamuya açık yerlerde sık sık karşımıza çıkan fiziksel aktivite araçları göze çarpmaktadır. Hastanelerde teşhis ve tedavi üniteleri açılmaktadır.

Kaynaklar http://www.beslenme.saglik.gov.tr Beslenme ve Fiziksel Aktiviteler Daire Başkanlığı Yayınları Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Obezite, Diyabet ve Metobolik Hastalıklar Daire Başkanlığı Yayınları World Health Organization. Obesity and Overweight Fact Sheet No: 311, Geneva, WHO. http://who.int/mediacentre/factsheets/fs3117en/print.html

Obezitenin, morbitide ve mortaliteyi artırıcı etkide ortaya konulmuş ve çeşitli hastalıklarla ilişkisi olduğu bilinmektedir.

Bakanlığımız tarafından geliştirilen ve uygulamaya konulan Obezite ile Mücadele ve Kontrol Programı kapsamında, hastanemizde Obezite Polikliniği, 27 Şubat 2011 Tarihinde açılarak hizmete başlamıştır. Konusunda uzman hekim ve hemşirelerimiz tarafından yürütülen poliklinik hizmetlerimiz başarı ile yürütülmektedir. Polikliniğimize başvuran ve Beden Kitle İndeksi 30’un üzerindeki her hasta kabul edilmektedir. Şu ana kadar başvuran, 1064 hastanın takipleri devam etmektedir. Hastalar başvurduklarında tetkikler istenmekte, tetkikler ışığında diyetisyenlerimiz tarafından hazırlanan diyet programı, ilaç ve egzersizlerle beraber hastalarda davranış değişikliği oluşturulmaktır. Hastalarımızın 15 günde bir kontrolleri yapılarak kilo kontrolleri ve Beden Kitle İndeksini takibi yapılmaktadır. Amacımız Beden Kitle İndeksini 25’in altına çekmektir. Hastanemiz Obezite Polikliniğinde yapılan bir çalışmada üç aylık verilerin analizi yapılmıştır. Analizin sonucuna göre vakaların yüzde 43,9 u yüzde 5 oranında, yüzde 39,8 i yüzde 5-10 oranında, yüzde 14,6’sı yüzde 10-20 oranında kilo vermiş, yüzde 1,6 oranında vaka kilo verememiştir. Ayrıca Obezite Polikliniğimiz hekim ve hemşireleri tarafından, hizmet içi eğitim kapsamında, hem kurum çalışanlarına hem de halk eğitimleri ile hasta ve hasta yakınlarına obezite ve obeziteden korunma hakkında bilgilendirme eğitimleri yapılmaktadır. 

AĞ U S TO S 2 0 1 2

29


Sağlık Bakanlığı Örnek Olacak Bir Projeye İmza Atıyor haber, SU ÖZGÜR

Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu hazırladığı proje ile bulaşıcı hastalıkların bitirilmesi, kanser hastalarının önüne geçilmesi planlanıyor.

S

ağlık Bakanlığı, son yıllarda kanser ve bulaşıcı hastalıkların artmasından dolayı, benzerine rastlanılmayan önemli bir çalışmaya imza attı. İçerisinde onlarca projenin yer aldığı dev proje ile bulaşıcı hastalıkların bitirilmesi, kanser hastalarının önüne geçilmesi planlanırken, halkın sağlık konusunda ciddi düzeyde bilinçlendirilmesi, beslenme koşullarının geliştirilmesi ve aile planlaması gibi sorunların çözümünde de önemli mesafe kat edilmesi hedefleniyor.

Avrupa’da ilk kez hayata geçirilmiş olacak. Önceden tespit edilen pilot illerden alınacak yüzlerce numune laboratuvar ortamında incelenerek bilimsel anlamda koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesini etkileyen durumlar belirlenirken yapılması gerekenler tespit edilecek. Proje ile koruyucu sağlık hizmetleri stratejisinin geliştirilmesi planlanıyor.

Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu tarafından çevre ve sağlık koşullarının düzeltilmesi, halkın sağlık konusunda eğitilmesi, bulaşıcı hastalıkların yok edilmesi, beslenme koşullarının geliştirilmesi, ana çocuk sağlığı ve aile planlamasını öngören koruyucu sağlık hizmetleri alanında geniş kapsamlı bir projeyi hayata geçiriyor.

Proje kapsamında Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Kurumu ile Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) arasında koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesini etkileyen durumların ve yapılması gerekenlerin belirlenmesi, koruyucu sağlık hizmetleri stratejisinin geliştirilmesi ve eylem projesi kapsamında protokol imzalandı.

İçerisinde yüzlerce alt projenin yer aldığı çalışma hem ülkede, hem de

“Çevresel Ağır Metal Maruziyeti Değerlendirme ve Araştırma Hizmet

Bülent Ecevit Üniversitesiyle Protokol İmzalandı

AĞ U S TO S 2 0 1 2

31


İçerisinde yüzlerce alt projenin yer aldığı çalışma hem ülkede, hem de Avrupa’da ilk kez hayata geçirilmiş olacaktır.

daki uzmanlar ve akademisyenler, bu protokol kapsamında proje içerisinde görev aldılar, çalışıyorlar. Biz 23 adet elementin, Bakanlığın bize gönderdiği biyolojik numunelerde, çalışılmasını planlıyoruz. ICP-MS yöntemi dediğimiz, son zamanlarda tümüyle bilimsel alanda kabul edilmiş, geçerli olan en son teknolojik donanımla, numuneler çalışılacak.”

Alımı” protokolü ile sanayinin yoğun olduğu beşten fazla ilde yaşayan 20 yaş ve üzeri, 3 bin kişiye ait 6 bin biyolojik numunede 23 element düzeyi tespit edilecek. BEÜ Bilim ve Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde son derece modern, bilimsel ve ileri teknolojiyle yapılacak ölçümlerde ICP-MS metodu kullanılacak.

Avrupa Ülkeleri İçin Örnek Teşkil Edecek

Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Ferruh Niyazi Ayoğlu, projenin alanında Avrupa ülkeleri arasında gerçekleştirilen ilk büyük proje olduğunu ifade etti. Bülent Ecevit Üniversitesi laboratuvarlarında gerçekleştirilen çalışma sonuçlarının protokol kapsamında Sağlık Bakanlığı’na düzenli bildirileceğini anlatan Ayoğlu, çalışmalarına başlanılan proje ve yapılacak çalışmalarla ilgili bilgi verdi. Sağlık Bakanlığı’nın koruyucu sağlık hizmetlerini geliştirmek istediğini anlatan Ayoğlu, sözlerine şöyle devam etti; “Çevresel etkenlerini ve çevrenin insan sağlığına etkisini değerlendirmek istiyor. Bu oldukça büyük ve geniş kapsamlı bir proje. Biz bu projenin alt bölümlerinden birinde, çok önemli olduğunu düşündüğüm, laboratuvar tetkiklerinin yapılmasını üstlenmiş durumdayız. Proje ülke genelinde, ulusal bir proje. Biz bu proje kapsamında Bakanlığın çalışmalarında, alandan aldığı örneklerin laboratuvar testlerini yapmakla yükümlüyüz. Üniversitemizin yeni kurulan ve teknik donanımı sağlanan merkez araştırma laboratuvarında, Bakanlık tarafından alınan örneklerin kimyasal analizlerini yapacağız. Bu kapsamda 6 bin kadar örnek alınması planlanıyor. Merkez laboratuvarımız-

32

AĞUSTO S 2012

Sağlık Bakanlığı’nın çok kapsamlı bir proje yürüttüğünü vurgulayan Enstitü Müdürü Ayoğlu, projenin Türkiye için çok önemli olduğunu, Avrupa ülkeleri için de örnek teşkil edeceğini anlattı. Projenin içerisinde de yüze yakın akademisyen görev alacağını ifade eden Ayoğlu, projenin alt dallarından birinde ise Bülent Ecevit Üniversitesi ile protokol imzalanmasının hem üniversite hem de bölge adına önemli olduğunu söyledi. Bu tür projelerde yer alınmasını önemsediğini anlatan Ayoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü; “Böyle büyük bir projede pek çok laboratuvar, bu hizmeti verebilecek düzeydedir. Bizim tercih edilmiş olma-

mız, bizim için çok sevindirici. Hem sağlık bakanlığına, hem de ülkemize karşı çok ciddi bir sorumluluk yüklüyor.Bu projede yer almamız, üniversite için iki yönden önemli. Birincisi yapılan bu işbirliğinde, böylesi bir etkinlikte üniversitemizin akademisyenlerinin yer alması, çok onur verici. İkincisi ise üniversitemizde kurulan Bilim, Teknoloji ve Araştırma Merkezimizdeki Merkez Laboratuarının sahip olduğu makine parkuru ve insan gücü ile bu projede, böyle önemli bir hizmetlerini üstlenmiş olması da, ayrıca mutluluk vericidir. Üniversitemiz için önemli bir gelişme, önemli bir atılım. Üniversitemizin rahatlıkla bu projenin altından kalkacağına inanıyorum.” 


’den Medikal İnnovasyonlar Yeni HPL500 CIS; İdrar Analizörü entegre edilmiş Ördek Sürgü Yıkama ve Dezenfeksiyon cihazı ile Klozete dökülen idrarın tahlili de yapılabilmektedir.

YENİ

NTLİ PATEDEL MO

HPL 500 CIS

HPL 500 C

İdrar Analizörlü Ördek Sürgü Yıkama ve Dezenfeksiyon Cihazı

Ördek Sürgü Yıkama ve Dezenfeksiyon Cihazı

Ayaktan açılıp kapanabilen kapak

HPL 400 Macerator Ördek Sürgü İmha Cihazı

MEP 010-020

Tek Kullanımlık Malzemeler

HBT 200

Ultrasonik Temizleyici

HSS 1023 B

HBT 320

Buharlı Sterilizatör

Paketleme Masası

ISO 9001:2008 ISO 13485:2003 ISO 14001:2004 Bursa Organize Sanayi Bölgesi Kahverengi Cad. No:20/B Nilüfer / BURSA 16140 TÜRKİYE Tel. : +90 224 243 68 17 Fax : +90 224 243 68 18 www.medisel.com.tr medisel@medisel.com.tr


17-21 EKİM 2012

MARITIM PINE BEACH RESORT CONVENTION CENTER BELEK / ANTALYA

Bütün Yönetici Arkadaşlarımı Kurultayımıza Davet Ediyorum röpor taj, SU ÖZGÜR

S

AYED Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hayreddin Yekeler’den yaklaşan 4. Ulusal SAYED Kurultayı ile ilgili merak ettiğiniz bilgileri aldık. Hazırlıkları süren Kongrede bilgi alışverişinden sosyal aktivitelere kadar birçok şeyi bulabileceksiniz. 4. Ulusal SAYED Kurultayı hazırlıkları nasıl gidiyor?

SAYED alanında çok önemli bir markadır. 34

AĞUSTO S 2012

SAYED altı sene önce kurulmuş, kurulduğundan beri çok güzel hizmetler üretmiş, büyük kongreler düzenlemiş ve periyodik yayınlarla alanında söz sahibi olmuş markalaşmış bir dernektir. Bundan önceki genel başkanlar bu işi çok güzel geliştirip, bugüne getirdiler ve görevi bize teslim ettiler. SAYED olarak bir yıl kongre bir yıl sempozyum yapma kararı almıştık. 2012 kurultay yapacağımız yıldır. Kurultayımız 1721 Ekim tarihleri arasında Antalya’da

yapılacaktır. Her kesimden büyük katkılar oluyor özellikle de kamudan. Bakanlık teşkilatı, hastane yöneticileri ve idarecileri, Sağlık Bakanlığı ve ilgili diğer kurumlardan üst düzey yöneticiler bu kurultaylara katılıyorlar. Üniversite, özel sağlık kurumlarından ve medikal sektörden da katılımcılarımız oluyor. Güncel konular, sağlıkta gelinen nokta, hizmetin kalitesi, Bakanlığımızın yöneticilerden beklentileri, mevzuat konusundaki yenilikleri konuşuluyor ve geleceğe yönelik konularda fikir alışverişleri oluyor. Yöneticilerimiz bilgilendiriliyor ve birbirlerini görüp kaynaşma gerçekleştiriliyor. SAYED bu konumuyla çok büyük bir fonksiyon üstlenmiştir. Şu ana kadar Derneğimiz iyi bir gelişim kaydetti ve kaydetmeye devam edecektir. Bu sene de çok geniş çaplı güncel konular ve orijinal panellerle Kurultayımız devam


edecek. Bütün yönetici arkadaşlarımızı kurultayımıza davet ediyorum. Sağlık yöneticileri bu kurultaya neden katılmalı? Bu tür kurultaylarda fikir alışverişleri gerçekleşiyor. Sağlık Bakanlığı’nın özellikle taşra teşkilatından ya da yöneticilerden beklentileri iletiliyor. Yöneticiler kafalarına takılan soruları sorma imkanı buluyorlar. Sağlık Yönetimi ve Eğitimi Derneği olarak amacımız hem sağlık çalışanlarımızın birbirleriyle kaynaşmasını sağlamak, eğitimini gerçekleştirmek, yönetim noktasındaki ihtiyaçlarını gidermek hem de sağlık hizmetlerinin daha iyiye gitmesi adına bir fonksiyon üstlenmektir. Yaptığımız organizasyonlar çok yararlı oluyor ve yöneticilerimiz de bunun farkındalar. SAYED alanında çok önemli bir markadır. Dernek olarak Bakanlığımızın, Sağlıkta Dönüşüm Programıyla yapmış olduğu çalışmaları destekliyoruz. Bu çalışmaların daha güzel noktalara

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da yılın başarılı sağlık idarecilerini seçeceğiz. gelmesi adına üzerimize düşen bir vazife varsa bunu yapmaya çalışıyoruz. Çünkü bu ülke hepimizin ülkesi, sağlıkta ya da diğer alanlarda iyi noktalara gelecekse bu refahtan hepimiz payda alacağız. Ülkemiz ve insanımız her şeyin en iyisine layık. Biz de en iyisinde bir katkımız olsun diye çalışıyoruz. 4. SAYED kurultayında diğer kurultaylardan farklı olarak ne yapmayı düşünüyorsunuz? Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da yılın başarılı sağlık idarecilerini seçeceğiz. Biliyorsunuz Sağlık Bakanlığı’nın teşkilat yapısıyla ilgili köklü değişiklikler oldu. Bu konuda işleyiş olarak bir takım sı-

kıntılar olabilir. Yöneticilerimizin aydınlanmak istediği konular olabilir. Bu hususlarda doyurucu ve detaylı bilgiler vereceğiz. Amacımız sağlık yöneticilerinin problemlerine yardımcı olmak ve sistemin gelişmesine katkı sağlamaktır. Bunun için güncel konuları işleyeceğiz. Bunların yanında sosyal etkinliklerimiz de olacak. Her akşam bir etkinlik düzenlemeyi planlıyoruz. Katılımcılarımızın hoşça vakit geçireceği etkinlikler düşünüyoruz. Eklemek istedikleriniz var mı? SAYED Dergisi, Derneğimiz kurulduğundan beri aksamadan periyodik olarak yayına devam ediyor. Bu hususta emekleriniz için sizlere teşekkür ediyorum. Gerçekten çok kaliteli doyurucu ve sektörü kapsayan ilkeli bir yayın politikası izleniyor. Bu hususta sizlere ve tüm çalışanlara teşekkür ediyorum. Sağlıkta güzel günlere erişmemiz ve sağlıklı olmamız dileğimle herkese saygılarımı sunuyorum. 

Prof. Dr. Hayreddin Yekeler, SAYED Yönetim Kurulu Başkanı AĞ U S TO S 2 0 1 2

35


Uzlaşma Prosedürü Nedir? yazı: Av. HALİDE SAVAŞ SAĞLIK KURUMLARI YÖNETİMİ BİLİM UZMANI

S

Hukuk Genel Kurulu kararı ile (2011/4-592 K. 2012/25 ), kamuda çalışan hekimlerin yaptığı tıbbi uygulama hatalarından dolayı idareye gidilmesi gerektiği konusu netleşmiş oldu. 36

AĞUSTO S 2012

on yıllarda, yargıya yansıyan tıbbi müdahale hataları artmıştır. 1998 yılında Hasta Hakları Yönetmeliği’nin, 2005 yılında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ve diğer ilgili mevzuatların yürürlüğe girmesi ve dünya çapında yayılan hak arama taleplerinin artması eylemleri ile insanlar, haklarının varlığını sorgulamaya ve savunmaya başlamışlardır. Bu gelişmeler, sağlık hukuku uygulamasını da etkilemiştir. Ülkemizdeki yargı makamları tıp tazminat hukuku davalarında artık, uluslararası alandaki tazminat miktarlarına yaklaşan miktarlarda tazminatlara hükmetmektedirler. Ülkemizde 29 Haziran 2012 tarihinde yayımlanan bir habere göre (www. saglikaktuel.com sitesinin haberine göre) idare, bir üniversite hastanesinde yapılan ortopedi ameliyatı sonucunda sakat kalan iki çocuk için toplam 3.5 milyon Lira tazminata mahkum edilmiştir. Danıştay tarafından da onaylanan bu karar ile sağlık hizmeti sunan

kamu kurumlarının tazminat yükümlülüğünün ağırlığı konusunu tekrar gündeme gelmiştir.1 Tıbbi uygulamaların hatalı olması sonucunda yaralanan, sakat kalan ya da hayatını kaybeden kişilerin ve yakınlarının maddi-manevi zararları, hatalı tıbbi uygulamanın yapıldığı kurum tarafından karşılanmaktadır. Bu, özel sektörde de kamu sektöründe de böyledir. Zararı karşılayan kurum zararın oluşmasında kusuru bulunan şahıslara dilerse ve şartları varsa rücu edebilir ve ödediği miktardan bir kısmını kusuru oranında şahıstan alabilir. Sağlık hukuku uygulamasında, 1.2.2012 tarihine kadar, tıbbi uygulama hatası yapan kamu hekiminin şahsına karşı adli yargıda dava açma ve tazminatı, hekimin şahsından talep etme imkanı vardı. Hukuk teorisine göre yine var; ancak, 1.2.2012 tarihinde yayımlanan Hukuk Genel Kurulu kararı ile (2011/4-592 K. 2012/25 ), kamuda çalışan hekimlerin yaptığı tıbbi


uygulama hatalarından dolayı idareye gidilmesi gerektiği konusu netleşmiş oldu. Karar, Devlet Hastanesinde görevli doktor ve hemşirelerin ihmali ile doğum sırasında meydana gelen yırtığın oluşturduğu kanama sonucu ölüm olayında, geç müdahale nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Hukuk Genel Kurulu Kararı’nda, “Anayasa’nın 40/3, 125/son, 129/5 maddeleri ile uygulamanın çerçevesi net olarak çizilmiş; “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, ancak rücu edilmek şartı ile idare aleyhine açılabileceği” açıkça ifade edilmiştir. Kamu görevlilerinin, görevleri sırasında suç işlemeleri ve ağır kusur, düşmanlık, siyasal kin gibi kötü niyetle hareket etmesi halinde dahi bu eylemlerin hizmet kusuru sayılacağı ve idareye karşı “gözetim ve iyi eleman seçme yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebi ile” dava açılması gerektiğini belirleyen bu kararın ilgili bölümleri şöyledir: “İdare hukuku ilkeleri çerçevesinde olaya bakıldığında ise, bir kamu görevlisinin görev sırasında, hizmet araçlarını kullanarak yaptığı eylem ve işlemlerine ilişkin kişisel kusurunun, kasti suç niteliği taşısa bile hizmet kusuru oluşturacağı ve bu nedenle açılacak davaların

Sağlık Bakanlığı hastanelerinde ve diğer kamu kurumlarına ait hastanelerde oluşan tıbbi hatalar nedeni ile artık şahsa gidilmesi ihtimali uygulamada kalmamıştır.

ancak idare aleyhine açılabileceği bilinen ilkelerindendir (Danıştay l0. Daire T. 20.04.1989 gün ve 1988/1042 E.; 1989/857 K. sayılı ilamı). Öte yandan, kamu görevlisinin, hizmet içinde veya hizmetle ilgili olmak üzere tutum ve davranışının suç oluşturması ya da hizmeti yürütürken ağır kusur işlemesi veya düşmanlık siyasal kin gibi kötü niyetle bir kişiye zarar vermesi halinde dahi bu durum, aynı zamanda yönetimin gözetim ve iyi eleman seçme yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle hizmet kusuru da sayılmalı ve bu nedenle açılacak dava İdareye yöneltilmelidir. Tüm bu açıklamalar göstermektedir ki kişilerin uğradığı zararla, zarara sebebiyet veren kamu personelinin yürüttüğü görev arasında herhangi bir ilişki kurulabiliyorsa orada görevle ilgili bir durum var demektir ve bu tür davranışlar kasten veya ihmalen işlenmesine bakılmaksızın, kamu personelinin hizmetten ayrılamayan kişisel kusurları olarak ortaya çıkmakta ve bu husus, 657 sayılı Yasanın 13’üncü maddesindeki “kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlar” ibaresinde ifadesini bulmaktadır. Bu ilkeler ışı-

AĞ U S TO S 2 0 1 2

37


ğında somut olay değerlendirildiğinde; davacı taraf, davalı doktorun görevi sırasında kanamalı ve acil durumda olduğu halde destekleri olan hastaya müdahalede bulunmayıp, dış gebelik olan başka bir hastayla ilgilendiği; böylece, dikkatsizlik ve tedbirsizliği nedeni ile desteğin ölümüne neden olduğu iddiasıyla ve doktoru hasım göstererek eldeki tazminat davasını açmışlardır. Davacıların bu iddiası, içerikçe davalı doktorun görevi sırasında ve yetkisini kullanırken işlediği bir kusura ve bu kusurun niteliği itibariyle de kamu görevlisinin ihmaline dayanmaktadır. Hal böyle olunca, davalının görevi dışında kalan kişisel kusuruna dayanılmadığına, dikkatsizlik ve tedbirsizliğe dayalı da olsa eylemin görev sırasında ve görevle ilgili olmasına ve hizmet kusuru niteliğinde bulunmasına göre, eldeki davada husumet kamu görevlisine değil, idareye düşmektedir. Öyle ise dava idare aleyhine açılıp, husumetin de idareye yöneltilmesi gerekir”. Bu karardan da anlaşılacağı üzere Sağlık Bakanlığı hastanelerinde ve diğer kamu kurumlarına ait hastanelerde oluşan tıbbi hatalar nedeni ile artık şahsa gidilmesi ihtimali uygulamada kalmamıştır.

2. Görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz”. Bu durumda, Sağlık Bakanlığı’nın teşkilat yapısını düzenleyen 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 24. maddesinin de önemini artırmıştır. Zira, Bakanlık Hastanesinde oluşan bir tıbbi hata sebebi ile Bakanlığa karşı dava açılması gerekmekle birlikte dava açmadan önce idari başvuru yapılması da gerekmektedir. İdari başvuru yapıldığında yani Bakanlık, tıbbi uygulama hatasından haberdar olduğunda ise 663 sayılı KHK devreye girmekte ve uzlaştırma prosedürünün işletilmesi gerekmektedir. 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de Uzlaştırma prosedürü şu şekilde belirlenmiştir:

“Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması, Madde 13

“MADDE 24- (1) Sağlık mesleklerinin uygulanmasından dolayı zarara uğradığını iddia edenlerin dava açma süresi içerisinde bu madde kapsamında yapacakları maddî ve manevî tazminat başvuruları Bakanlık tarafından aşağıdaki şekilde uzlaşma yoluyla halledilir.

1.İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak hakları-

b) Zarar verdiği iddia olunan ilgili meslek mensubu veya bunların birden fazla olması hâlinde aralarından seçecekleri bir temsilci,

Kamu kurumuna yani idareye, tazminat davası açmak gerektiği zaman öncelikle, “ilgili kuruma idari başvuru yapılması” gerektiği İdari Yargılama Usul Kanunumuzun ilgili maddesinde şu şekilde belirtilmektedir:

38

nın yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilir.

AĞUSTO S 2012

a) Tazminat talebinde bulunan veya bunların birden fazla olması hâlinde aralarından seçecekleri bir temsilci,

Sağlık Bakanlığı Personelinin hizmeti sebebiyle oluşan zararların tazmini için Bakanlığa karşı idari yargıda dava açılması ve idareye dava açmadan önce idari başvuru yapılması gereklidir.


lerin; uğranıldığı iddia edilen zarar miktarının hesaplanmasında adlî yargı adalet komisyonları tarafından her yıl düzenlenecek olan listelerde yer alan bilirkişilerin görüşüne başvurabilir.”

c) Varsa ilgili meslek mensuplarının meslekî malî sorumluluk sigortasını yapan sigorta şirketinin temsilcisi veya bunların birden fazla olması hâlinde ise aralarından seçecekleri bir temsilci, Bakanlık tarafından uzlaşmaya davet edilir. Tarafların uzlaşma yolunu kabul etmeleri hâlinde, üzerinde anlaştıkları bir hukukçu uzlaştırıcı marifetiyle uzlaşma süreci başlatılır. Uzlaşma en fazla üç ayda sonuçlandırılır. Bu süre bilirkişi görüşleri alınamadığı hallerde tarafların kabulü ile altı aya kadar uzatılabilir. Uzlaşma müracaatı dava açma süresini durdurur. Uzlaşma sağlanamaması hâlinde taraflarca tanzim edilecek tutanak veya taraflardan birinin talebi üzerine Bakanlık tarafından taraflara tebliğ edilerek ve-

rilecek belge tarihinden itibaren dava açma süresi yeniden başlar. Uzlaşma sağlanırsa, uzlaşma konusunu, yerini, tarihini, yerine getirilmesi gereken hususları içeren uzlaşma tutanağı tanzim edilir. Bu tutanak 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesi anlamında ilâm niteliğindedir. Uzlaştırma masrafları ve arabulucu ücreti taraflarca karşılanır. Uzlaşma neticesinde belli bir bedel üzerinde uzlaşma sağlandığında bu bedel doğrudan sigortacı, sigortasının bulunmaması durumunda ilgili personel tarafından ödenir. Bakanlıkça bu madde kapsamında herhangi bir ödeme yapılmaz. (2) Uzlaştırıcı, meslekî kusur bulunup bulunmadığı hususunda Yüksek Sağlık Şûrasının belirlediği bilirkişi-

Sonuç olarak, Sağlık Hukuku uygulamasında, ilgili içtihatlar ve mevzuat çerçevesinde şunu söylemek mümkündür; Sağlık Bakanlığı Personelinin hizmeti sebebiyle oluşan zararların tazmini için Bakanlığa karşı idari yargıda dava açılması ve idareye dava açmadan önce idari başvuru yapılması gereklidir. Bu idari başvuru sonucunda 663 sayılı KHK gereği Uzlaştırma Prosedürü devreye girecektir. Rekor tazminatlara mahkumiyetlerin söz konusu olduğu ülkemizde uyuşmazlıkların mahkemelere yansımadan kısa sürede sonuçlandırılması tarafların lehine bir durum olduğu gibi yargı makamlarının iş yükünü de hafifletecektir. Ancak, kanaatimce, bundan sonra fazlaca kullanılması gerekeceği belli olan uzlaştırma prosedürü hakkında alt mevzuat yolu ile daha detaylı düzenleme yapılması gerekmektedir.  Dipnot 1

Ağrılı R. K. 12 yaşındaydı. 2005 yılında kambur olduğu için Erzurum’a getirilerek Atatürk Üniversitesi Aziziye Araştırma Hastanesi’nde ameliyat edildi. Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. A. O.’un yaptığı ameliyatın ardından R. K.’ın belden aşağısı felç oldu. Baba A. K., doktor hakkında çocuğunu sakat bıraktığı için dava açtı. Balıkesir Edremit’te oturan ve kambur olan 11 yaşındaki kız çocuğu N.F. de ailesi tarafından aynı doktora 2005’te ameliyat ettirildi. N.F. de ameliyat sonrası yatalak duruma düştü. Bunun üzerine her iki aile Erzurum 1. İdare Mahkemesi’ne başvurarak maddi ve manevi tazminat davası açtı.Karar oy çokluğu ile alındı.Mahkeme Dr.’un operasyon sırasında gerekli önleyici tedbirleri almadığı için eyleminin tıp kurallarına uygun olmadığına ve tedavide davalı idarenin sorumluluğunun bulunduğuna hükmetti. 30 Eylül 2011’de mahkeme K’a 861 bin 968 lira maddi, kendisiyle birlikte ailesine 310 bin lira manevi, N.F’ye de 771 bin 138 lira maddi, kendisiyle birlikte ailesine 260 bin lira manevi tazminat ödenmesini kararlaştırdı. Çıkan rekor tazminat üzerine Atatürk Üniversitesi iki dosyayı da Danıştay’a temyize gönderdi. Danıştay 10. Dairesi’nde görüşülen dosyalar, Erzurum 1. İdare Mahkemesi’nin verdiği kararlar doğru bulunarak onandı. Oy çokluğuyla alınan kararlar sonucunda üniversite 3,5 milyon lirayı ailelere ödeyecek.

AĞ U S TO S 2 0 1 2

39


Sağlık Çalışanları Mobbinge Uğruyor

S

on zamanlarda sağlık personeline yönelik yaşadığımız şiddet olayları ve ne yazık ki Gaziantep’de yaşanan doktor cinayeti sonrasında, sağlıkta şiddete sıfır tolerans konusu daha fazla tartışılmaya başlandı. Hasta hakları konusundaki gelişmelerin, vatandaş tarafından Demokles’in kılıcı gibi sağlık personelinin üzerinde ucuz bir tehdit unsuru olarak sıkça başvurulmaya başlanması ve de şikâyet sonucu haklı çıkan sağlık personelinin, şikâyet sonucunda hakkını arayamaması, süreci buraya sürükledi. yazı,

Z AFER DERELİ

SAYED GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU ÜYESİ

40

AĞUSTO S 2012

Sağlıkta Şiddete Sıfır Tolerans konusundaki tartışmalarda, sendikaların pahalı otellerde, kitlelerin dikkat ve beğenisinden yoksun olarak sorunların temeline inememesi sağlık personelinden de yeterli teveccühü alamadı, vatandaşın şiddetini azaltamadı. Hastanelerde özellikle acil servislerde duvarlara asılmış olan Sağlıkta Şiddete Sıfır Tolerans afişlerinin hemen ya-

nında yaşanan şiddet olaylarına gerçek çözüm, etkin bürokratik ve yasal tedbirler olmalıydı. Sağlık çalışanları güvenliği düzenlemesiyle, şiddete önlem alınmaya başlandı. Ancak bu düzenlemeleri hayata geçirecek olan idari yapı, sağlıktaki şiddet konusunda bürokrasinin ataleti ve statükosunun alışkanlığını üzerinden atmalı ve de mobbinge varacak derecede bir engel teşkil etmemelidir. Aslında, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun, 25. maddesinde ifade edildiği gibi Devlet memurları, isnat ve iftiralara karşı korunmakta ve de isnat ve iftiralar eğer sabit olmadığı takdirde, memur adına Cumhuriyet Başsavcılığına kamu davası açılması için başvurulması gerekmekte olduğu belliydi. Ayrıca ve özellikle bir sağlık çalışanları güvenliği düzenlemesine gerek kalmaksızın, bürokratik yapıdaki idari yapı, sağlık personeline yönelik isnat ve iftiralara ve de hasta haklarındaki


iddialara suç isnadından bir şey çıkmayınca, 657 sayılı DMK’nın 25. maddesini işletebilirlerdi. Hasta hakları konusunun, günden güne popülize olması ve idarecilerin yoğun idari işlerinden dolayı bu konuyu fazla önemsememesi neticesinde, ne yazık ki cinayet derecesine varan ve hastane güvenlik görevlilerinin bile hasta yakınları tarafından bıçaklarla kovalandığı televizyon haberleri görüntülerine kadar vardırdı. Şiddete varmadan önlemlerin alınması kadar, şiddet sonrasında da verilecek ceza ve yaptırımlarında etkili ve caydırıcı olması çok önemlidir. İdari Yapı Şiddetin Üzerine Gitmeli İdari yapının, mağdurun hak arama karşısında, tarafsızlığını koruması gerektiği gibi gerçeklerin ortaya çıkması için de hakem ve etkili bir güç olarak aktör olması gerekmektedir. İdarecilerin yoğun iş tempolarını gerekçe

göstererek tehdit ve şiddetin üzerine gitmemeleri, mağdurun yakarışlarına kulak tıkamaları, yarın öbür gün kendilerinin de mağdur olabilecekleri bir kaos ve sistemsizliğinin inşasına yol açacaktır. Sağlık alanında hak aranması için başvurulacak sivil toplum kuruluşlarından sendikalarında, hak arama karşısındaki etkinlikleri de tartışılmaktadır. Sendikaların, üyelerin hak ve menfaatlerini korumaktan öte, kendi aralarındaki çıkar ve koltuk çatışmaları nedeniyle, gün geldiğinde bizzat tehdit ve şiddetin kaynağı oldukları da güncel hayatta yaşanan pratiklerdir. Sağlıkta yaşanan şiddet olayları karşısındaki tepki eylemlerine toplayamadığı kitleleri, pahalı otellerde sempozyumlarda yemeklerde toplayan sendikalar, sağlık personelinin teveccühünden uzak olduğu gibi vatandaşa izah noktasında da yalnız olduğundan, şiddet haberleri ne yazık ki kesilmemektedir.

Mağdur olduğunu iddia eden sağlık personeli, tek başına hukuk mücadelesi vermeye başladığında vebalı gibi yalnızlaşmakta, başta idare olmak üzere adı konmamış bir baskıyla mobbinge uğramaktadır. Mağdur olduğunu iddia eden sağlık personeli, tek başına hukuk mücadelesi vermeye başladığında da vebalı gibi yalnızlaşmakta, başta idare olmak üzere adı konmamış bir baskıyla mobbinge uğramaktadır. Mağdur, haklılığından bile şüphe etmeye başlamakta ve günü geldiğinde de şikâyetinden vazgeçerek mobbing amacına ulaşmaktadır. İdarecilerin, objektif ve tarafsız olarak, Hak’kın yerini bulmasını sağlamaları, ön yargılı olmamaları önemli olduğu kadar gelecek için de hayatidir. Hasta haklarına gösterilen pozitif ayrımcılıkta endazesinin topuzu kaçırılmamalı, terazinin diğer tarafındaki sağlık hizmetini sunanların hak ve hürriyetlerinin gasp edilmesine yol açılmamalıdır. Bürokratik yapının, sağlık personelinin mağduriyetlerine karşı, tarafsız ve etkin bir aktör olması için Bakanlık tarafından daha fazla önemsenen bir konu olduğu düşüncesinin benimsetilmesi ve de tetiklenerek hareketlendirilmesi gerekmektedir. Sağlık hizmeti hasta odaklı olduğu kadar, sağlık hizmetini sunan sağlık personelinin hizmet sunumundaki ulaşılabilirlik ve kalitesinin de daha az mağduriyetten geçtiği, herkes tarafından kabul edilmesi gereken bir gerçektir. 

AĞ U S TO S 2 0 1 2

41


Detoks Bir Zayıflama Yöntemi Değildir

D

etoks, toksinlerden arınma anlamına gelmektedir. Her gün birçok toksin ile karşı karşıya kalınmaktadır. Bunlardan en önemlisi sigara dumanıdır. Kişi sigara içmese bile etrafta içenlerden gelen duman da yeterlidir. Alkol, gereksiz ilaç alımı, aşırı katkı maddesi kullanımı, zirai ilaçlar, egzost dumanı, hava kirliliği, radyasyon vs. önemli toksin kaynaklarıdır.

M. TURGAY KÖSE UZMAN DİYETİSYEN

Bunlara dengesiz beslenme, hareketsiz yaşam ve stres de ilave edilirse; vücudun ihtiyacı olan besin öğelerini karşılaması, bağışıklık sistemini güçlü tutması, stresle baş etmesi gittikçe zorlaşır. Toksinlerin vücutta artışı, stresle birlikte bağışıklık sistemini olumsuz etkiler. Bağışıklık sisteminin yavaşlaması, gripten kansere kadar çok geniş bir yelpazede hastalıklara karşı risk oluşturur. Detoks uygulamanın amacı vücudu toksinlerden arındırmaktır, detoks bir

zayıflama yöntemi değildir. Peki, bu toksinler vücuttan nasıl atılır? Terle, idrarla ve dışkıyla yani sıvı yoluyla. O yüzden detoks temelinde bol su içmek yer alır. Ülkemizde ilk sıraları alan çay ve kahve içimi, özellikle içerdikleri kafein ve tanenler nedeniyle detoks süresince tamamen diyetten çıkarılmalıdır. Ancak bitki ve meyve çayları içilebilir. Aynı şekilde gazlı içecekler, meşrubatlar, katkı maddesi içeren ürünler diyet dışı bırakılır. Sebze ve meyve ağırlıklı bir beslenme şekli tercih edilir. Sebzeler çok pişirilmeden, doğal şeklini kaybetmeden tüketilmelidir. Taze sıkılmış olarak tüketildiği gibi katı halde tüketimleri de mümkündür. Hatta soyulmadan yenilebilen sebze ve meyveler kabukları ile tüketilmelidir. Düzgün bir tuvalet alışkanlığı için posa (lif ) gereklidir. Posa kaynağı olarak sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve kurubaklagiller diyette olmazsa olmaz.

AĞ U S TO S 2 0 1 2

43


Besinlerde bulunan lifler, tüketilen besinlerle birlikte alınan çeşitli zararlı maddeleri kendi yapısına bağlayarak dışkı ile vücuttan atmaktadır. İçerdikleri (özellikle flavonoidler ve polifenoller gibi) doğal antioksidanların, reaktif oksijen türleri (ROS) aracılığı ile oluşan doku hasarına karşı olası koruyucu etkileri bulunmaktadır: Siyah üzüm çekirdeği, brokoli, Brüksel lahanası, kivi, keten tohumu, kırmızıbiber, domates gibi.

Meyve ve sebzeler: Meyve ve seb-

zeler; plazma glikoz seviyesini kontrol etmeye, plazma kolesterol düzeylerini azaltmaya ve kolon kanseri riskini düşürmeye yardımcı olan yüksek besinsel lifler içermektedirler. Ayrıca koroner arter hastalıkları ve pek çok kanser riskini azalttıkları bilinen önemli antioksidanlar ve fitokimyasalları da bol miktarda içermektedirler.

Brasika sebzeleri: Brasika sebzeleri (Brüksel lahanası, brokoli, turp, karnabahar, hardal, şalgam, beyaz ve karalahana), kanser ve kalp hastalığı gibi hastalıklara karşı koruma sağlayabilen “glikozinolat” adı verilen maddeleri içermektedirler. Bu maddeler vücudun toksik maddelerden arınması için çalı-

44

AĞUSTO S 2012

Besinlerde bulunan lifler, tüketilen besinlerle birlikte alınan çeşitli zararlı maddeleri kendi yapısına bağlayarak dışkı ile vücuttan atmaktadır. şan detoksifikasyon enzimlerini aktive etmektedirler.

Alyum sebzeleri: Alyum sebzelerin-

de bulunan sülfid bileşenleri, detoksifikasyon enzimlerinin aktivitelerini artırmaktadırlar. Bu sebzeler (sarımsak, arpacık soğanı, Frenk soğanı, taze soğan, kırmızı soğan, kuru soğan, pırasa) antioksidan özellikler de sergilerler.

Antioksidanlar: Besinsel antioksi-

danlar, reaktif oksijen türleri tarafından oluşturulan oksidatif hasara karşı önemli bir defans oluşturmaktadırlar. En iyi antioksidan kaynakları sebze ve meyveler, kırmızı şarap, yeşil çay ve soyadır. Yapılan araştırmalarda sebze ve meyve tüketiminin düşük tutulmasının, oksidatif hasara bağlı hastalık riskini artırdığı gösterilmiştir.

✓ Sabah uyanmakta zorlananlar, ✓ Kendini sürekli yorgun ve güçsüz hissedenler, ✓ Bitkinlik, yetersizlik, halsizlik şikayetleri olanlar, ✓ Aşırı stresli çalışanlar, ✓ Sık seyahat edenler, ✓ Hareketsiz bir yaşam sürdürenler, ✓ Ödem, gaz, şişkinlik şikayetleri olanlar, ✓ Yeterli su içmeyenler, ✓ Alkol ve kafeini fazla alanlar, ✓ Her gün 5 porsiyon sebze-meyve tüketmeyenler detoksa ihtiyaç duyabilir. • Hamileler ve süt veren anneler, • Sistemik, ağır ve uzun süreli hasatlığı olanlar (şeker ve inflamatuar bağırsak hastalığı), • Bağışıklık yetmezliği sorunu olanlar, • 14 yaş altında, 80 yaş üstünde olanlar için detoks önerilmez. Ancak detoks için uygun merkezi seçmenin en önemli ilkelerden biri olduğu unutulmamalıdır. 


Temizlik ve Yemek Hizmetleri Büyüteç Altında hazırlayan,

GÜNEŞ KAZDAĞLI guneskazdagli@hotmail.com

46

AĞUSTO S 2012

S

ağlık Yönetimi ve Eğitimi Dergisi olarak bu ay dosya konusu olarak sağlık kurumlarında temizlik ve yemek hizmetini ele aldık. Hastaların sağlıklarına kavuşmalarında kritik öneme sahip olan bu iki temel hizmette uzmanların görüşü son beş yılda olumlu yönde önemli bir değişimin yaşandığı yönün-

de. Hastanelerin bu alanlarda daha iyi hizmet alabilmeleri için ise daha seçici olmaları, konuya sadece bütçe açısından yaklaşmamaları ve denetimleri artırmaları gerektiği ifade ediliyor. Konuyla ilgili diğer tüm detayları dosyamızda bulacaksınız…


Temizlik Ürünlerinin Her Türlü Kontrolü Yapılmış Olmalı EBRU AYDIN

OXY FABRİKA MÜDÜRÜ

O

XY Fabrika Müdürü Kimyager Ebru Aydın sağlık tesislerindeki temizlik ve hijyen uygulamalarının bilgi ve tecrübelerin en iyi şekilde hayata geçirildiği kurumlar olması gerektiğini söyledi. Bilindiği gibi sağlık sektöründe önemli bir sorun olan hastane enfeksiyonları gelişmekte olan ülkelerde ciddi can kayıplarına ve ekonomik maliyetlere neden oluyor. Aydın, bu nedenle sağlık kurumlarının dışarıdan hizmet alırken çok dikkatli olmaları gerektiğini belirtti ve şu bilgileri verdi; “Öncelikle sağlık kuruluşları tecrübeli olan kurumlardan temizlik hizmetini almalılar. Ayrıca hizmet alınan kurumdan temizlik ve dezenfeksiyon malzemesi alınmamalıdır. Kullanılan temizlik ve dezenfeksiyon ürünlerinin her türlü kontrolü yapılmalıdır. Sağlık sektörü her konuda kendini yenilemeye devam ederken bu konuda da kendini geliştirmeye devam ediyor, ancak bu konudaki düzenlemeler şu an için yeterli değil.” Ülkemizde sağlık kurumlarının temizlik konusuna yaklaşımları ve bu alandaki düzenlemelerin yeterli olup olmadığına ilişkin sorumuzu da ya-

nıtlayan Ebru Aydın bu konuya ilişkin görüşlerini ise şöyle dile getirdi; “Ülkemizde sağlık sektörü her geçen gün büyümeye devam ederken bu sektörde hizmet veren özel sağlık kurumlarının sayısı da buna paralel olarak yükseliş göstermeye devam ediyor. Hastanelerin temizlik ve hijyen konularında da hızlı ilerleme kaydettiği görülüyor. Yeteri kadar önem veriliyor mu sorusuna cevabımız yeterli olmadığı yönünde. Sağlık kurumlarında temizlik ve hijyen konusunda teknik donanıma sahip personelin olmadığı bu konuda hazırlanan ihale şartnamelerindeki yetersizlikler hâlâ gündemdeki yerini koruyor. Bu konudaki düzenlemeler de yetersiz kalıyor.” Öte yandan, hastanelere temizlik hizmeti veren şirketlerin karşılaştığı en büyük sorunun ise temizlik işi yapan personelin bilinçsiz şekilde bu işi yapıyor olması olarak ortaya kondu. Ebru Aydın, bu saptamanın yanı sıra temizlik ve dezenfeksiyon malzemeleri için teknik şartnamelerin de bilinçsiz hazırlandığını ve malzemelerin yanlış kullanımından kaynaklı çeşitli sorunlar yaşandığını da ifade etti.

Sağlık kuruluşları tecrübeli olan kurumlardan temizlik hizmetini almalılar. AĞ U S TO S 2 0 1 2

47


BÜYÜTEÇ Ar-Ge’ye Büyük Önem Veriyoruz Hizmet ve kalitesinden ödün vermeyen ve kalite standartları çerçevesinde üretimine devam eden OXY, OXY Profesyonel markasıyla sektöre yeni bir soluk getirdi. Fabrika Müdürü Ebru Aydın, kalkınmanın ancak müşterileri de kalkındırmaktan geçtiği gerçeği ile hareket ettiklerini belirtti ve çalışmaları hakkında şu bilgileri verdi; “OXY Profesyonel, Ar-Ge faaliyetleri ile öz bilgi birikimini sürekli arttırıyor. Kalite standartlarına uygun hastane hijyeni, gıda hijyeni, çamaşır hijyeni, mutfak hijyeni, ki-

şisel hijyen gibi özel amaçlı sistem ve ürün gruplarıyla oteller, hastaneler, çamaşırhaneler, restoranlar, gıda işletmeleri, fabrikalar, temizlik şirketleri, eğitim kurumları, ofisler ve askeri kuruluşlara hizmet veriyoruz. Bugün Türkiye’de konusunda lider olma yolunda ilerleyen OXY Profesyonel geçen yıllarda edinilen tecrübeler ve bilgi birikimleri sayesinde Ar-Ge’ye önem veren, atılımcı, yenilikçi, ulusal bilgi birikimi ve ulusal sermayeye inanmış, çevreye, insana saygılı bir kuruluş haline gelmiştir. Bu doğrultuda yapılan çalışmalar fir-

mamıza ulusal ve uluslararası pazarda rekabet edebilme gücünü verdi. Tüm ihtiyaçlara özel çözümleri ve buna yönelik ürün grubuyla müşterilerimizle yürüttüğümüz işbirliğimiz devam ediyor. OXY olarak, toplam kalitenin gerekliliğine inanmış, kurumsallaşmasını tamamlamış, ulusal ve uluslararası kuruluşlar tarafından sürekli denetlenen, paylaşımcı ve katılımcı üretim modelini benimsedik. Kalite anlayışının çağdaş yol göstericiliği, karşılıklı sürekli gelişim ve değişim ile çeşitli yönetim sistemlerine uygun olarak üretimimizi 14 bin m2 lik fabrikamızda sürdürüyoruz.”

Beklenti Yükseliyor Hizmet Kalitesi Artıyor

H

astanelerde verilen sağlık hizmeti, artık günümüzde temizlikten yemeğe kadar bir bütün olarak değerlendiriliyor. Bunun nedeni, hastane yönetimlerinin iyileşme sürecine katkıda bulunan her unsura daha fazla önem vermesi ve hastaların, hasta yakınlarının da bu hizmetleri daha fazla talep etmesi. Özellikle son beş yılda bu talebin arttığı, beklentilerin daha da yükseldiği ifade ediliyor. APlus Hastane Otelcilik Hizmetleri A.Ş Genel Müdürü Candan Göksu, son beş yılda bu alanda yaşanan gelişimi ve nedenlerini şöyle değerlendirdi; “Temizlik ve yemeği de kapsayan hastane hizmetlerini daha üst seviyeye taşımak için Sağlık Bakanlığı da dahil olmak üzere hemen her kademede çalışmalar yapıldığını görüyoruz. Örneğin Bakanlık geçtiğimiz günlerde bu konuyla ilgili çalıştay düzenledi. Özel hastanelere sunulan hizmetlerle ilgili olarak biz katıldık. Devlet hastaneleri de hizmetlerini iyileştirmek için yeni bir model oluşturmaya çalışıyor. İletişim

48

AĞUSTO S 2012

çağında olmamız, medyanın konuya ağırlık vermesi duyarlılığı artırıyor. Hastaların asıl rahatsızlığından değil, diğer enfeksiyonlardan hayatlarını kaybetmesi ve bu vakaların istatistiksel olarak tartışılır hale gelmesi de bu konudaki duyarlılığı artıran bir başka etken. Ayrıca özel hastanelerin devreye girip devlet hastanelerinin yoğunluğunun azalması da hizmet seviyesinin artmasına neden oldu. İhale dokümanlarını incelediğimizde standartların belirlendiğini ve hizmetin ne şekilde verilmesi gerektiğinin en ince ayrıntılarla tanımlandığını da görüyoruz.” Temizlik Sağlık Hizmetinin Önemli Bir Parçası Acıbadem Sağlık Grubu’na bağlı olan ve başta Acıbadem Hastaneleri olmak üzere birçok özel hastaneye, yiyecekiçecek, kat hizmetleri-temizlik, endüstriyel çamaşırhane, hastane otelcilik ve tesis yönetimi hizmeti veren APlus yetkilileriyle verilen bu hizmetler ve standartları hakkında gö-

CANDAN GÖKSU

APLUS HASTANE OTELCİLİK HİZMETLERİ A.Ş. GENEL MÜDÜRÜ


BÜYÜTEÇ Rakamdan ziyade kurumlar, alınacak hizmet ve kiminle çalışacaklarına dikkate etmeliler.

rüştük. Hastanelere sunulan temizlik hizmetleri konusunda sorularımızı yanıtlayan Tesis Yönetimi ve İnsan Kaynaklarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Aslı Bursa, sağlık kurumlarının temizlik konusunda hizmet aldıkları şirketin kurumsal olmasına, deneyimlerine ve iş ortaklarına dikkat etmeleri gerektiğini belirtti. Söz konusu hizmet alımına sadece bütçe odaklı bakılmaması gerektiğine de dikkat çeken Aslı Bursa şunları söyledi; “Öncelikle temizliğin sağlık hizmetinin önemli bir parçası olduğu gerçeğinden hareket edilmeli. Konuya hem iş gücü hem de kullanılacak kimyasallar açısından bütçe odaklı bakılmamalı. Bu bakış bir kısıt oluşturuyor, rakamdan ziyade kurumlar, alınacak hizmet ve kiminle çalışacaklarına dikkate etmeliler. Sağlık alanında hizmet veren deneyimli kurumsal firmalar tercih edilmeli. Tanımlı şartnamelerin hazırlanması, tedarikçilerin profili, kullanılan ekipmanlar, temizlik hizmeti verenlerin eğitimi, hizmetin izlenip denetleniyor olabilmesi, kullanılan kimyasalların kayıt altında tutulması oldukça önemli noktalar. Örneğin bir üreme olduğunda bunun nedenini kayıt altında tutulan kimyalarla çözebi-

50

AĞUSTO S 2012

lirsiniz. Biz sağlık kurumlarına bu hizmeti verirken bütün bu konulara dikkat ediyoruz, özellikle hijyen konusu bizim için çok önemli. Çamaşır fabrikamız Türkiye’de ilk Profesyonel Kumaş Bakım Kalite ve Test Sertifikasyonunu- RAL-GZ 992- alan kurum. Temizlik hizmetlerinde hem teknolojiyi takip ediyoruz hem de çalışanlarımızı sürekli eğitimlere tabi tutuyoruz. Ayrıca onlara bir kariyer planlaması da sunuyoruz. Temizlik hizmetlerinde çapraz bulaşmayı engelleyen, sulu olmayan yeni bir sistem kullanıyoruz. Her odada farklı renk kurallarına göre kullandığımız temizleme bezleri var, böylelikle çapraz bulaşmayı önlüyoruz. Bu yöntem kurumlara maliyetlerde tasarruf da sağlıyor. Daha önce belirttiğim gibi burada tedarikçi iş ortakları da çok önemli. Onların da konularında uzman ve güvenilir olmaları gerekli.” Besin Değeri Kaybolmamış Lezzetli Yemekler İyileşme Sürecine Katkı Sağlar Hastanelerde temizlik ve hijyen kadar önemli bir başka konu da iyileşme sürecine doğrudan katkı sağlayan yemek hizmeti. APlus Ticari İşlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı

Gözde Sarıer, hastalara sadece yemek sunmak değil, doğru besinler seçilip, besinlerin doğru pişirme yöntemleri kullanarak hazırlanması ve bunların sunumunun da yine doğru sıcaklıkta ve doğru zamanda yapılması gerektiğini söyledi. Bütün bu süreçlerin bir uzmanlık gerektirdiğini ifade eden Sarıer, “Hastanelerin yemek hizmeti alırken bu uzmanlıkları sorgulamaları lazım” dedi. Gözde Sarıer, konuyla ilgili şu bilgileri verdi; “Öncelikle yemek konusu hastaların iyileşme sürecine katkı sağladığı için oldukça önemli. Bu nedenle uzman kadrolar barındırmak, hastanelerin ilgili birimleri ve hekimlerle birlikte çalışmak gerekiyor. Yani hastane ile işbirliği içerisinde olmak şart. Biz hizmet verdiğimiz hastanelerin diyetisyenleri, hekimleri, hemşirelerinden oluşan uzman ekipleriyle birlikte yemek listelerini hazırlıyoruz. Zaten hastaların hangi saatte hangi besini alması gerektiği hekimler tarafından belirleniyor. Ayrıca bu hizmeti verirken servis kalitesi de çok önemli. Hasta odasında yatarken ona en doğru sıcaklıktaki yemeği sunmanız gerekiyor. Biz bunun için özel ekipmanlar kullanıyoruz. Hastalara yemek sunduğumuz tepsilerin besinin özelliğine göre bir


tarafı sıcak bir tarafı soğuk olabiliyor. Hijyen ve pişirme sürecinde, sunumda gıdaların besin değerlerinin kaybolmamasına çok dikkat ediyoruz. Hasta yemekleri hastanelerde pişiriliyor. Bunların dışında hastanelere personel yemeğe hizmeti de veriyoruz. Bu hizmeti yerinde pişirerek ya da taşıma yöntemiyle gerçekleştiriyoruz. Taşıma yönteminde dikkat edilmesi gereken noktalar arasında gıdaların bozulmaması ve sıcaklığının korun-

ması gibi bazı önemli noktalar var. APlus olarak biz Türkiye’de birçok sayılı firmanın kullandığı ‘Pişir ve Soğut’ yöntemini kullanıyoruz, bu yöntem gıdaların raf ömrünü uzatıyor ve besin değerlerinin kaybolmamasını sağlıyor. Sağlık kurumları, yemek hizmeti alırken öncelikle ürün ve servis kalitesine dikkat etmeliler, yemekler hazırlanırken gerekli süreçlerin doğru yönetildiğinden emin olmalılar ve kalite standartla-

rını yüksek tutmalılar. Ayrıca servis kalitesine, standartlarına da dikkat etmeliler. Bütün bu süreçlerde fiyat tabii ki önemli, ancak tek belirleyici unsur da olmamalı. Bütün unsurlar bir sepet içerisinde değerlendirilmeli. Bu hizmeti verecek olan kurumun sağlık alanında deneyiminin olması, kurumsal yapısı da dikkate alınması gereken unsurlar arasında yer almalı.”

Fiyat ve Kalite Dengesi Dikkate Alınmalı SERAP ÖZÇALICI SALDAMLI

ISS CATERING HİJYEN, KALİTE VE İNSAN KAYNAKLARI DİREKTÖRÜ

Hastaneler sürekli denetlenen ve tarladan çatala takip edilen bir sisteme sahip firmalar ile çalışmalı.

H

emen her dönem basında toplu yemek hizmeti alan kurumlarda gıda zehirlenmesiyle ilgili haberleri okuyor ve görüyoruz. Sağlık kurumları da dahil olmak üzere kurum ve kuruluşlara bu hizmeti veren şirket yetkilileri söz konusu zehirlenmeleri merdiven altı gıda üretimine ve denetimlerin eksikliğine bağlıyorlar. Günde 165 bin kişiye yemek üreten ISS Türkiye’den Catering Hijyen, Kalite ve İnsan Kaynakları Direktörü Serap Özçalıcı Saldamlı şunları söyledi; “ISS Catering olarak, günde yemek hizmeti verdiğimiz 165 bin kişinin biz her zaman sağlığından da sorumlu olduğumuzu düşünüyoruz. Ancak bugün merdiven altı birçok firma nereden alındığı belli olmayan et, tavuk ve süt ürünlerini, kontrolsüz koşullarda bilinçsizce üreterek servise sunabiliyor. Bununla ilgili örnekleri maalesef medyadan takip ediyoruz. Her yıl bildirilen gıda kaynaklı hastalıkların sayısı, nüfusun yüzde otuzu gibi büyük boyutlara ulaşmaya başladı. Yalnız Amerika Birleşik Devletleri’nde bildirilen toplam gıda kaynaklı vaka adedi 7,6 milyon, bunun 325 bini hastanelerde tedavi altına alınırken, 5 bininin ölümle sonuçlandığı belirtiliyor. Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye

Sağlık İstatistik verilerine bakıldığında ise ülkemizde her yıl ortalama 9 bin kişinin gıda zehirlenmelerine maruz kaldığını görüyoruz. Ancak bu verinin, bildirilmeyen, kayda geçmeyen daha birçok vaka nedeniyle birkaç kat daha fazla olacağı aşikar. Bu noktada tüketicilerin ve kurumların bilinçlenmesi kritik önem taşıyor. Fiyat ve kalite arasında bir denge vardır. Bu denge dikkate alınarak yemek hizmeti alınacak firmalar değerlendirilmeli. Biz her fırsatta bunu vurgulamaya ve çevremizdekileri gıda güvenliği konusunda bilinçlendirmeye gayret ediyoruz. Eğer bu konudaki denetimler sıklaştırılırsa bilinçlenmeye katkı sağlayacağını düşünüyoruz.” İki Önemli Nokta; Yemeğin Uzmanlarla Hazırlanması ve Sunumu Sağlık kurumlarına yemek hizmeti sunan şirketlerin temel şartların dışında dikkat etmek zorunda oldukları iki önemli nokta var. Bunlar, yemeğin uzman diyetisyenlerle hazırlanması ve sunumu. ISS Catering Hijyen, Kalite ve İnsan Kaynakları Direktörü Serap Özçalıcı Saldamlı da hastanelere verdikleri catering hizmetlerinde en çok öne çıkan hususları, “uzman diyetisyenler ile çalışarak, hastalara

AĞ U S TO S 2 0 1 2

51


BÜYÜTEÇ uygun diyet seçeneklerinin sunulabilmesi ve üstün hijyenik kalitede yemek hizmeti sağlanması” olarak anlattı. Saldamlı, “Bunu yapabilmek için en doğru, operasyonel süreçler uygulamak zorundasınız. Her oda için tanımlı ayrı diyetler olduğundan bunların kesinlikle doğru noktalara teslim edildiğinden emin olduğumuz bir sistemimiz var. Bunun yanında yemeklerin ISO 22000 gıda güvenliği kurallarına göre en uygun sıcaklıkta teslim ediliyor olması da son derece kritik bir unsur. Bunun için özel olarak dizayn edilen sıcak tutma arabaları kullanıyor, bunlara özel sunum ekipmanları ile teslim edilen ürünlerin sunum kalitesini de sağlamış oluyoruz. Ayrıca servis personelimizin de detaylı eğitimleri ile hasta ve hasta yakınları ile empati kurarak yaklaşabilmelerini hedefliyoruz. Bunun yanında çok önemli bir diğer unsur da hizmet ettiğimiz hastane personelinin en uygun koşullarda yemek hizmetine ulaşıyor olması. Bu noktada, hastane personelinin yoğun ve değişken olabilen iş planına uygun olan biz hizmet esnekliği de özellikle önem taşıyor. Bu konuda vardiya düzenleri, takviye planlamaları, her bir tüketicimizin dahi takip edilmesi gibi sistemlerle, sağlık personelinin de istediğinde hijyenik ve lezzetli yemeklere ulaşmasını sağlamış oluyoruz.” dedi. Sağlık Kurumları Deneyimli Firmalarla Çalışmalı ISS, catering, temizlik, güvenlik, teknik bakım, çamaşırhane yönetimi, haşere kontrol, bitki bakım ve destek hizmetleri veriyor. Bu konuda dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan ISS, Türkiye’de 2005 yılından bu yana çalışmalarını sürdürüyor. ISS, ülkemizde hazır yemek sektörüne hizmet vermeye ise 2008 yılında

52

AĞUSTO S 2012

Sardunya Hazır Yemek Üretim A.Ş‘yi bünyesine katarak başladı. Bugün Türkiye çapında 2 bin 950 personeli ile günde 165 bin öğün yemek üretiyor. ISO (İstanbul Sanayi Odası) tarafından son yayınlanan 2011’in ikinci 500 büyük firmaları arasında ikinci olan şirket, aynı listede istihdam değerlendirmesinde ise ilk sırada yer alıyor. Serap Özçalıcı Saldamlı, sağlık kurumlarının yemek hizmeti alırken nelere dikkat etmeliler sorumuzu “Kesinlikle deneyimli firmalarla çalışılmalı” diyerek şöyle yanıtladı; “Kurulacak ekibin, mutfak personelinden, hasta servisi yapacak olan garsonuna kadar tecrübeli kişilere emanet edilmesi gerekli. Mutlaka doktor/ diyetisyen kontrolünde kişiye özel yemekler hazırlanmalı. Hastane projeleri sürekli denetime tabi tutulmalı. Ayrıca gıda güvenliği de son derece önemli bir unsur. Özellikle hastanelerde bu anlamda sürekli denetlenen ve tarladan çatala takip edilen bir sisteme sahip firmalar ile çalışılması özellikle zorunlu. Şirketimizde, lezzet, kalite ve hijyen bizim için birincil öneme sahip. Bu gibi konulardan asla ödün vermiyoruz. Tamamen merkeze bağlı olarak görev yapan konusunda uzman gıda mühendisleri ve teknikerlerinden oluşan denetçi kadromuz her ay mutfakları gıda güvenliği ve kalite sistemleri yönünden denetliyor. Bu denetimlerde personelin ellerinin temizliği, kullanılan araçların uygun olup olmadığı mikrobiyal kitlerle test ediliyor. Ayrıca laboratuarımızda üretilen yemeklerden, hammaddelerimizden numuneler alarak analize tabi tutuyoruz. Bunun yanı sıra Sağlık Bakanlığı tarafından da sürekli olarak denetleniyor ve bir nevi, uyguladığımız yoğun ve detaylı sistemlerimiz için doğrulanmış oluyoruz.”

Öte yandan, hastanelere verilen yemek hizmetinin daha iyi seviyelere ulaşması için Sağlık Bakanlığı ile Gıda ve Tarım Bakanlığı’nın ortaklaşa bir kurul oluşturulabileceği de belirtiliyor. Böyle bir yapılanma Gıda ve Tarım Bakanlığı’nca kullanılan kontrol listeleri ile Sağlık Bakanlığı denetçileri tarafından kullanılan kontrol listelerini birleştireceği ve ortak bir bakış açısını da beraberinde getireceği de kaydedildi. Saldamlı, bu kurulun ortaklaşa yapacağı bir kontrol listesi ile denetimin daha etkin olacağını ifade etti. Ayrıca, son derece hassas bir tüketici kitlesi olan hastanelere, denetimlerde öncelik verilmesinin gıda güvenliği seviyesini artıracağı da kaydedildi. Denetimlerin daha sık ve gıda güvenliği ile özel diyet gereksinimlerini de içerecek şekilde detaylı yapılması gerektiği yine dikkat çekilen noktalar arasında yer alıyor.


Yeni Kanunla Eczacılık Hizmetinin Neleri Kapsadığı Açıkça Gösterildi haber, AYŞE YILMAZTÜRK

Ülke çapında oluşan eczanelerin dengesiz dağılımı ve yeterinden fazla eczane açılmasıyla ortaya çıkan milli gelir israfını önlemek mümkün olabilecek. 54

AĞUSTO S 2012

E

czacılık hizmetlerinin kalitesinin yükseltilmesi, zaman içerisinde ortaya çıkan aksaklıkların giderilmesi ve Avrupa Birliği’nin eczacılıkla ilgili müktesebatına uyum nedeniyle, 1953 yılında yürürlüğe giren 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun değiştirildi. Birinci maddede ilacın tanımı ile eczacının görev ve yetkileri hakkında ayrıntılı bir açıklama yapılırken, günümüz koşullarında ortaya çıkan ihtiyaçlar göz önüne alınarak, eczacılık hizmetinin neleri kapsadığı açıkça gösterildi. İstanbul Medipol Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şeref Demirayak, yasada yapılan en önemli değişikliğin nüfus kriterlerine göre eczane sınırlamasının getirilmesi olduğunu söyledi. İlçe sınırları içinde en az 3 bin 500 kişilik nüfusa bir eczane düşmesi öngörüldüğünü belirten Demirayak, “Böylece, ülke çapında oluşan eczanelerin dengesiz dağılımı ve yeterinden fazla eczane açılmasıyla or-

taya çıkan milli gelir israfını önlemek mümkün olabilecek” dedi. Bu kısıtlamanın avantaj ve dezavantajlarından söz edilebileceğini de dile getiren Demirayak, şöyle devam etti: “Bu durum, kısa vadede mevcut eczane eczacıları için ciddi bir avantaj sağlarken yeni eczacılar için bir dezavantaj olarak değerlendirilebilir. Ancak, zamanla bir bölgenin gerçek potansiyeli ortaya çıkacağından yeni eczacıların öngörülemeyen potansiyele göre eczane açma riskleri önlenmiş olacaktır. Mevcut durumda iş potansiyeli yüksek görünen ancak eczane sayısı fazla olan yerlerde açılan yeni eczanelerin kısa bir süre sonra kapanma veya devredilme durumuyla karşı karşıya kalmaları sık rastlanan örneklerdendir.” Diğer önemli bir değişikliğin de ikinci eczacı ve yardımcı eczacı kavramlarının getirilmiş olması olduğunu hatırlatan Demirayak, şunları aktardı: “İkinci eczacı ihdası, eczanenin iş yü-


küne bağlı olarak yapılabilecek ve hizmetin daha hızlı ve kaliteli bir şekilde yürütülmesini sağlayacaktır. Bu şekilde hasta başına düşen eczacı sayısı da artırılmış olacaktır. Ancak, yardımcı eczacı konusu tarihte de görülen örneklerinden hareketle, bazı olumsuz yönler içermektedir. Halihazırda, eczacılık eğitimi süresince öğrencilere en az 180 işgünü serbest eczane veya hastane eczanelerinde staj yaptırılmaktadır. Yeni mevzuata göre eczane açmak isteyenler için mezuniyetten sonra en az bir yıl süreyle bir eczane eczacısı yanında yardımcı eczacı olarak çalışma zorunluluğu getirilmiştir. Bu sürecin nasıl yürütüleceği konusunda kanunda açıkça belirtilmiş bir hüküm bulunmaması, ülke gerçekleri değerlendirildiğinde, işleyiş açısından önemli sıkıntılar doğuracaktır.” Eczane Açmak Kolaylaştırıldı Demirayak, kanunda eczane açılması ve işletilmesi ile ilgili olarak da önemli kolaylıklar getirildiğini söyledi. Eczane açılmasının, Sağlık Bakanlığı’ndan alı-

Reçetelerin elektronik ortamda tutularak reçete kayıt defterinin kaldırılması, askerlik ve hastalık gibi nedenlerle eczanelerin geçici olarak kapatılabilmesi önemli kolaylıklar sağlayacaktır. narak valiliklere devredildiğini belirten Demirayak, “İşlemler kolaylaştırıldı. Reçetelerin elektronik ortamda tutularak reçete kayıt defterinin kaldırılması, askerlik ve hastalık gibi nedenlerle eczanelerin geçici olarak kapatılabilmesi önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Kanunun eski halinde kapalı bir şekilde ifade edilmiş olan muvazaa (gizli anlaşma) konusu yeni kanunda açıkça yer almıştır. Günümüzde piyasadaki ec-

zanelerin küçümsenmeyecek bir miktarının muvazaalı olduğu gerçeği göz önüne alınırsa konunun önemi daha iyi anlaşılabilir” diye konuştu. Kanunda, bir emeklilik yaşının getirilmemiş olmasını ciddi bir eksiklik olarak gördüğünü belirten Demirayak, şunları kaydetti: “Nüfusa göre eczane kısıtlaması konusu yanında emeklilik konusunun da tartışılması gerekir. Bunun dışında bir diğer eksiklik de kamu eczacılığı, ilaç endüstrisi eczacılığı ve benzeri konulara değinilmemiş olmasıdır. Dün olduğu gibi günümüzde de eczacılık mesleği ve geleceği ile ilgili olarak gerek eczacılar ve gerekse diğer kesimlerce oluşturulan ve gerçeklere dayanmayan olumsuz havanın giderilmesi tüm meslek camiasının görevidir. Hekim ile hasta arasındaki en önemli halkayı oluşturan eczacılık mesleğinin daha iyi bir geleceğe ulaşmasında Eczacılık Fakülteleri, Türk Eczacıları Birliği ve tüm eczacılık camiası elbirliği etmek durumundadır.” 

AĞ U S TO S 2 0 1 2

55


Tedarik Zinciri DHL’e Emanet röpor taj, SU ÖZGÜR

H

astanelerde lojistik yönetimi her geçen gün önem kazanıyor. Dünya markası olan DHL’in Türkiye Sağlık Sektörü Müdürü olan Umut Soyoğlu’ndan konu hakkında bilgi aldık. DHL Lojistik Hizmetleri ne zamandır sağlık sektöründe? Türkiye’de on yılı aşkın tecrübemizle sağlık ve yaşam bilimi sektörünün gerekliliklerini karşılayacak bilgi birikimi, yetişmiş insan kaynağı, teknik ve teknolojik altyapıya sahibiz. Yıllardır ilaç üretim sektöründe otuzdan fazla şirkete GMP (Good Manufacturing Practices) ve GDP (Good Distribution Practices) standartları ve Sağlık Bakanlığı direktiflerine uygun hizmet sağlıyoruz. Müşteri portföyümüzde ise sektörün lider ilaç ve tıbbi cihaz üreticisi şirketler bulunmaktadır. Türkiye’nin karekod ilaç takip sistemine geçtiği dönemde, ürün takip sistemlerinin altyapısı ve entegrasyonu için Türkiye’de yatırım yapan ilk lojistik şirketi olan DHL Supply Chain

56

AĞUSTO S 2012

Türkiye olarak, karekod uygulama süreci ile ilgili yatırım ve çalışmalarımıza 2008 yılından itibaren başladık ve müşterilerimizle ikinci faza ilişkin olarak sistem entegrasyonları, elektronik veri transferleri, kullanıcı eğitimleri, baştan sona her aşamada testlerin yapılması ve kalite güvence sisteminde gerekli revizyonların gerçekleştirilmesi süreçlerini tamamladık. On beş yılı aşkın süredir ise hastane içindeki stok kontrolü, ikmali ve sipariş yönetimi alanında tecrübe kazandık. Sağlık sektöründe hangi hizmetleri veriyorsunuz? İlaç ve tıbbi malzeme üreticileri ile hastaneler ve sağlık merkezleri (hastaneler, poliklinikler vb.) için Sağlık Bakanlığı onaylı ve ISO 9001:2008 sertifikalı tesislerde depolama ve sipariş yönetimi, soğuk zincir ve sıcaklık kontrollü dağıtım, ambalajlama ve paketleme hizmetleri yanında kare kod ilaç takip sistemi yönetimi, müşteri hizmetleri, tedarik zinciri modelleme ve tahsilat hizmetine kadar geniş bir hizmet yelpazesine ve sağlık sektörünün ihtiyaç-


larına göre tasarlanmış 50.000 metrekare depolama alanına sahibiz. Sağlık sektörüne sunduğumuz hizmetler arasında hastaneler için tedarik zincirinin verimini artırmaya yönelik hizmetler de bulunuyor. Hastaneler ile ortaklaşa çalışarak onların temel sorunlarını ve gelecek hedeflerini anlıyor ve onların ihtiyaçlarına özel çözümler tasarlıyoruz. Hastaneler için tedarik zincirinin verimini artırmaya yönelik olarak hastane lojistiği hizmeti veriyorsunuz. Bu hizmetten bahseder misiniz? Bu hizmetle amacımız, hastanelerin lojistik harcamalarını düşürmek, daha etkin ve yüksek kaliteli tedarik zinciri yönetimi ile daha hızlı ve kaliteli hizmet vermelerini sağlamaktır. Hastanelerin, teslimat, sipariş, satın alma süreçlerinde konsolidasyon ve optimizasyon ile tasarruf etmesini, hizmet kalitesini artırmasını ve personelin sadece hasta sağlığına odaklanmasını sağlıyoruz.

Hastaneler ile ortaklaşa çalışarak onların temel sorunlarını ve gelecek hedeflerini anlıyor ve onların ihtiyaçlarına özel çözümler tasarlıyoruz. Hastanelere sunduğumuz temel hizmetler arasında hastane deposu tasarımı ve malzeme giriş çıkışının yönetimi, hastane içi ilaç, tıbbi cihaz ve sarf malzemelerin dağıtımı, ilaç, tıbbi cihaz ve sarf malzemelerinin merkezi stok yönetimi gibi pek çok başlık yer alıyor. Öte yandan, DHL’nin veya hastanelerin kullandığı IT sistemlerini kullanarak envanter hareketlerini ve tüketimi takip edip, detaylı raporlar hazırlıyoruz. Çoğu zaman web tabanlı programlar kullanarak sipariş işleme ve yönetimini bu sistemle gerçekleştiriyoruz.

Hastane içi hizmetlerimizi tasarlarken hastanelerin ihtiyaçlarını tespit ediyor, edindiğimiz bilgiler ile doğruluyor ve en faydalı yöntemi hastane yönetimine sunuyoruz. Bu yöntemi hastane yönetimi ile birlikte değerlendiriyor ve en çok fayda sağlayacak şekilde uygulamak üzere harekete geçiyoruz. Hizmetlerimizle, müşterilerimizle sürdürülebilir ilişkiler geliştirmeyi hedefliyor, operasyonların verimliliğini artırıcı ve maliyetleri azaltmayı amaçlayan projeler geliştiriyor, zaman ve kaynakların etkin kullanımını sağlayan, uygulanması kolay çözümler sunuyoruz. Stok yönetiminin önem kazandığı günümüzde DHL, hastane lojistiği ile kurumlara hangi avantajları sağlıyor? Hastanelerin verimliliğini hastane içi stok yönetiminde verimsizliği en aza indirerek, depolama alanlarını düzenleyerek ve hastane personelinin üzerindeki sipariş takip yükünü alarak sağlıyoruz. Hastaneler için ilaç, tıbbi cihaz

Umut Soyoğlu DHL Supply Chain Türkiye Sağlık Sektörü Müdürü AĞ U S TO S 2 0 1 2

57


ve sarf malzemelerin etkin envanter yönetimi için birçok hizmet sunuyoruz. Hizmetlerimiz ile tüm ürünlerin tüketimini takip ederek, doğru stok bilgileri sağlayarak, satın alma kararlarının daha sağlıklı alınmasını sağlıyor, verimsizliği azaltıyor, son tüketim tarihlerini takip ediyor, tasarruf alanları yaratıyoruz. Temel iş yapış stratejimiz ürünlerin doğru barkodlanmasını sağlanması, ürünlerin takibini gerçekleştirilmesi ve ürün hareket bilgi envanterinin en sağlıklı şekilde yönetimi için değerlendirmesi üzerine kurulmuştur. Bu hizmetiniz sağlık personelinin iş yükünü hafifletiyor mu? Bu hizmetleri verirken müşterilerimize “Tedarik zincirinizi DHL’e emanet edin, siz hastalarınıza odaklanın” diyoruz. Müşterilerimizin hayatını hizmetlerimiz ile kolaylaştırırken, onların kendi önceliklerine konsantre olabilmelerini sağlıyoruz. Yürüttüğümüz süreçleri geliştirmeye yönelik projelerimizle hastanelerin otomatik ikmal sistemleri kurmalarını ve hastane per-

58

AĞUSTO S 2012

Hastanelerde ilaç, tıbbi cihaz ve sarf malzemelerin etkin envanter yönetimi için birçok hizmet sunuyoruz. sonelinin sipariş takibi için harcadığı zamanı ortadan kaldırarak, hastane personelinin hastalara odaklanmasını sağlıyoruz. Hastane lojistiği yapan sayılı firmalardansınız. Bu sistemi Türkiye’deki tüm hastanelere yaymak için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz? Bakanlıkla görüşmeleriniz oldu mu? Hastane lojistiği servisi ile verdiğimiz hizmetleri ve bu hizmetlerle hastanelerin mevcut iş akış ve mali/finansal süreçlerine kattığımız katma değerleri, hastanelerdeki ilgili süreç sahiplerinin katıldığı konferanslar, kongreler ve

benzer faaliyetlere katılarak anlatıyoruz. Daha sonraki adımlarda, hastanelerin, malzeme yönetimi ve tedarik zinciri mevcut iş modelini ortaya çıkaran ve muhtemel geliştirilecek fırsat alanlarını belirleyen detaylı bir çalışma yaparak, bu süreçlere özel çözümlerimizi paylaşıyor ve pilot çalışmalar yapıyoruz. Global ekibimizin know-how’ını da kullandığımız bu süreçler sonrasında, hastane yönetimi ile belirlediğimiz proje planı dahilinde hizmetlerimize başlıyoruz. Devlet hastaneleri, DHL’in İngiltere’de, NHS (ulusal sağlık hizmetleri) hastaneleri ve süreçlerinde uyguladığı modele benzer bir yapı ile kısa vadede, hastane lojistiği servisi kapsamında verdiğimiz hizmetleri sunmak istediğimiz kurumlardır. Dolayısı ile Sağlık Bakanlığı’nın, tüm bu süreçlerdeki verdiği / vereceği kararları, hazırladıkları / hazırlamak üzere oldukları tüm resmi mevzuatları takip ediyor ve bunlara göre çalışmalarımızı şekillendiriyoruz. 


Güven; Hayattaki En Ağır Yük

yazı,

GÖKHAN ÜMİT L ALELİ

G

erçek manasını bulabilmek için saatlerce düşündüğüm ve düşündükçe de daha da sevdiğim bir söz var. “Hayattaki en ağır yük güvendir” demiş büyüklerimiz. Ne güzel de söylemişler. Hayat beklenenden hızlı bir şekilde akıp geçerken, teknoloji her noktada insanoğluna kolaylık sağlıyor. Bunca gelişmeye rağmen halâ dillerde aynı cümle. “Nerede o eski ….” diyerek başlayan cümleler. Bayramlar, insanlar, dostluklar, ilişkiler… Günümüzde bu şekilde, yarın nasıl olacak merak konusu! Peki, zaman mı değişen sadece? İnsanların hayata bakışları, sosyal algılarında değişiklik yok mu? Twitter, Facebook gibi sosyal medya materyallerinin sıkça kullanıldığı günümüzde dostluklar kurmak daha kolay. Bunca dost ve arkadaşa rağmen yine de o eski sıcaklık yok. Baba oğluna, oğul çocuğuna güvenmiyor. “Bu zamanda kimseye güvenilmez” sözünü sıkça kullanır olduk. Sonuçta hepimiz insanız. Yaşananlar karşısında her şeye tek başına göğüs gerebilmemiz imkansız. En azından duyguları paylaşacak, kırk yıl hatırı olacak bir fincan kahve içmek isteyeceğimiz insanlar arıyoruz yanı başımızda. İşte, evde, sosyal hayatta. Sosyal medyada sıkça dolaşan bir söz var. Deniyor ki “Dünya nüfusu hızla arttıkça, insan sayısı da aynı hızla azalıyor.” İlk duyduğumda tebessüm edip, güzel yakalamışlar nükteyi dedim.

60

AĞUSTO S 2012

Doğruluk payını düşündükçe de üzülüyor insan, azalan nesli için. Güven aslında sadakat, sevgi ve saygı üçgeninde pişen bir duygudur. Hayatın bizleri nereye götüreceği belli değil. Dalgalı denizlerde sığınılacak bir liman, düştüğünüzde, yıkıldığınızda tutunabileceğiniz bir daldır. Evde ailenize, iş yerinde çalışma arkadaşlarınıza, devletinize ve yönetenlere güven. Sadakat, sevgi ve saygı üçgenini evde yaşayabilsek de, özellikle iş yerinde daha fazla arayışta oluyor insan. Sosyal çevremizin büyük çoğunluğu işyerindeki ilişkilerimizle şekilleniyor. Arkadaşlıklar, dostluklar işyerinde başlıyor, büyüyor. Bu yazı için bilgisayar başına geçmeden önce internet dünyasında biraz dolaştım. Bir blog yazarının gazete köşesinden alıp kendi yazısına taşıdığı söz dizisi. Aslında çok şeyi anlatıyor. “Hani bir söz vardı eskilerde, Bir fincan kahvenin hatırı, Kırk yıl kalırdı gönüllerde! Ne tuhaf oldu insanlar, Herkes hesaba daldı. Kahve yalnız fincanda, Hatır cüzdanda kaldı!” Sevip, sayıp sadakat gösterdiklerinizin güveninize lâyık olabilmek temennisiyle… 


Bir Avrupa Rüyası

Chevrolet Aveo Dünyanın hemen her büyük markasının arkasında sınırsız bir hayal gücü, karşı koyulmaz bir tutku ve eşsiz bir hikâye gizlidir. Bu sene 100. yaşını kutlayan Amerikan Efsanesi Chevrolet markasının da benzer bir kuruluş hikâyesi var: “Bir Amerikan Rüyası” ve “Amerikalıların Favori Otomobili” olarak hafızalara kazınmış olan Chevrolet, aslında ruh olarak gerçek bir Avrupa mirası taşıyor. Genel kanının aksine markanın kökeni Avrupa’ya, hatta Avrupa’nın kalbine, İsviçre’ye dayanıyor. Markanın yaratıcısı Louis Chevrolet, 1878 yılında İsviçre’nin La Chaux-de-Fonds kentinde dünyaya geldi. Bir saatçinin oğlu olan ve mühendislik tutkusunu babasından miras alan Louis, bir erkek çocuk olarak, sürekli eline geçen aletlerin parçalarını inceliyor, çalışma prensiplerini anlamaya çalışıyor ve onları geliştirmek için yollar arıyordu. 11 yaşında bir bisiklet tamircisinde çalışmaya başladığında ise ikinci tutkusu olan hızla tanıştı. Çok sayıda bisiklet üretip bisiklet yarışlarına katılmaya başlayan Louis, 1901 yılında bu yarışlardan elde ettiği parayla New York’a taşındı ve bir teknisyen ve tasarımcı olarak dünyanın en büyük otomobil üreticisi olan Dion-Bouton için çalışmaya başladı.

62

AĞUSTO S 2012

Louis’in otomobil tutkusu daha çok tasarlamak ve yarıştırmak üzerineydi. 1905 yılında 1 mili, 52.8 saniyede kat edip bir hız rekoru kırarak ilk büyük otomobil yarışını kazandı. Aynı yıl, onu uluslararası bir süper star haline getirecek olan bir Amerikan yarışında elde edeceği 15 yıllık galibiyet serisinin de başlangıcıydı. 1911 yılında Louis şöhretini, General Company of New Jersey’in sahibi Bill Durant’ın ortaklığıyla kendi otomobil üretim şirketini kurmak için kullanmaya karar verdi ve böylece Chevrolet Motor Car Company (Chevrolet Otomobil Şirketi) efsanesi de başlamış oldu. 3 Kasım 1911 tarihinde Chevrolet Motor Car Company üretim hayatına başladı. Amerikan otomobil tarihine ikonik bir marka olarak adını yazdıran Chevrolet, bugün GM bünyesindeki diğer markalardan farklı olarak GM’in dünyaya açılın yüzü durumunda. Amerika sınırlarının dışında çok daha geniş kitlelere hitap ederek son yıllarda yeniden dikkatleri üzerine çeken Chevrolet, hemen her segmentte Avrupalı ve Japon rakiplerini rahatsız etmeye başladı. Kompakt sınıfta Cruize ile başlayan bu meydan okuma Aveo ile kendini daha da hissettirmeye başladı.


hazırlayan: FEYZ A GÜLEÇ ŞAHİN feyza@otoalsat.com

Tasarım

Bulunduğu segmentte Aveo’nun alınabilecek en iyi araçlardan biri. Yollarda gördüğümüz benzer sınıftaki rakipleri ile kıyaslandığında Aveo, düşük bütçeli otomobil sevenler için en aykırı ve tasarım konusunda doyuma ulaştıran en yüksek model olarak karşımıza çıkıyor. Aveo’nun yenilikçi tasarımı yanında bir üst sınıfa göz kırpan büyük boyutları onu satın almak için daha da anlamlı hale getiriyor.

İç Dizayn

Farklı dış tasarımının yanında otomobilin iç tasarımı da tatmin edici ve spor bir görünüme sahip. Yarış motosikletlerindekine benzer kadran Louis Chevrolet’nin yarışçı ruhundan esinlenmiş bir miras havasında ve sizi de aynı duygularla motive ediyor. Eğer otomobile ayıracak çok fazla paranız yoksa ama hayallerinizi de gerçekleştirmek ve aldığınız otomobilden haz almak istiyorsanız, 25 bin TL’ye, farklı, fonksiyonel, güzel ve çekici bir otomobile sahip olabilir, gönül rahatlığı ile bir Aveo satın alabilirsiniz…

Motor

Silindir hacmi 1398 cc, motor Gücü 100/6000 ps/dd olan araçın yol tutuşu ve motor gücü sizi tatmin edecek derecede güzel.

Konfor / Yol Tutuş/Güvenlik

Araç tasarlanırken önce kullanıcının konforu ve güvenliği ön planda tutulmuş. Sade bir iç ve dış tasarıma sahip olan araçta konforlu koltuklarla güçlü bir sürüş kalitesi hissediyorsunuz. Standart 8 hava yastığıyla Euro NCAP güvenlik testinden 5 yıldız alarak haklı iddiasını ortaya koyan araç; standart yokuş kalkış desteği, hız sabitleme desteği ve ABS + EBD destekli fren sistemleriyle kullanıcısına son derece emin ve güvenli bir sürüş keyfi yaşatıyor.

AĞ U S TO S 2 0 1 2

63


Salih Memecan Karikatüristliği Meslek Olarak Görmedim Bizimcity’den Limon ve Zeytin’i bilmeyenimiz yoktur. Onlar bir karikatürden ve çizgi filmden ziyade hayatın içinden birer karakter olarak çıktılar karşımıza. Günümüzde gelişen siyasi veya güncel olayların mizaha taşınmasıyla dünyamıza girmişlerdi bu ilginç kahramanlar. Güldürürken ironi ve tepki mesajlarını da bünyesinde barındırarak her seyredildiğinde kahkahalara boğan çizgilerin yaratıcısı Salih Memecan ile hasbıhal ettik. Şu günlerde Medya Derneği Başkanlığını yürüten Memecan’ı yakalamak çok da kolay olmadı bizim için. Yetişkinlere özel olarak hazırladığı Bizimcity’nin hazırlıklarını tamamlamak üzere olan çizeri son derece heyecanlı gördük. Çizgileri konuşturan adam Salih Memecan’ı SAYED okurları için yakından tanımak istedik.

röpor taj: ZEYNEP AĞAÇYETİŞTİREN

64

AĞUSTO S 2012

Çizmek sizin için neyi ifade ediyor? Ben çocukluğumda başladım bu işe. Çok pasif içine kapanık asosyal bir çocuktum. Kendimi ifade etmekte çok zorlanırdım öteki çocuklar gibi kendimi ön plana çıkartamazdım. Bakmayın şimdi böyle konuştuğuma, bundan on beş yıl önce kekemeydim. Kendi kendime çizme yeteneğimi geliştirip sürekli insanlara göstererek mutlu olurdum. Çizmek benim için kendimi ifade edebilme biçimiydi, sürekli çizdiklerimle takdir edilirdim. Bir süre sonra ailem ve çevremde ki insanlar beni keşfettiler, bundan büyük keyif aldım, akabinde yarışmalara girdim, burslar kazandım derken çizmek birden hayatımın merkezine oturdu. İnanıyorum ki her içine kapanık çekingen çocuğum mutlaka çizim yeteneği vardır. Bunu keşfedebilmek çok önemli. Nasıl her çocuk yazabiliyor, konuşabiliyor veya yürüyebiliyorsa aynı şekilde her çocuk çizebilir de. Ama bunun için yönlendirme

ve uğraşı şart. İkincisi komik olmak lazım. Komik olmak için ise herkesten farklı bakabilmek gerek. Bir gün Semih Balcıoğlu ile konuşmuştum. Karikatürist olmayı kafama koydu. Ama para kazanılmaz demiştim, o da bana “Ben nasıl kazanıyorum” dedi. Ben çizmeyi sevdiğim için devam ettim ve karikatürist oldum. Ama karikatüristliği meslek olarak görmedim. Bir mesleğim olsun yanında da karikatür çizeyim diye düşündüm. Karikatür aslında bir iletişim yoludur. Birileri kendilerini yazı veya söz ile ifade edemezse başka türlü iletişim araçları ile kendini ifade etmeye çalışır. Benim aracım ise karikatürlerdir. Meslek olarak da Mimarlığı seçtim ve çok da doğru bir tercih yaptığımı düşünüyorum. Dört yıl ODTÜ’de mimarlık okudum, üç yıl Ortadoğu’da master yaptım, ardından iki yıl da Amerika’da doktora yaptım, daha sonra karikatüristlik serüvenim tam anlamı ile başlamış oldu.


AĞ U S TO S 2 0 1 2

65


Farklılıklarımızı kabul ediyoruz, artık eskisi gibi tek tip bir topluma hitap eden medya yok. Karikatürlerinizde en çok nelere dikkat ediyorsunuz? Öncelikle hakaret içermemesine gayret ediyorum. Kalemi elime alıp çizmeye başladığımda sadece yılların bana kazandırdığı tecrübe ile otomatik olarak çiziyorum. Sadece komik olunca mesaj veremezsin Zeynepçiğim. Ya da tek başına mesaj odaklı bakıldığında ise bazen sert olur komik olamazsın. Bunu sentezlemeye ve ikisi arasında denge kurmaya gayret ediyorum. Ben asla çizgilerimde kendimi sınırlamıyorum. Çizdikleriniz yüzünden başınız belaya girdi mi? Çok girdi hangi birini sayacağımı bilemiyorum çünkü bazen insanlar bunun mizah sanatı olduğunu unutarak fazlasıyla duygusal davranabiliyorlar. Bazen gereksiz tepkiler alıyorum ama insanlar artık bana ve çizgilerime alıştılar. Mesela bazılarıyla mahkemelik bile olduk şimdi öyle değil. Şunu unutuyoruz karikatür demek yorum demektir üstelik siyasi bir yorum demektir. Yorum demek taraf demek. Yorum yapman için de belli bir açıdan bakıyor olman gerekir. Bu noktada benim açım belli. Yıllardır aynı doğrultuda çiziyorum. Mesela sol kesimi eksen alan eleştirel çizimlerim o kesimi rahatsız ettiği gibi sağ kesime yönelik karikatürlerim de o fikrin insanlarını kızdırabiliyor. Hoş bu ülkede sağ ve sol birbirine karıştı böyle olunca mesajlarımı ona göre çizgilerime yansıtıyorum. Eşiniz Nursuna Hanım Milletvekili bu durum şahsınıza ve sanatınıza olan bakışı nasıl etkiliyor? Eşim mesleğimi geliştirmemde bana çok destek olmuştur evlendikten sonra işimi onun verdiği manevi güç ile ilerlettim diyebilirim. Ben de onun aldığı

66

AĞUSTO S 2012

her kararda yanında oldum. Başbakanımız bizim aile dostumuzdur onun teklifi üzerine eşim siyasete girdi. Bu Nursuna’nın kişisel tercih hakkıdır her zaman saygı duydum. Fakat bu durum eşimin partisini eleştirmeyeceğim anlamına gelmez. Çoğu zaman karikatürlerimde hükümeti eleştirdiğim olmuştur hâlâ da oluyor. Özellikle eşimin Milletvekili olmasından sonra meslek hayatımda en ufak bir değişiklik olmadı. Zaten olsaydı ben karikatürist olamamışım demektir. Eskisi gibi yine kafamdan geçenleri çiziyorum. Kendime hiçbir zaman sınırlama getirmem. Tabii ki duruşumdan, ilkelerimden ödün vermemenin güveniyle mesleğimi sürdürüyorum. Yanlış gördüğüm her şeyi çizgilerime yansıtırım, hiç acımam aksi halde kendime saygısızlık olur. Gelelim Medya Derneğine, amacı nedir? Medya, sesi çıkmayanlar için dertlerini basında yansıtmak için var olan bir araç olmasına rağmen hâlâ sesi çıkmayan kesimler olduğunu hissettik. Bu mecra gün geçtikçe itibarını kaybetmeye başlamıştı. Buna birilerinin dur demesi gerekiyordu. Basın özgürlüğü sadece belirli grupların tekeline bırakılmamalı dedik bu alanda bir sıkıntı olduğunu, mesleğin tartışılması gereken bir konu olduğunu değişik kesimlerden arkadaşlarımızla birlikte istişare ettik.

dır. Ne kadar iyi hizmet verirseniz o kadar geri bildirimleri oluyor. Amacımıza ulaştıran bir sürece girdik. Medya en kıymetli zamanını yaşıyor. Bilgi çağında yaşıyoruz. Haberleri, yorumları bilmen lazım. Medyaya insanlar en çok şu anda ihtiyaç duyuyor bunun bilicinde olmak bize ışık tutuyor. Günümüzde insanlar kendi medyasını yaratıyor Türkiye demokratikleşiyor. Farklılıklarımızı kabul ediyoruz, artık eskisi gibi tek tip bir topluma hitap eden medya yok. Her çizgide güldürmek zor olmuyor mu? Şöyle bir örnek vereyim mesela şehit haberlerinde gergin bir ortamda insanları gereksiz olarak güldürmek anlamsız olur ama o zamanlar çizdiklerimle kendimi anlattığım için huzurluyum. Çünkü çok sinirli oluyorum. Dışa vurmak yansıtmak istiyorum. Tepkilerimi verdikçe rahatlıyorum sanırım böyle olunca daha çok ses çıkıyor. Çünkü her zaman güldüremezsiniz insanları. Medyanın bu kadar aktörü olduğunuz halde neden az görünmeyi tercih ediyorsunuz? Çünkü gündemde olmaktan hiç hoşlanmıyorum. Beni bilmesinler ama karikatürlerim bilinsin. İşimle gündeme gelmek istiyorum. Kimsenin beni örnek kabul etmesini de istemem. Görünmeyi de pek sevmiyorum açıkçası.

Medyada kaliteyi arttırmak nereden başlıyor?

Bunun dışında neler yapıyorsunuz var mı yeni projeler?

Ben eğitime çok önem veren bir adamım on dört yıl mimarlık okudum mesela. Medya kullananları eğitmek ile medyada kaliteyi de arttıracağımıza inanıyoruz. Kaliteli muhabirler yetiştirerek başladık işe. Onların yeteneklerini bu alanda nasıl geliştirecekleri konusunda yardımcı oluyoruz. Medya okulları açtık yaklaşık sekiz hafta süren eğitimler verdik. Farklı TV ve gazetelerden gelen yetenekli muhabirlere burs verip yurt dışına gönderdik bu konuda çok ciddi çalışmalarımız mevcut. Sonrası okuyucuya kalmış onlar kaliteyi en çabuk hisseden kurumlar-

Şu anda yetişkinler için çizgi film projem var bunu hayata geçirmeye uğraşıyorum. Yakında TRT ekranlarında başlayacak olan Bizimcity uzun zamandır aklımda şekillendirmeye çalıştığım bir şeydi. Limon ve Zeytin çok sevildi. Uzun yıllardır devam ettiği için ciddi bir izleyici kitlesine ulaştı yeni dönemde bunun çizgi filmini izleyeceğiz. Onun haricinde ilkokullara gidiyorum ve öğrencileri karikatürist olmaları için teşvik ediyorum. Her okulda karikatür nasıl çizilir anlatıyorum. Proje kapsamında ise dernek kurup ilerletmeyi düşünüyorum. 


ADVANCED STERILIZATION PRODUCTS Division of Ethicon, Inc.

DÜŞÜK ISILI

STERİLİZASYON ÇÖZÜMLERİ STERRAD 100S ®

İSPATLANMIŞ PERFORMANSIN GÜCÜ

Teknolojisi ile 15 yıldır öncü 15.000’den fazla yerleşik cihazla dünya lideri • 54 ve 72 dakika iki ayrı döngü opsiyonu • 173 litre hacim • •

STERRAD NX ®

TM

KOMPAKT BOY İLE HIZ VE ÇOK YÖNLÜLÜK 28 dakikada güvenli ve hızlı sterilizasyon • Kolay taşınabilir kompakt boyut • 28 ve 38 dakika iki farklı döngü opsiyonu • 51,3 litre hacim •

DEZENFEKSİYON VE TEMİZLİKTE

EŞSİZ ÇÖZÜMLER CIDEX OPA ®

YÜKSEK DÜZEY DEZENFEKSİYON SOLÜSYONU

5 dakikada yüksek düzey dezenfeksiyon (TBC dahil) Tüberkülosidal, bakterisidal, virüsidal, fungisidal, • Tüm endoskop üreticileri tarafından test edilmiş ve onaylanmış orijital uyumluluk belgelerine sahip • Alet bakım onarım giderlerinde gözle görülür düşüş • Personel ve insan sağlığına karşı güvenli • Otomatik ve manuel kullanıma uygun • •

J&J Türkiye Johnson & Johnson Medikal Ertürk Sokak, Keçeli Plaza No:13 34810 Kavacık / Beykoz, İstanbul Tel: +90 216 538 20 00 Fax: +90 216 538 21 99 aspturkey@its.jnj.com

Türkiye Distribütörü Esenşehir Mah. Nato Yolu Cad. Atılım Sokak No:21 34776 Dudullu, İstanbul Tel: +90 216 466 02 04 Fax: +90 216 365 99 10 www.bertas.com.tr


KİTAP KRİTİK

Bir Adam Yaratmak Edebiyata olan katkısını eserlerindeki gerçeklikle ölçtüğümüz Necip Fazıl Kısakürek, roman ve şiirlerinin yanı sıra tiyatro eserleri de kaleme almıştır. Muhsin Ertuğrul’un teşviki ile yazdığı ilk eser olan “ Tohum”un gerekli kitlelere ulaşamamasının ardından, Muhsin Ertuğrul’un şahsına yüklediği bu sorumluluk Necip Fazıl’a hayli ağır gelmiştir. Kendisinin tabiri ile canı yanmış ve bu bir hınca dönüşmüştür. Aynı zamanlara denk gelen Zonguldak gezisi sırasında yeni bir eser için fiziki ortamların uygunluğu yeni eserinde vücuda gelmesini sağlamıştır. 1937-1938 yıllarında ise kapalı gişe oynanan oyun, henüz o yıllarda, Burhan Toprak, Peyami Safa, Mustafa Şekip gibi isimler tarafından “şaheser” olarak anılmıştır. Bir Adam Yaratmak, anlatılanlar itibariyle ile sanatkârın yarattığı karakterler ile kurduğu ilişkiler ve bir karakter yaratmak üzerinden var olmayanı yaratmak noktasında insan ve Allah ilişkisine

değinmektedir. Yan karakterler ile beslenen ana temanın vardığı nokta Necip Fazıl tarafından şöyle izah edilmektedir; “Piyesteki sanatkâr tipine sorarsanız Allah sonsuzluktur. O farkına varmadan sonsuzlukla yarışa kalkmış, hududunu zorlamış, kendisinin dışına çıkmak isterken, birdenbire kendisine, hem de o zamana kadar hiç tanımadığı kendisine rast gelmiştir. Bu eser içerisinde beslenen bu ana temanın vardığı noktada yazar aynı zamanda kendi kitaplarındaki karakterler üzerinden kendisine de göndermeler yapmaktadır. Bir Adam Yaratmak piyesinin güncel versiyonu ise karşımıza bir film olarak çıkmaktadır. Stranger Than Fiction (Lütfen Beni Öldürme ismi ile Türkçeye çevrilmiştir.), bir yazarın karakteri için öngördüğü hayatı hem bize anlatmakta hem de yazar ve karakteri birebir karşılaştırmaktadır. Marc Foster imzalı filmin senaristi ise Zach Helm’dir.

Bir Adam Yaratmak Yazar: Necip Fazıl Kısakürek Sayfa Sayısı: 160 Yayınevi: Büyük Doğu Yayınları

Aşka Ağlayan Derviş Yunus Emre

Bir Mucizedir Yaşamak

Bazen Hayat

Yazar: Mahmut Ulu Sayfa Sayısı: 256 Yayınevi: Karatay Akademi Yayınları

Yazar: Guy De Maupassant Sayfa Sayısı: 224 Yayınevi: Neden Kitap Yayıncılık

Yazar: Sinan Ergün Sayfa Sayısı: 96 Yayınevi: Can Yayınları yor um: İLKAY YAPRAK

68

AĞUSTO S 2012


5

DÜNYA SAĞLIK TURİZMİ TEMSİLCİLERİ ANKARA’DA BULUŞUYOR

DÜZENLEYEN

KATKILARIYLA

SAĞLIK TURİZMİ DERNEĞİ

ASSOCIATION OF HEALTH TOURISM

DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN:

www.saglikturizmikongresi.org - www.healthtourismcongress.org (www.saglikturizmi.org.tr)


FİLM KRİTİK

Gerçek Nedir? İlki 1990’da çekilen “Gerçeğe Çağrı” filmi özellikle görsel efektleri ile dikkat çekmiş özgün konusu ile de hafızalarda ki yerini almıştı. Konuyu hatırlarsak, Mars gezegenine ilgisi olan Quaid (Arnold Schwarzenegger), rutin hayatından kaçıp Mars’a gitmek ister. İnsanlara istediği hatıraları verebilen “Rekall” şirketini keşfetmesinin ardından şirkete gider ve Mars’ta geçen bir hatırada karar kılır; ancak hatıra ekme işlemi sırasında hiç fark etmediği bir şeyin farkına varır. 2012’de yine aynı film adı ile ve yer yer gönderme kurgusu ile gösterime girdi. Çok sevdiği güzel bir eşi olan ve hayatını sıradan bir işçi olarak kazanan Douglas Quaid,(Collin Farrel) gündelik yaşamından çok sıkılmıştır. Hayatında yaşayabileceği en güzel anların, bir süper ajanın

anılarında saklı olduğuna inanır. Ama başvurduğu Rekall şirketinde ortaya çıkan bir prosedür hatasından dolayı belleğine, aranan bir ajanın hafızası yüklenir ve Douglas kendisini hiç ummadığı tehlikeli bir maceranın ortasında bulur. Eski film için çok söylenmese de yeni hali için kısaca şu söylenebilir. Günümüz insanı sürekli fantezi arar hale geldi. Yeni deneyimler, kimlikler ile sürekli arayışta. Çünkü bir iletişimsizlik çağının kurbanı. Filmde esas vurgu bu iken, alt metinde de Çin ile olan ekonomik savaş, simülasyon dünyası ve “gerçek nedir” sorusuna kendince yanıt veriyor yönetmen. Ucunu açık bıraktığı finalde kendi seçimini “fantezi dünyasından” kullanması da günümüz teknolojileri için bir propaganda niteliğinde.

Savaşın Çiçekleri

Bourne’nin Mirası

Elena

Tür: Savaş Yönetmen: Zhang Yimou Oyuncular: Christian Bale, Ni Ni, Xinyi Zhang

Tür: Casusluk, Aksiyon, Gerilim Yönetmen: Tony Gilroy Oyuncular: Jeremy Renner, Scott Glenn, Stacy Keach

Tür: Dram Yönetmen: Andrei Zviaguintsev Oyuncular: Nadezhda Markina, Andrei Smirnov, Elena Lyadova

Gerçeğe Çağrı Yönetmen: Len Wiseman Tür: Aksiyon Oyuncular: Colin Farrell, Kate Beckinsale, Jessica Biel, Bryan Cranston

yor um: ETHEM METE

70

AĞUSTO S 2012


Bariatrik Mobil ve Tavan Statifli Lift Sistemleri

Baria

750 kg

Hasta Servis Karyolası

300 / 600 kg güvenli taşıma kapasitesi 4 motorlu, mobil, üstün dizayn

Defibrillator Monitör

360 J yüksek enerji gücü, Bariatrik hastalarda derinlemesine etkin şoklama

Bariatrik Ameliyat Koltuğu-Masası

350 kg taşıma kapasitesi

Transfer Koltuğu

450 kg taşıma kapasitesi Elektirikli kullanım, sedye pozisyonuna getirebilme

KOMPOZİT GROUP OF COMPANIES Tel: 0216 499 99 18 Faks: 0216 499 01 61 www.kompozitturkiye.com info@kompozitturkiye.com


trik

Hasta Servis ve Bakım Karyolası Yoğun Bakım Karyolaları Defibrilator / Monitör Hasta Transfer Koltukları Operasyon Koltuğu-Masası Mobil ve Tavan Tipi Hasta Taşıma Sistemleri Fonksiyonel Sedyeler Walker Lazımlıklı Sandalye

Hasta Servis/ Yoğun Bakım Karyolası

Elektrikli BASTON kumanda ile destek alarak karyoladan ayağa kalkma (Gizlenebilir özellikte baston).

450 kg güvenli taşıma kapasiteli

Hasta Servis / Yoğun Bakım Karyolası 250 / 500 kg taşıma kapasitesi 4 motorlu, mobil, üstün ergonomi

Hasta Yoğun Bakım Karyolası 250 / 500 kg taşıma kapasiteli

Hasta Servis/ Yoğun Bakım Karyolası 500 kg güvenli taşıma kapasiteli

Transfer Koltuğu

350 kg taşıma kapasitesi

Acil Servis ve Müdahale Sedyesi 350 kg taşıma kapasitesi

Walker

385 kg güvenli taşıma kapasitesi

Lazımlıklı Sandalye

450 kg güvenli taşıma kapasitesi

KOMPOZİT GROUP OF COMPANIES Tel: 0216 499 99 18 Faks: 0216 499 01 61 www.kompozitturkiye.com info@kompozitturkiye.com


Sağlık Bakanlığı’nın Yeni Teşkilatlanma Yapısı ve İşleyişi En Ayrıntılı Şekilde Bu Kurultay’da.

SAYED Ağustos 2012 Sayı:53  

SAYED Ağustos 2012 Sayı:53

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you