Issuu on Google+

SAGL IK YÖN E T I MI ve EGI T I MI DERGISI

Y IL:5

SAY I : 4 9

N I SA N 2 0 1 2

TIP EĞİTİMİ SAĞLIK HİZMETLERİNİN GELİŞTİRİLMESİNDE ÖNEMLİ ROL OYNUYOR

PROF. DR. İRFAN ŞENCAN

Şu Anda Yetişen Hekimlerin Bilgi ve Becerilerinden Yana Sıkıntımız Yok

PROF. DR. HAYDAR SUR

Sağlık Eğitimi Bölümleri Yeniden Açılmalı

NAZLI ILICAK

Babam Yassıadaya Düştükten Sonra Siyasete Merak Sardım


PLAZMAKİNETİK TUR SİSTEMİ 2011 MODEL VERSİYON 3.01

TÜRKİYE TEK YETKİLİSİ Farilya İş Merkezi Ufuk Üniversitesi Caddesi No:8 Kat:6 Daire:33 Çukurambar 06510 Ankara - Türkiye Tel Faks

:+90 312 205 52 20 :+90 312 205 52 50

Metroport Busidence Kartaltepe Mahallesi Kültür Sokak No:1 Kat:12 Daire:185 Bahçelievler İstanbul - Türkiye Tel :+90 212 441 50 86 Faks :+90 212 441 50 93

Gsm

:+90 530 662 86 64 +90 532 767 53 45 web :www.item.com.tr e-posta :novatek@item.com.tr


SESA Kanser tedavisinde

yeni teknik ve yöntemlerle hizmetinizde neoadjuvan – adjuvan – palyatif

S

Universal kısa-dönem embolizat Gen terapisi

Immunoterapi Thermoablasyon

Yeni seçenekler Kemoterapi

l uluslararası onaylı l optimal yarılanma zamanı (Yarılanma: 35 dakika) (exclusion of collateral tumor vascularization)

l kanıtlanmış klinik verimlilik l uygun - fiyat

Lokorejyonal tümör tedavisi optimizasyonu için ideal kombinasyon seçeneğiniz

Sesa Elektronik AŞ Tel : 0 216 - 573 38 10 Faks : 0 216 - 573 34 59

www.sesa.com.tr

www.pharmacept.com


GERÇEKTEN HİJYENİK Mİ? Biz hastalarınızın kendilerini güvende hissetmelerini sağlayabiliriz!

Çamaşırların dünya standartlarına uygun, hijyenik bir şekilde yıkanması ve hazırlanması, hastanelerde bulaşıcı hastalıklardan korunmak açısından son derece önemli ve önceliklidir. RAL-GZ 992’ye göre sertifikalandırılmış çamaşırhaneler ile işbirliği, hijyen ve kalitenizi garanti eder. Hastanede Onaylı Hijyen Yönetimi sayesinde kontrollü hijyen ve kalite sağlanmaktadır. Bu konuda taleplerinizi alabiliriz.

HoHenstein istanbul Tekstil Analiz ve Kontrol Hizmetleri Ltd. Şti. Osmanağa Mah. Gaziosmanpaşa Sk. No:12 Kadıköy- Istanbul Phone: +90 216 338 03 63 – 65 E-Mail: info@hohenstein.com.tr

www.hohenstein.com.tr www.quality-laundry.com


SAGL IK YÖN E T I MI ve EGI T I MI DERGISI

YIL 5 • SAYI 49 • NISAN 2012 www.sayeddergisi.org YÖNETİM Sahibi ve Yayın Yönetmeni

FEYZULLAH AKBEN Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

SARE KUŞ

sare@sayeddergisi.org Editör

SU ÖZGÜR

Yazı İşleri

SERRA KUL - ÖMER DURAK AYŞE YILMAZTÜRK GÜNEŞ KAZDAĞLI Görsel Yönetmen

BİLAL AKGÜL Fotoğraf Editörü

AHMET FERHAT AKBEN

Reklam

DİDEM GÜLKAÇ reklam@ajansfa.com Abone ve Dağıtım

SONGÜL KARADENİZ songul@ajansfa.com Halkla İlişkiler

YASEMİN KERİMİ

Yapım

Yönetim Adresi Kore Şehitleri Cad. Yonca Apt. A Blok No: 1/5 Zincirlikuyu - Şişli / İSTANBUL Tel: 0 212 272 61 06 Faks: 0 212 272 61 07 www.ajansfa.com / info@ajansfa.com

Baskı ŞAN OFSET

Cendere Yolu No:23 Ayazağa / İSTANBUL Tel: 0 212 289 24 24

Yayın Türü Yaygın Süreli Yayın

Merhaba...

T

ıp eğitimi her toplumun temel ihtiyacı. Huzur ve barışı hedefleyen toplumlar ise bu temel ihtiyaca yani tıp eğitimine oldukça önem veriyor. Sağlık hizmetlerinin geliştirilmesinde ve maliyetlerin düşürülmesinde tartışmasız katkıları olan tıp eğitimi günümüzde daha fazla önem kazandı. Dünyada yaşlılığın ve yaşlılığa bağlı hastalıkların artmasıyla sağlık insan gücü açığı oluştu. Op. Dr. Ayşe Turan verdiği bilgiye göre BM gelişmiş ülkelere çağrıda bulunarak geri kalmış ülke vatandaşlarından sağlık alanında yetiştirilmek ve tekrar ülkelerine gönderilmek üzere dairesel göç adı altında destek eğitim programı uygulamalarını istiyor. Bunlara ek olarak hastalıkların komplikasyonlarına yönelik farklı meslek tanımları da yapılıyor. Bu durumda en fazla yükümlülük tıp fakültelerine düşüyor. SAYED Dergisi olarak bu gelişmeler

çerçevesinde Tıp Eğitimini ele aldık. Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Şencan’a sağlık eğitimi ile ilgili tartışılan konuları sorduk. İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur sağlık eğitim ile ilgili yorumlarını okuyucularımızla paylaştı. Op. Dr. Ayşe Turan ise Sağlık Eğitiminde 2020 Milenyum Projeksiyonunu açıklayarak ülkemiz için yararlı olabilecek tüyolar verdi. Her sayımızda olduğu gibi Nisan’da da ilginizi çekecek röportajlara yer verdik. Sağlığın “Devlet Anası” olarak bilinen Fatma Aktaş dergimize samimi açıklamalarda bulundu. İlgi çekmeye devam eden Büyüteç bölümümüzde Hastane Ekipmanları ve Donanımları ele alındı. Yerli üretime dikkat çeken firma yetkililerinin açıklamaları ilginizi çekecektir. Gazeteci kadınlar içinde en başta gelen isim Nazlı Ilıcak bu ay dergimize konuk oldu, özlemleri, hayalleri ve hayal kırıklıklarıyla. Gelecek ay görüşmek üzere…

Sare Kuş

SAYED dergisi sağlık yöneticilerine ve eğitimcilerine ücretsiz dağıtılır. Para ile satılmaz. Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarına aittir. Reklamların sorumluluğu ise reklam verene aittir. Dergide yayınlanan yazı ve resimler kaynak gösterilmek suretiyle iktibas edilebilir.

Nİ S A N 2 0 1 2

3


Başkandan Değerli SAYED Dergisi okurları;

Y

eni bir sayımızda sizlerle birlikteyiz. Sonsuzluğun sahibine şükrediyoruz. Zaman bir su gibi akıp gidiyor. Şairin dediği gibi; “Zaman akıp gidiyor. Vakit ise ona nazaran daha hızlı Durdurmak elde değil. Yetişmek çok zor… Zaman… İyi vakit geçirildiğinde Ne güzel gözükür insana. Ne çabuk geçiyor deriz. O an mutluyuzdur çünkü. Ya mutsuz olduğumuzda. Umutsuz, çaresiz kaldığımızda. Zaman en büyük yara olur...” SAYED Yönetim Kurulu olarak IV. Ulusal Sağlık Kurultayı çalışmalarına şevkle devam ediyoruz. Kurultayda ele alacağımız konuları ve konuşmacılarımızı büyük ölçüde belirledik.

Sağlık alanının her noktasını ele alacağımız birlikteliğimizde on bir oturum, dört panel düzenlemeyi planlıyoruz. Sağlık Bakanlığı’nın merkez ve taşra teşkilatlarındaki yeni yapılanma ve işleyişi, en ayrıntılı şekilde sizlerle paylaşmak istiyoruz. Diğer kurultaylardan farklı olarak bu yıl, her akşam sizlere sosyal etkinlikler sunacağız. Alanlarında marka olmuş isimleri sizlerle buluşturacağız. Televizyoncular, spor ve aktüalite yazarlarıyla söyleşiler, tiyatro gösterileri, yöresel müzik grupları ve gala gecesi müzik izlencesi… Bu ay dergimizde “Sağlık Eğitimi”ni ele aldık. Dernek olarak bizler de Mart ayı içerisinde İstanbul’da düzenlenen “Sağlık Eğitimi Kongresi”ne katkı sağlamıştık. Bu vesileyle hepinize üyelerimiz ve yönetim kurulu adına selam ve muhabbetlerimi sunar, sağlıklı günler dilerim.

Prof. Dr. Hayreddin Yekeler SAYED Yönetim Kurulu Başkanı

Nİ S A N 2 0 1 2

5


NİSAN

49

17

20

30

Prof. Dr. İrfan Şencan:

Şu Anda Yetişen Hekimlerin Bilgi ve Becerilerinden Yana Sıkıntımız Yok

08

Spot Haberler

Pazarlamanın Yedi p’si

17

Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Şencan: Şu Anda Yetişen Hekimlerin Bilgi ve Becerilerinden Yana Sıkıntımız Yok

34 38

Türkiye Sağlık Turizminde En Çok Tercih Edilen On Ülke Arasında Yer Alıyor

20

Sağlık Eğitimi Bölümleri Yeniden Açılmalı

42

Kan Gruplarına Göre Diyetler Sağlığı Bozuyor

24

AB, ABD ve BM Sağlık Eğitiminde 2020 Milenyum Projeksiyonunu Açıkladı

46

Hastane Donanım ve Ekipmanları Büyüteç Altında

30

Devlet Ana, İnsanların Bana Uygun Gördüğü Güzel Bir Yakıştırma

58

Negatif Yorumlar Organ ve Doku Nakli Bilincini Olumsuz Etkileyecektir


SAYED Sağlık Yönetimi ve Eğitimi Derneği Adına Yayın Kurulu Başkanı

Prof. Dr. Hayreddin YEKELER (SAYED Derneği Genel Başkanı)

75

70

80

46

Yayın Kurulu (SAYED Derneği Yönetim Kurulu)

Dr. Osman ACAR Fatma AKTAŞ Aygül BULUT Arif ÇETİN Zafer DERELİ Prof. Dr. Metin DOĞAN Hülya ERBABA Prof. Dr. Fazlı ERDOĞAN Opr. Dr. Ali Güven FİNCAN Prof. Dr. Nurettin KARAOĞLANOĞLU Dr. Mustafa KIRLANGIÇ Dr. Kemal KİRAZ Veysel ÖZGEN Nebi ŞAHİNLİ Yücel ŞİRİN Prof. Dr. Nurullah ZENGİN

Danışma Kurulu

Hastane Donanım ve Ekipmanları Büyüteç Altında

62

Tıp Metinlerinin Çevirisine Dikkat Edilmeli

78

Mercedes E Cupe

66

Kalp Kapak Hastalıklarında Ameliyatsız Yeni Tedavi: MitraClip “Mandallama”

80

Röportaj: Nazlı Ilıcak

70 73 75

Sahte İlaç Sektörü Sağlığı Tehdit Ediyor

84 86

Yeni Ürünler

Film Kritik: Apocalypse Kitap Kritik: Kürk Mantolu Madonna

İçten Bir Gülümseme İnsanlar Arasındaki En Kısa Mesafedir

Reklam Sayfaları: Novatek ⁄ Sesa Elektronik 1 ⁄ Hohenstein 2 ⁄ Yeşil Vadi Arsa Ofisi 4 ⁄ Çapa Medikal 9 ⁄ İncekaralar 11 ⁄ Delta Trade 13 Meditel 15 ⁄ Renka Sağlık 16 ⁄ Filmat 23 ⁄ DataSel Bilgi Sistemleri 27 ⁄ Çağdaş Medikal 29 ⁄ Fiksmed 33 ⁄ Promed 37 ⁄ Atasam 41 Ekol Tıbbi Ürünler 45 ⁄ Duman Çelik Eşya 49 ⁄ Muka Metal 53 ⁄ Işık Kardeşler 57 ⁄ Data Teknik 61 ⁄ Tasarımmed 64 ⁄ Kurt&Kurt 69 Ultra Görüntüleme 72 ⁄ SAYED 2012 4. Ulusal Sağlık Kurultayı 77 ⁄ Uluslararası Katılımlı Termal Sağlık Kongresi 83 3. Karayolu Trafik Güvenliği Sempozyumu ve Sergisi 85 ⁄ Çınar Koleji 87 ⁄ Kompozit 88 ⁄ Mespa 90

Yrd. Doç. Dr. Mustafa AKSOY Prof. Dr. Selami AKKUŞ Prof. Dr. Ayşe Filiz AVŞAR Prof. Dr. Engin AYDIN Prof. Dr. Metin AYDIN Prof. Dr. Derya BALBAY Prof. Dr. Ethem BEŞKONAKLI Prof. Dr. Sait BİLGİÇ Prof. Dr. Murat BOZKURT Prof. Dr. Engin BOZKURT Prof. Dr. Alper CİHAN Doç. Dr. Kerim ÇAĞLI Doç. Dr. Bekir ÇAKIR Prof. Dr. Ali ÇAYKÖYLÜ Doç. Dr. Selim Selçuk ÇOMOĞLU Prof. Dr. Ali DEMİR Prof. Dr. Ali Pekcan DEMİRÖZ Prof. Dr. Orhan DENİZ Prof. Dr. Osman Nuri DİLEK Prof. Dr. Ali İhsan DOKUCU Prof. Dr. Levent ELBEYLİ Prof. Dr. Cevdet ERDÖL Prof. Dr. Canan HASANOĞLU Doç. Dr. Sema HÜCÜMENOĞLU Prof. Dr. Abdullah İĞCİ Doç. Dr. Abdurrahimi İMAMOĞLU Prof. Dr. Mehmet İŞLER Prof. Dr. M. İ. Safa KAPICIOĞLU Prof. Dr. Murat KARAŞEN Yrd. Doç. Dr. Esra KESKİN Prof. Dr. Muzaffer KİRİŞ Prof. Dr. Akın MARŞAP Prof. Dr. Muzaffer METİNTAŞ Prof. Dr. Semih ÖNCEL Prof. Dr. Mustafa ÖZMEN Prof. Dr. Mustafa PAÇ Doç. Dr. Sadrettin PENÇE Prof. Dr. Mustafa SOLAK Prof. Dr. Yunus SÖYLET Prof. Dr. Haydar SUR Prof. Dr. Erol ŞENER Prof. Dr. Mehmet Akın TAŞYARAN Prof. Dr. Dilaver TENGİLİMOĞLU Prof. Dr. Bahattin TUNÇ Prof. Dr. Necdet ÜNÜVAR Prof. Dr. Yavuz YILMAZ * İsimler soyadları dikkate alınarak alfabetik sıraya göre dizilmiştir.


SPOT HABERLER

Sektörde Çeyrek Asırlık Tecrübe Çapa Medikal Sanayi Ticaret Limited Şirketi bu yıl kuruluşunun 25’inci yılını kutluyor. Onca yılın tecrübesinden sonra medikal sektörün kendine has bir ruhu olduğu inancıyla hareket ettiklerini söyleyen firma sahibi Zekeriya Avşar, diğer sektörlere benzemeyen, büyüklükle değil gelişmeyle orantılı, uzun soluklu var olunabilecek canlı bir sektörde faaliyet gösterdiklerini belirtti. Geçen çeyrek asrı değerlendiren şirket yetkilileri, bu sürecin analizini ise söyle yaptılar; “ Çapa Medikal sektörde her zaman ilklerin firması olmayı başardı. Özellikle sektörel açıdan önemli adımlar attı. Çapa Medikal’in ilkleri arasında; medikal pazarda kaliteli ürünlerin öncelikli satışını, ihtiyaç duyulan belli markaların pazarlanmasını, güven esasının ilk defa temel unsur olarak baz alınmasını ve ilk defa SAP yazılımının kullanılmasını sayabiliriz. Ayrıca firmanın ticari başarısının çok daha ötesinde, sektörde var olan güven eksikliğinin giderilmesi, belli kalitede ürünlerin Türkiye’de ilk defa kullanılması ve belli standartların yerleşmesi anlamında katkıları da göz önünde bulundurulmalı.” Bu arada şirketin temel çalışma prensibi; “Sistemli, disiplinli, güven veren bir hizmet anlayışını sektörde var etmek ve firma olarak bu temel prensipler üzerinden Çapa Medikal adını öne çıkarmayı hedeflemek” olarak ortaya konuyor. Geçen süreçte medikal malzemelerde belirli kaliteyi yakalamamış, belirli standartları taşımayan veya kaliteli fakat Türkiye şartlarına göre ekonomik olmayan ürünlerin pazarda hakim olduğunu da ileri süren şirket yetkilileri bu konuyu şöyle değerlendirdiler; “Şirket olarak öncelikle ucuz ürünlerin değil belli kaliteyi yakalamış, en ekonomik ürünlerin satışının daha değerli olduğu ilkesini benimsiyoruz. Bu anlamda uygun ürünlerin finansmanını düşünmeden, gerek yurt içi üretimde gerekse yurt dışından ithal edilen

8

NİSA N 2012

ürünlerde her türlü olumsuzluğu planlayarak bir ile beş ay arasında tüketim miktarlarına göre stoklama yoluna gidiyor. Tedarikçi olarak müşteriye fiyat ve hizmette istikrarlı olma zorunluluğunu benimsemesinin yanında tedarik sonrasında da ürünlerin kendi kimliğini oluşturup, müşteri şikayeti olup olmadığına bakılmaksızın en iyi markalarda bile nadiren de olsa meydana gelen bir uygunsuzluk tespiti olduğunda o seri numaralı tüm ürünleri geri çağırıyor ve en aktif şekilde iyileştirme süreçlerini harekete geçiriyor. Çapa Medikal, ticari faaliyetiyle birlikte, önceliğini kar amacı gütmenin ötesinde bir Türk Firmasının da gelişen dünya standartlarında, çağın gereklerine uygun medikal hizmeti verebilecek normları taşıdığını ispatlamaya adamış bir firma. Diğer taraftan verilen medikal hizmeti Türkiye koşullarına uyarlamak bir diğer önemli ilkemiz.” Çapa Medikal, marka olarak sektörde öncü olmak ve bu nitelikle tanınmak, gelecekte de Türk halkına bu yolda model olmak istiyor. Şirket Çapa Medikal unvanı ile güven veren, standartları belirleyen, kaliteyi ekonomik koşullarda hızlı ve güvenli bir şekilde temin eden, yeterli stoğu olan, satış sonrasında ürün takibi yapan, yeniliklere ve kurumsal gelişmelere açık bir yapıda büyümeyi hedefliyor. Şirket anayasasının temel koşulu olan ‘’Kendi vücudumuzda kullanılmasın istemediğimiz hiçbir ürünü satmayacağız’’ prensibiyle hareket eden Çapa Medikal yetkilileri, bir 25 yıl daha bu sektörde gururla Çapa Medikal adını taviz vermeden yaşatabilecek olmanın güvencesini yine bu sözün çerçevesi içerisinde gördüklerini ifade ediyorlar. 


SPOT HABERLER

SESA Kanser Tedavisinde Yeni Teknik ve Yöntemlerle Hizmetinizde Diplomasını Kiralayan Eczacıya Beş Yıl Meslekten Men Cezası Geliyor Türk Eczacıları Birliği (TEB)’nin hazırladığı ve hem AK Parti hem de CHP milletvekillerinin imzalayarak yasa teklifi olarak Meclis’e sunacağı düzenlemelerde, yeni eczane açılması için nüfus kriteri getiriliyor. Tıpkı avukatlıkta olduğu gibi, mesleğe yeni başlayacak eczacılar için de bir yıl süreyle başka bir eczanede çalışma şartı aranacak. Mevcut yasadaki isteyen eczacının istediği yere eczane açabilmesi uygulamasına, yasa teklifindeki bir düzenlemeyle son veriliyor. Teklife göre, bulunulan ilçe sınırları içinde “her 3 bin 500 kişiye 1 eczane” olacak şekilde eczane açılabilecek. Eczacıların kısa süreli de olsa eczaneden ayrılma, eczaneyi terk etme durumlarında yerlerine yardımcı eczacı bırakmaları gerekecek. Belli bir cironun üzerinde olan eczaneler, ikinci bir eczacı çalıştırmak zorunda olacaklar. Teklif ile eczanelerde satılacak ürünlere netlik getirilecek. Bitkisel, homeopatik ürünler, çeşitli diyet gıdaları gibi eczanelerde nelerin satılabileceği düzenlenecek ancak eczanelerin sattığı mevcut ürünler kısıtlanmayacak. Bir eczacının, eczacı olmayan birisine diplomasını kullandırması anlamına gelen muvazaalı eczanelerle mücadele için kurallar getirilecek. Diplomasını kiralayan eczacıya beş yıl meslekten men cezası verilebilecek. 6197 sayılı Yasa’da değişiklik öngören yasa teklifi, önümüzdeki günlerde Sağlık, Aile, Çalışma Ve Sosyal İşler Komisyonuna sunulacak. 

10

NİSA N 2012

Tıbbın çeşitli alanlarındaki temsilcilikleri ile hizmet vermekte olan SESA Elektronik Grubu, kanser tedavisi konusundaki faaliyetlerini yeni temsilciliklerle sürdürüyor. Bu kapsamda HIFU teknolojisi ile tümör tedavisi konusunda yoğun çalışma içerisinde olan grup, radyoterapi alanında SHINVA firmasının Türkiye temsilciliğini alarak LINAC sistemlerinin pazarlama faaliyetlerine başladı. SHINVA firması lineer akseleratör cihazlarının yanı sıra, Simülatör, Planlama ve Afterloading sistemlerini de üreterek radyoterapi için komple çözüm sunuyor. SESA Grup yetkilileri, ayrıca ‘RF Medical’ isimli ürün ile karaciğer, böbrek, kemik, meme tümörlerinin tedavisine ek olarak, Türkiye’de ilk defa tiroid tümörleri ve Uterus miyomları için de seçenekler sunduklarını belirttiler. Son yıllarda yaygınlaşmaya başlayan Girişimsel Radyoloji’nin parçası olan radyofrekansla tümör ablasyonu, ameliyat ile kıyaslandığında 3-5 cm büyüklükteki tümörlerde eşdeğer sonuçlar veriyor. Bilindiği gibi SESA Grubu, kanser tedavisi alanındaki daha önce PHARMACEPT firmasının temsilciliğini de almıştı. Bu kapsamda etkili bir embolizan ajan olan EmboCept S Universal kısa dönem embolizatın dağıtımına da başlamıştı. Bu ajan, kısa aralıklarla tedavinin tekrarlanmasına olanak sağlıyor, embolizasyon sonrası sendromu minimuma indiriyor ve sistematik kemoterapi, termoablasyon, radyasyon vb. diğer tedavi yöntemleri ile birlikte kullanılabiliyor.  RF Ablasyon Sistemi

Lineer Akseleratör

Tümör Ablasyon Sistemi

Universal kısa-dönem embolizat


SPOT HABERLER

Hastanelerin Yönetim Yapıları Değişiyor Sağlık Bakanlığı, pilot illerde kurulacak Kamu Hastane Birlikleri’yle birlikte, hastanelerin yönetim yapısında da yeni düzenlemeleri hayata geçirecek. Kamu Hastane Birlikleri’nin kurulmasının ardından başhemşire, baştabip gibi unvanlar tarih olacak. Bakanlar Kurulu’nun pilot olarak belirlediği, Ankara, İstanbul, İzmir, Kayseri’nin de aralarında bulunduğu on dört ilde kurulacak Kamu Hastane Birlikleri’nin (KHB) teşkilat yapılanması yeni bir döneme kapı aralayacak. Halkın ihtiyaç ve beklentilerine uygun, kolay erişilebilir, verimli, kaliteli ve etkin şekilde sunulmasını sağlamak amacıyla kurulacak KHB ile sağlık hizmetleri de eğitim sistemi gibi sıfırdan yapılandırılacak. 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile geleneksel hastane yönetimi uygulamasına son verilecek. Yeni düzenlemede KHB’ye bağlı hastaneler, hastane yöneticisi tarafından idare edilecek. KHB kurulmasıyla baştabip, baştabip yardımcısı, hastane müdürü, hastane müdür yardımcısı ve başhemşire kadrolarında bulunanların da bu görevleri sona erecek. Başhemşireler yeni sistemle birlikte Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü olarak görevine devam edecek. Yeni düzenlemeye göre hastane yöneticisine bağlı olarak, başhekimlik, idari ve mali işler müdürlüğü ve sağlık bakım hizmetleri müdürlüğü kurulacak. 

Hemofili Merkezleri Açılacak 17 Nisan Dünya Hemofili Günü’nün ardından hemofili hastaları için önümüzdeki aylarda merkezler açılacağının açıklaması yapıldı. Türkiye Hemofili Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Zülfikar, Sağlık Bakanlığı ile yaptıkları görüşmeler sonucu hemotoloji uzmanlarının yanı sıra hemofili hemşireleri ve hastaların takibini yapacak kişilerden oluşan ünitelerin kurulacağı müjdesini verdi. Prof. Dr. Bülent Zülfikar, yönetmelik çıkar çıkmaz hemofili hastalarının 24 saat gidebileceği düzenli takiplerinin yapılabileceği merkezler olacağını belirtti. Ülkemizde 6 bin civarında hemofili hastası bulunuyor ve bunlardan 3 bin 200’ü 18 yaşın altında. Prof. Dr. Bülent Zülfikar, iyi tedavi edilemeyen hastaların kalıcı eklem sakatlıkları nedeniyle engelli bireyler haline gelebildiğini aktarıyor ve ekliyor: “Doğru adreslerde yapılan tedavi ile bu hastalar yaşamlarını sağlıklı bir şekilde sürdürebilecek.” 

12

NİSA N 2012


SPOT HABERLER

Meditel’e En Başarılı TomoTherapy Servis Ödülü Meditel, 2011 yılı değerlerine göre “EMEA’in En Başarılı TomoTherapy Servis Hizmeti Ödüllünü” aldı. Dünya çapında yüzde 99 Uptime değerlerine ulaşan, cihaz performansı ve servis hızı olduğu belirtiliyor. Bu servis kalitesinin en büyük örneklerinden biri de Meditel Teknik Servisi olarak belirlendi. Dünyadaki en gelişmiş Radyoterapi cihazı olarak görülen TomoTherapy, IG-IMRT (Görüntü Rehberliğinde Yoğunluk ayarlı Rasyasyon Tedavisi) özelliği ile her gün hastanın pozisyon kontrolünün yapılarak tedaviye alınmasını sağlıyor. Böylece hastanın pozisyonundan kaynaklanabilecek hatalar yok edilebiliyor. Cihazın Gantry ve masasının hareketli olması tümöre istenen maksimum dozun verilmesi etrafındaki normal dokuların korunmasını sağlıyor. Böylece hastalar daha etkili ve rahat bir tedavi şansı yakalıyor.

Hemşireler Pratisyen Hekim Olabilecek Avrupa ve Amerika’da uygulanan hemşirelerin reçete yazma ve muayene edebilme hakları Türkiye’de de uygulanmaya başlanıyor. Yasayla AB ülkelerindeki modele uygun olarak sağlık meslek lisesi ve hemşirelik fakülteleri mezunlarına doktor olabilme hakları veriliyor. Doktor eksikliğini göz önünde bulunduran Hükümet lisans mezunu hemşirelerin bir yıl, yüksek okul mezunu hemşirelerin iki yıl, lise mezunu hemşire ve sağlık memurlarının üç yıl eğitimden sonra sadece pratisyen hekim ve aile hekimi olmasının yolunu açtı. Yasa Nisan ayında TBMM’ye gelerek yasalaşacak. Yasayla hemşire statüsünde çalışan sağlık personeli gireceği sınav neticesinde Doktorluk Fakültesi adı verilecek fakültelere girmeye çalışacak. Mezun olanlar sadece pratisyen hekim olabilecek ve sadece acil servislerde çalışabilecek. 

14

NİSA N 2012

Meditel yetkilileri, dokuz yıla varan hasta takip sonuçları göz önüne alındığında, düşük yan etki ve yüksek oranlarda daha mutlu ve başarılı hasta hikayeleri duymanın TomoTherapy ailesi olarak kendilerini oldukça memnun ettiğini söylediler. TomoTherapy cihazı Türkiye’de ilk kez İstanbul’da Universal Group İtalyan Hastanesi’nde hizmete girdi ve hemen ardından ikincisi Ankara’da Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kullanılmaya başlandı. Daha sonra Hudut ve Sahiller Genel Müdürlüğü’nün projesi kapsamında Türkiye’de beş farklı şehre kurulması kararlaştırılmıştır ve kurulum çalışmaları tamamlandı. 


Teknolojinin İnsan Sağlığı ile Buluştuğu Nokta...

RADYOTERAPİ TEDAVİ CİHAZI Radyoterapi gören kanser hastaları için tümöre istenilen dozu yüksek hassasiyette verirken sağlam dokuları koruyan en gelişmiş tedavi cihazlarındandır. Adaptif, IGRT ve IMRT tedavi tekniklerinin kullanılabildiği Hi-Art ve Tomo-HD modelleri en gelişmiş radyoterapi sistemleri arasındadır. Tek seansta 40 x 160 cm² alanda ışınlama imkanına ve 6 MV Linak & Binary 64 MLC (6mm) & MVCT özelliğine sahip yegane cihazdır. Hi-Art sistemi ile Helikal Özelliği ve Tomo-HD ile Helikal ve Direk Işınlama Özelliği bulunmaktadır.

TomoHDTM Treatment System

www.meditel.com.tr Merkez: Molla Şeref Mah. Halıcılar Köşkü Sk. No:26 Fatih / İSTANBUL Tel:(0212) 635 79 70 Pbx Faks:(0212) 635 81 43 Ankara: Sağlık Sk. Çetin Apt. No:30/3 Kat:1 Yenişehir / ANKARA Tel:(0312) 433 75 20 - 435 80 60 Fax:(0312) 433 80 92


O-arm® Multi-dimensional Surgical Imaging System Çok Boyutlu Intra-operatif Görüntüleme Sistemi

Navigasyon Entegrasyonu

Surface Rendering

MIP View Maxillo-facial

Cervical Spine

Lumbar Spine, Lateral and AP

Maxillo-facial Secro-Lumbar Stabilization AP

Anterior Cervical Fusion Lateral Cervical Spine

Thoracic Lateral Stabilization

Maxillo-facial Lumbar Spine

Cervical Cervical Spine Thoracic Junction

Thoracic Deformity

Maxillo-facial Lumbar Spine

Lumbar Multilevel Stabilization

Cervical Cervical Spine Cervical Spine Thoracic Junction

Cervical Fusion Lumbar Spine

Maxillo-facial Maxillo-facial

Thoracic Junction Cervical Spine

Cervical Thoracic Junction

Pelvic Trauma Lumbar Spine Maxillo-facial

Pelvic Trauma

Foot Thoracic Junction Cervical Spine

Cervical Spine

Pelvic Trauma Lumbar Spine Lumbar Spine

Foot

Foot

3

3

RENKA SAĞLIK HİZMETLERİ LTD. ŞTİ. ANTALYA Güzel Oba Mah. 2136 Sk. No:28/A Güzeloba / Antalya Pelvic Trauma Cervical Thoracic Junction Lumbar Spine Tel : 0 242 349 11 60 Pbx Faks: 0 242 349 11 66

İSTANBUL ANKARA Atatürk Foot Mah. Girne Cad. Şeref Sk. No:16Lumbar Yavuza Plaza Ataşehir / İstanbulFoot Hilal Mah. 679. Sk. (Eski 6. Cad.) No:30 Çankaya / Ankara Pelvic Trauma Cervical Thoracic Junction Spine Tel: 0 216 5803 94 95 Faks: 0 216 580 94 99 Tel: 0 312 440 91 10 Faks: 0 312 440 91 80 3 info@renka.com.tr


Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü

röpor taj, SARE KUŞ

Prof. Dr. İrfan Şencan Şu Anda Yetişen Hekimlerin Bilgi ve Becerilerinden Yana Sıkıntımız Yok S

ağlıkta Dönüşüm Programıyla birçok konuda gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerin paralelinde yetişmiş sağlık personeline olan talep ve ihtiyaç da artmıştır. Bu çerçevede Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Şencan’a sağlık eğitiminin güncel konularıyla ilgili merak ettiklerimizi sorduk. Sağlık eğitiminin düzenlenmesinde Sağlık Bakanlığı ve Yüksek Öğretim Kurulu nasıl bir ortak çalışma yapıyor?

PROF. DR. İRFAN ŞENCAN SAĞLIK HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRÜ

Sağlık eğitiminde iki taraf var. Eğitimin organize edilmesi ve yetiştirilen insanların istihdamı. Toplam olarak baktığımızda istihdam alanını oluşturan, belirleyen ve meslekleri tanımlayan Sağlık Bakanlığı. Eğitimin temel kriterlerine göre Sağlık Bakanlığı’nın ihtiyacı olan kişilerin eğitimini planlayacak olan YÖK’tür. Dolayısıyla bu ikisinin birlikte çalışması gerekiyor zira bu kişileri istihdam etmek lazım. Bu iki birimin yani Sağlık Bakanlığı ve

YÖK’ün ortak çalışması kaçınılmaz bir gerçektir. Birçok meslek tanımı yapıldı. Sağlık Bakanlığı bu meslekleri tanımlarken üniversitelerdeki öğretim görevlilerini göz önünde bulundurarak mı planlıyor? Kısacası üniversiteler bu mesleklerin eğitimi için hazır mı? Meslek tanımı yapılırken her şeyden önce dünya örneklerine bakılıyor ve uygun olanların tanımı yapılıyor. Türkiye’de bu alanda henüz hoca yoksa, istihdam alanı oluşmamışsa diğer ülkelerdeki mesleklerin tanımı bizde yapılmış değil. Tanımlanan bu mesleklerin hepsi Avrupa ülkelerinde var. Süreç içinde bazı mesleklerin tanımı ihtiyacı belirgin olarak ortaya çıkabiliyor. Mesela günümüzde diyabet hastaları artıyor. Diyabetli hastaların diğer tedavilerle yaşam süreleri uzatılmaya çalışıldıkça diyabetin komplikasyonları daha belirgin hale geliyor. Bu komplikasyonların hastaya günlük hayatını sürdürürken zorluk çıkartıyor

Nİ S A N 2 0 1 2

17


Performansa dayalı ücretlendirme artık tüm dünyanın gerçeği. dahası mali olarak yük teşkil ediyor. Dolayısıyla diyabetin ayak komplikasyonlarını azaltabilirsek hem kişiye hem ülkeye hem de tedavi eden hekimlere yarar getirecektir. Buna paralel olarak bir profesyonele ihtiyaç çok belirgin ortaya çıktı. Böylece podologluk mesleği tanımlandı. Diğer ülkelerle hekim sayımız karşılaştırıyor ve çok az olduğundan bahsediliyor. Bu karşılaştırmalar neye göre yapılıyor? Mesela hekim sayısı en yüksek olan Küba’daki eğitim sistemiyle Türkiye’deki aynı mı? Meslek elemanı ihtiyacı birçok parametreyle birlikte yapılıyor. Her şeyden önce nüfus. İnsan varsa insana hizmet edecek branşlara ihtiyaç var. Ne kadar insan varsa o kadar ekmek yenir. Bazı ülkeler ekmeği daha çok tüketiyorken bazıları daha az tüketir. Ama her halükarda ekmeğe ihtiyaç vardır. Bu konu-

18

NİSA N 2012

da genel parametre nüfus. İnsan varsa hekime, hemşireye, eczacıya ya da diş hekimine ihtiyaç var. Sayıların azlığı çokluğu belirlenirken elbette nüfusun yaş durumu ve kronik hastalıklar dikkate alınıyor. Kronik hastalıklar her ülkede birbirine benzer ve yaş ilerledikçe daha belirgin ortaya çıkar. Yine doğumsal hastalıklar ön plana çıkabiliyor. Bunların dışında ülkenin coğrafi yapısı da meslek elemanı ihtiyacını belirleyici etkenlerden biri. Mesela on bin nüfuslu bir yer düşünün. Öyle zor koşulları var ki gitmek istediğin yere üç günde ulaşamazsın. Buraya sağlık hizmeti götürmek çok maliyetlidir ama orada yaşayan insanlara bu hizmeti vermek zorundasın. Bizim ülkemiz de birçok Avrupa ülkesi gibi düz olsa ve mesafe süresi öngörülebilir olsa daha farklı sağlık personeli atarız. Aynı zamanda kültür yani doktora gitme alışkanlığı önemli. Bu saydıklarımın hepsi meslek elemanı ihtiyacı belirlerken önemli. Bir de o meslek elemanına verdiğiniz görev tanımları da etkili. Mesela hemşirelerin görev tanımlarını dünyadakine benzer bir şekilde biraz daha öne çıkardık. Şu anda hemşirelerin sadece kan alma, tansiyon ölçme-

nin dışında da görevleri var. O zaman hemşire ihtiyacı çok daha fazla artıyor. Hemşirelerin yaptığı bazı işleri tıbbi sekreterlere kaydırmaya çalışıyoruz. Bütün bu parametrelerin yanında bir takım formüller var. Düzeltmelerini yapıyorsunuz. Burada ilgili tarafların görüşü alınıyor. Bir de yetiştirme kapasitesi önemli. Bizim Avrupa ülkeleri standartlarına göre hemşire ihtiyacımız sekiz yüz bin. Ama bu sayıda hemşireyi 2023’e kadar yetiştirebilme kabiliyetimiz yok. Bunların hepsini göz önüne alıp önümüze dört yüz bin hemşire hedefi koyduk. Planlamalarımız buna göre yapıyoruz. Bu konu Sağlık Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı, Maliye, YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından değerlendiriliyor. Hemşirelikten bahsetmişken sağlık meslek liselerinde hemşirelik eğitiminin verilmesiyle ilgili son düzenleme nasıl olacaktır? Yönetmeliklerimiz hemşireyi lisans mezunu olarak tanımlıyor. Bu konuda Sağlık Bakanlığı’nın herhangi bir tereddüdü yok. Ancak diğer taraftan da bir gerçek var; sayı azlığı. Şimdi soruluyor lise mezunu hemşireye mi üniver-


site mezunu hemşireye mi kendinizi teslim edersiniz, üniversite mezununu tercih edebilirim. Ama ortada bir ihtiyaç var ve bunu gidermek gerekiyor. Kanunda hemşirelerin lisans mezunu olmasına yönelik bir madde var ama o dönemde yani sağlık meslek liseleri kapatıldığında, lisanla hemşire yetiştiren okullar yeterince kontenjan arttıramadığı için bugün gerçekten çok ciddi bir dar boğaz yaşıyoruz. Şu anda çalışan hemşirelerin içinde lise mezunları da var lisans mezunları da. Meslek içerisinde açıklar büyük oranda kapatılıyor. Tabii ki temel hedefimiz kanunla da tanımladığımız gibi lisans mezunu hemşire. Ama zaruretten dolayı bu süreç uzar mı uzamaz mı net bir cevap veremiyoruz. Asistanlar performansa dayalı ücretlendirmeden şikayetçi… Performansa dayalı ücretlendirme artık tüm dünyanın bir gerçeği. Ödeme siteminde performansın olması doğru. Ama puanlarında ve ücretlendirmesinde düzeltilecek yönler olabilir. Yaklaşık altı ay kadar önce bir uygulama başlattık. Asistanlar, hastane ortalamasını alıyorlar ve gelirlerinin yüzde yetmiş beşi hastane ortalamasından yüzde yirmi beşi ise klinik ortalamasından geliyor. Dolayısıyla asistanların hastanenin bütün branşlarında elde ettikleri gelirler birbirlerine benzer. Ama hastaneden hastaneye göre de değişiyor. Çünkü hastane toplam üretim, kalite ve gelirinden bir ek ödeme dağıtıyor. Hastanede çalışanlar hizmetlisinden başhekimine kadar hastanenin daha üste çıkması için çaba sarf ederse gelir de üste çıkar. Üniversite ve kamu hastanelerinin iş birliğinden diğer bir tabirler afiliasyonundan bahsediliyor. Bu iş birliğinin hedefi ve amacı nedir? Kesinlikle verimlilik. Kendi kendini idame edemeyecek kadar çok büyümüş olan tıp fakülteleri, kuruluş ve büyüklük bakımından orta düzeyde olan ve küçük şehirlerdeki yeni kurulan tıp

fakülteleri var. Küçük şehirlerde yeni kurulan tıp fakültelerindeki öğrencilerin ve asistanların temel eğitimi için belli bir sayıda hasta görmesi gerekiyor. Ayrıca burada hocaları istihdam etmek sadece ders ücreti ile olmuyor. Bugün tıp fakültelerinde hasta bakarak da ek ödemesi gerekiyor. Bunların tamamı küçük şehirlerde kurulan tıp fakülteleri için mümkün değil. Afiliasyon kaynakların daha verimli kullanımı için gidilen bir yöntem. Diğer yönden de Sağlık Bakanlığı’nın o branştaki hocadan istifade etmesi gerekiyor. Yani her iki tarafın yararına olan bir şey. Şu an için bazı zorluklardan bahsediliyor ama bunların pek çoğu eski alışkanlıklarımızı yeni yapıda da devam ettirmeye çalıştığımız için. Mesleki olarak istenilen kalitede sağlıkçı yetişiyor mu? Kalite hedefinin sonu yoktur. Elbette daha iyisi vardır ve biz de buna çabalıyoruz. Şu anda yetişen hekimlerimizin değerinden yana bir sıkıntımız yok. Ancak sorunumuz bitti, sorunumuz çözüldü diye bir iddiamız da yok.

Hekimlerimizin diğer ülkelerdeki hekimlerden bilgi ve beceri yönünde eksikliği yok. Sadece sayısal eksikliğimiz var. Mutlaka daha iyisi vardır. Eğer yenilenmezseniz ayakta kalamazsınız. Bu sağlık turizminde avantaj sağlayacaktır. Hekimlerimizin diğer ülkelerdeki hekimlerden bilgi ve beceri yönünde eksikliği yok. Sadece sayısal eksikliğimiz var. Almanlar, İngilizler Türkiye’ye geldiğinde ülkelerindekinden daha kötü bir sağlık hizmeti almıyorlar. Bu iş bisiklete benzer, sabit durmaz, sürekli pedal çevirmek gerekir. Zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Ben teşekkür ederim. 

Nİ S A N 2 0 1 2

19


Sağlık Eğitimi Bölümleri Yeniden Açılmalı D

yazı,

PROF. DR. HAYDAR SUR İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ FAKÜLTESİ DEKANI

20

NİSA N 2012

ünya Sağlık Örgütü sağlık eğitimini “Kişilere ve toplumlara bilgilerini artırarak veya tutumlarını etkileyerek sağlıklarını daha iyiye götürmek üzere yardımda bulunan öğrenme çabalarının her türlü bileşimidir.” şeklinde tanımlamaktadır. Bu tanımda dikkat edilmesi gereken iki husus var. Bunların birisi “sağlık” sözünün, ikincisi de “eğitim” sözünün etrafındadır. Sağlık ile ne anladığımız, eğitim ile ne anladığımız açıklığa kavuşursa, sağlık eğitimini yanlış anlayacak bir durum kalmaz. Sağlık denince hastalık hizmetlerini anlayarak işi kısır bir araziye sürmüş oluyoruz. Sağlık personeli denince de bunun en eğitimlisi olan hekimi anladığımız zaman ayrıca bir kısırlaştırma daha yapmış oluyoruz. Oysa klinisyen hekimin (hasta eğitimleri ve buna bağlı olarak hastalık ve tedavi ile ilgili aile bireylerinin eğitimleri bir yana bırakılırsa) sağlık eğitimi adına yapacağı şeyler sadece bir parça olarak kalır. Hasta ve ailelerin

eğitimlerine ne derece ilgi gösterildiği de ayrı bir yazı konusu olabilir. Eğitim konusu da ayrı bir kavram kaymasını oluşturuyor. Birbiriyle yakın ilişkisine rağmen “yetiştirme eğitimi/education” ve “geliştirme eğitimi/training” iki ayrı kavramdır. Geliştirme Eğitimi (Training) Katılımcının performansını artırmak ya da ilgiliyi istenilen bilgi ve beceri düzeyine ulaştırmak amacıyla bilgi ve uygulama kolaylıklarının aktarıldığı örgütlenmiş faaliyettir. Yetiştirme Eğitimi (Education) Genel anlamıyla: Bir veya daha çok kişiyi entelektüel olarak gelişmiş bir yaşama hazırlamak amacıyla akılcı yaklaşım ve yargı gücünü geliştirecek genel bilginin onlara aktarılması sürecidir. Bir kuşağın yaşam amaçlarını ve alışkanlıklarını sonrakilere aktarmasıdır. Mesleki anlamıyla: Bir mesleğin ge-


rektirdiği özel bilgi ve becerinin aktarılması veya kazanılması eylemi veya sürecidir. Yetiştirme eğitimlerinde okullaşmanın ve özgün müfredatın ortaya konulmuş olması gerekmektedir. Bu farkı ortaya koyduktan sonra, ülkemizde birçok kişinin içine düştüğü sağlık eğitimi denince akla sağlık personelinin yetiştirilmesini anlamak gibi bir yanlıştan kendimizi kurtarmamız gerekiyor. Sağlık eğitimi başka şey, sağlık personelinin eğitimi başka şeydir. Özellikle tıp fakültelerinde sağlık denince yalnız tıbbın akla gelmesi çok yaygın bir bias (her zaman karşılaşılan sistematik hata) olduğundan, sağlık eğitimi denince de sadece tıp eğitimi ve tıpta uzmanlık eğitimini, hadi biraz insaflı olarak diğer mesleklerden kişilerin yetiştirilmesi eğitimini anlamaları kaçınılmaz bir durum olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün yukarıdaki tanımını düşününce konuyu ne kadar kısıtlı bir bakışla ele aldığımız daha iyi anlaşılıyor. Halbuki Dünya Sağlık Ör-

Hem sağlık bilimlerinden hem de eğitim bilimlerinden nasibini almış profesyonellerinin değeri tartışılamaz.

rumaya yönelik bireyde oluşturulması gereken davranışların bütünü olarak algılamamız gerekmektedir. Sağlık eğitimi, kişilerin kendi sağlıklarını geliştirmek ve toplumun yaşam kalitesini arttırmak için bilinçli tercihler yapmalarına yardımcı olur. Bunu gerçekleştirmek için doğru bilgiler, anlaşılabilir bir şekilde sunulmalıdır.

gütü sağlık eğitiminin kapsamını “bireylere ve topluma sağlıklı yaşam için alınması gereken önlemleri benimsetip uygulatmak, sunulan sağlık hizmetlerini kullanmaya alıştırmak, sağlıklarını ve çevrelerini iyileştirmek için insanları ikna etmek, ortak karara vardırmak ve eyleme yöneltmek amacıyla gerçekleştirilen eğitim uygulamaları” olarak ortaya koymaktadır. Böylelikle sağlık eğitimini insanlarda kalıcı ve sürekliliğini koruyan davranış değişiklikleri yaratmayı amaçlayan ve sağlığını ko-

Birçok ülkede ayrı bir sağlık mesleği olarak sağlık eğitimi profesyoneller arasında yerini almış durumdadır. Ülkemizde 1996 yılında kurulmuş ve 2000’li yılların başında kapatılmış olan Sağlık Eğitim Fakülteleri içinde ayrı bir diploma vererek profesyonel sağlık eğitimcisi yetiştiren Sağlık Eğitimi Bölümleri bizce yeniden açılmalıdır. Bu yıl olmasa önümüzdeki yıllarda kaçınılmaz olarak bu yola gidilecektir. Çünkü ülkenin profesyonel sağlık eğitimcilerine ihtiyacı vardır. Hem sağlık bilimlerinden hem de eğitim bilimlerinden nasibini almış profesyonellerinin değeri tartışılamaz. Hekimin ve

Nİ S A N 2 0 1 2

21


hemşirenin yaptığı eğitimler bu profesyonellerin yapacağı eğitimlerle aynı değildir. Sağlık eğitimi tıpta uzmanlık dallarının en önemlilerinden biri olan Halk Sağlığı’nın da altı alt disiplininden birisi olması nedeniyle 21. yüzyıl halk sağlığı uygulamalarının vazgeçilmezi olarak karşımıza gelecektir. Sağlık Eğitimi Yaklaşımları ve Yönelimleri Modern sağlık eğitimi yaklaşımı yalnızca pozitif sağlığın korunmasını değil aynı zamanda geliştirilmesini de amaçlamaktadır. Sağlığın hem negatif hem de pozitif boyutlarının beden-

Ülkemizde birçok kişiyi sağlık eğitimi denince akla sağlık personelinin yetiştirilmesini anlamak gibi bir yanlıştan kurtarmamız gerekiyor. sel, ruhsal ve sosyal yönleri vardır. Bu yaklaşım sağlık eğitimi kavramının Draper ve arkadaşları tarafından tanımlanan ‘üç bölümlü tipoloji’ doğrultusunda genişlemesini öngörmektedir. Bu tipoloji şöyledir: 1. Tip Sağlık Eğitimi: Beden ve bakımı konusunda eğitim, 2. Tip Sağlık Eğitimi: Sağlık hizmetlerinden en iyi düzeyde yararlanmayı sağlayacak bilgileri kazandırma, 3. Tip Sağlık Eğitimi: Sağlığı etkileyen her düzeydeki sosyal politikalar ve çevresel süreç ve oluşumlar konusunda eğitim (Tabak, 2000). Sağlık eğitimi programlarının nasıl planlanması ve düzenlenmesi gerektiği ko-

nusunda yol gösteren üç temel sağlık eğitimi yönelimi vardır (Tabak, 2000): 1. Hastalık Yönelimli Sağlık Eğitimi: Sağlık eğitimi belirli bir hastalık ya da sağlık sorununun önlenmesine yönelik olarak tasarlanır ve morbiditede/mortalitede bir düşüş elde etmek amaçlanır. Önlenebilir hastalıklarla başa çıkmanın en iyi yolunun risk faktörlerini azaltacak spesifik programlar olduğu varsayılır. 2. Risk Faktörü Yönelimli Sağlık Eğitimi: Belirli risk faktörlerini aradan çıkararak belirli hastalıkların sıklığının azaltılması amaçlamaktadır. Hastalık yönelimli sağlık eğitimine göre önemli avantajı bir tek risk etmeninin birden fazla hastalıkla bağıntılı olabilmesidir. 3. Sağlık Yönelimli Sağlık Eğitimi: Bu yönelim hem sağlığın bozulmasını önlemek hem de pozitif sağlığı geliştirmek amaçlarını taşır. Her iki yönde de sağlık bedensel, ruhsal ve sosyal öğeleri ile ele alınmaktadır. Pozitif hedefe yönelme sağlık eğitiminin eğitsel gerçekliğini de önemli ölçüde artırmaktadır çünkü insanlar kendilerine çekici gelen yaşam biçimlerini benimseme eğilimindedir. Sağlığın geliştirilmesi konusunda en kritik rolü oynayacak sağlık eğitimcilerinin risk gruplarına, risk faktörlerine, bireylere veya toplumun geneline yönelik tasarlayıp, bilimine uygun materyallerini ürettiği, uygun eğitim kanalları ve yöntemleri ile bunu yürüttüğü ve değerlendirdiği eğitimlerin elbette deneye yanıla yürüttüğümüz eğitimlere göre etkililiği elbette daha fazla olacaktır. Sadece bu bile sağlık eğitimcilerini ayrı bir yerde değerlendirmemiz için yeterli bir sebeptir.  Kaynaklar (1) WHO website, www.who.int (erişim 2 Nisan 2012) (2) Tabak S., Sağlık Eğitimi, Somgür Yayıncılık, Ankara, 2000. (3) Özvarış Ş. B., Sağlık Eğitimi ve Sağlığı Geliştirme, Hacettepe Vakfı Yayın No:01/18, Ankara, 2001. (4) Çevirenler:Aykut,M.,Ceyhan,O.,Günay,O.,Gün,İ.,Ç etinkaya,F.,Öztürk,Y., Öztürk A., Sağlık Eğitimi “Temel Sağlık Bakımında Sağlık Eğitimi El Kitabı, Erciyes Üniversitesi Yayınları, No:116, Kayseri, 2001.

22

NİSA N 2012


AB, ABD ve BM Sağlık Eğitiminde 2020 Milenyum Projeksiyonunu Açıkladı H

er alanda aşama kaydetmek isteyen insanoğlu, birinci ve ikinci dünya savaşlarından ders aldı. Avrupa Birliği’nin temel kuruluş felsefesi, insanların bir daha aynı acıları yaşamaması için ekonomik alanda fırsat eşitliğine dayalı bir birlik kurmak oldu. Birleşmiş Milletler(BM) bu ortak amacı bütün dünya çapında, insan haklarına dayandırdı. Sağlık hizmetlerinin 2000’li yıllarda hem ekonomik hem sosyal ağırlığı, ülkelerin gayrisafi milli gelirlerinin %15’ni sağlık hizmetlerine harcamaya başlamaları ile gündeme oturdu. yazı,

OP. DR. AYŞE TURAN ULUSLARARASI İLİŞKİLER MA

BM’nin Sağlık Parametreleri BM girişimi ile sağlık hakkı, insan hakları altında ele alınarak her ülkenin kendi sağlık parametrelerini 2020 yılına kadar BM hedeflerine yaklaştırması istenmektedir. BM Dünya’da belirlediği değişiklikleri açıkladığı raporundaki başlıca sağlık parametreleri şunlardır; • Dünyanın birçok bölgesinde çocuk

24

NİSA N 2012

sayısı azalıyor, şehir nüfusları artıyor. İnsan yaşamı uzuyor. • Bulaşıcı olmayan hastalıkların payı artıyor. HIV ve TB yayılımı kontrol altına alınıp, ters yöne çevrilmelidir. • Depresyon ve kalp hastalığı, obezite, kanser, alkol kullanımı ve kazalar insan sağlığını tehdit ediyor. • Antibiyotik direnci artması ile tedaviler gecikiyor. Sağlık harcamaları yükseliyor. Koruyucu hekimlik arttırılmalı. AB’nin Sağlık İş Gücü Kullanacağı Bütçeden Türkiye Faydalanmalı 2020 yılında AB’nin sağlık alanında ilan ettiği hedefler ise hasta güvenliğine ve bakım kalitesine dayandırılmaktadır. AB, 2020 yılında sağlık alanında 1.000.000 sağlık iş gücü açığı ile karşılaşacaktır. AB’nin acilen kaliteli, genç sağlık iş gücüne ihtiyacı vardır. Komşu olan Türkiye’deki genç ve işsiz nüfusun doğru planlama ve kaliteli sağlık eğiti-


mi ile sağlıkta iş birliğini geliştirmesi gereklidir. AB 2020 yılında hastaların ve sağlık hizmetlerinin serbest dolaşımına geçmek zorunda kalacaktır. AB sağlık iş gücünde yeterlilik için bilgi, ustalık ve davranış aramaktadır. AB sağlık hizmetleri seviyesine, hasta güvenliği temelinde ulaşabilmek için AB genel bütçesinden para ayrıldı. Kaliteli sağlık personeli yetiştirilmesi amacı ile kullanılacak bu bütçeye, Türkiye girmelidir. En büyük genç nüfus bu zaman diliminde Türkiye’dedir ve işsizliğe etkin bir çözüm sağlayacaktır. AB’de sağlık çalışanlarının serbest dolaşımı için sağlık diplomalarının karşılıklı tanınması ancak eğitim içeriğinin de benzer kalitede yapılanması ile mümkündür. Ortak alanlar oluşturulup her ülkedeki müfredat içerikleri yayınlanmaktadır. Devletler birbirlerinin eksikliklerini görüp hasta güvenliği temelinde bu eksikliklerin tamamlanmasını talep etmektedir. Akreditasyon, ‘Ülke içi ve AB düzeyinde’ planlanıp akreditasyon kurulları oluşturulmakta-

ABD sağlık eğitimini, sağlık hizmetlerinin kalitesini arttıracak, maliyeti azaltacak bir araç olarak görmektedir. dır. Hasta güvenliği tanımı altında tartışılan bütün hukuk temelleri Türkiye hukuk sistemine uyarlanmalıdır. Eğitim İçin Getirilen Öneriler Dünya’da yabancı sağlık gücü çalıştırmak stratejik bir mesele oldu. BM, bazı ülkelerin az sayıda olan sağlık gücünün çalınmasından endişe ederek, World Health Assembly 2010’da ‘A Code of Practice for the International Recruitment of Health Personnel’ı yayınladı ve üye devletlere imzalattı. Bu çalışma ile üçüncü dünya ülkelerinden sağlık iş gücü alınması yasaklandı.

Üçüncü Dünya ülkeleri için karşılıklı anlaşmalar ve ortak eğitim programları düzenlenecektir. 2011 Belçika’da AB Konseyi kararı çerçevesinde sağlık insan gücünün yetiştirilmesi için ‘Investing in Europe’s Health Workforce of Tomorrow: Scope for Innovation and Collaboration’ (İşbirliği İçinde Yarının Avrupa Sağlık Gücüne Yatırım Yapılması) yayınlandı. AB’nin bu amaçla kabul ettiği yol haritası, Sağlık Eğitiminde öncelikleri şu konuları içermektedir; en iyi uygulama merkezleri kurup ortak kullanma, istatistik, planlama, hastanede eğitim, yeni teknolojilerin öğrenilmesi, yaşlanma sebebi ile erken ve geç dönem yaşlılarına ait yeni hastalık modelleri, yaşlıların çoğul süreğen hastalık durumlarına hakim olma, insan hareketlerinin artması ile hastalıkların yayılmasında alınacak önlemler ve tropik hastalıklardır. AB’de sağlık iş gücü önerileri (Human resources for health in Europe) şu şekilde tartışıldı; multidisipliner, trans-

Nİ S A N 2 0 1 2

25


Türkiye’deki genç ve işsiz nüfusun doğru planlama ve kaliteli sağlık eğitimi ile sağlıkta iş birliğini geliştirmesi gereklidir. disipliner, interdisipliner ve entegre çalışabilecek tıp uzmanlarına ihtiyaç vardır. Uzman eğitimcilerin yetiştirilmesine ortak destek verilmeli ve bilim adamları paylaşılmalıdır. AB’ye veya üye ülkeler içinde uzmanların göç etmesini önlemek için ‘circular training’ sistemine geçilmelidir. İleri merkezlerde eğitime giden doktorlar kendi ülkelerinden çok uzun süre ayrı kalmamalı, zaman zaman eğitime gidip gelmelidir. AB’de Sağlık Eğitimi ve istihdamı araştırmaları arasında Prometeus Projesi ve AB Komisyonu çalışmaları sürmektedir. Bologna Süreci‘nde doktor, hemşire ve ebelerin minimum eğitim süreleri kabul edilmiştir. Üye devletlerin 2/5’inde bulunan uzmanlıklar otomatik kabul görür. AB’de sağlık eğitimi önerileri; ihtiyaç araştırılmalı, eğitici yetiştirilmeli, kapasite arttırılmalı, planlı yatırım yapılmalıdır. Sağlık çalışanının ustalık kazanması ölçülebilmelidir. Engelli vatandaşlar da diğer insanların aldığı hizmetlerden faydalanabilmelidir. CPD (Continuous Professional Development) kaliteyi arttırma ve güvenlik testleri uygulanmalıdır. ABD’nin Sağlık Eğitimindeki Atılımları Son yıllarda kalite, 2011 Profesyonel Nitelikler Direktifi (AB)’ne dayandırılmaktadır. Üçüncü ülkelerden alınan diplomanın AB’de geçerliği için üye devletlerde üç yıl tecrübe aranmaktadır. Dünyada en kapsamlı sağlık eğitimi kalite kontrolleri ABD’de yapılmaktadır. ABD’de sağlık eğitiminin in-

26

NİSA N 2012

celenmesi tarihi gelişimi Amerikan Başkanı’nın talebi ile ve 1908 -1910 Carnegie Vakfı‘nın parasal desteğinde, Dr. Abraham Flexner’i görevlendirmesi ile başladı. Flexner, bütün Tıp Fakültelerini tek tek inceleyip çok kısa zamanda yarıdan fazlasının kalitesini yeterli bulmayıp kapanmaları için rapor yazdı ve Amerikan yönetimi yetersiz olan Tıp Fakültelerini kapattı. Bu dönemde John Hopkins Hastanesi’nin verdiği eğitim esas alındı. 1970’de kurulan, IOM (Institute of Medicine), Tıp Enstitüsü olarak eğitimi takip etmeye başladı. 1992’de EBP Evidence Based Practice, kanıta dayalı uygulamaların benimsenmesi ABD’de başladı.

ABD, sağlık eğitimini, sağlık hizmetlerinin kalitesini arttıracak, maliyeti azaltacak bir araç olarak görmektedir. Amerika’daki sigorta ödemelerini yapan MedPAC (Medicare Payment Advisory Commision) Doktor İşvereni özelliği ile yetiştirilmesini istediği doktor tipini ayrıca vurgulamaktadır. Ülke çapında sağlık gücünün dengesiz dağılımı, düşük kalite (GME Tıp Eğitimi), yatırım kotaları, nitelik ölçümleri, entegre tedaviyi multidisipliner yürütme, bilgi teknolojilerini kullanmayı öğrenme ve Sağlık Hizmet Sistemi Değişiklikleri yapılması istenmektedir. Collaboration-ortak paylaşım, Communication-haberleşme, Transition in care-tedavi safha geçişleri, üst ihtisas


dalları arttırılması ve ustalık ölçümüne dikkat çekildi. ABD 2020 Sağlık Eğitimi Projeksiyonu 2012’nin Ekim ayında İOM tarafından yayınlanacaktır. 2008-2010 AAMC American Ass. of Medical Colleges (Tıp Okulları Birliği) sağlık eğitiminde ihtiyaçlar yayınlandı. Nüfus artışına oranla tıp doktoru sayısının anlamlı artmadığı ve ülke dağılımına uygun insan gücü planlaması yapılmasının gereği anlatıldı. ABD’de nüfus yaşlanıyor ve doktorların yüzde 26’sı da 60 yaş üstüdür. Doktor kullanım sıklığı artıyor ve yeni Obama sağlık reformu ile daha da artacaktır. 2011 Aralık ayında, ABD Kongresi’nde sağlık eğitimi çalışması yapıldı. Tıp Enstitüsü’ne 2012 yılında ibraz edilmek üzere araştırma yapması görevi verildi. Tıp Enstitüsü’nde çalışan saygın bilim adamları 2000 gönüllü uzmandan oluşur. Genellikle şeref için kendilerine verilen ödevleri inceler ve rapor sunarlar. Bunların arasında 300 Nobel ödüllü bilim adamı vardır. Ülkenin en iyilerini temsil ederler. IOM-Tıp Ens-

titüsü organizasyonu altında ABD’deki sağlık eğitimi konusunda kapsamlı bir raporu (Policy Guidelines 2000-2020) hazırlayıp, 2012 Ekim ayında Amerikan Kongresi’ne sunacaklar. Böylece, ABD Sağlık Eğitimi’nin nasıl düzenleneceği ortaya çıkacaktır. BM, AB ve ABD’nin 2020 sağlık eğitim projeksiyonlarının ortak noktaları şunlardır; yaşlanan nüfus ve farklılaşan yaşam şartlarına bağlı yeni hastalık modelleri ortaya çıkmaktadır. Yeni teknolojilerin öğrenilmesi ve entegre çalışma ile sağlık hizmetlerinin daha ulaşılabilir olacaktır. Sağlık Yöneticiliği tıp eğitiminde müfredatlara dahil edilmelidir. Dezavantajlı grupların ihtiyaçları ihmal edilmemelidir. AB’de sağlık hizmetlerinin serbest dolaşımında yabancı dil bilgisi resmi şarttır. Değişen dünya şartları, bütün dünyada sağlık alanında ortak sorunlara, benzer çözümler getirmektedir. Dünyada sağlık iş gücü açığı vardır. Nüfus, ortalama yaşam süresi uzadığı için artmıştır ve yaşlanmıştır. Yaşlanma ile birlikte yaşa bağlı hastalıklar artmıştır. Sağlık hizmetleri daha çok pahalanmıştır. Sağlık iş gücünün daha bilgili ve talebe uygun yetiş-

AB’de sağlık çalışanlarının serbest dolaşımı için sağlık diplomalarının karşılıklı tanınması ancak eğitim içeriğinin de benzer kalitede yapılanması ile mümkündür. tirilmesi esastır. Sınırlı sayıdaki sağlık çalışanlarının ortak ve etkin kullanımı hedeflenmektedir. Üst ihtisaslaşma teşvik edilmekte, disiplinler arası iş birliği için eğitim önerilmektedir. Telemedicine, e-dosyalama, sağlık kartı gibi teknolojilerin kullanılması istenmektedir. Doktorlara yardımcı kalifiye sağlık personelinin yetiştirilmesi planlanmaktadır. Dezavantajlı grupların ihmal edilmemesi için uyanıklık istenmektedir. Tıp eğitimi sağlık hizmetlerinin maliyetinin azaltılmasında bir araç olarak görülmektedir. BM gelişmiş ülkelere çağrıda bulunarak geri kalmış ülke vatandaşlarından sağlık alanında yetiştirilmek ve tekrar ülkelerine gönderilmek üzere dairesel göç adı altında (circular migration) destek eğitim programı uygulamalarını istedi. Türkiye genç nüfusu, AB’ne komşu coğrafyası ve tıp alanındaki bilgi birikimi ile sağlık eğitimini akredite ederek, sağlık alanında uluslararası görev almaya ve ulusal sağlık hizmetlerinin kalitesini arttırmaya namzettir.  Kaynaklar 1) Eurohealth Observer, Vol 17/ No.4/ 2011-4. 2) http//ec.europa.eu7internal_market/qualifications/docs7news/20110706-evaluation-directive200536ec_en.pdf. 3) The Gren Paper :Modernizing the Professional Qualifications Directive (COM (2011) 367 final) Brussels, 22 June 2011. 4) Health Professional Mobility and Health Systems, Evidence from 17 European Countries, Edited by M. Wismar, European Observatory Studies Series No: 23. 5) Institute of Medicine, USA. Website. 6) 18.02.2012 de yayınlanan: Health for Europe’s Future: Health 2020 Report.Z.Jakab WHO Regional Director.

28

NİSA N 2012


röpor taj, SU ÖZGÜR

Devlet Ana, İnsanların Bana Uygun Gördüğü Güzel Bir Yakıştırma S

AYED Dergisinin bu ay ki konuğu Bakanlık Müşaviri Sayın Fatma AKTAŞ. İnsanlara karşı cana yakın, sıcakkanlı ve işinde ise bir o kadar profesyonel. Yoğun bir ortamda bize zaman ayırdı. Kendisi ile Sağlık Bakanlığı’ndaki çalışma ofisinde görüştük. Bize kendinizi tanıtabilir misiniz?

FATMA AKTAŞ

SAĞLIK BAKANLIĞI MÜŞAVİRİ

1961 Trabzon Çaykara doğumluyum. Evli ve iki çocuk annesiyim. Hastane Müdür Yardımcılığı, Hastane Müdürlüğü, Daire Başkanlığı görevlerinde bulundum. Şu anda da Bakanlık Müşavirliği göreviyle birlikte Müsteşarımız Sayın Prof. Dr. Nihat TOSUN’un Özel Kalem Müdürlüğü’nü yürütüyorum. Karadenizliliğin de verdiği bir özellik olarak insanlara karşı sevecen ve sıcakkanlısınız. Bu kadar yoğun bir tempoda gününüz nasıl geçiyor?

30

NİSA N 2012

Evet, çok yoğun bir çalışma temposu içerisindeyiz. Gün içerisinde çok farklı olaylar ve kişilerle karşılaştığımız için, çoğu zaman yemeği bile unuttuğumuz oluyor. Bize ulaşan insanlar, gerçekten sıkıntısı olan kişiler. Onların dertlerine derman olduğunuz, üzüntülerini paylaştığınız zaman mutlu oluyoruz. Karşınızdaki insana bir gülümseme, bir şeyler ikram etme... Bunlar yazılı olmayan kurallar. Bu bizim kültürümüzün gereği. Hepimiz buralarda geçiciyiz. Sadece buralarda değil, bu dünyada misafiriz. Önemli olan arkamızda hoş bir seda bırakabilmek. Şükürler olsun, belirli şeyleri gördük yaşadık. Allah’ımıza hamdolsun. Biz hizmet yarışındayız. Bakanlığımızın başarıyla uyguladığı Sağlıkta Dönüşüm Programı, halkımızın ilgisine mazhar oluyor. Bu çorbada bir nebze bizimde tuzumuz var ise, ne mutlu.


Aynı zamanda annesiniz. Çalışan kadınların genel sıkıntısı olan ev ve işyeri arasında zorlandığınız dönemler oluyor mu? Hayır, zorlanmıyorum. Çalışmayı seven birisiyim. Hem evde hem de işyerinde boş kaldığım zaman canım sıkılıyor. Evde her işimi kendim yapıyorum. Planlı ve programlı bir şekilde zamanı değerlendirerek çalışırsanız sıkıntı yaşamazsınız. Bu konuda, çocuklarımın okulları, dershaneleri, alışverişleri ile özellikle de veli toplantıları da dâhil olmak üzere ben ilgilenirim. Her şeyi bir sisteme oturtturduk. Allah’a şükür her şey yolunda gidiyor. Sizin bir de “Devlet Ana” unvanınız var. Biz bu yakıştırmayı basından da sıkça takip ediyoruz. Nereden çıktı, nedir bu “Devlet Ana”? Devlet ana, insanların bana uygun gördüğü güzel bir yakıştırma. Bazen benim adımı Devlet Ana zannedip “Devlet Hanım” diyenler olduğu gibi,

Bazen benim adımı devlet ana zannedip “Devlet Hanım” diyenler olduğu gibi, “Devlet Anneciğim” diyenler de var. “Devlet Anneciğim” diyenler de var. Sadece “Anacığım” diyenleri de unutmayalım. Bunlar güzel yakıştırmalar. Kendilerine yakın gördüklerini, inanıp güvendiklerini, her konuda bana sıkıntılarını anlatabildiklerini görüyorum. Ben de gerçekten onlara en iyi şekilde layık olmaya çalışıyorum. Şunu da söylemeden geçmeyeyim. Bu bana ilk defa Prof. Dr. Şaban ŞİMŞEK Hoca tarafından söylenmişti. Bu onun eseridir. Kendisine bu vesileyle selam ve saygılarımı iletiyorum. Allah ömrünü uzun, yolunu açık etsin.

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nihat TOSUN’un, başhekimlik yaptığı dönemden bu yana özel kalem müdiresi olarak görev yapıyorsunuz. Sayın Müsteşarla çalışmak nasıl bir duygu? Evet, benim için en güzel ve en anlamlı sorulardan birisidir bu. Sayın Müsteşarımız Prof. Dr. Nihat TOSUN ile dokuz yılı aşkındır birlikte çalışıyoruz. Benim için onur verici bir duygu. Kısaca bahsetmek istiyorum. Benim başarılı olmam, Sayın Müsteşarımızın başarısı. Kendisi ile çalışmak çok zevkli. Sadece benim için değil, bu herkes için geçerli. İyi bir gözlemci olduğumu düşünüyorum. Müsteşarım çalıştığı kişileri her zaman onore etmiştir ve onlara her türlü imkânı vererek çalışmalarının önünü açmıştır. Sayın Müsteşarımız geniş düşünen, çok zeki ve kıvrak zekası olan üst düzey bir bürokrat. Her şeye mutlaka çözüm üretir ve üretmeyi ister. Hiçbir ayrım yapmaksızın her gelen notu, bilgiyi

Nİ S A N 2 0 1 2

31


SAYED Derneği’nin kuruluş aşamasındaki günlerde bu kadar büyük ve etkin bir dernek olabileceğini tahmin etmemiştim. dikkate alıp, ilgili kişilere talimat vererek, geri dönüş yaptırır. Bana göre kişiliği, hekimliği, bilim adamlığı ve bürokratlığı ile ender olan ve unutulmayacak simalardan birisidir. Allah, Sayın Müsteşarımızı başımızdan eksik etmesin, hayırlı ve uzun ömürler versin. Aynı zamanda SAYED Genel Sekreterisiniz. SAYED’in bugünlere gelmesinde kurucu üye olarak büyük emeğiniz var. SAYED 2006 yılında kurulurken, ülkenin en büyük ve en etkili sağlık yönetimi derneği olacağını tahmin ediyor muydunuz? Biz her zaman büyük düşünerek vizyon ve misyonumuzu ona göre belirlemiştik. Açık söylemek gerekirse kuruluş aşamasındaki günlerde bu kadar büyük ve etkin bir dernek olabileceğimizi tahmin etmemiştim. Ama şimdi, Konfederasyon olabileceğimizi düşünüyorum. Çünkü bizim derneğimiz, alanlarında başarılı olan ve olmaya devam eden üst düzey yöneticilerden oluşuyor. Hedefimiz büyük, her zamanda öyle olmuştur. Çalışmanın meyvesi alınır. Bu ekip işidir. Ekibimiz iyi. Yönetim Kurulu Başkanlarımız ve üyelerimizle birlikte bu başarıya ulaştık. Tabii ki Kurucu Başkanımız, Sayın Prof. Dr. Nihat TOSUN’un katkılarını da unutmuyoruz. Çeyrek asra yakın hizmetiniz var. Bu süre içerisinde binlerce insanla karşı karşıya geldiniz. Dertlerine derman olmaya çalıştınız. Bu süreçte sizi etkileyen ve unutamadığınız bir olay var mı?

32

NİSA N 2012

Şöyle söyleyeyim yirmi sekiz yıldır çalışıyorum. Birçok olay var. Ama son zamanlarda etkilendiğim birisini sizlerle paylamak istiyorum. Geçen yıl Enerji Bakanımız Sayın Taner YILDIZ, bir hastanın nakli için beni aradı. İbni-Sina Kardiyoloji bölümünde yatıyor. Ameliyat için İstanbul Koşuyolu Hastanesi’ne nakledilmesi gerekiyor. Ben talimatı alır almaz hızlı bir şekilde Acil Sağlık Hizmetleri Kriz Merkezi’ni aradım. Hastanın uçak ambulansla nakledilmesi konusunda hekimlerle görüştüm. Nakil için resmi işlemler başlatıldı. Cep telefonum yeniden arandı. Beni arayan hastanın kendisi. “Kızım biraz acele eder misiniz? Geç kalıyoruz, strese giriyorum.” dedi. Ben de ona “Tamam beyefendi, hemen hallediyoruz.” dedim. Hasta ambulans uçakla İstanbul’a gitmiş, havaalanından hastaneye götürülürken vefat etmiş. Oğlu beni ağlayarak arayıp hem teşekkür etti, hem helallik istedi. O rahmetli amcanın sesini hâlâ kulaklarımda. SAYED dışında da birçok sivil toplum örgütünün ve özellikle de yardım kuruluşlarının organizasyonlarında sizi görmekteyiz. Bize bunlardan bahseder misiniz? Sivil toplum örgülerine her zaman destek olmalıyız. Çok güzel hayır işleri yapıyorlar. Burada bizim konumumuz itibariyle, daha çok sağlıkla ilgili sivil

toplum kuruluşlarına destek olmaya çalışıyoruz. Özellikle deprem sonrasında evsiz kalan insanlara, yaşlı hastalara, fakir ve yoksullara bakmak hepimizin görevi olmalı. Ben, aynı zamanda Sağlıklı Nesiller Derneği, Evde Bakım Hizmetleri Derneği, Down Sendromlular Derneği ve birçok yardım kuruluşunda görev almaktayım. Bu konularla destek olmak adına yurt dışı programlarına da katıldım. Bu çocuklar hepimizin. Down sendromlu ya da otizmli de olsa, bedensel ve zihinsel engelli de olsa, hem ailelerine hem de kendilerine sosyal, ekonomik ve sağlık yönünden destek olmalıyız. Geleceğe daha iyi, daha sağlıklı nesiller yetiştirmek için herkesin üzerine düşeni yapması gerekir. Birlikten kuvvet doğar sözü ile hep birlikte çalışmalıyız, çalışmalıyız, çalışmalıyız diyorum. Gelecekle ilgili düşünceleriniz var mı? İnancımız gereği, bugün de, gelecek de Rabbimizin bize lütfüdür. Önemli olan bulunduğumuz noktanın hakkını verebilmek. Rabbim bizim için neyi hayırlı kıldıysa onu nasip eylesin. Bu temennimi sadece kendim için değil, tüm insanlık için istiyorum. Memleketimiz için, milletimiz için verilecek her türlü görevi yapmaya hazırız. Eklemek istedikleriniz… Bu röportaj vesilesiyle bütün sağlık çalışanlarına, vatandaşlarımıza selam ve sevgilerimi iletiyorum. 


Pazarlamanın Yedi p’si P

azarlama anlayışı önceleri 4P olarak ifade edilen sonrasında değişen pazarlama stratejileri ve talep eden anlayışı ile 3P daha eklenerek 7P olarak karşımıza çıkmıştır. Üzerinde durulması anlamında 7P ya da 7C pazarlama bilimi adına hemen hemen her şeyi kapsamaktadır. Maddeler halinde ifade etmek gerekirse; Üretim süreci ile

yazı,

BEHLÜL ÜNVER

MARMARA ÜNİ. TIP FAK. VAKFI ACADEMIC HOSPITAL & ÇİFTEHAVUZLAR TIP MERKEZİ VAKIF / İŞLETME MÜDÜRÜ

• Product (Ürün) • Price (Fiyat) • Place (Yer) • Promotion (Tutundurma) • People (Hedef Kitle) • Process (Süreç) • Physical Evidence (Fiziksel Belirti, Kanıt) Bir de talep eden yönü ile değerlendirildiğinde (7C) • Customer Value (Tüketiciye değer katan şey) • Cost (Maliyet) • Convenience ( Erişilebilirlilik) • Communication (İletişim) • Consideration (Değer verilme)

34

NİSA N 2012

• Coordination (Koordinasyon-Süreç) • Confirmation (Onaylama-Teyid) Pazarlamanın yedi p’si uygulama anlayışı itibariyle aşağıdaki gibi ifade edilmektedir. 1. Tüketici Uyumu: Sağlıkçı, etkili bir iletişim kurabilmek için tüketicinin algılamalarını, motivasyonlarını, davranışlarını ve ihtiyaçlarını anlamak ve bunlara göre yolunu belirlemek zorundadır. 2. Tüketicinin Algıladığ�� Değer: Alışveriş pazarın bel kemiğini oluşturur. İhtiyaçlar karşılıklı yararların değiş-tokuşuyla tatmin edilir. İstenen uygulamanın olmadığı durumdaki zarardan daha çok sağlıklı davranışların getireceği yararların işlenmesi faydalı olacaktır. Savunulan yararlar mutlaka tüketicinin arzu ettiği veya değer verdiği bilinen şeyler olmalıdır. (Ürünü tüketicinin ihtiyaç, istek ve arzularına uygun olarak sunmak.) 3. Müşterinin Davranışı, Tatmin Derecesi: Kalabalığın büyük bir kısmı değişik yaş, cinsiyet, sosyal sınıf,


etnik grup ya da dine mensup kişilerden oluşuyor olabilir. Herkes aynı anlayışa, tutuma, davranış şekline veya ihtiyaca sahip değildir. Kitlenin analizi hedef kitlemiz hakkında geniş bir bilgi edinmemizi sağlar. Bundan sonra bu kitle hedef pazarlara bölümlendirilir. Bu bölümler kendi talep tiplerine göre kesin sınırlarla ayrılmıştır. Her birinin kendine göre pazarlama ve iletişim stratejileri mevcuttur. (kitledeki farklılıkların çizgilerini belirlemek) 4. Müşteri İlişkileri; Müşterinin Yol Göstericiliği: Market araştırması sağlıkçıya kitlenin düşündüğü gibi düşünmek ve stratejiyi ona göre düzenlemek fırsatını verir. Metotlara gelince geleneksel araştırmalar, panel çalışmaları, fokus gruplar, örneklemeler, ikincil kaynakların gözden geçirilmesi bu amaca hizmet edebilir. (fizibilite; kitlenin bölümlenmesi, bölümlerin karakteristiği ve ihtiyaçları, pozisyon almak için pazar araştırması, mesajların sunuluşu ve pilot testler için) 5. Dağıtım Kanalları – Tanıtım: Pazar araştırması ile oluşturulur. Kanal sağlığın geliştirilmesi için çıkıştır. Hedef kitleye bağlı olarak iletişim ve dağıtım sistemlerinin anlaşılması ve tanımlanmasıdır. (hedef kitlenin medya alışkanlıklarını anlamak ve tanımlamak.)

Hastane seçiminde, arkadaş ve yakınlarının tavsiyelerinin giderek daha etkili olmaya başladığı araştırmalarda saptanmıştır. sürekli bir araştırma ve izlem demektir. Böylece problemler erken bir evrede fark edilir ve pazarlama süreci bu durum karşısında yeniden uygun şekilde modifiye edilir. Sağlıkçı hedef kitle ile irtibatı kesintisiz sürdürmelidir. Bunu yaparken resmi ve gayrı resmi yöntemler kullanılmalı ve kitlenin ihtiyaçları ve bakış açısı her zaman akılda tutulmalıdır. (kitle ile kesintisiz irtibat halinde olmak) Hizmet kalitesi; müşterinin algıladıkları hizmet kalitesi beklentilerinde oluşan hizmet ile aldıkları hizmetin

uygulamasıyla ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla müşteri kullanım öncesinde hizmetle ilgili işletmenin ne sunması gerektiğine ilişkin beklentiler oluşturmaktadır. 8. Yönetim: Pazarlama sürecinin yönetimi hizmetin uyarlanması için her safhanın koordine edildiğinden ve destekleyici ortamın oluşturulduğundan emin olmamızı sağlar. 9. Hizmetin Kalitesi-Dokunulabilir İp Uçları: Bir hizmet işletmesini diğer bir işletmeden farklı kılan en önemli faktörlerden birisi, rakiplerden daha yüksek kalitede hizmet üretmesi ve sunmasıdır. Pek çok hizmet işletmesi, farklı ve istenen kalitede hizmet üretme ve sunma stratejisiyle rakiplerinden üstün duruma geçip, karlılıklarını sürekli kılarak, rekabette üstünlük avantajını yakalamaktadır. Bazı işletmeler kendilerini tatmin etmek amacıyla yüksek kalitede hizmet sunma çabası içerisinde olabilmektedir. Oysa asıl önemli olan şey, tüketicilerin bekledik-

6. Ürün-Fiyat-Yer-Tanıtım: Doğru ürünün doğru yerde ve doğru şekilde tanıtma etrafında dönen ve tüketiciyi tatmin etmeye dayanan bir olgudur. Ürünün karşılığında ne verilmelidir? Ürünün tüketiciye ulaşması için kullanılan dağıtım kanalları nedir? Ürün tüketiciye nasıl sunulmalıdır? Hastaların, hizmet kalitesine ilişkin algı ve değerlendirmelerinin yalnızca kendi tercihlerinde değil, çevrelerindeki kişilerin tercihlerinde de rol oynadığı, hastane seçiminde, arkadaş ve yakınlarının tavsiyelerinin giderek daha etkili olmaya başladığı araştırmalarda saptanmıştır. 7. Sürecin İzlenmesi Müşteri ilişkileri, Müşterinin yol göstericiliği: Bu

Nİ S A N 2 0 1 2

35


leri kalitedeki hizmeti onlara sunmaktadır. Tüketiciler kendilerine sunulan hizmetle bekledikleri hizmeti her zaman karşılaştırmaktadır. Eğer verilen hizmet beklentilerin üzerinde gerçekleştirilmişse daha fazla tatmin olurlar ve o hizmeti almaya devam ederler. Hizmet kalitesi bir imalat ortamında oluşturulup, eksiksiz olarak müşteriye ulaştırılmaz. Birçok hizmet kaliteli bir hizmet sunulmasını garantilemek için satıştan önce sayılamaz, ölçülemez, stoklanamaz, test edilemez ve doğrulanamaz. Hizmet kalitesindeki gelişmelerin bir işletmeye daha fazla yeni müşteri kazandıracağı, mevcut müşteriyle iş hacmini artıracağı, işletmeyi fiyat yönlü rekabetlerden sıyırabileceği ve hataları telafi etmek için harcanan emek ve masrafı azaltabileceği kanıtlanmıştır. 10. Politikalar-Prosedürler: Hizmet işletmelerinde üretilen hizmetlerin kalitesinin nasıl olduğu, üreticilerden çok o hizmeti alan tüketiciler tarafından belirlenir ve üretilen hizmet, tüketicilerin beklentilerine cevap verdiği ölçüde beğeni kazanmaktadır. O halde önemli olan, hizmet kalitesinin

36

NİSA N 2012

Bir hizmet işletmesini diğer bir işletmeden farklı kılan en önemli faktörlerden birisi, rakiplerden daha yüksek kalitede hizmet üretmesi ve sunmasıdır.

kin bir şekilde hizmet sunmak hastane yönetiminin amacı olmalıdır.

tüketiciler tarafından tanımlanmasıdır. Bunun için kalitenin belirlenmesi bakımından müşterinin, hizmetin yarar sağlayan öğeleri karşısındaki tutumuyla, hizmetin gerçekte verdiklerinin, bir arada ele alınmaları gerekmektedir. Pratikte bu ikisinin arasında bir takım kopukluklar ortaya çıkmaktadır. Bu nedenleri ortadan kaldırmak için de hizmet sunuş politikasında işletmelerin belirli değişikliklere gidilmesi kaçınılmaz olmaktadır.

• Hastane personelinin hastalara kibar ve saygılı davranması. • Hastaların hastane personeline güven duyması. • Hasta ihtiyaçlarının zamanında giderilmesi. • Hastanede kullanılan cihazların modern olması. • Verilen yemeklerin yeterli olması. • Fiziki mekânın (oda, banyo, tuvalet vb.) temiz olması. • Bekleme odalarında yeterli oturma yerlerinin olması. • Hastane ortamının gürültüsüz olması. • Çarşaf, nevresim ve yastık kılıflarının temiz olması. 

Hastanelerin verdiği tıbbi bakım ve tedavi hizmetlerinde hastaların beklentilerini karşılamak, tıbbi hatalardan uzak, günün gelişmiş tanı ve tedavi olanaklarını kullanmak, kaliteli ve et-

11. Fiziksel Delil-İnsan: Teknik ve karmaşık özellikleri nedeniyle tıbbi hizmetlerin hastalar tarafından bilinmesi ve anlaşılması mümkün değildir. Bu sebepten, hastaların hastane hizmetlerine bakışı özel niteliklere sahip konaklama hizmetleri şeklinde olmaktadır. Hastaların hastanelerin hizmet kalitesinden başlıca beklentilerini sıralayacak olursak;


Türkiye Sağlık Turizminde En Çok Tercih Edilen On Ülke Arasında Yer Alıyor

yazı,

ARZU ÖZSOY

Birçok ülkede sigorta şirketlerinin kapsamadığı diş, plastik cerrahi vb. hizmetler de oldukça düşük fiyata sunularak sağlık turistlerini cezp etmektedir. 38

NİSA N 2012

S

ağlık turizmi, en hızlı gelişen sektörlerden biri ve en dinamik alternatif turizm şeklidir. Hastalar yüksek kalitede uygun fiyata tedavi olabilmek için farklı bölgelere seyahat etmekteler. Sağlık hizmeti için ülkelerarası seyahat etmelerinin sebebi genelde yaşadıkları ülkede bu hizmetlere ulaşamamaları ya da uzun bekleme süreleridir. Dünya genelinde gelişmiş ülkelerde bireylerin sağlık ihtiyaçları ve devletlerin sağlık harcamaları her yıl büyük oranlarda artış göstermektedir. Bunun sonucu olarak, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliğine üye birçok ülke vatandaşı daha kalite hizmeti daha uygun fiyata almak için başka ülkelere sağlık turisti olarak seyahat etmektedirler. Diğer ülkelerdeki sağlık harcamalarının süregelen artışı, Türkiye özel sağlık sektörünü artan uluslararası hasta sayısı ve cirolarla olumlu yönde etkilemekte ve sağlık turizmi sektörünün gelişmesine önemli katkılarda bulunmaktadır.

Türkiye, dünyaca ünlü “Türk misafirperverliği” ile dünya standartlarındaki sağlık tesislerinde sunduğu geniş tedavi ve bakım hizmetleri yelpazesiyle son dönemlerin gözde sağlık turizmi ülkesidir. 2011 yılında 586.000 sağlık turistine hizmet verilerek ülke genelinde sağlık turizminden 3.4 Milyar USD gelir elde edilmiştir. Türkiye dünya sıralamasında sağlık turizminde en çok tercih edilen on ülke arasında yer alarak uluslararası sağlık arenasında güçlü alternatiflerden biri olduğunu kanıtlamıştır. Ülkenin Tayland, Hindistan ve Singapur gibi dünyanın en çok sağlık turisti alan ülkelerinin arasında yer alması, bu alanda markalaşması ve tüm dünya genelinde bu sektörden pay elde etmesi sadece ekonomik bir kazanç olarak görülmemelidir. Uluslararası hastaların Türk hastaneleri ve doktorlarını tercih etmeleri, aynı zamanda sağlık alanında ülkenin dünya genelinde saygın bir konuma da gelmesi demektir.


10 Milyar USD Gelir Sağlanabilir Sağlık Bakanlığı’nın kamu ve özel sektöre verdiği destekler ve Ekonomi Bakanlığı’nın sağladığı teşviklerle Türkiye önümüzdeki yıllarda sağlık turizmi alanında daha üst sıralara yerleşebilecek durumdadır. Birçok raporda ifade edilen rakamlar da sağlık turizmi konusunda Türkiye için büyük önem arz eden potansiyeli açıkça göstermektedir. 2011 yılında Türkiye’ye yaklaşık 3.4 Milyar USD kazandıran sağlık turizmi faaliyetleri etkin ve uygulanabilir bir stratejik planlama ve uluslararası pazarlama teknikleriyle 2020 yılında 10 milyar USD gelir getirebileceği tahmin edilmektedir. Türkiye’nin dünya genelinde sağlık turizminde en çok tercih edilen ve ilk üç sırada yer alan Uzak Doğu’lu rakipleri Hindistan, Tayland ve Singapur’dan daha yakın bir mesafede olması nedeniyle hedef alacağı pazarlar: Kuzey

Amerika, Kuzey ve Batı Avrupa, Balkan Ülkeleri, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Arap Yarımadası’dır. Neden Türkiye? Farklı coğrafyalardaki sağlık hizmetleri ve sağlık turizmi talepleri incelendiğinde Türkiye’nin neden tercih edildiği daha iyi anlaşılacaktır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkeleri genelinde yüksek kalitede sağlık hizmetleri yüksek fiyatlarla sunulmaktadır. Türkiye’de ise aynı hizmetler benzer kalitede çok daha uygun fiyatlardadır. Ayrıca birçok ülkede sigorta şirketlerinin kapsamadığı diş, plastik cerrahi vb. hizmetler de oldukça düşük fiyata sunularak sağlık turistlerini cezp etmektedir. Daha da önemlisi Amerika ve Avrupa’da bu hizmetleri almak için aylarca sıra beklemek zorunda olanlara ve özellikle ileri yaştaki hastalara hiçbir bekleme süresi olmaksızın hizmet verilmesi ülkeyi daha da cazip hale getirmektedir. Uzun bekleme süreleri

Türkiye, dünyaca ünlü “Türk misafirperverliği” ile dünya standartlarındaki sağlık tesislerinde sunduğu geniş tedavi ve bakım hizmetleri yelpazesiyle son dönemlerin gözde sağlık turizmi ülkesidir. özellikle kardiyoloji ve ortopedi konularındaki acil tedavi talepleri olan ileri yaş hastaları mağdur etmektedir. Bu nedenle yüksek kalitede sağlık hizmetlerini düşük fiyatla ve hızla sunan Türkiye, bu ileri yaş hastaların yaşam kalitesini de yükseltmektedir. Son dönemde yayınlanan birçok raporda, ileri yaş nüfus ve sağlık sorunları ile ilgili önemli nokta ve rakamların altı çizil-

Nİ S A N 2 0 1 2

39


2011 yılında 586.000 sağlık turistine hizmet verilerek ülke genelinde sağlık turizminden 3.4 Milyar USD gelir elde edilmiştir. mekte ve Türkiye için büyük önem arz eden potansiyeli açıkça göstermektedir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde 40 milyondan fazla bireyin sağlık sigortası yoktur ve 120 milyon civarı bireyin sağlık sigortası ise ağız ve diş tedavilerini kapsamamaktadır. Buna paralel olarak, doğum oranının yüksek olduğu 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde doğmuş kişilerin toplam nüfusu 200 milyondan fazla iken 19461964 arasında doğan bu bireyler 2015 yılı itibari ile “ileri yaş – senior, elderly” statüsüne ulaşacaklar ve sağlık ihtiyaçları da doğal olarak büyük ölçüde artacaktır. Bu nedenle, devlet yetkilileri genel nüfusun ve özellikle ileri yaştaki vatandaşlarının sürekli artan sağlık taleplerine yeni çözüm yolları aramakta ve diğer ülkelere yönelmektedir. Sonuç olarak, kaliteli hizmet için uygun fiyat isteyen genel nüfusun ve ileri yaş hastaların sağlık talepleri ve uzun bekleme süreleri artarken Türkiye bu büyük potansiyeli ve fırsatları en iyi biçimde değerlendirmelidir. Türkiye’yi sağlık turizminde markalaştırmak için Amerika ve Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşları ve Müslüman nüfustan yararlanılabilir. Örneğin sadece Avrupa’da 5 milyona yakın Türk ve yaklaşık 20 milyon Müslüman yaşamaktadır. Sağlık turizmi ile ilgilenen özel hastanelerin hedef kitlesi olabilecek bu gruplar aynı zamanda tanıtımda da kolaylaştırıcı rol oynayabilirler. Sağlık Turizmi İçin Hedef Ülkeler Ortadoğu, Kuzey Afrika, Körfez Ülkeleri ve Arap yarımadasında ise durum

40

NİSA N 2012

farklılaşmaktadır. Bu bölgelerde yaşayan hastalar, kaliteli sağlık hizmetlerine kendi ülkelerinde erişim imkânı bulamamaktadırlar. Bu nedenle tedavileri için kaliteli hizmeti sunan en yakın hedef ülkeye gitmeleri gerekmektedir. Uçuş mesafesinin kısa olması avantajının yanı sıra, sağlık turizmi için seçilen ülkenin dili, dini, kültürü ve etnik yapısının sağlık turistinin seçimindeki etkileri düşünülürse Türkiye bu ülkeler için de büyük potansiyel arz etmektedir. Afrika geneli için de sağlık turizmi potansiyeli farklı değildir. Türkiye ve bu ülkeler arasındaki son dönemde yapılan eğitim iş birlikleri daha etkin kullanılarak Afrika’dan gelen sağlık turisti sayısı önemli oranda artırılabilir. Son yıllarda yüksek eğitimlerini Türkiye’de alan Afrikalı tıp öğrencileri ve doktorlar, yüksek kalite-

de uygun fiyatlı sağlık hizmetlerini ülkelerindeki meslektaşlarına ve hastalarına kendi dillerinde anlatarak ülkenin sağlık turizmini geliştirme ve bölgeden gelen hasta sayısının artmasına büyük katkı sağlayabilirler. Hastalarla aynı dili konuşmaları hem Türkiye’nin ülkelerinde pazarlanmasında hem de bu hastaların Türkiye’de tedavileri sırasında önemli bir rol oynayacaktır. Sonuç olarak Türkiye, stratejik konumu, sağlık hizmetlerinin ve sigorta kapsamı dışındaki tedavilerin (diş, plastik cerrahi vb) yüksek kalitede düşük fiyatlara sunulması, ileri yaş hastaların uzun süre bekleyen ameliyat ve tedavilerini hızla gerçekleştirmesi ile önümüzdeki yıllarda sağlık turizminde hak ettiği daha üst sıralara yerleşebilecek durumdadır. 


Kan Gruplarına Göre Diyetler Sağlığı Bozuyor H

er gün gazete, dergi, televizyon, internet gibi kitle iletişim araçlarında binlerce diyet ile karşılaşılmaktadır. Genel ilkeleri benzer olmakla birlikte, diyet mutlaka kişiye özel olarak hazırlanmalıdır. Çünkü herkesin metabolizması birbirinden farklıdır, tıpkı parmak izi gibi.

yazı,

M. TURGAY KÖSE UZMAN DİYETİSYEN

Zayıflama diyetlerinde temel ilke, bir yandan alınan enerjinin sınırlandırılması, diğer yandan fiziksel aktivite ile enerji harcanmasının artırılmasıdır. Günlük enerji alımının kısıtlanması, obezitenin tedavisinde en uygun yöntemlerden birisidir. Ancak kan grubu diyetinde olduğu üzere kontrolsüz bir şekilde ve kısa sürede hızlı ağırlık kaybını hedefleyen çok düşük enerjili diyetler çeşitli komplikasyonlara neden olmaktadır. Yapılan araştırmalar kan grupları ile za-

42

NİSA N 2012

yıflama diyetlerinin etkinliği arasında herhangi bir ilişki bulunmadığını göstermektedir. Bu diyette bazı besinlerin bazı kan gruplarında kullanılmaması gerektiği belirtilmektedir. Örneğin “0 kan grubundakiler süt ve türevlerini tüketmemelidir” gibi. Halbuki bu besin grubunun eksikliği kemik sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. A Grubu Kahvaltı: Limonlu su Meyve suyuyla hazırlanmış pirinç gevreği Kahve veya bitkisel çay Öğle: Somon balığı (soğuk) Limon suyu ve zeytinyağı ile tatlandırılmış yeşil salata İkindi: Yarım kase ballı yoğurt Akşam: Fırında balık, Salata


B Grubu Kahvaltı: Üzüm suyu Sütlü ve muzlu pirinç kepeği Öğle: 2 Dilim hindi eti 1 Dilim ekmek Akşam: Izgara balık Buharda pişmiş sebze O Grubu Kahvaltı: Marmelat sürülmüş 1 dilim ince kesilmiş ekmek 1 Adet yumurta Öğle: Haşlanmış tavuk göğsü Domates salatası Akşam: Fırında balık Salatalık AB Grubu Kahvaltı: 1 Adet yumurta Diyet reçel sürülmüş 1 dilim ekmek Greyfurt suyu Öğle: Karışık yeşil salata Sebze kızartması Akşam: Somon ızgara Kuşkonmaz Kısa Sürede Verilen Kilolar Geri Alınıyor Yukarıda yer alan dört farklı kan grubu diyetinde de besinlerin tüketim miktarları belirtilmemiştir. Birer porsiyon şeklinde düşünüldüğünde önerilen enerji miktarının düşük olduğu; protein ora-

nının yüksek, karbonhidrat oranının düşük olduğu dikkatleri çekmektedir. Tahıllara, baklagillere ve süt ürünlerine yeterince hatta hiç yer verilmemiş, çoğunlukla et ve salata ağırlıklı bir beslenme şekli benimsenmiştir. Bu diyet başlangıçta hızlı kilo kaybı sağlasa da, kısa bir süre sonra bu kilolar fazlasıyla geri alınmaktadır. Vücut ağırlığının hızlı kaybı; yağsız vücut kitlesinin daha çok kaybına, bazal metabolizma hızının azalmasına, kaybedilen ağırlığın korunamamasına, bazı minerallerin düzeylerinin düşmesine neden olmakta ve ölümle sonuçlanabilmektedir. Bu tip diyetler sağlığa zarar vermenin ve metabolizmanın bozulmasını sağlayarak ömrü kısaltmanın yanı sıra, kişinin “ben bu işi başaramıyorum” diyerek umutsuzluğa kapılmasına neden olmaktadır.

Kan grubu diyetinde olduğu üzere kontrolsüz bir şekilde ve kısa sürede hızlı ağırlık kaybını hedefleyen çok düşük enerjili diyetler çeşitli komplikasyonlara neden olmaktadır. Gerçek ağırlık kaybı vücuttaki yağ kitlesinin azalması ile mümkündür. Kas ve su kitlesindeki kayıplar hem sağlık açısından risklidir hem de kalıcı ağırlık kaybına neden olmamaktadır. Ağırlık kaybının hızlı olması öncelikle su, sonrasında kas kitlesindeki azalma ile ilişkilidir. Dengeli diyetlerde yağ, çok düşük oranlarda karbonhidrat içeren (ketojenik) diyetlerde su ve açlık halinde kas kaybı olmaktadır. Zayıflamanın Temelinde Eğitim Yer Almaktadır Zayıflama alanı çok geniş bir yelpazede iş olanağı sağlamaktadır. Diyet / light ürünlerden zayıflama ilaçlarına, aktarlarda bulunan karışımlardan ameliyatlara, spor aletlerinden zayıflama çaylarına kadar çok geniş bir pazar söz konusudur. Kimisi çıkıp tek tip diyetler, protein ağırlıklı formülalar, bitkisel tabletler, %100 doğal ürünler önermekte; kimisi de

Nİ S A N 2 0 1 2

43


bazı iğneler ile kişileri zayıflattığını iddia etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ağırlık kaybının aylık 2 - 4 kg arasında olması gerektiğini vurgulamaktadır. Kişi çok şişmansa, ameliyata hazırlanacaksa, kişide kiloya bağlı olarak herhangi bir sağlık problemi oluşmuş veya oluşma sürecinde ise doktor ve diyetisyen gözetiminde ayda 6 kg verdirilebilir. Daha fazla ağırlık kaybının faydadan çok zarar vereceği asla unutulmaması gereken çok ciddi bir konudur. Kimse 10 senede aldığı kiloları 10 günde vermeye kalkışmamalı, sabırla tedavinin üzerine gitmelidir. Zayıflamanın temelinde eğitim yer almaktadır. Dahiliye uzmanı veya endokrinolog kontrolünde yapılacak klinik muayenenin ardından elde edilen kan tahlil sonuçları yorumlanarak, kişi diyetisyen eşliğinde tıbbi beslenme tedavisine alınmalıdır. Egzersiz ve davranış değişikliği tedavisinin yerleştirilmesi ile hedefe ulaşılmalı ve kişi

44

NİSA N 2012

koruma programına alınmalıdır. Üç ay süresinde diyet, egzersiz ve davranış değişikliği tedavisi uygulanmadan kimseye ilaç tedavisi ve/veya cerrahi tedavi uygulanmamalıdır. Sonuç olarak; zayıflama programı kişiye özel, bireyin benimseyip, yaşam tarzı haline getirerek uygulayabileceği, yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırabilecek özellikte olmalıdır. Ayrıca obezitenin tedavisinde tek başına diyet tedavisi yeterli olmamakta, beraberinde egzersiz programı ve davranış değişikliği tedavisi de gerekmektedir. 

Yapılan araştırmalar kan grupları ile zayıflama diyetlerinin etkinliği arasında herhangi bir ilişki bulunmadığını göstermektedir.


Hastane Donanım ve Ekipmanları Büyüteç Altında hazırlayan,

GÜNEŞ KAZDAĞLI guneskazdagli@hotmail.com

46

NİSA N 2012

B

u ay ‘Büyüteç’ altına aldığımız konu; “Hastane Donanım ve Ekipmanları”. Her geçen gün büyüyen bu pazarda yerli üretim de giderek söz sahibi oluyor. Bu üretimin sonucu Türkiye başta kendi bölgesi olmak üzere birçok ülkeye ürün ihraç eder noktada. İhracatın artması, Avrupa ülkelerinde daha fazla söz sahibi olunmasının vazgeçilmez koşulu ise kaliteli üretim. İşte

tam bu noktada sektör temsilcilerinin ortak görüşü; sağlık kurumlarının kaliteye yatırım yapması. Bunun anlamı satın almalarda tek kriterin fiyat olmaması. Yerli üretim, satın almalar, araştırma geliştirme, sağlık kurumunun dikkat etmesi gereken hususlar gibi bütün detaylarıyla ele aldığımız Hastane Donanım ve Ekipmanları konusu bu ay ki dosyamızda.


Sektör olarak KDV Oranlarında Sorun Yaşıyoruz

M

MEHMET POL AT

MESPA SAĞLIK MALZEMELERİ SAN. VE TİC. A.Ş. YÖNETİM KURULU BAŞKANI

Nitelikli üretim yapmak istiyorsanız, hammadde tedarikinden makine teçhizata kadar pek çok engelle karşılaşıyorsunuz.

espa Sağlık Malzemeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Polat, hastane donanım ve ekipman üretiminde Ar-Ge’de yaşanan sorunları azaltmak için işletme olarak araştırmaya ve insan kaynaklarına yatırım yaptıklarını söyledi. Ar-Ge’nin doğası gereği sıkıntılı bir süreç olduğunu hatırlatan Polat, konuyla ilgili şu bilgileri verdi; “Doğru fizibilite ve kalifiye bir ekiple yapamayacağınız yok. Biz işletme olarak, araştırmaya ve nitelikli insan kaynağına yatırım yapmaktan çekinmiyoruz. Hal böyle olunca ArGe aşamasında yaşanan sıkıntılarda azalıyor. Ülkemizde üretim konusu ise başlı başına bir sıkıntı. Özellikle nitelikli üretim yapmak istiyorsanız, hammadde tedarikinden makine teçhizata kadar pek çok engelle karşılaşıyorsunuz. Yaşadığımız sıkıntıların bir kısmını maalesef Avrupa ülkelerinden sağladığımız tedariklerle aşmaya, bir kısmını ise bünyemizde çözmeye çalışıyoruz. Ülkemizde üretim yapmanın getirdiği ve pek çok işletmenin yaşadığı sorunları biz de yaşıyoruz. Bunların başında nitelikli ara eleman bulma sorunu geliyor. Ancak mesleki eğitim kurumlarının yaygınlaşması ve bireylerin bu alana yönlendirilmesiyle sorunun çözülebileceğine inanıyoruz. Sektörel olarak yaşadığımız bir başka sıkıntı ise KDV oranıyla ilgili. Tıbbi Cihaz Yönetmeliği kapsamında, imal ettiği ürünleri yüzde 8 KDV oranı ile satışa sunan şirketimiz, üretim aşamasında pek çok girdi için yüzde 18 oranında katma değer vergisi ödüyor. Bu uygulama sonucunda sektörümüz, yıl boyunca ödemiş olduğu katma değer vergisinin maliyetine katlanmak zorunda kalıyor. Her ne kadar indirimli oran KDV iade talebi ile yüklendiğimiz KDV’nin

bir kısmını alsak da, uzun bir zaman beklemek zorunda kalıyoruz. Bu durum iadeden kaynaklı meblağın, üretime dönüşünü geciktirdiği için yeni yatırımlar, büyüme ve istikrarın sağlanması konularında çeşitli zafiyetleri de beraberinde getiriyor. İşin ihracat boyutuna gelirsek, markalaşmadan tanıtıma, ürün kalitesinden teknik servise kadar pek çok süreci başarmak gerekiyor. Mesele hep bir adım daha ileriye gitmekle ilgili olunca, bu alanda yaptığımız yatırımlar gündeme geliyor. Dünyada sağlık sektörü oldukça rekabetçi bir pazar ve pazarda rekabet şartları her geçen gün ağırlaşıyor. Mespa’nın politikası bu alanda var olabilmek ve sürdürebilir rekabeti yakalayabilmek için, markalaşmaya, tanıtıma önem vermek, kaliteli ve inovatif ürünler üreterek, arkasında durmak. Bu sebeple örneğin bu yıl Mespa, otuz altıncısı düzenlenen Dünya’nın ikinci en büyük sağlık fuarı olan Arab Health’de, Siemens ve Philips gibi dünya devlerinin yanında Platinium Sponsor olarak yerini aldı. Ancak mesele sadece ihtişamlı tanıtımlar yapmak değil, önemli olan bu platformlarda tanıtabilecek dünya standartlarında ürününüzün olması ve satış sonrası hem müşteri ilişkilerinizle hem de teknik servisinizle ürününüzün arkasında durabilmeniz. Bu kriterlere ulaşınca zaten ihracatınız da artıyor.” Mespa Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Polat, yatırım yaparken nelere dikkat etmeleri gerektiğine ilişkin sorumuzu şöyle yanıtladı; “Sizinle önce bir analiz sonucunu paylaşayım; TÜBİTAK tarafından yapılan Türkiye’de Sağlık Hizmetlerinin Durumu başlıklı SWOT analizi sonuçlarında ‘Türkiye, sağlık sektöründe ilaç, sağlık malzemesi ve teknik do-

Nİ S A N 2 0 1 2

47


BÜYÜTEÇ nanımda büyük oranda dışa bağımlı durumdadır. Bu hal, ülke gelirlerinin büyük oranda yurt dışına aktarılmasına yol açmaktadır’ denilmekte. Bu acı gerçeğin bilincinde olan ve tamamen yerli sermayeyle kurulan işletmemizin bir amacı da, ülkemizin bu alandaki dışa bağımlılığını en aza indirmektir. İhracat yaparak ülkemize girdi kazandırmanın yanı sıra, ithalatın önünü kesmek de bizim için bir o kadar önemlidir. Sağlık kurumları yatırım yaparken bu sosyal sorumluluk penceresinden bakmalıdır. Ülkemizde artık Avrupa kalitesinde hatta üzerinde üretim yapan işletmeler var. Bilindiği gibi hükümet, cari açığı kapatmak için yoğun çaba sarf etmekte. Yerli üreticinin dış pazarda adından söz ettirebilmesi de yine içerdeki gücüne bağlıdır. İster özel ister kamu olsun, sağlık kurumlarımızın bu bilinçle hareket etmesi gerekir. Sağlık Bakanlığı bu alanda yerli üreticiye öncelik tanıyor. 06.09.2011 tarih ve 28046 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan, Kamuda Yerli Ürün Kullanılmasına Yönelik Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan imzalı genelgede ‘Tasarruf ve rekabet ilkelerine uygun hareket edilmesi kaydıyla, ülkemiz ihtiyaçlarının yerli ürünlerden karşılanması ekonomimiz açısından büyük önem taşımaktadır’ denilmekte. Bu noktada önemli olan sağlık kurumlarının bu genelgeye uygun iş ve işlem yapmasının sağlanması.” İki Yeni Ürünün Tanıtımı Yapıldı Mespa, on altı yıllık geçmişiyle ülkemizde sağlık sektörünün öncü kuruluşlarından biri. Hastane Ekipmanları, Medikal Tekstil ve Paslanmaz Çelik Hastane Ekipmanları olmak üzere üç ana kolda üretim yapıyor. İki yüzden fazla ürünle dünya pazarına açılmış olan Mespa’nın Türkiye pazarında ise 81 ilde 700’ün üzerinde hastanede ürünleri kullanılıyor.

48

NİSA N 2012

Yaygın pazarlama-dağıtım ve teknik servis ağıyla hizmet veren şirket aynı zamanda 40’dan fazla ülkeye ihracat yapıyor. Mehmet Polat, Mespa ürünlerinin anti-bakteriyel hammadde sertifikalarından EMC testlerine, Harmonised EN standartlarından CE’ye kadar pek çok sertifikasyona sahip olduğunu belirtti ve bu doğrultuda üretim yaptıklarını söyledi. İki yeni ürünün tanıtımını yaptıklarını da kaydeden Polat şu bilgileri verdi: “Pazarda kalitesiyle, fiyat politikasıyla, satış sonrası müşteri ilişkilerine verdiği önemle ve teknik servisiyle belirli bir duruşu olan işletmemiz, aynı zamanda Ar-Ge ve Ür-Ge çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Zorlu

pazar şartlarında kalıcı olmanın temel unsurlarının bilincinde olarak hareket ediyoruz. Kısa, orta ve uzun vadeli planlarımızı adım adım gerçekleştiriyoruz. 2011-2012 yılları için iki yeni Ar-Ge ürünü hedefimizi “Stork ve Quattro”yla gerçekleştirdik. Stork markasını verdiğimiz ve tasarım dalında Ar-Ge ve İnovasyon ödülü aldığımız yeni sancı-doğumloğusa yatağımızın ve Quattro adını verdiğimiz yeni hasta taşıma koltuğumuzun, Avrupa lansmanını Almanya Medica Fuar’ında, Ortadoğu lansmanını ise Dubai Arab Health Fuarı’nda gerçekleştirdik. Her iki inovatif ürünümüze de gelen talepler sevindirici.”


BÜYÜTEÇ

Son Beş Yılda Kalite Düştü

K

BB Tautmann şirketinin Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Murat Ataman, hastane ekipmanlarında kaliteli üretim konusunda özellikle son beş yılda önemli bir düşüş yaşandığını söyledi. Bilindiği gibi 1993 yılında kurulan KBB A.Ş. sektörde edindiği deneyim ve bilgi birikimiyle, 2007 yılından beri Tautmann markası altında üretim yapan bir şirket. Murat Ataman’la hastane ekipmanlarına ilişkin yerli üretim ve Ar-Ge konusunda görüştük. Hastane ekipman üretiminde ülkemizde ciddi bir Ar-Ge çalışmasının yapılmadığına dikkat çeken Ataman, konuyla ilgili şu bilgileri verdi; “Yapılan üretimlerin çoğu dört tekerlek, dört boru ve motordan ibaret ve amaç sadece o günkü ihtiyacı karşılamak. Ancak, Dünya’daki üretimlere baktığımızda olayın bu kadar basit olmadığını görüyoruz. Özellikle Avrupa orijinli ürünlerde Ar-Ge ve tasarım çok önemli ve bunlar büyük yatırımlar, bilgi birikimi gerektiriyor. Bütün bu çalışmaların sonucunda bir katma değer üretiliyor ve bu katma değer dünyanın her yerinde üreticiye geri dönüyor. Yıllarca birçok üretici şirket gibi ithalat yaptık. Bu ithalatlarda, sedye, karyola, tekerlekli sandalye gibi ekipmanlar sattık ve fiyatları bugünkü fiyatların çok üzerindeydi. Bunları satarken hiç yalan söylemedik. Ödenen para Ar-Ge’ye, tasarıma dolayısıyla kaliteye ödeniyordu. Maalesef bugün fiyata odaklanarak kaliteden ödün verdik. Fiyat odaklı yapılan üretimler kaliteyi düşürdü. Sonuçta üretici de kazanamadı, kullanıcı da beklediği hizmeti alamadı.” Üretim konusunda uzmanların birleştiği nokta, ürüne katma değer ekleyerek, fiyatın yukarıya çekilmesi. Tabii ki bu, ürünün hak ettiği de-

50

NİSA N 2012

ğerin üzerinde satılacağı anlamına gelmiyor. Katma değeri olan kaliteli ürünlerin pazara ancak bu yolla sunulacağı ve Türk üreticilerinin böylelikle başta Avrupa ülkeleri olmak üzere Dünya’nın her yerine ihracat yapabilecek noktaya gelebilecekleri de ifade ediliyor. ‘Bu noktaya ulaşmak için neler yapılması gerekiyor?’ sorusunu ise KBB Tautmann Genel Müdürü Murat Ataman şöyle yanıtladı; “Türkiye’de halen en büyük alıcı Sağlık Bakanlığı, bu nedenle de kuralları belirleyecek güç ve pozisyonda. Eğer Bakanlık ihalelerde yüksek standartlı ürünler alacağını açıklasa ve bu standartları şartnamelere yansıtsa, yüzde yüz yerli üretim yapan şirketlerden kabul edilebilir fiyatlarla teklif toplasa ve alımlarını bu yolla gerçekleştirse ben, üç yıl içerisinde Türkiye’den Avrupa markası olabilecek seviyede ürünler çıkacağına inanıyorum. Böyle bir kararla Bakanlık standardı yukarıya çekmiş, şirketleri rekabete alıştırmış ve bunların sonucu şirketleri bir üst seviyeye taşımış olur. Standardı yükseltmenin yanı sıra ikinci önemli nokta Bakanlığın aldığı ürünlerle ilgili sağlıklı ve devamlılığı olan bir sorgulama yapması. Çünkü alınan ürünlerin takipleri yeteri kadar yapılmıyor. Sadece fiyat kriteriyle yeni alınan bir ürün altı ay sonra bozuluyor ve depoya kaldırılıyor, hepimiz birçok kez buna şahit olduk ve oluyoruz. Bakanlığın konuyla ilgili birimi hastanelerin sorumlu birimlerine belli periyotlarda bir anket göndererek bu ürünlerin takibini yapabilir. Anket sonuçlarına göre de açılacak yeni ihaleler şekillenir ve satın almalar daha doğru bir yapıya oturur. Bu kadar önemli çalışmaları başarıyla gerçekleştiren Bakanlık, söz konusu önerileri de mutlaka dikkate alacaktır.”

MURAT ATAMAN

KBB TAUTMANN YÖNETİM KURULU ÜYESİ VE GENEL MÜDÜRÜ

Fiyat odaklı yapılan üretimler kaliteyi düşürdü.


Yerli Ürün Alımına Önem Verilmeli

H

ERHAN DUMAN

DUMAN ÇELİK EŞYA SAN. VE TİC. ŞTİ.

Her ne kadar yerli malı için öncelikler olduğu söylense de uygulamada doğru şekilde gerçekleşmeyen bu tercihin bir an önce uygulamaya konması lazım.

astane donanım ve ekipmanları konusunda yerli üretim her dönem gündemde oldu. Birçok yerli şirket bu alanda çalışmalarını başarıyla sürdürdü ve ihracata varan gelişim izledi. Bu şirketlerden biri de 1951 yılından beri hastane ve büro malzeme imalatı alanında faaliyet gösteren Duman Çelik Eşya Sanayi ve Ticaret Şirketi. Merkezi İstanbul’da olan şirketin yönetiminde üçüncü nesil olarak görev yapan Erhan Duman, hasta karyolaları, komodin, yemek masası, ilaç arabaları gibi daha çok Hastane Mobilya Grubu altında değerlendirilebilecek ürünlerin imalatını gerçekleştirdiklerini söyledi. Yurt dışına satış yaptıklarını da kaydeden Duman, üretime ilişkin şu bilgileri verdi: “Üretici olmanın zorluklarını bilmeyen ya da tahmin edemeyen yoktur. Personel sıkıntısı bu zorluklardan biri. İyi yetişmiş personel bulunmasında sıkıntılar yaşıyoruz. İş bulamamaktan yakınan insanlar kendilerini donatma konusunda ne yazık ki çaba göstermiyor. Geçmiş yıllara oranla üniversite sayısı arttı. Ama buna rağmen uzmanlık seviyesinde mezun sayısı çok az. Meslek liseleri de önemli bir eğitim birimi, ancak eğitimimiz teorinin ağırlıklı olduğu bir noktada ve pratiği geliştirmiş kişi sayısı oldukça düşük. Evet, pratik sonradan kazanılabilir denebilir ama bilirsiniz bir yemeğe sonradan katılan bir şey pişerken katılan kadar lezzet vermez. Öte yandan bir malı cazip kılan fiyat veya niteliğidir. Bu iki unsur sağlanabilirse ihracat konusunda da bir sorun yaşanacağını sanmıyorum.”

ekonomik süresi boyunca doğru şekilde kullanımını sağlayacak yeterliliğe sahip olunması gerektiğini ifade etti ve “Ayrıca alımlardaki şartnameler bir firmayı adres göstermemeli. Yerli malı kullanma tercihi de oldukça önemli. Ödemede sıkıntı yaşamalarına rağmen hastanelerin birçoğu ithal ürünleri, ithal olması cazibesine kapılarak daha pahalıya alabiliyorlar. Bu ülke ekonomisine de ciddi zarar veriyor. Her ne kadar yerli malı için öncelikler olduğu söylense de uygulamada doğru şekilde gerçekleşmeyen bu tercihin bir an önce uygulamaya konması lazım. Bu tam anlamıyla gerçekleşirse sağlık kurumlarına ve firmalara birçok önemli avantaj sağlayacaktır.” dedi. Öte yandan, Sağlık Bakanlığı’nın hastaneleri daha doğru bir yatırıma yönlendirmesi ve verimliliği artırmak için Erhan Duman’ın dile getirdiği öneri şöyle: “Sağlık Bakanlığı en azından tamamına yetişemiyorsa belli bir bütçenin üzerinde yaptığı alımlardaki ürünleri takip edebilir ve bu takip sonrası firmalara belli bir puanlama sistemi getirebilir. Bu puanlama sistemi de ondan sonraki alımlarda yol gösterici olur. Bize sağlık kurumlarından kendimizin imal etmediği ürünlerle ilgili tamir talebi geliyor. Satarken para kazandıran bu ürünler, alanı zarara sokuyor ve milli servet kaybına neden oluyor.”

Erhan Duman, ülkemizde sağlık kurumlarının donanım ve ekipman yatırımı yaparken önceliklerinin fiyat olmaması gerektiği konusunun altını bir kez daha çizdi. Duman, ürünün Nİ S A N 2 0 1 2

51


BÜYÜTEÇ

Üretim Özendirilmeli ve Teşvik Edilmeli

M

uka Metal, hastane donanım ve ekipmanları konusunda 46 yıllık üretim deneyimiyle Ar-Ge’ye büyük önem veren şirketlerden biri. Muka Metal Genel Müdürü Hakan Kantarcı, Erciyes Üniversitesi Teknopark’ta Ar-Ge merkezlerinin olduğunu ayrıca üniversiteden iki danışmanla birlikte çalıştıklarını söyledi. Yüksek yatırım gerektiren imalat yaptıklarına dikkat çeken Kantarcı şunları söyledi: “Dünya standartlarında üretim yapmamıza, ihracat ağırlıklı çalışmamıza ve elektronik motorlu ürünler üretmemize bağlı olarak sürekli ve yüksek yatırım gerektiren bir imalat yapıyoruz. Ayrıca nitelikli işgücü için de yaptığımız yatırım oldukça yüksek. Sağlık Bakanlığı’nın en düşük fiyatlı, ucuz ürün alma politikası sebebiyle kendi ülkemizde düşük kaliteli ürün kullanılması tabii ki bizi üzüyor. Alımı yapılan ürünler çok kısa sürede arıza veriyor, deforme oluyor ve yeniden alım yapılması gerekiyor. Bunların

52

NİSA N 2012

sonucu devlet kaynakları efektif kullanılmamış oluyor. Aslında kaliteli ürünün ömrü on yıla kadar ulaşır. Sağlık sektöründe yeni ürünler, cihazlar geliştirebilmemiz için kaliteli ürünün bedelinin kalitesine göre ödenmesi gerekir. Sektörde imalat özendirilmeli ve mutlaka teşvik edilmelidir. Sağlık sektöründe dışa bağımlılığı kırmak için sözde değil özde milliyetçi olup tüm dünyada olduğu gibi ithalatın özendirilmemesi ve yerli üreticinin desteklenmesi lazım.” Bu arada ülkemizde sağlık kurumlarının donanım ve ekipman yatırımı yaparken kaliteli, işlevselliği yüksek, uzun ömürlü kullanabilecekleri ürünleri seçmeleri gerektiği de belirtildi. “Ürünün ilk alım fiyatı düşük olabilir fakat kullanım maliyetini de göz önüne almalılar” diyen Hakan Kantarcı, bunun için firma referanslarının dikkate alınması, imkan varsa üretim yerini, firma testlerini yerinde görmeleri gerektiğini ve böylelikle kurumun ürün aldığı firmaya güveninin artacağını söyledi. Sağlık Bakanlığı’nın bu alanda neler yapması gerektiği konusunu ise Kantarcı şöyle anlattı: “Sağlık Bakanlığı kaliteli ürünü desteklemeli. İhale şartnameleri çok genel olduğu sürece Ar-Ge’ye yatırım olmayacaktır. Dolayısıyla sağlık sektöründe yeni ürünler, cihazlar, buluşlar yapılamayacak ve sonuç olarak sağlık sektöründe dışa bağımlı yaşamaya devam edeceğiz. Kısa dönemde bu tarz ihalelerle ucuz ürün almak Sağlık Bakanlığı’nın faydasına gibi gözükse de uzun vadede kullanım ömrü ve bu sektördeki üretimin gelişmemesine hatta zamanla yabancıların eline geçerek fiyat seviyelerinin şu andaki fiyat seviyelerinin çok üzerine çıkabileceği de unutulmamalıdır.”

HAKAN KANTARCI

MUKA METAL GENEL MÜDÜRÜ

Sağlık Bakanlığı’nın en düşük fiyatlı, ucuz ürün alma politikası sebebiyle kendi ülkemizde düşük kaliteli ürün kullanılması tabii ki bizi üzüyor.


BÜYÜTEÇ

Ülke Olarak Fırsatları İyi Değerlendirmeliyiz

K

ompozit Grup; dijital radyoloji ve görüntüleme sistemleri, robotik ilaç yönetimi sistemleri, elektro-medikal cihazlar, ambulans ve acil servis donanımları, ameliyathane çözümleri, medikal demirbaşlar ve hastane mobilyaları da dahil olmak üzere A’dan Z’ye tüm hastane demirbaşlarını üretici ve ithalatçı olarak doğrudan tedarik eden bir şirket. Kompozit Grup Satış Direktörü Aytunç Şengürel, bu sayede yüksek kaliteli ürünleri ekonomik fiyatlarla sağlık kurumlarının hizmetine sunabildiklerini söyledi. Şengürel, hastane donanım ve ekipman yatırımı yapılırken toplu ve entegre çözüme, referanslara ve teknik servis konusuna dikkat edilmesi gerektiğini de belirtti. Türkiye, Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin de yarattığı ivme ile kendi bölgesinde sağlık yatırımları konusunda merkez olmaya aday bir ülke. Sektörde, on sekiz yıldır çalışmalarını başarıyla yürüten Kompozit Grup Satış Direktörü Aytunç Şengürel’de ülke olarak bu fırsatı iyi değerlendirmemiz gerektiği görüşünde. Avrupa pazarının doygunluk seviyesine ulaştığını ve bu nedenle durgunluk yaşandığını belirten Şengürel, Türkiye, Ortadoğu ve Türki Cumhuriyetleri’nin bu alandaki gelişimi, fırsatları ve dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle anlattı; “Türkiye pazarı gerçekten çok hareketli bir pazar. Bir örnek vermek gerekirse distribütörlüğünü yaptığımız bir Alman şirketi, Almanya hatta Avrupa’da yüzde 3-5’lik büyüme oranları sergilerken bizim pazarda yüzde 100’ün üzerinde bir büyüme gerçekleştiriyor. Çünkü o bölgelerde bu alandaki gelişim ve yatırımlar tamamlanmış durumda. Bulunduğu-

54

NİSA N 2012

muz pazarı da sadece Türkiye olarak değerlendirmemek lazım. Orta Doğu ve Türk Cumhuriyetleri ile birlikte ele almamız gerekiyor. Henüz bu alanda yatırımlarını tamamlamamış olan bu bölgelerde Türkiye’nin şansı yüksek. Geçmiş yıllarda, yurt dışında 10 lira olan bir ürünü Türkiye’de 20-30 liraya alırdık. Şimdi ise örneğin Kompozit Grup, Türkiye’de satışa sunduğu ürünlerin hepsini ihracatını yaptığı ülkeden daha uygun fiyatla sağlık kurumlarına sunuyor. Türkiye’nin hakim olduğu bölgedeki ülkeler için de bu, önemli bir avantaj. Bu ülkeler Türkiye ile ticaret yapma konusunda oldukça istekliler ancak dikkat edilmesi gereken konu en az kendi ülkemizdeki kadar kaliteli hizmeti sunabilmek. Günü kurtaran değil kalıcı ilişkiler kurmamız gerekiyor. Bunu tüm sektör olarak başarmamız lazım.” Aytunç Şengürel, Tıbbi Cihaz, Medikal Demirbaş ve Mobilya Grubu olarak üç ana başlıkta ele aldığı yerli üretim konusunda ise şu bilgileri verdi: “Mobilya grubunda ciddi bir hareketlilik var. Kompozit Grup olarak biz de hastaneler için mobilya üretimi yapıyoruz. Ülke olarak dizayn konusunda da başarılıyız. Karyoladan ilaç arabalarına kadar sağlık kurumlarında kullanılan birçok cihazı Medikal Demirbaş Grubu başlığı altında değerlendirebiliriz. Bu alanda da yerli üretim var. Burada dikkat edilmesi gereken nokta orijinal tasarım, yapılan işe hakim olmak ve kullanışlı, kaliteli ürünler üretmek. Sonuçta sağlıkla ilgili ‘hatayı kaldırmayan’ bir alan için üretim yapıyorsunuz. Bu alanda ülkemizde ciddi bir cihaz üretimi yok. Ancak bu alanda Türkiye’nin gelecekte önemli bir iler-

AY TUNÇ ŞENGÜREL

KOMPOZİT GRUP SATIŞ DİREKTÖRÜ

Günü kurtaran değil kalıcı ilişkiler kurmamız gerekiyor. leme kaydedeceğine inanıyorum. Biz grup olarak bu konuyla ilgileniyoruz. Bu alanda çeşitli yatırımlarımız var. Örneğin yazılım alanında hastanelerin kullandığı yazılımlarla entegre çalışan İlaç Yönetim Çözümleri konusunda çalışıyoruz. Kompozit Grup olarak amacımız knowhow sahibi yabancı partnerlerimizle birlikte durmaksızın çalışarak, ileri teknoloji medikal ürünleri ve çözümleri, başta ülkemiz olmak üzere, tüm dünya pazarı için geliştirmek ve üretmektir.”


Kaliteli Üretim İhracatın Önünü Açar

D

GÖKMEN ARAS

DEKOLİNE-OFİSLİNE-NITROCARE ŞİRKET YÖNETİCİSİ

ekoline ve Ofisline markalarıyla büro ve ofis malzemelerinde, Nitrocare markasıyla sağlık sektöründe söz sahibi olan Dekoline-OfislineNitrocare firması dünyanın birçok ülkesine ihracat yapıyor. Hastane ekipmanları, üretim, Ar-Ge ve yaşanan sıkıntılarla ilgili görüştüğümüz Şirket Yöneticisi Gökmen Aras, hastane ekipmanları ihracatı konusunda Türkiye’nin kendi bölgesi, Arap Emirlikleri ve Avrupa’da şansının büyük olduğunu söyledi. “Bizim her ürünümüzün bir teknik dosyası vardır. Bu dosya o ürünün ultrasonu gibidir. O üründe kullanılan bütün parçaların teknik ve kalite belgeleri dosyada yer alır. Bu tip üretim yaptığınızda Ulusal Bilgi Bankası’na kayıtlı oluyorsunuz ve Avrupa’ya ürün satabiliyorsunuz. Birçok Avrupa ülkesine satış yapıyoruz. Sonuç olarak kaliteden ödün verilmediği sürece Türkiye’nin hastane ekipmanları ih-

racatında şansının büyük olduğunu düşünüyorum.” Öte yandan sağlık kurumlarının donanım ve ekipman yatırımı yaparken alacağı her ürünün teknik dosyasını istemesi gerektiğini de belirten Gökmen Aras, “Sağlık sektörüne üretim yaptığınız için konu çok daha kritik bir öneme sahip. Örneğin acil bir müdahale aracı olan sedye ve alınan bir sedyenin tekerinin kopması ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ürünlerin risk analizleri istenmeli. Bütün bunlar zaten teknik dosyada olmak zorunda. Biz tedarikçilerimizden ISO 9001 belgesi istiyoruz. ISO 9001 belgesi yoksa kalite yönetim sistemi yok demektir. Böyle bir firmadan ürün almak her zaman risk taşır. Biz bütün tedarikçilerimizden altı ayda bir bize vereceği belgelerini yenilemelerini de isteriz. Kaliteli üretim ancak bu şartlarda sağlanabiliyor.” dedi.

Nİ S A N 2 0 1 2

55


BÜYÜTEÇ

Kaliteli Yerli Ürün Desteklenmeli

H

astane donanımları sektöründe 1984 yılından beri faaliyet gösteren Kenmak, yurt içi ve yurt dışı müşteri memnuniyetini esas alarak çalışmalarına devam ediyor. Bir hastanenin gereksinimi olan tüm metal ve ahşap demirbaşların yanı sıra büro mobilyaları konusunda da üretim yapan şirket ISO 9001,2001, İSO 13485, TSE ve CE belgelerine sahip. Kenmak Türkiye Satış ve Pazarlama Müdürü Kemal Senekci, yerli üreticilerin yaşadığı sorunlar, bu konuda yapılması gerekenlere ilişkin sorularımızı yanıtladı: “Son yıllarda Bakanlığımızca sağlık adına yapılan yatırımlar takdire şayandır. Ülkemiz adına atılan bu adımlar gurur verici fakat yurt içi pazarında kurumların veya Bakanlığımızın yaptığı demirbaş alımları en ucuz olan ürüne doğru yönelmektedir. Yirmi yedi yıldır üretim kalitesini sürekli arttırmayı hedef edinmiş bir firma olarak bu ko-

56

NİSA N 2012

nudaki tek temennimiz yurt içindeki tedarik anlayışının kaliteli olan yerli firmalardan yana kullanmasıdır. Bu anlayışla ucuz ve kalitesiz olan Uzak Doğu ürünlerinin ülkemizdeki üreticilere verdiği zararı engellemiş ve yerli üreticilerin mevcut kalitelerini daha da yükseltmelerini sağlamış olacaktır. Bu destek Türk üreticilerin dünya ülkelerine de ihracat yapabilmesi için önemli bir unsurdur. Öte yandan bir ürünü yurt dışına satılabilmesi için öncelikle kendi ülkesinde kalitesini ve satışını kanıtlaması gerekmektedir. Böyle bir destekle, kullanıcılar ürünlerden, hastaneler firmalardan, Bakanlığımız hastanelerden maksimum faydayı sağlamış olacaktır.” Kenmak, konusunda uzman mühendisler, 100’e yakın personeli ile kalite kontrol sistemini kuran ve etkili bir planlamayla üretim yapan bir şirket. İç piyasanın yanı sıra Orta Doğu ve Arap ülkelerine de satış yapıyor.

KEMAL SENEKCİ

KENMAK TÜRKİYE SATIŞ VE PAZARLAMA MÜDÜRÜ


Negatif Yorumlar Organ ve Doku Nakli Bilincini Olumsuz Etkileyecektir yazı,

AV. NEVİN AKPINAR

Başarıları sonucu heyecanla alkışladığımız hekimlerimizi üzüntü verici sonuçlar yaşadığımızda yargısız infaza mahkum edersek onların motivasyonlarını bozan bir tavır sergilemiş oluruz. 58

NİSA N 2012

B

ireyin sahip olduğu en temel hak yaşama hakkıdır. Yaşama hakkından sonra ise vücut dokunulmazlığı hakkı gelir. Çünkü vücut dokunulmazlığı bozulan kişi diğer temel insani haklarını kullanamaz. Bu sebeple, bireyin yaşama hakkı ve vücut dokunulmazlığı Anayasada güvence altına alınmıştır. Hayat kurtarma gibi özel bir amaca hizmet etmiyor olsaydı tıbbi müdahaleler vücut dokunulmazlığını ihlal eden durumların en başında gelirdi. Bir kişi sizi uyutuyor, neşterle vücudunuzda bir kesi açıyor ve iç organlarınıza müdahale ediyor, mesela böbreğinizi alıyor ya da beyninize dokunuyor. Aynı sahne bir korku filminde tüylerimizi diken diken ederken bir hekim tarafından uygulandığında minnetle bakıyoruz kendisine. Çünkü hekimlerin tıbbi müdahaleleri hayat kurtarma ve insanların sağlığına kavuşmasını sağlama amacı taşırlar. Bu üstün amaç sebebi ile tıbbi müdahale hukuka uygun hale gelir.

Tıbbi müdahalelerde günümüzde en çok tartışılan işlem, organ ve doku nakli olmuştur. Organ ve doku nakli hakkında ülkemizde ilk düzenleme 1979 yılında 2238 Sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun’udur. Çıkarılan bu yasa ile hukuki zemin oluşturulmasına rağmen organ naklinde bugüne kadar arzu edilen hedeflere ulaşılamamıştır. Kimi çevreler tarafından organ nakline karşı gösterilen olumsuz görüşlere karşılık Diyanet İşleri Başkanlığının İslamiyet’in konuya bakışını yansıtan fetvasına rağmen halkımız organ nakline yeteri kadar ilgi göstermemiş, organ bağışı istenilen düzeye ulaştırılamamıştır. Bağışlar Arttı Organ bağışı konusunda çok parlak görünmeyen ülkemizde, 21 Ocak 2012 tarihinde Prof. Dr. Ömer Özkan ve ekibi tarafından Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinde gerçekleştirilen “yüz nakli” her yönden çok önemlidir.


Bu olaydan sonra organ bağışında artış olduğu yetkili makamlarca açıklanmıştır. Ancak; Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılan ekstremite (çift kol - çift bacak) nakli sonucu hastanın ölümü ve yüz nakli yapılan Cengiz Gül’ün nakil şartlarının Sağlık Bakanlığı’na yanlış bildirilmiş olması insanların güvenini sarsmıştır. Hacettepe Üniversitesi’nde Şevket Çavdar’a yapılan çift kol-çift bacak nakli ile Cengiz Gül’e yapılan yüz nakli endikasyonlarının uygun olup olmadığı konusunda, Sağlık Bakanının talimatıyla başlatılan inceleme sonunda, Şevket Çavdar’ın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan çift kol-çift bacak nakli hakkında, Hacettepe Üni-

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinde gerçekleştirilen yüz naklinden sonra organ bağışında artış olduğu yetkili makamlarca açıklanmıştır. versitesi Tıp Fakültesi Kompozit Doku Nakil Konseyi üyelerinin sorumluluklarının bulunduğu belirlenmiştir. Müfettişlerce düzenlenen raporda, Şevket Çavdar’a endikasyon yönünden uygun bulunmayan çift kol-bacak nakli yapıl-

dığı; Cengiz Gül’e de Konseyce uygun bulunmamasına rağmen endikasyon dışı yüz naklinin gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Organ Nakli İçin İzin Alınmalı Hekimler ve hastanelerin kural olarak tıbbi müdahale yapma veya yaptırma yetkisini kullanırken bir izne ihtiyaçları yoktur. Ancak, organ ve doku nakline ilişkin özel düzenlemeler yapılmış olup organ ve doku nakli yapmak için öncelikle izin alınması gerekmektedir. Bu izin sadece hangi organ veya doku için izin verilmişse sadece o organ ve doku bakımından geçerlidir. Kompozit doku nakli de özel bir düzenlemeyi gerektiren nakil türü olması sebebiyle 23.03.2011 tarih 13984 sayılı onayla Sağlık Bakanlığı Kompozit Doku Nakli Merkezleri Yönergesi çıkarmıştır. Bu yönergenin amacı kompozit doku nakli yapacak merkezlerin taşıması gereken şartlar ile çalışmalarına dair usul ve esasları belirlemektir. Yönerge, üyeleri Sağlık Bakanlığı tarafından seçilen Kompozit Doku Nakli Bilimsel Komisyonu kurulmasını ve her kompozit doku nakli merkezinin bulunduğu hastanede bir Kompozit Doku Nakli Konseyi kurulmasını öngörür. Her kompozit doku nakli öncesinde, naklin Endikasyon Listesine uygun olup olmadığını, alıcının onamının usulüne uygun olarak alınıp alınmadığını ve yapılacak naklin sosyal ve etik açıdan uygun olup olmadığı Kompozit Doku Nakli Konseyi tarafından değerlendirmektir. Yalnızca konseyin uygun bulduğu vakalarda nakil yapılabilir. Genel olarak endikasyon hekimin karar vermesi gereken bir durum olmasına rağmen bu Yönerge ile Kompozit Doku Nakli Konseyi karar verecektir. Ayrıca bu konseyin kararı ile yapılan nakil sonucunun endikasyon yönünden değerlendirilmesini de Kompozit Doku Nakli Bilimsel Komisyonu yapacaktır.

Nİ S A N 2 0 1 2

59


Hekimlerin tıbbi müdahaleleri hayat kurtarma ve insanların sağlığına kavuşmasını sağlama amacı taşırlar. Nakilden Önce Hasta Bilgilendirilmeli Yönergede hastanın bilgilendirilmesi konusu özel olarak düzenlenmiştir. Sorumlu uzman, nakil işleminin yaşam kurtarıcı olmayan özelliğinden, alıcının yaşam boyu bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlara bağlı yan etkilere ve nakil işlemlerine bağlı diğer tüm komplikasyonlara maruz kalacağı konularının hastaya bildirilmesinden ve hastadan bilgilendirilmiş onamın alınmasından sorumludur. Hukuken aydınlatılmış onam alınması genel bir kural olarak mevcut olmasına rağmen Yönergede özel olarak düzenlenmiş olması kompozit doku nakillerinin henüz deneme aşamasında uygulamalar olmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısı ile hastanın birçok örneği yaşanmış bir tıbbi müdahaleye oranla daha çok aydınlatılması gerekmektedir. Tüm bu bilgiler ışığında Hacettepe Üniversitesi’nde yapılmış olan çift kol-çift bacak naklinde ve yüz naklinde endikasyon yönünden uygun olmayan nakil sebebi ile hem sorumlu hekimin, hem Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kompozit Doku Nakli Konseyi üyelerinin sorumlulukları vardır. Endikasyon yönünden uygun olmayan bir nakil yapmış olmak ve bu nakil sonucu hastanın hayatını kaybetmiş olması ciddi bir sorumluluk sebebidir. Nihayetinde hasta kol ve bacağı olmadan yaşayabiliyordu ve belki daha uzun yıllar yaşamını sürdürecekti. Ayrıca yine endikasyon yönünden daha uygun hastalar varken uygun olmayan bir hastaya yüz nakli yapılmış olması ihtiyaç sahibi diğer hastalar için de mağduriyet sebebi olmuştur.

60

NİSA N 2012

Somut olayda risk faktörünün ne olduğu, hastanın kolu ve bacağı olmadan uzun yıllar yaşamasına engel bir durumu yokken bu tıbbi müdahaleyi kabul etmeden önce yeterli ve gerekli şekilde aydınlatılmış olup olmadığı ayrıca incelenmelidir. Ancak ilk defa aynı anda hem çift kol hem çift bacak nakli yapılmış olması sebebi ile buradaki riskin gerçek manada ne kadar öngörülebilir olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Adli Soruşturma Yapılmadan Hüküm Verilmemeli Ancak YÖK tarafından başlatılan idari soruşturma ve savcılık tarafından yapılacak olan adli soruşturma tamamlanmadan ve gerekli görüldüğü taktirde dava açılıp sonuçlanmadan bu konuda hüküm verilmiş gibi yorumlar yapmak hem sorumlu kişiler açısından hem de onlarla aynı pozisyonda bulunan diğer hekimler ve konsey üyeleri açısından heves kırıcı bir durumdur. Aksi ispat-

lanana kadar herkes masumdur. Ayrıca başarıları sonucu heyecanla alkışladığımız hekimlerimizi üzüntü verici sonuçlar yaşadığımızda yargısız infaza mahkum edersek onların motivasyonlarını bozan bir tavır sergilemiş oluruz. Olumsuz yorumlar toplumun tıp dünyasındaki bu gelişmelere ilgisi ve güveni açısından da son derece sakıncalıdır. Halkımız başarıyla sonuçlanan ilk nakillerden sonra hem organ bağışına yönelmiş hem tıptaki gelişmelerle umutlanmıştır. Birçok ülkede bu konuda yasal bir düzenleme olmamasına karşılık ülkemizde yasal zeminde düzenleme yapılmış ve ilk başarılı örnekleri yaşanmıştır. Bu yasal düzenlemeye uygun olarak gerekli rapor düzenlenmiş ve yasal süreç başlatılmıştır. Bu aşamadan sonra bu konuda çalışan iyi niyetli ve gayretkar hekimlerimizi desteklemek ve bu konuda daha bilinçli olmaya çalışmak en doğru yaklaşım olacaktır. 


Sağlık Sektöründe de Çözüm Ortağınız.

Akıllı Hastane Sistemleri

Maliyet Muhasebesi Sistemi

Felaket Kurtarma Merkezleri

Merkezi Satın Alma ve Envanter Yönetimi

Veri Merkezleri

Lojistik Sistemleri

İlaç Bilgi Bankası

Network Altyapı Kurulumları

Elektronik Görüntüleme Sistemleri

Medikal Mimari Danışmanlığı

Sanallaştırma ve Bulut Bilişim

Bilişim Altyapı Tesisleri

Türkiye’nin lider sistem entegratörü Interpromedya tarafından her sene gerçekleştirilen Bilişim 500 araştırmasında, 2008 ve 2009 yıllarının ardından 2010 yılında da “Sistem Bütünleştirme Projeleri Yönetimi” kategorisinde birinci sıradayız.

İstanbul Merkez Yıldız Teknik Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi C 1 Blok Kat:3 Esenler / İstanbul Telefon : +90 (212) 408 20 00 : +90 (212) 408 21 00 Fax

Ankara Ankara Teknoloji Geliştirme Bölgesi, Cyberplaza C Blok Zemin Kat No:29 06800 Bilkent, Çankaya, ANKARA Telefon : +90 (312) 265 07 07 : +90 (312) 265 07 08 Fax

7/24 Çağrı Merkezi

444 0 140 www.datateknik.com.tr


Tıp Metinlerinin Çevirisine Dikkat Edilmeli yazı,

MEHMET CEM ODACIOĞLU

MEDİKOZ TERCÜME

Tıp metinleri insan sağlıyla birebir ilişkili bir bilim olduğundan hatasız ve eksiksiz olarak çevrilmelidir. 62

NİSA N 2012

T

ıp metinlerinin çevirisi, diğer metin türlerinin çevirisine kıyasla çok daha zordur ve çevirmenleri birtakım problemler beklemektedir. Tıp bilimi insan sağlığıyla ilgilidir. Dolayısıyla, tıbbi çeviride meydana gelecek ve basit görünen hatalar insan hayatını olumsuz yönde etkileyebilir ve hatta ölümlere yol açabilir. Tıp, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin sürekli olarak yaşandığı bir bilim olduğundan, medikal terminolojiye her yıl yeni kelimeler eklenmektedir. Çevirmenler, bu kelimeleri takip etmekte zorlanabilir ve erek dilde uygun karşılıklarını referansların azlığı ve sözlüklerin yenilenmesi zaman alabileceğinden bulamayabilir. Ayrıca, tıbbi terminolojiyi de kapsayan bazı genel sözlükler çevirmenleri yanıltıcı karşılıklar içerebilir. İki dilli bir sözlükte geçen ve özel bir bağlam içeren sözcüklerin karşılıkları dahi yanlış olabilir. Bu, çevirmenler için oldukça sıkıntı veren bir durumdur ve çelişkiler doğurur. O halde denebilir ki, tıp metinlerinin çevirisinde görülen en

bariz problem kullanılan özel terminolojidir. Bu özel terminoloji sıradan insanların alışık olmadığı çoğunlukla Yunanca ve Latince terimlerden oluşur ve konu alanı hakkında uzmanlık gerektirir. Tıp çevirisine yeni başlamış çevirmenler bu kelimelere erek dilde karşılık ararken varsayımlardan yola çıkıp, çeviri sürecinde ciddi sorunlara yol açabilir. Üstelik, dilbilimciler tıbbi alanda bilgiye sahip olsalar bile terminolojiden kaynaklanan hatalar yüzünden kaynak metne uymayan bir erek metin üretebilir. Bu yüzden, tıbbi çevirmenlerin veya tıp çevirisiyle uğraşanların çeviri sürecinde zamanının büyük bir kısmı terminolojiye dayalı olası problemleri tespit edip çözmeye harcanır. Bazen de tıp terimleri birbiriyle karıştırılabilir. Örneğin, “kardiya” terimi hem “kalp” hem de “mide ağzı” anlamına gelebilir. Bu noktada, kaynak metnin iyi anlaşılmış olması herhangi bir yanlış anlaşılmanın önüne geçilmesi için son derece önemlidir. Ayrıca,


unutulmamalıdır ki medikal kavramları karşılamak için tek bir terimin kullanılması gereken durumlar ortaya çıkabilir. “Şizofreni” ve “kronik bronşit” gibi terimler çeşitli dillerde farklı anlamlara gelebilir. Bu da, çevirmenler için çeviri süreci boyunca belirsizliklere yol açabilir. Tıp metinlerinin çevirisinde sıklıkla kelimesi kelimesine çeviri yöntemi uygulanmaktadır ancak bazen bu yöntemle yapılan çeviriler yanlışları da beraberinde getirebilir. Şöyle ki İngilizce bir terim olan “suction catheter” Türkçe’de “aspirasyon sondası” terimiyle karşılanmaktadır. Bu kavram kelimesi kelimesine çeviri yöntemiyle “emme kateteri” olarak çevrilirse anlamda sorunlar oluşabilir. Dolayısıyla, çevirmen erek metinde “aspirasyon sondası” terimini kullanarak işlevsel eşdeğerlilik yöntemini kullanmıştır. Hataların En Aza İndirgenmesi İçin Birtakım Çalışmalar Yapılır

Çevirideki olası hatalar tıbbi cihazların onaylanma ve pazarlanma sürecini aksatabilir ve zaman kaybına yol açar.

tıbbi bir metni çevirirken bir yandan da kötü yazılmış metinleri düzeltmekle uğraşmak zorunda kalabilir. Daha önceden de belirtildiği gibi, tıp metinleri insan sağlıyla birebir ilişkili bir bilim olduğundan hatasız ve eksiksiz olarak çevrilmelidir. Eğer bunlar göz ardı edilirse ya da çevirmenler kaynak metni düzeltecek kadar bilgili ve uzman de-

ğilse, erek okuyucunun metni anlaması için defelarca okuması gerekebilir ve böylesine bir durum çoğunlukla iletişim sorunlarına yol açar, ayrıca metni okuyan kişinin konuyu yanlış anlamasına sebep olabileceğinden ciddi hayati sorunları da beraberinde getirir. Tıbbi Çeviredeki Hatalar Birçok Soruna Yol Açabilir Andriesen’nin de belirttiği gibi (2006:157) tıp metinlerinin çevirisindeki hatalar, ABD ve İlaç Dairesi (FDA) ve Avrupa İlaç Ajansı (EMEA) gibi kuruluşların dahi ürünlerini pazarlarken gecikme yaşamasına yol açabilir. Bu da, hastanın ilacı kullanabilmesi için daha fazla beklemek zorunda kalması anlamına gelmektedir. Ayrıca, çevirideki olası hatalar tıbbi cihazların onaylanma ve pazarlanma sürecini aksatabilir ve zaman kaybına yol açar.

Bu sorunların yanı sıra, kaynak metinde gramer hataları, yazım noktalama yanlışları, terimlerin hatalı kullanılması, karışık cümle yapıları, metinler ve şekiller arasındaki hatalı ve eksik referanslar, çevirmenlerin kaynak metinde geçen cümleleri dilsel ve konu alanı yetersizliğinden kaynaklanan problemler yüzünden anlayamaması, günlük dilde kullanılan sözcüklerin tıp alanında farklı anlamları olması zorluk teşkil edebilir. Bunların aşılmasında, karar mekanizması öncelikli olarak çevirmenin kendisidir. Ancak, hataların en aza indirgenmesi için birtakım çalışmasına ihtiyaç vardır. Örneğin, düzeltmenler kaynak ve erek metinleri karşılaştırarak, anlamsal ve yazım noktalamaya dayalı hataları tespit edip metnin erek okuyucu tarafından anlaşılabilir hale getirilmesi için uğraşır. Resurrecció and Davies’e göre (2007:22) tıp alanında yayın yapan çoğu yazar profesyonel değildir ve bu yayınlar yabancı dillerde (başlıca İngilizce) basılır. Bu da kaynak metnin hatalarla dolu olabileceği anlamına gelir. Buradan hareketle çevirmenler,

Nİ S A N 2 0 1 2

63


Kaynak metin ne kadar iyi yazılmış, çevirmen ne kadar vasıflı olursa olsun eğer yeterli zaman yoksa yapılan işin kalitesi de kötü olacaktır. Dolayısıyla, çeviri sürecinde tıp çevirisinde uzmanlaşmamış, yetersiz bir backgroundu olan çevirmenler tercih edilmemelidir. Kaynak metnin sadece yüzeysel olarak incelenmesi erek kültürdeki doktor ve hasta arasındaki ilişkiyi baltayabilir. Üstelik, Alfaro’nun “Difficulties in Translating Medical Texts” adlı makalesinde vurguladığı gibi amatör çevirmenler bazen tıp literatüründe zaten mevcut olan terimleri hiç araştırmadan kendileri karşılık bulmaya çalışabilir ve neticede farklı çeviriler ortaya çıkar Bu da, ciddi bir tutarsızlık demektir. Çevirinin Süresi de Önemli Tıp çevirisinde uzman ve sağlık konuları üzerine eğitim almış çok az tıbbi çevirmen vardır. Çoğu zaman, çeviri şirketleri ve büroları tıp çevirisi konusunda deneyimli bir ekibi olmasa da sırf maddi kazanç uğruna tıbbi çeviri yapmaktadır. Sonuçta, çevirinin kali-

64

NİSA N 2012

tesi düşer. Bazen de çevirmene verilen süre oldukça kısıtlıdır ve bu yüzden kaliteli bir çeviri ortaya çıkmaz. Şu unutulmamalıdır ki, kaynak metin ne kadar iyi yazılmış, çevirmen ne kadar vasıflı olursa olsun eğer yeterli zaman yoksa yapılan işin kalitesi de kötü olacaktır. Tıp metinlerinin çevirisi daha önce de vurgulandığı gibi diğer metin türlerinin çevirisinden ayrılır. Hayati risk taşıyan hataların bir nebze önlenmesi için çeviri sürecinde çevirmene az bir süre verilmemelidir. Tıp bilimi ve çevirisi sayısız akronim (kısaltma) ve eponim içermektedir. Bu nedenle, çevirmenler bu kısaltmalar ve eponimleri bilmek ve erek kültürde uygun referansları bulmak zorundadır. Ayrıca, bazen kısaltmalar belirsizlik ve karışıklığa yol açabilir. Çünkü farklı medikal terimleri karşılamak için sadece tek bir kısaltma kullanılması gerekebilir. Örneğin, “CT” hem “hücre tedavisi” hem de “beyin tümörünün” kısaltması olarak kullanılmaktadır. İlaveten, kısaltmalar bazen standartlar dışında kullanılabilir yani makalenin sonunda, cümlenin ortasında verildiği ya da metinde yeterince açıklanmadığından okuma sürecinde çevirmenler için zorlayıcı bir faktör olabilir. Kısaltmaları genel ve yazara özgü olmak üzere iki başlık altında inceleyebiliriz. Genel kategorisindekiler, genelde çeviri problemine yol açmaz çünkü karşılıkları

kolaylıkla bulunabilir. Ancak, yazara özgü olanlar eğer yazar tarafından metinde açıklanmamışsa, çevirmen bunu anlayamayabilir ve iletişim problemleri doğar. Eponimler de çeviri sorunlarına yol açabilir çünkü kaynak ve erek dillerde uygun karşılıkları olmayabilir ya da çevirmenler tarafından bilinmeyebilir. Farklı ülkelerde eş zamanlı olarak keşfedilen bir sendrom onu bulan kişi tarafından adlandırılır ve dolayısıyla tek bir durum için pek çok eponim ortaya çıkar. Çevirmenlerin bunların hepsini bilmesi imkansızdır. Yaşanan bu tür sorunlar ışığı altında, günümüzdeki tıbbi çevirmenlerin sadece medikal referans kitaplarına sahip olması ve Yunanca ve Latince dillerini çok iyi bilmesi çeviri sürecinde yeterli olmamaktadır. Teknolojinin geliştiği bir çağda, tıp çevirmenlerinin önündeki problemler de artmaktadır. Yani, tıp bilimi artık istatistik, elektronik, kimya ve fizik gibi pek çok bilimle iç içedir. Bu da çevirmenlerin işlerinin günden günde zorlaştığı anlamına gelmektedir.  Kaynaklar Alfaro, Diego. “Difficulties in Translating Medical Texts”. 25.03.2012. <http://www.gala-global.org/en/resources/CcapsAlfaro_EN.pdf> Andriesen, Simon. “Medical Translation: “What Is It, and What Can the Medical Writer Do to Improve Its Quality”, AMWA Journal, cilt. 21, sayı.4, 2006. 157–159. Resurrecció, Vicent Montalt and Maria Gonzales Davies. Medical Translation Step by Step. Manchester: St: Jerome Publishing, 2007.


Kalp Kapak Hastalıklarında Ameliyatsız Yeni Tedavi: MitraClip “Mandallama” M

itral kapak, kalbin temiz kan tarafında üst ve alt odacık arasındaki kapakçıktır. Bu kapak, kalbe akciğerden temiz kan gelirken açılmakta ve kanın kalbe dolmasını sağlamaktadır. Kalp kasılıp kanı vücuda atarken de, kapanmakta ve kapanması ile kanın vücuda yönlenmesine yardımcı olmaktadır.

yazı,

DR. GENCO YÜCEL

AMERİKAN HASTANESİ KARDİYOLOJİ BÖLÜM BAŞKANI

Mitral kapak, kanın doğru yönde akmasını sağlamaktadır. Kapakçık, açılır kapanır iki kanatlı bir kapı gibi düşünülebilmekte; gereken sıkılıkta kapanamadığı durumda kan akciğere doğru geri kaçmaktadır. Bu duruma, “mitral yetmezlik” adı verilmekte ve en sık görülen kalp kapak hastalıkları arasında yer almaktadır. Mitral Yetmezliğin Tedavisi Mitral yetmezliğin tedavisi; yakın zamana kadar sadece cerrahi iken, günümüzde bazen “kapak değişimi” bazen de “kapak onarımı” olarak tabir edilen işlemlerle kapağın değiştirilmeden kaçırmaz hale gelmesi ile de yapılabil-

66

NİSA N 2012

mektedir. Bu işlemler ehil ellerde başarı ile gerçekleştirilmektedir. Buna rağmen yapılan araştırmalar, mitral yetmezlik görülen hastaların ameliyat gerektirenlerinin yaklaşık olarak yüzde 50’sinin herhangi bir nedenle ameliyat olamadığını göstermektedir. Hastanın ameliyatının çok riskli olması bu noktada en önemli sebep olarak görülmektedir. Zaman zaman, hastanın büyük bir operasyondan korkması da bu ameliyatın yapılamamasında önemli rol oynamaktadır. Ameliyatın, yani göğüs kafesi yarılarak müdahale edilmesinin, yapılmadığı veya yapılamadığı durumlarda bu hastaların durumu zamanla bozulmakta ve nefes problemleri artarak devam etmektedir. Sonuçta, ilaçların da yeterli faydayı sağlayamadığı geri dönüşü olmayan bir durumun içine girebilmektedirler. Ünlü bir İtalyan kalp cerrahı tarafından, bahsi geçen ameliyatı kolaylaştırmak için kapağı değiştirmek yerine, kapağın iki kanadını birbirine yaklaş-


tırmayı hedefleyen bir dikiş yöntemi bulunmuştur. Açık kalp ameliyatlarında denenen bu yöntem, kapının birbirine bitişmeyen iki kanadının orta noktada birbirine düğmelenmesine benzetilebilmektedir. Başlangıçta, kapak açık halde iken, kapakta “8” rakamına benzeyen bir şekil oluşturma tekniği yaygın olarak kullanılmamıştır. Ancak, son on yılda bu tekniği ameliyatsız uygulayan yöntemler üzerine yapılan çalışmalar başarılı sonuçlar vermiştir. Bu yöntem, “MitraClip’’ denilen bir cihazla hastalara uygulanmaya başlanmıştır. Yönteme; çamaşır mandalı ile çarşaf tutturur gibi, kapağın iki kanadını tutturmaya benzediği için “mandallama” adı verilmektedir. Mandallama yöntemi; çok geniş kapak açıklığının, “O”, kapanamayıp ortadan kan kaçırırken, ortadan iki kanadına mandal takılıp birleştirilerek, bir çeşit “8” görüntüsü yaratılıp kaçağın azaltılması olarak değerlendirilebilmektedir.

Yönteme; çamaşır mandalı ile çarşaf tutturur gibi, kapağın iki kanadını tutturmaya benzediği için “mandallama” adı verilmektedir. Oluşturulan “8” rakamına benzeyen şekille; kaçak tamamen yok olmamakta, ancak, kan akışı trafiğini belirgin olarak azaltması ile kalp ve akciğer üzerindeki yükü hafifleterek hastaların rahatlamasını sağlamaktadır. Mandallama yöntemi özellikle nefes almakta zorlanan hastaların, nefesini düzeltip, hareketlerini rahatlatan ve uzun vadede kalbin bozulmasını önleyebilecek bir yaklaşım olarak dünyada da kullanılmaya başlanmıştır. Son iki

yılda Avrupa ülkelerinde sınırlı olarak uygulanan bu yöntemden 2010 yılı sonuna kadar Batı Avrupa ve A.B.D.’de yaklaşık olarak 2 bin hasta faydalanmıştır. “Mandallama’’ Kimlere Uygulanabilir? Günümüzde mitral yetmezlik için yapılan ameliyatların, gecikmeden yani kalpte bozukluklar ortaya çıkmadan yapılması, başarı şansını ve hastaya faydasını uzun dönemde arttırmaktadır. Örneğin, ciddi mitral kapak prolapsusu olan bir hastada bu kapağa vaktinde yapılacak bir onarım cerrahisinin başarısı yüksek olmaktadır. Ancak, kalpte bozulma ile ortaya çıkan ve “fonksiyonel mitral yetmezlik” olarak adlandırılan sorunlarda operasyon başarısı düşmektedir. Bilimsel olarak her tür mitral yetmezliğin tedavisinde uygun olduğu görülen mandallama yöntemi, özellikle ameliyat olması riskli bulunan veya ameliyat

Nİ S A N 2 0 1 2

67


Mandallama yöntemi özellikle nefes almakta zorlanan hastaların, nefesini düzeltip, hareketlerini rahatlatan ve uzun vadede kalbin bozulmasını önleyebilecek bir yaklaşım olarak dünyada da kullanılmaya başlanmıştır. için geç kalmış hastalarda öncelikle tercih edilebilir bir girişimdir. Kalbin bu işlemden sonraki 1-2 yıl içinde kendisini toparlaması beklenir. Bu durum, hastanın yakınmalarını azaltabildiği gibi, orta vadede kapak cerrahisi gerekirse, daha cerrahiyi az riskli hale de getirebilir. Nasıl Uygulanır? Şiddetli mitral yetmezliği olan ve yakınmaları sebebiyle müdahaleye gerek görülen hastalar, bir ön değerlendirmeden geçirilmektedir. Bu değerlendirme çerçevesinde “TEE” adı verilen tüp yutturularak, ekokardiyografi yapılması gerekmektedir. Bu test, mide hastalıklarında yapılan endoskopiye de benzetilebilmektedir. On beş dakika süren bu test ile hastanın kalp kapağının mandallama yönteminden fayda görüp görmeyeceği anlaşılmaktadır. Operasyon kararı verildikten sonra, bir gün önceden hastaneye yatırılan hastaya anjiyo laboratuvarında narkoz altında işlem yapılmaktadır. Hasta, 3-4 saat süren işlem sonrasında bir gece yoğun bakım ünitesinde kalmaktadır. İki gün normal serviste izlenip, 3 ya da 4. gün taburcu edilmektedir. İşlemde, her iki kasıktan birer tüp anjiyo yapılır gibi yerleştirilmektedir. Ayrıca boyundan

68

NİSA N 2012

ve el bileğinden de küçük tüpler yerleştirilerek hastanın müdahalesi gerçekleştirilmektedir. Nadiren kan verilmesi de gerekebilen bu işlemde ölüm ve ciddi problem riski çok düşüktür. MitraClip Uygulanan Hastayı Neler Bekler? İşlemden hemen sonra hastanın özellikle nefes darlığı yakınmalarında azalma beklenmektedir. Kalp kası zayıflayıp, kalbi genişleyen hastalarda da nefes darlığında azalmanın yanında kalbin boyutları da küçülmektedir. Yani, kalp büyümesi düzeltilmektedir. Bu işlemde mitral yetersizlik hemen her zaman ortadan kaldırılamamaktadır. Ancak,

işlemin yapıldığı hastaların büyük bir çoğunluğu ciddi derecede rahatlayıp, hareket kapasiteleri artmaktadır. MitraClip yönteminin uzun dönem sonuçları henüz bilinmemesine karşın, kısa dönem yani 1-2 senelik veriler oldukça ümit vericidir. Bu işlemle uzun vadede herhangi bir girişime gerek kalmayacağı tahmin edilmektedir. Ancak, uzun vadede mitral yetersizlik tekrarlasa dahi kalbin küçülmesini sağlayan “mandallama” işlemi, olası bir açık mitral kapak operasyonunu daha az riskli hale getirebilecek ve ileride açık kalp ameliyatı şansını ortadan kaldırmayacaktır. 


Sahte İlaç Sektörü Sağlığı Tehdit Ediyor haber,

AYŞE YILMAZTÜRK

Dünyada bir ilk olan İlaç Takip Sistemi’nin devreye girmesi ile birlikte sahte ilacın tespit edilmesi ve engellenmesi ve hasta güvenliği açısından son derece önemli bir adım atıldı. 70

NİSA N 2012

P

fizer’in dünyanın her yerinden medyanın aynı anda online olarak izleyebildiği etkinliğinde sahte ilaç üretimi ve ticareti, sahte ilaçların insan sağlığı üzerinde oluşturdukları tehditler, Pfizer’in ülkemizde ve dünyada sahte ilaçlara karşı yürüttüğü çalışmalar ele alındı. Sahte ilaçlar tüm ilaç endüstrisinin sorunu. İlaç sahteciliği dünyanın her yanında yükseliş eğiliminde. Sahtecilerin hedef aldığı ilaçlar arasında tüm dünyada ilk sırada eczaneden almaktan çekinildiği için kontrolsüz online siteler üzerinden satılan cinsel sağlık ürünleri, ikinci sırada obezite ürünleri var. Üçüncü sırada ise saç kaybı ile ilgili ürünler olduğu düşünülüyor. Ama bu diğer alanlarda sahte ilaç olmadığı anlamına gelmiyor. Sahteciler bir şekilde kârlılık söz konusuysa neredeyse bütün firmaların bütün orijinal moleküllerini taklit edebiliyor. Ucuz ve bazen zehirli malzemelerle, “merdivenaltı” diye tabir edilen sağlıksız koşullarda, hekim ve dozaj kontrolü olmadan oldukça

cüzi meblağlara üretilen bu ürünler üreticilerine büyük kârlar getirebiliyor. Oysa yasaya uygun faaliyet gösteren ilaç firmaları kontrollü ortamlarda ilaçların üretimine yüz milyonlarca dolar yatırım yapıyor, tamamen sağlıklı koşullarda üretim gerçekleştiriyor, numuneleri saklayıp yıllar sonra bile bir problem olursa belirli bir partiye geri dönüp gerçekten bir üretim hatası olup olmadığına bakabiliyorlar. En Zayıf Nokta İnternet Bu nedenle Pfizer sahte ilaçlara karşı diğer ilaç firmaları ve sektörün yanı sıra polis, narkotik birimleri, güvenlik kurumları, gümrükler, polis teşkilatı, bakanlık, devlet ve hükümetlere kadar pek çok taraf ile iş birliği yapıyor. Pfizer Küresel Güvenlikten Sorumlu Başkan Yardımcısı ve CSO’su John P. Clark “ABD, Kanada, İngiltere, Almanya gibi gelişmiş ülkelerde bile bu tür örneklerle karşılaştıklarını, AB üye ülkelerinden Kıbrıs ve Lüksemburg dışında hepsinden sahte ilaç bildirimleri


aldıklarını” ifade ediyor. Avrupa’da da Amerika’da olduğu gibi en zayıf noktayı internet oluşturuyor. Pfizer’in Türkiye’de yaptığı incelemelerden birinin sonuçlarını Türk polisine iletmesi sonucu 2009 yılında bir operasyon düzenlendi. İnternet üzerinden ve perakende satış mağazalarında sahte ürün satılmasıyla ilgili Pfizer Global Güvenlik Divizyonu tarafından sağlanan bilgilere ve kendilerinin yürüttüğü bir incelemeye dayanarak, Türk makamlarının başarılı operasyonu neticesinde yetkililer 13 şehirde, aralarında 3 eczanenin de bulunduğu 146 adrese aynı anda baskın yaparak 100’den fazla kişiyi tutukladı. Polisin tahmini, bu baskınlarla Türkiye’deki sahtecilik işinin %80’inin çökertildiği yönünde. Böylece 2009 ve 2010 yılları arasında ülkemizde ele geçirilen sahte ilaç sayısında büyük bir düşüş görüldü. Sahte İlaçların Sağlık Riskleri / Tehlikeleri Sahte ilaçlar duvarları küf kaplı, boyaları dökülmüş, içini kemirgen ve zararlıların sardığı laboratuvarlarda ve pis cihazlarla imal ediliyor. Sözüm ona “steril” enjekte edilebilir ürünler pis banyolarda musluk suyuyla dolduruluyor. Pfizer laboratuvarları bu ürünlerin içinde şimdiye kadar böcek ilacı, fare zehri, tuğla tozu, kurşun, asfalt boyası, kartuş mürekkebi, yemeklik yağlar, amfetaminler, yer cilası ağır metaller, arsenik ve hatta antifriz gibi aklın almadığı maddeler bulunduğunu doğruladı.

Dünya Sağlık Örgütü’nün tespitlerine göre dünyadaki ilaçların yüzde 6’sı sahte. öldüğü takdirde, çoğu kez sahte ilaç aldıkları fark edilmiyor. Dünyada Sahte İlaçlar Dünya Sağlık Örgütü’nün tespitlerine göre dünyadaki ilaçların yüzde 6’sı sahte. Ülkemizde ilaç dağıtımı genel olarak güvenli olmakla birlikte, bazı gelişmekte olan ülkelerde ilaçların yüzde 50’sinin sahte olduğu tahmin ediliyor. Bu oran Afrika kıtasında yüzde 80’lere kadar çıkıyor. Özellikle, yüksek satış oranlarına sahip ilaçlar taklit ediliyor. Örneğin, Afrika’daki sıtma ilaçlarının çoğunun sahtesi yapılmaya çalışılıyor. Bu sahte ilaçların çoğu Hindistan ve Çin’de üretiliyor. Dünya çapında sahte ilaç sektörünün 75 milyar dolar değerinde olduğu tahmin ediliyor. Sahte ilaç satışlarının ise

yasal ilaç satışlarının neredeyse iki katı bir oran ile yıllık yüzde 13 arttığı kabul ediliyor. DSÖ, internetten yapılan ilaç satışlarında gerçek adreslerini gizleyen sitelerden alınan ilaçların yüzde 50’sinin sahte olduğunu tahmin ediyor. Türkiye’de Sahte İlaçlar Ülkemizde dağıtım kanalları genel olarak güvenli. Türkiye’de ilacı hastalar eczanelerden ve eczaneler güvenilir depolardan alırlarsa sorun bulunmuyor. Ancak internetteki satışların yüzde 50 kadarı sahte ilaçlardan oluşuyor. Türkiye’de yasal olarak internetten satış söz konusu değil. Bu nedenle hastaların bildiği eczanelere gidip, ilacı eczaneden satın almaları önem taşıyor. Ülkemizde İlaç Takip Sistemi’nin devreye girmesi ile birlikte sahte ilacın tespit edilmesi ve engellenmesi ve hasta güvenliği açısından son derece önemli bir adım atıldı. Bu sistem dünyada ilk kez Türkiye’de uygulanmaya başladı. İlerleyen yıllarda dünyadaki bazı diğer ülkelerde de uygulanmaya başlanacak benzer sistemler için ilk uygulama olması açısından İlaç Takip Sistemi örnek teşkil ediyor. 

Sahte ilaçların tehlikesi içerdikleri toksik bileşenlerin yanı sıra bunların içinde hiç etkin bileşen olmaması, yanlış veya hatalı dozda etkin bileşen olması sonucu hastanın doktorun kendisine verdiği ilaçtan fayda sağlayamaması olabiliyor. Pek çok örnekte kalp ilacını, kanser ilacını, tansiyon ilacını aldığını sanarak sahte ilaç alan kişiler aslında ilacını almamış oluyor ve gerçek ilaç almamaktan kaynaklanan ölümler gerçekleşiyor. Hasta kanserse ve sahte ilaç kullanıyorsa, zaman içinde kanserden

Nİ S A N 2 0 1 2

71


YENİ ÜRÜNLER

Kapsama Alanını Genişleten Router

Epson’dan Maliyet Avantajlı Yazıcı Epson, baskıda çok büyük maliyet avantajı sunduğunu iddia ettiği “Sürekli Mürekkep Besleme Sistemli” yazıcılarını Türkiye pazarına sundu. Epson L100, L200 ve L800 olmak üzere üç farklı modelden oluşan Sürekli Mürekkep Besleme Sistemli yazıcı serisi, bünyelerine entegre ultra yüksek kapasiteli mürekkep tankları ile kullanıcılara sayfa başına çok düşük maliyet sunmak için tasarlandı.

ZyXEL, ev ve küçük ofis kullanıcıları için geliştirilen kablosuz router NBG416N’yi Türkiye’de satışa sundu. Beş farklı çalışma modu bulunan ürün, evinde ya da ofisinde kablosuz erişim cihazları bulunan ve kablosuz kapsama alanı yeterli olmayan kullanıcıların, cihazı kullanarak marka ve modelden bağımsız olarak kablosuz kapsama alanını genişletebilmelerine imkan tanıyor. Ayrıca kablolu modemlerin kablosuz olarak kullanılabilmesini sağlayan cihaz, internet bağlantısını kablolu ve kablosuz olarak birden fazla kullanıcıya da dağıtabiliyor. Öte yandan cihazın sahip olduğu 5dBi değiştirilebilir anten, geniş bir kapsama alanı sunarken, 64/128 bit WEP, WPA/WPA2 ve WiFi Protected Setup (WPS) butonu ile kablosuz erişim güvenliğini de üst seviyeye çıkıyor. NAT, SPI ve DoS gibi firewall özellikleri ise internetten gelebilecek saldırıları engelleyen güvenlik unsurları arasında yer alıyor. Ayrıca aktif veri transferi olmadığında enerji tasarrufu moduna geçen cihaz, bu sayede en düşük miktarda güç tüketiyor. 

Hızlı Mürekkep Top-up Teknolojisi sayesinde bu yazıcılarda mürekkep kullanımı maksimize edilirken, bu teknoloji özel olarak tasarlanmış hava geçirmez kapak ve filtrenin yanı sıra, mürekkebin geri akmasını önlemek için mürekkep akışını kontrol eden bir jikle valfi içeriyor. Bu sistem mürekkep kullanımını maksimize ederken, yazıcının her zaman kolay ve güvenli şekilde istenen yere taşınmasını da sağlıyor. 4 kartuş kullanan L200 ve L100 yazıcılarından L200, hızlı ve kolay baskı, tarama ve fotokopi yapabilen çok fonksiyonlu bir kullanım için tasarlandı. L100 ise tarama ve fotokopi fonksiyonlarına ihtiyaç duymayan kullanıcılar için geliştirildi. 6 kartuşlu olan L800’ün de ağırlıklı olarak fotoğraf baskısı için tasarlandığı belirtildi. 

Nİ S A N 2 0 1 2

73


YENİ ÜRÜNLER

hazırlayan: GÜNEŞ KAZDAĞLI

Dictionary uygulamasına twitter.com/QuickDict adresinden, TwitCalorie uygulamasına twitter.com/ TwitCalorie adresinden ulaşılabiliyor. 

Lenova’dan Yeni Ürünler Twitter’da Çeviri ve Kalori Hesabı Artık Çok Kolay Digital İletişim Ajansı Krombere geliştirdiği iki Twitter uygulamasıyla büyük ilgi topladı. Geliştirilen Quick Dictionary adlı Twitter uygulaması kullanıcıların herhangi bir sözcük ya da cümlenin beş farklı dildeki karşılıklarını Twitter üzerinden anında öğrenmelerini sağlıyor. Krombere tarafından geliştirilen ve yine büyük ilgi çeken diğer uygulama ise TwitCalorie. Bu uygulamayla da kullanıcıların besinlerin kalori değerlerini kolaylıkla öğrenebiliyorlar. Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca ve İtalyanca dillerinde hizmet veren Quick Dictionary uygulamasında, Türkçe ‘tr’, İngilizce ‘en’, Fransızca ‘fr’, Almanca ‘de’, ve İtalyanca ‘it’ olmak üzere her dil iki harflik bir kısaltmayla temsil ediliyor. Uygulamayı kullanabilmek için @quickdict’ten bahsetmek, sözcüğü ya da cümleyi yazmak ve çevirinin hangi dilden hangi dile yapılacağını belirtmek yeterli oluyor. QuickDict, bahsedilen sözcük ya da cümlenin istenilen dildeki çevirisi ile kullanıcıya yanıt veriyor. Örneğin ‘okul’ sözcüğünün İngilizce karşılığını öğrenmek isteyen kullanıcı, “@quickdictokul #tr2en” şeklinde tweet gönderdiğinde, QuickDict sözcüğün Türkçe’den İngilizce’ye çevirisini anında yaparak yanıt veriyor. Yiyecek ve içeceklerin kalori hesabı için de aynı yol izleniyor ve @TwitCalorie’den bahsetmek, iyecek ya da içeceğin adını yazmak yeterli oluyor. Quick

74

NİSA N 2012

Lenova Mayıs ayında yeni Ultrabook’ları IdeaPad U310 ve U410’u satışa sunacağını açıkladı. Yeni Ultrabookların teknik özellikleri hakkında bilgi veren şirket, Ivy Bridge işlemcilerin kullanılacağını söyledi. IdeaPad U310 1.6 kg ağırlığında ve 332 x 226 x 17.7 mm boyutlarında ve 4 GB belleğe sahip olacak bu yeni dizüstü bilgisayar üzerinde SSD veya sabit disk kullanılabilecek. IdeaPad U410 ise 14 inç ekran büyüklüğüne sahip bir Ultrabook olacak. Ürün üzerinde iki adet USB 3.0 ve iki adet USB 2.0 arabirim bulunulacak. Bunun yanı sıra 14 inç ürünün bataryası 4 hücreli olacak. Ürünün ağırlığının ise yaklaşık 1.8 kg olması bekleniyor. Bu yeni Ultrabook’ların başlangıç fiyatının ise 799 Dolar olacağı belirtildi. 


İçten Bir Gülümseme İnsanlar Arasındaki En Kısa Mesafedir G

ünaydın, bugün hava ne kadar da sakin değil mi? Annem kalkmış olmalı. Babamsa bizi uyandırmadan iş yerine çoktan gitmiştir. Hafta sonlarını seviyorum, sadece sevmekle kalmıyor bayılıyorum. Yatak rahat, uyku güzel… Ama yapacaklarım olmalı. Her şeyi evdekilere bırakmamalıyım.

yazı,

ARİF ÇETİN

SAYED YÖNETİM KURULU ÜYESİ

Hani akşam yatarken aklıma geliyor ya “Bugün Allah için ne yaptın?”. Güne ben de bir şeyler yaparak başlamalıyım. Anne ve babamı sevindirmek en güzel hizmetlerden biri. Üzerime bir şeyler alıp dışarı çıkayım. Şu eski taş fırından mis kokulu ekmek alayım. Kahvaltıya benim de katkım olsun. -Vay, Ahmet Abi nasılsın? Sağ olasın abi, ben de iyiyim. -Kamile Teyzeciğim, sabah-ı şerifleriniz hayrola… Kızma be Kamile teyze! Tamam, bilirim seher vakti sizin sabahınızdır. Bu saatlerde siz öğleye hazırlanırsınız. Bizi de bu şekilde kabul

buyurun. Tamam, anneme selam söylerim. Siz de kendinize iyi bakın. Siz yaşlılar bizim için bir hazinesiniz. Biz kıymetinizi iyi biliyoruz. Hey gidi sokaklar hey. İkişerden dört taş koydun mu, Olimpiyat Stadı sanki. O zamanlar bu kadar trafikte yoktu. Üst taraftaki Bünyamin Amca’nın minibüsü, bir de Rizeli Cemal Çavuş’un kamyoneti. Ne günlere geldik. Şimdi herkesin bir değil iki aracı var. Bir de diyorlar ki, bu ülkede sporcu yetişmiyor. Sokaklar spor salonuydu kardeşim. Sokak mı kaldı ki sporcu yetişsin. İşte geldik fırına. Bir okulun yanındaki erik ağacı yaşlanmadı, bir de bizim fırıncı Davut Usta. Adamın yüzündeki gülümseme eksik olmuyor, yanaklar kıpkırmızı. Geçenlerde dayanamadım sordum; “Davut Usta, pekmez mi içiyorsun, yanaklar kıpkırmızı sürekli?” Verdiği cevapta bir o kadar etkiliydi. “Evlat, ben gecenin bir yarısında bisNİ S A N 2 0 1 2

75


millah deyip kapıyı açıyorum. Sen de ateşin koru, ben diyeyim helal lokmanın nuru.” Düşündüm de eski adamlar ne kadar şair ruhlular. Sanki tamamı Edebiyat Fakültesi mezunu. Öyle bir cümle kuruyorlar ki, günlerce anlam çıkarıyorsun. Ohhh!.. Ekmekler mis gibi. Hemen yetiştireyim kahvaltı sofrasına. Babamı da dükkândan aldım mı tamamdır bu iş. Hey gidi babam hey! Sabahın yedisinde dükkânı açar, rızık kovalar. Bizi ne zorluklarla büyüttü. “İhtiyar delikanlı! Hadi gidiyoruz. Anne Sultan biz bekliyor. Koy kapının önüne bir sandalye, bırak boş ver kilitle uğraşmayı.” Eskiden komşu komşunun bekçisiydi. Kapının önüne koydun mu sandalyeyi, o kapıdan sinek dahi geçemezdi. “Anneciğim, bak biz geldik. Senin hazırladıkların neden bu kadar tatlı? İnan yağcılık yapmıyorum, ama gerçek böyle. Yok, yok, üç gün sonra elkızını görünce değişecek göz var mı bende.” İşte böyle dostlar. İnsan sevdiklerinin kıymetini kaybedince anlıyor. Elimizin uzandığı, gözümüzün gördüğü noktada anne ve babalarımızı ihmal etmeyelim. İnsanları sevelim, sevilelim. İnanın fındıkkabuğunu doldurmayacak konular yüzünden birbirimizi kırıyoruz. Düşünsenize, sokaktan geçen bir tanıdığınızın sizi görmezden gelerek selam vermeden yanınızdan geçtiğini. Üzülürsünüz, zorunuza gider. Aklınızdan bin bir türlü senaryo uydurursunuz. “Burnu büyümüş. Adam oldu da bizi görmüyor. Ben bunların sülalesini bilirim.” Ya bizler? Aynı şeyleri yapıyor muyuz? Hadi, hadi saklamayın. Her zaman olmasa da ara sıra yaptığımız oluyordur. Çevremizdekilerden bir gülümsemeyi eksik etmeyelim. Unutmayalım ki, içten bir gülümseme, insanlar arasındaki en kısa mesafedir. Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın. Aynı Fırıncı Davut Usta gibi… 

76

NİSA N 2012


Sağlık Bakanlığı’nın Yeni Teşkilatlanma Yapısı ve İşleyişi En Ayrıntılı Şekilde Bu Kurultay’da.


Saf Çekim Gücü

Mercedes E Cupe Bir Mercedes sahibi olmakla, bir otomobil sahibi olmak arasındaki akla gelen ilk fark prestijdir. Dünyadaki başka coğrafyalara baktığımızda Türklerin Mercedes algısının çok farklı olduğunu görürüz. Mercedes’in bir Türk, bir Amerikalı, bir Alman ve zengin bir Arap şeyhi üzerinde yarattığı etkiyi, kurduğu duygusal bağı ve anlam derinliğini irdelesek, eminim Türk’ler adına çok farklı ve ilginç bulgular elde ederiz.

dece ülkemiz insanları arasında özel hikayesiyle birçok Alman markası da dahil olmak üzere prestij ve statü sembolü haline gelmiştir.

Her ne kadar Türkiye’deki Mercedes algısını tarihsel hikayesi özelinde biraz fazla dramatize etsek de Mercedes markasının dünyada yarattığı algı, bir lüks ve prestij markası olarak kabul görmüş, net konumlandırması tartışma götürmez bir gerçektir. Bu yıl Almanya ve Türkiye arasındaki iş göçü anlaşmasının 50. Mercedes hem BMW, Audi gibi Alman rakipleri, hem de farklı yıldönümü. Mercedes markasının ülkemiz insanı üzerindeki et- pazarlarda karşısına çıkan Lexus, Infiniti, Cadillac gibi birkilerini incelerken bu tarihsel verinin ışığında düşünmek, bir çok marka için prestij ve lüks otomobil kategorisinde meydan Türk’ün Mercedes markasıyla kurduğu ilişkinin boyutlarını an- okunan birinci ve en güçlü rakip olarak her zaman rekabette lama gayretimize oldukça yardımcı olacaktır. en tepede yerini almıştır. Lüks otomobil kategorisinde içinde Bu açıdan Mercedes markasını ve Türk kullanıcısı üzerindeki Mercedes olmayan bir diagram, bir karşılaştırma, bir analiz algısını ele alırken, sadece güncel araştırma verileri değil, ta- yok denecek kadar azdır. Şimdi bu ay ki araştırmamızın şeref rihsel verilerin ışığında markayı ele almak daha özel sonuçlar konuğu Mercedes E Coupe’yi incelemeye başlayalım. elde etmemize sebep olacaktır kanaatindeyiz. Mercedes, sa-

78

NİS A N 2012


hazırlayan: FEYZ A GÜLEÇ ŞAHİN feyza@otoalsat.com

Tasarım

İç Dizayn

Mercedes E Coupe, tasarımı ve sıra dışı çizgileri ile Mercedes’in son yıllarda ürettiği en fantastik otomobillerden birisi. Bir önceki nesil CLK Coupe ile kıyaslandığında çok daha özgün ve fark yaratan bir tasarıma sahip. Bu otomobili farklı kılan en önemli özellik kesinlikle tasarım. E Coupe’nin tasarımı yaratıcı ve sıra dışı olduğu kadar sihirli de. Çünkü bu otomobil spor coupe tasarımına sahip olsa da elegant ve lüks bir sedan kadar prestijli duruyor. Aynı sınıfta büyük bir rekabet içinde olduğu Audi A5 ve BMW 3 Coupe ile kıyaslandığında sanki bir üst segmente aitmiş hissi veriyor. Bunda agresif ön tasarım ve otomobili daha uzun gösteren yan siluetin etkisi büyük. Büyük algısı yaratan uzayan siluet yanında otomobilde kullanılan parlak alüminyum dış aksesuarlar ve otomobile ağır bir hava katan metalik özel renkler E coupe’yi rakiplerinden daha elegant ve özel gösteriyor. Panaromik cam, aracın dış dizaynına dair beğeni toplayan önemli detaylarından. Sunroof’la birleşen çıtasız yan camlar, yaz aylarının sürüş keyfine tatlı serin bir detay olarak yansımanın yanı sıra, Cabrio sürüş keyfini Coupe’de yaşatan önemli bir fark olarak tanımlanıyor. Sis lambasının hemen altındaki mavi led ışık, 8 inch kalınlığında lastikler ve yıldız jantlar aracın spor şık havasını hissettiren diğer detaylar olarak kullanıcısından alkış alıyor.

Über teknolojik iç görüntü, koltuk rahatlığı, deri kalitesi ve tüm araç hâkimiyetini tek tuş/tek ekranda toplayan teknoloji ise aracın iç dizaynda fark yaratan unsurları olarak öne çıkıyor. Kullanıcılar, beğenilerini dile getirirken Mercedes’in ayrıcalıklı sürüş keyfine de vurgu yapıyor.

Motor 1800 motorun çok daha üzerinde bir beygir performansı sergileyen araç, özellikle ivmelerdeki performansı ile takdir toplamanın yanı sıra, son derece yumuşak ve kıvrak direksiyonuyla oldukça uyumlu ve kolay bir sürüş keyfi sağlıyor.

Konfor/Yol Tutuş Coupe araç, büyük ve uzun yapısını Mercedes’e özel sportif detaylarla birleştirince ortaya spor şıkın ayrıcalığından vazgeçmeyen, aynı zamanda aile arabası olarak da son derece konforla kullanılabilecek bir tasarım çıkıyor.

Güvenlik Mercedes E Coupe, standart güvenlik özellikleri ve çoklu yapılandırmaları ile kullanıcısında kişiselleştirilmiş araç hissiyatı yaratıyor. Yüksek düzeyde düşünülmüş güvenlik önlemleri araçta kendinizi çok rahat ve güvende hissetmenizi sağlıyor.

Nİ S A N 2 0 1 2

79


Nazlı Ilıcak Babam Yassıadaya Düştükten Sonra Siyasete Merak Sardım Odaksızlığı eksen alan gazeteciliğin cinsiyet ayrımına meydan okuyan bir kadın. Yassıada Mahkumu Muammer Çavuşoğlu’nun küçük kızıdır Nazlı Ilıcak. Sohbetimiz esnasında gördük ki Rahmetli Eşi Kemal Ilıcak’a duyduğu aşk ve özlem hâlâ ilk gün ki gibi devam ediyor. Gözleri dolarak eşine ve babasına duyduğu vefa duygusunu her fırsatta dile getiren Ilıcak, son günlerde Twitter dünyasının da “Nazlı Anne”si. Hayatının her alanında verdiği mücadelelerle tanımaya alışık olduğumuz Yazar “Tükendim, dibe vurdum ama asla vazgeçmedim” diyor. Savaşçı kişiliği onun yaşama sevincinden ve umutlarından hiçbir şey kaybettirmemiş. Umutla mücadele arasındaki ince çizgide taviz vermeden yaşamak onun hayat düsturu. Doktor bir dedenin torunu olan Sabah Gazetesi Yazarı Nazlı Ilıcak evinin kapılarını SAYED okurlarına açtı.

röpor taj: ZEYNEP AĞAÇYETİŞTİREN

Hep söylenir ya sanatçı olunmaz sanatçı doğulur gazeteci olunmaz gazeteci doğulur diye siz bu yargıya ne ölçüde katılıyorsunuz? Ben gazeteci olarak doğduğumu söyleyemeyeceğim. Ama Kemal Ilıcak’la evlendikten sonra bu mesleğe ilgi duymaya başladım. Meraklı ve araştırmacı bir kişiliğim vardı. Bu yüzden gazetecilik tabiatıma da uygun düştü. Kısmet böyleymiş mesleğimi seviyorum ama böyle bir gerçek var her iletişim fakültesini bitiren gazetecilik yapamaz. Bu işin mutfağında olmak tozunu yutmak daha fazla tecrübe kazandırdığı için meslekte başarı elde etmeyi sağlıyor.

80

NİSA N 2012

Yetenek veya merak olmalı, araştırmacı ruh yoksa gazeteci olunmaz. Rahmetli Eşiniz Kemal Ilıcak’ın gazetesinde çalışmanın getirdiği avantajlar nelerdi? Eşimin gazetesinde çalışmak tabii ki önümü açtı. Doğrudan doğruya daha üst düzeyde mesleğimi icra etmeye başladım. Bir süre ansiklopedi köşesi, bilmece bulmaca köşesi yaptıktan sonra, 27 Mayıs Yargılanıyor isimli bir yazı dizisine başladım ve sonradan da birinci sayfadan siyasi makalelere… Kemal Ilıcak’ın eşi olarak birçok avantaj getirmiş oldu.


Nİ S A N 2 0 1 2

81


Yazılarımda kimseye haksızlık etmek istemem. Meslek hayatınızda olmazsa olmazlarınız nelerdir? Neden Gazetecisiniz? Gazeteciliği seçmemde eşim büyük bir rol oynuyor. Çünkü Kemal’le evlendikten sonra gazeteciliğe ilgi duydum ve bu mesleğe girdim. Araştırmaya dikkat ederim. Tatmin olmazsam ilgililerden bilgi almaya çalışırım. Makalemdeki yanlış bir bilgi beni çok rahatsız eder; cevap hakkına saygı gösteririm. Kadın yönetici olmanın ne gibi zorluklarını yaşadınız? Çok kısa süre Bulvar’da ve Tercüman’da yöneticilik yaptım. Belirli hiçbir sorun yaşamadım. Çünkü kadın yönetici olmanın yanı sıra, gazete patronu Kemal Ilıcak’ın da eşiydim. Ama genelde kadın yöneticilerin erkeklere göre işin daha zor olduğunu söyleyebilirim. TED Ankara Koleji’ndeki ilk eğitiminizin ardından annenizin kararıyla, “Hiç iyi hatıram yok. Hiç bir zaman çocuğumu yollamam oraya” dediğiniz İstanbul’daki Dame de Sion’a yazılmışsınız. Sizi bu düşünceye iten şeyler nelerdi? Notre Dame de Sion çok sıkı bir liseydi. Üstelik ben ailemden ayrı yatılı olarak okuyordum. Zor bir hayat geçirdim. Dersler de yüklüydü. Ama bugün geri döndüğümde, çalışma hayatımdaki disiplinimi ve sabrımı, okuluma borçlu olduğumu söyleyebilirim. İki sene hazırlık olmak kaydıyla sekiz yıl Notre Dame de Sion’da okudum. Bir yandan sert disiplin, bir yandan da, liseye geçinceye kadar ailemden ayrı olmam, çocukluk yıllarımı olumsuz etkiledi. Tabii ki okulda elde ettiğim eğitimin seviyesi çok yüksekti. Darbeler yaşadınız siyasete girdiniz bu kadar sancılı dönemlerde hiç

82

NİSA N 2012

tükendiğiniz oldu mu, vazgeçmeyi düşündünüz mü?

hastane ve doktora ilişkin düşünce saklamamaya gayret ederim.

Tabii ki tükendiğim oldu ama vazgeçmeyi hiç düşünmedim. Çünkü her zaman ertesi günün sıkıntılar yaşadığım o günden daha iyi olacağını düşünürüm. Bugün değilse yarın, yarın değilse ertesi gün mutlaka daha iyi günler gelecektir derim.

Duygusal bir kadınsınız nelere çok üzülürsünüz sizi hayata bağlayan şey nedir?

Yassıada mahkumu olan babanız Muammer Çavuşoğlu’nun yaşadığı sıkıntıların hayatınızda ne gibi kararları almanıza etkisi oldu? Babamın Yassıadaya düşmesinden sonra siyasete merak sardım. Daha önce hiç böyle düşüncem yoktu. Notre Dame de Sion’da yatılı okuyordum. O olaydan sonra Siyaset Bilimi okumaya karar verdim. Ayrıca, darbe döneminde bize yakınlık gösteren iyi insanlar vardı. Onları çok seviyordum. Kendi kendime dedim ki bir gün imkânım olduğu takdirde ben de mağdurların yanında yer alayım. Sosyal medyanın tartışmasız en çok takip edilen isimlerindensiniz hatta size “Nazlı anne” şeklinde hitap edenler var. Twitterın hayatınızdaki yeri nedir? Twitter, bana çok sayıda insanla temas etme ve tepkileri ölçme fırsatı veriyor. Bazılarıyla olumlu ilişkilerimiz mevcut. Ama bazıları öfkesini kontrol edemiyor. Hakarete varan cümleler yazanlar da var. Kimisi beni yakından takip edince sevmeye başladığını söylüyor. Çünkü o güne kadar sadece gazeteci Nazlı Ilıcak’ı tanımış. O kimlik altında daha farklı bir kişiyi keşfedenler, sempatiyle bakmaya başlıyorlar. Sonra ben paylaşmayı seven bir insanım. Twitter bana bu imkânı da veriyor. Gazetecilik veya sosyal yaşamınızda hastanelerde veya sağlıkla ilgili ne gibi anılarınız oldu? Sağlıkla ilgili anılar her zaman tatsızdır. Unutmayı tercih ederim. Ameliyattan korkarım. Hastanenin kapısından içeri girdim mi, yüreğime büyük bir acı çöker. Bu bakımdan zihnimde

Evet çok duygusalım ihanete, sevdiğim bir insandan arzu ettiğim karşılığı almamaya, vefasızlığa, benim veya çocuklarım aleyhinde sarf edilen kötü sözlere üzülürüm. Uçurumun dibine düşüp paramparça olmamak için hayata bağlanmayı tercih ederim. En çok okunan yazarlardan olmanın reel yaşamınızda getirdiği sorumluluklar nelerdir? Bu yaşa geldiğim için daha büyük sorumluluk taşıdığımı düşünüyorum. Çünkü istesem de istemesem bir rol model konumundayım. Yazılarımda kimseye haksızlık etmek istemem. Ama zaman zaman böyle durumlar ortaya çıkabiliyor. O zaman açıklamaları yayınlayarak, yanlışlığı düzeltmeye gayret ediyorum. Cevap hakkına özen gösteririm. Yoğun temponuzda sağlığınızı nasıl muhafaza edersiniz? Sağlıklı beslenmeye dikkat ederim. Bol sebze yerim. Et yerine balığı tercih ederim. Bir gece önceden suda muhafaza ettiğim cevizin suyunu sabahları içerim. Ayrıca keten tohumu ile sütü karıştırıp içerim. Spor yapmaya özen gösteririm. Sağlık muayenelerimi yaptırırım. Sizce sağlık sektörü hangi aşamaya geldi? Sağlık sektörü son dönemlerde büyük hamleler kaydetti. Zaten yapılan kamuoyu araştırmalarında da, sağlıktan memnuniyet oranı yüksek görünüyor. Tabii yine aksamalar var ama mevcut iktidar sosyal adalet düşüncesiyle de hareket ederek, az gelirlilerin daha kolay sağlık hizmetinden yararlanmasının yolunu açtı. Vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Ben teşekkür ederim. 


RAH

ED

ON

KA

İY E

AFY

06-09 HAZİRAN 2012 Afyon Kocatepe Üniversitesi Atatürk Kongre Merkezi / AFYONKARAHİSAR

İS A R B

EL

w w w.ter ma lkongre si. org


FİLM KRİTİK

Altı Bölümde İkinci Dünya Savaşı Siyasi gündemin çokça gergin olduğu şu günlerde, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyada çeşitli kaynamalar ve tansiyon yükselmelerine şahit oluyoruz. Yaşamın kaotik girizgâhında halkların demokrasi talepleri, tükenen kaynak arayışları için yeni strateji ve dostluklar derken, ipler inceliyor. Bu durum nedense bana, yaklaşık 50 milyon insanın hayatına mal olan 2. Dünya Savaşı öncesini hatırlattı. National Geographic Channel, 2 Dünya Savaşı’nın 70. yıldönümüne anlamlı bir baş yapıtla girdi. “Kıyamet” adlı bir belgesel hazırladılar. İlk defa gün yüzüne çıkan görüntüler ve daha pek çok olay durum. Hepsi detaylıca ve pek çok

cepheden bu işin ne kadar anlamsızca, nereden nereye geldiğini altı bölüm ile anlattılar. Bugünlerde izlenmesinde fayda var derim. Savaş ad değiştirir ama karakter değiştirmez. Bugün dünün devamı, yarında tekerrürü. Bu başyapıt belgeseli izleyin ve dersler çıkarın. Göreceksiniz insan harcamanın ne kadar kolay olduğunu. Savaşların, Hitler’in ne anlamsızca şeyler peşinde dünyayı kaosa sürüklediğini…

Apocalypse Orijinal Ad: Apocalypse: World War 2 Yönetmen: Isabelle Clarke, Daniel Costelle Yapım Yılı: 2009 Tür: Belgesel

Şansa Bak

Apollo 18: Ölüm Yolculuğu

Yeraltı

Tür: Dramatik Komedi Yönetmen: Jonathan Levine Oyuncular: Joseph Gordon-Levitt, Seth Rogen, Anna Kendrick

Tür: Korku, Bilimkurgu, Gerilim Yönetmen: Gonzalo Lopez-Gallego Oyuncular: Ryan Robbins, Lloyd Owen, Andrew Airlie,

Tür: Dram Yönetmen: Zeki Demirkubuz Oyuncular: Engin Günaydın, Nergis Öztürk, Serhat Tutumluer yor um: ETHEM METE

84

NİSAN NİSA N2012 2012


3. KARAYOLU TRAFİK GÜVENLİĞİ SEMPOZYUMU VE SERGİSİ

16 - 18 Mayıs 2012 - ANKARA Congresium (ATO Kongre Merkezi) İŞBİRLİĞİ YAPILAN KURUMLAR

T.C. ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANLIĞI

ORGANİZASYON

Ayrıntılı Bilgi: 0 312 412 25 85 - 87 • www.karayolutrafiksempozyumu.com


KİTAP KRİTİK

Hayat, Sadece Bir Defa Oynanabilen Bir Oyundur “Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, ‘Bu böyle olmayabilirdi!’ düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.” diyerek daldırıyor okuyan kişiyi geçmişine doğru apansız yolculuklara. Kim bilir belki kendine bile itiraf edemediği, kapatıp bir daha açmamak üzere mühürlediği ve bilincinin dışına fırlattığı o kapalı kutuyu açmaya hatta biraz da irdelemeye kendinize soramadıklarınızı (o zaman için) sordurmaya… Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya

çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin dışladığı, katı ve keskin önyargılarla kendinden ve diğerlerinden uzaklaştırmaya çalıştığı kişiler üzerinden sisteme ince eleştiri oklarını yöneltmekten sakınmıyor. Kişiye, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor. Sabahattin Ali’nin şu sözü her şeyi açıklıyor; ”Dünya’nın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?”

Kürk Mantolu Madonna Yazar: Sabahattin Ali Sayfa Sayısı: 160 Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Neşeli Portakal

Sultanı Öldürmek

Suç Detayda Saklıdır Sherlock Holmes

Yazar: Robert Allen Sayfa Sayısı: 176 Yayınevi: Timaş Yayınları

Yazar: Ahmet Ümit Sayfa Sayısı: 528 Yayınevi: Everest Yayınları

Yazar: Sir Arthur Conan Doyle Sayfa Sayısı: 352 Yayınevi: Martı Yayınları yor um: ADNAN YETKİN

86

NİSAN NİSA N2012 2012


Tel : +90 216 499 Tel 99 : +90 18 216 499 99 18 Faks : +90 216 499 Faks01 : +90 61 216 499 01 61


Minimum Minimum alanda alanda maksimum maksimumgörüntü görüntükalitesi kalitesi

www.kompozitturkiye.com www.kompozitturkiye.com



SAYED Nisan 2012 Sayı:49