Page 1


í


DİKTATÖRLÜK

ÜSTÜNE


DÖNEM Y A Y IN LA R I : 10 Siyasal bilim ler dizisi : 1

B u kitabın T ürkiye'de yayım lanm a hak k ı «Copyrigjıt A jansı» nd an sa tın alınm ıştır.


MAURICE

DU VERGER

DİKTATÖRLÜK ÜSTÜNE

Çeviren i B Ü L E N T TANÖR

©

DÖNEM YAYINEVİ P. K. 23 — İstanbul


«On yurtdaştan dokuzu benden nefret mi ediyorlar? Ne önemi var; eğer tek silâhlı olan içlerinde, onun, cusu ise..» CROM WELL

D ik ta tö rlü k denilen ve kükreyişi geceleri insanın uykusunu k a ­ çırtan, solum ası ise çoğu kere işitilecek, nefesi de bazen yüzüm ü, ze ça rp ac ak k a d a r yak ın d u ran bu teklifsiz can av ar; bizim k u ­ şağın insanları etra fın d a dönüp dolaşm asına hiçbir zam an a r a v e r. m em iştir. G erçekten de hayatım ızın h er m erhalesine b ir tira n lık (zorbalık yönetim i) düşer. B izler henüz bilya oynarken, Musolini C apitole’e g irm ektedir; H itler bizim yeni yetm eliğim izle ayni z a ­ m anda o rta y a çıkar; F ranko, P ete n gençliğim ize ra stla m a k ta , h alk dem okrasilerinin gelişinde ise olgunluk çağının y o llan bize açılm ış bulunm aktadır. A rkasından O rta-D oğunun askerleri, sonunda da bizim kiler gelir. P au l V aléry 1938 de : «D ikkate d eğer ki, b ir z a . m anların h ü rriy e ti gibi, şim di de d ik tatö rlü k salg ın haldedir» diye yazıyordu. D ah a da dik k ate değer olan y a n ise, bu salgının he­ rden hem en hiçbir zam an incelenm em iş olm asıdır. M ilâtdan sonraki XIX uncu ve XX nci yüzyıllar, ta rih te k i ikinci büy ü k d ik tatö rlü k salgınına sahne olm aktadır. B irincisi m ilâtd an önce V II nci ve VI ncı y ü zyıllara uzanır. B ozukluğun h e r ülkede belli an lard ak i deği­ şik biçimleri, oldukça iyi anlatılm ıştır. F a k a t bunun özünü ve sebep­ lerini elde etm eye y a ra y a c a k k arşılaştırm alı analiz ise ihm al edil. S


M A U RICE B U V ERG ER m iştir. A ncak, az sayıda bazı y az arla r, özellikle A m erik alılar b u . nu n la u ğ raşm ış ve katedilm esi g erekli yollar açm ışlardır. B u boşluğu doldurm ak için uzun süreden beri ta s a rıla r y ap ıla, gelm iştir. Son yıllarda da P a ris H ukuk F akültesinde, Siyasî İn ce , lem eler E nstitü sü n d e ve yabancı Ü niversitelerde verilen çeşitli dersler, heybetli olacağı tah ay y ü l edilen b ir binaya m alzem e teşkil edecekti. N e v a r ki, olay lar da b ir y andan sık ıştırm ak tad ır. Z am an ı, mızda, k atık sız (saf) bir siyaset ilm i m üm kün değildir. K abul o lu n , m a k g erek ir ki, hiçbir zam an da bu m üm kün olam am ıştır. O bjektif çözümleme ile h are k eti birbirinden ay ırm ak im kânsızdır. B u çö­ züm lem eyi y ap a rk en te m asta olunm ası g ereken insanlar, ta rih i y a­ p an kişilerdir. Y oksa, a rtık b ir k ere olup bittik ten so n ra onu ince­ leyen u zm an lar değil. H az ırlan m ak ta olan geniş b ir eseri fa z la g e­ cikerek m eydana getirm ektense, m ütevazi bir deneme boyutlarına indirgem ek (irc a etm ek) daha y a ra rlı olur. Yoksa, b ir k ere tem er­ küz k am p ların a düşüldü mü, o ra d a d ik tatö rlü k üzerine y az ıla r y az . m ak a rtık hiçbir şeye yaram ıy acak tır. G erçekten, şa rtla rın tuhaf b ir birleşim iyledir k i işte, tiran lık bugünkü F ra n sa 'y ı tehdit etm ektedir. 1961 yılı eşiğinde F ra n s a ’nın durum u paradoksaldır. D ik tatö rlü k tehlikesi 1851 kasım ının son günlerinden beri, hiçbir zam an bu k a d a r büyük olm am ıştı. Yine hiçbir zam an, sosyal, m addî ve m anevî yapı, d ik tatö rlü ğ ü n ş a rtla ­ rın d an da bu derece uzak bulunm am ıştı. M illet «bolluk toplum lar!» seviyesine sü ra tle yak laşm ak tad ır. B u seviyededir ki, insanların bütününün birinci dereceden ihtiy açlarıy la (besin, konut, giyim ) ikinci dereceden ihtiyaçlarının karşılanm ış olması, uyuşm azlıkları y u m u şa tır ve h a k iddialarını gevşetir. ¡Bugün siyasî m ücadelelerin sözde canlılığı, fikirlerdeki yakınlaşm ayı zoru zo ru n a ö rtb a st ede­ bilm ektedir. K om ünist P artisin in seçim gücüne ve b irta k ım fa şist, lerin çırpınm alarına rağm en, bu m em leket hiçbir zam an, tem el il. keler olan (dem o k ratik rejim , k a rm a ekonomi, refah devleti) üze­ rinde hem en hem en genel bir an laşm ay a bu k a d a r y ak ın değildi. 1789 dan b eri hiçbir zam an böyle b ir consensus (1) a b ir defa daha sahip olam am ıştı. B ununla beraber, F ra n sa yine de tu h a f bir d ik tatö rlü k şekliyle te h d it edilm ektedir: pretöryenler diktatörlüğü. B u ad, R om a’da İm . (1) Birçok kişinin ya da organların anlaşması, (Çevirenin Notu)

6


D İK TA TÖ RLÜ K

ü stü n e

p ara to ru korum akla görevli askerlere verilirdi. M ilâttan sonra I II üncü yüzyılında bunlar, k o ru m ak la yüküm lü oldukları kişileri dev ir, m ek ve haleflerini seçm ek gücünü kendilerinde gördüler. O ndan bu y an a p reto ry en terim i L ittré ’nin tarifin e göre «H üküm etleri k u ra n ve y ıkan ask erî topluluklar h ak k ın d a söylenir.» B u te rim burada, 01*. dunun, sosyal kuvvetlerin bir ara cı olduğu (Suruma uygulanm aksızın, dah a d a r b ir anlam da kullanılm aktadır. Bu, bir d ik tatö rlü ğ e m â­ ruz k alan halk ın genel ihtiyaçlarından çok, bu dik tay ı k u ra n to p ­ luluğun özel ta sa la rın a cevap veren, katıksız, o la ra k te k n ik b ir dik­ ta tö rlü k faraziyasine hasredüm ektedir. Bu faraziyed e askerler, m il­ letin, kendine hizm et etsinler diye o nlara tevdi ettiğ i silâhları, ik ti­ d arlarını koru m ak yolunda kendi y a ra rla rın a göre k u llan m ak tad ır­ lar. îs te r nüfuz ve itib a ra olan susuzluklarını giderm eyi dilesinler, ister hüküm eti (bazı d efa lar Rom alı p retoryenlerin y ap tığ ı gibi) ' en çok «teklif» edene satsınlar, isterse o rta k y ara rı, genel çıkarı ve v atan ın yüce değerlerini tem sil ettik lerin e inansınlar, p retoryenlerin asil ya da iğrenç nedenlerle h a re k e t etm iş olm aları faz la önem ta ş ı, maz. B azı fra n sız askerlerinin hazırlad ık ları darbe b aşlatılm asa y a d a sonunda başarısızlığa u ğ ra sa dahi, —ki bu işte b aşarı m u h ak ­ k ak değildir, an c ak um ulabilir— ş a rtla rın bugün gerçekleşen o tu ­ h af birleşim i u nutulm ayacaktır. B u durum , yepyeni b ir ışıkla, g e ­ lişm iş toplum lardak i ik tid arın m ekanizm asını ay dın latm ak tad ır, i h ­ tiy açların hem en hem en genel bir şekilde karşılanm ası, h a k ta . leplerinin zayıflam ası, sosyo.ekonom ik çatışm aların yum uşam ası, ideolojik k av g a la rın m utedilleşm esi ve nisbı b ir «siy asetten u zak laş­ ma», d ik tatö rlü k m a ce ra la rın a k a rşı kesin bir te m in a t sa ğ lam am ak ­ tadır. D ik tatö rlü ğ ü n nedenleri kaybolm aya yüz tu tm a k ta d ır am a, b ir h ü k üm et darbesine k a rşı koym a a ra ç la rı da ayn i şekilde zay ıfla, m aktadır. T eknik dik tatö rlü ğ ü n preto ry en y a da d ah a b aşk a biçim , lerde belki de bir istikbali m evcuttur. T eknik dik tatö rlü ğ ü n k u rulm ası kolay, buna karşılık, sü r­ dürülm esi ise zordur. Çünkü, kendisini çeken toplum un yapısı üze­ rine hiçbir şekilde o tu rm u ş değildir. Çünkü, kendini ona dışardan kabul ettirm ek ted ir. Ç ünkü ona exogène (dıştan .d o ğ m a), asala k tır, denilebilir. Böylece, bu tip b ir rejim için g erekli olan sertlik ve am ansız şiddet kendini g ö sterir. E lb ette bugünün F ra n s a ’sındaki d ik tatö rlü k özlemlileri, dünyanın en iyi niyetleriyle doludurlar. E l­ bette ki araların d a, o to rite r m izacın p sik an alitik açıklam şım d o ğ ru .


M A U R IC E D U V ERG ER layan, aydın kalm ış b irtak ım vücudca bodur kim seler, toplum dan uza k la şm a m ış bazı «m eslekte başarısızlar» m evcuttur. F a k a t yine de gok ender olarak. İçlerinde, F ran sız S.S. leri y a d a yeni G estapo olm ak ü m itleriyle ta h rik olm uş şedidler ve sadikler de bulunabilir. A m a b ü tü n b u n lar az say ıd ad ırla r ve çeşitli su ik a st şefleri bu m u h a. fız köpeklerinin ta sm a larım ellerinde tu tm a k ta n övünç d uyarlar. B u a ra d a , B a k an lık zevklerinin yolunu yeniden açm ak için k u şan acak b ir kılıç ara y an , XV üncü C um huriyetin m e rh am et uyandırıcı g a ­ zilerine ve az çok «nasyonal.katolik» şekline gizlenm iş oldukça çok sa y ıd a fagiste de rastlan ır. F a k a t çoğunluk, Isp a n y a ’dan ziyade Y ugoslavya’y a yakm , devrim ci m uhtevalı b ir solcu d ik tatö rlü k h a­ yal etm ek ted ir. B u çoğunluk, sosyal refo rm lar ta sa rla m a k ta , m il­ lîleştirm eler (özellikle petrol ve dem ir endüstrisinde) ve ü c re t a r t­ tırıcı ta s la k la r hazırlam ak tad ır. A yni zam an d a liberal bir dik. ta tö rlü k de h ay a l etm ektedir. D em o k ra tla ra k a rşı girişilecek b as. tırm a h a re k etin in asg arî n o k tad a sınırlanm asının istenm esiyle övünülm ektedir. A yrıca, to ta lite r bir m acerad an k o ru n u lm ak sam im i­ yetle istenilir; belli derecede bir m uhalefetin hoş görülm esine de . rız a gösterilm iştir, iy i n iyet şüphe çekici, d ü rü stlü k ise apaçık belli değildir. B ü tü n bunlar, eğer dehşet verici olm asalardı, d ah a d a sevimli görünebilirlerdi. H ay atların ın büyük B . A. (1) sm ı yerine getirm eye inanm ış p a rla k bakışlı izcilerin gülüm seyerek fe lâ k e t ve ölüm e a tıl­ d ık ları bazı acıklı m izah hikâyelerindeki gibi... N iy etler önemli değildir. E ğ e r z a rla r atılm ış, R ubicon (2) aşılm ış olsaydı, b ir daha kim senin d u rduram ıyacağı am ansız b ir m ekanizm a boşanırdı. Ve bu m ekanizm a da m em leketi m u tla k a felâk ete g ö tü rü rd ü . Komp­ loyu k u ra n la rın y u m uşak ve liberal b ir d ik tatö rlü ğ ü h ay a l etm eleri ise önem sizdir. O nlar, isteklerinin tersine, m ü th iş v e to ta lite r bir d ik ta tö rlü k k u rm a k zorunda kalırlardı. D evrim ci b ir d ik tatö rlü ğ ü sam im î o la ra k istem eleri önem sizdir. İstek lerin in tersine, gerici b ir rejim k u rm a k m ecburiyetinde olurlardı. V atanın g ücü ve p arıltısı­ nı geliştirm eyi ih tira sla dilem eleri de önem sizdir. M aceralarının b i. (1 ) İz c ilik sözlüğünde mevcut Bonne Action ( İy i Davranış) kelim elerinin kısaltılm ış şekli. (Ç . N .) (2 ) Rubicon; v a k tiy le Bonaparte’ın Gaule’da kurduğu Cisalpine Devletinden italyâ-’yı ayıran küçük nehirdir. «Rubicon’ u aşmak» ke. sin ve cesur b ir k a ra r alm a k anlam ına ıgelen b ir deyim dir. (Ç . N.)

8


DİK TA TÖ RLÜ K Ü STÜ N E tim inde, gerilerde, kırılm ış, kansız, fizikçe ve m oralce korkunç de­ recede zayıflam ış, bütün b ir dünyanın n efret edip h o r gördüğü bir F ra n s a b ırakırlardı. B u sonuçlar, tam am en kesin değildir. S iy aset ilmi k ati .sonuçlara ulaşabilm ek için m etodundan pek az em indir. Öteyanda, sosyolog ta sv ir ettiğ i gerçeğin içersine girdikçe, onu kendi tercih ­ lerine göre değiştirm eye de yönelir. D ik ta tö rlü k şeh rin k ap ıların a dayandığı zam an, ondan söz edilirken hiç kim se tam am en ta ra fsız olm aya girişem ez (bağlanam az). Şu halde, bu k itab ın v aracağ ı sonuçlar b ir kesinlik niteliği taşım azlar. Z aten ta şıy a m az la r d a . . Bilim yönünden sadece bir v arsay ım değerine sah ip tirler. F a k a t ftu faraziyenin gerçekleşm e ihtim ali, 'bunun ta m te rsi olan faraz iy e, n in gerçekleşm e ihtim alinden daha fazladır. A sk erî b ir hük ü m et darbesinin yapıcıları, vatanım ızın talihini, k u tu su n u n içinde aşağ ı y u k a rı beş bilya ve an cak bir te k boş yuva bulunan R us ruletinde ■oynayacaklardır. Bu tem iz yürekli savaşçılar tetiğ e asılm adan önce işte bunu bilm elidirler.

Ö


BÎRİNCI KISIM

Diktatörlüklerin sosyolojisi

D U

IK TA TO RLU K LER nereden gelir T _ Ruhbilim ci açıklam alar, ne k a d a r ilgi çekici o lu rsa olsun, m eseleyi a y . dm latm am aktadır. T iran lık ların te ­ melinde, büyük bir siyasî u sta lığ a ve hayli de şan sa eklenen, b ir in_ sanın frenlenm em iş tu tk u ları, ik tid a r hırsı, kendini beğenmişliği m evcut bulunabilir. B u n a şüphe y oktur. F a k a t, b ü tü n tophım larda, benzer şa rtla rd a bulunan bu tü rlü insanların nisbeti hem en hemen sab ittir. O halde neden bazı devirlerde çok sayıda o to rite r kişi yü­ ce ik tid a ra konarlarken, bazen yüzyıllar g eçer de, b u n lard an hiç­ biri o ra y a erişem ez? E rişem ezler zira, ta rih in belli devirlerinde d ik tatö rlü k salg ın ları vardır. A yni delil, dik tatö rlü k leri «yoksun-

10


D İK TA TÖ RLÜ K Ü ST Ü N E luk» (fru stratio n ) la açıklayan p sik an ajitik teoriler için de g eçerlidir. D ik ta tö rlerin çoğunun k ısa cüsseli olm aları (Sezar, Cromwell, Robespierre, N apolyon, H itler, Stalin, F ra n k o v.b.), b ir çoğunun kendilerinde kom pleksler yığını y a ra tm a y a elverişli olan zorlu b ir yeni _ yetm elik ve bir gençlik geçirm iş olmaları- b ir v ak ıad ır. F a k a t T an rıy a şü k ü r ki, b ü tü n kom pleksli in san lar d a b ire r d ik ta tö r olup çıkm ıyorlar. Ve hiçbir delil de, büyük d ik tatö rlü k sa lg ın la n geçiren m ilattan önce V II nci ve V I ncı yüzyıllarda y a da m ila tta n so n rak i X IX . XX nci yüzyıllarda, kom pleksliler oranının dah a yük sek oldu­ ğunu düşünm em ize m üsaade etm iyor. D ik ta tö rlü k le r oldukça kesin ta rih î du ru m lara ra stla rla r. B u n lar en çok, inanç buhranlarının da katıld ık ları sosyal yapı b u h ra n la rın , da görülm ektedir. Böyle b ir durum un özüyle ilgili hiçbir u nsur 60 yıllarının F ra n s a ’sında m evcut değildir. D iktatö rlü k , 45 m il­ yonluk an a v atan lı karşısın d a sa y ıla n b ir m ilyondan az olan ve bun_ la rın da hepsi «aşırı» olm ıyan Cezayirli F ra n sız la r b ir yana, F ra n ­ sızların hiçbir önemli kesim inin ihtiyaç ve özlem lerini y an sıtm a­ m ak tadır. Cromwell oranı sayılm aya bile değmez. B ugünün F ra n s a ’­ sında d iktatörlüğü' isteyen ya da bundan fay d a sa ğ lay a ca k o la n lar on y u rtta ş ta n b ir’ini bile teşkil etm ez. Yine de bu durum d ik ta tö r­ lüğün im k ân dahilinde kalışını önlem em ektedir. Böylece, karşılıklı olarak, sosyolojik diktatörlükle, te k n ik dik­ ta tö rlü k diye adlandırılacak iki tira n lık tipini ay ırdetm ek gerekiyor. Birincisi, b ir inanç ve yapı buh ran ın a tekabül etm ektedir. D enebilir ki: toplum un durum undan doğmuş, h a tta derinliklerinden çıkmış, endogène (içten.doğm a) dir. G elişim i özel, m u h tar, exogene (dış­ ta n - doğm a) b ir k a ra k te rd e olan İkincisi ise, kelim enin biyolojik anlam ında a sa la k olup, toplum dışında k a la n fak tö rle rd e n doğm uş y a da bu toplum içersinde te c rit olunm uştur. K endisine m a ru z bu­ lunan m illetin ihtiyaçlarına, nüfusunun önemli b ir kısm ının özlem ve isteklerine cevap verm ek yerine, kendisini ifra z eden özel o rg a ­ nizm anın özel ihtiyaçlarını, pek az sayıdaki ve hiçbir tem silciliği de b u lunm ayan u n su rla n n m özel istek ve özlem lerini dile g etirm ek te­ dir. P re to ry e n diktatörlüğü, bu te k n ik d ik tatö rlü ğ ü n b ir çeşidi - yoksa te k çeşidi değil . dir.

11


BİRİNCİ FASIL

Diktatörlükler ve yapı buhranları

O

İK TA TÖ RLÜ K LE k alan m a la r ortasında, sa v aşla r e rte ­ sinde, derin İktisadî sa rsın tıla rd a or_ ta y a çıkm aktadır. B u m addî b u h ran , larda, nisbı de olsa b ir kesinliğe lây ık bulunan m oda terim i k u llan a­ c a k olursak, «konjonktürel» görünüm ü ve «yapısal» görünüm ü b ir­ birinden ay ırd e tm e k gerekir. T arih boyunca, sosyal yapılarda, g e r­ çe k b ir değişim olm adan da, ta m am en özel şa rtla rın başlıca rolü oynadığı, özellikle konjonktürel b irta k ım dik tatö rlü k lere rastlan ır. B u n lar enderdir, k ısa sürerler, daim a da başarısızlıkla son bulurlar. T ersine, d ik tatö rlü k le rin çoğu ise d ah a ziyade yapısaldır.' K onjonk­ t ü r (savaş, İktisadî b u h ran v.s.) sadece başlatıcı b ir unsur, kelim enin tıbbî anlam ında b ir «uyarıcı iğne» rolünü oynar. 12


D İK TA TÖ R LÜ K Ü STÜ N E D ik tatö rlü k leri doğuran yapı buhranları, b ir toplum un çeşitli un su rlarının eğit olm ayan b ir evrim i yüzünden m ey d an a g elm ek te, dir. H a y a t seviyesinin yükselm esine, sım flararası b a ğ ın tıla rd a de­ ğişikliğe, örf ve adetlerde fark lıla şm a y a yol aç an b ir ü retim nıetod_ la n değişim ini v arsayalım : eğ er siyasî ve k u ru m sal (m üessesevî) cihaz da ayni biçimde gelişmezse, bu sonuncu ile, çevrelediği toplum arasın d ak i desteksizlik a rta r. Belli b ir seviyeden so n ra bu tu ta rsız ­ lık a rtık çekilm ez hal alır. K uram larda, derinden ve an î b ir a ltü s t olm a ihtiyacı, o n la n yeni sosyal düzene u y d u rac ak b ir «de­ ğişim» ihtiyacı kendini duyurur. İhtilâlci öz ta şıy a n böyle b îr du­ rum ise, ödevi iste r bu değişm eyi y ara tm a k , isterse onu önlem ek o lan d ik tatö rlü k lere yol açar. I — DİKTATÖRLÜK SALGINLARI VE Y E RL E ŞİK DİKTATÖRLÜKLER Y unanlı tira n la rd a n S ezar’a, S ezar’dan Savonarole’e, S avonarole’den K alven’e, K alven’den CromweH’e, Crom w ell’den Robes_ p ierre’e, R obespierre’den ik i N apolyon’lara, ik i N apolyon’la rd a n Musolini, H itler ve S talin’e: d ik tatö rlü k insanlığın gelişm e sa fh a ­ ların d an herbirine eşlik etm ektedir. B ü tü n gözlem ciler bu çizgiye d ik k ati çekm işlerdir. B unun üzerine takılıp k alm ak g erek sizd ir. Oysa, b aşk a bir olay, daha kesin b ir ta sv ire değer g ö rü n m ek ted ir. Ç ünkü şim diye k a d a r hiç d ik k a ti çekm em iştir: d ik tatö rlü k le rin t a ­ rih tek i eşitsiz dağılım ı. Gerçi hem en hem en h e r devirde d ik ta tö r­ lüklere rastlan m a k ta d ır. F a k a t çoğu kere b am b aşk a d u ru m la r söz konusudur. Bu hallerde d ik tatö rlü k az çok sürek li şekilde b ir sü rü ülkeye y ayılm aktadır. İstisn a i b ir siyasî rejim o lm ak yerine, ista tistik açıdan norm al b ir rejim haline gelm ektedir. B u ritm , bazı bulaşıcı h astalık larm k in e benzetilebilir. D ik ta tö rlü k h e r za m a n m evcuttur, fa k a t belli b ir yere sıkışm ış o larak . İstisn a e n de sa lg ın b ir şekilde çok büyük b ir ölçüde g elişir: aynen, geniş salg ın lara, o rta y a çıkışları ile y ayılm aları h a lâ tam am en açık lan m am ış o lan v eb a ve k o le ra «pandemi» (1) lerine benzer b ir şekilde. Böylece ik i büyük d ik tatö rlü k salgınına iş a re t olunabilir. B i­ rincisi, m ila tta n V II.V I yüzyıl önce, A n tik ite devrinin A kdeniz si­ telerinde şiddetle hüküm sü rm ü ştü r. H astalık, ilkin K üçük A sy a(1) Büyük salgın anlamına.

(Ç. N.)

13


M A U RICE D U V ERG ER d an doğm uş ve o rad an da H elen dünyasının b ü tü n ü üzerine yayıl­ m ışa benzer. Y unanlı y az arla r, bu diktatö rlü k lere b aşlan g ıçta hiç de kötüleyici bir an lam a gelm iyen «U ranlıklar» adını ta k m ışla r­ d ır (etim olojik o la ra k tiran , efendi y a d a şef d em ek tir). F ak at, birçok tira n ın aşırılık ları o derece büyük o lm u ştu r ki, lâk ap ları z am an la zu lm ed en le eş an lam a gelir. Bu aşırılık ların , genellikle d ik tatö rlü ğ e k a rşı p a rti y a da sın ıflara m ensup olan ta rih ç i ve f i. lozoflarca m ü b alağ a edilm iş olduğu iddiası belki de b ir g erçektir. B ununla b erab er tira n la rın çoğu, çağdaşlarının m üsam ahasız h ü k ü m , lerine m ü sta h a k görünm ektedirler. E ğ e r içlerinden hiçbiri, Adolf H itler ta ra fın d a n erişilen k atlia m seviyesine ulaşam am ışsa, pek çoğu için bu, sadece v a s ıta yokluğundan ve D evletlerinin k ü çü k . İtiğündendir: z a n a a tk â rlık usulleri an c ak sınırlı b ir etkinliğe im . kfln b ırak m ak ta d ır. V II nci ve V I ııcı yüzyılların bu salgını kolay sönmedi. V nci ylV/.yılm, y u n an m edeniyetinin en yüksek n ok tasın d a y e r alan P e . i'İUleH’in AUnulı rejim ini, d ik tatö rlü k .zu lü m aynılığı sebebiyle d ik . tıılürlliklcr lirasında bir yere so k m a k ta te red d ü t edilir. P hidias ve A noxagore’un doHtunun verdiği örnek, bu ayniliğin m u tla k olm adı, ğını aç ık b ir şekilde gösterm ektedir. B u liberal d ik tatö r, bu aydm m üstebid, ender ra stla n a n bir iyi tira n ta sv irin i o rta y a k o y m a k ta, dır. K endinden önce gelenlerle belli b ir hısım lığı m u h a fa za etm ekle birlikte, o n la rd a n esaslı b ir şekilde ayrılır. R om a C um huriyetinin M.Ö. I. yüzyıldaki buhranları, klasik Y unan tira n la rıy la d ah a çok o rta k çizgiye sahiptir. H epsi de ask erlerin rollerine ilişkin b irtak ım özel k a ra k te rle r o rta y a korlar. B u n lar İs a ’dan so n ra I I I ncü yü z. yılda R om a D iktatö rlü ğ ü n ü n ikinci safh aların d a d ah a da belirli bir h al alac ak tır. F a k a t, b u rad a söz konusu olan, Y u n an istan ’da bin yıl önce yayılm ış U ranlıklarla b irlik te düşünülm esi a r tık im kânsız bulunan ve m evziî k a ra k te rd e b ir h astalık tır. ik in ci büyük d ik tatö rlü k salgını yenidir: 1789 F ra n sız ihtilâli ile doğmuş, gelişim i henüz durm am ıştır. X V III nci ve X IX uncu yüzyıllarda R obespierre ve iki N apolyon’larla, özellikle A v ru p a’, da o rta y a çıkm ıştır. 1914 den önce birinci «caudillos’culuk» (1) dalgasıyla A m erika’y a sıçram ıştır.. A rkasından o rad a a rd a rd a g e . (1) Bu terim 19. yüzyılda pronunciamiento (hüküm et darbesi) sonucu iktidara ulaşan generallerin, bu hareketini ifade etmektedir. (Ç. N.)

14


D İK TA TÖ R LÜ K Ü STÜ N E len p a tla m a la rla gelişir. 1920 ve 1945 arasında, eski k ıtad a, Lenin, Musolini, H itler, F ranko, S ala za r ve a r tık isim leri az çok u n u tu l­ m u ş bulunan b ü tü n balkanlı tira n la rla azam î genişliğine ulaşm ış g örünür, ik in ci dünya savaşının bitim inden bu yana, salgının belli başlı y u v a la n A sy a’ya, O rta.D o ğ u ve A frik a ’y a k ay m ak tad ır. A m erika’da ve A vrupa’da ise tersine, h astalık geriler. B ugünün «pandemi» si, m ilâ tta n V II yüzyıl öncekinden esaslı b ir şekilde fark lıd ır. O za m a n lar d ik tatö rlü k oldukça tekbiçim idi; az çok m ütecanis şa rtla rd a n o rta y a çıkıyordu. M odem tira n lık la r ise tersine, çok değişik biçim ler altında görünm ekte ve son derece g ay ri m ütecanis du ru m lara tek ab ü l etm ektedir. F a ş is t d ik ta tö r­ lü k ler ile kom ünist d ik tatö rlü k lerin kendi a ra la rın d a v e bunlarla, L atin A m erik a’nın «caudillos’culuk» u arasında, bu sonuncusu ile K em alizm a ra s ın d a ,' N asır ile M ao Tse_toung arasın d a, A v ru p a’, nm X IX uncu yüzyıl diktatörlükleriyle XX nci yüzyılınkiler a ra sın ­ da, R obespierre ile N apolyon arasında, I. B onap arte ile II. si arasın d a p ek çok fa r k la r m evcuttur. O derece ki, b ü tü n bu re ­ jim lerin ayni toplu h are k etin b irer p arçası olup olm adıkları dahi sorulabilir. G erçekte, b ir «pandemi» görünüşü altında; birbirlerine k a r ­ şılıklı b ir şekilde bağım lı sayılabilm ek için doğuş m ih ra k ları ve bulaşm a alan la rı birbirlerinkinden çok uzak, z a fiy e t şekilleri de fa z la fa rk lı olan, ayni zam an d a o rta y a çıkm ış birçok salg ın söz konusu değil m idir? Böyle b ir sonuç yanlıştır. Y eni d ik tatö rlü k tip lerinin çeşitliliği ve birbirlerinden uzak oluşları, b ü tü n bunların birbirlerine bağlı olm alarını önlemez. A rtık bölm elere ay rılm ış ol­ m a k tan çıkan b ir dünyada, d ik tatö rlü k lerin de birbirlerine bulaş­ tık ları in k â r götürm ez: M usolini H itler’i tak lid etm iştir; H itler M usolini’yi, M usta fa K em al de Musolini ve L enin’i ta k lit etm işlerdir; P ero n A v ru p a diktatörlüklerini, N â sır ise b ütün kendinden önce g e­ lenleri ta k lit etm iştir. Ö te y andan m odern d ik tatö rlü ğ ü n b ü tü n bu değişim leri kısm en, ayni tem el fak tö rd en tü rem ek ted ir: çağ d aş dün­ yanın ekonom iko _ sosyal yapılarının evrimi. A nlatılagelen iki büyük salgm dışında, dik tatö rlü k , oldukça ender ra stla n a n bir siyasî olaydır. O rtaçağ d an X V II nci yüzyıla k a d a r B atıda, Ita ly a n y a da kuzey sitelerinde, bund an bazı ö rn ek ­ ler sayılabilir: özellikle F lo ra n sa’d a Savonarole, M ünster’de Je a n de Leyde’in, Cenevre’de K alven’in, B rüksel’de O range prensinin d ik .

15


M A U RICE D U V ERG ER ta tö rlü ğ ü ve öbürleri. Bu rejim ler eski U ranlıklarda olm ayan, m o , dern d ik tatö rlü k le ri h ab er veren ideolojik k ara k terle riy le ilgi çeki­ cidirler. D in sav aşları da ayni şekilde, az çok tek n ik k ara k terd e hayli sayıda ask erî d iktatörlüğe vücud verm işdir. B ü tü n bu dene­ m eler, süreleri ve k ad ro ları bakım ından sınırlı k alırlar; kısadırlar. Şehirli toplu lu k lar kadem esinde, y ani daha geniş birliklerin, m ille­ tin m eydana gelm esine yönelen genel evrim in k en arın d a oluşurlar. Crom w ell’in rejim i bam başka b ir türdendir. B ü y ü k b ir D evlet­ te, A şağı . R om a İm p arato rlu ğ u ile R obespierre ara sın d a k u ru lan bu biricik diktatörlük, çağım ızın bazı sistem lerinin biçim ini daha o zam andan o rta y a koym aktadır. D oktrinci ve ask erî y an o rad a sıkı sıkıya birbirine k a rışm a k ta ve K oruyucu L o rd 'un (1) ask erleri m odern m ilita n la rd a n b irtak ım çizgilere sahip b u lu n m ak tad ırlar. Söz gelimi, M ao T sé.toung bu siyasî orduyu, bu m ilis.p artiy i hiç de beğenm em ezlik etmezdi. İngiliz, C um huriyetinin b u rju v a k a ­ ra k te ri ve iç çelişmeleri, I. F ra n sız C um huriyetinin yap ısın a ve onu m ahvedecek olan zo rlu k lara oldukça benzem ektedir. İn g ilte­ re ’nin ik tisad en ilerlem işliği, ihtilâl buhranını F ra n s a ’dan önce a tlatm ış oluşunu kısm en açık lam ak tad ır. B u an lam d a Cromwell diktatörlüğü, X IX uncu ve X X nci yüzyılların büyük salgınının ilk belirtisidir. B ununla birlikte, bu genel açıklam anın kapsam ını m ü­ b alâğ a da etm eyelim ve benzerlikleri hiç zorlam ıyalım . «Têtes rondes> (2) m acerası, çağın B rita n y a topluluğuna has, özellikle siyasî ve dinî uzlaşm azlıklardan a y rı düşünülem ez. Bu, istisnaî bir olay o la ra k kalm aktadır. II :— YAPI BUHRANLARINA Ö RNEKLER H er ik i büyük d ik tatö rlü k salgını da, sosyal çalk alan m a dev­ relerinde y e r alm ak tad ır. B iraz da, y e r kabuğunun ça tla m a böl­ g eleri boyunca görülen deprem ler gibi. V II nci ve V I ncı yüzyıllar, ta rım sal ve a risto k ra tik bir tem el üzerine ku ru lu geleneksel yapı­ dan, ticarî, zanaatçı, b u rju v a ve eşitçi yeni bir yap ıy a geçen Y u­ n an sitelerinin tem el değişim lerinin etkilerine m âru z kalm ışlardır. İlkel şehir C um huriyetleri esas o la ra k oligarşik b ir k a ra k te re sa_ (1) Kastolunan Cromwell’dir. (Ç. N.) (2) T oparlak kafalılar : Sözü edilen devirde tarihî bir rol oyna­ mış bulunan bazı İskoçyalılara, çok dibinden tr a ş edilmiş özel saç şekilleri sebebiyle yakıştırılan bîr ta k m a ad. (Ç. N.)

16


D İK TA TÖ RLÜ K Ü STÜ N E fıip idiler. İk tid a r orada, servetin başlıca k ay n ağ ı olan to p ra ğ a sa ­ hip aile reislerine a it bulunuyordu. Çoban ve ta rım cı h alk lar, kapalı ekonom ide yaşıyan köylü topluluklarını m eydana g etiren y u rtta şla r, d ah a so n raları C aton L ’A ncien’in m eziyetlerini öveceği h alk larm kilere biraz benzeyen, se rt, sade ve m ütevazı b ir h a y a t sü rm ek ­ teydiler. Gemiciliğin, söm ürgelerin, ticaretin, z a n a a tk â rlığ ın gelişmesi, y apıların da y av aş y avaş altın ı ü stüne getirdi. K apalı ekonom iden m übadele ekonom isine geçildi. ■ Genel yaşay ış seviyesi yükseldi. T üc­ carlar, z a n a a tk a rla r, serb est m eslek sahipleri ve ayd ın lard an m ey­ dana gelen b ir o rta sınıf, ayni zam anda da b unların m em ur, işçi ve yardım cılarından k u ru lu bir pleb sınıfı doğdu. Millî ü retim için­ deki payı g ittik ç e az alan geleneksel aristo k ra si ta ra fın d a n ik tid a r­ dan u zak tu tu la n bu burjuvazi, D evletin yönetim ine k atılm ak is­ tiyordu. B u pleb, m addî durum unu iyileştirm ek istiyordu. Kendi ölçüsüne uy g u n m üesseseleri a ra y a n yeni b ir site doğum h alin ­ deydi. D ik ta tö rlü k le r işte, bu zorlu değişime, bu acılı b u h ran a ra stla rla r. R om a da, I nci yüzyılda b ir İsviçre kan to n u b o y utlarındaki küçük, ilkel bir topluluğun, ask erî fetih üzerine k u ru lu geniş bir im p arato rlu k başkenti haline gelm esi olayı sebebiyle vahim leşen ve y u karıdakine benzeyen b ir durum içerisinde bulunuyordu. C um huriyetin can çekişm esinin işa re ti olan diktatörlüklerde, b ir yandan ordu, öteyandan söm ürge prokonsülleri büyük b ir ro l o yna­ dılar. E sk i Y unanda bu fa k tö rle r çok daha az bir öneme sa h ip ti­ ler. B u f a r k b ir yana, genel evrim şem aları birb irin in tıpkısıdır. Z aten h e r iki durum da da çağdaş gözlemciler, buhranın genişliğinin şu u runa v arm ışlar ve de, sonuçları sebep o la ra k alm ak şeklinde o rta k bir eğilim e sahip olm uşlardır. Sosyologtan çok ahlâkçı olan bu kim seler, genellikle ö rflerin değişm esine, lüks ve konfor zevkine, p a ra y a verilm eye başlanan öneme, g a y re t duygusunun eksilmesine, geleneksel ahlâkın gevşem esine esef etm işlerdir. A cım aları: «kâm alm a düşüncesi fed a k ârlık düşüncesinden ü stü n geldi; edilen hizm e­ tin, yapılan işin hakk ettird iğ in d en daha fazlası istendi» ta rz ın d a pek V ischy’li bir tondadır. H a y a t ta rz ın ın böyle şekil değiştirm e­ sinde bizzat, siyası b u h ran ları doğ u ran toplum un evrim inin önlen­ mez etkisini görm em işlerdir. A slında «kâm alm a düşüncesi» sadece bir tâlî sebep, bir m enzildir. Ç ağım ızın d ik tatö rlü k ler salgını da, öteki salgın gibi, ekono. D ik ta tö rlü k Ü stüne F : 2

17


M A U RICE D U V ERG ER .mik ve sosyal y ap ıların a ltü s t oluşu safhasında y er alm ak tad ır. Robespierre, E o n a p a rte ’lar, G üney A m erika «caudillos’culuk» u, «kem alizm» ve bugünün O rta-D oğu diktatörlükleri, ta rım sa l ekono_ m i üzerine k u ru lu a risto k ra tik top lu m lan n , esas o la ra k sınaî ve ticarî tem elli b u rju v a to p lu m lâ n n a doğru olan dönüşüm üne b ağ lı, d ırlar. Çok basitleştirilm iş olm asına rağ m e n klasik m ark scı tahlil, bu oluşm anın oldukga doğru b ir şem asını verm ektedir. A yni ta h ­ lil, kom ünist ve fa ş is t d ik tatö rlü k le ri açıklam ada ise d ah a a z doyu­ rucudur. Teoride birinciler ve İkinciler burjuva toplum larından sos­ y alist top lu m lara geçişe tek ab ü l edeceklerdi. K om ünizm bu geçişi g erçekleştirecek, faşizm ise bunu önlem eye y a da frenlem eye çab a­ layacaktı. F a k a t, pek çok halde kom ünist d iktatö rlü k ler, sanayice az gelişm iş, b u rju v a o lm ak tan çok a risto k ra tik k a ra k te rd e k i D ev­ letlerde kuruldu. B irçok fa şist tira n lık d a da kom ünizm düşm anlığı sadece bir bahanedir. Sovyetleşm e hususunda hiçbir gerçek teh ­ like henüz m evcut değildir. A m a b ü tü n bunların ne önem i v a r: h e r ne o lu rsa olsun, esas olan, X IX ve XX nci yüzyıl d ik tatö rlü k le­ rin in de to p lu m la n n altüst- o lu şların a bağlı olduklarım m üşahede etm ektir. A yni benzerliğe yerleşik (bir bölgeye özgü) tira n lık la rd a da rastlan ır. Crom w ell denemesinin, X IX uncu yüzyıl d ik tatö rlü k lerin i önceden h ab e r verdiği söylenm işti: orada, yükselen b u rju v a sınıfıy­ la, alça lm a k ta olan a risto k ra t sm ıf ara sın d a belli b ir uyuşm azlık m evcuttu. B u durum da başlı b aşına b ir rol oynayan dinî mücadele, bizzat bu sosyal görünüm e (tabii, çapım bu derece küçültm eksizin) bağlıdır: püritanizm , dinin b u rju v a b ir anlayışım ifade etm ektedir. A yni özellik C enevre’deki K alven d ik ta tö r­ lüğünde, B rü k se l’de O range prensininkinde de bulunm aktadır. O r. ta çağ y a da rönesansa a it diğer kom ünlerde ideolojik görünüş çok kere, m addeci görünüşe ü stü n gelm ektedir: dinî uyu şm azlık lar - ki, bunlar da siyasî m eşruluk uyuşm azlıklarıdır _ yapı değişm e­ lerinden d ah a ön plânda y e r alırlar. Bu sonuncular, M ü n ster’deki Je a n de Leyde diktatörlüğünde h a lâ önem li yer tu ta rla r. M eselâ: an a b ap tist h arek etin d ek i dinî g aleyanın h a lk sm ıflan n m b ir ifadesi oluşu. İdeolojik ve m istik u n su rların hâk im göründüğü F lo ra n sa’daki o lağanüstü Savonarole m acerasında ise dah a az n e ttirle r: z a ­ ten m uhtem eldir ki, b u rad a söz konusu olan, yapısal o lm ak tan çok ko njonktürel b ir d ik tatö rlü k tü r. F a k a t bu iki tip i ay ırm ak h e r zam an kolay değildir. Çok derin 18


D İK TA TÖ RLÜ K Ü STÜ N E b ir k o n jo n k tü r buhranı, buna m a ru z k alan toplum un bile yap ıları­ nı, genel olarak, sürekli b ir şekilde etkilem ektedir. Böylece 1923 A lm an enflasyonu, konjo n k tü r buhranı, servetin dağılım ını a ltü st etm iş ve b irta k ım sınıfların m ahvına sebep o lm uştur: işte bir yapı değişimi. 1929 çöküntüsü, k o n jo n k tü r buhranı, genişliği sebebiyle p ek çok ülkede İktisadî ve sosyal y ap ılard a çok derin değişm elere yol açtı. Z aten çoğu k ere yapı buhranları, k o n jo n k tü r b u h ran la rın a k arışm ıştır. Sosyolojik sınıflandırm alar hiçbir zam an k a tı değil­ dirler. B u n lar an c ak azçok ideal k a ra k te rli bazı sm ır k ateg o riler çizebilirler. Gerçek, ikisinin o rtasın d a bulunm aktadır. K atıksız o la ra k yapısal y a da katık sız konjonktürel pek az d ik tatö rlü k m ev­ cu ttu r. P ek çoğu ayni an d a bu ik i özelliği kendilerinde toplarlar:' F a k a t bazıları daha ziyade yapısaldır. K onjonktürel şok burad a sadece b ir h a re k e te getiricilik rolünü oynar. E sas o la ra k konjonk­ türe! olan diğer diktatörlüklerde, yapısal çelişm eler te k b aşların a hiçbir önem ifade etm ezler. B u h u su sta 20 yıllarının İta ly a , 30 yıllarının da A lm anya ö r­ mekleri ilgi çekicidir. Birincisinde yapı b uhranları ve k o n jo n k tü r bu h ran ları sıkı sıkıya birbirlerine k arışırlar. İta ly a ’yı kendi haline terkeden, savaşın m addî güçlükleri, C aporetto afetin in sebep olduğu sarsın tılar, m ü ttefik lerin tu tu m u n u n da körüklediği yoksunluk kom pleksi: b ütün bun lar ayni anda m addî ve m anevî olan b ir kon­ jo n k tü r buhranı doğurm aktadır. F a k a t yine de çeşitli yapı b u h . ra n la rı m ev cu ttu r: kuzeyde genel oyun kendisine ilk defa o larak fcüyük bir güç kazandırdığı bir işçi sınıfıyla, kendisini en erjik bir şekilde savu n m ay a k a ra rlı bir işveren sınıfı ara sın d a m evcut ve sanayileşm e sebebiyle o rta y a çıkm ış bulunan b irta k ım uyuşm azlık­ la r (1848 de F ra n s a ’daki d u ru m ); bu m odern İta ly a ile, sefil ve g e ri k alm ış b ir köylü topluluğunun o to rite r h a re k e tle r için uysal ta r a f ta r la r y etiştird iğ i a z gelişm iş Güney İta ly a ara sın d ak i u zlaş­ m azlıklar, v.s. W eim ar C um huriyetinde (1), İktisadî çöküntü ve işsizliğin artm a sı (ko n jo n k tü r olayları) kom ünist p a rtin in gücünü ve p a tro n la ra saldığı k orkuyu a r ttırm a k ta ve bir yapı buhranını da vahim leştirm ektedir. O rta sınıflar bir m eşruluk uyuşm azlığının sık ın tısını çektikçe kendilerini H itle r’in çekiciliğine kapıp k o y u , vereceklerdir; bozgun ve m illî haysiyetin kaybıyla ilgili sayılan (1) A lm anya’da 1919 A nayasasıyla kurulan rejime verilen ad. (Ç. N.)

19


M A U RICE D U V ERG ER 1919 u n d em o k ra tik m üesseseleri m em leketin büyük çoğunluğunea reddolunm aktadır; za te n b u n la r 1914 öncesi A lm an y a’sının o to rite r ve ask erî geleneklerine de uym am ak tad ır. III

— BUGÜNKÜ FRANSADA Y A P I BUHRANI YOKLUĞU

1789 d an b eri F ra n s a ’da, «devrim» kelim esi m odadır. Solda ol_ duğ'u gibi sa ğ d a da gazeteciler seve seve «devrim o rtam ı» n d an söz a ç a rla r: te rim bu son y ıllard a y ay g ın b ir şekilde k ullam lagelm iştir. Çok defa «hareketsizlik» terim in in de kullanılm ış olduğu b ir g e r­ çektir. G erçekte h e r ikisi de p ek m ü b a lâğ a edilm iştir. İk in ci İm ­ p a ra to rlu k ta n bu y an a en büyük İktisadî genişlem eyi g erçek leştir­ miş bulunan IV. C um huriyet h arek etsiz değildi: sonsuz k u su rların a rağm en, onun v a ta n a / y a ra rlık gösterdiğine ta rih ç ile r hükm ede­ ceklerdir. B ugünün F ra n s a ’sının durum u, gerçek anlam da, dün­ künden d ah a fa z la ihtilâl dolu değildir. E ğ e r C ezayir m eselesinin _ yani F ra n sız altıgenine a it olm ayan bir dış kay n aşm an ın _ s ü r . dürdüğü çalk alan m a o rtad a n kalksaydı, m illet derinliklerinde k a y ­ betm em iş olduğu k ara rlılığ ı ve dengeyi yeniden bulurdu. E lb ette, İktisadî genişlem enin ve nüfus basıncının etkisi altın d a y irm i yıl­ dan beri F ra n sız toplum unda birçok değişim ler m ey d an a gelm iştir. B unlar bazı in tib a k problem lerini de o rta y a çık arm ış bulunuyorlar; İçlerinden b ir kısm ı çok önem lidir: f a k a t hiçbiri ih tilâl şa rtların ın k a ra k te rin i çizen genişlik ve âcilliğe sahip değillerdir. B unları çözm ek için d ik tatö rlü ğ ü k u llanm aya k alk ışm a k «polaris» füzeleriy­ le keklik* av ın a çıkm ak olurdu. Sosyal evrim ile bazı m üesseselerin katılığı ara sın d ak i en can ­ lı ve, yapı b u h ran ı k av ra m ın a de en y ak ın çelişme, en çok gelişm iş ü lkeler seviyesindeki m odem b ir ü retim kesim i (sek tö rü ) ile k ü ­ çük tü c ca rlar, z a n a a tk â rla r ve köylüler a ra sm d a m ev cu ttu r. E sk i b ir kesim m ey d an a g etiren bu sonuncular, İktisadî m odernleşm e yüzünden, kendi kendilerini yenilem eye, y a da yok olm aya m ec­ b urd u rlar. Y ine de bu zorunluluğa k olayca boyuneğm ezler. B u sebebledir ki, özellikle 1966 nın P o u jad e’cılığm da (1) ve 1960 köylü g aleyanında g a y e t canlı hoşnu tsu zlu k lar dilegelm iştir. T abii bu (1) Küçük tü c ca r ve za n aa tk a rların çıkarlarını savunan 1956 seçimlerinde de belli bir başarı kazanan faşist karakterli bîr hareket. (Ç. N.)

20

ve


D İK TA TÖ R LÜ K Ü ST Ü N E du ru m d a D evlet uzun vadeli b ir yeniden _ in tib ak ve yeniden . sı­ n ıflan dırm a plânı te sp it etm elidir. F a k a t o rta d a d ik tatö rlü k yol­ la rım açacak genişlik ve v ah a m e tte b ir h al de m evcut değildir. K ud­ retin in en y üksek n o k tasın d a U.D.C.A. (1) o y ların an c ak yüzde onunu toplayabilm iştir. E lb ette İktisadî evrim i frenlem eye d ö rt elle sarılm ış geleneksel o rta sınıflar, faşizm in alışılm ış m üşterileridir. F a k a t, faşizm in g erçekten m üm kün olabilm esi için b unların iyiden iyiye um u tların ı y itirm iş ve kendileri gibi um utsuz diğer sosyal k ateg o rilerin de bunların çevresinde toplanm ış olm aları gerekir. B elki de, 1929 daki gibi derin b ir İktisadî çöküntü ay n i ş a r tla n ye­ niden y ara tab ilird i. U zm anlar ise bunun im kânsızlığına hükm edi­ yorlar.. .Her ne olursa olsun böyle b ir durum dan şim dilik u zak bui lu nm aktayız. Z aten yeni k u şa k ların itkisi, m eseleyi g ittik çe çözebilecek b ir ni­ te lik k azan m ak tad ır. «P oujade’cılık» m addî b ir hoşnutsuzluğu (çok düşük gelir, çok yüksek vergi) dile g etiren sadece İktisadî b ir o lay değil, f a k a t ayni zam anda, m odem toplum a k a rşı dikilen psi­ kolojik bir olaydır. K üçük tüccar, z a n a a tk â r, k üçük çiftçi, M eunier de Sans.Souci’nin görüşlerini ta sta m a m kopya eden eski b ir fe rd i­ y e tç i h ü rriy e t anlayışına bağlıdırlar: o n la ra göre h ü r olm ak b ir işve­ rene bağlı olm am ak tır; işini kendi kendine düzenleyebilm ektir; ken­ di nezdinde ve kendi kendinin efendisi o la ra k k alm ak tır. Onlar, ferdî, teşebbüsün gereklerinin ve alıcılar konusunda serb est ola­ m am ad an doğan bir bağlanm ışlığm şuuruna v arm ış değillerdir. H alleş’ (2) de alışverişini y ap m ak için şa fa k ta n önce kalkm ış, bü­ tü n b ir günü h a tta yem ek saatlerin i bile, alıcılarına hizm et etm ek için a y a k üstünde geçirm iş olan, a k ş a m la n geç sa a tte kapayan, b undan sonra da dükkânını düzene koym ası, hesap ların ı yapm ası v e ertesi günün h az ırlık ların a girişm esi gereken P a risli b ak k a l bağ ­ lan m ış b ir insandır. Y eni k u şa k la r anlam ışlard ır ki, b ir ücretli, ü cretin in y ü ksek olm ası, elinin altın d a hayli boş v a k it bulundurahilmesi, iş g ara n tile rin e sahip olm ası, işverenin ik tid arın ın d a k ey ­ fî olm am ası şa rtıy la çok daha h ü r olabilm ektedir. B ü tü n bu say ı, la n şeyler de, g ittik ç e b irer gerçek haline gelm ektedirler. P oujade’. (1) Poujade’cı Hareketin resmî adının kısaltılmış şekli: Union de Défense de Com merçants et A rtisans (Tüccarlar ve Z a n a a tk a r ­ ları Savunma Birliği). (Ç. N.) (2) Paris merkezindeki hal yeri. (Ç. N.)

21


M A U RICE D U V ERG ER cılarm oğulları, «çalışan on kişiden dokuzunun ücretli olduğu (B ü­ y ük B ritan y a ve A m erika B irleşik D evletlerindeki gibi) m odern toplum a dahil olm ak yolunda, g ittik çe poujade’cı felsefeden u z a k ­ la şm a k tad ırla r. Böylece, gençlerin yükselm esi, m odernleşm e v etiresin i ve bun­ dan doğan uyuşm azlıkların önlenm esini çabuklaştırır. A n cak başlı, başına bu durum , b aşk a b irtak ım güçlüklere sebep olabilecektir. Özellikle gelecek yıllarda yeni k u şa k ları ekonom inin içersine so k a­ bilm ek ciddî b ir m esele teşkil edecektir, İş k u ram ların ın genişletil­ mesi, büyük eserler y a ra tm a politikası, em eklilik y aşının indirilm e­ si v.s. gibi y o llara başvurulm ak suretiyle işsizliği önlem ek için pek çok sayıda iş alanı y a ra tm a k g erekecektir. Böyle b ir durum , b ir çöküntü (depresyon) sırasında patlay ıcı bir hal alabilir. Şim dilik m esele p ek zay ıf b ir şekilde kendini duyurm aktad ır. B azıları, Ce­ z a y ir savaşının bunu kısm en sildiğini kaydetm ektedirler. A sk eri hizm etin uzunluğu, genç k u şa k lard an gelecek iş talep lerin i k ısm ak ­ tadır. B u m uhakem e ta rz ı saçm a değildir. F a k a t y atırım la rın g e­ lişmesi, daha y a ra rlı sürüm yerlerinin daha az m a sra fla y a ra tıl­ m asın a m üsade edecekti. D üşm anlıkların bitimi, bu h u su sta ol­ dukça ciddî m eseleler o rta y a çık arac ak tır. Ü stelik m ü slü m an ların seviyece yükselm esi de, birçok C ezayirli F ransızı, kendilerine an a v atan d a b ir y er ara m a y a zo rla y ac ak tır. F a k a t, bu m eselelerden hiçbirinin norm al v asıta larla çözülem iyeceği de ileri sürülem ez. H er ne olursa olsun, barışın yeniden sağlanm asının bir d ik tatö rlü k doğurm aya elverişli m eseleler y a ra ta c a ğ ı bahanesiyle, savaşı u z a ta ­ cak bir d ik tatö rlü ğ ü n kurulm asını m eşru ve m azu r g ö rm ek G ri­ bouille (1) v â ri b ir m uhakem enin oldukça güzel bir örneği olurdu. Sosyal evrim ile m üesseseler arasın d ak i tu tarsızlığ ın , ti­ ra n lık d o ğ u rm ay a elverişli b ir y apı buhran ın a sebep olabile­ ceği b aşk a hiçbir alan y oktur. İşç i sınıfının F ra n sız to p lu ­ luğu içersine girişi henüz tam am iyle sona erm iş değildir. F a k a t bu oluş, düzenli b ir şekilde devam etm ektedir. Sosyal güvenliğin gelişm esi ve h a y a t seviyesinin yükselm esi p ro letary an ın b ü tü n gü ç­ lüklerini çözem em iştir. K onut m eselesinin de ciddiyetini m u h a fa za e ttiğ i ölçüdedir ki, buzdolabı, televizyon, otomobil, çam aşır maki-. (1) Düzensiz, k arm a karışık bir kafaya sahip bulunan ve ad etâ «yağm urdan ıslanmaktan korktuğunda kendini suya atıveren» halk, yaratm ası bir tip. (Ç. N->


D İK TA TÖ RLÜ K Ü STÜ N E nası, serb est zam an hakkı, taleplerin ^arkasını kesebilm iş değildir. H er ne o lu rsa olsun çalışm a şa rtla rı problem i h a lâ olduğu yerde du rm ak tad ır. İ ş im kânı henüz g aran tilen m iş değildir. P a tro n la r ve k ad ro la r konusundaki bağım lılık, çoğu kere e s a re t k ara k terin i m u h afaza etm ektedir. M üessese şefleri daim a d ah a az b ir ü cret k arşılığında d ah a çok çalıştırm aya, personelin h a k ve teşebbüsle, rin i en a lt seviyede sınırlam aya yönelm ektedirler. Ve bu eğilim in de nasıl tersin e çevrilebileceği p ek bilinm em ektedir. S ınıflar k av . gası sönm ek üzere değildir. F a k a t bu and an itib aren d ah a az şiddetli şekillere bürünm ektedir: a rtık m ücadele sistem e k a rşı ol­ m a k ta n çok g ittik çe sistem in içersinde olagelm ektedir. F ra n sa gitgide, bir A m erikan iktisatçısının ta sv ir ettiğ i gibi, elbette b ütün İnsanî ihtiyaçların k arşılanm ış olm adığı (çünkü İn­ san ların istek ve ihtiy açları m uhtem elen sonsuza u zan m ak tad ır), f a k a t y u rtta şla rın ın tüm ünün yalnız ilkel ih tiyaçların ın (besin, ko­ nut, giyim ) değil, ay n i an d a ikinci sıra ih tiyaçların ın (konfor, boş v akit, k ü ltü r) bile karşılanm ış olacağı bu affluent sooiety (bolluk toplum u) seviyesine doğru yürüm ektedir. B u tip to p lu m lard a sos­ yal gerilim ler gevşem ekte, u y uşm azlıklar daha az keskin b ir hale gelm ekte, talep ler azalm ak tad ır : « d iktatörlük ortam ı» dem len du­ rum , sistem i yık an b ir savaş y a da a,yarmı bozan a ğ ır b ir İktisadî b u h ran (bu sonuncu g ittik ç e d ah a az ihtim al dahilinde k alm ak ta­ dır) p a tla k verm edikçe, hem en hem en tam am iyle o rtad a n k alk ­ m ak tadır. Şüphesiz siyasî m üesseseler çağım ızın ihtiyaçların a, iyice in ti­ b ak etm iş değillerdir. B ununla birlikte, bu tu tarsızlığ ı m übalağa da etm em ek gerekir. D urum , IV. C um huriyette, III. C um huriyete nisbetle d ah a da iyileşm işti. E lb ette dünyadakilerin en iyisi olan yüksek seviyede b ir idarenin gelişm esi, hü k ü m et sistem inin k u su r­ larım kısm en gideriyordu. Ş u rası m u h a k k a k tır ki, eğ er C ezayir sa­ vaşı olm asaydı 1946 A nayasası daim a işler durum da k alacak tı. K u ­ surları, tah am m ü l edilm eyecek derecede a ğ ır görünm eyecekti. D e­ m ek oluyor ki, bugünkü rejim de bunu b a şa rm a k ta bunca güçlüğe u ğ ray ıp dururken, b ir önceki rejim e bu m eseleyi çözem ediğinden ö tü rü hem en serzenişte bulunm am alıdır. Zaten, gerek li an a y asa re ­ fo rm ları siyasî o lm ak tan çok te k n ik b ir k a ra k te re sah ip tir. B un­ lar, dem okrasinin üzerlerine k u ru lu bulunduğu şu tem elleri söz ko­ nu su etm em ektedir : serb est seçim ler, çok partililik , m illî tem sil, m uhalefete saygı. T ersine « p arla m a n ter rejim - b aşk an lık rejim i»


M A U R IC E D U V ER G ER k avgası, p ren sip lerin bizzat kendisinden çok, fiiliy ata dökülm eleri ve etk in lik lerin in sağlanm ası y ollarına ilişkin b u lunm aktadır. K ısacası, şim diki F ra n sız toplum unun en vahim yapı buhranı, k am u düşüncesinin evrim i ile, bunu y an sıtm a k iddiasında olan p a r . ti sistem leri ara sın d ak i tu ta rsız lık ta n doğm aktadır. P a rtile rin bölünüm ü a r tık günün m eselelerine ve b u n la ra getirilebilecek çeşitli çözüm lere uygun düşm eyen eski siyasî a y rılık la r üzerine k u ru lu k alm ak tad ır. X IX uncu yüzyılın son o la ra k U I. Cum­ h u riy e tte «klerik al sağ» (1) ve « antiklerikal sol» çatışm asın d a so_ m u tla şa n m u h a fa z a k â rla r.lib e ra lle r uyuşm azlığı, serb est o k u llara y ard ım k an u n u y la tazelenm esine rağ m e n a r tık pek büyük b ir anlam ta şım a m a k ta d ır. A yni şekilde, «k ap italistler _ sosyalistler» u y u ş, m azlığı da, hafiflem esi im kânsız gibi görünm esine rağm en, a rtık aşılm ış b u lunm aktadır. F iiliy a tta k a p ita list sağ ve so sy alist solun lıer ikisi de, az çok bütün b atı A v ru p a ülkelerinin yöneldikleri, b u . g ü n ü n k a rm a sistem ini kabul etm ektedir. F a k a t p a rtile r bu d u ru ­ m u tem sil etm iy o rlar; bağım sızlar, «güdüm cülük»ü zay ıf d ü şürm e, ye, 'S.F.Î.O. (2) sosyalizm den söz etm eye devam ediyor. K om ünizm a r tık sadece reform cu ve g ittik ç e de daha m utedil reform cu hale gelen seçm enlere ihtilâlci b ir ideolojiyi kabul ettirm ey e çalışarak g erçek m eselelerle p a rtile r sistem i ara sın d ak i tu tarsızlığ ın v a . him leşm esine yardım cı olm aktadır. Ö teyandan ekonom inin eski k e. sim lerine a it «küçükler» in im tiyazlarını sıkı sıkıya sav u n m ak su re , tiyle, sağın dem agojisine k a p ılm a k tan da g eri k alm am ak tad ır. A yrıca, solun kuvvetlerinin yarısını kısırlaştırd ığ ı için, p arlam en to çoğunluklarını desteksiz b ıra k m a k ta ve onları m em leketten bir p a rç a d ah a ay ırm ak ta d ır. Şim diki F ra n s a ’nın başlıca uzlaşm azlığı, İktisadî yenileşm eyi sü ratlen d irm ek isteyenlerle, onu frenlem ek isteyenleri, F ra n s a ’yı yirm inci yüzyıl devrine getirm ek isteyenlerle, onu taassu p çağında tu tm a k istey en leri k a rşı k a rşıy a getirm ek ted ir. B u uyuşm azlık p a r . tile ra ra sı m ücadelede yansım am aktadır. Z ira aşırı sağ d an a ş ın so. la k a d a r hepsi, değişm eleri körüklem ektense m evcut durum la(1) Ruhban sınıfının kamusal ve özel işlere karışmasını savu, nan düşünce sistemi. (Ç. N.) (2) Fransız Sosyalist Partisinin 1905 de aldığı ismin kısaltılmış şekli : Section Française de L’internationale Ouvrière (İşçi E n­ ternasyonalinin Fransız Kesimi). (Ç. N.) 24


D İK TA TÖ RLÜ K Ü STÜ N E Tin te fe rru a tla ilgili n o k talarım savunm aya d ah a çok bağlıdırlar. P a r tile r daha genç y a ş ta olan k u şa k ların görüşlerinden çok, elli­ den y u k arı y aştak ilerin görüşlerini ifade etm ektedirler. Siyasî b ağ ­ lan m a duygusu, h üküm et ve m eclis oyunlarının verm iş olduğu g e r. çek-dışılık izlenimi, m üesseselere has k u su rlard a n olduğu k ad ar, bu­ ra d a n da doğm aktadır. B u p a rtile r buhranı ciddîdir. 13 m ayıs 1958 (1) in ertesinde önem li bir rol oynam ıştır; çünkü p a rtile r IV ncü C um huriyette k en ­ dilerini, kendi evlerinde hissetm iyorlardı; çünkü yöneticilerinin, .milletin başlıca m eselelerine yabancı olduklarını görüyorlardı. F ra n . sızlar, rejim in ölüşünü kayıtsızlıkla, onu ciddî o la ra k k o ru m ay a ç a ­ lışm aksızın seyrededurm uşlardır. B u bu h ran halâ, d a çözülm üş de­ ğildir. İk i buçuk yıldan beri siyasî p a rtile ri ve y u rtta ş la rı birbirle­ rine y a k la ştırm a k yolunda k ay d a değer hiçbir ilerlem e sağ lan am a­ m ıştır. B irinciler, İkincilerin doldurm adığı boş ve eskim iş k ad ro lar o la ra k k alm ak tad ır. E lb ette bu durum b ir d ik ta tö rlü k teşebbüsüne k a rşı m uhalefeti de zay ıflatm ak tad ır. F a k a t, başlı başın a kendisi de, b ir dik tatö rlü ğ e götürm eye yetm em ektedir. Y u rtta ş la r da, bu y abancılaşm ayı affedilm ez b ir olay o la ra k görm em ekte, gelişm iş to p lu m la n n nisbî b ir siyasetten uzak laşm ay a yönelm eleri ölçüsünde, onunla u y u şm ak tad ırlar. P a rtile ri feshedecek b ir d ik tatö rlü k , z a ­ ten onların zayıflık ların a ve dokularının katılaşm asıy la ilgili d u. ru m la ra çare bulam az. İşte G ribouille tip i bir ilâç daha.. Gerçekte, bu yapı buhranı, te k n ik b ir dik tatö rlü ğ e k a rşı direnm eyi zay ıfla t­ m ak tad ır. F a k a t, sosyolojik b ir dik tatö rlü ğ e de sebep o lm aya elve­ rişli değildir.

(1) Cezayir’de bazı askerlerin desteğini de kazanan kalkışma, om tarihi. , (Ç. N.)

25


İKİNCİ FASIL

Diktatörlükler ve inanç buhranları

O

İR toplum un evrim nın h areketsizliğ i arasın d ak i tu ta r , sizlik h e r zam an d ik tatö rlü k lere yol açm az. H n stiy a n lık çağıiıın başlan­ gıcıyla F ra n sız devrim i ara sın d a batı toplum larm ın gösterdiği deği­ şim ler, içlerinden p ek azı dik tatö rlü ğ e dönüşen b ir çok y ap ı buh­ ra n ın a sebep olm uştur. Mil â t <3an önceki V II ve V I ncı yüzyılların Y unan sitelerin in çoğu, tira n lık doğurabilecek ç a lk a n tıla r geçirm iş olm asına rağm en, tira n la rın boyunduruğuna düşm em işdir. Y alnız geleneksel a ris to k ra tik to plum lardan yeni b u rju v a to p ta n la rın a geçen, X IX ve X X nci yüzyıl A vru p alı m illetlerinden bazılarıdır ki, (hem en hem en b ü tü n to p lu m la n n b u n la ra m a ru z bulunm asına rağ m en ), d ik tatö rlü k le re sahne olm uşlardır.

26


D İK TA TÖ RLÜ K Ü STÜ N E Sosyal evrim i hiç izlem em iş o la » bir siyasî rejim , bazen, b izzat kendi kendini yeni b ir şekle sokabilm ekte, bizzat kendisi z a rû rî değişiklikleri gerçekleştirebilm ektedir. , Şüphesiz bu, ço_ ğ u n lukla otoritenin az çok n e t o la ra k kuvvetlenm esiyle birlikte y ü rü r. T abiîdir ki, iktidar, değişim lerin y av aş olduğu sak in dev­ relerde gevşem ekte, değişim lerin çok ve sü ratli olduğu zo r devir­ lerde de gerilm ektedir. F a k a t bu gerilim daim a dik tatö rlü ğ e k ad a r v arm az. Y apı bu h ran ları eğer inanç b u hranlarıyla beslenm ezlerse, genellikle tira n lığ a b aşvurulm adan da çözüm lenirler. «İnanç» kelim esi b u ra d a çok geniş anlam da alınm ıştır. Z ira siyasî inançları, felsefî inançları, dinî inançları, ah lak î inançları, sa n a t ve edebiyata ilişkin inançları gösterm ektedir. E lb ette siyasî in an çlar bu durum da en önem li rolü oynar. F a k a t felsefî, dinî ve ah lakî in a n çla r da h erzam an ondan kesin bir şekilde ayrılm azlar. H er biri ayni h a y a t ve dünya görüşünün b irer parçasıdır. Y üzyıllar boyu din, ik tid arı etkileye durm uştur. G örünüş o la ra k k atık sız bir şekilde dinî olan b u h ran la r bile hüküm et etm ekle ilgili işlere da­ im a b ulaşırlar. B u özellik henüz o rtad a n k alkm ış d a değildir. S a­ n a t ve edebiyat, bazen siyasete b ir örtü olm aya y ara m ak tad ır. B u h u su sta özellikle o to rite r rejim lerde görülen uzlaşm azlıklar, çok k ere p a r ti k avgalarını tem sil etm ektedir. B u rad a söz konusu olan tem el farklılık, inançlar alan ın a değil, fa k a t onları etkileyen b u h ­ ran ın cinsine, m ahiyetine bağlı bulunur. B izzat D evletin ve ik tid a­ rın tem ellerine ilişkin ise, «bir m eşruluk u y u şm a z lığ ın d a n , eğer dah a yüzeyde k alan ve d ah a çok ikinci derecede b ir çatışm ad an do­ ğuyorsa, bir «sosyal örselenme» (1) den söz edilecektir. Kısacası, bu ideolojiler alanı üzerinde, yapısal ve konjonktürel ayırım ına ye­ niden rastlan ır. 1 — DİKTATÖRLÜKLER VE MEŞRÛLUK UYUŞMAZLIKLARI N e Richelieu, ne XIV. Louis, ne R usyalı K aterin , ne B ism ark g erçek ten d ik ta tö r değillerdi. Ç ünkü ellerinde bulundurdukları oto­ rite ne k a d a r kuvvetli o lu rsa olsun D evletin belli k u ra lla rı içinde kullanılıyordu. İk tid a rla rı güçlüydü am a, yönetilenlerin gözünde yine de m e şrü o la ra k kalm aktaydı. Oysa inan çlar açısından d ik ta(1) Örselenme terimini fransızcadaki «traum atisme» karşMiğı olarak kullanmaktayız. (Ç. N.) 27,


MAURICE D U V ERG ER törlük, meşrû olm am a niteliğiyle belirlenir. F a r k i s anılabileceği gibi sadece h ukukî değildir. Toplum üyelerinin düşüncelerindeki şekliyle, toplum tem ellerine ilişkindir. M eşruluk, F e rre ro ’n u n ad lan ­ dırdığı gibi «sitenin bu göze görünm eyen dehası», siyasî sosyoloji, nin tem el bir kavram ıdır. E ğ e r d ik ta tö rlü k o to rite r bir m eşru r e ­ jim den hemen h e r zam an için d ah a k a tı ve şiddetliyse, bunun se. bebi «deha> nm him ayesinden yoksun bulunuşu, d ah a çok, çıplak kuvvet üzerine ku ru lu oluşu, ve y u rtta şla rın d a bu h u su su bilm e­ leridir. Belli bir D evlette, belli b ir an d a y u rtta şla rın büyük yığını, ik ti­ darın, kendiliğinden doğan bir ita a te m a z h a r olabilm ek için b ü rü n ­ m esi gerektiği biçim konusunda az çok b e rra k b ir fik ir edinirler. M eşrû hükümet, k ay n a k la rı ve yapısı bakım ından bu o rta k düşün­ ceye uygun düşenidir, ö te k ile r m eşrû değildir. M eşrûluk sadece, özü devirlere ve ülkelere göre değişen b ir inançlar sistem idir. A v ru ­ p a ’da XVII. yüzyılda m eşrû hü k ü m et şekli irsî m onarşiydi; bugün ise b atıd a çoğulcu (pluraliste) seçim ler üzerine k u ru lu . dem okrasi m eşrû hüküm et şeklidir. Öyle anlaşılıyor ki, Sovyet R u sy a’d a y u rt­ ta ş la r Komünist P a rtin in ik tid arı ü zerine k u ru lu b ir h ü k ü m eti m eşrû saym aktadırlar. D em ek ki, kelim enin sosyolojik anlam ında m eşruluk yalnız o r ta k uyuşm a ile ta r if olunabiliyor. A m a, içten gelen, derin b ir uyuşm ayla; yoksa zorlam ayla elde edilm iş d ıştan b ir n z a y la değil. B ir hüküm etin m e şrû olduğunu söylem ek onun o r ta k y a ra n sağ lam a aldığını, iy i b ir hü k ü m et olduğunu söylem ek dem ek değildir. F a k a t sadece, yönetilenler yığınının onu m eşrû ola­ r a k gördüğünü söylem ek dem ektir. M eşrû olm ayan h e r h üküm et de b ir d ik tatö rlü k değildir. G as. petm e ile diktatörlüğü ayırdetm ek gerek ir. G enellikle k ab u l edil­ m iş b ir m eşruluk sistem inin v a r olduğu b ir ü lk e d e,. b ir h ü k ü m et norm al şekiller dışında (çoğu zaman, şiddet yoluyla) ik tid arı ele geçirirse bir gaspetm e durum u söz konusudur. Gaspeden, m ev cu t m eşruluk sistem ini tartışm a z. T ersine, ilk özeni ona uy m ak , k en ­ di kendini «m eşrulaştırm a»ya çalışm aktır. B u şekildedir ki, sa ra y m abeyincisi Kiısa P epen de en son m erovenjliyi ta h tta n in d ird ik ten so n ra o ray a yerleşir; f a k a t m onarşiyi o rta d a n k ald ırm ak y a d a de. ğ iştirm ek hususunda h içbir fik ir beslem ez. İsted iğ i te k şey bizzat k ra l olm aktır. H alkın ve asillerin de gözünde k ra l say ılm ak için R eim s’de P apaya kendini ta k d is e ttirir. Böylece, d ah a so n ra bizzat m eşruluğun işareti olacak olan ta k d is töreni, g aspını ö rtb a s etm ek

28


D İK TA TÖ R LÜ K Ü STÜ N E için, gaspeden ta ra fın d a n ic a t edilm iştir. B ugün dem okraside se­ çim lere .başvurm ak, takdisin yerini alan kendi kendini m eşrûlam a ara cıd ır; f a k a t söz konusu olm ası gereken, sa h te b ir tak d is şekli teşk il eden plebisit değil, ta m bir p ropaganda h ü rriy e ti v e ad ay çok­ luğu içersinde y apılacak gerçek seçim lerdir. D ik ta tö rlü k fa rk lı b ir durum a tek ab ü l eder. B ir m eşruluk buh­ ranı, yani fik irlerin b ir te k m eşrûluk sistem ine a rtık inanm az h a ­ le geldiği, birçok sistem ler ara sın d a bölündüğü faraziy esi içinde y e r alır. Gerçi b ir m eşrûluk sistem i üzerinde m u tlak b ir g örüş b ir­ liği enderdir. H er zam an orjin aller ve a n a rşistle r v ard ır; daim a, azaltılm ası im kânsız küçük m u halefet g ru p ları v ard ır. F a k a t yine de m eşrûluk üzerinde hem en hem en genel bir anlaşm a, toplu, b ir «consensus» çok kere g erçekleştirilm iştir. B u «consensus»un h e r bozuluşunda da behem ahal b ir d ik tatö rlü k halinin doğm ası g ere k ­ mez. B unun olabilm esi için, m em leketi iki p a rç a y a ay ıra n b ir bo­ zuşm a gereklidir, ik tid a rın a n a prensiplerine ilişkin b ir bozuşm a ş a r t t ı r : seçim sistem leri üzerine bir tartışm a-m eselâ, çoğunluk u sulü ve nisbî seçim sistem leri k o n u sunda.gerçek an lam d a bir m eş­ rû lu k davası yaratm az. Bu inanç buhranı elbette toplum un m addî değişim lerine bağlı bulunur. Bu değişim lerin ruhî alanda bir sözcüsüdür. E ski bir si­ yasî sistem le yeni sosyal y ap ılar ara sın d ak i tu tarsızlık n ü fu ­ su n az çok büyük bir parçasını toplum dan k o p arır. Böyle­ likle b ir m eşrûluk uyuşm azlığı doğm uş olur: ik tid arın sadece k ul­ lanılm a şekli değil, h a tta ik tid arın bizzat kendi şekli ve ik tid arı k u ra n tem el ilkeler, y u rtd a şla rm büyük bir kısınınca tenkide u ğ ­ r a r ve ta rtışılır. E ğ e r buh ran ın m addî görünüşü ile-ideolojik g ö rü ­ nü şü ara sın d ak i m ünasebet, g erçekten v a r olan b ir m ünasebetse, İkincisi birincisinin b asit b ir gölge.olayı değildir. Bazen, çok vahim b ir m addî bu h ran çok zayıf bir m eşruluk buhran ı doğurur. B azende tersine, çok kesin ve çok derin bir m eşrûluk uyuşm azlığı sınırlı genişlikteki bir sosyal değişm enin karşılığı olur. B urada, konjonk­ tü r unsurları, yapı u n su rları ile birleşirler. T a b ia tla rı icabı m addî m üesseselerden d ah a uysal, d ah a yum uşak olan ideolojiler üzerinde çok büyük bir rol o ynar görünürler. İ s a ’d an önce V II. ve VI. yüzyıl Y unan siteleri, I. yüzyılda R o­ m a, bu gibi m eşrûluk ay rılık la rın a sahne olm uşlardır. G eleneksel rejim ta ra flıla rı, iktidarm j h e r zam an olduğu gibi, a risto k ra tik aile reislerine a it bulunm ası gerektiğine hükm ediyorlardı; yeni b îr re_ ı

29


M A U RICE D U V ERG ER jim ta ra flıla rı ise, ik tid arın iste r yoksul iste r zengin, is te r asil, iste r avam , iste r yeni isterse eski olsun b ü tü n y u rtta şla ra , h alk ın bütü_ nüne a it olm ası g erek tiğ in i düşünüyorlardı. B aşlan g ıçta derin b ir şekilde birbirinden fa rk lı olan bu ik i anlay ış d ah a fa rk lı h ü k ü m et y ap ıların a ulaşm aktaydı. A ra la rın d a k i k a n a a t bölünüm ü öylesine b ir durum y a ra tıy o rd u ki, hiçbir h ü k ü m e t yönetilenlerin tüm ünün gözünde a r tık m eşrû değildi: birisi için m eşrû olan ö tekiler için, b u nlar için m eşrû olan lar ise b erikiler için m eşrû değildi. X IX uncu yüzyıl A vrupası d ah a da köklü b ir uyuşm azlığa m âru z kaldı. E s. k i m onarşik rejim lerin ta ra fta rla rın a göre, iktidar, asillerin deste­ ğiyle hü k ü m et eden bir önceki k ra lın norm al halefi ta ra fın d a n icra edilmeliydi. A sil o lm ay an lara ise sadece ita a t düşerdi. F ra n sız dev. rim doktrini ta ra flıla rın a göre ise ik tid ar, hiçbir kim senin doğuştan h erh an g i b ir y etk i y a da im tiyaza sahip bulunm adığı, b ü tü n y u rt­ ta şla rın eşit b ir şekilde k atıld ık ları b ir oylam adan doğm alı ve b ü. tü n b ir m illetin seçilenlerine a it bulunm alıydı. , Bugün, b a şk a b ir genel m eşrûluk uyuşm azlığı bazı devletlerde, kap italizm ta ra flıla rıy la sosyalizm ta ra flıla rın ı k arşı kargıya g etirm ek ted ir. B u k arşıtlık , h ü k ü m e t ik tid arın ın h u k u k î intikaline değil, bunun ta tb ik a tta k i kullanılm a şekline ilişkin bulunuyor; ay n i zam anda ik tisad i ik tid arla ve çalışan kişilerin m üessese gefi karşısındaki bağım sızlığıyla da ilgilidir. B ir kısm ına göre, üretim i ara çla rın ın özel m ülkiyeti te k m eşrû sistem dir: p a tro n olunur, çü nkü b ir p a tro n u n oğlu o la ra k d ünyaya gelinir, y a da b ir teşebbüs sa tın alınır. P a tro n la r, İktisadî k a r a rla r alm ak için h e r h ü rriy ete sah ip tirler. B unların h üküm et üzerindeki m uhtem el b ask ıları da o lağ an ve tabiîdir. Ö tekilere göre ise, b ir üretim m üessesesinin yürütülm esi, e şy a la r üzerinde değil, in sa n la r üzerinde b ir ik tid a r­ dır. Müessesenin, işçi ve m em urları üzerinde doğrudan doğruya, D ev. le t üzerinde ise v asıta lı b ir ik tid arı söz konusudur, ö te k i ik tid a rla r gibi, bu ik tid a r da, irsiy et y a da sa tm a lm a yoluyla in tik al etm em eli­ dir. Şu halde ü retim ara ç la rı m ülkiyeti y en ib aştan D evlete dönm e, lidir. A ncak bu şekilde dem okratik olabilir. A ncak bu y o llard ır ki, ekonom i özellikle m ülk sahiplerinin ç ık arm a yönelm ek yerine, h er­ kesin y a ra rın a göre düzenlenebilir. B u genel m eşrûluk uyuşm azlıkları dışında, d ik tatö rlü k h av a­ sım daha da nazik leştiren özel uyuşm azlıklar bulm aktayız. 30 yıl­ larının A lm anya’sındaki k ap italist _ sosyalist çatışm ası, W eim ar C um huriyetinin k ay n a k la rı yüzünden o rta y a çıkm ış b ir m eşrûluk

30


D İK TA TÖ R LÜ K Ü STÜ N E ta rtışm a sıy la katm erlenm ekteydi. P e k ç'ok A lm an, g alip ler ta r a ­ fından kabul ettirilm iş b ir siyasî sistem i geçerli say m ay a y an aş­ m ıyorlardı. B u reddetm e, sağ d a nasyonal.sosyalizm ve diğ er m ili, ta ris t ve fa ş is t h are k etlerle ifadeleniyordu. Solda ise kom ünist p a r . tinin kuvvetinde tem sil olunm aktaydı. (Sosyalist p a rtin in kuvvetli b ir köke ve h a tırı sayılır b ir te şk ilâ ta sahip olduğu, devrim ci g ele, nekten yoksun b ir ülke iğin anorm al b ir durum bu: 1918, yenilgisi olm asaydı, kom ünist p artin in A lm anya’da, diğer kuzey A v ru p a ü l­ kelerindekinden daha fa z la gelişm iş olm ıyacağı düşünülebilir). B ü tü n m eşrûluk uyuşm azlıkları, zorunlu o larak, d ik tatö rlü ğ e varm az. Teoride çözüm lenm eyen anlaşm azlıklar, p ra tik te dâhiyane uzlaşm alara b aşvurulm ak suretiyle çözüm lenir y a d a a z a ltıl lir. VII. yüzyılın Y unan sitelerinde h alk m eclisi ile asil aile reisle­ rinden m eydana gelen Senato ara sın d a b ir ik tid a r dengesi görüle­ bilirdi. Sonradan, böyle b ir sistem in R om a C um huriyetinde de k u . ru lm asına çalışılm ıştır. P a rla m a n te r rejim in B üyük B rita n y a ve A v. ru p a ’nm diğer ülkelerindeki ilerici gelişim i, E sk i.R e jim (1) ile Dev­ rim ara sın d ak i uyuşm azlığın aşılm asını sa ğ lam ıştır : İk tid a r, k ral v e a risto k ra tik bir meclisle (geleneksel m eşrûluk üzerine kurulu o rg a n la r), dem o k ratik b ir m eclis ve bundan doğan h üküm etler (yeni m eşrû lu k üzerine k u ru lu o rg an la r) ara sın d a p ay laştırılm ış­ tır. Z am anla İkincilerin im tiy azları gelişm iş, birincilerinkiler ise zay ıflam ıştır. M onarşik m eşruluğun inişine, dem o k ratik m eşrû lu . ğun ise yükselişine uygun b ir evrim . Sonunda T aç ve L o rd lar h er tü rlü g erçek yetkiden yoksun, yalnız b irer g ö rü n tü o rg an haline gelm işlerdir. XIX uncu yüzyıl F ra n s a ’sında ise bazı a n lard a çift b e ra t üzerine k u ru lu b ir b a şk a uzlaşım şekli denenm iş b u lu n m ak ta , djr. I. Napolyon, m illetin oyu sayesinde d em okratik b ir b erata, ta k ­ dise b aşv u rm ak la ve A v ru p a’nın en eski hanedanının m irasçısı ile de evlenm ekle m onarşik b ir b e ra ta sahip oldu; L ouis.Philippe kendisini ta h ta çağ ıran M illetvekilleri M eclisinin oyuyla dem ok. ra tik , ve k ra liy e t k anından olm ası vak ıasıy la d a m o n arşik b ir b e. r a ta sahiptir. A m a bütün bu k u rn az lık la r pek fa z la b aşarılı o lm a, dı. ö y le görünüyor ki, p a rla m a n te r rejim in g etirdiği uzlaşım a benzer, (1) F ra n sa’da 1789 Devriminden önceki devrede mevcut bulu­ nan rejim e verilen isim. (Ç. N.)

31


i

î :!

MAURIOE D U V ERG ER k apitalizm .sosyaîizm çatışm asına ilişkin yeni b ir uzlaşım gözlerL; m izin önünde A v ru p a’d a gelişm ektedir. Ç alışm a şa rtla rı, ü cre tle r ve iş g a ra n tile ri g ittik ç e D evlet ta ra fın d a n tesb it olunm akta, Sen­ d ika ve işçi tem silcilerinin h a k la rı m üessese bünyesinde gelişm ekte, y atırım k a r a rla r ı y a da ü retim in yönetilm esi m illî b ir p lâ n la sın ıf­ landırılm aya çalışılm akta ve böylece p a tro n ların ik tid arın ın özü y avaş y av aş boşalm aktadır. E ğ e r bu evrim sürüp giderse _ ve ü re­ tim a ra çla rın ın özel m ülkiyeti üzerine k urulu m eşru lu k anlayışı zayıfladıkça bu evrim de sürüp gidebilm ek istidadın d ad ır . u m u labilir ki g ü n ü n birinde k ap italistlerin nüfuzu In g ilte re K raliçesininkinden d ah a d a dayanıklı o lm ayacaktır. O' halde, k ap italizm in şeklen y aşam a y a devam etm esi önem taşım az. Bu, sosyalizm g erçe­ ğini, m onarşilerin B üyük B ritan y a, B elçika ya d a İsk an d in av y a’da dem okrasi gerçeğini sım rlayabildiğinden d ah a faz la sın ırlay am ıy açaktır. E lbette, evrim henüz tam am lan m ış o lm ak tan u za k tır. F a k a t hayli m esafe de alm ış bulunm aktadır. Belki de bu d u ru m _ genel y a­ şam a seviyesinin yükselm esinin y an ısıra . k apitalizm .sosyaîizm uyuşm azlığının da A vrupa’da önem ini derece derece kaybedişini açık lam ak tad ır. N üfusun en büyük kısm m ca kab u l edilmiş b ir uzlaşım yokluğu yüzünden, m eşru lu k bu h ran ları b ir ihtilâl havası y a ra tır. B u du­ rum da, hiçbir hü k ü m et y o k tu r ki, ülkenin bütününce m eşrû sayıl­ sın. İk tid a r, b ir çok y u rtta şın kalbinde ve kafasın d ak i dayanağını kaybeder; zay ıf düşer ve bir d ah a da saygı görm em ek tehlikesine m aru z kalır. O zam an h e r züm re kendi o torite anlayışını diğer züm relere kab u l ettirebilm ek için şiddete b aşv u rm ak eğilim ini du­ y a r ve bu iste k de g ittik çe a rta r. D ik tatö rlü ğ e başvurm a, g erek k u ru lu sistem i kuvvetlendirm eye, gerek se o rta y a yeni b ir sistem i çık arm ay a yaray ab ilir. Şüphesiz k i tiran lık , b ir önceki rejim den d ah a da az m eşrudur; z ira kendi -tarafla rın ın bile siyasî d o k trin ­ lerine uygun değildir. T arafla rı onu sadece, m eşrûluk hususunda yeni bir consenssus’un şartların ı y a ra tm a k la görevli geçici b ir çare o la ra k g ö rü rler. B u beklenedursun : O, k u v v et yoluyla h ü k ü m et eder. Bu yol y u rtta şla rı ita a ta sevketm enin te k çaresidir, z ira on­ la r da a r tık bilirler k i hiçbir prensip, b ütün prensipleri b ir y an a iten böylesine b ir rejim e ita a ti em retm ez. B ununla b irlik te sırf b ir d ik tatö rlü ğ e z a ru re t duyulduğu için, böyle bir duygu üzerine k u ru lu belli b ir m eşrûluk anlayışı d a d o.

32


D İK TA TÖ RLÜ K Ü STÜ N E ğabiîir. B ü tü n y u rtta ş la r bu anlayışı pay laşm azlar; z ira rejim b u n . la rd a n bir kısm ının, m u h afaza etm ek istediğini değiştirm ek, y a da d eğ iştirm ek istediğini m u h afaza etm ek için, y an i isteklerinin a k . sine b ir yönde kuru lm u ştu r. F a k a t eğer m em lekette g erçek bir y a ­ p ı b uhranı v arsa , sosyal b ir değişim gerekliyse, v ah im bir m eşru ­ lu k uyuşm azlığı kam u düşüncesini parçalıyorsa, k u ru lan d ik tatö r­ lük belli b ir h alk desteğinden y ara rla n ır. D ik ta tö rlü ğ ü n z a ru rî ol­ duğu şeklindeki bu duygu derinleştiği ölçüde g eniş b ir şekilde p ay ­ laşılır. Böylece z o ra başv u rm ak hususunda d ah a az, b ir ihtiyaç du­ yar. R ejim ne k a d a r iğ reti olursa, o nisbette az-mlıkçı ve sırf çıp. la k k u vvet üzerine kuruludur. D iktatörlüklerin şiddeti, d ik ta tö r­ lerin zalim liklerinden çok, içinde bulundukları d u ru m lard an doğ. m ak tad ır. B u şiddet en yüksek derecesine, ellerinde silah ve zo rla­ m a ara ç la rı bulunduran b irta k ım in san ların iradesinden başka hiç­ b ir şeye d ayanm ayan tek n ik d iktatörlüklerde ulaşır. II — BUGÜNKÜ

FRA NSA ’DA MEŞRÛLUK YOKLUĞU

UYUŞMAZLIĞI

X IX uncu yüzyılda ve XX nci yüzyılın da başlarında, F ra n sa, geçirm iş olduğu yapı b u h ran la rın a bağlı çok vahim m eşrûluk u y u şm azlıklarına sahne oldu. Ro'bespierre, I. N apolyon, Cavaignac, IH . N apolyon diktatö rlü k lerin in doğum u bu yüzdendir. 1789 dev­ rim i b ü tü n A vrupa’yı kapsayan, m u h a fa z a k â rla rla lib eraller çatış­ m asının keskinliğini daha da bilemiş oldu. B unların toplum ve ik ti­ d a r anlay ışları ara sın d ak i ideolojik k arşıtlığ ı belirtm ek le k alm a­ yıp, ay n i zam anda bunu daha da önlenmez h ale g etiren ih tira s dolu bir m uhtevayı bu k arşıtlığ ın içine katıverdi. 1792 den 179© a k a ­ d a r «aristo k ratlar» (m u h afaz ak â rlar), «vatanseverler» (liberaller) ta ra fın d a n sıkıştırıldı, hapse atıldı y a d a idam edildi; 1814-1815 de v atan sev erler bu defa, a ris to k ra tla r ta ra fın d a n sıkıştırıldı, sürüldü y a da idam edildi. îk i g ru p u n sakin bir şekilde b ir a ra d a y aşam a­ sı çok zordu. A ncak, «kızıl» korkusunun onları m ü lk iy et ve k ap i­ talizm in o rta k savunm asında birleştirdiği andan itib aren d ir ki, bu m üm kün oldu. X IX uncu, yüzyıl başlarında iki F ra n s a arasın d ak i k opukluk o derece derindi ki, b irta k ım ta rih çiler bunu b ir ırk la r çatışm asıyla açıklarlar. B unlar, b a rb a r istilasının yüzyıllar boyu sürüp giden etkilerini ta sv ir ediyorlardı. H ürriy ete tu tk u n Gallirom alılar, E sk i.R ejim in Ü çüncü sınıfı, sonra da yeni toplum un D ik tatö rlü k Üstü ne P : 3

33


M A U RICE D U V ERÖ ER burjuvazisi ve h alk ı haline gelm işler, o to rite r m izaçlı A lm an fa tih ­ le ri de m u h a fa z a k â r aristokrasiye tem el teşk il etm işlerdir. E lbette, iki ırk ın sü ratle birbirlerine k arışm ış olm ası sebebiyle, b u te o ri il. m İ yönden saçm adır. F ak at, o devrede şiddetle h ü k ü m sü re n m eş­ ru lu k buhranının derinliğini o rta y a koym ak tad ır. XIX uncu yüzyılın ikinci y a n s ın d a o rta y a çık an b u h ran d ah a d a derin oldu. K apitalistlerin ve sosyalistlerin çatışm ası, m u h a fa­ z a k â r ve liberalierinkinden d ah a şiddetli b ir şekilde ce ry an etti. U nutm ayalım ki, 93 tethişi, H az iran günlerinin (1) ve K om ünün (2) h u n h arca b astırm a h are k etleri y an ın d a y u m u şa k k alır. 1792 den 1795 e üç yıld a ikibin beşyüz k işi civarında in san P a ris ’te gi­ yotine verildi : h e y h a t ne çok ! F a k a t 1848 deki to p lu infazlar, b irkaç günde ik i üç misli, 1871 dekiler ise on m isli d ah a fa z la can a k ıy dılar (hüküm ettekilerin, cürüm lerinin izlerini silm ek için gös­ terd ik leri özen yüzünden d ah a k esin sa y ıla r verm ek im k ân sız). H içbir ih tira sı olm ayan ta ra fsız gözlem ci Tocqueville, 1848 de yöne tici sınıfların işçi sın ıfla n k arşısın d a k a p ıld ık la n korkuyu, yüzyıl­ la r önce R o m a sitesi sakinlerinin v a n d a lla r y a da g o tla r k arşısın d a tu tu ld u k la rı dehşete benzetir: Böylece p ro leterler b irer y ab an cı gibi te lâk k i olunuyordu. M areşal B ug eau d d ah a d a ileri gid iy o r: O, «Terbiye edilm em iş ve yırtıcı h ay v an lar» d an söz ediyor v e ekliyor­ du : «T ann, a n a la ra böylelerini doğurm ası için nasıl d a m üsaade ediyor. A h ! iş te gerçek d üşm anlar ! Y oksa R u slar ve A v u stu ry a, lılar değil». «Y ırtıcı hayvan» terim i K om ünün ertesinde «H aydi n am uslu insanlar! H aşe ra tm işini g ö rm ek için b ir el a tın (3)» di­ y e gerçek b ir k atlia m a ç a ğ ın d a bulunacak olan Le F ig aro ta ra fın ­ d an yeniden ele alınacaktır. (1) 1848 ihtilâli. (Ç. N.) (2) 1871 ihtilâli. (Ç. N.) (3) Milâtdan önce VII nci yüzyılda, tiraniıkça mağlûp edilmiş aristo k ra tik j Megare Partisinin yazarı , Theognis, mareşal Bugeaud’nun kendi yurttaşları için söylediğini, kendininkiler hak ­ kında söylüyordu. Y urttaş haline gelmelerine esef ¡ettiği bu plebler. den «her hakka ye her kanuna yabancı, az öncesine k a d a r böğür, lerini keçi derileriyle örten ye s u r la r dışında geyikler gibi yem le, nen» şeklinde söz ederdi. «Bu beyinsiz topluluğu, topuğuyla ezme», yi hayal eder ve sonunda asi! bir sam im iyet tonuyla »Ah ! Kan. larını içebilseydim» diye haykırırdı. (Ç. N.)

34


D İK TA TÖ R LÜ K Ü ST Ü N E M u h a fa z a k â rla r ve liberaller uyuşm azlığı 1848 de, kapitalizm v e sosyalizm uyuşm azlığının kesin o la ra k kendi yerine geçtiği bu an d a yaygınlığını kaybeder. F a k a t «kızıl tehlike» azaldıkça, özel m ü lk iy et a r tık te h d it edilm edikçe yeniden alevlenir. B u yüzden de, b ü tü n tehlikeyi geçici o la ra k yok etm iş bulunan K om ün bas­ tırm a sı sayesinde aşırı solün ezilmesiyle, 1870.1900 arasın d a k ra lc ıla rın C um huriyete k a rşı hücum ları kuvvetlenir. B ununla birlikte, liberal fik irler k am u düşüncesinde de belli b ir ilerlem e k ay d etm ek ten g eri kalm am ışlardır, M onarşist ve a risto k ra tik dok. İrin leri savunm ak g ittik çe zo r b ir hale gelecektir. M u h afazak âr m eşrûluk a r tık kaybolm aktadır. Bu defa da ta ç la kilise m ihrabı a ra sın d a k i 1815 ittifak ın ı yeniliyerek, dinde kendisi için b ir d ay a­ n a k bulm ayı deneyecektir. Bu yüzden, XX. yüzyıl b aşlarındaki k le rik aller ve an ti-k lerik a lle r kavgasının şiddeti a rtm ıştır. G erçek, te söz konusu olan ise siyasî k avgalardır. K atoliklerin Cum huriyetle ittifa k ı hayli uzun sü re r : bu anlaşm a ancak, ikinci D ünya savaşı ertesinde son b u lacaktır. B u and an itib aren de «M u h afazak âr . L i­ beral» çatışm ası hem en kayb o lm u ştu r : a risto k ra tik v e m o n arşist düşünceler a r tık çok §ey ifade etm em ektedir. G erek birinciler ve g erek se İkinciler B atının bazı köşe bucağına ve bazı ay dın çevrele­ rine, b u ra la rd a da gerçek bir etkiye sahip olm aksızın iltica ed er, ler. K apitalizm ve sosyalizm uyuşmazlığa da b ir alçalm a g ö ste r, in ek tedir. F a k a t bu evrim, öncekinden daha az göze g ö rü n ü r bir n iteliktedir. D ah a 1914 savaşı arifesinde SFİO (S osyalist P a rti) realitede, sözlerinde göründüğünden daha da az ihtilâlci i d i : Sosy al-d em o k rat haline gelm eye başlam ıştı. 1920 de K om ünist p a r ti, sin in o rta y a çıkışı bu h a re k e ti hızlandırır. İk i sa v aş arasında, S F lO ’nun, resm î ideolojisiyle kadro ların ın ve m ilitan ların ın gerçek düşünceleri ara sın d a bir o y an a b ir bu y an a çekiştirildiği, aracı bir ■devre vard ır. 1945 den ve D oğu A v ru p a’d aki h a lk dem okrasileri, n in gelişm esinden sonra işler d ah a da b errak b ir h al a lır : a rtık "bugün bellidir ki F ran sız sosyalistleri siyasi liberalizm e tü m o larak İDağlanmış ve o to rite r b ir sosyalizasyon fik rin i de tam am en reddetm ektedirler. E vrim ci b ir yolla ve d em okratik a ra ç la rla y a­ p ılaca k b ir sosyalizasyondan u za k la ştık ları faraz iy esi ise p ek o k a d a r açık değildir. İşte bu sıra la rd a işin esası budur. B asında, dergilerde, k itap lard a, P arlem ento kürsüsünde, siya.si ta rtışm a lard a , k ap italizm ve sosyalizm ideolojik k av g ası devam

35


M A U RICE D U V ERG ER etm ektedir. F a k a t olaylar, onu som ut b ir anlam dan soym aya yö­ nelm ektedir. Ve um um î e fk â r da işin fark ın d ad ır. A slında bu n o k ­ t a üzerinde a r tık gerçek bir m eşruluk buhranı yoktur. B ir k am u se k tö rü ile, kontrol altındaki bir özel sektörden m eydana gelen k a r ­ m a k a ra k te rli sistem im iz a rtık ciddî b ir ta rtışm a konusu olm uyor. P in ay eğilim li sağcı b ir hüküm et onu d ah a çok p a tro n la r ç ık arın a yönetecek, M ollet eğilim li bir sol hüküm eti ise dah a çok ç a lışa n la r ve ücretli k ad ro la rın çık arm a göre yönetecektir. B irincisi kamu, sek törünü b iraz sınırlam aya ve özel sek tö rü r a h a t ettirm ey e çab a­ la y ac ak tır. İkincisi ise kam u sektörünü b ir p a rç a genişletm eye v e özel sek tö rü de daha iyi kontrol etm eye ve yöneltm eye çalışacak ­ tır. N e biri ne de öteki, İktisadî y ap ıları değiştirm eyi, istem eyecek, ne de buna güçleri yetebilecektir. U m um î e fk â r da bundan ö tü rü , onları tasvip edecektir. 1945 den itib aren Doğu ile B atı, kom ünistler ile kom ünist ol­ m a y an la r ara sın d ak i zıtlık, sosyalizm ve kapitalizm y arışm asın ı değiştirm ek suretiy le ona yeniden bir kuvvet verdi. B azıların a gö­ re bu «inanç ayrılığı» XDC uncu yüzyılın düşünce ay rılık ları k a d a r v ah im ve derin görünm ektedir. F ra n sa d a preto ry en diktatörlüğünü, h ay al edenler, bu hususa kesin o la ra k güvenm ektedirler. Bu am an ­ sız boğuşm ada kendilerini B atının savunucuları o larak g ö rm ek te­ dirler. S tra te jile rin ta rtışm a götürebileceği ilerde an laşılac ak tır. B urada, söz konusu edilm ek istenen bizzat uyuşm azlığın önem idir. Soğuk h arp bu alanda şim di durulm aya başlayan b irta k ım k a rı­ şık lık lar doğurm uştur. Bizim kom ünist p a rtin in kuvvetinden e tk i­ lenen bazı A m erik an K urum lan, son yıllarda, F ra n sa d a k i T he Lack of Consensus (1) u incelem ek için hayli dolar harcam ışlardır.. B u n lar hiçbir şeye y ara m ay a n çalışm alardır. Z ira a ra ştırm a c ıla ­ rın en şuurlu ve en akıllıları fark etm işle rd ir k i dış görü n ü şler on.,, la ra gerçeği sa k la m a k ta ve lack of Consensus geniş b ir şekilde h ay a l m ahsülü bulunm aktadır. Şüphesiz, beş F ran sızd an bir tanesi seçim lerde k om ünistlere oy verm ektedir. Şüphesiz, kom ünist p a r ti resm en ihtilâlcidir. Şüp­ hesiz bir kom ünist, batılı dem okrasiye k a rşı ye b ir p ro le ta ry a d ik­ tatö rlü ğ ü n d en yanadır. F ak at, kaç F ra n sız kom ünisti için resm î teo ri gerçeğe tek ab ü l etm ektedir? 1952 nin b ir sondajı o zam an k i kom ünist seçm enlerin üçte iki civarında b ir kısm ının g erçek te ko_. (1) «Consensus» eksikliği. 36

(Ç. N.)


D İK TA TÖ R LÜ K Ü STÜ N E jn ü n rst olm adıklarım , F ra n san m sovyetleşm esini istem ediklerini, si­ y a s i h ü rriy e tle re ve p a rla m a n te r dem okrasiye bağlı kaldıklarım , oy larının aynı zam an d a ik tid ard ak i hüküm etlerle b ir anlaşm azlığı, m illet içinde bir kendi kendisiyle b aşbaşa k alm a duygusunu ve işçilerin m u halefet etm e hususundaki geleneklerini tem sil ettiğini old u k ça açık b ir şekilde gösterm ekte idi. O ndan bu yana, Seine n eh rin in köprüleri altından pek çok su geçm iştir. 1.956 ekim i b ü . tü n ü lkelerin ve özellikle de bizim kinin işçi sınıfları üzerinde derin iz ler b ırak tı. 8 y a d a 9 yıl önce henüz k a ra n lık b ulunan pek çok şey, bugün a r tık aydınlık bir hale gelm eye başlam ıştır. Evrim , b ir kaç yıldan beri ciddi bir buhranın geliştiği p a rtin in aydın çevrelerinde d ah a n et ve d ah a şuurludur. M ilitanlar v e seçm enler y ığ ın ı fik irlerin i daha az n e t b ir şekilde açığ a v u rm ak tad ırla r. -Fakat d ah a az düşünüyor da değiller. E lbette, yöneticilerin ve k ad ro la rın serptiği, o to rite r m eto d lara ve p ro letery a dik tatö rlü ğ ü teorisine bağlılıkları, 1900 de ihtilâl ve şiddet ta ra fta r ı sosyalist p a rtin in bug'ün sosyal _ d em o k rat bir hale gelm iş olm asına p a ra ­ lel olarak, kom ünist p artin in de aynı şekilde dem o k ratlaşm ış ol­ d u ğ u nun söylenm esine engeldir. A m a seçm enlerin çoğunluğu se­ viyesinde, bu değişm e geniş ça p ta gerçekleşm iştir. B atılı siyasi rejim i m eşrû o la ra k görm ekte, bu fikirleri diğer F ra n sızların ço­ ğ u n lu ğ u ile de p ay laşm ak ta d ırlar. EVrim za te n F ra n s a ’y a h as de­ ğ ild ir. H ü rriy etlerin h a y a t sistem inin bir p arç ası olduğu çok y ü k , se k gelişm e seviyesindeki b ütün ülkelerde, b ü tü n bolluk toplum , la rm d a m eydana gelm ektedir. K om ünistler yığını ü retim ara çla rın ın to p ta n b ir sosyalizas­ yonu fikrine bağlı k a lm a k ta devam ediyorlar m ı? B u da şüpheli­ dir. M eselâ yeni m illileştirm eler için hiç de ateşli g ö rünm üyorlar; k i bu, oldukça açık b ir belirtidir. B u yığın da, y a şa m a ta rz ı aynı şekilde gelişen _ B atı A vrupanm öteki işçi sınıflarının tüm ü gibi, iç ’te bizim y a rı . k a p ita list y a rı _ sosyalist sistem im izin işçi çık ar, la rm a en y a ra rlı biçimde yönetilm esi yolunda, m ücadele ederken, bu sistem i kabul ettiklerini de gösterm ektedirler. Şüphesiz, birçok k o m ü n ist . ve kom ünist olm ayanlar . üretim a ra ç la rın ın tü m sos. yalızasyonunun, erişilm esi g erek en b ir am aç o la ra k kaldığını dü­ şünm ektedirler. F a k a t kom ünist bile olsa, pek az sayıda F ra n ­ sız, bunun h o y ra t bir biçimde yerine getirilm esini iste r görünüyor. İh tilâlci rü y a g ittik çe gerçek etkiden yoksun bir şekilde aydınların k ü çü k çevrelerine sığınm aya yönelm ektedir. B a şk a yerlerde ise 37


M A U RICE D U V ERG ER zaten terkedilm iştir. F iiliy a tta F ra n sız işçi sınıfı yığını ister ko_ m ünist olsun isterse olm asın, reform cu b ir hal alm ıştır. B elirsiz ve uzak vadeli bir iğ reti şey iğin siyasi h ü rriy etleri k ald ıran bir diktatörlüğe yol aç ac ak ihtilâli istem em ektedir. K ısa vadedeki m ad ­ di talihini iyileştirm ek yerine daha fen a hale g etirm ek tehlikesini ta şıy an b ir d ik tatö rlü ğ ü arz u lam am ak tad ır. B ununla birlikte neden h a lâ bunca F ran sız kom ünistlere oy verm eye devam ed er? _ ilkin, m uhtem eldir ki, İşçi çıkarlarının, korunm ası yolunda p atro n lu ğ a kargı m ücadelede p a rti o n lara en etkili ara ç o la ra k görünüyor. B u m ücadele doğrudan o larak , ü c re t­ ler, güvenlik ve sosyal y a ra rla n m a la r için savaşında, bizzat ken ­ disinin ve şubesi olan C.G.T. (1) nin hareketleriyle, v asıtalı o la­ ra k da, teşebbüs şeflerine ve k am u ik tid a rla rın a saldığı k o rk u y la olagelm ektedir. Seçim lerdeki kom ünist oylarının o ran ı a r tık b ir u y arm a işa re ti haline gelm iş bulun m ak tad ır: eğer o y lard a b ir y ü k ­ selme v a rsa p a tro n la r ve hü k ü m et işçiler için «birşeyler yapm ak» gerektiğini d u y arlar, işç ile r de durum u g a y e t iyi k av ra m ışla rd ır. Öte yandan , k ad ro ların ve m ilitan ların fedakârlığının, yığın te ş­ k ilâtı o lm ak tan çok profesyonel politikacı kom itelerine benzeyen öteki p artilerd e eş değerde b ir benzeri m evcut değildir: B u da» K. P. ne bağlılığı sa ğ lam ak tad ır. N ihayet, işçi sınıfının m illet içerisine m anen dahil oluşu, m addeten girişinden d ah a ço k g eri k a l­ m ıştır. XIX. yüzyılın m üthiş k av g a la rı 48 haziran ı ve kom ün k a t­ liam ı F ran sız p ro letary asın a henüz ta m am en kaybolm am ış olan tr a jik b ir yalnızlık duygusu kazan d ırm ıştır. K om üniste oy verm ek hem en hem en b ir şeref ve h ay siy et m eselesidir: p a rtiy i te rk e tm e k b ir çeşit ih an ettir. H er şeye rağ m en büyük inanç ay rılığı F ra n sa içersinde g itg id e hafiflem ektedir. R uhban m uhalefetini sü rd ü rm ek ted ir am a, m ü­ m inler d o k trinlerin kaynaşm ası ve kiliselerin birleşm esine yönel­ m ektedirler. K om ünist p a rti cihazı seviyesinde p ro le ta ry a d ik ta­ törlüğü ve ü retim araçların ın bütünlüğüne sosyalizasyonu doku­ nulm az b ir d o k trin o la ra k k alm ak tad ır. (2) F a k a t m ilita n la rın (1) Confédération Générale du Travail (Genei İş K onfederas­ yonu). (Ç. N.) (2) Bununla beraber 1960 da partinin on beşte bir çıkan gaze­ tesi «La France Nouvelle» (Yeni F ra n sa) da, komünistlerin, V inci Cumhuriyetten sonra gelişini görmeyi diledikleri müstakbel, rejimi 38


D İK TA TÖ RLÜ K Ü STÜ N E çoğu ve seçm enlerin d ah a da fazlacı, sözle söylem eksizin h a tta bazen kendileri toile bunu açık o la ra k bilm eksizin, k en d i-d erin lik , lerinde a r tık buna in an m am ak tad ırlar. B iraz bugünün k ato lik le. rin in cehennem e in a n m ak tan vazgeçişleri gibi. B elki aşırı solda, belli b ir m eşruluk uyuşm azlığı h alâ m evcut bulunm aktadır.. F a ­ k a t çok hafiflem iştir. B u an d a n itibaren p ra tik o lm ak tan çok n azaridir. A rtık bu, X IX uncu yüzyılın birinci y arısın d a m u h a fa­ z a k â rla rla liberalleri hissedilir derecede birbirine eğit, biri diğe­ rine irc a olunam az iki yığm a ayıran, sonra da k a p ita list ve sos­ y alistleri birbirlerinden k o p ara n uzlaşm azlığa benzetilemez. B ir d ik tatö rlü k haline uygun düşm ek için g erekli olan ne genişliğe, ne derinliğe ve ne de y aygınlığa a r tık y eteri k a d a r m alik değil­ dir. G erçekte bugünün F ra n s a ’sı Consensus’un çok yakınındadır. M utlaka, 1789 dan b eri hiçbir zam an olm adığı k a d a r yakın. Z ira aşırı sağdaki consensus bozuşm ası d ah a d a az g erçektir. E lb ette b u rad a ik i gelenek birleşm e halindedir. B irincisi batm m ta ş ra asilzadeleriyle, A ction F ra n ça ise (1) çizgisinde y e r alan bazı ay d ınlarda canlanan X IX uncu yüzyıl m uhafazakârlığ ın ın m irasçısı lejitim ist (2) b ir gelenek. İkincisi ise, «Kızıllar» m ik tid arı ele ge­ çirm elerini önlem ek için k a rşı _ devrim ci, önleyici b ir d ik tatö rlü k m ihveri e tra fın a o tu rm u ş B o n ap arte’cı b ir gelenek. Birincisi, k am u oyunda hiçbir desteğe sahip değildir. İkincisi ise ancak, k o ­ m ünistlerin ik tid arı ele g eçirm ek ve F ra n sa ’yı sovyetleştirm ek hayal ederken, E. Roger Garaudy, hükümetin üç büyük partinin (Komünist, Sosyalist, Halkçı Cumhuriyetçi) koalisyonu üzerine ku­ rulu bulunacağı, bütünsel bir nisbî temsile otu rm u ş p arlem anter bir sistemi ta sv ir eder. Bu hükümetin programını sererken de, yeni millileştirmelerden söz etmez. Kısacası bu siyasal bilim _ f a ­ raziye hikâyesi geleceğe, 1945 in 3 partili bir resmini yansıtıyor. F a k a t çok daha az reformcu, kurtuluşunkinden daha m uhafaza­ k â r b ir üç partililik. Komünist ihtilâlci olm aktan a r tık vazgeçti, ğini hiçbir şey bundan daha iyi gösteremez. (1) F ra n sa ’da 1908.1944 arasında yayınlanan ve «entegra! bir milliyetçilik» le beraber, «irsi a n ti.p a rlm a n te r ve ademi.merkezL yetçi» bir monarşiyi savunan g a z e t e ( ya da onun temsil ettiği fi­ kirler topluluğu). (Ç. N.) (2) Her hangi bir kimsenin hük üm d ar olabilmek için, hüküm ­ d ar soyundan gelmesi gerektiğine dair olan düşünce tarzı. (Ç. N.)

39


M A U RICE D U V ERG ER üzere oldukları g erç ek b ir tehlike halinde böyle b ir desteğe m alik olabilirdi. F a k a t şim diki durum da bu tü rlü de b ir teh lik e m ev­ c u t değildir. Y üzde yirm i beş civarın d a k a r a r kılm ış b u lu n an ko„ m ünist o y la n gelecek yıllarda bunun çok ötesine a s la yükselem i. yecektir. A ncak, önlenem eyen b ir başarısızlık so n rasın d ad ır ki, p reto ry en b ir m a c e ra bu o yları hissedilir b ir şekilde a rttıra b ilir (Vichy ve İşg alin a rttırm ış olduğu gibi). N orm al o la ra k d ah a önce tah lil edilen am iller, gelecek on yıllarda bu nisbeti, d ah a ziyade, devam lı b ir şekilde alça ltm a y a yöneleceklerdir. G erçekte ne p artin in seçm enleri, ne m ilitanları, h a tta ne de yöneticileri, ik_ tid a n alm ayı düşünm ezler. Z aten ne M oskova ne de W aşington b una m üsaade etm ez. F ra n sa, A vrupam n T a h ra n . Y a lta _ P o tsdam ’da çizilen, o an d an beri daim a ria y e t olunan, b ir dünya savaşı olm aksızın yeniden dava haline de getirilem eyecek o lan p ay laşım ı, n a göre b atılı e tk i bölgesinde bulunm aktadır. ¡Şimdiki fa ş is t heyecan sa f b ir k o n jo n k tü r o layına bağlıdır: C ezair buhranı. B u da za te n çok yüzeyde kalıyor. Seçim lerde aşırı sağ a d a y la rı ta ra fın d an to p lan an k üçük sayıdaki o y la r h a s . talığm belirtisidir. ¡Henüz içlerinden hiçbiri açık b ir şekilde dik­ ta tö rlü k ta ra flısı olduğunu itira f edem em ektedir. T ersine, belki de hepsi d em o k ra t ve cum huriyetçi olduklarım ta sd ik ediyorlar. Bu gizlem e, b azı ipuçları v erm ekte. G erçek fa şis tle r an cak b ir k aç onbin k ad a rd ır. B u n lar sa v a şta n önce, ark a ların d a , göze görünm eyen hoşnutsuzlukları küm elendiriyorlardı. O n. dan bu y a n a b u iş d ah a d a zordur, çünkü H itle r şiddetinin h ayalleri h a fız a la rd a sa k lı d u rm ak tad ır. F aşizm başlangıçtain g e­ len bu k a y ıp ta n p ek k u rtu la m am ak ta d ır. H itler’ci y a d a M ussolini’. ci, h a tta F ra n k o ’eu y a d a S a la z a r’cı b ir rejim i dileyen F ra n s ız , ların sayısı, g erç ek b ir m eşruluk uyuşm azlığından söz edilebilmesi için çok yetersizdir. N üfusun bütününe o ra n la n B irleşik D evletler, deki kom ünist o ran ın d an hiç de d ah a y ü ksek değildir. B u n u n için, dir ki, ik tid a n seçim lerle y a da b ir h a lk h a re k e ti ile feth etm ey e kesin o la ra k ik tid arsız olduklannı anlayıp, çok tan beri, k ap ıla­ rı zorlam ası için b ir g eneral kılıcı bulabilm eyi h ay al etm ektedirler. İti. — SOSYAL Ö R SELEN M ELER VE DİKTATÖRLÜKLER K onjo n k tü r b u h ran la rı ve y apı b u h ran la rı ayırım ı b ir toplum u n . yanlız m addî u n su rların a değil, inan çların a d a uygulanabilir. M eşruluk uyuşm azlıkları yapısal b ir nitelik taşır. Sosyal örselen.


D İK TA TÖ R LÜ K Ü STÜ N E m elere ise, tersine, k o njonktürel b u h ran la r sebep olm u ştu r: savaş, istilâ, hü k ü m et darbesi, İktisadî b uhranlar, v e s a ir e .. İlkeİ ü lk e, lerde ta n rıla rın yöneticilere k a rş ı kızgınlıklarının işa re ti o la ra k yo­ ru m la n an tab ii felâ k etler (salgınlar, deprem ler, su bask ın ları) ba­ zen halkın güvenini s a rs a r ye b ir d ik tatö rü n gelişini k o lay laştırır. R uhî sarsıntı, zorunlu o la ra k m addî b uhranın genişliğiyle oran tılı değildir. Sosyal b ir örselenm e m ânevi b ir bozu k lu k tan d a ileri gelebilir. İh tira slı h a re k e tle r bâzı defalar m illetleri fırtın a la r gibi ay ak lan d ırır. Bu, b ir efsane, b ir doktrin, bir in sa n için g aley an a geliştir. B u çeşit sallan tılara, konfor ve r a h a ta düşkünlüğün can sık ın tısı doğ u rm a tehlikesi y a ra ttığ ı, nisbî bir «siyasetten u zak laş­ m a» n ın gülünç nazariyelerle zay ıfla ttığ ı bolluk to p lu m la n n d a sık sık rastlan m a sı m üm kündür. Şüphesiz bu büyük d alg ala r genel o la ra k çabuk k ırılır: fa k a t eğ er ik tid a ra ¡bir d ik ta tö r g etirm işler­ se, onun o ra y a yapışm ası, «teknik» h ale gelen, y erin e de sım sıkı y erleşm iş olan bu d ik tatö rlü ğ ü şiddetle sürdürm esi tehlikesi doğar. E lb ette bu örselenm eler, ağ ırlaştırd ık ları ve çekilm ez hale g e . tird ik leri m eşruluk b u h ran la rın a eklendiklerinde, etk ileri de d ah a önemlji b ir hal alır. B u h u su sta 20 yılları İta ly a ’sının, 30 yılları A lm anya’sının verdiği örnekler h atırlan ab ilir: m ey d an a gelen bir y ap ı buhranı, b ir m eşruluk uyuşm azlığı, m addî b ir k o n jo n k tü r bu hranı ve b ir örselenm e birleşim i, o ra la rd a p atlay ıcı k arışım lar d o ğ u rm uştur. 60 y ıllanılın F ra n sasm d a b ir yapı bu h ran ı ve g e r­ çek m eşruluk uyuşm azlığının yokluğu, h e r ne o lu rsa olsun, m uh­ tem el bir örselenm eyi d ah a a z tehlikeli kılm aktadır. B ir d ik ta tö r­ lü k d uru m u n a yol açabilm ek için bu örselenm enin m ü stesna b ir şekilde vahim olm ası gerekirdi. B irbirini işleyen söm ürge kaybı olaylarının a rtm a sı Çin H indi’nin, T unus’un ve F a s ’ın elden çıkışı, T opluluk (1) D evletlerinin bağım sızlığa k av u şm aları elbette millî g u ru ru zedelem iş ve n üfusun b ir bölüm ünde m ânevi b ir k a rg a ­ şa y a sebep, olm uştu. E’a k a t bu k arışık lık denildiğinden d ah a d a azdır. S öm ürge im p arato rlu ğ u n u n dağılışı, y u rtta şla rı, zihnî m eşguliyetleri içersinde hiçbir zam an derin b ir şekilde y a ­ ralay abilecek k a d a r önem li b ir y e r tu tm u ş değildi. P e k çoğu onu, yalnız kaybedilm esi anında düşünm üşlerdir. Ö te y an d an söm ürge. (1) Topluluk Devletleri 1958 Fransız anayasasının öngördüğü Fransız Topluluğu (CommunautĞ Française) bünyesi içinde kalma­ yı seçen eski sömürgelerdir. (Ç. N.) 41


M A U RICE D U V ERG ER ciliğin genel o la ra k terkedilm ekte oluşu ve bu olayın b ü tü n ana v a ta n la ra u la şan bir dünya salgım görünüşü k azan m ası d a bizim hassasiyetim izin keskinliğini p ek çok azaltm a k tad ır. E ğ e r b a­ ğım sızlığını elde eden söm ürgeler yalnız F ran sız söm ürgeleri ol­ m uş olsaydı, F ra n sız la r kendilerini pek çok aşağ ılatılm ış hissede^, bilirlerdi. O ysa dünyanın bütün söm ürgeleri aynı yolu izledikle­ rinden a şa ğ ıla tm a fiili nesnesiz b ir hale gelm iştir. C ezayir m eselesi elbette d ah a vahim dir. C ezayirin bizim eski im p arato rlu ğ u n b ütün öteki to p rak ların d an ne yönden fa rk lı bu­ lunduğunu h a tırla tm a k gereksiz: feth in in eskiliği, o rad a k i F ra n ­ sız topluluğunun önemi, şu u r-a ltı düşünceler y a ra ta n h u k u k î bü­ tünleştirm e (hepim iz okulda C ezayir vilâyetini diğer vilâyetlerle bir a ra d a öğrendik) v.s... Bu buhran ın V ietnam , Tunus, F as. mese­ lelerinden so n ra o rta y a çıkm ası d a önem lidir. Z ira b a rd a k zaten dolu, C ezayir ise b ir su dam lasından da fazlacadır. H em en hem en h er F ra n sız ailesi ile Cezayir to p rağ ı arasında, fizik b a ğ la r k u ­ ra c a k olan, a s k e r gönderilm esi işi C ezayir’i h e r y u rtta şın düşün­ cesine d ah a da yerleştirm iştir. K uzey A frik a lobby (1) sinin, b ütün o la ra k çok iyi y ü rü ttü ğ ü pro p ag an d a da h alk seviyesinde m eseleye k arşı duyulan h assasiyeti geliştirm iştir. Cezayir savaşının m illiyetçi d u y g u la n şiddetlendirm iş olduğu şüpheden u za k tır. F ransızların, bu b aşk ald ırm a la r konusu n d a hiç bir sevgi beslem em eleri de ta m am en tabiidir. K alplerinin derinliğin­ de C ezayir’in F ra n s a ’y a bağlı kalm asını istem elerinin hiç de şaşırtıcı bir yanı y o k tu r: an c ak bunun te rsid ir ki, şaşırtıcı olabilirdi. F a k a t, y u rtd aşlarm çoğunluğu y a da kuvvetli b ir azınlığının; b ir C ezayir C um huriyeti yerine P a ris ’de b ir d ik tatö rlü ğ ü n k u ru lm asın ı te r­ cih etm eleri bir b a şk a m eseledir. C ezayir’in b irg ü n bağım sız olacağı, bu evrim in a rtık önlenemiyeceği, a n a m eselenin Av_ rupalı n ü fu sa te m in a tla r a ra m a k olduğunu ay lard an ve a y la rd a n . beri çoğunluğun kabul edip etm ediği sorulabilir. Ş erefli b ir şekilde son bulm asını çok isterlerk en _ ve buna h ak ları d a v a r _ bu andan itibaren a r tık faydasız olduğuna h ü k m ettik leri b ir sa v aşta n usanıp usan m ad ık ları sorulabilir. (1) Bağlı bulundukları belli bir grupun çıkarla rına uygun bir sonu; elde etm ek gayesile y asam a meclisi üyelerine baş vuran, bun­ larla konuşup anlaşan kimselere verilen ad. (Ç. N.) 42


D İK TA TÖ R LÜ K Ü STÜ N E A na vatanın, 16 E ylül 1959 söylevi^ F.L.N. (1) p azarlıkçılarının M elun’a gelişleri, 4 K asım 1960 söylevi konusundaki tep k ileri çok a ç ık tır: h e r d urum da um um î efk â rın ezici çoğunluğu C um hurbaş. kanının teşebbüslerini tasvip etm iş ve b arış görüngesi (perspektifi) ile sevinm iştir. Y alnız C ezayir F ra n sızlan . ve o n ların P arisli vasiyet borçlularının (2) k üçük çekirdeğidir ki, C ezayir’in terkini, A n ay asa­ nın çiğnenm esi v.s. o la ra k gösterdiler. N e zam an ki, 1960 O cağında C ezayir kuvvet darbesi ufu k lard a bir P a ris diktatö rlü ğ ü n ü n h a y a ­ lini çizdi, nüfusun hem en hem en bütünü de, buna kargı m uhalefetini beyan ederek 1940 H aziran ın d a olduğu gibi, C um huriyetin sav u n u ­ culuğu ödevini yeniden yüklenen G eneral de G aulle çevresinde k e­ netlendi. B a rik a tta k i in sa n la r F ra n san ın hiç b ir yerinde h alk des­ teğ i elde edemediler. B ugün yeni bir kuvvet darbesi h az ırla m ak ta o la n lar bundan d ah a da fa z la b ir destek buluyor değillerdir. A sk er­ le r dışında darbelerine, bu işe aley h ta r bulunan ve şaşırıp d u ran b ir m illet içersinde te k b aşların a kalm ış b ir tak ım ciğeri beş p a r a e t­ m ez insan y a da satılm ış câni katılırdı. C ezayir davasının çözümü sırasında, vahim b ir örselenm e olayı k o rk u salm ay a devam etm ektedir. H alk ların hiç h ay al gücü yok­ tu r: diledikleri y a da kabul ettik leri k a ra rla rın sonuçlarını önceden o ldukça fena ölçüp biçerler. B unlar k arşısın d a sık sık yön değişti­ rirler. O zam an da bu k a r a r la n alm aya zorladıkları, bu k a ra rla rı a lırla rk e n alkış tu ttu k la rı kim selere bile yükleniverirler. Cenevre b arışı örneği bu vetireyi iyice doğrulam aktadır. P ierre Mendes F ra n ce 'm ik tid a ra gelişi ve an laşm aları im zalam ası ânındaki sonsuz popülerliği bugün zor h atırlan m ak ta d ır. S ağ a olduğu gibi sola da, h e r o rta m a u laşan bir popülerlikti bu. N e zam an k i k am u oyu son­ ra d a n H an o y ’da H o C hi-m inh’in, S aygon’da N gö D in-diem ’in yerleş­ tiklerini, ordularım ızın Çin H indi’ni b o şa lttık ların ı ve V ietnam y a ­ rım adasındaki etkim izin inişini gördü, fik irin i de birden d e ğ iştin . v ererek m ezatçıya yüklendi.. Şüphesiz G ringoire (3) özlemini de­ f i ) Cezayirlilerin kurduğu Millî Kurtuluş Cephesi (F ront de Liberté Nationale). (Ç. N.) (2) Vasjyet borçlusu (Fideicommis), kendisi lehine vasiyet eden bir murisin yine bu vasiyetnamesi gereğince mallarını ya da bun­ lardan bir kısmını üçüncü bir kimseye devretm ek yükünde olan kimsedir. (Ç. N.) (3) D ram atik ve satirik bir Fransız şairi. (Ç. N.) 43


M A U R IC E D UV ERGESR

y am lı o la ra k m u h a fa z a eden b ir basının y ü rek k a ld ıra n k a m p a n y a . sı, bu sa p m ad a kesin b ir rol oynadı: fa k a t, o bunun sadece b ir k a . talizö rü idi. M. F e r h a t A bbas’m C ezayir’e yerleşm esinin d o ğ u racağ ı sa rsın ­ tın ın v a h a m e tin in bilinm em esine im k â n y o k tu r. K aldı ki, K am u n u n b u ta b ii h assasiy eti, «aşırı» la rın d a p ro p ag an d ası ile m ü th iş b ir şe . kilde k ö rü k len ecek tir. A skeri k a d ro la rın b ir kısm ının F ra n s a y a dö­ n ü şü v e üstelik, so n rad a n çok gözle g ö rü lü r b ir şekilde ta k d im edile­ cek bazı A v ru p a lıla n n te k ra r v a ta n a gelm eleri, b u örselenm enin e t­ k ilerin i devam e ttire c e k tir (m üslüm anları doldurabilecekleri bü­ tü n vazifelere s ü ra tle u la ştırac ak g erç ek b ir y erle ştirm e’n in u y g u ­ lanm ası, oldukça k ısa b ir sürede, h e r h a l ve k â rd a en az 200.000 A v­ rupalInın A n a v a ta n a h a re k e t etm esine sebep o lacak tır, iş te F ra n sız C ezayiri ta ra flıla rın ın söylem ekten iyice çekindikleri b ir h u su s). B ir C ezayir C um huriyeti prensibine k a rşı alb ay la r ve m ü tte fik le ri b ir h ü k ü m e t d arbesi için gerek li h a lk desteği b u lam azlar: çü n k ü F ra n s ız la r yığını bu prensibi p ek â lâ kab u l etm ektedir. F a k a t p re n ­ sibin sonuçlarım b ir k ere som ut o la ra k gördüklerinde, k a n a a tla n . jıın incinm esi teh lik esi de m evcuttur. B elki an c ak o zam an, b ir d ik­ ta tö rlü k teşebbüsü sosyolojik b ir tem el bulabilirdi. Yine de, bunun önem ini m ü b a lâğ a etm em ek g ere k ir: C ezayirin yeniden feth i u ğ ru n d a -savağın te k ra r başlam asını n e k a d a r F ra n ­ sız kab u l ederdi ? Zira, böyle bir anda, a sk e rî b ir h ü k ü m e t darbesine k atılm an ın anlam ı an cak bu olabilirdi. Z aten ordu için darbe, eğ er d ü şm anlıkların bitim inden ve C ezayir C um huriyetinin g erç ek le ştiril­ m esinden önce h a re k e te geçerse bir fa y d a sağlayabilir. Y o k sa son­ ra d a n g irişilecek b ir hareket, sadece f a ş is t eğilim li k ü çü k b ir su b ay azınlığına çık ar sa ğ lay a ca k bir hesap a y a rlam asın a v arırd ı. Böy_ lece, za m a n boyunca . y er alan belirli b ir tu ta rsız lık b arışın yeniden k u ru lm asın d an ve C ezayir C um huriyetinin te şk ilin ­ den önce yerleşm iş b ir d ik tatö rlü ğ ü n sahip olacağı te k n ik im k â n la ­ rın ın azam isi ile, bu olaylardan an c ak belli b ir süre so n ra erişilebi­ leceği azam î sosyolojik tem eli birbirlerinden ay ırm ak ta d ır. /

t

44


ÜÇÜNCÜ FASIL

Teknik diktatörlükler D

O

jER m aceracının, ve h e r şey y ap m aya hazır' in sa n la r­ dan b ir milis topladığını, onları kuv­ vetlice silahlandırdığını, birlik te bir gem i de k iraladıklarını, topluca, m odern silah la ra sahip olm ayan b ir k a ç bin yerlinin oturduğu, P asifiğ in b ir ad a sın a çıktıklarını farzedelim . B u ilkel topluluk eski talihinden m em nun da olsa, bunu d eğiştirm eyi hiç istem ese, hiçbir sosyal değişim gerekliliği ol­ m asa, o rad a b ir m eşruluk uyuşm azlığının hiçbir izine ra stla n m a ­ sa, bu yaban cılard an n e fre t etse ve onları ho r görse de, yeni gelenler onun üzerinde b ir d ik tatö rlü k k u rac ak la rd ır. E lbette, y erliler grev yapm aya, y a d a m akilere k açm ay a çabalayabilirler. 45

cesar


M A U R IC E D U V E R G E R

F a k a t, eğer b a s tırm a h a re k e ti m ü th iş ise, eğer yeni ik tid a r am an verm iyorsa, tira n lık belli b ir za m a n sü rü p gider. Şüphesiz, milisin sinesinden d o ğ ac ak iç b u h ran la r yüzünden de pek u zun sü re d e. v am edem eyecektir. A m a yine de, k u rb a n la r ve ız d ırap la r y ığ m a­ y a ve ezilenlerin yüreklerinde onulm az ve haklı b ir n e fre t u y a n . d ırm caya k a d a r sü rer. «K ara seri» n in ta n ıttığ ı cinsten bir başka hik ây e ta sa rlıy a . lım. T ecrit olunm uş k üçük bir A m erik an şehri. T asasız, f a k a t kuvvetlice silahlı b ir g a n g s te r grupu. G angsterlerin em irlerine uyan, b a şta n çıkm ış b ir polis. B ü tü n y u rtta ş la r dem okrasiye sı­ k ıca inansalar, se rb e st seçim ler üzerine ku ru lu bir ik tid a rın m eş­ ru lu ğ u inancı, yüzde doksan dokuzunun yüreklerinde d erin bir şekilde sağ lam laşsa, sosyal yapı hiç kim se ta ra fın d a n m esele haline g etirilm iş olm asa, h erkes önceki m üesseselerden m em nun olsa bile, bu şehrin sakinleri, onun gangsterlerin, em ri altın a düşm esini, ona «siyasî m akine» ile hak im olm alarını, X IX uncu yüzyıl sonunda ve XX nci yüzyıl b aşın d a A m erik a’da gelişen, bugünse o rta d a n k alk m a yolundaki bu tira n lık çeşidini önleyem ezler. IBu ik i ta s a r ı ta m am en hayalî değildir; yak ın ta rih te bu n u n so­ m u t örneklerini b u lm ak m üm kündür. O ysa bunun önem i yok. B un­ la rla sadece, z a te n ta rif edilm iş b ulunan «teknik dik tatö rlü k » fik ­ r i ay d ın latılm ak istendi: yerleştiğ i ülkede hiçbir d ik ta tö rlü k o rtam ı m evcut bulunm ayan, nüfusunun önem lice bir kısm ının hiçbir ih tiyaç ya da isteğ in e cevap verm eyen, sadece şiddet üzerine kurulu, su k atılm am ış b ir zulüm rejim i. P re to ry e n dikta,törlüğü tek n ik d ik tatö rlü ğ ü n b ir şeklidir. I — TEKN İlK D İK T A T Ö R L Ü K Ş E K İ L L E R İ

P re to ry e n d ik ta tö rlü ğ ü te k n ik d ik tatö rlü ğ ü n te k çeşidi değildir. T a rih boyunca te k n ik d ik tatö rlü ğ ü n b a şk a örneklerine de ra s tla ­ nır. Önce, b ir h alk a, direnilem eyecek b ir yabancı b ask ısıy la kabul ettirile n dış . d ik tatö rlü ğ ü zikredelim . B u tip çok defa birbirine p e k yak ın olan belli başlı ik i şekle b ü rü n ü r; ask erî işg al v e sö m ü r, geleştirm e. C ortez ve P iz a rre ta ra fın d a n H indî A m erik a’d a k u ru lan rejim le r buna m a ru z kalm ış olan m illetlerde hiçbir inanç y a da y apı buhranının, hiçbir m eşruluk uyuşm azlığının, h içb ir sosyal değişm e ihtiyacının, hiçbir iç . örselenm enin k arşılığ ı olm uyordu. O nların üzerlerinde a k b a b alar gibi k u ru lm a k tay d ılar; bu m illetler ise kendilerini sav u n m ak için çok zay ıf idiler. S onunda şiddet ve 46


D İK T A T Ö R L Ü K Ü ST Ü N E

kah içersinde baş eğm eye m ecbur oldular? X IX ve XX nci yüzyıllar­ da k u ru la n söm ürge sistem lerinin pek çoğu da ayni sosyolojik y ap ı, y a sah iptir. İk tid a rım ve kuvvetini te k başına elinde tu ta n ve a n a . v a ta n d a n gönderilen vali te k n ik b ir diktatördü. K eza, bir savaş sonrasında, yenenin yenilene kab u l ettird iğ i rejim ler de benzer k a . r a k te re sahip tir. 1945 örnekleri en yenileridir. A m a ta rih te daha b ir çok ö rn ek le r bulunabilir. Sadece Kuzeyli B üyük k ard eşin in k u v . v etine d ay an an bazı K aray ip ler d ik tatö rlü k leri de b u n la ra yaklaştmlabiliı*. B irleşik D evletlerde X IX uncu yüzyılın sonunda ve XX nci yüz. yılın b aşında gelişen siyasî «m akineler» tek n ik d ik tatö rlü ğ ü n m ev. ziî k a ra k te rli b ir b aşk a tipidirler. Ş ehir ve k o n tlu k la ra en büyük-1 m u h tariy eti veren aşırı b ir yerinden _ yönetim cilik, B irlik k ad e. m eşindeki dem okrasi, m evziî kadem edeki otokrasiyle (1) b ir ara d a bulunabiliyordu. Ş ehir yöneticilerinin olduğu gibi, yarg ıçlar, Polis görevlileri, m aliye a ja n la rı ve idarenin b ütün şefleri, şeh ir sa k in , leri ta ra fın d a n seçiliyor, böylece m u tla k b ir ik tid arı elde b u lundura­ bilm ek için seçim leri denetlem ek yetiyordu. B azı şehirlerde te ­ raziy i eğm eye y e te r sayıdaki göçm enler aracılığıyla bu yığını de­ netlem ek m üm kün oluyordu. Sosyal yardım endişesi du y m ay an libe­ r a l b ir k apitalizm rejim i ta ra fın d a n kendi hallerine terkedilm iş, dilini bile konuşm adıkları yeni b ir ülkede kaybolm uş bu um utsuz­ la r p ek kolay b ir av idiler. T asasız, fa k a t d ik k a te değ-er derecede k u rn az olan m aceracılar, böylece, göçm enlerin işe yerleştirilm esi sistem ini geliştirdiler. Seçim lerde belli b ir p a rtin in ad a y ın a oy k u llan m aları şa rtıy la seçim görevlileri b u n la ra yard ım ve him aye sağlıyorlar, iş bulm alarına, id a rî işlem leri yerine getirm elerine, y er­ leşm elerine y ard ım ediyorlardı v.s. Bu a d a y la r b izzat v ü cu t ve ru h ların ı m akinam n şefine «boss» a (başkana) adam ışlardı. B u sonuncusu, seçim lerde b ir k ere galip geldi mi, polisin, adaletin, idarenin, kısacası şehirdeki b ü tü n ik tid arın m u tlak sahibi oluyordu. Onu uslu b ir biçime sokabiliyor h a tta k am u gücü ve m ahkem elerin de kendi iradesine bağlı olduğu bu şehirde b ir te th iş bile hüküm sürdürebiliyordü. Bu m akinalar, hâk im i bulundukları toplum un b ir bölüm ünün ih_ (1) Y önetilenlerin (id a re o lu n a n la rın ) y ö n e te n le rin (i d a re eden­ lerin) seçim inde esaslı h iç bir rol o y n a m a d ık l a r ı b ir s i y a s î rejim kategorisi. (Ç. N.) ~ 47


M A UR ICE D U V ER G E R

tiyaçïarm a, yoksul göçm enlerinkine tek ab ü l ettik leri ölçüde, ka_ tıksız te k n ik d ik ta tö rlü k le r değillerdi. B unların büyüm esi ve o ra ­ d a kendilerine k a rşı koym aya y eterli m üesseselerin yokluğu, bir yapı buhranı te şk il ediyordu. B ununla birlikte, b atın ın b u k ü çü k şehirlerinde b irta k ım m a k in alar sadece te k n ik b ir niteliğe sah ip oldular. B unlar, şiddet ve ahlâksızlıkla polisin, ad aletin ve idarenin k ontrolünü ellerine geçiren, so n ra d a seçim hileleri ve teth işle ik ti­ d ara gelen, o ra d a ayni v a sıta la rla tu tu n a n bir g a n g s te rle r gru p u çevresinde m ey d an a gelm işlerdir. E sa s gayeleri m em leketi h a ra c a kesm ekti. « K ara seri» tipinden bu d ik tatö rlü k yalnız polis ro m an ­ la rı y azan ların h ay al gücünde v a r o lm ak la kalm adı. B u n lar s a ­ dece gerçeğin yerini değiştirm ekle kaldılar. Bu cins b ir «gang» (güruh) un son hâkim iyetlerinden biri, an c a k 1945 de, bu te k n ik ti ran lığ a atm ış beş yıldan beri m aru z bulunan A lab am a’nın küçük şehri P hénix . C ity ’de son buldu. N ihayet, b ir k ere ik tid a ra y erle ştik ten son ra sosyolojik d ik ta ­ törlükler, te k n ik d ik tatö rlü k lere dönüşebilirler. B ü ,. özellikle, d ik ­ ta tö rlü ğ ü n b ir y ap ı buhranından y a d a b ir m eşru lu k uyuşm azlığın­ dan değil, f a k a t ta b iatı icabı geçici b ir konjonktürel örselenm eden doğduğu za m a n lard a m eydana gelir. B u örselenm e, rejim e yerleş­ m ek fırsa tın ı sağ lar. F a k a t bu sosyolojik temel, k onjonktürün evrim i ile kendiliğinden kaybolur. B ir kere, ik tid a ra geldiler mi, d iktatörler, v a rlık la rı a rtık o rad a m eşru sayılm asa bile, koltuğu terketm eye p ek az yatkındırlar. Şu halde kendisini do ğ u ran sebep­ le r b ir k ere kayboldukta, sistem yerli yerinde k alm ak tad ır. B u a n ­ dan itib aren o a r tık sadece te k n ik b ir d ik tatö rlü k tü r. B u faraziy e eğer C ezayir’in bağım sızlığı F ra n s a ’da k am u oyunda d erin b ir Ör. selenm eye sebep olsaydı ve şa y et b ir darbeyi h are k ete geçirm ek için ordu bu şa rtla rd a n y ararlansaydı, gerçekleşm e im kânı k az a n a ­ caktı. ' B a şlan g ıçta tek n ik bir d ik ta tö rlü k söz konusu olm ayacak fa k a t pek çab u k bu hale gelecekti. B ir h u su sta anlaşalım . İşleri b asitleştirm ek için «katıksız» te k . nik bir d ik tatö rlü k te n söz edilm ektedir. Şu v a r ki, m üessese tip ­ lerine k atık sız b ir halde ender ra stla n ır. T e k ra r edelim; sosyal k a te . g oriler ta sv ir edildikleri şekilleriyle daim a sınır k ateg o riler, ideal tiplerdir. G erçek ise an cak k a rm a n iteliktedir. B e rra k b ir g ö k te n a ­ sıl bir ğ ök g ü rü ltü sü n e rastlan m azsa, yapı ve inanç b u h ran ların a sahip olm ayan b ir toplum a ta tb ik edilecek, kelim enin açık an lam ıy­ la b ir katık sız te k n ik d iktatörlüğe de hiçbir zam an rastlan m az. 48


D İK TA TÖ R LÜ K Ü ST Ü N E

A y k ırılıkların ve taleplerin en zayıf oldıjğu, «consensus» un en k ö k . lü olduğu, en k a ra rlı (istik ra rlı) ve en y ek p are to p lu m lar bile h e r. şeye rağm en uyuşm azlıklar ve zo rlu k lar ih tiv a ederler. R ejim değiş, m eleri b u n lara bağlanabilir. G erçekte tek n ik diktatörlü k , yapı buh­ ran ları, m eşruluk uyuşm azlıkları y a da sosyal örselenm elerin yok­ luğuyla hiç de ta rif olunam az. F a k a t bu buhranların, bu uyuşm az­ lıkların, bu örselenm elerin zayfılığıyla, siyasî sonuçları arasın d ak i k ay d a değer nisbetsizlik sayesinde ta rif olunabilir. M onteskiyö, tira n ı şöyle ta rif eder: bir elm a k o p arm ak için b ir ağacı deviren. Bu ta sv ir te k n ik d ik tatö rlü ğ ü iyi açıklam aktadır. P re to ry e n d ik tatö rlü ğ ü te k n ik d iktatörlüğün en sık ra stla n a n ve en çok te h d it edici şekli o la ra k kalm ak tad ır. G erçekten, bizzat kendi ta b iatı sebebiyle ordu, devam lı b ir hü k ü m et darbesi teh lik eli teşk il etm ekte, h e r tü rlü k a rşı koym anın ta tb ik î yönden im kânsız olduğu çok kuvvetli zorlam a v asıta ların a m alik bulunm aktadır. «O rduya k a rşı ihtilâl yapılm az» diyordu Troçki. A rtık ordu ta r a ­ fın d an yapılm ış hiçbir ihtilâl de önlenemez. D evlet, m üesseseleri, kan u n ları, bakanları, p arlam entosuyla b ütün bu h u k u k î cihaz, y a l­ nız an laşm alar, alışkanlıklar, zım nî bir rıza sistem i üzerine k u ru ­ ludur. B unlardan hiçbiri tüfekler, zırhlı a ra b a la r ve m itralyözler k arşısın d a a ğ ır çekmez. A m m e binalarım işg al etm ek v e h ü k ü m et edenleri ele geçirm ek için b ir k aç alay yeter. B u n lar ta rih î bir sözle y a d a bunsuz, fa k a t h e r h al ve k â rd a k ah ra m an b ir şekilde ölebi­ lirler. Ş eref için k a rşı koyabilirler am a, direnm eleri etkisizdir. Şüphesiz şu «görünm eyen nöbetçi» ye de çağrıda, bulunabilirler: halk. F a k a t eğ er darb e iyi hazırlanm ışsa, ça ğ rıla rı ço k geç k a l­ m ıştır. H alk onu öğrendiğinde ask erler çoktan ik tid ard ad ır. O z a ­ m an ayaklanabilir. Ve bunu da çok defa z a te n yapm ıştır. A m a a s ­ k erle r sonuna k a d a r g itm ek istiyorlarsa, onun da direnm esi boşa gidecektir. Z ira h alk diğerlerine k arşı etkili silah lard an yoksundur: av tüfekleri, toplar, el bo m b alan ve m itralyözlere k a rşı b ir şey yapam az; b ir b arik a tı k ald ırm ak için b ir zırhlı a ra b a yeter. İ s ­ panyol halkının F ra n k o ’y a karşı, hay ran lık uyan d ıran m ücadelesi g ö steriyor ki, k ah ra m an lık güçsüzdür. A yni şekilde yirm i yıl sonra sovyet ta n k la rın a k a rşı M acar halkının giriştiğ i k av g an ın sonucu da bunu doğrular. B ununla .beraber, m ecburî ask erî hizm et ve y u r tta ş _ ask erler üzerine ,k u ru lu m odern ord u ların yapısı, bir h alk h are k etin in bağ an şan slarını kuvvetlendirm ektedir. «A skerler! K ardeşleriniz, ebeveyin. D ik ta tö rlü k Ü stüne P : 4

49


M AURICE D U V E R G E R

1eriniz, dostlarınız, v atan d aşların ız üzerine ate ş a ç a r rnısm ız?» A sî­ lerin askerlere bu şekilde yalvarm ası, p ek çok defa b aşvurulm uş bir şeydir. H er za m a n da y ara rsız olm am ıştır. A skeri b ir h ü k ü m et darbesinin en bü y ü k tehlikesi, ordunun, hü k ü m et darbesini y a p a n ­ ların ellerinde erim esi ve kelim enin ta m anlam ıyla m illetin içerisin­ de dağılm asıdır. F a k a t bu bozgunu önleme X IX uncu yüzyıl ihtilâlle­ rinden beri bilinm iş ve o ta rih te n bugüne de m ükem m elleştirilm iştir. K ışlalarda h a z ır a sk er bulundurm ak, h alk m ukavem eti şeflerini onlara h ay d u tlar, «kızıllar», «kom ünistler», ihtilâlciler o la ra k ta n ıt­ m ak, b astırm a harek etlerin e tercihen, m eslekten b irlik ler sokm ak gibi yollar 1848 ve 1871 de çok etkili olm uştur. P sik o lo jik sa v aş usulleri m illet üzerinde b a ş a n sız o lsalar bile, ordu üzerinde genel olarak ■ b aşarı elde ederler: a sk e rî b irlikler m ensupları ask erî h iz­ m etleri sırasında, «işin h avasına girm eye» y atk ın d ırla r ve' bu hiz­ m e t de h arfiy en yerine g etirilm ek ten g eri kalınm az. L’in t e r n a tio nale’m ünlü apostro fu n a çok üm itle bak m am ak g e re k ir: «silâhla­ rım ızın kendi generallerim iz için olduğunu hatırlayacağız.» Geriye genel g re v kalır. T a rih te bu b ir defa, b ir a sk eri h ü . k û m et darbesini bozm uştur: B erlin’de 1,920 de g en eral L ü tw itz’in ad am ları ik tid arı silah atm ak sızm ele geçirm işlerdi. A m a ertesi g ü n şehirde ve R eich (İm p a rato rlu k ) de, b ütün h a y a t d u ru r. H er tü rlü fa a liy e t ta til edilm iştir. M akineler harek etsizleşir. F a b rik a ve m a ğ a z a la r k ap ıların ı k ap a rlar. A rtık ne tren, ne tra m v a y ve otobüs, ne su, ne gaz, ne elektrik, ne de yiyecek v ard ır. İk i g ü n sonra Liüttwitz • bük ü lü r ve m eşru hü k ü m et ik tid ara te k ra r gelir. H alkın a sk e rle r üzerindeki bu za feri p e k çok cesaret vericidir; bu ders unutulm am alıdır. A m a kap sam ın ı (şüm ulünü) d a m ü b alâğ a etm em ek gerekir. G eneral Liüttwitz, m illî ordunun sadece b ir azın­ lığını tem sil etm ekteydi: ask erî şeflerin çoğunluğu h ü k ü m et darb e­ sinde y ürüyüşe geçm em işlerdir. Şüphesiz, k u rm a y la r h ey eti de, o r­ dunun birliği adına darbeyi bozm ayı reddetm iştir: kendisinin L ü ttw itz’e k a rşı yürüm esini isteyen İçişleri Bakanına, g en eral von Seekt, «R eichsw ehr (1), R eichsw ehr üzerine ateş açm az» dem iştir. F a k a t neticede R eichsw ehr kitlesi hep pusuda kalm ış, ne h ü k ü m et darbesi y a p a n la r üzerine, ne de grevciler üzerine a te ş açm ıştır. O rdu bütünüyle darbeyi desteklem iş, şiddet yoluyla g rev e son v e r­ i l ) 1919 d a k u r u l a n b ir A lm a n ord usu. 50

(Ç. N.)


D İK TATÖ RLÜK ü s t ü n e

m eye denem iş olsaydı ne o lurdu ? M uhtem elen İspanyol örneği b ir iç savaş... lî. — P R E T O R Y E N D İK T A T Ö R L Ü Ğ Ü M Ü N M E K A N İZ M A S I

D evletin sinesinde ordu devam lı b ir tehlike teşk il eder. İk tid a rın bu dayanağının bizzat ik tid a r haline gelebilm esi için, a rtık ona ita a tte n vazgeçm esi yeter. T opluluğun (C om m unauté) bazı A frik a C um huriyetleri, yöneticilerinin hakim ane d avranışları işin burasında iyi anlaşılır: bunlar gen eral y a da albayların kendi yerlerini alm a­ la rı k o rkusuyla ordu istem em ektedirler. A m a b ü tü n ü lkeler bu h ik ­ m e ti tak lid edemezler. O zam an, ask erî tehlikeye kargı D evletler n â . ■sil k o ru n ab ilir? H er şeyden önce* bütün u n su rların ay n i b ir kom ut altın d a bulunm alarını ve şeflerin de a s tla n üzerinde faz la büyük bir p restij k azanm alarını önleyerek orduda belli b ir bölünm e sa ğ lan , m a y a çalışılır. Bu darbeye k a rşı en iyi tem inat, gen eraller a ra sın , d a b ir çekişm enin varlığıdır. L ü ttw itz h üküm et darbesinin k ırıl, m asına, genel grev k a d a r ve h a tta daha da fa z la bu çekişm eler y ard ım d a bulunm uştur. T arih boyunca bunlar dah a pek çok dik­ ta tö rlü ğ ü n önüne geçm iştirler. A skerî sınıfların bölünm esi (pi­ yade, deniz, hava) bu h u su sta çok y ara rlıd ır: G üney A m erika C um huriyetleri bunu m a h aretle kullan m ak ta, h a tta çoğunlukla h a . y a tla n m dahi buna borçludurlar. (Kurm ayların otoritesinden az ■çok uzak, iç savunm a için ask erî k uvvetler teşkili (Jan d arm a, C.R.®. (1) Polis) yolu da çok etkilidir. T a ra fla rın ve ask erî k ıta ­ ların geleneksel rekab etleri de değerli p anzehirler sa ğ lar: tedbirli b ir h ü k ü m e t bu çekişm eleri itin ay la alevlendirm elidir. A yni şekilde, yükselm e yolunda rek a b et ve bunun sebep olduğu şahsî düşm anlık­ la rı d a sürdürm eye d ik k a t edecektir. Bu, hiç de fa z la zor değildir. B u tip o lay lar h iyerarşili b ü tü n te şk ilâ tla n n yapısından asla ayn lm azlar. Böylece ordu, p reto ry en bulaşm asına k a rşı direnişinde kendisine yardım cı olacak k a rşı _ zehirleri de tab iî b ir şekilde ifra z etm ektedir. M anevî ilâçlar bu direnm eyi kuvvetlendirebilir. E n etkilisi ve en çok kullanılanı, onur ve sa d a k a t saygısını geliştirm eyi hedef tu . (1) C o m p a g n ie R épublicain e de Securité = l i k ¡Kurumu. (Q. N.)

C u m h u r i y e t G üven­

51


MATJRICE DUVESRGER

ta r. S ubayların zihnine, hüküm ete ita a tin kendileri için tem el -bir faz ile t olduğu, itaatsizliğ in ise ih an et dem ek olduğu fik ri zo rla y er­ leştirilir. Ç oğu d efa A nay asa y a da hüküm ete yem in e ttirilir: sa d a­ k a t böylece d ah a sıkı, daha şahsî d ah a k u tsa l b ir nitelik kazanır.. A m a ask eri a h lâ k hiçbir zam an ik tid a ra sa d ak a tin bu heyecanı ile sınırlanm az. Millî değerlerin savunulm ası ve k o runm ası da, o ra ­ d a e şit b ir y e r tu ta r. G erekirse sa v aş zam anı, m illeti için a s . k erden ölünceye k a d a r dövüşm esi istenir. V atanseverliğin ordu, içersinde b a şk a yerlerde olduğundan d ah a çok gelişm iş olm ası ola­ ğandır. N orm al o larak, v a ta n a kargı duyulan derin saygı, sa d a k a t sa y ­ g ısıy la birbirlerine karışır. M illet ve D evletin ayrılm az olduğu, si­ yasî rejim in canlandırdığı (cisim lendirdiği) D evleti savunm anın, m illeti de savunm ak olduğu orduya öğretilir. B ununla birlikte, bu. aynileştirm e özellikle hukukîdir. F iiliy a tta ta rih içersinde b irta k ım rejim ler millî ç ık a rla ra hizm et etm ek ten çok on lara z a r a r verm iş­ lerdir. V ata n ve hü k ü m et ayrılm azlığı, kolay reddedilebilir bir k arine niteliği ta şır. Mesele, kato lik doktrinindeki D evlet ve o rta k y a ra r benzeşim inin aym dır: prensip o la ra k D evlet o rta k y a ra rı sa ­ v u n u r ve D evlete ita a t da hu sebepten gelir. F a k a t istisn aî ola­ r a k görevine ih a n et edebilir. O za m a n a rtık h ristiy ân d a ita a t e t­ m em elidir. E ğ e r a sk erler de buna benzer b ir f a r k gözetecek o lu r, larsa, b unların güvenini yitirdiği an d a rejim için teh lik e de büyür. B u itaatsiz liğ i önlem ek için birbirine z ıt iki çareye b aşv u ru l­ m u ştu r: siy a setten u za k laştırm a ve kendi doktrinini aşılam a. B i. rinci halde ordu bir «büyük dilsiz», yani, ayni şekilde de «bir bü­ y ü k sağır» haline g etirilir. H ü k ü m etler ara sın d a hiçbir zam an b ir f a r k gözetm em esi, onların iyi m i yoksa kö tü mü, faydalı m ı yok­ s a z a ra rlı m ı olduklarım bilm eye h içbir zam an çabalam am ası g e­ rek tiğ in e inandırılır. B u hüküm etlere gözler kapalı, dikilm iş ağ ız­ la, perinde ac cadaver (bir ceset gibi) ita a tin gerekm esi için, k a ­ nunî olm alarının yeteceği anlatılır. B u d o ktrin za te n sağ lam b ir tem el üzerine o tu rm u ştu r. E n fena rejim in, gö rü n ü şte en z a ra rlı olanın, ask erlerin siyasete k arışm ala rın d an d ah a az fen a ve daha az z a ra rlı olduğu v ak ıası bu tem eli m eydana g etirir. O rdunun kendi yöneticileri h ak k ın d a hüküm verm esini ve siyasetinden h oşlan­ m adıklarının k a rşısın a dikilm esini kab u l etm ek, onu, D evletin g erçek hâkim i y ap m ak dem ektir. A sk erlerin karşıkoym ası, b aşk a k arşık o y m ala ra benzemez. O nların da, y u rtd a ş o lm ak se_. 52


DİK TA TÖ R LÜ K Ü ST Ü N E

bebiyle fik irlerim açıklayabileceklerini ve ü stü n lü k lerin i k a ­ bul ettirm eye çalışabileceklerini söylem ek; bir a n için bunu yap ­ m a y a k alk ıştık ların d a h er tü rlü m uhalefeti ve h a tta Devleti bile d arm ad ağ ın edeceklerini u n u tm a k tır: zira silâh lar ellerinin a ltın , dadır. O rdunun, hüküm etin değeri üzerinde fik rin i söylem esini k a . bul etm ek onu «pronunciam iento» (1) ordusu y ap m ak tır. F a k a t b ir ceset gibi ita a t t a kolay değildir. A sk erler de b irer insandır. Ve böylelikle de m odern D evletlerde b ü tü n y u rtta ş ­ la r ın k atıld ık ları ve h erkesin gözü önünde cereyan eden p o litikaya ilgi d uyarlar. K aldı ki, m illetler a ra sı uzlaşm azlık lar ve ittifa k la r d a bizzat siyasî bir anlam kazanm ışlardır. Doğu ve B a tı k arşıtlığ ı sadece iki m illet gru p u n u n değil, fa k a t iki sistem in, iki felsefesinhi, iki d ünya görüşünün k arşıtlığıdır. Orduyu, siy a setten uzak tu t­ m a k b am başka b ir zo rlu k tad ır. Bazı D evletler de, ta m te rsi ça re­ lerle onun sa d ak a tin i sa ğ lam ay a çalışm aktadır. S iy asetten tecrit etm ek yerine, subay ve erlerin y u rtta şlık eğitim ini geliştirerek, resm î doktrini zorla k a fa la rın a yerleştirerek, o nları siy asetin içer­ sin e so km aktadır. A skerî k a d ro la ra m arkscı b ir oluşum sa ğ lan , m a n ın ik tid arın ilk ta sa la rın d a n biri olduğu kom ünist m illetler işte böyle yap m ak tad ır. «Siyasî kom iserler» in görevi çoğunlukla, b atıd a yanlış anlaşılm ıştır. Bu görev subay ve erlere gözcülük e t. m ek ten çok, onların m arksçı inançlarım geliştirm e hedefi güderdi. K om iserler polis m em urundan çok, ordu p a p a sla n n a benziyorlardı. S iyasî yönden kendi doktrinini aşılam ak, to ta lite r Devletlerde, ö tekilerde olduğundan elbette ki d ah a kolaydır. Z ira bunlar, k im ­ senin k a rşı koyam ıyacağı k a tı b ir d o k trin üzerine k u ru lu d u rlar. Çoğulculuk (pluralism e) üzerine o tu rm u ş dem o k ratik D evletlerde ask erlere bir d o k trin öğretm ek, onlardan b ir p a rti aleti y aratm ak , bu şekilde iyileştirileceği ileri sürülen b ir h astalığ ı d ah a da v ah im leştirm ek tehlikesiyle yüklüdür. H erşeye rağ m e n bu m u h a­ kem e çok b asitçi k alm ak tad ır. D em okratik D evlet, doktrinsiz b ir D evlet değildir. Tersine, dem okrasinin prensipleri üzerine k u ru lu ­ dur. H üküm etin y u rtta ş çoğunluğu ta ra fın d a n seçilmesi, azınlığın fik irlerin i serbestçe ifadesi, b ü tü n eğilim ve in a n çla ra saygı, b ü tü n in sa n la rın eşitliği ve kişinin haysiyeti v.s. B u ilkelerin orduda ö ğ re. (T) Özellikle L atin A m e ri k a , A sya, A f r i k a ve O rta . D o ğ u n u n a z gelişm iş ülk ele rinde öte den beri g ö rülen kısa ö m ü r lü a s k e r î h ü ­ k ü m e t d a r b e le rin e verilen isim. (Ç. N.) 5a


M A UR ICE D UV ER G ER

tilm esi özellikle zorunludur. Ç ünkü ilkin, b ir azınlığın kendi gö­ rüşlerini kabul ettirm ek için şiddet k ullanm asın a (bu bizzat p r e . toryenlerin b ir eğilim idir) doğrudan doğruya kargı k o y arlar. S o n ra da, doktrinlerin çoğulculuğu, b ü tü n in sa n la rın eşitliği, k işinin h a y ­ siyeti gibi unsurlar, görevlerini yerine getirm eleri için ask erlere zaru ri olan disiplin ve eğitim in tehlikeli sonuçlarını dengelem eye y a ­ ra rla r. Bu hususta, B atının b ütün devletleri F ed eral A lm an Cum ­ huriyetinde uygulanan m etodlardan ilham alm alıdır. Ö teyandan, rejim e ciddî o la ra k kargı çıkılm ayan b ir ülkede, askerî hü k ü m et darbesi tehlikesi elbette azalm ıştır. B ü tü n ö tek i y u rtta şla r gibi subay ve ask erler de o zam an, ku ru lu h ü k ü m eti k a ­ bule değer g ö rürler. K arşısına dikilm eyi düşünm ezler. B u n u n içindir ki, ordu bugün ne B üyük B ritan y a, ne B irleşik D evletlerde, ne de K uzey A vrupa’da bir tehlike te şk il etmez. T ersine, ik tisa d i gelişm e ve yenileşm enin yapı b u h ran la rı ve m eşruluk u yuşm azlık­ ları içersine a ttığ ı L atin A m erika, A sya, O rta.D oğu, A frik a D evlet­ lerinde bir tehlike teşkil eder. F a k a t o za m a n da bu, te rim in kesin anlam ında b ir p retoryen tira n lığ ı tehlikeli değildir. M u stafa K e­ m al’in, P ero n ’un, N asır’m, K asım ’m ve h a tta F ra n k o ’n u n rejim leri bazı husu slard a sosyolojik d ik tatö rlü k lerd ir. O rdu b irta k ım sosyal güçlerin, diğerlerine kargı sözcülüğünü y apm aktad ır. Görülecektirki, b irtak ım ş a rtla r altında, m üdalıelesi devrim ci b ir nitelik sah ib i dahi olabilm ektedir. Tersine, p reto ry en diktatörlüğü, yani te k n ik ask erî diktatörlük» ordunun h a lk ta n te c rit edilmiş, ona n a z a ra n d ıştan _ doğm a b ir un su r haline geldiği zam an o rta y a çıkar. Bu, çok değigik ş a rtla r ­ da doğabilir. B irinci hal, üyeleri herşeyden önce m addî ç ık a rla r a ra y a n ücretli a sk e r m ilislerinin varlığıdır. E ğ e r D evletin m u k ad ­ deratını ellerinde tuttu k ların ı, hü k ü m etleri kuru p y ıkabileceklerini anlarlarsa, elbette, desteklerini de p a z a rlık konusu y ap m ay a yö­ neleceklerdir. B u şekilde, R om alı pretoryenler, ta h tı en çok te k ­ lif edene, yani en çok aylığı ve d ah a büyük im tiyazları söz verenlere, kelim enin ta m anlam ında sa ta ra k , İm p a ra to rlu ğ u bazen aç ık a rttır* m ay a koym uşlardır. Genellikle şekiller, d ah a çok saygı g ö rm ü ştü r. M eselenin bu m addî cephesine aslın d a d ah a to k gözlü o lan p re to r­ yen diktatörlüklerinde bazı d efa lar ra stla n ır. Ü niform alı o lsa bile, insan ne bir m elek, ne de b ir h ayvandır. Ve en saf n iy e tle r dahî m enfaatleri önlemez. B ütün a sk erî tira n lık la rd a ask erler rejim in, kendine bağlı çocuklarıdırlar. 54


D İK TA TÖ R LÜ K Ü ST Ü N E

P re to ry e n d ik tatö rlü ğ ü m addî y a ra rla r ara m a y a n f a k a t ken ­ dini g erçeğin tem silcisi ve m illetin sözcüsü sa n an m u taassıp b ir o r­ du ta ra fın d a n da kurulabilir. B u ordu, edindiği doktrini ve ken ­ disini canlandıran im am savunm ak, v atan ı k u rta rm a k ve büyük­ lüğünü te m in a t altın a alm ak için ik tid arı ele geçirir. B u haliyle, kilisenin im ansızlara k a rşı sav aşm aları ve İs a ’nın m ezarım k o ru ­ m a ları için keşiş.ask erlerd en m eydana getirdiği o rtaçağ ın o askerî te rtip le rin e benzer. 1960 ; m b irta k ım F ra n sız su ik astçıların ın «tem plier» (1)' adım alm ası durum un kesin o la ra k bilincine v ard ık , la n m gösterm ektedir. P re to ry e n bir rejim in olabilm esi için, o rd u , nun d o ktrin ve inancının sadece kendine özgü olm ası, m illetin ya da m illetin önem li kesim inin d o k trin ve inancına uygun düşm em e» gerekir. Y oksa tiran lığ m saikleri m evcut değildir, y a d a sosyolo­ jik b ir d ik ta tö rlü k söz konusudur: Crormvell’in m ilisinin kendi ken­ dini «A zizler ordusu» diye ilân etm iş olm asına rağm en, K oruyucu Lordun ik tid arı b aşlangıçta te k n ik bir k a ra k te re sahip değildi. Son­ radan, a r tık sırf ask erlerin desteği üzerine k urulu hale geldiğinde bu sıfatı kazandı. A priori (önsel) olarak, ordunun m illetinkinden fark lı inanç­ la ra bu şekilde bağlanabilm esi tu h a ftır. Bu ordunun üyeleri de bi­ r e r y u rtta ş değiller m id ir? G erçekte, sub ay lar daim a, «askerî _ sivil» karşıtlığ ın ın iyi ifadelendirdiği kapalı b ir topluluk m eydana getirm eye eğilim lidirler. B izzat y aşam a şa rtla rı da onları bazan m addî b ir ayrılm ay a itm ektedir. Ç oğu defa hiç değilse askerî g e . lenekli ülkelerde, belli b ir m o ral ve fik rî ayrılm ayı âd et edinm ek, tedirler. B u çifte olay, deniz . a ş ın o rdularda çok daha bellidir. Bazı ş a rtla r bunu d ah a da vah im leştirir ve pretoryen b ir d ik tatö rlü ğ ü n şa rtla n n ı g eliştirir. Cebrî ask erî hizm et bu ay n lm ay ı frenlem iştir. B ununla birlikte, bu önleme, sanıldığından daha da zayıftır. A s. İterlerin eğitim i ve b u n lara kabul ettirilen disiplin, m illetin g eri k alan kısm ından o n la n ay ırm ay a sebep olm aktadır. Bu yönde b ir p ro p aganda da bazen bu eğilim i a rttırm a k ta d ır. H e r ne o lu rsa ol­ sun, orduda itm e y u k ard a n gelm ektedir. A sıl önem li olan ta ra f, su b ay lar topluluğunun a y n kalışıdır. Ü niversite, la b o ra tu v a rla r v.s. ile tem as k u rd u ra n ço k ileri b ir İlmî form asyon u sağladığı öl­ çüde, norm al b ir evrim in bu ayrılığı az altm a y a yöneldiği b ir ger_ (1) C h ev aliers du T em p le (K ilise şövalyele ri) adı da verilen 1118 de k u r u l m u ş a s k e r î ve dinî bir derece. (Ç. N.) 55


M A U R IC E D U V ER G E R

çektir. B ununla birlikte yine de k o rk u lu r ki, ordu kendi özel okullarım , kendi özel la b o ratu v arlarm ı y a ra tm a y a d a geliştirm e, ask eri ayrılm ayı sürdürm e • eğilim ine sahip bulunsun. M oral açıdan, keşiş . ask erlerin pretoryeri dik tatö rlü ğ ü , ü cretli askerlerinkinden d ah a az k ınanm aya m ü stah a k tır. P ra tik açıdan ise çök d ah a tehlikelidir, ik tid a rı bizzat ele alan, y a d a bu işe adının karışm asını istem ediği ta k d ird ş onu, bu işe adını koyabi­ lecek bir başkasına, kendi azam î m addî çıkarım sa ğ la m a b ağ lam a , sı için veren b ir ordu, a rtık y u rtta şla rın ın düşünce ve y aşam a bi­ çim leriyle hiç ilgilenmez.. K endi im tiy azları dava konusu kılınm adık­ ça, tâb ii o la ra k hoşgörü sahibidir; baskı yapm aya yönelm ez; oldukça gönüllü b ir şekilde h ü rriy ete saygılı ve m uhalefete m ü sa m a h a k â r­ dır. Tersine, m utaassıp bir ordu, m adem ki bizzat ta rifi icabı d o k t­ rini ve im anı m illetinkinden p ek u za k tır, ilk iş o la ra k «hainler» i kovm aya ve h e r y eri de bunlarla dolu görm eye k o y u lacak tır. D ik­ ta tö rlü ğ ü elbette m üsam aha tanım az ve şiddetlidir. B u durum ise, onu daha m üşkül ve daha kısa süreli kılar. B ütü n b u n lard an sonra P hoenix _ C ity sakinlerinin, şehirlerinde yetm işbeş yıl boyunca g erç ek ik tid arı ic ra eden g an g sterlere k atlan m ış o lm aları an laşılır: b arların, p a r a m akinalarm m , kum arhanelerin, fuhşun gelişm esi h e­ sab a k atılm ay ac ak olursa, bu d u ru m o n la ra elbette p ah a lıy a m al oluyordu. F a k a t b ütün bu sa k ın ca la r keşiş . ask erlerin am ansız baskısı y anında d ah a k üçük ve kolaylıkla katlan ılab ilir cinstendir. III — B U G Ü N K Ü F R A N S A ’DA P R E T O R Y E N D İK T A T Ö R L Ü Ğ Ü

13 m ayıs 1958 h üküm et darbesi p reto ry en nitelikteydi. O rduyu yalnız, C ezayir’deki A vrupalı söm ürge sakinleri desteklediler. F ra n s a ’d a h a lk işi oluruna bıraktı. Ne, h o r gördüğü b ir rejim i sa ­ v unm ak için, ne de hoşuna gitm eyen b ir darbeyi tercih eder gibi d av ran m ak için p arm ağını bile oynatm adı. A k tiv ist alb ay la rla kendi a ra sın d a hiçbir dayanışm a hissetm iyordu. Z aten g en eral de G aulle’ün v arlığ ı sebebiyle, b unların ik tid a ra ulaşabileceklerini de p ek um m uyordu. G eneralin varlığ ı h erşeyi bozdu: k ay n ağ ı b ak ı, n ıından ask erî olan bugünkü rejim , yapısı ve işlem esi yönünden hiç de öyle değildir. D evlet B a şk an ı ik tid arın ı m e şru sa y an h alk o yuna geniş b ir şekilde d ayanm aktadır. Şahsî olm asına rağm en, ik . ü d a n oldukça liberal kalm ak tad ır. O to riter olm asına rağm en, hem en hem en d em o k ratik olm aya devam etm ektedir. B irtak ım 56


D İK T A T Ö R L Ü K ü s t ü n e

su b a y la r d a bu durum da k u vvet darbelerinin ellerinden uçup g itti, fin e hükm ediyorlar. Şimdiyse a rtık , kendilerini bizzat h ü k ü m et m evkiine g ötürecek y a da iplerini ellerinde b ulundu racak ları bazı sivil k u k la ları o ra y a yerleştirebilecekleri yeni b ir darb ey i h ay al etm ektedirler. Çok az ın lık tad ırlar am a, yalm z b irlik şu u ru y la de­ ğil, f a k a t ordunun bugünkü buhranlı durum u sebebiyle de, a r k a , d aşlar yığının kendilerini izleyeceklerini um uyorlar. B u b u h ran belli b ir ölçüde b ütün m illetin yapı değişim lerini y an sıtm a k ta d ır. 1961 F ra n s a ’sında nüfusun itişine eklenen, eko. nom ik büyüm e ve yeni fik irlerin doğması, k u şa k la r a ra sı tabiî ç a . tışm ay a özel nitelikler k a tm a k ta d ır. N orm al o la ra k bu, sadece b ir «H indistan cevizi ağacı» m eselesini o rta y a k o y ar: g en çler mev*kilerinin y aşlılarca tu tu lm u ş olm ası sebebiyle, toplum k ad ro ların a k atılm ad a belli b ir güçlüğe u ğ ra rla r. XX. yüzyıl o rtasın d a F ra n s a ’­ nın a n a m eselesi, ise bam başkadır. Yeni k u şa k lar, d eğer sistem le­ rini, geleneksel düşünce biçim lerini ve örflerini reddetm ektedirler: H indistan cevizi ağacını yalnız sallam ay a değil, f a k a t lüzum suz y erlerini kırpm aya, budam aya, şeklini değiştirm eye de çalışm ak­ ta d ırlar. 1938 e doğru erlik y aşm a u laşan fran sızlar, eski toplum ­ da sadece bu güçsüzlüğün ta n ığ ı olduklarından, o toplu m için, ne bir d ayanışm a ne de b ir bağışlam a duygusuna sahip tirler. E sk i toplum h ak k ın d a m üsam ahasız bir şekilde hüküm verir, onu redde yönelir ve yeni b ir toplum ta sa rla rla r. D ah a doğrusu 1945 de b aşlay a n evrim i tam am lam ak ve m illetin teknik, İktisadî, sosyal, fik rî ve ah lâk î yeni, leşm esini süratlendirm ek isterler. K u şa k la ra ra sı bu çatışm a h e r yerde o rta y a ç ık a r: genç p ro . fesörlerm , özellikle kalıplaşm ış y ap ılard a bir a ltü s t oluşu kabul ettird ik le ri Ü niversite; «genç patro n lar» m düşünce yapısının, g e­ leneksel alışk an lık lard an çok fa rk lı olduğu sanayi; genç köylüle­ rin h are k ete elverişli bulunm ayan o rta m la rı k ım ıld a ttık ları tarım ; yeni k ad ro la rın ihtilâlci lâ k ırd ıla rd a n g ittik ç e d ah a uzaklaşm ış ola­ ra k gerçekçi m etodları kab u l ettird ik le ri sendikalar; genç tek n o k ­ r a t ta k ım ların ın gitgide aktif, teşkilâtçı v e plâncı D evlet an lay ışla­ rın a sıkıca sahip çıktıkları idare kesim lerindeki te za h ü rler b una örnek getirilebilir. «Y üzbaşılar ayaklanm ası» bu toplu h are k etin önce O rduda aldığı özel şekildir. İlk b ak ışta içlerinden bazılarının h ay al e ttik le ri d ik tatö rlü k p reto ry en bir niteliğe sahip görünm e­ m ektedir, zira kesin o la ra k m illetteki genel b ir bozukluğu y an sıt­ m ak tad ır. 57


M A U R IC E DTJVERGER

G erçekse bam başkadır. Ilkın, gençliğin bugünkü bunalım ı ile m uhtem el b ir d ik tatö rlü ğ ü n k u rulm ası ara sın d a hiçbir n isb et m ev. c u t değildir. B u bunalım gerçek te devrim ci de değildir, z ira yeni k u şa k ların diledikleri biçim değişiklikleri, bundan böyle a r tık kendi h areketiyle tam am lanabilm ek için y eteri k a d a r ilerlem iş b u lu n m ak , ta d ır. Mesele sadece, uygun re fo rm la rla onu h ızlan d ırm ak tır. B un­ la rd a n hiçbirisi d ik tatö rlü k «korkusu» nd an doğm am aktadır. T e r­ sine genç k u şa k ların gerçekçi an lay ışları eski inanç u y u şm azlık la­ rın ı değerden düşürerek, «iç yüzlerini o rta y a serm ek» suretiyle, m eşruluk b u h ran la rın a b ir son verm eye ve nisbî b ir ideolojik oonsensusu gerçek leştirm eye yönelm ektedirler. B u an laşm ad ır ki, d ik tatö rlü ğ ü n belli başlı m azeret ve m eşruluk sebebini de alıp gö­ tü recek tir. Ö teyandan o rdunun 15 yıldan beri içinde bulunduğu istisnaî ş a rtla r «yüzbaşılar ayaklanm ası» na, genç kad ro ların b aşk a sos­ y al k ategorilerde izledikleri seyre tam am en zıt olan b ir se y ir v e r­ m ektedir. A skerî kom plocuların ve poujade’cılan n söz birliği pek çok şeyi açıklar. P oujade’cılık yeni sivil k u şa k ların kabule y a ­ n aşm adıkları, ta a ssu p çağındaki b ir F ra n s a ’yı ta sta m a m tem sil e t­ m ektedir. Z aten genç sub ay lar d a kendi derinliklerinde bunu red­ detm ektedirler. O nların, S aint-C eré’nin ta rifi im kânsız k ırtasiy eci­ siyle (1) olan ittifa k la rı sadece b ir ta k tik tir. B a şk a m ü ttefik le r bulam am ış o lm aları _ poujade’cı «felsefe» yi p ay laşa n ■ bazı b a­ ğım sızlar, bazı cop ve m akineli tü fe k u sta la rı dışında . belirtisel (sym ptóm atique) niteliktedir. O rdu ta ra fın d a n h ay al edilen ihtilâl, sonucuna v a rm a k için ne dik tatö rlü ğ e ne de ihtilâle ih tiy acı bulun­ m a y an ve m illetin bütününü tem sil eden yenilikçi h a re k e tin k a rş ı. akım m da y e r alm ak tad ır. E ğ e r ordu doğrudan doğruya y a d a a ra y a konm uş politikacılarla ik tidarı ele geçirseydi, b ir p reto ry en d ik ta ­ tö rlüğü söz konusu olacaktı. H içbir «darbe» y a da «pronunciam iento» geleneği olm ayan, Gü­ ney A m erika y a d a D oğu o rd u ların a k a tiy e n benzem eyen b ir o rd u bu n o k ta y a k a d a r nasıl g elm iştir? — H alk la te m asta bulunuyor sam sm ı ona verirken, tersin e gitgide onu m illetten ay ıran , istisn aî b irtak ım ş a rtla r dizisiyle. Onbeş yıldan beri subayların çoğu, k en ­ dilerini an a v atan d a n u za k la ştıran söm ürgecilik m a ce ra la rın a gi­ riştiler. M illetin geçirm ekte olduğu evrim i an cak k ısa ve kesintili (1) Sözü geçen kişi P ie r re P o u ja d e ’dır. 58

(Ç. N.)


D İK TA TÖ R LÜ K Ü S T Ü N E

şekillerde görebildiler. B unun da an cak yüzeyini, köpüğünü gör_ düler. M addi konforun bu yükselişi, bu a z a r a z a r b u rju v alaşm a o n ları d ah a çok şa şırttı. H am asî değerlerin çözülmesi, m addecilik, konform izm gibi değişiklikler, onların çok h assas oldukları h u su slard a m enfi etkide bulundu. F ra n s a ’y a h e r seyahatlerinde, öz m em leketlerinde kendilerini g ittik ç e daha yabancı h issettiler: p i­ rin ç ta rlala rın ın , fundalıkların, d ağ ların zorlu hayatı, h e r g ü n ölüm ­ le yüzyüze oluş, ask erî k onak yerlerinin hem en hem en keşişlere özgü m ahrum iyeti, b ütün bunlar, bolluk toplum ları seviyesine ulaşm aya yaklaşm ış b ir m em leketteki r a h a t y aşam a ta rz ın a g ittik , çe _daha ay k ırı düştü. D aha da esaslısı, kendilerine sü rd ü rttü ğ ü savaş konusunda m ili letinin takınm ış olduğu tu tu m o nları yaraladı. F ra n sa , a r tık h e r . şeyin kaybedilm iş olduğu en son an la r dışında, Çin H ind’i sav aşla rıy ­ la hiçbir zam an ilgilenmedi; a n a v a ta n y u rtta şla rın ın çoğu için bu, u n u tm ay a çalışan b ir «pis.savaş» tı; savaşçılar için de h e r yıl b ir dönem S ain t-C y r (1) m ezununa eş.değerde insan h a rc a y a n b ir m ü th iş savaştı. İhan ete u ğ ram ış olm ak izlenim ine (intibaına) nasıl kapılm azlardı. T unus’ta, F a s ’ta söm ürgecilikten ayrılm an ın g ö ste r­ diği değişm eler, F ran sız hüküm etlerinin politikaların ın çelişm e ve zayıflıkları, orduyu sık sık k ü çü k düşürücü d u ru m la ra soktu. İ ta a t etti, f a k a t kalbindeki öfkeyle, kendine bir defa d ah a ih an et edil­ diğine de hükm etti. U zun bir sav aş esnasında cephedeki b ü tü n o rd u , la r gibi gitgide «geri» sinden a y rı düştü, gitgide kendi içine kapandı. C ezayir meselesi, görünüşe rağm en, bu kopm ayı kuvvetlendirdi. E lbette, J^ransa kendini bu defa, Çin Hindi, T unus ve F a s m a c e ra , la n n d a olduğundan daha çok ilgili hissetti. FjUtetf-p ilijinni ’" " iti J n istler ta ra fın d a n .. dahi tasv ib olunan asker., gönderilm e isi, millî b ir k a ra k te r v ererek çatışm anın m ahiyetini değiştirdi. F a k a t m em ­ le k et de gitgide bu sa v a şta n usandı ve söm ürgeciliğin te rk i ona g ittik ç e k a rşı konulm az bir olay, kim senin önleyem iyeceği ve geze, g en lere özgü bir nevi tu fa n o la ra k göründü. F ra n sız la r da, C eza­ y ir’i kendilerinde alıkoym ayı p e k â lâ isterlerdi: a m a sonunda a z a r a z a r d a olsa, itira fa ce sa re t edem eseler de, zam an za m a n şuurlu b a­ zense şuursuz b ir şekilde bunun im kânsız olduğunu düşünm ekte k a ­ r a r kıldılar. B u «bozgunculuk», ta b ia tıy la orduyu ta h rik etti: o k ad a r a ğ ır (1) Bir a s k e r î okul.

(Ç. N.) 59


M A U R IC E D U V ER G E R

b ir şekilde ki, en akıllı sub ay lar kendi kalplerinde, m uhtem elen, bu­ n un doğruluğunun a rtık ispatlandığım anladılar. A m a bunlar, on_ beş yıllık b ütün ölüm kalım sebeplerini kaldırm aksızm Çin Hindi savaşını, bunca ark a d aşla rın ın ferag a tin i, kendilerinin geçm işteki ve bugünkü ız d ırap la n n ı saçm a saym aksızm bu fik ri kab u l edem ez, lerdi. în sa n ın şu u r altının k ara n lık la rın d a şiddetle reddettiği, et_ ra fla rın d a sığınacg,ğı suni bir d ünya k u r a r a k kendi öz gözlerinden sa k lam ay a çalıştığı, savunulm az ve itira f olunm az g erçek ler gibi, F ra n sız o rdusu da önlenm esi im kânsız, b ütün b ir dünya için a p a ­ çık olan, söm ürgeciliğin bırakılm ası fik rin i reddetm ek istedi. O rdu bu itilm enin (refoulem ent) çevresinde gerçek b ir sosyal psikozun gelişm esine sebep oldu ve gerçeğin kendisinden çok u z a k ta k alan bir yorum sistem i kurdu. S ubayların Çiı^ H indi’nde öğrendikleri Man Ti=t6 toıınjy’ı ^ |.er>_ rilerı_bu_şun’î binaya tem el teşkil etti^__Cin_ja£Qaa£anda ve te c rit ^ g M Iâ tla n d ırm a ve ahenkleştirm e hjgjnştlerini gördüğü | sosyal h a . j e t e ü e n n k u v vet ve derinliğinden ay rılam az __^i£tpam_ge.-CezaviEL, jîe ^ n illiy e t^ iiL u y g u la n ı^ ^ d a h a kesindi. F ra n sız askerlerinin onbeş yıldan bu y an a olan b a­ şarısızlıkları, söm ürgeciliğin bırakılm asının karşı-konulm az k a ra k ­ teriyle açıklanabilir: bunlar ord u y a değil, fa k a t, onu, k azan ılm ası im kânsız ça tışm a la ra sok an lara yüklenebilir. S u b ay lar bunu k a ­ bul etm ezler. O nlar için, dünya çapındaki b ir içten yıkıcı sav aşta, psikolojik silâhın kullanılm asına bah an e teşk il etm eseydi, h alk ların h ü rriy e te olan özlemi faz la önem taşım azdı. v e A frikalı m illiyetçiler, esasen. D oğu ile B atı, K om ünizm ile h risti. y an lık ara sın d ak i büyük ça tışm a çerçevesi içinde B atıy ı g eriletm ek am acıyla Moskoya^tım kullandığı propagandaL_â]£Ü££Mi£- Y ine onla ra göre, V iet-M ihn’in zaferi ile F.L.N . (C ezayir M illi K urtuluş. Cephesi) nin b aşarıları, F ra n sa ’n ın sa v aş alan ların d a olduğu k ad a r an a v atan d a da psikolojik silâhı hasım ların d an çok d ah a fen a şekilde kullanm ış olm asıyla açıklanabilir. jSovyet pro^a^aJida^ı_bu]la^mıg! soj__ k a n a t ve ay d ın lar da, bizzat.jn em leîsg ü n JM iio ilm L M n a Jm lam a k ta dırlar. B u açıklam a, te k k u su ru g erçek .d ışı olm ak tan ib a re t bulunan b ir b ü tü n m e ydana g etirm ektedir. B u gerçek.dişilik, yalnız, itil­ m enin (refoulem ent) kendi m ekanizm asından dolayı değil, fak a t, F ra n sız C ezayirlilerinin de ayni hayalciliğe dalm ış olm aları v ak ıası 60


d ik t a t ö r l ü k

ü stün e

.

sebebiyle ordunun gözüne g ö rü n m em iştir, B u sonuncu lara g öre de, önlenm ez b ir «söm ürgeciliğin terki» fik ri m üthiş birşeydir, z ira . onları, h a y a tla rım tam am en a ltü st etm eye, onu tem elden d oruğa k a d a r yeni b aştan k u rm ay a zo rlam ak tad ır. B u n lar da, bu fikri, k ab u l etm ek ten çok, şu u r a ltla rın a göm düler. Y ine bunlar, o n u n in k â rı üzerine k u ru lu ve yerine geçecek bir sistem i k u rm a k ih tiy a­ cını duydular: ordu ta ra fın d a n sağlanm ış bulunan psikolojik sav aş sistem i o n la ra tam am en uygun geliyordu. Bu sistem i coşkunlukla k ab u l ettiler. A skerlerin söm ürgelileri sevm em eleri, b unların ben. cilliklerinden n efret etm eleri, F . L. N. in ay aklanm asın d an kısm en o n ları sorum lu tu tm a la rı önem li değildir. Söm ürgeliler ve ask erler o rta k b ir şekilde, C ezayir savaşının ve an a v atan lıların d av ran ış­ ların ın ayni tem el açıklam asını m eydana g etirirler. Galeyanlar*' k arşılık lı o la ra k güçlenm ektedir. H erbiri buradan, psikoza tu tu l­ m uş h a s ta la rın içinde çırpındıkları o korkunç yalnızlıktan, berikinin, de ay n i psikoza yakalanm ış olm ası sayesinde k u rtu lm a k ta d ır, Böylece, C ezayir m abedinin siperinde ordu, özel çıkarlarının, m illet ta ra fın d a n tanınm adığını, psikolojik savaşın hem en hemen, kendisini tam am en bozduğunu g itgide g ö rerek m illetten ayrıldı. Şu halde, gerekirse, kendi isteği hilâfına, v a ta n ı' k u rta rm a k işi, Çin H indi denem esinin önceden aşılam ış olduğu ve bu sayede de salgın­ dan k u rtu lm u ş bulunan sub ay lar topluluğuna (ve b un ların yanında özel d u rum larının da kendilerine m uafiyet kazandırd ığ ı C ezayir F ra n sızlarm a ) a it olm aktadır. K eşiş.a sk erle r ta ra fın d a n ic ra olun­ m uş bir ideolojik dik tatö rlü ğ ü n şa rtla rı böylece birleşm iş durum ­ dadır. Şüphesiz subayların bütünü, bu şaşkınlığa, hiç de boyun eğm em ektedirler. B üyük çoğunluk m aceranın çekiciliğine k ap ıl­ m ış değildir. H a tta p ek çoğu apaçık b ir şekilde hu n a k arşıd ır. V el­ h asıl pek azı b ir h üküm et darbesi h a z ırla r durum dadır. 13 m ayıs alb ay larından biri bu kitab ın y az arın a «zoru zo runa yüzde yediyiz» diyor ve fa k a t ekliyordu: «Geri k a la n yüzde doksan üç hiçbir şey ifade etmez, z ira sonunda bizi izleyeceklerdir. Y a da d ah a doğrusu, bizi y apacak larım ızla başb aşa b ırakacaklardır.» F a z la iyim ser b ir görüş. «Reichw£hr, R eichw ehr üzerine a te ş açm az» prensibi, ordu­ n u n büyük yığınının tarafsızlığının, 1920 de von L ü ttw itz ’in b a şa ­ rısızlığına sebep oluşunu engelleyem em iştir. Tem el ilkeleri^jçojçlj^ . suyun içindski b ir balık g-ihi halkın o rt.a sm d a h n lım m a lı^ r» şek lin , de olan psikolojik sav aş nazariyecileri, m etodları h ak k ın d a h üküm v erd iren şu olağanüstü sonuca u laşm ışlardır: 1.789 dan beri Fran_ 01


M A U R IC E D U V ER G E R

sız ordusu n e fre t ettiğ i ve h o r g ördüğü «K ara ayak» (1) 1ar hariç, hiçbir zam an m illetten bugün olduğundan daha uzak, d ah a kop­ m uş, ayrılm ış değildi. O rdunun m anevî buhranı m addî bir b uhran la katm erlen m ek tediı\ B azıları sa n ır ki, h ay a tın d ah a eliaçık, d ah a kolay, d ah a çeki­ ci, daha ilgilendirici olduğu söm ürge to p rak larım k o ru m ak isteği, m eselenin un su rların d an birisi, C ezayir de, F ra n sız su b ay ların ın böy­ le söm ürgecilik oynayabilecekleri son to p rak tır. O da kaybedildiğin­ de, ta g ra garnizonlarının biteviyeliğiyle yeni b aştan k a rşık a rşıy â k alacak lard ır. Böylece, bir a sk e rî poujade’cılık tan söz edilebilir. B ir poujade’cılık ki, kaçınılm az evrim in kabulünü reddeden, bunu önlem ek için de şiddete b a şv u rm a k ta n kaçınm ay an niteliğiyle ta ­ r if olunabilir. B u fak tö r, pek ç o k 'su b a y ın F ra n sa ’d a dinlenm eyi istem elerine ve son onbeg yılın göçebeliğinden sonra n o rm al b ir aile h a y a tın a özlem duym alarına rağm en, m uhtem elen işin burasında belli bir role sahip bulunm aktadır. Z aten b ir v urucu kuv v etin y a­ ratılm a sı da kısm en, onlara, şerefli b ir yeniden _ sınıflandırm a m an ­ zarasın ı su n m ak gayesini güder. F a k a t bu ask erî pou jad e’cılığm önem ini m ü b alâğ a etm em ek g erekir. O rdunun m addî buhranı esas o la ra k b ir k ad ro m eselesine d a­ y an ır: m eslekte ilerlem e yolu zirveye y ak laştık ça tık an m a k tad ır. A lb ay lar ve d ah a da çok, bir y ü zbaşılar bolluğu v ard ır. B u sonun­ cu ların yaş o rtalam a sı k ırk d ö rttü r. O halde içlerinden p e k çoğu için, sa v aş ve k ah ra m an lık yıllarına, te k n ik b ir y etişkinliğe ve y eterli bir fik rî seviyeye rağm en, ask erlik m esleği b ir çıkm azla v e b ir başarısızlıkla son bulm aktadır. B azıları çok şey isteyebilirler; çoğu ise, ne tu tk u la rın a ne de değerlerine uy g u n düşm eyen v e gele­ ceği de olm ayan b ir o r ta hallilik içersine kapan m ışlard ır. Bu du­ rum , m ahiyeti gereği, patlayıcı özelliktedir: ask erî d ik tatö rlü k b ir m enfez açarken, o da, preto ry en m ikroplarının b u laşm asın a elve­ rişli bir a la n y ara tm a k ta d ır. E n iyi subayların sü ratle yükselm eleri şeklinde akıllı bir siyaset (ki bu z a te n onları rejim e b ağ lay a ca k tır) bu hususta, b ü tü n so fra âlem lerinden d ah a etkili olurdu. F a k a t F ra n sa ’nın h ay a tın ı Ü niversite, id a re ve orduda felce u ğ rata n , en ü s t derecenin en kıdem lisinin p ek çok saygıdeğerliği prensibi, bu k a d a r b asit ted birlere dahi karşık o y m ak tad ır. (1) C e z a y ir 'd e do ğ u p b ü y ü m ü ş A v ru p a lI la ra verilen ad. (Ç. N.)

62


M A U R IC E D U V E R G E R

olurdu. H asılı, geriye doğru b ir şokla bunun m uhtem elen b ir ih ti"Talede sebep olacağı g erç ek tir: f a k a t k a y n a k ta k i n iy etlere taban, ta b a n a z ıt b ir ihtilâl. 1961 F ra n sa 'sın d a k i b ir darbenin so n u ç lan m a tahlili, «cehennem yollan» başlığım alabilirdi. B atının savunulm ası da bu d arbeyi y ap a n la rın yüce am acı olurdu. F a k a t m aceraları, k o ­ m ünistlere, P a ris ’te ik tid a ra gelm ek hususundaki b iricik şansı, Sovyetlere de A frik a üzerinde kesin b ir e tk i edebilm enin te k şa n ­ sını ik ram etm iş olurdu. D ik ta tö rlü k le rin bu çelişm eli akım ı, devrim ci d ik ta tö rlü k ve gerici d ik tatö rlü k le rin yüzyüze geldikleri, birinin ötekini, öbürünün de berikini doğu rm ay a yöneldikleri genel b ir d iy alek tik içersinde a k ıtm a k ta d ır. «Gerici» terim i, yüzyılın başındaki siyasî k a v g a la rdan bu y a n a k ötüleyici b ir re n k alm ıştır. O na bu rad a, h içb ir de­ ğ e r y arg ısı ta şım a y an sadece o b jek tif b ir aıılam verilm ektedir. L ittr6 siy asette gericiliği «devrim h are k etin e k arg ıt te lâ k k i olunan m uhalif p arti» şeklinde adlandırıyor. G erici o la ra k da «devrim e k a r ­ şı tepkide elbirliğiyle çalışan» ı ta rif ediyor. B u fik irle r bu tü re ta s ­ ta m a m uygulan m ak tad ır.. D ik ta tö rlü k no rm al o la ra k to plum un çe­ şitli unsu rların ın eşit olm ayan b ir şekilde gelişim inden ç ık a n b ir b uhran sebebiyle doğm uştur. E ğ e r d ik ta tö rlü k bu h a re k e ti hızlan­ dırm aya, eski y ap ılar ve fik irleri yeni y ap ılarla ahenkli hale g e tir­ m eye çalışıyorsa devrim cidir. Tersine, eğer h are k eti yav aşlatm ay a, kurulu düzenin sürü p gitm esini u za tm a y a çalışıyorsa gericidir. D evrim in «iyi», gericiliğin ise «fena» m ı olduğunu (ya d a tersin i) altın çağının önüm üzde m i y o k sa ark a m ız d a m ı olduğunu bilm ek m eselesi b u rad a söz konusu değildir. D evrim ci d ik tatö rlü k le r ve g erici d ik tatö rlü k le r ay rım ı kesin değildir. B azı d ik tatö rlü k le r g erç ek niteliklerini y ap m a (su n ’î) b ir dekor altın d a gizlerler. D iğerleri ise g erçek ten k a rm a rejim lerdir. Özellikle uzun s ü r e li. m üesseseler içersinde b ir devrim in başlıca b aşarıların d an bazılarını k alıp la ştırm a k suretiyle onu d u rd u ra n y e r. leştirici d ik tatö rlü k lerd ir. Bu h u su sta I. N apolyon’u n eseri öm eît verilebilir. N ih ay e t gerici d ik tatö rlü k le r ta m te rsi b ir etk i y a ra tm a ­ yı hedef güderlerken, çoğu defa, p atlam asın a yardım cı old u k ları İh. tilâlci b ir h av an ın olgunlaşm asını hızlandırm a özelliğine de sa h ip tir, le r: «vasıtalı devrim » y a da tep k i yoluyla devrim in m ekanizm ası da budur.

64


BlRÎNCÎ FASIL

Gerici diktatörlükler ve devrimci diktatörlükler p IX OMA’da d ik tatö rlü k önceleri kanunî b ir m üesseseydi. B üyü k b ir tehlikenin (istilâ, h alk isyanı, h ü k ü m e t darbesi) C um huriyeti te h d it ettiğinde ilân edi. lirdi. O zam an k uvvetler ay rılığı . ki, m a jistra lık la rm (1) çok­ luğu ve bunları heyeti sayesinde gerçekleştirilm ekteydi _ geçici o la ra k a sk ıy a alınırdı; istisnaî b ir m a jistra olan «diktatör» a ltı ay süreyle ta y in edilirdi. O, D evletin esenliği adına g erek li b ü tü n te d ­ b irleri alm ak yetkisine sahipti. B u usul, kelim enin bugünkü a n la , m m da d ik tatö rlü k te n çok, m odem h ukukun «istisnaî haller» y a da (1) Devletin y ü k s e k y etk ile rin e sah ip m a k a m . D ik tatö rlü k Üstüne f : 5

(Ç. N.) 65


M A UR ICE D U V ER G E R

«tam yetki» o la ra k adlandırdığı h ale benzem ektedir. , 1958 'F ran ­ sız A nayasasının 16 ncı, W eim ar A nayasasının 48 inci, 1814 Ş a r t’inin 14 üncü m addesi buna az çok uygun düşm ektedir, ilk e l Ro­ m a diktatörlüğündeki uygulanm a şekli ise az bilinm ektedir. M ilâtdan önceki I. yüzyılda çok uzun zam andan beri b a tta l hale düş­ m üş bulunan bu m üessese m odem tip te k i U ranlıkları k an u n î b ir dış görünüşle örtm eye yaradı. Özellikle Sezar, d ictato r perpetuus (aralıksız d ik tatö r) unvanını kendine verdirdi. A nlam a ilişkin bir evrim , başlangıcında dik tatö rlü ğ e d ah a çok m u h a fa za k âr bir renklilik verm iş olm asaydı h a tırlan m ay a değm ez, di. İlkel R om a C um huriyetinde d ik tatö rlü k , ciddî b ir te h d it y a da darbe kargısında k u ru lu düzeni sa vunm aya hizm et ediyordu. B ir başka m üesseseyi işa re t ederken ayni terim bu o rijinal ren g i ta m a ­ m en kaybetm edi. Tersine, kuvvet ve şiddet üzerine k u ru lu d ik ta ­ tö rlü k fik rin in doğrudan doğruya k a rşı olduğu çağ d aş dem okrasi ideolojisinin gelişm esiyle daha da kuvvetlendi. S ağ p artilerin , düzeni sürdürm ede ü stü n bir çare o la ra k daim a sem pati ile k arşılad ık ları bu rejim e sol p a rtile ri tabii o la ra k k a rşıttırla r. Bu içgüdüsel tu tu m ­ la r d ik tatö rlü k lerin h e r zam an için g erici olm ayan, sık sık devrim ci de olabilen gerçek anlam ını ta n ım a m ak tad ırla r. i. — GERİCİLİK VE DEVRİM DİYALEKTİĞİ Belli bir durum gerici bir d ik ta tö rlü k y a da devrim ci b ir d ik­ ta tö rlü k doğurabilir. B u iki tip dikta, ayni meseleye, y an i b ir yapı buhranının ve m eşruluk uyuşm azlığının doğurm ak yolunda olduk­ la rı sosyal b ir değişim m eselesine birbirine zıt cevaplar g etirir. B iri bu değişim i m üm kün olduğu k a d a r çab u k gerçekleştirm ek, ötekiyse azam î derecede frenleyebilm ek ister. B irinin ya da ö tek in in b aşarısı onları doğuran b uhranın eşit olm ayan bir şekilde olgunlaşm asıyla açıklanır. E ğ e r dik tatö rlü ğ ü n gelişi, oldukça geç b ir anda,' yani buhranın ilerlem iş, yeni sosyal kuvvetlerin eskilere o ran la gelişm iş olduğu bir za m a n a rastlarsa,, rejim, devrim ci olm ak şan sın a daha çok sahiptir. E ğ e r az olgunken, yeni sosyal k u vvetlerin ve fik ir­ lerin henüz d a h a çekirdek halinde olduğu b ir zam anda ortaya, çık ı, verirse, d ah a çok gericiliğe doğru sap acak tır. E lb ette bu şem alar çok basitleştirilm iştir. Özel d u ru m ların eti, bu isk eletleri ö rtm ek ­ tedir. İlerde incelenecek olan sosyal gelişm e seviyesi dalıa d a önem ­ lidir.


D İK T A T Ö R L Ü K Ü S T Ü N E

Gerici d ik tatö rlü k le r ve devrim ci d ik tatö rlü k le r za te n k arg ı, lıklı b ir zincirlenm eyle birbirlerine bağlıdırlar. Tezin, k a rşı.te z i y ara tm a sı gibi, h er biri, ak si rejim in gelişm esine sebep o lm ak suretiyle b irbirleri peşisıra gelirler. 33u diyalektik gelişm e kolayca asık lanabilir. M uhalefeti ezen h e r d ik tatö rlü k onda direnm e ru h u , n ıı a rttırır. Z ayıflatm ay a çabaladığı sosyal sınıf ve küm eleri kendilerini te h d it eden tehlikenin ve m ücadele ödüllerinin d ah a k e s. kin b ir şu u ru n a sahip kılar. Böylece h are k ete geçm e iradelerini kuvvetlendirir. Şiddete şiddetle k a rşı koym a gerekliliğinin y am sıra o n lara bunun etkinliğini de g ö sterir. T a rtışa n b ir rak ip le ta rtış ıla , bilir. V uran b ir rakibin ise bizzat kendisine v u rm a k g erek ir. D ev. rim el d ik ta tö rlü k böylece k ab a b ir gericilik tehlikelerini a r ttırm a k ­ ta d ır; Gerici b ir d ik tatö rlü k de bu defa devrim tehlikesini a r tt ır , m ak tad ır. Ama, bizzat ta rih in h are k eti odur ki, ikinci m ekanizm a zam anla birincisinden baskıı# çıkar. Z ira ötekisi, tab iî evrim e k arşı k o y ark en o, buna uygun düşm ektedir. Şu halde gericilik ve dev. rim zincirlenm esi sonsuz b ir te k ra rın k ısır çem berini (fa sit d aire, sini) değil fa k a t derece derece gerçekleşen b ir evrim in açık helezo­ n u n u çizm ektedir. M.Ö. V II nci ve V I ncı yüzyıl Y unan U ranlıklarının p ek çoğu dev. rim ci idiler. İk tid a rın gelenek yoluyla kendilerine a it bulunduğu to p . r a k sahipleriyle yeni z a n a a tk â r ve tü c ca r sınıfı ara sın d a İktisadî ev­ rim den doğm uş bulunan çatışm ada, tira n lar, kesin o larak , İkincileri 'birincilerden d ah a çok k ay ırd ılar. B u n lar böylece, « tarih in h are k e­ ti» yönünde yol alıyorlardı. , Zaten, bugün «halk yığınları» diye ad lan dırılan plebe day an m ak eğilim indeydiler. Y önetm ek için sa ­ dece şiddete değil, fa k a t hem en hem en a risto k ra t p a rtile re a it b u lu , n a n eski y a z a rla rın dediği gibi «dem agoji» ye de başv u rm ak tay d ılar. Y oksulların y aşam a seviyelerini yükseltm ek için zenginlerin v e r. gilerini arttırıy o rlard ı. B ugünkü dille denecektir ki, millî geliri yeniden bölüştürüyorlardı. E şitçi siyasetleri eski y a z a rla rc a bin de. fa te k ra rla n m ış b ir fık ra d a sem bolleştirilm iş bulunuyordu. M illet tira n ın a y ap tığ ı resm î b ir ziy arette, K orent k ra lı ondan, yönetim h ususunda ö ğ ü tler ister. Cevap olarak , ev sahibi, diğerlerinin b o . yunu aşan buğday başak ların ı kesm ekle yetinir. D ik tatö rlü k lerin diyalektik gelişim inin ilk büyü k örneğini Ro­ m a C um huriyetinin sonunu p arç ala y an b u h ran la r v erir. DeVrimci M arius ve gerici Sylla a rd a rd a dönüp gelerek iki defa yeni b aştan işe g irişm ek suretiyle k arşılaşırla r. B aşka iki d ik ta tö r de daha *

67


M A U R IC E D U V ER G E R

so n ra ayni k avgayı canlan d ırırlar: ıSezar ve Pompe. M evcut k u v v et­ le r hem en hem en eşdeğerdedir. . H içbiri diğerine boyun eğm eyi y a d a gerçek bir uzlaşm ayı kabul etm ek istem ez. D ah a o zam an d an sadece şiddet, yönetm eyi m üm kün kılıyordu: onun sayesinde pleb, aristo k ra tlığ ın direnm esini kırabilm eyi ü m it ediyordu. O nunla aris_ to k rasi, plebin yükselişini belli bir süre durdurabilm eyi um uyordu. Ç atışm anın o lağanüstü yapm acıklığı da bu rad an d o ğm aktadır. M arius’un ilk d ik tatö rlü ğ ü nisbeten ılım lı (m utedil) oldu. Sylla’m n kargı . d ik tatö rlü ğ ü ise çok se rttir. M aruis’un ik tid a ra dönüşü yırtıcı oldu. R om a’yı alan ask erler beş g ü n boyunca k a tlia m y ap ­ m ak serbestliğine sahip oldular. K an la r içersinde y ü rü n ü y o r ve d ik tatö r h itabe k ü rsü sü üzerine senatö rlerin kesik b aşların ı dizdi­ riyordu. Ü ç yıl so n ra Sylla ik tid arı ele aldı ve onun beyaz teth işi kırm ızı te th işten de b eter oldu. M'etodlu b ir şekilde h azırlanm ış sü rg ü n listeleri üzerine, sistem li olaraik düzenlenmiş, y asasın a u y ­ d urulm uş ve p a ra k arşılığı yaptırılm ış korkunç b ir k a tlia m dal­ g ası bütün İta ly a ü stüne yıkıldı. P atric ile r (1) den bazıları, soğuk­ k anlılıkla aran m ış ve düşünülm üş işkencelerle bizzat in faz la rd a bu­ lu n m ak ta n g eri kalm adılar. Sylla’nm ölüm ünden sonra a risto k ra si, y e dayanan P om pe ile P leb’e d ayanan S ezar’m çatışm aları, Sylla ve M arius’u n ça tışm alarım daha az zulüm le yem lediler. K esin z a . ferden sonra S eza r «term idoryen» (2) b ir y a tıştırm a ve sa ğ lam laş­ tırm a d ik tatö rlü ğ ü denemesine girişti. K ısm en de bunu başardı. B ununla b irlikte a risto k ra tik bir su ik a st sonucu öldürüldü. B u k a d a r eksiksiz b ir diyalektik gelişim e daha ra s tla m a k için XX. yüzyıla k a d a r u zanm ak gerekir. 1789 F ran sız Devrim inde, ja_ koben diktatörlüğünü, B o n ap art’m, 1814 gerici tepkisinin şiddetim b iraz yum uşatan, y atıştırıcı d ik tatö rlü ğ ü ta k ip eder. 1848 de devrim ci d ik tatö rlü k olm adı am a birbirini izleyen iki gerici tira n lık doğdu. C avaignac ve III. N apolyon’un d ik ta tö rlü k , leri. ilk b a k ışta anorm al b ir durum . Ş ubat h are k eti jakobenei doktrinlerden ilham alabilecek devrim ci bir dik tatö rlü ğ ü n geliş şa rtla rın ı y ara tm ıştı. F ak at, b ir h a re k e t kadrosu ve b ir d o ktrin sağ lay an —devrim ci dik tatö rlü ğ ü n ilk teorisi— T ethişin v erd iğ i ö r­ nek, te rs yönde işledi. M u h afazak âr pro p ag an d a X IX u ncu y ü z. (1) Roma-’d a asiller sınıfı. (Ç. N.) (2) F r a n s a ’d a d ev rim ta k v im in in onbirinci ay ıy la ( t e r m id o r 20 t e m m u z ve 18 a ğ u s t o s ara s ıd ır) ilgili o la y l a r a verilen ad. (Ç. N.) 68


D İK TA TÖ R LÜ K Ü S T Ü N E

yılda y u rtta ş y ığınlarına ve bizzat C um huriyetçilere dehşet veren bir T ethiş efsanesi y a r a ta r a k büyük b ir s tra te jik b aşarı sağladı. B u efsanenin y ara tılm ası z a te n R obessepierre’nin ölüm ünden sonra başlam ıştır. K endilerini tem ize çık arm ak için term idoryenler, jakobenlerin aşırılık ların ı m übalağa ederek, b u n lara d ik k ati çektiler. M u h afaza, k â rla r, yığınların düşüncesinde C um huriyet ve T eth işin ayrılm am acasm a kenetlenm iş olm ası için bu tem ayı, durup dinlenm eksizin te k ra r te k ra r ele alırlar. B u propaganda, hürriy et, m uhalefete saygı, şiddetin reddi üzerine k u ru lu dem okratik do k trin lerin de m a n tığ ın a uygun düştüğü, çağın duyguculuğuyla da ayni yönde g ittiğ i içindir ki, o n ispette daha da b aşarılı olm uştur. 1848 ih ti­ lâlcileri, dik tatö rlü ğ e h e r tü rlü başvurm ayı önlem ek için özen gösterdiler. E li tem iz k alan bu ihtilâlin sonucu, H az iran ı izleyen günlerdeki beyaz tethişin, 1794 ü n kırm ızı tethişinden ik i y a d a üç d efa d ah a faz la k u rb a n a sebep olm ası teşk il etti. K om ünde bile bu R obessepierre korkusunun izleri bellidir. K om üncüler bütün halinde a n a rşist ve halim selim diler (son günlerin aşırılık ları o n lara yükletilem ez). R akipleri onlardan sadece d ah a da am ansızdı. B irbirlerine z ıt rejim ler zincirlenm esine XXX uncu yüzyıl sonun, da ve XX inci yüzyıl başında bazı L atin A m erika diktatö rlü k lerin d e ve A sy a ve A frik a ülkelerinin bugünkü bazı siyasî u y u şm azlık ların , d a ra stlan m a k ta d ır. A m a gerçek önem ini yalnız «faşizm _ kom ü­ nizm çatışm asın d a yeni b a şta n bulm aktadır. M a caristan ’d a 1. D ü n . y a savaşından sonra k u ru lan kom ünist b ir d ik tatö rlü k kendisinden so n ra gelen ve 1945 e k a d a r sü ren bir fa şis t d ik ta tö rlü k tarafından, ta k ip olunmuş, bu sonuncu rejim i de b u defa yeni bir-k o m ü n ist r e . jim izlem iştir. Ö teki O rta A v ru p a ülkelerinde 1919 _ 1920 ihtilâl safh ası m evcut değildir. F a k a t diğer ikisi ayni şekilde gelişm iş, lerdir. Çin’de Ç an K ay Ş ek’in gerici diktatö rlü ğ ü M ao T se.to u n g ’un kom ünist d ik tatö rlü ğ ü ta ra fın d a n izlenm iştir. O rta_doğu, L atin A m erik a A frik a ve A syanın ö teki az gelişm iş ülkelerinde ne faşizm ne de kom ünizm , f a k a t tira n lık la rm d ah a k ısa biçim leri söz k onu, sudur. Z ıt rejim ler m ünavebesi XX. yüzyılda, R om a C um huriyetinin sonunda olduğundan d ah a çok sınırlı k alm ak tad ır. Gerçi p ek çok ü l­ kede, b ir b aşk a d ik tatö rlü ğ ü n yerini a la n b ir d ik ta tö rlü k tipi g ö rül, m ektedir. F a k a t h a re k e t genel o la ra k o rad an ileri geçem em ektedir. P e k azı devir’e te k ra r b aşlam ak tad ır. Ö te yandan, silsilenin düzeni es. 69


M A UR ICE D U V ER G E R

k i çağda m üşahede olunandan oldukça farklıdır. O zam an, önce ih­ tilâ l başlıyor, tep k i (reaksiyon) sonradan geliyordu. K elim e de z a te n buradan doğm aktadır. B ugünse bunun te rsi d ah a sık b ir şe­ kilde görülm ektedir. P ek çok m illette kom ünizm , faşizm in yerine geçm iştir. P e k azında ise faşizm kom ünizm in yerini alm ıştır. .Ge­ rici d ik tatö rlü k g ittik ç e önleyici b ir şekil altında o rta y a ç ık m a k ta ­ dır. B ununla b irlikte yine de bu gözlem lerin kapsam ım (şüm ûlunu) m übalâğa etm em ek g erek tir. «F aşizm . komünizm» m ünavebesi •hakkında kesin sonuçlar form üle edebilm ek için, a ra d a n y eteri k a ­ d a r uzun b ir za m a n geçm em iştir. Belki de sadece devir’in ilk safh asındayız.' B elki de bunu b ir İkincisi ta k ip edecektir. G ericilik ve devrim diyalektiği yalnız uçlard a y er a la n tip ler a rasın d a akı.şm am aktadır, Çok kere b ir d iktatörlü ğ ü n yerini alan rejim , bizzat kendisi zorbalığa kaym aksızm ak si b ir yöne - b ir sol h üküm etinden so n ra gelm işse sağ a; b ir sağ hüküm etinden so n ra g el­ m işse sola _ yönelir. M ilâtdan sonraki V II..V I. yüzyıllarında o rtaç ağ ve rönesans sitelerinde, X IX uncu yüzyıl A v ru p a’sında bu böyle oldu. T arih te devrim ci tez ve gerici k a rşı _ tez arasın d ak i çelişm eyi çöze­ cek uzlaştırıcı sistem lere de ra stla n m a k ta d ır. Bazen bu birleşim (sentez) rejim leri («term idoryen» diye adlandırılacak olan) b ir dik­ ta tö rlü k biçim ine de bürünm ektedirler. A m a yine de h e r za m a n değil.. I I. — İ K İ D İ K T A T Ö R L Ü K T İ P İ N İ N K A R Ş İ L A Ş T f R M A L i TEORİSİ

D ik tatö rlü k lerin gerici teorisi, siyasi ik tid a ra ilişkin m u h a fa za­ k â r doktrinin özel bir uygulam asından ib are ttir. B u n la r , arasında, hiç bir çelişm e m evcut değildir. D ik ta tö rlü ğ e baş v u rm ası g ere k ­ tiğ i zam an, b ir m u h a fa za k âr fa z la ked er duym az; sistem in şiddeti sadece kendi n ezak et ve terbiye alışkanlıklarını sa rsm ak tad ır. Bu du­ ru m daki b ir m u h a fa z a k â r genel olarak, kadife eldivenin, spsyal düzenin sağlanm ası için g erekli olan dem ir eli örtm esini ve biçim le­ re de saygılı davranılm asm ı tercih eder: hepsi bu k ad ar. T ersine devrim ci d iktatörlük, solun doktrinlerine uygun bir toplum u, bizzat b u doktrinlere bile tam am en k a r ş ıt m etodlarla y a ra tm ıy a yönelir. D em okrasiyi k u rm a k için d ik tatö rlü ğ ü kullanm ak, izlenen hedef­ lerle m u tlak çelişm e halinde a ra ç la r k u llan m a k tır: D evrim ci d ik ta­ tö rlü k lerin teorilerinin gerici d ik tatö rlü k lerin teorilerinden d ah a h a . 70


D İK TA TÖ R LÜ K Ü ST Ü N E

zırhklı, d ah a ta m ve daha çok sayıda olm aları m uhtem elen böyle açıklanır. Böylece diğer d iktatörlüklerde m evcut olm ayan zo r bir doğ ru lam aya (m eşrulam a) ya yönelm ektedir. B ir m u h a fa z a k â r için «tarihin hareketi» ilerleyici değil, gerile­ yicidir: b ütün insansı şeylerin düğmeye olan tabii eğilim ini y an sıt­ m a k tad ır. N asıl ki h a sta lık la r ve m anevi b u h ran la r ferd in kişiliğini , eritm eye yönelm ektedirler, yapı buh ran ları ve m eşru lu k uzlaşm az­ lık ları da m edeniyetlerin tegkil ettiğ i bu ahenkli bütü n lerin h ara p olm alarına sebeb o lm aktadırlar. H e r insanın h a y a tı onu kötüye doğru iten, içgüdüleri, istekleri, tu tk u la rın a k a rşı g iriştiğ i sürekli b ir sa v aştır: an c ak güçlü, devam lı o la ra k uyanık b ir irad e onların ü stesinden gelebilm eyi sağlar. A yni şekilde, toplum lar fe rtle rin t a ­ bii vahşetlerine, bencilliklerine, k u su rların a k a rşı sü rek li bir kava­ ğ a üzerine d u rm ak tad ırla r; insan insanın bir kurdud u r, ve sadece k a tı m üesseseler onu sıkıca çerçeveleyerek, bu k ırılg a n mucizenin, bu ince cilâm n, bu h afif derinin yani sosyal düzenin sü rü p gitm esine im k ân sa ğ larla r. Bu m üesseseler ne k a d a r eski, alışılagelm iş, gele­ neksel olu rlarsa, o derecede sağlam ve o derecede d ah a az ta rtış ­ m a konusu olurlar. A ncak o za m a n nisbi b ir h ü rriy e t sağlanabilir. E ğ e r m addi y a da m anevi b ir b u h ran bu ku ru lu düzeni kem irir, topluluğu k a rg a şa y a k a rşı k o ru y an bu p arm a k lık sallanırsa, o za­ m an d ik ta tö rlü k zorunludur. Toplum p arçalandığınd a şiddet m eş­ ru lu ğ u n yerini tu ta n şey olur. R ousseau’nun «egemen» ve oybirlikçi dem okrasi üzerine te lâ k . «kilerile beslenm iş olarak, ilk devrim ci d ik tatö rlü k teorisi 1793 1794 K am u E senliği hüküm eti ta ra fın d a n F ra n s a ’da hazırlanm ıştı. D inlenm iş b ir kafayla, felsefi te fe k k ü rü n sakinliği içerisinde değil, h are k etin o rtasın d a olarak. Tedhiş teorisi, tedhişin uygulanm asın­ dan önce gelm edi; onunla aynı zam anda gelişti. B aşlan g ıçta tedhişe foaşvuruş, sadece, geçici b ir çare, fed eralist ayaklanm anın, istilânın, Vendée savaşının, enflasyonun sebeb olduğu, F ra n sa ’nın o a n a k a d a r tanıdığı en ciddi, en korkunç, k o n jo n k tü r b u h ran ın a k a r ­ şı çık m a vasıtasıdır. Y avaş y av a ş R obespierre ve özellikle S ain t _ Ju st, deyim yerindeyse «K onjonktürel» b ir tedhişden «Yapısal» bir ted h iş fik rin e geçerler. B üyük köylü yığınının (nüfusun yüzde sek­ seni) g eri kalm ış olduğu, aristo k ra sin in köklü b ir hak im iy eti m u­ h afa za ettiğ i 1794 F ra n s a ’sında cum huriyetin yaşam ıyacağını göz önünde tu tm a k ta d ırla r. A ncak, süresiz uzatılm ış b ir d ik ta tö rlü k tü r M, «fazilet» i hü k ü m sürdürerek, y ani v a ta n a hizm et aşkını geliş­ 71


M A UR ICE D U V ER G E R

tire re k cum huriyetin şa rtlarım y ara tab ilir. B u hiçbir zam an b ir d o k trin topluluğu şekli altında form üllendirilm iyecektir; am a söy­ levler, yazılar, h a re k e tle r ara sın d a düşüncenin genel çizgisi olduk­ ç a açık (vâzıh) k alm ak tad ır. M arksçı teoriler, jakobenci doktrinlere, k ay n a k la rın d a hiç de sa ­ hibi olm adıkları İktisadî boyutları v ererek bunları g eliştirir. L e­ n to için p ro le ta ry a diktatörlüğü, ik tid arın işçi sınıfı ta ra fın d a n ele geçirilm esiyle b ütün o la ra k kom ünist b ir toplum un gelişi ara sın d a b ir safhadır. B unun inşası yolunda dem okratik m e to alarm derhal uygulanm ası, aşılm ası çok güç bulunan, pek çok sayıda ve fazla dirençli (m ukavim ) engellerle k a rşıla şm a k ta ve bu sebeble de y eter­ siz k a lm ak tad ır: devrim ta ra fın d a n kovulan ü retim a ra ç la rın ın eski sahiplerinin direnişleri; eski rejim ta ra fın d a n eğitilm iş h a lk yığın­ ların d a b u rju v a esprisinin sürüp g itm esi; son safh asın d a M althus’cu hale gelm iş b ir kapitalizm in g etirdiği d a ra lta n la rd a n (tak y id ) sonra ik tisad i büyüm enin m addi zorlu k ları; k a p ita list k alm ış m illetlerin dış baskı ve te h d itleri vs. B u yüzden de böyle engelleri k ırm ay a te k yeterli, çok en e rjik bir rejim gerekliliği doğar. P ro le ta ry a d ik . tatördüğünde, o za m a n a k a d a r işçi sınıfın söm ürülm e a leti b u rju v a devletinin cihazı bu defa onu ele geçirenler ta ra fın d a n eski sö m ü rü , cü sın ıflara k a rşı çevrilm iştir. B ütünsel b ir plânlam acılığın ve te k b ir partinin, b aşlıca h a re k e t a ra ç la rı haline getirilm eleri suretiyle bu cihaz devrim ci ödevine uygun o la ra k tem elden d o ru ğ a k a d a r a ltü s t edilm iştir. D ik ta tö rlü k le rin üçüncü b ir teorisi, hazırlan m a safh asın d ad ır: bu teori az gelişm iş ülkelere ilişkin bulunuyor. T ü rk iy e’de M u stafa K e­ m al b atılı tip te m üstakbel b ir siyasi dem okrasinin şa rtla rın ı h az ırla , m a k için, te k p a rtin in Leninci usullerini kullanm ıştır. O, bunu am p irik o la ra k y aptı; denem esinin ideolojisi an c a k sonrad an h azırlan m ıştır. N üfusun büyük çoğunluğunun cahil g e ri kalm ış, o k u m az.yazm az olduğu feodal ve tarım cı bir ülkede çok p a rtili ve serb est seçim li b atılı b ir sistem in hiç bir anlam ı y oktur. B u yapm acık d ek o r a r k a , sm da büyük m ülk sahipleri ve geleneksel şefler seçim iplerini çe­ k ecek ve eski y a p ıla r sürüp gidecekti. D em okrasiyi k u rm azd an ön­ ce bunun şa rtla rım y a ra tm a k gerekirdi: devrim ci K em alist d ik ta , tö rlü ğ ü n am acı işte budur. T ek p a rti, h alk yığınlarının siyasî e ğ iti, m ini sağlam aya, za te n teşekkül etm iş seçkinlerin feodallerin h izm e­ tine k atılm ala rın ı önleyerek o nları k ucaklam ay a, ülkeyi b atılı de­ m o k ra tik usullere alıştırm ay a y a ra r. Şüphesiz, rek a b etin m evcut 72


D İK T A T Ö R L Ü K Ü ST Ü N E

olm adığı bir o rta m d a yapılan seçim ler p ik faz la b ir şey ifade e t­ m em ektedir; a m a y u rtta şla rı oy verm eye ve ay rıc a m illetin m ese­ lelerini göz önünde tu ta r a k oy verm eye ısındırm aktad ır. A z g eliş, mig ülkelerde çoğulcu seçim ler, seçm en iradesini tekilci seçim lerden d ah a çok sa p tıra n bir düzenbazlık ve ahlâksızlık h av ası içerisinde cereyan etm ektedir. K em alist devrim ci d ik tatö rlü k teorisi, m eselenin özellikle siyasi cephesini göz önünde tu tm a k ta d ır: te k p arti, esas o la ra k siyasî de­ m o krasinin gelişim h az ırla m ak am acına sahiptir. B u an lam d a ja c o . ben’cilikle olan bağıntısı, Leninci teorininkinden daha sıkıdır. ¡Bu özel­ lik esas o la ra k M u stafa K em al’in geliş devriyle açıklanır: 1939 a k a ­ d ar yalnız kom ünistler ik tisad i m eseleleri siyasi m eselelerle sıkı sık ı. > y a bağlı görm ekteydiler. İkinci dünya savaşından b eri bu b ağ a rtık kim se ta ra fın d a n ta rtışılm am ak ta d ır. B ugün az gelişm iş ülkelerde dem okrasinin gelişinin, siyasi eğitim den daha çok ik tisad i büyüm e­ ye bağlı olduğu kabul edilm ektedir. Y ığınların y a şa m a seviyeleri çok düşük kaldıkça k ü ltü rlerin i ve m eseleleri an lam a seviyelerini yükseltm ek m üm kün değildir. Açlık, çıplaklık, soğuk, sefalet, ne genel ne de siyasi b ir eğitim in (zaten İkincisi birincisinden a y rı dü­ şünülem ez) ilerletilm esine im k ân verm ez. F a k a t az gelişm iş ülkelerin İktisadî büyüm esi tem el b ir çelişme ile k arşı karşıy ad ır. Ü retim i a rtırm a k için y atırım la rı kesif b ir şe­ kilde ço ğ altm ak g erekir. İy i am a, m illi g elir henüz h alk ın tem el ih tiy açlarını bile giderm eye y eterli değilken bu nasıl y ap ılsın ? D ış yard ım ne k a d a r kuvvetli olursa olsun bu n a yetm ez. Ş u halde m o­ d em b ir sınaî a lt yapının k u ru lm ası devresinde eldeki m a lla rd a n b ir kısm ım y a tırım a ay ırm ak için tüketim den k ald ırm ak g erek ir. Yani, z a te n çok düşük olan genel y a şa m a seviyesini daha d a indirm ek g e­ rekir. A ncak b ir d ik tatö rlü k bu k a d a r büyük fed a k ârlık la rı kabul ettirebilir. Az gelişm iş to p lam ları sanayi to p lu m lan n d an ay ıran « ara safha» y a tekabül eden yeni b ir devrim ci d ik tatö rlü k n azariyesinin tem elleri bunlardır. B u te o ri kısm en Lenin’in doktrinleriyle birleşm ektedir: Ü retim ara çla rın ın sosyalizasyonu b ir ik tisad i bü­ yüm e aracı olabilm ektedir. A m a bu teori d ah a geneldir. K om ünist usul ne hızlı kalkınm anın ne de sosyalizasyonun b iricik m etodu değildir. S osyalist y a da «karm a» nitelik te d ah a y u m u şak usuller de düşünülm ektedir. B u n lar uyg u lan m ay a da başlıyor a m a n a z a ri. yeleri henüz h azırlanm ış değildir.

73


M A U R IC E D U V ER G E R

III — İKİ D İK T A T Ö R L Ü K T İ P İ N İ N

K A R Ş IL A Ş T IR M A L I

PR A TİK LER İ

N az ari tem eller ve izledikleri am aç lar yönünden birbirlerine zıt olan devrim ci d ik tatö rlü k le r ile gerici d iktatörlü k ler, uygulam ada da fa rk lı m ıd ırla r? B u soruya cevap kolay değildir. Z ira iki tipin de aynı ülkede çok yakın a ra lık la rla birbirlerinin p eşisıra gelişi en­ derdir, oysa diğer d u rum larda işa re t olunan fa rk lılık la r belki de ülkelerin y a da devirlerin çeşitliliği yüzündendir. Ö teyandan siyasi b ağ ın tılar da a priori ta ra fla rd a n birine eğilm eye teşv ik etm ektedir. Sağda, bu ik i d ik tatö rlü k tipinin benzerliklerine işa re t olunm akta, solda ise en çok fa rk lılık la r üzerinde durulm ak tad ır. Sol, d ik ta tö r, lükleri h ak k ın d a p ek iyi bir in an ç1sahibi değildir. Şu halde, onlarırj ötekilerden d ah a az korkunç, d ah a a z şiddetli, d ah a a z zalim ol­ duklarını gösterm iye çabalıyacaktır. Ö te y and an nazizm in cürüm ­ lerinin genişliği, ona yapılacak h e r y ak laştırm an ın kötüleyici b ir a n . lam taşım asın ı da sonuçlandırm aktadır. D evrim ci d ik tatö rlü k leri ona benzetm ek, bunların kredisini sıfıra indirm ektir; solu, N ü ren . b erg san ık ları sırasın d a sağ la y an y a n a o tu rtm a k tır. B enzerlikler ta rtışm a götürm ez. . A m a çok k ere b u n la r gerçek o lm ak ta n ziyade şeklî k alm ak tad ırla r. M odern d ik tatö rlü k le r ta r a ­ fından kullanılan te k p a rti örneği tip ik tir. A yni ad a ltın d a çeşitli rejim lerde bu m üessese çok fark lıd ır. F aşizm lerde esas o la ra k siy a­ si polisi k atm erliy en ve etkilem e gücünü de genişleten b ir m ilis söz konusudur. B ü tü n y u rtta ş la r üzerinde ic ra ettiğ i gözcülük, saldığı dehşet, çek tird iğ i eziyetler b aşlıca etkilem e ara çla rın ı te şk il etm ek­ tedir. P ro p o g an d a ve doktrin a şıla m a sadece ta li ça b alard ır: zaten, A lm anya’da bu işler p artiy e değil fa k a t, Goebbels ta ra fın d a n yöne­ tilen b ak an lığ a bağlıydı. îç yapı da, bu a sk eri ve polisci özü y an sıt­ m a k tad ır. B u yapı g ittik çe d ah a büyük birim ler m ey d an a g etiren ve b ir p iram id halinde to p lan an çok k ü çü k tem el k ü m eler üzerine kuruludur. M angalar, tak ım lar, bölükler, ta b u rlar, a la y la r vs. O r­ dudan k o pya edilmiş olan bu örgüt, h e r tü rlü sokak m ücadelelerinde ve polisin çevirm e h areketlerinde su ü stüne çık m ak tad ır. P a rtiz a n ­ lar, uy g u n adım yürüyüş,, selâm , ünifo rm a ta şım a vs. dahil, gerçek b ir a sk eri a lıştırm a y a ta b i tu tu lm u şla rd ır. İk tid a rın ele alınm asın­ dan so n ra a s k e r toplam a işi genellikle durd u ru lu r ve p a rti sadece gençlik k an a lıy la toplan an b ir «kapalı sınıf» olm aya yönelir. 74


DİK TA TÖ R LÜ K Ü ST Ü N E

D evrim ci p a rtile r için, siyasi eğitim in rolü, seçkinlerin, öncüle, rin, «sivri uçlar» m eğitim i gibi önem lidir. B azı içiçe g irm eler m ey­ dana gelse de, ne b ir m ilis ve ne de b ir yardım cı polis görevine s a ­ h iptir. Y apıları, fa şis t partilerin k in d en çok u zaklaşm ıştır. E n fo r­ m asyon, siyasi eğitim , d o ktrin aşılam a, ve propaganda, h a tta kendi kendini te n k it top lan tıları başlıca faaliyetleridir. B ü y ü k bir üye sayısını b ir a ra y a getirm eye ve k ap ıları yeni üyelere azam î derece­ de açık tu tm a y a çalışırlar. B u n lar fa şis t ik tid a r p artilerin in ald ık ­ la rı k ast, «sınıf» k are k terin e hiç sahip değillerdir. B ununla b irlik , te p a rtin in canlandırıcılık ve öncülük rolünü oynıyabilm esi için, üye olm a işi k o ntrol edilir; p artiy e sadece inanm ışlar, k atık sızlar,' sâd ık ­ la r girm elidir. B unu sa ğ lam ak için de ilkel h ristiy an kilisesinin v a f­ tize h az ırla m a dersine benziyen b ir sta j devresi m ev cu ttu r. Z aten fa rk la r, çeşitli devrim ci te şk ilâ t tipleri ara sın d a oldukça büyük­ tü k K om ünist p a rtile r içerisinde bile aynilik m u tlak değildir; Çin ve V ietnam p artileri en büyük orjinalliğe sahip görünm ektedirler. B ununla berab er h erşey ekim ihtilâlinden önce «ne yapm alı» baş­ lıklı broşürde Lenin ta ra fın d a n ta y in olunan ve sovyet m ilitanlarının uygulam asıyle m ükem m elleştirilen şem a tüzerine k u ru lu bulunm ak­ tad ır. B irbirlerine dikey bir bağlılık sistem i ile sıkıca kenetlenm iş teşebbüs hücreleri üzerine kurulu, tam am en sosyalizm in inşasına kendilerini adam ış bu «profesyonel ihtilâlciler» kad ro su y la can lan , dirilm iş bulunan ve ü st organizm aların k a ra rla rın ın kesinlikle y e ri, ne getirilm esiyle birlikte, zirveyle ta b an ın tem asım da sağlıyan «dem okratik m erkeziyetçilik» prensibiyle yönetilen bu yeni tip p a r­ tiler o lağanüstü derecede etkili a ra ç la r teşkil ederler. T ek p a rti sistem i ve p a rtin in devlet içerisinde rolü an c ak ihtilâlden sonra denem elerin sonuçları alındıkça gitgide a rta n bir şekilde belirlen­ m iştir; teori ve u ygulam a (ta tb ik a t) paralel b ir şekilde gelişm iştir. «K em alist» tip ten te k p a rtile r çok d ah a belirsiz b ir yapıya sa ­ h iptir. M em leketin dem o k ratik eğitim i ancak, geçiş . (in tik a l)) dev­ rin in siyasi yekpareliği çok ileri vard ırılm azsa m ü m k ü n olur. Şu halde p arti, b ü tü n üyelerine kabul ettirilm iye çalışılan b ir doktrine sahip olm adan oldukça yum uşak bir şekilde teşkilatlandırılm alıdır. G elecekteki birçok p a rtin in çekirdeği olan çeşitli «eğilim ler» onun içerisinde oluşurlar. Ve m illet dem okrasi rejim inde y aşam a y a henüz h az ır olm adıkça da, o rad a k ap alı k alırlar. Böylelikle d em okratik ta rtışm a , h alk buna g erçekten k atılm ıy a yetenekli (kabiliyetli) hale 75


M A U R IC E D U V ER G E R

geldikçe gelişebilir. B u evrim şem ası T ü rkiy e’de uy g u lan m ıştır: sa v aş arefesinde oldukça n et bulunan iç «eğilimler» so n rad an b ir çok p a rti halinde bölünm üşlerdir. 1950 seçim lerinde m u h alefetin z a ­ feriyle T ü rk d ik tatö rlü ğ ü batılı b ir dem okrasiye dönüşm üştür. İ k ­ tid a ra geldiklerinde, ne yazık ki, m u z affe r p a rti b ir g eriy e dönüşte b ulunm aya ve kendi y a ra rın a b ir birliği yeni b a ş ta n k u rm a y a ça­ lışm ıştır. B u d u rum da 1960 hü k ü m et darbesine sebeb olm uştur. Gerici olsun, devrim ci olsun b ü tü n d ik tatö rlü k le r otuz yıldan beri te k p a r ti tekniğini uygulam ayı denem işlerdir. B u n d a çok eşit­ siz b ir şekilde b aşarılı oldular. P o rte k iz’de Milli b irlik hiç b ir zam an büyük b ir h ay a tiy e t sahibi olm adı. D evlet içerisinde hiçbir zam an k ay d a değer bir rol oynam adı. İsp an y a’da P h ala n g e’m f a a ­ liyetleri sivil sa v a şta n sonra azam î derecede kısılm ıştı. M ihver k u v . v etlerinin bozgunundan önce rolü oldukça önem li oldu, so n ra Fran_ co’n un H itler ve M usolini’yi uzun za m a n ta k lit etm iş olduğunu u n u t­ tu rm a k için bu rol son bulm aya yöneldi. M ısır’d a alb ay N âsır, 1956 A nayasası ta ra fıd a n öngörülen te k p a rtiy i işletm ek yolunda pek çok güçlüğe uğradı. G elişm e seviyesi b u konuda m u tlak b ir rol o y n ar görünm em ektedir. S av aş öncesi A vru p a’sında «tek p arti» 1er, en çok gelişm iş ülkelerde daha da iyi b ir şekilde işlediler (A lm anya, İta ly a ). B irtak ım siyah A frik a C um huriyetleri ise bugün Vaktiyle M ustafa K em al T ü rk iy e’sinde uygulanm ış ve şim di de T u n u s’t a m ev­ c u t olan oldukça sa ğ lam b ir te k p a r ti sistem ine y ak ın görünm ektedir. Psikolojik savaş doktrinleri, partisiz, orduya dayalı yeni bir d ik tatö rlü k tipini belirlem ek (tay in etm ek) yolundadırlar. B u sa­ v a ş ta düşm an, sa f ask erî nitelik ta şıy a n b irta k ım işlem ler dışında, b ir sözde.barış çerçevesi içersinde esas o la ra k içten -y ık m a yoluyla h a re k e t etm ektedir. Bu durum da yapılm ası g erek en şey, ona derhal k a rşılık verm ek ve hiçb ir şeye y a ra m a y a c a k b ir hale gelm ekte olan klasik ya da n ükleer bir savaşın boşanm asını beklem eksizin k arşi-y ık m a h are k etlerin i h az ırla m ak tır. S istem in m antığı, m illetin siyasî bir d o ktrin sahibi kılınm ası işinin, böylece, te k p a rtin in görevini yerine g etiren ordu ta ra fın d a n y apılm ası ge­ rektiğidir. B u d o k trin ilgi çekicidir. Z ira bugünün F ra n s a ’sındaki preto ry en d ik tatö rlü ğ ü ta sa rıla rın a tem el sağ lam ay a y ara m ak tad ır. Kelime oyunları üzerine kuruludur. A sk eri o rg an izm a olan o rd u ­ nun siyasî o rg an izm ay a dönüşm esi için, prop ag an d ay ı «psikolojik silah» ve bu b a rış o rtam ındaki sistem ler rekabetini de «içten.yıkm a savaşı» o la ra k adlandırm ak yeter. Z aten uzun sü red en b eri de 76


D İK T A T Ö R L Ü K Ü ST Ü N E

p ek âlâ bilinm ektedir ki, bu sonuncusu, sa v asın b aşk a usullerle s ü . rü p gitm esinden b aşk a b ir şey değildir. B u teorinin za te n b aşk a hiçbir yerde uygulanmanmış olduğuna da işa re t etm ek g erek ir. İçten yıkıcı sa v aş tem ası, M ao T se.to u n g ’a hak ik i ask erî h arek etlerle dolu gerçek b ir sa v aş niteliğindeki sivil sav aş sırasın d a y a ra tm ıştır. Sa­ vaşın sona erm esinden bu y an a ise, Çin d ik tatörlüğü n e b ir siyaset aracı o la ra k hizm et gören topluluk, ordudan çok p a r ti olm uştur. D ünyanın en m edenî kısm ında o rta y a çıkıveren nazizm in k o r­ kunç şiddeti bir b aşk a mesele daha d oğurm aktadır. Gerici U ranlık­ la r devrim ci d iktatörlüklerden d ah a sert, daha zalim , d ah a am an , sız değiller m id ir? — B u soruya verilebilecek kesin b ir cevap m ev­ cu t bu lunm am aktadır. H er iki tip rejim in ayni devirde ayni k a te r gori m em leketlere u y g u lanışları sırasında k a rşıla ştırm a la rı y ap ıl, m ak gerekirdi. Sylla, M arius’tari daha m üthişm iş gibi gö rü n m ek ­ tedir. A m a M arius da p ek y u m uşak değildir. S ta lin k am p ların d a H itlerci k am p ların özelliği olan ızdırap ve iğrençliğin o İlmî te şk i­ lâtlan m ası y o k tu am a, o ra d a da soğuğa, açlığa, g ard iy a n la rın k a ­ b alığına katlan d ırd ı. E sk i N.K.V.D. ve eski T ch ek a’nın yerini tu . ta n M.V.D. nin ünü ise hiç de, G estaponunkindan d ah a iyi değildir. B irk aç yıl önce kendi y a tağ ın d a ra h a tç a ölen A nte P av elitch ’in yine g erici nitelikteki d ik tatö rlü ğ ü b ir yana, hiç şüphe y o k tu r ki, H itlerci d ik tatö rlü k ta rih in o a n a k a d a r k ay d e ttiğ i d ik tatö rlü k le r içersinde en şiddetli ve en zalim olanıdır. Bundan, devrim ci d ik tatö rlü k lerin d ah a y u m uşak k a ra k te rli oldukları sonucu çıkarılabilir. B u tezi iki delil destekleyebilir. Birincisi, devrim ci rejim leri s a r­ sa n ve d ah a önce işa re t ettiğim iz, tiran cı usullerle dem o k ratik d o k trin ara sın d ak i ideolojik çelişm edir. Şüphesiz, izah ettiğim iz teorilerle bunun da h ak k ın d an gelinebilir. H er şeye rağm en, de. m o k rasi adm a d ik ta tö r çok faz la kınanm az; çoğu d efa değişik fi­ kirlerle b ir o y an a bir bu y an a çekilm iştir. Tabîi o la ra k da, şiddeti asg ari bir seviyede sın ırlam ak eğilim indedir. Y önetenlerin kuvveti­ ni bizzat m edeniyetlerin de tem eli o la ra k gören gerici d ik ta tö r ise ay n i tedirginliği duym az. E ğ e r Joseph de M aistre ile birlikte, cel_ lâtm , toplum un desteklerinden biri olduğuna in anılacak olursa, buna b aşv u rm a k ta n da d ah a az iğrenilir. B ununla b irlikte bu m u h ak em e, y i hiç de m üb alâğ a etm em ek gerek ir. D ik ta tö rlü k b ir sistem dir. K uvvete b aşvurunca inşam b ir dişli ç a rk a sokar; b ir k ere de bu m ekan izm aya tutuldula,r mı, iç ted irginlikleri o n la ra h afif gelir. İk inci delil birincisinden d ah a da dayanıklı değildir. B ir oli. 77


i

I

M A U R IC E D U V ER G E R

g arsin in im tiyazlarını sürdürm eyi hedef bilen gerici d ik tatö rlü k le r h a lk a d ay an an devrim ci d ik tatö rlü k le rin önüne dikilen doğal diren­ m elerden gok daha fazlasıyla k a rşı k arşıy a d ırla r. Y u rtta şla rın ço­ ğunluğu üzerinde hakim iyetini sağ lam lam ak için, azın lık tak i b ir sınıfın, azınlığın direnm esini dindirm ek isteyen çoğ u n lu k tak i bir sın ıftan d ah a fa z la şiddete ihtiyacı v ard ır. Teoride bu tu tarlıd ır. P ra tik te ise d ah a çeşitli d u ru m lar söz konusudur. E ğ e r d ik tatörlük, yığınların henüz eğitim siz, şu u rların ın zayıf, te şk ilâ tla rın ın fen a olduğu, geleneklere de oldukça bağlı bulundukları s ıra d a bir m ü . dahelede bulunursa, bir geri.tep m en in (reaksiyon) o rta y a çıkm ası, bir devrim in o rta y a çıkm asından d ah a kolaydır. Bu sonuncusu g e r­ çekleşebilm ek için daha da çok zorlam ad a bulunm ak ih tiy acm d a. dır. Ö teyandan ezilen sınıflar çok defa bölünm üş durum dadır. Özel­ likle köylüler X IX uncu yüzyılda aristo k rasiy e sadık b irer piyade olm uşlardır. B ugün de burjuvazilerin piyadesi haline gelm eye yö­ nelm ektedir. B u bölünm eyle, im tiyazlılar, ik tid arı m u h a fa za etm ek için gerekli olan şiddet dozunu az altm a y a im k ân v ere n geniş bir h alk desteği sağlayabilm ektedirler. B u h u su sta m üm kün görünen te k sonuç, te k n ik d ik tatö rlü k le­ rin norm al o la ra k sosyolojik d iktatörlüklerden d ah a s e rt o lm aları, dır. B u n lar kendilerine m aru z bulunan top lu m lara yabancı, h a l­ kının hiçbir önem li kesim ine dayanm ayan, bunların tem el ih tiy aç­ ların d an hiçbirini karşılam ayan, esas uyuşm azlıklarından hiçbirim ifade etm eyen, b ir b aşk a gezegenden gelm iş ca n av a r gibi bu top­ lum un üzerine çöreklenm iş olarak, sadece kuvvete d a y a n a ra k yö­ netebilirler. Z ira ik tid arla rın ı k u ra n te k şey bu k u v v ettir. D ik ta ­ tö rle rin ne çeşit b ir niyet sahibi oldukları hususu fa z la b ir önem taşım az. O laylara asıl yön verecek olan fak tö r, içinde bulunulan şa rtlard ır. B ununla birlikte, eğ er A m erikalı boss’la r (şefler), ya da Rom alı p reto ry en ler gibi sadece m addî y a ra rla r a ra rla rs a , bun­ la rla h alk arasında, kendilerinin m illî g elir üzerindeki peşin p ay la­ rını halkın hoş görm esine yol açabilecek belli b ir sözleşm e k u ru la ­ bilir. A ncak bunun da olabilm esi için halk ın kendi haline bırakılm a^ sı gerekir. Yoksa', on lara b ir d o k trin kabul ettirilm ek istenirse, bu sözleşm enin kurulabilm esi m üm kün değildir. T ab iatıy la b ü tü n ideolojik rejim lerin m üsam aha duygusu k ıttır. Ama, hoşgörürsüzlük elbette, ik tid ard ak i küçük küm enin ideolojisinin y u rtta ş la rın b ü tü ­ nünün düşüncesine k a rş ıt olduğu te k n ik d ik tatö rlü k te en yüksek derecesine v arır. 78


D İK TA TÖ R LÜ K ü s t ü n e

H er hal ve k â rd a bulanık k alan ve Şiddet derecesiyle ilgili bu fa rk la rd a n d ah a n et olm ak üzere, hü k ü m et etm e m etodlarm a, dik­ ta tö rlü k stratejisin e ilişkin başjka b irtak ım fa r k la r da m evcuttur. Z o rlam a yetm ez: hem en hem en daim a ikna yoluna g itm ek gerekir. Gerici d ik tatö rlü k le r ve devrim ci d ik tatö rlü k le r bu h u su sta ayni usulleri kullanam azlar. D evrim ci olanlar, sistem in sertliğini ve içinde bulunulan devrim fed a k ârlık la rım m eşru g ö sterm ek için daha b asit b ir çaba h a rc a rla r: dikkatleri, gelecek üzerine çekerler. Gele­ cek (istikbal) efsanesi başlıca h a re k e t ve etkilem e a ra çla rıd ır: b u . günün acıları, «m utlu yarınlar» hayaliyle karşılan m ıştır. B u usulün etkinliği yeni b ir toplum k u rm ak isteyen rejim in özüne ta sta m am uy g u n düşm esi vakıasından gelm ektedir. K endisine yönelinen dün_f ya, halâ, bir bilinm eyen o la ra k k a lm ak tad ır: bu dünya iç açıcı re n k , lerle süslenebilir. l Tersine, gerici d ik tatö rlü k le r m evcut y a p ıla n sü rd ü rm ek y a da geçm işteki y ap ılara dönm ek hedefini güderler. A m a b u n lar ta ­ nınırlar, ve ezdikleri kim seler de bu h areketsizlik y a d a geriye dönüş fik rin e zorlukla şevk d uyarlar. Şüphesiz bazen, y eteri k a . d a r u zak bir altın ça ğ tem ası zihinlerde u yandırılm ay a çalışılır. Gaye, böylelikle hiçbir canlı h a tıra n ın b u tem anın p arıltısın ı g id e r, m em esini sa ğ lam ak tır. R estorasyon’da, IV. H enri efsanesi bu usu­ lün iyi b ir örneğidir. İlerlem eye inanıldığı, eski za m a n lar h ak k ın , vd a d ah a çok k a ra m sa r bir h ay a lin çizildiği devrim izde ise, bu usul a r tık hiçbir etkinliğe sahip değildir. G erici d ik tatö rlü k le r de genellikle b aşk a m etodlara b aşv u rm ak tad ır. B azıları yıllanm ış b ir usulden, dine çağrıda b u lunm aktan m edet u m ar: h alk yığınlarının, «birincilerin sonuncular olacağı» bir b aşk a h a y a ta in an m aları öl­ çüsünde, m evcut d u ru m lara tah am m ü l etm eleri daha kolaydır. Bu, gelecek efsanesi yolu, an cak kiliselerin düşünceler üzerinde derin b ir hak im iyeti m uh afaza ettik leri ülkelerde kullanılabilir. G erici d ik tatö rlü k lerin norm al stra te jisi m illiyetçiliği göklere çık arm ak hedefini güder. B u ilkin gerçekçi delillerle yapılır: denilir ki, dış tehditlere k arşı koym ak için güçlü b ir h ü k ü m e t gereklidir, îş te o zam an da, bir düşm an ta y in etm ek z a ru re ti o rta y a çıkar. Ge­ rek irse bu düşm an ic at dahi edilebilir; saldırganlıkla suçlandırılır; h o şn u tsuzluklar onun üzerine küm elendirilir. Bu keşm ekeş b ir sa ­ v aşa d a götürebilir. B u a ra d a efsanevî b ir m illiyetçilik geliştirilir: ta n rıla ştırıla n m illet, içersinde b ü tü n fe rtle rin emildiği, dışarsm da ise b u nların hiçbir m evcudiyetlerinin bulunm adığı b ir ü stü n _ v a r. 79


/ M A U R IC E DUVERGEÎR

lık haline gelir. F ed ak â rlık la r, zulüm ler, ve şid d et b u Moloch _ m illet (1) yard ım ıy la m eşrû g österilir. Topluluğun, h e r f e r tte y an ­ sıyan o rta k la ş a büyüklüğü, d ah a iyi cezbetm esi için p a rla tılm a k suretiyle, rejim in y u rtta ş yığını için adaletsiz b ir sosyal düzeni sü r­ dürdüğü u n u ttu ru lu r. P a rıltısı h e r y u rtta şın k a ra k te rin i değiştiren, ona köleliği ve zulm ü u n u ttu ra n b ir «bin yıllık im p arato rlu k » , b ir «faşist im p arato rlu k » h ay ali y a ra tılır. D evrim ci d ik tatö rlü ğ ü n gay eleri tasvip edilebüir, çü n k ü o, top­ lum un şeklini gerçekden değiştirm eği, onu d ah a iyi v e d ah a adil b ir hale g etirm eğ i hedef tu tm a k ta d ır. B u n a k arşılık , g erici d ik ta­ törlü ğ ü n gay eleri tasvip olunam az, çünkü halk ın bü y ü k b ir kısm ının k a rşı koyduğu adaletsiz b ir sosyal düzeni sürdürm eğe yönelm ektedir. Öyleyse o, b ir değiştirm e h arek etin e girişm elidir: yapm acık b ir evren h ay ali ark a sın d a gerçeğ i u n u ttu rm a h d ır. N e v ar ki, bu inşa, m ahiyeti icabı daim a dayanıksız o lm ak ta, ve zam an da onu aşındırm aktadır. D olayısıyla devrim ci d ik tatörlüğün, sosyal değişim gerçekleştikçe, yeni b ir dünya k u ru ld u k ça d ah a çok zayıflam ası g erek irk en burada, g ittik ç e d ah a s e rt b ir rejim e doğru b ir eğilim doğar. Yine ayni şekilde oyalam a gösterilerine, y an i toplum un yapısıyla hiçbir bağıntısı bulunm ayan b irta k ım y an b aşarıla rın peşine düşülm ek (dış_fetihleK, sav aşla r) şeklinde b ir eğilim b aşgösterir.

(1) Moloch, b u ra d a b ir k u r b a n y a d a b ir a d a k an la m ın a d ır. (Ç. N.)

80


ÎKÎNCt FASIL

Diktatörlükler ve gelişme seviyeleri

Y IL I F ra n sız pretoryenleri, d o k tri. nal ilham larım iki yönde a ra rla r. B i­ rinciler, bütüncü (in teg riste) h ristiy an çevrelerinden etkilenm iş olarak, «m illî.katolikcilik» e yönelirler: F ra n say ı S acré-C oeur (1) adına k u rta rm a n ın ve atom yüzyılında o rtaç ağ ı ihya etm enin h ayalini ku_ ra rla r; b u n lar 1815 in a ş ın h arek etlerin e tu h a f bir şekilde y akınlık d u y m ak ta ve F ra n k o cu tip te gerici bir d ik tatö rlü k h az ırla m ak tad ır­ lar. Ö tekiler ise, M adrid’den çok B elgrad’da, siyasî b ir model a r a r ­ la r: «m illî.kom ünizm » kelim esi o nları k o rk u tm a m ak ta, te rsin e bunu (1) P a r i s 't e bir b ü y ü k kilisenin adı. D ik tatö rlü k Üstüne f1’: S

(Ç. N.)

81


M A U R IC E D U V E R G E R

b ir m eydan o k um a nüansıyla, gönüllü o la ra k k u llan m a k tad ırlar; devrim ci b ir d ik ta tö rlü k k u rm a y a k ara rlıd ırlar. Öyle g ö rü n ü y o r ki, ikinci g ru p birincisinden d ah a k a la b a lık tır ve _ h e r n e k a d a r b ir h ü ­ k ü m e t darbesi a n ın d a o rta y a çık ac ak çeşitli hesap ay a rlam ala rın ın önceden görülm esi z o rsa d a _ b ir h ü k ü m e t darbesi sonunda birinciye baskm çıkm a şan sın a d ah a fa z la sahiptir. H er ne o lu rsa olsun bu m esele önem li değildir. XX n ci yüzyılın ikinci yarısın d a F ra n sa 'n ın d u ru m u devrim ci tip te b ir p reto ry en d ik tatö rlü ğ ü k u ru lm asın a kesin o la ra k elverişsizdir. Z aten genel olarak, p reto ry en rejim lerin bizzat kendi m ahiyetleri o n la ra gerici b ir an lam verm ek ted ir. A m a bunun te rsi olan d u ru m ları düşünm ek de m u tla k o la ra k im kânsız değildir. Ş urası m u h a k k a k tır ki, ne o lu rsa olsun F ra n s a bugün bu tü rlü b ir durum da b u lunm am aktadır. B azı genç su b ay ların diledikleri ih tilâ l belki de verim li olurdu: am a, bizzat onlar dahi bunu ta m am ın a erdirenıiyeceklerdir. E ğ e r dev. leti ele geçirirlerse, ça b aların a rağm en, d ik tatö rlü k le ri gerici b ir yön ala c a k tır: y ık m ak istediklerini kuvvetlendirecekler, k u vvetlen, dirm ek istediklerini de yıkacaklardır, irad e le ri, enerjileri, seb atları fa z la bir önem taşım az: bugünkü F ra n sız toplum unun y a p ıla n ile, devrim ci b ir p reto ry en d ik tatö rlü ğ ü n y ap ıları ara sın d a tem elli b ir çelişm e vard ır. Tem iz yürekli savaşçıların b ütü n iyi niyeti, N ew . to n ’un üzerine düşen elm ayı göğe uçurabilm elerine m üsaad e etm e, yecektir. I. — T O P L U M L A R İN G E L İŞ M E S E V İ Y E L E R İ

B ir d ik tatö rlü ğ ü n gerici y a d a devrim ci k arek teri, sadece onu doğuran özel bu h ran a göre değerlendirilm ez: bu buhran, sadece a rı. zî b ir durum olup, toplum un topyekûn evrim i içine yerleştirilm esi g erekir. B u to p ta n görünge (perspektif) içinde, «gericilik» y a da «devrim» in sa f o la ra k objektif bir k avram ım h az ırla m ak zordur. Şim diki devirde in san ların çoğunluğu, toplam ların genel h arek etin in m u tlu lu k v erici olduğuna, y arın ın dünden daha iyi olacağına h ü k ­ m etm ektedirler: bu iyim ser felsefeye göre, devrim «iyi» ve reak si­ yon ise «fena» dır. A m a geçm işe uzan an b ir altın çağa, m edeniyet­ lerin gitgide d ağ ıld ık lan n a olan eski b ir inanç d a henüz ölm em iştir: bu görü n ü ş içersinde ise reaksiyon iyi ve devrim fenadır. B ir d ik ta , törlü ğ ü n sonuçlarının değerlendirilm esi, bu y a da beriki felsefenin kab u l edilm iş olm asına göre çok fa rk lı olacaktır. G eorges B id au lt’ya 82


D İK TA TÖ R LÜ K Ü ST Ü N E

atfed ilen kelim enin anlam ı şudur: «H er şey bozulm akta, alça lm a k , ta : ad e ta faşistleştiğ im i hissediyorum .» D ik tatö rlü k lerin işbu tahlili, bu çeşit değer y arg ıların ı b ir y an a itebilm eye çalışm aktadır. B ir rejim in devrim ci olduğunu söylemek, hiçbir m oral değerlendirm eyi ih tiv a etm ez: am a yalnız bu rejim in genel evrim yönünden gittiği, onu hızlandırm aya yöneldiği m ü şah e. desini k ap sar. Tersine, gerici diktatörlük, genel evrim e k a rşı bir ak ım o la ra k h a re k e t eder ve onu önlemeğe ya da frenlem eğe çabalar. Bu evrim in iyi y a da k ötü olm ası faz la önem taşım az; sadece v a r ol­ m ası dahi y eter. A m a mesele de o zam an, onu id rak etm ek, o çok ü n ­ lü «tarihin hareketi»ni tan ım a k tır. Geçmiş toplum lar söz konusu ol­ d u k ta, bu çaba, gerilere uzanabilm e im kânı sayesinde nisbeten kolay! d ır: söz konusu olan sadece, za te n izlenm iş bulunan -bir yol boyunun tesp itidir. Ş u ra sı bellidir ki, eski tarım cı toplum larin dağılm asını h ızlandıran Y unanlı tira n lar, k eza M arius ve Sezar ta rih in yönünde g itm ekte, Sylla ise te rs yönde yürüm ekteydiler. Ç ağdaş m illetler için m esele daha zordur. E vrim lerinin genel gidişini belirlem ek sadece olayları gözlem den geçirm ekle yapılam az: değişkenleri h esaba k a tm a k gerekir. Gelecek, yürüm ek te olan h are­ k etin n o k ta la n a ra k uzatılm asıyla, an cak ta sarla n ab ilir: daim a y a k ­ laşık b ir işlem. H erşeye rağm en bugünkü dünyanın çok eşitsiz bir şekilde ilerlem iş toplum lardan m eydana gelm iş olm ası vakıasıyla, b u işlem in sonuçları belli b ir kesinliğe ulaşabilir: özellikle ta k lid ve b u laşm alar (siray etler) hesaba k a tıla ra k gerekli düzeltm eler yapı­ lıp, en çok evrim leşm iş to plum larca izlenm iş bulunan yola kıyas­ la n a ra k girişilecek bir k arşılaştırm a, en g eri kalm ış ü lkelerin izle­ yecekleri m uhtem el evrim i de belirlem eye m üsaade eder. B ugün toplum larin evrim ini değerlendirm eye izin veren k ısta sla r üzerinde bir cins genel consensus k u ru lm ak üzeredir. İk tisa d î gö­ rü ş açısının ü stü n olduğu kabul olunm aktadır. M uhak k ak ki, kim se artık , dinin, siyasetin, örflerin, sa n a tla rın «sosyo-kültürel» sistem in ik tisa d a nisbetle b a sit b irer gölge.olay olduklarına in an m am ak tad ır. B u h u su sta —M ark s’ı hiç okum am ış bulunan— bazı m ark sç ıla r ta ­ rafın d an b asitleştirilm iş tezler bugün a rtık kesinlikle reddedilm ek­ tedir. A m a İktisadî gelişm e sosyo-kültürel gelişm enin başlıca fa k ­ tö rü sayılm aktadır. Belki b ir ülkeye özgü bulunan, onun teo rileriy ­ le açıklanan özel fak tö rle rin etkisi altın d a siyasî y a d a k ü ltü rel durum , İktisadî durum un ilerisinde y a da gerisinde olabilir: uzun vâdeli ve bütünlüğüne bir görlingede (perspektif), bütün bu u n su r. 83


M A U R IC E D U V ER G E R

lar, sıkı sık ıy a birleşm iş olup, İktisadî unsu r norm al o la ra k en lıâkim m evkide k alm ak tad ır. İk tisa d î büyüm eyle sosyo.kültürel gelişm enin b ü tü n ü ara sın d a­ k i b ağ ların m ah iy eti üzerine m a rk sc ıla rın ve m ark scılığ a kargı olan­ la rın eski çatışm asını güdükleştirici yeni bir teo ri k u ru lm ak tad ır. M arks, m eseleyi y ap ılar kav ram ı açısından o rta y a koym uştu. B u­ g ü n ise onu, seviyeler kav ram ı açısından o rta y a koym aya yönelinm ektedir. S erm ayenin y az arın a göre, bir ülkenin m üesseseleri, ideo­ lojileri, ö rfleri esas o la ra k üretim in in te k n ik ve h u k u k î rejim ine b ağ lıdırlar: iş kuru m ların m özel m ülkiyeti y a da sosyalizasyonu h e r tü rlü sosyal yapının da tem elini teşkil etm ektedir. Böylelikle aristo k ra tik , b u rju v a ve p ro letary acı d ik tatö rlü k le r söz konusu olur. B unlardan herbirinin gerici y a da devrim ci k a ra k te ri feodal m ülki­ y et üzerine k u ru lu ta rım cı toplu m lard an sanayi to p lu m ların a ve b u nlardan da sosyalist top lu m lara yönelten evrim içersindeki rolle­ riyle açıklanabilir. S iyasî k u rtu lu ş g erç ek dem okrasinin gelişi, sa ğ ­ lam ve gerçek b ir k ü ltü rü n gelişm esi, M ark s’a g öre ü retim a ra ç la ­ rının sosyalizasyonundan ayrılam azlar: an cak bu eylem dir ki, k a ­ p ita list artık_değerden doğan söm ürm eyi yok ederek bütünsel b ir hüm anizm anın tem el şa rtların ı y a ra tır. D ünya m utlaka, g ittik çe d ah a ilerlem iş b ir İktisadî rasyqnelleştirm eye doğru tek âm ü l etm ektedir. Bu da, b ir plânlam ayı, dolayı­ sıyla bir sosyalizasyonu gerekli kılar, M odern bilim in de m ik ro , ik tis a tta n çok m a k ro .ik tisad ı geliştirm e eğilim i bu derin h are k eti açık lar: z ira özü bakım ından k apitalizm m ikro.ekonom ik, sosya­ lizm ise m akro.ekonom iktir. A m a sosyalizasyon ve p lâ n lam a h e r zam an için ü retim araçların ın özel m ülkiyetinin to p tan kald ırılm a­ sını g erekli k ılm ay an birçok şekiller alabilir. Ö teyandan öyle g ö rü ­ n ü r ki, etkili olabilm ek için, çok ileri götürülm üş b ir m erkeziyetçi­ liğe de v a rm a m a k gerekir. Ekonom iyle ilgili k a ra rla rın an cak h e r ü re tim birim i içersinde alınabildiği, kim senin b ü tü n ekonom iyi k u ­ ca k lay an k u ra lla r kabul ettirem ediği kapitalizm , bu n itelikleri yü­ zünden ad e ta atom laşm ış olup, ço k büyük b ir İktisadî k a r a r adem im erkeziyetine ta b ia tıy la yönelir. ıSovyet tipi sosyalizm ise tersin e çok kuvvetli b ir m erkeziyetçiliğe yönelir: bütün İktisadî k a ra rla r zirvede alınır ve ü re tim birim leri de bun ları u y g u lam ak tan b aşk a b ir yetkiye sahip değildir. G erçek m eseleyi, İktisadî k a ra rla rın m erkezileştirilm e derecesi teşk il eder. Y oksa, iş kuru m ların m h u k u k î sta tü sü değil. K ap ita«4


D İK TA TÖ R LÜ K Ü S T Ü N E

ü s t dünya tem el yapısı yönünden, b ir yerinden.yönetim (adem i m er­ keziyet) aşırılığından, sosyalist dünya ise bir m erkeziyetçilik a ş ın , lığından m uzdariptir. B u n lard an h e r biri, yordam la b ir denge a r a ­ m a k tad ır: B a tı «keynes’cilik» ve güdüm lü ekonom i yolunda, Doğu ise, tito cu lu k y a da kruçefcilik ve devlet teşebbüslerine verilen m u h tariy et yolunda bunu ara ştırm a k ta d ır. H er ik i sistem gitgide birbirlerine y ak laşm ay a yönelm ektedir. H er ne olursa olsun feodal sistem in siyasî yerinden-yönetim in sağlanm asının te k yolu olm adı­ ğı nasıl bilinm ekteyse, ayni şekilde, ü retim ara çla rın ın özel m ülki­ y etinin de İktisadî adem i.m erkeziyetin ve « k a ra r m erkezlerinin çokluğu» nu sa ğ lay a ca k te k çare olm adığı bugün a r tık bilinm ekte­ dir. Yine, bilinen bir b aşk a husus da, Sovyetleştirm enin, m ak ro . ekonom ik rasyonelleştirm eyi p lân yoluyla sağlam anın te k çaresi ol­ m adığıdır. Z aten tem el m eseleler m ülkiyet rejim lerinin fa rk lı ol­ d u k ları çok sanayileşm iş ülkelerde, m odernleşm e 'dereceleri a r a . sm d a çok m esafe bulunan, benzer m ülkiyet rejim lerine sahip ülke­ lerdekinden d ah a çok birbirine y ak ın durum dadır. B irleşik D evlet, lerin ve S.S.C.B. nin m eseleleri çok benzeşir; B irleşik D evletlerle L ib erya’nın, S.S jC.B. ile K uzey V ietnam ’m kiler ise birbirinden çok fark lıd ır. Ü retim seviyesi, ü retim in h ukukî yapılarından d ah a önemlidir. B ugünkü dünyanın tem el bölünüm ü k ap italist ülkelerle so sy alist ü l­ keleri değil f a k a t gelişm iş ülkelerle az gelişm iş ülkeleri, sanayileş­ m iş ülkelerle ötekileri, «bolluk toplum u» n a doğru yönelenlerle, 1959 da Sekou T oure’nin sözünü e ttiğ i «açlık, çıplaklık, k o rk u dün­ yası» n a doğru yönelen ülkeleri k a rşı k a rşıy a g etirm ek ted ir. Ş üp. hesiz, m a rk s a la r, iki olayın bağlantılı olduğunu, kap italizm in y ü k . sek safhasında m a ltu s’cu olm aya yöneldiğini, sadece sosyalizm in genişleyebilir olduğunu düşünürler. B u m a ltu s’culuk bazı şa rtla rd a v e bazı kesim lerde in k â r olunam az am a, genel ve m u tla k b ir m ahi­ yeti de yoktur. O ndan doğan ü retim kayıplarının daim a fa z la m er­ kezileştirilm iş b ir ekonom inin sebep olacağı kaçınılm az k arışık lık ­ la rd a n d ah a yüksek olacağı m u h a k k a k değildir. Şim diki durum da h e r ne o lu rsa olsun B irleşik D evletler örneği g ö ste rir ki, k ap italist b ir toplum , bilm en en yüksek gelişm e seviyesine ulaşabilir. B u ör­ nek efsanevî y a da gerçek «A m erikan h a y a t tarzı» n ın birçok az g e­ lişm iş ülkeyi çektiği (cezbettiği) b ir dünyada k ay d a değer ro l oynar. B u ü lkeler için tem el gayeyi m eydana g etiren şey sosyalizasyondan ziyade, sanayileşm edir. Çoğu an cak sosyalizmi, sü ratle san ay ileş. S5


M A UR ICE D U V ER G E R

m elerini sa ğ lay a ca k en etkili ça re olarak, görm eleri halinde bunun cazibesine k a p ılırla r (bu etkinlik de a n c a k belli hallerde ve belli ş a rtla r altın d a b ir g e rç e k tir). B elki b ir g ü n sosyalizasyon derecesi insan to p lu m la n n ın çeşitli evrim seviyelerinin m u teb er b ir şekilde değerlendirilm esine m üsaade edecektir. F a k a t bugünlük değil.. Çin, sosyalist o lm ak sebebiyle F ra n sa ’dan d ah a çok tek âm ü l etm iş değildir. H içbir kim se, h a tta Sovyet ülkelerindekiler bile bu olguyu (vakıa) ta rtışm a m a k ta d ır. B ugün genel evrim seviyesi, İktisadî gelişm e seviyesiyle ta y in olu­ n ur. A ncak bu şekliyle belirlenm e b ir esas o la ra k m e v cu ttu r; yok­ s a m ünhasırsın değil. M esela siyasî d em okratlaşm a m u tla k o la ra k İktisadî gelişm eye bağlıdır. K abaca, ü retim seviyesinin ay n i za_ m an d a hem k ü ltü rü n yayılm asını hem de sosyal g erilim lerin azal­ m asını sağladığı serb est (hür) h a lk la r zengin halk lard ır. A m a iki o lay ara sın d ak i bağlılık kesin değildir. ¡Siyasî gelişm e İk tisad î g e­ lişm eye göre g e ri kalm ış (1933 A lm anyasm daki gibi) y a d a d ah a ilerlem iş (1789 F ra n s a ’sındaki gibi) olabilir. Millî ve ta rih î etk en ler bu sapm aları açıklar. D iğerleri de fikrî, artistik , ahlâkî, dinî v.b. gelişm eye ilişkindir. Sosyo.kültU rel seviye ve İktisadî seviye d aim a birbirlerine denk gelm ezler. F a k a t uzun b ir devir boyunca toplum ların tüm ü göz önünde tu tu ld u k ta birincisi İkincisine g ö re b ir çizgi iz­ lem eye yönelir. Böylece bugünkü dünyanın çeşitli m illetleri y ak laşık o la ra k g e­ lişm e seviyelerine göre sınıflandırılabilir. B irleşik D evletler, S-S.C.B. ve B atı A v ru p a D evletleri (Portekiz, İsp an y a ve g ü n ey İta ly a dı­ şındakiler) en yüksek n oktadadırlar. B u sanayi ülkeleri, y u rtta şla la n n bütününün birinci ve ikinci dereceden b ü tü n ih tiy açların ın nisbî b ir şekilde karşılandığı «bolluk to p lundan» n a derece derece y ak laşm ak ta d ırlar. B a lk an A vrupası ile L atin A m erik an ın bazı m illetleri düşük bir seviyede bulunurlar. Sanayileşm e o ra d a an cak kısm î olup, ta n m , ü stü n durum da devam etm ekte, geleneksel y a­ şam a biçim leri yaygın b ir şekilde sürüp gitm ekte, n ü fu su n büyük bir bölüm ünün h a y a t stan d ard ı oldukça düşük b u lunm aktadır. A s­ y a'n ın ve O rta.D o ğ u ülkelerinin çoğu daha az gelişm işlerdir. S an a­ yi o rala rd a henüz çekirdek halinde, entellektüel seçkinler ve te k n ik k ad ro la r az sayıdadır. Öyle ki, k ü çü k b ir m odern toplum , h a lâ çok yoksul ve çok g e ri kalm ış b ir yığının üzerinde d u rm ak tad ır. D ördüncü b ir seviyede bulunan S iyahi A frik a m illetlerinden p ek ço­ ğunda ise bu m odem toplum daha d a sınırlı, yığ ın lar d a d ah a sefil. 86


D İK TA TÖ R LÜ K Ü ST Ü N E

dir. N ihayet, basam ağın en altın d a ilkel, insanların y aşam a biçim­ lerini h a tırla ta n A v u straly a y a da A m azonya’nın trib u ’la rı y e r alır. E lb ette bu sınıflandırm a çok y ak laşık tır. T asvir olunan tip ler bula­ n ık tır ve ülkelerin pek çoğu a r a d urum larda (m evkilerde) bulun, m ak tad ır. Bu haliyle de olsa bu k ısa sınıflandırm a, değişik gelişm e seviyeleri h ak k ın d a b ir fik ir verm eye yetm ektedir. II — D EV RİM Cİ D İK T A T Ö R L Ü K L E R İN SÖ N Ü ŞÜ

Bir d ik tatö rlü ğ ü n g erici y a d a devrim ci bir an lam ta şım ası il­ kin kendi yapısına bağlıdır. B u sebepledir ki, te k n ik d ik tatö rlü k le r ender o la ra k devrim ci olabilirler. A ncak, içlerinden biri b una istis­ n a teşkil eder: dışsal (haricî) d iktatörlük. Helenizm i D oğuda y a . > y an B üyük İskender, F ran sız D evrim i fikirlerini bütün A v ru p a’y a eken B onaparte, A lm anya ve Ja p o n y a ’da dem okrasiyi k u rm ay a ça­ lışan 1945 m ü ttefik leri v.s. gibi örneklerde, yabancı ask erî işgal «ilerletici» idi. Söm ürgecilik, u ykudaki to p lu m la n uyandırdı ve onları s e rt b ir şekilde İktisadî ve sosyo.kültürel gelişm e yoluna a ttı. Şüphesiz belli b ir and an itib aren üretim ini onların y a ra rla rın a o lm ak tan çok kendi çıkarm a gö re yönelten ve siyasî h ü rriy e te k arşı dikilen a n a v a ta n ta ra fın d a n bu ülkelerin büyüm eleri frenlenm iştir. A m a -ilk safhasında söm ürgecilik, ta rtışm a gö tü rm ez b ir şekilde devrim ci oldu. A ncak bağım lı h alk ların —-kısmen de bu bağım lılık sayesinde-— belli bir seviyeye u la ştık ları ikinci b ir sa fh ad an itibaren d ir k i g erici hale geldi. B u ra d a toplum un gelişm e derecesinin, b ir rejim in siyasî m ahiyetini belirlem ek için önem li bir ay ıraç (k ıs. ta s) olduğu fik rin in o rta y a çıkışm a şa h it olunm aktadır. Bu d u ru m lar bir yana, m üdahale ettiğ i sosyal seviye ne olursa olsun, te k n ik d ik tatö rlü k p ek ender o la ra k devrim cidir. A m erikan « m akinalan» nda, X IX uncu yüzyıl sonunda ve XX nci yüzyıl b a­ şında B irleşik D evletlerde şiddetle hüküm sürm üş olan bu şehirli tiran lık lard a elbette b ir evrim belirm iştir. S a f g an g sterlik ten «boss» la r y av aş y avaş k am u hizm eti fik rin e geçtiler. Özel işlerini ta m a ­ m en şa n ta j usulleriyle çevirirken, gitgide genel işlerle u ğ ra şa d u r. d ular: h astah an eler, okullar v.s. in şa ettiler. B azıları p a tro n hanım şeklinde yaşlan an fahişeler gibi, geriye k alan öm ürlerini saygıdeğer b ir insan o la ra k ta m am lam ak yolunda canlı b ir k ay g ı duydular. Bu m utedil b ir paternalizm i aşm a m a k ta ve gerici d ik tatö rlü k lerin sık sık b ü ründükleri ilericilik ö rtüsünü açığ a v u rm ak tad ır, ö tey an d a, 87


M A UR ICE D U V ER G E R

göçm en Jjir ru s ta rih çisi olan M ichael Rostovizeff, I I I yüzyıl R om a p retoryenlerinin a s k e r y etiştiren en sefil köylü ta b ak aların ın , bü­ y ü k to p ra k sahiplerine ve şehirli burjuvaziye k a rşı ayaklanışım ifade ettik lerin i ileri sürm ektedir. A m a bu ay a k la n m a h içb ir devri­ m e yol açm adı ve ik tid a r Septim e Severe’in şu prensibi üzerine o tu r­ m a y a yönelirken, o çok defa sadece a s k e r sm ıfm y a ra rın a döndü: «A skerleri zenginleştirm ek; işin gerisiyle ise p ek ilgilenmem ek.» B elirtm ek g e re k ir ki, ta rih boyunca, devrim ci n itelik te p reto ry en d ik tatörlüğüne p ek rastlam az. A yni şey, genel o la ra k a sk erî d ik tatö rlü k le r h ak k ın d a söylene­ m ez. B u n ların hepsi gerici olm am ıştır. F ra n sız la r bu h ü k m ü zor­ lukla kabule y an a şırla r, z ira a s k e ri d av e t etm ek, X IX u ncu yüzyıl sonundan, P a u l D eroulede’den (1) T h ierry M aulnier (2) ye k ad a r ülkem izde sa ğ ve aşırı sağın rü y ası olm uştur. M uvazzaf ve ih tiy at subaylar, E sk i S avaşçılar (M uharipler) harek eti, o rd u y a az çok bağlı b ütün y u rtsev e rler gibi kuvvetler, III. C um huriyetin başından beri üm itsizce terazinin sa ğ kefesinde b ir ağ ırlık teşk il etm işlerdir. A m a b ir önceki yüzyılda durum tersin e idi. B ru m aire (3) hum baraeıları, ca n çekişm ekte olan b ir dem okrasiyi devirdikleri k ad ar, m onarşik b ir resto rasy o n üm idini de k ırm ak tay d ılar. O rdunun si­ yasî k a v g a la ra ih tilâ ld en doğan ilk m üdahelesi, g en eral B o n ap arte em rindeki ask erlerin top ateşleriyle, k ralcı isyanı yok ettik leri 13 vendém iaire (4) de oldu. X IX uncu yüzyılın ilk y arısın d a Ordu b ir sol kuvvetidir. M eselâ Yüz G ünler (5), Ordu şeflerinin a risto k . ra tla rı ve k rallığ ı desteklem ediklerini isp a t eder. 1848 e k a d a r eski askerler, y arı-ay lık lı (6) subaylar, im p a ra to rlu ğ u n şerefli savaşçı­ la rı liberal p artilere, h a tta C um huriyetçilere esaslı b ir d estek sağ(1) V atanseverler Topluluğu’nun kurucusu ve başkanı oîan şair: (1846 _ 1914). (Ç. N.) (2) Bir fransız, siyasî v e edebî deneme yazarı. (Ç. 1\l.) (3) Fransa’da İhtilâlden sonra kabul edilen Cumhuriyet tak vi­ minin ikinci ayı (22 y a da 23 Ekimden 20 y a da 21 K asım a). (Ç. N..) (4) Ayni tak vim in ilk ayı (22 Eylülden 21 Ekime.) (Ç. N.) (5) Napolyon’un Paris’e dönüşü île, ikinci defa tahttan uzak­ laştırılması arasında geçen zam anı ifade eden bir terim . (Ç. N.) (6) Özellikle Restorasyon tarafından gözden düşürülen I. Napolyon ordusundaki subaylara verilen isim. (Ç. N.) 88


D İK T A T Ö R L Ü K Ü ST Ü N E

İrm a k ta d ırla r: o zam anın a sk erî kom plolarının gay esi m onarşiyi devirm ektir. O rdunun, işçi ayaklanm asını k an lı b ir şekilde ezdiği 1848 H azi­ ran ın d a işler değişm eye başlar. Bu, ilkin, birçok liberalin sosyalizm ko rk u su y la sa ğ a kayışı olayını açık la r: C avaignac bunun en iyi ör­ neğidir. B u gelişm e, söm ürgeci fetih lerin etkisini de açık lar. Ceza­ y ir’den. dönen şefler ve insanlar, 1848 b astırm asında en s e rt d av ran ­ m ış olan kişilerdir. Y üzyılın ikinci yarısında, İhtilâld en doğup gel­ m iş k ad ro ların nesilleri sönüp g ittik çe , ordunun m u h a fa za k ârlığ a doğru evrim i de a rtm ıştır. Bu k ad ro la rd a n a r ta k a la n boş yerler, a risto k rasid en gelm e sub ay larca y av aş yavaş doldurulm uştur. 1830 dan itib aren k am u işlerinden g ittik ç e tasfiy e edilen so y lu lar (asil­ le r), ilk geleneklerine de uygun düşen silahlı m esleğe doğru yenidefı dönm üşlerdir. İk tid a rd a n kovulduklarında hem en ord u y a sığınır ve onun da esprisini değiştirirler. Y üzyılın sonunda su b a y lar toplulu, ğut, aristo k ra sin in h âkim iyeti altındadır. A saletsizler, modayı, âdetleri, ta rz la rı a y a rlay a n soyluları ö rnek a lm ak tad ırla r. O za­ m an, a sk erî kom ploların gayesi C um huriyeti devirm ek ve m onarşiyi yeni b a şta n k u rm a k tır. 1814 den 1848 e, ask erî b ir dik tatö rlü k , dev­ rim ci k a r a k te r taşım ıştı. 1870 den itib aren ise gerici o lacak tır. B u iki yönlülük h e r yerde m evcuttu. O rdunun oluşum şekli bu d u rum u kısm en açıklar. B irçok y an-gelişm iş ülkede ask erî ■okullar, sosyal k a tla rd a yükselm eleri için h alk çocuklarına, d ah a doğrusu k ü çü k burjuvazi çocuklarına açık bulunan te k kapıdır. B u n lar sayesinde yönetici aristo k ra sile rin bozulnıuşluğunun ve e t­ kisizliğinin derin b ir şekilde u y ard ığ ı eğitim li, nam uslu, disiplinli h a re k e te alışm ış b ir seçkinler topluluğu m eydana gelm ektedir. K ış. la ve k am p lard a birbirlerine yakınlaşm ış, ara la rın d a derin b ir a rk a ­ daşlık bağıyla birleşm iş bulunan subaylar, düşünm ek için gerekli vak te ve h a re k e te geçm eye h azırlan m a çarelerine m alik bulunm ak­ ta d ırlar. L atin A m erik a’da X IX uncu yüzyıl sonunda ve XX ncinin başındaki büyük sayıda hü k ü m et darbesi bu şekilde do ğ ar; bugün de O rta.D o ğ u y a da Ü zak-D oğudaki h üküm et d arb eleri böyle o r­ ta y a çıkar. İk tid a rı, halkın d ah a yakınında k üçük y a d a o rta bir b u rju vazinin ellerine verm ek için aristo k ra siy i y a d a büyük b u rju . vaziyi o rad a n alaşağ ı ederler. M u stafa K em al, P eron, N asır, K a­ sım ve diğerleri devrim ci dik tatö rlerd ir. S ubaylar topluluğunun h a lâ aristo k ra siy e bağlı kaldığı öteki y a n —gelişm iş ülkelerde ask erî hü k ü m et darbeleri ta m am en ters 89


M A UR ICE D U V ER G E R

b ir anlam ta şır: bundan o rta y a çıkan d ik tatö rlü k sosyal evrim i ön­ lem ek y a d a g ec ik tirm ek hedefini güder; te k kelim eyle gericidir, XX nci yüzyılın L â tin A m erikadaki p e k ç o k «pronunciam iento», bu anlam ı ta şır. K eza, ik i savaş ara sın d a P ortekiz ve İsp an y a’d ak iler de. G enel o la ra k bu d u ru m d ah a az ilerlem iş b ir evrim e te k ab ü l eder. L atin A m erik a’da a risto k ra tik sınıfların a sk eri m eslekten gittik çe dönmesiyle ordu gerici o lm ak tan çok devrim ci b ir d ik tatö rlü ğ ü n a r a ­ cı olm aya yönelir. Bu, sık sık çeşitli o rd u lar ara sın d a p ito re sk ça tış­ m a la ra sebep o lm aktadır. A risto k rasin in sığm ağı, g eri çekilm e halindeki desteği o la ra k k alan D eniz K uvvetleri, genel o la ra k K a ra O rdusundan d ah a m u h a fazak ârd ır. H av a kuvvetleri ise, ilkin birin­ cisini destekledikten so n ra gitgide İkinciye doğru eğilim gö sterm iş­ tir. B azen D eniz K uvvetlerinin b aşlattığ ı ve K a ra O rdusu ta ra fın ­ dan ezilen gerici hü k ü m et darbeleri y a da bunun ta m te rsi durum ­ la r görülür. S u b ay la r topluluğunun sosyal birleşim i (terkibi) bu gelişm eleri belirleyecek tek' u n su r değildir. İçinde bulunulan ş a rtla r d a bu h u ­ su sta büyük rol oynar. F ra n s a ’da bugünkü durum da D eniz K uv­ vetleri oluşum şekli bakım ından K a ra ve H av a O rd u ların d an d ah a a risto k ra tik k alm ak ta, bununla b irlikte çeşitli kom ploların h az ır­ lanm asında an c ak silik bir rol oynam aktadır. C um huriyeti k o ru ­ m a k hususunda ona güvenilebilir. V ichy m acerasında d iğ er o rd u ­ la rd a n daha çok kendini tehlikeye atm ış olduğu 1940.1944 denem esi acı h a tıra la r bırak m ış ve su bayların çoğunu, bu suçu b ir d efa daha asla işlem em ek g erek tiğ in e inandırm ıştır. K a ra O rdusuyla Ceza­ y ir’deki A vrupalIlar ara sın d ak i te m a sla r te rs sonuçlar doğurm uş­ tu r. O rta y a çık an ailevî, duygusal ve dostane b ağlar, su b ay larla ak tiv istler arasında, birincüerin söm ürgelilere k a rşı p ek lütûfk&r olm am alarına rağ m e n gizli b ir anlaşm anın k u ru lm asın ı kolagla ştırm a k tad ır. O luşum şekli sebebiyle sırf kendisini düşünm e eğilim i arta n , p ro p ag a n d a yoluyla da p restiji şişirilen seçkin b ir topluluğun y ara tılm ası bu orduyu p reto ry en m a ce ra la ra doğru sü_ süklenm eye yöneltm ektedir. B u konuda p ara şü tçü lerin verdiği ö r­ n ek oldukça tip ik tir. Toplum un gelişm e seviyesi bu özel şa rtla rd a n ve h a tta subay­ la r topluluğunun sosyal birleşim inden d ah a d a önem lidir. A skeri d ik tatö rlü k le r esas o la ra k ta rım sa l y apı sahibi eskiçağ ülkelerinde y a da y arı . sanayileşm iş ülkelerde, m odernleşm enin ilk safh asın d a devrim ci olabilirler. X IX uncu yüzyıl A v ru p a’sının, XX nci yüzyıl 90


D İK TA TÖ R LÜ K Ü S T Ü N E

başında L atin A m erika’nın durum u buydu. B ugünkü A frik a ve A sy an ın durum u da budur. K uvvetli b ir şeftilde sanayileşm iş «bolluk toplum u» n a y ak ın ülkelerde ask erî d ik tatö rlü k a r tık b ir ilerlem e a ra c ı olam az. Kendisini h are k ete geçirenlerin niyetleri ne o lu rsa olsun bu d ik tatö rlü k daim a gericidir. A m a bu sonuç, ask erî tir a n , lık la ra m ünhasır tu tu lm a m ak g ere k tiğ i intibaını verm ek ted ir; m uh­ tem elen de b ü tü n dik tatö rlü k lere uygulanır. K ısacası, b ir d ik tatö rlü ğ ü n devrim ci y a da gerici b ir an lam taşım ası, kendi özel yapısından çok bu dik tatö rlü ğ e m aru z k alan toplum un büyüm e seviyesine bağlıdır. X V III nci yüzyılda to p ra k a risto k rasisin i k ald ırm ay a ve sanayi toplum larını yükseltm eye ça­ baladığı za m a n devrim ci olan b u rju v a diktatörlüğü, X X nci yüzyıl­ d a bizzat sanayileşm enin sonuçlarını (h alk yığınlarında k ü ltü rü n v e f yetkinliğin gelişm esini) önlemeye çalıştığı zam an gerici olm uştur. A yni sosyal sınıflar R obespierre ve H itle r'i desteklem ekteydiler. B u n lar 1794 F ra n s a ’sında m odern toplum a doğru evrim i h ız lan d ın , yorlar, 1933 A lm anyasm da ise «poujade’cı» bir p ersp e k tif içersinde onu frenlem eye çalışıyorlardı. İk tisa d î seviyelerin basam ağ ın d a yükselindikçe, U ranlıkların gerçekleşm e ihtim alinin değişm esinin y am sıra bu rejim lerin anlam ı da fark lıla şm a y a yönelm ektedir. B irinci b ir d ik tatö rlü k tip i g eri kalm ış toplum larm uyandıkları, büyüm e sa fh a sın a girdikleri za m a n o rta y a çıkm aktadır. B u dürüm ­ d a g erekli y atırım la rın geliştirilm esi za te n çok zay ıf olan alışılm ış ü retim seviyesini daha da indirm ek sonucunu d oğurm ak tad ır. H alk ­ la r ta ra fın d a n k atlan ılan fe d a k â rlık la r öyledir ki, b u n ları an cak o to rite r b ir rejim kendilerine kabul ettirebilir. A m a, m odernleşm enin h arek ete geçirilm esi a rtık h e r h an g i b ir direnm e g österm ey en gele­ neksel y ap ıları sa rsa r. D ıştan-gelm e h a sta lık la r önünde yerlilerin sağlığının sarsılışı gibi. Böylece, d ik tatö rlü k m üm kün o lan te k çı­ k a r yol haline gelm eye yönelir. B u durum daki ülkeler, b ü tü n d iğ er­ leri ara sın d a en çok y a ra k ap a b ilir nitelik te olanlarıdır. E n sık görüneni, d ik tatö rlü ğ ü n orada, devrim ci b ir biçim alm aşıdır. Bu_ n u n la b irlik te a ta sa l şeflerin, büyücü y a da feodallerin ik tid arın ın sürüp gitm esine çabalayan gerici tira n lık la rm doğum u d a im kân içersindedir. B unlar ancak, eğer ülke, genel büyüm e h arek etin in dışında k a lırsa sürüp gidebilir. ik in ci b ir d ik tatö rlü k tipi, X IX uncu yüzyıl B a tı A vrupasm da, 1920.1945 ara sın d a balk an ülkelerinde, bugünkü P o rte k iz v e I s ­ p an y a’da olduğu gibi o rta b ir gelişm e seviyesinde m eyd an a çıkı verir. 91


M A U R IC E D U V ER G E R

Z aten bu ülk eler nisbeten m odern b ir ça tıy a sah ip tirler: y aşam a seviyesi b ir öncekilerden üstün, entellektüel seçkinleri d ah a k a la ­ balık, te k n ik ve siyasî k ad ro ları d ah a tam ; ekonom ileri d ah a etk i­ lidir; sanayî, tic a re t ve serbest m eslekler üzerine k u ru lu b ir o rta sın ıf m evcuttur. A m a, ta rım yine de, ü retim in tem eli o la ra k k a l­ m ak ta, geleneksel, köysel ve a risto k ra tik y ap ılar çok kuvvetli b ir şekilde sürüp g itm ektedirler. B azı b akım lardan Rom a, C um huriye­ tin bitim inde, buna benzer b ir d urum da bulunuyordu. B u gibi to p . Ilım larda, h e r b iri g ay e t güçlü olan eski ve yeni ku v v etler ara sın d a­ k i çatışm a çok canlıdır. B unların içersinde, d ik tatö rlü k lerin devrim , çilerine olduğu k a d a r gericilerine de sık sık rastlan ır. A m a yine de, te k çık ar yolu a ç a r gibi görünen birinci faraziyedek iler d ah a sık b ir şekilde m evcuttur. XX nci yüzyılın kom ünist ve fa şis t m illetlerinin çoğu bu k a te ­ g o ri içinde y e r alırlar. B unlar «az gelişm iş ülkelerin ü st kesim i» n . de y a da «az gelişm iş ülkelerin a lt kesimi» nde bu lu n u rlar. 1917 R u sy a’sı, 1945 O rta A v ru p a’sı, 1923 İta ly a ’sı, 30 yıllarının P o rtek iz ve Isp an y a’sı, birbirlerine yakın d urum da bulunan bu m illetler (« O rta büyüme» yle «büyüm enin başlangıcı» ara sın d ak i fa rk ın te s­ p iti p ek z o rd u r), hem en hem en bu durum a tekabü l ederler. B ugün­ kü, T ürkiye, Mısır, Suriye, L übnan ise b ir ara.sev iy ed ed irler: A fri. k a C um huriyetlerinden daha çok gelişm iş, X IX uncu yüzyıl A vrupası ve B alkan ülkelerinden daha az gelişm iş durum dadırlar. Öyle gö_ rü n ü r ki, bunları birinci g ru p ta n çok ikinci g ru p ta to p lam ak g ere­ kir. A lm an nasyonal sosyalizm i de b ir b aşk a durum u ifade eder : çok m odern, çok sanayileşm iş, afflu en t society (bolluk toplum u) se. viyesine yak ın b ir toplum tipini çizer. E lb ette burada, yapısal ol­ m a k ta n çok, k o njo nktürel bir d ik tatö rlü k söz konusudur. B ununla b irlikte özel açıklanış şeklinden ay rı o la ra k ele alındığında H itler’in çıkagelişi, m odernleşm e v etiresi sonunun «bolluk öncesi» b u h ran la­ rın a tekabül eder. F ra n sız poujade’cılığı bunun b ir b a ş k a örneğini v erir. Ü retim cihazı çok gelişmiş, adam akıllı sanayileşm iş b ir ü lk e­ de, geri kalm ış b irtak ım kesim ler az çok uzun bir süre d ah a v arlık ­ larım sürdürürler. İk tisa d î büyüm e hiçbir zam an eksiksiz b ir uyum (ah enk) içinde oluşam az. H er za m a n için b irta k ım sa p m alar do. ğabilir. E vrim in, kendilerini m ah k û m ettiğ i duygusuna k ap ılan gecikm iş kesim lerin y u rtta şla rı geleneksel y aşam a biçim lerine daha da üm itsiz ve yırtıcı b ir şekilde sarılırlar. B unu sü rd ü rm ek için de 92


D İK TATÖ RLÜK Ü S T Ü N E

gönüllü o la ra k dik tatö rlü ğ e b a şv u ru rla r ki, bu da ta b ia tı icabı gerici b ir d ik tatö rlü k olur. F a k a t, b aşk a vah im h oşnutsuzluk lar d o ğ u rm a, y a elverişli ş a rtla r (1933 A lm anya’sında dünya İktisadî buhranı, sa v aş bozgunuyla birlikte enflasyonun da doğurduğu m anevî b u h , ran ) olm adıkça, bu kim selerin o ran ı b ir d ik tatö rlü k k u rm a y a yet„ m ez; hayli az ın lık ta sayılm aları gerekir. B ununla birlikte, te k n ik d ik tatö rlü k le ri de destekleyebilirler. B u seviyede, bir d ik tatö rlü k a r tık devrim ci olamaz;, b izzat ti­ ran cı rejim in m ahiyetinden doğan ça lk an tılar, m odernleşm eyi b ir süre durdurur, y a da onu frenlerdi. Öyle ki, bu m odernleşm e, serbest b ir rejim de olabileceğinden daha y av aş bir şekilde ta m a m la nırdı. A lm anya’da nasyonel . sosyalizm in sebep olduğu, sırf bilgin, ve teknisyen kaybı —hapsedilenler y a da sürülenler— İk tisad î ve te k n ik ilerlem eleri ço k y av aşlatm ıştır. Y üksek seviyede gelişm iş m odern m illetler, bir d ik tatö rü n a ğ ır pen çesin in ' çarçab u k düzenini bozabileceği gayet k arm a şık (kom pleks . m ûdil) m a k in alard ır: böylece bir müdahele, o to m atik o la ra k b ir g eriy e g i­ dişe sebep olur. Bu m uhakem e ta rz ı dördüncü bir b a sa m a k ta yani, en çok tek âm ü l etm iş olan to p lu m la n n erişm ek üzere oldukları bu «bolluk to p lu m la r» seviyesinde a fo rtio ri (evveliyetle) geçerüdir. İn sa n la rın hem en hem en tüm ü n ü n birinci ve ikinci sırad a k i ih ­ tiy açların ın «ortalam a» bir tatm ini, gerilim leri azaltır, k ü ltü rü y ü k . seltir, hoşnutluğu a rttırır. B u n ların hepsi de, b ir diktatörlük, için pek elverişli olm ayan un su rlard ır. B u toplum lann , kelim enin kullanılagelen anlam ında «siyasetten u zaklaştıkları» doğru değildir. Tersine k am u işlerinin görülm esinde y u rtta şla rın çıkarı, y aşam a seviyesinin yükselm esiyle birlikte a r ta r görünm ektedir. A m a şu­ ra sı m u h a k k a k tır ki onlar ideolojik siyasetten, som ut siyasete, «toptancı» siy asetten «perakende» siyasete, k ah ra m an c a siy asetten p ra tik siyasete doğru tekâm ül etm ektedirler. (Bilhassa, uyuşm azlık­ la r a r tık üzerlerinde gitgide b ir an laşm a m eydana gelen tem el ilkeler konusuna değil, uygulanışlarına, oyunun k u ra lla n n a değil, oynanış şekline a it bulunm aktadır. M eşrûluk ü stüne bu uyuşm a, b ir d ik tatö rlü ğ ü n gelişm esine de k a rşı çıkm aktadır. B ununla birlikte, se rt bir İktisadî buhran ın y a d a b ir b aşk a örselenm enin, halk ın bu sa rsın tıla ra hazırlıklı olm ayışı ölçüsünde şiddetli ça lk alan m alara sebep olm ayacağını da hiçbir şey isp a tla ­ maz. E ğ e r çok gelişm iş m illetlerde tira n lık saik leri o rta d a n k a lk a r­ sa, b ir hü k ü m et darbesine k a rşı direnm e a ra ç la rı da o derece zay ıf­ 93


M A U R IC E D U V ER G E R

la r. O halde m üm kündür ki, bu m illetler o to rite r m a c e ra la ra açık verdiği p a tla m a la ra sebep olacaktır. B u p a tla m a la r d a zo runlu bir sa h ip bulunsun. B elki usanç duygusu, bolluk to p lu m larm a za te n bir nevi pusu k u rm ak tad ır. B u sık ın tı belki de, bir te p k i o la ra k İsveç gençliğinin ve Jeansoıı-de.S ailly’li y eni.yetm elerin bazen örneklerini verdiği p a tla m a la ra sebep olacaktır. B u p a tla m a la r d a zo runlu bir şekilde g erici olacaklardır. D iktatö rlü k lerle gelişm e seviyeleri arasın d ak i m ünasebet, hiç d e gerçek b irer sosyolojik k an u n olm ayan, am a, y ap ılan gözlem leri oldukça doğru b ir şekilde özetleyen faraziy eler o la ra k iki hüküm de toplanabilir görünm ektedir: 1) İktisadî gelişm e seviyesi yükseldikçe d ik ta tö rlü k tehlikeleri de az alm ak tad ır; 2) bu seviye ne k a d a r yük., sek olursa, d ik ta tö rlü k de o k a d a r gerici b ir n itelik alm ak tad ır. B ü­ yüm e başlangıcındaki ark a y ik (eski biçim) toplum larda, d ik ta tö r, lü k tehlikesi en yüksek nok tasın a v a rır ve en çok söz konusu olan d a devrim ci rejim lerdir. O rta seviyede tehlike yine bü y ü k tü r. O z a . m a n da d iktatörlük, hem en hem en «devrim» den y an a dönm ek k a ­ d a r «geri-gitm e» den y an a da düşm ek şansına m âlik tir. Ü st seviyede «bolluk öncesi» safhasında ahalinin m odernleşm eyi fren lem ek iste, yen u n su rla rı (poujade’cılar) no rm al o la ra k gerici U ranlıklarını kurabilm ek için çok zay ıftırla r. Ve bizzat toplum un yapısı da, b ir d ik ta tö rlü ğ ü devrim ci o lm ak tan alıkor. T oplum ların genel gelişmesi, d ah a ciddî b ir te rim ku llan ılacak olursa, seçkinlerinin m ahiyetine göre de açıklanabilir. M ülklerini ko ru m ak ihtiyacıyla a sk er olan b ir a risto k ra si üzerine k u ru lu ta . rım sa l toplulukların yerine, gitgide, k a p ita list m üteşebbisler üze. rin e kurulu, birinci tip te sanayi toplum ları geçm iştir. B ugün b u n . la r yerlerini, en gelişm iş ülkelerde, İktisadî ilerlem enin a r tık ,m ü te . şebbislerin cesaretin e değil, f a k a t bilginlerin ic a t yeterliğ in e bağlı olduğu ilm î top lu m lara b ırak m ak ta d ır. E n ilerlem iş to p lu m lard a te ­ m el seçkinler züm resi B urnham ’m sözünü e ttiğ i «organizatörler» den m eydana gelm iş değildir. D ahası, bu to p lu m lar evrenin a rtık büyüleyici değil, am a ilmî olan sırla rın ı ellerinde bulu n d u ran yeni b ir büyücüler sınıfından m eydana gelm ektedir. M odem d ü n y a a rtık ne to p ra k asilzadeliği, ne de sanayî şefleri üzerine k u ru lu d u r: «di. rektörler» ve «m enacerler» onun an c ak talî dereceden tem eli say ıla­ bilirler. M odern dünyanın bugün üzerine kuru lu olduğu birinci te . m el ise aydınlardır. B unlar ara sın d a bilim ciler en esaslı y eri işgal ederler. A m a bilim in alanının genişlem esi durm az: özellikle sosyal 94


D İK T A T Ö R L Ü K Ü ST Ü N E

bilim ler gelişm iş ülkelerde çok önem li b ir rol o y n arlar. B u ülkeler, jzarara u ğ ram a y ı göze alm adan, ik tisatçı ve sosyologlara s ırt çevi, rem ezler. O ysa bilginler de, b ü tü n ay d ın lar gibi, d ik tatö rlü ğ e k a rşı allerji sahibidirler. E lb ette ara la rın d a h e r zam an büyük rejim lerd en ho şn u t k alan b irta k ım W erner von B ra u n ’lar, y a da h a tta tem erk ü z k am p ­ larını, hiçbir rah a tsız lık duym adan, b irer deneme m alzem esi s a ğ . layıcısı o la ra k görenler bulunur. A m a h ü rriy e t geleneği v e dem okra tik espri ile, X IX ve XX nci yüzyıllardaki Ü niversiter gelişm e­ lerin ay rılm az b ir b ütün ,teşkil e ttiğ i F ra n s a ’da b u n ların sayısı p ek faz la tu tm az. Z aten yalnız o ra d a değil, h e r yerde s a y ıla n p ek a z . d ır. M ahiyeti ieabı, bilim düşüncesi şeytansıdır: edinilm iş fik irle ri v6 kabul edilm iş prensipleri in k â r eder. O nların devam lı b ir şekilde incelem e konusu halinde tutulm ası, . a ra ştırm a y ı ilerletm enin tem el yoludur. Özü bakım ından dogm atik olan diktatörlü k , bu bilim dü­ şüncesine k ö k ten k a rşı koyar. N azizm den k açan bilginlerin göçü, belki de, A lm an y a’n ın çökü­ şünde büyük b ir rol oynam ıştır. E lb e tte «Bin Y ıllık İm p arato rlu k » , ne o lu rsa olsun sonunda ta rtılm a d a ağ ırlık bakım ından kaybedecekti. Z ira 1945 de ç a rp ıştığ ı d ü şm a n la n n m m eydana g etird iğ i m uazzam koalisyonla kendi gücü a ra sın d a bir nisbetsizlik m evcuttu. A m a eğer ilk atom bom basına kendisi m alik olsaydı, bu m u tlak koz, da m u h te, m elen m ü ttefik lerin düzenini d eğ iştirir ve uzlaştırıcı b ir b arışa im kân sağlardı. O ysa, nükleer sila h la ra o lan b u koşuda A lm an la b o ra tu v a r. iarraın, ayd ın ların göçü yüzünden kaym ağının alınm ış olm ası m üthiş b ir handikap teşkil etti. «H itler galibi E instein»: E p in a l’in bu ta sv iri ta rih in yüzeyde k a la n gerçeğine aykırıdır, am a b u k a rik a tü rd e belki de, d aha derin b ir gerçek ifade olunm aktadır. A yni şekilde, A m eri­ k an bilim inin 1960 yılında, füzeler ve uzay a ra ş tırm a la n konusun, daki gecikm işliği, kısm en, yedi yıl önce «büyücüler avı» nın B irle, şik. D evletler üniversitelerinin ve araştırm a cıların ın içine saldığı d erin h u zu rsu zlu k tan doğar. Sovyet aydınlarının durum u, bu m uhakem eyi y ık m am ak tad ır. K ırk yıl so n ra rejim «m eşrulaşm ış» tır. K elim enin k atık sız an lam ın , da, a r tık ta sta m a m bir d ik ta tö rlü k söz konusu değildir. Ç arlık aristo k ra sisi kendilerini ho r görürken, Sovyetlerin sosyal b asam a­ ğın zirvesine yerleştirdikleri bilginler ve üniversite üyeleri gözünde, b ir öncekine nisbetle bu sistem za te n b ir ilerlem e teşk il etm ektedir. R us aydınları hiçbir zam an h ü rriy e ti ta tm a d ıla r: yeni k u şa k aydın­ 95


M A UR ICE D U V ER G E R

la n ise, S talin ta ra fın d a n zo rla giydirilen dem ir k o rsen in gevşedi­ ğini görm eye başlıyorlar. N ihayet, R u sy a’yı dünyanın en büy ü k k u d reti y ap a n b ir sistem in o lağ an ü stü başarısı, bilginlerin y u rtse ­ verliğini heyecana g etirm ek ted ir: sonuçlarım kendi gözleriyle g ö r­ dükleri büyük b ir kollektif esere k a tılm a k duygusu, fed ak ârlık ları m a zu r g ö sterir. Bunun, yüzyıllık b ir h ü rriy e tin yerine baskıyı ko­ yan, ay d ın lan horgören, C ezayirli söm ürge sakinlerinin özel çık a r­ larını doyurm ak için ülkenin gelişim ini kesen p reto ry en b ir d ik ta­ törlükle hiçbir o rta k yanı yoktur. B ununla birlikte, sovyet rejim inin sertliği, gitgide, R usyam n gelişm esine başlıca engel olm aya yönelm ektedir. S talin d ik tatö rlü ­ ğ ü b ir çok alanda, 1953 denberi doldurulm aya çalışılan, önem li gecikm elere sebep olm uştur. S.S.C.B. bilginleri g itg id e d ah a canlı bir şekilde, b ir fik ir h ü rriy e ti ihtiyacım duym ak tad ırlar. B unu y al­ nız, b ir zevk olduğu için değil, f a k a t b ir ihtiyaç o la ra k istem ek te­ dirler: ülkenin bugünkü seviyesinde h ü rriy e t yokluğu a r tık büyü­ m eyi önlem ektedir. B ugün baskı, başlıca «boğum noktası» olm ak üzeredir. S ovyetler Birliğinde dem okratlaşm a, rejim in başlıca b uyruk ların d an b iri haline gelm iştir. B izzat m od em b ir ülkenin iş­ leyişinin, h ü rriy e t düşüncesini besleyecek ü stü n b ir k ü ltü rü n çok geniş b ir şekilde yayılm asını g erek tirm esi yüzündendir ki, bu de­ m o k ratlaşm a zorunlu o la ra k m eydana gelecektir. B a şk an B en G ou­ rion şim diden der ki: «Rusya’da yirm i y a da otuz yılda, yirm ibeş ya da otuz m ilyona ya da daha ü stü n e yükselecek olan Ü niversite m e­ zunlarının te şk il edeceği büyük sayı, to ta lite r ve d ik ta to ry a l b ir re ­ jim in varlığını im kânsız kılacaktır.» S ayılar ve ta rih le r ta rtışılab ilir am a olayın g erçekliği değil. III. — M İL L Î _ K OM Ü Nİ ZM H A Y A L L E R İ

1961 yılında F ra n s a ’da b ir p reto ry en diktatö rlü ğ ü ilkin, bilim alanındaki seçkin kişilerden b ir kısm ının dış ülkelere gitm esine yol açardı. C.N.R.S. (1) ve atom en erjisi kom iserliği araştırıcıların ın çoğunluğu, d em okratik düşünceleri herkesçe tanınm ış bulunan k on. fe ra n sç d a n ve B ilim ler F ak ü ltele ri asista n ları sü rg ü n ü n yolunu tu ­ tarlard ı. P ek çoğu, buna baskı yoluyla zorlanm ayı beklemezdi. N a ­ i l ) C e n t r e N at i o n al e de la R e ch e rc he Scientifique : A r a ş t ı r m a Ulusal Merkezi. (Ç. N.) 96

Bilimsel


D İK TA TÖ R LÜ K Ü ST Ü N E

zizm dersi unutulm uş değildir, ve aydınlar da bilirler ki, G estapo’. nun el koym asından kaçm ak için, sabahın sa a t altısın d a kapıyı çal­ m asını beklem em ek g erekir. B ü tü n bu saydığım ız kim seler, yürekle­ ri p a rç a la n a ra k yollara düşüleceklerdi. Ç ünkü gerçekten b irer y u rt­ severdirler. A m a yine de yola k o y u lm ak tan g e ri kalm azlardı, çünkü b ir d ik tatö rlü k te yaşam anın im kânsızlığını da kabul ederler. Maddî yönden bu h are k et, onlar için hiç b ir m esele teşkil etm ezdi: bütün dünyada, b ir sü rü Ü niversite, la b o ra tu v a rla rm ı ve ders salonlarının b ü tü n k apılarını o n lara açm aya hazırdır. Z aten b u n lard an çoğu gizli o la ra k te m asa da geçmiş, te k lifle r düzenlem iştir. Kom plocu albaylar, iyi sonuçlar verecek b ir ikti&adî durum ta ­ sa rla m a k zorunda olurlardı. D ünya alb ay la r piyasası doygunluk (işba) halindedir: albay arzı, y ak ın bir gelecekte hiç de a rtm a y a elverişli görünm eyen talebin çok üstünde bulunm aktadır. Tersine, bilgin ve fik ir adam ı arzı, 1945 den b eri durm adan taleb in altın d a k alm ak tad ır. Ve bu açıklık da fasılasız a rtm a k ta , p iy a sad a kıtlık sü­ rüp g itm ektedir. T akbih edilen bildiriyi im zalay an lar içinde hiçbir kim se y o k tu r ki, dış ülkelerde çoğu zam an daha dolgun ü cretli yeni b ir işe ve d ah a da etkili a ra ştırm a la rıy la derhal yerleşem esin. Çoğu defa çok çekici tekliflere rağ m en yine de hepsi F ra n s a ’d a kalır. Ç ünkü onu severler. F ra n sa onların ik i defa vatan ıd ır. H em orad a doğdukları için, hem de gönüllü olarak, bir fed a k ârlık p ah asın a da olsa o rad a kalm ayı tercih ettik leri için. Ü ltra.m illiyetçilerd en pek azı bu k ad arın ı becerebilir. A m a bu aydınlar, alb ay la r F ra n s a ’sında yaşay am azlardı. O rada güvenlikleri sağlanm am ış o lacak tı: h e r an M aurice A udin’in akibetine u ğ ra m a k tehlikesiyle k a rşı k a rşıy a b u . lu n acaklar, özellikle de h ü rriy e tte n yoksun b ir ülkede a r tık çalışa­ m az hale geleceklerdi. Z ira baskı h e r zam an için a ra ştırm a y ı k ısır­ la ştırır; ic at fik ri denilen, o n azik ve titre k alevi söndürüverir. B u gibi kim selerin kalkıp gitm eleri hem en hem en onarılm ası im kânsız b ir fe lâ k e t olurdu. A ra ştırm a ritm ini derh al y avaşlatır, ve bu y av a şla m a da topyekûn b ü tü n iktisadı gelişm e üzerinde az ar a z a r yansırdı. Ö te yandan, geleceğin öğrenci k u şa k ları bu ü sta d . la rd a n yoksun kalırlardı. F ra n s a ’nın daha şim diden acısını çektiği yük sek ilm i k a d ro la r kıtlığı sebebiyle bunların yerini d ah a d a g ü ç. lükle doldurabilirdi. G eneral M assu’yü asm ak, m illî ak tiv itey i hiç de aksatm az, aksine fazla k alab a lık bir m esleğin içersinde sab ır­ sızlık tan yerinde d u ram ay an birçok albayın ve y u k a rd a n aşağ ı hi_ D ik ta tö r lü k Üstüne f? : 7

97


M AURICE D U V ER G E R

y era rşi yoluyla da büyük sayıda subayın yüreğinde ü m itler alevlen­ dirm ek suretiyle y u rd a daha ziyade y a ra rlı da olurdu. P rofesör S chw artz’ı asm ak, b ütün bir öğrenci yığınının yetişm esine ve bu su retle de m odem bir devletin tem el yapısına z a ra r verm ek olurdu. P re to ry e n le r bir kere başarısızlığa uğ rad ık ların d a ise, sü rg ü n ­ lerin hepsi de gerisin g eri dönm eyecektir. Geri gelenlerin sayısı, v aktiyle H itier ta ra fın d a n kovulan ve A m erikan Ü niversitelerini dolduran bilginler içinden, sonradan A lm anya’ya dönenlerin sayısını aşm ay acak tır. K endilerini kabul etm iş o lacak ülkeye olan m in n et, ta rlık la n n ı dik k ate alm aSak bile, çoğu, çevrelerinde m eydana gelen yeni ekiplerle b erab er girişilm iş bulunan çalışm alara elbette bağlı k alırlardı. Şüphesiz, bu ülkeyi hiçbir zam an g erçek ten kendi v a­ tanlarıym ışçasına görm ezlerdi. B aba ocağı ufuk ların ın özlemini iç­ lerinde saklarlardı. G ünün birinde de, m uhtem elen em eklilik çağın, da o ra y a dönerlerdi. A m a a k tif h ay a tla rı, çalışm aları, icatları, öğ­ retim leri F ra n sa dışında cereyan etm iş olurdu. Bu fik rî serm aye kaybı ise, sayıya vurulam az. B unun önemi elbette göz önünde tu ­ tu lm aya değer. B u kayıp, m illetin gelişm esini adam akıllı y av aşla­ tır, bu suretle de hiçbir şey ondan daha gerici olamazdı. Basın, radyo, k itap lar, öğretim ve Ü niversiteye u ygulanacak genel zo rlam a bu g eri gidişi d ah a da arttırırd ı. B azı preto ry en ler liberallik ta sla rla r. Bu iddia b ir incelem eye tah am m ü l edem eyecek derecede dayanıksızdır. E ğ e r ask erî d ik tatö rlü k gazetecileri ve pro­ fesörleri serbest bıraksaydı, basının beşte dördünü ve Ü niversitenin onda dokuzunu karşısında bulurdu. B u ş a rtla r altın d a ise ik tid ar m uh afaza olunam az. İk tid a rd a tu tu n m a k için on a sıkıca y apışm ak ve b ü tü n b ir düşünce h ay a tı üzerine, bugünkü İspanyol sansürünün bile onun yanında bir akıl ve düşünce serbestliği modeli teşk il ede. ceği a ğ ır b ir sa n sü r çekm ek g erekecektir. D üşünce hürriyetinin sosyo.ekonom ik gelişm enin başlıca m eyvası olm ası sebebiyledir ki, b izzat m ahiyeti icabı bu d ik tatö rlü k gericidir. B u durum da, bu h ü rriy e t ne k a d a r uzun zam andan beri m illî v arlık d a y er al­ m ışsa, g eri gitm e de o o ran d a derin olacak ve h ü rriy e t yokluğu çok şiddetle d uyulacaktır. B u baskı ayni şekilde sonuçları bakım ından da gerici olurdu: çağım ızda düşünce h ü rriy etlerin i kısıtlam ak , esas, lı b ir fik rî yetişkinlik sağlam ayı da önlem ek dem ektir. M illetin tü . m ünün öğretim ve eğitim seviyesi, bu durum da z a ru rî o la ra k düşer, özellikle de, genç k u şa k la r bunun etkilerine m aru z kalırlard ı. A m a bir ülkenin İktisadî ve sosyo.kültürel seviyesi eğitilm iş kadroların

98


DİK TA TÖ R LÜ K ü s t ü n e

seviyesine bağlıdır, şu halde İkincisinin düşm esi birincinin de d ü ş. m eşini sonuçlardı. H ü k ü m et darbesinin iticileri, bu fik rî ve te k n ik gerilem eyi sos. yal bir devrim le k arşılam ak hayalindedirler. D aha b aşlan g ıçtan bu iddia saçm adır. Z ira «sosyal» d urum esas o la ra k te k n ik ve fik rî g e­ lişm eye bağlantılı bulunan İktisadî büyüm eye bağlıdır. P reto ry en lerce öngörülen p ra tik reform lar, sıkıca bir değerlendirm ede çabuk fire verirler. E lbette, ü cretleri a rttıra c a k la r ve «çalışm a Cephesi» tipinde p a te rn a list k a ra k te rli b irta k ım boş-zam an te şk ilâ tla rın ı g e­ liştirirlerdi. A caba, böylelikle işçi hürriyetlerinden u ğ ran ılan k a ­ yıpları m ı u n u ttu rm a y ı düşü n ü rler? Z ira şu rası bellidir k i eğer İM. tid arı elde tu tm a k istiy o rlarsa C.G-.T. (1) ve K om ünist P artiy i m u tlak a feshetm ek C.F.T.C. (2) ile F.O. (3) yu da yola g etirm ek zorunda k alac ak la rd ır. O zam an han g i işçi «devrim» kelim esin­ den söz edildiğini duyarken gülm eyecek ya da dişlerini sıkm ıyacaktır. K endilerini «soldan» sa n a n p retoryenlerin büyük fikri, özellik­ le petrol ve dem ir sanayii alan la rın d a yeni m illileştirm eler y ap ­ m ak tır. A m a m ülkiyet rejim i a r tık sosyal gelişm enin ve «devrim» in başlıca u n su ru değildir. İk tisa d î büyüm eye ve işyerlerinin içten dem o kratlaştırılm asın a doğru yönelm iş top tan b ir p lân lam ay a y a r­ dım cı olduğu tak d ird e ilerletici nitelik kazan an m illileştirm e, bunun te rsi am aç lara döndürüldüğünde geriletici olabilir. B arışçı a m aç lar, la ü retim y ap m ay a çalışan b ir özel sektör dem ir sanayii, silâh y ap ım ına ayrılm ış b ir m illî dem ir sanayim den dah a az gericidir. Z aten ik tid a ra b ir kere yerleştiklerinde ask erî d ik tatö rler, h ali h a ­ zırdaki ta sa rıla rın ı u y g u la m ak ta çok te red d ü t edeceklerdir. A yni a n d a işçi sınıfı ve işverene k a rşı çıkılam az. B ire k a rş ı on koyarım ki, böyle b ir durum da dem ir sanayii ya hiç m illileştirilm ez y a da m ü lk sahiplerinin çık ar ve üstünlüklerine hem en hem en el sürm eyen b ir sözde-m illileştirm e söz konusu olurdu. P etrol içinse, hük ü m et darbesi arefesinde ileri sürülen vaitlerin gerçekleştiğini görm ek şansı daha b ü y ü k tü r: h e r ne k a d a r A m erikan baskısı bunu hayli (1) Confederation General du Travail : Genel Çalışma Konfe­ derasyonu. (Ç. N.) (2) Confederation Française des Travailleurs Chrétiens : F ran, s ız Hıristiyan işçi Konfederasyonu. (Ç. N.) (3) Force Ouvriere : İşçi Gücü. (Ç. N.)

W


M A UR ICE D U V ER G E R

az altac ak idiyse de. N e olursa olsun böyle b ir durum da, ilerletici etkiye sahip olabilecek b ir F ra n sız en erji politikasını g eliştirm ek değil, tersine, F ra n s a ’yı S ah ra m adenleri zinciriyle C ezayir belâsına biraz daha b ağlam ak söz konusu olurdu. B urada, 1961 yılı F ra n sa ’sında p reto ry en dik tatö rlü ğ ü n ü n en çok gerici olan anlam ına değiniyoruz. Bu b ir F ra n sız d ik tatö rlü ğ ü değil, fa k a t b ir C ezayir d ik tatö rlü ğ ü olurdu. B ununla denm ek iste , n ir ki, altıgenin k ırkbeş m ilyonunun çıkarım değil, f a k a t ta m a m iyle bam başka olan C ezayir sakinlerinin çıkarını kendisine hedef o la ra k alırdı. B ir sözde-bütünleşm e (entegrasyon), yüz otuz yıldan beri u ygulanan söm ürgeci hakim iyetinin gizlenm esine y aray acak , bunun a v a n ta jla rın d a n y a ra rla n m a y a devam etm elerine m üsaade etm ek suretiyle de k a ra .a y a k lıla rı kayıracak, y an i ta m am en gerici o lacaktı. B azı ask erlerin içtenlikle diledikleri gerçek b ir b ü tü n leş, m e ise, y aşam a seviyelerini yükseltip m üslüm anları k ay ıracak tı. A m a b unlardan ne birincisi ne de İkincisi an a v a ta n y u rtta şla rın ın çık arla rın a uygun değildir. B unun m üm kün olabileceği düşünülse bile, şu ra sı g e rç e k tir ki, to p tan b ir özüm sem e (tem essül) F ra n ­ s a ’nın y aşam a seviyesini de düşürürdü. G erçekten de yirm i yıl son­ r a on sekiz m ilyon olacak olan dokuz m ilyonluk az-gelişm işin b ü tü n ağırlığının yüklenilm esinin vereceği k ü lfet o k a d a r a ğ ır olurdu ki, bu d urum bizim İktisadî büyüm em izi durdurur, y a da bunu önem li de­ recede yavaşlatırdı. M üslüm anlar için gerçekleştirilen iş belki de devrim ci olurdu am a, F ra n sızlar için m u h a k k ak gerici olacaktı. M eselenin kalbi de za te n b u rd a atm ak tad ır. C ezayir’de b ir dik­ ta tö rlü k ilerletici nitelik sahibi olabilir. Böyle bir rejim bu ülkenin gelişm e seviyesine uygun düşebilir. F ra n s a ’nın İktisadî siyasî ve sosyo.ekonom ik seviyesi ise çok daha y üksektir. Bu sebeple de P a ­ ris ’te b ir diktatörlük, an cak geriletici olabilir. P re to ry e n le r iki d u ru ­ m u k arıştırıy o rlar. Y urtsever olduklarını söylediklerinde y alan söy­ lem ekte ya da ald an m ak tad ırlar. « F ra n sa C ezayir’i kaybederse her_. şeyi de kaybeder» şeklindeki sloganları gerçeğe tam am en aykırıdır. D oğrusu şudur ki, eğ er F ra n sa C ezayir’i «kendine ekler»se, asıl o zam an herşeyi kaybedecektir. İk tisa d î ham lesi, kesin b ir seçim y ap ­ m a y a elverişli b ir an d a kırılm ış olacak ve A ra p la rı istek leri hilafı­ n a özüm sem ek (tem essül etm ek) için kullanm ak zorunda kalacağ ı şiddet yüzünden de insanlık duyguları zedelenecektir. Kom plocu al­ b ay lar C ezayir’i F ra n sızlaştırm ay ı isterler. O ysa şu rası bellidir ki, eğ er h üküm et darbesi başarılı olsaydı, işin sonunda sadece F ra n s a ’yi-

100


D İK TATÖ RLÜK Ü ST Ü N E

C ezayirleştirm ek, onu söm ürgenlerin söm ürgesi y ap m ak gibi bir so n u ca ulaşırlardı. Z aten m üslüm anlarm bizzat kendileri için, F ra n s a ’y la birleşme, devrim ci niteliğini kaybetm iştir. Bu işi bunların henüz d ah a b ir v a ­ ta n a sahip bulunm adıkları zam anlarda, h a lâ bizim kini kabul ede­ bilecek d urum da oldukları ça ğ la rd a y ap m ak gerekirdi. Şim di ise a r tık çok geç kalınm ıştır. Y aşam a seviyelerini yükseltm ek öğrenim ­ lerini geliştirm ek, ekonom ilerini yenilem ek gibi çab alar a r tık onları F ra n s a ’y la birleştirem ez Bu, onlarda m illiyetçi d uygu ları b iraz d a­ h a kuvvetlendirebilir. A skerler, «şehirlilerdin kö tü yürekliliğine k a r . şı «bled» (1) lilerin iyi yürekliliğini gösterirler. A m a ne v a r ki, d ü nyanın b ü tü n ülkelerinde evrim , şehirlerden gelm iş, ta ş ra ise sa­ dece onu ta k ip etm iştir. Z aten C ezayir’de köylüler g itg id e d ah a eği_f tim li b ir durum a geldikçe, m illiyetçiliğe doğru k ay m ak ta d ırla r. 1958.1959 da, birleşm eden y an a olan su bayların bağ lan d ık ları «yeni seçkinler» efsanesi çabucak dağılm ıştır. Bu gibi kim selerin m eydana getirilm eleriyle b erab er F.L.N . (Millî K u rtu lu ş C ephesi)ne geçm e. leride b ir olur, F ra n s a ’da olduğu gibi, kuzey A frik a ’d a d a p re to r. y en b ir d ik tatö rlü ğ ü n gerçekleştirebileceği te k devrim , kom ünistle­ ri C ezayir şehrine ve P a ris ’e o tu rta c a k cinsten v asıta lı b ir devrim olabilir.

(1) Kuzey Afrika'nın içerlek bölgeleri (Ç. N.)


/

ÜÇÜNCÜ FASIL

Vasıtalı devrim

O

E R İC İ ve devrim ci d ik tatö rlü k le r ayrım ı m u tla k bir ay rım değildir! B unun, az önce yapılm ış olan genel tasviri, iki görü ş açısından d üzeltil, m ek g erekir. İlkin, bazı tip ler v ard ır ki, zorlukla sınıflandırılabilir cinstendirler. B unlar, rejim in bazı yan ların ın devrimci, bazılarının ise gerici olm asıyla k a rm a b ir k a r a k te r ta şırla r. B u m üphem lik ço. ğ u defa sadece g ö rü n ü şted ir : m uhalefeti silâhından etm ek y a da -bölmek am acıyla, k arg ıt sistem in görünüşüne bürünm ek çabasından, y ani bilinçli (şuurlu) bir gizlem eden doğar. B azense m üphem lik, g erç ek te de m evcuttur. B ir devrim i d u ru ltm a k suretiyle onu dur_ d u ran term idoryen d ik tatö rlü k le r örneği, bu konuda özel b ir dik. 102


D İK TATÖ RLÜK Ü ST Ü N E

k a te değer niteliktedir. Ö teyandan bizzat g eri.itm e ve devrim di­ yalektiği, h er rejim tipinin, kendine ta m ;ia r § ıt olan rejim tipinin doğum unu kolaylaştırıcı bir rol oynam aya yönelm esine sebep olur. Böylece, nihaî sonuçlar çok defa, başlangıçtaki niyetlere z ıt b ir yön alm ış olurlar. Sol d ik tatö rlü k le r yoluyla m u h a fa z a k â r b ir tepkiyi, sa ğ d ik ta tö r­ lü k ler yoluyla da devrim ci bir p atlam ay ı doğuran bu m ekanizm a za te n anlatılm ış bulunuluyor. B u sinüsoidal hareket, solu k ay ırm ak ve sağ a da k ap alı d av ran m ak eğilim indeki toplum ların genel y ü rü ­ yüşüyle uyuşur. Şüphesiz, bu evrim b asit b ir m u h tev ay a sahip de­ ğ ild ir : ılım lı bir sağ ta ra fın d a n tem sil olunan sürek li ve düzenli b ir ilerlem e teorisi gerçeğe uym az. «Tarihin hareketi» böyle bir çizgiye sahip değildir. A m a ta rih in yine de. b ir h are k eti m evcuttur. Çok uzun b ir dönem göz önünde tu tu ld u k ta , m u h a fa z a k â rla r işin ’ sonunda daim a kaybetm ekte, yenilikçiler ise k az an m ak ta d ırla r. Za­ ferleri h e r ne k a d a r tam am ı tam am ın a um dukları biçimde g erçek ­ leşm ese de, neticede yine bir zaferd ir. Böylece «geri-itm e ve devrim» diyalektiği önünde sonunda devrim i tercih etm eye yönelir. B unu se­ çer, çünkü k ısa vadedeki gelişim i, ta rih in uzun vadedeki h arek etin e uyar. B ir M arkscı, devrim i doğuranın da zaten, bu devrim e k arşı dikilm e hali olduğunu söyleyecektir. Bu n o k ta ta rtışılab ilir, am a bu işi b u rad a y ap m aya m ahal y oktur. Sadece sonuçtur bizi ilgilendi­ ren, yoksa sebep değil. D em ek oluyor ki, gerici d ik tatö rlü k le r devrim ci son u çlara se­ bep olm ak eğilim indedir. B unların y a ra ttığ ı bu durum u n b ir «vası­ t a l ı devrim » o la ra k adlandırılm ası teklif olunur. Şüphesiz burad a h e r zam an için gerçek bir devrim söz konusu değildir. F a k a t sa­ dece, sol kuvvetlerinin ilerleyişi, m u h a fa za k ar kuvvetlerin ise g e ri­ liyi şi, bu durum un da, gelecekteki b aşarıla rı için birincileri daha iyi du rum a geçirm esi, İkincileri ise zay ıflatm ası hali söz kon u su d u r b a­ zen. Bu vasıtalı devrim inin derinliği ve genişliği h e r özel olayda sosyal güçlerin alacağ ı durum a bağlıdır; gerici d ik tatö rlü ğ ü n y a ­ ra tm a k eğilim inde olduğu devrim ci hava ancak, eğ er devrim ağacı dah a b aşlan g ıçta yem yeşil m eyvalar taşım ıy o rsa ta m k ıvam ına ere­ bilir. | _

KARMA DİKTATÖRLÜKLER

Gerici ve devrim ci d ik tatö rlü k le r ayırım ı sosyolojik sınıflandır­ m a ların çoğundan daha k atıdır. H er han g i b ir som ut rejim i, şu ya 103


M A UR ICE D U V ER G E R

da bu k ateg o ri içersine koym a, çoğu defa kolaydır. Y ine de b u n la r, dan bazıları, bu ay ırm a am eliyesine kolayca y atk ın değillerdir. B a­ zıları ise gelişm e sa fh a la rın a göre, b ir y an d an ö bürüne geçi geçiverirler. B azıları g erç ek m ahiyetlerini, bununla z ıt olan sah te bir m ahiyet ark asın d a gizlem eye çab alarlar. B azıları da, o r ta bir çizgide tu tu n m ay ı denerler ve durup dinleıım eksizin soldan sa ğ a vol­ ta a ta rla r. Şüphesiz, k arışık lık bazı defalar sadece g ö rü n tü d e kalır. O zam an da önceden k ara rla ştırılm ış bir siyasi sta re te ji üzerine k u ­ rulu haldedir. İlerlem eye inanılan ülkelerde, d ik tatö rlü k le r kendile­ rine daim a devrim ci süsü v erirle r; m u h a fa z a k â r m izaçlı m illetler­ de ise, d ah a çok geriye dönm ekten y an a olduklarını söylerler. Tabîi h e r rejim tip i m u halefeti u y u tm ak için, diğer rejim in m askesini k u l­ lanm ak eğilim indedir. G eriye k âlan şu olu r ki, b irta k ım d ik ta tö r­ lükler ne gerici ve ne de devrim cidirler. E n ilgi çekici tip «term idoryen» dik tatö rlü k lerin in çizdiği tip ­ tir. B u n lar b ir toplum un, m evcut d u ru m a göre az çok ilersinde yer alan, m üesseselerin derinliğine değişim ini gerçek leştiren s e rt bir devrim olayından sonra işe k arışırlar. Y eni yapılar, henüz day an ık ­ sız ve tehlikededir. Böylece, onları sağ lam laştırm ak için b ir d ik ta­ tö rlü k kurulur. Eh. tip ik hali F ra n s a ’nın T erm idor’dan so n rak i du­ rum udur: 1795 den 1799 a C um huriyetin gitgide b ir hercüm erce boğulduğu, a r tık tutunam ıyacağı, m onargik resto rasy o n u n h e r g e­ çen gün b aşarı şansının a rtm a k ta olduğu açıkça g ö rü lü r. 18 brüm er h üküm et darbesi işte bu h a re k e ti durdurur, ve X V III nci L ui’ye ta h tın yolunu k ap a r. L ui oray a an c ak onbeş yıl so n ra işg al o rd u la­ rının lü tfu y la yükselecektir. E ğ e r B o n ap arte 1789' un ve 1793 ü n b ütün fetih lerin i koruyabilseydi, d ik tatö rlü ğ ü de devrim ci olurdu. A m a onun h a re k e t ta rz ı d aha da k arm a şık b ir nitelik gösterir. Şüphesiz, n asıl k i İsk en d er A sya’ya helenizm i ekm işse, B onaparte da sa v aşlarıy la İn sa n H a k . larm ı b ütün A v ru p a’y a yayar. B unun y an ısıra iç’te de, bazı şeyler elde etm ek için, b irta k ım b aşk a hedeflerden vazgeçer. İh tilâ lin üç tem el fe th i olan m edenî eşitlik, İktisadî h ü rriy e t ve siyasî h ü rriy e t­ te n üçüncüsünü fed a ederek ilk ikisini kuvvetlendirir. B u d u rum da denilebilir ki, üçte ik i devrim ci ve üçte b ir de g ericid ir (bu o ran lar sadece bir benzetm e anlam ında kullanılm ıştır.) T erm idoryen dik­ ta tö rlü k le rin özelliği, belli b ir şekilde bu karışım la ilgilidir. B unlar, b irer m erkez diktatörlüğüdür. N apolyon rejim i de z a te n m eşrûluk açısından ayni fizyonom iyi o rta y a k o y ar : sadece yeni m eşrû lu ğ a 104


D İK TATÖ RLÜK ü s t ü n e

<millî egem enlik ve seçim) day an m ak yerine, ikinci derecede olm ak şa rtıy la eski m eşrû lu k anlayışına da (takdis ve h an ed an lar a ra s ı ev­ lenme) baş v u rm a k ta n g eri kalm az. Y eryüzünde, h a lk la ra hiçbir k ö tü h a tıra b ırak m ay an yegâne d ik tatö rlü k le r bu kategoriye dahil olanlardır. Çeşitli derecelerde ve çeşitli şekiller altında, Perikles, S ezar ve A vgustus aynen I. N apol. yon gibi «term idoryen» dirler. B unların dik tatö rlü k leri b aşlan g ıçta halkçıdır. O1 k a d a r ki, ik tid arı pleb desteği sayesinde feth e tm işler, dir. İk tid a ra , plebin belli başlı b irta k ım fetihlerde bulunduğu, fa k a t bu fetih lerin henüz dayanıklı olm adığı, aristo k ra sin in de bunları gerçek ten kabul etm ediği ve h a tta yeni k a v g a la ra girişm ek p a h a ­ sın a da o lsa bunları yeni b a şta n b irer mesele haline getirebileceği b ir an d a ulaşm ışlardır. T erm idoryenler bu fetihleri büy ü k ça p ta sağ-, lam lag tıracaklar, f a k a t bazı n o k ta la rd a da te k ra r g erisin g e ri dö­ neceklerdir. Böylelikle o n la r (term idoryenler) g erici v e devrim ci d ik tatö rlüklerin, kanlı şiddet ve karşı.şid d et, tem izlem e ve k a rşı, tem izlem e diyalektiğini biraz d ah a geliştirirken, ik tid ard a tu tu n a m a . y ıp birbiri a rd ısıra değiştikleri o kanlı sivil m ücadeleler devrine bir son v erm eyi b aşarırlar. R ejim leri se rttir, çünkü sosyal düzen bu ça lk a lan m ala rd an sonra an c ak zo rlu k la yeniden kurulab ilir. B ir bü­ tü n o la ra k göz önünde tu tu ld u k la rın d a ise zalim değildirler. Z ira çevrelerinde, belli bir m eşrûluk anlayışını yeniden y a ra ta n k am u o y u desteğini g itgide yeniden bulu rlar. G erçekten k a rm a k a ra k te rli d iktatörlüklerle (ki b u n lard a dev­ rim i y erleştiricilik özelliği za te n gerici k ara k terd en d ah a ü stü n d ü r), m u h a fa za k âr U ranlıkların örtünm eye çabaladıkları ilericilik p er. desi birbirine asla karıştırılm am alıdır. Çağım ızın bazı faşizm leri bu gibi kendini gizlem e yollarından p e k çok y ara rla n m ıştır. Özellikle işçi sınıfının ta şım a k ta olduğu önemin, birtak ım tedbirlerin alınm a­ sını za ru rîleştird iğ i en m odern D evletlerdeki faşizm lerde bu görülür. N azi P a rtisin in adm ın «A lm an N asyonal Sosyalist İşçi P artisi» ol­ du ğ u unutulm asın. B u örnekde sa ğ k a n a t m itolojisine y er veren (nasyonal, alm an gibi) terim lerle, solun m itolojisine y e r verenler (işçi, sosyalist gibi) ara sın d a b ir denge k u rulm asına itin ay la çalı­ şılm ıştır. S anay in in az gelişm iş olduğu (özellikle güneyde), sosya­ lizm kelim esinin köylü yığ ın ların a ve Kiliseye ko rk u saldığı, işçi te . Timinin ise kuvvetli b ir çoğunluk teşk il eden köylüleri u z a k la ştır, m a k tehlikesini taşıdığı İta ly a ’da, p a rtin in başlığı kon usunda daha ihtiyatlı davranılm ıştır. A m a tıp k ı A lm anya’daki gibi, «devrimci» 105


r r! i i\ 1:

M A UR ICE D U V E R G E R

olduğunu ilân etm ekten de g eri kalm am ıştır. A yni şekilde Louis N a . poleon B onaparte da, burjuvazinin bilm ezlikten gelm ek istediği bir çağda, sosyal m eselelere dikkatli, işçi dostu b ir p ren s ününü kendi, ne verdirm işti. Bu devrim ci boya tam am en de aldatıcı değildir. III. N apolyon idaresi altın d a Biransa g rev hakkını ta n ıy an ilk A v ru p a m illeti oldu, H itler ve M üsolini de p a te rn a list k a ra k te rli b irta k ım refo rm lar y ap­ tılar. P artile rin in içersinde hakikî sosyalist olm ayı isteyen b ir sol h a. re k e t ik tid arın alınm asından önce oldukça geniş b ir şekilde gelişti ve so nra da kendini kabul ettirm eye .çalıştı. A lm anya’da (pek çok işsi. zin, 1932.1933 de çatısı altında toplanm ış olduğu) H ücum K ıtaları gazetesi, ilki F ü h re r’i hüküm ete getirm eye m a tu f bulunan, sosyal k a ra k te rd e o lacak «ikinci b ir devrim »i ilân ediyordu. A yni istem , İta ly a n faşyolarında da, R om a üzerine yürü y ü şten so n ra aç ık ta n açığ a ifade edilm işti. H er iki halde de p a rtiy i ita a te sevketm ek yo­ lunda insafsız b ir tem izlem e am elyesi h are k ete geçiverdi. B u h a re ­ ket, İta ly a ’da az kanlı, b ütün ülke çapında kesif in fazların yapıldığı b ir sırad a S .A .(l) K u rm ay H eyetinin de yok edildiği A lm an y a’da ise korkunç oldu. B u bir «uzun b ıç ak la r gecesi» oldu (30 haziran 1930). Yine de, bazı gerici d ik tatö rlü k lerin kendilerine devrim ci b ir gidiş verdirm ek için gösterdikleri çabada, h e r şey tam am en b ir y a­ lan d an ib a re t de değildir. B ir rejim değişikliği, ik tid a ra yeni bir ekibin gelm esi, tozları silkip a ta r ve p lân ları uzun zam an d an beri d aire dosyalarında u y u m a k ta olan b irta k ım refo rm ların yapılm a­ sına im kân sağ lar. B u n lar gerçek değişim ler değil, te fe rru a t te d . birleri, cephenin sıvanm ası y a da b oyaların tem izlenm esidir. A m a yeni kuvvetlerin itişi güçlüyse, d ik tatö rlü ğ ü n devam edebilm ek için bu n lara boyun eğm esi gerekir. Z ira şiddet bile önünde sorununda aşınır. Ö teyandan, çağım ızda tiran cı b ir ik tid arın yapısı onu eko­ nom iyle de ilgilenm eye zo rla r : özel teşebbüsleri denetlem esi g ere­ kir. Ve bunu da za te n p ek çok kere y a p a r. Rejim , büyük serm ay e, n in ve «poujade’cılar»m desteğiyle yerleştiğindendir ki, b u rad a söz konusu olan güdüm cülük sosyalizm değildir. N e v a r ki, hüküm etlerin bizzat kendilerini ik tid a ra g etiren leri denetlem eye devam e t­ m eleri ölçüsünde bu güdüm cülük de so nradan güçlükle değiştirile­ bilecek b irtak ım alışk an lık lar y ara tab ilir. A dam akıllı sanayileş­ i l ) Hücum Kıtaları. (Ç. N.)

106


D İK T A T Ö R L Ü K Ü S T Ü N E

m iş bir ülkede gerici bir d ik tatö rlü k daim a özel kapitalizm in h a re ­ k e t im kânım biraz frenlem eye yönelm ek 'durum undadır. B u frenlem e olayların gücüyle sınırlanm ıştır. Rejim , h alk ın desteğini kaybetm eksizin, kendisini ik tid a ra g etiren lerin kargısına dikilemez. H üküm eti feth etm ek iğin önce sa ğ a d ay an acak ve so n ra da kılıcını ilk ta ra fta rla rın a doğru döndürerek solun desteğini de a ra y a c a k Lorenzaccio usulü bir d ik tatö rlü k hayal olunabilir. K abi­ nelere ve parlam en to çoğunluklarına h as olan bu dönüşler, d ik ta tö r­ lük rejim lerine u ygulam a alanı bulam az. Z ira bunlar o rta y a Çıkış­ ların ın d aha ilk an ların d a kılıçlarını b ir kere çalm ak zo ru n d a k a l­ m ışlard ır; k i bunsuz da za te n yeni rejim çoktan yıkılıp g itm iş o lu r­ du. Ö ldürm eler, sürgünler, eziyetler onarılm ası im kânsız b ir durum y a ra tır. B u yeni rejim eğer k atilleri destekliyorsa, g erç ek te k u rb a n , p ların ın ta sa rıla rın ı bile u ygulam aya çabalasa, bu k u rb a n la r züm ­ resi yine de ö n a ihanet ederdi. Z aten ona güveni de kalm az ve ilk fik ir değiştirm e onu ikinci bir fik ir değişikliğinden k o rk a r hale g e­ tirirdi. N itekim Lorenzaccio hizm et etm ek istediği kim seler ta ra fın ­ d an öldürülm üştür. II — DEVRİMCİ OLGUNLAŞMA

F a şistle r ve p reto ry en ler devrim ciliklerini ilân e ttik leri zam an y a y alan söylem ekte y a da y an ılm a k tad ırlar. A m a y an ıld ık ları y a da y alan söyledikleri husus, sonunda bir gerçek haline gelebilir. B ir rejim in bilançosu, sadece yaptığı h arek etlerle değil, fa k a t sebep ol­ duğu tep kilere göre de ölçülür. M u h afazak âr d iktatörlük ler, «vasıtalı devrim »ler doğurabilirler. 1932 A lm anyasm da dem okrasi d ay an ık ­ sızdı; liberal duygular da az gelişm iş b ir durum daydı. B u n ların te r . sine aşırı m illiyetçilik ve o to rita rizm ve m illiyetçilik p ek kuvvetli idi. H itler’den sonra dem okrasi ve liberalizm çok daha kuvvetli, oto­ rita riz m ve aşırı m illiyetçilik ise d ah a zay ıf bir hal alır. G erçi Bonn C um huriyetindeki bugünkü durum , bu açıdan bakıldıkça tam am en k u su rsu z değildir. 1961 deki durum , 1932 deki d urum la k a rşıla ştı­ rıldığında ise, ondan pek çok daha iyi görünm ektedir. Bu konuda, îiazi denem esinin ve bunun sonuçlarının, tab iî evrim i ad am ak ıllı h ız­ landırm ış olduğundan şüphe etm em ek gerekir. E lbette, H itler’in iş başına gelişi arefesinde çok kuvvetli bulunan kom ünist p arti, B atı A lm an y a’da hem en hem en o rta d a n silinm iştir. B u durum , sovyet iş­ g alinin ilk h a fta la rın ın bırak tığ ı korkunç h a tıra la r ve S.S.C.B. nin 107


M A U R IC E D U V ER G ER

yeniden-birleşm e konusunda başlıca engel oluşu gibi dış olaylardan d o ğm aktadır. İta ly a örneği de, varılm ış bulunan bu sonucu kuvvetlendirir. 1932 de fiilen m evcut bulunm ayan kom ünist p arti, 1945 de k ay d a de­ ğ e r b ir güce erişm iştir. O k a d a r ki, yarım ad an ın b ir h a lk dem okra­ sisi haline gelm em esi için K ilisenin ve M ü ttefiklerin b ü tü n ağ ırlık la­ rım o rta y a koym aları gerekm iştir. Sosyal yapı ve sav aşın sebep ol­ d u ğu örselenm eler kad ar, faşizm e k a rş ı duyulan tep k i de bu durum u açık lar. D em okrasinin kaydetm iş olduğu ilerlem eler de ay n i tohum ­ d an doğm uş bulunm aktadır. E ğ e r m onarşi faşizm le hiç u zlaşm asaydı, İta ly a n halkının ezici çoğunluğu m u tla k a m onarşiye oy verirdi. G üneyin yarısının tam am en, siyasî dem okrasi için g erek li İktisadî g e . lişm e seviyesinin çok altın d a bulunduğu b ir ülkede, M usolini olm a­ saydı, ne C um huriyet bu k a d a r sağlam ca yerleşebilecek, ne de p a rla , manteı- rejim fazla bir sa rsın tıy a u ğ ram a d an işleyebilecekti. F ra n s a ’da, K u rtuluşun m üthiş solcu itişi, M areşalin ve ask erî işg al rejim inin, yani bu «dış_diktatörlük»ün kızıdır. K om ünist P a r . ti, petenci rejim ve A lm an baskısının y a ra ttığ ı dipten d alg alan m a­ la r olm adan, k adınların oyları kendisine itib a r etm ezken (zira bun­ la rın oyları erkek oylarından d ah a m u h a fa z a k â r bir yöndedir), 1936 da oyların yüzde onbeşinden, 1945 de yüzde yirm ibeşine asla geçm iş olm ayacaktı. H a tta bu d alg a G eneral de G aulle’ün v arlığ ıy ­ la kısm en de kırılm ıştır. O olm adan ve T ahran, Y alta ve P o tsd am ’da yap ılan etk i alanı paylaşım ı da olm aksızın 1939 la rd a bu tü rd e hiçbir tehlikenin henüz m evcut bulunm am asına rağm en, ülkem iz kom ünizm den m uhtem elen kaçam ıyacaktı. «Bolşeviklik»e k a rşı sa­ v aştık la rın ı sanırlarken, P a r k O telin ih tiy arı ve M ajestik otel m ü . davim i subaylar, ik tid arı ele alm a şansını ona verm işlerdir. B ü tü n bu hallerde, savaşın çalk an tıları, d ik tatö rlü ğ ü n etkilerini de elbette valıim leştirm iştir. B una d ah a sa f ö rn ek ler bulunabilir. T arım ın en b a şta geldiği., zayıf b ir şekilde sanayileşm iş b ir ülke olan K ü ba’nın durum u, onu, sanayi ve tic a re tin tam am en m illileştirilm iş olacağı, L atin A m erika’nın ilk sosyalist m illeti haline gelm eye hiç de hazırlam ıyordu. C a stro ’yu M oskova’y a doğru iterk en b ir çık ­ m az içersine de sokan A m erikan diplom asisinin h atala rı, fidel’ci devrim in y ürüyüşünü hızlandırm ıştır. A m a b izzat fidel’ci devrim , halkçı tem eliyle, yığınlarla olan sıkı tem âsıyla, elbette k en . dinden önce v a r olan B a ttis ta rejim iyle açıklanır. Z aten G üney ve O rta A m erika ülkelerinin b ü tü n tarih i, gerici tira n lık la rm 108


D İK T A T Ö R L Ü K Ü S T Ü N E

d em o k ratik h are k etlere tohum teşkil ettik lerin i gösterir. «Sadece, b aşarısızlığa u ğ ra y a n gerici d ik tatö rlü k le ri zikredi­ yorsunuz denilecektir. B unların başarısızlıklarının, rak ip lerin i te r­ cihli duruma, getirm esi olağandır. A m a, y a b aşarılı olan gerici d ik ta ­ tö rlü k le r ?» .Bunların sayısı azdır. B u v ak ıay a ender o la ra k işa re t olunm uştur, f a k a t gerçekliği asla ta rtış m a götürm ez. Belki de bu durum , m u h a fa z a k â r y a z a r Jacq u es B ainville’in d ik ta tö rle r h ak k ın ­ d a neden bu k a d a r m üsam alıasız olduğunu açıklar. G erçi bazı d ik ta ­ tö rlü k ler k a n ve şiddet pahasına, son nefesini verm ek te olan b ir toplum un yapılarını bir süre daha devam ettirm eyi başarm ışlard ır. A ncak hiçbiri bu top lu m lara h ay a tiy e tin i iade edem em iştir. T ek b a ­ şa rıla n , kendilerini ik tid a ra g e tire n kuşağı, sosyal değişm elerden k o ru m a k ta n ib a re t kalm ıştır. Bu da, olm asaydı, im tiy azlarin m ke_ m irilişini seyretm ekten başka b ir şey yapam ıyacak olan d ik ta tö r­ lü k ta ra fta rla rı, kurdukları, bu rejim sayesinde h a y a tla rın ın sonuna' k a d a r im tiy a zla n n ı ellerinde bulundurabilm ek im kânın a sahip ol­ m uşlardır. N e v a r ki, bunların ç o c u k la n h erhangi b ir m ira sa k o n a­ m am ışlar, tersine, ebeveynlerinin in a t ve şiddeti, k u rta rılm a sı m üm ­ k ü n olan şeylerin dahi kaybedilm esine sebep olm uştur. «Benden son­ r a tu fan »: gerici diktatö rlü k lerin y a fta sı böyle olabilirdi. Ve g erçek ­ te n de tu fa n o n ları izlem iştir. E lbette, bunun h e r zam an için böyle olduğu söylenem ez. M uha­ fa z a k â r tira n lık la n n hepsi, m u tla k a bir devrim doğurm az; herbirinin, önlem ek istedikleri sosyal değişim leri hızlandırdığı k a ti­ yen söylenemez. B azıları, zam anın yürüyüşünü g erçek ten y a v a şla t­ m ayı, kendileri olm asaydı daha çabuk yıkılıp gidecek olan eski y a ­ pıları devam ettirm ey i b aşarırlar. B ugünkü İsp a n y a ve P o rtek iz bu a ra d a sayılabilir. M adem ki, b ir F ran sız generali P iren eler ötesinde, b ir ordunun, h alkm direnm esini nasıl m ahvedebileceğim ve onu yirm ibeş yıl süreyle nasıl sessizlik ve güçsüzlüğe gömebileceğin! bizzat yerinde inceler, m adem ki, birçok ak tiv ist yüzbaşı, P o rtek iz askerlerinin, ik tid a rla rın a sivil p a ra v a n a o la ra k kulland ık ları, Coim_ b ra Ü niversitesinin bu m alî m ev zu at profesörünün örneğinin y a r­ dım ına b aşv u ru rlar, o halde h e r ne olursa olsun b u n lard an söz et­ m ek g erek ir. Gerici d ik tatö rlü k lerin daim a başarısızlığ a m ahkûm olduklarım söylemek, k ısa süreli olduklarını da söylem ek dem ek değildir. Özellikle az gelişm iş ve b ir h ü rriy e t geleneği bulunm ayan Halklarda, polis, ordu, sansür, fik rî baskı, İktisadî çökü n tü sayesinde b ir zulüm rejim i oldukça uzun süre devam ettirilebilir. İsp a n y a ve 109


M A U R IC E D U V ER G E R

P o rte k iz A v ru p a’nın, en g e ri kalm ış ülkeleridir. B u ralard a m illî geli­ rin a rtm a oranı çok zayıf olup, dik tatö rler, m illetlerini yenileştirm ek konusunda hiçbir g erçek ça b a gösterm ezler. Y oksa bunu yapm akla, ik tid arların ın tem ellerinden birini de yıkm ış olurlardı. D ik tatö rlü k sayesinde bu iki ülke, kendilerini B atının g eri k alan kısm ından a y ır­ m a k ta olan gecikm eyi geniş b ir şekilde a rttırm ış b u lu n m ak tad ırlar. Bu bir başarı o la ra k adlandırılabilir m i ? «Vasıtalı devrim», iki dizi fa k tö rü n sonucu o la ra k g ö rü n m ek te­ dir. B ir yandan tira n lığ m sertliği, a rttırd ığ ı eziyetler, sebep olduğu a c ıla r daim a b ir direnm e doğurur. M illet yığını elbette şiddet önünde eğilir. B ir tedhişle k a rşık a rşıy a bulunduğunda kım ıldam az ve susar. B ekler. Bu sırada, b ir azınlık eğilm eyi re d d e d e r.. K endilerini h a y a ­ tın tatlılığ ın a kapıp koyuveren m edenî insanlar, b ir k ere k am çı a ltı­ n a düştüler mi, düşüncelerini, onurlarını, v arlıkların ı, sav u n m ak için yeniden ilkel ve yırtıcı b ir ce sa re t bulurlar. Böylece bu zülüm ve gizlilik okulunda, m ilitan çekirdekleri m eydana gelir. U y gulanan baskının kabalığı, onları y ık m ak hususunda daim a güçsüz k alır. Bu yo lda ölenlerin k an ları daim a yeni inanç sahiplerine tohum, olur. B u n lar da gitgide, d ik tatö rlü ğ ü önleyem em iş olan d ik ta tö rlü k önce­ si kadrolarının yerini alırlar. Yeni, d ah a çetin, daha etkili, d ah a dev­ rim ci te şk ila tla r bu şekilde doğar. Şüphesiz, d ik tatö rlü k en yüksek n oktasında oldukça, bu ö rg ü t­ lerin üye sayısı da k a b a rık değildir. A m a düşm e b elirtileri onun su­ ra tın d a görünüverdiğinde, ahali de kım ıldam aya b aşlar. S uikastçı­ lardan, tarihsiz yaşam ayı deneyen, direnm e cesaretin e sahip olm a­ m ış, am a buna belli belirsiz esef de eden ad am lard an m ey d an a gele­ ce k olan bu korkunç yığın, bu kalab alık y avaş yavaş k a h ra m a n la r­ d an y an a k a y a r : O nlarla birleşirken, k ah ra m an lık la rın a da k a tılı­ y o r olm ak hayalini (sanısını) kendi kendine y a ra tır. A şırılık lar onu k o rk u tu r, z ira ötekilerden daha az, çok d ah a az devrim cidir. F ak at, o n la ra katılırlark en , o rta (v asat) y u rtta şla r, çekingenliğin izlerini de gözlerinden silerler. D ik tatö rlü k de b ir kere alaşağ ı edildiğinde, b a şk a zam an dileyecek olduklarından çok d ah a ilerde b ir rejim i desteklerler. B u fırsa t, D irenm e (M ukavem et) sırasın d a oluşan k a d . ro lara, tiran lığ m düşüşünü izleyen b irkaç ay içersinde, sosyal yapı­ n ın ve kam unun isteklerinin çok ilerisinde b irtak ım derin değişiklik, le ri gerçekleştirm e im kânı sağlar. S onra yığın kendini to p la r am a, a rtık geriye dönm ek de zordur. Z ira fa şis t bir m aceraya, bu k a d a r erk en bir kere d ah a başlanam az. Z am anın çabucak sağ lam laştırd i-

110


D İK T A T Ö R L Ü K Ü S T Ü N E

ğı refo rm ları sindirm ek gerekir. Gerici d ik ta tö rlü k öteyandan, yapı buhran larım ve m eşruluk u yuşm azlıklarını ta m kıvam ına g etirm ek suretiyle, toplum un derin, ligine doğru olan değişim leri daha da hızlandırır. M illetin iktisaden yenileşm esini önlem ek ve gelişm esini azam î frenlem ek su retiy le bu süreç (vetire) den kaçabilir : bugünkü Lizbon, M adrid ve K arayiple r U ranlıklarının y aptığı da budur. B u n lar ülkelerim , â d e ta m odern dünyanın o rta yerinde, eski y a şa m a ta rz la rı içersinde donup kalm ış b ir yerliler kam p ın a benzetip, çıkışa götüren yollan üzerinde onu a ta le te göm m üşlerdir. N e v a r ki, bu durum sadece geçici b ir n i. telik taşır. H alk ların uzun süre, ta rih in hızlanışı dışında tu tu lab il­ m esine a rtık im k ân olm ayan ve b unların XX nci yüzyıl y aşam a s t i . f line özlem duydukları çağım ızda ise, bunu sürd ü rm ek g ittik çe daha zor bir iş haline gelm ektedir. H er hal ve k â rd a bu ancak, ta rım sal k a ra k te ri baskın, büyük u la ştırm a şebekelerinden de az çok uzak o lan g eri kalm ış m illetlerde m üm kündür. Gerici bile olsa, d ik tatö rlü k genellikle, ülkenin y a şa m a seviyesi, ni yükseltm eye çalışır. U y ru k ların a m addî ta tm in ler vererek, k en . dilerinden u z a k tu ttu ğ u h ü rriy e tle ri o nlara u n u ttu rm a y a yönelir. O to riter b ir rejim in bu şekilde o tu rtu lm ası usulü, dünyanın geçm işi gibi eskidir ve V II nci ve V I nci yüzyılların yunanlı tira n la rı d a bu­ n u büyük ç a p ta kullanm ışlardır. D evrim izde bu metod, toplum un yenileştirilm esini g erekli kılar. Bu yenileşm e m u tla k a b irta k ım de­ rin yapı değişikliklerine, bu sonuncular ise, devrim ci b ir o rtam ın doğm asına sebep o lurlar. Bu husu sta, I r a k ’ta k i N u ri S aid örneği k a ­ d ar d ik kate değer b aşk a hiçbir olay m evcut değildir. Siyasî yönden m u h a fa za k âr olan bü diktatörlük, çok önemli sanayî y atırım la rın a y a ra y a n p etro l « k ra llık la r» k az an d ırm ak gibilerden, ülkeyi m odem bir İk tisadî alty ap ıy a sahip kılm a yolunda hayli çaba g ö sterm iştir. A m a bu m addî değişim ler, geleneksel feodal sistem in a ltü s t oluşunu h ızlan d ırm ıştır ki, bu gelişm e de devrim ci eğilim leri ve rejim e k a r ­ şı y ü rü tülen m uhalefeti güçlendirm ekteydi. Böylece denebilir ki, N u ri Said, kendini öldürecek silâh ları bizzat kendisi dövüp işlem iş­ tir. F ra n sız ordusu, C ezayir’de, bunun tam am en benzeri b ir siy a­ se t u y gulam ayı h ay al eder. O kullar ve fa b rik a la r k u rm ak , sosyal eserleri çoğaltm ak, öğrenim i geliştirm ek ve h a y a t seviyesini y ü k selt, m ek. B ütün b u n lar bilgisizlik ve açlık gibi a ta la rd a n k alm a tev ek , k ül k ay n ak ların ı k u ru tm a k dem ektir. P atern alizm (pederşahîlik) 111


M A U R IC E D U V ER G E R

devrim ci esprinin büyüm esini sa ğ lay an b ir besi yem idir. Sivil olsun ask erî olsun, F ra n sız öğrencileri, h ay ra n lık uyandırıcı b ir iş g e r­ çekleştirdikleri C ezayir okullarında F.L.N. (Millî K u rtu lu ş C ep. hesi) k adrolarının yenilenm esini sa ğ larla r. K onstan tin p lânının fa b r i. k a la n , millî savaşı güçlendirecek C ezayir sendikalarının büyüm esi­ ne yol açar. M üslüm anların sosyal yönden ilerlem esi bağım sızlık sü ­ recini hızlandırır. G erçekte, eğer dünyanın g e ri k alan kısm ı olm a­ saydı, ne B irleşik D evletler, ne S.S.C.B. olm asaydı ve b ir ülkeyi t a ­ m am en te c rit edebilm ek de m üm kün olsaydı, an cak eski K ongo’daki Belçika politikası, tab iî evrim i frenlem eye yeterli olabilirdi. Söm ür­ gecilik alanında _ ki bu, b ir cins te k n ik dış d ik ta tö rlü k tü r _ bu politi­ ka, hem en hem en g en e ral F ra n k o ’n un y a da profesör S ala za r’m kendi m illetlerine u y g u la d ık ta n politik ay a ayiıen tek ab ü l etm ektedir. A m a b ir ülke, belli b ir gelişm e eşiğini a ş tık ta n sonra bunun uygulanm ası im kânsızdır. O zam an, gerici b ir diktatörlük, kısa vadede yaşayışım sürdürm ek için İktisadî yenileşm eyi hızlandırm alıdır. Bunu y a p a r­ ken de, uzun vadede değişm e h are k etin i hızlandırır, devrim ih ti­ m allerini a rttırır. III — BEŞİNCİ KOL

1960 ekim inde F ran sız K om ünist P artisi, bir dönüş y a p a r gibi göründü. D ö rt yıldan beri, solun öteki kuvvetleriyle m üm kün olduğu, k a d a r sıkı tem as halinde k alm ay a çalışm aktaydı : birliği öğütlüyor, onu gerçekleştirm eye uğraşıyor, uğrunda, izzeti nefsinden hayli fe­ d ak â rlığ a razı oluyordu. IV üncü C um huriyetin sonunda desteğinin daha az göze ç a rp a r ve daha az şaşırtıcı olm ası için m eclis oylam a­ la rın a k atılm am a oyunuyla yeni b ir çoğunluğun m eydana gelm esini k o lay laştırm ay a hazırdı. Sağın, kendisinden bir korkulukm uşçasına y ararlandığını bilerek, b irta k ım ted birlerin gerekliliğini kabul edi. yordu. E lbette, C ezayir’de barışı g eliştirm ek ve k am u h ü rri­ yetlerini savunm ak için m eydana g etirilm iş çeşitli kom iteler içersindeki m ilitan ları, ezeli hücre ta k tik lerin i kabul ediyorlar f a . k at, bu cins egzersizlerde pişm iş partön erlerin in o rad a b ir dizi b aşa­ rısızlık gösterm elerine hiç de gücenm iyorlardı. 27 ekim de U-N.E.F. (1) C.F.T.C. (2) ve F.O. (3) nun a rk a d a n hançerlenm esi o ölçüde (1) Fransa Milli Öğrenciler Birliği (Ç. N.) (2) F r a n s ı z H ıri st iy an İşçi K on fed era sy o nu . (Ç. N.) (3) İşçi Gücü (Ç.N.)

112


D İK TATÖ RLÜK Ü ST Ü N E

şaşırtıcı oldu. B azıları sadece geçici b ir huy değişikliğinin söz konusu olduğunu sa n m ak tad ır. D iğerleri ise, işin içinde b ir s tra te ji değişimi görürler. Bu davranışın nedenleri aç ık ça kavranm az. C ezayir m eselesi­ ne, Öğrencilerden d ah a a z h assas olan işçi y ığınların d an kopm ak k o rk u su m u ? Belki. A m a olaydaki frenlenm e tem elden çok zirveden gelm iş gibi görünm ektedir. B ir k u v v et darbesine m uk av em et ciha­ zını henüz d ah a olgun değilken yıkıverecek b ir polis tedbirine m ey­ dan verm ek ko rk u su m u ? B u cins b ir tehlikenin çok bü y ü k olm a­ m asın a rağm en, bu da m üm kündür. D ah a da çok etk ili olanı ise p a r­ tiyi gü çlükler içine a ta n derin b u h ran olm uştur. P a r ti ay d ın ların ço­ ğ u ta ra fın d a n terkedilm iş olduğu içindir ki, bu konuda b irta k ım f kom pleksler edinm ektedir. Ö zellikle yöneticiler, yığ ın lard ak i ih ti­ lalci duygunun za y ıfla m ak ta oluşunun, bunların gitgide to p lu m a d a­ hil olm alarının ve reform culuğa doğru evrim lerinin fa rk ın a v a rm a ­ y a b aşlam ışlardır. K endilerini gitgide boşlukta ve desteksiz h isset­ m ektedirler. B undan dolayıdır ki, ih tiy a t d u y g u la n d a a r ta r ve en faz la önem i, şekil ve protokol m eselesine verm eye b aşlarlar. P a rti, kuvvetinden em in olduğu zam anlarda, ön sıra d a kendisine yer verilm em esine rıza gösterirken, zayıflam asından endişe duym ıya başladığı andan beridir ki, zah iri m eseleler üzerinde a rtık uyu şm azlıklar çık arm ak tad ır. Bu delillerden hiçbiri kesin değildir. B azı kim seler d ah a derin bir açık lam a ta rz ım öne sü rerle r : kendi kendilerine, k om ünist p a r­ tin in b ir nevi «kötülerin en kötü sü n ü iş başına getirm e» p o litik a­ sının cazibesine kapılıp kapılm adığını, bu partinin, alb ay ların h ü ­ k ü m et darbesinin önlenmesine y ard ım etm ek yerine, tersine, o n a m ü . sadek&r d avranm ayı düşünüp düşünm ediğini so rarla r. A lm an k o . m ü n istleri 1932 de bu h a re k e t çizgisini izlem iştirler. B unlar, nazizm e yolu k a p a m a k için, bütün dem okratlarla, özellikle de sosyal-dem ok. ra si ve k ato lik çevreyle birleşm ek yerine, n asyonal.so sy alist dene, m eşinin k ısa süreceğini ve kendilerine ik tid a r yolunu açacağ ın ı s a . n a ra k H itle r’in hüküm ete gelişini p ra tik bakım dan ko lay laştırd ılar. M aurice Thorez, T haelm ann örneğini tak lid etm eyi m i h ay al eder ? B u n o k ta d a şüphelidir. Bilinen b ir şey v a rsa o da,fransız ko­ m ünist p a rtisin in bugünkü kurm ayının, bu k a d a r diray etli b ir stra te jiy i h az ırla m ay a a r tık yeterli görünm em esidir. Mesele yine ayni ta rz d a o rta y a konm aya değer. D ik ta tö r lü k Üstüne F : 8


MAURICE. D U V ER G E R

Z ira bu stra te ji, siyasî büronun düşünebileceği ta sa rıla rın m uh­ tem elen en etkilisi olurdu. A ncak şüphe yok ki, ıbu d a b ir tehlike ih tiv a eder: T haelm ann’ın b ir nazi tem erküz k am p ın d a ölm üş ol­ m ası gerçeği. N e v a r ki, 1961 F ra n s a ’sıyla 1933 A lm anya’sının ş a rt­ la rı birbirinden tam am en fark lıd ır. A lb ay lar diktatö rlü ğ ü n ü n , b a­ şa rı konusunda h erh a n g i b ir şansı m evcut değildir. Tersine, M a. tignon otelinin k ap ıların ı M. M aurice T horez’e asıl bu açabilirdi. E ğ e r de Gaulle, C ezayir m eselesini yoluna koym ayı b aşarırsa, ko­ m ünist p a rti ik tid a ra u la şm a k ta hiçb ir şa n sa sahip bulunm ayacak, siyaset ra k k a sı da m erk ez.so lla m e rk e z .sa ğ arasında, M. Guy M ollet ile M. A ntoine P in ay ara sın d ak i ta b iî sallanışını yeniden bu­ la cak tır. P ro le ta ry a , gelişm iş ü lkelerin nüfus yığınını m ey d an a g e­ tire n bir «ücretli o r ta sınıf > a gitgide dahil olurken, F ra n sız k o ­ m ünizm inin alt-y ap ısı da p a rç ala n ac ak ve bu çöküşün de önü alın a­ m ayacaktır. Tersine, preto ry en lerin bir h ü k ü m e t darbesini h are k ete g eçird ik ­ lerini farzedelim . B unların, işin sonunu başarısızlıkla k ap a y ac ak ­ la rı m u h a k k ak tır: askerî, d ik tatö rlü ğ ü n devam edebilme hususun­ daki şansı pek fa z la değildir. Z ira bugünkü F ra n s a ’nın gelişm e seviyesinden fa z la ötelere düşm üş bulunm aktadır. Y a h alk d iren , m esi az çok kanlı, b ir m ücadeleden so n ra darbeyi d ah a başlangıcında k ırac ak tır. Y a da ordu ilk p a rtiy i k azanacak, f a k a t İkinciyi k a y ­ bedecektir: başlangıçta, rejim ini kurabilm eyi b aşarsa da, bu rejim az y a da çok uzun bir süre sonunda m u tla k a yık ılacak tır. . F a ra z iyelerden g ere k birincisinde, gerekse İkincisinde sonuçlar ay n ıd ır : kom ünistlerin, içinde geniş b ir y e r alac ak la rı b ir H alk Cephesi h ü ­ k üm eti ik tid arı ele alacak tır. E lbette, işlerin o zam an, 1945 O rta A v ru p a’sındaki gidişatın aynını izlem esi p ek ihtim al dahilinde de­ ğildir. F ran sız toplum unun yapısı, fran k o cu b ir rejim e olduğu k a ­ dar, sovyetçi b ir rejim e de zıt düşm ektedir. A v ru p a’nın, B üyükler arasında, T a h ra n - Y alta . P o tsd am ’daki paylaşım ı d a F ra n s a ’yı zaten batılı e tk i bölgesine dahil etm ektedir: h e r iki dünyanın d a bu sın ıra verdiği büyük önem göz önünde tu tu lac ak olursa, bunun değiştirilm esinin de kolay olm adığı anlaşılır. Böylece kom ünistler, şüphesiz, 1947 de olduğu gibi sonunda ik tid ard an u zak laştın lırd ı. A m a o n la r da nasıl o ta rih te ik tidarı terkettiklerinde, 1940 da olduk, larm d an daha kuvvetlenm iş idiyseler, böyle b ir h al v ukuunda da bugün olduklarından çok daha kuvvetlenm iş b ir şekilde o radan a y ­ rılm ış olurlardı. 114


D İK TA TÖ R LÜ K Ü ST Ü N E

N e k a d a r a ğ ır olursa olsun, F ra n s a ’da kom plocu a lb a y la r ta r a ­ fından sebep olunan z a ra rla r dahi onarılabilir cinsten olurdu. M uh. tem elen bu Beşinci kol, bir h alk dem okrasisini yerleştirm e işini b a . şaram azdı. Tersine, m acerasının sonuçları A vrupa ve A frik a’da felâ k etler doğururdu. K om ünizm i kendileri için, h e r zam an, h e r yerde sa v aşm a k istedikleri başlıca düşm an gören, B a tı’nm bu şö_ valyeleri ise, bilm eyerek, K ruçef’in gelecekteki b a şa rıla rın a zem in h az ırla m ak tad ırla r. B unların P a ris ’te d ik tatö rlü k kurabildiklerini ve — dedikleri gibi de — C ezayir’de «herşeyi göze aldıklarım », yani, te k n ik yönden etkinliği şüphe götürm eyen M acar tip i b ir b as­ tırm a h are k etin i geliştirdiklerini farzedelim : bu h ü k ü m e t darbesi, R u sy a’yı ve B a tı’yı, birincinin büyük bir başarı elde etm ekten em in olabileceği bir şekilde k a rş ı k a rşıy a yerleştirirdi. Böylece B a . tı’m n ona vereceği k arşılık la r ne o lu rsa olsun, MoskQ.va o y n ar ve de kazanırdı. G erçekten, ik i şeyden biri : y a W ashington A tla n tik İttifak ın ı sü rd ü rm ek am acıyla, P a ris’in C ezayir konusundaki tu tu m u n u n çiz. gisine uygun b ir ta v ır takınır, ve o zam an da, b ütün A frik a N.A.T.O. nun söm ürgeciliğine k arşı dikilir ve sovyet kam pına k a y a r; k i bu da, Çin’in M ao T se.tu n g ta ra fın d a n fethinden beri k o m ünistler ta ­ rafın d an kazanılm ış en büyük z a fe r olurdu. Y a da W ashington bu büyük felâ k eti önlemek için P a ris ’le bozuşur — en m uhtem el fa r a ­ ziye; o zam an a r tık A tla n tik A ndlaşm ası y o k tu r ve batılı kam pın bölünm esi sovyetlere uzay yarışm asında, h atırı say ılır b ir av an taj sağ lar. G erçekten de, eğer B. K ru çef’in yerinde olsaydım , eldeki bü­ tü n a ra ç la rla preto ry en albaylarım ızı him aye edici şekilde d av ran ır­ dım. K im bilir belki de o bunu, bizim kilerin haberi bile olm adan z a . te n y ap m ak tad ır. W ashington’un m a h aret kuvvetiyle, N.A.T.O. y u sürdürm eye ve A frik a C um huriyetleriyle de bozuşm am aya im kân veren o rtalam a b ir çizgiyi izlem eyi başardığını kabul edelim. G erçekte, bu yüksek ip cam bazlığı denem esinin nasıl olabileceğini an lam ak tam am en im . kansızdır, am a faraz iy e yine de incelenm eye değer. C ezayir savaşı­ nın sadece uzatılm ası bile, bu ülkeyi kom ünizm e doğru k ay d ırm ay a yetebilir. İk i y a da üç yıl öncesi, sovyet Cezayiri bir saçm alık idi; bugün b ir h ay a l o la ra k duruyor; eğ er b astırm a sürü p giderse, iki üç yıl içersinde de bu b ir gerçek olacaktır. Z aten bu d u ru m d a sov. yetçi b ir C ezayir değil, f a k a t b ir Çin’li Cezayir söz konusu o lacak­ tır. M ao'nun eserine h ay ra n olan az gelişm iş ülkeler bu eserin, hızlı 115


M A U R IC E D U V E R G E R

yenileşm enin istediği m üthiş fed a k ârlık la rı y ığ ın lara zo rla kab u l e t. tirebilen şu a let olm aksızın ta k lit edilem iyeceğini u n u tm ak ta d ırlar: rejim in sağlam lığım tem in a t a ltm a alan k a tı ve m utaassıp laştırılm ış b ir h alk ordusu, A frik a ’nın hiçbir m illeti buna benzer b ir alete sa­ hip değildir. H içbiri bunu işleyip dövemez, z ira bunu yapabilm ek için özel b ir ş a rtla r topluluğunu b ira ra y a g etirm ek gerekir. B una te k istisn a C ezayir’dir. M areşal Leclerc’in öğütleri dinlen­ m ediği için H o C hi.m inh’i M ao biçim i b ir orduyla donattık. Ayni arm a ğ an ı F e r h a t A bbas’a da yapm aktayız. E ğ e r sav aş yak ın d a bitebilirse C ezayir D evletinin sovyetleşm esi tehlikesi henüz zayıf k alır. B ir b arış atm o sferi içersine ılım lılar, «katilar» a ü stü n gel­ m ek hususunda b ü tü n şa n slara sahip tirler. O ysa sav aş d ah a uzun za m a n sürüp giderse, P a ris ’te k u ru lac ak b ir p reto ry en d ik ta tö r­ lüğü de ona d ah a am ansız bir nitelik verirse, a r tık hiç kim se, h a t. t a B aşk an K ennedy bile evrim i durduram az. O zam an eğ er P re . zidyum üyeleri az çok b ir m izah duygusuna sahip iseler — arap_ la r bunla çok fa z la donanm ıştır —■ G lieres yaylası üzerinde, Sov­ y e t Sosyalist C ezayir C um huriyetini k u rm u ş olacak olan F ra n ­ sız pretoryenlerinin h a tıra sın a b ir a n ıt yükselteceklerdir.

116


SONUÇ Bu sa y fa la r yazıldıktan beri, preto ry en bir d ik ta tö rlü k tehli­ keleri azaldı. 1960 A ralığının C ezayir buhranı p ek çok subayın göz­ lerini açtı. Şim di C ezayir’i F ra n s a ’y a k atm an ın m üm k ü n olm adığı­ nı ve çıkışı olm ayan bir yola g irişm ek te olduklarım gö rü y o rlar. B ir h ü k ü m et darbesinin m illetin büyük b ir kısm ını ay ak lan d ıracağ ın ı ve kanlı b ir sivil sa v aşa sebep olacağını anlıyorlar. Z aferlerin in bile geçici kalacağını, ask erî tira n lığ m uzun zam an sürem iyeceğini, F ra n s a ’nın İsp an y a olm adığını ve bu m aceranın da felâk etle son bu­ lacağını keşfediyorlar. Gerçi, ne y ap m ak gerek tiğ in i henüz bilm i­ y o rlar am a, yapılm am ası gerekeni de ayırdetm eye başladılar. Ş aş­ kın lık ları içersinde, bugün ordunun dem ir atabileceği te k sa b it n ok. t a ve birliğini sağlayabilecek te k prensip olan disipline yeniden sa ­ rılm ak tad ırlar. B ütün tehlike, henüz geçiştirilm iş değildir. De G aulle o rad a ol. dukça kom plocular güçsüz k alacak lard ır. B ir an onu gitm eğ e zo rlay a­ bileceklerini sandılar. B undan böyle biliyorlar ki, b u a r tık im kân­ sızdır. General, bask ıların a boyun eğm eyecek ve subay ların çoğun­ luğu d a onu destekleyecektir. N e v a r ki, de G aulle d a yetm iş y a­ şındadır. E ğ e r C ezayir m eselesi yoluna konm uş olm adan o rta d a n çekilecek olursa, halefi, ordunun ita a tin i zorlukla sağlayabilecektir. P re to ry e n tehdidi h er zam ankinden daha kuvvetli o la ra k yeniden d o ğ acaktır. B u faraziyede k a ra m sa rla r, h üküm et darbesi tehlike­ lerini bire k a rşı iki, iyim serler ise ikiye k a rşı bir o la ra k değerlen­ d iriy o rlar: L a tin A m erika C um huriyetierindekilere benzer k o r­ kunç o ran lar. God save th e king! (T anrı k ralı ko ru su n ). E ğ e r Ce­ za y ir’de b a rış yeniden k u ru lu rsa h e r şey a z a r a z a r düzene g irecek f a k a t yine de yapılacak pek çok şey k alac ak tır: özellikle, b u ray a k a d a r enerjisi saçm a m a c e ra la rla isra f edilmiş, z ira yöneltilm esi bilinm em iş bu akıllı ve cesur yüzb aşılar kuşağım d ah a iyi kullan­ m ak. A m a F ra n sız la r a rtık h ü rriy etlerin in geleceği için k o rk m ay a­ cak lar. T o p rak ları üstünde G uem ica’la r ve D achau’la r görm ek tehlikesiyle k arşılaşm ay a ca k lard ır artık . UT


Bu an geldikte, önceki sa y fa la r aşırı görünecektir. Z ira bir defa şifa geldi mi, h astalık la rın h a tıra sı da çabuk silinip gider. O zam an belki bazı okurlar, aktüel kalabilm enin, bu k itab ın b aş he­ defi olm adığım k av ray acak lard ır. D ik tatö rlü k lerin y e r ve zam an boyunca k arşılaştırm alı incelenişinin, devam lı o la ra k bugünkü F ra n s a ’nın durum unun tahliliyle k arıştığı, çeşitli u n su rların b ir a ra d a y er aldığı bu kom pozisyonda ikinci unsu ru n birincisinden d ah a az önemli olduğunu kabul edeceklerdir. Belki de bizzat bunun, d ah a derin bir a ra ştırm a y a vesile olduğunu da g ö rü rler. Böylece, d ik tatö rlü k ler konusunda genel bir ik tid a r teorisin in ilk taslağ ın ın yapılm ası sorum luluğu göze alınm ış olunuyor. B u ta sla ğ ı henüz d ah a tam am en olgunlaşm am ışken, aktüelliği dolayısıyla işlem ek ye­ rine, öne sürütebilm esi için ayrıntılı b ir şekilde işlenm esini bekle­ m ek ve bunu d a gereken ciddilikle, sistem li bir şekilde y ap m ak daha m ı av an tajlı o lu rd u ? — Sanki siyasî bilim lerde teori, eylem i (ak si­ yon) yansıtm ası, k arışık lık ve düzensizliği açıklam ası gerekirken, eylem den ayrılabilirm iş, hergünün k arışık lık ve düzensizliğinden u zakta, sakin k a fa y la kurulabilirm iş gibi. Lenin’in söylem ekten hoş­ landığı, G oethe’nin b ir cüm lesini h a tırla tm a k g e re k ir m i acab a : «H ayat ağacının ebediyen yeşil kalm ası yanında, teo ri hep k ül re n ­ g id ir dostum .»

m

İlS


BİBLİYOGRAFYA

D ik tatö rlü k lerin genel te o risi ile ilgili eserlerin sa . yısı azdır. (Bunlardan belli bağlı iki tan esi şu d u r : G. W. F . H ALLG A RTEN , W hy dictators? The causes and form s of tyrannical rule from 600 B. C., N ew York, 1954, e t A. COBBAN, Dictatorship :its history and theory, N ew Y ork, 1939. B u n lard an h e r ikisinde de, g e­ lişm e seviyeleri ara sın d ak i f a r k la r a az y e r verilm ekte, sınıflandırm alar çoğunlukla şeklî k alm ak tad ır. B ununla birlikte, H a llg a rte n ’in k itab ı yine de belirtilm eye değer. B u k ita p ta , başlıca d ö rt d ik tatö rlü k tip i ayırdedilm ekte d ir : k la sik (Roma, Cromwell, N apoly o n ), aşırı _ dev­ rim ci (Savonarole, Robespierre, Denin), k a rşı _ devrim ci (F ran co - H o rty ), sözde . devrim ci (H itler, Musolini, P eron) dik tatö rlü k ler. D ah a a z y a ra rlı olabilecek eser­ ler ise şu n lard ır : Z. BARBU, Democracy and dicta­ torship, N ew York, 1956; H. KOHN, Revolutions and dictatorships, C am bridge (U.S.A.) 1939; K . K ELLET. The story o f dictatorship, Londres, 1937; M ARRlOT, Dictatorship and democracy, Oxford, 1935; E . ORTEGA Y. GASSET, La verded sobre la dictatura, M adrid, 1925. C. SC H M lT T ’in şu eseri ise d ah a çok b ir ta şla m ad ır :


Die dicktatur von den Anfangen des modernen S ou . verânitâsgedan kens bis zum proletarischen Klassen. kampf, 2. éd., Munich, 1928, J . BA İN V ÎL L E ’in belki de en zayıf k itabı olan Les Dictateurs, 1935 ise ç o k yetersiz k alm ak tad ır. D ik ta tö rlü ğ ü n «psikolojisi» açıklan ışı ko­ nusunda da an a eser : T. W. ADORNO E . F R E N K E L . BRUNSW1K, D. J . LEVİNıSTON ve R. N, SA N FO R D ’un The authoritarian personality, N ew York, 1950. Ç ağdaş d ik tatö rlü k le r üzerine tem el eser şudur : C. J. F R İE D R İC H ve Z. K, BRZEZİN SK İ, Total itarion dictatorship and democracy, C a m b rid g e (U .S .A .), 1956; a y rıc a C. J. F R İE D R İC H (ve ötekiler) Totalitarianism, C am bridge (U.S.A .), 1954. İta ly a ve A lm an y a’d ak i du­ ru m u ele alan D. G U E R İN ’in Fascism e e t grand capital (2. édition, 1945) başlıklı k itap da ilgi çekicidir. M. M Â . N OÎLESCO ’nun Tek parti adlı 1963 basılı k itab ı da, kısm î olm akla b erab er özlüdür. B ir b aşk a an lam d a k ıs­ m î olan f a k a t d ah a ciddî b ir eser ise «M arksizm ışığında u lu slararası a ra ştırm a la r» dizisinin 1 n u m aralı k itab ın d a (1958) «faşizm in k a y n a k la n » başlığı a ltın d a y e r alır.


î Ç İN D EKİLER

DİKTATÖRLÜK Ü ST Ü N E

.................................................................

3

BİRİNCİ KISIM : DİKTATÖ RLÜK LERİN SOSYOLOJİSİ

BÎRÎNCÎ

.......................................

F A S IL :

DİKTATÖRLÜKLER VE YAPI B U H RA NL A RI

I.

10

. . . . . . .

12

D ik ta tö rlü k S alg ın lan ve Y erleşik D ik ta tö rlü k le r

II.

Y apı B u h ran ların a Ö rnekler

III.

B ugünkü F ra n s a ’da Y apı B uhranı Yokluğu

İ K İ N 01

FA S İ L :

DİKTATÖRLÜKLER VE İNANÇ B U H RA NL A RI

................

26

I. D ik ta tö rlü k le r ve M eşruluk U yuşm azlıkları II. B ugünkü F ra n s a ’da M eşruluk U yuşm azlığı Yokluğu III.

Sosyal Ö rselenm eler ve D ik tatö rlü k ler

ÜÇÜNCÜ

FASIL :

T E K N İK D İ K T A T Ö R L Ü K L E R ..........................................................

I. T eknik D ik ta tö rlü k Şekilleri II. P re to ry e n D iktatö rlü ğ ü n M ekanizm ası III.

B ugünkü F ra n s a ’da P re to ry e n D ik tatö rlü ğ ü

45


İKİNCİ KISIM : DİKTATÖRLÜĞÜN D İYA LEK TİĞİ

BlRÎNCÎ GERİCİ

.... . . „ ■

.

..

FASIlı. :

63

^

DİKTATÖRLÜKE.EE" V E

DEVRİMCİ DİKTATÖ RLÜK LER ....

.. .. ..

65

I. G ericilik ve D evrim D iy aleM ip : II. İk i D ik ta tö rlü k Tipinin. K.a.r§îlagt.ıe«na& Teorisî. III.

îk i D iktatörlük. Tipinin. K a rşıla ştırm a lı 3P«aKMfi:ri

İKÎNCÎ

FA SİL :

D İ K T A T Ö R L Ü K L E R VE G E L İ Ş M E S E V î ¥ £ ! U £ » İ

....

..

...

81

.......... ................................

102

I. T oplu m lan n Gelişme S eviyeleri II. D evrim ci D ik ta tö rlü k le rin SönöşS; III. Millî - Komünizm, H a y a lle ri ÜÇÜNCÜ VASITALI

FASIL; DEVRİM'

.................... .

..

I. K a rm a D ik ta tö rlü k le r II. D evrim ci O lgunlaşm a İÜ . S O N U Ç

B eşinci Kol ......................................

BİBLİYOGRAFYA

...

.................

117 120


DÖNEM ^KONUŞARAK1 ( D e n e m e l e r ) Y a za n : Melih Cevdet A N D A Y (128 s a y f a büyük boy 5 TL.)

ALTONA MAHPUSLARI (Oyun) Y azan : J. Paul SARTRE Çeviren : Mahmut S. KILIÇÇI <148 sayfa, B ü y ü k boy, 5 TL.)

¥

tilN D

EDEBİYATI

( İ n c e l e m e ) Y a za n : Cemil MERİÇ <272 sayfa, büyük boy 7,5 TL.)

VAROLUŞÇULUK ( E x i s t e n t i a l i s m e ) Y a z a n : J. Paul SARTRE Çeviren : Asım BEZİRCİ (80 sa y fa , büyük boy, 3 TL.)

ATATÜRK’ÜN SOSYAL GÖRÜŞLERİ Y a za n : Çetin ALTAN <96 sayfa, büyük boy, 4 TL.)

15 L İR A D A N AZ SİP A R İŞ L E R D E


YAYINLARI BERNARDA ALBA’NİN EVİ ( O y u n )

Y azan : Federico Garcia LORCA, Çev.: A. Turan OFLAZOĞLU (64 sayfa, büyük boy, 3 T L .)

ŞARKICI JOSEFİNE YA DA FARE ULUSU (Hikâyeler) Y azan : Franz K A F K A Çev.: Kâmuran ŞİPAL. (80 sayfa, büyük boy, 3 TL.)

*

FRANSIZ

EDEBİYATI

Y azan : Berke V A R D A R (96 sayfa, büyük boy, 4 T U >

SİNEKLER (Oyun) Y azan : Jean . P au l SARTREÎ Çeviren : Selahattin H ÎL A V (8 0 sayfa, büytik boy, 3 T L .)

DİKTATÖRLÜK ÜSTÜNE Y azan : Maurice D U V E R G E R Çeviren : Bülent T A N Ö R (128 sayfa, büyük b oy 5 T L .)

POSTA P U L U G Ö N D ERİN İZ,


YAYINEVİ F.K. 23 — İSTANBUL


A T A T U R K ’ün SOSYAL GÖRÜŞLERİ Yazan :

Ç E T İ N ALT AN (95 s a y f a , b ü y ü k boy, 4 TL.)

«ATATÜRK’ÜN SOSYAL GÖ­ RÜŞLERİ», bugüne değin A ta­ türk hakkında yazılanlardan bir­ kaç yönü ile ayrı. Öncekilerin çoğu Atatürk deyince, ya dinlemeğe alıştığımız övgü edebiyatına sapla­ nıp kalır, ya da büyük insanın ge­ nel davranışlarını açıklamayan ki­ şisel özelliklerini yansıtırlar. Oysa Atatürk’ün büyüklüğü, eserinin büyüklüğüne dayanır. Tek ve bü­ yük eseri Türkiye Cumhuriyetini kurarken Ata neler düşünmüş, ne­ ler yapmak istem iştir? işte önem­ li olan, kişisel yorumlara kaçma­ dan önce bu noktayı belirtmek, Ata’yı temel felsefesinden davra­ nışlarına uzanan çizgide gösterebilmekdir. Çetin ALTAN’m dileği de bu : kendinden sonraki araştırıcıların işliyeceği kapıyı bir parça arala­ mak... DÖNEM YAYINLARI P. K. 23 — İstan b u l


Kapak : Said Maden

1965 yılının M ayıs ay ın d a E R S A K ollektif Ş irk e ti M atbaasınd a b asılm ıştır.


O

00

00

ıo

o

t—

o O c o c n

00

H

N

i-(

ıo

Q

§

w

gönderilm esi rica olunur.

O

t-“

ıo

pulu

^

■H

M

posta

05

W

az siparişlerde

çp

W

4 ►i t3 Eh Eh EH Eh

15 liradan

I O. M

a İH


YA Y I N E V t P. K. 23 - İsta n b u l

DİKTATÖRLÜK ÜSTÜNE Y azan : M A UR I C E D U V E R G E R

B üyük boy, 128 s. 5 TL. DÖNEM Y A Y IN EV İ

Ü nlü F ran sız siy a set bilim cisi M aurice D U V ERG ER’nm «DİKTATÖRLÜK Ü S T Ü . NE> adlı eseri y ayın larım ız ara sın d a gık. in iştir. Y ayım landığı 1962 yılında F ra n sa ’, d a geni§ y an k ılar u y an d ıran ve birçok d il. lere çevrilen bu k itab ın yu rdum uzda d a bü­ y ü k ilg i uyan dıracağını um uyoruz. D u. v erg e r bu eserinde, d ik tatö rlü k le ri doğuran k o şu llan incelem iş, o n ların geliş ve g id iş, lerine özgü özellikleri, çeşitlem elerini bü­ yük b ir u sta lık la b elirtm iştir. T ürkiye'nin son k ırk yıllık gelişm esi h ak k ın d a d a ilginç fik irlerin i okuyacaksınız...

ATATÜRK'ÜN SOSYAL GÖRÜŞLERİ Y azan : ÇETİN ALTAN

B üyük boy, 96 s. 4 TL.


Maurice duverger (bülent tanör çevirisi) diktatörlük üstüne dönem yayınları  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you