Page 1

l u

a

a

u

a

0

u

11 0

0

0

Cumhuriyet Dönemi

T ürkiye

Ansiklopedisi 1 İ L E T İ Ş İ M

4 Y A Y I N L A R I


□msnnu mnnmmnmnrı Cumhuriyet Dönemi

T ürkiye

Ansiklopedisi

14

İ L E T İ Ş İ M

YAYI NL ARI


C U M H U R İY E T D Ö N E M İ T Ü R K İY E A N SİK L O P E D İSİ • YÜZYIL BİTERKEN CİLT 11-15

İLETİŞİM Y A Y IN C IL IK A.Ş.

M u ra t Belge

ku ru c u su

SAHİBİ Tuğrul P aşao ğlu g e n e l y a y in y ö n e t m e n i y a y in y ö n e t m e n i

Fahri Aral

Yetvart D anzikyan

Y A Y IN KURULU

Fahri Aral, Tanıl Bora, Yetvart Danzikyan, M u ra t G ü ltekingil A h m e t İnsel, Üm it Kıvanç, Ö m er Laçiner, Tuğrul P aşaoğlu, N ihat Tuna Y A Y IN A H A ZIR LA Y A N LA R

Fahri Aral, A lp e r S. Asland aş, Tanıl Bora, Prof. Dr. Ayşe Buğra, Yetvart Danzikyan, Tuğrul Eryılmaz, M u ra t G ü ltekingil, A h m e t İnsel, Dr. Aziz Konukm an, Can K ozanoğlu, Dr. Hayri Kozanoğlu, Prof. Dr. K u vve t Lordoğlu, Ö m er Laçiner, A b d u lla h Onay, Taha Parla, Tuğrul P aşaoğlu, M u s ta fa Sönmez, Prof. Dr. Burhan Şenatalar N ihat Tuna, Doç. Dr. N urh an Yentürk GÖRSEL Y Ö N ET M EN Ü m it Kıvanç f o t o ğ r a f e d it ö r ü uygulam a

Laleper Aytek

Hüsnü Abbas, S u a t Aysu

DÜZELTİ Sait Kızılırm ak DİZGİ M a ra to n D izgievi f İl m ç i k i ş

Diacan G rafik

r e n k a y r im i baski

A ğ a ç k a k a n Ltd. Şti.

Sena M a tb a a sı

CİLT Tuğ Ciltevi

Cum huriyet Dönem i Türkiye A nsiklopedisi Yüzyıl Biterken Takım: ISBN 975-470-536-4 • Cilt 14: ISBN 975-470-534-8 ©1995 İletişim Yayıncılık A.Ş. • 1. Baskı 1996, İstanbul

İ L E T İ Ş İ M

Y A Y I N L A R I

K lo d f a r e r C a d d e s i N o . 7 3 4 4 0 0 C a ğ a lo ğ lu İs t a n b u l Tel. (0 2 1 2 ) 5 1 6 2 2 6 0 • F a x: (0 2 1 2 ) 5 1 6 12 58


C u m h u r i y e t d ö n e m i T ü r k i y e a n s i k l o p e d i s i 891 Yİ Ü Z Y I L B İ T E R K E N CİLT 1 4

M İM A R L IK 1 9 8 0 'd e n g ü n ü m ü z e m im a rlık

893 894

M u h a s e b e c i v e M a li M ü ş a v ir O d a la rı T ü rkiy e B a r o la r B irliğ i

Prof. Dr. A fife Batur

965

U ğ u r B ü yü k b alka n

966

H alu k Inanıcı

M İZ A H V E K A R İK A T Ü R Türk m iz a h v e k a rik a tü rü (1980-1995)

905 906

Tan Oral

1 9 8 0 'lerin m iz a h y a z a rlığ ı

Türk M im a r v e M ü h e n d is O d a la rı B irliğ i (T M M O B ) Bülent Tanık

914

Atilla U zgören

Eczacı ö r g ü tle n m e s i

Levent Cantek

968

A ta Soyer

911

Yetvart D an zik yan

1 9 8 5 'ten 1 9 95 'e m iz a h d e rg ile ri

Türk T ab ip le r B irliğ i (TTB)

T ürk D işh e k im le r i B irliğ i

970 972 972

Sü ha A lp a y

M Ü Z E C İLİK

917

T ü rk iy e 'd e m ü z e cilik

918

Erdem Yücel

O N İK İ E Y L Ü L D A R B E S İ V E R EJİM İ

973

12 E y lü l rejim i

974

Doç. Dr. M . Sem ih G em alm az

M Ü Z İK

923

19 80 'li y ılla rd a n 9 5 'e Türk m ü z iğ i

924

Doç. Dr. Fikret Başkaya

928

ORDU VE JA N D A R M A

999

O rd u v e s iy a s e t

1000

T ü rk iy e 'n in 1980 d ö n e m e c i

982

Doç. Yalçın Tura

T ü rk iy e 'd e h a lk m ü z iğ i (1983-1995) M e lih D u y g u lu

1 9 8 0 'le rd e T ü rk iy e 'd e k la s ik b atı m ü z iğ i

932

Esin Ulu

B ilk e n t Ü n iv e rsite si M ü z ik ve S a h n e S a n a tla rı F a k ü lte si

O rd u v e j a n d a r m a

1005

Bülent Y om ralı

936

Prof. Dr. Ersin O n ay

1 9 8 0 'd e n g ü n ü m ü z e T ü rk iy e 'd e p o p m ü z ik

Doç. Dr. Üm it Sakallıoğlu

Türk S ila h lı K u v v e tle ri'n d e g e liş m e v e d e ğ iş m e le r

1010

O R M A N C IL IK

1013

E k o siste m , o rm a n , o rm a n c ılık

1014

943

M e tin Solm az

A ra b e sk : U lu sa l p o p ü le r m ü z ik k ü ltü rü

948

Feza Tansuğ

Prof. Dr. U çkun G eray

NÜFUS

951

1980 s o n r a sın d a T ürkiye n ü fu s u

952

Doç. Dr. K ayıh an Ö z o ğ u z

P A R LA M EN TO VE Y A S A M A

1021

T ü rkiy e B ü y ü k M ille t M e c lis i

1022

A lp e r Se dat A slan d aş

ODALAR

957

T o p lu m sa l e tk in lik a ç ıs ın d a n o d a la r

958

1987-1994 y ılla rı a r a s ın d a m ille tv e k ille ri liste si

1043

PLAN LAM A

1051

T ü rk iy e 'd e ü lk e se l p la n la m a : 1980-1994

1052

Bülent Tanık

O d a la r B irliğ i

961

M . Kem al Ö k e

T ü rkiye Z ir a a t O d a la rı B irliğ i

963

Doç. Dr. O kta r Türel

Kerem K ale nd e roğlu

T ü rkiye E s n a f v e S a n a tk â rla r K o n fe d e r a s y o n u İsmet O ran

P O LİS 964

Türk p o lis ö r g ü t ü n ü n y a p ısı İsmail M e tin - Fetullah Eraslan

1063 1064


892

C U M H U R İY E T D Ö N E M İ T Ü R K İY E A N SİK L O P E D İSİ • YÜZYIL B İT E R K E N CİLT 14

G ü v e n lik so ru ştu rm a sı: Yasa! ve y ö n e tse l d a y a n a k la r P o lis d e v le ti

1071

Tanıl Bora

1980 s o n ra sı p o lis

SANAYİ

1133

1980 s o n ra sı im a la t s a n a y iin y a p ısı v e g e liş im i

1134

Doç. Dr. N u rh an Yentürk

1074

Halil Nebiler

1980 s o n r a s ın d a s a n a y i p o litik a la rı

1138

Prof. Dr. Fikret Şenses

RADYO

1077

SEÇİM

1141

Türk r a d y o c u lu ğ u n u n g e liş im i

1078

S e ç im le r

1142

Doç. Dr. Ö zd en Ç ankaya

Ticari, h ü r y a d a y a rı-re sm i özel ra d y o la r

Prof. Dr. Y avuz Sabun cu - Prof. Dr. M u ra t Şeker

1082

R a gıp D uran

R E K L A M C IL IK 8 0 'le rd e n 9 0 'la ra re k la m c ılık

1087 1088

G aye Boralıoğlu

R e k la m d a ö z d e n e tim in e sa sla rı

R ESİM T ü rk iy e 'd e ç a ğ d a ş san at: 1983-1994

S IK IY Ö N E T İM V E O L A Ğ A N Ü S T Ü H A L

1169

O la ğ a n ü s t ü Hal

1170

Prof. Dr. Zafer Üsküi

S S K a ra rn a m e le ri

1173

Prof. Dr. Zafer Üskül

1096

1099 1100

S İN E M A

1179

1980 s o n r a s ın d a Türk sin e m a sı

1180

Tuğrul Eryılm az

Necmi Sön m e z

A ltın P o rta k a l v e İsta n b u l Film F e stiv ali U lu sa l Y a rışm a S o n u ç la rı

1184

S A Ğ L IK

1113

T ü rk iy e 'd e s a ğ lık hizm etleri: 1980-1995

1114

Türk s in e m a s ın d a A m e rik a n h â k im iy e ti v e so n u ç la rı

1186

Dr. A ta Soyer

İlaç se k tö rü

1118

M e h m e t D om aç

T ü rk iy e 'd e tıb b i te k n o lo jin in k u lla n ım b o y u tla rı Dr, Sem ih Şem in- Dr. Zuhal A m a to

M e h m e t A çar

S in e m a y a y ın la rı v e sin e m a ü ze rin e d ü ş ü n m e k Doç. Dr. K urtuiuş Kayalı

1128

1190


Mimarlık Yüzyıl so nu na d oğru Türkiye m im arlığı PROF. DR. AFİFE BATUR

K F Çevre, K ent ve K entleşm e, K ü ltü r


Yüzyıl son u n a d o ğru Türkiye m im arlığı A F İF E

BAT UR

9 8 0 ’li yıllar ve sonrası mimarlığı,

1

kaldırma çabaları, yeni dünya düzeni

2 0 . yüzyılın b itim in e doğru bu

yüzyılın son çeyreğine bir genel bakı­

doktrini ile bir denk düşüm içinde desteklendi. Bu konjonktürel buluş­

şı ve Türkiye toprakları üzerinde inşa

ma Türkiye mimarlığını beklenmedik

edilmiş mimarlık ürünlerini, mimar­

ölçüde ve alanlarda değişime zorladı.

lık d üşü nce ve id e o lo jile r in i, eğ i­ tim/öğretim ve örgütlenme biçim leri­

• Serbest piyasa ekonom isinin finansal kuram larını oluşturma çaba­

ni, mimarlığa ilişkin yasal düzenle­

ları Türkiye mim arlığının dışa açıl­

meleri ve mimarlık yayınlarını toplu­

masında dolaylı ama önemli bir rol

ca kapsayan bir derlemeyi ifade et­

oynadı. İthalatın serbest bırakılması

mektedir. Yaklaşık yirmi yıllık bir sü­

ile T ü rk iy e pazarı yapı m alzem esi açısından o zamana dek görülmemiş

reyi kapsayan bu toplu bakış, son yıl­ larda ivmesi giderek artan bir değiş­ me sürecinin dinamiklerini ve biçim ­

zengin bir çeşitliliğe kavuştu. Körük­

lerini irdelemeyi de amaçlamaktadır. 1970’li yılların çalkantılı siyasi or­

ği alabildiğine kullanırken yerli mal­

tamı, 12 Eylül 1980 günü bir askeri

yükseltilmesini zorladı. Standartlarını

darbeyle sonlandı. Haklar ve özgür­ lükler askıya alınırken yüksek enflas­

y ü k s e lte b ile n y e rli ü r e tic in in de

yonu denetim altına almayı ve eko­ nom ik bunalımı aşmayı öngören 24

cu olarak ortaya çıkan Doğu Bloku ve Asya ülkelerinin pazar olanaklarını

Ocak (1 9 8 0 ) kararları, karar paketini

kullanabilmesini sağladı.

lenen tüketim ekonomisi bu çeşitlili­ zem e ü retim in d e de sta n d a rtla rın

80 ’lerdeki siyasi konjonktürün sonu­

dönemin başbakanı Süleyman Demi-

• M im arlık alanında dışa açılm a

rel ile birlikte hazırlayan Turgut Özal

aslında daha 7 0 ’li yıllarda başlamıştı.

aracılığıyla yürürlüğe kondu. 12 Ey­

Ekonomik durgunluğun da bir ölçü­

lül operasyonu ile kurulan siyasi reji­

de zorladığı bu dışa açılma, Türkiye

min etkileri yaygın, kalıcı ve derin

inşaat sektörü nün Libya, Irak, vb.

oldu. Kendini siyaset alanı ile sınırlama­ yan 12 Eylül rejim inin serbest piyasa

petrol ülkelerindeki yatırım talepleri­

e k o n o m isin in ö n ü n d ek i e n g elleri

Bu alan, Sovyet sistem inin çökü-

ni değerlendirmeleri sonunda ortaya çıkan bir proje hizmeti alanı oldu.

Cumhurbaşkanlığı Hizmet Binası, Ankara, Orhan Genç - Mustafa Aytüre, 1993


895

M İM ARLIK • Y Ü Z Y IL S O N U N A D O Ğ R U T Ü R KİY E M İM A R L IĞ I

proje elde etmek üzere Türk mimar­ ları arasında, b irin cilik ödülünü Ş. Vanlı’nın kazandığı, bir sınırlı yarış­ ma açması kuşkusuz bir prestij kanıtı idi. • 1991 yılındaki Semerkand Yeni­ leştirme Projesinde 685 katılımcı ara­ sından seçilen beş ödül projesinden b iri F aru k Yorgancıoğlu-Kaya Arıkoğlu İkilisinin çalışması idi. • Yarışma değilse de zorlu bir se­ çim sonucu gerçekleşen ve 1995 yı­ lında Devlet Mimarlık Ödülü’nü alan Moskova Diplomatlar Sitesi (UPDK), (1 9 8 9 ), yalnız tasarım cıları Yüksel Erdemir - Siray Erdemir - M. Öz için değil T ü rk iy e m im arlığ ı adına da onur verici bir başarı oldu. • D ev let y a tırım la rın ın g ö rece Atakule Alışveriş Merkezi, Ankara, Ragıp Buluç, 1986-89.

azaltılması mimarlık hizmetini tale­ beden kesimin adresinin değişmesi­

lara pek çok örnek verilebilir: E rk u t Ş a h in b a ş ’m K u a la lu m -

ne, işveren profilinin yenilenmesine yolaçtı. Kuşkusuz değişim birdenbire

pur/Malezya’da U lu slararası İslam Ü n iv ersitesi ve K araçi/Pakistan’da

veya bir gecede olmadı. Devlet resmi hizm et yapıları yatırım ında, devlet

Uluslararası İslam Ticaret Merkezi,.

doğallıkla yine en büyük işveren ola­

m elerin i sağladı. M oskova’da P et­

(1 9 8 2 -8 3 ), bir erken örnektir.

rak yer almakta idi. Ancak buna bele­

rovsky Pasajı’nm onarımı (1 9 9 0 -9 1 )

• Aynı yıllarda 1983’te Cezayir hü­ küm etinin başkentte yaptırmayı dü­

diyelerin ve belediyelere bağlı iktisadi teşekküllerin yapı talepleri eklendi ve

şündüğü Ulusal Merkez (Centre Na­ tional) adlı kültür m erkezi için bir

nihayet özel sektörün yapı talepleri

şü n d en so n ra R usya ve O rtaasya cumhuriyetlerinde yaygınlaştı ve yal­ nız inşaat sektörünün değil mimarla­ rın da uluslararası ortamda perfor­ manslarını kanıtlama olanağı elde et­

ve 1993 başkaldırısında yıkılmış olan Parlamento Binası’nın yeniden yapı­ mı ve diğerleri Türkiye mimarlığının başarısı olarak kaydedildi. Uluslararası ortamda yer alma ve bu amaçla uluslararası proje yarışma­ larına katılma, 8 0 ’li yıllardan önce de elbet Türk mimarlarının gündeminde bulunan bir etkinlik alanı idi. Ancak son yıllarda bu katılımların ve ödül­ lerin sayıca arttığı ve Türkiye mimar­ lığına prestij kazandırdığı söylenebi­ lir. Özellikle Ağahan Mimarlık Ödül­ leri Vakfı’nın hem ödüllerinde, hem de ödül jürilerinde Türkiye’nin güçlü bir yeri oldu. 1983 yılında Turgut Cansever’in Türk Tarih Kurumu Bi­ nası ile başlayan ödüller ve Prof. Kuban’la başlayan jü ri üyelikleri sonraki yıllarda da sürdü. Uluslararası etkinliklere ve başarı­

çeşitli ölçekte ama genelde ağırlıklı


896

M İM A R LIK • Y Ü Z Y IL S O N U N A D O Ğ R U T Ü R K İY E M İM A R L IĞ I

projeler olarak gündeme geldi. Büyük yapı yatırım larının ticaret ve sanayi kesimince gerçekleştirilme­ si hem iş alanının örgütlenmesinde, hem de işin k alitatif özelliklerinde önemli yenilikler getirdi. Büyük pro­ jelerin devlet eliyle ve genellikle ulu­ sal ölçekte yarışm alar yoluyla elde edilmesine alışmış Türkiye mimarlık kamuoyu kendini, artık özel sektö­ rün davetli/sınırlı yarışma veya doğ­ rudan sip ariş düzenine uyarlam ak zorunda kaldı. İş almanın koşulu ta­ nınm ak veya kişisel ilişk iler kadar kalite ve düzey ile de belirlenir oldu. Kalite ve düzey sorununun, özel sek­ törün prestij ve imge gereksinmesiyle birleşmesi ise farklılaşma, buluculuk ve teknolojik gösteri alanını genişlet­ ti. M im arlık düşü ncelerinin dom i­ nant eğilimleri bu sektörün belirleyi­ ci rolünü biçimlendirdi. Belediyelere ve bağlı kuruluşlarına ait yapı talepleri zaman zaman yöre­ sellik ve yerellik arayışlarının biçim ­ lerine sahibolsalar da resmi yapılarda modernist tasarımlar ağırlığını koru­ du. Özel sektör ise özellikle büyük Doğramacı Evi, Bilkent, Ankara, Erkut Şafıinbaş, 1990.

yapı yatırımlarında yüksek teknoloji kullanımını bir prestij göstergesi ola­ rak algılamaya ve kullanmaya yatkın bir talep odağı oldu. • 1980’lerin serbest piyasa ekono­ misi dolaylı veya dolaysız olarak mi­ marlık yayınları alanında da önemli bir değişmeyi başlattı. 8 0 ’ler öncesin­ de mimarların nerdeyse amatör çaba­ lar içinde yürütmeye çalıştıkları ya­ yın etkinlikleri, artık belirli profesyo­ nel yayın kuruluşları tarafından üstlenilm eye başlandı. M im arlar Odas ı’n ın yayın organı olan M im a rlık Dergisi’nin sürdürülebilen tek kaynak olduğu yıllar geride kaldı ve periyo­ dik sayısı hızla arttı. Ne ki bu periyo­ dikler yeni b ir gelir bölüşüm ünün g ü çlen d ird iğ i yeni toplu m sal k a t­

Anavatan Partisi Genel Merkezi, Ankara, D. Tekeli-S.Sisa, 1987-89.

manların isterlerine yanıt verme ve büyükkent ortam larının beğeni ka-


897

M İM A R LIK • Y Ü Z Y IL S O N U N A D O Ğ R U T Ü R K İY E M İM A R L IĞ I

lıplarm ı üretip yönlendirm e çabası

m it ve Kayaköy çalışm aları, kam u

içinde olan bir yaym politikası izle­

duyarlığını harekete geçiren ve M i­

mek zorundaydılar. Bu periyodiklerin

marlar Odası’na destek sağlayan et­

dünya mimarlık ve sanat metropolle­

kinlikler oldu. Mimarlar Odası HABI-

rinin son eğilimlerini izleyebilen kad­ roları, dergilerinin profesyonel işlevi

Yerleşm e 1 9 9 6 İstan b u l K o n feran ­

ile piyasanın talepleri arasında den­

s ın a da etkin ve güçlü bir katılım

geler aradılar ve işlev alanlarını belir­

gerçekleştirerek Türkiye m im arları­

lediler. Yalnızca uygulama yayınlayan

nın bu konudaki hazırlık ve birikim i­

M im ar, k u ram sal y ak la şım la ra ve ağırlıklı olarak dizayn alanına daha

ni Konferans’a aktardı. Son yirmi yılın m im arlık etkinli­

yakın duran A rred am en to -D eko ra s-

ğinde yoğunluğu ve niteliği ile önce­

TAT II Birleşmiş M illetler Konut ve

yon, profesyonel çizgiyi yakalamaya

lik ve ağırlık kazanan yapı program­

çalışan Tasarım'm yanısıra, Ahşap, Di­ zayn, Vizyon D ekorasyon, vb. ikincil

ları ve örnekler aşağıdaki gibi bir sı­

veya spesifik alan dergileri süregelen mimarlık ve yapı dergilerinin yanısıra varolmaya çalışıyorlar. • 1980’lere kadar genellikle siyaset

ralama içinde belirtilebilir: • Yönetim Yapıları (resmi yapılar) • Sanayi ve ticaret kuruluşlarının yönetim/hizmet yapıları • Sanayi Yapıları

ve düşünce yelpazesinin sol kesimin­

• Iş ve Alışveriş Merkezleri

de, hatta yer yer radikal kanatlara ya­

• Turizm Yapıları

kın duran mimarların 8 0 ’leıde daha

• Eğitim ve Kültür Yapıları

ılımlı noktalara ve merkeze doğru çe­

• Restorasyon ve Koruma Çalış­

kildikleri gözlendi. Ama merkez/libe­ ral çizgiden daha sağ kanatlara kay­

maları • Konutlar

ne vb. yanısıra toplu konut, lojman, spor ve kültür tesisleri gibi geniş bir tipolojik yelpazeyi içeriyor. Bu kate­ goriye KİT (Kamu İktisadi Teşekkül­

ma 1995’lere kadar söz konusu olma­ dı. Bu tarihten, başlayarak çok sınırlı

Hazine Dış Ticaret Müsteşarlığı, Ankara, Doğan Tekeli-Sami Sisa, 1985-90.

Y önetim y ap ıları (resm î yapılar)

leri) ve Belediye yatırımları da eklen­

sayıda da olsa radikal ve fundementa-

Göreli olarak azalmış olsa da res­

melidir. Resmi yapı yatırımları olarak

list sağ görüşün üye tabanında yer

mi yapı yatırım ları yüzyıl sonu m i­

standart veya tip projelerle gerçekleş-

bulmaya başladığı görüldü. .Türkiye’deki tüm örgüt ve kuram ­

marlık repertuvarmda ağırlıklı bir ka­

tirilenlerin sayıca çokluğuna karşılık

tegori olmaya devam etti. Y önetim

ulusal veya sınırlı yarışmalar yoluyla

larda olduğu gibi 1980’lerin ilk yarı­

yapıları, okullar, üniversiteler, hasta­

elde edilenler Türkiye mimarlığında

sında etkinliği zayıflayan Mimarlar Odası, 9 0 ’lara doğru yeniden ve bu kez m eslek sorunlarına tem ellenen bir sol söylem geliştirerek mesleğin pratik ve etik sorunlarını ve misyo­ nunu yeniden tanım lam aya girişti. Sağlıksız kentleşme, kent toprakları­ nın rant kaynağı haline gelişi, doğal ve kültürel çevrenin korunması, mi­ marın sorumluluğu ve etik, bu yeni sol söylem in başlıca tem aları oldu. Mimarlar Odası’nın 80 sonrası etkin­ liklerinde sivil toplum kuruluşları ile ilişkileri özellikle çevre koruma bağ­ lamında kamuoyu desteği sağladı. İs­ tanbul’da Taşkışla’nın kurtarılm ası, Park Otel’in engellenmesi, Galata, İz­

Eczacıbaşı İlaç Fabrikası, Lüleburgaz, Doğan Tekeli-Sami Sisa, 1989.


M İM A R LIK • Y Ü Z Y IL S O N U N A D O Ğ R U T Ü RKİY E M İM A R L IĞ I

898

olum lu son u çların ı derlem işlerdir. Kom pleksin dış yüzündeki taçkapı çağrışımlı düşey aralıklar, geleneksel oranlardan uzak düşmeyen orta avlu­ lar vb. kom plekse farklı bir okuma sağlayan öğelerdir. Tasarım, 1984 yı­ lında Simavi, 1986’da İş Bankası Bü­ yük Ö d üllerini ve 1 9 9 0 yılında da T ürkiye P refabrik B irliğ i’nin Proje ödülünü almıştır. T.B.M.M. Camisi projesi ise sağdu­ yu ve sezginin ürünü bir yer seçimi, primer m odellere referans veren ve çok düzlemli okumalara açık biçim ­ le n iş i ile m ü e llifin in O pus M agnum ’udur. Proje, siyasi polem ikleri de göğü'sleyebilen yeni ve son derece önemli bir öneridir. 1983 yılında ulusal bir yarışma so­ nucu elde edilen ve O rhan G enç Mustafa Aytöre tasarımı olarak 1993 yılında yapımı tamamlanan Cumhur­ başkanlığı Hizmet Binası, doğal ola­ rak temsili karakteri önde gelen bir projeydi. Merkezdeki şeref holü etra­ fında sim etrik bir kurguyla gelişen ana binaya ofis kanadı ve balo salo­ nu, giriş cephesindeki simetriyi boz­ madan eklemlenir. Yapıya klasik bir tanım getiren bu şema, hem ilk köşk­ teki Holzmeister tasarımına referans veren hem de geleneksel mimarinin Sedat Hakkı Eldem yorumuna yakın duran bir cephe tasarımı ile tamamla­ nır. Cephelerde kullanılan Ankara ta­ şı ve pembe renk, bu referansları güç­ lendirir. Sanatsal tarasımlarla zengin­ leştirilen Hizmet Binası, yalın çizgi­ lerde ve yapım kalitesinde anıtsallık nici tasarımı olan ve 1985 yılında ta­ mamlanan T.B.M.M. Halkla İlişkiler

arayan bir tasarımdır. 1982 yılında sınırlı yanşma yoluy­

banlıoğlu tarafından yeniden tasarla­ narak açılan Atatürk Kültür Merkezi

K om pleksi’dir. Clem ens H olzm eis-

la elde edilen ve Ertur Yener - Erdo­

ter’in Meclis Binasına bir ek yapma-

veya aynı müellife ait İstanbul Ata­

flın zor ve çetin bir mimari çalışma olduğu açık. ÇiniciTer H olzm eister

ğan Elmas - Zafer Gülçur tarafından tasarlanan TRT Sitesi, toplam alanı

önemli bir temsil düzeyi belirliyor. Örneğin, 1977 yılında Hayati Ta-

türk Hava Limanı gibi mega projeler, Türkiye mimarlığı için bir üst düzey belirleyen uygulamalardır. Benzer bir

tasarım ına eklem lenebilecek klasik

b ü yü k lü k ve önem skalasm d a yer

bir plan şeması ve buna karşılık kitle­ de ve cephelerde farklılaşma motifleri

alan bir diğer proje, Altuğ-Behruz Çi-

kullanarak doğru ilke k ararların ın

270.000 m 2 aşan büyük ve modernist karakteri belirgin bir projedir. Türkiye’de birçok resmi yapı, son­ radan aidiyet ve işlev değiştirmiştir. Tamer Başbuğ - Haşan Özbay tarafın­


M İM ARLIK • Y Ü Z Y IL S O N U N A D O Ğ R U T Ü R KİY E M İM A R L IĞ I

899

dan tasarlanmış olan DESİYAB Genel Müdürlük Binası, bitiminden hemen sonra D ışişleri Bakanlığı’na geçiril­ miştir. Benzer biçimde Hazine ve Dış T icaret M ü steşa rlığ ı’na g e çirilm iş olan Doğan Tekeli - Sami Sisa tasarı­ mı Halk Bankası Merkez Binası biçi­ mi, konsepti ve yüksek teknolojisi ile büyük ve anıtsal bir proje idi. Bu dönemde resmî yapılarda bele­ diye yatırım larının payı da giderek artmaktadır. Ankara Anakent Beledi­ ye Sarayı, Yüksel Erdemir, 1988 (uy­ gulanmadı); Erzincan Belediye Sara­ yı, Yüksel Erdemir, 1992; Gaziantep Belediye Sarayı, Tamer Başbuğ - Ha­ şan Özbay - İdil, Altındağ Belediye Sarayı ve Kent Merkezi, Melih-Nuran K araaslan, 1 9 8 7 ; Aksaray Belediye Tesisleri, M-N. Karaaslan, 1991; Ko­ zak lı Belediye O telleri, K araaslan, 1991; çok sayıda çevre düzenleme ve park projesi: Seymenler ve Altmpark d üzenlem eleri, Ankara; D em okrasi Parkı, İstanbul; vb. Resmi kurumlarm aslında sayıları hayli yüksek olan ilgiye değer proje ve yapıları arasında: • Aliağa Hükümet Konağı, M. - N. Karaaslan, 1984; • Zonguldak Hükümet Konağı, M. - N. Karaaslan, 1984; • Köy Hizmetleri Genel Müdürlük Binası, Y. - S. Erdemir, 1989; • Kayseri Maliye Binası, M. - N. Karaaslan, 1989; • Erzincan 500 yataklı Araştırma Hastanesi, Y. Erdemir, 1992;

kabul veya temel güdü olarak ortaya koyan ve tasarımcıdan yüksek düzey­

rafından p ro jelen d irilen ve karkas sisteminin bir bölümü yapılabilen ya­

mir, 1995; • Gaziosmanpaşa Hükümet Kona­

de yaratıcılık, bilgi ve işbirliği talebe­

pı, uzun bir aradan sonra 1991 yılın­

den yapılardır. Mimari dil ve teknolo­

da İstanbul Menkul Kıymetler Borsa-

ğı, T. Başbuğ-H. Özbay 1995;

ji konusunda tasarımcıya büyük öl­ çüde özgürlük tanıyan bu projeler,

sı adına satın alınarak Ömür Tokcan

• Antalya Maliye Sarayı, Y. Erde­

• Şekerbank Genel Müdürlük B i­ nası, O. Vural belirtilebilir. Sanayi ve ticaret kuruluşlarının hizm et yapıları G enel m erkez, yönetim ve büro binaları olarak prestij amacını bir ön

sayı ve nitelikleriyle 80 ve sonrası yıl­ larda belirli bir temsil üstünlüğü ka­ zanmışlardır. İstanbul Kongre M erkezi olarak 1968 yılında bir ulusal yarışma sonu­ cunda Somer Ural - Oktay Gürün ta­

tarafından gerçekleştirildi. Heykelsi bir plastiği olan özgün tasarımını ni­ telikli bir yapımla tamamlayan .bina, özgün biçim dili ile bir prestij yapı­ sından beklenen tek ve çarpıcı olma özelliğini hakkıyla taşıyor. Banka genel m üdürlük binaları,


900

M İM A R LIK • Y Ü Z Y IL S O N U N A D O Ğ R U T Ü RKİY E M İM A R L IĞ I

m ış örneklerind en biridir. Çalışm a

Klasikçi konseptte simetrik bir yerle­

mekanlarının ‘çağdaş / yenilikçi / de­

şim şemasına oturan, duvar dokusu

vingen’, üst yönetimin ise ‘ciddi / tu­

ve pencere düzenleri vb. ile gelenek­

tarlı / etk iley ici’ n itelik ler taşım ası b ir iç m ekan sorunu olarak çözü l­

sel mimarinin kimi m otiflerinin yo­

müş, bina m odernist bir prizmanın

pıdır. Ağırbaşlı ve ciddi klasizm ini

soyut tarafsızlığı içinde biçim lendi­

Post-m odernist biçim lerle dengele­

rilmiştir.

yen bir prestij yapısıdır. Basm/medya kuruluşlarının ileti­

Yine H. Tümay - A. Böke tasarımı olan Sabancı M erkezi, (İstanbul/Le­

1 --J F O T O Ğ R A F : M A N U E L Ç IT A K

Sabancı Center, Levent-İstanbul, H.Tümay-A.Böke, 1988-94. yönetim ve ofis birim leriyle T ü rk i­ ye’de gökdelen tipinin önde gelen ör­ neklerini oluşturuyor. Haluk Tümay - Ayhan Böke tasa­ rımı olan Yapı Kredi Bankası Genel

rumlanmasını öneren önemli bir ya­

şim ve baskı teknolojisindeki geliş­

vent) biri Holding’e, diğeri Akbank’a ait iki gökdelenden oluşan bir kom p­

melere de bağlı olarak büyüyüp güç­

lekstir. Yapı Kredi Plaza ile Büyükdere-Levent aksı üzerindeki siluetin en önemli gösterimlerinden biridir. Kö­

görkemli merkez binalarının yapımı­

şeleri kesilmiş birer kare prizma olan gökd elenler, re flek tif mavi cam ve

bah, Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin yönetim ve basım binaları önemli ta­

beyaz g ra n itin ç a rp ıcı k o n tra stın ı kullanan düşey yüzeyleri ile heykelsi bir plastik olarak simge işlevini yük­

sarım ö n e rile ri olarak kaydedildi.

lenirler. Şazim en t, N eşe ve Em re A rolat

Konuralp ve Aydm Boysan ile Haya-

grubu tarafından tasarlanan Garanti Bankası Genel Müdürlük Binası ise,

simge ve anıtsallığı gerçekleştirmede

(İstanbul/Maslak) öncekilerden fark­ lı olarak zengin bir “biçimsel ekstravaganza” ve bir mimari polikromi ile

M üdürlük binası ve işm erkezi, (İs ­

farklılaşma ve bir prestij yapısı olma işlevini yerine getiriyor.

tanbul / Levent tipolojinin en tanm-

Shell Genel Müdürlük Binası, Yeni

lenmesi yüksek teknolojiyi kullanan na yol açtı. Türkiye’nin en deneyimli m imarları tarafından tasarlanan S a­

Benzer program ve işlevlere üç farklı tasarım önerisi ile yaklaşan Mehmet ti-M u rat T aban lıoğlu’nun yapıtları birleşiyorlar. Milli Reasürans T.A.Ş. Kompleksi ise, Ulusal Mimarlık Ödülü’nü 1992 yılında Proje Dalı’nda, 1994’te ise Ya­ pı Dalı’nda kazanmış, Türkiye ve İs­ tanbul mimarlığı açısından üzerinde en çok durulmuş önemli bir projedir. Şandor ve Sevinç Hadi’nin tasarımı­ n ın tartışılm az m im ari k a lite si ve çevre dokusunu değiştiren tartışıla­ bilir kentsel bağlamı, Milli Reasürans B inası’nm gündem den inm em esini sağlıyor. Bu da başlıbaşma bir prestij ve imge değeri oluşturuyor. Türünün tek örneği olan Anava­ tan Partisi Genel Merkez Binası, D. Tekeli - S. Sisa’nm bilinen modernist ve yalın çizgisinden ayrılmadan plas­ tik efektleri de arayan tasarımıdır. Diğer örnekler arasında: • STFA Grup M erkezi B in aları, Fuat Kınıkoğlu, 1980, • Tantur Merkez Binası, A. Erençin, 1990, • Tü rsab G en el M erkez B in ası,

Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, Filiz-Coşltun Erkal, 1989.

Haydar Karabey, 1990,


901

M İM A R LIK • Y Ü Z Y IL S O N U N A D O Ğ R U T Ü R KİY E M İM A R L IĞ I

Capitol Alışveriş Merkezi, Altunizade-İstanbul, Adnan Kazmaoğlu-Murat Çilingiroğlu, 1990-93 • Çimentaş Genel Müdürlük Bina­ sı, Vedat Tokyay, 1990,

en önemli projesidir. 6 0 .0 0 0 m 2 yü­ zölçümü büyüklüğündeki fabrika bi­

• D en izb an k G enel M üdürlüğü (T.E.V.’a ait) binası, A. - Z. Etikan,

naları, Tekeli-Sisa bürosunun bilinen

1991,

ve m inim alist bir yalınlıkla yineler­ ken büyük seram ik levhalarla kaplı

• Demirbank Genel Müdürlük Bi­ nası, Haluk Tümay, (yapımı sürüyor) sıralanabilir. Sanayi yapıları

m odernist tutum unu daha klasikçi

yüzeylerinin beyazlığı, içinde barın­ dırdığı teknolojiyi ima eden bir an­ lam öğesidir.

İş ve alışveriş m erkezleri Serbest piyasa ekonom isinin öne geçm esinin göstergelerinden biri de merkez ve yönetim binalarının yanısıra iş ve alışveriş m erkezleri yapı­ mında gözlenen atılmalardır. Sektö­ rün gereksindiği mekânsal düzenler, kimi zaman gökdelen boyutunda ve

Orta büyüklükte bir üretim mer­

temsili niteliği öne çıkan ofis blokla­

kezini barındıran Nevzat Sayın tasa­ rımı Gön Deri Tesisleri, marjinal gö­

rında çözüm lendi. Bazı modellerde

rüntülü bir kentsel ortamda hemen

veriş m ek ân ları ise k en tsel yaşam

ayrımsanan her noktası özenle düşü­ nülmüş bir projedir. Post-modernist

için yeni öneriler getiriyordu.

biçim ciliği örnekleyen Gön D eri’ye

marisine kattığı bu yapılar doğal ola­

karşılık O. Vural’ın Kavaklıdere Şa­ rap Fabrikası, (1 9 8 7 ) Geç M odern

rak büyükkent statüsü edinm iş or­

yüklükteki sanayi yapıları çoğu kez daha ilgi çekici ve biçim denemeleri­

çizgiler taşır. Austro Türk Tütün İş­

te k n o lo ji k u llan an , yapım k alitesi

lem e ve D epolam a T esisleri, E rb il

yüksek, ait oldukları kişi veya grup

C o şk u n er - Sedat Tunçağ, ( 1 9 8 7 ) Ovisan Çocuk Bezi Fabrikası, H. Tü-

adına kentsel mekâna mesaj veren ve

Sanayi yapılarının tasarlanması ve yapım ı, g en ellik le prestij am acı da taşıdığından önceki yıllarda olduğu gibi 8 0 ’ler ve sonrasında da Türkiye mimarlığının gelişiminde önemli ol­ maya devam etti. D önem in büyük ölçekli yatırım ları yanında orta bü­

ne daha açık tasarım larla öne çık ı­ yordu. Tekeli-Sisa Grubunun 1989 yılın­ da g erçek leştird iğ i E czacıb aşı İlaç Fabrikası (Lüleburgaz), son yılların

mertekin, (1 9 8 9 ) düzeyli bir anlatım dili yakalayabilmiş örneklerdir.

ofis mekânlarının da eşlik ettiği alış­

80 ’li yılların kent yaşamına ve mi­

tamlarda yeraldı. Hemen tümü ileri

bunun için ayırdedici bir mimari bi­ çimlenmeyi öne alan tasarımlar oldu. Bu yapılar, turizm yapıları gibi yeni


902

M İM A R LIK • Y Ü Z Y IL S O N U N A D O Ğ R U T Ü R K İY E M İM A R L IĞ I

Sheraton Voyager Oteli, Antalya, S. Basatemür, 1993.

ve ayırdedici olmanın genelgeçer mo­

rımlar. Novabaran, (Utarit Izgi ve A.

da imgelerine ve ekstravaganzaya dö­

Demir, N. Gök, 1989) ve Akmerkez,

nüştüğü sınırlara en yakın duran ta­

gökdelen ölçeğinde ofis blokları da

sarım temalarından biri.

bulunan farklı bir tipoloji içinde yer

Bu grubun en tanınmış örnekleri

alıyorlar.

arasında Ragıp Buluç tasarımı olan

Atakule ile başlayan alışverişin ya-

A nkara A takule alışv eriş m erk ezi,

nısıra, kültürel etkinlikleri ve rekre­

(1 9 8 6 -8 9 ) ayırdediciliğini teknolojik ve yapısal değerlerde arayan ve zor olanı başaran bir örnek. Benzer yak­ laşım, mimarın “Totemsi bir yükseliş­ le çağdaş bir ivmeyi görselleştiren” Yüksel İnşaat İş Merkezi tasarımında da, (1990) görülüyor. Biçimin önemini yadsımadan tek­ nolojik ve yapısal değerlerle belirlen­ miş örnekler olarak Ataköy Galleria,

Turizm yapıları Turizm yatırımları, Turizm Teşvik Yasası, (1 9 8 3 ), bağlamındaki kredilendirme politikaları sayesinde 8 0 ’ler sonrasında büyük ve hızlı bir gelişme gösterdi. Kitle turizmine yönelik kre­ di politikaları ve turizm yatırımları­

asyon alanları ile “mail” kavramını ve

na tanınan imar dışı haklar, büyük

kültürünü toplumun hayli geniş ke­

otel yapımlarını teşvik ederken, kent

simlerine benimseten bu kompleksle­

dokusunu veya sahil peyzajını ve ye­

rin tümünde, Atakule hariç dışa ka­

şili gözetmeyen bir yapılaşmanın da

palı ve içerde bütüncül bir görsel al­

yolu açıldı. En kaba örnekleri başta

gıya olanak veren çelik strü k tü rlü

İstanbul’un tarihi saraylarını ve pey­

sistemlerle elde edilmiş açıklıklar bu­

zajını yadsıyan Swiss Hotel ve Con-

lunuyor.

rad Hotel olm ak üzere tüm Ege ve

Bunlar denli gösterim li ve prestij

Akdeniz kıyıları, uluslararası işletme

(H. Tabanlıoğlu, 1 9 8 8 ); Altunizade

amaçlı olmayıp belli bir satış organi­

standartlarına uyan ama çoğunlukla

Capitol, (A. Kazmaoğlu-M. Çilingi-

zasyonuna bağlı olarak çalışan süper­

çevre değerlerini gözardı eden turis­

roğlu, 1 990-93); belirtilebilir. Farklı

m arketlerin binaları, Metro, (1 9 9 1 )

tik yapılarla kuşatıldı. Kuşkusuz bu

biçim lend irm e konseptlerine sahip

veya Carrefour, (1 9 9 5 ) örneğinde ol­

modelin imar dışı hakları bile zorla­

olsalar da akılda kalıcı arkitektonik

duğu gibi, işlevsel ve endüstriyel tek­

yan tarihi örneği, şim dilik engellen­

m otifleriyle çek icilik kazanan tasa­

nolojiyi kullanan yalın modellerdir.

miş olan Park Otel girişimiydi.


903

M İM A R LIK • Y Ü Z Y IL S O N U N A D O Ğ R U T Ü R KİY E M İM A R L IĞ I

Turizm yapıları m im ari konsept açısından önemli ayrımlar gösterirler.

kullanımıyla renklenmiş (eski) Vakıf Sapanca Oteli belirtilmelidir.

Genellikle kent otellerinde gözlenen Geç m odernist tasarımların yanısıra Post-modernist biçim arayışlarını şa­ şırtıcı bir savurganlıkla kullanan pro­ je le r de vardır. Turizm in egzotizm

Tatil K öy leri: Club Aldiana, Side Titreyen Göl, Harun Özer, 1986, Aquamarine N ovotel Tatil Köyü,

beklentisini karşılamak için yerel ve

Kemer Beldibi, H. Özer, 1989-91,

geleneksel motifleri en dikkatsiz bağ­

Petrokent, Oral Vural, 1989,

la m la r iç in d e tü k e tim e su n an ve

Ora Dinlence Yeri, Cengiz Bektaş,

“kitsch” sınırlarında dolaşan projeler ise çoğunluktadır. Çok sayıdaki uy­

1991, Favori Aqua-Resort, Kemer, Önder

gulama içinde ayırdedilme ve yenilik

Küçükerman,

ısrarının ulaştığı bir çoğulluk gözle­

Çamyuva Tatil Köyü, Tuncay Çav­

niyor ve bu karmaşa içinde mimari kalite zor bulunan bir rastlantı olu­

dar, 1984, Pamfilya Tatil Köyü, Side-Sorgun,

yor.

T. Çavdar,

Tatil köyü biçim inde örgütlenmiş örnekler, genellikle iki ila üç katı aş­ mayan, doğal çevresiyle uyumlu ol­ maya özen gösteren örnekleri, Petrokent veya Ora gibi, barındırabiliyor. Yine de Club Aldiana veya Mega Sa­ ray gibi egzotizm tuzağından kurtu­ lamamış örnekler var. Kent otelleri­ nin ileri teknolojisini dürüstçe biçim ­ le n d ire n , S h e ra to n Voyager, veya P ost-m od ern ist m otiflerin d ikkatli

Mega Saray, Belek, T. Çavdar, 1991 Grand Azur, Marmaris, Umur Erkman, 1991 O teller: Side Palas, Side-Sorgun, T. Çavdar, E xelsior Corinthia, Side, T. Çav­ dar, Kapadokya Robinson Lodge, Göre­ me, T. Çavdar, Hotel Arinna, Side, N.-M. Karaaslan, 1988, Falez Otel, Antalya, Y.-S. Erdemir, Ş. Akkaya, 1990, Sheraton Voyager Oteli, Antalya, S. Basatemür, 1990, Ramada Resort Hotel, Beldibi, Er­ tem Ertunga, 1989,

Erkal tasarımı olan merkez, kesik piram id b içim in d ek i k itlesin in yalın g eo m etrisi ile tanım lanır. Y apının m erkezine yerleştirilen Cumhuriyet Müzesi dışında araştırma birimleri ve sergilem e m ekanları vardır. Kom p­ leksin diğer birimleri için açılan ya­ rışma Temmuz 1995’te sonuçlandı ve Ö.-A. Ecevit tasarımı birinciliği aldı. İstanbul Kültür ve Kongre Merke­ zi, Ayazağa köyünde tarihi Av Köşkü ve Çinili Köşk ve diğerlerinin bulun­

M ö v e n p ick O te li, E . E rtu n g a ,

duğu geniş ormanlık alanda kurulma­

1992, Vakıf Sapanca Oteli, Arolat Mimar­

sı öngörülen bir tasarı. 1990 yılındaki

lık , 1 9 9 2 ve G üm üldür Apocalyps

çildi. Proje tarihi yapılar arasındaki

Diskotek. O.- E Şahinler ve K. Akay,

eğimli arazi üzerine yerleşen görkem­

1989 gibi bir liste verilebilir.

li bir tasanm olarak görülüyor.

Eğitim ve Kültür Yapıları

Mercan Konutları, Ulus-lstanbul, AltuğBehruz Çinici, 1993-95.

TBMM Halkla İlişkiler Kompleksi, Ankara, Altuğ-Behruz Çinici, 1985.

sınırlı yarışmada Arup Associates se­

Tasarım ını E. Şahinbaş’m yaptığı Fen ve Müzik Fakülteleri ve Anfi ve

Atatürk Kültür Merkezi Müze-Ser-

Kütüphane ek binaları, Spor Salonu

gi Kompleksi, 8 0 ’li yılların en önemli

ile Bilkent Üniversitesi ve ardından

kültür yatırım larından biridir. 100.

Mersin Üniversitesi son yılların m i­

yılında Atatürk’ün anısına ithaf edi­

marlık gündeminde özel bir yer edin­

len Kompleks’in yalnız Müze bölümü

di. Özellikle Müzik Fakültesi ve kon­ ser salonunun tasarım ve yapım kali­

gerçekleştirilebilmiştir. Filiz-Coşkun


904

M İM A R LIK • Y Ü Z Y IL S O N U N A D O Ğ R U T Ü R K İY E M İM A R L IĞ I

arasında önemli m üelliflerin adı da bulunuyor. Örneğin, Tekeli-Sisa or­ taklığının O rtaköy-K uruçeşm e’deki konut sitesi, (1 9 8 9 ) veya Adnan Kazmaoğlu-Murat Çilingiroğlu tasarımı olan Altunizade K onakları ve aynı müelliflerin Bahçeşehir Villaları belir­ tilebilir. Tek evin tasarımı olarak son ş i a ­ rın en önemli uygulamalarından öiri tasarımı E. Şahinbaş’ a ait olan Doğ­ ramacı Evi’dir. 3 0 0 0 m 2’lik yapı alanı olan ve prestij yapısı olması amaçla­ nan ev, anıtsallığını vurgulayan bir yeni klasisist konseptle tasarlanmış. Aksiyal yörüngeler üzerinde gelişen evin mekânları ve mimari elemanları bir heykel gibi plastik değerleri ara­ narak biçimlendirilmiş ve renksizleştirilmiş mekânların plastik etkisinin

_______ TRT Sitesi, Ankara, Ertur Yener-Erdoğan Elmas-Zafer Gülçur, 1990 (1996 itibariyle diğer bölümlerin yapımı sürmektedir).

öne çıkması sağlanmış görünüyor. Tek ev tasarımın belki anıtsal ol­ mayan ama incelikli bir tasarım ürü­

tesi eğitim standartlarım ileri doğru

h e y k e ls ilik ö n e re n G ö lb a ş ı T E K

zorlayan bir düzey belirliyor. F atih G orbo n ’un tasarladığı De-

Kampüsü Camisi de ödüllerine kar­ şın farkedilmedi.

konsrüktivist eğilimler gösteren Darüşşafaka Sitesi, (1 9 9 5 ), ile Y. Sağlı-

Tipolojisi içinde, yeni ve özgün bir öneri olan A ltuğ-Behruz Ç in ici’nin

kov a’n m m o d ern ist tasarım ı Ö zel

TBMM için tasarladığı cami bile, ör­

dildi. Son derece çarpıcı Yeni Modernist

Koç Lisesi son yılların anılması gere­

neğin tip cami projesi üreten Vakıf-

bir biçimi olan J. Israel’in İzmir’deki

ken projeleri oldu.

lar’m ilgisine mazhar olamıyor.

Evi, “yakınındaki koruma objesinin

Dinsel Yapılar

Konut

tarihi bir çınar ağacı olduğu bir tasa­ rım problem ine yaklaşımda doğayla

rımı olarak hacmi hızla büyüyen bir

Mimarlığın en geniş, en özel ve ta­ rih boyunca önemini hiç yitirmeyen

mesafeli bir ilişki kurma yolunu se­ çip yapı dilinin sertliği ve yalınlığı ile

alan oldu. Ancak büyüyen bu talebe

alanı olan konut tasanmı, 1980 son­

karşılık tasarım kalitesi en küçük bir

rasında asıl gelişmesini konut sitele­

hedeflediğini etkileyici bir durulukla gerçekleştirdiği” için 1994 yılı Ulusal

kıpırdama bile göstermedi. Dinsel id­ diaların ve sahiplenmelerin olabildi­

rinin yapımında ortaya koydu. Özel­

Mimarlık ödülünü ‘Yapı’ dalında aldı.

likle büyükkent ortamında tasanm ve

ğince güçlendiği bir evrede, cami ta­ sarımındaki kısırlık, ideolojik zemin­

yapım kalitesi beklentilerine karşılık

Konut mimarlığının nerdeyse anonim leştiği apartman tasarımında en

veren sayısız konut sitesi tasarlandı

çarpıcı örnekler, N.-M. Karaaslan’ın

deki katılığın b ir göstergesi olarak

ve gerçekleştirildi. Boğaz geri görü­

proje ve uygulamalarında görülüyor.

sürüyor. Bir ikiyi geçmeyen çekingen

nüm, hatta gizlice öngörünüm alan­

denemenin, örnekse Suadiye Çmar-

larında veya kent dışında belirli sınıf­ sal gruplaşmaların oluştuğu rekreas­

D aldan dala d olaşan , b iç im le ri ve konseptleri en liberal bir kurguyla bi-

Cami, 1980’lerden sonra yapı yatı­

dibi Camisi, en ufak bir esintiye yol açması olanaksız görünüyor. Hatta,

yon olanakları da sağlanmış yerleşim

nü olan K are E v ler, (G . K a fta n cı 19 8 6 ), modernist tasarımın potansi­ yelini deneyen örnek bir çalışma ve profesyonel uygulama olarak kayde­

raraya getiren Karaaslan m im arlığı­ n ın O r-A n ’da T eras E v le r S ite s i,

C. Keskinok’un betonarmenin plastik olanaklarını değerlendiren ve gele­

birimleri ortaya çıktı. Genellikle gele­

(1 9 9 2 ) ve Ankara Dikmen’deki Bas-

neksel mimarinin uyarlamalarını çe­

taş S ite si, (1 9 9 2 ) p ro je le ri d ikkat

neksel cami formuna yakın duran bir

şitli düzlemlerde deneyen tasarımlar

edilmesi gereken çalışmalardır.


Mizah ve karikatür Türk m izah ve karikatürü (1980-1995) TAN ORAL

1980'lerin m izah yazarlığı YETVART DA N ZİK Y A N

1985'ten 1995'e m izah dergileri LEVENT CANTEK

us 3 Dil, Ed eb iyat, G e n çlik , G ü n lü k H ayat, Kültür, Y a y ın c ılık


Türk m izah ve karikatürü (1980 -1995) TAN

ORAL

eksenli yıllarda karikatür, siyasal

önem li olay, K arikatürcüler Derne-

ve toplumsal olaylardan hem et­ kilenm iş, hem de onları etkilemeye

ği’nin kapatılmasıdır. Çünkü bu, Ka­

çalışm ıştır. Bu yıllarda d em okratik

ve tüm toplu hareket ve sergi olana­

düzeni rafa kaldıran siyasal ve silahlı

ğının ortadan kalkm asını getiriyor­

S

rikatür M üzesi’nin de kapanm asını

güç, doğası gereği, insanları yıld ır­

du. Yine bu olay, yedi yıl boyunca

mayı, sindirmeyi, ve öz güvenlerini kırmayı amaçlayan uygulamalar için ­

başarı ile sü rd ü rü len U lu slararası

de oldu. Çizerlerin ise, bunları boşa

Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması’nm yapılmasını engelliyordu. Kari­

çıkarmaya çalışmak, antidem okratik

k a tü rü n k en d i ta rih in e ve çağdaş

uygulam aları b elg elem ek , uyanık,

dünyaya dönük gözü kulağı, böylece

um utlu, kendine güvenini y itirm e­

kapatılmış oluyordu. Bu süre içinde,

yen bir kamuoyunu canlı tutmak ve

gelişme adına, nelerin yitirilm iş ol­

toplumun kırılan onurunu onarmak için m izahı sürekli gündem de tu t­

duğu ise, gözler ve kulaklar açıldı­

mak gibi amaçlarla çizdikleri görül­

çizerlerin kişisel çabaları ve bir de eğlence türü yayın sürdüren birkaç

dü. Ama yine de bu dönem karikatü­

ğında daha iyi anlaşılacaktı. Geriye

rünün, eleştiri işlevini yerine getirir­

dergi ile, İstanbul’da C iddiyet, Trab­

ken, ellili ve yetmişli yıllardaki kadar etkili olduğunu söylemek zor.

zon’da Taka gibi, Adana ve İzmir’de

1 9 8 0 ’de k a rik a tü rcü ler, üçyü ze yaklaşan üye sayıları ile K arikatür­

de bir iki gazetenin mizah sayfaları kalmıştı.

cüler Derneği çatısı altında örgütlü olmalarının onuncu yılını tamamla­ m ışlardı. Tepebaşı’ndaki K arikatü r Müzesi beşinci yılını doldurmuştu. K a r ik a tü r k adlı b ir m eslek dergisi henüz beş sayı yayınlanmıştı. Dünya çizerlerin i ülkede bir araya getiren U luslararası N asreddin Hoca K ari­ katür Y arışm asfnm yedincisi yapıl­ mıştı. Bütün b u n lar daha özgür, daha demokratik, daha barışçıl bir dünya ve Türkiye özleminin ve çabalarının birer göstergesi sayılıyordu. 1 9 8 0 ’de, 12 Eylül askeri darbesi ülkede demokratik hak ve özgürlük­ lerle birlikte, kültürel yaşamı ve do­ ğal gelişmeyi de bastırdı. Parlamento ile birlikte tüm dernekler ve de Kari­ katürcüler Derneği kapatıldı. Kapalı bulunan Karikatür Müzesi binası da­ ha sonra yıktırıldı. Müze ve Dernek m alları çu vallar içind e bir depoya konuldu. K a r ik a tü r k dergisi ve N. Hoca Uluslararası Karikatür Yarışma­ sı unutuldu. Bu yıllard a konu m u zla ilg ili en

İLETİŞİM ARŞİVİ

Semih Balcıoğlu, Karikatürcüler Denıeği’nin üç kumcusundan biri. Diğerleri, Ferit Öngören ve Turhan Selçuk. Semih Balcıoğlu’nun Kitaplaşan çalışmaları arasında Karikatürlü Oyun Kağıtları (1995) da vardır.


907

M İZAH VE KARİKATÜR • T Ü R K M İZ A H VE K A R İK A T Ü R Ü (1980 - 1995)

Yapılan ve çizilenler ise demokra-

larına son verdiler. Ülkemizdeki der­

si’den vazgeçilm ediğinin birer gös­

giler de sürekli ad değiştirerek ve bö­

tergesi niteliğindeydi. Bu da zaman

lünüp çoğalarak, daha çok gençlere

zaman darbecileri, baskıları arttırma

seslenen yayınlarını sürdürürken es­

konusunda harekete geçirmeye yeti­

ki etkinliklerini ve tirajlarını koruya-

yordu netekim. Yine de kayıplar çok­

madılar. Bunların arasında Lem an il­

tu ve büyüktü. Doğal gelişme zinciri,

gi çekti. Gazeteler ise mizah sayfala­

silah zoru ile örselenm iş, zedelen­

rını kaldırdılar. Bu dönemde mizah

mişti.

kültürünü ve tarihçesini araştıran ve

Yapılan seçimlerden sonra, dernek

konu edinen, Turgut Çeviker’in onüç

açılıp çizgili eleştiri, kültürel yaşam­

ciltlik karikatür tarihi çalışması gibi

daki yerini alırken, bunun değerini

yayınların öne çıkm ası dikkat çeki­

duyumsayan yeni siyasal iktidar da

yordu. Turhan Selçuk, Sem ih Balcıoğlu,

daha önce örneği pek görülm eyen uygar bir yaklaşım gösteriyordu. Ye­

N ehar T ü blek , Bedri Koram an, Ali

ni dönemin Başbakanı Özal, ilk kez,

U lvi, H aslet Soyöz’ün y ap ıtların ın

karikatürcüleri birlikte yemek yeme­ ye çağırıyordu. Bu sıcak lık 9 0 ’lara doğru soğurken, eleştirinin hakarete dönüştüğü savları ile kim i çizerler kendilerini yargı önünde bulmaya da başlayacaklardı. Askeri yönetimin ar­

toplandığı büyük boy derleme kitap­ Karikatür tarihimizin yü zyıllık ilginç se­ rüvenini inceleyen kapsamlı bir araştır­ masının büyük boy ilk üç cildi. On ciltlik devamı ise eski çizerlerin albümünden oluşuyor

nin yazmaktan daha zor olduğu keş­ fini açıklıyordu.

lıklarda yer almaya başladı. Ferruh D oğan’m kitapları yeni baskılarını sürdürdü. Çizerlerin yurt içi ve yurt dışında aldığı ödüller ise ayrı bir yazı

tık cum hurbaşkanı olan önderi Ev­ ren ise, o günlerde karikatür çizme­

lar, bu dönemin sonuna doğru kitap­

konusu olacak kadar çoktu. katür olayı arasında anıyordu. Bütün bu kazanımlar, çizerler için güven nedeni olurken, ülkemiz için

Bu arada seçimlerden sonra göreve

karikatürün yeni işlevlere yönelebil­

gelen İstanbul’un yeni Belediye Baş­

mesi ve karikatürcülere yeni başarı

kanı Dalan, Karikatürcülerin 12 Ey­

olasılıkları getirmesi bakımından da

lül ile uğradıkları kayıplarını karşıla­

önemli oluyordu.

ma konu sund a çaba g österiy or ve

Dünyamız için ise, kırk yıldır sü­

önce Su ltan ah m et’te b ir K arikatü r

ren soğuk savaşın bitip, yine karika­

G alerisi’nin, daha sonra Saraçhane-

türün kırk yıldır savunageldiği barış­

Mustafa Uykusuz, Altan Erbulak, O sm an F iliz , A bidin D in o, N ehar T ü b le k ve A saf K o çak bu d önem içinde yitirdiğimiz değerlerimizdi. Yine bu dönemin en önemli kaybı, elli yıldır Türk mizahına damgasını vurmuş olan Aziz Nesin’in bu dün­ yaya veda etmesiydi. Öte yandan, küçülen, sıkışan, ka­ labalıklaşan dünyada, birbirine tıpa­

b a şı’nda yeni bir K arikatü r M üze-

çıl bir dünyanın artık belirmeye yüz

si’nin eskisinden çok daha fazla ola­

tuttuğu tam söylenmeye başlanmış­

naklarla donanmış biçimde hizmete

ken, Sovyetler Birliği’nin dağılması

girm esini sağlıyordu. Yine çeşitli il

ile dünya dengeleri yeniden değişti.

maya başlıyordu. Bu da kaçınılm az

ve ilçe beled iy eleri düzenled ikleri

Birden patlayan Körfez Savaşı, Kaf-

olarak tüm dünyada ulusal ve dinsel

k ü ltü r şen lik lerin d e karikatüre ve

kaslar ve Bosna savaşları, çizgilere

duyguların ve ideolojilerin de önem

karikatürcülere yer vermeden yapa-

umut ve umutsuzluk olarak yansıdı.

kazanması ve öne çıkm asına neden

mıyorlardı.

Uydular aracılığı ile yaygınlaşan

tıp benzemeye başlayan tüketim toplum larında kim lik sorunu öne çık ­

oldu. Bunlar kimlik sorununa güve­

iletişim, özellikle TV kanalları ile de

nilir, denenmiş yanıtlar verdiği kadar

katür Yarışması sesini yeniden dünya

dünyayı alabildiğine küçültüyordu.

yeni çatışmaların ve yeni şiddetin de

çizerlerine duyurmaya başlıyor ve 90

Böylelikle karşılıklı tanışmaya ve dü­

n ed en i ve h a b erc isi de oluyord u.

yılın da yapılan yarışm aya 4 0 ülke

şünce açıklam aya gelen kolaylıklar

Böylece karikatürün çevre sorunla­

500 çizer ile katılıyordu. Uluslararası

ise siyasi mizah dergilerine duyulan

rından sonraki yeni ilgi ve uğraş ala­

W ittyW orld dergisi bu yarışmayı ye­

gereksinmeyi azalttı ve dünyanın ün­

nı da ikibinli yıllara doğru belirm iş

niden dünyadaki birkaç büyük kari-

lü mizah dergileri birer ikişer yayın­

oluyor.

Uluslararası Nasreddin Hoca Kari­


908

Al i Ulvi Ersoy

M İZAH VE KARİKATÜR • T Ü R K M İZ A H VE K A R İK A T Ü R Ü (1980 - 1995)


M İZAH VE KARİKATÜR • TÜ R K M İZ A H VE K A R İK A T Ü R Ü (1980 - 1995)

Tan Oral

909


910

M İZAH VE KARİKATÜR • T Ü R K M İZ A H VE K A R İK A T Ü R Ü (1980 - 1995)

2/1

J lo o O 'T L .(^ 'V c M \ \ )

y-n

m ■

1

^

0 « *)

KftOftlK HASTALIĞIMIZ

Güldihen; kapak, Selma Emiroğlu

Leman (daha önce Limon) 80 sonrasında popüler mizahın ör­ neklerinin görüldüğü dergilerden biriydi (üstte). Çizer Nezih Daııy a l’ın başkanlığında kurulan An­ k a ra K arikatü r Vakfı’nın b a ş­ kentte düzenlediği Uluslararası Karikatür Festivali afişi (solda). 1973 yılından beri karikatür y a ­ rışmalarının da yapıldığı, Akşe­ hir Uluslararası Nasreddin Hoca Şenliği’nin afişi (altta solda).

Uluslarurası

nasreddîn ma mim

5-10 T E M M U Z 1996 YJUL O f-S ^i®!®®l88Ssarii^*iaiHSiK3B®®£BEiöassssı;;rsfi3siBiFSie5^Î

İzel Rozental


80'lerin m izah yazarlığı YETVART DANZİ KYAN

9 8 0 ’ler, mizahın diğer alanlarında

1

mizah hikayecisi ve oyun yazarının

olduğu gibi, hikâyecilikte de kök­

lü bir değişimin yaşandığı yıllar oldu.

(yazarın kendisi) çeşitli güçlükler ve maddi olanaksızlıklar içinde geçen

Köklü değişim den kastedilen, hem

ama ilk e le rin d e n ödün verm eyen

b içim e hem de m uhtevaya ilişkin .

edebiyat serüveninin biraz da hüzün­

“K om iklik” ve “toplumsal/siyasi hi­

lü b ir an latım ıd ır. M uzaffer Izgü,

civ”! belli dozlarda ihtiva eden, alışı­ lagelmiş kısa hikâye yazma ve okuma

1 9 8 0 -9 5 yılları arasında neredeyse her yıl bir mizah öyküsü kitabı ya­

geleneği, 1980’li yılların ortalarından

yım ladı. 1 9 9 6 y ılın d a yayım ladığı

başlayarak ve Gırgır dergisinin de da­

M illî K ahram an M atador Mahmut ise

ğılması ve etkinliğini yitirmesiyle de

mizah rom anı türünün örn ek lerin­

eşzamanlı olarak neredeyse her birini

dendir. Senaryolarıyla da tanınan Sa­

ayrı bir yazarın temsil ettiği birkaç Gelişm e kanallarını

dık Şendil, çeşitli mizah dergilerinde sürdürdüğü yazarlığın yanısıra 1982

yeni kurulan çeşitli mizah dergilerin­

yılında Çapkın Enişte kitabını da ya­

de bulan yazarlar bu dergilerdeki say­

y ım lad ı. S u lh i D ö lek de ö z e llik le

falarında farklı üslup denem elerini,

1 9 8 0 ’den sonra mizah öykücülüğü alanında da ürün veren yazarlardan­

akıma evrildi.

daha ön ce pek örneği görülm eyen yazı türlerini geliştirdiler. Bununla beraber Gırgır dergisinin eski misyonunu sürdürememesi bili-

dır. Kitapları arasında Vidalar, Balığın Şarkısı, Aynalar sayılabilir. Kandemir

negelen mizah hikâyeciliği alanında

1980 sonrası dönemde mizah yazarlı­ ğı alanında öne çıkan isimlerdendir.

yeni isimlerin ortaya çıkma kanalları­ nın tıkanmasını da beraberinde getir­

Konduk ve Muzaffer Abayhan, yine

8 0 ’lerin ortalarından itibaren birçok

di. Derginin bir köşesini amatör mi­

gülmece dizisine senaryo yazarı ola­

zah yazarlarına ayırması ve gelen hi­ kâyelerin bir elemeye tâbi tutularak

yönüyle tanınan Konduk, 1979 yılın­

yayımlanması, yeni ve yetenekli isim­ lerin ürünlerinin okuyucuya sunul­ m asını da sağlıyordu. A ncak gerek mizah yazarlığı anlayışının değişme­ si, gerekse Gırgır’m eski işlevinin sürdüremeyip, yeni kurulan dergilerin de bu tür köşelere yer vermemesi, ye­ ni isimlerin eserlerini -belki de ilerki

rak imza atan ve toplumda esasen bu da yayım ladığı T elev izy on a D okund u litan başka 1980-90 arasında Sa­ y en izd e Efendim, Üniformanın Hatırı Var kitaplarım yayımladı. Yine bu dönemde oldukça verimli olan M u­ zaffer Abayhan 1983 yılından sonra Ç an ak Ç öm lek Patladı, B aşkan m D e­ m o k r a s is i, B o stan cı V apurunda D e­ m o k ra si D en em eleri kitaplarını ya­

yıllarda kitaplarını- yayım latabilm e şanslarım da asgari düzeye indirdi.

yımladı. Komedi tarzında oyunlar da

Bununla beraber geleneksel mizah hikâyeciliğinin de bu dönemde tama­

y a z a n A b a y h a n , b ir d ön em C em Özer’le birlikte bir Talk Show da ha­

men ortadan kalkm adığını kaydet­ m ek gerekir. 1 9 8 0 öncesinde ürün

zırladı.

veren Aziz Nesin, Muzaffer Izgü, Suavi Süalp, 7 0 ’lerin sonlarına doğru

yayımladığı kitaplarla mizah dünya­

Aynı dönem de Yalçın Pekşen de sında yerini aldı. Pekşen, bu döne­

e ser v erm ey e b aşlay an K an d em ir

min ilk yıllarında Cumhuriyet gazete­

Konduk gibi isim ler 1 9 8 0 ’de ve 80

sinde gündemdeki insanlarla yaptığı

sonrasında da çalışmalarını yayımla­

röportajlarla adını duyurdu. Ardın­

m ayı sü rd ü rd ü ler. Suav i S ü a lp ’in

dan köşesinde günlük siyasi gelişme­

1980 yılında yayımlanan G ene iyi D a­

leri “iğneli” bir üslupla işlediği yazı­

yan dık kitabındaki aynı adlı öykü, bir

larıyla mizah yazarları arasında anıl-


912

M İZAH VE KARİKATÜR • 80'LER İN M İZ A H YA Z A R LIĞ I

maya b aşlad ı. P ek şen daha son ra

bu yıllara kadar 70’lerdeki mizah ya­

Hürriyet gazetesine geçti. Yalçın Pekşen’in yayımlanmış kitapları arasında

zarlığı geleneği sürdü. Özellikle Fırt dergisinde Tekin Aral’ın o dönemler­

Suya S abu n a D oku n ara k , Nuh P ey­ gam berin Seyir Defteri sayılabilir.

ve sevilen

9 0 ’lara doğru “Etrafta olup bitenle­ ri” yaklaşık 1/4 sayfalık bir köşede

Camgöz Taci, Tilt Mahmut macerala­ rına devam ettiler..

kısa yazılar, espriler ve karikatürlerle işlemek yaygın bir eğilim halini aldı,

80 sonrasının öne çıkan mizah ya­ z a rla rı a rasın d a y a ra ttığ ı tip le rle

neredeyse tüm gazeteler bu tür köşe­

adından sözettiren Atilla Atalay ön­

lere sayfalarında yer verdi. Bu isimler

celikle sayılabilir. Bu yıllarda Gırgır

arasında C um hu riyet’te Deniz Som, Hürriyet’te Kurthaıı Fişek/Yalçın Pek­

d u su ” , F ır t d erg isin d e ise “E ra y ”

de geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan “Salacak Hikâyeleri”nde

dergisinde “Haftanın LakırdıLukur-

şen, Milliyet’te Melih Aşık -ve kadro­

köşesi ile mizah yazarlığını sürdüren

su- anılabilir. 9 0 ’ların ortalarında ise

Atalay, daha sonra yarattığı “Sıdıka”

Sabah gazetesi mutfağından gelen Selahattin Duman aynı gazetede geniş­

tipi ile geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı. “E ray”, 1980 sonrasının er-

çe bir köşede yazdığı yazılarla dikkat

gen-üstü, şehirli, iyi gelirli tipik bir

çekti. Köşesinde bilinegelen mizah

“Bağdat Caddesi çocuğu” olarak -ta­

yazısı kalıplarını hayli kişisel bir üs­ lupla da besleyen Selahattin Duman kısa sürede geniş b ir okur çevresi oluşturdu. Bu ünüyle zaman zaman spor yazıları da yazmaya başladı. Bu dönemde özel bir okur çevresi oluş­ turan diğer bir yazar Serdar Turgut’tu. Daha önce Hürriyet gazetesine Washington’dan yazdığı pazar yazılarında bu tarzın ipuçlarını veren

ILETIŞİM ARŞİVİ

Aziz Nesin 80’lerin sonlarına doğru top­ lumda bilinegelen “m izah y azarı” kimli­ ğinden sıyrıldı ve daha çok Türkiye toplumuna ilişkin, kimilerini oldukça kızdı­ ran, kimilerinin de hararetle desteklediği açıklam alarıyla gündeme geldi. Nesin, ölümünden sonra da yayımlanan güncesi ve günyüzüne çıkarılan anılarıyla adın­ dan uzun süre sözettirdi.

Turgut,

daha sonra Türkiye’ye gelerek daha çok gündelik hayata ilişkin, kişisel ve

mamen 80 sonrasına da maledilemeyecek- tüketim hastası, asi gibi yapan ama yine de ailesine maddi olarak bağlı “genç” tipiydi. “Sıdıka”da ise hayli “geleneksel” bir Türk ailesinin kızı olan Sıdıka’nın ağzından günde­ lik hayata, siyasi-toplumsal ilişkilere ve “erkek egemen- baskıcı” kültürü­ müze ilişkin mizahi eleştiriler cisimleşti.

rinde bu tepki, -bir söyleşisinde dine küfrettiği gerekçesiyle- Aziz Nesin’in

Bu kısa hikâyeler daha sonra

kitaplaştı. Atilla Atalay ayrıca kitap­ larında mizah hikâyeleri ve “Sıdıka”,

“m arjinal” konular işlediği yazılarını

kılpayı kurtulduğu, ancak 36 yazar,

“Eray” tiplerinden başka, kısa hikâ­

haftada birkaç güne çıkardı.

çizer, şair ve aydının Madımak Oteli’nde dumandan boğularak ölm ek­

yeler de yazdı ve bu alanda da eserler

ten kurtulam adığı tra jik bir olayla

dı. Yayımlanan kitapları: U sulcacık,

ise özellikle 80’lerin sonlarına doğru

en üst safhasına erişti. Bu olaydan sonra Aziz Nesin’in adı yaptığı açık­

Uyuyamadığım, Düş K ovalayan, Ebekulak, S ıdıka ve Civciv Kutusu.

Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli yazarlardan sayılagelen ve esasen bir m izahçı olarak tanınan Aziz Nesin

vermeye “mezun” olduğunu kanıtla­

çeşitli panellerde, toplantılarda ve

lamalar, katıldığı toplantılar, Sivas

Y ukarıda b ah sed ilen g e len ek sel

söyleşilerde Türkiye toplumu hak-

katliamı sanıklarının duruşması gibi

km d aki “k aram sar” ön g ö rü leriy le ad ınd an sö z e ttird i. Bu d ön em d e,

vesilelerle yine gündemden düşmedi.

mizah hikâyesi türünün en çok dışı­ na çıkan yazar, aslında gizli bir şair

kurduğu O nbinler AŞ’nin de ortak olduğu Aydınlık gazetesinin Salman Rüşdü’nün Şeytan A yetleri k itabın ­ dan bölümler yayımlaması, yükselen İslam cı hareketin özellik le radikal

Bu medya ilgisi, son olarak Nesin’in 1995 yılındaki ölümü ve alışılmadık

olduğunu da bazı yazılarında hisseti-

vasiyeti ile zirveye ulaştıktan sonra

sinde duvar yazısı türündeki aforiz-

nihayete erdi.

rnik esprileriyle ünlenen Metin Üs­

Yeni yazarlar

tündağ, aynı zamanda çizdiği karika­ türlerde de 8 0 ’lerin “okumuş, -dola­

ren Metin Üstündağ idi. Limon dergi­

kanadının yoğun tepkileriyle karşı­

8 0 ’lerin ortalarında Gırgır ve Fırt

yısıyla- kafası karışık, hüzünlü, şüp­

laştı ve 2 Temmuz 1 9 9 3 ’te Sivas’ta

dergilerinin dağılmasına ve etkinlik­

heci ve y aln ız” g en çlerin i ağırlıklı

katıldığı Pir Sultan Abdal şenlikle-

lerini yitirm elerine rağmen yine de

olarak işledi.

Üstündağ’m yarattığı


913

M İZAH VE KARİKATÜR • 80'LERİN M İZ A H YAZARLIĞ I

tiplerden “İmgehan Lirikboy” bu tar­

sı, yurtdışm daki “graffiti’Teri derle­

da dışına çıkmayan bir isimdi. Müjde

zın tem silcisiydi. Çoğu zaman “Şi­ ir/Dil” ortaklığım hatırlatacak biçim ­

yen kitapların Türkiye’de yayımlan­

daha sonra özel televizyonların da

masıyla hız kazandı. Birçok gazete,

devreye girm esiyle aranan bir “ko­

de, yazılarında ve duvar esprilerinde

sayfalarında bu tür “aforizmik espri­

medi dizisi senaristi” oldu. Kitapları:

T ü rk çe ’nin sunduğu olanaklardan

lere” yer açtı, bu yola meyleden ya­

Peynir Gemisi, Burası T.Ö.rkiye, Aya­

faydalanarak ses benzeşm elerinden

zarlar için “duvar y azısı” panoları

küstü, B eraber ve Solo K aygılar, A h­

türeyen esprilere fazlaca yer verdi.

açıld ı. C ih an D em irci b a h se d ile n “Laforizmalar” türünü geliştiren ya­

m ak Islatan. Ö z el te le v iz y o n la r ın ö z e llik le 9 0 ’larm ortalarına doğru artan sayıda

sıkça yer aldığı, siyasi konuların ya­ nında daha çok gündelik hayata iliş­

zarlardandır. Yeni tür yazılı/edebî mizahın tem­ silcilerinin epeyce bir kısm ının top­

yayım lam aları ve bu program ların

Lem an dergisinde yazdığı yazılarda bu tarz esp rilerin dışında argonun

eğlence programı ve “komedi dizisi”

kin konuları işlediği yazılarıyla geniş

landığı Lim on dergisinde öne çıkan

m etin yazarı kadrolarında “hissedi­

b ir o k u y u cu k itle s i e d in d i. Yine

bir diğer isim Gani Müjde’ydi. Müj­

len” boşluk, bazı mizah yazarlarının

9 0 ’larda Limon dergisinde başlattığı “Haftasonu ne yapak?” köşesinde ve

de, gündemdeki siyasî/toplumsal ko­ nuları hicvettiği “Peynir Gemisi” kö­

komedi dizilerine senaryo yazmaları­ nı da beraberinde getirdi. 1995 yılma

yazılarında, şairlerden alıntıladığı di­ zeler ve kısa tanıtımlar da düşünül­

şesinde özellikle dönemin başbakanı ve cumhurbaşkanı olan Turgut Özal’ı

si/programının metin yazarı daha ön­

düğünde Metin Ostündağ, “Şair” sı­

eleştird i ve Û zal’a y a k ıştırıla n TÖ

ce çeşitli mizah dergilerinde yazarlık

fatına yaklaşan mizahçıydı. Kitapları: L an g ad aıık, H ey K ım ıl Z ararlısı Ol­

(ve SÖ) “parafını” sıkça kullanarak bu lakabın yaygınlaşm asını sağladı.

yapan isim lerd en oluşu yord u. Bu programların bazılarının “iyi ıating”

ma, K ım ılda B ira z , Ugh, M avra Z a­ m anı, K alk G idelim D efteri, Ömür

G an i M ü jd e daha ç o k g e le n e k se l “abartma” yönteminden yola çıkarak

alması ise bilinegelen “az para kaza­

Törpüsü. Yine Limon dergisindeki yazılarıyla

kaleme aldığı yazılarıyla aslında 80

zarlar için kırılm ası anlam ına geli­

öncesi mizah hikayecisi tipinin çok

yordu. Bu süreçte bazı komedi dizile­

g elin d iğ in d e b irç o k k om ed i d iz i­

nan mizah yazarı” imajının kimi ya­

ri yüksek transfer paralarıyla kanal

tanınan ve geniş bir okuyu kesimine kavu şan isim ise “M u stafa Kam il

değiştirdiler.

Zorti” idi. Dönemin cumhurbaşkanı

G ır g ır d e r g is in in d a ğ ılm a sıy la

ve 12 Eylül darbesinin lideri Kenan

“M uhlis Bey” tipinin yaratıcıları ve

E vren’in ağzından çıkıyorm uş gibi yazılan ve Evren’in şahsında belki de

sayfayı hazırlayan isimler olan Behiç

toplumu “adam etmeye” çalışan tüm

Pek ve Latif Demirci de ayrı dergiler­ de çalışmaya başladılar. Latif Demirci

askeri darbe heveslisi asker ve sivil

ö n ce H ıbır sonra da HBR M aymun

ara rej imcilerin mantığının da hicvedildiği yazılarda Mustafa Kamil Zorti

dergilerinde “Mithat ve Mirsat” tiple­ melerini sürdürürken Behiç Pek Piş­

müstear adım kullanan yazar, sonra­ ki yıllarda cumhurbaşkanı olan Tur­

meye ve onun ağzından kaleme alı­

gut Özal’ı ve onun/onlarm mantığını

nan ayn ı sayfad aki k ö şey a z ıla rm ı

da “Ceviz Ali ITududi” ismiyle yazdı­

yazmaya devam etti.

miş K elle dergisinde Muhlis Bey’i çiz­

ğı yazılarda hicvetti. Her iki “tip” de

Dönemin mizah dergilerinde yazı­

sonradan kitaplaştı. Aynı yıllarda “Duvar yazıları” diye

larıyla adlarını duyuranlar arasında

tabir edilen tür, özellikle de 8 0 ’lerin ortalarından itibaren “tu tu lan ” bir tarz haline geldi. B atı’da “g raffiti” olarak adlandırılan “kam uya a çık ” duvarlara esprili cümleler yazma ge­ leneğinin Türkiye’de duvarlara değil­ se de gazete, dergi sayfalarında “du­ var süsü” verilmiş köşelere yazılma­

Limon (daha sonra Leman) dergisi “ba­ ğımsız mizah dergisi” yayım layıp yüksek satış rakam larına ulaşan bir dergi ola­ rak, sonraki birçok dergiye ilham ver­ di.Limon, ayrıca tarzıyla diğer mizah dergilerinden de ayrıldı. Özellikle 90’ların ortalarında bu dergide gelişen “kari­ katürlere uzun balon yazm a ve espri ağırlığını balona verme” tarzının nere­ deyse tek temsilcisi oldu.

Vedat Û zdem iroğlu, Kem al Kenan Ergen, Soner Günday ve Can Barslan da hatırı sayılır derecede okuru olan yazarlardan. Esasen bir karikatürist olmakla beraber yazılarında “absürd” m izah ın y e tk in ö rn e k le rin i veren Can Barslan’m yazılarıyla karikatür­ leri arasında bir parallelik kurmak da mümkün.


914

1985'ten 1995'e m izah dergileri LEVE NT CANTE K

S

eksenli yılların ortalarından itiba­ ren T C ’nin yukarıdan aşağı ve in­

dirgemeci modernizm düsturları ye­ rini popülist ve pragmatist yaklaşım­ lara bıraktı. Bu yeni yaklaşım, resmi­ yetin gevşem esi, yasak olanın öne çıkması ve demokrasi adına konuşan retoriğin gelişmesiyle neticelendi. T eknolojik gelişim , ‘global köy’e

vulger ve gelenekçi olmayan bir mi­ zah oluşturdu. Yapılan son kertede kötümser, mütecaviz ve iktidar açı­ sından netam eli bir mizahtı. Lim on üreticilerinin anlatımlarını belirleyen referansların çıkış noktalarına baktı­ ğımızda ilk gördüğümüz Gırgır olur. Ancak Gırgır’m şaka çizgisindeki ik~

dönen dünyada gelecekle ilgili tasav­

tisaden devletçi, muhafazakâr ve Ke­ m alist ulusçu politik tavrı L im on ’u

vurların ve yaşanm ası istetilen ya­ şamların pazarlanmasmı da kolaylaş­

ber birikim olarak gelişmeye elveren

tırd ı. P o p ü le r k ü ltü rü n v a ro la n ı unutmaya ve kabullenmeye yönelik

b ir yolaçtı. Zaman içind e kendine özgü anlatım yollarını ve vurgularını

eğlence amaçlı ürünleri iktidar tara­ fından desteklenmeye başladı. Cum­

k eşfeden dergi, satış açısınd an bir

hu riyet seçk in lerin in “A rabeskleş­ m e” olarak yorumladıkları bu geliş­ m eler, aslın d a b ir b aşk a anlam da

üslûp oluşturdu. Politik tavrını -her

muhalif anlatılara da kaynaklık etti. Mizah dergileri de eğlenceye yönelik kurgularının anlatım kolaylıkların­

veya öykündüğü siyasi modeli -mer­ kez solun daha solu- alenen vurgula­

dan faydalanarak, iktidar söylemine karşıt bir tavır oluşturdular. M u halif an latılar açısınd an, son on yıl üzerinde en önemli etkiyi ya­ ratan mizah dergisi Lim on oldu. Gani M üjde, Can Barslan, M etin Ü stündağ, Mehmet Çağçağ, Şükrü Yavuz,

çok da ilgilendirmedi. Bununla bera­

Gırgır olamasa bile yetkin, farklı bir daim sol içinde kalm asına rağmenherhangi bir şekilde belirginleştirme

ma yolunu hiç seçmedi. Geleneksel devlet politikalarını açıkça eleştirir­ ken, bunu yalnızca sağ kadrolaşma­ lar ve sağ partilere mahsuben yapma­ dı. L im o n ’un üretim sürecind e bir başka referans noktası, 1978 yılında çıkıp, ticari başarısızlıktan değil de, üretenlerinin politik ayrışmaları yü­

Suat Gönülay, Kemal Aratan, Tuncay Akgün gibi isimlerin 1 9 8 6 ’da kurdu­

zünden kapanan M ikrop dergisi oldu.

ğu L im on , Hürriyet’in yayını olan ve haftalık çizgi-m izah alanında fiilen

yifin (paylama) k u ra n ım ı L im on ’da

tekel kuran Gırgır’a karşı Güneş ga­ zetesinin ona rakip olabilecek yeni

birinin Lim on’a üreticisi olarak -Sarkis Paçacı gibi istisnai örnek haricin­

bir mizah yayını niyetiyle ortaya çı­ kabildi. Lim on üreticileri Gırgır’dan yalnızca G ü n eş’in sağlad ığı maddi

de- katkıda bulunmaması da ilginç­ tir. Zaten A- ikrop’tan Gırgır’a geri dö­

koşulların elverişliliği yüzünden ay­ rılmadılar. Bu gençlerin “yuvadan” ayrılışları daha çok G ırgır’m şişkin kadrosunda “kendi öykülerini anla­ tabilme” şansına pek az ulaşabilme­ leriyle ilgiliydi. Gerek bu sınırlılığı aşabilme gerekse Oğuz Aral’ın otoriter-editör kontrolünün dışında daha

Mifcrop’taki cinselliğin ve politik tez­ geliştirildi. M ikrop’u kuranların hiç­

nenlerin ele., irisi neredeyse her ke­ sim tarafından kabul gören, argo ve cinselliği ziyadesiyle dışlayan nitelik­ te olmuştu. Gırgır’dan ikinci kopuş, Lim on ör­ neğinin aksine günün m edyasının gündemine oturarak önemli bir etki yarattı. 1989’da Ergün Gündüz, Atil­ la Atalay, L atif D em irci, Haşan Ka­

rahat ve özgür yaratma özlemi için ­ deydiler.

dergi kadrosunun çoğunluğu H ıbır

Lim on bu minvalde G ırgır kadar

adlı yeni bir dergi çıkartm ak üzere

çan, İrfan Sayar başta olm ak üzere


915

M İZAH VE KARİKATÜR • 1985'TEN 1995'E M İZ A H DERGİLERİ

gır’dan farksızdı. Artık iki tane Gırgır

Gırgır’dan ayrıldı. Medya sermayesi açısından bu transferler mizah ala­

vardı. H ıbır süreç içerisinde asıl ba­

nında artan kâr potansiyelinin gös­

ş a rıs ın a y en i k e n tli ve orta s ın ıf

tergesiydi. Üreticiler arasındaki duy­

gençliğinin değerlerini yakalayarak

gusallık, kişisel ihtiraslar ve rekabet

ulaşıp en çok satan dergi oldu. Hı-

hissiyatı ortam ı daha da karıştırdı. G ırgır yön eticisi, Oğuz Aral, H ıbır

b ır’ın son rad an düşüş g österm esi, bağlı bulunduğu yayın kuruluşunun

için dergiden ayrılanlara çok içerle­

sık sık satılmasından ve nihayetinde

di. Oysa aynı Aral, Lim on için benzer tepkileri gösterm em işti. Çünkü gi­

a lın m a s ın d a n k a y n a k la n d ı. G ır-

denlerin yapacağı mizahın Gırgır tar­

gır’dan ayrılırken onlar için söylenen

hep karşı ç ık tık la rı Ö zal ailesin ce

zıyla uyuşmayacağı aşikârdı. Hıbırcı-

“paracı” itham ını pek mühim seme-

lar, Limoncuların aksine Gırgır’m ba­

yen ok u y u cu bu kez aynı tep k iy i

şatlarıydı. Aral ekibine ait, Galip Te­ kin yönetiminde çıkan Dıgıl, Hıbır’m

vermedi. Hıbır, Özal’a karşı kapakla­ rım, karikatürlerini sürdürse de mu­

tirajını düşürmek niyetiyle alelacele piyasaya sürüldü (198 9 ). Oğuz Aral çeşitİi yerlerde yaptığı röportaj ve konuşmalarında H ıbır vakasını “daha fazla para için ustaya ihanet” mealin­ de ithamlarla etkilendirdi. Hıbırcılar ise para için değil, özgür olmak için ayrıldıklarını vurguluyorlardı. Mizah

Gırgır’ın dağılmasından sonra, “h as” mi­ zah dergisi okurları uzun süre dergilerin çoğalmasından şikâyet ettiler, çeşitli söy­ leşilerde ve okur mektuplarında sık sık Gırgır’m dünyada en çok satan 3. mizah dergisi olduğunu hatırlattılar ve yeni der­ gilerin toplam satışının eski Gırgır in ti­ rajına erişememesinin sebebini sordular.

halifliğini kabul ettiremeyerek sürek­ li tiraj kaybetti. Hattâ çok satan olma iddiasını reddeden Lim on ekolünün gerisine düştü. Hem okuyucu hem üretici nezdinde rahatsız edici bir karmaşa yaratan gelişmeler yeni çıkan dergilerle kat­ landı. Lim on kadrosundan tartışm a­

önemli bir tiraj kaybına sebep olacak

lay’m “E ray ” tip lem eleri G ırg ır v e

larla ayrılanlar (M. Çağçağ, K. Ara­ tan, T. Akgün) Aral’ın devam dergi­

d e r g ile r in in s o n ra k i d ö n em lerd e tartışmalar da bu bağlamda başladı.

F ırt’ta başkaları tarafından izinsizce

leri Avni ve Fırfır için çalışmaya baş­

Aynı yıl Gırgır, H ürriyet tarafından Ertuğrul Akbay’a satıldığında ise re­

kullanıldılar. Aynı şeyi Akbay’m Gır-

ladılar. Lim on ise bir yandan daha

g ır’ı yaptı. Oğuz Aral’ın “Avni”si ve

politize olu rk en , bağlı bulunduğu

kabet seviyesizleşti. Aralarına Hıbır-

yine “Muhlis Bey” korsan çizerler ta­

cılarm da katıldığı tartışmalarda ta­

rafından çizilmeye devam etti. Ancak

Güneş’in sahibi Asil Nadir’in düştüğü mali çıkm azdan etkilenerek büyük

raflar birbirlerine sövgüye varan suç­

bu son yapılan, Aral ekibinin Hıbır-

sıkıntıya girdi. Çalışanlarının bir kıs­

lamalarda bulunuyorlardı. Bu müna­

cılara yaptığından daha fazla ses ge­

mı geçinebilmek için Lim on’un yanı-

kaşalar üç şeyi ortaya çıkardı. İlki, Gırgır’m Kemalist Ulusçuluk ile sos­

tirdi. Bu yıpratıcı tartışmaların zara­ rını herkes düşen tirajlarla ileride çe­

sıra diğer dergilere de iş yapmaya başladı. Herkes her yerde çiziyor gi­

yalist tahayyüller arasında biçim le­

kecekti. G ırgır, yaşadığı ikinci kopmadan

biydi. Bu arada Güneş, Lim on kadro­

nen tavrına binaen işçi hakları, sos­ yal adalet konularını araçsallaştırma-

sonra hiçbir zaman eskisi gibi ola­

sına rağmen kendi çalışanlarına her­ hangi bir sosyal güvence sağlamadığı

madı. Gerçi Aral’ın S abah grubundan

hoşnutsuzluğu onları işten çıkarıp, daha önce ayrılan grubu derginin yö­

Gırgır’m yerine çıkarttığı Avni, oku­

netimi için geri çağırarak nihayetlen-

anlaşıldı. İkincisi, “bizim mahallenin

yucunun Gırgtr’ın satışını “m uhalif bir sesin serm aye tarafından satın

d ird i. B ir b irle riy le s ü r e k li kavga

alınarak susturulması” biçiminde yo­ rumlayan tepkisini kullanarak yük­

tavırları ticari platformda kullanabi­ len üreticiler çizgisi, hem kendileri

gariban ço cu ğ u ” sayılan çizerlerin büyük paralar kazand ıkları ortaya çıktı. Üçüncüsü, Fikir ve Sanat Eser­ leri Kanunu’nun işlevsizliği, uygula­ ma zorluklarım gündeme getirdi. Hıbırcılar Gırgır’dan ayrıldıklarında La­

sunu n p o litik tavrından duyduğu

eden, sık sık “transfer” olan, politik

sek bir satış yakaladı. A ncak hem ^ için hem okuyucuları için çok yara­ dönem in değişen koşulları hem de layıcı oldu. Yaptıkları mizahı da yeeski GırgırTn tiye alageldiği bir ser­ nilemeyip tekrara düşerken yalnızca

tif D em irci’nin “M uhlis Bey”, “Tar­

maye grubunun kontrolüne girmesi

eski işlerini yayınlayarak okuyucu­

zan” ve “Arap Kadri”, Ergün Gün-

yüzünden bu başarı da geçici oldu.

suna daha da saygısız davrananlar

düz’ün “Stereo Seyfi” ve Atilla Ata-

Yeni dergi Hıbır'sa yapı olarak G ır­

bile oldu.


916

M İZAH VE KARİKATÜR • 1985'TEN 1995'E M İZ A H DERGİLERİ

Bu arada hayat süratle değişiyordu.

lişme, Kemalist dergilerin -özellikle

Yetmişli yılların “kalıp insanları”, dü­ şü n celer, geleceğe bakış ve yaşam

Avni ve G ırgır- şeriat tehlikesini ve popüler RP m otiflerini ve/veya kişi­

tarzları değişmişti. Mizah dergileri bu

lerini hedef almasını getirdi. H ıbır ise

yeni insanları yakalayamaz oldu veya

İslâm’a olan temayülü medya tarafın­

o insanlar o sarı dergileri umursamaz

dan biraz da abartılarak “ifşa edilen”

oldular. Belki daha iyi basılmış, kuşe

Haşan Kaçan problem ini yaşıyordu.

kâğıtlı “y en i” dergileri istiyorlardı. Belki de mizahı artık televizyonda -

Kaçan, M ikrop gibi sert bir sol mizah geleneğinden giderek daha merkezi,

kahkaha efektleriyle birlikte- bulu­ yorlardı! Çizerler ise eski heyecanla­

şen h ik ây esin i yine dergi kadrosu

hattâ muhafazakâr bir çizgiye dönü­

rın ı yitirm işlerd i. Yetm işlerde, b ir

içinde RP ve diğer partilerle ilgili po­

genç olarak, gençliğin ne istediğini

litik b ir ta rtışm a so n u c u n d a H ı-

nelere güldüğünü biliyorlardı. Bugü­ nün gençlerine olan yaklaşımları ise

bır’dan ayrılarak noktaladı. Artık İs­ lâmî şartlara uygun bir mizah yapma

soğuk bir kabulden öteye gitmedi. Ayrıca azalan gelirleri yüzünden üre­ tenlerine yeterli maddi koşulları sağlayam am aları sebebiyle başka m es­ leklere kaymaları, daha ziyade tele­ vizyonlara iş yaparak geçimini sağla­ yan “eski ustaların” kendilerini yeni­ lemeyerek yaptıkları mizahı rutinleş-

90 sonrasının iki büyük bağımsız mizalı dergisinden biri de Hıbır’dı. Hıbır da Leman gibi önce büyük bir kuruluşun ser­ mayesiyle çıktı, ancak daha sonra ilk is­ mini çağrıştıran HBR Maymun adını alarak bağımsızlaştı.

niyeti taşıyordu. Çok geçmeden, Us­ tura adlı bağımsız bir mizah dergisi çıkardı. P olitik olarak daha önceki İslâmî mizah dergileri kadar net ol­ mayan Ustura, sayfa düzeni ve mizah anlayışı açısından G ırgır ekolünün takipçisiydi. Ama Gırgır’dan bile ah­

tirmeleri ve dergi kadrolarının genç-

m asıyla- Lim on , L em an adında b a­ ğımsız bir yayma dönüşerek izledi.

leştirilememesi önemli sorunlar ola­

L em a n sü reç içe ris in d e hem y eni

lumsal sorunlarda daha solda duru­

rak gözüküyordu. Kamuoyunda gide­

gençlerin mizahını yakalama akılcılı­

yor, solun klişelerini kullanıyordu.

rek nakarata dönüşen “yarım milyon­ luk Gırgır’dan sonra pıtrak gibi ço­

ğı için d e k ad rosu n u g e n ç le ştird i, hem de kapanan D eli üreticilerinin

Bu yüzden ne İslâmî kesimin fanatik

ğaldılar ama toplam tirajları Gırgır’m

çoğunu kadrosuna dahil ederek satı­

yicilerine hitap edebildi. Böylece kısa

yarısı bile etmiyor” tespitinden rahat­

şını yükseltti. Bu, kavga ortamının hiç değilse kısmen- yatışması kadar,

sürede yayınını durdurarak, entelek­

sız olsalar da üretenler toparlanacak çözümü bulamıyorlardı.

patronsuz bir zeminde özgür-muha-

ki bir gazetenin (Yeni Ş a fa k ) ilavesi

Bu koşullarda Güneş gazetesi yö­ netim i tarafından tasfiye edilen L i­

lif bir söylem kurma rahatlığını da sağladı. Lem an bu çizgisiyle yalnız

oldu. Bunun dışında, çok kısa ömür­ lü Yorgan (1 9 9 2 ), B iber (1 9 9 4 ), Fos

mon kadrosunun, kendi ekonom ik

lâkçıydı. Cinsellikle ilgili espri nere­ deyse yok gibiydi. Öte yandan top­

okuyucusuna ne de Gırgır tarzı izle­

tüel İslâm’ın yayını olma iddiasında­

im kânlarıyla bağım sız D eli adlı bir

mizah dergileri değil tüm haftalık dergiler arasında en çok satan dergi

dergi çıkartması önemi bir çıkış yolu oluşturdu (1 9 9 1 ). D eli satış olarak

oldu. H ıbır uzun tereddütler geçirse

lar taşım ayan ve b elirg in m u h a lif tavrı olm ayan ama e ste tik açıd an

de aynı yolu, bağlı bulunduğu yayın

zengin Resimli Roman (1 9 9 1 ), Zeplin

başarılı olamasa bile mizah dergicili­

kuruluşundan ayrılıp, HBR (Hafta-

(1 9 9 1 ) J o k e r (1 9 9 2 ), Rh (1 9 9 3 ) türü

ğinin bağım sız olm ası gerekliliğini

lık-Bağım sız-Rahatsız) M aymun adlı yeni bir dergiye dönüşerek kullandı

çizgi roman ve başta Eroskop (1 9 9 3 )

(1 9 9 4 ). Böylece en çok satan iki der­ gi kendi üreticileri tarafından çıkartı­

leri dönemin ruhunu yansıtan ürün­ le r o ld u la r. K ü rtç e ç ık a n T ev v lo

larak yeni şartlara karşı direnebilmenin yolunu belirlediler.

( 1 9 9 1 ) , İs lâ m î k a y n a k lı Ç ın g a r

elinde tuttuğu, düşük satışları yü­ zünden vergiden düşm ek için k u l­

Son on yılın son politik ayrışması­

landığı küçük yayınlara dönüşm üş­

(1 9 9 1 ) dönemin sair özellikli dergi­ leridir. Yetmişli yılların önemli dergi­

tü. D eli’yi -ilginçtir yine Güneş’in pa­

nın RP’nin Mart 1994 yerel seçim le­ rinde elde ettiği göreceli başarı üzeri­

ra ödeyemez hale gelm esinin zorla-

ne gerçekleştiğini görebiliriz. Bu ge­

vurguluyordu. Zira patronlarına baş­ ta önemli paralar kazandıran mizah dergileri, medya devlerinin çizerleri sırf rakibine kaptırm am ak hırsıyla

(1 9 9 4 ) vd. mizah dergileri; yerel tad-

olmak üzere çıkan erotik çizgi dergi­

( 1 9 9 0 ) N a n k ö r ( 1 9 9 1 ) ve F ilit

si Ç a r ş a f ın kap anm ası (1 9 9 2 ) da kaydedilmesi gerekli bir olaydır.


Müzecilik Türkiye'de müzecilik ERDEM YÜCEL

«S3 A rk e o lo ji, Eski Eserler, Kültür, Tarih Ç a lışm a ları


918

Türkiye'de müzecilik ERDEM YÜCEL

G

eçmiş yüzyılların yaşam biçim ­

lerin i, b ilim , te k n ik ve sa n ’at anlayışı içerisinde inceleyen ve gü­ nüm üze olduğu kadar geleceğe de yansıtmayı amaçlayan müzenin tanı­

olan İskenderiye’de kurmuştur. Rönesansla beraber İtalya’da başlayan sanatsal çalışm alar sonraki yıllarda Vatikan ve Belvedere’de kurulacak olan müzelerin tem ellerini atmıştır.

(1COM) tüzüğünün 3. maddesinde

Eski Yunan, Roma ve Doğu uygarlık­ larının kültür varlıklarından oluşan

yapılmıştır: “Daimi teşhir bölüm leri bulunan

k o le k siy o n la r O xford Ü n iv ersites i ’nd ek i A sh m ole M ü zesi 1 6 8 3 ’te

kü tü p h an eler ve arşiv m erk ezleri, resmen halkın ziyaretine açık bulu­

açılmış, böylece müzecilik fiilen baş­ lam ıştır. X IX . yüzyıld a Avrupa’da

nan tarihi abideler, tarihi abidelerin

müzecilik yoğunlaşmış ve günümü­

kısım veya müştemilatı (dini binalar­

zün kültürel bilincine ulaşmış müze­

daki hazine daireleri gibi) tarihî, ar­

ler peşpeşe açılmıştır.

k e o lo jik tabii m evkiler ve parklar,

Türkiye’de m üzecilik

m ı U lu s la ra ra s ı M ü z e le r K o n s ili

nebatat ve hayvanat bahçeleri, akvar­ yumlar ve canlı örnekler teşhir eden diğer teşekküller bu tarife girer.” Tarih süreci içerisin d e ob jelerin toplanm ası ilk kez P a leo lo tik Çağ ( 2 .0 0 0 .0 0 0 .- 1 0 .0 0 0 ) m ezarlarınd a g ö rü lm ü ş tü r. H e lle n is tik Ç a ğ ’da (M.Û. 300-M .S. 3 0) eserlerin toplan­ ması daha da hız kazanmıştır. Berga­ ma Kralları Yunan heykellerini veya onların kopyalarını önem vererek bir araya getirmiş, bu arada I. Ptolemaias ilk müzeyi M.Ö. 3 0 0 ’de devrin en önem li kültü r m erkezlerind en biri

Türkiye’de müzecilik çalışm aları­ nın başlangıcı çok eskiye uzanmak­ tadır. Örneğin Konya’nın ortasındaki A laettin tepesinde S e lçu k lu la r ilk müze denemesini yapmışlar, bulabil­ d ikleri her türlü taşı sur duvarına yerleştirm işlerd ir. Ne yazık k i, bu surlardan ve üzerindeki eserlerden h iç b iri gün üm ü ze u la şa m a m ıştır. Ö te yandan F atih Sultan M ehmed sanat eserlerine ilgi göstermiş, Topkapı Sarayı ikinci avlusunda Bizans dönemine taıihlenen lahit ve sütun

F O TO Ğ R A F: Y A V U Z ÇELENK

İbrahim Paşa Sarayı. Saray, özellikle 1980’den sonra uluslararası alanda da sözü edi­ len önemli sergilere sahne olmuştu.


919

M ÜZECİLİK • T Ü R K İY E 'D E M Ü Z EC İLİK

hier (1 8 0 3 -1 8 8 1 ) isim li bir Alman m üze m ü dü rü o lm u ştu r. Dr. P.A. D ethier, bu görevi ölüm üne kadar yürütmüş, yararlı pek çok iş yapmış, 36 maddeden oluşan Asar-ı Atika Ni­ zamnamesini yürürlüğe koydurmuş­ tur. Bu tüzükle Anadolu’nun yağma­ lanması bir dereceye kadar önlendi­ ği, kazıların kontrol altına alındığı sanılıyorsa da gerçekte Anadolu’dan eser kaçırılm ası bununla yasallaştı­ rılmıştır. Bu arada Aya İrini’nin müze ola­ rak elverişsizliği, rutubetin etkisiyle eserlerin zarar görm eye başlam ası

F O TO Ğ R A F : E R TA N U C A

yöneticileri yeni bir müze aramaya yöneltmiştir. A.P. Dethier müze ola­

Tarihi Leııgerhane’de Rahmi Koç tarafından açılan Sanayi Müzesi. 1994’te açılan müze 1996 yılında Avrupa Yılın Müzesi Vakfı (EMYA) tarafından özel ödüle layık görüldü.

rak Ç em berlitaş’ta yeni bir binanın yapımını istemişse de bu isteğini ger­ çekleştirem em iştir. Bunun ardından

yerlerinden getirilen antik eşyaların

Çinili Köşk’ün müze olması kararlaş­

korunduğu bir yerdi. T op hane-i Am ire M ü şiri Ahm et F e th i P aşa’n m ilk T ü rk m ü zesin i

venler yapılmış, içeride de bazı deği­

kurma deneyimi Aya İrini’de başla­ mışsa da tam bir tarih ileri sürüleme-

Müze-i Hümayun’un Çinili Köşk’e taşınm asından sonra kazılardan ç ı­

ve bunlar Aya İrini’de koruma altına

m ek ted ir. B u n u n la b era b e r 1 8 4 5 -

alınmıştır. Tanzimat döneminde Osmanlı İm paratorluğu sınırları içeri­ sinde eski eserlerin toplanmaya baş­

1847 yıllarında bu işe başlandığı sa­ nılmaktadır. Öte yandan eski eser ni­ te liğ in d e k i saray m a lz em ele ri de

kan eserlerle müze daha zenginleş­ miştir.

ladığını arşiv belgelerinden öğreni­ yoruz. Babıali illere gönderdiği ge­

Topkapı Sarayı’nda “Enderun Hâzi­ n esi” d enilen yerde korum a altına

nelge ile eski eserlerin tespit ve de­ ğerlendirilmesinin yapılmasını, içle­ rinden değerli olabileceklerin İstan­

alınmıştır. Müze-i Hümayun, Sadra­ zam Âli Paşa’mn Maarif Nazırı Saffet

başlıklarını bir araya getirmiştir. Sul­ tan Abdülmecid ise Yalova çevresin­ deki gezisinde rastlantı sonucu gör­ düğü, üzerlerinde İm parator Konstantinus’un ismi yazılı bazı yazıtların İstan b u l’a gönd erilm esini sağlam ış

bul’a gönderilmesini istemiştir. Türkiye’de ilk m üzecilik kıpırdanışları olarak niteleyeceğimiz bu ça­ lışmalardan sonra memleketin çeşitli yerlerinden İstanbul’a eser gönderil­ meye başlanm ıştır. G ön d erilen bu

Paşa’nın em ri ile 1 8 6 9 ’da ziyarete açılmış, yönetimi de Mekteb-i Sulta­

tırılm ış, bunun için cepheye merdi­ şiklikler olmuştur.

A.P. D ethier’in ölüm ünden sonra m üze m ü dü rlüğü ne Sadrazam E them Paşa’m n oğlu Ressam Osman Hamdi Bey getirilmiştir. Türk müze­ ciliğ inin bu ünlü kişisi 1 8 8 1 -1 9 1 0 yıllarında müze müdürlüğü görevini yürütmüş, yaklaşık 7 0 0 ’e yakın eser ile devraldığı müzede öncelikle eski eser koleksiyonlarını bilimsel kural­

ni (Galatasaray Lisesi) öğretm enle­ rinden Irlandalı Edward Goold’a bı­

lara göre sın ıflan d ırırk en eserlerin

rakılmıştır (1 8 6 8 -1 8 7 1 ). Türkiye’de m üzeciliğin başlangıç

yaptırm ıştır. A rkeoloji dünyasında

yılları, batıkların Anadolu’da kazı ya­

büyük yankılar uyandıran, başta Sat-

k atalog ların ı yabancı arkeologlara

eserler Aya İrini’de Mecma-ı Esliha-ı Atika (Eski Silahlar Koleksiyonu) ve M ecm a-ı Asar-ı Atika (E ski Eserler Koleksiyonu) isimleri altında iki ayrı

parak meydana çıkardıklarını mem­

rap, Likya, Tabnit, Ağlayan Kadınlar

leketlerine kolayca götürdükleri bir

ve İskender Lahti olmak üzere yirmi

dönemdir. 1 8 7 2 ’de Sadaret Müsteşarı

bir lahit ortaya çıkarılmış ve bir sa­ vaş gemisi ile İstanbul’a getirilmiştir.

bölüm de toplanm ıştır. Oysa burası bugün anladığımız anlamda bir mü­

retine getirilişi ile daha önce M ah­ mut Nedim Paşa tarafından kapatı­

O yıllarda Müze-i Hümayun eserlerle

ze olm aktan çok eski silahların ve O sm anlı İm paratorluğu’nun çeşitli

lan M üze-i Hümayun yeniden a çıl­

ni bulunan lahitler eklenince artık

mış, bu defa Dr. Philipp Anton Det-

modern bir müze binasına olan ge-

Ahmet Vefik Efendi’nin Maarif Neza­

tıka basa dolu idi. Bunlara bir de ye­


MÜZECİLİK • T Ü R K İY E 'D E M Ü Z EC İLİK

920

reksinim ortaya çıkmıştır. Bunun ka­ ç ın ılm a z

so n u c u

o la ra k

Ç in ili

Köşk’ün karşısına yeni bir müzenin yapımına başlanm ıştır. Türkiye’nin ilk özgün müze yapısı olarak nitele­ nen bu müze 1 8 9 1 ’de ziyarete açıl­ mıştır. Osman Hamdi Bey özellikle eski eserlerin yurt dışına çıkışını önleyen ve 1973 yılma kadar geçerliliğini ko­ ruyan “Asar-ı Atika Nizamnamesi”ni hazırlatmıştır. Osman Hamdi Bey’in 1884’te yürürlüğe koydurduğu Asar-ı Atika Nizamnamesi ile beraber arke­ olojik kazılar daha sağlam temellere oturtulmuştur. Kazıdan çıkan eserle­ rin 2/3’ü devlete, 1/3’ü arazi sahibine bırakılmış ve kazıyı yapana da hiçbir pay verilm em iştir. Böylece onların yurt dışına çıkışları 7 bölüm ve 37 maddeden oluşan bu nizamname ile önlenmiş, ele geçen eski eserin dev­ let m alı olduğu prensibi g eçerlilik kazanm ıştır. E ski E serlerin devlet m alı olduğunu vurgulayan ve yurt dışına çık ışın ı yasaklayan bu yasa hükümleri yumuşatılmış, “Kültür ve T ab iat V arlık ları K a n u n u ”nun 23 Temmuz 1 9 8 3 ’te yürürlüğe girişine kad ar kazılarla, antik a piyasasına egemen olmuştur. Osman Hamdi Bey’in ölümünden sonra Halil Edhem Bey onun yerine müze müdürlüğüne getirilmiştir. Ha­

İLETİŞİM ARŞİVİ

lil Edhem Bey daha önce başlayan

Müzeleri ziyaret edenlerin azlığı 80’lerde sık sık vurgulandı. “Müze gezm e” kaltürümüzün pek gelişmediği, ziyaretçi sayısının Batı’y la kıyaslanam ayacak derecede az olu­ şu her fırsatta hatırlatıldı.

bilimsel yayınlara ağırlık vermiş yani kataloglar hazırlatmıştır. Ankara’da Türkiye Büyük M illet M eclisi’nin açılışının ardından Ata­

“Müze-i Hümayun Şubeleri” ismi al­

lar Kurulu’nun 24 Kasım 1934 günlü kararı ile Ayasofya da Türk müzeleri

kanlığı’na bağlı bir müdür, bir kâtip

tında depo niteliğinde müzeler vardı. İstanbul’da “O sm anlı H azine-i Hü­

kadrolu “Türk Asar-ı Atika Müdürlüğü’nü” kurdurmuştur. Bu müdür­

m ayun K e th ü d a lığ ı” y ö n etim in d e T opkapı S a ra y ı’nda b u lu n u y ord u .

( 1 9 2 3 ) , Ankara A rk eo lo ji ( 1 9 2 3 ) , Antalya (1 9 2 3 ), Edirne (1 9 2 4 ), Ada­

lük kısa bir süre sonra Hars Müdür­

Atatürk Bakanlar Kurulu’nun 1 N i­

na (1 9 2 5 ), Bergama (1 9 2 5 ), Ankara

lüğü ism ini almış, Anadolu’nun çe­

san 1 9 2 4 günlü kararı ile Topkapı

Etnografya (1 9 2 6 ), Amasya (1 9 2 6 ),

ş itli yerlerin d e daha önce açılm ış müzeleri geliştirmiş, kültür varlıkla­

Sarayının müze oluşunu uygun bul­ muştu. Yapılan çalışm alar sonunda

Sinop (1 9 2 6 ) ve Tokat (1 9 2 6 ) müze­

rını derlemeye, korumaya başlamış­

sarayın bir bölümü 1927’de tamamı

lerinin açılışları izlemiştir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya

tır. O günlerde bazı büyük illerde

da 1934’te ziyarete açılmıştı. Bakan­

m üzelerinin bilim sel kadrolarından

türk yeni hükümette Milli Eğitim Ba-

a ra s ın a k a tılm ış tır . B u n u B u rsa


921

M ÜZECİLİK • T Ü R K İY E 'D E M Ü Z EC İLİK

oluşan International Concil of Muse-

mak üzere pek çok müze çağdaş mü­

um (IC O M ) ilk toplantısını Paris’te

zecilik anlayışında çalışmalarını sür­

yapmıştır. Bu toplantı da müzeciliğin

dürmektedir.

gün geçtikçe gelişen etkinlikleri, uz­ m anlık dalları, teknik incelem eler,

İstanbul A rkeoloji M üzeleri çağ­

E serleri M üzesi” (1 9 8 4 ) ve Antalya

daş bir anlayışla düzenlenerek yeni­

uluslararası kongrelerin toplanması,

den açıldı. (1 9 9 3 ) Yeni düzenlenişiy­

M ü zesi de ( 1 9 8 8 ) Avrupa K on seyi’nce özel mansiyon almışlardır.

yayınlara ağırlık verilmesi kararlaştı­ rılmıştır. Müze-bilim, yönetim, obje­

le beğeni kazanan İstanbul Arkeoloji

lerin ışık, böcek gibi çeşitli etkenler­

sal ve m esleki ağırlığı vardır. Türk

den korunması envanter çalışmaları,

arasındadır ve Avrupa Konseyi Müze Ödülü’nü kazanmıştır. Osman Ham-

tüm kültür varlıklarıyla ilgilenilmesi

di Bey tarafından Sidon (Sayda) Kral

T ü rk iy e’de m üzeciliğin olum lu bir

ve eğitim ön plana çıkarılmıştır. Dev­

Nekropolinde yapılan kazılarda bu­ lunan İskender Lahdi, Ağlayan Ka­

Müzeleri, Avrupa’nın kırkaltı müzesi

lümleri de yer almaktadır. İstanbul A rkeoloji M üzelerinden ö n ce de İs ta n b u l “T ü rk ve İslam

Avrupa Konseyi Müze ödülünün simgesel para ödülünden çok onur­ müzelerinin almış olduğu bu ödüller gelişim içerisinde olduğunun kanıtı

uluslararası mesleki bir kuruluş olan

d ın lar L ahd i, Likya L ahd i, Satrap

sayılabilir. Türkiye’nin arkeoloji ve turizm i­

ICOM insan topluluklarının hizme­

Lahdi ve diğer lahitler yapay ışıkla

n in ö n e m li m e rk e z le rin d e n B o d ­

tinde kalma koşuluyla onların fikri, kültürel, ekonom ik gelişimlerini sağ­

aydınlatılarak mezar odası görünü­

ru m ’daki B od rum M üzesi 1 9 6 4 ’te

mü verilen loş bir mekanda sergilen­

a ç ılm ış tır. M .Û . 4 0 0 y ılın a kadar

lamaya çalışan bir kuruluş görünü­ mündedir. Bu çalışmalar sonucunda

mektedir. Bunun yanı sıra M.Ö. VII.

in en Bodrum kalesinde Saint Je a n

- M.S. IV. yüzyıl arasında tarihlendi-

şövalyeleri yerleşmiş, Eski Bizans ve

ICOM çağdaş müzeciliğin temelleri­

rilen heykeltraşi eserler de “A ntik

Türk kaleleri üzerine kendi kaleleri­

ni atarak ortaya yepyeni ilkeler koy­

Çağ Heykelciği” bölümünde yeni bir düzenleme ile sergilenmektedir. Ana

ni yapmışlardır. XV. yüzyılın başında

let yönetimlerinin etki alanı dışında,

muştur. ICOM ile sıkı bir işbirliği içerisin­

yapının yanındaki ek yapıda ise mü­

deki UNESCO tüm dünya da 18-24 Mayıs tarihlerini “M üzeler Haftası”

ze koleksiyonları değişik kültür yö­

da Fransız, İtalyan, Alman, İngiliz ve İspanyol (Yılanlı) kaleleri yapılmış­

releri dikkate alın arak yenid en ve

tır. G eo rg e B ass b a şk a n lığ ın d a k i araştırm aların sonunda Antalya Fe-

olarak ilan etm iştir. Dünya kültür

çağdaş m üzecilik görüşleri dikkate

nike-Gelidonya Burnu batığından çı­

m irasının korunm asını, dünya mü­

alınarak sergilenmişlerdir. Ayrıca bu­

k arılan eserler Bodrum M üzesinin

zeciliğinin tanıtılm asını amaçlayan

rada “Çağlar Boyu Anadolu ve Tro-

ilk eserlerini oluşturmuştur. O narı­

bu hafta Türkiye’de 1982’den bu ya­

la”, “Anadolu çevre k ü ltü rleri” b ö­

lan kulelerde değişik mekanlar mü­

na kutlanm aktad ır. Hafta boyunca geçmiş kuşaklardan günümüze akta­ rılan kültür varlıklarım ızın k oru n­ ması, onarılması, tanıtılması ve hep­ sinden önce gelecek kuşaklara yansı­ tılması anlatılmaktadır. Bu arada top­ lumun milli kültür ve tarih bilgisinin zenginleştirilerek onlara sahip çıkıl­ m ası, yurt d ışın a k açırılm a la rın ın önlenme çareleri de gözler önüne se­ rilmektedir. Son y ıllard a b ü yü k b ir g elişim gösteren müzelerimiz yalnızca obje­ lerin toplandığı, saklandığı ve zaman zaman da tem izlendikleri yerler ol­ maktan çıkarılmıştır. Öncelikle Bod­ rum Sualtı, Efes, Antalya, Antakya, Ankara Anadolu M edeniyetleri, İs­ tanbul Türk ve İslam Eserleri ile İs­ tanbul A rkeoloji M üzeleri başta ol­

F O TO Ğ R A F : ER TA N U C A

Arkeoloji Müzesi. 1993 yılında yeniden düzenlenen İstanbul Arkeoloji Müzeleri Avrupa’nın ilk 46 müzesi arasında sayılması açısından da önemli.


MÜZECİLİK • T Ü R K İY E 'D E M Ü Z E C İLİK

ze-teşhir salonlarına dönüştürülmüş­

zıları yasal yollardan geri alın ab il­

lan müzeler yeniden yapılan çağdaş

tür. Alm an Kulesinde Alm an asıllı

müzelere taşınmıştır. Öncelikle Edir­

Türk Gerhard Ernst’in müzeye hedi­

miştir. Manisa M üzesi’nin Morsiyas heykeli, Erdek M üzesi’nin m erm er

ye ettiği Boynuz koleksiyonu, İzmir

torsosu, İzmir Müzesi’nin Roma dö­

tip müze binaları yapılmış; Efes, An­

Alman Başkonsolosluğu’nun armağa­

nemine tarihlenen bir heykel bunla­

talya, İstanbul A rkeoloji M üzelerin­

nı masa ve sandalyeler, XV. yüzyıl Türk ve Alman bayrakları sergilen­

rın başında gelmektedir. Bunların ya­ nı sıra Kumluca ve Elmalı eserlerinin bir bölümü de geri almanlar arasın­

de olduğu gibi çağın koşullarına uy­ gun yeni müze yapılanm alarına gi­ dilmiştir. Bunları çağdaş yöntem ler

m işti. Son yıllard a T ü rk ham am ı

ne, Kayseri, Alanya’da görülen tek

(1 9 9 1 ), Amphoralar (1 9 9 3 ), Karyalı

dadır. Türk müzecileri büyük bir öz­

doğrultusunda teşhir, tanzim ve ay­

P ren se s (A da) ( 1 9 9 4 ) ve Z ind an

veri ile ça lışm a la rın ı sürdü rürken

dınlatma çalışması izlemiştir.

(1 9 9 4 ) bölümleri açılmış, Roma ge­

1 9 8 9 ’dan bu yana öd en ek sizlik ve

Müzeciliğimizin başlangıcında gö­

misini içeren çalışmalar sürmektedir.

personel yetersizliğinden 4 0 m üze­

rülen, eserleri toplayıp, bakımı yapıl­

A n ad o lu M e d e n iy e tle ri M ü zesi’nin, Ankara çevresindeki ören yer­

den çok sayıda eserin çalındığı da bi­

d ık ta n s o n ra s e rg ile m e d e n a r tık

linmektedir. Özellikle Kayseri, İzmit ve Bursa ve E rzurum m ü zelerin in

birer eğitim ve kültür kurum lan ol­

konulmuştur. Özellikle Kazan ilçesi­

sikkeleri çalınmıştır. Aydın yakının­ daki Nysu ören yerindeki tiyatrodan

a la n la rın ın oluşturduğu m üze uz­

lerd ek i çalışm alarıy la ortaya yeni eserler çıkarılm ış ve bunlar teşhire

u zaklaşılm ıştır. Bugünün m üzeleri maya yönelmiştir. Değişik uzmanlık

nin çevresindeki, Külhöyük, Kültepe

birkaç ton ağırlığındaki bir eser de

m anlan yeni müzelerde çalışmalarını

ve Çorum Pazarlı’da yapılan kazılar­

yok olmuştur. Kütahya Çavdarhisar

sürdürürken bir yanda define, kur­

da ilginç eserler ortaya çıkarılmıştır.

A izoni’deki m im ari parçalar, sunak

tarma kazıları yapmakta, ayrıca mü­

Bu arada Kültepe araştırm alarında

ve sütun başlıkları, Kahramanmaraş

zayede ve antikacı dükkânlarını da denetlemeye çalışmaktadır.

1 9 9 4 y ılın d a m ü hür b a sk ılı 1571

müzesinin gümüş, bronz, altın sik ­

adet zarf ve tablet bulunmuştu.

keleri, Uşak müzesinin mermer mas­

Kırklareli Müzesi de 1993’te ziya­ rete açılm ıştır. Müzede ark eolojik ,

li’ Eskişehir Seyit Gazi Müzesi’nin 49

etnografik eserler teşhir edilmekte ve bunlar yörenin tarihine ışık tutacak özellikler taşımaktadır. Yıldız Üniversitesi “Eski Eser Ka­ çakçılığının Önlenmesinde Müzaye­ deler, K oleksiyonculuk ve Yasalar”

lağı, Romalı kadın ve general ‘heyke­ parça eserinin yanısıra Herkül başı, Antalya Müzesi’nin saçaklık parçala­ rı, Alanya, Ankara Etnografya Müze­ si, Çorum Müzesi, Kastamonu M ü­ zesi ve N iğde M üzesi ile İstan b u l Türbeler Müzesi ile Divan Edebiyatı

konulu bir sempozyum düzenlemiş­

Müzesi bunların başında gelm ekte­

tir. Kültür Bakanlığı yurt dışına kaçı­

dir. Ayrıca Viyana’ya gönderilen bir

rılm ış eserlerin yeniden kazandırıl­ ması amacıyla çalışmaları yoğunlaş­

sergideki 7500 yıllık Ankara Anado­ lu Medeniyetleri Müzesi’nin ana tan­

tırmıştır. Bu arada 1917 yılında geri

rıçası da yok olan eserler arasındadır.

verilmek şartıyla onarım ve temizliği için Berlin’e gönderilen 1 0 .0 0 0 çivi

rinde teşh ir edilen eserlerd en çok

yazılı tablet ve iki Sfenks’in büyük

daha fazlası yurtdışmda bulunmakta­

çoğunluğu Türkiye’ye getirilm iştir.

dır. A nadolu ve Trakya’da yapılan

Ayrıca İsviçre’ye kaçırılan ve Basel

kazılardan çık an eserler günüm üz

Bunların yanı sıra T ü rk m üzele­

Müzesi’nde bulunan beş Frig mezar

müzelerindeki eser sayısının artm a­

stelleri, Troya eserlerinin geri alma-

sına neden olmaktadır. Müzelerdeki

bilme çalışmaları devam etmektedir. Yüzyılımızın ikinci yarısında Ana­

eser sayısın ın her geçen gün biraz

dolu müzelerinden ve öreıı yerlerin­

daha artması bu kez yeni müze bina­ larının yapım ı sorununu ortaya ç ı­

den yurt dışına kaçırılan eserlerin

karmıştır. Başlangıçta büyük çoğun­

geri alınabilmesi için başlatılan çalış­

luğu eski yapı topluklarının medre­

malar ve açılan davalar sonunda ba­

se, imarethane gibi yapılarında yera-

KAYNAKÇA Tülay E rg ¡1, İstanbul Müzeleri, İstanbul 1993; M ü z e le r A lm a n a ğ ı, İs ta n b u l 1991. Sümer Atasoy, M üzeler ve Müzecilik Bibli­ yografyası, İstanbul 1979; aym "T ürki­ ye'de M ü ze cilik" Cum huriyet D önem i Türkiye Ansiklopedisi, C.l, s. 1458-1460. Erdem Yücel "Ç a ğd a ş M ü zeciliğin Nere­ s in d e y iz ?" Turing, İsta nb u l 1990, s. 79/357. Tahsin Öz "A h m et Fethi Paşa ve Müzeler Türk Tarih A rkeologya ve Etnografya Dergisi, İstanbul 1949, s. 1-15;


Müzik 80'li yıllardan 9 5 'e Türk m üziği DOÇ. YALÇIN TURA

Türkiye'de halk m üziği M ELİH DUYG ULU

1980'lerde Türkiye'de klasik batı m üziği ESİN ULU

1980'den günüm üze Türkiye'de pop m üzik M ETİN SO LM A Z

Arabesk: Ulusal popüler m üzik kültürü FEZA TANSUĞ

Ç

E

R

Ç

E

V

E

Y

Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi PROF. DR. ERSİN ONAY

k®3 Folklor, G en çlik , G ü n lü k H ayat, Kültür, Radyo

A

Z

I


924

1980'lerden 1995'e Türk m üziği YALÇI N T URA

8

0 ’li yılların başından günümüze

İnci Çayırlı, 1 9 9 3 ’de Üm it Atalay),

kadar geçen sürç, Cumhuriyet ta­

Elazığ (1 9 9 1 , Naci Sönm ez), Samsun (1 9 9 1 , Taner Çağlayan), Diyarbakır

rihinde, eski adıyla “Alaturka” yeni adıyla “Geleneksel Tprk Sanat Musi­ kîsi” alanına devletçe en büyük ilgi­ nin gösterildiği, devlet eliyle en bü­ yük yatırımların yapıldığı altın yıllar

(1 9 8 9 , Ümit Atalay, 1 9 8 3 ’de vekâle­ ten M ehm et D olgunyürek), Edirne (1 9 9 1 )’de kurulan koroların yanısıra, 1989’da Konya’da Türk Tasavvuf

1976’da öğretime açılan Türk M ûsi­ kîsi Devlet Konservatuvarı, bu geliş­

M üziği Topluluğu, 1 9 9 0 ’da, İsta n ­ bul’da Devlet Türk Müziği Toplulu­ ğu (ş e fi: N e cd e t Y a ş a r), 1 9 9 3 ’de

melerin başlangıcında yer almaktadır.

Edirne’de Devlet Türk Müziği Toplu­

Bu konservatuvarın kuruluşuyla, “elli yıllık bir kesintiden sonra, Türk M û­

de, çeşitli illerde kurduğu Türk Halk

s a y ıla b ilir .

1 9 7 5 ’de k u r u la n ve

sikîsi yeniden, devlet eliyle öğretime açılm aktadır.” Kim ileri bu oluşuma

luğu kurulur. Bakanlığın, bu dönem­ Müziği Toplulukları bu listenin dı­ şındadır.

karşı çıkar, onu, İmam-Hatip Okulla­

Bu gelişm enin yanısıra, 1 9 8 6 ’da,

rın d an so n ra , “T evh îd -i T e d risa t”

İstanbul’da Türk Mûsikîsi Vakfı ku­

(Eğitim Birliği) yasasından açılan ye­

rulmuş, 1 9 9 4 ’te de M illî Eğitim Ba­

ni bir delik gibi görürken, kimileri de

kanlığı ile yapılan bir protokolla Halk

“T ü rk M üziğinin yeniden d oğuşu” olarak nitelemektedir.

Eğitim Merkezleri ile Türk Mûsikîsi

1983 yılında Türk Mûsikîsi Devlet

Devlet Konservatuvarlarının işbirliği sağlanmıştır.

Konservatuvarı, İstanbul Teknik Üni-

Bu dönemde, birtakım derneklerin

versitesi’ne bağlanır. Hocalara akade­

ve özel kuruluşların da Türk Müziği

mik unvan verme çalışmaları başlar.

çalışm alarına devam ettikleri görül­

Bir yandan da lisansüstü öğretime ge­ çiş hazırlıkları yapılır. Kompozisyon

mektedir. Üsküdar Mûsikî Cemiyeti,

(1 9 8 7 ) Halk Oyunları (1 9 8 5 ) ve Mü-

l.T.Ü . M ezunları, İstanbul Belediye Konservatuvarı Mezunları gibi toplu­

zikoloji Bölümleri açılır (1 988).

ileri Türk M ûsikîsi Konservatuvarı,

lukların yanısıra, İhsan Ozgen’in kur­ Yeni kuruluşlar

duğu ve yönettiği Bosphorus, Anato­

80 ’li yılların başında ilk mezunları­

lia gibi topluluklar ve özellikle Ruhi

nı verm eye başlayan İsta n b u l’daki

A y a n g il’in k u rd u ğ u ve y ö n e ttiğ i

Türk Mûsikîsi Devlet Konservatuvan, 1984’de ilk kardeşine kavuşur; ye­ ni kard eşin doğum y eri İz m ir’dir.

Ayangil Türk Müziği Orkestra ve Ko­

Dört yıl sonra, G aziantep şehrinde bir kardeş daha dünyaya gelir. Bu arada, o zamanki adıyla “Kül­ tür ve Turizm Bakanlığı” İstanbul’da Dr. Nevzad Atlığ’ın yönetiminde yıl­ la rd ır ç a lış m a la rın a d evam ed en Türk Müziği topluluğunun benzerle­ rini yurt yüzeyine yayma girişim leri­ ne b a ş la m ış tır. 1 9 8 5 ’de İz m ir ’de Devlet Klâsik Tü rk Müziği Korosu kurulur ve başına şef olarak Dr. Te­ om a n Ö n a ld ı g e t ir ilir . A n k a ra ( 1 9 8 6 ) , Ö zer A ltın ), B ursa (1 9 9 1 ,

rosu, başarılı çalışmaları, ilk seslen­ dirmeleriyle dikkati çekmektedir. Önemli olaylar l.T.Ü. Türk Mûsikîsi Devlet Konservatuvarı tarafından ilki 1984, İkin­ cisi 1986 yılında olmak üzere, iki kez “Türk Müziği Sempozyumu” düzen­ lenmiştir. Kültür Bakanlığı, 1 4 -1 8 H aziran 1988’de Ankara’da 1. Müzik Kongresi’ni toplamış ve bu kongreye her ke­ simden, bu arada Türk Müziği kesi­ m inden de pek çok kişiyi çağırm ış daha sonra da, kongreye sunulan bil-


925

M ÜZİK • 1980'LERD EN 1995'E TÜ RK M Ü Z İĞ İ

Y a lçın T u ra’n ın T ü rk M û sik îsin in M es’eleleri (1 9 8 8 ), Cem Behar’m K la­ sik Türk Mûsikîsi Üzerine Denemeleri ( 1 9 8 7 ) ve A li U fk î v e M ez m û rla r ( 1 9 9 0 ) , Y ılm az Ö ztu n a’nın B üyük Türk M ûsikîsi A nsiklopedisi (1 9 9 0 ) ve O nur A kdoğu’nun çeşitli yayınları başta gelmektedir. Ayrıca, Sadun Aksüt, Bülent Aksoy, Murat Bardakçı, Bülent Alaner, Samim Baylan gibi ya­ zarların çeşitli yayınları ile H. Sadet­ tin Arel’in bazı yazılarının yeni baskı­ ları d ikkati çekm ektedir. Bu arada T ü rk Müziği çalgıları için birtakım m etod ların da yayınlandığı g ö rü l­ mektedir. Bunların arasında Mutlu İS T A N B U L K Ü L T Ü R V E S A N A T V A K F I ARŞİV İ

Kudsi Ergüner belki de yurtdışında en çok tanınan Türk Müziği sanatçılarından. Ferreri, M. Scorsese gibi yapımcıların film lerine müzik yapan Ergüner, Peter Gabriel, J.M. Jarre gibi sanatçılarla birlikte yaptığı çalışm alarla da adından sözettirdi.

Torun’un Ud Metodu sayılabilir. Etem Ruhi Üngör tarafından ya­ yınlanan M ûsikî M ecmuası ve S. Bay­ lan tarafından Trabzon’da yayınlanan M avi N ota gibi dergilerin yanısıra,

dirileri ve tartışma zabıtlarını yayın­ lamıştır.

olmak üzere, Zeki Müren, Dr. Alaed-

zaman zaman O rkestra, Defter, Müte­

din Yavaşça, Dr. Teoman Ûnaldı, Safi­

fe r r ik a gibi dergilerde de Türk Müzi­

Aynı yıl, İstanbul Festivali çerçeve­

ye Ayla ve İnci Çayırlı yer almaktadır.

ği üstü ne ilgi çek ici yazılar görül­

Yayınlar

mektedir. Buna karşılık, gerek TRT’nin gerek

si içinde, Türk Müziğinde Çağdaş İc­ ra Sem pozyu m u d ü zen len m iş, bu

Türk Müziği ile ilgili araştırma ve

sayıları günden güne artan özel rad­

yayınlarda da, bu dönemde, önemli sayılabilecek bir artış görülm üştür.

yoların ve televizyonların Türk Mü­

1 9 9 4 yılın da, büyük nazariyatçı

Sadece l.T.Ü . Tü rk M ûsikîsi Devlet

güne azalmakta ve programların ka­

Safiüddin Abdülmü’m in, ölüm ünün

Konservatuvarı’nda yapılan Bitirm e

litesindeki düşüş de dikkati çekm ek­

700. yıldönümünde, l.T.Ü. Türk Mû­ sikîsi Devlet Konservatuvarı Müziko-

Ödevi, Yüksek Lisans ve Sanatta Ye­

tedir.

terlik tezlerinin sayısı bine yaklaş­ maktadır. Son on yılda yayınlanan,

Ölüm ler

sem pozyumdaki bildiriler ve tartış­ malar da kitap halinde yayınlanmış­ tır.

loji Bölümü’nün düzenlediği bir top­ lantı ile anılmış ve bu toplantıda, Sa-

ziğine ayırdıkları dakikalar günden

fiüddin’in Ebced notasıyla yazmış ol­

Türk Müziği ile ilgili kitap sayısı da 150’nin üstündedir. Türk Müziği na­

dar geçen süre içinde, Türk Müziğine

duğu eserler, ilk kez seslendirilmiştir.

zariyatı ve tarihi konularında ilgi çe­

em ek vermiş pek çok sanatçının ve

Devlet sanatçıları

kici yayınlar arasında, M. Hurşit Ungay’ın T ü rk M û sikîsin d e U sû ller ve

b ilim a d a m ın ın h ay atı sona erdi.

Kültür Bakanlığı, yukarıda adlarını saydığımız toplulukları kurmakla ye­

K udüm ( 1 9 8 1 ) , M. Ekrem K arade­

1980’den 1995’in ilk çeyreğine ka­

1980’de vefat eden Sadettin Heper’in ardından, 1 9 8 1 ’de Kem al Batanay,

niz’in Türk Mûsikîsi N azariye ve E sas­ ları (1 9 8 2 ), M. Nazmi Özalp’in Türk

M ünir Nûrettin Selçuk, Rûşen Ferit

tinmemiş, 5. Beş Yıllık Plan’daki di­ rektifleri doğrultusunda, daha önce

S a n a t M û sikîsin in Y akın T a rih ç esi

Ö z ış ık , 1 9 8 2 ’de S e la h a ttin İn a l,

sadece Batı tarzı müzikle uğraşan sa­

( 1 9 8 3 ) ve T ü rk M û s ik îs i T a rih i

1984’de Vecdi Seyhun, 1985’de Emin

natçılara verilen “Devlet Sanatçılığı”

(1 9 8 6 ), 1. Hakkı Özkan’ın Türk Mûsi­

unvanını Tü rk Müziği sanatçılarına

k îsi N a z a riy e ve U sûlleri ve Kudüm V elv eleleri ( 1 9 8 4 ) , R au f Y ekta’nın

Ongan, 1 9 8 6 ’da Cevdet Kozanoğlu, Prof. Dr. Muammer Özergin, Kemal

da dağıtmaya başlamıştır. Bu dönem­ de, bu unvanla onurlandırılan sanat­ çılar arasında, başta Dr. Nevzad Atlıg

(Orhan Nasuhioğlu tarafından Türk­ çe’ye çevrilen) Türk Mûsikîsi (1 9 8 6 ),

Kam, Ekrem Karadeniz, Şekip Ayhan

İlerici, 1987’de Muzaffer llkar ve Se­ vim Deran, 1988’de Doçent Halil Ak­ soy, Radife Erten ve Cevdet Çağla,


M ÜZİK • 1980'LERD EN 1995'E T Ü R K M Ü Z İĞ İ

926

1 989’da Prof. Dr. Gültekin Oransay,

kullanılan notalardan da, yazılı olan

benzeyen makamlar tercih edilmekte,

Lâika Karabey, Sadettin Öktenay, Sa­

sesler değil, genellikle, okuyanın ya

A rap-lspanyol kırm ası ezgiler, Frig

bite Tur ve Kadri Şençalar, 1 9 9 0 ’da

da saz çalanın keyfine göre çıkarabil­

d izisi benzeri, esk ilerin “B û selik ”,

İzzettin Ö kte, 1 9 9 2 ’de Yesârî Asım

diği sesler elde edilmektedir.

sonrakilerin “Kürdî” adını verdikleri

Arsoy, Fuat Türkelm an, 1 9 9 3 ’te Ta­

Bin yıla yakın bir geçmişe ve gele­

dörtlüyle karar veren diziler büyük

ner Şener, 1 9 9 4 ’de Sadi H oşses ve

neğe sahip olan ses sistemi, yirminci

rağbet görm ektedir. C um huriyetin

Rüştü Şardağ, son olarak da, 1995’de Hurşit Ungay aramızdan ayrıldı.

yüzyılın başlarında bir yana bırakıl­ mış ve Fisagor sistemi, Türk Müziği

Hangi geleneksellik?

ses sistemi diye öğretilmeye ve öğre­ nilmeye başlanmıştır. Batı müziğinde

ilk elli yılında kullanılan makam sa­ yısı 110 dolaylarında iken, son dö­ nemde bu sayıda yarıdan fazla düşüş görülmektedir. Büyük usûller, nere­

Bütün bu gelişmelere, yatırımlara

de aynen yer alan bu sistemi, “Arel-

deyse tamamen ortadan kalkmış gibi­

karşılık, Geleneksel Türk Sanat Mü­

dir. Düyek usûlüne rağbet artmış, Ba­

ziği alanında ortaya konanları objek­

E zgi S is te m i” ad ıy la “G e le n e k s e l Türk Ses Sistemi” olarak ileri sürme­

tif olarak incelemeye ve bugünkü du­

nin saçmalığı, henüz yetkililerce ye­

eserleri iyice gözden düşmüş, birkaç

rumu değerlendirmeye kalkışırsak ne diyebiliriz?

terince anlaşılmış olmadığından, uya­ rılara kulak tıkanarak bu öğretim ko­

kişi dışında, “kâr”, “murabba”, “na­ kış” gibi formları, “beste” ve “semâî” gibi tü rleri ku llan an kalm am ıştır.

tı ritim leri ön plana çıkm ıştır. Saz

Devlet eliyle Türk Müziği Konser-

medisine devam edilmektedir. Bilim­

vatuvarlarınm, çeşitli koro ve toplu­

sel araştırmalara değer verilmemekte,

“Şarkı” formu, ad olarak, egemenliği­

lu k la rın ın k u ru lm a sı G e le n e k s e l

gerçekler göz ardı edilmekte, ileri gi­

ni sürdürür gibi görünmekle birlikte,

Türk Sanat Müziğine ve dolayısıyla

denler, ç e şitli y ön tem lerle saf dışı

geleneksel yapısından ve karakterin­

müzik kültürüm üze, özlenen geliş­

edilmeye çalışılmaktadır. Türk Müzi­

m eyi s a ğ la m ış m ıd ır? Bu so ru y a

ği Devlet Konservatuvarları’ndaki öğ­

den uzaklaşmakta, serbest “fantezi” haline dönüşmektedir. Sanat değeri

olum lu cevap vermek mümkün de­

retimi ciddî bir sorgulamadan geçir­

ğil. Gelenek ya aynen yaşatılacaktır,

me zamanı gelip çatmıştır.

taşıyan m üzik pek üretilm em ekte, üretilebilenler ise rağbet görmemek­

ki bu bir çeşit müzeciliktir; ya da ye­ nilenerek devam ettirilecektir: bu da

En büyük eksik ise yeni yaratı ala­ nında ortaya çıkmaktadır. Kullanılan

benzeri bayağı nağm elerden ibaret

yaratıcı sanatçının işi ve verim iyle

makam sayısı azalmıştır. Batı Müziği­

kalmaktadır. Aynı bayağılık ve zevk­

gerçekleşebilir. Koro ve topluluklann

n in M ajör ve m in ör to n a litelerin e

siz lik şark ı sözlerin d e de k en d in i

te, eğlence m üzikleri ise birbirinin

icra ve yorumlarında geleneksel tav­ rın devam ettiğini söyleyebilmek ol­ dukça zordur. Hattâ, geleneksel tav­ rın ne olduğu ya da ne olması gerek­ tiği konusunda bile tam bir fikir bir­ liği yoktur. Bazı koro şefleri vurma çalgılardan uzak kalmayı yeğlemekte, bazılarıyla çoksesli denem eler su n ­ maktan çekinmemektedir. Konservatuvarlann ve seslendirme topluluklarının çoğalm ası ile G ele­ neksel Türk Sanat Müziği’nin prob­ lemleri, eksileceğine artmış, bu prob­ lemlerin birtakımının çözümü ise ne­ redeyse imkânsız hale gelmiştir. No­ taya ilgi göstermeme yüzünden, geç­ mişte yaratılan pek çok eserin unutu­ lup gittiği bilinmektedir. Geçen yüz­ y ılın ortalarında notaya alınabilen eserlerin ise ne derece aslına uygun olduğu tartışm a konusudur. Bugün

80’\erin “Türk Sanat Müziği” starlarından Adnan Şenses, Sibel Can, Muazzez Abacı ve “Arabesk’in K ralı” Orhan Geııcebay birarada. Abacı bu dönemin en gözde sanatçısı ol­ m akla beraber, uzmanlar tarafından bu ünü haketmediği yolunda eleştiriler de yapıldı.


927

M ÜZİK • 1980'LERD EN 1995'E T Ü RK M Ü ZİĞ İ

m enin artık pek mümkün olamaya­ cağı fikri yaygınlaşmaktadır. Bu mü­ zik, geçmişe aittir ve ancak, geçmişin bir değeri olarak korunmaya ve sür­ dürülmeye lâyıktır. Tek sesli, makam esasına dayalı bir müzikten, bu özel­ liklerini yitirmeden çok sesli, çağdaş dinamiklere sahip bir müzik oluştur­ mak, imkânsız değilse bile, son dere­ ce zor bir iştir ve bu işi ancak çok üs­ tün yaratıcı niteliklere sahip sanatçı­ lar gerçekleştirebilirler. Bugüne ka­ dar, bu yolda ortaya konmuş eserle­ rin pek çoğu, Geleneksel M ûsikî’ye alışmış kulaklara sevimli gelmemek­ te, çağdaş çokseslilik meraklılarınca da ilgiye değer bulunm am aktadır. Ayangil Türk Müziği Orkestra ve Korosu. 80’lerin başlarından itibaren kendi adım ta­ şıyan Türk Müziği Orkestra ve Korosu ile konserler veren Ayangil, bu dönemde öne çı­ kan Türk müziği sanatçılarındandı.

“G e le n e k s e l T ü rk S a n a t M û sik îsi”nin, son yirmi yılda, devletçe her türlü destek gösterildiği halde pek ilerlem e gösteremediği tersine, yoz­ laşma yönünde yol alması düşündü­

gösterm ektedir. M üzik yaratıcılığı,

ten yararlanarak çağdaş bir sentez

kaset piyasasının, televizyon prog­ ramlarının ve magazin basınının be­

ortaya koymaya çalışan bestecilerin

ğeni ölçüleri ile yönlendirilmektedir.

mektedir. Yalçın Tura’mn Şeylı G alib’e Saygı

nin değil, tüm olarak eğitim sorunu­

Batı tarzı eğlence müziklerine, he­ men her kesimin, özellikle gençlerin

ve Teoman Ûnaldı’nm Ulu Ses M evlâ-

müm kün olmadığı, olamayacağı b i­

gösterdiği ilgi, geleneksel çizgide ol­ duğu iddia edilen Türk Sanat Müziği

n â adlı k a n ta tla rı ile O nur Akdoğu’nun Ud İçin Sonat’ı v e Münir Nu-

linciyle ele alınıp, çağdaş, bilimsel ve akılcı bir yaklaşım la, yeniden irde­

b e ste cile rin i de etkilem ek te ve bu

reddin Beken’in G eçm işe D ans’ı, bu

lenmesi en doğru çözüm gibi görün­

bestecileri tek sesli nağm elerini bir

yolda dikkati çeken eserler arasında

mektedir.

a ra n jö re vererek ço k se sle n d irm e,

yer almaktadır. Bu eserler ise, ancak,

aranje ettirme yoluna itelemektedir. Unkapam kaset piyasası da, özel rad­

özel dinletilerde, bir ya da birkaç kez

sayısı, bir elin parm aklarını geçme­

yoların ve televizyonların yardımıyla,

s e s le n d irile b ilm e k te , k a se t ya da CD’lerini yapacak yapımcı çıkmadığı

bu gelişmeyi desteklemektedir. Her

için , geniş yığınlara erişebilm e ve

yıl, b irçok yeni isim “b esteci” diye

onları etkileyebilme olanağı bulama­

ortaya çıkmakta, işin tuhafı, çoğu, en basit müzik eğitiminden yoksun bu isimlerin “eserleri”, “yılın eh sevilen

maktadır. G eçm iş yıllarda T ü rk M üziğinin en önemli kollarından biri olan dînî

şarkıları” arasında yer alabilmektedir.

müzik alanı tamamen terkedilmiş gi­

“Türk Sanat Müziği” diye sunulan bu

bidir. Türk tarzı, İstanbul Kıraati’ni

p a rç a la rın b ü y ü k ç o ğ u n lu ğ u , ne

b ilen ve uygulayan hem en hem en

Türklükle, ne de sanatla, ilişkisi bu­

kalmamış, Arap ağzı baştacı edilmiş­

lunm ayan, taklit, kopya nağm eler,

tir. Taraftarlarının ters yöndeki iddi­

bilgisayar sesleri ve ritim leriyle be­ zenmiş garipliklerden ibarettir.

alarına rağmen Geleneksel Türk Sa­

8 0 ’li yılların başından 1995’in ba­

nat M ûsikîsi denen müziğin devrini

şına kadar geçen dönemde, gelenek­

tamamladığını ve onunla bir yere git­

rücüdür. Ülkemizde, yalnız müzik eğitimi­ nu n , g eçm işi b ir daha yaşam anın

KAYNAKÇA Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel M ü d ü rlü ğ ü 1. M üzik Kongresi, 14/18 Haziran, 1988, Ankara. K ü ltü r B a k a n lığ ı İstanbul Türk M ü z iğ i Günleri, 1993, Ankara. Orkestra Dergisi, s. 252, 1995, İstanbul. Türkiye Bibliyografyası, 1981-1982-19871991, Ankara. M üzik Bibliyografyası "Doç. Dr. M. Salih Ergan, 1994, Konya. M im ar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları ve Müzik, 1992, İstanbul.


Türkiye'de Halk M ü z iği (1983-1995) ME L İ H D U Y G U L U

ürkiye’de halk müziği, cumhuri­

servatuvarı’n da da temelde bu bölüm­

yetin ilk yıllarından bugüne de­

lerde, bu dersler üzerine eğitim veril­ mektedir.

T

ğin, kimi zaman çağdaş müzik dünya­ sına ulaşmada bir aracı, kimi zaman

Konservatuvarlar öncelikle uygula­

da, ulusal kim liğim izdeki güçlü bir

macı yetiştiren kurum lar olduğun­

yapı taşı olarak görülmüş, ama hiçbir

dan, buralarda araştırma ve inceleme

zaman bilimsel yöntemlerle ele alına­

çalışmaları çok az yapılmaktadır. Bu alandaki e k sik leri giderm ek üzere

mamış bir müzik türü olarak karşı­ mızda durmaktadır. 1980’li yılların ilk çeyreğinde aske­

1985-94 yılları arasında üniversitele­ rin müzikoloji bölümlerine bağlı etno-

ri yönetimden sivil yönetime geçiş sü­

m ü z ik o lo ji ana bilim dalları kurul­

reci içerisinde kısa bir durgunluk dö­

muştur. Türkiye’de henüz yeteri ka­

nemi yaşayan halk müziği hareketle­

dar ele alınmamış bir dal olan etno-

rinin, 1983’ten itibaren gelişerek iler­

m ü zik o lo ji, halk m ü ziklerini daha

lediğini söyleyebiliriz. Son yıllardaki

çok sosyal-kültürel boyutu ile incele­

halk müziği çalışmalarının durumu­

yen bir bilimdir. Etnom üzikoloji bö­

nu, eğitim derleme ve araştırma çalış­

lüm lerinde bazı çalgıların öğretim i

maları, uygulama toplulukları, çeşitli yayınlar ve yeni arayışlar başlıkları al­

yapılmakla birlikte, çeşitli kültürlerin

tında toplamak, böylesi geniş bir ko­ nunun sistemli olarak ele alınması ba­ kımından yararlı olacaktır. Eğitimde Halk Müziği

müzikleri hakkında da bilgiler veril­ mektedir. Konservatuvarlarm yanısıra, üni­ versitelerin Güzel Sanatlar Bölümleri kendi bünyelerinde halk müziği eğiti­ mi vermektedirler. Müz.k eğitimi fa­

Türkiye’deki halk müziği eğitimini,

kültelerinin içinde de halk müziği öğ­

ilk başta Ankara Radyosu’nda oluştu­ rulan Yurttan S esler Topluluğu’na ve

retimine son yıllarda ağırlık verildiği­ ni görüyoruz. Halk eğitimi merkezleri

-e s k i- Halkevleri’nin müzik şubele­

ve özel derneklerin halk müziği eğiti­

rindeki çalışmalara kadar götürebili­

mine yönelik çalışmalarını da burada

riz.

b elirtm ek te yarar vardır. Ö zellikle

Müzik çevreleri yıllarca Türk müzi­ ği eğitimi verecek özgün bir eğitim kurum unun bulunm am asından ya­

halk eğitim i m erkezlerind e yaygın

kınmışlar, bir konservatuvar özlemini sürekli dile getirmişlerdi. 1975 yılın­ da kurulan Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı ile bu istek kısmen de olsa

eğitimin bir parçası olarak düşünülen m üzik eğitim inin halk m üziğinden başlayarak ya da halk müziği temelli yapıldığı bilinmektedir. Halk eğitimi merkezlerinde uygu­ lanan bu yöntemi oluşturan görüşler

yerine gelm iş oldu. T ü rk M usikisi Devlet Konservatuvan’mn verdiği eği­

cu m h u riy e tin ilk d ö n em lerin d ek i

tim içersinde yer alan iki müzik türü bulunuyordu: Klasik T ü rk M üziği, Türk Halk Müziği. Bu müzik türlerin­

O yıllarda yurtdışına gönderilip mü­

müzik eğitim politikasında da vardı. zik eğitimi alması sağlanan gençler,

den halk müziği diye anılan bölümde

yurda döndükten sonra, “Avrupa’nın müzik eğitimi içerisinde halk ezgile­

ilk planda, solfej, repertuvar, çeşitli

rinden yararlanıldığı” görüşünü yöne­

çalgıların eğitimi yer almıştır. 1984

ticile re b en im settiler. 1 9 3 0 ’lardan

yılında İzmir’de kurulan Ege Üniversi­ tesi Türk Müziği Devlet Konseıyatuvarı ile G aziantep’te kurulan G a z ia n tep

sonra okullardaki müzik programları

Üniversitesi Türk Müziği Devlet Kon-

kan ve okullarda ders kitabı olarak

da bu esas üzerine kuruldu. Bu doğ­ rultuda, 1 980-95 yılları arasında çı­


929

M ÜZİK • T Ü R K İY E 'D E H A L K M Ü Z İĞ İ (1983 - 1995)

Halk Müziği toplulukları Halk müziğinin otantik yapısında pek sık rastlamadığımız koro uygula­ ması, 1940’h yıllardan bugüne çeşitli biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. İlk başta devlet radyosunda oluşturulan korolar ve çalgı takım ları zamanla, halkevlerine, derneklere ve okullara yayıldı. 1980 öncesinde, İstanbul, An­ kara, İzmir ve Erzurum Radyolarının Yurttan Sesler Topluluğu (Karma), Ka­ dınlar ve Erkekler Topluluklarının ya­ İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı Halk Müziği Korosu ve Saz Topluluğu. ITÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı öğrencilerinin 1981’de oluştur­ dukları koroya eşlik eden saz topluluğuna halk müziğinin önemli isimlerinden Nida Tüfekçi sazbaşı olarak katılıyordu.

nında, Çukurova, Diyarbakır, Gazian­ tep gibi bölgesel yayın yapan radyo­ larda da kendilerine özgü küçük ko­ rolar oluşturmuşlardı. Bölgesel koro­

okutulan müzik eğitimi kitaplarında halk müziğine önem li bir yer ayrıl­ mıştır. Derlem eler-Araştırm alar

lıklarda da halk müziğine yer verme­ ye çalışmaktadır. Hagem’in düzenle­

ların kaldırılmasından sonra, 1980-83 yıllarında İstanbul, Ankara, İzmir ve

diği veya düzenlenmesine katkıda bu­ lunduğu kongre, sempozyum, konfe­

Erzurum Radyolarına yoğun bir ele­

rans, panel gibi toplantılar da vardır.

m üzik eğitimi almamış olan bu ele­

man alım ı başlam ıştır. Çoğunluğu

Özellikle uluslararası düzeyde yapılan

manlar, radyolara yetiştirilmek üzere

yana, yerli ve yabancı müzikçilerle bi­

Türk folklor kongrelerinde halk mü­

alınmışlardır.

lim adamlarının ilgisini çeken Türki­ ye’deki halk m üzikleri, son yıllarda

ziği ve oyunlarıyla ilgili çeşitli çalış­

Radyolardaki kadro şişkinliklerine

b ir bilim dalının incelem e konusu

malar sergilenmektedir. Geçtiğimiz on yıl içersinde düzen­

karşın konservatuvarlardan mezun

olarak görülmeye başlanmış ve bu ko­

lenen III. (2 3 -2 9 .0 6 .1 9 8 6 ) ve IV (6-

1985 yılından itibaren yeni bir oluşu­

nudaki pek çok çalışm aya alan ol­ muştur.

12.05.1991) M illetlerarası Türk F o lk ­ lo r K o n g r e le r i’n in “H alk M ü z iğ i,

ma gittiği anlaşılmaktadır. Kültür Ba-

1926-1960 yıllan arasında devletin çeşitli kuruluşları tarafından yapılan

Oyun, Tiyatro, Eğlence” seksiyonla­

ziği Korosu adıyla Ankara’da kurulan topluluk bu oluşumun ilk örneğidir.

derlem elerde on bin civarında halk

bancı bilim adamlarınca 30 adet teb­ liğ sunulmuştur.

Aslında böyle bir topluluk ilk olarak Eylül 1980 askeri yönetimi bu toplu­

maların azaldığı ve verimsiz hale gel­

Bunların yanısıra kişisel çabalarla sürdürülen bir kısım derleme çalış­

diği söylenebilir.

malarının bu dönemde yoğunlaştığını

1 Eylül 1986’da Ankara’da çalışma­

1966 yılında Milli Folklor Enstitü­

görüyoruz. Kişisel derlemelerin içer­

ya başlayan Devlet Türk Halk Müziği

sü adıyla kurulan ve dört kez isim de­ ğiştirdikten sonra 1991 yılında Halk

sinde yerli araştırm acılar kadar ya­ bancı araştırmacıların da yapmış ol­

kadrosu ile (ses ve saz) y u rtiçi ve

K ü ltü rlerim A raştırm a ve G eliştirm e

duğu çalışmalar vardır. Geçtiğimiz on

yurtdışı konserlerini sürdürmektedir.

G enel Müdürlüğü (Hagem) haline ge­

yılda Türkiye’deki halk müziklerini

Bu topluluk, halk müziğinin otantik

tirilen kurumun, 1980’den sonra yap­

derlemek ve bunlar üzerine inceleme­

verilerini icra etmenin yanında, çok

mış olduğu pek çok derleme-araştır-

ler yapmak üzere alan araştırması ya­

sesli yeni denemelere de repertuvarın-

ma çalışmaları bulunmaktadır. Her yıl

pan yabancı bilim adamı ve uzman­

da yer vermektedir. Ankara’daki halk

kadrosundaki araştırmacılarına birkaç

lardan bazıları şunlardır: Ursula ve

müziği korosunun ardından, 1989 yı­

ilde yaptırdıkları halk müziği derle­

Kurt Reinhard, İrene Markoff, Gloria

lında Şanlıurfa ve Sivas illerinde yine

m eleriyle arşivini zenginleştiren bu

Clarke, Martin Stokes, Jozepf Pachol-

Kültür Bakanlığı’na bağlı devlet koro­

kurum, yayınladığı kitap, dergi ve yıl­

ceyk.

ları kurulmuştur. Bu korolar ise Gü-

Cum huriyetin ilk yıllarından bu

ezgisi toplanmıştı. 1960 ile 1980 yıl­ ları arasında ise devlet destekli çalış­

rında halk müziği ile ilgili yerli ve ya­

olan gençlerin istihdamı için devletin

kanlığı’na bağlı, Devlet Türk Halk Mü­

1 9 8 0 ’de gündeme gelm iş ancak 12 luğun kadrosunu iptal etmiştir.

K orosu, bugün yaklaşık 8 0 k işilik


930

M ÜZİK • T Ü R K İY E ’DE H A L K M Ü Z İĞ İ (1983 - 1995)

kanlığı çeşitli illerde düzenlediği halk

karşılanan bu sanatçılar, kişisel çalış­

müziği yarışmalarıyla gençliği gele­

malarını bugün de sürdürmektedirler. Adı geçen dörtlünün oluşturduğu bu

neksel kültür değerlerine sahip çıkma yolunda yönlendirm iştir. Dernekler, Halk Eğitimi Merkezleri, lise ve dengi okullar arası düzenlenen bu yarışma­ larda, dereceye giren iller şunlardır: İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Sam­ sun, Kütahya, Sivas, Trabzon. Sosyo-kültürel hizmetlerin üretimi için kurulan, özel dernek ve vakıfla­ rın da halk müziği çalışmaları yaptık­ ları ve uygulama toplulukları oluştur­

timlerini artırmış, bağlama dersi ve­ ren özel dershaneler yaygınlaşmıştır. Bu dönem de ortaya çık an diğer halk müziği sanatçılarında popülist b ir tutum ile sanat yapm a, zirveyi zorlam a ve bol para kazanm a gibi kaygılar gözlenmektedir. Tüm bun­ lar, halk müziğinin köyden ya da kır­ sal kesimden koparılarak, büyük şe­

sürdüren dernek ve vakıflardan bazı­

hirlerin müzikhollerinde seslendirilm e sin in so n u cu n d a ortay a ç ık a n

ları şunlardır: İstanbul F o lk lor Kuru­

olaylardır.

mu,. Anadolu F o lk lo r Vakfı (Ankara), Çağdaş Düşünenler D em eği (Silivri).

halk müziği sanatçılarının 1 9 9 0 ’dan

dukları bilinmektedir. Çalışmalarını

Aşıklık geleneği gereğince Anadolu’nun (eşitli yörelerini dolaşan Muhlis Akarsu, gerek geleneksel, gerek kendi düzenlediği 400’e yakın eseri halk müziği repertuarı­ na kazandıran önemli halk müziği sa­ natçılarından. Muhlis Akarsu’y u 2 Tem­ muz 1993'teki Sivas KatliamTnda kay­ betmiştik.

ekolün ardından, saz yapımcıları üre­

Yayınlar 1 9 8 0 ’den son ra h alk m ü ziğinin özellikle sesli yayınlar açısından bü­ yük bir pazar haline geldiği görülür. K ırsal kesim d en göç ederek kente

1 9 8 0 -9 0 arasında popüler olmuş itibaren gelişen pop müziğin sanatçı­ larıyla liste yarışma girmeleri, ancak piyasa bulamamaları, müzik yapımcı­ larını halk müziğinden uzaklaştırmıştır. Bu dönem de, p o p -fo lk tü rüne

yerleşmiş insanların 1980’lere kadar

ağırlık verilmiş, bazı sanatçılar da eski usulü devam ettirerek çıkarttıkları al­

gereksinimini karşılayan arabesk mü­

bümlerin bir kısmını arabesk, bir kıs­

ney ve Doğu Anadolu’nun kültürel

zik, 80 sonrasındaki müzik pazarını

mını da halk müziğine ayırmışlardır.

kalkınmasına katkıda bulunmak gibi

halk müziği ile paylaşmıştır. Etnik ve dinsel gruplann halk müziklerini, ka­

bir amaç üzerine kurulmuşlardır. Yukarıda adı geçen Türk halk mü­ ziği devlet korolarının ardından, halk

set, CD, bazen de video filmi olarak piyasaya süren pek çok firma bu dö­

müziğindeki yeni arayışları sergileye­ bilmek ve çağdaş icra kuralları içeri­

nem de ortaya çık m ıştır. 1 9 8 6 ’dan

sinde geleneksel müzikleri değerlen­

kılmasıyla bu alanda büyük bir piyasa

direbilmek için, 1992 yılında Modern

patlaması olmuştur. Ancak bu çalış­

sonra K ürtçe kasetlerin serbest bıra­

F olk Müzik Topluluğu İstanbul’da ku­

maların şimdilerde ölü bir sürece gir­

rulmuştur.

diği görülüyor. 1980 öncesinde Alevi-Bektaşi mü­

TRT ve Kültür Bakanlığı’na bağlı uygulama topluluklarının yanında,

ziğinin sesli yayınlarını ancak yurtdı-

üniversitelere bağlı konservatuvarla-

şmda yapabilen Davut Sulari, Nesimi

rın ve m üzik eğitim fakü ltelerinin

Ç im en , F e y z u lla h Ç ın a r g ib i h a lk

gençlik korolarını da burada belirt­

ozanlarının 1 98 0’li ve 9 0 ’h yıllarda, yurtiçinde de çalışm alar yaptığı ol­

mekte yarar vardır. Çeşitli illerde bu­ lunan m erkez ve ilçe halk eğitim i m erk ezlerin in kendi bünyelerind e oluşturdukları halk müziği topluluk­ tan da hâlâ çalışmalarını sürdürmek­ tedir. 1980’den sonra Milli Eğitim Ba­

muştur. Ancak, Alevi-Bektaşi m üzi­ ğindeki büyük atılımı A rif Sağ, Yavuz Top, Musa Eroğlu, Muhlis A karsu gibi Alevi kökenli sanatçılar gerçekleştir­ miştir. M uhabbet adlı seri kasetleriyle A levi-Bektaşi kesim inde beğeni ile

Musa Eroğlu, Silifke, Mut, Barak bölgesi ezgileri üzerine incelemeler yaparak halk müziği repertuarına yaklaşık 300 eser kazandıran önemli halk müziği sanatçı­ ları arasında sayılıyor.


931

M ÜZİK • T Ü R K İY E 'D E H A L K M Ü ZİĞ İ (1983 - 1995)

bütün olarak ele alan görüşün uzantı­ sı olarak, Türkiye’deki halk ve sanat müziğinin bir sentezi dahi yapılmaya çalışılm aktad ır. Hatta bu konu bir devlet kurumu olan İstanbul F olk Mü­ z ik Topluluğu'nda da uygulanmakta­ dır. Geçtiğimiz on yıl içerisinde mü­ zik çalışmaları Türkiye’de müzik sek­ törünün özgür iradeyle hâlâ oluşturulam am asınm sancılarıyla geçmiştir. Özel sektörün halk müziklerini, mü­ zik pazarının bir parçası olarak gör­ mesi, devletin ise bu pazardaki -e k o ­ nom ik olmasa da psikolojik anlam­

A rif Sağ 80 sonrasında Alevi-Bektaşi müziği alanındaki çalışmalarını sürdürdü. Sağ, bu dönemde SHP'den milletvekili olup Mecliste de görev yaptı. Tüm bu albüm çalışmalarının yörele­ re göre dağılımı incelendiğinde, Doğu ve Güneydoğu yörelerinin ezgilerini seslendiren sanatçıların büyük bir ke­

ğine ağırlık veren yayınların başlıcalarmdandır. Yeni arayışlar

simi oluşturduğu görülür. Bu yörele­

8 0 ’li yıllar, ekonomik yaşamın can­

rin ardından, İç Anadolu ve Karade­

lı olduğu, ticaretin her iş kolunda yo­

niz bölgelerinin ezgileri sıralanmakta­

ğun yaşandığı y ılla r olm u ştur. Bu

dır. Trakya ve Ege’den bireysel çıkış­

yüzden müzik piyasası da her zaman­

lar varsa da bunlar ses getirici olma­

k in d en daha çok iş y ap ab ilm iştir.

mıştır.

Halk müziğinin dinleyici kitlesi ge­

Sesli müzik yayıncılığında durum böyle iken, kitap ve dergi yayıncılığı

nellikle köy kökenli insanlardan oluş­

1983-1984 yıllan arasında -h alk mü­

artırmak, gençleri de yönlendirebil­

ziği açısından- en kısır dönemini ya­

mek için, halk müziklerinde yeni ara­

şam ıştır. K ü ltü r B akanlığı’n ın HA-

yışlara girmişlerdir. Ancak bu yıllar­

GEM adlı birimi tarafından konu des­ teklenmiş, ancak yine de özgün ve bi­

da, halk müziğinin yerel özellikleri olan tavır ve üslubu bir yana bırakıp,

lim sel yapıtlar ortaya çıkamamıştır.

günceli yakalama yolunda çalışılmış­

tuğu için, müzik yapım cıları pazarı

Türkiye’de zaten ulaşamayan müzik

tır. Müzikal altyapının da, yine bu dö­

yayıncılığının, mevcutları içinde de

nemde halk çalgılarından soyutlana­

halk müziği yayınları kısıtlı olarak yer

rak, batı müziği enstrümanlarıyla des­ teklenm esi sözkonusudur. Bağlama,

almaktadır. Yayınları arasında halk müziğine yer veren yaymevlerinden

Kemane, Tulum, Zurna, Daire, Davul,

bazıları şunlardır: Ege Üniversitesi Ya­

Tar gibi akustik ve otantik sazlar, ça­

yınları , Pan Yayıncılık, Müzik Ansiklo­ pedisi Yayınları. Dergi yayıncılığında

lışmalarda yalnızca renk olarak kulla­ nılmıştır. Altyapıyı, Cyty-Sizer, Org,

ise, F olklora Doğru, Türk H alk Müziği

Bas Gitar gibi aletlerle destekleme ça­

ve Oyunları, Anadolu Folkloru ve Türk F o lk lo ru A raştırm aları adlı dergi ve yıllıklar, sayfaları arasında halk müzi­

baları, seyircinin beğenisinin çekme ve pazar yaratma kaygılarıyla gerçek­ leştirilmiştir. Geleneksel müzikleri bir

d a- yaptırımcı rolü, konunun açmaz­ larını oluşturmaktadır. Halk müziğini diğer müzik türle­ rinden ayıran çeşitli özellikler vardır: Halk müzikleri, halk tarafından yara­ tılır, toplumsal olayları konu edinir, işlevini tam am layınca - b e l k i - yok o labilen yöresel m üziklerdir. Halk m üziklerinin bu özellikleri gözardı edilip, popülizm e m alzem e olarak kullanılırsa, kısa bir süre sonra yoz­ laşmanın başlaması da kaçınılmaz ha­ le gelir. Geçtiğimiz yıllar halk müziği açı­ sından, devletin plansız ve yaptırımcı, özel sektörün de istismarcı tutumları yüzünden olumsuzluklarla geçmiştir. KAYNAKÇA Necati Gedikli (Derleyen), 1. Ulusal Halk Bilimleri Se m pozyu m u Bildirileri, 7-9 Mayıs 1984, İzmir. "Birinci M üzik Kongresi, Bildiriler," A n k a ­ ra, 14-18 Haziran 1988 A nadolu Folklo­ ru, "T ürk Halk M üziği Üzerine Mehm et Ö z b e k 'le Söyleşi", A n a d o lu Folkloru, Ankara, Ekim-Aralık 1990. TFtT, D ü n d e n B u g ü n e Ftadyo-Televizyon (1927-1990), Ajans Türk Mat. 1990. Atınç Emnalar, Türk M üziğinde Koro, İz­ mir, 1992. Salih Turhan, Türk Halk Musikisinde Çeşitli Görüşler, Ankara, 1992. Aydın Arıcıoğlu, "N e Oluyor Bu Türküle­ re", Milliyet-Fiesta eki S. 69, 13 Kasım 1994.


932

1980'lerde Türkiye'de klasik batı m üziği E S İN

T

ürkiye’nin birçok alanında oldu­ ğu gibi klasik batı müziğinde de

ULU

kurumun Genel Müdürlüğünü Necil Kazım Akses üstlenmiştir.

du. Üç büyük kentin dışında Anado­

1970 yılında Devlet Opera ve Bale­ si Genel Müdürlüğü kuruluş kanunu

lu Üniversitesi, Trakya Üniversitesi,

ile resmen tiyatrodan ayrılıp bağımsız

Çukurova Üniversitesi’nde olduğu gi­

bir kurum haline getirildi. Kültür Ba-

bi T ü rk iy e’nin ç e şitli bölgelerind e D evlet Konservatuvarları öğrenim e

kanlığı’na bağlı Devlet Opera ve Bale­ si Genel Müdürlüğü’nün yönetim in­

başladı, yeni konser salonları açıldı.

de etkinliklerini sürdüren Türk ope­

İstan bul K ültür ve Sanat Vakfı’nın düzenlediği İstanbul Festivali bu dö­

rasını şu müdürler yönetmiştir: Muh­ sin Ertuğrul (2 kez), Cevat Memduh

nem de geniş b ir izley ici k itlesi ve uluslararası alanda kaydadeğer prestij

Altar ve Cüneyt Gökçer, Aydın Gün,

1980’ler önemli değişimlere sahne ol­

kazandı. Yine bu dönem de ç e şitli

Necil Kazım .Akses, Mithat Fenmen, F e r it T ü z ü n , G ü rer A ykal, İsm e t

Türk sanatçıları uluslararası alanda

Kurt, Yalçın Davran* Ulvi Y ücelen,

önemli başarılara imza attılar. Ayrıca

Erol Gömürgen ve görevi devam et­

G üzel Sanatlar F ak ü ltelerin e bağlı

mekte olan Rengim Gökmen. Son on yıl içinde önemli etkinlik­

Müzik Bilimleri Bölümlerinin ve Eği­ tim F ak ü lteleri M üzik E ğitim i B ö­ lüm lerinin yaygınlaşması yine 1980 sonrası döneme rastlar. Opera ve bale

ler arasında 1987 yılında sahnelenen Dostoyevski’nin aynı adlı rom anın­ dan baleye uygulanan B u dala v e G. Bizet’nin Carm en adlı operası sayıla­ bilir.

T ü rk op erasının öncü leri olarak

Devlet Balesi 1990 yılına kadar ge­

kabul edilen Ankara Devlet Konser-

rek yurt dışından gelen, gerekse ken­

vatuvarı öğrencileri ilk gösterilerini

di yetiştirdiği koreograflarıyla klasik

21 Haziran 1 9 4 0 ’da Ankara Halkevi

bale repertuvarındaki büyük yapıtla­

sahnesinde verdiler. 1941 yılında ilk m ezunlarını ve­

rın hemen hem en tümünü sahnele­

ren A nkara D ev let K on serv atu v arı’ndan yetişen ilk opera sanatçıları,

atılım lar gerçekleştirm iştir. Sistem li

sonraki yıllarda Tatbikat Sahnesi’nin

lışm alarını sürdüren M odern Dans

elemanları olarak çalışmaya başladı­

Topluluğu 1994’te Tel Aviv’de düzen­

lar. Ankara Devlet Operası’na dönüş­ türülecek olan Tatbikat Sahnesi’nin

davet edilmiştir.

miş, Modern Dans alanında önem li bir eğitim programı çerçevesinde ça­

lenen Uluslararası Dans Festivaline

y ö n e tm en liğ in i 1 9 4 7 y ılın a kadar

1991 Yunus Emre ve Sevgi Yılı ne­

Cari Ebert, 1948 yılından sonra ise

deniyle 3 Eylül 1 9 9 1 ’de Vatikan’da,

Muhsin Ertuğrul üstlenmiştir. 1949

Castel Gandolfo Sarayı’nda, Hikmet

yılında Devlet Tiyatrolarının kurul­ ması ile Tatbikat Sahnesi tarihe ka­

Şimşek yönetiminde seslendirilen A. Adnan Saygun’un Yunus Emre Orator­

rıştı ve opera etkinlikleri Devlet T i­

yosu yurtdışı turnelerinin içinde en

yatroları Müdürlügü’nce gerçekleşti­

önemlileri arasındadır.

rildi. G enel M üdürleri M uhsin E r­

BrechtAVeill’in M ahagonny K enti­

tuğrul ve Cevat Memduh Altar döne­

nin Yükselişi ve Düşüşü (1 9 9 3 ), Ver-

minde yurtdışından davet edilen sa­

di’nin Rigoletto Operası (1 9 9 3 ), Tev-

natçılarla başarılı etkinlikler gerçek­ leştirildi.

Penderecki ve M. Stachovvski’nin ço­

1958’de yasal olmayan bir ayrılma

cu k operası C esu r Ş ö v a ly e ( 1 9 9 3 ) ,

ile Devlet Opera ve Balesi adını alan

Kara Karayev’nin Yedi G ü zeller Balesi

fik Akbaş’ın Kutsal Sandık (1 9 9 3 ), K.


M ÜZİK • 1980'LERD E T Ü R K İY E 'D E K L A SİK BATI M Ü Z İĞ İ

933

tur. 1 9 9 2 yılında Eski H alkevi’nde gerçekleştirilen açılış gösterisinde G. Puccini’nin M adam e Butterfly opera­ sın ı sahnelem iştir. 5 Ekim 1 9 9 2 ’de yerleşik kadroya kavuşturulan Mer­ sin Devlet Opera ve Balesi’nin sahne­ lediği ilk eser, besteci Firengiz Alizade ve koreograf Youri Papko’nun Boş Beşik'i 3 Ocak 1993’te sahnelenmiştir. Mersin Devlet Opera ve Balesi daha sonraki yıllarda Arşın M al Alan (Ü. H a cıb ey o v ), H an ım O lan H izm etçi (G.B. Pergolesi), Bremen M ızıkacıları (B .J. B rev er), Üç B a le, B a h ç e s a r a y Ç eşm esi (B. Asafiev), La B ohem e (G. Puccini), S ihirbaz Oz (E. Thom as), O pera O pera D edikleri (M urat G ök­ su), Çardaş Prensesi (E. Kalman), Giselle (A. Adam) adlı eserleri sahnele­ İS T A N B U L K Ü L T Ü R S A N A T V A K F I ARŞİVİ

Güher ve Süher Pekinel uluslararası müzik çevrelerince de dünyanın en iyi piyano İki­ lilerinden biri olarak nitelendirildi. Yurtdışındaki çeşitli müzik festivallerine de davet edilen sanatçılara dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından yurtdışında Türkiye’y i en iyi temsil eden 10 kişiden biri olarak ödül verilmişti. ( 1 9 9 4 ) , A. B o ro d in ’in P ren s Ig o r

sahnelenmiştir.

miştir. İzm ir Devlet Opera ve Balesi: İz­ m ir’de ilk özgün opera etkin likleri Şehir Tiyatrosu’nun 1946 yılında ku­ rulm ası ile g erçek leştirilir. Ankara D evlet O pera ve B alesi’nin İzm ir’e düzenlediği turneler 1960 yılına ka­

(1 9 9 3 ) operası Çaykovski’nin Anna

Opera ve bale sanatının geniş halk

K arenina (1 9 9 3 ) balesi Ankara Dev­ let O pera ve B alesi’nin 1 9 8 7 -1 9 9 4

kitlelerine ulaştırılması ve uluslarara­

dar devam etmiştir. İzmir’de opera ve bale sanatının yaygınlık kazanmasın­

sı kültür iletişiminin sağlanması ama­

da önemli rol oynayan bu gösteriler

yılları arasında ilk kez sahnelediği yapıtlardır.

cıyla I. A spendos O pera ve M üzik

1970’li yıllarda Elhamra Sineması’nın

Festivali 1 9 9 4 ’de Antalya’da gerçek­

Kültür Bakanlığı tarafından kiralanıp

XIX. yüzyıl müzik, tiyatro ve dü­ şü n d ü n y a sın ı e tk ile y e n R ich ard

leştirilmiştir. Dünyaca ünlü opera sa­

onarılmasından sonra, farklı bir bo­

natçıları Jo se Carreras ve Monserrat

W agner’in L oh en g rin operası 1 9 9 4 yılında Türkiye’de ilk kez sahnelen­

C aballe’nin katıldığı etk in lik ler üç binden fazla sanatsever tarafından iz­

yut kazanmıştır. Ankara ve İstanbul Devlet Opera ve Balelerinin gerçek­

miştir. Ankara Devlet Opera ve Balesi ele­

lenmiştir. M ersin Devlet O pera ve Balesi:

m anları ve Ankara’da bulunan bazı

Türkiye’nin 4. Devlet Opera ve Balesi

rın atılmasında önemli rol oynamış­ tır. 1970 yılında, Necdet Aydın göze­

profesyonel müzisyenlerin katkısıyla

M ersin D evlet O pera ve B alesi 27 Ekim 1990’da kurulmuştur. Kuruluş

mamlanması ile İzmir Devlet Opera

yılından başlayarak etkinliklerini sür­

çalışmaları 1980’li yıllarda başlatılan

ve Balesi 27 Temmuz 1 9 8 2 yılında

dürmektedir. A n kara D ev let O pera ve B alesi

Mersin Devlet Opera ve Balesi 23 Ka­ sım 1 9 9 0 ’da Resm î G az ete'de yayın­

kuruldu. 21 Ekim 1982’de Ferit Tüzü n ’ün Ç eşm eb a şı v e Cari O rff’un

Türk bestecilerinin yapıtlarının CD

lanması ve Yaşar Engin’in Müdürlüğe

A kıllı K ız’ından uyarlanan M eddah

haline dönüştürülmesi ile ilgili proje­

adlı yapıtlarla perdelerini açan İzmir

leri uygulamaya 1994 yılından başla­

atanması ile yaşama geçirilmiştir. Sa­ natsal etkinlikleri başlatacak olan ilk

yarak uygulamaya koym uştur. Selman Ada’nın Ali B aba ve K ırk H ara­

kadro Ankara, İstanbul, İzmir Opera ve Baleleri’nden seçilen sanatçılar ve

m iler operası bu amaçla 1994 yılında

teknik elemanlardan oluşturulm uş­

oluşturulan Ankara Pop Grubu 1993

leştirdikleri etkinlikler İzm ir’de bir opera kurulması yolunda ilk adımla­

timinde başlayan, ön hazırlıkların ta­

D evlet O pera ve B alesi son on yıl içinde dağarına yeni yapıtlar kazan­ d ırm ıştır. B u n lar arasınd a G ian n i Schicchi (1 9 8 3 ), Hanım Olan Hizmetçi


934

M ÜZİK • 1980'LERD E T Ü R K İY E 'D E K LA SİK BATI M Ü ZİĞ İ

(1983), Şen Dul (1984) ve Türkiye’de ilk kez sahnelenen A. Lortzing’in Ç ar

operaları. Aydın Gün tarafından sah­ neye k on u lan bu op eraları R obert

ve D ülger (1 9 8 4 ) 1 9 8 2 -1 9 8 4 yılları

Wagner, Alan Abbott, Pino Tröst ve Ferit Tüzün yönetmiş, koro şefliğini

arasında sahnelenmiştir. 2 Mart 1985’te ilk kez sahnelenen La Traviata (1985) İzmir Devlet Ope­ ra ve Balesi’nin 1985-1994 yıllarında g erçek leştird iğ i önem li e tk in lik le r arasındadır. İstanbul Devlet Opera ve Balesi: İstanbul Devlet Opera ve Balesi, 19 Mart 1960 yılında kurulan İstanbul Belediyesi Şehir Operası’nın devamı­ dır. 14 Temmuz 1970 yılında yürür­ lüğe giren bir yasayla, opera ve bale topluluklarının, Devlet Tiyatrosu Ge­ nel Müdürlüğü’nden ayrılarak Devlet

çerçevesinde İstanbul’da ilk kez sah­ nelenen K öroğlu operası gibi T ü rk bestecilerinin yapıtlarını da sahnele­ miş tir.

ise İstanbul Opera korosunun çekir­ değini oluşturan ‘Şehir K orosu’nun

İstan b u l D evlet O pera ve B alesi onarımı tamamlanan Atatürk Kültür

kurucu su M uhiddin Sadak (1 9 0 0 1982) üstlenmiştir. Aynı süre içinde

M e rk e z i’n in 1 9 7 8 ’de g e rç e k le şe n

İstanbul Belediyesi Şehir Operası ko­

ikinci açılış gecesinde Aydın Gün’ün

reograflarından Rezzan Abidinoğlu

sahneye koyduğu, Pino Trost’un yö­ nettiği G. Bizet’nin Carm en operasını

ve T enasüp O n a t’ın y ö n e tim in d e oluşturulan bale grubunun çalışmala­

sahneler. K uruluşunun 10. yıldönüm ünde

rı “opera baleleri” ile sınırlı kalmıştır.

I.D .O .B., İstanbul’un müzik yaşamı

Bale çalışmalarının düzenlenmesi ve sü re k liliğ in in sa ğ la n a b ilm e si için

açısından önemli etkinlikler gerçek­

1969’da yurtdışından davet edilen tn-

kez sahnelenen bir Türk opereti ol­

leştirir. Bunlardan ilki İstanbul’da ilk

Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’ne bağlanması ile İstanbul Belediyesi Şe­ hir Operası, İstanbul Devlet Opera ve Balesi adını almıştır. İstanbul Devlet Opera ve Balesi ilk gösterilerini 12 Nisan 1969’da ‘Kül­ tür Sarayı’nm açılış kutlamaları için­ de gerçekleştirilm iştir. Kültür Saray ı’n ın açılış gecesind e, T ü rk iy e’de Devlet Balesi’nin kuruluşu ve geliş­ mesinde önemli rol oynayan İngiliz Kraliyet Balesi koreografı Dame Ninette de Valois’m sahneye koyduğu Ferit Tüzün’ün Ç eşınebaşı balesi ve İstanbul Belediyesi Şehir Operası’nm kurucularından Aydın Gün’ün sanat yönetmenliğini yaptığı Verdi’nin Alda operası sahnelenmiştir. Kültür Sara­

İS T A N B U L K Ü L T Ü R S A N A T V A K F I ARŞİV İ

tstanbul Devlet Opera ve Balesi, Mozart’ın “Saraydan Kız Kaçırm a” adlı operasını ilk kez 1973 yılında sahnelemişti. Eser sonraki yıllarda İstanbul Festivali’nin Topkapı Sarayı’nda her yıl sahnelediği vazgeçilmez etkinliklerinden biri haline geldi.

yı’nm 1970 yılında yanmasıyla bura­ daki etkinliklerine zorunlu olarak ara

giliz Kraliyet Balesi öğretmenlerinden

ması açısından önem taşıyan Cemal

veren İstanbul Devlet Opera ve Balesi

Alan C arter’m opera için e de bale okulu kurma amacı ile başlattığı atı­ lmalar Kültür Sarayı’nm yanmasından

Reşit Rey’in Deli Dolu operetidir. Ko­ nuk koreograf Todd Bolender tarafın­

1971-1978 yılları arasında geçen süre içinde gösterilerini Maksim Sahnesi ve Şan Tiyatrosu’nda sahnelemek zo­ runda kalmıştır. İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin kuruluşundan Kültür Sarayı’nm yan­ m asına kadar geçen dönem içinde sahnelediği operalardan bazıları şun­ lardır: Donizetti’nin Lucia di Lam m erm oor, Ferit Tüzün’ün M idas’ın K u lak­ ları, Verdi’nin O tello ve L a Traviata

dan sahnelenen ve metni Ekrem Re­

dolayı sanatçının ülkesine geri dön­ mesi ile sonuçsuz kalır.

şit Rey’e ait olan bu yapıt 1 9 8 0 ’de

İstan b u l D evlet O pera ve Balesi 1 9 7 1 ’den 1 9 7 8 ’e kadar geçen süre

lenmiştir. Bir başka sahnelenen yapıt

içinde Verdi’nin Rigoletto, Aida, Puccini’nin Madam e Butterjly gibi klasik

ya prömiyeri gerçekleştirilen IV. Mu­ rat op erasıd ır. Bu op erayı C üneyt

o p eraların yanınd a Ahmed Adnan Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu ve 1973’te İstanbul Festivali etkinlikleri

Gökçer sahneye koymuştur.

Atatürk Kültür M erkezi’nde sah ne­ da Okan Demiriş’in İstanbul’da dün­

B ir so n rak i sezonda p erd elerin i C.R.Rey’in Deli Dolu opereti ile açan


935

M ÜZİK • 1980'LERD E T Ü R K İY E 'D E K LA SİK BATI M Ü ZİĞ İ

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Mo­ z a rt’ın F ig a r o ’nun D üğünü, P u cci-

lerine Umberto Giordano’nun Andrea

( 1 9 6 0 - 1 9 6 3 ) , Aydın G ün ( 1 9 6 3 -

C henier operası ile katılır. Yekta Ka-

1 9 6 5 ) , Z ih n i T iry a k io ğ lu ( 1 9 6 6 -

ni’nin La Bohem e, G. Verdi’nin Attila

ra’nm sahneye koyduğu operayı ko­

1 9 6 7 ), F ik ir Ünal (1 9 6 8 -1 9 6 9 ), İs­

operası gibi evrensel opera sanatının

tanbul Devlet Opera ve Balesi M ü­

başyapıtları yanında Osmanlı tarihi­

nuk şefler Renato Palumbo ve Niksa Bareza yönetmişlerdir.

ni, İstanbul’u ve Türk’leri konu edi­

Aynı yıl için d e İsta n b u l D evlet

dürleri; Aydın Gün (1 9 6 9 -1 9 7 8 ), Selahattin Evcil (Vekaleten 3 ay), Mü-

nen yapıtlara da yer vermiştir. Bunla­ rın içinde konusu 1916 yılının İstan­

Opera ve Balesi Ç.E Gounod’nun F a ­ ust adlı operasını sahnelemeye başlar.

kerrem Berk (1 9 7 9 -1 9 8 0 ), Dr. Okan Dem iriş (1 9 7 9 -1 9 8 0 ), Mustafa İktu

b ul’unda geçen Leo F all’in İstanbul

Alman yazarı G oeth e’nin aynı adlı

(1 9 8 0 -1 9 8 2 ), Attila Manizade (1983-

Gülü adlı opereti ilk defa 2 8 O cak

dramından yararlanılarak Ju les Barbi­

19 8 4 ), Prof. Mükerrem Berk (1 9 8 4 -

1989’da Yekta Kara tarafından sahne­

er ve Michel Carré tarafından oluştu­

1 9 8 6 ) , Dr. O kan D em iriş (1 9 8 6 -

lenmiştir.

rulan opera 14 Kasım 1992’de İstan­

1987), Prof. Mesut İktu (1987-1992)

W.A. M ozart’ın S araydan K ız K açıım a adlı operası Avrupa’lı besteciler

bul’da ilk kez sahnelenir. I.D.O.B yö­

ve Yekta Kara (1992- ).

tarafından yazılan ‘Türk O peraları’

sahneye koyduğu bu operayı orkestra

içinde en ünlüsüdür. I.D.O.B.’nın ilk

şefi İvan Angelo yönetir.

n etm enlerind en G ü rçil Ç elik ta ş’m

İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası İstan b u l m üzik yaşam ının öncü

kez 1973 yılında İstanbul’da sahnele­

İstanbul’da ilk kez sahnelenen Leo

k u ru lu şlarınd an olan ve kuruluşu

diği Mozart’ın ‘singspiel’ (kom ik ope­

M inkus’un Don K işot adlı balesinin galası 13 Mart 1993’te yapılır. Kore-

b e s te c i C. R eşit Rey y ön etim in d e 1934 yıllarına dayanan İstanbul Bele­

ra) türünde yazdığı bu opera İstanbul Festivali çerçevesinde Topkapı Sara-

ografisini Minsk balesinin başkoreog-

diye Şehir Orkestrası, 1972’de Kültür

yı’nda sahnelenmeye başlamıştır. İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin

rafı Valentin Yelizeriev’in yaptığı ba­

B a k a n lığ ı’na b a ğ la n a ra k İsta n b u l

leyi, orkestra şefi Elşad Bagirov yö­

D evlet Senfoni O rkestrası adını al­

1 9 8 0-1992 yılları arasında oyun da­

netmiştir.

mıştır. 1 Ağustos 1972’de Devlet Ba­

ğarına kazandırdığı yapıtlar arasında çağdaş Türk bestecilerinin ulusal ve

İstanbul Devlet Opera ve Balesi 32 yıldan bu yana düzenli olarak gerçek­

kanı İsmail Arar ile Kültür Müsteşarı

evrensel nitelikli operaları göze çar­

rulan bu topluluğun ilk müdürü Mü­

par. Bu op eralar O kan D em iriş’in

leştirdiği opera, bale, operet ve çocuk m üzikallerinin yanı sıra 1992 yılın­

K aıyağdı Hatun (1985), Yusuf ile Zü-

dan başlayarak seyircisine kültürel ve

G otthold Efraim L essing’dir. Daha

leyha (1990) ve Büyük Opera türün­

sanatsal açıdan daha yoğun katkıda

sonra Anatol Fistoulari ve Mircea Ba-

de ilk Türk operası olarak kabul edi­ le n A. A d n an S a y g u n ’un K erem

bulunabilm ek amacıyla bir dizi yan

sarab’m genel müzik yönetmenliğini

etkinlik düzenlemeye başlamıştır. Başta Atatürk Kültür M erkezi ol­

yaptığı topluluğun Şef yardımcılığını

mak üzere Cemal Reşid Rey Konser Salonu, Kadıköy Haldun Taner Sah­

içinde Aaron Copland, I. Ionescu-Galati, T. Strugala, A. Schwinck, E. Ber-

şitli konser, sergi, video gösterileri ve

nesi ve Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlik­

gel, J. Perisson, C. Reşit Rey, H. Şim■şek, G. Aykal, R. Gökmen, D. Altuğ

paneller yanı sıra M ozart’ın S ih irli

ler içind e ‘Sanatçıya Saygı G ecele-

ve birçok ünlü şefler yönetiminde, L.

Flüt ve Don Giovanni operalarını sah­ nelemiş tir.

ri’nin ilki Türk operasının oluşumu­

Pavarotti, I. Oistrach, A. Navarra, 1.

na büyük katkıda bulunm uş Leyla

Biret, S. Kan, L. Gencer gibi dünyaca

(1 9 9 1 )

operasıdır. Ayrıca İstanbul

Devlet Opera ve Balesi tüm dünyada kutlanan 1991 Mozart Yılı etkinlikle­ rine özel bir programla katılmış, çe­

Mehmet Önder’in yardımlarıyla ku­ kerrem Berk, genel müzik yönetmeni

Demirhan Altuğ üstlendi. Kısa tarihi

Gencer için tarihinde Atatürk Kültür

ünlü solistlerle konserler verdi.

ti’nin kom ik operası Don Pasgale ile

Merkezi’nde yapılmıştır.

açan İstanbul Devlet Opera ve Balesi

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin ulusal-çağdaş doğrultuda gelişen bir

S olistleri, sanatçıları ve orkestra şefleri ile 105 kişiden oluşan İstanbul

1992 yılında perdelerini Donizet-

19 Aralık 1992’de evrensel opera sa­ natının başyapıtlarından biri olarak

kurum haline gelmesinde aşağıda ya­

Devlet Senfoni Orkestrası, Türk Sa­ nat ve kültürünün dışa tanıtımı için

kabul edilen R. Wagner’in Uçan Hol­

zılı olan kişilerin büyük rolü olmuş­

son yıllarda İspanya, İtalya, Yugoslav­

landalI operasını İstanbul’da ilk kez

tur. S a b a h a ttin K u dret A k sal, D aim

ya, Çekoslovakya, Avusturya ve Yu­ nanistan’a konser turneleri gerçekleş­

Bağcılar, İstanb u l B eled iyesi Şehir Operası M üdürleri; Basri Dedeoğlu

Schwink’in yönettiği ve Devlet sanat­

sahneler. İstan b u l D evlet O pera ve Balesi ‘1993 İstanbul Yılı’ kutlama etkinlik-

tird i.

1 9 9 0 ’da

şef

A le x a n d e r


M ÜZİK • 1980'LERD E T Ü R K İY E 'D E K L A SİK BATI M Ü Z İĞ İ

936

çısı Suna Kan’ın katıldığı Ispanya tur­

Tanç; Viyola K on çertosu (1 9 8 7 -8 8 ),

kinliklerini sürdürdü. Alnar’dan son­

nesini 1993’te aynı ülkede gerçekleş­ tirilen ve orkestranın sürekli solistle­

İlhan Usmanbaş; Arp ve Yaylı Ç algılar için K onser A ryası (1 9 9 0 -9 1 ), Haşan

ra A m erikalı şe f R obert L aw rence ( 1 9 5 8 ) , B runo Bogo ( 1 9 6 1 ) , O tto

rin d en G ü h er-Sü h er P ek in elT erin

Uçarsu; O rkestra Ç eşitlem eleri (1991-

M asserath (1 9 6 2 ) ve 1 9 6 3 ’te G ott-

konseri izledi. İDSO 1992 Nisan ayında ABD’nin

9 2 ), İpek Tongur; Prelüd (1 9 9 1 -9 2 ),

hald E phraim Lessing o rk estra n ın

gibi Türk bestecilerin yapıtlarına yer

şefliğini üstlendi. 1972’de Jean Perriso n , 1 9 7 4 ’te de Tad eusz Stru g ala

manlI Sultanlarının İhtişam ı Sergi­

verdi. C um hurbaşkanlığı Senfoni O r­

s i n i n a çılış k o n se rle rin i yapm ak

kestrası: Cumhurbaşkanlığı Senfoni

üzere ABD’ye davet edildi. 1993’te Al­

O rk estrası, 1 9 3 3 ’e kadar R iyaseti-

Uluslararası orkestra literatürünün önem li yapıtları ile, ço k sesli T ü rk

manya tu rnesi kapsam ında M ünih

cumhur Musiki Heyeti adı altında et­

müziğini yurt içinde tanıtmayı amaç

kentinde yapılan ve 32 Avrupa Ülkesi

kinliğini sürdürdü. Daha sonra Riya­

edinen CSO 1972-1980 yılları arasın­

Senfoni Orkestralarının konser verdi­

seticum hur Filarm oni Orkestrası ve

ği Europamusicale’de Türkiye’yi tem­

R iy aseticu m h u r A rm oni M u zıkası

sil etti. İDSO, son on yıl içindeki etkinlik­

olarak ikiye ayrıldı. Riyaseticumhur

da gerçekleştirdiği bine yakın yurtiçi turnelerle evrensel müziğin yaygın­ laştırılmasında öncülük etti. Bu yıl­

le rin d e C en g iz T a n ç; D o ğ a ç la m a (1 9 8 3 -8 4 ), Bülent Tarcan; S a k a ry a

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestra­

larda yurtdışı turnelerinde, dünyaca ünlü konser salonlarında, dış basında

sı adını aldıktan sonra, uzun yıllar

yankı uyandıran konserler verdi.

S e n fo n ik Ş iir i ( 1 9 8 6 - 8 7 ) , C en g iz

Haşan Ferit Alnar’m yönetiminde et-

Bilkent Üniversitesi M üzik ve Sahne Sanatları Fakültesi

la n a n "e ğ itim p ro g ra m la r ı" M illî

m ı" (1 99 3 ) "B ilk e n t U lu sla ra ra sı

Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Ku-

A n a d o lu Festivali" (1994) ve "B il­

rulu'nca kabul edilmiştir.

k en t A k a d e m ik K o n se rle r D iz isi"

Memphis kentinde düzenlenen “Os­

ERSİN ONAY

Orkestrası 1958’de çıkan bir kanunla

M ü z ik H a zırlık O k u lu , bu y ö n ­

CSO 1 9 8 0 -1 9 9 4 yılları arasında,

(1994), F a k ü lte 'n in aynı am aç ve

den O rta o k u l ve A n a d o lu Liseleri

kapsam da olu ştu rd u ğu diğer sanat

ile eşdeğer ku ru m lardan sayılm ak­

organizasyonları arasındadır.

tadır.

Fakülte sa n a t k u rulu şları ve e t k in lik le r i: F a k ü lt e e ğ it im in i 9 8 6 -1 9 8 7 A k a d e m ik Y ıl ı'n d a

CSO’nun birinci şefliğine getirildi.

Bilkent Uluslararası M ü zik Yaz O kulu

d este k le m e k , ü lk e m iz d e nitelikli

Fakültenin ilk uluslararası sanat o rga n iza syo n u olarak 1988 yılında

1

m üzik beğenisini geliştirm ek, top-

öğre tim e açılan M ü z ik ve Sa h ­

lu m u m u z u n s a n a t y a ş a m ın a ve

gerçekleştirdiği, ö z g ü n bir eğitim

ne Sa n a tla rı Fakültesi, m ü z ik ve

d ünya sanat ortam ına aktif bir b i­

ve u ygulam a programıdır.

sahne sanatlarında eğitim verm ek

çim de katılm ak amacıyla. Fakülte

Her yıl Tem m uz ayın da ge rçe k ­

üzere, ülkem izde fakülte d ü ze yin ­

bünyesinde kurulan sanat k u ru lu ş­

leştirilen "B ilke n t Uluslararası M ü ­

de kurulm uş ilk yükseköğretim ku-

la r ın ın en ö n e m lile r i, " B il k e n t

zik Y az O k u lu " n u n amacı; m üzik

rumudur.

U lu sla ra ra sı G e n çlik S e n fo n i O r ­

eğitim i veren k uru m ların sanatçı-

M ü z ik ve Tiyatro bölüm lerinden

kestrası" (1993), "B ilk e n t U luslara­

öğrenci ve ge nç m ezunlarına, g e ­

oluşan Fakülte'nin, tüm enstrüm an

rası A k a d e m ik O d a O r k e s t r a s ı"

nel öğretim ve u ygu la m a d ö n e m ­

sa n a t d alla rı ile K o ro -Ş a n -O p e ra

(1993), "B ilke n t Yaylı Çalgılar Top­

leri dışında y o ğ u n ve üst d üzeyde

sanat dallarında eğitim veren M ü ­

lu lu ğ u d u r (1993).

ek ö ğ re n im ve u yg u la m a alanları

zik Bölüm ü, aynı tarihte ku ru lm u ş­ tur. O rta o k u l ve lise d e vre le rin d e n

Bu kuruluşlar, "B ilk e n t A k a d e ­

rında uluslararası başarı kazanm ış

tında birleştirilmiştir (1993).

yo ru m c u la rın birikim lerin d e n, b i­

oluşan M ü z ik Hazırlık Okulu, M ü ­

"B ilk e n t Uluslararası M ü z ik Yaz

z ik ve S a h n e S a n a tla r ı F a k ü lte -

O k u lu " (1988), "B ilke n t U luslarara­

si'n in hazırlayıcı birimi olarak aynı

sı Tiyatro B u lu şm a sı" (1993), 4-12

tarihte kurulm uştur.

yaşları arasınd aki çocuklara y ö n e ­

M ü z ik Hazırlık O k u lu 'n d a u y g u ­

yaratm ak; genç sanatçıları, alan la­

m ik O rkestralar T o p lu lu ğ u " adı al­

lik "E rk e n M ü z ik Eğitim i P ro g ra ­

reysel k u rs ve ya o d a m üz iğ i, o r ­ kestra gibi toplu çalışmalar yoluyla yararland ırm ak; sanatçı gençlerin


937

M ÜZİK • 1980'LERD E T Ü R K İY E 'D E K LA SİK BATI M Ü ZİĞ İ

Ankara C um hurbaşkanlığı Senfoni

sinde Beethoven’in 9. Sen fon isi ses­

Hikmet Şim şek’in önderliğinde baş­

Orkestrası Konser Salonunda verdiği

lendirildi. 1993’te daha geniş boyut­

“olağan” ve “olağanüstü” konserlerde

larda düzenlenen ve 5 0 .0 0 0 kişinin

landı. 15 Eylül 1975’te İzmir Devlet Konservatuvarı Salonu’nda verilen ve

çok sesli müzik literatürünün önemli

izled iği konserd e ise Cari O rff’un

Hikmet Şimşek yönetiminde ve Suna

yapıtları yanı sıra çağdaş Türk beste­

C arm in a B u ran a adlı sahne kantatı

Kan’m solist olarak katıldığı ilk kon­

cilerinin yapıtlarını da seslendirdi. Bu

seslendirilmiştir. Radyo ve Televizyon kayıtları ya­

serle Türkiye’nin üçüncü büyük sen­

dönem de İspanya (1 9 8 5 ) , Polonya (1 9 8 6 ), SSCB (1 9 8 7 ), İtalya (1 9 8 8 ),

parak T ü rk iy e ’de m ü zik arşiv in in

Kıbrıs (1 9 9 0 ), Çekoslovakya ve Al­

oluşmasına katkıda bulunmayı amaç edinen CSO, ilk kez 1 9 9 4 ’de dijital

na katıldı. İlk çekirdek sanatçı kadrosu Cum­

manya (1 9 9 0 ), Almanya (1 9 9 1 ) ve Uzakdoğu (1 9 9 4 ) turneleri gerçek­

foni orkestrası olarak müzik yaşamı­

hurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve

kayıt sistemi ile Ulvi Cemal Erkin’in

İstan b u l D evlet Senfon i O rkestra-

1. Senfoni’s i, Çaykovski’nin 2. Senfo-

leştirdi. CSO 1992’de Konser salonlarının

ni’si ve L.V. Beethoven’in 3. ve 4. Pi­

sı’nın elemanları ile karşılanan IzDS, İzmir Devlet Konservatuvarı’nm öğ­

dar olan ak ların d an sıy rılıp , geniş

yano K onçertoları’nın diskini yaptı.

retim elemanlarının katılması ile ko­

halk kitlelerine çoksesli evrensel mü­

İzmir Devlet Senfoni Orkestrası

numunu güçlendirdi.

açık hava konserleri vermeye başladı.

İzm ir D evlet Senfon i O rk estrası

IzDS 1975 ve 1976’da, ilk konser­ lerinde, yabancı solist ve şefleri ko­

1992’de gerçekleştirilen ve 30.000 ki­

kuruluş çalışmalarına 1 9 7 3 ’te Güzel

nuk etti ve uluslararası ilişkilere yö­

şinin izlediği bu konserlerin birinci-

Sanatlar M üdürü M ehm et Ö zel ve

neldi. Kısa sürede “Özel Konser” se-

ziği tanıtma amacı ile “Hipodrom”da

mesleki yeteneklerinin bilgi ve de­

den 120 sanatçın ın yer a ld ığı Bil­

köp rü kurm ak. O rkestranın tem el

neyim lerinin geliştirilm esine katkı­

kent Uluslararası A k a d e m ik Se n fo ­ ni O rkestrası ü lkem izin ilk u lu sla ­

çalışma ilkeleri arasındadır.

da bulunm aktadır.

B ilk e n t U lu sla ra ra sı G en çlik S e n fo n i O rkestrası: Her yıl Yaz

rarası, akad em ik ve özel sanat t o p ­ luluğudur.

Bilkent Uluslararası A n a d o lu Festivali

O k u lu 'n a k atıla n ge n ç sanatçılar

Kısa za m an d a b ü yü k bir reper-

B ilk e n t U lu s la r a r a s ı A n a d o l u

arasından seçilen 120 üyeden oluş­

tu v a r k a z a n a n Bilken t A k a d e m ik

Festivali; Fakülte'nin 1988'den beri

t u r u la n , " B i l k e n t U lu s la r a r a s ı

Se n fo n i Orkestrası, k o n se rle rin d e

" B ilk e n t U lu sla ra ra sı M ü z ik Y a z

Gençlik Senfoni O rke strası" (BUG-

bir ya nda n tanınm ış şef ve solistle­

O k u l u " ç e r ç e v e s in d e , " B il k e n t

SO), 1988 yılından beri her yıl A n ­

re, ta n ın m ış eserlere öte y a n d a n

U lu sla ra ra sı G e n çlik S e n fo n i O r ­

kara, İstanbul ve İzmir başta olm ak

ge n ç ye te n e kle re ve e serlerin ilk

k e stra sı" (B U G SO ) etkinlikleriyle,

üzere 5 ilde, uluslararası festivaller,

sesle n d irilm e le rine yer ve rm e k te ­

y u r d u n ç e ş itli y ö r e le r in d e b ir

ö n e m li s a n a t m e r k e z le r i, ş e h ir parkları, stad, h ipo drom gibi geniş

dir.

"g e n ç lik şö le n i" ola ra k sü rd ü rd ü ­

"Ü n iv e rs ite K o n se rle ri D iz isi",

ğü, "U luslararası Tiyatro B u luşm a­

alanlar ile antik tiyatrolarda verdi­

"T ü rk Bestecileri H aftası", "U lu sla ­

sı" ile alanını genişlettiği, A k a d e ­

ği konserlerle, yüzbinleri aşkın bir

rarası A n a d o lu Festivali" gib i ö z ­

m ik O rkestralar ile b oyutland ırd ı-

dinleyici kitlesi kazanm ış, Radyo-

g ü n te m a la rd a k i k o n se r ve kayıt

ğı, uluslararası kabul gö re n sanat­

T V yayınları yoluyla daha geniş kit­

dizileriyle, sanat yaşam ım ıza geç-

sal o r g a n iz a s y o n la r ın ın ye n i bir

lelere ulaşmıştır.

m iş -g ü n -g e le c e k y ö n ü n d e n açı11-

aşamasıdır.

B ilk e n t U lu sla ra ra sı A k a d e ­ m ik Se n fo n i O rkestrası: Bilkent

kalıcı etkinlikler getirm ek; yurtiçinde tu rn e konserleri yoluyla, n ite ­

Festival, "B ilke n t A k a d e m ik Ork e s t r a la r ı" n ın k u r u lu ş a m a ç la rı

Uluslararası A k a d e m ik Senfoni O r­

likli m üzik b eğenisini yaygınlaştır­

d o ğru ltu su n d a tanınm ış sanatçılar­

kestrası: Bilkent Üniversitesi M ü z ik

mak; yu rtd ışınd a , ulu sla ra ra sı et­

d an ge n ç yeteneklere, ü n lü eser­

ve S a h n e Sa n a tla rı F a k ü lt e si'n in

k in lik le rd e b u lu n m a k , bu tü r e t­

lerden ilk seslendirm elere yer ve ­

ileri bir sanat projesi olarak Eylül

k in lik le ri d ü ze n le m e k , k u ru m ve

ren p ro g ra m la rıy la , h e r yıl M a r t

1993'te kuruldu.

ku ru luşlarla sanatçı d eğişim i y a p ­

a yın d a A n k a r a 'd a başlatılacak ve b u n u iz le y e n d ö rt a y d a A n a d o ­

Fakültenin aynı za m and a ö ğ re ­

mak; Fakülte e ğitim in e a ka d e m ik

tim üyeleri ve m e z u n iye t son rası

k a d ro la şm a d a k a y n a k sa ğ la m a k ,

lu 'n u n sanat etkinliklerine d o ym a ­

stajiyerleri olm a k üzere, 12 ü lk e ­

d iğ e r ü lk e le rle sa n a tsa l iletişim e

yan yörelerine taşınacaktır.


938

M ÜZİK • 1980'LER D E T Ü R K İY E 'D E K L A SİK BATI M Ü Z İĞ İ

rilerine başlayan İzDS, ilk etkinliğini

Orkestranın 15. yılının kutlandığı

döneminde, 1989, 1991 ve 1993 yıl­

“Beethoven K onseri” başlığı ile 19

1989-1990 konser mevsiminde, “Ata­ türk’ü Anma Konseri”, 20 Ekim 1989

larında düzenlenmiştir. Festival res­

İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ilk

gün ü y a şa m ın ı y itir e n G ü lte k in

san atın a siv il toplu m un a ğ ırlığ ın ı

yurtdışı turnesini 1 9 7 7 ’de, K ıbrıs’a yaptı.

Oransay’a ithaf konseri ve 22 Aralık

koymasını amaçlayan projeler sunar.

1989’da “İzmir’den Selanik’e Kardeş­

Alışılm ış türden “konser” anlayı­

U luslararası İstanbul Festivali’ne

lik Adımı” adı altında konserler dü­

şından farklı bir anlayışla gerçekleşti­

ilk kez 1979’da katılan IzDS, 1982’de

zenlendi. Aynı dönemde, IzDS Türki­ ye’de ilk defa İngilizce yazılan konser

rilen etkinliklerde, sanatında yenilik­

ikinci kez katıldığı 10. Uluslararası İstan b u l F e stiv a li’nde B ü len t Tar-

programlarını dünyanın önemli sanat

ve müzisyenlere olanak tanıma ama­

can’ın Piyano Konçertosu’nun dünya­

merkezlerine göndererek diğer kuru­

cıyla, her parçanın çalmışından önce

da ilk kez çalmışını gerçekleştirdi. Pi­

luşlara önderlik etmiştir.

ve sonra, her türlü yorumun özgürce

Ocak 1976’da gerçekleştirdi.

yanist Hülya Tarcan’ın katıldığı kon­ seri Hikmet Şimşek yönetti.

1 991-1994 yılları arasında 105 ki­

mi toplumun tekelinde kalan müzik

ler yapma cesaretini gösteren besteci

yapılabildiği konuşmalar yer alm ak­

şiye ulaşan sanatçı kadrosuyla başarı­

ta, b estecin in kendisi, d inleyiciler,

lı konserlerini sürdüren İzmir Devlet

müzisyenler, festivali düzenleyenler,

ne G enel M üzik D irektörü M ichel

Senfoni Orkestrası, 1 9 9 3 ’te İstanbul

yapıtlarla ilgili bireysel görüşlerini di­

Rochat yönetiminde girdi. Orkestra

Kültür ve Sanat Vakfı’nm işbirliği ile

le getirmektedirler.

müdürlüğünü Tuncay Olcay’ın üst­ lendiği bu sezonun önemli etkinlikle­

Carreras ve Caballé gibi iki önem li

İlk kez 1 9 9 1 ’de g e rçek le ştirilen

sanatçıya Aspendos A ntik Tiyatrosu’nda eşlik etmiştir.

festivalin İkincisi 26 Ekim - 7 Aralık

İzDS 1 9 8 3-1984 konser mevsimi­

ri “75. Doğum Yıldönümü Nedeniyle Necil Kazım Akses Konseri” (1 9 8 4 ), “Genç Solistler Konseri” (1 9 8 4 ), “Av­ rupa M üzik Yılı G ençlik K onseri”,

1993’te düzenlenmiştir.

Çukurova Devlet Senfoni O rkest­ rası: Çukurova D evlet Senfoni O r­ k estrası 5 O cak 1 9 9 2 ’de kuruldu .

C R R K on ser Salon u ’nun Müzik Festivali

1. Uluslararası Modern

(1984), “Sanat Yaşantısının 30. Yılın­

Genç bir kadroya sahip olan Çukuro­

da Hikmet Şimşek” (19 8 4 ) ve Ameri­

va Devlet Senfoni Orkestrası, haftalık

kalı piyanist Martin Berkofsky’nin pi­ yano resitalidir (1984).

olağan konserlerinde, evrensel çok ­

Müzik Festivallerinden sonra İstan­

sesli müzik sanatının önemli yapıtla­

bul’da gerçekleştirilm iştir. E tk in lik ­

A n k ara’da g e rç e k le ştirile n Yeni

IzDS 10. yılını 15-16 Mart tarihleri

rına yer verir. Alexander Schw inck,

lerde yirm inci yüzyılın yapıtlarının

arasında gerçekleştirilen “10. Kuru­

Carmina Carissi, Jean Bally gibi şefler

yanı sıra “İstan b u l’da yeni m ü zik ”

luş Yıldönümü Kutlama Konseri” ile

ve İdil Biret, Victor Pikayzen, Paula

adlı konser de düzenlenmiştir.

kutladı. Atatürk Kültür Merkezi’nde

Guillima gibi dünyaca ünlü solistlere eşlik eden orkestran ın repertuvarı,

Uluslararası İstanbul Festivali İstan­

moni Derneği’nin bir dizi konserleri izledi.

yabancı ve Türk bestecilerin yapıtla­

bul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından

rından oluşur. Evrensel çoksesli mü­

ilk kez 1973’te 15 Haziran - 15 Tem­

1985-1986 yılları arasında gençlik

ziğin tanıtılması ve yaygınlaştırılma­

muz tarihleri arasında gerçekleştiril­

k o n s e r le r in e ö n em v e re n İzD S , 1985’te “Dünya Gençlik Yılında Ha­

sını amaç edinen ve T ürkiye’nin 4.

di. Kuruluşundan 5 yıl sonra ve Av­

büyük senfoni orkestrası olan Çuku­

rupa Festivaller Birliği’ne (Associati­

tay Unesco Haftası” ve “Avrupa Mü­

rova Devlet Senfoni Orkestrası kuru­

on Européenne des Festivals) kabul

zik Yılı G ençlik K onseri” düzenle­

luşundan günümüze kadar çalışmala­ rını Orkestra Şefi ve Genel Sanat So­

edildi.

miştir. Bu yıllarda Michel Rochat ve Özcan Geker müdürlük yapmışlardır.

rumlusu Emin Güven Yaşlıçam yöne­

programlarında, çeşitli ulusların sa­

İzDS, 1988-1990 yıllan içinde geçen

timinde sürdürmektedir.

nat y a p ıtla rın a -m ü z ik (o rk e s tra

gerçekleştirilen konseri İzmir Filar­

sürede şu etkinlikleri gerçekleştirdi; “Duygu AykaP’m anısına ithaf edilen konser (198 8), “Mimar Sinan’ın 400. Anma Y ılı” konseri (1 9 8 8 ), “Bahar

Ankara-Büyükşehir Belediyesi’nin Uluslararası Yeni Müzik Festivalleri

U lu sla ra ra sı İsta n b u l F e stiv a li:

U lu sla ra ra s ı Is ta n b u l F e s tiv a li

konserleri, oda müziği, resitaller ve g elen ek sel m ü z ik ), k lasik bale ve çağdaş dans, opera, folklor, caz, pop, tiyatro, seminer, konferans ve plastik

Konseri” (1988), “1. Müzik Kongres i”nde Türk beşlerinin yapıtlarının

Ankara-Büyükşehir Belediyesi’nin

s a n a tla r- yer vererek, ulu slararası

Uluslararası Yeni Müzik Festivalleri,

kültür ve sanat iletişim ine katkıda

seslendirildiği konser.

Belediye Başkam M urat Karayalçm

bulunmayı amaç edinir. Etkinlikleri­


939

M ÜZİK • 1980'LERD E T Ü R K İY E 'D E K LA SİK BATI M Ü ZİĞ İ

ni Aya irini Müzesi, Topkapı Sarayı,

tivaller Birliği üyesi olarak düzenle­

Devlet Senfoni O rkestralarının ku­

R u m elih isarı, Süleym aniye K ü ltü r Merkezi gibi tarihi mekanları konser

nen ilk festivaldir.

rulmasına geliştirilmesine kaynak ol­

Uluslararası İzmir Festivali: Ulus­

muştur. 1956’da İzmir’de, 1970’de de

salonu olarak kullanan ve her yıl or­ talama 50 ayrı program gerçekleşti­

lararası İzmir Festivali ilk kez 1987

İstanbul’da kurulan Devlet Konservatu v a ıla rın ın çe k ird e k k a d ro la rın ı

ren festival, New York Filarmoni, Le­

yılında İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı tarafından düzenlenmiştir. Yur­

ningrad Filarm oni, The Royal Phil­

tiçi ve yurtdışmdan konuk sanatçıla­

oluşturdu. Türkiye’de Devlet Konservatuvar-

harm onic, The Royal Ballet, Gidon

rın katıldığı Uluslararası İzmir Festi-

ları 20 Temmuz 1982’de, Yükseköğ­

Kremer, Je an Pierre Rampal, Itzhak

vali’ni, sekiz yıl içinde 3 0 0 .0 0 0 kişi

retimde gerekli görülen köklü deği­

Perlman gibi dünyaca ünlü topluluk

izleme olanağını bulmuştur. Uluslararası İzmir Festivali kapsa­

şiklik sonucu, hazırlanan 2547 Sayılı Kanunla, Yükseköğretim kapsamına

Uluslararası Ankara Müzik Festi­

mında dünyaca ünlü sanatçı ve top­

alınarak Güzel Sanatlar Fakültesi’ne

vali: Türkiye’de çoksesli müziği ta­

luluklar antik mekanlarda konserler

bağlandı. Daha sonra 3 Aralık 1984’te

n ıtm ayı am aç ed inen U lu slararası

vermişler ve sanatseverlerle bütünleş­ me olanağı bulmuşlardır.

d oğ ru d an H a cettep e Ü n iv e rsite si Rektörlüğü’ne bağlı bir Fakülte ko­

ve sanatçıları konuk etmiştir.

Ankara Müzik Festivali Sevda-Cenap

numuna yükseltilerek Üniversite Senatosu’nda temsil hakkı verildi. G ünüm üzde

k o n se rv a tu v a rd a

K o m pozisyon ve O rk estra Ş efliğ i, Yaylı Çalgılar, Üfleme ve Vurma Çal­

mmmm t Ui

gılar, Piyano, Tiyatro, Opera ve Bale Anasanat Dallarının yanı sıra Müzikoloji Bölümleri bulunmaktadır. İki büyük orkestra, son sınıf öğrencileri ile araştırma görevlilerinden oluşan iki oda orkestrası, tiyatro ve bale top­ lulukları öğrenim kapsamında etkin­ likleri sürdürmektedir. M imar Sinan Ü n iversitesi İstan ­ bul D evlet Konservatuvarı: Mimar

İS T A N B U L K Ü L T Ü R S A N A T V A K F I ARŞİVİ

Türkiye’niıı senfonik müzik alanındaki en eski topluluğu olan Cumhurbaşkanlığı Sen­ foni Orkestrası Gürer Aykal yönetimindeki bir konser bitiminde. 80 sonrasının klasik miizik alanındaki önemli isimlerinden olan Prof. Gürer Aykal yıırtdışında da çok sayı­ da konser yönetti.

And Müzik Vakfı tarafından düzen­ lenmektedir. Özel ve kamu kuruluş­ larının desteği ile gerçekleştirilen fes­

Flacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı

Sinan Ü niversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı, 1 9 7 1 -1 9 7 2 öğretim yılında “İstanbul Devlet Konservatuvarı” adıyla kurulmuştur. 1973-1982 yılları arasında sırasıyla Kültür Ba­ kanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak Güzel Sanatlar Ge­ nel Müdürlüğü bünyesinde yer alan

1 9 3 4 ’te çıkan Devlet Konservatu-

kurum 1 9 8 2 ’de 2 5 4 7 sayılı Yüksek

tivallerde dinleyicilere yerli ve yaban­ cı sanatçılar davet edilmektedir.

v a rı Y a s a sı’n d an s o n ra 6 M ayıs

Ö ğretim K anunu ile M im ar Sinan

1936’da ilk sınavlar ile eğitime başla­

Üniversitesine bağlanmıştır.

ilk kez 1983 yılında Cumhurbaş­ kanlığı him ayesinde g e rçek leştiril­

mış olan Ankara Devlet Konservatuvarı, 20 Mayıs 1940’da çıkarılan 3829

loji bölümleri olmak üzere üç bölüm­

m iştir. U lu slararası Ankara M üzik Festivali, 1993 yılında, merkezi Ce­

sayılı yeni bir yasayla Müzik Kısmı ve Temsil Kısmı olarak ikiye ayrıldı. İlk

nevre’de bulunan Avrupa Festivaller Birliği’ne üye olmuştur. 1994 yılında

m ezunlarını 3 Temmuz 1 9 4 1 ’de ve­

M üzik bölüm ü; kom pozisyon ve

ren Ankara D evlet K onservatuvarı

orkestra şefliği piyano-arp-gilar, yay­

daha sonraki yıllarda Devlet Opera ve Baleleri’nin, Devlet Tiyatrolarının ve

lı, üflemeli, vurmalı çalgılar anasanat

gerçekleştirilen 11. Uluslararası An­ kara Müzik Festivali ise Avrupa Fes­

Müzik, Sahne Sanatları ve Müzikode yer alan anasanat ve anabilim dal­ ları şunlardır:

dalları, sahne sanatları bölümü; ope­


940

M ÜZİK • 1980'LER DE T Ü R K İY E 'D E K L A SİK BATI M Ü Z İĞ İ

ra, tiyatro, bale anasanat dalları, mü­ zikoloji bölümü; genel müzikoloji ve müzik tarihi, folklor ve etnomüzikoloji anabilim dallarından oluşur. Bu b ö lü m le rd e lis a n s e ğ itim i v eren M.S.Ü. Devlet Konservatuvarı’nda ay­ rıca, tam ve yarı zamanlı, ortaeğitim düzeyinde programlar da bulunmak­ tadır. Yüksek Lisans ve doktora öğre­ timleri ise M.S.Ü.’ne bağlı Fen bilim­ leri ve Sosyal Bilimler Enstitüleri ta­ rafından verilmektedir. Müzik ve sahne sanatları alanların­ da eğitim ve öğretim veren M .S.Ü. Devlet Konservatuvarı’nda, Fuat Turkay ( 1 9 7 0 - 1 9 7 2 ) , M u z a ffe r Uz (1 9 7 2 -1 9 7 3 ), Hamdi Bektaş (1 9 7 4 ), Ilhan Usmanbaş (1 9 7 4 -1 9 7 6 ), Ersin O nay ( 1 9 7 8 - 1 9 8 0 ) , Ö z er S ez g in ( 1 9 8 0 - 1 9 9 0 ) ve E rçiv a n Saydam (1 9 8 8 , 1990) müdürlük, Nuri lyiul yapmışlardır. Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet

İS T A N B U L K Ü L T Ü R S A N A T V A K F I ARŞİVİ

Bilkent Uluslararası Gençlik Senfoni Orkestrası. 120 kişiden oluşan orkestra 1988 y ı­ lında aynı üniversitenin Yaz Okulu uygulamasına geçmesiyle kuruldu. Özellikle 198889 ve 90 yıllarındaki Yaz Okulu etkinlikleri ilgi görmüş ve bu etkinliklere çeşitli ülke­ lerden 350 sanatçı-öğrenci katılmıştı.

ğı Bölüm ü’nde ise lise sonrası dört yıl eğitim verilmektedir.

y a n o , k e m a n , v iy o lo n s e l, flü t ve

eğitim-öğretim yılında açılmıştır. Pi­

Konservatuvarı: Türkiye’nin ikinci

Anadolu Üniversitesi Devlet Kon-

klarnet sanat dallarından oluşan m ü­

k o n serv atu v arı olan D okuz E ylü l

servatuvan: Türkiye’de üç kentin dı­

zik bölümünde orta ve lise düzeyin­

Üniversitesi Devlet Konservatuvarı,

şında Rektör Yılmaz Büyükerşen’in

de eğitim verilm ektedir. 1 9 9 3 -1 9 9 4

1954 yılında İzm ir’de açılan müzik

g irişim leri son u cu n d a kurulan ilk

yılında ilk m ezunlarını veren kon-

okulunun 1958 yılında konservatu-

konservatuvar olan Anadolu Üniver­

vara dönüştürülm esi ile kurulm uş­ tur. 1988 yılında 30. kuruluş yıldö­

sitesi Devlet Konservatuvarı, eğitim-

servatuvarda önlisans ve lisans eği­ timlerinin de verilmesi amaçlanmış­

nümü kutlanan Dokuz Eylül Üniver­

öğretim e 1 9 8 9 yılında başladı. O r­ kestra Enstrüm anları, Piyano B ölü­

tır. Özel yetenek sınavı ile alman öğ­ rencilerden oluşan Trakya Üniversi­ tesi Devlet Konservatuvarı Öğrenci

sitesi D evlet Konservatuvarı, 1 9 8 2 yılma kadar sırasıyla Milli Eğitim ve

mü ile Tiyatro Bölümlerinde yer alan anasanat dallarında lisans ve yüksek

O rkestrası ve Korosu düzenli k o n ­

K ü ltü r B akan lığ ı’na bağlı bir okul

lisans düzeyinde eğitim-öğretim ve­

serler gerçekleştirmektedir.

olarak hizmet verdikten sonra, 1982

rilmektedir. Bu eğitim program ları­ nın yanı sıra Orkestra Enstrümanları

yılında YÖK yasası ile yüksekokul olarak Dokuz Eylül Ü niversitesi’ne bağlanmıştır. Bu değişiklikle konser-

ve Piyano Bölüm ü’nde yarı zamanlı

Ç u k u ro v a Ü n iv e rs ite s i D evlet Konservatuvarı: Çukurova Üniversi­ tesi Devlet Konservatuvarı 1 9 8 6 ’da kurulmuştur. Adana Devlet Senfoni

vatuvarda 2 olan bölüm sayısı 1986

hazırlık ve orta devre düzeyinde de eğitim verilmektedir. “Yaylı Çalgılar

yılında 7’ye çıkarılmıştır; Piyano, Or­ kestra Ç algıları, O pera ve K onser

Oda Orkestrası” ve “Tiyatro Anado­ lu ” adlı profesyonel topluluklarının

dermek amacıyla kurulan konservatuvarda eğitime 1 989-90 öğrenim yı­

Ş a rk ıcılığ ı ve B ale, K om pozisyon, M üzikoloji ve Tiyatro Bölümü. Piya­

b u lu n d u ğ u A n ad olu Ü n iv e rsite si

lında, hazırlık devresi ile başlanmış,

D evlet K on serv atuv arı 1 9 9 3 -1 9 9 4

piyano ve yaylı çalgılar sanat dalları­

no, arp ve bale bölümü ile orkestra ç alg ılar b ölü m ü n ü n yaylı ça lg ıla r

yılları arasında müdürleri Zühtü Altan ve Naci Güçhan tarafından yöne­

na öğrenci alınmıştır. Lise düzeyinde verilen eğitimin yanı sıra, Fen Bilim­

anasanat dalma ilkokuldan sonra üç

tilmiştir.

aşam alı yeten ek sınavı ile öğrenci

Trakya Üniversitesi Devlet Kon-

alınarak toplam on yıl eğitim veril­

s e rv a tu v a r ı: T rakya Ü n iv e rs ite si

mektedir. Opera ve Konser Şarkıcılı­

D evlet K onserv atu v arı 1 9 9 1 -1 9 9 2

O rkestrası’nın eleman ihtiyacını gi­

leri Enstitüsü ile işbirliği içinde, pi­ yano ve şan sanat dallarında lisan ­ süstü programlarda da eğitime baş­ lanmıştır.


941

M ÜZİK • 1980'LERD E T Ü R K İY E 'D E K LA SİK BATI M Ü ZİĞ İ

İstanbul Üniversitesi Devlet Kon-

üstlenm iştir. Ova Sünder bu görevi

vizyon ve Genel Sanat Kuramı üzeri­

serv atu v arı: İstan b u l Ü n iv ersitesi

1989 yılından günümüze kadar sür­

ne verilen temel eğitimden sonra ya­

Devlet Konservatuvarı 1924’de kuru­

dürmektedir.

pılırdı. 1 9 7 7 ’de Prof. Dr. Gültekin Oran-

lan Belediye Konservatuvarı’nm de­ vamıdır. Türkiye’nin en eski müzik kuru­

Güzel Sanatlar Fakülteleri

say tarafından belirlenen ders prog­

Müzik Bilimleri Bölümleri

ramları, içerikleri ve işleyiş biçimi ile

mu o lan D a rü lb e d a y i’n in ( 1 9 1 4 -

Türkiye’de üniversite bünyesinde

Müzik Bilim leri Bölüm ü’nün temeli

1916) yerini alan Musiki Encümeni

kurulmuş “Güzel Sanatlar” alanında

atılmıştır.

ve Darülelhan (1 9 1 7 -1 9 2 3 ), kurulu­ şundan günümüze kadar geçen tarih­

ilk kurulan fakülte Ege Üniversitesi’ne bağlı Güzel Sanatlar Fakülte-

1982 yılma kadar bölüm başkanlı­ ğını yapan Prof. Dr. Gültekin Oran-

sel süreç içinde, değişik adlarla işlevi­

si’dir. 20 Temmuz 1982’de, 41 sayılı

say’m 1402 sayılı kanun uyarınca gö­

ni sürdürmüş ve 1924 yılında Beledi­

kanun hükmünde kararname ile Do­ kuz Eylül Üniversitesi’ne bağlandı, iç

revinden alınmasından sonra sırasıy­

ye Konservatuvarı adını almıştır.

la Ahmet Borcaklı, Dr. Edip Günay,

1986 yılında İstanbul Üniversite-

yapısı da 2809 sayılı kanun ile yapı­

Ûzdem ir Nutku ve Turgut Aldemir

si’ne bağlanarak Lisans, Yüksek L i­

lan düzenlem elerle değiştirildi. Bu

bölüm başkanlığına getirilmişlerdir.

sans ve Doktora düzeyinde eğitim ve­

d üzenlem eye göre eğ itim i, Ses ve

D okuz Eylül Ü n iv ersitesi Güzel

ren bir yükseköğretim kurumuna dö­ nüştürülen konservatuvar, bu tarih­

G österi Sanatları, Biçim sel Sanatlar

Sanatlar Fakültesi dışında Akdeniz

ve Çevre Tasarım ı Bölüm ü olm ak

Ü n iv ersitesi, A tatürk Ü niversitesi,

ten sonra İstanbul Üniversitesi Devlet

üzere örgütlenmiştir. 19 7 6 -7 7 öğre­

Erciyes Üniversitesi, Mersin Üniver­

Konservatuvarı adını almıştır.

tim yılında başlayan “Musiki Öğreti­

sitesi ve Süleyman Demirel Üniversitesi’nde bulunan Güzel Sanatlar Fa-

Müzik ve Sahne Sanatları alanla­ rında sanatçı yetiştiren bölümü İstan­

mi” Ses ve Gösteri Sanatları Bölümü­ nün bir parçası olarak başladı. Bu

bul Üniversitesi Devlet Konservatu-

plana göre uzm anlık dalları seçim i

varı’nda Müzik Bölümü, Sahne Sanat­

ilk yıl alman Tiyatro, Sinem a, Tele-

ları Bölüm ü ve M üzikoloji Bölümü olmak üzere üç bölümde öğretim ya­

k ü lteleri’nde henüz (1 9 9 6 ) eğitime başlanmamıştır. Eğitim Fakülteleri Müzik Eğitimi Bölümleri

pılmaktadır. Müzik Bölümü; Kompo­

Eğitim Fakülteleri Müzik Eğitimi

zisyon Anasanat Dalı, Yaylı Çalgılar Anasanat Dalı, Üfleme ve Vurma Çal­

Bölümleri, 1980’de Eğitim Enstitüle­ ri, eğitim-ögretim süresinin dört yıla

gılar Anasanat Dalı, Piyano Anasanat

çıkarılarak Yüksek Öğretmen Okulu

D allarında, Sahne Sanatları; Tiyatro Anasanat Dalı, Opera Anasanat Dalı,

olarak öğretimlerini sürdürmüşlerdir. M illi E ğ itim B a k a n lığ ı’na bağlı Yüksek Öğretim Kurumları’nın YÖK

Bale Anasanat Dallarında eğitim ve öğretim yapmaktadır.

çatısı altında toplanması sonucunda,

bulunduğu koşullar nedeniyle eğiti­

20 Temmuz 1982’den sonra, üniver­ sitelere bağlanarak 4 yıllık lisans öğ­

me yapılmamaktadır. Bu bölüm ler­

renimi veren Müzik Eğitimi Bölüm­

den Müzik Bölüm ü, Yüksek Lisans

leri olarak işlevlerini sürdürm ekte­

ve Doktora eğitimlerini İstanbul Üni­

dirler.

M üzikoloji Bölümü’nde ise içinde

Müzik Eğitimi Bölümleri’nde; Mü­

versitesi Fen Bilim leri E nstitüsü’ne b ağlı, Sahne San atları Bölüm ü ise

zik Kuramları Eğitim i, Ses Eğitim i, Çalgı Eğitimi olmak üzere üç Anasa­

Yüksek Lisans ve Doktora eğitimleri­

nat Dalı vardır.

ni Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne bağlı olarak yürütmektedir. Son on yıl içinde İstanbul Üniver­ sitesi Devlet Konservatuvan’mn mü­ dürlüğünü sırasıyla N idem Otyam ( 1 9 8 4 - 1 9 8 5 ) , M u am m er R u b a cı (1 9 8 6 ), Ergen Korkmaz (198 6 -1 9 8 9 )

İLETİŞİM ARŞİVİ

Ilhan Mimaroğlu elektronik müzik ala­ nında dünya çapında tanınan isimlerden. New York’ta yaşayan ve İstanbul’da da konserler veren sanatçı konserlerini “G e­ leneksel, klasik bir elektronik müzik konseri” cümlesiyle tanımlamıştı.

Eğitim Fakülteleri Müzik Eğitimi B ölü m lerin d e, Lisans Ö ğretim i ile b irlik te F en Bilim leri E n stitü sü ’ne bağlı olarak Lisansüstü-Y üksek Li­ sans ve D oktora-Ö ğretim i de yapıl­ maktadır.


M ÜZİK • 1980'LER D E T Ü R K İY E 'D E K LA SİK BATI M Ü Z İĞ İ

942

T ü rk iy e ’de öğrenim e devam e t­ mekte olan Eğitim Fakülteleri Müzik Eğitimi Bölümleri şunlardır: Gazi Üniversitesi Gazi Eğitimi Fa­ kültesi Müzik Eğitimi Bölümü (Ku­ ruluş: 1924, Ankara) Marmara Üniversitesi Atatürk Eği­ tim Fakültesi Müzik Eğitimi Bölümü

lararası İstanbul Festivali, 1973’te 15 Haziran - İŞ Temmuz arasında İstan­ bul’da gerçekleştirilmiştir. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın

benim senm esine ve geliştirilm esine, her türlü olanakları ile hizm et e t­ mektir. Bu amaca göre Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nm başlıca etkinlik­

en önem li etkin likleri, Uluslararası

leri şunlardır; Türk bestecilerin ya­

Caz Festivali, U luslararası İstanbul

pıtlarını tanıtma, plak bant ve CD ya­

Film Festivali, Uluslararası İstanbul

pım ı, vakıf yayınları ve CD arşivi,

Tiyatro Festivali’dir.

müzikte yetenekli öğrencilere karşı­ lıksız burslar, çeşitli yarışma ve ödül­

Uluslararası Caz Festivali, ilk defa

(Kuruluş: 1969, İstanbul) D oku z E ylü l Ü n iv ersite si Buca

1986’da, Uluslararası İstanbul Festi­

Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Bölü­

vali etkinlikleri çerçevesinde düzen­

mü (Kuruluş: 1973, İzmir) Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakül­

lenmiştir. Chick Corea, Keith Jarrett, Jo h n Mclaughlin gibi dünyaca ünlü

Uluslararası Ankara Müzik Festivali. Vakıf, bütün bu etkinliklerini kendi

tesi Müzik Eğitimi Bölümü (Kuruluş:

sanatçıları konuk eden festival, son

özkaynakları ile gerçekleştirm ekte,

1981, Bursa) Karadeniz Teknik Üniversitesi Fa­

yıllarda 1 00.000’i aşan geniş bir izle­

yalnız U lu slararası Ankara M üzik

yici kitlesinden gördüğü ilgi nedeniy­

Festivali için sponsor kuruluşlardan destek almaktadır.

si Müzik Eğitimi Bölümü (Kuruluş:

le Uluslararası İstanbul Festivali için­ de bağımsız bir kim lik kazanmıştır.

1989, Trabzon)

Bu nedenle 1994’ten sonra 1. Ulusla­

tih Üniversitesi Buca Eğitim Fakülte­

Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakül­

rarası Caz Festivali adıyla düzenlen­

ler, eğitici çalışmalar, yurtiçi ve yurt­ dışı konserler, bilimsel toplantılar ve

İzmir Sanat ve Kültür Sanat Vakfı İzmir Sanat ve Kültür Sanat Vakfı,

tesi Müzik Eğitimi Bölümü (Kuruluş:

mektedir.

1987, Konya) İnönü Üniversitesi Eğitim Fakülte­

İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’na

kurulmuştur. Kültür ve sanatın k o­

Bakanlar Kurulu tarafından 19 Ocak

runm ası ve kitlelere ulaştırılm asını amaç edinen İKSEV, 1 9 8 7 yılından

İKSEV, 5 Aralık 1985 yılında İzmir’de

1 9 8 3 ’te “uluslararası kuram larla iş­ birliği yapma” izni verildi; 25 Aralık

beri U luslararası İzm ir F estiv ali’ni

Süleym an D em irel Ü n iv ersitesi

1984’te yine Bakanlar Kurulu tarafın­

düzenlemektedir. İKSEV Uluslararası

Burdur Eğitim Fakültesi Müzik Eğiti­

dan kamu yararına çalışan kuruluşla­ ra verilen “vergi muafiyeti” tanındı.

tzm ir F e stiv a li’nin yanı sıra; arşiv

İsta n b u l K ü ltü r ve Sanat Vakfı,

yapmak, dinletiler, gösteriler, panel­

si Müzik Eğitimi Bölümü (Kuruluş: 1989, Malatya)

mi Bölümü (Kuruluş: 1993, Burdur) A bant İzzet Baysal Ü n iv ersitesi

k u rm ak , serg iler açm ak , y ay ın lar

Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Bölü­

Uluslararası İstanbul Festivali ve da­

ler, seminerler, sempozyumlar, kong­

mü (Kuruluş: 1994, Bolu) Atatürk Üniversitesi Eğitim Fakül­

ha sonra da İstanbul Bienali ile birlik­

reler düzenlem ek, özgün yapıtların oluşumuna olanak sağlayacak yarış­

tesi Müzik Eğitimi Bölümü (Kuruluş:

gösteri salonu ve sergi alanı olarak

1992, Erzurum)

kullanılm ası geleneğini başlattı. Bu

te tarihi m ekanların konser salonu,

malar düzenlemek, burs vermek vb. vakfın amaçları arasındadır.

Van 100. yıl Ü niversitesi Eğitim

mekanlardan Aya İrini Müzesi, Top-

İKSEV İzmir ve çevresinde ulusal

F a k ü lte s i M ü zik E ğ itim i B ölüm ü

kapı Sarayı-Rumelihisarı çeşitli etkin­

(Kuruluş: 1994, Van)

liklerin sahnelendiği m ekanlar ara­ sındadır.

ve uluslararası kültür ve sanat hare­ ketlerini oluşturmaktaki öncü görevi­

İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı

ni kuruluşundan günüm üze kadar

Sevda-Cenap And Müzik Vakfı:

sürdürm ektedir. Kuruluş biçim i ve

İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, Dr.

S e v d a -C e n a p And M ü z ik V a k fı,

yapısıyla özgün bir nitelik taşıyan İK­

Nejat E Eczacıbaşı’nm önderliğinde,

1950’li yılların Ankara’s ında evrensel

SEV, Uluslararası Festivaller Birliği’ne

on dört firma yöneticisinin de katılı­

üye olma hazırlıkları içindedir.

mıyla, 1973 yılında kuruldu. Vakfın

çoksesli müziğin tanınıp gelişmesi ve benim senm esine yönelik çalışm alar

kurucuları arasında Türkiye Turing

yapan Ses ve Tel Birliği’nin dağılma­

Otomobil Kurumu, Burla Makine ve Ticaret ve Yatırım A.Ş., E czacıbaşı

sından sonra, 1965’te kurulan Sevda-

Holding A.Ş., Osmanlı Bankası A.Ş.,

d ö n ü ştü rü lm esi ile k u ru lm u ştu r.

Fellah Aytaç, Afif Tektaş yer alır.

Vakfın temel am acı, ülkem izde ev­ rensel çoksesli müziğin tanıtılmasına,

Vakfın ilk kültürel etkinliği, Ulus­

Cenap And Tesisi’nin 1 9 7 3 ’te vakfa


1980'den günüm üze Türkiye'de p op m üzik METİN

SOLMAZ

C O Z A T e re gelindiğinde pop müV /zikte Eurovision yarışmaları haricinde piyasayı canlı tutacak hiçbir şey kalmamıştı. Öncelikle plak yerini tamamen kasete bırakmıştı. Kaset ma­ liyeti 4 5 ’lik plak maliyetinin kat kat

lar o kötü kayıtlarla 6 0 ’lık kasetlerin iki yüzünü de bu şarkıyla doldurup, tuhaf yöntemlerle hazırladıkları kor­ san kaseti yok satıyorlardı. Bu yarış­ m alar N eco, M odern F o lk Üçlüsü, Çetin Alp gibi isimleri tekrar günde­

üzerinde olduğu için kaset çıkarmak

me getirirken “5 Yıl Önce 10 Yıl Son­

zorlaşmıştı. Ayrıca bütün müzik dük­ kanları “Bant kayıt stüdyosu” olmuş­ tu. Türkiye’de sektörün merkezi olan

ra” ve “Klips ve Onlar” gibi birkaç ta­

Unkapanı korsan cennetine dönüş­ müştü. Durum böyleyken devrin ün­

şarkı(cı)lar üretmek dışında bir etkisi

lülerine kaset yapmak zorlaşmıştı, ye­

‘8 0 ’ler konser açısından da verim­ sizdi. Hemen hemen hiç pop müzik

ni isim çıkması ise imkânsız gibi gö­ rünüyordu. Sadece bütün Türkiye’de toplumsal bir vaka haline gelen Euro­

ne de grup yarattı. Ancak bu Eurovision’larm Türk popuna birkaç aylık olmadı.

kon seri d üzenlen(e)m iyord u. Ara­ besk ‘70’lere göre biraz dönüşmüş ol­

vision yarışması bunun için bir fırsat­ tı. Çünkü önce Türkiye’de, sonra da

sa da hâlâ halkın gözdesiydi. TRT ise

Avrupa’da kimin birinci olacağı konu­ su T ürkiye kam uoyunu uzun süre

Alp, Erol Evgin, 5 Yıl Önce 10 Yıl

oyalıyordu.

v e riy o r, a n ca k bu isim le r sü rek li

1980 yılında Eurosivison’u Petrol şarkısıyla kazanan Ajda Pekkan zaten

TRT’ye çıkm alarına karşın kasetleri korsan piyasasında bile fazla ilgi gör­

arabeske yasak koyduğu için Çetin Sonra, Neco gibi birçok isme ağırlık

ünlüydü, ancak hiçbir şarkısı Petrol

müyordu. Ancak Barış Manço, Sezen

kadar beğenilmemişti. Öyle ki henüz

Aksu, Ajda Pekkan gibi birkaç gerçek

şarkının kaydı yayınlanmadan televiz­

stardan söz edilebilirdi.

yondan mikrofonla kaydeden plakçı­

İşin ilginci bu kadar umutsuz bir

İLETİŞİM ARŞİVİ

Almanya’da üç grubun birleşmesinden oluşan Cartel, ağırlıkla ikinci kuşaktan üyele­ riyle, “sert" sesi ve “rap”ey ak ın ritmiyle 1995 yazının hit grubu oldu. Cartel’in ırkçı mı y oksa ırk ayrımı karşıtı mı olduğu uzun süre tartışıldı. Ancak, sağlanan yüksek sa­ tış rakamlarına karşın, Cartel’in açtığı yola pek fa z la “giriş” yapılmadı.


M ÜZİK • 19 8 0 'D E N G Ü N Ü M Ü Z E T Ü R K İY E 'D E POP M Ü Z İK

944

İLETİŞİM AKŞİV I

Sezen Aksu, tartışmasız, 80'li yılların en parlak pop yıldızıydı. 90'larda, araların­ da “Aksu’nun çocukları”nın da bulunduğu genç yıldızların dönemi başlarken, o, sta­ tüsünü korumayı başaranlardan biliydi.

zamanlar merkezi Ankara’da bulunan

Türk popuna yaklaşma girişimleri ol­

Ada Plak ve İstanbul’da Unkapanı dı­

du. Arabesk, piyanist şantör tabir edi­

şında icraatta bulunan Piccatura, bu

len ama piyano çalmakla ilgisi olma­

gruplara önayak olan şirketler oldu.

yan insanlarca tek bir klavyeden icra­

1983 tarihli A kdeniz A kdeniz isimli al­ bümüyle ve sonrakilerle Yeni Türkü

ya başlandı ve adına taverna müziği

bu gruplar içerisinde adından en çok söz ettiren grup oldu. Bahadır Suda,

ğen çekti. Özbeğen haricindekiler ha­ fif müziğe yaklaşamasalar da piyasayı

Eftal Küçük, Tolga Çandar ve Erkan Oban’dan kurulu Çağdaş Türkü, B ek­

Yıldırım Gürses, Türk sanat müziği­

le Beni ve D elikanlıya isimli iki albüm

nin popüler olamamasından, teksesli­

kaydetti ve özellik le B e k le Beni ile epey adından söz ettirdi. Ancak ne

liğinden ve “çağa ayak uyduramama­ sından” yakınarak yeni bir tür yarat­

yazık ki grup ikinci albümünden son­

maya teşebbüs etti. Ancak düzenle­

ra dağıldı. Bu “yeni akım” içerisinde batı mü­

mede ya da bestede herhangi bir yeni­

ziğine daha yakın olan iki tanesi de

aletlerinin yanma batı enstrümanları­

Bulutsuzluk Özlemi ve Mozaik’tir. Bu­

nı yerleştirm ekle yetindi. Bol TRT

lu tsu zlu k Ö zlem i rock form larında ama Tü rkçe müziğiyle Bulutsuzluk

desteğiyle bu tür bir süre tutuldu.

Özlemi isimli ilk albümüyle pek far-

dendi. Bu furyanın başını Ferdi Özbe-

uzun süre beslediler. Diğer yandan

liğe gitm eksizin geleneksel m üzik

Türk popunun yükselişi

kedilmedi ama ardından yaptığı Uçtu

‘8 0 ’lerin ortalarında yasal düzenle­

tabloya karşın Türk popunun en iyi

Uçtu’dan itibaren Türkiye’de popüler

eserlerinin de bu yıllarda çıkmasıdır.

müziğin önemli bir yerine oturdu.

melerle kasetlere bandrol zorunlulu­ ğunun (Vak T he R ock ilk bandrollü

Ö rneğin 1 9 8 0 ’lerin hem en başında

Kalabalık bir ekibe sahip olan Mo­ zaik ise dönemin “deneysel” müziği­

kaset, 1986) gelmesiyle müzik yapım­ cıları cesaretlendiler ve gittikçe artan

yayınlanan ve Ergüder Yoldaş bestele­ rinden oluşan Nur Yoldaş’m Sultcınıyegah’ı hem iyi satacak hem de Türk

ne en iyi örnek olacaktır. Küçük kon­

popunun yüz aklarından birisi ola­

serlerle işe başlayan grup, ilk albümü Ö lüm den Ö nce B ir H ay at V ardır’da

caktı. Aynı şekilde ‘8 0 ’lerin iyi satan

dünya folkundan seçme şarkılârı orji-

bir başka “iyi”si de Mazhar Fuat Öz­

nal dillerinde söyledi. Ancak tama­

kan’ın Ele Güne K arşı’siydi. Yaklaşık

m en M o zaik ’e ait ilk k aset A rdın-

olarak 15 yıldır birarada olan grup

darida ve sonraki Ç ook A lam etler Be-

1984 yılında Ele Güne Karşı şarkısı ve

lirdi’d e ilginç bir müzik çerçevesi var­

albümüyle tam anlamıyla “patlamış­

dı. Caz, rock, folk hatta klasik müzi­

tı”. Bu albümün ardından yaptığı Peki Peki Anladıkla da aynı başarıyı sürdü­

ğin tuhaf ama kulağa batmayan bir

ren grubun hızı Vak The Rock’la biraz

lerde. “Eski’Terden Fikret Kızılok, Timur

kesildi. 1987’de yaptıkları No Problem beklenen ilgiyi görmeyince bir sus­ kunluk dönemine giren grup 1990’da

harm anı söz konusuydu bu albüm ­

Selçuk ve Bülent Ortaçgil de (özellik­ le Kızılok-Zaman Zaman, Selçuk-Dün-

G eldiler albümüyle döndü ve hâlâ ba­

deıı Bugüne ve Ortaçgil-Benimle Oynar

şarılı. ‘8 0 ’lerde “yeni” birşeylerin çıkması

M ısın’la) dönemin önemli isim lerin­ dendi. ‘8 0 ’lerin ortalarına doğru bir

bu kadar zorken Türk popunun “yeni

yandan Türk popçularında arabesk ve

ak ım ”ı olarak adlandırabileceğim iz birçok grup çıktı. Bu grupların bir ço­

Türk sanat müziği şarkıları söyleme

ğu doğallıkla sektörün merkezi ola­

besk ve Türk sanat müziğinden o za­ man Türk hafif müziği tabir edilen

rak anılan Unkapam’ndan çıkmadı. O

modası yayılırken bir yandan da ara­

İLETİŞİM ARŞİVİ

Ozan Orhoıı, genç popçular döneminin ilk şöhretlerindendi. Ancak popülaritesini uzun döneme yayamadı ve istediği satış rakamlarına ulaşamadı.


945

M ÜZİK • 1980’D EN G Ü N Ü M Ü Z E T Ü R K İY E 'D E POP M Ü Z İK

bir hızla pop albüm ler kaset haline

eş-dost arasından çıkmış olsa da var­

getirilmeye başlandı. 1990 yılına ka­

dı. Aşkın Nur Yengi, Sezen Aksu’nun

dar yeni isme rastlamak zordu. ‘80’le-

vokalistiydi ve kasetin prodüktörü de

rin ikinci yarısının en fazla ses getiren

Aksu’ydu. Zülfü Livaneli’nin kızı Ay­

iki albümü Sezen Aksu’nun Sezen A k­

lin ise müziğinin babasıyla herhangi

su Söylüyor ve Nilüfer’in Geceler’iydi.

bir alakası olmasa da Livaneli destek­

Pop müzikte ‘8 0 ’lerin ikinci yarı­

liydi. Bu arada Aylin 125.000’de kalır­

sında bir canlanma olmuştu, ancak ne

ken babası aynı yıl Gökyüzü Herkesin-

olduysa 1990 yılında oldu. Bu yıl içe­

dir’i 4 00.000 satacaktı. Bu eş-dost işi sonrad an da b ü tü n hızıyla devam

risinde ardarda yayınlanan Türk popu kasetlerinin ulaştığı yüksek satış ra­

edecek, Sezen Aksu; Harun Kolçak,

kamlarının yanı sıra konserler de baş­

Sertab Erener ve Levent Yüksel’i, Ni­

lamıştı. Özellikle Rumelihisan’nda ve

lüfer; Asya’yı, Hakan Peker; Burak

Gülhane Parkı’nda bir yıl içerisinde

Kut’u, Mazhar Fuat Özkan’ın Özkan’ı

düzenlenen konser sayısı geçen on yı­

Ahmet’i, Fuat’ı ise GMG adlı grubu

lın toplamını geride bırakmıştı. 1990 yılı içerisinde çıkan Nilüfer-

ünleııdirecekti. 1991 yılında Kayahan-Yemin Ettim

Sen Mühimsin ve Aşkın Nur Yengi’nin Sevgiliye albüm leri milyon duvarım

v e Sezen A ksu -G ü iiim se k a s e tle ri “milyonlarca” satınca müzik yapımcı­

geçti. Ayrıca yine aynı yıl yayınlanan Mazhar Fuat Ö zkan-G eldiler, Zerrin

ları barlarda, konservatuvarlarda, so­

Özer -İşte Ben, Hakan Peker-Camdan

ve yakışıklı delikanlılar aramaya baş­

lar, aşırı hızla çekilen video klipleri

C am a, Ajda Pekkan-Ajdcı 1990, Aylin-

ladılar. Gülümse’niıı açılış şarkısı Hadi

D on’t Go, pop kasetler içerisinde iyi

B akalım büyük kentlerin varoşların­

buldukları boşluklara serpiştirdiler. Bütün Avrupa’da tek bir MTV varken

satanlar arasındaydı. Bu çıkışın içerisinde yeni isimler,

dan pahalı diskolara kadar her yerde dinleniyordu. İlk defa bir Türk pop

Türkiye’de iki tane 24 saat müzik ya­ yını yapan TV kanalı açıldı.

şarkısı dans müziği olarak diskolara kadar girmişti. Kayahan’ın durumu

Bu arada piyasayı beslem ek için Türk popu üzerinde zaten 30 yıla ya­

ise daha ilginçti. O yıllardır, tarzını

kın bir zamandır hakimiyet kurmuş

hiç değiştir(e)m em işti, ancak kader

O nno Tunç, Garo Mafyan ve Aysel

onun ancak 1991 yılında yüzüne gül­

Gürel gibi isimlerden başka hazır pek

m üştü. A slında N ilü fe r’in G e c e le r

kimse yoktu. Sonradan m otorsiklet

(1 9 8 7 ) ve Sen M ühim sin (1 9 9 0 ) al­ bümlerinin mimarı oydu, ancak hiç­

kazasında ölen Uzay Heparı ve İsken­

bir zaman kendi sesiyle süperstar ola­

genç isim vardı.

i l e t i ş im a r ş iv i

Mazhar-Fuat-Özhan üçlüsü, yılların eme­ ğine ancak 80’lerin başında karşılık buldu ve 90'lardaki pop müzik dönemi, biraz da MFÖ’nün değerinin anlaşılmasına yaradı.

ILETİŞIM AR Ş İV İ

Yeşim Salkım ve Serdar Ortaç. Serdar Or­ taç, gerek ulaştığı satış rakamları, gerek­ se medyada “Serdar Ortaç’ı sevenler-nejret edenler” gruplaşmasını yaratmasıyla ıızun süre gündemde kaldı.

kakta şarkı söyleyebilen güzel kızlar

der Paydaş gibi ancak b irk aç tane

mamıştı. Önceki birkaç yılda yayınla­

Bu yıllarda Türk popunun bu ka­

dığı albümleri Benim Şarkılarım ve Si­

dar ilgi görmesinin en önemli sebep­

yah Işıklar, içerilerinde başkalarından

lerinden birisi de Türkiye’de sektö­

ünlü olmuş birçok hit şarkıyı barın­ dırmalarına rağmen fazla iş yapama­

rün imaj konusunda epey yol katet-

m ıştı. A ncak “çağdaş” görünüm lü,

dacılar bir çeşit “image maker” ola­

arabeskini gitarla yapan ve sürekli

rak çalışm aktadır. Popçuların im ajı

sevgiden bahseden Kayahan, Yemin

ne giyeceğinden nasıl davranacağına

Ettim’le gerçek bir olay haline geldi. Üstelik Yemin Ettim’deki şarkıların ço­

kadar önceden belirlenm eye başla­ mıştır. Küçük Emrah tek bir kasetle

ğunun 10 yıllık bir geçmişi vardı.

müziğinde belirgin bir değişiklik yap­ mamasına karşın bütün im ajını de­

Bu arada medyada da Aktüel dergisi Tarkan’ı, Mustafa Sandalı ve Mirkelam’ı kapak yaptı. Çoğalan özel kanal-

miş olmasıdır. Artık Türkiye’de m o­

ğiştirdi. “Ağlayan” Emrah gitmiş, ye­ rine popçu Emrah gelmişti. Onu Öz-


946

M ÜZİK • 1 9 8 0 'D E N G Ü N Ü M Ü Z E T Ü R K İY E 'D E POP M Ü Z İK

can Deniz, Mahsun Kırmızıgül gibi birkaç örnek izledi. ‘90Tı yıllarda Yonca Evcimik, Mus­ tafa Sandal, Burak Kut, Kenan Doğu­ lu, Yıldız Tilbe gibi birçok “olay” star çıktı ama bu yılların asıl olayı Tar­ kan’dı. kısa boyluluğu dışında sektör açısından herhangi bir eksiği olmayan Tarkan, hem duygusal hem hızlı şar­ kılarıyla hem de Türkçe sözlü yabancı bestelerle, danslarıyla hatta bakışla­ rıyla büyük iş yaptı. Medya yaptığı herşeyle ilgilendi. Aylarca göklere çı­ karıp, dönem dönem yerin dibine ge­ çirdiler sonra tekrar göklere çıkardı­ lar. Am a hep on d an söz e ltile r . ABD’ye gidip uzun süre gelmeyince bile bu ilgi azalmadı, kısa süre için Türkiye’ye geldiğinde yine manşetler­ deydi. ‘9 0 ’larda atlanmadan geçileme­ yecek bir başka olay da “Vitamin”dir. Mizahi pop’ta ilk ciddi çalışma olarak adlandırılabilecek Vitamin, 1991 yı­ lında çıkışıyla birlikte hem yüksek sa­ tış rakamlarına ulaştı, hem de arka­ sından bir çılgınlık halinde benzerleri türedi. Aspirin, Protein vs. isimlere

I L tT IŞ IM ARŞİVİ

“Pop müzik patlam ası” olarak adlandırılan olgu, sosyolojik bir bakışla, bir değil bir­ çok toplumsal eğilimin üzerinde yükseliyordu ve döneme damga vuracak starların bu eğilimlere uygun bir “kola j”ı yansıtmaları gerekiyordu. Müziği kadar özel hayatıyla da E lif Dağdeviren’le yaşadığı ilişkiyle de gündeme gelen Tarkan, bu “kolaj”ın en çar­ pıcı örneğiydi belki.

ve Kibariye gibi isimler. Çabuk üretilen ve tüketilen Türk

1987’de Türkiye’ye Turgut Özal tara­

sahip onlarca kaset yayınlandı ve ço­ ğu da sattı.

popunun son vukuatı ise Mirkelam.

s o lc u la r

Son birkaç yılda yeni seslerin bir

Mirkelam, daha kaseti çıkmadan, tek

9 5 ’lerde popa devam etse de hidayete erdiğini açıkladı.

fından getirildiğinde konserlerinde ta ra fın d a n

y u h a la n d ı,

kısmının kendi şarkılarını besteleme­

bir şarkıyla T ürkiye’nin gündemini

leri ve İskender Paydaş gibi genç ve

oluşturdu. Hummalı bir şekilde bek­

1980’lerde politik olarak adlandırı­

verimli aranjörlerin çıkmasıyla birlik­

lenen kaseti yine beklendiği şekilde

lacak pop Haşan Hüseyin Demirel’in

te Onno Tunç, Garo Mafyan ve Aysel

çıkar çıkmaz yüzbinlerce sattı.

A hm et Kaya’yla A ğ la m a B e b e ğ im ’i kaydetmesiyle başlar. Kaset yavaş ya­

Gürel üçlüsünün etkisi eskisi kadar kalmasa da aynı hamurdan gelen bes­ teci ve aranjörler piyasaya hakim du­

Politik pop, Türk popunun politikası

vaş satarken 1985’de ani bir çılgınlık olarak politik pop gündeme gelir. Ah­

rumda. Ancak bu isimlerden bağım­ sız olarak ünlenenler de oldu. Örne­

12 Eylül 1980’le birlikte Türkiye’de

met Kaya Müziğinin arabeskten yaylı

p o litik pop yap an is im le r in ç o k

ğin Serdar O rtaç uzun süre D J’lik

önemli bir bölümü yurtdışında ya da

çalgıları azaltmak ve davul, bas gitar gibi batı enstrümanlarını çoğaltmak­

yaptıktan ve şarkılarını kimseye be­

hapisteydi. ’8 0 ’lerin başında politik müzik adına dinlenenler ise el altında

tan başka bir farklılığı yoktur, asıl

ğendirem edikten sonra yaptığı Aşk İçin kasetiyle aşırı ünlendi ve milyon­

gezen Zülfü Livaneli ve Cem Karaca

okuyuşuyla ve tok, ciddi, feryat eden

larca sattı.

fark söyleyiştedir. Uzun a’ları kısa

gibi “eskilerin” kasetleriydi. Ancak bu

bozuk diksiyonuyla bu türün farkım

Türk popunda bu canlılık sürerken

isim le rin n ered ey se ö n e m lic e b ir

belirlemiştir. Bu planlı programlı bir

arabesk herhangi bir şekilde gerileme­

kısm ının ‘8 0 ’den sonra solla alakası

bozukluktur, çünkü Kaya konuşur­

di. Hatta satış rakamları karşılaştırıl­

ken gayet normaldir.

dığında Türkiye’nin hala en çok sa­

kalmadı. Zülfü Livaneli son başarılı albümü (politikadan uzak olsa da)

tanları İbrahim Tatlıses, Ahmet Kaya

Ada'yı 1984’de yayınladı. Cem Karaca

larca benzeri türer ve yeni bir tarz

Kaya’nm bu çıkışının ardından on­


947

M ÜZİK • 19 8 0 'D E N G Ü N Ü M Ü Z E T Ü R K İY E 'D E POP M Ü Z İK

olarak adı da konur: Özgün Müzik.

da özgün müziğin diksiyonu dışında

daha farklı. Onların müziklerinin de

‘8 5 -’88 yılları arasında altın yıllarını yaşayan özgün müzikte Ferhat Tunç,

bir özelliği olmadığı için icracıları po­

A hm et Kaya m üziğinden farkı yok

litik bir imaja sahip olmasalar da olu­

ama diksiyonları daha bozuk. Bu bo­

Arif Kemal ve Emre Saltık en tutulan­ larıdır ve hepsinin prodüktörü Haşan

yor. Buna en güzel örnek Fatih Kısaparmak. ‘9 0 ’ların başında Türkiye ça­

zukluk sayesinde özgün müzikle ül­

H ü sey in

D e m ire l,

pında ünlenen Kısaparm ak, sürekli

sanıyor. Zaten üzerinde Islami med­

1989’da ve ‘91’de kendisi de iki kaset yaptıysa da başarılı olamaz.

“Ben hümanistim” demesinin dışında herhangi bir politik icraatı olmaması­

yada tartışması sürüyor olsa da yeni bir isim bulm uş dürüm dalar: Yeşil

Ahmet Kaya A ğlam a Bebeğim’den

na karşın hep bu müzik içinde değer­

pop. Radyolarda ve kaset olarak epey

lendirildi.

ilgi gören yeşil popun starları da satış rakamları da ülkücülerden çok daha

D e m ire l’dir.

sonra yaptığı Ş afak Türküsü, Yorgun D emokrat, Adı Bahtiyar gibi birçok al­

Ahmet Kaya müziğinin kolay sat­

bümle hep gündemde kaldı ve bugün

masından dolayı sağ kesim de aynı

de en çok satanlar arasındaydı.

tarzda kendi m üzisyenlerini üretti. ‘9 0 ’lara kadar sağcıların Aşık Reyhani

90'ların ortalarında politik pop (ki­

kücü özgün müzik’ten hemen ayrım­

fazla. Asla para için değil, Allah için müzik yaptıklarını her fırsatta söyle­ yen yeşil popçuların starları ise Ömer

milerine göre hâlâ özgün müzik) da­ ha çok gruplar tarafından yapılmakta.

ya da Hilmi Şahballı gibi birkaç kü­

Karaoğlu, Taner Yünoğlu, Erdoğan

çük örneğin dışında h içb ir zam an

Alem, Aykut Kuşkaya ve Ender Do­

Yorum, Kızılırmak, Baran ve Umuda

kendi popüler müzikleri olmamasına

ğan gibi birçok isimden oluşuyor. Ye­

Ezgi gibi gruplar ilgi görüyor. Özellik­

karşın sağda p o litik pop, ciddi bir

şil popun da bir Haşan Hüseyin De-

le Yorum ve Kızılırmak hem müzikle­

sektör haline geldi.

riyle hem de politik çizgileriyle diğer­

Ülkücü politik pop’ta müziği Ah­

mirel’i ise Ruhi Koca. Günümüz Türk popunda bir poli­

lerinden daha tutarlı oldukları için

met Kaya müziğinden ayırmaya ola­

tika olduğundan bahsetm ek saflık

kült bir dinleyici kitlesine sahipler. Bulutsuzluk Özlemi ve Yaşar Kurt gi­

nak yok. Starları Ozan Arif, Haşan Sa­ ğındık ve Arif Nazım yüz binin üze­

olur. A ncak m illiyetçilik modasına

bi birkaç örnek de rock yapan politik popçular. Ahmet Kaya müziğinin ya

rinde satış rakamlarına ulaşıyor.

politikaları olduğu söylenebilir elbet­

Islami pop’un durumu ise çok az

tam uyum göstermeleri sebebiyle bir te. Boynunda ay-yıldızlı kolye bulun­ mayan popçuya rastlanmazken kon­ serlerin ortasında “Türkiye” diye te­ zahürat yaptırm ak rutin hale geldi. Mustafa Sandal, en büyük hayalinin dev Türk bayraklarının arasında Anıt­ k a b ir’de k on ser verm ek olduğunu söyleyip her fırsatta Türklüğüyle övü­ nüp “bölücüleri” lanetledi. Ufuk ve Ercan Ne Mutlu Türküm Diyene isimli şarkı yazacak kadar ileri götürdü işi. Tarkan bir yandan N ükleer Karşıtı Platformu desteklemek için düzenle­ nen rock festivalini sponse etti, bir yandan boynundaki kocaman ay-yıldızlı kolyeyle pozlar verdi. Türk popunun milliyetçilik dışında bir başka ayıbı da cinsiyetçiliğidir. “Kız hepsi senin m i”, “Ye ben i” gibi şar­ kı sözleri milyonlar tarafından çılgın­

i l e t i ş im a r ş iv i

Rafet El Roman, sürpriz çıkışıyla birdenbire “starlar” listesine giriverdi. Roman’ın par­ lamasında, hızlı ritmli şarkılara bile yansıyan romantizmi kadar, küplerinin pazara uygun motifler içennesi de rol oynadı. Rafet El Roman da, Türkiye-Ahnanya-Türkiye hattının müzisyenlerinden biriydi.

ca sevildi. Üstelik bu milyonların çok büyük bir kısmını kadınlar oluşturdu. Medya ise bu cinsiyetçiliği tartışacağı­ na müzikte hep olan ve olması gere­ ken argoyu tartıştı.


Arabesk: Ulusal popüler m uzık kulturu ■ ■

■ ■

FEZA

U

|

mm ■ M

mm

mu

TANSUĞ

lusal popüler m üzik k ü ltü rü ,

risi, özellikle Hafız Burhan Sesyılmaz

1 9 6 0 ’lı yıllarda, Türkiye’de mü­

tarafından okunan Aşkın Gözyaşları,

zik üretim inin m erkezi olan İstan ­

bu dönemde en popüler şarkılardan

bul’da ortaya çıktı. Müzik endüstrisi­

biri oldu. Ayrıca, Saadettin Kaynak

nin ve kaset teknolojisinin gelişme­

Mısır filmleri için şarkılar besteledi.

siyle Türkiye’nin her bölgesine yayıl­ dı. Türk folk ve sanat müziklerinden

d ilin d ek i M ısır film m ü z ik lerin in

yararlanarak Türkiye’de kent popü­ ler kültür ürünü olarak kısa zaman­

1948 yılında Mısır filmleri ve Arapça T ü rk iy e’de yasaklanm ası, bunların Türkiye’de çevirisi ve taklidine daya­

da en çok dinlenilen müzik türleri

nan bir endüstri yarattı. Bununla bir­

arasına girdi. Anadolu’dan İstanbul’a iç göçün yarattığı toplumsal çalkan­

likte, yasaklamalarla bir yere varılamadığı gibi Türk müziği, Hint film

tılarla anlam buldu. Gelişim ini sür­

müziklerinden ve Arap müziğindeki

dürerek Türk popüler müziğini ulu­ sal kimliğine kavuşturdu.

en yeni gelişmelerden bile etkilendi.

Arabesk müzisyenlerinin genellik­

Buna örnek olarak, Lübnanlı şarkıcı F e rit U la tra şe ’nin m ü z ik lerin d ek i

le benimsemedikleri bir sözcük olan

güçlü dans ritim leri, solo sesin ön

‘arabesk’ 1960’ta Suat Saym’ın şarkı­

plana yerleşm esi ve çok sayıda ke­

ları için ortaya atıldı. Arap etkisinde

m anın orkestralarda çalınm ası gibi etkenler bugün Arabesk denilen kent

olan müzikler için kullanılmaya baş­ larken günüm üzün popüler m üzik

popüler m üziğinin genel biçem sel

gelenekleri arasına girerek gelişti.

öğeleri halinde ortaya çıktı. Böylece,

Arabesk’in ortaya çıkışı, Cumhuri­ yetin başlangıç yıllarından itibaren

arabeskin yalnızca temsil ettikleri ile

kültürel ve toplum sal gelişm elerle

kültürel yapıt” olarak Tü rk kültü r

açıklanabilir. 1920 ve 3 0 ’lu yıllardan itibaren M ısır radyosunun yaydığı müzik Türkiye’de geniş kitlelerce be­

yaşamında ‘tehlike’ oluşturduğu dü­

d eğ il, aynı zam anda “y a b a n cı b ir

şünüldü. E litism b u lu tların a uçan batı müzisyenleri, müzik eleştirmen­

nim sen di. M ısırlı san atçı M uham -

leri ve diğer seçk in ciler tarafından

med Abdulvahab’ın şarkılarının çevi­

arabesk, hem T ü rk ve orta doğulu müzikal öğeleri barındırdığı, hem de popüler kültü r ürünü olduğu için uzun süre hor görüldü ve yok sayıl­ dı. Başlangıçta Arap müziğine benzetildiği için, Cumhuriyet döneminde Arap kültürüne olan tepkilere bir ye­ nisi daha eklenerek aşağılandı. Yıllar boyunca sımflararası bir tartışma ko­ nusu olarak gündemde kaldı. Bunun sonucu olarak, devlet sansürü ara­ b esk i resm i m edya k a n a lla rın d a n dışladı. 19901ı yıllarda özel radyo ve televizyon kanalların yaygınlaşmaya başlam asıyla arabesk de kendisine

İLETIŞIM AR Ş İV İ

80’leıin arabesk yıldızı Küçük Emrah, 90’larda pop yıldızı Emrah olmayı denedi. Ancak aynı “kitlesel’’ başarıya ulaşamadı.

e le k tro n ik medyada k a lıc ı b ir yer buldu. Arabesk’in önde gelen isim lerin­ den biri olan Orhan Gencebay, beste­ ci, düzenlemeci ve icracı olarak Türk


949

M ÜZİK • A R A B E SK : U LU SA L PO PÜLER M Ü Z İK KÜLTÜRÜ

İLETİŞİM ARŞİVİ

il e t i ş im a r ş iv i

Mahsun Kırmızıgül, arabeskin 90’lann ilk yarısında çıkardığı az sayıdaki yıldız arasmdandı. Kınnızıgül -“Kardeşlik Türkü­ sü", “İnsan H aklan ” gibi- toplumsal mesaj vermeye çalışan par­ çalarıyla da ilgi çekti.

Büyük satış rakam lan, “hit” parçalar, servet, mafya ilişkileri, TV dizileri, “magazinel” özel hayat, hatta kan ve gözyaşı... İb­ rahim Tatlıses, dönemin hiç gündemden düşmeyen ve sürekli medyada boy gösteren isimlerinden biriydi.

folk ve sanat müziklerinden yararla­

türlere ayrılm ıştır. Bunlar arasında

kan, Sezen Aksu, Kayahan). 1 9 9 0 ’h

nıp sinkretik bir tür olarak arabeskin

folk arabesk (İbrahim Tatlıses, Em ­

gelişmesinde önemli bir rol oynamış­

rah, Ceylan); taverna arabesk (Ferdi

yıllarda bunlara, aynı zamanda yeşil pop olarak b ilin e n tslam i arabesk

tır. 1 9 6 8 ’de ilk yayım ladığı 4 5 ’liği 4 5 ,0 0 0 , ikinci diski ise 6 0 0 ,0 0 0 adet

Û zbeğen, Ü m it Besen, C oşkun Sa­

(E m irh an E rtü rk , Ö m er Karaoglu,

bah); sanat müziği ağırlıklı arabesk

Taner Yüncüoğlu) ve ülkücü arabesk

(Bülent Ersoy, Ebru Gündeş, Hüner C o şk u n er); devrim ci veya sol ara­

de katıldı.

miyle 1970’li yıllarda yaygınlaşması­ nı sürdüren bu tür en geniş kitlelerce

besk (Ahmet Kaya) sayılabilir. Klasik

beğenilip dinlenm eye başlanm ıştır.

arabesk ve oryantal arabesk gibi tür­

Arabesk, başlangıcından günümüze

lere de yer veren arab esk m üziği,

ği çalgıları kullanıldı. Bunlara özel­ likle keman olmak üzere yaylı çalgı­

değin b içim sel ve b içem sel b irço k

öteki popüler müzik geleneklerinden

lar, vurmalılar, elektrosaz, elektrogi-

d eğişikliklerd en geçerek çeşitli alt

sanatçıları da etkilemiştir (Ajda Pek-

tar gibi birçok çalgı ilave edildi. Ara­

satmıştır. Kaset teknolojisinin gelişi­

Arabesk müziğinde ses ve saz ön plana çıkarken her türlü Türk müzi­


950

M ÜZİK • A R A B E SK : U LU SA L PO PÜLER M Ü Z İK KÜLTÜRÜ

li yıllardan başlıyarak hız kazanmış, 1 9 9 0 ’lı yıllarda yerli ve yabancı ya­ zarların emik ve etik yaklaşımlarıyla dört kitap ortaya çıkm ıştır. Bunlar arasında Martin Stokes’un alan araş­ tırm alarını değerlendirdiği A rab esk Tartışması, ve Meral Özbek’in arabes­ ki popüler kültür ve m odernleşm e bağlamında irdelediği yayını, bu ko­ nuda m ü z ik o lo jik ve a n tro p o lo jik çalışmalara örnek niteliktedir. KAYNAKÇA Ertan Ertan, Niçin Arabesk Değil, İstanbul, 1984. Nazife Güngör, Sosyokültürel A çıdan A ra­ besk Müzik, İstanbul, 1990. İLE TİŞ İM ARŞİV İ

Orhan Gencehay, 80’lerden 90’lara uzanan süreçte “arabeskin babası" Unvanım koru­ du, arabeskin tartışıldığı panel masalarında aydınlarla birlikte oturdu, kaset satışlarını bir çizginin üzerinde tuttu ama “hit” parça çıkaramadı. 90’larm ortalarında, dönemin ruhuna ve eğilimlerine uygun arayışlara giren Gencebay, umduğu karşılığı bulamadı. b e sk ’in m elo d ik ve ritm ik y ap ısı, T ü rk fo lk ve sanat m ü ziklerind en o lu ş tu rd u ğ u s in k r e t ik örg ü d ü r. 1 9 9 0 ’h yıllarda, uluslararası müzik

öne sürüldüyse de 9 0 ’lı yılların orta­ larından itibaren bu sav çürüm eye başladı. Çünkü arabesk, gelişim dö­ neminde öteki birçok popüler müzik

endüstrisi tarafından dünya popüler

türünü oldukça etkilemişti. Bu etki­

m ü zik g e le n e k le rin in T ü rk iy e ’ye

leşim azınlık m üziklerinde bile gö­

M eral Özbek, Pop üler K ültür ve O rhan Gencebay Arabeski, İstanbul, 1991. Martin Stokes, '"A la tu rka Fantasies': D e­ ceit, The Voice and the Arabesk Stage in T u rkey", N e w Fo rm a tio ns 27 (Kış 1995-1996). Martin Stokes, Ethnicity, Identity a nd M u ­ sic: The Musical Construction o f Place, Oxford, 1994. Martin Stokes, "Turkish Arabesk and The City: Urban Popular Culture as Spatial Practice", Islam Globalization a nd Postmodernity içinde, s. 21-37, 1994.

transplantasyonu ile Arabesk başka­

rülmeye başlandı. Arabeskin önemli

laşım göstererek, gelişimini hem böl­

te m s ilc ile ri arasın d a başta O rhan

gesel hem de uluslararası biçim ve

Gencebay olmak üzere, İbrahim Tat-

Martin Stokes, "Local Arabesk, the Hatay and the Turkish Syrian Border", Border Approaches: Anthropological Perspectives on Frontiers içinde, s. 3151, 1994.

biçemlerle sürdürmektedir. Arabesk, 1980’li yıllarda film mü­

lıses, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses sayılabilir. Bütün arabesk sanatçı­

Martin Stokes, The Arabesk Debate: M usic a n d M usicians in M odern Turkey, O x­ ford, 1992.

ziklerinin de etkisiyle doruğa ulaştı.

larının müzikleri, her türlü baskı ve

Bu dönem de öteki b irço k popüler

yasaklamalara rağmen, 2 0 0 0 ’li yıllara

müzik türlerini de etkiledi. Arabes­ kin yaygınlaşm asın ı önlem ek için

doğru en çok üretilen, yayılan ve tü­ ketilen bir ulusal popüler müzik tü­

M artin Stokes,"T he M e d ia and Reform: The Saz and Elektrosaz in Urban Tur­ kish Folk Music", British Journal of Ethnomusicology, 1/1, 1992.

devlet 8 0 ’li yılların sonuna doğru bir

rü olarak varlığını sürdürmektedir.

d iz i ö n le m alm aya b a şla d ı. A rabesk’in kaderci ve acılı yanma karşı­

rın pek ilgi göstermediği ve savsakla­

lık ‘acısız arabesk’ üretilmeye çalışıl­ dı. Bu da başarısızlıkla sonuçlanınca, özel elektronik medyanın da yardı­ mıyla yalnızca batı tekniğiyle yazılan popüler müziklere destek verilmeye başland ı. Aynı zam anda arabeskin

Başlangıç yıllarında m üzikologla­ dığı arab esk ü zerin e araştırm alar, sosyologların tek boyutlu çalışmaları ile sınırlı kalmış ve hakkında yüzler­ ce makale yayım lanm ıştır. Yalnızca köyden kente göç olgusuyla irdelenmeye çalışılan bu tür hakkında mü­

gerilediği ve arabesk kabul edilmi-

zikal değişim konusu işlenmemiştir.

yen popüler müziğin ‘patladığı’ savı

Arabesk üzerine araştırmalar seksen­

M artin Stokes,"Islam , The Turkish State and A ra b e s k ", P o p u la r M usic, 11/2, 1992. M a rtin Stokes, "M u sic, Fate and State: Turkey's Arabesk Debate", Middle East Report, 160, (Eylül-Ekim 1989). Feza Tansuğ, "A rabesk Ü zerine",Bilim ve Sanat Dergisi, 22/1, 1980. Necmi Yaşar ve Halil Atılgan, Neden A ra­ besk, Adana, 1993.


Nüfus 1980 sonrasında Türkiye nüfusu DOÇ. DR. KA Y IH A N ÖZOĞUZ

i®3 A ile, Ç alışm a H ayatı, Çocuk, Eğitim , Etn ik Yapı, G e lir D a ğ ılı­ mı, G en çlik, Çalışm a H ayatı, K ad ın , K entleşm e, Kırsal Yapı


1980 sonrasında Türkiye nüfusu K A Y IH A N

ürkiye Nüfusu, 1980 yılım izle­

T

yen onyılda da artışını sürdür­ müştür. 1980’de 4 4 .7 5 7 bin kişi olan ülke nüfusu 1 9 8 5 ’de 5 0 .6 6 4 b in e, 1 9 9 0 ’da ise, 5 6 .4 7 3 bine ulaşmıştır. 1994’te bu sayının 61.183 bin olduğu tahm in ediliyor. 1 9 8 0 ’lerin başında binde 20.65 olan yıllık ortalama nü­ fus artış hızı 1980-1985 arasında bin­ de 2 4 .2 8 ,1 9 8 5 - 9 0 a rasın d a b in d e 21.71 mertebesindedir. 8 0 ’li yılların

ÖZOĞUZ

Araştırmasına göre, 1980’lerin sonun­ da binde 2 7 .6 9 ’a inmiştir. Önceleri, ö rn e ğ in 1 9 5 0 ’lerd e b in d e 1 6 .8 , 1960’larda 14.3, 1970’lerde 10.8 olan kaba ölüm hızı da 1980’lerin sonunda binde 7.79’a düşmüş olmakla birlikte, bu gerilem e doğum hızm dakinden daha az önemli olduğundan, nüfusun genel gelişme hızı yine de önem ini korumaktadır. 1980-90 arasındaki or­ talama binde 23.15’lik yıllık nüfus ar­

ortalama yıllık nüfus artış hızı binde

tış hızı, geçmiş dönemlere -örneğin

2 2 .9 5 ’tir. Böylece, T ürkiye nüfusu,

bu hızın binde 27-2 8 ’lere tırmandığı 1950’lere göre gerilemiş olmakla bir­ likte- hâlâ önemli bir düzeydedir.

1 9 9 0 ’da 1 9 2 7 ’ye oranla 4 katını aş­ mış, nüfus artışının önem kazandığı 1 9 5 0 ’ye oranla ise, 3 katm a yaklaş­ mıştır. Nitekim, 1927’de 18, 1950’de 27 kişi/km2’ olan nüfus yoğunluğu da

1990’da ulaşılan 56.5 milyonlu nü­ fusta en önemli payı büyük kentler almaktadır. 7.309 bin kişi ile İstanbul,

73 kişi/km2 ulaşmış bulunmaktadır. Bu gelişme Avrupa, hattâ Dünya öl­

3 .2 3 7 bin kişi ile Ankara, 2.695 bin

çeğinde hâlâ çok önemli bir düzeyde o lm a k la b ir lik t e , T ü r k iy e ’nin

1.663 bin kişi ile Bursa, ülkenin en büyük ilk beş kentini oluşturmakta

1950’lerden bu yana, özellikle 19501960 arasında yaşadığı hızlı nüfus ar­ tış sürecinin giderek durakladığı söy­

ve bu beş ilin nüfusu ülke toplam nü­

kişi ile İzmir, 1.935 bin kişi ile Adana,

fusunun % 2 9 .8 ’ini oluşturmaktadır. Yıllık ortalama nüfus artış hızı da bu

lenebilir. Nitekim, 1 9 5 0 ’lerde binde 45 , 1 9 6 0 ’larda binde 4 0 , 1 9 7 0 ’lerde

illerde sırası ile binde 4 4 .7 8 , binde

ise binde 3 6 , dolayında olan Kaba Doğum Oranı, 1989 Türkiye Nüfus

binde 38.26 ile -Ankara dışında- ülke ortalamasının üzerinde bulunmakta,

2 1 .2 8 , binde 3 0 .1 4 , binde 2 2 .8 6 ve

F O T O Ğ R A F : M A N U E L Ç IT A K

Güneydoğu’dayaşanan askerlerin deyimiyle "düşük yoğunluklu savaş” büyük şehirlere hayli ağır bir göç yükü de getirdi. İstanbul dışında özellikle İzmir, Adana, İçel gibi şehir­ ler yoğun bir Kürt göçüne ve reaksiyöner/milliyetçi akımların serpilmesine sahne oldu.


953

NÜFUS • 1980 S O N R A S IN D A T Ü RKİY E NÜ FU SU

TA B L O

İktisadi Faaliyet Dalları Tarım -hayvancılık-balıkçılık M a d e n cilik ve taş ocakçılığı İm alat sanayii Elektrik, g a z ve su İnşaat sanayii Ticaret U laştırm a-haberleşm e M a li kurum lar Toplum hizm etleri ve kişisel hizm etler İyi tan ım la nm a m ış faaliyetler

TOPLAM:

oranla cinsiyet yapısında bir değişik­ lik olmadığını görmekteyiz. 1980’de

1

Faal Nüfus

% Dağılıı

% 50.7 ve % 49.3 oranı olan erkek ve

12.547.796 130.823 2.781.711 80.324 1.184.242 1.854.306 775.427 541.742 3.344.033 141.483 23.381.893

63.7 0.6 11.9 0.3 5.1 7.9 3.3 2.3 14.3 0.6 100-

kadın nüfus ile 103 olan ve 100 kadı­ na düşen erkek sayısını ifade eden “cinsiyet oranı” 10 yılda değişmemiş­ tir. Bu olgu da doğurganlığın bu süre­ de belli bir ölçüde gerilediğini kanıt­ lamaktadır. Zira, doğumda cinsiyet oranı erkekler lehine yüksek oldu­ ğundan yüksek doğurganlığın ege­ men olduğu toplumlarda erkek oranı­ nın da artması beklenir. Tersi bir du­

hatta İstanbul’da bu ortalamanın iki

ması da doğum ların azaltılm ası yö­

rum, ancak doğurganlığın gerilemesi

katını aşmaktadır.

nündeki bu yeni eğilimin fiilen ger­ çekleşmesini sağlamaktadır.

ile olanaklıdır. Yaş yapısı açısından ise, Türkiye

nusunda 1950’lerden bu yana göster­

Kuşkusuz, bu hızlı kentleşm enin

diği gelişmenin 1980’lerde de sürdü­ ğünün bir göstergesidir.

etkisi yalnızca nüfus artış hızı üzerin­ de değildir. Ekonomik, sosyal ve kül­

“genç nüfus” olma özelliğini sürdür­ mektedir. 1990 verilerine göre ülkede

Nitekim 1980’de 19.645 bin kişi ile ülke nüfusunun % 4 3 .9 ’unu oluştu­

türel alanlarda yarattığı sorunlar, tıka­ nıklıklar ve çatışmalar da sözkonusu-

yaş ise 2 2 .2 1 ’dir. Ortalama yaşların erkeklerde kadınlardan düşük olması

ran k e n t n ü fu su , 1 9 9 0 ’da 3 3 .3 2 6 bin’e, toplam nüfus içindeki payı ise

dur. Kentler üzerinde bu etki yanın­ da, ayrıca kırsal alan için ekonomik,

(Ağırlıklı ortalama yaş: Erkek= 26.02, Kadın= 2 6 .8 6 ; Medyan yaş: Erkek=

% 58.8’e ulaşmıştır. Rakamların da kentleşme hızı, di­

sosyal ve kültürel yönden aşınmak gi­ bi bir diğer önemli etki de sözkonu-

süresinin kadınlarda daha uzun olma­

ğer birçok gelişmeyi de belirleyen bir

sudur. G öçlerle b irlik te kırsal alan

sının bir sonucudur. Bu olgu, dünya

önemli öğedir. Örneğin nüfus artış hı­ zının, özellikle kaba doğum oranının

genç, girişimci ve -göç’e özellikle ilk

geneli için de geçerli olup, Türkiye için özel bir hâl değildir. Ortalama ya­

Bu olgu ülkenin “Kentleşme” ko­

gerilemesinde, kentleşmeyle birlikte ortaya çıkan ve yerleşen yeni ekono­ mik koşullann, sosyo-kültürel değer­ lerin ve demografik eğilimlerin payı

aşamada erkek nüfus konu olduğun­ dan- erkek nüfus varlığını yitirmekte­ dir. N üfusun genel gelişim ini kırdan

ağırlıklı ortalama yaş 24.43, medyan

21.88, Kadm= 22.55), ortalama ömür

şın kadınlar lehine yüksek oluşunun bir diğer nedeni de yüksek doğurgan­ lıktır. Doğumlarda erkek çocuk oranı­

kente göçün, doğumları sınırlayıcı et­

nın y ü ksek olm ası, k ü çü k (G e n ç)

büyüktür. Kırdan kente göç, kadının

kisi nedeniyle duraklatması yanında,

çalışma yaşamına girmesi, geniş aile­

yurt dışına göç olgusunun izlediği se­

yaşlarda erkekleri yoğunlaştırmakta­ dır.

nin parçalanması sonucu çocuk bakı­

yir de belirlemektedir. 1960’larda baş­

Yaş yapısı doğurganlık açısından

mı güçleşir ve - örneğin eğitimin gö­

layan dış ülkelere yönelik “İşçi göçü ”nün son dönemlerde bu ülkeler­

incelenm ek istenildiğinde doğurgan

reli öneminin artması gibi etmenlere bağlı olarak- “M aliyetini” yükseltir­

çağdaki nüfusun belirlenmesi gerekir.

deki iş olanaklarının tıkanması ile ön­

Doğurgan çağ, genel olarak (1 5 -4 9 )

ken, tarımda olduğu gibi küçük yaş­

ce yavaşlaması, son yıllarda ise evvel­

larda üretime katılması zorlaştığından

ce başta Federal Almanya olmak üze­ re özellikle Batı Avrupa Ü lkelerine

yaş grubu olarak tanımlanmakta, an­ cak bu geniş grup içinde de yaş ilerle­

“faydasının” azalması sonucunu do­ ğurmakta, ayrıca ana babanın günlük

göçm üş olan k işi ve a ile le rin geri

dikçe doğurganlık giderek düşmekte­

dönme durumunda kalmaları, 1960-

dir. Bir ülke nüfusunun yaş bölünü­ şünde doğurgan kuşağın (1 5 -4 9 yaş

nimsem esi de demografik eğilimleri

1980 arasında dış göç’ün ülkemizdeki

grubunun) görevli ağırlığı o nüfustaki

d e ğ iştirm e k te d ir. B una ek o la ra k

nüfus artışı üzerinde hissedilen olum­ suz etkisini yitirmesine yol açmıştır.

doğurganlığı ve bağlı olarak gelişme dinamiğinin bir göstergesi olarak ka­

Nüfusun yaş ve cinsiyet yapısına

bul edilir. Türkiye’de 1980’de nüfu­ sun % 4 8 .4 ’ü bu yaş grubunda yer al­

yaşamda kent değerlerini giderek be­

kentsel alanı, doğum kontrol yöntem­ lerind en b ilgilen m e ve yararlanm a açısından daha geniş olanaklar sun­

b a k tığ ım ız d a ise , 1 9 9 0 ’da 1 9 8 0 ’e


954

N ÜFUS* 1980 S O N R A S IN D A T Ü RKİY E NÜFUSU

makta idi. 1990 da ise, söz konusu oran % 50.8 mertebesindedir. Bu oran oldukça güçlü bir gelişme dinamiğini

1985-1990 Y IL L A R I A R A S I İL L E R İN F İİL E N A L D IK L A R I G Ö Ç Ü N T O P L A M GÖ Ç İÇ İN D E K İ O R A N I

simgelemektedir. 1960-1980 arası ge­ rileyen doğurgan kuşağın, 1 9 8 0 ’den sonra az da olsa yükselmesi dış göçte­ ki gelişm elerle açıklanabilir. Talebi yaratan sanayileşmiş ülkeler, yabancı iş gücünde, sanayi toplumunun ko­ şullarına uyum sağlayabilm e b ak ı­ mından, genç, enerjik ve sağlıklı olma niteliklerine ağırlık verdiklerinden, (15-49) yaş grubu, bu grup içinde de özellikle (2 0 -3 9 ), hatta (2 0 -3 4 ) yaş­ lardaki nüfus önem kazanmakladır. Buna karşılık, 1980 sonrasında dışa göç olanaklarının daralması ve gide­

küçük de olsa bir değişiklik göster­

rek tıkanması, doğurgan kuşak üze­

mektedir. Doğurgan kuşağın (15-49)

luluğunu ve yükünü aldığı kişi sayı­

rindeki bu olumsuz etkiyi kaldırdı­ ğından, kuşağın payı, bir ölçüde art­

yaş grubu olarak tanımlanmasına kar­ şılık, ekonomik açıdan faal olma yaşı

sında ciddi bir azalma söz konusudur

mış bulunmaktadır.

(1 5 -6 4 ) olarak kabul edilir. Bu ba­

en düşük düzeyine de inmiş bulun­

Gerileme eğilimi gösterse de ülke­

kımdan, nüfusun ekonomik etkinliği

de doğurganlığın hâlâ yüksek oluşu,

ve üretim potansiyeli ölçülm ek iste­

maktadır. Ancak bu oran yine de gü­ nümüzdeki gelişmiş toplumlardaki-

nüfus içinde “Çocuk nüfusun” göreli önem ini korum asını sağlamaktadır.

nildiğinde, yaş gurupları (0-14) (15-

n in

1 9 8 0 ’lerde Bağımlılık Oranı İngilte­

Çocuk nüfusu oluşturan (0 -1 4 ) yaş

64) ve (65+) olarak saptanır. 1990’da sözkonusu üç ana yaş grubunun pay­

grubunun payı 1990’da % 3 4 .9 6 idi.

ları şöyle idi: (0-14) yaş grubu nüfu­

Bu payın % 40 dolayında olması güç­

sun % 3 4 .9 ’unu, (1 5 -6 4 ) % 6 0 .8 ’ini,

lü bir gelişme dinamiğinin göstergesi

(65+) yaş gurubu ise % 4.3 oluşturu­ yordu. Ekonomik bakımdan etkin ve

sayılır. % 30 dolayında olması nüfusta durağan bir yapının, % 20 dolayına inmesi ise gerilemenin ya da nüfusun

verimli kabul edilen (15-64) yaş gru­ bun payı 1980’de % 56.6 idi.

nin kendi dışında ekonomik sorum­

ve Bağımlılık Oranı 1935’den bu yana

ço k

ü z e rin d e d ir.

Ö rn e ğ in

re’de binde 595, Fransa’da binde 597, F e d e ra l A lm a n y a ’da b in d e 5 6 5 , A .B .D .’de binde 5 5 3 ve Jap o n y a’da binde 475 idi. Nüfusun “Eğitim düzeyi” açısından son on yıllardaki gelişmesine gelince, 1 9 9 0 ’da 6 ve daha yukarı yaşlarda

yaşlanma eğiliminin işaretidir. Ancak

Buna karşılık, (0-14) grubu, nüfu­

1990’da % 34.96 olan oranın, 1980’de

sun % 3 8 .6 ’sını oluşturuyordu. (15-

% 38.6 olduğu gözönüne alınırsa, do­ ğurganlığın ve bağlı olarak gelişme

64) yaş grubunun 10 yılda göreli ola­

19.5’lik paya sahiptir. Okur yazar ol­

rak yükselm esi, esas olarak, bu yaş grubunu aşındıran dışa göç olgusu­

mayanlar içinde de kadınlar erkekle­

duğu burada da gözlemlenebilir. Do­ ğurganlıktaki gerilemenin yaş yapısı

nun etkinisini kaybetmesine bağlıdır.

erkekler için okur yazar olmayanların

(0-14) yaş grubunun payındaki azal­

üzerindeki etkisi, en net biçimde (04) yaş grubu üzerinde görülür. Sayım

ma ise doğurganlıktaki gerilem enin

oranı % 11 iken, kadınlarda bu oran % 28’dir.

dinamiğinin son 10 yılda gerilemiş ol­

sonucudur.

4 9 .163.110 kişilik nüfus içinde, okur yazar olmayanlar, 9.587.981 kişi ile %

rin 2.5 katma ulaşmaktadır. Toplam

Türkiye benzeri ülkelerde nüfusa ilişkin bir diğer önemli ölçü de çocuk

dönemlerindeki doğumları yansıtan

Yaş yapısında ortaya çıkan bu de­

bu grubun payı 1980’de % 13.1 iken

ğişme, 10 yıl içinde “Çalışma çağın­ daki her bin kişinin kendisi dışında

ve bebek ölüm hızlarıdır. DİE verileri­

bakmakla yükümlü olduğu kişi sayı-

ve binde 150 olan çocu k ve bebek

Nüfusun gelişme dinamiğinin be­

s ı”nı veren “B ağım lılık O ranınT’da

lirlenmesi açısından yapılan bu grup-

fark lılaştırm ıştır. Bu oran 1 9 8 0 ’de

ölüm hızları 1980’de binde 47 ve bin­ de 126’ya gerilemiştir. Bunu izleyen

lama, nüfusun ekonomik potansiyeli­

binde 7 6 3 idi. 1 9 9 0 ’da ise, 6 4 7 ’ye düşmüştür. Böylece, çalışan her kişi­

önem li gerilem eler kaydedilm iştir.

1990’da % 10.5’e düşmüştür. Bu pay örneğin 1970’te % 14.8 idi.

nin ölçülmesi söz konusu olduğunda

ne göre 1970’lerde sırasıyla binde 60

10 yılda ise bu oranlarda çok daha


955

NÜFUS • 1980 S O N R A S IN D A T Ü R K İY E NÜFUSU

1990’da sözkonusu oranlar sırasıyla

ekonomik nitelikte olması için ise, iş

binde 16 ve binde 67’ye inmiştir. Nüfusun en önemli yapısal özellik­

piyasasına girm esi, yani, b ir bedel karşılığı yapılması gerekir. Bir yardım

le çalışma çağma yeni girmiş kişiler

lerinin başında “ekonom ik nitelikle­

derneğinde gönüllü çalışmalar ya da müzik, resim, spor alanındaki amatör

bu kapsama girer.

etkinlikler ekonom ik nitelikte sayıl­ maz ve bu etkinlikleri yürütenler faal

al sayılm anın bir başka koşuludur. 1950’ye değin, Faal nüfusun saptan­

ri” gelmektedir. Bir toplumda kişiler, yaşamlarını çeşitli biçimlerde sürdü­ rebilirler. Kiminin bir mesleği vardır,

iş arıyor) ise faal sayılmaktadır. Önce­ den bir işi varken, işsiz kalmış kişiler­

Çalışma çağma girmiş olmak da fa­

yaşamını bu meslekte kazanır. Kimi akar (irad) sahibidir, çalışmaya gerek

nüfusa katılmaz. Ancak, çalışma kar­

masında alt yaş sınırı ülkeden ülkeye

şılığı alman bedelin doğrudan ve para

büyük değişiklikler gösteriyordu. Ör­

duymaz. Kimileri ise, “ev kadım” ya

biçiminde ödenmesi de gerekli değil­

neğin 1950’den önce, Türkiye’de (7)

da “öğrenci”dir, etkinlikleri iş piyasa­

dir. Ödeme dolaylı ve aynî olabilir. Bu

yaşın üstündeki nüfus çalışma çağın­

sına girmediği ve dolayısıyla bir gelir

nedenle kendisine bakan yakınm a,

da kabul edilirken bu sınır, Mısır’da

sağlayam adığı için , geçim lerin i bir başkasına (eş ya da ana-baba) bağla­

ekonomik etkinliğinde yardımcı olan­ lar da faal nüfusa katılmaktadır. Bu

(5) yaşa değin iniyordu. 1950’de Bir­ leşm iş M illetler Nüfus Komisyonu,

mak zorundadırlar. Nüfusun bir bölü­

kişilere beslenme, barınma, giyinme

ülkeler arasında sağlıklı karşılaştırma­

mü ise, çocuk, çalışamayacak derece­

gibi konularda kendisine bakan kişice

lar yapılabilmesi (ayrıca, çalışma dü­

de yaşlı-hasta-sakat olduğundan yaşa­ mını sürdürmek için bir başkasının

yapılan giderler, dolaylı ve aynî bir ücret olarak kabul edilmektedir. Böy-

zeniyle ilgili yasalara yol gösterici ol­

(ya da devletin) desteğine gereksinim duyar. Faaliyet açısından görülen bu

lece, bir ailede, aile reisinin (ya da ai­ leden herhangi birisinin) ekonom ik

cın ı (1 5 ) yaş olarak saptadı. 19 5 0 1970 arasında, tüm dünya ülkeleri gi­

çeşitliliğe karşın, bir ülke nüfusunu

etkinliğine ücretsiz yardımcı olanlar,

bi, bu alt sınırı uygulayan Türkiye,

biri üretim etkinliklerine katılanlar, diğeri çalışmayıp yalnızca tüketici du­

onunla eşit ya da en az 1/3’ü kadar

ülke gerçeklerine daha uygun olduğu

süre çalışm ış olm ak koşuluyla faal

gerekçesi ile, 1970’ten başlayarak ça­

nüfusa katılırlar. “Yardımcı aile birey­ leri” ya da “ücretsiz işgücü” olarak

lışma çağının alt sınırını (12) yaşa in­

anılan bu grup, özellikle, küçük aile

yaşlardaki faal nüfus saptanmakta an­

işletmeciliğinin egemen olduğu eko­ nomilerde önem kazanır.

cak, hem zaman içinde hem de ulus-

Nüfusun “faal” ve “faal olmayan”

kılmak için (15+) yaşa göre faal nüfus sayıları da verilmektedir.

rumunda olanlar biçiminde iki büyük gruba ayırmak olanaklıdır. Bu grup­ lardan ilkine, yani üretim etkinlikle­ rinde bulunanların oluşturduğu nü­ fus kitlesine “faal nüfus”, tüketici du­ rumunda olanlar grubuna ise “faal ol­ mayan nüfus” diyoruz.

b içim in d ek i ayrım ında önem li bir

ması) amacıyla, çalışma çağı başlangı­

dirdi. Günümüzde, Türkiye’de (12+)

lararasmda karşılaştırmaları olanaklı

Tanımdan da anlaşılacağı üzere, fa­ al olmanın ölçütü, ekonomik bir et­

grup da, işsizlerdir. Bir kişi, işsiz ol­

Türkiye’de 1980’de 19.027 bin kişi

makla birlikte çalışacak durumda ve

olan (1 2 + ) y aşlard ak i faal n ü fu s,

kinlikte bulunm aktır. Bir etkinliğin

emeğini iş piyasasına arz ediyor (yani

1990’da 24.727 bin kişiye yükselmiş­ tir. Faal nüfusun genel nüfus içindeki payını ifade eden Genel Katılma Ora­ nı da 10 yıl içinde binde 4 2 5 ’ten bin­ de 4 3 8 ’e çıkm ıştır. Faal nüfusta ve K atılm a O ranınd aki bu yü kselm e, kuşkusuz öncelikle, evvelce yurtdışına yönelen faallerin son 10 yılda bu kanalın tıkanması ile emeklerini iç pi­ yasaya arz etmelerinin bir sonucudur. Yurt dışına gidemeyen ya da yurt dı­ şından kesin dönüş yapanlar bu rakkamı yükseltmektedirler. Nitekim, fa­ al nüfus sayısı içinde işsiz olup iş ara­ yan 1.345 bin kişi de vardır. Bu işsiz­ leri evvelce büyük ölçüde yurt dışı ta­ lep etm ekteyken, günümüzde ülke


956

NÜFUS • 1980 S O N R A S IN D A T Ü RKİY E NÜ FU SU

içinde ve -tanım gereği- faal nüfus da­

ile % 4 0 .2 ’den % 3 7 .9 ’a azalan ücret­

toplam nüfus içindeki payını % 5 9 ’a

hilinde yeralmaktadırlar.

siz aile işçileri için sözkonusudur. Sanayi ve hizmetlerin payındaki artış

ulaştırmıştır.

Faal nüfusun cinsiyet olarak bölü­ n ü şü g ö z le n d iğ in d e , fa a lle rin % 65’inin erkek, % 35’inin ise kadın ol­

ücretliler oranındaki gelişmeyi izah

Bu oran, % 4 3 .9 olan 1980’e göre hem hayli yüksek, hem de kent nüfu­

ederken, ücretsiz aile işçisi oranında­

sunun kır nüfusunu aştığını göster­

duğu görülmektedir. Kadınların bü­

ki azalma bir ölçüde tarım kesiminin

mesi bakımından önemlidir. Payı za­

yük çoğunluğu da (% 8 2 ’s i) tarım ke­ simi çalışanıdır. Tanm kesiminde ise,

gerilemesine, bir ölçüde de tarım dışı

man içinde düşse de 1927’den bu ya­

kesimlerdeki ölçek büyümesi ve ör­

na sürekli artmış bulunan kır nüfusu,

kadın nüfusun istihdam ı, “Ücretsiz aile işçisi” biçiminde olmaktadır. Ni­

gütlenmenin artmasına bağlıdır. Ni­

1980’den sonra mutlak olarak da geri­

tekim, ücretsiz aile işçilerinin sayısı

lemeye başlamış, 1980’de 25.091.950

tekim , Tü rkiye’deki 8 .4 0 8 ,4 0 0 faal

ve oram tarım dışı kesim lerde çok

k iş i ik e n

kadının 6.286,900 (% 75) ücretsiz ai­

düşük bulunm akta, örneğin bu ko-

1990’da 23.146.684’e inmiştir. Bu du­

le işçis i konu m u nd a olup , bunun

num dakiler içinde en önem li paya

1 9 8 5 ’te 2 3 . 7 9 8 . 7 0 1 ’e,

6.207.007’s i de (% 99) tarım kesimin­

sahip kadınlarda bu oran imalat sa­

rum kentleşm enin artık kır nüfusu­ nun fazlasının çeker durumda olma­

de görülmektedir.

nayiinde binde 6 kalm aktadır. Yal­

yıp, varolan nüfus varlığını da erit­

Faal nüfusun iktisadi faaliyet dalla­ rına göre dağılımı ise aşağıdaki tablo­

nızca, tarım kesiminde ücretsiz aile

mekte olduğunu göstermektedir.

işçiliği, özellikle kadınlar için öne­

Ü lkem izd e, nüfusu b ir m ilyonu

da verilmiştir:

m ini korumaktadır. 1 9 9 0 ’da bu k e­

aşan il sayısı 1980’de 11 iken, 1990’da

Bu tabloda 1980’e göre önemli bir

sim de çalışan 12. 5 4 7. 7 9 6 kişinin

15’e ulaşmıştır. Bu iller: İstanbul, An­

farklılaşma sözkonusudur. Öncelikle

kara, İzm ir, Adana, Konya, Bursa,

1980’lere değin, faal nüfusun dağılı­

8 .5 9 4 .7 4 5 kişisi ücretsiz aile işçisi konum unda idi ve payları tarım da

mında egemen kesim olan tarımın pa­

çalışanların % 6 8 .5 ’ine ulaşıyordu.

İçel, Sakarya, Gaziantep, Malatya, An­ talya, Hatay, Diyarbakır, Van ve Trab­

yı, 1950-1980 arasında sürekli gerile­

K ad ınlar iç in ise, bu oran % 9 9 ’u

zon’dur. Bu 15 ilin toplam nüfusu ül­

miş ve 1 9 5 0 ’de % 7 7 .4

bulmakta idi.

ke nüfusunun % 50.8’ini oluşturmak­

İş gücünün niteliğine ilişkin gös­ tergeler ise faal nüfusun eğitim yapısı

ta, başka bir deyişle Türkiye’deki her iki kişiden biri nüfusu bir milyonun

1 9 8 0 ’de %

53’e düşmüşken, son 10 yılda bu geri­ leme duraklam ış, hattâ bu kesim in payında on binde 7 gibi küçük bir ar­ tış da görülmüştür. Bu durum, evvel­

ve “esas meslek” olarak bölünüşüdür.

üzerindeki kentlerde yaşamaktadır.

1990 verilerine göre, faal nüfusun %

ce yoğun olan yurt dışına göçün ta­

82.2’s i okur-yazar olup, bir okul biti­

rım kesim inden kaynaklanm asının,

renler % 77.8’e ulaşmakta. Yükseko­

Bu da k en tleşm e a k ım ın ın b üyük ken tlere y önelik olduğunu g öster­ mektedir.

ayrıca geri dönenlerin bir bölümünün

kul mezunları ise, binde 5 paya sahip

Kentleşme hızına ilişkin bir diğer

de tarım kesim inde (kırsal alanda)

bulunmaktadır. Bu tablo, eğitim dü­

gösterge de n ü fus artış h ızlarıd ır.

konum lanm alarının bir sonucudur.

zeyi açısından çok da olumsuz olma­

1980’de kentsel nüfus artış hızı binde

Geniş anlamı ile sanayide çalışanların oranı ise, % 16.7’den % 17.9’a yüksel­ miştir.

yan bir yapıyı sergiler. Faal nüfusun

3 0 ,4 7 iken, 1 9 9 0 ’da bu oran binde 4 3 ,1 0 ile kentleşmenin en yoğun ve

belirli bir eğitim isteyen İlmî ve tek­

hızlı olduğu 1 9 5 0 ’lerdeki düzeyine

Tablo geneli ile ele alındığında, sa­

nik elemanlar, serbest meslek sahiple­ ri ve üst kademe yöneticileri meslek­

yaklaşmıştır. Kırsal alan nüfusu ise,

nayileşme ve özellikle hizmetler kesi­ mini şişiren kentleşme olgularının et­ kisini yansıtmaktadır.

esas m esleğe göre bölünüşünde de

lerinin payı binde 6 gibi azımsanma­ yacak bir düzeydedir.

1990’da yılda ortalama binde 5,56 bin azalma göstermektedir. Bu rak am lar, T ü rk iy e ’n in a rtık

Faal nüfusun işteki konumuna gö­

Faaliyet yapısı dışında ülke nüfu­

kentsel yerleşmenin egemen olduğu

re d a ğ ılım ın d a is e , ü c r e t lile r % 3 8 .5 ’ini, işverenler % 1.4’ünü, kendi

sunu ve gelişme dinamiğini belirleyen bir diğer olgu da “kentleşme”dir. Tür­

bir ülke konumunu kazandığını, yer­

hesabına çalışanlar % 2 2 .3 ’ünü, ü c­

kiye’de 1950’lerde hız kazanan kırdan

leşme biçimi yanında “kentsel değerler”in de kök salması ile önümüzdeki

retsiz aile işçileri % 3 7 .9 ’unu oluş­

kente göç olayı dev boyutlara ulaşmış

yıllarda kent uygarlığının egemen ol­

turmaktadır. Bu oranlar, 1 9 8 0 ’de sı­

ve beraberinde ekonom ik, sosyal ve kültürel birçok sorun ve çatışma ge­

duğu bir ülkeye dönüşeceğini göster­ mektedir.

rasıyla: % 3 5 .1 , % 1, % 2 3 .1 ve % 4 0 .2 idi. En önemli değişiklik, payı

tirmiştir. 1990’da nüfusun kentlerde

% 3 5 .1 ’den % 3 8 .5 ’e artan ücretliler

yaşayan bölümü 3 3 .3 2 6 .3 5 1 kişi ile

Bu makalede yeralan haritalar Harald Schüler tarafından hazırlanmıştır.


Odalar Toplumsal etkinlik açısından odalar BÜLENT TANIK

Odalar Birliği M. KEM AL ÖKE

Türkiye Ziraat Odaları Birliği KEREM KALENDEROĞLU

M uhasebeci ve M ali M ü şa v ir Odaları UĞUR B Ü Y Ü KB A LKA N

Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu İSMET O RA N

Türkiye Barolar Birliği HALU K İNANICI

Türk Tabipler Birliği (TTB) ATA SOYER

Türk M im a r ve M ü h e n d is Odaları Birliği (TM M O B) BÜLENT TANIK

Eczacı örgütlenm esi ATİLLA UZGÖREN

Türk Dişhekim leri Birliği SÜHA ALPAY

US" A n aya sa, D ernekler, Esnaf ve Zan aatk a rla r, G e lir D a ğ ılım ı, Kırsal Y ap ı, M a d e n cilik , M im a rlık , O n ik i Eylül Darbesi ve Re­ jim i, O rm a n cılık , S ağ lık, Sanayi, Tarım ve H ayvan cılık, T ek n o ­


1980 sonrası m eslek kuruluşları ve etkinlik BÜLENT

T A N IK

9 8 0 sonrası T ü rk iy e’de pek çok

1

Verimlilik ve üretkenlik yerini kârlı

değerin değiştiği, satın alma, ikti­

olmaya; geniş perspektifler ve uzun

dar; erk gibi kavramların öne çıktığı

erim, dar bölgecilik ve hem en şim-

bir dönem olarak göze çarpar: Bu at­ mosfer meslek kuruluşlarını da kuşa­

diciliğe; toplum ve evrensel ölçekler

tır. Onlar da artık nema dağıtımında­

bakarken m isyonun yerin e işlevin

ise bireyciliğe bıraktı. Bu örgütlere

ki işlevleri ile toplumsal kaynak ve

konm ası, işlev ile misyonun özdeş­

gelir paylaşımında ne kadar söz sahi­

leştirilm esi moda oldu. Bu kıstaslar ise uzun soluklu genel toplumsal gö­ revlerin, adanm ışlıklarm ve özveri­

bi olduklarına bağlı olarak değerlen­ d irilir oldular. Ü yelerine kazandır­ dıklarının nicel boyutları bu örgütle­ rin etkililiklerinin biricik ölçütü ol­

nin ö telen m esin e ; k im i yerde de-

du. Meslek kuruluşları ve benzeri ör­

açtı. Devletle bütünleşm e, idarenin

g ü tlerin üyelerine sağlad ıkları k a ­ zançların anlamlı olduğu dönem ve

desteğini sağlama eğilimlerini öne çı­

mokratikliğin de feda edilmesine yol

konum lar da vardır. Ancak m eslek

kardı. Kuşkusuz bu kanaldan sağlanan

kuruluşlarının her birine her zaman

etkililik özerklik yitmesine, örgütle­

geçerli olacak “tek tip” etkinlik kri­

rin kendi doğal kaynaklarından sağ­

terleri bulunması sözkonusu değildir.

layacakları güç zemininin erimesine

Her örgütün kendi gelişim sürecinin

açık bir süreci de beraberinde getirdi.

farklı evrelerinde farklı etkililik kıs­

1980 sonrası kamu kurumu niteli­

taslarının anlam kazandığı, bu örgüt­ lerin tarihlerine yakından bakıldığın­

ğindeki meslek kuruluşları toplumsal

da kolaylıkla görülecektir. Cumhuriyet Dönemi Türkiyesi’nin kamu kurumu niteliğindeki m eslek

değerlendirilebilir:

kuruluşları açısından 1980 sonrası­ nın çok özel bir önemi var. Bu önem

etkililik açısından teker teker şöyle • Türkiye Odalar ve Borsalar Birli­ ği (TO B B ): TO BB, 1980 sonrasının en etkili meslek kuruluşlarından biri. 12 Eylül yönetiminin, 1961 Anayasa-

1961 Anayasası’nm 122. maddesinde

sı’nın 122. maddesi uyarınca kurul­

özerk kim liklerine kavuşan m eslek kuruluşlarının, üyelerinin kim likleri

m uş kam u k u ru m u n ite liğ in d e k i

ve “iştigal” alanlarına göre devlet ta­ rafından farklı kategorilerde değer­

yasal partilerin tamamının kapatılma­

lendirildikleri bir dönem olarak göz­ lenir. Bu dönem kendi öz emeği ile

lıkla bu kuruluş yatıyor. TO BB ve TÜSİAD gibi kuruluşlar askerlerin iş

hizmeti ya da üretimi sağlayanlar ile meslek etkinliğinin sermaye ağırlıklı

dünyası ile ilişkilerini düzenlemede yerine başka bir şey koyam adıkları

tanımlandığı dalların ayrıştığı bir dö­ nem dir. Serm aye b ile şe n i a rttık ça egem en y ö n etim e rk in in g özd esi,

kuruluşlardı.

emek yoğunluğu arttıkça da iktidar­ dan uzaklaşan disiplinlerin kümelen­

gili KHK’lere dayanılarak TOBB yö­

diği bir süreç yaşanmıştır.

kezîleşm e d üzenlem eleri görüldü.

Para ve güç sa h ib i olm ak 1 9 8 0 sonrasında yaygın deyimle en hızla yükselen d eğerler haline geldi. Bu

Orta ölçekli yaygın sanayici ve tüc­

ortamda kamu kurum u niteliğinde

de devletin ekonom i politikalarının

meslek kuruluşlarına da bu anlamda erk kazandırma kaygısı ile yaklaşıldı.

mihenk taşı olmaya devam etti. Poli­

meslek kuruluşlarının tamamını, (si­ sı gibi) kapatmamasmın ardında ağır­

12 Eylül’den siyasal partili döne­ me geçişte ise 1982 Anayasası ve il­ netim inde hüküm et denetim li m er­

car ağırlıklı TO BB, AP-DYP çizgisi ile hükümet arasında kaldı ama yine

tikalar ya orada biçimlendi, ya orada


959

O D ALAR • 1980 SO N R A SI M E SL E K KU RU LU ŞLA R I VE ETKİNLİK

“k u ru m sal”, daha “e tk ili” yapılara dönüştürebildiler. Bu adlanma sistem içinde daha güvenli ve hukuken ta­ nınmış bir konum edinildiği duygu­ sunu sağlamış olmalıdır. TESK 1980 sonrasında daha örgüt­ lü bir merkezî yapı görünümü edin­ m iş bu lu nu y or. Yaygın ek o n o m ik destekleme programlarının yamsıra, örneğin teknisyenlere sağlanan mü­ hendis diploması alma hakkı gibi ka­ zanmalarla ve uluslararası örgütlerle ilişkileri ile etkililiği sürdürmeye çalı­ şıyor. Radyo sahibi tek meslek kuru­ luşu olarak sesini duyuruyor. • T ü rk E czacıları Birliği: T ü rk i­ F O T O Ğ R A F : C E N G İZ K A H R A M A N

Odaların hükümetin özellikle iktisadi alandaki uygulamalarına “yorum ” getinne işlemleri artarak sürdü. Özellikle de ticaretin “kalb i” İstanbul'da.

ye’de eczacılık mesleği yüksek öğre­ nim sonrası kazanılan meslekî yetki­ lerden biri olmakla birlikte mesleğin uygulanm ası hem en tamama yakın

test edildi, ya da ora ile birlikte yeni­

yıp yeterince biçimleyebilmiş, gidişa­

bir çoğunlukla sadece alım satım işi­

den tasarlandı. 12 Eylül öncesi ekonomi politika­

ta karşı etkili m ücadele düzlem leri

ne dönüşmüş bulunuyor. Bu yüzden de bu meslek sahiplerinin örgütlen­

ları ye yasama ağırlıklı TOBB etkisi 1 9 9 0 ’ların ortaların d a bu örgütün

inşa edebilm iş görünm üyor. Daha çok m erkezdeki b elirle y ici odağın öngördüğü paylaşım dengesini kendi

m esi, konum olarak serm aye-esnaf grubuna daha yakın görünüyor.

so sy a l-s iy a s a l p ro p ag an d alara da uzanması ile yeni boyutlar kazandı

üyelerine kabul ettirme aracı haline

Eczacılar örgütünün 1980 sonrası

gelmiş bulunuyor. 12 Eylül sonrasın­

en önemli etkililik göstergesi, ilaç fi­

(Güneydoğu sorununa ilişkin Prof.

da en çok güç kaybeden örgütlerden biri olan TZOB, yöneticilerini millet­

yatlarındaki enflasyonist değişim sü­ recinde Bakanlıktan koparılan “surc-

vekili seçtirme geleneğini/şansını bile

harge”, yani dolaptaki ilaca yeni fiyat

yitirmekte. • T ü rk iy e E sn af ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK ): Kasaba ve

yetkisi. Bu yetki eczacıların meslek

Doğu Ergil’e hazırlatılan rapor gibi). Kısacası TOBB 12 Eylül sonrasının en etkili ve en paylaşılamayan meslek kuruluşudur. • T ü rk iye Ziraat O daları Birliği

etik eti yapıştırm a işin i düzenlem e

(TZ O B): Türkiye Ziraat Odaları Birli­ ği, büyük mülk sahibi çiftçi ağırlıklı

k en t a ğ ırlık lı toplu m sal tabanı ve

örgütlerine bağımlılaşması ve örgü­ tün zenginleşmesi sürecini hızlandır­

y ay g ın

mış bulunuyor.

ve çok yaygın bir örgüt olarak güçlü

T E S K ’nin bu dönem de e tk ililiğ in i

görünüyor. Örgütün kendini tanımla­

sürdürmesinin de kaynağını oluştu­ ruyor. Sermayesiz-mülksüz kent çalı­

dığı kaynaklarda b irkaç m ilyonun üzerinde üye ve yüzbinlerce örgüt bi­

ö rg ü tle n m e

p o ta n s iy e li

şanlarının yamsıra sistemin dengele­

Yine bu dönemde ilaç dağıtım ve depolamada dayanışma örgütü olarak Ecza Koop’un öneminin arttığını da vurgulamak gerek. • Türkiye Noterler Birliği: Türkiye

TZOB, siyasal sistemin önemli örgüt­

yici ve koruyucu toplum sal tabanı olarak esnaf ve sanatkârlar üretim sü­

lerinden birisi. Ancak 1980 sonrasın­ da tarımın ülke ekonom ik dengeleri

recindeki tekelleşme ve mekanik ge­ lişm eye paralel to p lu m sal-siy asal-

içinde yaşadığı güç kaybı bu örgütü

ek on om ik koruyucu program ların

ların oluşturduğu ve Adalet Bakanlığı’nca belirlenen kontenjanlarda sür­

de etkilemiş bulunuyor. Kırın kente

gözettiği bir kesim olma özelliğini

dürülen, sahibinin meslekî eğitimine

karşı önem ini yitirdiği bu süreçte TZOB de yönetim yapısındaki mer­

korudu ve iyi değerlendirdi. Bu dönemde esnaf ve sanatkârlar

bir işletme türünün meslek örgütü­

kezci ve üst ilişkilere dayalı iş yapma

dernek adlı “zayıf’ ve “güçsüz”, üste­ lik sıradan örgütlerini oda adlı daha

dür. 1980 sonrasında önemli bir top­ lumsal etkililiği görülmemiştir.

riminden söz ediliyor. Gerçekten de

geleneğinden ötürü “taban’Tm kavra­

Noterler Birliği, aynı yüksek öğrenim kökünden gelmek zorunda olmayan­

ve etkinliğine bire bir bağlı olmayan


960

O D A LA R • 1980 SO N R A SI M E S L E K K U R U LU ŞLA R I V E ETKİN LİK

nin meslek alanını dışarıdan sızmala­ ra karşı iyi destekleyen ve parasal ka­

• Türk Diş Hekimleri Birliği: 1985 yrlmda çıkarılan bir yasa ile, daha ön­ ce Türk Tabipler Birliği içinde örgüt­

zanım lim itlerini yukarı taşıyan bir

lenen diş hekim lerinin ayrı odalaş-

örgüt görünümü vermektedir. Yerle­

ması sağlanmış oldu. 1980 sonrasın­

şik ideolojinin egemen kıldığı, etkili­

da kanun çıkarılarak Oda kurm ası

liği “kazançla” ölçen anlayışa göre et­

sağlanan üç toplumsal kesimden biri

kili örgütlerden biri. TM M O yöne­

o larak bu h ak k ın k az a n ılm a sın ın önemli bir etkinlik göstergesi olarak

men emeğe dayalı yapısı nedeniyle

timlerin sağladığı tüm olanaklara rağ­

kabul edilmesi gerekir. Ancak örgüt

bağlaşıklığı çok kalıcı görünm eyen

bu izlenimi doğrulayacak bir etkinlik

ve henüz kitlesel-siyasal konumu de-

düzeyinde değildir. Türk Diş Hekim­

ğerlendirilem eyecek kadar genç bir

leri Birliği’nin adını medyadaki bir

örgüt.

diş macunu reklamına vermesi, mes­ lek ve odalar camiasında tartışma ko­

• Türk Mühendis ve Mimar Odala­ rı Birliği (TMMOB): TOBB, TZOB ve

nusu olmuştur. • Türk Veteriner Hekimleri Birliği:

T E SK ’ndan sonra sayıca en büyük

1980 sonrasında Türkiye’nin hayvan­ cılığında yaşanan gerileme süreci bu alandaki meslekî örgütlenme süreci­

i l e t iş im a r ş iv i

1990’larla yoğunlaşan hukuksuzluk ortamında Barolar Birliği’ne özellikle de İstanbul Barosu’na çok iş düştü.

üye temsiliyeti ve yaygın örgütlülük TMM OB’de. Sermaye esaslı merkezî aktivite sürdüren m ühendis ve m i­ marlar; TOBB gibi örgütlerde temsil edildikleri için TMMOB daha çok ka­

ne de benzer bir biçim de yansım ış görünüyor. Veteriner örgütlenm esi,

1980 sonrasında Türkiye Barolar Bir­

mu ve özel sektör ücretlileri ile kendi

hayvancılıktaki sektörel gerilemeye

liği de kitlesel-siyasal etkililiğinde ge­

emeğine dayalı olarak varlığını sür­

karşı siyasal-toplumsal bir karşı ko-

rileme gözlenen örgütlerden biri ola­ rak değerlendirilebilir.

düren serbest m eslek sahibi k on u ­

yuşu örgütleyip, bunu etkililiğe dö­ nüştürecek gücü sergileyememiştir.

1 9 8 2 Anayasası’na bağlı KHK ile

mundaki küçük girişimci, mühendis ve mimarların örgütü durumundadır.

Sağlık Kuruluşları Meslek Birliği için­

devlet protokolunda. sıra verilen tek

1 9 8 0 sonrasında özellikle küçük

de yeralış ve D em okrasi Platform u deneyim leri, örgüt üstyapısının bu

meslek örgütü olan TBB, CMUK kap­ samında avukatlık mesleğinin icrası­

g irişim ci id e o lo jisin in b içim led iğ i mühendis ve mimarların etkili oldu­

etkisizliği aşma arayışlarının göster­

na yeni çerçeveler getirilmesinde et­

ğu, örgütün yerel birimlerinin birbir­

gesi olarak kabul edilmeli.

kili oldu. Ne var ki TBB, siyasal gücü

lerine göre konumlanma arayışları ve

• T ü rk T ab ip leri B irliğ i (T T B ):

zayıflayan, dolayısıyla hukuk düzeni­

disiplinlerarası içe dönük mücadele­

1980 sonrasında gerek üye kitlesinin duyarlılığı, gerekse yöneticilerinin si­

nin savunulmasında ve yargının ger­

nin kızışması, örgütün genel etkilili­ ğini azaltan en önemli nedenlerden

yasal persp ektifleri nedeniyle top­

çekleşmesinde fazla ağırlık koyama­ yan; devlet bürokrasisinin geriletme

lumsal hareketliliği en yüksek kesim­

arzusunda olduğu kuruluşlardan biri

lerden biri olarak tabip örgütlenmesi­

olarak genelde etkinlik kaybı yaşadı.

ni sahneye getirdi. TTB, 1982 Anayasası’na TMMOB

• M u h a seb e ci ve M alî M üşavir

biri olarak görünüyor. Üretkenliğin de aranan bir özellik olmaktan çıkması, ülke ekonom isin­ de “istikrar” adına yatırım ve büyü­

Odaları (TM MO): Kendi emeğine da­ yalı üretim yapan bir başka kesim de

me arayışlarının engellenmesi üstelik kaynaklı teknik donanıma dayanmak

kuruluşları m eslek birliğine yaptığı

muhasebeciler, malî müşavirler. 1980 sonrasında özel kanun çıkartılarak

önderlikle yeni boyutlar kazandırmış bir meslek kuruluşu.

m eslek odası biçim inde örgütlenme hakkı elde eden muhasebeci ve malî

Hekimlerin, Türkiye’nin sağlık po­

m üşavirlerin örgütlenm esi biraz da

Mühendis ve mimarların bilim ve

litikaları karşısında bu dönemde ger­

vergi gelirlerini daha iyi denetleyebil­

çekleştirdiği beyaz yürüyüşler ağır­

mek amacındaki hüküm etlerin iste­ ğiydi. Bu dönemde TMMO hükümet­

üretimden aldıkları güç de, yaptıkları işin sığlaştınlması, daraltılması ve al­

önderliğinde başlatılan tartışma bir­ likteliğinde öne çıktığı gibi; sağlık

lıklı etkinliklerdi. • Tü rkiye Barolar Birliği (T B B ):

ler ve devletin sıkı desteği ile üyeleri­

gerçekleşen işlerin de ağırlıkla dış zorunda b ırak ılm ası, m ühendis ve mimarların ağırlıklarını gerileten bir etkendi.

dıkları eğitimin düzey kaybetmesi ile pekiştirildi.


961

O D A LA R • 1980 SO N R A S I M E S L E K K U RU LU ŞLA R I VE ETKİNLİK

O dalar Birliği M. KEMAL ÖKE

sm anlı to p lu m u n d a O d a fikri Batılılaşm a hareketleri ile bir­ likte g ü n d e m e gelmiştir. 1856 ta ­ rihli Isla h a t Ferm anı, tü cca rla rın O d a k u ra ra k b u ra la rd a ö rg ü t le n ­ m e g e re ğ in i orta ya atmıştır. Fer­ m an g e re ğ i n iza m n a m e le r y a y ın ­

O

la n ıp O d a la r k u ru lm a y a b a ş la n ­ mıştır. Her ne kadar bizzat yerliler ta ­ ra fın d a n ku ru la n ilk O d a 1879'da ku rulan Tarsus Ticaret Sanayi O d a ­ sı olarak bilinirse de. Ticaret ve Zi­ ra a t B a k a n l ı ğ ı 'n ı n g ir iş im iy le 1 8 8 2 'd e re sm e n o lu ş t u r u la n ilk O d a İstanbul Ticaret Odası'dır. B u ­ nu 1885'te kurulan İzmir, 1886'da ku rulan A nta lya ve M ersin O d a la ­ rı, 188 7 'd e kurulan İnebolu Odası izlemiştir. P a rla m e n te r sistem in k u ru lu şu

sayılı yasa ile bu kez e sna fla r bu çerçevenin dışına çıkarılmıştır. B u ­ g ü n k ü y a p ın ın ç e k ird e ğ in i teşkil eden ve tüm O d a ve Borsaları tek çatı a ltın d a to p la y a n 5 5 9 0 sayılı yasa 1 9 5 0 'd e çıka rılm ış ve h a le n y ü rü rlü k t e b u lu n m a k ta d ır. 5 59 0

dan biridir. Türk iş dünyasını tem sil eden en b ü yü k yasal k u rulu ş olarak TOBB, 700 bin işadam ı ve sanayiciyi b ü n ­ y e sin d e to p la y a n etkili bir baskı

sa y ılı k a n u n u n y a y ı m la n d ığ ı 8 M a rt 1950 tarihine kad ar b irbirin­ den tam am e n ayrı ve habersiz fa ­

grubudur. Yasaya gö re O daların si­ yasetle uğraşm aları ya sak olm a sı­ na ra ğm e n T O B B old u m olası siya­

aliyet gö ste re n od a ve b orsaların bir çatı altında to p lan m ası ihtiyacı o tarihte m evcut 32 Ticaret ve Sa­ nayi Odası, 8 Ticaret Odası, 1 Sa ­ nayi O d a sı ve 20 T icaret B orsa sı tem silcilerini 6 Şu b at 1952 ta rih in ­ de A n k a ra 'd a bir araya getirmiştir. İlk genel k u ru lu n u ya p a ra k o rga n se çim le rin i ta m a m la y a n TO B B ; 7

setle iç içedir. Ç ü n kü T O B B 'y i pluştura n tüccar-sanayici-işadam ı ken ­ di yöresind e bir siyasal partinin de il başkanı, yani fiilen siyaset yapan insan. T O B B cam iasının d oğası g e ­ reği siyaset dışı kalm ası b e k le n e ­ m ezdi. N itekim b u g ü n e k ad a r si­ yasete atılan birçok devlet a d a m ı­

Ş u b a t 1 9 5 2 'd e n bu y a n a O d a ve Borsaların üst ö rg ü tü olarak g ö re ­ vini sürdürüyor. B a ş la n g ıç t a T ica re t ve S a n a y i O d ası k im liğ in d e k u ru la n o d a la r ülkede sanayinin yaygınlaşm asıyla sa na yicile ri tü c c a rd a n a yırm ış ve sanayiciler kendi örgütleri olan Sa­ nayi O d a la rı b ü n y e sin d e t o p la n ­

ve C u m huriyetin İlanıyla özel giri­ şim c ilik d a h a da y a y g ın la ş m a y a b a şla m ış ve b u n a p arale l o la ra k

mışlardır. Böylelikle sa na yin in g e ­ lişmiş o ld u ğ u b ü yü k illerde Sanayi O d aları, Ticaret O d a la rı ayrı ayrı örgütlenm iş; görece küçük illerde de Ticaret ve Sanayi Odaları faali­ ye tin i sü rd ü re g e lm iş tir. B u n la ra

h ü r te şe b b ü sü n ö rg ü tle n m e si de h ızla n m ış ve yaygınlaşm ıştır. O da

d eniz ticaretinin gelişm esiyle o lu ş­ turulan D e n iz Ticaret O dalarını da

fikrinin yaygınlaşm ası y o lu n d a atı­ lan adım larla, O daların statüsü ye­ n id e n belirlenm iş; 192 5 'te çık a rı­

eklem ek gerekir. K ısa c a T ü r k ö z e l s e k t ö r ü n ü n m enfaatlerini k o ru m a k ve mesleki g e lişm e y i s a ğ la m a k üze re k u ru l­ m uş olan ve aynı za m and a m evzu­ ata, a yn ı sta tü y e s a h ip k a m u sa l hizm et gö re n od alar tüm ülke d ü ­ ze yin d e özel se k tö rü n h a kla rın ın ve ç ık a rla rın ın k o ru n m a sın d a en önem li ö rg ü t olarak rol o y n a m a k ­

lan 655 sayılı yasa ile O d alar tüzel k işiliğ e s a h ip m esle ki k u ru lu ş la r haline getirilmiştir. 1943'te çıkarı­ lan 4355 sayılı yasa daha sonra bu yasanın yerini alm ış ve bu kez "T i­ c a re t ve S a n a y i O d a la r ı, E s n a f O daları ve Ticaret Borsaları Y asası" ile O d a ve Borsalar Esnaf O daları ile aynı çerçevede ele a lın m ış ve üst ö rg ü t a n la m ın d a aynı çatı al­ tınd a toplanm ıştır. Bu d u ru m 1949 yılına kad ar devam etm iş ve 5373

sivil t o p lu m u n en b ü yü k , en ö r ­ gü tlü ve en gelişm iş k u ru lu şla rın ­

tadır. 64 Ticaret Odası, 11 Sanayi Odası, 156 Ticaret ve Sanayi Odası, 80 Ticaret Borsası, 2 D e n iz Ticaret O d a s ı o lm a k ü z e re t o p la m 3 1 3 O d a n ın o lu ştu rd u ğ u O d alar Birliği

nın ilk b a sa m a ğ ı T O B B olm uştur. Bunlar arasında M e h m e t Yazar, Er­ sin Faralyalı, N ecm ettin Erbakan, Y ılm a z Ergenekon, Ö m er Barutçu, O rh a n Kilercioğlu, M e h m e t Batal11, Şadi P e h liva n oğlu, H a lu k M ü f ­ tüler, M e h m e t Çebi, Feridun A lp a t gib i isimler sayılabilir. T O B B 'u n g e ­ nel eğilim inin m erkez sağ partiler o ld u ğ u , b u n la r a ra sın d a da D Y P ağırlığı g ö rü lü r ve kabul edilir. Her T O B B genel ku ru lu n d a b aşkanlığa aday olan insanların açıkça olm asa da "B e y e fe n d i'd e n icazet a lm a sı" bu yapının yansım asıdır. Belirtm ek gerekir ki; son yıllarda T Ü S İA D g i­ bi çok d aha güçlü bir işveren lobi­ sin in ortaya çıkm ası T O B B 'u n et­ kinliğini b üyük ölçüde g ö lge le m iş­ tir. A n c a k kab ul edilir ki; T Ü S İA D İsta n b u l başta o lm a k üzere M a r ­ m ara B ö lg e s i'n in b ü y ü k se rm aye g ru p la rın ın örgütü, T O B B da A n a ­ d o lu tü ccar ve sa n a yicisin in yani küçük ve orta boy sanayicinin sö z­ cüsüdür. T O B B 'n in 12 Eylül H arekatından sonra siyaset sahne sin de daha çok b o y g ö ste rm e si; k u ş k u s u z d iğ e r to p lu m sa l ö rg ü tle rin kap a tılm a sı so n u cu n d a m eydanın TOBB, TÜSlA D gibi işveren örgü tle rin e kalm a­


962

O D ALAR • 1980 SO N R A SI M E SL E K KU RU LU ŞLA RI VE ETKİNLİK

Bu y a p ıla n m a y a g ö re e k o n o m ik yapının bir karar alm a düzlem i ya ­ ni bürokrasi; bir siyasi düzlemi, ya ­ ni k a b in e ve p a r la m e n to b ir de e k o n o m ik ve ticari fa a liy e tle rin yani üretim in cereyan ettiği d ü zle ­ mi vardır. Bu ü çü n cü k e sim in en b ü yü k sözcüsü de T O B B 'd ir. E k o ­ nom ik bir kararın alınm asında, ya ­ sa lla şm a sın d a ya da u y g u la n m a ­ sında bu düzlem ler arasında yasal ya da k en d iliğinde n ilişkiler vardır. Bu ilişkilerin yasal zem in ind e sö z­

A B C ARŞİVİ

TOBB’ııin m erkez sağ siyasete özellikle de DYP’y e yakınlığı bilinmekle beraber, Yalım Erez’in başkanlığından sonra bu ilişki çok daha “alenî” olarak görülmeye başlandı. Erez, 95 seçimlerinde DYP’den parlamentoya girdi ve DYP’nin ortak olduğu hükümetlerde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı yaptı. sıyla ya kın d a n ilgilidir. Askeri H a ­ rekatın Süleym an D em irel'i tu tu k ­ lam asına karşın T O B B ge le ne kse l b a ğ lılığ ın d a n asla taviz verm em iş ve belki de askeri h a re k at n e d e ­ niyle politize olm uştur. Sö zge lim i 12 Eylül H arekatından hem en so n ­ raki O d a la r B irliği G enel K u ru lu D e m o kra t Parti'nin k u ru lu ş tarihi olan 14 M a yıs'a d enk getirilm iş ve 12 Eylül'den sonraki ilk T O B B Ge­ nel Kurulu 14 M a yıs 1 981'de ya p ıl­ mıştır. 1990'lı yılların başında bu tarihi m isyon T O B B B aşkan ı Yalım Erez tarafın dan üstlenilm iş ve zam anın A N A P iktidarı erken seçime zo rla­ n a ra k 21 Ekim 1991 e rken ge ne l seçimleri yapılm ış ve bu seçim so n ­ rasında D Y P koalisyon yoluyla da olsa iktidara gelmiştir. T O BB gerek ülkenin erken seçi­ me götürülm e sind e , gerekse D Y P iktid a rın ın o lu şu m u n d a çok aktif rol o yn a m ıştır. O k a d a r ki T O B B Başkanı Yalım Erez siyasetin yasak

o ld u ğ u bir m eslek ö r g ü tü n ü n başı olarak; düzenledikleri bir K a ra d e ­ niz ge zisinde T ra b zo n 'd a d ü ze nle ­ d iği basın top lantısın d a açıkça er­ k e n se çim ç a ğ r ıs ı y a p m ışt ır. 11 M a rt 1991 g ü n ü yapılan bu çağrı, ta k ip eden g ü n le rd e d ü z e n le n e n gezi ve toplantılarla o kad ar güçlü ve sık dile getirilm iştir ki, 25 M a yıs 1 991'de yapılan T O B B Genel Kurulu 'n d a T O B B yöneticilerinin bu ıs­ rarlı isteklerine karşı d ö n e m in Baş­ b a k a n ı, çaresiz, iste kle re b o y u n eğmiştir. Bu seçimler e snasında T O B B 'd e g ö r e v y a p a n b irç o k y ö n e t ic in in D Y P a d a y ı o la r a k siy a s e tte b o y gösterm eleri te sa d üf değildir. O k a d a r ki a yn ı G e n e l B a şk a n Yalım Erez 50. C u m h u riye t H ü k ü ­ m e tin in k u ru lm a s ın d a b iz za t rol oynam ış ve adı basında "h ü k ü m e ti kuran gizli g ü ç " olarak anılmıştır. T O B B siyaset ilişkisinin bir başka düzlem i yukarıd a sayılan inform el g ö rü n tü değil, form el görüntüd ür.

ge lim i TSE g ib i b irço k k am u kuru m la rın d a T O B B te m silc ile rin in Y ö n e tim K u r u lu üyesi olm a g ib i zo ru n lu lu k la r vardır. Başka bir a n ­ latımla kam usal örgütlerde, k a m u ­ sal etkinliklerde bizatihi özel sek­ tö r tem silcisinin katılımı sözk o n u sudur. Bu özel se ktör tem silcisini veren ku ru lu ş da TOBB'dir. Yasal zem inin dışında T O B B 'n in bir baskı g ru b u olarak çeşitli e k o ­ n o m ik kararların a lın m a sın d a s ö ­ z ü n ü n d in le n m e s i, g ö r ü ş ü n ü n a lın m a sı p iya sa e k o n o m ile r in d e kurum laşm ış bir yapıdır. So n u ç olarak; e k o n o m ik fa a li­ yetlerin ya şa n d ığ ı e vren d e ge re k bürokrasi-siyasetçi ilişkisinde, g e ­ rek siyasal düzen-üretim ilişkisinde yani her üç düzlem in kesişm e n o k ­ ta la r ın d a ö ze l s e k t ö rü n sö z c ü sü olarak T O BB vardır. E k o n o m ik kararların alın m a sın ­ da m erke zi h ü k ü m e tle bu k a d a r içli dışlı olan ve kam usal bir gö re v yaptığı kabul edilen T O B B 'n in ar­ tık siyasal ya da lobicilik alanında fazla bir çaba gösterm esine gerek kalm am aktadır. T O B B yöneticileri de bu fırsatı k e n d i s e k tö rle rin in m e n fa atin in k o ru n m a sı açısından ge rektiği zam an ve gere ktiği ölçü­ de kullanm aktadır. Söyleşine e k o ­ nom ik ve ticari ilişkiler y u m a ğ ın ın m erke zin d e yer alan ve bir kam u tüzel kişiliği olan T O B B 'n in siyasal are n ada neden a n a h ta r ö rg ü t o l­ d u ğ u k e n d iliğin d e n ortaya çıkıyor.


963

OD ALAR • 1980 SO N R A SI M ESL E K K U R U LU ŞLA R I VE ETKİNLİK

Türkiye Ziraat Odaları Birliği K ER EM KALEN D ERO Ğ LU

T Z O B 'n in b ü tü n ısrarlarına ra ğ ­ m e n h ü k ü m e t , ta r ım k e s im in in m eselelerini ciddiye alm adı ve o n ­ ları g ö z a rd ı etti. B u n u n ü z e rin e TZO B yönetim i, çitfçilerin de ısrarlı

9 6 4 s a y ılı y a s a y la k u r u lm u ş olan Türkiye Ziraat Odaları Bir­

liği, yurt sathında örgütle n m iş 450 Ziraat O d a sı'n ın mesleki üst k u ru ­ luşudur. 1980 yılından sonra, ülke­ m izde uygu la m a y a k o n a n serbest piyasa e ko n om isi, 4 m ilyon üyesi b u lu n a n T ü rk iy e Z ir a a t O d a la r ı B irliği'n i o lu m su z yö n d e etkilem iş­ tir. A lty a p ısı ta m a m la n m a m ış ve te şk ila tla n m a m ış b ir kesim i, se r­ b e st p iy a s a e k o n o m is i ç a r k ın ın arasında kendi haline bırakm a g i­ rişimleri, bu kesim in y o ğ u n te p k i­ sini çekmiştir. 12 Eylül h a re k a tın ­ d an so n ra ilk seçim lerde işbaşına gelen Özal h ü k ü m e tin in u ygu la d ı­

k a b u l edilebilir. Bu k o n g r e d e 57 ü lk e d e n 2 5 0 ‘d e n f a z la d e le g e T ZO B Başkanı Dr. Erol Baraz, IFAP Y ö n e tim Ku rulu Ü y e liği'n e seçildi.

baskıları sonucu 7 Eylül 1989 yılın­

TZOB, uluslararası etkinliklerine

da M a n is a 'd a "Ç iftçin in Se si" m i­

bir de uluslararası işbirliğini ekle­ di. 1987 yılında, tarım işletm eleri­

tin gin i düzenledi. Bu ge lişm e le rde n sonra, ta rım ­

6

b ü y ü k uluslararası başarısı olarak

da k ısm e n iyile ştirm e y a p ılm ışsa da ta rım ın a ltya p ısın ın o lu ştu ru l­ ması, teşkilatlandırılm ası ve eğitim k o n u su n d a ciddi adım lar atılmadı. Yüzeysel iyileştirm e yapılm ış am a tarım kesim inin milli ge lird e n aldı­ ğı pay devam lı azalarak 1983 yılın ­

nin kendi so ru m lu lu ğ u n d a ve b a ­ ğ ım sız g e liş e b ilm e le rin e o la n a k sağlayan ortak destekli sivil bir o r­ ga n iza syo n m odelini, A lm a n Tarım Birliği (DLG) ile birlikte Tekirdağ'ın d ö rt İlçesinde u ygu la m a ya koydu. TZO B, h a le n Ö n d e r Çiftçi Projesi

da yüzd e 33'e, çiftçi m itinginin y a ­

adlı kalkınm a, yayım cılık ve tarım d a n ı ş m a n lı ğ ı p r o j e s in in T ü r k i ­

p ıld ığ ı d ö n e m o la n 1989 y ılın d a y ü z d e 2 8 'e , 1 9 9 6 'd a ise y ü z d e

y e 'n in d iğ e r bazı yönerilerinde de u ygu la n a b ilm e si çalışm alarını sü r­

14’lere kad ar gerilemiştir. A m a b ü t ü n b u n la r a ra ğ m e n , genel olarak sağg oy verm iş kırsal k e sim in te m silc isi d u r u m u n d a k i

dürüyor. 1 9 8 0 'Ii yılların b aşın da Türkiye

TZ O B 'nin , çağd aş bir yasaya kavu ş­ turu lm ası k o n u su n d a b u g ü n e k a ­ d ar sağ partiler ge re kli yeşil ışığı

la r ın m a li s ık ın t ıs ı n e d e n iy le 4 5 0 'le re k ad a r inm esini ve Ziraat

g e n e lin d e fa a liy e t g ö s te re n 600 Ziraat Odası sayısının, b u g ü n O d a ­

O d a la rı'n ın faaliyetlerini yeterince s ü r d ü r m e m e s in i, Z iraa t O d a la rı

ğı e k o n o m ik politika, 1974 y ılın ­

y a k m a m ış la rd ır . Ç iftç i ve k ö y lü partisi ola ra k b ilin e n D Y P de, bu

y a s a s ın ın , S ü le y m a n D e m ir e l'm

d an tam 15 yıl son ra C u m hu riye t tarihim izin en b ü yük çiftçi m iting i­

k o n u d a çaba içinde olmamıştır. Türkiye n ü fu su n u n yaklaşık y ü z ­

B a şb a k a n lık y a p tığ ı d ö n e m le rd e T B M M 'd e n çıkarılm am asına b a ğ la ­

nin yapılm asına temel teşkil etm iş­ tir. 1983 yılın dan 1989 yılına kadar

de 45-50'sini oluşturan tarım kesi­

nıyor. Çiftçiler, son on yılda d e ğ i­ şen d ü nya şartlarının etkisiyle, ar­ tık g ö z ü kapalı üretim ya ptığın da

d ö n e m in T Z O B B a ş k a n ı O s m a n Ö zb e k ; 4 k e z Ö za l h ü k ü m e ti ile

toda lobi oluşturulup, kesim in so ­ ru n la rın ı çö ze ce k yasal d ü z e n le ­

zirve toplantısı yaptı. Bu süre için­

m elerin yapılm ası m ü m k ü n g ö r ü n ­

de 5 0'ye yakın tarım sal rapor su n ­ du. A m a o lu m lu bir sonuç alam a­

müyor. A rtık sanayi kesimi, işçi ke­ simi sorunların T B M M 'd e çö zü ld ü ­

dı. 7 Eylül 1989 y ılın a g e lin c e y e

ğ ü n ü n bilincine varmış, tem silcile­

kadar, yaklaşık 6 yıllık Özal h ü k ü ­ meti d önem ind e, tarım daki o lu m ­

rini p a rla m e n to y a g ö n d e rm e ça ­ bası İçindedir. 1 9 8 9 y ılın d a İz m ir 'd e y a p ıla n

suz gelişm eler özetle şöyle sırala­

m inin p arlam e n to d a temsili yüzd e 1-2 oranında. Bu oranla p arla m e n ­

zararlı çıkabileceğinin farkına va r­ m ış görünüyor. D ö n e m in b a şb a k a n ı Tansu Ç il­ ler, 1994 yılında gerçekleşen y ü z ­ de 156 e n fla sy o n a ra ğ m e n 1995 yılı için, kam u işçisine sıfır, sözleş­ meli p e rso n e le y ü zd e 10-15, m e­ m ura ortalam a yüzde 20 zam ö n ­ görü rke n , çiftçinin ü rü n ü n e yüzd e 80-120 arasında fiyat artışı verm ek d u ru m u n d a kalmıştır. B u n d a 1994

nabilir: H ü k ü m e t , t a r ım d a n ih ra c a ta k ayn a k aktarm ak amacıyla destek­

C E F IC O to p la n t ıs ın a ev sa h ip liğ i ya pa n T Z O B 'n in ve Türk tarım ının bu etkinliği, uluslararası d ü ze yd e

yılın da tarım g ird ile rin d e n g ü b re

leme alım larını kaldırdı. Ü rün b e ­ delleri, sürekli olarak enflasyon u n

ve zirai ilaçlara yüzd e 300'lere va ­ ran fiya t artışı karşısın da, Z iraat

altında tespit edildi, girdi fiyatları

ilk ve önem li bir sınavıydı. M a y ıs 1994 yılın d a İsta n b u l'd a gerçekleştirilen Uluslararası Tarım

arttı, dolayısıyla çiftçinin alım g ü ­

Üreticileri K o n fe d e ra syo n u (IFAP)'

cü azaldı.

ın 31. Genel Kurulu, T Z O B 'n in en

te p k in in neden o ld u ğ u d ü şü n ü le ­ bilir.

O d a la rı'n ın ve T Z O B 'n in k o y d u ğ u


O D A LA R • 1980 SO N R A S I M E S L E K K U RU LU ŞLA RI V E ETKİNLİK

964

Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar K onfederasyonu İSMET O RAN

1

9 53 'te kurulan Türkiye Esnaf ve S a n a tk a rla rı K o n fe d e r a s y o n u

(TESK), 507 sayılı yasaya gö re k u ­ rulm uş b u lu n an 10 fe d e rasyo n ve 77 il oda birliğine bağlı 3700 odayı ve ya klaşık 4 m ilyon e sna f ve sa ­ natkarı bünyesinde topluyor. Bu 10 fe d e ra syo n şunlardır: T ürkiye Ş o ­

labilecek bir örgütlenm edir. Tü rki­

hi, sanayileşm e ve tekelleşm e süre­

y e 'd e bu nitelikte 843 k o o p e ra tif ve 26 b ölge birliği, 800 bin civarın­

cinin tasfiyeye u ğ ra ttığ ı e sn a f ve z a n a a tk a r kesim lerinin h u z u rs u z ­

da esnaf ve sanatkara kredi kullan­

lu ğu n u yansıtm akta yetersiz kaldı.

dırmaktadır. T ESK 1980 öncesi d ö n e m d e g e ­

b ir a ra fa a liy e t le r i d u r d u r u la n

12 Eylül 1980 darbesinden sonra

n ellikle m erke z sa ğ h ü k ü m e tle re

TESK, gerek askeri yönetim le, g e ­

y a k ın b ir lobi ö r g ü t ü g ö r ü n t ü s ü

rekse A N A P hüküm etleriyle u y u m ­

çizdi. Fazla etkili bir g ü ç m erkezi olam ayan Konfederasyon, 1979'da

lu bir politika izledi.

Ecevit h ü k ü m e tin in e ko n om i p oli­

n u c u n d a e s n a f ve s a n a t k a r la rın

tikasını prote sto için "k o n t a k kap am a-kep enk in d irm e " kararı ala­

(özellikle bazı branşlarda) u zm a n ­

rak ilk kez nispeten keskin bir siya­

y o ğ u n ve b ilg i-y o ğ u n faaliyet za­

sal çıkış yaptı. A n c a k bu çıkış da sim gesel siyasal anlam ına d en k bir

rureti kendini gösterm eye başladı.

80'lerdeki e ko n om ik gelişm e so­

laşma düzeyi arttı, daha sermaye-

Bu ihtiyaç, T E S K 'İ d aha p ro fe sy o ­

kitlesel eylem b o y u tu n a ula şa m a ­

nel b ir u z m a n lık k u ru lu ş u o lm a

förler ve O tom obilciler Federasyo­ nu; Türkiye Bakkallar ve Bayiler Fe­

dı. TESK bu d ö n e m d e Ziraat O d a ­ ları ve O d a la r B irliğ i ile b irlik te "H ü r Teşebbüs K o n se y i" girişim in ­

d o ğ r u lt u s u n d a y a p ıla n m a y a y ö ­

d erasyon u; Türkiye Kahveciler-Kıraathaneciler-Büfeciler Federasyo­

de yeralarak, esnaf ve sanatkarlara "g irişim c i" ve "se rm a y e d a r" kim li­

e k o n o m ik ihtiyaçlarını tem ine d ö ­

nu; Türkiye A ğ a ç İşleri Esnaf ve Sa­ n a tk a rla rı F e d e ra sy o n u ; T ü rk iy e

ği atfetm eyi hedefledi. Böylelikle, gelişen işçi h areketin­

Terziler Federasyonu; Türkiye Kebap-Köfteci-Tatlıcı-Pastacı- L o k a n ­

den te d irgin olan esnaf ve za na a t­ kar kitlesinin anti-kom ünist reaksi­

t a c ıla r F e d e r a s y o n u ; T ü r k iy e U m um Ayakkabıcılar Federasyonu;

yo n a da yansıyan tep kisin e tercü­

nuçlarıd ır. Ö z e llik le D e rv iş G ü n -

m an oldu. A n c a k bu politika terci­

d a y 'ın genel b aşkanlığı d ö n e m in ­

Türkiye Berberler ve Kuaförler Fe­

neltti. 1 9 8 6 'd a k o n fe d e ra sy o n c a k u ru la n , m e sle k m e n s u p la r ın ın n ük Sam taş şirketi; 1985'te mesleki e ğitim in etkin yön le n d irilm e si ve yaygınlaştırılm ası amacıyla kurulan M e sle k i Eğitim ve K ü ç ü k Sa n a yii Desteklem e Vakfı, bu arayışın s o ­

de uzm anlaşm a yönelim i b elirgin ­

d erasyonu; Türkiye Elektrik-Elektro n ik ve B enzerleri T e knisyenleri

leşti. Bütün esnaf odalarının gelir­ lerinin yü zd e 2 0 'lik kısm ı m esleki

Esnaf ve Sanatkarları Federasyonu. T E S K 'in ilk genel başkan lığın ı A b ­

eğitim e ayrılm aya başlandı. K o n fe ­

d u llah C aner (1953-1960) yapm ış;

derasyon yönetim i, "13. yüzyıldan

daha sonra Haşan Tez (1960-1967), A d a le t Partisi'nden 4. ve 5. dönem

g e le n A h ilik g e le n e ğ iy le y a p ıla n

m illetvekilliği de ya pa n H ü sa m e t­

çağdaş m eslek içi eğitim sistem ini"

tin T iy e n şa n ( 1 9 6 7 -1 9 9 0 ) g e n e l b a ş k a n o lm u şla rd ır. 1 9 9 1 'd e b ir

oturtm a çabasına girdi. Bu amaçla

usta-çırak eğitim d ü zeninin yerine

Ankara, M arm aris, Bayburt, Konya ve Kırşehir'de "İşletm eler üstü e ği­

trafik kazasıyla hayatını yitiren K a ­ mil K ab akçı'nın üç aylık genel baş­ k a n l ı ğ ı n ı n a r d ın d a n 4 A r a lık

tim m e rke zle ri" kuruldu. 1 9 9 1 'd e k üçü k ve orta ölçekli işletm elerin

1 991'de Derviş G ü n d a y bu göreve

kredi tem inatı b u lm a kta karşılaş­

geldi. G ü n d a y 1994'te genel b aş­

tıkları güçlükleri aşm aya d ö n ü k o l­

kanlığa yeniden seçilmiştir. Esnaf ve sanatkarlara d ö n ü k fi­

m ak üzere "K re d i Garanti Fonu İş­

n a n sm a n k u ru m u ola n H alk Ban-

adıyla bir finans şirketi tesis edildi.

kası'nın açtığı kooperatif kredileri­ ni kullandırm ak üzere oluşturulan E sn a f ve Sa n a tk a rla r K e falet K o ­ operatifleri de T ESK 'e paralel sayı­

letm e ve A ra ştırm a Ticaret A .Ş ."

ILETIŞİM ARŞİVİ

AP’den milletvekili de olan Hüsamettin Tiyenşan uzun süre (1967-1990) TESK’in genel başkam olmuştu.

TESK ayrıca iç ve dış fuarcılık ve g i­ rişim cilik e ğitim in e d ö n ü k Forum Fuarcılık ve Geliştirme A.Ş.'nin o lu ­ şum una öncülük etti.


965

O D A LA R • 1980 SO N R A SI M E S L E K K U RU LU ŞLA RI VE ETKİNLİK

M uhasebeci ve M ali M ü şa v ir Odaları UĞUR BÜYÜKBALKAN

lik, Serbest M u h a se b e ci M a li M ü ­ şavirlik ve Yem inli M a li M üşavirlik M e sle k Y asası'na göre; M uh a se b e ci ve mali müşavirler, gerçek ve tüzel kişilere ait te şe b ­ b ü s ve işle tm e le rin g e n e l k a b u l gö rm ü ş m uhasebe prensipleri ve il­ gili m evzuat h üküm leri ge reğince

Ü

lkem izde Batılı anlam da ve ül­

ke ihtiyaçlarına cevap verebile­ cek bir m eslek yasası, hukukçuların engellem eleriyle 1989 yılına kadar gerçekleşem em iştir. De rn e kle r et­ ra fın d a ö rg ü t le n e n m ali m üşa vir ve m uhasebeciler 60 yıllık bir m ü ­ cadele so n ra sı m esle k ya saların a kavuşmuşlardır. 1932 yılından 1989 yılına kadar m esleğin d ü ze nle nm e ­ si am acıyla çeşitli ta sa rıla r h a z ır­ lanm ış, y a sa m a o r g a n ın a s u n u l­ muş, ancak kanunlaşam am ıştır. M u h a se b e , işletm enin varlıkları ve k a y n a k la rı ü z e rin d e d e ğ işm e yaratan mali nitelikteki ve para ile ifade edilen işlem lere ait bilgileri

d efte r ve b elge le rin i tu tm a k , b i­ lanço ve kâr-zarar ta b lo su ve b e ­ yannam eleri ile diğer b eya n n a m e ­ leri d ü ze n le m e k ve b enzeri işleri yapm ak olarak belirlenmiştir. Ayrıca, gerçek ve tüzel kişilere ait teşebbüs ve işletmelerin m u h a ­ sebe sistem lerinin kurulm ası ve g e ­ liştirilmesi, işletmecilik, m uhasebe, mali m evzuat ve bunların u y g u la ­ maları ile ilgili işlerin d ü ze nle nm e ­ si ve bu k o n u la rd a m üşavirlik y a ­ pılması, belgelere d aya n ıla ra k in ­ celeme, tahlil, d enetim yapılm ası, m ütalaanam e verilmesi, rapor d ü ­ zenlenm esi, tahkim , bilirkişilik ve benzeri işlerin yapılm ası hususları da m uhasebecilik ve mali m üşavir­

kını k o ru m a k m aksadıyla kurulan, tü ze lkişiliğe sahip, kam u k u ru m u niteliğinde m eslek kuruluşlarıdır. Yem inli mali m üşavirler de, ser­ best m uhasebecilik ve serbest m u ­ hasebeci mali m üşavirlik m e sle ği­ nin kon u su n a giren işlerin yanı sıra m ü k e lle f le r in m ali t a b lo la r ın ın d o ğ ru lu ğ u n u yönetm elikler çerçe­ vesinde tasdik yetkisine sahiptirler. A n c a k y e m in li m ali m ü şa virle rin defter tutm aları yasaklanmıştır. 4 00 8 sayılı Kanunla, V ergi Usul K a n u n u n a eklenen m ükerrer 227. m a d d e ile serbest m uhasebeci ve serbest m uhasebeci mali m üşavir­ lere b eyann am e im za yetkisi veri­ lerek, ve rgi d a ire le rin e verilecek beyannam elerde 3568 sayılı yasaya gö re yetki almış m eslek m ensup la­ rının im zalarının b u lu n m a z o ru n ­ lu lu ğu getirilmiştir. Ayrıca yine bu d ü ze nle m e ile yem inli mali m üşa­ virlere tam ta sd ik yetkisi verilm iş­ tir.

lik m e sle ğ in in k o n u la rı a ra sın d a

3568 Sayılı, Serbest M u h a se b e ci­ lik, Serbest M u h a se b e ci M a li M ü ­

yer almıştır. M e sle ğ in k o n u su n a gire n işleri bu işye rin e b a ğ lı o lm a k sız ın y a ­

şavirlik ve Yem inli M ali M üşavirlik K a n u n u 'n u n 13 Haziran 1989 tarih ve 2 0 1 9 4 sayılı Resm i G a z e t e 'd e

M u h a s e b e u ygu la m a la rın ın y ü ­

panlar serbest m uhasebeci ve ser­ best m uhasebeci mali müşavir, bir

r ü t ü lm e s in d e ve m ali t a b lo la rın

işyerine hizm et akdi ile bağlı o la ­

y a y ın la n m a s ı ile b irlik te T ü rk iye ge n e lin d e 65 Serbest M u h ase be ci M a li M ü ş a v ir ve 6 Y e m in li M a li

d ü z e n le n m e s i ve s u n u lm a s ın d a , belli kişi veya grupların değil tüm

ra k y a p a n la r d a m u h a s e b e c i ve mali m üşavir ola ra k ta n ım la n m ış­

to p lu m u n çıkarlarının gözetilm esi ve dolayısıyla bilgi üretim inde ge r­

tır.

k a yd e tm e k özetlem ek, a n a liz et­ m ek ve yoru m la m a k suretiyle ilgili kişi ve kurum lara raporlar halinde sunan bilgi sistemidir.

çeğe uygun, tarafsız ve dürüst davranılm ası gerekir. Yasal güvence al­ tına alınanlar dışındaki m uhasebe işle m le rinin ö lçü m le n m e si ve y o ­ ru m la n m a sı m u h a se b e c in in şahsi m u h a k e m e s in e kalm ıştır. Bu s e ­ beple m uh a se b e kayıtlarının g e r­ çek d u ru m u ya n sıta n ve u su lü n e u y g u n ola ra k d ü ze nle nm iş b e lge ­ lere d aya n d ırılm a sı ve m uh a se b e

Serbest m uhasebeci mali m ü şa ­ virler ve yem inli mali m üşavirlerin od a la rı ayrı ayrı kurulur. Serbest m uhasebeci mali m üşavirler ve ye­ minli mali m üşavirler odaları, 3568 sayılı m eslek yasasında yazılı esas­ lar uyarınca m eslek m ensuplarının ih tiya çla rın ı k a rşıla m a k , m esle ki fa a liy e tle rin i k o la y la ştırm a k , bu

M ü şa vir odası ile bu odaların bağlı b u lu n d u ğ u Türkiye Serbest M u h a ­ sebeci M a li M ü şa virle r ve Yem inli M a li M ü ş a v ir l e r O d a la r ı B irliğ i (T Ü R M O B ) kuru la ra k, 1995 yılına kad ar 42 bin m eslek m ensubu ru h ­ satlarını almıştır. M e sle ği tem silde tek yetkili olan T Ü R M O B yönetim inde; Genel Başkan M ustafa Özyürek, G e n e l B a şk a n Y ard ım cısı M a s u m Türker, G enel Se k re te r U ğ u r Büyükbalkan, Genel Saym an Prof. Dr.

kayıtlarına esas alınacak yöntem le­

m esleklerin genel m enfaatlere uy­ g u n ola ra k gelişm esini sağlam ak, m eslek m ensup larının birbirleriyle

rin seçilm esinde tarafsız önyargısız

ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde

davranılm ası gerekir. 3568 Sayılı Serbest M u h a se b e ci­

d ü rü s tlü ğ ü ve g ü v e n i h a k im k ıl­

N albantoğlu, Ulvi Güleç gö re v ya p ­

m ak üzere m eslek disiplini ve ahla­

maktadır.

Yüksel Koç Yalkın ve Y önetim K u ­ rulu üyesi olarak da, İbrahim Kara, M u s a Pişkin, E n ve r Erciyes, Rıfat


966

Türkiye Barolar Birliği

O D A LA R • 1980 S O N R A S I M E S L E K K U RU LU ŞLA RI VE ETKİNLİK

d ü ğ ü 12 Eylül dönem inde, m eslek birlikleri de esen bu rü zg â rd a n p a­ y ın ı a ld ı. M e s le k

H A LU K İNANICI

b ir li k l e r in i n

"z a p t-ı r a p t " altına a lın m a sı çok ö nem senm iş olacak ki 1982 A n a y a ­ sa sın ın 132. m addesi tüm m eslek­

B

aro tarihini 1876 Dava Vekilleri

N iz a m n a m e s i'n e hatta, 1870 Societe du Barreau de C onstantin o p le 'y e k a d a r g ö t ü r m e k m ü m ­ kündür. A ncak ilk defa C um huriyet T ü rkiye si'nin 1924 tarihli M u h a m mat Yasası'yla avukat ve baro kav­ ram ları y a rg ı sistem in e girm iştir. Tatbik ta lim a tn a m e si ve İstan bu l Barosu İç N izam nam esi ile birlikte bir b ütün teşkil eden bu yasa pek kullanışlı olmamıştır. Bu karışıklığa 1938 tarihli 3499 sayılı A vu katlık K a n u n u ile son ve­ rilmiş fa ka t 1969 tarihli halen y ü ­ rürlükte olan 1136 sayılı Avukatlık Y asa sı'n a gelinceye kadar, "A d liy e V e k ili b ü t ü n a v u k a t la r la id a re meclisi ve baro reisliği üzerinde de nezaret hakkını h a izd ir" (3499 S.K. md. 81) anlayışı va rlığ ın ı s ü rd ü r­ müştür. 1136 sayılı k a n u n la birlikte ilk defa kend i ken d isin i yö n e te b ile n denetleyebilen bir m eslek k u ru lu ­ şu n a d ö n ü ş e n barolar, y a rg ı g ü ­ vencesine de kavuşurlar. B aro y ö ­ neticilerinin yargı kararı olm a d an g ö re v d e n alın am am aları A n a ya sa t a r a f ın d a n g ü v e n c e a ltın a a lın ır (M d. 122). A n ca k d em okratik m es­ lek anlayışına u y gu n olarak hazır­ la n a n bu k a n u n d a da "a v u k a t lık m esleğini nezaret a ltın d a " tutm a a n la y ış ın ın iz le rin in s ü r d ü ğ ü n ü g ö rm e k m üm kündür.

12 Eylül Rüzgârı

nüştü. H u k u k Fakültesi sayısı 10'u aştı. Hocasız hu k u k fakülteleri h u ­ kuk eğitim indeki seviye d ü şü k lü ğü en b ü yü k n e de n le rin d e n birisi o l­ du. H u k u k Fakültesini bitiren her

lere ciddi faaliyet kısıtlam aları g e ­ tirdi. M e sle k K u ru m la n üzerindeki

öğrencinin, niteliksiz bir staj d ö n e ­ m in d e n s o n r a o t o m a t ik o la r a k avukat olabilm esi ile de bu seviye

bu otoriter anlayış, birkaç başlıkla

d ü şü k lü ğ ü n ü avukatlık ve yargıçlık

özetlenebilir: M e sle k ö rgü tle rin in siy a se t y a s a ğ ı, m e s le k b ir lik le r i üzerinde Devletin mali ve idari d e ­ netimi, m eslek birlikleri üze rin d e y a rg ı d e n e tim i, id a re n in m esle k b irlik le rin in y ö n e tic ile rin i g ö r e v ­

m esleğine de taşındı. Açılan fa k ü l­ teler nedeniyle avu kat sayısındaki artış m eslekteki seviyenin düşm esi eğilim i ile ironi teşkil etm eye baş­ ladı. Tüm bu sorun lar avukatlıkta

den uzaklaştırabilm eleri. A n a ya sa n ın bu sınırlayıcı d ü z e n ­

staj, a v u k a tlığ a girişte sın a v gib i so run ların ye n id e n g ü n d e m e g e l­ m esine neden oldu.

lem esinden sonra, 1983 yılında 54 ve 79 sayılı K H K 'le r çıkartıldı. Bu k a ra rn a m e le r ile a v u k a tlık k a n u ­

Öte ya n d a n A T 'ye girm e, G ü m ­ rük Birliği'n e girm e eğilimi ile, rek­ lam yasağı, şube açma yasağı, baş­

n u n d a yu karıd a ö zetle d iğim iz a n ­ layışa u y g u n d ü ze n le m e le r y a p ıl­

ka büro yasağı, şirket kurm a yasa­ ğı gibi avukatlık m esleğinin klasik kuralları tartışm aya açıldı. T ü m bu so ru n / e ğ ilim le r n e d e ­

mıştır.

Siville şm e D ön em i Z am an zam an sivilleşme d önem i o l a r a k a n ıla n 12 E y lü l s o n r a s ı A N A P iktidarı d önem ind e, aslında 12 Eylül Rejim inin anlayışı birçok alanda kurumsallaştırılm ıştır. N ite­ kim y u k a rıd a belirtilen K H K 'le rin k a n u n la şm a sı 300 3 sayılı yasa ile 198 4 y ılın d a olm uştu r. A v u k a t lık m esleğinde ve m eslek ku ru lu la rın ­ da d em okratik anlayışı temsil eden 1136 sayılı A v u k a tlık K a n u n u b u ­ danmış, k an u n te k n iğin e bile aykı­ rı düzenlem elerle avukatlık m esle­ ği ye n ide n "k a tı ve sa ye t" sistem i­ ne sokulm uştur. Bu an layışın en tip ik ö rn e ğ i İs­ tanbul Barosu ile A d a le t B akanlığı arasında Av. A lp Selek'in Baro Lev­ hasından silinmesi olayında ya şa n ­ mıştır. Y a şa n a n hızlı to p lu m sa l d e ğ iş ­ me, so n u ç la rın ı a v u k a tlık m e sle ­ ğ i n d e d e g ö s t e r m e y e b a ş la d ı. Y Ö K 'ü n h e r şe hire bir ü n ive rsite

V a t a n d a ş ın d e v le t k a r ş ıs ın d a "e s a s d u r u ş a " g e ç irild iğ i, t o p lu ­

yaklaşım ı g itgid e her üniversiteye

m un b üyük bir kışlaya d ö n ü ştü rü l­

bir H u k u k Fakültesi ta le b in e d ö ­

n iy le B a r o la r ve T B B n e z d in d e 1969 tarihli 1136 sayılı A v u k a tlık K a n u n u ye n id e n tartışılm aya baş­ landı. A d a le t B a ka n lığı'n ın bu k o ­ n u d a k i girişim le ri 1991 ta rih in d e Oltan Su n gu rlu d ö n e m ind e bir ka­ nun tasarı taslağına dönüştü. S u n ­ gu rlu Taslağı, a vu k a tlığa kab u ld e sınav, avukatların şirketleşmesi gibi önem li kon u lard a ilk k anu n taslak çalışm asıdır. T a sarıd a B a k a n lığ ın TBB üze rin d eki vesayet d e n e tim i­ nin bir nebze de olsa daraltılm ası önem li bir adımdır. Bu tasarıda en olu m suz yan; avukatlıkta şirketleş­ me gib i önem li bir k o n u n u n yeni s o r u n la r ya ra ta c a k h a fiflik te ele alınmasıdır. Nitekim şirketleşm e ile ilgili h ü k ü m le r d aha sonra taslak­ tan çıkartılm ıştır. A n c a k tasarı ilk defa meslekte şirketleşmeyi ö n g ö r­ d ü ğ ü için, bu k o n u d a k i m esle ki ta rtışm a la r için b ir b a ş la n g ıç o l­ muştur. D ö n e m in ik in c i k a n u n ta s a rı taslağı Seyfi O k ta y z a m a n ın d a h a ­


967

O D ALAR • 1980 SO N R A SI M ESL E K KU R U LU ŞLA RI VE ETKİNLİK

delil top lam asına ise her iki tasarı­ da hiç değinilm em iştir. O k ta y k a ­ n u n tasarısı, dem okratikleşm e p a­ keti İçinde T B M M 'y e sunulmuştur.

Türkiye Barolar Birliği 1967 yılıyla birlikte yaşantım ıza giren Türkiye Barolar Birliği (TBB) avukatların üst mesleki örgü tü o la ­ rak ağırlıklı olarak m esleki s o ru n ­ larla uğraşmıştır. A nca k to p lu m u n yaşad ığı önem li b unalım lar n e d e ­ niyle TBB adını bir " b a s k ı" aygıtı olarak duyurm uştur. TBB gerek 12 Eylül öncesi, g e re k se son ra sı d ö ­ nem de, "h u k u k u n ü s t ü n lü ğ ü n ü " savunan, m evcut yasalara "d e m o k ­ ra t ik " çerçeveden eleştiri ge lişti­

Av. Alp Selek TİP yönetiminde yer aldığı için 8 yıla mahkum olmuş bir avukattı. Adalet Bakanlığı Prof. Sulhi Tekinay başkanlığındaki İstanbul Barosu’na emir vere­ rek; bu avukatın avukat olma vasfını yitirdiğini belirterek bam levhasından silinme­ sini istedi. Tekinay yönetimi, Av. Alp Selck’iıı düşünce suçu işlediğini belirterek, tale­ bi reddetti. Av. Oltan Sungurlu yönetimindeki Adalet Bakanlığı İstanbul Cumhuriyet Savcılığı vasıtası ile talebin yetine getirilmemesi halinde Baro Başkanı ve Baro y ö­ netiminin görevden alınacağını bildirdi. Böylece Selek Baro levhasından silinmiş ol­ du. Av. Alp Selek bu işlem aleyhine İdari Yargıya başvurdu. Dava devam ederken Se­ lek tarafından Av. Turgut Kazan yönetimindeki İstanbul Barosu’na yapılan yeni baş­ vuru ile Tekinay yönetiminin verdiği ilk kararın “kazanılmış h ak” olduğu ifade edi­ lerek, levhadan silmeye yönelik ikinci kararın kaldırılması istendi. Talep uygun göıüldü ve Alp Selek mesleğe geri alındı.Bakanlık Cumhuriyet Savcılığı’ndan Baro Başkanı ve Yönetim Kumlun un görevden alınması için dava açılmasını istedi ve da­ va açıldı. Davaya İstanbul Barosu’ııu savunmak için onlarca avukat katıldı. Dava devam ederken, baro yönetiminin doğal yönetim süresinin sona ennesi ile dava da sona erdi. İstanbul Barosu Genel Kurulu aynı yönetimi ibra etti ve yeniden seçti. z ırla n d ı. O k ta y Ta sla ğı, se le fin e g ö re b ira z d a h a o lg u n la ş m ış bir taslaktır. Taslak birçok yeni m esle­ ki d ü ze nle m e getirmiştir. A v u k a t­ ların serm aye şirketleri ve k o o p e ­ ratif y ö n e tim le rin d e ça lışa b ilm e ­ leri İm k â n ı o r t a d a n k a ld ırılm ış, stajyer a v u k a tla ra kre di ve m ail k ayn a k yaratılm ış, a vu ka t b ü ro la ­ rın ın m a h k e m e kararı ile a r a n a ­ bilm esi h ü k m ü getirilm iş. B a k a n ­ lık ve sa ye t d e n e tim i daraltılm ış, b aro la rın ve T B B 'n in y ön e tim o r­ ga n la rı sayısı, seçimi gibi k o n u la r y e n id e n d ü z e n le n m iş, b a ro la rın adli büroları için mali kayna k ya ­

ratılm ası gib i d ü ze n le m e le r g e ti­ rilmiştir. Her iki taslağa getirilebilecek te ­ m el ele ştiri m e v c u t k a n u n d a da yer alan "ayrıntılı d ü ze nle m e ", her şeyi k a n u n a ya zm a a lışk a n lığ ın ın devam etmesidir. Kıyafet k o n u s u ­ nun bile kanunla d üzenlenm esi a y ­ rıntıda nereye k a d a r g id ile b ile ce ­ ğin in tipik bir örneğidir. A v u k a t la r ın k u ru m la ş m a s ın a , vergi sorun ların a, hizm etli olarak çalışan a v u k a tla rın se n d ik a s o r u ­ nuna, h u k u k i m esuliyet sig o rta sı­ na, bazı kon ula rd a noterlik işlem ­ lerinin ya p ıla b ilm e sin e , a v u k a tın

ren, bazı önem li toplum sal olaylar­ da d o ğ ru d a n tavır alan, avukatlar­ da d e m o k r a t ik h a ssa siy e ti canlı tu t m a y a ça lışa n n ite liğ in i k o r u ­ muştur. T B B 'n in h a ssa siye tle ü z e rin d e d u rd u ğ u en önem li k on u idarenin v e sa ye tin d e n ku rtu lm a ya y ö n e lik olarak T B B 'ye yargı İçinde yer ve­ rilmesi ve yargı içinde yüksek yargı orga n la rı ile eşit k o n u m d a yer al­ maktır. Bu k o n u d a en önem li tar­ tışm a Ö n d e r Sav b a şk a n lığ ın d a k i TBB ile İsmet O cakçıoğlu başkanlı­ ğ ın d a k i Y a rg ıta y a ra sın d a y a ş a n ­ mıştır. Y a rg ıta y B aşkanı İsm et Ocakçıo ğ lu 1990-1991 adli yılı açılış tö re ­ nine katılacak TBB Başkanı Ö n d er S a v 'd a n k o n u şm a m e tn in i t ö r e n ­ d en en az üç ay önce ken d isin d e h a z ır b u lu n d u r m a s ın ı İstem iştir. K o nu şm a m etninin gö n d e rilm e m e ­ si üze rin e TBB B a şk a n ın ın k o n u ş ­ m a sı g ü n d e m d e n ç ık a rtılm ıştır. Sansürcü anlayışın ilginç bir örneği olan ve üstelik yargın ın en üst kur u m u n u n T B B 'y e n a sıl b a k t ığ ın ı gösteren bu davranışa karşı TBB ve Barolar alternatif bir adli yıl açılışı düzenlediler. Bu u y gu la m a Y a rg ı­ ta y B a şk a n ı'n ın sü re sin in dolm ası ile sona ermiştir.


968

O D A LA R • 1980 SO N R A SI M E S L E K K U RU LU ŞLA RI V E ETKİN LİK

Türk Tabipler Birliği (TTB) ATA SOYER

özelliğine sahiptir.

1 984'te yayınlanm ıştır. Toplum ve

TTB Başkanı Dr. Erdal A ta b e k 'in

s a ğ lık a la n ın d a k i te k d e rg i o la n

Barış Derneği yöneticisi o ld u ğ u g e ­ rekçesi ile ce za e vin d e o ld u ğ u bir d önem d e, A n k a r a 'd a yapılan TTB

zo run lu aradan sonra (İstanbul Ta­ bip O d ası'n ın katkısı ile) yeniden çı­

32. K o n g re si'n d e , 5 kişi ile g ö re v yapm ak zo ru n da kaldı.

karılm a ya başlanm ış, p o p ü le r bir dergi olarak da TTB Haber Bülteni

1984-1986 Dönem i:

Toplum ve Hekim 198 0 y ılın d a k i

yayınlanm ıştır. Bu d ö n e m d e Tabip odası sayısı 37'ye çıkmıştır. Y ayınla­

2 5 -2 6 Ş u b a t 1 9 8 4 'te k i TTB 32. K o n g r e s i'n d e y a p ıla n ve ye n i bir

rında insan haklarına yer verm enin yanı sıra, 28 Eylül 1985 ta rih in d e

ü rk T a bip le ri B lr liğ i'n ln (TTB) faaliyetleri 12 Eylül 1980 d ar­

d ö n e m in başlangıcı olan seçim ler­ de Prof. Dr. Nusret Flşek'in başkanı

yaptığı bir top lan tıda TTB M e rke z Konseyi idam cezalarını tartışarak,

besiyle d urduruldu. 29 Aralık 1980 tarihinde 1. O rd u ve İstanbul Sıkı­ yö n e tim K o m u t a n lığ ı'n ın ya yınla ­

o ld u ğ u M e rk e z Konseyi yön e tim e se çilm iştir. 1 9 8 4 -8 6 d ö n e m in d e

sı'n d a n kaldırılm ası için T B M M 'y e ,

1980-1984 D önem i

T

d ığ ı b ildiri ile, "... siyasal am açlı t o p la n tı y a p m a m a k ve b e y a n d a b u lu n m a m a k k o ş u lu ile sa d e c e m uhasebe servisi kısm ının üyeleri­ nin ücretlerine ilişkin parasal s o ­ runlarının halk ile üye kayıt işlem­ lerine" izin verildi. Birliğin etkinlik­ leri, bu süre zarfında asgari ücret, serbest çalışm aların ve rg ile n d iril­ mesi, özlü k hakları vb. k on u la rd a sürdürülm üştür. Bu arada M G K Ge­ nel Sekreterliği, "S a ğ lık So ru n la rı"

TTB, d a r b e s o n ra s ı ye n i y a şa m a u yu m ça b a la rı içinde ve o ld u k ç a b üyük m addi sıkıntılarla, daha çok m erkezi d ü z e y d e e tk in likle r g ö s ­ termiştir. Bu süre içinde T B M M 'd e , M G K d ö n e m in d e n beri sürd ürülen m es­ lek örgütlerini "disipline e tm e " ça­ baları iki yasal değişiklikle so n u ç ­ lanmıştır. 8 Ocak 1985 tarihli 3144 sayılı yasa ve 7 Haziran 1985 tarihli 3224 sayılı yasa ile 6023 sayılı TTB

ö lü m cezalarının Türk Ceza YasaH ü k ü m e t ve C u m h u rb a şk a n lığ ın a başvurulm asına karar verilmiştir. Bu girişim üzerine, TTB M e rke z K o n seyi üyeleri basın savcılığında ifade vermişler, kısa bir süre sonra da 3. Asliye H u k u k M a h k e m e si'n d e " g ö r e v e so n v e rilm e si" istem i ile dava açılmış beraatle sonuçlanm ış­ tır. Bu dön e m in en önem li gelişm e­ lerinden biri de, Türk Tabipleri Bir­ liğ i'n in T ü rk D işh e k im le ri Birliği, Türk Eczacıları Birliği ve Türk Vete­

başlıklı bir p rog ra m ın gö rü şü le ce ­

Yasası oldukça antidem okratik hale getirilmiştir. D ö n e m in TTB yö n e ti­

ğ in i belirtip, bu p ro g ra m la ilgili toplantılara TTB'yl davet etmiştir. Daha sonra M G K, 6023 sayılı TTB Y a sa sı'n ın d eğiştirilm esini g ü n d e ­

m in in ç a b a la rın a k arşın , A n a y a sa 'n ın 135. m addesindeki tüm kısıt­ lılık la r TTB y a s a s ın a a k ta rılm ış , m addi gelir elde etm e olanakları sı­

rasyon o lu ştu ru lm a sı için ilk g iri­ şimlerin yapılm ış olmasıdır.

1986 yılında A n k a ra 'd a biraraya gelen bir gru p hekim, "Ç a ğ d a ş He­

me almış, bu amaçla Sağlık ve Sos­

nırlandırılm ış, k a m u d a çalışan he­

yal Yardım B a ka n lığı'n ın 26 A ğ u s ­ tos 1981 ta rihind e yapm ış o ld u ğ u

kim lerin tabip odalarına üye olm a zo ru n lu lu ğ u kaldırılmış, Sağlık Ba­

toplantıya Dr. Erdal A ta b e k ve Dr.

k a n lığ ın ın ve H ü küm etin TTB üze­ rin d e k i d e n e tim i getirilm iştir. Bu arada, bir ilde, 200 hekim in varlığı,

Şükrü G üner katılmıştır. Darbe so n ­ rası ilk b üyük TTB toplantısı 3 Eylül 1981'd e yapılmıştır. T ü rk T abipleri B irliğ i'n in çalış­ m aları 1984 y ılın d a y e n id e n se r­ best bırakılm ış, Tabip O d aları se­ çimleri yapıld ıktan sonra, TTB 32. K o n g re si A n k a r a 'd a toplanm ıştır. "Dr. Erdal A ta b e k Y asa sı" diye de bilinen bir değişiklikle d ah a önce İst a n b u l'd a b u lu n a n TTB M e rk e z K o n s e y i'n in A n k a r a 'y a ta şın m a sı ü z e r in e A n k a r a 'd a y a p ıla n 32. K o n gre , bir d ö n ü m noktası olm a

tabip odası açılabilm e şartı olarak g e t ir ilm iş t ir . B u d ö n e m d e en önem li olaylardan biri, 25 Haziran 1985 ta rihin d e Türk Diş Hekim leri Birliği Yasası çıkarılarak, diş hekim ­ lerinin tabip od alarınd an ayrılması oldu.. 1984-86 d ö n e m ind e yeniden k u ­ rum sallaşm a çabaları çerçevesinde h e k im le rin ö z lü k h a kları ile ilgili a n la m lı b ir çalışm a sa y ıla b ile c e k o la n "M e m o ra n d u m " K a s ım

riner H ekim ler Birliği ile bir fe d e ­

1986-1988 Dönem i:

kim G r u b u "n u o lu ştu rm u ş ve A n ­ kara Tabip O d a sı se çim le rin e bir p ro g r a m la h a z ırla n m ışla rd ır. Bu p rogram 1980 sonrası giderek biri­ ken h e kim ve s a ğ lık s o r u n la r ın a karşı e m e ğ iy le çalışan b ü tü n h e ­ kimlerin biraraya gelm e gerekliliği­ ni ve b ü tü n y ö n e tim sü re çle rin e üyelerin de etkin katılım ın ın s a ğ ­ lanm asını vurgulamıştır. Bu ortam da, 28-29 Haziran 1986 ta rihind e yapılan TTB 34. K o n g re ­ s i'n d e yin e Prof. Dr. N u sre t Fişek b aşk a n lığın d a bir yönetim gö re ve gelmiştir.


969

O D A LA R • 1980 SO N R A SI M E SL E K K U RU LU ŞLA RI VE ETKİNLİK

Sağlık politikalarına ilişkin tartış­ m alarda soru n u n özelleştirme b a ğ ­ lam ında ele alınması, fon tartışm a­ ları, sözleşmeli personele ilişkin ha­ zırlıklar, bu d ön e m d e T TB 'nin kat­ kıları arasında sıralanabilir. D ö n e m in en ö n e m li iki olayı, T T B 'n in 35. K o n g r e s i'n d e k a b u l edilen Tıp M e sle k A h la k ı T ü z ü ğ ü tasarısının Sağlık Ba ka n lığı'n a iletil­ mesi ve işkenceye adı karıştığı g e ­ rekçesi ile ilk kez bir hekim e ceza verilmesi (A nkara Tabip Odası tara­ fından) olmuştur. 1986-88 d ö n e m in d e TTB e tk in ­ liklerini, önem li bölüm ü bu dönem başlatılan İşçi Sağlığı Kolu etkinlik­ leri oluşturm uştur. İlki, 1980 önce­ sin d e ya p ıla n İşçi Sa ğlığ ı K o n g re si'n in İkincisi 4-7 N isan 1988 ta ri­ h inde TTB tarafından yapılmıştır.

1988-1990 Dönem i: Bu d ö n e m d e son 15 yılın en y o ­ ğ u n hekim hareketliliği yaşanm ış­ tır. 1988 yılı 4 Eylü l'ü nde top lanan TTB Temsilciler Meclisi, Çalışma Ba­ kan ı İm re n A y k u t 'u n " d o k t o r la r p a ra y a d o y m u y o r " s ö z ü n e te p ki gö ste re n Tabip O dası tem silcileri­ nin biraraya gelerek tepkilerini or­ g a n ize olm asını sağladı. Bu çerçevede, 1980 so n ra sın ın ilk k a m u ç a lışa n ı m it in g i A n k a ­ ra 'd a yapıldı. Bu m itingden sonra, İzm ir Tabip O dası 27 Kasım 1988, İs t a n b u l T a b ip O d a s ı 11 A r a lık 1988 tarihinde m iting düzenledi. A n karalı hekim ler bir dizi toplu n ö b e t eylem i yanısıra, 1 H a zira n 1989 tarihinde Hüküm eti protesto etm ek için beyaz önlüklerini Sağlık B akanlığı ö n ü n e bırakmışlardır. Bu arada İsta n b u l'd a da to p lu nöb e t eylemleri yapıldı. "H astalara yeter­ li süre a y ırm a " denilen ve h e kim ­ lerle hastaların çıkarlarını ortaklaş­ tırm a k ta en so m u t eylem sayılan uygu la m a da, bir süre denendi. B e yaz e y le m ler son ra sı TTB ve Tabip O d ası tem silcilerinin Sa ğlık

Bakanı ile görüşm esi, sağlık perso­ neli arasında sendikalaşm a y o lu n ­ daki çabaları hareketlendirm iştir. A n k a ra 'd a o lu ştu ru la n sağlık per­ soneli sendikalaşm a grubu, m erke­ z ile ş e re k h e r m e sle k g r u b u n u n tem silcisinin k atıld ığ ı S e n d ik a la ş­ ma E şg ü d ü m K o m ite si'n e d ö n ü ş ­ müştür. Bu arada TTB, Türk Diş H ekim le­ ri Birliği, T ü rk Eczacılar Birliği ve T ü rk V e te r in e r H e k im le r B irliği, S a ğ lık M e s le k B irlik le ri D a n ışm a K u ru lu 'n u oluşturarak, önem li bir güç od ağı oluşturm uşlardır. Ayrıca İçişleri B akan lığı nezdinde girişim de b u lu n ularak m ahkum m uayenesi sırasınd a g ü v e n lik g ö ­ revlisi b u lu n m a m a sın a ilişkin g e ­ nelge çıkarılması sağlanm ış; işken­ ce göre n le re tıbbi hizm et vermesi a m acı ile k u ru la n T ü rk iy e İn sa n Hakları V a k fı'n ın kurulm asına kat­ kıda bulunulm uştur.

1990-1995 Dönem i: Beyaz eylem ler ve bu eylem ler­ de ta k ın ıla n tutum lar, TTB içinde iki farklı e ğilim in ayrışm asına yol açtı. H e k im ve s a ğ lık p e r s o n e li haklarının ancak m ücadele ile elde edilebileceğini ve T T B 'n in d e m o k ­ ratik bir kitle ö rgü tü olması ge re k ­ tiğini savu nan hekimler, üç b üyük tabip odasının yönetim ine geldiler, bu d e ğ işim A n a d o lu 'd a k i b irço k tabip odasına da yansıdı. Sonuçta, 1990'da T TB 'd e "E tkin -D e m o kra tik B ir TTB İçin Ç a lışm a G r u b u " n u n a ğırlıklı o ld u ğ u , Selim Ö lçer b aş­ kanlığınd a bir yönetim oluştu. A y ­ nı çizgi 1994 H a zira n 'ın d a ki genel

p e r s o n e li fa ili m e ç h u l c in a y e te kurban gitmiştir. Ayrıca bölgedeki çatışm a orta m ın d a sa ğlık hizm eti verm eye çalışan çok sayıda sağlık p e r s o n e li t u t u k la n m ış , s ü r g ü n e gönderilm iştir. Bu amaçla 1994 yı­ lında h azırlanan G ü n e y d o ğ u S a ğ ­ lık Raporu, tüm bu etkinliklerin bir ürünüdür. T T B 'n in d iğ e r sağlık m eslek ö r­ gütleri ve sağlık işkolundaki send i­ k a la rla b irlik te ye r a ld ığ ı S a ğ lık Platform u, Ekim 1994 - Ocak 1995 arasında özlü k haklarına ilişkin bir dizi etkinlik yapmıştır. Bunların en sonuncusu 21 Ocak 1995'te yaygın bir katılım la gerçekleştirilmiştir. Bu d ö n e m d e Tabip O d a la rın ın eylem liliğinin gerilediği, özlük hak­ larına ilişkin m ücadelenin sendika­ larda yoğu nlaştığı görülm üştür. Söz kon u su d ön e m d e sağlık p o ­ litikaların ın k a m u o y u ö n ü n d e en geniş olarak tartışıldığı kesit, M a rt 1 9 9 2 'd e S a ğ lık B a k a n lığ ı'n ın d ü ­ zenlediği 1. Ulusal Sağlık Kongresi ile başlamıştır. Bu süreçte T T B 'n in ürettiği "Sa ğlık ta G ündem : Herke­ se Eşit F ırsat mı. S e rb e st P iyasa E g e m e n liğ i m i? " başlıklı çalışma, ülkem izde sağlık politikaları k o n u ­ su n d a tem el alınacak niteliktedir. 1992 ile başlayan süreç, Sağlık Ba­ k a n lığ ın ın çabalarıyla, T TB 'nin ö n ­ c ü lü ğ ü n ü y a p tığ ı te p k ile rin karşı karşıya geld iği ve giderek özelleş­ tirm e çabalarının sağlık hizmetleri a la n ın d a da yavaş yavaş e g e m e n hale geld iği bir d ön e m olmuştur. 1990-95 dönem i, giderek üç b ü ­ yü k il dışındaki tabip odalarının da TTB d ü ze yin d e söz sahibi olm aya

kurulda k o n u m u n u koruyacaktı. TTB Sağlık Bakanlığı ile bir p ro­

b a ş la d ığ ı, t a b ip o d a s ı s a y ıs ın ın 5 0 'y i a ştığı b ir d ö n e m olm uştur.

tokol im zalayarak Kürt sığınm acıla­ ra sağlık hizm etlerinin götürülm esi için bir organizasyo na gitmiştir. 1992 sonrası G ü n e y d o ğ u 'd a y o ­

H e k im sa yısın ın g id e re k artm ası, k a m u d a ç a lışa n h e k im o r a n ın ın y ü zd e 8 5 'le re ulaşm ası, pratisyen hekim lerin hekim ler içinde ağırlık

ğu nlaşan çatışma ortamı, hekim le­ ri ve sa ğlık p erso ne lini de etkile ­ miş, b u g ü n e kadar 20 kadar sağlık

k a za n m a sı, ta b ip o d a la rın a yarısendikal işlevler yükle n m e sin e yol açmıştır.


970

O D ALAR • 1980 SO N R A SI M E S L E K K U R U LU ŞLA R I VE ETKİNLİK

Türk M im a r ve M ü h en dis Odaları Birliği (TM M O B)

malar. DTCF sa lo n la rın d a ya p ıla n üç g ü n lü k k u ru cu G enel K u ru ld a da geniş ve y o ğ u n bir yer tutar.

BÜLENT TANIK

tü rle rin e g ö re çeşitli d ö n e m le re ayrılabilir. İlk on yıl yani ya klaşık 1955-1965 arası seçkincl (elitlst) et­ kililik dönem i; 1965-1980 arası kit­

Y

ö n e tse l te rc ih le rin k a p ita list e ko n om ik m odelden yana net­

leşmesi ve ülke çapında pazar b ü ­ tü n le şm e si, 1 9 5 0 'le rd e b a şla y a n y o ğ u n kent büyüm elerini ve hızla yaygınlaşan inşaat faaliyetlerini ül­ ke gü n d e m in in ilk sıralarında taşır. D o ğ ru ya p ılm a d ığın d a d üzeltil­ m esi b ü y ü k e k o n o m ik k a y ıp la ra yol açacak bu im ar sürecinin s a ğ ­ lıklı olabilm esi "e h il e lle rle" g e r­ çekleşm esine sıkıca bağlı görülür. O y sa o g ü n le r d e ye tk ili y e tk isiz herkes inşaat yapabiliyordu. M e v ­ cut dernekler ise bunlarla m ücade­ lede etkili olamıyorlardı. Bu durum 1954'te 6235 sayılı ya ­ sanın çıkarılm asında T B M M 'd e ya­ pılan tartışm alar ve yasanın ge re k ­ çesinde ifadesini b u ld u ğu biçimiyle "k a m u g ü c ü n ü " kullanabilen özel

k a n u n la k a z a n ılm ış ve s ın ır la r ı b öylece ta n ım la n m ış bir ö rg ü tü n yani T M M O B 'n ln a ra n m a sın a yol açar. K a m u k u ru m u n it e liğ in d e bir m eslek k u ru lu şu olm ak, özel k a ­ nunla kurularak derneklerden ay­ rıca tarif edilm iş yetkilerle d on atıl­ m ak k u r u c u la r ı t a r a fın d a n T M M O B 'd e n beklenen hizmetlerin yerine getirilebilm esi ve beklenen etkinliğin sağlan m ası için önem le gerekli görülüyordu... A n c a k o a m a çla n a n işleri g e r ­ çekleştirm ek ve hedeflenen no k ta ­ lara ulaşm ak için daha pek çok k o ­ şul ve o lu şu m ge re k iyo rd u . N ite ­ kim uzun u ğraş'a r sonucu ulaşılan 1954 t a r ih li yasaya d a y a lı T M M O B 'n in yapısına ilişkin tartış­

T M M O B tarihi d eğişik beklenti­ lere yanıt olabilecek farklı etkililik

leselleşme ve kitlesel politizasyona dayalı etkililik, 1980-1995 arası k ü ­ çük girişimci ideolojisinin etkililiği dönem leri olarak tanım lanabilir. D a ha ayrıntılı bir bakışla ö rn e ­ ğin 1960, 1971 ve 1980 askeri d ar­ be dönem leri bir etkililik d ö n e m in ­ den d iğ e rine geçişte, o lg u n la şm a ve çö zü lm e süre çle rinin d e n g e d e o ld u ğ u durum ları ayrı etaplar o la ­ rak tariflem ek olasıdır. Kuruluştan 1960'ların ikinci yarı­ sına kadar yaşanan d ö n e m d e m ü ­ hendis ve m im arların yani bizatihi T M M O B üyelerinin kend ileri t o p ­ lum da dar ve seçkinci bir k o n u m ­ dadır. Bu d ön e m m ühend is ve m i­ m arların bilgi ve teknik beceri d ü ­ zeyleri o n la ra t o p lu m u yön e te n, ülkeyi planlayan kesim ler arasında yer alm alarına yetecek uzm an kim ­ likleri kazand ırıyordu. T o p lu lu ğu n önderleri, ö r g ü t ü n k u ru cu ve y ö ­ neticileri hem en hepsi ü lke nin de y ö n e t ic ile ri a r a s ın d a y e r alıyor, parlam entoda önem li bir gü ç olu ş­ turuyorlardı. M ü h e n d is ve m im ar­ ların ellerinde bulu ndurdu kları bu s e ç k in c i güç örgü tün yani T M M O B 'n in devlet içinde y u k a rı­ dan aşağı etkili olabilm esini sağlı­ yordu. O yıllarda cu m h u rb aşka nla ­ rı, başbakanlar, bakanlar ve üst d ü ­ ze y ülke y ö n e tic ile rin in T M M O B to p la ntıla rın a katılm aları sık rast­ la n a n o la y la r d a n d ı. Bu k o n u m 1955-1965 arasındaki etkililik türü o la n s e ç k in c i/ e litis t b iç im in d e T M M O B 'n in k e n d in d e n b e k le n e n ­ leri karşıladığı ve örgütsel varlığını ye n id e n ü re te b ild iğ i b ir e tk ililik döne m in i tanım lam aktadır.

Bu d ön e m d e m ühendislik ve m i­ m arlık m esleklerini ta n ıtm a k, t a ­ n ım la m a k ve a la n ı k o r u m a k y ö ­ n ü n d e k i işlerin hayata geçirilm esi b ü yük ölçüde yu karıd a n aşağı y ö ­ nelişi içerir. Bu d ön e m in ilk g ü n le ­ rin d e n b aşlayan, h ü k ü m e tle rd e n ö z e r k b ir k o n u m la n m a a ra y ışı, Halkevleri gibi genel bütçeden pay alm a yerine kan u n la ta n ım la n m ış kaynaklar ve üye ödentisine yasla­ nan "b a ğ ım sız " bir k on um edinm e isteği bile bu yukarıdan aşağı seç­ kinci etkililik k o n u m u n u o rta d a n kaldırm amaktadır. 1965'lerden itibaren ve özel y ü k ­ sek okullar İle m ühendis-m lm ar ye­ tiştirm e d ö n e m in d e m ü h e n d is ve m im ar sayısında olağan ü stü bir ar­ tış gözlenir. D a h a son ra ları n e re ­ deyse devlet politikası ola ra k b ü ­ tün yönetim lerce ve Y Ö K ta ra fın ­ dan da sürdürülen kolay okul, k o ­ lay d ip lo m a u y g u la m a sı bu artışı daha da kışkırtır. Üstelik bu artış ül­ ke ekonom isinde paralel bir bü yü ­ me ile desteklenemez. Çarpık sana­ yi ve teknoloji politikaları m eslek­ sel pra tiğin sığlaşm asın a yol açar. E ğ itim in yanısıra u y g u la m a d a da m esleki gereklerin sığlaşm ası m ü ­ hendislik ve m im arlık faaliyetlerine a tfe d ile n se çk in o lm a ö z e lliğ in i aşındırır. M ü h e n d islik ve m im arlık hızla kitle mesleği k on u m u na girer. 1 9 6 5 -1 9 8 0 a ra sın d a ö r g ü t dışı fa ktö rle r açısından 1968'li yılların toplum sal politik hareketliliğinden etkileniş özel önem taşır. Sayıca ç o ğa lm a ve m esleki d e ­ rin liğin yitirilm esi kitleselleşm eyi, e k o n o m ik d u r g u n lu k ise p o litik yükselişi hızlandırm ış; her İkisi de T M M O B 'y i etkilemiştir. Sonuçta ö r­ güt, ke n d in e erk taşıyan kitlenin n ite liğ i ve y ö n e lişi çe rç e v e sin d e "e tk ili" olur. Kitleselleşm e ve p olitikleşm eye dayalı olarak yükselen ve de p o li­ tikleşm iş kitleler açısından anlamlı


971

O D A LA R • 1980 SO N R A SI M ESL E K K U RU LU ŞLA RI V E ETKİNLİK

lesel g ü c ü n ü yönlendiren, böylece T M M O B 'y i T ü rk iy e 'd e siyasal erki yü k se k bir ö rg ü te d ö n ü ştü re n si­ yasal ö n d e rle r ve k a d ro la r vardı. 80 darbesiyle bu kad ro lar işten çı­ karıldı, sürüldü, baskı altına a lın ­ dı, en a zın d a n to p lu m sa l ve siya­ sal p ra tik te n izole edilm e ye çalı­ şıldı. A yn ı za m a n d a kam u kesim i ücretlilerin üye liğin in yasada ihti­ yari b ırakılm ası, u y g u la m a d a ise p o liste n B a k a n la r K u r u lu 'n a k a ­ d a r her tü rlü resmi m akam ca ö r­ g ü t sakıncalı gösterilerek yasakla­ m aya d ö n ü ştü rü lü n ce ö rgü tle r et­

İLETİŞİM ARŞİVİ

12 Eylül öncesinin hayli etkin örgütü TMMOB’nin, darbe sonrasında üyelerinin de biraz “kim lik” değiştinnesiyle darbe öncesindeki etkinliği aranır oldu.

g ö rü le n b u "e t k ililik ", 1 9 8 0 'le re yaklaşıldığında yerini nisbi bir ge ri­ leme ve 12 Eylül 1980 Askeri D ar­ besi ile açığa çıkan bir b oşluğa bı­ rakmıştır. 1982 A n a y a s a sı k a m u k u ru m u niteliğinde m eslek kuruluşlarını ve de T M M O B 'y i yeniden ta n ım la m a ­ ya çalışmıştır. Ö rg ü t küçük girişim ­ ciler ö r g ü t ü ha lin e g e tirilm e k is­ tenm iştir. Bu yasal çerçeve içinde "k ü ç ü k -m ü lk a n a rk o -lib e ra liz m in in ", ö rg ü tü "lib e re -lik id e " etm e eğilim i ile m ühendis ve m im ar to p ­ lu lu ğ u n u n b ü tü n lü ğ ü için yeniden to p a rla n m a e ğilim leri a ra sın d a ki m ü c a d e le d ö n e m i o la ra k d e ğ e r ­ lendirilebilir. 1970'ler 1950'lerde ortaya çıkan göreceli kapitalist gelişm enin iyice tık a n d ığ ı bir dönem dir. Bu ortam içinde T M M O B ; 1 95 0 -19 7 0 yılları arasında yaşanan m ühendislik biri­ kiminin, üretilen bilgilerin üzerine, ge n ç k u şa ğ ın kitlesel p olitizasyo n u n u kaynaştırabilm iştir. Bu bile­ şenler T M M O B 'n in 70'li yılların ilk d önem lerind eki hem bilimsel, hem

de siyasal a la n d a k i üstün p e rfo r­ m ansının kayn ağını oluşturuyordu. A n cak T ürkiye'deki kapitalist geliş­ me 1968'ler sonrasında sürekli bir tıkanm a ve bunalım pratiğini ü ze ­ rinden atam am ıştır. Kapitalist d ü ­ zendeki bu kısır yapı m ühendislikm im a rlık m esle ki p ra tik le rin e ve m ühend is-m im ar kitlesine de y a n ­ sım a kta ge cik m e d i. Bu d u ru m u n T M M O B 'y e yansım ası da uzun süre engellenm em iştir. 1970'lerin başındaki kitlesel p o ­ litik yükseliş, burjuvazinin bunalım ve t ı k a n m a s ın ı g ö lg e le m iş T M M O B 'd e k i canlılığın da kaynağı olm aya devam etmiştir. A n c a k bir y a n d a n p o litik etkililik ca nlılığın ı koru r gö rün ü rke n , öte yan dan ö r­ g ü tse l t ık a n m a b ü y ü m ü ştü r. S o ­ nuçta 12 Eylül A sk e ri D ö n e m in in gerici baskı uygulam aları içsel d a ­ ğılm a sürecini hızlandırm ış, b oşlu ­ ğ u açığa çıkarmıştır. Ö n ce le ri, b irb irle riy le m esle ki çıkar açısından sürtüşm eyen, te k ­ nik ele m anların ücretli çalışanları­ nı ön plana çıkararak o n ların kit­

kilendi. Ö zellikle kam u çalışanları­ n ın iz o le e d ilm e s in in T M M O B ü z e rin d e u z u n so lu k lu b ir etkisi o ld u ğ u ortadadır. D aha önceleri birleştirici ve y ö n ­ lendirici etkileri büyük olan önder to p lu lu ğ u n u n bulunm ayışına, b ü ­ tünleştirici etkisi büyük olan kam u ç a lışa n la rın ın y o k lu ğ u n u n e k le n ­ mesi önem li sonuçlar doğurdu. Ö r­ g ü tü n tab anınd a daha önce kendi­ sini ön plana çıkarıp, kendi gü d ü le ­ ri d oğru ltu su n d a ö rgü t p rogra m ın­ da etkili olam ayan küçük girişimci top luluklar öne çıkma fırsatı buldu ­ lar. B u g ü n T M M O B ü ye le rin in % 20-25 civarında bir b ölü m ü küçük girişimci k o n u m u n d a gö rü n ü yo rsa da bu n ite lik te olm a p o ta n siye li d aha büyüktür. Küçük girişimcilikk ü çü k projecilik ülke ça p ın d a ö r ­ g ü tlü lü ğ ü kaldıram am akta, ulusal d üze yde birleştiriciliğe karşı, yerel siyasal e rkliliği ö n e çıkararak b ü ­ tüncül bir güç birikimini baltalayan to rk 'la r oluşturmaktadır. K üçük girişim cilerin 12 Eylül ö n ­ c e s in d e d e T M M O B üye v a r lığ ı içinde yaklaşık aynı oranlarda b u ­ lu n u y o r olm ası da d ik k ate d e ğ e r bir başka nokta. D aha önce de var o la n k ü çü k girişim ciler ya da k ü ­ çük girişimci ideolojisi bu d ö n e m ­ de ön e çıkmıştır. Bu özellik sürecin geri d ö n ü şü m lü olabileceğini g ö s ­ terir.


972

O D A LA R • 1980 SO N R A S I M E S L E K K U RU LU ŞLA RI VE ETKİNLİK

Eczacı örgütlenm esi ATİLLA UZGÖREN

6

643 sayılı kanun ile 1956 yılında k u ru lm u ş o la n T ü rk Eczacıları

Birliği, 1996'ya gelind iğin d e 35 ec­ zacı odası ile onyedi binden fazla eczacıyı bünyesinde toplamıştır. Kuruluş yıllarında sadece eczacı­ ların birbirleri ile olan ilişkileri d ü ­ zenlem ek ve az sayıda firm a tara­ fın d a n yapılan ilaçların fiyatlarını te sp it ve o n a y la m a k şe klin d e bir çalışma sözko n usu idi. Genç kad ro­ lar, 1975'ten sonra m esleğin g id e ­ rek artan sorunlarına yeterli çözüm önerileri getirmeyen, oda yönetim ­ lerine karşı; a lte rn atif p o litik a la r

banla b irlikte sö z ve karar sahibi olm aya başlamışlardır. Eczacılık m eslek örgü tle rin d e k i yenilikçi kadrolar, Eczacı K o o p e ra ­ tifleri adı altında örgütlenm elerini 1979'dan sonra oluşturmuştur. B a ğım sız ö rg ü tle n m e le r ola ra k gelişen Eczacı Kooperatifleri, 1989 y ılın d a tü m y u rt ç a p ın d a 12 k o ­ o p e ra tifin g ü ç le rin i b irle ştirm e si ile üst birlik k u ru lu şu nu gerçekleş­ tirmiştir. 1 9 9 5 y ılın a g e lin d iğ in d e tü m yurt çapında her üç eczaneden biri­ ni çatısı altında top layab ile n , ilaç piyasasında % 2 5'lik pazar payına ulaşabilen eczacı işletmeleri olarak yerlerini alm ışlardır. 198 4 'te Türk Eczacılar B irliğ i m e rk e z in i İsta n ­ b u l'd a n A n k a ra 'y a nakletmiştir. Bu d ö n e m in e k o n o m ik an la yış­ ları g e re ğ i ilaçta "se rb e st fiy a t",

ge tire re k od a yö n e tim le rin d e ta ­

patent ve reklam serbestliğine kar­ şı u zu n yıllar süren m ücadele edil­

Türk Dişhekim leri Birliği

şubeler açma kararı almış, 1 0'd a n fa zla şu b e si k u ru lm u ştu r. A n c a k 1985'te T D B 'n in kuruluşu ile etkin­

ruluşları ile tek tip ilaç sözleşm eleri y a p ıla b ilm iştir. Eczacı o d a la rın ın çalışmaları arasında; m eslek içi e ği­ tim p rogram ları, ilkyardım , ishale karşı çalışm alar; aile p la n la m a sı, a şılam a k a m p a n y a la rı sayılabilir. Türk Eczacıları B irliği'n in Türk Ta­ bipler, Türk Dişhekimleri, Türk V e ­ te rin e r H ekim leri Birlikleri ile o r­ taklaşa oluşturdukları "S a ğ lık M e s ­ lek Birlikleri D a n ışm a K u r u lu " "I. Ulusal Sağlık K u ru lta y ı'n ı" gerçek­ leştirmiştir. Bu ç a b a la rın b irlik d ü z e y in d e sürdürülebilm esi; dem okratik temsiliyet sağlam ayan delege ve temsil sistem inin A nayasa M ahkem esince iptal edilmesi ve 1995 yılında nispe­ ten odaların üye sayılarına uygu n olabilecek temsiliyet sistemini geti­ ren yeni yasa m üm kü n olmuştur.

bulunm aktadır. Serbest çalışan dişhekim lerinin O d a 'y a üye olm a z o ­ ru n lu lu ğ u o lm a sın a karşın, d iğ e r

liği a za lm ış ve b irçok şubesi fesh

çalışan d işhekim leri için böyle bir z o r u n lu lu k yoktu r. G e n e l o la ra k

edilmiştir. Türk Dişhekim leri Birliği,

dişhekim lerinin yaklaşık % 85'i ser­

3224 sayılı ve 7 Haziran 1985 tarihli Yasa gereğince kurulm uş, ilk k o n g ­

best çalışmaktadır. T D B her yıl m ua ye n e h a n e le rd e

işh e k im le ri 1 9 5 3 -1 9 8 5 yılları

resini 1986 yılında yapmıştır. M e r ­

ve diğer özel kuruluşlarda u ygu la ­

arasında Türk Tabipleri Birliği

kezi Ankara'dadır.

nan asgari ücret tarifesini belirler ve bu tarife Resmi G azete'de yayın­

SÜHA ALPAY

D

D e rn e k 1968 g e n e l k u ru lu n d a

miştir. Y ine bu d ön e m d e enflasyonist baskılara karşı eczanelerin sür­ şarj hakkı sağlanabilm iş, kam u k u ­

Ü y e si id ile r. T T B y a s a s ı g e r e ğ i.

Dişhekim i odaları bölgesinde en

O d a la r d a 1, TTB M e r k e z K o n se -

az 100 dişhekim i olan illerde ku ru l­

la n a ra k y ü r ü r lü ğ e girer. T D B İz ­

yi'n d e 2 dişhekim i ile yönetim k u ­

maktadır. Kuruluş yasası gereği, az

m ir'de ve İstanbul'da iki uluslarara­

ru lla rın d a tem sil edildiler. D işh e -

sayıda dişhekim i olan iller birleştiri­

kim lerinin bilinen ilk örgütlenm esi

le re k

sı kon gre ve dişhekim liği fuarı d ü ­ zenlemiştir. 22 Kasım D işhekim liği

18 M a r t 1 9 1 4 'te te scili y a p ılm ış

O d a la r

k u r u lm a k t a d ır .

1996'da T D B 'n e bağlı 26 O d a m er­

G ü n ü ve k a p s a y a n h a ft a iç in d e

o la n " D a r ü lf u n u n - u O s m a n i Tıp

kezi vardır. T ü rk iy e 'd e d işh e kim i

to p lu m a ve o k u l ço cu k la rın a d ö ­

Fakültesi Dişçilik M e zu n in ve Tale­

d ağılım ında belirgin bir dengesizlik sözkonusudur. Ö rn e ğin İstanbul'da

nü k kam panyalar yapılm akta, e ğ i­ tici çalışmalar desteklenmektedir.

ülkedeki 12.000 d işhekim inin y a k ­ laşık 1/3'ü çalışmaktadır. Buna kar­

TDB Başkanları

n eğin adı "T ü rk Diştabipleri Cem i­

şılık Diyarbakır, M ardin, Siirt, H ak­ kari, Batm an, Şırnak, Bitlis, Van,

1 992-1994: Eser Cilasun

ye ti" olarak değişmiştir.

M u ş illerinde toplam 200 dişhekim i

1994-

be Cem iyeti"dir. 1 9 2 2 'd e " M ü s lü ­ m an Diştabipleri M e zu n in ve Tale­ be C e m iy e t i"n e d ö n ü şm ü ştü r. 1925'te yapılan genel kurulda der­

1986-1992 : Yılm az Bilgin : Celal Ko rkut Yıldırım


Oniki Eylül Darbesi ve Rejimi 12 Eylül rejimi DOÇ. DR. M. SEM İH G E M A LM A Z

Ç

E

R

Ç

E

V

E

Y

A

Z

I

Türkiye'nin 1980 dönemeci DOÇ. DR. FİKRET BAŞKAYA

BS" A n ayasa, A yd ın lar, Basın, B ü ro krasi, C u m h u rb a şk a n lığ ı, Ç a ­ lışm a H ayatı, Dernekler, Dış P o litika, D il, Din, Eğitim , G e lir D a ğ ılım ı, G ü n lü k H ayat, H u k u k D ü zen i ve Y arg ı, H ü k ü m e t­ ler ve Y ü rü tm e , İktisat P o litik a la rı ve So ru n ları, İnsan H a k la ­ rı ve So ru n ları, K e m a liz m /A ta tü rk ç ü lü k , Kültür, K ürt Sorunu, O rd u ve Jan d arm a, P arlam en to ve Y asam a, Polis, S ık ıy ö n e ­ tim ve O lağ an ü stü Hal, Sistem dışı M u h a le fe t, Siyasal Partiler, Y erel Y ö n e tim le r


974

12 Eylül rejimi M EHMET

~l

SEMİH

Eylül 1980 müdahalesinin, ha-

_L ^ iz ırla n m a sı,

G EM ALM AZ

yarattığı bütün sonuçlarıyla birlikte

icrası ve sonu çla­

gayrimeşrudur. Bunun zorunlu hu­

rıyla açık bir “coup d’etat” olduğu hu­ susu artık n e tleşm iştir. Bu darbe,

kuksal sonucu, coup d’etat (darbe,

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafın­

tün tasarrufların “yok hükmünde” sa­ yılm asın ı gerektirecek “sak atlık ve

dan, sadece topyekün ve sistemli bir

hükümet darbesi) erkinin yaptığı bü­

askeri müdahale, yönetime el koyma

hukuka aykırılıkla malül olduğu”dur.

biçiminde icra edilmedi, ama aynı za­ manda, planlı, programlı, uzun süreli

Bu zorunlu hukuksal sonucu, coup d’etat erkinin de facto tasarruflarını

ve ayrıntılı yapılmış hazırlık çalışma­

belirlemek yoluyla gerekçelendirmek

larının sonucu olarak açığa çıktı.

gerekli ve olanaklıdır. Darbe ile birlik­

TSK, darbenin yasal dayanağı ola­ rak, 4 Ocak 1961 tarih ve 211 sayılı

yönetimine el konm uş”; “yasama ve

“Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Ya­

yürütme yetkileri(nin) MGK tarafın­

sası” (md. 35) hükmünü ileri sürdü. Bu yasa, 1960 darbesi sonrasında Mil­

dan kullanılacağı” açıklanm ış; “kısa zamanda bakanlar kurulu kurularak,

li Birlik Komitesi’nce çıkartılmıştı ve

yürütme sorumluluğunun bu kurula

aslın d a 10 H aziran 1 9 3 5 ta rih ve 2771 sayılı olup uzun yıllardır yürür­ lükte bulunan yasada değişiklik yapı­

yasi faaliyet her kademede durdurul­

yordu. Oysa 35. madde hükmü, ordu­ ya, yönetime el koyma yetkisi verme­

te, coup d’etat erki tarafından “devlet

bırakılacağı” belirtilmiş; “her türlü si­ muş”; “parti başkanları şimdilik can güvenliklerinin sağlanması amacı ile Silahlı Kuvvetler’in koruma ve gözeti­

mekteydi. TSK, darbeyi meşrulaştırmak için

minde belirli yerlerde ikâmete tâbi tu­

ise, Milli Güvenlik Konseyi (M GK)

feshedilmiş”; “yurt dışına çıkışlar ya­

[bu, “de facto” (fiili) birim, 1961 ve

saklanmış”; “ikinci bir emre kadar so­

1982 Anayasaları evresinde varlığını

kağa çıkm a yasağı konm uş”; “Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve yeni yönetime

sürdüren M illi Güvenlik Kurulu ile karıştırılmamalıdır] adıyla kurulan ve

tulmuşlar”; “parlamento ve hükümet

karşı yapılacak her türlü direniş, gös­

dönemin Genelkurmay Başkanı (Org.

teri ve tutum (un) anında en sert şe­

Kenan Evren) ve Kara (Org. Nurettin E rsin), Hava (Org. Tahsin. Şahinka-

kilde kırılarak cezalandırılaca(ğı)” ve

ya), Deniz (Oramiral Nejat Tümer) ve

vatandaşların yayınlanacak bildiriler

“yurtta kan dökülmemesi için bütün

Jandarma (Org. Sedat Celasun) Kuv­

doğrultusunda hareket etmeleri” teh­

vet Komutanları ile MGK Genel Sekreterliği’ne atanan (Org. Haydar Sal-

didi yapılmıştı. Hemen bunu izleyerek, 13 sıkıyö­

tık )’tan oluşan cuntanın ve Başkanı-

netim bölgesi tayin ve tespit edilerek,

nın açıklamalarıyla bu müdahalenin “aslında, tarih kitaplarında tanımla­

buralara 13 general sıkıyönetim ko­

nan darbe olm adığı”, “emir-kom uta

yordu. Siyasi parti faaliyetlerinin ya­

zinciri içinde yapıldığı”, “ulusun is­

saklandığı; Türk Hava Kurumu, Ço­

teklerine uygun olduğu”, “TSK’nin defaatle yaptığı tüm uyarıların cevap­

cuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay ha­

sız kalması üzerine son çare olarak bu görevin ifa edildiği”, vb. gerekçeleri

lerinin durdurulduğu da duyurulu­ yordu.

ileri sürüldü. Darbeyi yasallaştırma ve meşrulaş­ tırma gerekçelerinin tümü geçersiz,

lar arasında ikisi özel bir anlam taşı­ yordu. Bunların b irin cisi, 12 Eylül

yasadışı ve Anayasa dışıdır ve darbe,

günlü “Türk Milletine Açıklama”day-

mutanı olarak MGK tarafından atanı­

riç, diğer bütün derneklerin faaliyet­

Darbe erkinin ilk yaptığı açıklama­


975

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

1980’den beri tatbik edilen yeni eko­ nom ik program dış m ali çevrelerde büyük destek görmüştür; bu progra­ mın uygulanmasına devam edileceği­ ne dair güven v erilm esi fevkalade önemlidir” biçiminde ifade ettiği öne­ risini MGK’ye arzedecekti. Nitekim, ilk duyurudaki NATO’ya ilişkin referansla, Batı ittifakının başta ABD ve askeri kanadı olmak üzere il­ gili çevrelerine; ekonomik programın yürütüleceği sözverimi ile ise, ulusla­ rarası sermaye çevreleriyle, özellikle U lu sla ra ra sı Para F o n u (IM F ) ve Dünya Bankası, vb. birimler de dahil olmak üzere büyük sermaye odakları­ na bağlılık mesajı iletiliyordu, ikinci d u y u ru d a sözü e d ile n e k o n o m ik programın, 24 Ocak 1980 operasyonu İLETİŞİM ARŞİVİ

Darbenin liderleri gittikleri kentlerde darbenin gerekçelerini anlatırken, bilhassa Ke­ nan Evren’in kurduğu mantık zincirleri dikkat çekiciydi.Konuşmalarıııdan birinde in­ san hakları konusundaki iç ve dış eleştirileri şöyle yorumlamıştı: "... Bu insan hakları bir türlü bitmedi. İnsanın bir de milletine, ailesine karşı görevleri, ödevleri var Onu kimse sonnuyor.. Yalnız insan hakkından bahsediyor”

ve Mayıs 1980’de ek önlemlerle geniş­ letilen yeni ekonomik program oldu­ ğunu hatırlamak gerekir. Devlete her düzeyde el koyma ve sistemi bütünüyle militaristleştirme, MGK’nin ilk etap işlemlerinin belir­ gin niteliği idi. Bu yaklaşım , doğal

dı. Buna göre, “Türkiye Cumhuriyeti, NATO dahil tüm ittifak ve anlaşmala­ ra bağlı kalacak”tı. İkincisi ise, önce MGK’nin 5 sayılı kararı ile, ardından da bu duyuru ile yetinm eyerek bir kez daha aynı hususu vurgulama ge­ reksinimi duyan MGK’nin 16 Numa­ ralı Bildirisi ile, “ülkemizin ekonomik durumunu düzenlemek ve daha iyiye götürmek maksadiyle yürürlüğe ko­ nulan ekonomik program ile yapılan anlaşmaların ve protokollerin uygu­ lanmasına devam edilecektir” duyu­ rusunun yapılmasıydı. Bu ikinci duyurunun arkasındaki öneri kaynaklarından birisi Turgut Özal’dı. Başbakanlık Müsteşarı Özal, darbenin hemen ardından MGK tara­

lıklı bir rapor sunuyordu. Bu raporda Özal, darbe nedeniyle “bankalardan

olarak kendisini, tipik bir “sivil yetki­

para çekilmesi, mal ve maddeler için gereksiz stok eğilimi, fiyat artışları ve karaborsanın hortlatılm ası şeklinde menfi tesirlerin olabileceğini” hatırla­

ği biçiminde günyüzüne çıkartıyordu. Örneğin, bu siyasanın bir uygulanma

liler/idare” antipatisi ya da güvensizli­

alanı olarak, merkezi idarenin taşra örgütü ile yerel yönetimler için sözde “yansız idare” formülü ardında, özel­

tıyor ve “halkın güveni sağlanana ka­ dar paranın ve malın arzının kısıtlan­

lik le y e re l y ö n e tim o rg a n la rın ın

maması” ve “icabında ithalat yapıla­ rak buna dayanmak lazım” geldiğini

özerkliğini kurutma siyasası izlendi. Öncelikle merkezin taşra örgütü yö­

ve “uzun süredir ideolojik maksatla ve zorbalıkla devam ettirilen grevlerin çözü lm esi” ile “geçen devre parla­ mentoya sunulan başarılı olunam a­

neticileri ve yerel yönetimlerdeki se­

yan vergi reformlarının bir an evvel neticelendirilmesi” önerilerini ulusal düzlem için sunuyordu. Özal, aynı ra­

çilmişler tasfiye edildiler. MGK’nin çıkardığı ilk yasalarla be­ lediye meclisleri feshedildi ve beledi­ ye başkanlaıı görevden alındı. Yine çı­ kartılan yeni yasa ve mevcut yasalara eklenen geçici maddelerle mevcut il genel meclisleri de feshedildi. II Özel

fınd an göreve çağ rıld ık ta n son ra,

porda uluslararası düzlem için ise, “İlişki kurduğumuz milletlerarası fi­

MGK’ye, 12 Eylül 1980 tarihli ve ken­ di imzasını taşıyan “Türkiye’nin Son

nansman müesseseleri bugün Türki­ ye’nin yeni idare altında nasıl bir eko­

madde ile ise, “yeni il genel meclis

Ekonomik Durumu ve 12 Eylül Hare­ kâtı Sonrası Alınacak Tedbirler” baş­

n o m ik p ro g ram u y g u la y a c a ğ ın ı m e s’e le e d e c e k le rd ir ve 2 5 O ca k

İdaresi Kanunu’na eklenen bir geçici üyeleri seçilinceye kadar il genel mec­ lisleri ile il daimi encümenlerinin gö­ revleri valiler tarafından, il idare şube


976

başkanları tarafından seçilecek dört üyeden oluşan, vali başkanlığındaki bir kurul tarafından yürütülür”dü. Seçilmişler ya da önceki sivil idare­ ce atanmışlar böylece ayıklandıktan sonra, bu görevlere MGK’ye yakın ka­ mu görevlileri ya da özellikleri ordu­ dan emekli olmuş “muteber" kişiler atandılar. Nitekim, bu görevlere atan­ mak üzere "... emekli kamu görevlile­ ri” bilhassa belirtilmişti. Aynı madde­ ye göre, belediye başkanlıklarına, “Sı­ kıyönetim Komutanlan’nm istemleri­ ne uygun olarak il m erk ezlerind e

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

G a z e t e ’de y a y ım la n d ığ ı 2 9 E y lü l 1 9 8 0 ’den itibaren değil de geçm işe e tk ili o la ra k y ü rü rlü ğ e g ire c e k ti.

sini yürürlükten kaldırıyor ve bu biri­

Cunta, “de facto” tasarruflarını geç­ mişe dönük yasalar çıkartarak yasal-

ile içişleri Bakanlığı bünyesindeki ku­ ruluş düzeni içinde sürdüreceğini”

laştırm aya, bu yolla seçilm iş ya da atanmışların statülerinin gaspını ka­

duyuruyordu. Coup d’etat erkinin sivil yönetici­

mufle etmeye çalışıyordu. Yine aynı bağlamda, darbenin he­ men ardından, 17 Ekim 1980’de, ül­

lerden kuşkulanma paranoyası o de­ receye vardırılmış ve biçimlendirilmeye başlanan yeni hukuksal-siyasal dü­

kede o zamanki sayısıyla toplam 67 ilden 2 7 ’sinin valileri değiştiriliyor;

zende askeri ağırlığın kalıcılığını sağ­ lama bağlama öylesine hesaplanmıştı

asker kökenliler ya da orduya yakın olanlar bu görevlere atanıyordu. Sivil

ki, MGK’nin bizzat atadığı bir “askeri

İçişleri Bakanlığı’nca, il merkezi ol­ mayan yerlerde valilerce atama yapılır

idarenin (İçişleri Bakanlığı’nm) bir bi­ rimi olan Emniyet Genel Müdürlüğü,

ve gerektiğinde aynı usullerle değişti­ rilebilir”di. Oysa MGK, kendi çıkardı­ ğı yasayı bile dikkate almayacak ka­ dar keyfi ve tek egemen erk olarak ör­

tüm teşkilatı ile birlikte Jandarma Ge­ nel Komutanlığı’nm emir ve kurulu­ şuna veriliyordu, işte bu çerçevede, sivil bir makam olan Emniyet Genel

neğin, Ankara Belediye Başkanlığı’na,

Müdürlüğü’ne de yayınlanan bir bil­ diri ve MGK kararı ile Jandarma Kor­

emekli Tuğgeneral S Önder’i, doğru­ dan doğruya atıyordu. Belediye baş­ kanlıklarına atananlar halen çalışan kamu görevlileri ise, bunlar “asıl hiz­ metlerinden izinli sayılıyor”; hizmet b itim in d e “asli göreve d ö n m eleri”

general Hulusi Tulunay, asli görevi uhdesind e kalarak atanıyordu. Bu operasyonla, Emniyet Genel Müdür­ lüğü üç ay içinde bütünüyle denetim altına alındıktan sonra, MGK, bildiri­

min hizmetini, “12 Eylül 1980 tari­ hinden önceki emir komuta ilişkileri

hükümet” bulunmasına ve bu neden­ le bir sivil otoritenin mevcudiyetin­ den söz edilemeyecek olmasına kar­ şın, tüm ülkede uygulanan sıkıyöneti­ mi, hem cuntaya bağlı (emir-komuta içinde), hem de askeri hiyerarşik ya­ pıdaki statü ve kişisel ağırlıklarına bağlı olarak görece özerk ve keyfi bi­ çimde yürüten sıkıyönetim komutan­ larının, 13 Mayıs 1971 tarih ve 1402 sayılı “Sıkıyönetim Kanunu” (md. 6) uyarınca “Başbakana karşı sorumlu olm asını” düzenleyen hüküm yeni­ den biçim lendiriliyor ve sorum lulu­

sağlama bağlanıyor ve hem kamu gö­ revlisi, hem de “asker ve sivil emeklisi ya da serbest meslek sahibi” olanlar­ dan bu göreve atananlar için “1980 mali yılı belediye bütçesi ile kabul edilen ödeneğin 1/2’si kadar ödenek almaları” ile kamu görevlilerinin “ha­ len bağlı oldukları birimden almakta oldukları maaş ve diğer mali hakları almaya devam etmeleri” hüküm altı­ na alm ıyord u . Bu yön tem le, coup d’etat erki sadece makamları “ulufe” gibi dağıtmakla kalmıyor; ama devlete el koymanın ekonomik rantı da, her­ halde askeri hiyerarşinin gereklerine uygun oranda paylaştırılarak, darbeye bir destek zemin oluşturuluyordu. Yerel yönetimlerde değişiklik ya­ pan iki yasanın bir diğer dikkati çe­ ken yönü de, madde 2’ye göre, sözü geçen yasalar, 12 Eylül 1980 tarihin­ den geçerli olmak üzere; yani Resmi

ILETIŞIM ARŞİVİ

12 Eylül dönemi gerçekten de Türkiye’nin gördüğü en karanlık dönemlerden biri hatta en karanlığıydı. 12 Eylül 1980-1984 yıllan arasında Türkiye İnsan Hakları Vakfı veri­ lerine göre 208 kişi gözaltında veya cezaevinde öldü, öldürüldü; 3 kişi işkence sonucu, 1 kişi işkence sonucu hastalanarak öldü; 11 kişi açlık grevlerinde hayatını kaybetti.


977

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

olgu, coup d’etat’nm ve onu izleyen

ğun adresi “G enelkurm ay Başkam ”

nın hemen tamamına karşılık geldiği­

olarak yenileniyordu. Esasen, MGK’nin toplum üzerinde

ne dikkat çekmek gerekir. Bu veri ise,

“de facto” rejim altında yapılan tasar­

TSK’nin, topyekün ve yekpare bir ha­

rufların, ne denli planlı çalışmalara ve

yürüttüğü baskıcı ve yoğun devlet te­

rekâtla ülke yönetimine el koyduğu­

önceden yapılmış hazırlıklara dayan­

rörü siyasasının, en etkin enstrümanı

nu kanıtlamaktadır. Askeri hükümetin oluşturulması:

dığını gösteren bir başka veridir.

sıkıyönetim idi. Bu yüzden, 12 Ey­

Başbakan ve 26 bakandan oluşan toplam 27 kişilik kabine, kompozis­

12 Eylül tarihli “Türk Milletine Açık­ la m a c a sözü edilen bakanlar kurulu­

yonu bakım ından bir askeri hü k ü ­

yürürlüğe konan sıkıyönetimi, MGK, bütün ülkeye yaygınlaştırm ıştı. Bu

nun teşkilini MGK, sözverdiği gibi

metti. Başbakan, Emekli Oramiral Bü­

“kısa sürede” gerçekleştirdi ama, söz-

lent Ulusu, darbeyi hazırlayan kuvvet

çerçevede olmak üzere, yukarıda be­

veriminin tersine “yürütme sorumlu­

kom utanlarından (Deniz Kuvvetleri

lirtildiği gibi, “MGK’nin İki Numaralı

luğunu bu kurula” gerçekte devret­

Komutanı) birisi olup, darbeden çok

Bildirisi” ile önce 13 sıkıyönetim böl­

kısa bir süre önce (Ağustos 1980 so­

gesi belirlenip, buralara “13” sıkıyö­

medi. Başka deyişle, bu hüküm etin varlığı ne aslında MGK’nin “de facto”

netim kom utanı atanıyordu. Ardın­

iktidarını bir başka unsurla gerçekte

tu. Beş temel bakanlığa atanan kişiler

dan, toplam “6 7 ” general ve amiralin, 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası (md.

paylaştığını, ne de “yürütme organı” içinde gerçek bir bölümlenmenin, ka­

ise doğrudan ordu m ensuplarıydı: İçişleri Bakanı, Em. Korgeneral Sela-

5) yasal dayanak gösterilerek ve bun­

natların varolduğunu gösteriyordu.

hattin Çetiner; Milli Eğitim Bakanı,

lülden önce sivil idare tarafından ül­ kenin belli bölgeleri için ilan edilip

nu), olağan prosedürle emekli olmuş­

lardan “6 5 ”iniıı “asli görevi uhdesin­

Çünkü, bu kez, bu hükümeti, b i­

Em. Korgeneral Haşan Sağlam; Sağlık

de kalm ak” koşuluyla, sıkıyönetim

çim sel olarak atamaktan ötede, ger­

ve Sosyal Yardım Bakanı, Em. Tümge­

komutanlıklarına ve yardımcılıklarına

çekte MGK kurmuştu/kurdurmuştu.

neral Prof. Dr. N. Ayanoğlu; Gümrük

ve sıkıyönetim kurmay başkanlıkları­

Cunta Başkanı Kenan Evren, 20 Eylül

na atamaları yapılıyordu. Oysa, ülke­ nin bütününe askeri düzenin baskısı­

1980 tarihli yazısıyla “Bakanlar Kuru-

ve Tekel Bakanı Em. Korgeneral Recai Baturalp; G en çlik ve Spor Bakanı,

lu’nun teşkili için Em ekli Oramiral Bülent Ulusu’yu Başbakan olarak gö­

Em . Korgeneral Vecdi G önül. Sivil

dayanağı, MGK’nin 14 Eylül 1980 ta­

revlendirdiğini” açıklıyor; Başbakan

rih ve 4 Nolu Kararı (md. l/c) hükmü

hemen o gün görevini ifa edip, “Dev­

D a n ışm a M e c lis i ü y e le ri g ib i, MGK’nin itimadım kazanan kişilerdi.

idi. Zira, bu hükme göre, “sıkıyöne­ tim ile ilgili olarak yapılan tüm gene­

let Başkanlığı Yüce Katma”, “yüksek teveccüh ve güvenin izin eseri olarak

Bu bakanlardan 8 ’i, 1 9 7 1 -1 9 7 3 Ara R ejim (1 2 M art) evresind e, sözde

ral ve amiral atamaları, MGK üyeleri­

kurulması ile görevlendirildiği” kabi­

“partiler üstü” kabinede görev almış

nin imzalayacağı, MGK Başkam’mn onaylayacağı kararname ile yapılır”dı.

neyi “adları yazılı zatların bakanlıkla­ ra atanmaları hususunu takdirlerinize

nin büyük sermaye çevrelerine danış­

Görüldüğü üzere, atama işlemleri 12

arz ederim” diyerek onaya sunuyor­

Eylül 1980 tarihinde yapılıyor, ama nasıl olacağı 2 gün sonra 14 Eylül

du. Ve ertesi gün T.C. Devlet Başkanlığı’nın Başbakanlığa hitaplı yazısıyla

cısı olarak atanan Turgut Özal, daha

1980’de karara bağlanıyordu; bir kez

son ra A navatan P a rtisi’ni (ANAP)

daha, önce eylem , sonra yasal k ılıf

“Bakanlar Kurulu listesinde gösterilen bakanlıklara seçilmiş olan bakanların

bulma çabası geliyordu. Yukarıda be­

atanmış” olduğu belirtilerek hükümet

Kocatopçu (Bayındırlık Bakanı) İşve­

lir t ile n “6 7 ” g e n era l ve a m ira lin

kabul edilip onaylanıyordu. Böylece,

renler Konfederasyonu Başkanlığı’m

“13”ü sıkıyönetim komutanlıklarına

cuntanın icraatlarının hızına, işlemle­

yapmıştı. T. Önalp, Karayolları Genel

atandıklarından, geriye kalan “5 4 ” ge­ neral ve amirale, bu yolla, darbe ge­

rin Resmi G azete’de yayımlanmasının hızı yetişemiyordu ve bu tür gerekler

M üdürlüğü görevinden sonra özel

reklerinin icrasında, askeri statüleriy­ le oranlı biçimde görev ve sorumlu­

ya arkadan yerine getiriliyor, ya da

binesi’nde yer alan Sosyal Güvenlik

hiç yapılmıyordu. Bülent Ulusu hü­

Bakanı Sadık Şide, ülkenin, büyük ve

luk dağıtılıyordu. Bu rakamın, doğru­ dan MGK içindeki ve yakın çevresin­

kümeti, Cumhuriyet tarihinde, kabi­

darbe ile kapatılmayan tek işçi konfe­

nenin onayı ve atanması Resmi G aze­ te' de yayım lanm aksızın kurulan bir

derasyonu olan Türk-lş’in Genel Sek­

nı yaymaya yönelik bu tasarrufun asıl

deki general ve amiral sayısıyla birlik­ te u la ş tığ ı to p la m ın , o d ön em d e TSK’nın toplam general/amiral sayısı­

k ök en li gözü ken ler ise, kuşkusuz,

figürlerdi. Bakanlardan 3 ’ü ise, ülke­ manlık yapmış “uzmanlar”dı. Bunlar­ dan Devlet Bakanı-Başbakan Yardım­

MGK’nin icazeti ile kuracaktı. Şahap

sektörde hizmet görmüştü. Ulusu Ka-

örnek olduğu gibi, herhalde en se­

reteri idi. Bu yolla cunta, geniş bir işçi kesimini, gönüllü bir yandaş kılamasa

ri/hızlı olarak kurulan hükümetti. Bu

bile, hiç olmazsa doğrudan karşısına


978

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

alm aktan sakınm ayı kurguluyordu. Askeri hükümetteki 26 bakandan 5 ’i ise, “Prof. Dr.” unvanlı akademik kö­

de h ü k ü m e tte n z aten daha ü stü n olan statüsünü pekiştirdiğinin ipuçla­ rını vermektedir. Genel Sekreterliğin

1 9 8 0 ’de (m d. 6 ) MGK gündem ini, M GK B aşk an ı adına hazırlam ak la m ünh asıran M GK G enel S ek reteri

kenli figürlerdi. Ve nihayet, bu kabinedekilerden daha önce bakanlık yap­

görevlerine ilişkin çıkarılacağı belirti­ len yönetmelikten vazgeçilmesi de ve

mış olanların toplam sayısı ise 11 idi. Ulusu Kabinesinde 12 Eylül 1981-

MGK G enel Sekreteri Org. Haydar Saltık’ın, MGK’nin aldığı bir kararla,

y etk ili kılm ıy ord u . Aynı maddede MGK üyelerinin istemi üzerine gün­ demin, Konsey üyelerinin salt çoğun­ luğunun kararıyla değiştirilebileceği

12 Eylül 1982 dönem inde 9 bakan görevlerinden çeşitli nedenlerle ayrılı­ yor ve yerlerine yeni isimler atanıyor­

bu görevinin yanısıra, aynı zamanda “Devlet Başkanı Genel Sekreteri” ola­

hükmü, “İçtüzük 1 9 8 1 ”den bütünüy­ le çıkarılarak, MGK gündeminin be­

rak (bu işlem le Kara Tuğg. Haşan Sağlam da, Devlet Başkanı Genel Sek­

lirlenmesi ve yönlendirilm esinde de MGK Genel Sekreterinin baskın ko­

reter Y ard ım cılığ ın a getiriliyord u) atanm ası da, kazanılan ağırlıklı ko­

numunu kurumsallaştırıyordu. Esa­ sen, MGK’nin kompozisyonunu açık­

n u m u n u n iş a r e tle rid ir. K a ld ı k i,

ça belirtildiği MGK’nin Dört Numa­

du. Ayrılan bakanlar şunlardı: Cihat Baban (Kültür Bakanı),Recai Baturalp (Gümrük ve Tekel Bakanı), Prof. Dr. N ecm i Ayanoğlu (Sağlık ve Sosyal Yardım B ak an ı), Şahap Koca topçu (Sanayi ve Teknoloji Bakanı), Selahattin Bingöl (Enerji ve Tabii Kaynak­ lar Bakam), Necmi Özgür (Ulaştırma Bakanı), Turgut Özal (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı). Ulusu Hüküm eti’nde 12 Eylül 1 9 8 2 -1 2 Eylül 1983 döneminde ise 3 Bakan görevle­ rinden ayrılm ıştır. B unlar: Cevdet Menteş (Adalet Bakanı), Rıfat Bayazıt (Adalet Bakanı), Prof. Dr. Ali Bozer (Gümrük ve Tekel Bakam). 27 Ekim 1980 tarih ve 2324 sayılı “Anayasa Düzeni Hakkında Kanun” Devlet (MGK ve Genelkurmay) Başkanı’nm, hükümet karşısında baskın ve üstün konumunu kurumsallaştırı­ yordu. (md. 2). Hüküm et, M GK’nin kontrolü al­ tında idi. MGK’nin 25 Eylül 1980 ta­ rih li 1 N o’lu K ararı ile b elirled iğ i “Türkiye Cumhuriyeti Milli Güven­ lik Konseyi içtüzüğü”, güvenoylaması ve başbakan ve bakanların MGK’ce her zaman denetlenebilir olması gibi düzenlemeleri ile, hükümeti denetim altında tu tabilm enin önkoşullarını daha başından sağlama alıyordu. Bu arad a e k le n m e li k i, M G K ’n in 10 No’lu Kararı’na konu olan MGK İçtü­ züğü Değişikliği, “MGK Genel Sekre­

İLETİŞİM ARŞİVİ

Geçiş döneminin aktörleri birarada: Darbeciler Kasım 83 seçimlerinde Erdal İnönü’yü “veto” etmişler, Turgut Özal’m liderliğindeki ANAP’m karşısında ise açıkça Turgut 5unalp’in MDP’sini desteklemişlerdi. “MGK İçtüzüğü 1 9 8 0 ” ile “MGK İç­ tüzüğü 1 9 8 1 ” (md. 9) hükmüne gö­ re, her ne kadar yasa teklif etmeye sa­ dece “MGK üyeleri ve Bakanlar Ku­ rulu yetkili” kılınm ışsa bile, her iki İçtüzüğe (md. 13) göre, yasa tasarı ve tekliflerinde “maddenin reddi, değiş­ tirilmesi ya da metne madde eklen­

terliğinin”, dolayısıyla Genel Sekrete­ rin, Konsey içinde giderek ağırlıklı bir konum u, arka planda kalm akla

mesi” hususunda MGK Genel Sekre­ teri; MGK üyeleri, Başbakan ve ilgili bakanın yanısıra öneri sunmakla yet­

birlikte kazandığının, bu çerçevede

k ile n d ir ilm iş ti. D a h a s ı, iç tü z ü k

ralı Bildirisi’nde de adı geçtiği üzere, Orgeneral Haydar Saltık, darbenin en baştan beri asli unsuru olarak bu sü­ recin içinde bulunuyordu. Org. Sal­ tık, 25 Ağustos 1981’de, Birinci Ordu ve Sıkıyönetim K om utanlığı’na (İs ­ tanbul ve çevresi) getirilecek; o tarihe dek bu görevi yürüten Org. Necdet Üruğ ise, Devlet Başkanlığı ve MGK Genel Sekreterliği’ne atanacaktı. Org. Saltık, daha sonra, 3 Aralık 1 9 8 3 ’te Kara Kuvvetleri Kom utanlığı’nı tö­


979

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

renle üstlenecekti. Org. Üruğ ise, ay­

nağı bütünüyle ortadan kaldırılmıştı.

nan toplam 11.640 aday arasından yi­

nı evrede Genelkurmay Başkanı ola­

Bu iki yolla yapıldı. İlk i, 2 7 E kim

ne MGK’ce belirlendi. Bu meclise üye

caktı.

1980 tarih ve 2 3 2 4 sayılı “Anayasa

olmak isteyen adaylarda aranan temel

H ü k ü m e t P ro g ra m ı 21 E y lü l 1980’de son biçimi verilerek MGK’ye

Düzeni Hakkında Kanun”a göre, “12 Eylül 1980 tarihinden sonra çıkarılan

vasıf “11 Eylül 1980 tarihinde her­

“tasvip için arzedildi”. Böylece, Bü­ lent Ulusu, olağanüstü hızla bakanla­

ve çıkarılacak olan Bakanlar Kurulu

mak”tı. MGK’nin doğrudan atayacağı

kararnamelerinin ve üçlü kararname­

üyeler için ise “yüksek öğrenim”li ol­

hangi bir siyasi partinin üyesi olma-

rını belirlem ekle kalmıyor, ama hü­ küm et programını da aynı hızla bi­

lerin yürütülmesinin durdurulması ve

mak koşulu aranmıyordu.

iptali istemi ileri sürülemez”di. Böyle­

çimlendiren başbakan oluyordu. Hü­

ce, Bakanlar Kurulu kararnam eleri

MGK aldığı bir kararla valiliklere yapılan başvuruların, valiliklerce, ada­

kümet Programı, 27 Eylül 1980 gü­

aleyhine iptal başvurusu yolu tama­

nü, Başbakan tarafınd an , M G K ’de okundu ve resm i belgelere göre de

men kapatılıyordu. Aynı yasaya göre, “12 Eylül 1980 tarihinden sonra, Ba­

MGK’nin 30 Eylül 1980 tarihli 5. Bir-

kanlar ile bakanların yetki verdiği gö­

nınan ve sevilen kişiler” olması dik­

leşim i’nde onaylandı. Programın bu

revlilerce kamu personeli hakkında

kate alınarak belirlenmesini ve o ile

kadar kısa sürede biçim lendirilm esi

uygulanan ve uygulanacak olan iş­

ve onaylanması, sadece, bu konuda

lemlerin ve alman kararların yürütül­

ait tem silci sayısının üç katı adayın MGK’ye bildirilmesini de hükme bağ­

önceden hazırlıklı oluşa dayanmıyor­

mesinin durdurulması istemi ileri sü-

du. Bunun yanısıra, Hükümet Prog­

rülemez”di. Bununla da, “yürütmenin

lıy o rd u . Bu y o lla M G K , D anışm a Meclisi üyelerinin demokratik temsil

ram ı b elirled iği hedefler, saptadığı sorunlar, önerdiği çözüm ler ve ön­

durdurulması” istemi olanağı bertaraf

niteliğe sahip bulunmadıkları gerçeği­ ni, kâğıt üzerinde, adayların “sevilen

gördüğü faaliyetler bakım ından, as­

ediliyordu. 2324 sayılı yasa da, o dö­ nem in çok sayıdaki yasası gibi, ya­

lında MGK’nin bildiri ve kararların­

yım landığı tarih ten itib aren değil,

daki görüş ve istenç doğrultusunu yi­

yaklaşık iki ay öncesinden başlayarak

örtmeye çalışıyordu. M GK’nin adaylık için çağrılarına

let, güven lik ve çe şitli kuruluş ve meslek mensupları ile yapılan temas­ lar sonunda ve adayların “bölgede ta­

ve tanınan” kişiler olması koşuluyla

etkisini doğuruyordu; yani geçmişe

ve çok sayıda başvurunun yapıldığı

yürürlü idi. Geçiş süreci formülü ile sunulan

sin in bitim ine bir hafta kala MGK,

MGK’de görüşülmesi sonuçlandığın­

K urucu M e clis’in o lu ştu ru lm a sı: MGK, bu ilk etap işlemlerin ardından,

yeni bir duyuru yapıyordu. Bu duyu­ ruda, MGK, başvurulardaki tereddüt­

da “güven oylaması” yapılacağı belir­ tiliyor ve MGK’nin aldığı bir kararda

“demokrasiye ya da olağan rejime ge­

leri gidermek üzere açıklamalar geti­

çiş süreci” formülü ile sunarak, oluş­

riyor; “son hafta”ya girildiği ve posta­

turduğu “de facto” rejimi kurumsal­ laştırm ak üzere, bir Kurucu M eclis

da gecikme olabileceği için, ilgililerin

neliyordu. Hukuk tekniğine ilişkin biçim sel açıdan da, M GK’nin dayatmalarıyla hüküm et çerçevelenm işti. Örneğin,

“Başbakan Bülend Ulusu başkanlığın­ daki Bakanlar Kurulu’na, MGK’nin 30

propagandasına karşın, başvuru süre­

dilekçelerini “bulundukları ilin Vali­

Eylül 1980 tarihli 5’inci Birleşimi’nde oybirliği ile güvenilmiştir” deniyordu.

kurdu. 29 Haziran 1981 tarih ve 2485

liklerin e vererek, adaylığa talip o l­

sayılı “Kurucu Meclis Hakkında Ka­

dukları ilin valiliklerine göndermele­

Ancak, “MGK içtüzüğü 1981 ”de ya­

nun’^ göre bu organ, “MGK” ve “Da­

rini isteyebilecekleri”, son gün olan

pılan değişiklikten sonra, bir önceki

nışma M eclisi” olmak üzere iki bö­

15 Ağustos 1981 günü Valiliklerin ve

metindeki ifade tarzı bırakılıyor, yeri­

lümlüydü.

MGK G enel Sekreterliği’nin “mesai

ne “hüküm et programının onaylan­ m ası” kenar başlığı altında MGK’de programın görüşülmesinin ardından

D anışm a M eclisi’nin oluşum u ve kom pozisyonu

yaparak adayların müracaatlarını ka­ bul edecekleri”; adaylık için öngörü­ len koşulları haiz olanların ‘birden fazla ll’in valiliğine ve MGK Genel S ek reterliğ i’n e ” başvurabilecekleri;

“hüküm ete güven b ild irilir” ifadesi

Danışma Meclisi, MGK tarafından

getiriliyor ve “Bakanlar Kurulu’nun düşürülmesi” ibaresi ise tümden çıka­

sıkı bir incelem eye ve elemeye tâbi tutarak belirlenen ve ideolojik açıdan

rılıyordu. Hükümetin tasarrufların­

itimat kazanan “memur”lardan oluşu­

dan ötürü sorumlu tutulması, özellik­

yordu. 2485 sayılı yasa uyarınca, Da­

dıklarını kanıtlam ak üzere “ayrı bir

le de bu tasarruflardan etkilenenlerin, bu sorumluluğun gereği olarak dene­ tim mekanizmalarını çalıştırması ola­

nışma Meclisi’nin 40 üyesi doğrudan

belge aranmayacağı, bu konuda baş­

MGK tarafından atandı; geri kalan

vuru sahibinin beyanının, aksi sabit

120 üye ise, başvuru yaptığı açıkla­

oluncaya kadar, yeterli kabul edilece­

adaylarda 11 Eylül 1980 tarihinde herhangi bir siyasal partiye üye olma­


980

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜ L REJİMİ

ği” ve nihayet “MGK Genel Sekreter­

Ö zgür’ü, doğrudan seçip atayarak dolduruyordu.

lecek çevreler, MGK tarafından Da­

liği ve valiliklerce adaylann kimlikle­ ri kamuoyuna açıklanmayacak, baş­

Danışma M eclisi’nin kompozisyo­

bırakılmıştır. Danışma Meclisi kom ­

nışma M eclisi oluşum unun dışında

vuruların gizliliğine özen gösterilece­

nunu irdeleyen bir çalışmada ise şu

pozisyonuna cinsiyet açısından bakıl­

ği” özellikle belirtiliyordu. Anlaşıla­

saptamalar yapılmıştır: Harp Okulu

dığında ise sadece 5 kadın üyenin bu­

cağı üzere, MGK’nin, bu duyurusu o d önem d eki 50 m ilyon civarınd aki

m ezu n la rın ın D anışm a M e c lis i’de

lunduğu ve kadınların ancak % 3.08

tem sil oranı % 1 1 .7 2 ’dir. Danışm a

toplam nüfus dikkate alındığında ve adaylık için MGK’nin aradığı koşul­

Meclisi üyelerinden iki fakülte mezu­ nu olup, bunlardan Harp Okulu me­

oranında temsil edildiği saptanmakta­ dır. Bu oran, çok partili siyasal yaşa­

larla potansiyel aday kitlesinin, seç­ men sayısı bir ölçü olarak alınacak

zunları da bu gruba eklendiğinde, as­ keri okul kökenlilerin oranı % 14.81’e

yüzde olmakla birlikte, toplam nüfu­

olursa, yaklaşık 19 milyona indiği ve

çıkmaktadır. Öte yanda, memur kö­

su oluşturanların yarısının kadınlar

nihayet MGK’nin kamuoyuna resmen

kenlilerin oranı % 2 8 .9 8 ’dir. Devlet­

olduğu verisi karşısında çok düşük

açıkladığı üzere,

toplam 160 Da­

ten maaş alanlar memur biçiminde ta­

bir sayıdır, (çok partili siyasal yaşam

nışma Meclisi üyesi(nin) 11.640 aday arasından seçilm iş” olduğu verileri

nımlandığında, Danışma Meclisi’nde-

öncesinde, 1935 tarihli mecliste, ka­

ki memur kökenlilerin % 78.94 ora­

değerlendirildiğinde, yapılan propa­

nında temsil bulduğu görülmektedir.

dın milletvekili sayısı 17, temsil oram ise % 4 idi). Danışma Meclisi kompo­

g a n d aların te rs in e , k am u o y u n u n

D anışm a M e c lisi o lu ş tu ru lu rk e n ,

MGK ile işbirliği yapmak konusunda

temsilci olma niteliğini öne çıkartmak yerine, devletle uzlaştığı varsayılan

büyük bir istek duyduğu ve gayret

ma g eçild ikten sonraki m eclislerle karşılaştırıldığında daha yüksek bir

zisyonu üyelerin yaşlarına göre irde­ lendiğinde, ortalama yaşın 53.9 oldu­ ğu

g ö rü lm e k te d ir,

(d o ğ ru d a n

gösterdiği sonucuna ulaşmak olanak­ sızdır. M esleki dağılım bakım ından

bir kesim e ağırlık verildiği an laşıl­

MGK’nin atadığı 40 üye esas alınırsa,

maktadır. Ö nceki “de facto” ve “de

Danışma Meclisi, 3 0 ’u hukukçu/avu-

ju re ” (hukuki) meclislerdeki avukat­

ortalam a yaş daha da yüksek olup 58.4’tür). Toplam nüfusun yarısından

kat-hâkim-savcı, 28’i mühendis, 2 7 ’si akadem isyen, 2 0 ’si ordudan em ekli

ların yüzdesine (örneğin, Temsilciler Meclisi’nde % 26.84 idi) göre, Danış­

MGK’nin, gençleri de devre dışı b ı­

subay, 1 4 ’ü eski parlam enter, l l ’i

ma Meclisi’nde bu oran % 5.55’te kal­

raktığı anlaşılmaktadır. Prof. Sadi Ir­

ekonomist, l ’i sendikacı ve diğerleri

m ıştır. Asker ve asker k ök en lilerin

mak, Danışma M eclisi Başkanlığı’na (ki bu görevi 27 Ekim 1981-6 Aralık

çoğunun gençler olduğu bir ülkede,

de değişik meslek gruplarından gelen

toplam yüzdesi % 19.11’e ulaşmakta­

üyelerden oluşuyordu. Danışma Mec­ lisi üyelerinden Prof. Dr. Doğan Ka­

dır, (Asker kökenli üyelerin, ileride

1983 tarihleri arasında yürütecekti),

“Anayasa’nın Hazırlanması” bahsinde

ran ile Prof. Dr. Kemal Karhan, Yük­ seköğretim Yasası uyarınca Y ükse­

gösterileceği üzere, özel bir misyon üstlendikleri saptanacaktı). Danışma

oylamaya katılan 158 Danışma Mecli­ si üyesinden 6 7 ’s inin oyunu alarak 27

köğretim Kurulu üyeliği ile görevlen­

M eclisi üyeleri arasında işçi yoktur;

Prof. Irmak, Danışma Meclisi Başkanı

dirildikleri için Danışma Meclisi üye­ liğinden istifaları üzerine, MGK boşa­

doğrudan MGK’nin dördünü atadığı

sıfatıyla verdiği demeçte, “bizim de­

toplam 5 sendikacı vardır. Bunlardan

lan bu iki üyeliğe, tarihsiz ve 63 sayı­ lı kararı ile Ulusu Kabinesi’nde yer

2’si işveren sendikası temsilcisidir ve

m okrasimiz kendimize mahsus ola­ cak” diyecekti.

alan Em. Korgeneral Gümrük ve Te­

dan 3 ’ü ise, işçi sendikası temsilcisi olmakla birlikte, -ki oranı % 1.85’tir-

kel eski Bakanı R ecai Baturalp ile Em. Korgeneral Adnan Oral’ı, 2485

temsil oranı % 1.23’tür. Sendikacılar­

E k im 1 9 8 1 ta rih in d e seçiliy o rd u ;

Danışma M eclisi’nin yetkileri ve etkinlikleri

bunlann 2’si MGK tarafından kapatıl­

Danışma Meclisi’nin yetkileri sınır­ lıydı. Bir kez, bu organda görüşülen

atıyordu. Böylece, yönetsel makamla­

mayan T ü rk -lş Konfederasyonu’na, geri kalan l ’i de askeri hizmetlerde

ra em ekli subayların getirilm esi ta­

çalışanların sen dikası olan H arb-lş

sarruflarına bir yeni halka ekleniyor­

Sendikası’na bağlıydılar. Basın temsil­

du. Ardından, Danışma Meclisi üyesi Prof. Dr. Mustafa Aysan’m Ulaştırma

cileri % 1.23’te kalmıştır. Nihayet, sa­

Bakanlığı’na atanması üzerine, yine MGK boşalan Danışma Meclisi üyeli­

kişi olup, % 0 .6 1 oranında tem sil edilmiştir. Böylece, basın, sanat, işçi,

ğini, U laştırm a eski Bakanı N ecm i

avukat gibi potansiyel muhalif olabi­

sayılı yasa yarınca doğrudan seçerek

natçı (rejisör) kökenli olanlar ise bir

bütün yasa tasan ve teklifleri için ni­ hai onay makamı MGK idi. O kadar ki, D anışm a M e clisi G enel K u rulu’nda görüşülen yasa tasarı ve teklif­ lerinden sadece “aynen ya da değişti­ rilerek kabul edilenler” değil, ama ay­ n ı zam and a “re d d e d ile n le r” d ahi M G K ’ya g ö n d e rile c e k ti. İ k in c is i,


981

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

M GK B aşkam ’nın , D anışm a M eclisi’nin açılış oturumunda belirttiği ve 2485 sayılı yasada da açıkça düzen­ lendiği üzere, bu yasada yer almayan hususlar hakkında MGK, 2324 sayılı “Anayasa Düzeni Hakkında Kanun”la üstlendiği işlevleri yerine getirmeyi ve

şama, olağanüstü yönetim usullerin­ den özellikle sıkıyönetime ilişkin yasa tasarıları, hüküm etçe hazırlanarak, MGK’ye, Danışma Meclisi daha çalış­ maya başlamadan önce sunulmuştu. Öte yanda, Danışma M eclisi’nin ku­

mutad olmayan biçimde, maddelere öngelen bir “Başlangıç” bölümünün eklenmiş olmasıdır. Coup d’etat erki bu olağan olmayan yazım yöntemine çık ard ığ ı ik i yasada yer verm iştir; bunlar, 2 3 2 4 sayılı Yasa ile yukarıda adı geçen 2485 sayılı yasadır. Esasen,

yasama iktidarını kullanmayı sürdü­ recekti. Üçüncüsü, kaldı ki, Danışma Meclisi Başkanlık Divanı seçilip göre­

rulması yetmiyordu. Feshedilen yasa­ ma organı yerine kurulan bu birimin işlemesi için, onun idari kuruluşları­ nın ve buradaki memurların durumu­

ve başladıktan sonra bile, MGK, gün­ deminde bulunan yasa tasarı ve teklif­ lerini görüşerek neticelendirme erkini

nu da b elirlem ek gerekiyordu. Bu amaçla, MGK, aldığı bir kararla bu organları ve görevlilerini, MGK Genel

elinde tutuyordu. Nitekim Danışma M eclisi’nin ey­

Sekreterliği’ne bağlıyordu. Aynı hu­ sus, “MGK 1980 lçtüzüğü”ne geçiri­

hatsızlık vurgulanmak yoluyla, yeni anayasal düzenin doğrultusu ve çer­

lem li olarak çalışm aya başladığı 23 Ekim 1981’den sonra da, bu organın

lerek teyid ediliyordu. Danışma M eclisi’nin temel işlevi, Anayasa’yı, Anayasa’nm Halk Oyuna

çevesi belirlenmişti. Bu arada, darbeyle birlikte faaliyet­ leri yasaklanan ve 27 Ekim 1980 tarih

Sunulması Hakkında Yasa’yı, Siyasal Partiler ve Seçim Yasaları’nı hazırla­

ve 2325 sayılı “Faaliyetleri Durduru­ lan Siyasi Parti, Dernek, Federasyon

MGK tarafından hazırlandı ve yürür­ lüğe kondu. Bu yasalardan bir bölü­

maktı. 2485 sayılı yasa, yapılacak Anaya­

münün hazırlanmasinda ise, yukarıda değinilen, askeri hükümet kimliğin­

sanın ideolojisini, kapsamım ve doğ­ rultusunu belirliyordu. Bu yasanın il­ ginç bir özelliği de, genellikle yasa

ve Konfederasyonlara Kayyım Tayini H akkında K anu n” ile, “m allarının id aresi ve m al v a rlık la rın a ilişk in

varlığına karşın, çok sayıda temel ya­ sa, tıpkı bu organ daha kurulmadan ö n ce de y a p ıld ığ ı g ib i, d oğrudan

deki kabine de katkı yapmıştı. Örne­ ğin, çalışma yaşamına, ekonomik ya­

yapma ya da yazma tekniği içinde pek

daha MGK’nin 12 Eylül 1980 tarihli “Türk Milletine Açıklama”sı ile “Bir N um aralı B ild irisi”nden başlayarak yapılan pek çok açıklamalarında ve bunlara koşut “Hükümet Programın­ da”, 1961 Anayasası’ndan duyulan ra­

menfaatlerinin korunm ası”, “Sıkıyö­ netim Komutam’mn gözetim ve tali­ matı altında” çalışacak olup, uyarın­ ca “valilik ya da kaym akam lıkların yapacakları inceleme ve kayyıma lü­ zum olduğu kanaati sonucunda, ma­ halli sulh mahkemelerince atanacak

SEüüLYE GELEN.

bir veya üç kayyıma” bırakılan siyasal partiler 16 Ekim 1981 tarih ve 2533 sayılı “Siyasi Partilerin Feshine Dair K anun” ile tümden “feshedildi” ve “para dahil, taşınır ve taşınmaz bütün m alvarlıkları Hazine’ye devredildi". Aynı yasayla da, 13 Temmuz 1965 ta­ rih ve 648 sayılı “Siyasi Partiler Kanu­ nu”, ek ve değişiklikleriyle yürürlük­ ten kaldırıldı. Böylece, bu süreçte yürürlükte tu­ tulan siyasal faaliyet ve görüş açıkla­ ma yasakları ve sıkıyönetim rejiminin b a s k ıc ı siy a sa sı a ltın d a , D anışm a Meclisi çalışmaları da, olası siyasal et­ İLETİŞİM ARŞİVİ

Diyarbakır Askeri Cezaevi, 12 Eylül sonrasının “uygulamaları” ve direnişleriyle ko­ nuşulan cezaevlerinden biriydi. Darbenin toplumu tekrar “birarada tutmak” için seçti­ ği ideolojik tercih ise Kemalizm bombardımanı şeklinde oldu. Sürekli tutuklulara İstik­ lal Marşı söyletilmesi sonraki yıllarda bazı milliyetçiler tarafından bile eleştirildi.

ki ve yönlendirmelerden daha koru­ naklı hale getirilm iş oldu. Nitekim, MGK lideri, 15 Ekim 1981 günü siya­ sal partilerin kapatılması dolayısıyla


982

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜ L REJİMİ

Türkiye'nin 1980 dönemeci FİKRET B A Ş K A Y A

lardı. Petrol karteli OPEC, bu enerji kaynağının fiyatını yükseltm eyi ba­ şarmıştı. D iğe r ham m add e ürünleri için de benzer kartellerin oluşturu­ labileceği u m u d u d o ğm u ştu . Aynı ş e k ild e Ü ç ü n c ü D ü n y a ü lk e le r i 'B a ğla ntısızla r', '7 7 'le r G ru b u ' v.b.

kinci Dünya Savaşı'nın sonu, kapi­ talizm in 1910'u yıllardan beri sü­ rüp gelen 'yapısal krizinin' de sonu o lm u ştu ve kapitalist sistem ta ri­

İ

h in d e pek gö rü lm e m iş 'k e sin tisiz' ve yüksek oranlı bir b üyüm e d ö n e ­ m ine girmişti. Söz konusu d ö n e m ­ de sanayileşm iş ülkelerde faşizm in yenilgisi üzerinde yükselen 'refah devleti', ya da 'sosyal devlet', Üçün­ cü D ü n y a 'd a kurtuluş savaşları te ­ meli üzerinde yükselen 'ulusal kal­ kınmacı devlet', "sosyalist" denilen ü lkelerde de m erkezi p lanlam aya dayalı 'Sovyetizm ' geçerliydi. D ü n ya n ın iki hasım kam pa ayrıl­ dığı so ğ u k savaş döne m in d e hegem o n ik güç olan A B D , söz kon u su koşullarda "çevrelem e liberalizm i" denilen bir strateji izledi. Bu strate­ jin in te m e l am acı, k o m ü n iz m in güçlenip yayılm asını engellem ekti. B u ç e rç e v e d e Ü ç ü n c ü D ü n y a 'd a y o k su llu ğ u n ve sefaletin d ah a da derinleşm esini önleyici politikalara 'yeşil ışık' yakıldı. Bu ülkelerin kapi­ talist d ünya sistemi içinde kalm ak k o şu lu y la 'u lu s a l k a lk ın m a c ı' bir strateji izlemelerine ses çıkarılmadı. H e ge m on ik gü cün bu yaklaşımı, k a p ita liz m in 'y ü k s e lm e s i' d evam e d e rk e n bir so ru n ya ra tm ıy o rd u . Fakat, 1 960'ların so n u n d a A m e ri­ k a n e k o n o m is i g ü ç k a y b e tm e y e başladı ve 1974-75'te resesyon tüm kapitalist ülkeleri etkisi altına aldı. Söz k o n u su olan bir konjonktürel krizdi ama, 'yapısal krizi' haber ve­ ren bir konjonktürel krizdi. Kapita­ lizmin yüksek oranlı b üyüm e süreci sona ererken Üçüncü D ünya h ü k ü ­ metleri de taleplerini yü k se ltiyor­

g ib i ö r g ü t le n m e le r le B M için d e önem li bir güç haline gelm işler ve d ünya kaynaklarının daha 'a d il' da­ ğıtılm ası y ö n ü n d e baskı ya pm aya başlamışlardı. 'Yeni bir Uluslararası Ekon o m ik D ü z e n ' talebi o d ö n e m ­ de g ü n d e m e ge tirilm işti. H er ne kadar Üçüncü D ünya hüküm etleri­ nin ileri sürdükleri talepler em per­ yalist sistemi sarsıcı bir nitelik taşım asa da, bir çeşit Keynescilin ulus­ lararası p landa u ygula nm a sı a n la ­ m ına ge lse de, A B D ö z e llik le de VVashington'daki Cum huriyetçi k a ­ nat bu tür gelişm elerden rahatsız­ dı. Zira, A m e rikan sağı, 'çevreleme lib e r a liz m i' s tra te jisin in Ü ç ü n c ü D ü n y a y ö n e tic ile rin i şım a rttığ ın ı d ü şü n ü y o rd u . Üstelik sö z k o n u su strateji'nin kom ünizm i çökertm ede başarısız o ld u ğ u görüşündeydiler. İşte R e a ga n 'ın Beyaz Saray'a taşın­ m asıyla Ü ç ü n c ü D ü n y a 'y a saldırı emri de verilmiş oluyordu. Öte yandan sayıları ve etkinlikle­ ri hızla artan Ç o k u lu slu Şirke tle r devlet m üdahalelerinden, koru m a ­ cılıktan, kısıtlam alardan, b ü ro k ra ­ tik engellerden rahatsızdılar ve bu tür engellerden kurtulm anın yolla­ rını arıyorlardı. Bu alanda neo-liberal tezler serm ayenin im dadına ye­ tişm ek için hazır durum daydı. Elbette bu strateji değişikliği sa­ dece Üçüncü D ü n ya 'ya yönelik de­ ğildi. D ola yısıyla , sadece Ü çün cü D ü n y a 'd a geçerli 'kalkın m acı d ev­ leti' değil, sanayileşm iş ülkelerdeki 'r e f a h ' d e v le t i'n i de ç ö k e rtm e y i a m a çlıyo rd u. Z aten Ü çüncü D ü n y a 'd a k i 'ulusal kalkınm acı devleti' çökertm ek için uygu n bir zem in de m evcuttu. Petrol fiya tla rın ın y ü k ­ selm esiyle, petrol fa tu ra la rı iyice

k a b a ra n bu ü lk e le r b ir ta ra fta n p e tro l fa t u ra s ın ı ö d e m e k , d iğ e r yandan da sanayileşmiş ülkelerden yaptıkları teçhizat ithalini finanse etm ek için çokuluslu özel b ankala­ ra borçlanmışlardı. İşte tam bu k o ­ şullarda IM F ve D ünya Bankası g e ­ leneksel işlevlerinin dışına çıkarak, Üçüncü D ü n ya ülkelerinin e k o n o ­ m ik politikalarını sıkı bir denetim altına aldılar. A rtık bu "ik iz le rin " onayı olm adan hiçbir Üçüncü D ü n ­ ya ülkesinin ne özel ticari bankalar­ dan, ne de h ü k ü m e tle rd e n kredi alması m üm kü n değildi. IM F ve D ünya Ban kası'n ın m üd a ­ halesinin amacı bu ülkelerin borç­ larının düzenli ödenm esini sağlaya­ rak çokuluslu ticari bankaları, dola­ yısıyla d ü nya fin a ns sistem ini k u r­ tarmaktı. Zira bazı b üyük borçlula­ rın öd e ye m e zliğe düşm eleri d u ru ­ m unda bankaların iflası kaçınılm az g ö r ü n ü y o r d u . G ö r ü n e n a m a ç, borçların ödenm esini güvence altı­ na alan p o litik a la r ö n e rm e k olsa da, asıl amaç ulusal kalkınm acı dev­ leti ta sfiye etm ekti. B o ğ a z la rın a kad ar borca batmış, b orçlan ırke n de geri ödem eyi pek a kılla rın d a n geçirm e m iş Ü çüncü D ü n y a h ü k ü ­ metleri IM F ve Dünya Bankası tara­ fından önerilen 'istikrar' ve 'yapısal u y u m ' p ro g ra m la r ın a b o y u n e ğ ­ m e k z o r u n d a k ald ıla r. R e t o riğ e rağm en, sö zko n usu program lar as­ lın d a 'i s t i k r a r s ı z l ı k ' ve 'y a p ıs a l u yu m suzluk' program larıydı. U y g u ­ landıkları her yerde e k o n o m ik ve sosyal sorunları daha da ağırlaştır­ dılar. Başta ABD , Batıların IM F ve D ü n ­ ya Bankası aracılığıyla Üçüncü D ü n ­ y a 'y a e m p o z e ettikleri istikrar ve yapısal u yum p rogra m ları Üçüncü D ü n y a 'd a n kaynak transferini hız­ la n d ırd ı. " D ış a a ç ılm a " stratejisi hem borç ödem elerini güvence al­ tına aldı, hem de zaten çok d üşük olan ham m add e fiyatlarını çökert­


983

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

şey alabilm ek için birbirleriyle kıya­

geyi üretici serm aye aleyhine, fin a n s ve ra n tiye serm ayesi le h ine değiştiriyordu. Üçüncüsü de: Dev-

iken, 1 9 9 5 'te % 2 5 .1 'e ge rile m iş durum da. Aynı d ön e m d e rant, faiz ve kâr'ın milli gelir içindeki payı %

sıya rekabete girdiler. Bilindiği gibi, artık bu ülkeler için parola: "Y a ih­

let-serm aye ilişkisi d eğişim e u ğ ru ­ yor, devletin 'g ö re li ö z e r k liğ i' de

racat ya ölüm "dü... Daha da ön e m ­ lisi, bu ülkelerin kapılarının ç o k u ­ luslu şirketlere so n u n a kadar açıl-

ortadan kaldırılıyordu. U ygulanan e ko n om ik politikala­

65.4'den % 74.9'a yükseldi. B u gü n Türkiye ekonom isi birbiri­ ni sü re k li o la ra k y e n id e n ü re tip

ti. Zira, aynı malları üreten ülkeler daralan Batı pazarından daha fazla

masıydı. Türkiye 1980 öncesinde Üçüncü D ü n y a 'n ın öteki ülkeleri gibi 'u lu ­

besleyen bir aşırı iç ve dış borç, üre-

rın k ısa d ö n e m li a m a c ı e lb e t te borçların düzenli ödenm e sin i s a ğ ­

tim sizlik ve yüksek oranlı enflasyon sarm alına kapılm ış durum da. Ö zel­

lam aktı ve bu p o litik a la r d a r a n ­ lamda: "ço k kazan, az harca, borç

leştirme ısrarla bir kurtarıcı gibi su­ nuluyor. Oysa özelleştirm e son ana­ lizde k u ru lu üretici kapasitenin el değiştirm esi demektir. İleri sürülen

sal kalkınm acı' bir strateji izlemişti. D ün ya kapitalizm inin krize gird iği d ö n e m d e T ürkiye'de geçerli bü yü­ me m odeli olan ithal ikameci m o ­

ö d e " d em e ye gelse de, u zu n d ö ­ nem hedefleri beynelm ilel serm a­ ye n in h a re k e tin e a yak b a ğ ı ola n 'e n ge lle rin' tasfiye edilmesiydi.

gerekçelere rağm en, asıl am aç sa­ tışlardan sağlanacak kaynakla iç ve

d el de k riz e g irm işti. Ö d e m e le r d e n g e sin in tık a n m a sı ve dış borç ö d e m e le rin in prob le m li hale g e l­ mesi, İM F 'n in m üdahalesine u ygun

İşte bu am açla 'lib e ra liz a sy o n ', 'd e r e g ü la s y o n ' ve özelle ştirm eler g ü n d e m e getirildi. Ü stelik ülkeyi kalkınm a hedeflerinden uzaklaştı­

dış borçları ödemektir. Y e rli ve y a b a n c ı s e r m a y e n in y a ğ m a sın a u y g u n k o şu lla r y a ra t­ mayı am açlayan yeniden k o m p ra ­

bir zem in de yaratmıştı. 1970'lerin ikinci y a rısın d a krizd e n çıkış için

rıp tran sn asyon al firm aların h are ­ ketine u ygu n koşulların yaratılması

d o r la ş m a t e r c ih i d e ğ iş m e d ik ç e e k o n o m in in d e n g e le rin i y e n id e n tesis etm ek m ü m k ü n değildir. Bu

g ü n d e m e getirilen arayışlar sonuç

"d e v rim " olarak sunuldu.

verm edi ve Türkiye 'dışa açılm a' re­ to riği ve gö rü n tü sü altında ulusal

Pazarın, 'g ö rü n m e z elin', bütün sorunları çözeceği nerdeyse kutsal

kalkınm acı stratejiyi terkedip, yeni­ den kom pradorlaşm a tercihi yaptı. Elbette böyle bir strateji değişik­ liğ in i sa d e ce d ış b a sk ıla rın , IMF,

bir hakikat m ertebesine yükseltildi. H er tü rlü p la n la m a d ü şü n ce si de kafalardan silinm ek istendi. Strateji değişikliğin de n bu yana

ve so n u ç o la ra k to p lu m sa l d o k u ­ n u n a ş ın m a sın ı h ızla n d ıra c a k tır.

D ünya Bankası v.b. gibi beynelmilel serm ayenin çıkarlarını gözeten ku­ ruluşların dayatm asının bir sonucu

ge çe n 15 yılda y e n id e n k o m p ra dorlaştırıcı politikalar büyük ölçüde h e d e fle rin e u la şm ış d uru m d a d ır. D e vlet sosyal a m a çlard a n ö n e m li

Özellikle 1990'lı yıllarda e ko n om ik d e n g e le ri b o z a n b ir ö n e m li ö g e

olarak gö rm em e k gerekir. Önerilen politikalar e gem en sınıflar için bir 'can sim idi' niteliği taşıyordu. Dola­

ölçüde uzaklaşmış, emekçi kesim le­ re y ö n e lik "k a y ırıc ı' u y g u la m a la r

yısıyla 24 Ocak kararlan olarak bili­ n en u y g u la m a la rın g ö r ü n d ü ğ ü n ­ den çok daha derin anlam ı vardır.

güdükleştirilmiştir. Kam u hizm etle­

Sadece e k o n o m ik son uçları b a k ı­

g u n o la ra k , h e m e m e k -se rm a y e

m ınd an değil, sosyal ve siyasal so­

ilişkisi se rm aye le h in e b ozu lm u ş, hem de üretici serm aye aleyhine,

nuçları b ak ım ın d an da bir d ön ü m noktası olarak görülmelidir. 24 O ca k 'a asıl rengini veren 12 Eylül C u n tası'n ın m isyonu, anarşiyi önlem ek gö rü n tü sü altında tam bir re sto ra syond u . Yeni bir devlet ve to p lu m anlayışının dayatılması de­ mekti. Yeni strateji üç d üzeyde ö n ­ ceki d ön e m d e geçerli dengeleri de­

ri açık ya da gizli özelleştirilmektedir. D ü n y a d a k i ge n e l e ğilim e u y­

finans ve rantiye serm ayesi lehine bir ortam yaratılmıştır. B u nu n anla­ mı üretimsizliktir. İşsizliğin daha da artması, gelir d ağılım ının daha da b o zu lm a sı dem ektir. 1 98 9 -90 e y ­ lem leriyle kayıp la rın ın bir kısm ını geri almayı başaran işçi sınıfının ör­ gütlü kesimi yüksek enflasyon ve 5

ğiştiriyordu. Birincisi: Em ek-serm aye ilişkisini sermaye lehine iyice b o ­

Nisan 1994 kararlarıyla kazand ıkla­ rını k ayb e ttile r. 1 9 9 1 'd e ü cretin

zuyordu. İkincisi: Serm aye içi d e n ­

m illi g e lir iç in d e k i p a yı %

34.6

süreç, işsizliğin artması, gelir d a ğ ı­ lım ın ın d a h a da b ozu lm a sı, g ıd a bağım lılığının da gü n d e m e ge lm e ­ si, sefaletin derinleşm esi dem ektir

daha eklenm iş durum dadır. Y akla­ şık on yıldır devam eden 'kirli sava­ şa ' ayrılan kayn a k artarak devam etm ekte ve verimli alanlara gitm e ­ si gereken kıt kaynaklar telef edil­ mektedir. Bazı tahm inlere gö re her yıl savaşa 7 m ilyar d olar civarında kaynak tahsis edilmektedir. Elbette sa v a ş ö n c e lik le o rta y a ç ık a rd ığ ı toplum sal çürüm e nedeniyle acilen durdurulm alıdır. Bir ya n d a n 'G a z i­ n o e konom isi', diğer yandan sava­ şın fin a n sm a n ı ve borç ödem eleri ü retim i ne rd e yse g ü n d e m d e n çı­ karm ış bir d u ru m d adır. A slo la n ın üretim sizlik o ld u ğ u bir 'rantiyeler ce n n e tin d e ' hâlâ pazar e konom isi safsatasına bel bağlam ak, şim dilik rantiyeleri m em n u n edebilir ama, toplum sal d o k u n u n hızla aşınm ası pahasına...


984

yaptığı radyo-TV konuşmasında,

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜ L REJİMİ

Hamza Eroğlu) birçok Danışma Mec­ lisi üyesi de karşı çıkmasına rağmen,

yapılanması ve işleyişinde önemli sa­ konuları düzenlemektedir.

rını belirttikten sonra, açıkça “Danış­

bu öneri Genel Kurul’da oylanıp ka­ bul ediliyordu. Ne var ki, Danışma

ma Meclisi’nin her türlü etkiden ma­

M eclisi’nde kabul edilmesine karşın

sun olarak rahat ve huzurlu çalışabil­

bu öneri hiçbir şekilde yasalaşmaya­

gori içerisinde sayılanlar hariç, askeriyeye, güvenlik konularına, vb. konu­

mesi için de bu yola başvurulmasına

caktı. Zira, Danışma Meclisi tasarruf­

lara ilişkindir.

zaruret duyduk” diyecekti. Bu adım, MGK’nin, son sözü belirleme tekelini

ları üzerinde son karar mercii olan MGK, ölüm cezasından yana idi.

2 3 2 4 ), Anayasa Düzeni Hakkmdaki

milletin de isteği doğrultusunda mev­ cut partileri feshetme kararı aldık’Ta-

elinde tutmasına ve ister doğrudan, isterse de başvuran adaylar arasından eleyerek atama yoluyla olsun, bizzat kompozisyonunu belirlemesine kar­

Kurucu Meclis öncesinde çıkartılan yasalar

yılabilecek temel nitelikteki kurum ve • Bunlardan 25’i, yukarıdaki kate­

• Yine bu yasalardan biri (Yasa no: Kanun’dur; bir diğeri ise (Yasa no: 24 8 5 ), Kurucu Meclis Hakkında Kanun’dur.

şın, Danışma M eclisi’ni bile, bir tür

MGK’nin 19 Eylül 1980 ile 25 Ara­ lık 1981 arasın d ak i evred e, gerek

paranoid (kuşkucu) yaklaşım la de­

doğrudan, gerekse askeri nitelikli hü­

ğerlendirdiğini gösteriyordu. Bir de,

küm etin işbirliğinden yararlanarak

M GK figürlerinin daha sonra yapa­ cak ları açıklam alard a b e lirttik le ri

ü r e ttiğ i y a s a la rın to p lam sa y ısı 268’dir. Bir yılı biraz aşan bir süreye,

“partileri, mecbur kaldıklarından, is­ temeyerek kapattıkları” şeklindeki ar­

268 yasanın çıkartılması sığdırılmıştı. Burada anılan ve MGK tarafından

bu evre 1. Danışma M eclisi dönemi

gümanın gerçeği yansıtmadığını ser­

çıkartılan 268 yasa, MGK iktidarının

23 Ekim 1 9 8 1 -2 3 Eylül 1 9 8 2 ve 2.

giliyordu. Çünkü, MGK, sadece siya­

aslında sürdüğü 6 Aralık 1983 tarihi­ ne dek çıkartılan yasaların tümü de­

D an ışm a M e clisi d ön em i 5 E k im

ğildir. Yukarıda “Kurucu Meclis”/”Danışma Meclisi” bahsinde ayrıntılarıyla

lam iki yılı biraz aşan -2 yıl, 1 ay ve 7

gösterildiği üzere, 25 Aralık 1981’den 6 Aralık 1983’e kadar olan evrede, bu

toplam 401 yasa çıkartılıyordu. Bu 401 yasanın 30 Aralık 1981-28

partiler çokluğu yerine, “iki partili”

2 6 8 yasaya eklenm esi gereken 401

Aralık 1982 tarihleri arasına denk ge­

siyasal sistem biçimlendirmeyi de he­

yasa daha çıkartılacaktı. MGK’nin çıkardığı 268 yasa irde­

len sürede çıkartılan ilk 2 0 2 ’s ine ba­

setten arındırılmış bir toplum modeli kurgulamakla kalmıyor, ama bunun uzantısı olarak ve kendi içinde para­ doksal biçimde “siyaset yapmayacak siyasal partilerin oluşturulmasını” ve

d efliy o rd u . D anışm a M e c lis i sa lt MGK istenci ile oluşturulmasına kar­ şın, istisnai olmakla birlikte oldukça

• Diğerleri de çeşitli konuları dü­ zenlemektedir. Kurucu meclis evresinde çıkartılan yasalar M GK ve D anışm a M e c lis i’nden oluşan Kurucu Meclis evresinde, (ki

1982-1 Aralık 1983 olmak üzere top­ gün- bir süreye karşılık gelmekteydi),

kıldığında şu tablo gözükmektedir:

lendiğinde şu görülmektedir: • Sözkonusu yasaların numarası,

2 5 6 9 ’dan başlamakta ve 2 7 7 0 ’de bit­

• Sözkonusu yasaların num arası

2301’den başlamakta ve 2 5 6 8 ’de sona

mektedir.

ermektedir. • Bunlardan 10’u, toplam 13 kişi

• Bu 202 yasadan 13’ü, toplam 16 kişi için çıkartılmış olan, ölüm cezası­

tuğrul Alatlı, ölüm cezasının ömürbo-

için çıkartılm ış olan ölüm cezasının yerine getirilmesi hakkmdaki yasalar­

salardır.

yu hapis cezasına dönüştürülerek in­

dır.

hassas sayılabilecek konularda Danış­ ma Meclisi’nde yer yer aykırı görüşler dile getirilebiliyordu. Örneğin, birinci dönemde, Danışma Meclisi üyesi Er-

faz edilmesi şeklinde hukuk tekniği bakım ından biraz zorlam alı, ancak dönem in koşulları içinde cesur bir öneri getiriyor; ancak bu destek bul­

• Bunlardan 10’u, 1402 sayılı Sıkı­ yönetim Yasası’nda değişiklik yapan yasalardır. • Bunlardan 9 6 ’s ı, bütçe, vergi, tah­

muyordu. Aynı sorun, ikinci dönem­

silat ve diğer mali alan ve konulara

de, 20 Aralık 1 9 8 2 ’de, bu kez Fikri

ilişkin yasalardır.

Devrimsel ve 15 diğer üyenin önerisi

• Yine bu yasalardan 19’u, ikili ya da çok taraflı uluslararası antlaşmala­

şeklinde yine gündeme getirilecekti. T artışm alar sırasın d a, hü küm et öneriye karşı çıktı. Aralarında hukuk profesörleri bulunan (örneğin, Prof.

rın onaylanmasının uygun bulundu­ ğuna dair yasalardır. • Bunlardan 3 ’ü, devlet aygıtının

nın yerine getirilmesi hakkmdaki ya­ • Bunlardan ikisi (2707 ve 2709 sa­ yılı Yasalar), Anayasa’nm Halkoyuna Sunulması ve Halkoyu ile Kabul Edi­ len TC Anayasası hakkmdaki yasalar­ dır. • Sözkonusu 202 yasadan 9 6 ’sı ise bütçe, vergi ve diğer mali alan ve ko­ nulara ilişkin yasalardır. • Bu yasalardan 26’sı, ikili ya da ta­ raflı uluslararası andlaşıualarm onay­ lanmasının uygun bulunduğuna dair yasalardır.


985

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

• Bu yasalardan 4 ’ü (2 6 3 2 , 2651,

• Yine bu yasalardan l ’i, ki bunla­

anlamı, yani toplam 669 yasa çıkartıl­

2682 ve 2766 sayılı yasalar), 1402 sa­ yılı Sıkıyönetim Yasası’nda değişiklik

rın sonuncusudur, 2 9 6 9 sayılı yasa olup, “12 Eylül 1980 Ö ncesi Siyasi

ması, Cumhuriyet tarihinde, bu kadar

yapan yasalardır.

Çekişme ve Çatışma Ortamına Benzer Bir Durumun Ö nlenm esi Hakkında

yasa üretimi etkinliğinin gerçekleşti­

• Yine bu yasalardan 10’u, yukarıda

kısa bir süreye sığdırılmış yoğun bir rildiğidir. Danışm a M eclisi faaliyet dönemindeyken üretilen 401 yasadan

devlet aygıtının yapılanması ve işleyi­

Kanun” ismini taşımaktadır. Vurgulamak gerekir ki, yukarıda dökümü verilen ve Danışma Meclisi

şinde önemli sayılabilecek nitelikteki kurum ve konuları düzenlemektedir.

faaliyet dönemi içerisinde çıkartılmış bulunan toplam 4 0 1 yasa, 12 Eylül

• Bu yasalardan 17’si ise, yukarıda­ re, askeriyeye, güvenlik konularına,

1980 coup d’etat’sı ile iktidara el ko­ yan MGK’nin 19 Eylül 1980-23 Ekim 1981 (daha doğrusu, Danışma Mecli­

si faaliyette iken 2709 sayılı yasanın

askeri ve sivil yargı ve yargılama usul­

sin in eylemli olarak yasa çıkarmaya

çıkartılm asına öngelen dönemde çı­

ayrıca belirtilen Anayasa’mn Kabulü H akkındaki 2 7 0 9 sayılı yasa hariç,

ki tasnifte sayılanlar hariç olmak üze­

toplam 260’ı, 1982 Anayasası’mn ka­ bulüne ilişk in 2 7 0 9 sayılı yasanın sonrasında çıkartılm ıştır. Ve teorik olarak, bu 2 6 0 yasanın, Anayasaya uygun olması gerekir. Buna karşılık, yine Danışma Mecli­

kartılan yasa sayısı 140’dır. 12 Eylül

lerine, vb. konulara ilişkindir.

1980 coup d’etat’sı başlangıç alınacak olursa, bu 140 toplam yasa sayısına,

• N ihayet, bu yasalardan l ’i, İz­ mir’de Aliağa, Urfa’da ise Ceylanpmar

Danışma Meclisi faaliyete geçene dek

isimli iki yeni ilçe kurulması hakkın­ dadır.

doğrudan MGK tarafından üretilen toplam 268 yasayı da eklemek gere­

• Diğer yasalar ise çeşitli konulara

kir. Bu veriye göre, 1982 Anayasası biçimlendirilene dek MGK iktidarının

dağılmaktadır. 3 0 Aralık 1982-6 Aralık 1983 ta­ rihleri arasında çıkartılan toplam 199

ürettiği toplam yasa sayısı 4 0 8 ’e ulaş­

yasa incelendiğinde şu veriler açığa çıkmaktadır:

maktadır. Bu 408 yasa içerisinde, T.C.

• Sözkonusu yasaların num arası 2771’den başlamakta ve 2 9 6 9 ’da bit­

sistem ini belirleyecek kapsamda te­ mel nitelikli pek çok yasanın yer aldı­

mektedir.

ğı düşünüldüğünde, birçok yorumcu­ nun isabetle saptadığı gibi, 1982 Ana-

D evleti’nin politiko-ju rid ik yapı ve

• Bu 199 yasadan 18’i, toplam 24

yasası’nın aynı zamanda, kendisine

kişi için çıkartılmış olan, ölüm cezası­ nın yerine getirilmesi hakkındaki ya­ salardır. • Bunlardan 3 4 ’ü, bütçe, vergi, si­ gorta, mali alan gibi konulara ilişkin­ dir. • Bu yasalardan 20’si, askeriyeye, güvenlik konularına, askeri ve sivil yargı ve yargılama usullerine vb. iliş­ kindir. • Sözkonusu yasalardan 3 ’ü, andlaşmalarm onaylanmasının uygun bu­ lunduğuna dair yasalardır. • Bu yasalardan l'i, 1402 sayılı Sı­ kıyönetim Yasası’nda değişiklik yapan bir yasadır. • Devlet aygıtının yapılandırılması ve işleyişinde önemli ve temel nitelik­ li say ılab ilecek yasaların sayısı ise 53’tür.

il e t i ş im a r ş iv i

Cezaevlerindeki “adam etme” zihniyeti­ nin bir ayağım da dini mesajlar oluşturu­ yordu. Katı Kemalist mesajların yanında vurgulanan Müslümanlık belki de darbe­ cilerin sadece içerde değil “dışarda” da arzuladığı vatandaş türünü simgeliyordu. başladığı tarih olan 25 Aralık 1981) tarihleri arasında doğrudan yasama iktidarını kullanarak üretmiş bulun­

öngelen MGK yasalarıyla belirlenen bir belge olduğu da kanıtlanmaktadır. Kaldı k i, burada MGK/Danışma Meclisi dönemi bütünü için sözkonu­ su edilen toplam 669 yasa, üretilen mevzuatın tümüne de karşılık gelme­ mektedir. Çünkü bu evrede, doğru­ dan yine M GK tarafından üretilen “MGK Kararları/Bildirileri/lçtüzük” gibi çok sayıda tasarruf bulunduktan sonra, yukarıda değinilen 2324 sayılı

duğu toplam 268 yasanın üstüne ilave edilmelidir. Başka bir hesaplamayla, M GK’nin ister tek başına, isterse de

“A n ayasa D ü z en i H ak k ın d a Kanun”da da açıkça belirtilen “12 Eylül

askeri hükümet ve Danışma Meclisi eşliğinde eylemli ve doğrudan iktidarı

çıkarılacak olan Bakanlar Kurulu Ka­

elinde bulundurduğu 12 Eylül 1980-6 Aralık 1983 tarihleri arasında çıkartı­ lan toplam yasa sayısı 6 6 9 ’dur. Bunun

1980 tarihinden sonra çıkartılan ve rarnam eleri ve Üçlü Kararnam eler” de gündemdedir. Dolayısıyla, üretilen mevzuatın çeşitli formlar altında da olsa, yukarıda anılan toplam 669 ya-


986

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

sanm çok üstünde bir sayıya, bir sap­

makla yetkilendirilmiş ve görevlendi­

M ü m in K a v a la lı (Y arg ıtay ü y e si)

tamaya göre 838’e ulaşmaktadır. Nite­

r ilm iş ti. S o n sö zü sö y le m e e rk i, M G K ’d ey d i. N ite k im 2 4 K asım

(M G K k o n t e n ja n ı); R ecep M e riç

k im , A nayasa M a h k e m e s i’n in E.

(Y üksek Z iraat M ü hend isi) (M GK

1992/1 (siy asi p arti k a p atm a), K. 1993/1 sayılı ve 14 Temmuz 1993 ta­

1981’de Anayasa Komisyonu Başkan­

k on ten jan ı); Teoman Özalp (İnşaat

lığına seçilen Prof. Aldıkaçtı, Anaya­

m ü h en d isi) (M G K k o n te n ja n ı) ve

rihli HEP’nin (Halkın Emek Partisi)

sa’nm yürürlüğe girmesinden sonra

Muammer Yazar (Anayasa Mahkeme­

kapatılmasını hükme bağladığı kararı­

giderek artan bir yoğunlukla aldığı

si üyesi) (Artvin).

na “karşı oy” yazısı yazan Yılmaz Ali-

somut eleştirileri, önceleri daha bü­

efendioğlu, 12 Eylül 1 9 8 0 -6 Aralık

Anayasa’nın hazırlanm ası süreci ve koşulları: Gerek hazırlık çalışma­

1983 tarihleri arasında, “669 yasa, 90

yük cesaretle savunurken, zamanla üslup d eğ iştiriy or ve y ü rü rlü k tek i

adet KHK ve 2324 sayılı yasa uyarın­

m etn in , K om isyon un h azırland ığ ı

muoyuna sunulması sürecinde uygu­

ca 76 ad et M G K k a ra rı ve 3 adet

metin olmaktan çok, MGK’ce “ciddi

lanmakta olan “de facto sıkıyönetim"

MGK bildirisi olm ak üzere toplam

biçimde değiştirilerek” deforme edil­

aracı ve bu süreçte üretilen ilin tili

838 yasama işlemi çıkarılmıştır” şek­

miş m etin olduğunu ileri sürm eye başlıyordu; ancak bu arada, Anayasa

Anayasa metninin bilimsel açıdan da

si’nin 1982 Anayasası’ııın Geçici 15.

Komisyonu tarafından hazırlandığı ve M G K ’ce d eğiştirildiği ileri sürülen

eleştirilmesi ve Anayasayı oylayacak olan kamuoyunun bu eleştiriler doğ­

m ad d esini aşam am a a y ıb ın ı, aynı

m etin, aradan on yılı aşkın bir süre

doğrultuda ancak ayrı bir “karşı oy”

geçmesine karşın, Prof. Aldıkaçtı tara­

rultusunda objektif bir yargıya ulaş­ ması olanağı engelleniyor ve ortadan

linde bir saptama yaparak, darbeden onü ç yıl sonra Anayasa M ahkem e­

gerekçesi yazan Anayasa Mahkemesi üyesi Mustafa Gönül ile birlikte gün-

fından ısrarla bir bütün olarak ortaya

ları, gerekse ortaya çıkan metnin ka­

MGK Kararlarıyla

b içim len d irilen

kaldırılıyordu. MGK Kararları’ndan 52 sayılı ola­

yüzüne çıkaracaktı. Hatırlatalım ki,

konam ıyordu. O luşturulm akta olan düzenin yasal çerçevesini, gerçekte,

MGK kararlarının sayısı, 76’nm çok

darbe’yı yapan “de facto iktidar” çizi­

nı, 12 Eylül öncesinin siyasal partile­ rinin yöneticisi ve üyelerinin “Türki­

daha üstünde bir rakamdır.

yordu. Kaldı ki, yürürlükteki Anayasa

ye’nin geçmiş veya gelecek siyasi ve­

ile, Anayasa Komisyonu ve Danışma

ya hukuki yapısıyla ilgili olarak ken­

1 9 8 2 T.C. Anayasası ve oluşturulm ası 1982 Anayasası, birbirini izleyen ve tamamlayan üç aşama değerlendirile­

Meclisi’nce hazırlanan taslak Anayasa

di anlayışları doğrultusunda sözlü

m etinleri karşılaştırıldığında, arada

veya yazılı beyanda bulunmaları veya

ciddi ve esasa etkin bir farkın bulun­ madığı görülecekti.

makale yazmaları ve bu amaçla top­ lantı yapmaları”nı; ayrıca genel ola­

rek nitelendirilebilir. Bunlar, Anayasa­

15 kişiden oluşan Anayasa Komis-

rak “Sıkıyönetim Komutanlıkları’nın

yı hazırlayan erkin belirlenmesi ve ni­

vonu’nda şu üyeler yer alıyordu: Baş­

koyduğu yasakların ve aldığı Kararla­

telendirilmesi, Anayasa’nın hazırlan­

kan, Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı (1ÜHF

rın herhangi bir şekilde tartışılm a­

ması ve yürürlüğe konması süreci ve

öğretim üyesi-hukukçu) (İstanbul);

s ı n ı ; haklarında soruşturma ve k o­

koşulları ve Anayasa’nm kapsamıdır.

Başkan vekili, Prof. Dr. Feyyaz Göl­

vuşturma yapılan her türlü örgütle il­

Anayasayı hazırlayan erkin kim-

cüklü (AÜSBF öğretim üyesi-hukuk­

gili olarak “kamuoyunu yanıltıcı ve

lenm esi: Danışma M eclisi ve onun içinden çıkan Anayasa Komisyonu,

çu ) M GK k o n te n ja n ı); Turgut Tan (AÜSBF öğretim üyesi) (Zonguldak);

ilg ilile ri e tk iley ici yazı y azm a(y ı), sözlü veya y azılı beyand a b u lu n -

MGK’nin belirlediği kişilerdi.

Kaldı

sözcü, Prof. Dr. Şener Akyol (İÜHF

m a(yı), yorumlar yapma(yı)”, ayrıca

ki, Anayasa Komisyonu’nun üyelerine

eğretim üyesi-hukukçu) (Sam sun);

yasaklıyordu. MGK’nin 52 sayılı ka­

bakıldığında da bu birim in Anayasa

sözcü, Tevfik F ik ret Alpaslan (Em .

Hukuku uzmanlarından oluştuğu ile­ ri sürülemez. Komisyon Başkanlığı’na

Korgeneral) (Eskişehir); Prof. Hikmet Altuğ (Tıp) (MGK kontenjanı); Prof.

rarında dikkati çeken bir husus da, karar m etninde aynen “2 3 2 4 Sayılı

getirilen İÜ Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı dışın­

Dr. Kemal Dal (Hukukçu) (Adana);

Kanun’la açıklandığı gibi...” ifadesine

Prof. Dr. Feridun Ergin (iktisatçı) (İs­

yer verilmesiydi. Oysa MGK’nin biz­

daki üyelerden akademik formasyon-

tanbul); Prof. Dr. Mehmet Feyzi Feyzioğlu (İÜHF öğretim üyesi-hukuk­

zat biçimlendirip yürürlüğe koyduğu

çu ) (K a y se ri); Ih san G ök sel (Em . Korgeneral) (MGK kontenjanı); Rafet

sanın ismi “Anayasa Düzeni Hakkmdaki Kanun” idi. MGK’nin keyfi ta­

İbrahim oğlu (İdareci) (A nkara), A.

sarrufları o denli sınır tanımıyordu

lu olanlar, hukukun başka disiplinle­ rinde çalışmaları odaklaşmış kişilerdi. Sonuç olarak Danışma M eclisi, yal­ nızca bir taslak anayasa metni hazırla­

Temel H ukuk D üzeni H akkınd aki

27 Ekim 1980 tarih ve 2324 sayılı ya­


987

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

ve kendi tasarruflarını sözde “yasal-

kıntıya düşm eyeceklerdi. Ö rneğin,

1982 Anayasa metnine bakıldığın­

laştırması” o denli eğreti ve “gayri sa­ hihti” ki, ürettiği kararında belirttiği

Anayasa Komisyonu’nda da yer alan Rafet tbrahimoğlu, ki Anayasa’nın ça­

da çeşitli çevrelerce üretilen bu anti­ dem okratik özdeki Anayasa önerile­

isim le yer almayan bir yasaya gön­

lışma yaşamını düzenleyen hükümle­

rinin, Anayasa Komisyonu, Danışma

derme yapabiliyordu. MGK’nin 65 sayılı kararıyla, biçim­

rinin biçimlendirilmesinde belirleyici

M eclisi ve nihayet M GK nezdinde

rol oynamıştı, Türkiye İşveren Sendi­

büyük ölçüde kabul bulduğu görüle­

lendirilen Anayasa taslak metni ekse­

kaları Konfederasyonu TISK’in Genel

nindeki tartışmalar için sözde ve gö­

Sekreteri idi.

cekti. Anayasa’mn hazırlanması sürecin­

rece bir serbesti getiriliyordu. Ancak, feshedilen siyasal partilerin yönetim

Bu b ağ lam d a e k le n m e lid ir k i,

de bir başka ilginç veri de, özellikle D anışm a M eclisi’nin asker köken li

makamlarında bulunanlar için Anaya­

TISK’in yanısıra iş çevreleri arasında bulunan Odalar Birliği (OB) ve Türki­

sa metnine ilişkin görüş açıklamaları

ye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) tara­

ma M eclisi ü y e lerin i, bu ü y elerin

yasağı saklı tutulduktan başka, mesle­

fından biçim lendirilm ekte olan yeni

elinde bulunan ve Anayasa Komisyo-

ki kurum ve kuruluşların bu konuda,

Anayasaya ilişkin olarak hazırlanan

n u ’nun h azırlad ığ ın d an başka bir

herhangi bir “siyasal partiye atıf yap­

raporlarda da, başta düşünce/ifade öz­

“anayasa taslağı”ndan hareket ederek

madan kişisel görüş açıklamaları” da Sıkıyönetim Komutanlıkları’nm “izni­

gürlüğünün kayıtlı ve yasak alanlı dü­

sundukları öneriler doğrultusunda

zenlemesi ile tüm özgürlükler için ge­

yönlendirm esiydi. Bu olgu, sadece

ne bağlı” kılınıyordu. Ayrıca “ilgili ka­ mu ve mesleki kurum ve kuruluşlar”

çerli olacak bir “genel sımrlama”nm saklı tutulm ası şeklindeki önerileri

MGK’nin Danışma Meclisi üzerinde­

dışında kalan ve her türlü siyasi faali­ yette bulunmaları yasak olan dernek­

olmak üzere, özgürlükçü düzen karşı­ tı istem ve beklentiler belirgindi.

değil, ama aynı zamanda M GK’nin yine biçim lendirilecek Anayasa ko­

ler, tüzel kişiler ve top lu lu k lar(ın) h içbir şekilde yeni Anayasa düzeni

Ö te yand a, bu d önem d e ç e ş itli

nusunda hazırlıklı olduğunu da gös­

üniversiteler tarafından sunulan Ana­

teren bir diğer veri idi. Kaldı ki, o dö­

hakkında görüş açıklayamafyacakları) ve bildiri yaymlaya(mayacakları)”

yasa taslakları ya da raporlarından da söz etm ek gerekir. Bunlar arasında,

nemde özellikle yabancı basın izlen­ diğinde, d espotik bir rejim örneği

da hükme bağlanıyordu.

AÜSBF-AÜHF tarafından hazırlanan

olan Güney Kore ve Tayvan Anayasa­

üyeleri aracılığı ile, MGK’nin Danış­

ki yönlendirm esine yine bir örnek

MGK’nin 70 sayılı kararıyla, önceki

G erekçeli A nayasa Önerisi (ki bu der­

ları gibi bazı Anayasaların, bu süreç

52 ve 65 sayılı kararların kaldırıldığı belirtilm iş olm asına karşın, aslında

leme içinde ayrı ayrı olm ak üzere,

üzerinde etkin olan kim i k işilerin

AÜSBF, AHÜF ve AÜSBFBYYO’nun

elinde bulunduğu haber ve söylenti­ leri saptanabilm ekteydi. Yine aynı

açıklama yasakları sürdürüldüğü gibi,

Anayasa hakkmdaki görüşleri içeren raporlar da bulunmaktadır); yine Al-

yapılacak açıklamalarda da “Münhası­

TİA ve ODTÜ ile İstanbul’dan 1ÜHF

D.C.’deki (ABD) Georgetown Üniver­

ran Anayasa taslağının geliştirilmesi

ve 1ÜSBF eliyle üretilen raporlar irde­

m aksadı için d e k alın m ası, Anayasa’nın halk oylamasında, halkın vere­

lendiğinde, AİTİA ve ODTÜ önerileri

sitesi bünyesinde bulunan “Stratejik ve U lu slararası Ç alışm alar M erke-

hariç, diğerlerinde anti-liberal eğilim­

zi”nden (Center for Strategic and In­

ceği reyin nasıl olması gerekeceği hu­

li önerilerin belirgin olduğu saptan­

susunda etki yapacak herhangi bir

maktaydı. Bunlar arasında 1ÜHF tara­

ternational Studies) uzman hukukçu­ lar, o dönem deki ABD yönetim inin

adı geçen kararlarda yer alan görüş

k a y n a k la ra

g ö re ,

W a s h in g to n

telkinde bulunulma(ması) ve yasala­

fından hazırlanan raporun, özellikle

bilgisi altında, Ankara’ya danışman

rın suç saydığı diğer haller(in) dikka­ te a lın (m a s ı)” talim atı kam uoyuna

sermaye ve iş çevrelerinin beklenti ve önerileri ile büyük ölçüde koşut düş­

sıfatıyla katkıda/telkinde bulunmak üzere gönderiliyordu.

duyuruluyordu. Bu yasakların asıl hedefi, ülkenin

tüğü görülmekteydi. Yine aynı evre­ de, üniversiteler dışında yargı yerle­

ra fın d a n

demokratik çevrelerinin Anayasa’nın

rince hazırlanan önerilerde de, örne­

MGK’nin aldığı bir kararda belirtildiği

hazırlanması sürecine olası etkilerini en g ellem ek ti. Buna k a rşılık , coup

ğin, en yüksek yargı yeri olan Anaya­ sa Mahkemesi’nce biçimlendirilen ra­

üzere, Resmi Gazete’de yayımlandık­ tan sonra da MGK erkin ce Anaya-

d’etat’yı büyük bir hoşnutlukla karşı­

porda da anti-özgürlükçü, sınırlı ve

sa’nm “devlet adına resmen tanıtılma­

layan sermaye ve iş çevreleri, Anaya-

güdümlü “demokrasi” arayışına kar­

sa’nın biçim lend irilm esi sürecinde,

şılık gelen öneriler açıkça ifade edil­

sı faaliyetleri sırasında açıklanan gö­ rüşlerin hiçbir surette eleştirileme(ye-

beklentilerini yetkililere iletmede sı­

mekteydi.

ce ğ i)” ve “bunlara karşı yazılı veya

Taslak metne son biçimi MGK ta­ v e rild ik te n

ve

m e tin ,


988

sözlü beyanda bulu nu lam ay acağ ı” hükm e bağlanıyor ve bunun son u­

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

Çünkü oylamada, halkın özgür is­

en geç TBMM göreve başlayınca yü­

tencinin açığa çıkm asına elverebile­ cek hiçbir koşul ya da öğe bulunmu­

rü rlü k k a z a n a c a k tı. A n a y a sa ’nm

önü de (özellikle, coup d’etat erki ve

yordu. O kadar ki, sözde “hayır” se­ çeneğinin yeğlenmesi dem ek, MGK

tine ilişkin hükümler ise, ilk m illet­ vekili genel seçim lerinin sonu çları

onun organ ve memurlarının tasarruf­

cuntasının ve de facto rejimin sürme­

alındığında yürürlüğe girecek olmak­

larının yargısal denetime ve tasarruf­

si; bilahare yapılacağı söylenen se­

la birlikte, MGK, TBMM faaliyete ge­

lardan ötürü ilgililerin haklarında ce­

çimlerin belirsiz süreyle ertelenmesi;

çinceye dek 2485 sayılı yasa ile üst­

zai, mali ya da hukuki sorumluluk id­

plebisit sonucu Cumhurbaşkanlığı sı­

lendiği işlevi sürdürecekti. Aynı bi­

diası ileri sürülmesine getirilen yasak­

fatını elde etm esi planlan an MGK

çimde, Cumhurbaşkanına ve Bakan­

lam alar) Anayasa G eçici Madde 15 hükmü ile de peşinen kapatılmak is­

Başkam’mn kurgulanan statüsüne ge­

lar Kurulu’na ilişkin hükümlerin yü­

tirilmemesinin bir yeni devlet terörü

rürlüğe girmesi de, TBMM’nin faali­

teniyordu.

yete geçmesine bağlanıyordu. Ayrıca,

Bu dönemde MGK, devlet tekelin­

dalgasına yol açacağı kuşku ve endi­ şesini pekiştirmek anlamına geliyor­

deki radyo-TV’den ve baskı altındaki

du. Dahası, oylama şekli bakımından

Anayasa’nm geçici maddelerine göre, MGK Başkanı, TBMM Başkanlık Di­

basından da en geniş biçimde yarar­

da, bizzat oy verecekler üzerinde so­

vanı oluşana dek, MGK Başkanlığı

lanmak yoluyla, ülke sathında “Ana­

nuç doğuran ağır baskı yöntemleriyle

statüsünü koruyor, TBMM Başkanlık

yasaya Evet” kampanyasını yürütü­ yor ve sistemli olarak 1961 Anayasa-

bezenmişti. Örneğin, oylamaya katıl­

D ivanı olu şu ncay a kadar 2 3 2 4 ve

ma “zorunlu” kılınmış idi; oy pusula­

2485 sayılı yasalar uyarınca görevini

sı’m kötüleyerek, 1982 Anayasası’nm

sürdürüyor, 2324, 2356 ve 2485 sayı­ lı yasaların yürürlüğü ve M GK ile

cunda kaçınılmaz olarak, Anayasanın Geçici Maddelerinin sorgulanmasının

Üçüncü Kısım’ındaki yasama faaliye­

kabulü için zem in oluşturuyordu.

sının içine yerleştirileceği zarflar, ka­ sıtlı biçimde koyu renkte (mavi) be­

MGK lideri, örneğin, 29 A ğustosl982

lirlenen “hayır” oy pusulasını belli

Danışma Meclisi’nin hukuksal varlık­

günü Afyon’da halka hitaben yaptığı

edecek şekilde ince ve saydam tutul­

ları, yine ancak TBMM Başkanlık Di­

konuşmada şunu söylüyordu: “ ‘Bu

muş; “evet” oy pusulasının rengi ise

vanı oluşumuyla sona erme koşuluna

Anayasalar bizi 1961 Anayasasından daha geri götürüyor’ diyenlere şunu

beyaz olarak belirlenmişti. Ayrıca, oylamanın güvenliği gerek­

bağlanıyordu. Aynı kural, Bakanlar

belirtm ek isterim ki, ben hiçbir yer

çe gösterilerek, oy kullanılan binala­

ve hiçbir zamanda hazırlanacak yeni

rın sadece önünde değil, içinde de si­

Bütün bu hükümler, ilk milletveki­

Anayasa, 1961 Anayasasından daha ileri özgürlükler getirecek demedim.

lahlı güvenlik güçleri nöbet tutmak­

li genel seçim i yapılıp TBMM Baş­

taydı.

kanlık Divanı teşkiline ve MGK’nin

Tam tersine, ‘O Anayasa bize bol gel­ di, içinde oynamaya başladık, oynaya

Sonuçta, hem hazırlatılma, hem de

hukuksal varlığının biçimsel ele olsa

onaylatılm ası bakım ından anti-de-

sona erdiği 6 Aralık 1983 tarihine ka­

oynaya 12 Eylül’e geldik’ dedim. Ve

mokratik usule dayanan bu belge, 7

yine ilave ettim: ‘Toplumun güvenli­

Kasım 1 9 82 tarih ve 2 7 0 9 sayılı “7 Kasım 1 9 8 2 Tarihinde Halkoyu ile

dar olan “evrede” de, MGK’nin çok sayıda yasa çıkarması olanağını getir­

ği, toplumun huzuru için kişi hak ve

Kurulu (askeri hükümet) için de geçerliydi.

mişti.

menfaatlerinden bazı fedakarlıkta bu­ lunmak zorundayız’ dedim”.

Kabul Edilen Türkiye Cum huriyeti

Anayasa’nın kapsam ı ve niteliği:

Anayasası” adı altında bir “de facto”

Nihayet, Anayasa’nın kapsamı irde­

Anayasa’nm halka onaylattırılma-

rejim Anayasası olarak kabul ettiril­

lendiğinde, bir bütün olarak bu temel belgenin, onu hazırlatan erkin ve ha­

sı ve yürürlüğe girişi: Anti-demokra-

miş oldu.

tik usul ve dayatmalarla hazırlanan

Anayasa’nm yürürlüğe girişi, bu an'am a gelm ek üzere etkilerini do­

zırlanm a sürecinin antid em okratik

Anayasa’m n sözde referanduma, as­ lında ise plesibist niteliğindeki bir

ğurması da aşamalı gerçekleşti. Bir

ması yoluyla, yasalı, ama hukuksuz

oylamaya sunulmuş olması, 7 Kasım

kez, Anayasa Resmi Gazete’de yayım­

niteliğinin metne doğrudan yansıtıl­

lanınca yürürlüğe giriyordu. Ne ki,

bir düzeni kurum sallaştırdığı görü­ lür.

b u n u n istis n a la rı vardı. A nayasa, İk in c i K ısım , II, ve III. B ö lü m le -

1982 Anayasası, yapısal bakımdan özgürlükler rejimini ve devlet cihazı­

belgeye halkın istencini katarak bir

ri’ndeki hükümler, ya o alana ilişkin

nı biçimlendiren iki ana kolonlu bir

m eşruluk gücü kazandırdığını gös­

yeni yasalar çıkarılınca yahut mevcut

n orm atif yapı şeklinde kavranarak

termemektedir.

yasalarda değişiklik yapılıncaya ya da

düşünüldüğünde, sözü edilen her iki

1983’de yapılan “evet-hayır” oylama­ sının açıklanan resmi sonuçlarına gö­ re bu Anayasanın kabul edilmesi, bu


989

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

zihniyeti yansıtır ve demokratik teori ile uzlaştırılm ası mümkün olmayan bir öze sahip olduğunu ifade eder. Devlet aygıtının kurum sallaştırıl­ ması kolonu açısından bu belge dü­ şünüldüğünde de, özgürlükler rejimi kolonuna egem en olan zihniyet ve normatif dokulaştırmanın bu bölüme yansıtıldığı; bu bağlamda, adı geçen hukuk belgesinin kendi içinde antidemokrasiyi kurumsallaştıran bir bü­ tünü oluşturduğu görülmektedir. Bu saptam anın önem i, Anayasa’yı k ıs­

il e t iş im a r ş iv i

Tutuklu yalımlarının çilesi belki de 12 Eylülün en kalıcı uygulamalanndandı. Darbe­ den 16 yıl sonra, 1996’da tutuklu yakınlarının çektikleri 12 Eylül koşullarında çektik­ lerinden hiç de aşağı kalmıyordu. bölümüyle bu, belgenin demokratik düzenin antitezi olduğu saptanır. Özgürlükler rejimi açısından 1982 Anayasası, birey karşısında devleti yücelten ve öne alan; birey hak ve öz­ g ü rlü k le rin i hem “g e n e l” (b ü tü n h ak ları e tk ile y e n ), hem de “ö z e l” (h e r b ir s p e sifik hak iç in g e çerli olan) sınırlam a rejim ine tâbi tutan; sın ırlam a ö lçü tle rin i hem n ite lik , hem de nicelik olarak artıran, yoğun­

stand artlarını da, zaman zaman ve yer yer yollam a yapm akla b irlik te, ciddi biçimde deforme ederek, kul­ lanmayı yeğlediğidir. 1982 Anayasası’nm ve bu belge ile kurulan ve 1 9 9 0 ’lara sarkan ju rid ik düzenin gerçek norm atif dayanağı, gerek Anayasa’nın b içim lenm esin e öngelen, gerekse TBMM Başkanlık

laştıran ve belirsizleştiren; sınırlama­ lardan ötede, geniş bir “yasaklama­ lar” düzeni öngören; hak ve özgür­

D ivanı olu şana dek g eçen sü reçte doğrudan MGK tarafından biçimlen­ dirilen “yasalar” olduğundan, bu me­ tinde özgürlükler rejimi gibi, devlet cihazının yapılaştırılış biçim in e de

lüklere ilişkin 1961 Anayasası evre­ sinde hem normatif, hem de jurisp-

dam gasını vuran tem el zihniyet ve normatif formülleştirmeler, darbe er­

rüdansiyel (içtihadi) düzlemde geliş­ tirilmiş birikim ve standartları ya de­ forme eden ya da tamamen dışarıda

kinin anti-dem okratik ideolojisidir. Bu anlamda, 1982 Anayasası, MGK yasalarının ve Karar, Bildiri, vb. diğer

bırakan; olağan ve olağanüstü rejim düalizmini kurumsallaştırarak, istis­ nai rejimde hak ve özgürlüklerin bü­

yasama işlem lerinin anayasal düzle­ me taşındığı bir belgedir. 1982 Anayasasındaki özgürlükler

tünüyle durdurulmasını ve sapma re­ jim ine geçerek aykırı önlemler alın­ masını düzenleyen bir belgedir.

rejimini düşünürken, hukuk tekniği­ ne, dil bilgisi kurallarına ilişkin sap­

Yine özgürlükler rejim i bakım ın­ dan dikkati çeken bir özellik, Anaya­

ma ve bozukluklar bir yana, siyasal teoriye ilişkin tutarsızlıklar, m antık bozuklukları, ulusallaştırıcı tampon­

sa yapıcının 1982 Anayasası’nın kay­ nakları arasında gösterdiği Avrupa

ların kullanılm ası türünden sapkın­ lıkları da dikkate almak gerekir. Bu

İn san H ak ları S ö z le şm esi (A İH S)

niteliği ile, 1982 Anayasası, bir faşist

men ıslah etmeyi önerenlerin çoğal­ ması ve bu yaklaşım ın taraftar bul­ m ası olgusu nun yarattığı 1 9 9 0 ’lar Türkiye’s i demokrasi açmazı eksenin­ de anlam taşımasıdır. Bir kez, yürütme organı, yetki ve görev olarak biçimlendirilmiştir. Bi­ lindiği üzere, yürütme, özellikle idare eliyle yapılan tasarruflar, insan hakla­ rı alanında doğrudan etkilerini doğu­ rabilmesi bakımından özel bir önem taşır. K olluk gücü ya da erki bakı­ m ından düşünüldüğünde, özellikle kişi güvenliği ve özgürlüğü hakkı, kı­ saca ve basitçe “habeas corpus” hakkı ekseninde evrensel standartlara aykı­ rı çok sayıda hükmün Anayasa’da yer aldığı gözlenm ekted ir. Ö nem li bir hukuksal kategori “gecikmesinde sa­ kınca bulunan haller”dir. Bu eksen­ de, idareye üstün yetkilerin tanındığı saptanm aktadır. O lağanüstü rejim e k se n in d e , y a n i is tis n a i y ö n e tim usulleri bağlamında ise, idareye tanı­ nan “takdir yetkisi” marjının yarattı­ ğı sorunlara hemen işaret edilebilir. İdarenin her türlü eylem ve işlem i­ nin, demokratik hukuk düzenlerinin en yalın ilkesi olan “yargısal deneti­ me bağlı olması” kuralına getirilen is­ tisnalar, 12 Eylül Anayasası’mn temel karakteristiğidir. Ayrıca, yasaklama, durdurma, izin, engelleme gibi idare­ ye tanınan yetkilere de dikkat çekile­ bilir. Yürütme organına tanınan Ka­ nun Hükmünde Kararname (KHK)


ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜ L REJİMİ

990

çıkarma yetkisini bu bağlamda özel­

sayla kurulmuş mahkeme” gibi çeşitli

ANAP’m o evredeki lideri T. Ûzal ta­

likle zikretmek yanlış olmayacaktır.

biçimlerde normlaştırılan temel insan hakkıdır.

rafından gündemde tutulan bu tartış­

Öte yanda, yürütmenin Cum hur­ başkanı kanadı için, klasik parlamen­ ter rejimde bu kurum için öngörülen çerçevenin zorlanmasına dayanan ve

Sözde sivil rejime geçiş süreci

malarla hedeflenenin, aslında, klasik Batı demokrasilerinin bazılarında işle­ tilen “Başkanlık” rejiminden çok, co­

Başkancı model için normatif ze­

up d’etat pratiklerinin yoğun biçimde

dolayısıyla, gerek yürütme organı ka­

min oluşturulması: 12 Eylül Rejimi­

yaşandığı Latin Amerika devletlerinin

natları ve gerekse yürütme ile yasama organı arasındaki ilişkileri deforme

ne biçimini veren Anayasa’nm ve di­ ğer temel yasaların MGK istenci ile

bazılarında gözlenen “Başkancı” m o­

ed en d ü z e n le m e le rin y a p ılm a sı,

oluşturulmasının ardından, resmî si­

Kurgulanan modelin belirgin ikin­

1980’lerin ikinci yarısı ile 1990’larda

yasanın siyasetçi, bürokrat ya da söz­

ci unsuru ise, gerçek bir siyasal parti­

yaşanan siyasi-hukuki pratiklerde de

de sivil fakat 12 Eylül Rejimi yandaşı sözcüleri ile, bunların sistemsiz argü­

ler plüralizmi yerine, özellikle m er­

görüldüğü ve somutlaştığı üzere, cid­ di bir sorun öbeğinin sisteme şırınga

manlarını rasyonelleştirme işlevi yük­

de odaklaşacak ve “yasallık” sınırları

edildiğini kanıtlar. Anayasa’nm sistematiği içinde “Yü­

lenen akadem ik fig ü rlerin ü rettiğ i söylemle, “demokrasiye geçiş süreci”

içerisinde kendi sağı ve solundaki si­ yasal unsurları da bu merkez örgüt­

rü tm e” başlığı altında düzenlenen,

form ülü kam uoyuna sunuluyordu.

lerde eritecek, iki partili siyasal mo­

Milli Güvenlik Kurulu’nun kom po­

G erçekte olan ise dem okratikleşm e

deli yaratmaktı. Nitekim, siyasal pra­

zisyonu ve aşağıdaki bahislerde veri­

yerine, 12 Eylül Rejimim kurumsal­

tikte, kolların havaya kaldırılıp sağ ve

lecek bazı örnek tasarruflarla da gös­ terileceği üzere, sistemdeki ağırlığı;

laştırm ak, k alıcı ve sağlam kılm ak için politiko-juridik manipülasyonla-

sol ellerin havada birleşmesi biçim in­ de sem bolleştirilen “ANAP selam ı”

aynı bölümde “İdare” başlığı eksenin­ de yer verilen, memurlara, kamu ku­

ve ANAP sözcülerinin sürekli biçim ­

rumu niteliğindeki meslek kuruluşla­

rm uygulamaya konmasıydı. MGK, 1983’ün başına gelindiğinde, cou p d’etat ta rih in d en b aşlayarak

rına getirilen kayıtlamalar, bunun öz­

kurgulanmış bulunan yeni politiko-

le bir kurgunun somut siyasal teza­

gürlükler bahsindeki yansıması olan

juridik düzenin yasal çerçevesini, baş­ ta Anayasa olmak üzere büyük ölçüde

hürleriydi. Kurgulanan bu iki modelin kamu­

tim Kurulu’na (YÖK) ilişkin düzenle­

tamamlamıştı. Siyasal rejimin öngörülen kurum­

oyuna sunulduğu ana fikir, “siyasal yaşamda istikrar” gerektiği gibi. Bu fi­

meler; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih

lan ve normatif düzlemde belirlenen

Kurumu teşkili gibi düzenlemelerin

o kurumlar arasındaki ilişkiler sistemi

kir, kitlesel tem el bulabilm esi için, “istikrarsızlık, darbelerin nedeni olu­

siyaset yasakları, örgütlenme özgürlü­ ğü önündeki engelleri; Yükseköğre­

del olduğu açığa çıkacaktı.

kez sağ ve merkez sol siyasal yelpaze­

de “dört akımı” içlerinde barındırdık­ ları şeklindeki siyasal mesajları, böy­

niteliği dikkate alındığında, 1982 bel­

dikkate alındığında, kurgulanan mo­

yor” alt argümanıyla ilişkilendiriliyor,

gesinin anti-demokratik özünü belir­

delin iki unsuru belirginleşiyordu.

içerisine “tehdit” öğesi yerleştirilerek

lemek, bu bağlamda da olanaklıdır.

Bunlardan ilk i, özellikle sözde de­

Yargı organı düzenlem esinde de, demokratik prensiplere aykırılıklar ve

mokrasiye geçiş süreci içerisinde siya­ sal sözcülüğünü ANAP ile teorik te-

dayatılıyordu. Gerçekte aranan istik­ rar ise, 12 Eylül Rejiminin kalıcı kı­

kayıtlamalar belirgindir. Bir kez, sis­

m ellendirilm esini ona yakın akade­

tem, askeri yargı-sivil yargı düalizmi-

mik çevrelerin yürüteceği “Başkanlık”

12 E y lü l R e jim in in 1 9 8 0 ’ler ve

ni tanım ıştır. Olağanüstü yargı k u ­

sistemi idi. Temel argüman, bu mode­

rumlan ve yargılama da, gerek Sıkıyö­ netim M ahkem eleri, gerekse Devlet

lin, Türkiye’nin tarihsel gerçeklerine

1990’lar Türkiyesi’ne miras bıraktığı “siyasal sistem kilitlenmesi”nin temel

Güvenlik Mahkemeleri’nin yapılaştı-

daha uygun düşeceği biçimindeydi. Argümanı gerekçelendirmek için ileri

nedeni olan 22 Nisan 1983 tarih ve 2820 sayılı “Siyasi Partiler Kanunu”

lınması; olası karşı çıkış ve eleştiriler­ den korunaklı hale getirilmesiydi.

nlması yoluyla kurumsallaştırılmıştır.

sürülen teknik hukuksal ve siyasal te-

darbe erkince, iki partili sistemi ön­

Bu kuramların doğrudan sabote ettiği hak, bilindiği üzere özü bakımından

m ellen d irm eler b ir yana, ö n erilen

görerek biçimlendiriliyordu. Buna bi­

modelin özü, “tek adam” yönetiminin

tişik dikkate alınması gereken bir di­

aynı temel ilkeyi anlatımlayan ve fa­

Türkiye için uygun olduğu düşünce­ siydi. N itekim , 1 9 8 0 ’lerin özellikle

ğer temel yasa ise, 10 Haziran 1983

ikinci yarısından başlayarak, 1 9 9 0 ’lı

mi Kanunu idi. Daha önce yürürlüğe sokulan 1982 Anayasası kurgulanan

kat “doğal yargıç”, “doğal yargı yolu”, “adil yargılama”, “usulüne uygun yar­ gılama”, “bağımsız ve tarafsız ve ya­

y ılla ra

d ek s a rk a n

ve b ilh a s sa

tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçi­


991

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

siyasal yaşamın zaten genel çerçevesi­

sup parlamenterlerin birbirleriyle si-

lı ve niteliği itibariyle böyle bir hük­

ni çizmiş ve gerçek bir siyasal çoğul­

yaseten itişip-kakıştığı platform oldu­

culuğun ve demokrasinin önünü ka­

ğu” düşüncesi, aslında, vatandaşların

mün genellikle varolması amacı dışı­ na taşarak hak ve özgürlükler için ye­

payacak temel kuralları belirlemişti.

sadece sağduyusuyla değil, ama gün­ lük siyaset pratiklerini gözlemesiyle

ni sınırlamalar getiren düzenlemesiy­

ürettiği ve mesnedi bulunan bir de­

tur. Ayrıca, partilere, “12 Eylül 1980 Harekatı’na ve MGK’nin karar, bildiri

Bu süreçte, yeni Anayasa’nın yürürlü­ ğe girmesinden sonra bir de, 13 Ekim

le, ek kayıtlamalara da tâbi tutulmuş­

1983 tarih ve 2 9 1 9 sayılı “Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreter­

ğerlendirmenin sonucudur. Bu arada

liği Teşkilat Kanunu” çıkarılarak, ya­ sama organının, 12 Eylül R ejim ini

yana (1995 başı) Meclis Başkanlığı’m yapan Hüsamettin Cindoruk’un, par­

kurumsallaştırma sürecinde işlev gör­

la m en to n u n sa y g ın lığ ın ı y en id en

hüküm aslında, Anayasa’m n, geçici

mesi için bir adım daha atılıyordu. Söz konusu 282Ö, 2919 sayılı yasalar

üretmek için pek çok demecinde yer verdiği “yasama dönemlerinde şu ka­

15. maddesi ile MGK, hüküm et ve id a ri a ja n la rın 12 E y lü l 1 9 8 0 ile

çıkarılmasına karşın, ne MGK erki ve

dar yasa çıkarıldığı” biçimindeki ar­ gümanlar, güçlü ve inandırıcı olmak­

TBMM Başkanlık Divam ’m n Kasım

ne de 1994 yılı sonuna dek sözde sivil rejim in parlamentoda tem sil edilen

tan uzaktır. Zira, parlamentoların say­

partileri ve bu parlamentodan çıkan hükümetler, bir yükümlülük olan, ye­

gınlığı, ürettiği yasaların niceliği ile

na dek geçen evrede yaptıkları tasar­ ruflardan ötürü cezai, malî ya da hu­

eklenebilir ki, 1991’in sonundan bu

ve icraatına karşı herhangi bir tutum, beyan ve davranış içinde bulunama­ yacakları” yasağı da getirilmiştir. Bu

1983 seçimleri sonucu oluşturulması­

değil, demokratikleşme gereksinimini yoğun biçimde duyumsayan bir ülke­

k u k i soru m lu lu k ları olm ayacağını

ni Anayasa’ya uygun yeni “Meclis İç Tüzüğü” biçimlendiremiyorlardı.

de, nitelikleriyle belirlenebilir.

sısı niteliğindedir. Kuşkusuz ki bu ya­

düzenleyen hükmün, bir bakıma yan­

P arlam entonun etkisizleşm esine,

2820 sayılı Siyasal Partiler Yasası,

sak ve sınırlamalar, Anayasa’yla dü­

işlevsizleşmesine ve parlamento çalış­ malarında zaman zaman gözlenen ki­

gerçek bir siyasal atılıma elvermeyen bir dizi kayıtlama ile yüklüdür. Bir

zenlenen bir genel sınırlama rejim i­

litlenmelere yol açan bu olgu, 1990’lı

kere, daha siyasal parti kurma hak­

yıllar Türkiyesi’nde, 12 Eylül Rejimi­ ni aşma siyasal istencinin parlamen­

kından başlayan ve esasen 1982 Ana­

ilişkin belirlemeler de, etkin bir siya­

yasa (md. 6 8 )’de düzenlenen kayıtla­

sal katılımı engeller niteliktedir. Buna

toya gerçekte yansımadığını gösteren

malara koşut olarak yasada düzenle­

göre, seçilme yaşı “3 0 ”dur. Seçme yaşı

verilerden birisiydi. Meclis İç Tüzüğü, bir siyasal sistemin işletilmesinde, ta­

nen “9 ” ölçütle sınırlanmıştır. Ardın­

ise, Anayasa’mn ilk haldeki düzenle­

dan, kurulan siyasal partilerin, “kendi

mesine göre “2 1 ” idi; daha sonra çı­

li/ikincil değil, öncül ve temel nitelik­

siyasetlerini yürütmek ya da güçlen­ dirmek amacıyla dernekler, sendika­

kartılan bir yasayla Anayasa’m n bu

li belgeler arasındadır. Dolayısıyla, bu nitelikteki bir belgenin, yeni Anayasa’nın yürürlüğe girmesinden, hem de on yılı aşan bir süre geçmesine karşın

lar, vakıflar, kooperatifler ve kamu kurumu niteliğindeki m eslek kuru­ luşları ve bunların üst kuruluşları ile

nin de ayrıca şemsiyesi altındadır. Öte yanda, seçme ve seçilme yaşma

hükmü, seçme yaşım “2 0 ” olarak be­ lirleyerek, değiştirilmiştir. Bu konuda dem okratik rejim lerde genel olarak kabul bulan standartlar ise, seçme ya­

çıkarılam am ası, sadece parlam ento

siyasi ilişki ve işbirliği içinde bulun­

içinde bu konudaki bir siyasal uzlaş­

maları” da ayrıca yasaklanmıştır. Bu

şı iç in “ 1 8 ” ; se çilm e yaşı iç in ise “2 5 ”dir. Bu çelişki, Türkiye’nin genç

ma yoksunluğuna bağlanarak açıkla­

yasaklara, kadın kolu, gençlik kolu,

bir nüfus yoğunlaşmasına sahip oldu­

namaz; belgenin önemiyle orantılı da­

vb. gibi yan kuruluşlar ile vakıf kur­

ğu gerçeği ışığından daha çarpıcı hale

ha temelli gerekçeler bulmak gerekir.

ma ve yurtdışında örgütlenme ve fa­ aliyette bulunm a yasaları da eklen ­

gelmektedir. Bir de buna, 1980-1984

çüde, parlamentoyu biçimsel bir ku­ rum ve işlev aracı olarak görüp, bu

miştir. Siyasal partilere üye olabilmek

de 18 yaşını doldurduğu çok kuşkulu

için belirlenen yaş sın ırı ise 2 1 ’dir.

o lan ları da d ahil b ulunan onlarca

organı, ülkenin sorunlarının gerçek

gencin ölüm cezalarının infaz edildiği

çözüm üretim odağı saymayan bir si­

Buna bir de, öğrencilerin partilere üye olmasını yasaklayan kayıtlama ilave

yasal model anlayışının başat olma­ sında yatmaktadır. 1990’lar Türkiye­

edildiğinde gençliğin büyük bölümü­ nün siyasal yaşamdan dışlandığı sap­

trajik kim lik kazanmaktadır; siyasal yaşama katılmaya yeterli görülmeyen

si’nde kamuoyunda yerleşik ve yaygın bir kanaat haline gelen, parlamento­

tanmaktadır. Bütün bunlardan başka,

gençler, ölüm cezasına çarptırılm ak

partiler, “Temel hak ve hürriyetlerin

konusunda yeterince yetişkin sayıl­

nun “o ya da bu siyasal partiye men­

kötüye kullanılmaması” kenar başlık­

mıştır.

Bu noktada meselenin özü, büyük öl­

evresinde, aralarında suç işlediklerin­

gerçeği eklendiğinde, çelişk i, daha


992

1 9 8 3 Seçim in in ve son u çların ın M G K tarafın d an y ö n le n d irilm esi: Mayıs 1983’te, MGK tarafından siya­

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

sız milletvekillerinin seçime girmeleri konusunda MGK’nin verdiği kararlar “k e sin ”di ve itiraz ya da bir başka

ama geniş bir siyasal aktörler grubu­ nun da, 12 Eylül Rejiminin kurgula­ dığı yeni siyasal oluşum sürecinde, “yasaklılık” hallerinin sürdürülmesiydi. Bu yasaklılıklar, MGK kararları

sal partilerin oluşturulmasına izin ve­ riliyord u . 2 8 2 0 sayılı yeni Siyasal Partiler Yasası’na göre, bir parti otuz

başvuru yolu tanınmıyordu.

ku ru cu üye ile k u ru lab ilird i; ama

nunu peşinen biçimlendiriyordu. İşte bu nedenle, 1983 seçimi ve yarattığı sonuç, sözde “demokrasiye geçişin”

yaşama ilişkin yasalarla da normatif dayanağa kavuşturuluyordu. Örnek olsun, 2 8 2 0 sayılı yasaya göre, “te­

biçimsel bir göstergesi bile değil, ter­ sine, 12 Eylül Rejimini kurumsallaş­ tırmanın ve sürekli kılmanın aracı ve

melli kapatılan siyasi partilerin kapa­ tılma tarihinde üyeliği devam eden; k u ru cu ları, genel b aşkam , m erkez

MGK, kurguladığı siyasal modeli ya­ şama geçirm ek üzere, bu ilk etapta kurulacak partiler için, önerilen ku­ rucu üyelerin MGK tarafından onay­ lanacağı hükm ünü de aynı yasaya

Böylece MGK, 1983 seçim leriyle oluşan parlamentonun kom pozisyo­

yerleştiriyordu. MGK, siyasal partilerin kompozis­

yanısıra, bu bahiste adı geçen siyasal

karar ve yönetim kurulu ile her ka­ demedeki yönetim ve disiplin kurulu üyeleri ve TBMM siyasi parti grubu

yonunu belirleme erkini, sadece 2820 sayılı yasanın hükmüne dayandırmı­ yor, bunu üretmeyi sürdürdüğü ka­

üyeleri başka bir siyasi partinin ku­ rucusu, yöneticisi ve denetçisi olamazlar(dı). Bunlardan fiilleriyle siya­

rarlarıyla da pekiştiriyordu. Bunun en s o m u t g ö s te rg e le rin d e n b ir is i,

si partinin kapatılmasına neden olan­ lar on yıl süreyle başka bir siyasi par­ tiye alınam azlar ve m illetv ek illiğ i

MGK’nin 26 Haziran 1983 tarih ve 99 sayılı kararıydı. M GK’nin 9 9 sayılı Kararı Resmi G azete'de yayımlanmı­ yor; ancak bu karardan, basında çıkan

için aday olanıazlar”dı. Aynı yasaya göre, “Kapatılmış bir siyasi partinin

haberlerden ötede, resmi belge düzle­ m in d e, 2 6 A ğu stos 1 9 8 3 tarih ve

mensuplarının üye çoğunluğunu teş­ kil edeceği yeni bir siyasi parti de ku-

18147 sayılı Resmi G azete'de yayımla­ nan 265 sayılı Yüksek Seçim Kuru-

rulamaz”dı. 2820 sayılı Siyasal Parti­ ler Yasası’nın yayım landığı gün 24 Nisan 1 9 8 3 M GK’nin bir kararı da

lu’nun kararı içerisinde yapılan yolla­ ma ile haberdar olunuyordu. Buna

y a y ım la n ıy o rd u . Bu k a ra rd a , M G K’nin siyasal parti faaliyetinde b ulunm ayı yasaklayan kararı güya

göre, kurucu üyeleri için M GK’nin o n ay ın ı alam ayan siyasal partiler, MGK liderinin Nisan 1983’te yaptığı kamuoyu açıklaması ve ardından da 10 Haziran 1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Yasası ile belirle­ nen 6 Kasım 1983 tarihinde yapılacak olan milletvekili seçimine katılamaya­ caklardı. MGK, yalnızca yeni kurulan parti­ lerin kurucu üyelerini belirlemekle de

İLETİŞİM ARŞİVİ

12 Eylül Darbesi’nirı lider kadrosundan olan Şahinkaya, araştırılmayan yolsuz­ luk söylentileriyle malûl, TC. Ordusu’nun “en zengin paşası” ünvanıyla matuftur

yürürlükten kaldırılıyor; ama yeni­ den hatırlatılan bir dizi “yasak” ara­ sında yer alan “Anayasa’m n G eçici 4 ’üncü maddesinin (a) bendi ile ken­ dilerine özel yasak getirilen kişilerce,

unsuru oluyordu. 1983 seçimi sonu­

Türkiye’nin geçmiş veya gelecek si­ yasi ve hukuki durumuyla ilgili ola­ rak sözlü veya yazılı beyanda bulu­

cunda b içim le n e n p arlam enton u n gerçek bir “tem silcilik” niteliğine sa­ hip olamamasını belirleyen bir diğer

nulması yasaktır” hükmü ile, feshe­ dilmiş siyasi partilerin eski mensup­ larının, partilerini ya da kendilerini

etken ise, darbe, parlamentonun ka­ patılm ası, siyasal partilerin kapatıl­ ması, ardından temelli feshi gibi yu­

savunma amaçlı da olsa görüş açıkla­ maları ve yeni partilerin ve mensup­

tılıp katılmamaları hakkmdaki karar verme yetkisini saklı tutuyordu. Ge­

karıda değinilen tasarruflarla siyasal yaşamın kesintiye uğratılmasına ko­ şut olarak, 12 Eylül 1980 öncesinin

rek partilere mensup, gerekse bağım­

sadece siyasal k u ra m la rın ın değil,

sında, feshedilmiş siyasi partilere ve mensuplarına ilişkin olarak beyanda bulunmalarını yasaklayan hükümler dikkati çekiyordu .

kalmıyor, seçime girecek milletvekili adaylarım da belirlem e yetkisini de elinde tutuyordu. Ayrıca, yeni kuru­ lan partilere mensup olmaksızın mil­ letvekili seçim i için bağım sız aday olacaklar için de, bunların seçime ka­

larının da, kuruluş ve ilk seçim sıra­


ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

993

mesi engelleniyordu. MGK Başkanı, on yılı aşkın bir süre sonra 1994’de

Milletvekili Seçimi Yasası’nda değişik­ lik de yapıyordu. Buna göre, ilk ince­

partisi olan AP çevrelerince yürütülen çalışm a lar çerçe v e sin d e Em . Org.

yapacağı bir açıklam ada, HP Genel Başkanı Necdet Calp’in 1983 seçimin­ den önce kendisine gelerek, “Erdal

Bedrettin Demirel (ki, emekliliğinin ardından Evren tarafından Cumhur­

İnön ü’nün adaylığa kabulü halinde solun bölüneceğini söylediğini; ken­

lem ede h ak ların d a olum su z karar alınması nedeniyle siyasal parti aday listelerind en çıkartılan m illetvekili adayları yerine, ilgili siyasal partiler,

başkanı Danışmanlığına atanıyordu) ve Em . O rg. Turgut S u n a lp (k i,

disini haklı bulduğunu, İnönü’yü oy­ birliğiyle veto ettikleri”ni belirterek

MGK’nin teşvikiyle MDP’yi kuracak­ tı) isim leri ü zerin d ek i aray ışların olumlu sonuçlanm am asından sonra

hem sorum luluğuna ortak bulmaya ve solu bölmeme kaygısını taşıdıkları

Seçime girecek partilerin MGK ta­ rafından belirlenm esi: 1980 öncesi­ nin en büyük ve güçlü merkez sağ

Em. Org. Ali Fethi Esener’in Genel Başkanlığa getirildiği (1960 darbesiy­ le kapatılan DP yerine kurulan AP, o dönemde de Em. General Ragıp Gümüşpala’yı AP’nin başına getirmişti) Büyük Türkiye Partisi (BTP), 21 Ma­ yıs 1983’de, ANAP ve HP ile birlikte,

kanısını uyandırmaya çalışacak, hem de aslında iki partili sistemi kurgula­ dıklarını itiraf edecekti. MGK, ayrıca, o dönemde kurulma­ sı girişimleri yapılan Yeni Doğuş Par­ tisi’nin (YDP) 3 8 kurucu üyesini 9 Tem m uz 1 9 8 3 ’te; M eh m et Pam ak (Danışma Meclisi üyesi) öncülüğün­

iki gün içinde yeni adaylarını birer yedeği ile birlikte, YSK Başkanlığı ara­ cılığ ıy la M G K’ye b ild ireb ilecek ler; MGK, bu adaylar üzerinde inceleme­ sini yedi gün içinde tamamlayacak ve adaylıkları olumlu görülenlerin adları YSK Başkanlığı’na bildirilecekti. Bu tasarruf, bir yasanın MGK kararıyla değiştirilmesi örneği olmasından baş­ ka, MGK’nin siyasal partilerin belirle­ diği milletvekili aday listeleri üzerin­ de de ne denli yoğun biçimde ve son ana kadar belirleyici bir rol oynadığı­ nı kanıtlamaktaydı. Sonuçta, üç parti­ nin adaylarının % 20’si MGK tarafın­ dan veto edilm işti. Bu veto edilme o ra n ı, bağım sız adaylarda ise çok

siyasal yaşama adım atıyordu. 22 Ma­ yıs 1983’de ise, 1980 öncesi AP’nin

deki Muhafazakar Parti’nin (MP), Pa­ mak dahil 25 kumcu üyesini ve Bizim

önde gelen siyasal aktörü İhsan Çağlayangil -k i, uzun yıllar Dışişleri Ba­ kanlığı, M eclis Başkanlığı ve Cum ­ hurbaşkanlığı Vekilliği yapm ıştı- ve

Parti (BP) adı altında kurulan parti­ nin de 26 kurucu üyesini 27 Temmuz 1 9 8 3 ’te; Y D P’nin ilk veto ü zerin e önerdiği yeni isimlerden 15 kurucu

143 eski parlam enter BTP’ye katılı­ yordu. BTP, değill983 seçimlerine so­ k u lm a m a k , M G K ’n in k a ra rı ile

üyeyi (ikinci veto olarak) 11 Ağustos

1983 seçimlerine katılması engellen­

1983’te veto ediyordu. S e çim e g irm e s in e iz in v e rile n adayların MGK tarafından belirlen­ mesi: Seçime katılmasına olur verilen siyasal partilerin milletvekili adayları

mişti. Aslında, MGK daha seçim süreci­

(M GK’nin bu 79 sayılı kararı Resmi G azete’d e yayımlanmamıştır) tümden feshediliyordu. M GK’nin gerekçesi, bu partinin, feshedilmiş bir partinin (referansı yapılan parti, Adalet Partisi idi) varlığım ve felsefesini canlandır­ maya kalkıştığı şeklindeydi. BTP’nin feshinden sonra, aynı siyasal çevrele­ rin oluşturduğu Doğru Yol Partisi’nin (DYP) 30 kurucu üyesi birden, MGK tarafından veto edilecekti. İkincisi, Haziran 1983’de kurulan “Sosyal Demokrasi Partisi”nin Erdal İnönü dahil otuz kurucu üyesinden 2 3 ’ü, M GK tarafınd an 2 2 H aziran 1983’te veto edildi. Bu vetolar üzerine

üzerinde M GK’nın yoğun bir eleme tasarru fu g ö z le n iy o rd u . 21 E y lü l 1983’te, MGK’nin ilk vetoları açıkla­ nıyordu. Buna göre, M D P’den 7 4 , HP’den 89 ve ANAP’dan 81 aday veto ediliyordu. Partiler bakımından den­ geli sayılabilecek bu vetolarla MGK, halk nazarında seçime girmesine izin verdiği partilere eşit derecede uzak ol­ duğu görüntüsünü vermeye çalışa­ caktı. Vetolar ayrıca, adaylarını belir­ lerken arka yüzde açık MGK empoze­

Cezmi Kartay, SODEP Başkanlığı’na g e tir ild i. A rd ın d a n , 9 Tem m uz

sine maruz kalan MDP’ye, MGK ve ordu üst yönetimi içindeki kilit çekiş­ m eleri ned en iyle, verilen desteğin

1983’te, SODEP’e, MGK tarafından 13 veto daha g e le cek ti. Son u çta, SODEP’in 6 Kasım 1983 seçimlerine gir­

parçalandığını gösterecekti. MGK ay­ nı zaman diliminde, aldığı bir kararla ve seçime az bir süre kala, 2839 sayılı

yüksek olup, % 9 0 ’ı buluyordu. Top­ lam 1.683 adaydan 6 7 2 ’sinin, Kasım

nin başında bir önlem olarak, seçime sokacağı siyasal partilerin milletvekili adaylarının da kendisi bakım ından m uteber kişiler olm asını temin için bir karar çıkartmıştı. Bu kararla 1983 seçim inde aday olabilecek kişilerin görevlerinden çekilmeleri gereken sü­ re 1 Ağustos 1983 tarihine dek uzatı­ lıyordu. Kararın önemi, olası adayla­ rın gelebileceğinin öngörüldüğü kurumlardı. Buna göre, yargıçlar ve sav­ cılar, yüksek yargı organları üyeleri, yüksek öğretim kuramlarındaki öğre­ tim elemanları, YÖK üyeleri, memur statüsündeki görevliler, işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri ve en önem lisi subaylar ve astsubaylar için bu olanak getirilmişti. Bu kişile­ rin mensubu olabilecekleri kurumlar arasında ordu, YÖK, yüksek yargı yerleri dikkati çekmekteydi. Bu or­


994

gan ların kom p ozisy o n u ise, coup d’etat erkince, üç yılı aşan süreyle bü­ yük ölçüde doğrudan müdahale yapı­ larak belirlenmişti. İşte bu unsurlar, MGK’nin kurguladığı sözde sivil siya­ sal yaşama katılmaya teşvik ediliyor­ lardı.

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

sayılı kararı, ki o dönemde mutad ol­ mayan biçim de yayım lanm ası biraz geciktirilmişti, bu kez, “Bakanlar Ku­

partilerine mensup toplam “16” siya­ setçinin, yine MGK kararıyla Çanak­ k ale’de “Sıkıyönetim K om utanının

rulu üyelerinin hiçbir siyasi partiye mensup olm am aları(n ın ) da gözö-

nezaretinde” zorunlu ikamete tabi tu­ tulm asına güya son veriliyor, ama bunlar hakkında getirilmiş olan ya­

nünde bulundurulduğunu” ileri süre­ rek , B a k a n la r K u ru lu ü y e le rin in , Cumhurbaşkanı ve MGK üyelerinin

Seçim kampanyası sürecinin MGK tarafın d an y ö n len d irilm esi: Seçim kampanyası süresi sadece üç hafta idi

gezi, faaliyet ve iştirak ettiği toplantı­ lara katılmalarının ve yine Bakanlar

ve süregiden askeri rejimin ve sıkıyö­ netimin keyfî ve baskıcı yönlendirme­

K urulu ü y elerinin, seçim ve siyasi propaganda niteliğindeki gezileri ha­

si, siyasal yarışmanın iklimini belirle­ yen temel öğe niteliğindeydi. Ö rne­

riç, resmî taşıtların kullanılm asının yasaklar kapsamına girmediğini ilan

ğin, bu süreçte de, 12 Eylül 1980’den başlayarak o tarihe dek ve o tarihten sonra da, MGK’nin karar, bildiri ve ic­ ra a tı ile C u m h u rb a şk a n ın ın

ediyordu. Bu kararda ayrıca, işçi ve işveren sen d ik aların ın yapacakları

(MGK’nin, 29 Haziran 1983 tarih ve 87 sayılı Kararı ile, cuntanın başı Org. K. E v re n ’in , M G K B a ş k a n lığ ı ile Cumhurbaşkanlığını elinde tutmakla birlikte, Genelkurmay Başkanlığını, cuntanın diğer üyesi olan Org. Nuret­ tin Ersin’e, 1 Temmuz 1983’den itiba­ ren yürürlüğe girecek şekilde devret­ mesi karara bağlanıyordu) halkı ay­ dınlatmak için yaptığı ve yapacağı be­ yanlar ile Sıkıyönetim K om utanları’nın koydukları yasaklar ve aldıkları kararlar ve beyanların tartışm a ve eleştiri konusu yapılması yasaklan­ mıştı. Bu bağlamda dikkati çeken bir ta­ sarruf da, MGK’nin 17 Ağustos 1983 tarih ve 118 sayılı kararıydı. Bu kara­ ra göre, C u m h u rb aşk an ı ve MGK üyelerinin faaliyet, gezi ve konuşma­ larının; 12 Eylül harekatı ile ilgili ha­ zırlanan programların; TSK’ye ilişkin haber ve faaliyetlerin; yetkili makam­ ların adli işlemlere yönelik faaliyetle­ rinin, 298 sayılı yasada yeralan “ya­ saklar kapsamına dahil olmadığı” ka­ muoyuna duyuruluyordu. 118 sayılı M GK kararının yarattığı “ayrıcalık alan" ile yetinmeyen MGK kışa süre so n ra yeni b ir k arar çık a rta ca k tı. M GK’nin 28 Ağustos 1983 tarih ve

delege seçimleri ile genel kurul top­ lantıları da yasak dışında bırakılıyor­ du. MGK’nin gerek 118, gerekse 124 sayılı kararları, kısa süre sonra yapı­ lacak seçimde MGK’nin siyasal terci­ hini kamuoyuna dayatması olanağını veriyor ve seçim in “adil ve ob jek tif siyasal yarışma koşulları içinde ger­ çekleşmesi” gereğini açıkça ihlal edi­ yordu. Kaldı ki, 124 sayılı kararda bir de açık bir itiraf vardı; Bakanlar Ku­ rulu üyelerinin resmi taşıtları kullan­

sakların devam ettiği de hükme bağ­ lanıyordu. Kapatılan AP ve CH F’ye mensup bu 16 siyaset adamının, yeni siyasal oluşumda görüşlerine yakın bulabilecekleri yeni kurulan siyasal partilerden DYP (Doğru Yol Partisi) ile SODEP’in de zaten, MGK tarafın­ dan Kasım 1983 seçim ine girmeleri engellenmiş bulunuyordu. 16 siyaset adamının 1983 seçiminden kısa süre önce iç sürgüne gönderilm eleri, bir yandan, sözde sivil rejime geçildikten sonra uzun erimde MGK figürlerine hesap so ru la b ilm e si o la sılığ ın d a n kaynaklanan ve MGK’ye egemen olan tedirginliğe bir işaret ve buna karşı bir tür önlem alma gayretiydi; öte yandan da, MGK’nin tercihi olarak gözüken MDP’ye halk nazarında bu işin fatura edilmesine yol açarak, MDP’nin se­ çim den ancak üçüncü parti olarak çıkmasına yolaçan etkenlerden birisi

ması, “seçim ve siyasi propaganda ni­ teliğindeki geziler h a riç” seçim ya­

olacaktı. MGK’nin Türk siyasal yaşamını ya­

sakları kapsamı dışındaydı. Bu hük­ mün karşıt anlam ından açıkça, Ba­ kanlar Kurulu üyelerinin siyasi pro­

pay biçim de yeniden yapılandırm a çabasının boşunalığını, MGK’nin ka­ rarma konu olan “16” siyaset adamı­

paganda yapabileceği çıkm aktaydı. D evlete el koyan coup d’etat erki, sözde siyasal yarışma sürecini yön­

n ın 1 9 8 0 ’le rin ik in c i y a rıs ı ve 1990’lardaki siyasal kariyerleri açıkça sergileyecekti. Bu kişilerden, örneğin,

lendirm ekte de bir sakınca görm ü­

Süleym an Dem irel, kurulacak olan DYP’nin Genel Başkanlığı’na geçecek, 1991 seçiminden sonra kurulan DYP-

yordu. Eklenm eli ki, M GK’nin kur­ durduğu askeri hükümetin başı olan emekli Oramiral Bülend Ulusu ismi, bu evrede uzunca bir süre, kam u­ oyunda “askerlerin istediği parti” ola­ rak bilinen MDP’nin başına geçiril­ mek üzere yapılan arayışlarda zikre­ d ile c e k ti. U lu su , 1 9 8 3 seçim in d e MDP’den parlamentoya girecekti. MGK’nin 30 Eylül 1983 tarihli bir kararıyla tümü MGK tarafından fes­ hedilmiş bulunan 1980 öncesi siyasal

SHP koalisyon hüküm etinin Başba­ kanlığını yapacak ve nihayet Mayıs 1993’te Cumhurbaşkanı olacaktı. Yine bu isimlerden Hüsamettin Cindoruk, DYP’nin bir süre Genel Başkanlığı’nı yürütecek ve daha sonra 16 Kasım 1991’de TBMM Başkanlığı’na seçile­ cekti. Ekrem Ceyhun, Nahit Menteşe, Mehmet Gölhan, DYP-SHP koalisyon hükümetlerinde bakanlıklara getirile-


995

ONÎKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

çeklerdi. Deniz Baykal, bilahare yeni­

MGK’nin ve askeri rejimin biçimlen­

den açılacak olan CHP’nin başına ge­ çe cek ti, ki 1 9 8 7 seçim lerind e SHP

dirdiği 12 Eylül Rejiminin .ürettiği ya­ pay siyasal yaşamın unsurları niteli­

milletvekili olarak Meclise daha önce­ den girmişti. Celal Doğan ve Yüksel Çakm ur ise, SHP’den belediye baş­

ğindeydi. 1983 seçimine girmek üzere ilk başvuruyu yapan parti olan mer­

görüşe yatkınlığım gösterdikten baş­ ka, DP’nin devamı olduğunu 19601980 arasındaki yirmi yıl boyunca di­

kez sağdaki MDP Başkanı, emekli ge­ neral Turgut Sunalp idi; ANAP’m lide­

le getiren AP’li siyasal figürlere yö­ nelttiği kayıtlama ve yasaklamaların,

ri Turgut Ö zal, ask eri h ü k ü m etin Ekonomiden Sorumlu Bakanı ve Baş­ bakan Yardımcısıydı ve nihayet, mer­

hem devlet terörü ekseninde görece yumuşaklığını ve hem de MGK’nin si­ yasal pragm atizm ini günyüzüne ç ı­

kez solu temsil ettiği şeklinde takdim edilen HP’nin Başkanı N ecdet Calp

kartan bir örnekti. 2839 sayılı Millet­ vekili Seçimi Yasası’na göre, “Genel

ise, askeri hü küm ette B aşbakanlık Müsteşarlığı yapmıştı.

seçimlerde ülke genelinde, ara seçim­ lerde seçim yapılan çevrelerin tümün­ de, geçerli oyların % 10’unu geçme­

kanlıklarına seçileceklerdi. Bu örnek­ ler, siyasal yaşamda zora dayalı yapay kurguların işlemeyeceğini gösterme­ nin yanısıra bir de, somut Türkiye de­ neyim i çerçevesinde, burada anılan siyasal figürlerin sivil olmayan ve fa­ kat Tü rk siyasal yaşamında ağırlığı hissedilen güç odaklarıyla gerçekleş­

lindeki bir gerekçeyle açıyordu. Bu ta­ sarruf, MGK’nin ideolojik açıdan sağ

yen partiler milletvekili çıkaramazlar” hükmü getirilmişti. Ülke çapında be­ lirlenen bu yüksek oy barajı ile, siya­ sal istencin somut biçimde parlamen­ toya yansıtılması engelleniyordu. Se­ çim sistemindeki adaletsizlik, seçime katılm asına MGK tarafından icazet verilen partilerin aldıkları oy ile oran­ tılı ve dengeli biçim d e olm aksızın parlamentoda sandalye kazanmaları­ na yol açan “geçerli oyların milletve­ kili sayısına dönüştürülmesi”ne iliş­

İLETİŞ İM ARŞİVİ

Terörün nasıl olup da bir günde kesiliverdiği ancak darbeden yıllar sonra tartışılabildi. Siyaset yapması yasaklanan liderlerden -daha sonra cumhurbaşkanı olan- Süleyman Demirel’in de dile getirdiği “11 Eylül günü önlenemeyen terör, 13 Eylül'de nasıl önlen­ di?” sorusu düşündürücüydü. tirdikleri bir tür uzlaşmanın işaretle­ rini verecekti; ki bu da, 1990’lar Türkiyesi’nin yaşayacağı siyasal tıkanık­ lık ve demokratikleşmeyi gerçekleştirememe kıskacının nedenleri arasında yer alacaktı. MGK’nin icazeti ile 1983 milletve­ kili seçimine katılmasına olur verilen yeni kurulmuş üç siyasal parti olan MDP, ANAP ve HP hakkında, Yüksek Seçim Kurulu’nca bu seçime girmek için aranan koşulları yerine getirdik­ leri ilan ediliyordu. Ancak, bu partiler ve siy a s a l

fig ü r le r i,

b ü tü n ü y le

MGK bir yandan da, siyasal yelpa­ zenin sağ kanadında yer alan kesim­ lerle ilişkilerini bütünüyle koparma­ mak ve Türk siyasal yaşamı pratikle­ rinde genellikle sol kesime göre ço­ ğunluğu elde tutan sağcı çevrelere hoş görünmek için, aldığı bir kararla 27 Mayıs 1 9 6 0 d arbesine yol açan 1950’li yılların Demokrat Parti çevre­ lerinin, seçimlere katılmalarının önü­ nü, “Bu kimselerin mahkûmiyetlerini belirleyen kararlarda hüküm lülüğe neden olan suç saiki, anarşik ve ide­ olojik bir amaca bağlanmadığı” şek­

kin hesaplama yöntemleriyle pekişti­ riliyordu. Aynı eksende, bu yasada, seçim çevreleri ve bunların çıkaracağı milletvekili sayısının belirlenmesinde de, adil seçim ilkesini gözetmek yeri­ ne, aslında iki parti arasında yapılma­ sı kurgulanan göstermelik bir siyasal yarışma ile tek bir partinin Meclis’te baskın çoğunluğunu oluşturmaya yö­ nelen bir yaklaşım benimseniyordu. Nihayet, MGK Başkanı, seçimden bir gün önce yaptığı radyo/TV konuşma­ sıyla, açıkça MDP için milletten oy is­ tiyordu. Evren, bu konuşm asında, “MGK icraatını sürdürecek bir yöne­ timi seçeceğinize inanıyorum” diyor­ du. MGK, kendi kurdurduğu, kom ­ p o z isy o n u n u ve seçim e k a tıla c a k olanları doğrudan belirlediği bir gös­ termelik seçimde bile, seçime girenle­ rin eşit siyasal yarışmasına tahammül edemiyor ve halkın siyasal istencine


996

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

ipotek koyma pervasızlığında bir sa­

lar 14, Temsilciler Meclisi üyesi olan­

bu idi, ki bu aynı zamanda, MDP’nin

kınca görmüyordu. 1983 Seçiminin sonuçlan ve par­ lamentonun kompozisyonu: 1983 se­

lar 3, Danışma Meclisi üyesi olanlar 18 ve Milli Birlik Komitesi üyesi olan­ lar 1. Bu veriler iki sonucu çıkarmaya

çimleri sonucunda oluşan parlamen­

elveriyordu: İlki 1980 coup d’etat’sı sonrası biçimlendirilen Danışma Mec-

milletvekili adaylarını belirlerken, ar­ ka planda MGK'nin yönlendirmesine ne denli açık olduğunu da göstermek­ teydi. Askeri hükümetin önde gelen d iğer isim lerin d e n D ev let B ak an ı

lisi’nde yer alan 18 üyenin 1983 Parlamentosu’nda da temsil edildiği idi.

Prof. Dr. İlhan Öztrak da, İstanbul 2 N o’lu Seçim Bölgesinde, Ulusu’nun

best kesim % 28.8 (115 milletvekili). Ekonomik grup ise % 37.5 (149 mil­

Bu aynı zam anda, M GK icazeti ile 1983 seçimine giren siyasal partilerin

letvekili) oranında temsil ediliyordu. Bu oranlar önceki parlamento evrele­

m illetvekili adayları arasında, coup d’etat erkinin muteber siyasal figürle­ rine yer verdiklerini gösteriyordu. Da­

ardında ikinci sırada MDP adayı ola­ rak g ö ste riliy o r; a n ca k o bölged e MDP sadece bir milletvekili çıkardığı gibi seçimi kazanamıyordu. Bir başka

toda yer alan milletvekillerinin mes­ leklere göre dağılımı şöyleydi: Kamu kesimi % 33.4 (133 milletvekili); ser­

rindeki kompozisyonla karşılaştırıldı­ ğında ise, (sivil, asker, eğitim, vb.) ka­ mu kesim inde bir azalma; (doktor, avukat, mühendis, vb.) serbest kesim­ de eski oranları tutturma ve nihayet (ticaret, tarım, m üteahhit, bankacı,

ha önce Danışma M eclisi’nde görev yapan ve 1983 Parlamentosu’nda yer alan bu 18 milletvekilinin siyasal par­

örnek ise, MDP’nden milletvekili se­ çilen Rıfat Bayazıt, sadece Danışma M eclisi’nin bir üyesi değil ama aynı zamanda, Ulusu hükümetinde Adalet

sanayici) ekonomik grupta ise kayda değer bir artış (örneğin, 1973 döne­ minde bu oran % 23.6; 1977 döne­ m inde % 2 5 .6 ; 1983 dönem inde % 3 7 .5 ) görülmekteydi. Bu veri, 1983 seçimi sonrasında burjuvazinin parla­ m ento d a k e n d isin i etk in biçim d e temsil ettirmeyi başardığını sergiliyor­ du. Adı geçen veri, aynı zamanda yu­ karıda gösterildiği üzere, M GK’nin üstün istenci ile biçimlendirilen Da­ nışma Meclisi kompozisyonunda da burjuva kesiminin belirgin bir ağırlık elde etmiş olması bilgisiyle ilintilendirildiğinde, 12 Eylül Rejiminin gerçek­ te tasfiyesine maruz kalan grubun, emekçi kesim olduğunu kanıtlamak­ taydı. 1983 Parlamentosu kompozisyonu için yapılabilecek bir diğer gözlem,

ILETIŞİM ARŞİVİ

12 Eylül’ün mantığı aslında ülkücüleri “bile” kapsam dışı bırakmadı denebilir Darbe öncesinde devletin en büyük “yardımcısı” olan ülkücü mahkûmların cezaevlerinde y a ­ şadıkları koşullar, yakınlarını açlık grevi yapm aya mecbur etmişti.

bu seçim sonucu parlam entoya ilk kez girmeyi başaran milletvekili sayı­ sının 343 olduğudur. Bu rakamın top­ lam sayıdaki oranı % 85 .7 5 ’dir. Buna karşılık, daha önceden parlamenter

tilere dağılımı, HP 8, MDP 10 şeklin­ dedir. Bunlardan 4 ’ü (2’s i MDP ve 2’si

Bakanlığı da yapmıştı. Aynı biçimde, yine Ulusu hükümetinin Bakanların­

HP olm ak ü zere), D anışm a M eclisi’nin doğrudan MGK tarafından ata­ nan 4 0 k işilik grubuna dahildi; l ’i

dan, Ali Bozer MDP Ankara, Üm it Haluk Bayülken MDP Antalya ve Ca­

d en ey im i olan m ille tv e k ili say ısı 5 7 ’de kalm ıştır ki, bunun oranı % 1 4 .2 5 ’tir. Daha önceki dönem lerde

Danışma M eclisi Anayasa Komisyonu’nda da yer almıştı.

görev yapan söz konusu 57 üyenin dağılımı şöyleydi: Milletvekili olanlar 21, Cumhuriyet Senatosu üyesi olan­

Bu çerçevede dikkati çeken bir baş­ ka yön şudur: Bu 18 milletvekilinin 10’u MGK’nin gözdesi ve seçimi ka­ zanması kurgulanan MDP’ııin mensu­

fer Tayyar Sadıklar MDP Çanakkale milletvekili olarak 1983 Paılamentosu’na giriyorlardı. Bir diğer ilginç sonuç ise, seçim i kazanamayacağı öngörülen ve sözde merkez sol muhalefetin temsilcisi ol­ ması planlanan HP’nin de, MGK nez-


997

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

dinde muteber kişilere kendi millet­

yönlendirmesini kendi üzerinde du-

pek çekmeyen ve

vekili adayları arasında yer vermeye

Genel Sekreterliği” birimi ise, askeri

özel bir itina gösterdiği idi. Buna kar­

yumsayacaktı. 12 Eylül Rejiminin temellerini sağ­

şılık, 1983 Parlam entosu’nda ANAP

lamlaştırıp kalıcı kılmanın bir aşama­

yerleştirildiği ve Cum hurbaşkanlığı

milletvekilleri arasında hiçbir Danış­

sı daha böylece tamamlanıyordu. Bu rejimin asli unsurlarının, şimdi artık,

katında üretilen “Devlet siyasası”nm

ma M eclisi üyesinin bulunm am ası, bu partinin seçim öncesinde öne çı­

u lu sa l ve u lu sla ra ra s ı d ü zlem d e,

alan bir makamdı.

kardığı adaylar arasında coup d’etat

“Türkiye’de sivil rejime geçildi” argü­

erkinin siyasal gölgesini üzerinde ta­ şıyan aktörlere yer vermeyerek, ka­

manlarını dayatması için ellerinde da­ ha fazla bahaneleri olacaktı. 6 Kasım

Öte yandan, 1982 Anayasası, Cum­ h u rbaşk an ın ın eline bir de ön cek i Anayasa’da yer almayan, Devlet De­

muoyuna sivilleşme mesajını iletmeye

1983 seçimlerinin en önemli sonucu,

netlem e Kurulu enstrüm anını veri­

yönelen bir seçim stratejisi izlediğini

MGK’nin halk katında bulduğunu sü­ rekli olarak, kendisini m eşrulaştır­

yordu. Doğrudan Cumhurbaşkanının

mak üzere, ileri sürdüğü yüksek des­

netlem e Kurulu, Cum hurbaşkanına tanınan “Devlet organlarının çalışma­

sergilem ekteydi. “M GK’ye uzaklık” ş e k lin d e k i bu y ü zey sel g ö rü n tü , ANAP’m 1983 seçim zaferinde rol oy­

teğin, aslında var olmadığı idi. MGK,

nayan etkenlerden birisi olacaktı. Oy­ sa gerçekte, ANAP’m kurucusu ve li:

Anayasa Oylaması’nda çıkan % 9 0 ’ı

deri Turgut Özal başta olmak üzere, M GK dönem i ekonom i siyasasının

aşkın evet oyunu, kendi meşruiyeti­ nin dayanağı görüyor ve bu sonuçtan

“Cumhurbaşkanı

re jim in asker k ö k en li fig ü rlerin in

arka plandaki odakları arasında yer

atayacağı kişilerden oluşan Devlet De­

larını gözetm e” tem el m isyonunun başlıca araçlarından birisi olarak kur­

kaynaklandığı d üşü nülebilecek bir

gulanmıştı. Bir diğer güçlü odak, bizzat MGK

teknokratları içinde yer alan, örneğin,

güvenle deviniyordu. Oysa, Kasım

idi. 82 Anayasası’na göre, 1983 seçim­

dönemin Maliye Bakam Kaya Erdem

1 9 8 3 se çim in d e , M GK tarafın d an

lerinin ardından TBMM toplanıp gö­

gibi isim ler dahil olmak üzere bazı

d oğ ru d an ve a ç ık ç a d e s te k le n e n

reve başladıktan sonra, “MGK altı yıl­

ANAP’lılar, MGK nezclinde muteber

M D P’nin h alk nazarın d a bulduğu

siyasal figürlerdi.

destek % 25’e bile çıkmıyordu.

lık bir süre için, Cumhurbaşkanlığı Konseyi haline dönüş(ecek) ve MGK

Ç ıkartılab ilecek ikinci sonuç ise şudur: Daha önceki parlamento dö­ nemlerinde Meclis’te yer alan millet­

12 Eylül rejiminin kurum sallaştırılması ANAP Hükümeti - MGK ve diğer

vekillerinden parlamento deneyimli olanlar, 1983 Parlam entosu’na göre

“D evlet P olitikası” üretim odakları

çok daha yüksekti. Ayrıca, seçim ler

arasınd a işbölüm ü: ANAP’m M ec­

sonrası parlamentoda deneyimli mil­

lis’te baskın çoğunluğa sahip olduğu ve lideri T. Özal’ın hükümet başkan­

le tv e k ille rin in yer. alm ası p ratiğ i, 1983’ü izleyen seçim lerin sonuçları­ na göre de, yeniden 1980 öncesinde m utad oranlara d ön ecek ti. Bunun b aşat n e d en i, h iç ku şk u su z coup

lığını yürüttüğü 1983 sonu ile 1987 sonu arasındaki dört yıllık evrede de, m ilitarist etken lerin üretilen siyasa

üyeleri, Cum hurbaşkanlığı Konseyi üyesi sıfatını ala(caklardı)”. Aynı hü­ kümde, bunların “dokunulmazlıkları” saklı tutuluyor ve 18 E ylü ll980 tari­ hinde içtikleri and yürürlükte kalıyor­ du. Dolayısıyla, M GK’nin hukuksal varlığının sona erdiğini ileri sürmek kaba bir yanıltmadan başka bir anla­ ma gelmiyordu; MGK, devlet aygıtı­ nın en tepesinde, dokunulmazlık zırhı ile donatılmış olarak ve sadece isim değiştirerek varlığını sürdürecekti.

d’etat erkinin ülkenin siyasal gelişim

üzerindeki ağırlığı belirgindi. Bir kez de facto rejimin askeri figürlerinin si­

sürecini yapay biçimde kesintiye uğ­

yasete müdahalesinin bütün kanalları

ratması ve 1980 öncesinin siyasal fi­ gürlerini siyasal yaşamın dışında tut­

açıktı. Bunların başında, MGK şefi­

nüşm eden ve Kasım 1983 seçim leri

nin, sözde sivil rejimde, Anayasa’nm

son u cund a sözde sivil parlam ento

maya çalışarak , kurduğu 12 Eylül

kabulüyle birlikte, Cumhurbaşkanlı­

Rejiminin siyasal geleceğini sağlama

oluşup faaliyete başlamadan önce, ya­ sama iktidarını da son ana kadar elin­

b ağlam ak istem esiy d i. F a k a t, asıl

ğı makamına gelmiş olması yer alı­ yordu. Cumhurbaşkanı, 1961 Anaya-

önem lisi, bu tasarrufun yarattığı ve

sası’nm öngördüğü ve klasik parla­

süre önce MGK kararıyla, 2485 sayılı

1990’lı yıllarda da tüm çarpıcılığı ile varlığını sürdürecek olan parlamen­

menter sistem ile Türkiye deneyimle­ rine uygun sem bolik konum undan

Kurucu Meclis Hakkında Yasaya ek­

tonun etk isizleşm esiy d i. N itekim ,

çıkartılmış ve kapsamlı ve üstün yet­ kiler ve görevlerle donatılmıştı. Ayrı­

görülen hallerde yasama görevini Mil­

ca, yorumcuların genellikle dikkatini

li Güvenlik Konseyi doğrudan yürü­

1983 Parlamentosu, yürütme organı­ n ın b elirg in b içim d e a ğ ırlığ ın ı ve

M GK, C um hurbaşkanı ve C um ­ hurbaşkanlığı Konseyi formuna dö­

de tutuyordu. Seçimden hemen kısa

lenen hükme göre, “Danışma Meclisi tatilde olduğu süre içinde veya gerekli


998

ONİKİ EYLÜL DARBESİ VE REJİMİ • 12 EYLÜL REJİMİ

tür”dü. Nitekim MGK, seçim yapılıp

program larının kapsamına; ülkenin

TBMM Başkanlık Divanı oluşturulana

doğu ve güneydoğu bölgesinde özel

1987 arasındaki 1. ANAP hükümeti evresinden başlayarak siyasal yaşam

dek geçen kısa süre içerisinde de, as­

bir yer tutan hayvancılık ve hayvan

pratiklerine şırınga edildiğini kanıtla­

lında Anayasa başta olmak üzere reji­

ihracatı konusunda politika üretmek­

me çerçeve çizen hemen bütün temel

ten ,1994’te bir yangın sonucu tahrip

yasaları, önceden ve salt kendi isten­

olan Çanakkale/Gelibolu orman saha­

maktaydı. Esasen 9 Kasım 1983 tarih ve 2945 sayılı “Milli Güvenlik Kurulu ve Milli

ciyle biçimlendirmiş olmasına karşın, son rötuş sayılabilecek bir dizi yasayı

sında ağaçlandırm a çalışm aları için hüküm ete yasa çıkarm a önerisinde

Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu” ve bu kurumu düzenleyen

çıkartacaktı. ANAP hükümeti ve parlamento ço­

bulunmaya kadar hemen her konuda politika üretm ede kendisini yetkili

sistem iyle 1 9 8 2 Anayasası b irlik te

ğunluğuna biçilen misyon, sistem tı­

görecekti.

kandıkça 1990’lı yıllarda daha yüksek

B unlarla dahi ilg ili b u lu n an bir “devlet politikası” üretme aygıtının,

sesle kamuoyu tarafından dile getiri­ lecek olan “güvenlik işleri-ekonomik işler” düalizmi çerçevesinde, ekono­ m ik siyasayı üretm esi ve yenid en ü retm esiy d i. Bu ik ic ilik , aslın d a ,

“terör”, “demokratikleşme” vb. mese­ lelerde, gerek teşhiste, gerekse çözü­ mün biçiminde, öncelikle yönlendiri­ ci ve belirleyici olacağı aşikardı. Nite­

“devlet politikası-parti politikası” bi­ çiminde formülleştirilen bir başka ya­

kim, örnek olsun, 19 8 4 -1 9 9 5 döne­

pay kategorileştirmenin bir tezahürü idi. “D evlet p olitikası”, bir bakım a

si uzatılan tüm sıkıyönetim ve olağa­ nüstü hal uygulamalarında, Milli Gü­

partilerüstü politika anlamına geliyor­

venlik K urulu’nun Bakanlar Kuru-

du ve bu eksende, değil köklü aykırı

lu’na ilettiği “tavsiye kararlan”, sade­

görüş, muhalefet, biçimsel eleştiri bile hoşgörü ile karşılanmazdı ve bu dev­

ce hükümet nezdinde değil, ama bu

let politikalarını, devlet cihazının gö­

lunun kapalı olduğu dikkate alındı­

rünürdeki ya da görünürde bulunma­

ğında önem i daha da belirginleşen, biricik ve siyasal denetim organı olan

yan güç odakları biçimlendirirdi. Ör­ neğin, Cumhurbaşkanı ve Cum hur­

minde gerek ilan edilen, gerekse süre­

tasarruflara karşı yargısal denetim yo­

parlamento nezdinde de mutlak bir

başkanlığı Konseyi, Cumhurbaşkanlı­

itaatle kabul bulacaktı. Hattâ, 1994’te

ğı Genel Sekreterliği, Milli Güvenlik Kurulu, Özel Harp Dairesi, MİT, Em­

açığa çıkan bir haberle alenileştiği

niyet, Dışişleri bürokrasisi, vb. gibi unsu rlar katında ve eliyle üretilen “d evlet p o litik a sı”, bu p o litik an ın yandaşları sözde sivil siyasetçiler ara­ cılığı ile siyaset kanalları ile, parla­ m ento ve hüküm ete empoze edile­ cekti. Milli Güvenlik Kurulu, sadece Anayasa ve yasasında öngörülen çer­

üzere, DYP-SHP Koalisyon Hükümeti’nin Başbakanı Tansu Çiller, siyasal sözü olan “dem okratikleşm e paketi”nin çerçevesini, ne hüküm et, ne parlam ento ve ne de kendi partisi içinde değil, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş ile belirle­ me durumunda olacaktı, işte bu ör­ nekler 1 9 8 0 -1 9 9 4 dönemi ile sınırlı

çevede politika üretmiyordu. I. ve II. ANAP dönemlerinde (1983-1991) de,

bir değerlendirme çerçevesinde de, 12

daha sonra da, usa gelmesi zor ayrın­

jim in işleyişinde sadece militarist ide­

tıları içeren konular bile, M illi Gü­ venlik Kurulunun ilgi ve siyasa üret­ me alanına girecekti. Örneğin, Milli

Eylül Rejiminin karakteristiği olan re­ olojinin değil, ama pratikte istencin de belirleyici olması ve “devlet politi­ kası” şeklinde isim lendirilen alanın

Güvenlik Kurulu, Erzurum Atatürk Üniversitesi bahçesine dikilecek ağaç­

askeri bürokrasi eliyle biçim lendiril­

lard an , T R T ’nin yayın s a a tleri ve

dikte e ttirilm e si p ratiğ in in , 1 9 8 3 -

mesi ve sözde sivil siyasal unsurlara

hükümleri ve ideolojisi ve öngördüğü okunduğunda, bu organ eliyle üretile­ cek güvenliğe ilişkin devlet politikası alanının genişletildiği saptanmaktay­ dı. G erçekten de, “ulusal güvenlik” kavramının, sadece “dış” değil, ama aynı zamanda “iç” savunma ve güven­ lik meselelerini kapsar hale getirilme­ si, MGK’nin görünürdeki bu normatif “yetki alanı”nın da, aslında kayda de­ ğer biçim de esnetilerek, daha geniş bir politika üretme serbestisi olanağı­ na kapıları açmaktaydı. KAYNAKÇA A ynur Soydan, "Danışm a Meclisi'nde Üye Kom pozisyonu", Edip Çelik'e Armağan/ Değişen Dünyada İnsan, Hukuk, Devlet, Engin Yay., İst., 1995 Bülent Tanör, İki Anayasa, Beta Yay., İst., 1991 Bülent Tanör, "D anışm a Meclisi'ne Su nu­ lan Anayasa Raporlarında Antillberal Eğilim ler", Edip Çelik'e Arm ağan, İst., 1995 Kanunlar Dergisi, cilt: 66 M. Sem ih Gemalmaz, O lağanüstü Rejim Standartları, Beta Yay., İst. 1994 M ehm et AH Birand, 12 Eylül- Saat 04:00, Karacan Yay., İst., 1984 M uam m er Yaşar, Paşalar Politikası, Tekin Yay., İst., 1990 Orgeneral Kenan Evren'in Söylev ve D e­ meçleri: 12 Eylül 1980- 12 Eylül 1981, Başbakanlık Basımevi, Ankara, 1981 R e sm i Gazete, s: 17103, 17105,17107, 1 7 1 1 0 ,1 7 1 1 3 , 1 7 11 9,1 71 61 , 17204, 17268,17361, 17397, 17423, 17486, 17493, 17567, 17604, 17660, 17773, 17823, 17844, 17845, 17863, 18027, 18076, 18098, 18139, 18159, 18168, 18169, 18178, 18185, 18218,18243, 19464, 19471, 21672 Yalçın Doğan, Dar Sokakta Siyaset: 19801983, Tekin yay., İst., 1985


Ordu ve Jandarma Ordu ve siyaset DOÇ. DR. Ü M İT SAKALLIOĞLU

Ordu ve jandarm a BÜLENT Y O M RALI

Türk Silahlı Kuvvetleri'nde gelişm e ve değişm eler

b®3 A n ayasa, O n ik i Eylül Darbesi ve R ejim i, Polis, S ıkıyö n etim ve O lağ an ü stü Hal, Siyasal Partiler


1000

Ordu ve siyaset ÜMİT

SAKALLIOĞLU

9 9 0 ’h yılları yarıladığımız şu gün­

askeriyenin varlık nedeni kendi bir­

lerde Türk demokrasisinin en te­

lik, bütünlük ve modern savaş gücü­

mel çelişk isi tarihsel bir “ortodoks p arad ok s”un aşılam am asıd ır: sivil

nü korum aktır. Kurum sal özerklik

ira d e , ta rih s e l o la ra k siy a s a l b ir

genel hedef, kurumun kendi perso­

özerkliğe ve müdahale gücüne sahip

nelinin atama, tayin, terfi ve cezalan­

olagelmiş askerî bürokrasi üzerinde

dırmalarında, ‘kuvvetler’in (kara, ha­

sivil denetim i oluşturam am aktadır.

va, deniz, jandarm a) dengelendiril-

1

başlığı altında toplanabilecek olan bu

Bu durum , 1 9 8 0 sonrasında köklü

mesinde, eğitim, reform ve moderni­

bir değişime uğrayan iç ve dış ekono­

zasyonunda, yani iç işleyişinde özerk kararlar alabilmesi ile sağlanabilir. Bu

mi p o litiğ in “lib e ra l” y ön elim i ile bağdaşmamaktadır. Ne Türk siyase­ tinde retorikle eylem arasındaki de­ rin farklılık, ne liberal bir iktisadi ve

konulardan en tartışmalı olanı litera­ türde ikinci Dünya Savaşı’nın öncesi ve sonrasına izafeten kullanılan “es­

siyasal düzene doğru ilerleme çabala­

ki” ve “yeni” profesyonelizmin askeri

rının neden olduğu yapısal ve kon-

bürokrasilerin siyasal rol ve nüfuzu­

jonktürel çelişkiler, ne de Kürt milli­ yetçiliğinin devletin bekası üzerinde

nu ne ölçüde etkilediğidir. Bir grup

oluşturduğu tehdit algılaması geçmi­

yazara göre Soğuk Savaş yıllarında Komünizmi bir “iç güvenlik” tehdidi

şin kendini yeniden üretme yeteneği­

olarak algılayan Üçüncü Dünya ülke­

ni tam olarak açıklayam am aktadır.

lerinin orduları, A m erika’nın mali

Yapılması gereken, TSK’nin (Türk Si­

yardımı ve eğitim programları ile ar­

lahlı Kuvvetleri) siyasal özerkliğinin kaynaklarını tarihsel bir perspektif­

tan profesyonelliklerini, siyasal güç­ lerini arttırma amacı ile kullanmışlar­

ten ve benzer bazı ülkelerle karşılaş­

dır. Bugünün değişen koşullarında

tırmalı çözümlemelere başvurarak in­ celemek olmalıdır.

Komünizm bir tehdit olmaktan uzaklaşsa da onun yerini mikro milliyetçi

Askerî özerklik biri kurumsal, di­

ya da din temelli ayaklanma “tehdit­

ğeri siyasal olmak üzere iki düzeyde incelenebilir. Bunlardan birincisi, li­ teratürde, profesyonel işlevlerin yeri­

le r i” alm ıştır. D o la y ısıy la , S ila h lı

ne getirilmesinde kurum dışı ve pro­

lerini koruma adı altında profesyo­ nelliklerini sivil iktidarların siyasal

fesyonel olmayan müdahalelere karşı savunmacı bir içerik ve bir üslûp ola­ rak tanım lanm aktadır. İk in cisi ise, askeriyenin daha aşkın bir çerçevede, üzerinde oluşturulm ak istenen ana­ yasal sivil denetimden “hoşnutsuzlu­ ğun u” ve “karşı koy u şu nu ” içeren aktif ve ideolojik bir strateji olarak belirtilmektedir. Bu ikinci düzey, Ba­

Kuvvetler, bu kalkışmalarla uğraştık­ ları ölçüde, kendi kurumsal özerklik­

karar alma yeteneklerini kısma doğ­ rultusunda kullanm aktad ırlar. B u ­ nunla birlikte, profesyonelizm de da­ hil olmak üzere kurumsal otonom i­ nin diğer alanlarını koruma kıskanç­ lığı, orduların siyasal rolünü tek baş­ larına tayin edecek koşullan sağlaya­ maz, çünkü birçok durumda kurum­

tılı olmayan siyasal sistemin tipik bir

sal özerklik siyasal özerkliğin bir tü­

özelliğini oluşturur. Bu bağlamlarda, askeri kesim, siyasal konularda siya­ sal toplumu oluşturan örgütlü grup­

revi olarak ortaya çıkm aktadır. Bu

lardan farklı olarak iktidarlara uyarı­ da bulunm a, politika önerm e ya da

boyutlara eğilmek gerekmekte.

oluşturulan politikaları veto etme ay­ rıcalığına sahiptir. Bir kurum olarak

kelerin Silahlı K uvvetlerinden ayı­

durumda TSK’nin siyasal etkinliğini oluşturan tarihsel, kültürel ve yapısal TSK ’ni Batılı olmayan b irçok ü l­ ran en önemli özellik dem okrasinin


1001

ORDU VE JA N D A R M A • O R D U VE SİYASET

d en h a re k e t ed en b a z ı y a z a rla r TSK’nin orta sınıf çıkarlarının ve pi­ yasa ekonomisinin koruyucusu oldu­ ğunu ifade ederler. Ancak TSK’nin si­ yasal özerkliği kendisini sınıf ve çı­ karlar üstü görerek çeşitli dönemler­ de farklı ittifaklar oluşturma özgürlü­ ğünü de içermektedir. 1960 müdaha­ lesi öncesi ve sonrasında laik ve dev­ letçi bir parti (CH P) ve aydınlarla, 1971’de sayıca azalan bir grup devlet­ çi teknokrat ile, 1 9 8 0 ’de ise serbest piyasa yönelim li, ancak otoriter bir siyasal biçimlenmeden yana sivil güç­ lerle güç birliği yapmıştır. Askeriyenin siyasal özerkliğini si­ yasal toplum dan belirli bir mesafe içinde kalarak yeniden üretebilmesi­ il e t i ş im a r ş iv i

Güneydoğu bölgesinde 1984’ten beri sürdürülen sürekli çatışma hali 90’lardan itibaren terörle mücadeleye harcanan kaynak açısından ve bölgede görev yapan askerlerin ver­ dikleri ağır kayıplar açısından da tartışıldı. Kamuoyu bu yıllarda PKK’nın ve askerle­ rin ölümleri belli bir rakamın üzerine çıkmadıkça neredeyse nonnal karşıladı.

nin başlıca üç nedeni bulunmaktadır. B irin cisi, u lu s-devletin in şasın ı ve kurucu unsurlarını İslâm dışı Batıcı ilkeler üzerine oturtan Kemalist dev­ let ve demokrasi anlayışı ve dayandı­ ğı kadroların askerî niteliğidir. TSK,

v e sivil yönetim lerin m eşruluğunu

eleştiri çekecek bir yöntem le, yasal

kabul etm iş olmasıdır. Ancak TSK, d em okrasinin tem ellerin i yıkmaya

ve anayasal çerçevelerin içinde kul­

oluşturan Batıcı ve ilerlemeci poziti-

lanmaktadır. 1 9 8 2 Anayasası askeri

vist ideallerin taşıyıcısı ve bekçisi ol­

yönelik pratoryen bir özerklik kav­

kesime siyasal sistem içinde istisnai bir rol ve etkinlik sağlamış olduğun­

muştur. Askeriyenin siyasetten ayrış­ tırılması süreci öncelikli amaç olarak

vil iradenin anayasal denetimi dışın­

dan bu yöntemi pekiştirm ekte ve si­

A.B.D. ve Avrupa örneklerinde oldu­

da kalarak sistem d eki siyasal giri­ şim leri yapılandırm a ve veto etme

yasal yaşama darbeler yoluyla doğ­

ğu gibi sivil siyasal iradenin mutlak üstünlüğünü gerçekleştirmekten çok

ramına sahip çıkmamakla birlikte si­

anlamında daha incelikli bir özerk­ lik alanını koruyagelm iştir. H ükü­

ru dan m ü d ah aleyi adeta g erek siz kılmaktadır. TSK’nin siyasal özerkliğinin tarih­

bu anlayışın “çağdaşlaşma” tanımını

cum huriyetin dayandığı ulus-devletin ve mevcut statükonun tartışılmaz­ lığı temeline dayandırılmıştır.

met ve bürokraside görev alan ve ba­ zı yazarlarca “siyasal b ir m a k in e”

sel olarak perde gerisinde oynanan

olarak n itelen d irilen G üney Doğu

ikinci sonucu olarak askerî bürokrasi

Asya ülkelerinin ordularının tersine

ulus ve siy aset üstü b ir görünüm

TSK, siyasal etkinliğini yeniden üre­ tirken asker-sivil faaliyet alanlarını

içinde olagelmiştir. Bu nitelik en an­

sı onun tarihsel olarak toplum dan kopuk konumunun da bir türevidir.

lamlı ifadesini ulusal çıkar ve birliğin

A skeri b ü ro k rasin in y ö n etici s ın ıf

birbirinden ayıran sınırı yıkıp sivil

bekçiliği işlerinde bulm aktadır. Bu

olarak toplumla bağları Osmanlı lm-

alana sızma yolunu seçmemektedir. Sivil-asker sınırlarının geçirgen ol­

nedenle TSK’nin siyasal özerkliğinin ulusal b irliğ i g üçlend ireceği ya da

paratorluğu’nda özel devşirme ve ör­

mamasının siyasal özerklik anlam ın­

sarsabileceğ i varsayılan toplum sal

gütlenme yöntemleriyle gevşek tutul­ muştur. Cumhuriyetle birlikte bu ya­

da iki bellibaşlı sonucu vardır. Birin­

bölünmelerle ilişkisi de gündeme gel­

lıtılm ış konum yeniden üretilmiştir.

cisi, askeri kesim sivil rejim lerin ik­ tidarlarının m eşruiyetini soyutlama

m ektedir. Bu ilişkin in açıklanm ası

Bu noktada bir yabancı yazarın (Ja­

düzeyinde kabul ettiğinden, kendi

ordunun siyasal rolüne arka çıkan si­ vil güçlerin kimliğinin de belirlenme­

devşirme yönteminin genellikle dev­

siyasal ağırlığını daha az dikkat ve

sine yardımcı olacağından bu temel­

let görevlilerinin çocuklarına yönelik

bir rol modeline uygun düşmesinin

İkincisi, TSK’nin kendi rol ve işle­ vini sınıflar ve çıkarlar üstü algılama­

m es B row n ) T S K ’nin subay adayı


1002

olduğuna ilişkin bulgusunu hatırla­ makta yarar var.

ORDU VE JA N D A R M A • O R D U VE SİYASET

lar, askeriyeyi diğer siyasal partiler

zanm akla kalm am ış, aynı zamanda

aleyhine kışkırtmışlardır.

sivil otoritenin karar alma süreçleri­

Üçüncü olarak, asker kesimin top­

Sonuç olarak askeriyenin siyasal

ne de katılarak, geleneksel olarak si­

lumdan uzak ve devletten yana ko­ numu Türk siyasal yaşamım nitelen­

sistem içinde oynadığı rolün, tarihsel

villerin otoritesi dahilinde olan alan­

olarak sistem içinde işgal ettiği stra­

larda da söz sahibi olmaya başlamış­

diren ve tarihsel sürekliliği olan bir

tejik konumdan kaynaklandığını söy­

bölünme ile açıklanmaktadır: sivil ve

tır. Bu durum anayasal ve yasal ka­ nallar vasıtası ile oluştuğundan, as­

asker bürokrasinin oluşturduğu bir

lemek mümkün. 1980 sonrasında, Si­ lahlı Kuvvetler, siyasal özerkliğini,

“merkez” ve onun seçkinleri ile dev­

anayasal/yasal kurum lar aracılığıyla

sindekinden daha uyumlu bir işbirli­

lete saygılı ancak laik ve Batıcı ilkele­ re sadakati daha gevşek gelenekçi kit­

arttırarak sürdürmektedir. Bu durum,

ğine yol açacak iyimser bir sorumlu­

yasal oluşu nedeniyle bazılarınca sivil

luk bölüşümü olarak yorum lanm ış­

lelerin çevreyi tem sil eden siyasal

ve askerî kesimler arasında, karar al­ ma konusunda daha uyumlu bir iş­

bu işbölümü askeriyenin siyasî hege­

se ç k in le rin lid e rliğ in d e k i p artiler

bölüm ünün oluşmuş olduğuna iliş­

olan Demokrat Parti ve Adalet Parti-

kin bir kanıt olarak sunulmaktadır.

si’nin iktidarları dönemlerinde yapıl­ ması bu bölünmenin yansıttığı çatış­

Ancak sivil toplum kurum lan göreli

dir. Bu anlayış dönüşümünü billur­

olarak çeşitlenmelerine ve güçlenme­

laştıran ve onun m ızrakbaşı duru­

ma ve siyasal amaç ayrılığı ile açık-

lerine rağmen devraldıkları gelenek­ sel çift söylemli stratejiyi terkedeme-

muna gelen kurum MGK’dir. İlk defa

mişlerdir.

rokrasinin seçilm iş parlamento kar­

leleri içeren “çevre”. Askerî müdaha­

lanm aktadır. Ancak, çevreyi temsil eden merkez-sağ partiler siyasal söy­ lem ve eylem lerini devletle barışık bir muhafazakâr popülizm e ve bü­ rokratik kontrole dayandırageldikleri

kerler ve siviller arasında 1980 önce-

tır. Ancak, bugün öyle görünüyor ki, monyasının iyice derinleşmesi ve hiç sorgulanmaması anlamına gelmekte­

1961 Anayasası ile kurulan ve b ü ­ şısında üstünlüğünü yansıtan bu ku­

1 9 8 0 son rası ordunun siy asal ö zerk liğ in in en d ek sleri

rum görünüşte ordunun milli güven­

ölçüde merkez-çevre bölünmesi radi­

M illî G ü v en lik K urulu (M G K ):

lik ile ilgili konularda sesini duyura­ bileceği bir platform olarak tasarlan­

kal ve keskin bir ayrışmayı yansıtma­ maktadır. Merkez ve çevre, çok parti­

Son yirmi yıl içerisinde, askeriye sa­ dece sivil aktörler karşısında güç ka-

mıştır. 1960’ların nispeten daha libe­ ral bakış açısının bir yansıması ola­

li dönem boyunca egemen devletçi

rak, bu kurulun sivil üyelerinin sayı­

id e o lo jin in toplu m sal bütü nleşm e yöntemleri olarak popülizm, bürok­

sı ask er üyelerin sayısın ı aşm ıştır.

ratik kontroller ve millî iradenin te­

1 9 7 3 ’te y a p ıla n d ü z e n le m e le rle , MGK’nin esas işlevi hükümete tavsi­

celli ettiği hür ve demokratik seçim­

yelerde bulunm ayı da kapsam ıştır.

ler konusunda uzlaşma içinde olmuş­

Son olarak, 1 9 8 2 Anayasası ile bu

lardır. Sivil siyasal kadrolar siyasal dengeyi bozmamak yolunda askeri-

kurulun konum u “Bakanlar Kuru-

yenin mevcut gücünü bir veri olarak almış ve sivil siyasal iradenin mutlak

‘tavsiyeler’ yapmaya” yükseltilmiştir. Ayrıca, bu kurula katılan üst düzey

belirleyiciliği ve üstünlüğünü sağla­ mak yolunda ciddi bir adım atm a­

k o m u tan ların hem say ısı, hem de ağırlığı artm ış, sivil ü y elerin k i ise

mışlardır. Onun yerine çift söylemli bir strateji ile bir yandan Silahlı Kuv­

azalmıştır.

lu’nun öncelikle ele alması gereken

Son yirmi yıl içinde MGK’de tartı­ şılan ve şekillenen kararların içeriği

vetleri övüp göklere çıkarmış, diğer yandan tek demokratik meşruiyet ka­ nalı olarak gördükleri millî irade kav­ ram ını kullanarak askeriyenin sivil

ve kapsam ı, diğer ayağını Bakanlar K u ru lu ’nun oluştu rd uğu yürütm e A B C ARŞİVİ

siyasal yaşama müdahalelerini kına­ mışlardır. iktidarda iken ikinci, mu­ halefette iken birinci stratejiyi kul­ lanmışlar, kendi içlerinde “orducu” hiziplerin türemesine göz yummuş­

Dönemin Başbakanı T. Çiüer’in gayet iyi anlaştığı Cenelkunnay Başkanı Doğan Güreş'in görev süresini uzatmasıyla, te­ amüllere göre sırası gelen Muhittin Fisunoğlu emekliye ayrılmıştı.

organının ikili karar alma sürecinde M GK’nin belirleyici ayak olduğunu göstermektedir. M GK’nin aldığı so­ mut kararlar bugüne kadar görülme­ miş bir alanı kapsamaktadır: Okulla­ rın müfredatının belirlenmesi, TV is-


1003

ORDU VE JA N D A R M A • O R D U VE SİYASET

tasyonlannm yayın saatlerinin belir­

(G K B ) konu m u , bugüne değin üç aşamadan geçm iştir: 1 9 2 4 ’te Başba-

lenm esi, DEP m illetvekillerinin do­ zı hapishanelerin ve TV istasyonları­

k a n ’m , 1 9 4 3 ’te Savunm a B ak an lığı’n ın , 1 9 6 1 ’de tekrar Başbakan’m

nın kapatılması, Bayındırlık Bakanlı­

sorumluluğu altında bir statüye ka­

kunulmazlıklarının kaldırılması, ba­

ğın ın Güneydoğu’daki bürokrat ata­

vuşturulmuştur. GKB’nin bu pozis­

m alarının yapılm ası, terhis olacak askerlerin askerlik süresinin uzatıl­

yonunun Savunma Bakanı ve diğer seçilm iş y etk ililerin k in d en yüksek

ması vb. C um hurbaşkanlığı: 1 9 8 2 Anaya­

olduğu, generallerin atama şek ille­

sası ile ordunun iki öngörüsüne da­ yanılarak Cum hurbaşkanının yetki­

GKB Bakanlar Kurulu’nun tavsiyesi

leri artırılm ıştır: Cum hurbaşkanları ya cu m huriyetçi gelenekle uyumlu

GKB, 1982 Anayasası’na göre, savaş zam anınd a C u m h u rb aşk an ı adına

olarak eski generallerden seçilecekti,

B a şk o m u ta n lık g ö rev lerin i yapar.

ya da eğer siv iller seçilirse orduya olan köklü sadakati aşmalarına izin

Genelkurmay Başkanlığı’mn görevle­

rin d en ve g ö rev le rin d e n b e llid ir. ile Cumhurbaşkanı tarafından atanır.

1970 yılında Savunma Bakanlığı ve rini belirleyen iki ayrı yasayla GKB

v e r ilm e y e c e k ti. 1 9 8 9 ’da T u rgu t Ûzal’ın ikinci, 1 9 9 3 ’te de Süleyman

savunma politikasının, ordu bütçesi­ nin, gelecekteki silah sistem lerinin,

Demirel’in üçüncü sivil Cumhurbaş­ F O T O Ğ R A F : E R Z A D E E R TE M

kanı seçilmesinden sonraki gelişme­ ler bu öngörülerin doğruluğunu ka­ nıtlamıştır. Özal’ın askeriyenin siyasî gücüne karşı çıkan şişirilmiş imajına ve 1987’de Genelkurmay Başkam’mn atanmasında sivil hükümetin tercihi­ ni askeriyeye empoze ettiğine ilişkin

Çiller’in başbakanlığı Doğan Güreş’in de Genelkurmay Başkanı olduğu dönemle çakıştı. Çiller’le müthiş bir “uyum" için­ de çalışan Güreş’in görevinin uzatılma gi­ rişimleri, araç telefonundan yapıldığı id­ dia edilen görüşmelerinin basm a yansı­ masıyla fa rk lı bir boyut kazandı.

kanıya rağm en; arkasında eski bir

silah tedariki ve üretim inin, iç gü­ venlik politikalarının ve terfilerin be­ lirlenm esinde ve istihbarat toplama konusunda özerklik kazanmıştır. 1986’da yabancı bir gazeteci ile ya­ pılan röportajda o zamanın Savunma Bakanı, GKB’hğının yüksek pozisyo­ nunu ve gücünü çok net olarak doğ­

döneminde iki müdahaleye ve siyasî

rulamıştır: “Türk GKB’hğı öncelikleri

yasaklara m aruz k alm ıştır. D em i-

belirler ve ihtiyaçların ve gereklilikle­

olacaktır. Dahası, Özal askeriyeyi si­

rel’in stratejik tavizlere kendisinden önce gelen herhangi bir muhafazakâr

rin neler olduğunu sunar.” Böylece “Savunma Bakanlığı, GKB tarafından

v illerin kontrolü altına alm ak için kurumsal bir öngereklilik olan, millî

politikacıdan daha yatkın olduğunu söylemek doğru olacaktır. Zaten, Sü­

belirlenen prensiplere, önceliklere ve bellibaşlı programlara göre görevleri­

savunma örgütlenmesinin yasal çer­

leym an D em irel’in b ü tü n k ariy eri

ni yerine getirir.” Türkiye’de GKB’nm

çevesini değiştirmeye yönelik hiçbir girişimde bulunmamıştır. Körfez Kri­

o la ğ a n ü stü “y e te n e k li” b ir siy asi

sivil bürokrasiyi yönlendirebilm esi

denge ve statüko yönetimine dayan­ mıştır.

için uygun olan bu genel durum, as­ kerî konularda uzmanlaşmış sivil bü­

Başkam Necip Torumtay’m anıların­

Savunm a B akanlığı: Askeriyenin

da, dönem in devlet başkanı Turgut Özal’m politikasının, ordunun yük­

Türk siyasi sistem ine egemen etkisi aynı zamanda hükümet ile arasında­ ki ilişk ilerin organizasyonunda da

rokratların yokluğu nedeniyle daha da kolaylaşmaktadır.

general ve darbe lid eri Kenan Evren’in desteği olmaksızın aynı şekil­ de davranamadığını söylemek yeterli

zi sırasında istifa eden Genelkurmay

sek kadem esinin sivil otoriteye tabi olması özel amacına dayalı olmaktan çok kendisinden başka, sivil dahil, herhangi bir güce aldırmazlığına da­ yandığı vurgulanmaktadır. Şimdiki ve üçüncü sivil Cumhur­ başkanı olan Süleyman Demirel de, 1 9 6 4 ’ten bu yana kendi iktidarları

görülmektedir. Uluslararası düzeyde in celen d iğ in d e, Savunm a B akan lığı’nm tipik yapısında sivil yürütme ile kendisi ve subaylar arasında bü­ rokratik katmanların olmasını tercih ettiği gözlemlenmektedir. G e n e lk u rm a y

B a ş k a n lığ ı’n ın

A sk e ri B ü tç e : E ğer savunm aya toplam merkezî hükümet harcamala­ rının bir yüzdesi olarak ayrılan pay­ lar askeriyenin özerkliğinin bir gös­ tergesi ise, yukarıdaki incelem enin ışığında TSK’nm bütçeden almak is­ tediği savunma paylarına yönelik ta­ leplerini koşulsuz elde edecek bir du­ rumda olduğunu söyleyebiliriz. Batı


1004

ORDU VE JA N D A R M A • O R D U VE SİYASET

demokrasilerinde orduların bütçele­

riz başarısızlıktan sonra hızlandırıl­

rini nasıl harcamaları gerektiğini gös­

m ıştır. 1 9 7 0 ’lerden bu yana devam

teren detaylı reçeteleri içeren parla­

etmekte olmasına rağmen, bu moder­

mutanlara danışarak kendi varisini

menter mikro-yönetim ilkesinin ter­

nizasyon projesine ancak 1 9 8 0 ’lerde ordunun güvenilirliğini, meşruiyetini

seçtiği ve bu ismi Cumhurbaşkanına

hiçbir zaman parlamenter bir tartış­ ma konusu olm am ıştır. Basında da

artırmak ve özerkliğini güçlendirmek

ilettiği bilinen bir gerçektir. Başbakan

için Silahlı Kuvvetler’in üst hiyerarşi­

muğlak bir şekilde tanımlanmış üst­

tartışılmamış ve hiçbir zaman eleşti-

si tarafından daha fazla önem veril­

rilmemiştir. Siviller her zaman “ordu

miştir.

lük prensibine dayanarak bu “öneri­ yi” Cum hurbaşkanına iletm ektedir.

sin e, T ü rk iy e ’de savunm a b ü tçesi

me yetkisi bulunmaktadır. Ne var ki, emekli olan GKB’mın üst düzey k o­

aday olarak önermesi için Başbakana

ile niye uğraşayım, onları memnun

İstihbarat: Gelişmekte olan birçok

Ordu kom utanlarının atanm asında

ederim ” dem eyi tercih etm işlerdir.

ülkede olduğu gibi, Türk ordusu da

ise son söz Savunma Bakanlığı’nm

PKK’ya karşı savaşla birlikte bu gizli­ liğin arttığ ı ve kam u d en etim in in

dış güvenliği iç güvenlik fonksiyo­ nuyla birleştirir. Bu işlev, Cumhuriyet

değil, GKB’nindir.

azaldığı söylenebilir. Özetle, ordunun

dönemi boyunca Komünizm, günü­

kendi inisiyatifinden kaynaklanm a­

müzde PKK ve daha az yoğun bir bi­

dunun kendi işi olarak algılanmasını kıracak üç deneme yapılmıştır. Birin­

dıkça ne savunma harcam alarında, ne de Silahlı Kuvvetler’in büyüklü­

çimde de olsa, radikal İslâm gibi “yı­

cisi, 1973’te ordu içindeki yoğun bir politizasyon döneminde partiler arası

ğünde bir azalma olması yakın bir ih­

kıcı” faaliyetlerin bastırılması doğrul­ tusunda kullanılmıştır. İç Hizmetler

timal değildir.

Yasası’nm iç düşm anlar kavram ını

miş bir GKB’nin Cumhurbaşkanı se­

içeren 35. maddesi, tarihsel olarak,

çilmesinin başarılı bir şekilde önlen­

ordunun siyasete müdahale temelini kolaylaştıran bir etki yapmıştır.

m esi g irişim id ir. A yrıca, 1 9 7 6 ve 1977’de o zamanın Başbakanı Süley­

M illî İstih b a ra t T eşkilatı (M İT ) Başbakanlığa bağlı bir sivil teşkilat

yininde askeriyenin tekelini kırmak

Silah üretim i, ted ariki ve askeri m odernizasyon Savunma sanayiinin Silahlı Kuv­ vetler’in içinde olduğu, ordunun iste­ diği silahları rahatça tedarik ettiği ve sivillerin reform sürecini etkileyeme­

1970’lerde üst düzey terfilerin or­

mutabakat ile çabukça em ekli edil­

man Demirel, ordu komutanının ta­

olarak görünür. Ancak, bu sivil görü­

istem iştir. B irinci denem esi Askeri

nüşe rağmen M İT’in yüksek ve kilit

diği durumlarda ordu daha özerk de­

kadroları daim a em ekli veya fiilen

Yüksek İdare Mahkemesi tarafından iptal edilm iş, İk in cisi ise, eski bir

m ektir. Özal d önem inde Savunm a

görevli subay ve generallerden olu­ şur. Özerkliği, örneğin devlet içinde

amiral olan Cumhurbaşkanı tarafın­ dan onaylanmamıştır.

daki amaç, silah ve teknoloji sağla­

devlet olan Brezilya’daki güvenlik or­

1987’de, Özal’ın ordunun adayı ye­

mada Türkiye’nin müttefiklerine olan

ganizasyonlarındaki kadar olmasa da,

rine N ecip Torum tay’ı GKB olarak

bağımlılığını azaltmak idi. Askeriyeye

a tam asın ın bu geleneği görün ü şte

ait bir alan olarak algılanan silah üre­

belki de konunun hassasiyetinden, M İT’in politikaları ve operasyonları

timi ve tedariki prensipleri GKB’nin

üzerind e seçilm iş y ö n e ticile rin ve

Fakat, Özal’ın kendisi ve partisi zaten

hazırladığı öncelik listesine uygun ol­ m ak zorundadır. T ü rk ordu-sanayi

parlam entonun etkin bir kon trolü

bir darbenin ürünleriydi ve Cumhur­

yoktur. İlk olarak 1992’de bir sivil ki­

başkanının desteği olm aksızın aynı başarıyı gösterem eyecekleri açık tı. G e rçe k te n de, b en z eri b ir durum

Sanayi M üsteşarlığının kurulm asın­

kom pleksi Silahlı Kuvvetler bünye­ sinde kurulan bir fon tarafından des­ teklenm ekte ve Savunma Bakanlığı bünyesindeki bir sivil müsteşar tara­

şi (bir diplom at) M İT başkanlığına atanmıştır.

kırdığından yukarıda bahsedilm işti.

Üst düzey terfiler: Askeriyenin üst

1993’te ortaya çıktığında henüz taze bir Başbakan olan T. Çiller herhangi

fından yönetilm ektedir. Silah üreti­

düzey terfilerdeki kurumsal özerkli­ ğini azaltmaya yönelik çabalar, k ıs­

mine ek olarak, Müsteşarlığın başka bir görevi de Askeri Modernizasyonu

men orduyu Anayasal otoriteye tabi kılma çerçevesi içinde düşünülmek­

sağlamaktır. Basında genellikle ‘Pro­

tedir.

fesyonel Ordu’ yanlış ismi ile anılan, kuvvetlerin m uharebe tek n iklerin i iyileştirmek/geliştirmek için yapılan

Bu nedenle, ordu kom utanlarının ve GKB atanm asının ek b ir önem i vardır. Daha önce de belirtildiği gibi,

siyasal gücünü sağlamlaştırmak için askerî hiyerarşi ile fazlasıyla uyumlu

bu modernizasyon programı GKB ta­

GKB’ının atanm asında resmî olarak Cum hurbaşkanının son sözü söyle­

bir işbirliği içinde olmayı tercih et­ miştir.

rafından, PKK’ya karşı elde edilen ba­

bir inisiyatif alm aktan çekinm iş ve emeklilik süreci gelmiş olan GKB’nın görev süresinin uzatılm ası istem ini kabul etmiştir. Çiller izleyen dönemde de kendi


Ordu ve jandarm a BÜLENT Y OMR AL I

rasında özellikle yeniden yapı­

Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığı’nın am acı “lo jis tik faaliyetlerini

lanma açısından önceki yıllara göre

m odern harbin g erek lerin e uygun

kaydadeğer gelişmelere sahne oldu.

olarak daha rasyonel ve etkili bir şe­ kilde yürütm ek” olarak tespit edil­

T

ürk Silahlı Kuvvetleri 1980 son­

Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Ko­ m u tan lık ların ın yam sıra Jand arm a Genel Kom utanlığı’nda da dönemin

miştir.

koşu lların a bağlı olarak

“RE-MO 2 ” Projesi çerçevesinde ör­

ciddi bir

“modernizasyon” süreci yaşanmıştır. Kara Kuvvetleri K om utanlığı

Kara Kuvvetleri, 1980 sonrasında, gütlenme ve teknoloji düzeyinde ra­ dikal değişimlerden geçmiştir. Kuv­ vet yapısında en önem li değişiklik,

K ara K u v v e tle ri K o m u ta n lığ ı

tümen-alay örgütlenme esasından tu-

(KKK) gerek personel sayısı gerekse

gay-tabur örgütlenme esasına gidil­ mesidir. Tümenlerin büyük bir kısmı

askeri harcamalardan aldığı pay itiba­ rıyla Silahlı Kuvvetlerin öndegelen

lâğvedilmiştir. Bunda amaç “gelece­

koludur. KKK bünyesinde dört ordu

ğin muharebe ortamına uyum sağla­

kom utanlığı, bir bağım sız kolordu

yabilecek, harekât ve ateş gücü yük­

komutanlığı, Kara Kuvvetleri Lojistik

sek, düşmanı derinlikten başlayarak

Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Eği­

tespit, teşhis ve tanıma imkânına sa­

tim Komutanlığı bulunmaktadır. KK Karargâhı A nkara’dadır. Doğrudan

hip, sevk ve idaresi kolay, personel tasarrufuna imkân veren, mobilitesi

doğruya KKK’na bağlı olan 4. Kolordu’nun karargâhı da Ankara’dadır.

yüksek bir kuvvet yapısına erişmek” diye belirlenmiştir.

1. Ordu Kom utanlığı İstanbul’da

Yeniden yapılanmanın önemli bir

olup bağlı 2. Kolordu Gelibolu’da, 3. Kolordu İstanbul’da, 5. Kolordu Çor­ lu’da, 15. Kolordu İzm it’tedir. 1 9 8 0 ’ den sonra Karargâhı Konya’dan Ma­

halkası da kamuoyunda “profesyonel

latya’ya taşınan 2. Ordu’ya bağlı 6. Kolordu Adana’da, 7 .Kolordu Diyar­ b a k ır’dadır. 3. Ordu K arargâhı da 1980’den sonra Erzurum’dan Erzin­ can ’a taşınm ıştır. Bağlı 8. Kolordu

ordu” olarak anılan uzman erbaşlık düzenlemesidir. Sadece Kara Kuvvetleri’ne özgü olmamakla birlikte uz­ man erbaş alımı, sayısal büyüklükte­ ki ağırlığından dolayı Kara Kuvvetleri için özel önem arzetmektedir. 8 Ka­ sım 1 9 9 1 ’de çıkartılan Kanun Hük­

Elazığ’da, 9. Kolordu Erzurum’dadır.

münde Kararname ile daha cazip ha­ le getirilen ve alım ölçütleri de değiş­

Karargâhı İzmir’de olan Ege Ordusu, kuruluş tarihi en yeni olan ordu ko­ mutanlığıdır.

olarak hedeflenen düzeye erişmemiş­ tir. Uzman erbaşlığın yamsıra, Silahlı

Kara Kuvvetleri Eğitim Komutanlı­

Kuvvetlerin küçük rütbeli subay ih­

tirilen erbaşlık henüz nitel ve nicel

ğı, “okul, eğitim merkezi ve kıta gibi

tiyacını karşılamak amacıyla sözleş­

kuruluşları entegre ve Kara Kuvvetleri’nin eğitim yönetim ini sistematize

meli subay projesi oluşturulmuştur. Buna bağlı olarak astsubaylıktan su­

etmek, doktrinin, teçhizat ve malze­ mesi ile gerektiği takdirde teşkilatını

baylığa geçişin özendirilmesi günde­ me gelmiştir. Kara Kuvvetleıi’nin insangücü kaynağını oluşturan Kara

günün koşullarına göre yetiştirm ek amacıyla” 17 Ağustos 1986 tarihinde

Harp Okulu günün gereklerine uy­

kurulm uştur. Bu K om utanlık 1994

gun eğitim vermek amacıyla 1991-92

yılında Eğitim ve Doktrin Komutanlığı’na (ED O K ) dönüştürülm üştür.

öğretim yılından itibaren sistem mü­ hendisliği akademik programına geç­

Kuruluşu 1986 yılında tamamlanan

miştir. Ekim 1995’ten itibaren Lider-


1006

ORDU VE JA N D A R M A • O R D U VE J A N D A R M A

lik G e liş tir m e ve D eğ e rle n d irm e

dürbünleri), portatif termal kamera

(LA G D EM ) program ı uygulam aya

sistemi, LH 7800 lazer mesafe ölçme

rilememiştir. ABD’nin Bell firm asın­ dan 10 adet AH-1W Süper Cobra ta­

konmuştur.

cihazı, kara gözetleme radarı, batarya

arruz helikopteri satın alınmıştır. En

KKK modernleşm eye dönük ola­ rak katettiğ i gelişm eyi iki kaynak

atış idare bilgisayar sistem i, M 28C

yeni model Stinger füzeleri olan Stin-

gündüz görüş periskobu ve 7210 ma­

ger-RMP’nin üretimine ilişkin ilk an­

aracılığıyla sağlamıştır: Dış kaynaklı yardımlar ve yurtiçinde ortak üretim

yın dedektörü. 1988 yılında kurulan Transvaro AŞ de gece görüş ve lazerli

laşma 1988 yılında imzalanmıştır. Diğer bir önemli girişim, Ankara-

veya m odernizasyon p rojeleri. Dış

hedef noktalayıcı sistem ve aksesuar­

Gölbaşı’nda kurulu tesislerde yürütü­

kaynaklı yardımlar 1 9 8 0 -1 9 9 5 ara­ sın d a esasen NATO G üney K anat

ları üretmektedir.

len FMC/Nurol projesidir. Bu proje çerçevesinde üretilen zırhlı muharebe

yardımı, AKKA indirimleri ve Körfez

Silah dışalımlarında önemli bir gi­ rişim, Amerikan Loral Vought firma­

Krizi sırasında yardımlardır.

sına sipariş edilen 12 adet MLRS çok

taşıyıcılarının ilk teslim atı 1991 yı­

M od ernizasyon p ro je le ri için d e önde gelenlerden birisi Tank Moder­

namlulu topçu roketi sisteminin tes­ lim atın ın 1 9 8 9 -1 9 9 2 yıllarınd a ta­

lında g erçek leşti. 1 9 9 2 yılın da bu modeller m otor ve transm isyon b i­

araçları ve geliştirilmiş zırhlı personel

nizasyon Projesidir. Bu dönüşüm sa­

mamlanmasıdır. Kara havacılığı, heli­

rimleri geliştirilmiş modellerle değiş­

yesinde tanklar hareket halinde atış,

kopter vb. havacılığa dönük girişim­

tirildi.

gece görüş, lazer mesafe bulucu, ba­

leriyle 1 9 8 6 ’da sınıf statüsü elde et­

listik bilgisayar gibi kabiliyetler ka­ zanm ışlardır. Bir diğer önem li m o­

miştir. 8 Aralık 1992’de Amerikan Si­ korsky firmasıyla imzalanan 1.1 mil­

Karargâhı Ankara’da bulunan Hava

dernizasyon projesi topçu moderni­

yar dolarlık anlaşma doğrultusunda

Kuvvetleri Komutanlığı (HKK) 4 ana

zasyonudur. Modernizasyon çerçevesinde yur­

4 5 ’i doğrudan alım ve 5 0 ’si T ü rk i­ ye’de üretilmek üzere 95 adet Black

ü st k o m u ta n lık ta n o lu şm a k ta d ır.

tiçinde de tank topu, obüs, uçaksavar

Hawk genel maksatlı helikopter teda­

Türkiye’nin Batısını sorum luluk sa­ hası olarak alan 1. Taktik Hava Kuv­

ve piyade destek topu gibi birtakım

riki hedeflenmiştir. Ancak bu proje­

vet K om utanlığı Karargâhı E sk işe­

üretim projelerine girişilmiştir.

nin ortak üretim aşaması gerçekleşti-

hir’dedir. Bağlı 1. Ana Je t Üssü Eski-

Hava K uvvetleri K om utanlığı

Ankara Gölbaşı’nda 3 7.500 metre­ kare arazi üzerinde 6 0 0 0 metrekare kapalı alanda 150 personelli Marconi

1980-1995 D ö n e m in d e G en e lku rm ay Başkanları

K o m ü n ik a sy o n AŞ. M u h arebe ve E lektronik Cihazlar Tesisi’nde, fre­

Kenan Evren (1980-1983) Nurettin Ersin (1983-1984) Necdet Üruğ (1984-1987) Necip Torumtay (1987-1990) D oğan Güreş (1990-1994) İsmail Hakkı Karadayı (1994-...)

kans atlam alı, kriptolu , elektron ik harbe dayanıklı sırt-araç-sabit m er­ kez tipinde HF/1SSB telsiz sistemleri üretimi gerçekleştirilmektedir. Proje­ nin maliyeti yaklaşık 163 milyon do­ lardır. 1 9 8 0 sonrasınd a büyük gelişm e gösteren en önemli askeri sanayi ku­ ru lu şların d an b iri ise A selsan ’dır. 1976 yılında kurulan Aselsan elekt­ ronik alanındaki ciddi çalışmalarıyla dikkati çekmektedir. Aselsan ürünle­ ri arasında şunlar sayılabilir: PRC4 6 2 0 VHF/FM s ır t te ls iz i, 9 6 0 0 VVF/FM frekans atlamalı askeri tel­

1980-1995 D ö n e m in d e Kara Kuvvetleri K om u tan ları Nurettin Ersin (1980-1983) Necdet Üruğ (1983-1984) Haydar Saltık (1984-1985) Necdet Öztorun (1985-1987) N e cip T o ru m ta y (15 T e m m u z-3 0 Ağustos 1987) Kemal Yamak (1987-1989) D oğan Güreş (1989-1990) Muhittin Fisunoğlu (1990-1993) İsmail Hakkı Karadayı (1993-1994) Hikmet Bayar (1994-...)

siz, V R C -4600 serisi VHF/FM araç telsizleri, P R C -5620 VHF/FM preset kanallı sahra telefonu, gece görüş ci­ hazları (gözlükler, dürbünler, silah

1980-1995 D ö n e m in d e Hava Kuvvetleri K om u tan ları Tahsin Şahinkaya (1980-1983)

Halil Sözer (1983-1985) Cemil Çuha (1985-1988) Safter Necioğlu (1988-1990) Siyami Taştan (1990-1992) Halis Burhan (1992-1995) Ahm et Çörekçi (1995-...) 1980-1995 D ö n em in d e Deniz Kuvvetleri K om u tan ları Nejat Tümer (1980-1983) Zahit Atatan (1983-1986) Emin Göksan (1986-1988) Orhan Karabulut (1988-1990) İrfan Tınaz (1990-1992) Vural Bayazıt (1992-1995) Güven Erkaya (1995-...) 1980-1995 D ö n em in d e Jandarm a Genel K om u tan ları Sedat Celasun (1980-1983) Mehm et Buyruk (1983-1985) Adnan D oğu (1985-1988) Burhanettln Bigalı (1988-1990) Eşref Bitlis (1990-1993) Aydın llter (1993-1995) Teoman Kom an (1995-...)


1007

ORDU VE JA N D A R M A • O R D U VE J A N D A R M A

tülmektedir. İlk 8 F-16 uçağı ABD’de üretilerek Ekim 1 9 8 7 ’de Hava Kuvv e tle r i’ne e n v a n te rin e g irm iştir. TAI’de üretilen Türk-ABD ortam ya­ pımı ilk F -16 uçağı ise Ocak 1988’de Hava Kuvvetlerine teslim edilmiştir. Üretim programına uygun olarak orta ve arka gövde ve k anatlar TAI’de, m otorlar E sk işeh ir’de kurulu Türk Motor Sanayiinde, seyrüsefer sistem­ leri Aselsan’da, roket atarları, yakıt tankları, bomba salanları İkmal Ba­ kım Kom utanlığı tarafından üretil­ mektedir. F -1 6 uçağının gövdesinin % 7 0 ’inin üretildiği TAI tesislerinde imal edilen F -16’lardan 16’s ı “sıfır ha­ A B C ARŞİVİ

Somali’de Türk ordusu. 90 sonrasının Bosna’y la beraber “yurtdışına silahlı birlik gön­ derm e” örneklerinden olan Somali harekatı, basına “Müslüman oldukları için Soma­ li’de seviliyorlar" yönüyle de aktarıldı.

talı”, 3 adedi de “mükemmel uçak” niteliğine sahiptir. Dünyada üretilmiş toplam 3 0 0 0 adedin üzerindeki F16’dan ancak 9 ’unun bu kategoride “mükemmel uçak” niteliğini kazan­ dığı gözönüne alınırsa TAI’nin üretim kalitesi hakkında fikir sahibi olunabi­

şehir’de, 4. Ana Je t Üssü Ankara’da, 6. Ana Je t Üssü Bandırma’da, 9. Ana

Hava Ulaşım Üssü (Kayseri) ve Hava Ulaşım Genel Komutanlığı (Etim es­

Je t Üssü Balıkesir’de, 15. Füze Üssü

g u t) d oğrudan HKK K ararg âh ı’na

İstanbul Alemdağ’da, 6. Destek Üssü ise Eskişehir’dedir. Sorumluluk saha­

bağlıdır. 1980’den sonra hızla modernizas­

oldu. 1991 yılında Bandırma 6. Ana

sı Türkiye’nin Doğusu olan 2. Taktik

yon faaliyetlerine giren HKK önce Hollanda, Norveç, Almanya’nın yar­

Je t Üssü’nde de bir F -16 filosu oluş­

Hava Kuvvet Komutanlığı Karargâhı Diyarbakır’dadır. Bağlı 5. Ana Je t Üs­ sü Merzifon, 7. Ana Je t Üssü Malatya, 8. Ana Je t Üssü ile 2. Destek Üssü Di­ yarbakır’dadır. Hava Eğitim Kom u­ tanlığı Karargâhı İzmir’dedir. Buraya

lir. İlk F -16 filosu Ankara Mürted’deki 4. Ana Je t Üssü’ne bağlı Öncel Filo

dımıyla edindiği F 1 0 4 6 ve İtalya’nın

tu. 8 Nisan 1993’de 192. Filo’nun, 23 Eylül 1994’de 191. Filo’nun, 5 Ekim

yardımıyla edindiği F İ 045 uçaklarıy­ la filosunu yenilem iştir. 1 9 8 6 -1 9 8 8

gerçekleştirildi.

yılları arasında Kanada’dan 5 0 adet

1 9 9 4 ’de 181. F ilo ’nun aktivasyonu

C E 104 uçağı, 1989 yılında da Hol­

TAI sadece F -16 projesiyle sınırlı kalan bir üretim in ötesine geçerek

bağlı 2. Ana Je t Üssü İzmir Çiğli, 3. Ana Je t Üssü Konya, Hava Harp Oku­

landa’dan 6 0 adet NF5A/B uçağını

Agusta S F -2 6 Ö D ve Casa C N -235

yardım yoluyla teslim almıştır. Ayrıca

uçaklarının üretimini de üstlenmiştir.

lu İstan b u l Yeşilköy, Hava T eknik

Almanya’dan 4 0 adet R F-4 Phantom

Okullar Komutanlığı İzmir Gaziemir, Hava Piyade Er Eğitim Tugay Komu­

uçağı yardımı alınmıştır. Hava Kuvvetleri’nin en önemli alı­

İtalyan Agusta firmasıyla beraber 17 m ilyon dolar maliyetle 3 4 adet SF-

tanlığı Kütahya’dadır. Hava Kuvvetleri’nin 2. ana ast komutanlığı olan Ha­

mı ise F -16 projesidir. Bu proje üç k ı­ sımdan oluşm aktadır. Birinci proje

va L o jis tik K o m u ta n lığ ı 3 N isan

o lan Ö n cel 1 (d iğ er ad ıyla P eace

1 9 8 9 ’da E tim esgu t’ta faaliyete geç­

O n y x l), 152 adet F -16 imalatını he­

5 0 adet C N -235 (M ) h afif nakliye uçağının üretimini gerçekleştirmiştir.

miştir. Bağlı birlikleri 1. Hava İkmal

deflemiş ve bu hedef gerçekleşmiştir.

Bunların yanında TAI Türk ve ABD

Bakım Komutanlığı Eskişehir, 2. Ha­ va İkmal Bakım Komutanlığı Kayseri,

Ö ncel 2 (Peace Onyx 2) projesi ise 80 adet F -1 6 ’nın üretim ini hedefle­

h ü k ü m e tleri arasınd a im zalan m ış olan “dolaysız ofset” anlaşması uya­

3. Hava İkm al Bakım Kom utanlığı

mektedir. Bu proje Ankara yakınla­

rınca ABD Hava Kuvvetleri için F-16

Ankara, Hava Oto Bölge Bakım Ter­

rındaki Mürted’de TAI (Turkish Ae­ rospace Industry) tesislerinde yürü­

ön ve arka gövdesi ile kanat üretmiş; Mısır Hava Kuvvetleri için de 1993-

minal Komutanlığı İstanbul’dadır. 12

26Ö D başlangıç eğitim uçağının or­ tam üretimini; İspanyol Casa firma­ sıyla da 550 milyon dolar maliyetle


1008

ORDU VE JA N D A R M A • O R D U VE J A N D A R M A

1995 yılları arasında F -16 uçağı üre­ tip ihraç etmiştir. 1993 yılında Ankara Akyurt’ta Mikesim tesislerinin hizmete girmesiy­ le F -1 6 E le k tr o n ik Harp S iste m i AN/ALQ-178UC31 sisteminin üreti­ m ine g e çilm iştir. Bu siste m F -1 6 uçaklarının savunması için geliştiril­ miş bulunan dahili, tam entegre ve otom atik bir elektronik harp siste­ midir. Hava Kuvvetleri’nin yine Ankara Akyurt'ta yürüttüğü bir başka önemli proje hava erken uyarı ve hava sahası kontrol donanım ı kullanım alanına sahip 3 boyutlu uzun m enzil Hava Aram a R ad arı TR S 2 2 X X ’in ortak üretimidir. Hava Kuvvetleri bünyesinde bulu­ nan ikmal Bakım Komutanlıkları, ye­ nileme ve üretim faaliyetlerine önem­

A B C ARŞİVİ

Skorsky helikopterleri. Ordunun özellikle 80’lerin sonlarından itibaren PKK’y la şiddet­ lenen çatışmalara da paralel olarak silah modernizasyonu girişimleri ve bu altınların bütçede kapsadığı pay, Kürt Sorurıu’nda barış yanlılarını bir de bu harcamalar sebebiy­ le artan enflasyona dikkat çektirecek düzeydeydi.

li katkı sağlamaktadırlar. Eskişehir’de kurulu tesislerinde 190 m ühendis,

rasıyla Deniz Kuvvetleri’nin vurucu

1981’de TCG Anıttepe muhribi De­

toplam 3200 personel istihdam eden

gücünü oluşturan Donanma Komu­

niz Kuvvetlerine katıldı. 1982 yılın­

1. Hava İkm al Bakım K om utanlığı

tanlığı, Kuzey Deniz Saha Komutan­

uçak bakımında % 7’lik, motor yeni­

da Alçıtepe m uhribi, TCG Sokullu Mehmet Paşa okul gemisi, TCG Der­

lemesinde ise % 17’lik artış sağlamış­

lığı, Güney Deniz Saha Komutanlığı ve Deniz Eğitim Komutanlığı’dır. Do­

tır. Eskişehir, Kayseri ve Ankara’daki

nanm a Kom utanlığı karargâhı G öl­

en v a n te rin e girdi. T C G Y ü cetep e

üç Hava ikmal Bakım Komutanlığı’nı

cük’tedir. Bağlı birlikleri, Harp F ilo­

muhribi ve Almanya’dan da Gemlik

bünyesinde toplayan Hava L ojistik

su, Mayın Filosu, Hücumbot Filosu,

ve Gelibolu firkateynleri 1983’de do­

Komutanlığı kuruluşuyla Hava Kuvvetleri’nin toplam 147 .0 0 0 uçuş sa­

D enizaltı Filosu , Deniz Hava Üssü Komutanlığı, Gölcük ve Ansak-Kara-

nanmaya katıldı. 1983 yılında Mare­

atinden 180.000 saate yükselmesine

ağaç ana üsleridir. Kuzey Deniz Saha

SAM güdümlü mermileriyle donatıl­

katkıda bulunmuştur.

Komutanlığı karargâhı İstanbul’dadır.

dı. 1 9 8 5 -1 9 9 0 arası H arp oon g ü ­ dümlü mermili Rüzgâr, Poyraz, Gur­

ya onarım gem isi Deniz Kuvvetler:

şal Fevzi Çakmak ve Gayret gemileri

Hava Kuvvetleri 2 0 0 0 ’li yıllara F-

Bağlı birlikleri arasında İstanbul Bo­

16 ve F-4 filolarıyla girmeyi planla­ maktadır. Buna göre F -4 ’lerin moder­

ğaz Kom utanlığı, Çanakkale Boğaz Komutanlığı, Karadeniz Bölge Komu­

bet, Fırtına, Yıldız, Karayel hücum ­

nizasyonu gündemdedir. Ayrıca F-

tanlığı bulunmaktadır. Güney Deniz

manya’da inşa ettirilen hücumbot se­

5 ’lerin modernizasyonu da proje aşa­ masındadır. Teknolojik yenilenmede

Saha Komutanlığı karargâhı İzmir’de­

risinden 1978’de Martı, 1979’da Tay­ fun, 1 9 8 0 ’de Volkan hizm ete girdi.

b o tla rı hizm ete girdi. 1 9 7 7 ’de A l­

hızlı adımlar atan HKK, gerçekleştir­

dir. Bağlı birlikleri, Ege Bölge Komu­ tanlığı, Akdeniz Bölge Kom utanlığı

D e n iz a ltı

diği projeler yanında hedeflediği pro­

vardır. Deniz Eğitim Komutanlığı’nm

1976’da alman Atılay, 1977’de alman

jelerin büyüklüğüyle bölgede önemli bir hava gücü olma yolundadır.

karargâhı ise Karamürsel’dedir.

Sald ıray, 1 9 7 8 ’de a lm a n B a tıra y ; ABD’den 1980 yılında alman Piri Re­

D eniz K uvvetleri K om utanlığı

Deniz Kuvvetleri 1 9 8 0 ’den sonra da yurtdışmdan gemi alımı yanında G ölcü k, Taşkızak, İzm ir tersanele­

F ilo s u

A lm a n y a ’dan

is ve 1983’de alman Hızır Reis denizaltılarıy la m evcudunu g en işletti.

Karargâhı Ankara’da bulunan De­

rin d e g em i in ş a s ın a d evam e tti.

1 9 8 1 ’de Yıldıray, 1 9 8 5 ’de Doğanay

niz Kuvvetleri Komutanlığı 4 ana ast komutanlıktan kuruludur. Bunlar sı­

1980’de ABD’den TCG Kılıç Ali Pa­ ş a ,T C G P iy a le P a şa m u h r ip le r i,

ve 1 9 8 9 ’da D olunay T ü rk iy e ’deki tersanelerde üretildiler. 1989’da inşa­


1009

ORDU VE JA N D A R M A • O R D U VE J A N D A R M A

s ın a b a ş la n a n P rev e z e 1 9 9 4 ’d e, 1 9 9 0 ’da inşasına başlanan Sakarya

Kudret Güngör de hizm ete girm ek

ise 1 9 9 5 ’de h iz m e te g irm iş tir. 1 9 8 0 ’den son rak i 15 yıl içind e 10

Deniz Hava Üs Komutanlığı bün­

adet LCT tipi, 11 adet süratli LCM tibi çıkarma gemisi Deniz Kuvvetleri’ne katılm ıştır. B unların yanında 1 9 8 3 ’de LSM tibi Çakabey, 1 9 8 5 ’de

üzeredir. yesinde 1971 yılında kurulan 3 0 1 . Deniz Hava Filosu Kom utanlığı ile 1972’de kurulan 351. Deniz Helikop­ ter Filo Komutanlığı da önemli deği­ şimlerden geçme aşamasındadır. Ku­

Sarıcabey, 1 9 8 7 ’de Karam ürsel Bey, 1994’de Osmanbey tank çıkarma ge­

ruluş tarihinden 1988 yılma kadar 6

mileri hizmete girmiştir.

Helikopter Filosu 1988 yılında İtal­

Donanmanın suüstü vurucu gücü­ nün en ön em li k ısm ın ı olu ştu ran

ya’dan alman 12 A B-212 deniz heli­

h arp filo s u n u n y e n ile n m e s i de 1 9 8 0 ’d en s o n ra h ız k a z a n m ıştır. Track 1, Track 2A ve Track 2B proje­ leri harp filosunu yüksek teknoloji ürünü firkateynlerd en oluşu r hale

helikopterle görev yapan 351. Deniz

kopteri ile güçlendirilmiştir. 301. De­ niz Hava F ilosu K om utanlığı S-2E (Tracker) tipi deniz kontrol uçakla­ rıyla görevini yürütmektedir. S ah il G ü ven lik K om utan lığı

Ja n d a rm a G enel Kom utanlığı Silahlı Kuvvetler bünyesinde yeıalıp İçişle ri B ak an lığ ı’na bağlı olan Jandarm a Genel Kom utanlığı, 1980 sonrasında Güneydoğu’daki gelişme­ lere bağlı olarak kapsam lı Re-M o (Reorganizasyon-Modernizasyon) fa­ aliyetlerine girişmiştir. En önemli ör­ gütlenme değişimi 1987 yılında Ja n ­ darma Asayiş Komutanlığı’nm kurul­ masıdır. Jandarma Asayiş Komutanlı­ ğ ın ı üstlenen Korgeneral Hulusi Sayın’m (30 Ocak 1991) Korgeneral İs­ mail Selen (2 3 Mayıs 19 9 1 ) ve suikaste uğrayarak hayatlarını kaybet­ mişlerdir. Bu dönemde Jandarma Ge­ nel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis

9 Temmuz 1982 tarihli 2692 sayısı

de aydınlatılamam ış bir uçak kaza­

projesiyle TCG Yavuz (F -2 4 0 ), TCG Turgut Reis (F -2 4 1 ), TCG Fatih (F-

yasayla kurulan Sahil Güvenlik Ko-

sın d a ö lm ü ştü r. Adana Ja n d a rm a

mutanlığı’nın faaliyet amacı belirle­

Bölge K om utanı Tuğgeneral Temel

2 4 2 ), TCG Yıldırım (F -2 4 3 ); Track

nirken geniş bir denetim çerçevesi çi­

Cingöz görevi başında uğradığı si­

2A projesiyle TCG Barbaros (F -244)

z ilm iş tir: K a ç a k ç ılığ ın ta k ib i, su

lahlı saldırıda hayatını kaybetmiştir.

Donanm aya katılm ıştır. TC G Oruç

ürünleri avcılığının denetlenmesi, li­

Bu ölüm olayları, Jandarm a’nm Gü­

R eis ( F - 2 4 5 ) d enize in d irilm iştir.

m an d ışın d a sa ğ lık h iz m e tle rin in

neydoğu’daki olaylarda en yoğun ve

Track 2B projesiyle de iki adet daha Meko 220T tipi firkateyn tedariki he­

kontrolü, liman dışında denizde gemi

sıcak çatışmalara taraf olan, dolayı­

ve teknelerin can ve mal emniyeti ba­

sıyla en “riskli” kuvvet unsuru oldu­

deflenmiştir. Track projesinin önemli

kımından denetlenmesi, kabotaj hak­

ğunun çarpıcı göstergesi sayılm alı­

bir özelliği Alman Blohmt Voss, Ho-

larının korunm ası, ticaret, gümrük,

dır.

w ald tsw erke-D eutschew erft, Thyssen, Rheinstahl firmaları ile Gölcük

telsiz, bayrak ve pasaport yasalarında

Güneydoğu olayları Jandarma Ge­

Tersanesinin firkateyn inşasını birlik­

öngörülen denetimlerin yürütülmesi, arama-kurtarma faaliyetleri, yat turiz­

nel Komutanlığını harekât kabiliyeti ve atış gücünü yükselten önlemler al­

te yürütm esidir. Am erikan yardımı

minin denetimi. Karargâhı Ankara’da

maya da itmiştir. Çağdışı kalan dona­

olarak gelen Knox sınıfı TCG Muave­

bulunan Sahip Güvenlik Komutanlı­

nımın yenilenmesine yönelindi. 7.62

net (F -2 5 0 ), TCG Adatepe (F -2 5 1 ),

ğına bağlı birimler, Samsun’da Kara­

mm.’lik G-3 piyade tüfekleri yanında

TCG Kocatepe (F -2 5 2 ), TCG Zafer

deniz Bölge Komutanlığı, İstanbul’da

5 .5 6 ’lık G-41 piyade tüfeği, HK-23

(F -2 5 3 ), TCG Trakya (F -2 5 4 ), TCG

Marmara ve Boğazlar Bölge Kom u­

hafif m akineli, M -16 piyade tüfeği,

K arad en iz ( F - 2 5 5 ) , T C G Ege (F -

tanlığı, İzmir’de Ege Denizi Bölge Ko­

LM G K K a le ş n ik o f p iy ad e tü fe ğ i,

2 5 6 ), TC G Akdeniz (F -2 5 7 ) firka­ teynlerinin harp filosuna katılm ası

mutanlığı, M ersin’de Akdeniz Bölge Komutanlığı, Kocaeli’de Deniz Hava

SMGK Kaleşnikof ağır makineli tüfe­

D onanm ayı gemi platform u açısın­

Grup Komutanlığı’dır. Karadeniz Böl­

H K-69 ve H K-79 bom balan, RPG-7

dan gençleştirmiştir. Bunlara ek ola­ rak ABD’den Perry sınıfı firkateynle­

ge Komutanlığı’na bağlı olarak Trab­

roketatarları donanıma katıldı. Hare­

zon’da; Marmara ve Boğazlar Bölge Kom utanlığı’na bağlı olarak Çanak­

ket yeteneğini de artıran Jandarm a

getirm eyi hedeflem ektedir. Track 1

rin 1 9 9 0 ’ların ik in ci yarısında D o­ nanm aya katılm ası çalışm aları sü r­ mektedir. Türkiye’deki tersanelerde üretilen TCG Akar tanker gemisi 1987’de hiz­ mete girmiştir. Aynı sımftan Yüzbaşı

kale’de; İzmir Bölge Kom utanlığı’na bağlı olarak M arm aris’te; Akdeniz

ği, M -8 7 k esk in n işa n cı tü fek leri,

kuvveti, envanterinde bulunan AB2 0 5 , A B -206’lara ek olarak S-70 Si­ korsky helikopterlerinin tedariki ve

Bölge Komutanlığı’na bağlı olarak ise Antalya ve İskenderun’da grup ko­

Rusya Federasyonu’ndan M l-17 heli­

mutanlıkları kuruludur.

hava gücüne kavuştu.

kop terlerin in tem iniyle önem li bir


1010

Türk Silahlı Kuvvetleri'nde ge lişm e ve değişm eler

98 0 askerî darbesinden sonra, üç yıl süren fiilî ve hukukî askerî re­

1

jim 1983 genel seçim leriyle kısmen

sağladığı göze çarpmaktadır. Bu dö­ nemde (1 9 9 0 -1 9 9 4 ) G üneydoğu’ya ilişkin olarak daha sivil çözümleri va-

de olsa sona erdiğinde, 2 0 0 0 yılm a

ad ederek işbaşına gelmiş olan bütün

kadar sürdürülecek bir emir komuta

sivil y ö n eticiler (Ö zal, D em irel ve

hiyerarşisi genel hatlarıyla planlan­ mıştı. Kenan Evren’den boşalan G e­

Ç iller), G üreş’in şahsında ordu üst kademesinin “şahin” tavrı karşısında

nelkurmay Başkanlığı’na önce Orge­

hep geri adım atarken (bunlar arasın­

neral Nurettin Ersin, ardından Orge­

da “Kuzey Irak Operasyonları”, köy

neral Necdet Üruğ atandılar. Necdet

boşaltmalar ve DEP’li milletvekillerin

Üruğ’un “2000 yılı planı” olarak anı­ lan planına göre, Üruğ’un ardından

nabilir), Amerika’nın bölge politika­

Genelkurmay Başkanlığı’na, sırasıyla,

sında mihveri oluşturan İran ve Suri­

Necdet Öztorun, Sabri Yirmibeşoğlu, Nazif Oka ve Cemil Mete geçecekler­

ye ile gerginliğin tırmanması, Çekiç

di. Böylelikle 12 Eylül rejiminin kad­ rosu, 2000 yılma kadar sivil yöneti­ me göz kulak olabilecek ve 12 Eylül

tutuklanarak yargılanmaları hatırla­

G üç’le işbirliği gibi tercihler (ordu­ nun geleneksel Kem alist “bağım sız­ lık ” doktrininin aksine) Am erika’ya yakın siviller (bilhassa Özal ve Ç il­

rejimi olarak anılan çerçeve koruna­

ler) tarafından, Güreş aracılığıyla or­

caktı. Ancak Orgeneral Üruğ emekli

duya dikte ettirilebilmiştir. Bu arada TSK’nin örgütlenmesi de bu dönem­

olunca, Başbakan Turgut Özal Orge­ neral Ö ztorun’un yerine Orgeneral Necip Torumtay’ın atanmasını sağla­ yarak bu planı bozdu. Ancak Orgene­ ral Torumtay, Körfez Savaşı sırasında, Ûzal’ın cumhurbaşkanı sıfatıyla belir­

de A m erikan d ok trin in e tam am en uygun hale getirilmiştir. (Tümenlerin tugay, alayların tabur haline getiril­ mesi, Amerikan özel savaş uygulama­ sında taktik unsurlar olan A ve B tipi

lemeye çalıştığı “aktif” askerî politi­

tim örgütlenm esinin Güneydoğu’da

kaya karşı çıkarak istifa etti. Torum-

geçerlilik kazanması) Bu yeni uygula­ manın en önem li yankısı yine TSK

tay’ın istifası, TSK tarihinde ilk Ge­ nelkurm ay Başkanı istifasıdır. Aynı

içinde olmuş; tüm enlerin ve onlara

dönemde Doğu bölgesindeki tümen­ lerd en ik isin in k om u tan ı olan iki

bağlı alayların lağvıyla birlikte çok

tümgeneralin sağlık nedenlerini öne

kadük olmuştur. Ortaya çıkan bu şiş­

sürerek em ekliliklerini istemeleri de

k in liğ i giderm ek için 1 9 9 3 Ağus-

d ik k a t ç e k ic id ir. Bu kriz d ev resi, K.K.K. Orgeneral Doğan Güreş’in Ge­

to s’unda 1 9 6 2 m ezunu A lbayların

nelkurmay Başkanlığı’na atanmasıyla

tarihinde ender görülen olaylardan biri olarak, 30 Ağustos Emeklilik T ö­

geçirilmiş ve Güreş’in şahsında Özallı T ü r k iy e , A m e r ik a ’n ın b ö lg e d e k i

sayıda Tümgeneral ve Albay kadrosu

toplu halde emekliye sevkedildi. TSK

reni çoğu Albay tarafından boykot

planlarına daha yatkın bir Genelkur­

edilerek, bu durumun BM’ye ve insan

may Başkanı edinmiştir. Burada Gü­

hakları m ercilerine götürüleceğine dair tepkiler dile getirilmiştir.

reş’in, Güneydoğu’ya ilişkin ordu tez­ lerini sivil otoriteye itirazsız kabul et­ tirm esin in karşılığınd a, Ö zalizm in

12 Eylül sonrasında askerî rejimin bütün sivil kurumlan emekli askerler

dış politikasında merkezî yeri olan, ordunun T ü rk iy e’nin stra te jik ilgi

eliyle yönetm e uygulaması, Ö zal’m

alanını oluşturan bölgede daha esnek

kadar gittikçe azalmakla birlikte sür­

hareketi ve bu esnekliğe uygun Ame­

dü. Ö zellikle doğu illerinin valileri emekli generaller arasından atanmak-

rikan d ok trin in in benim senm esini

Cumhurbaşkanı olduğu 1989 yılma


ORDU VE JA N D A R M A • T Ü RK SİLAHLI K U V V E T L E R İ'N D E G E LİŞM E VE D E Ğ İŞM E LER

1011

Başkanlarmm Harekât Başkanlığı ya­ panlardan olması neredeyse gelenek

taydı. Jandarma Asayiş Bölge Komu­ tan lığ ın ın tesisinden sonra, jan d ar­ manın mülkî idarenin kontrolünden

halini almıştı. Bunun önceki bir istis­ n ası O rg en eral N u rettin E rs in ’di.

tamamen çıkarılması ile bu asker va­ lilerin işlevi de sona ermiş oldu ve

Onun Genelkurmay Başkanlığı ise 12

uygulama terkedildi. 1 9 8 5 ’de yaşa­ nan ve orduyu yeniden gündeme ge­

Eylül askeri rejim inin sonrâsm daki geçişe denk gelen kısa bir süreyi kap­

tiren ilginç bir başka olay da DYP üst

samaktadır.

yönetimini ve özellikle Demirel’i he­ def alan, “Atatürkçü Subaylar” imzalı

1 9 9 0 s o n ra s ın d a o rta y a ç ık a n doktrin değişikliğinin önemli bir gös­

bildiridir. Demirel’in 12 Eylül rejimi­

tergesi, Kore’den sonra ilk kez ulusla­

ne karşı savaş açtığı döneme rastla­ yan bu bildiride, DYP üst yönetimin­

rarası kuvvetler içinde Somali (1993)

de bulunan İsmet Sezgin, Yiğit Köker,

bulundurulması; konsept değişikliği­

Turgut Toker, Necmettin Cevheri gibi Kürt kökenliler “bölücü ve kavmiy-

n in g ö sterg esi de, K ıb rıs H arek â­ tından beri ilk kez T.C. sınırları dışı­

yetçi” olarak nitelendiriliyor ve De-

na, Irak ’a, sınırötesi harekâtlar dü­

ve Bosna’da (19 94 ) sınırötesi kuvvet

zenlenmesidir. Bu yeni konseptin ha­

mirel’in bu kişileri yönetimde tutma­ sı hıyanetine delil olarak sunuluyor ve dikkati çekiliyordu. Doğan Güreş’e Genelkurmay Baş­ kanlığı yolunu açan olay, aslında Or­ general Kemal Yamak’m K.K.K. iken

İLETİŞİM AR Ş İV İ

Necdet Üruğ (solda) bir tatbikat esnasın­ da. Üruğ, Ûzal’ın Genelkurmay başkanlı­ ğım kimilerine göre sivilleştirme, kimile­ rine göre denetiminde tutma planında Necdet Öztorun ve Necip Torunıtay’la be­ raber yeralan aktörlerdendi.

sım güç değerlendirmesi içinde, gele­ n e k sel d ü şm an ların (S S C B , son ra Rusya ve Y u n an istan ’ın ) yanınd a, muhtemel ve müstakbel çatışma alan­ ları olarak Erm enistan, Iran, Kuzey

temsil ettiği söylenen Jandarm a Ge­

İrak ve Suriye (ve hatta Lübnan) yer almaktadır. Bu değerlendirme çerçe­ vesinde, Türkiye-Azerbaycan ve ön­

may’a giden yol önünde açılm ıştır.

nel K om utanı O rgeneral E şref B it­

celikle hava kuvvetleri düzeyinde ol­

Yamak, emekliliğinin ardından Cum­ h u rb a şk a n lığ ı G en el S e k re te ri ve

lis’in ve kadrosundaki önemli isimle­ rin kuşkulu ölüm leri bunlar arasın­

mak üzere, Türkiye-lsrail askeri işbir­ liği başlamıştır. Balkanlar’da da Arna­

erken emeklilik isteyerek yaş haddin­ den em ekli olmasıdır. Bu durumda Güreş K.K.K. olabilmiş ve Genelkur-

Özal’ın askeri danışm anı olmuştur.

dadır. Genelkurmay Başkanı Orgene­

vutluk, Bosna-H ersek, Makedonya,

Yamak, hem 12 Eylül kariyeri, hem

ral Güreş’in görev süresinin teamülle­

de kendinden kıdemsizler üzerindeki saygınlığı bakım ından, Ûzal’la TSK

re aykırı olarak Başbakan Tansu Çil­

Bulgaristan ve Romanya ile yakın as­ kerî ilişkilerin geliştirildiği göze çarp­

ler tarafından uzatılması da bir başka

maktadır. Bu bölgedeki hasım güçler

yönetim kademeleri arasında ilişki ve

konfigü rasyonu n u, propaganda ve

iletişim kurabilecek en uygun isim ­

huzursuzluk kaynağı olmuş, Genel­ kurmay Başkanlığı’na atanmayı bek­

lerden biriydi. Üruğ planını devreden

leyen ve sırası gelmiş olan Orgeneral

çıkaran “Özal planı”, Özal’ın 1993’teki ölüm üyle kısm en akam ete uğra­

M u h ittin F isu n o ğ lu bu uzatm aya

doks İttifakı” olarak anılan ülkeleri: Yunanistan, Yeni Yugoslavya (Sırbis­

bağlı olarak em ekliye ayrılm ak zo­

tan ve Karadağ) ve Rusya teşkil et­

mıştır. Bu plan, Ûzal’ın Cumhurbaş­

runda kalm ış ve h oşnu tsuzluğu nu

mektedir. Güneydoğu’da da Jandar-

n o rm a l s ü re s i o la n

daha önce pek rastlanmadık biçimde

1996’ya kadar sürmesi halinde Ame­ rik an kayn ak lı m anipü lasyonlarm

basm a yansıtm ıştır. O rgeneral G ü­

ma-Kara Kuvvetleri ayrılığı ortadan kaldırılarak, bütün kuvvetler tek elde

defleyen bir plandı. Bu planda önem­

reş’in bir başka özelliği, muharip sı­ nıftan ve Elarekât Gen. Kur. Harekât Başkanlığından gelmeyen bir Genel­

toplanmış; dağınık jandarma gücünü oluşturan karakol düzeni terkedilerek

li bir işlevi olabilecek olan Güreş’in başkanlığındaki TSK içinde önem li

kurmay Başkanı olmasıdır. Güreş’ten

ve sadece sınır ve stratejik nokta ka­

sonra 1994’te Genelkurmay Başkanlı­

rakolları bırakılarak kuvvetler belirli

sürtüşmelerin ve kaydırmaların vuku

ğın a atanan Orgeneral İsmail Hakkı

bulduğu, basma yansıyan olaylardan anlaşılm aktad ır. Alm an d ok trin in i

Karadayı da Harekât Başkanlığı yap­

merkezlere, çekilmiş; daha önce Viet­ nam ’daki Am erikan taktiği uygula­

mamıştır. Oysa TSK’da Genelkurmay

ması içinde denenmiş olduğu üzere

k a n l ı ğ ı n ın

darbe almadan orduya intikalini he­

psikolojik savaş düzleminde “O rto­

(Asayiş Bölge Komutanlığı emrinde)


1012

ORDU VE JA N D A R M A • T Ü R K SİLAHLI K U V V E T L E R İ'N D E G ELİŞM E VE D E Ğ İŞM E LER

bölgedeki Ordu ve Kolorduların em­

tan Şırnak Tugay Komutanı iken 23

istihbarat kadrosunun önemli isimle­

rin d ek i Hava alay ve tab u rların ın

A ğustos 1 9 9 2 ’de old u k ça kuşkulu görülen bir “gerilla baskm ı”nı gerek­

rinden Koram iral Atilla Tuzman’m görev süresi de, alışılmadık biçimde

tiyle piyadeye önem li ölçüde hava desteği sağlanmış; sınırlı kuvvetle ta­

çe göstererek Şırnak’ı top ve ağır si­

üç kez uzatılmış, daha sonra Genel­

lah atışma tutan Tuğgeneral Mete Sa-

kurm ay İstih barat B aşk anlığ ı’ndan

kip, pusu ve çevirme harekâtlan bıra­

yar’dır. Bu olayın epey yankı yapması

emekli olmuştu. Bu görevini sürdü­

kılarak (neredeyse Kolordu gücünde)

sonucunda Sayar, bölgedeki “kariye­

rü rk e n , e m e k li e d ile ce ğ i ve M İT

büyük kuvvetlerle sarma ve sıkıştır­ ma taktiğine geçilmiştir. TSK, bölge­

rini” fazlaca sürdürememiş ve Mos­

M üsteşarı yapılacağı söylentisi ç ık ­

kova askerî ataşeliğine gönderilmişti. Bölgede yaşanan bir diğer ilçe bom ­

mıştı. 1990’dan itibaren bazı Silahlı Kuv­

balam a olayı, L ice’de (1 9 9 3 ) vuku buldu. Yine “k u ş k u lu ” b ir b ask ın

vetler mensupları suikastlara uğradı­

sonrasında Lice, neredeyse tamamen

1 9 9 0 ’da, resm en Jan d arm a Asayiş Bölge Komutanlığı olarak anılan Ja n ­

mevcudundaki helikopterler marife­

de uygulanan özel savaşta klasik sa­ vaş taktiğinin en önemli öğesi olan “ağırlık merkezi” ilkesinin bu savaş durum unda uygulanam am asm dan sıkıntılıdır. Gerilla gücü, bu ilkeyi ta­ mamen geçersiz kılacak biçimde par­

oturulmaz hale getirilmişti. Olaydan sonra, ilçe halkının büyük kısmı Li­

çalı, dağınık ve mevzi çatışmaları zor­

ce’yi terketti. Bu olay sırasında Orge­ neral E şref B itlis’in ekibinden olan

lam akta; buna yanıt verm ek üzere kurulan askeri ve özel tim merkezli

lar. Emekli Yarbay Ata Burcu 9 Ocak

darma Asayiş Kolordusu’nun ilk ko­ mutanı Emekli Korgeneral Hulusi Sa­ y ın 3 0 O ca k 1 9 9 1 ’de A n k a ra ’da,

savaş aygıtı birçok durumda inisiyati­

Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı T u ğgeneral B a h tiy a r A ydın, uzun

fi ele geçirememektedir. Bu nedenle

namlulu bir suikast silahı ile öldürül­

türk 7 Nisan 1991’de, yine Jandarma A say iş B ö lg e k o m u ta n la rın d a n

yeniden büyük kuvvetle yüklenm e

dü. Bu olay o dönem kuşkuyla karşı­

Em ekli Korgeneral İsm ail Selen 23

taktiğinin denenmesine geçilmiş ama büyük kuvvetle beraber yürümesi ge­

lanmıştı. 19 9 0 -1 99 5 döneminde TSK-istih-

Mayıs 1991’de, Emekli Orgeneral Ad­

reken “ağırlık merkezi” ilkesi, savaşın

barat örgütleri ilişkisi de belirgin bir

Oramiral Kemal Kayacan da 29 Tem­

özel koşulları nedeniyle uygulanama­

değişim geçirdi. 1 9 9 2 yılında M İT

muz 1992’de uğradıkları silahlı saldı­

mıştır. Jandarma savaş tarzıyla piyade

M üsteşarı K orgeneral Teom an K o­

rılar sonucunda öldüler. Bu olaylar

savaşı arasında bir senteze gidilmesi ve ordunun genel olarak sınır dahili-

man ile M İT M ü steşar y ard ım cısı

arasında, Adana Jandarma Bölge Ko­ mutanı Tuğgeneral Temel Cingöz’ün

sm ırötesi müdahale ayrımını terket-

Tümgeneral Ömer Uruk’un ayrılma­ larıyla MİT üst düzeyinde askerlerin

Em ekli Tümgeneral Memduh Ünlü-

nan Ersöz 13 Ekim 1991’de, Emekli

görev başındayken Adana’da öldürül­

mek zorunda kalması, Jandarma kuv­ vetinin önemini arttırmış; buna bağlı

varlığı sona erm iş oldu. Bu durum M lT’nın sivilleştiği görüntüsünü ya­

mesi ise TSK’da kaygı yarattı. Tuğge­ neral Cingöz ve Tuğgeneral Bahtiyar

olarak uzun yıllar sonra Jandarma sı­

Aydın, görev başındayken öldürülen

nıfı içinden bir Tümgeneral, (Yalçın

ratm akla b irlik te , M IT ’in yönetim kad rosu 1 9 9 5 y ılm a g elin d iğ in d e

Erten) Korgeneralliğe terfi etmiştir.

önemli ölçüde askerlerden oluşmak­

en yüksek rütbeli subaylardı. TSK’yı sarsan bir diğer olay, 1995’de bir ça­

Bu dönemde Güneydoğu’daki ça­

taydı. Teoman Koman, m üsteşarlık­

tışm a sırasın d a öld ü rü len M ardin

tışmalar sırasında bazı komutanların

tan ayrıldıktan bir süre sonra Orge­

yıldızı parlamıştır. Bunların başında Korgeneral Altay Tokat gelmektedir.

neralliğe terfi ederek önce 3. Ordu

Jandarma Alay Komutanı Albay Rıd­ van Özden’in, güneydoğudaki savaşla

Bölged eki kariyerine H akkâri Dağ Kom ando Tugay K om utanı olarak başlayan Tokat, KKK Harekât Baş­ kanlığı yapmış, ardından Asayiş Böl­ ge Komutanı olmuştur. Tokat, kendi yöntemleriyle iş görebilse terörü he­

K o m u tan ı old u , ard ınd an 1 9 9 5 ’te Jandarma Genel Komutanlığı’na geti­

ilgili olarak basma yansıyan ve ordu­

rildi. TSK ’da Özel Harp Dairesi’nde görev yapan ve istihbaratçı general ve

görüşleriydi. Albay’ın tavrı, ölümünü izleyen günlerde eşi Tomris Özden

am irallerin daima kilit noktalarında bulunduğu gözlenmektedir. Atama,

tarafından sürdürüldü. Tom ris Öz­ den’in cenazede Devlet Töreni yapıl­

nun tem el yaklaşım ına aykırı olan

uzatma ve terfilerde, bu tür görevler­

mamasını istediği ve eşinin şehitliğini

men bitireceğini söylem iş ve Tugay

den geçmiş üst rütbeli subayların du­

reddettiği basma yansıyınca, ordu ka­

Komutanı iken söylediği “bize kalsa

ru m ların ın gözetild iği d ikkat çe k ­

burada ot bitmez” sözleriyle açıkladı­

m e k te d ir. Bu k o n u m d a k i en flaş

demeleri özellikle Albayın silah arka­ daşları aracılığıyla bu tutumu yalan­

ğı “y ö n tem i” basında old ukça ilgi görmüştü. Bir diğer ‘ünlenen’ komu­

isimler arasında Kemal Yamak ve Te­

ladılar. Albayın eşiyle ilgili birçok de­

oman Koman’ı sayabiliriz. Ordunun

dikodu basma sızdırıldı.


Ormancılık Ekosistem, orman, orm ancılık PROF. DR. UÇKUN GERAY

D o ğ al A fetler, Tarım ve H ayv an cılık


1014

Ekosistem , orm an, orm ancılık UÇKUN

GERAY

ünyam ızı en ço k etk iley en ve

man tanım ları getirilm iştir. Y ürür­

ü stelik sosy oek on o m ik değeri de büyük olan ekosistem lerden bir

lükte olan 6831 Sayılı Orman Kanu­ nunda “T abii o la ra k y e tişe n veya

tanesi olan orman kaynakları sahip olduğu biyokü tle düzeyi, en erji ve madde oluşturma ve bunları depola­

emekle yetiştirilen ağaç, ağaççık top­ lulukları yerleri ile b irlik te orriıan sayılır” denilmektedir. Aslında yasa­ lardaki orman tanımları, orm ancılık

D

ma gücü ile ulaştığı organizasyon dü­ zeyi yönlerinden küremizin en başat elem an larıd ır. Bugün a rtık orm an kaynakları, diğer sektörlerle bağıntı­ ları, sosyal etkileme gücü, ekonomik değeri, çok yönlü ve başka yolla ika­ me edilmesi mümkün olmayan hiz­ metleri açısından stratejik kaynak ha­ line gelm iş bulunm aktadır. Orm an

etk in lik lerin in yürütü leceği ve o r­ man re jim in in uygu lanacağı alanı belirlemektedir. Yani bu tanımlarda­ ki temel orm ancılık sektörüne ayrı­ lan alandır ve üzerinde vejetasyon bulunsa da bulunmasa da uygulana­ cak arazi kullanım rejim i hedeflen­ mektedir. Diğer yandan belirtilm eli­

ekosisteminin sözü edilen çok boyut­ lu lu ğ u ç e rç e v e sin d e FA O ’ya göre “Orman her boyuttaki ağaçların ege­

dir ki son yıllarda “orman” terimin­ den çok “orman kaynakları” terimi

men olduğu, vejetasyon örtüsü taşı­ yan, işletilsin veya işletilmesin, odun veya diğer orman ürünleri üreten, ik­

luluğunu değil otu, balığı, çalısıyla tüm florayı ve faunayı ve dolayısıyla da çok yönlü etkinlikleri çağrıştıran,

lim ve su rejimi üzerinde etkisi bulu­ nan veya evcil ya da yabanıl hayvan­

geniş kapsamlı bu terim daha doğru olan bir terimdir. Kanadalı bilim adamı Peter Pearse

lara barınak sağlayan bütün alanlar­ dır.” Yasal yönden orman tanımı ise bir ülkenin ormandan ve orm ancılık­

kullanılır olmuştur. Sadece ağaç top­

kısaca ormancılığı “ağaçları ve araziyi yönetm ek” olarak algılamaktadır. Bi­

tan beklentilerine, ormancılık politi­ kasının amaçlarına, doğal ve sosyo­ ekonomik kısıtlara bağlı olarak deği­

ze göre de orm ancılık, orm an kay­ naklarının toplum refahı doğrultu­

şiklik göstermekte ve biyolojik, yakla­ şımdan kısmen farklı olabilmektedir. Bu tanım değişiklikleri ülkemiz için

A ncak Spediel’in de b elirttiğ i gibi, son yıllarda orm ancılık anlayışında

de geçerli olmuştur ve örneğin 3116

çıkmış ve geçmişte orm ancılık daha çok biyolojik ve teknik işlerle sınır­

(1 9 3 7 ), 4 7 8 5 (1 9 4 5 ), 5 6 5 3 (1 9 5 0 ), 6831 (1 9 5 6 ) sayılı yasalarda farklı or­

sunda planlı olarak yönetilm esidir.

önem li kapsam fark lılık ları ortaya

lanm ışken son 20 yılda ekonom ik,

TABLO

1

T Ü R K İY E 'D E A R A Z İ K U L L A N IM B İÇ İM İ Arazi ve K ültü r Çeşitleri

A lan (1000 ha.)

Tarım alanı Çayır ve m eralar O rm a n la r

28.059 21.506 20.200

Yerleşim alanları D iğ e r araziler (sazlık, baltalık, fundalık...) Su yüzeyleri

Toplam

Türkiye A lan ın a Oranı (% )

6.303 1.159

36.1 27.6 26.0 0.7 8.1 1.5

77.796

100.0

569

Kaynak: DSİ Gn. Mdl. 1993 haritalı İstatistik Bültenl'nden uyarlanmıştır.


1015

OR M AN CILIK • EKO SİSTEM , O R M A N , O R M A N C IL IK

gilere sahip olunması gerekir. Ülke­ m izdeki arazi kullanım ı Tablo 1’de özetlen m iştir. Tablodan görüldüğü gibi ormanlarımızın alanı ve sahip ol­ duğu pay k ü çü k sayılm az. Bu pay Fransa’da % 25, Avusturya’da % 45, Yunanistan’da % 44 ve Portekiz’de % 3 4 ’dür. Ancak ülkemiz ormanlarının büyük bölümü bozuk orman niteli­ ğindedir. Ü stelik içerd iği y aklaşık 17.500 köy ile hayli parçalanmış bir durumdadır. Orman varlığımızın coğrafi bölge­ lerim iz içerisin d e payları ise Tablo 2 ’de görülmektedir. A B C ARŞİVİ

80’lerde yaygınlaşan “çevre bilinci” daha çok etrafı temiz tutma, yeşili koruma gibi alanlarda faaliyet gösterdi ve bu sloganlarda ifadesini buldu. Bu faaliyetlerle eşzamanlı olarak son dönemlerde sık sık ağaç dikme kampanyalarına tanık olundu ancak “hayır­ lı bir faaliy et” olan bu girişimler medyanın sunumuyla biraz sulandırıldı.

Bölgelerin orman varlıklarına iliş­ kin payların farklılığı yetişme ortamı koşullarından ve sosyal baskı düze­ yinden ortaya çıkmaktadır. Dolayısıy­ la ormanları geliştirerek ve ağaçlan­ dırmaları yaygınlaştırarak farklılıkları dengeleme olanağı mevcuttur.

sosyal, yönetsel ve taktik içeriği ön­ celik almıştır. Bu gelişmeye bakarak

nitelikler üzerine eklenebilecek or­

denilebilir ki ülkemiz ormancılığı he­

bilir: Türkiye’de orman kaynakları­

nüz klasik kapsamlı bir orm ancılık olarak sürmektedir. Diğer yandan or­

nın mülkiyeti, işletilmesi ve yönetil­

mancılık nitelikleri ise şöyle sıralana­

mancılığımıza, ormancılık tipleri açı­

mesi % 99 oranında devlete aittir. Ay­ rıc a o rm a n v a r lığ ım ız ve orm a n

sından baktığımızda Koruma Orman­

ürünleri üretim im iz, giderek, hızla

c ılığ ı, E n d ü striy el O rm a n c ılık ve

artan mal ve hizmet taleplerine cevap verememektedir. Dolayısıyla orman­

Toplumsal Ormancılık tiplerinin sözkonusu olduğu görülmektedir. Genel anlamda ormancılık, bu do­ ğal kaynağın ve çıktılarının çeşitliliği ve karmaşıklığı nedeniyle, çok boyut­

İşletm e biçim ine ve niteliklerine göre orman kaynaklarımızın dökümü ise Tablo 3 ’de görülmektedir. Bozuk nitelikli ormanların ve bal­ talıkların payının yüksek oluşu or­ man kaynaklarım ızın karşı karşıya kaldığı baskıların, süregelen yıkımla­ rın ve temelde hangi amaçlarla kullanılageldiğinin işaretidir. Orman kay­

cılığımız asıl olarak iç tüketime dö­

nakları zengin, ormancılığı ileri olan

nük çalışan ve ihracat için yönlendi­ rilmeyecek sektörlerdendir. Ormancı­

ve ekonomisi gelişmiş bulunan ülke­ lerde bu tablonun tamamen tersine

lığımız gelir farklılıklarını dengele­

gerçekleştiği, yani koru ormanları ile

lu, sistem b ilin c in i g erek tiren b ir

me, işlendirm e ve kırsal kalkınm a

verimli ormanların çok daha büyük

kaynak yönetim biçimidir. Ayrıca et­

aracı olarak büyük bir öneme sahip­

paylara sahip olduğu görülmektedir.

kinliklerinin zaman ve mekân boyu­

tir. Ûte yandan önemli bir bölümüyle tahrip edilmiş olan orman kaynakla­

Bir ülke ormancılığının ağaç türle­ rine bağlı olarak da yapılandığı açık­

rımız nedeniyle, üretim işlevi yanısıra koruma ve geliştirme işlevi de bü­

iğne yapraklı türler ve yapraklı türler

tu çok önemli olan bir sektördür. Bu­ nun yanında orm ancılıkta çıktıların elde edilm esi için gerekli süre çok uzundur. Bunun paralelinde ölçm e,

yük olan bir orm ancılık sözkonusu-

gözlem lem e ve deneme etkin likleri

dur.

uzun süreleri ve karmaşık yöntemleri z o ru n lu k ılm a k ta d ır. D o la y ısıy la

O rm an varlığımız

tır. Bu nedenle koru ormanlarımızın itibariyle alanları ve etaları (Eta, de­ vam lılık ilkesi çerçevesinde bir or­ manda belli dönemlerde yapılabile­ cek kesim (hasat) düzeyi anlamında,

ürün ve onu oluşturan serm ayenin

Ormancılığımızın hangi koşullarda

sektöre özgü bir terimdir, Tablo 4 ’te

birbirinden ayrılması önemli darbo­

yapıldığını görebilm ek üzere ü lk e­

özetlenmiştir.

ğazlar yaratmakta ve özel bir dikkati gerekli kılmaktadır. Ülkemiz için bu

mizdeki arazi kullanımına ve orman­ larımızın envanterine ilişkin bazı bil­

Orman kaynaklarımıza ilişkin da­ ha b a şk a sa p ta m a la r y ap m ak da


OR M AN CILIK • EKO SİSTEM , O R M A N , O R M A N C IL IK

1016

m üm kündür. Ö rneğin ülkem iz or­ mancılığının pek az ülkede görülebi­ len bir özelliği de orman - nüfus ve orman - orman köylüsü ilişkileridir.

T A B L O

CO ĞRAFİ BÖ LG ELER E GÖRE O R M A N A L A N L A R IN IN O R A N L A R I

Örneğin ülkemizde, kişi başına dü­ şen orman alanı 0.32 ha.; orman köy­

sektörlere girdi oluşturması, yahut da

2

ya ortalamasının (1.2 ha.) altında yeralmaktadır. Bu değer Norveç’te 2.3 ha., ABD’de 1.3 ha., Avusturya’da 7.2

maktadır. Orman ana ürünleri yani yapacak ve yakacak odun ü retim i 1 9 3 7 ’den 1 9 7 0 ’e hızla artış kaydet­

Orm an Oranı (% )

m iştir. Ü retim d eki bu artışın bazı

K aradeniz

24.90

açıklayıcı nedenleri bulunmaktadır. Örneğin orman yolları ağının geniş­

A k d e n iz

24.18 16.75

B ölgeler

lüsü başına düşen orm an alanı ise 2.24 ha. kadardır. Kişi başına düşen orman alanı yönünden ülkemiz dün­

ihraç konusu olmasıyla değer kazan­

Ege M a rm ara D o ğ u A n a d o lu

12.76 10.83 7.54 3.04

ha., Kanada’da 18.7 ha., İsveç’te 2.9

İç A n a d o lu G ü n e y d o ğ u A n a d o lu

ha., Finlandiya’da 4.7 ha. düzeyinde­

Kaynak: Orman Bakanlığı Çalışmaları 1980.

letilm esiyle ulaşılam ayan bazı kay­ naklar ulaşılabilir hale gelmiştir. Öte yandan orman ürünlerine olan tale­ bin artışı ve bunun baskısı da üretim artışını getirmiştir. Ayrıca ormanlara mali bir kaynak gözüyle bakıldığın­ dan eta’nm üzerinde kesim (hasat)

dir. Buna karşılık Yunanistan, Fransa, yağı, mazı, çam fıstığı, av hayvanı, ıh­ lamur çiçeği şeklinde örneklendirile-

yapılabilm iştir. Kırsal yoksulluk ve nüfus artışı ile ortaya çıkan yasadışı

bilecek ürünlere orman yan ürünleri

faydalanmaları da gizli tüketim adı altında bunlara eklemek gerekir. Bü­

de ormanlardaki ağaç serveti ve bu­

adı v erilm ek ted ir (A m aca göre bu ürünlere de ana ürün d en ileb ilir).

nun yoğunluğudur. Türkiye Orman

Orman kaynaklarından elde edilen

Envanteri’ne göre ormanlarımızdaki

hizmetler ise toprak koruma, su reji­ mini düzenleme toplum sağlığı, yurt

len aşırı kesim lerle ormanlarımızda bir servet ve nitelik düşüşü yaşan­

Romanya ve Polonya’da 0.2 - 0.3 ha. dolayındadır. Türkiye ormancılığının nitelikleri­ ni belirleyen unsurlardan bir tanesi

dikili gövde hacm i, kabuklu olarak 976 milyon m3’tür.. Buna göre koru ormanlarında hektarda 74 m3, balta­ lık orm anlarda ise hektarda 12 m 3

savunması, turizm, rekreasyon, avcı­ lık, gen kaynağı, görsel güzellik gibi çok çeşitli alanlarda sağlanan fayda­

tün bu nedenler sonucu gerçekleştiri­

mıştır. 1980’li yılların başlarından iti­ baren ülkemiz odun hammaddesi it­ hal etme durumunda kalmıştır. Böylece orm anlarım ızı dinlendirm e ve yasadışı faydalanmaları kısmen de ol­

servet bulunmaktadır. Genel ortala­

lar olarak örneklendirilebilir. Ana ve

ma ise 46 m3/ha.dır. Bu ortalama de­

sa sınırlama olanağı doğmuştur. Bu­

ğerler İskandinav ve Avrupa ülkeleri­

yan ü rü n le rin in gen eld e piyasası olu ştu ğ u nd an b u n la rın ek o n o m ik

ne göre hayli düşüktür. Servet düşük­

büyüklüklerini tahmin etmek olanak

larak, 1971-1982 dönemindeki yıllık

lüğü aynı zamanda ormanlardaki ha­

içindedir. Buna karşılık sözü edilen

ortalama 2 1 .000.000 m3 kesim düze­ yi (yapacak ve yakacak odun ham ­

nun paralelinde kesim düzeyi azaltı­

cim artımının da düşük olması anla­

hizmetlerin birçoğunun ölçülmesi, fi­

mına gelmektedir. Nitekim koru or­

yatlarının belirlenmesi ve ekonom ik

manlarında 2.0 m3/ha. ve baltalık or­ manlarda 0.6 m 3/ha. yıllık artım elde

hayata yaptığı katkıların sayısallaştı­

maddesi toplam ı), 19 8 3 -1 9 8 9 döne­ minde 17.000.000 m3 düzeyine çekil­

rılması büyük güçlükler arzetmekte-

miştir. Ancak bu sayılar yasadışı fay­ dalanmaları içermemektedir. Örneğin

rak Avrupa ve İskandinav ülkelerine

dir. Ülkemiz ormancılığında yukarıda sayılan malların ve hizmetlerin hepsi

göre hayli düşüktür.

gerçekleşmektedir. Orman yan ürün­

bir araştırmaya göre resmî yollardan p iy asay a v e rile n y a k a c a k od u n

leri ya halkın faydalanması, ya bazı

1 9 8 4 ’te 1 2 .0 0 9 .0 0 0 ster (8 .4 0 6 .3 0 0

edilmektedir. Bu değer de doğal ola­

M al ve hizm et üretim i

T A B L O

O rm ancılık sektörü nün çık tıları yani ürünleri, a) Orman Ana Ürünle­

3

O R M A N L A R IN İŞ L E T M E B İÇ İM İ V E N İT E L İK L E R İN E G Ö R E D U R U M U

ri, b) Orman Yan Ürünleri ve c) Or­ man Hizmetleri olarak gruplandırılmaktadır. Ana ürünler de kendi içeri­ s in d e Y ap acak O d u n ve Y ak acak O dun o la rak ikiye ay rılm ak tad ır. Odun hammaddesi dışında kalan ve reçine, palamut, defne yaprağı, sığla

N itelikler İyi (verimli) B o zu k (verimsiz)

Toplam

Toplam a Oranı

Türkiye A lan ın a Oranı (% )

B altalık (ha.)

Toplam (ha.)

6.177.000 4.758.000

2.680.000 6.585.000

8.857.000 11.343.000

44 56

11.4

10.935.000

9.265.000

20.200.000

100

26

Koru (ha.)

( %)

14.5


1017

O R M AN CILIK • EKO SİSTEM , O R M A N , O R M A N C IL IK

tü k e tim

(5.3 milyon dolar). 1992 yılı itibariy­

nak değerleriyle öne çıkan koruma,

24 .4 4 3 .1 8 7 ster (17.110.231 m3) ol­

le 71.5 milyon dolara varan yan ürün

dinlenme ve turizm alanlarına sahip

muştur. Buna göre yakacak odunda

ihracatı ise gelişmeye açıktır ve ka­

doğa p a rç a la rıd ır. H a len to p lam

resmî üretim kadar yasadışı faydalan­

rarlılık arzetmektedir.

m 3)

ik e n ,

g e r ç e k te k i

5 6 6 .3 7 2 h ek tara ulaşan 29 ulu sal

1 9 9 4 yılm a kadar, Orm an Genel

orman ekosistemleriyle kaplı alanla­

p a rk ım ız b u lu n m a k ta d ır. O rm an kaynaklarından farklı rekreasyonel

M ü d ü rlü ğ ü ’n ü n (O G M ), yap acak

rın, hemen tüm işlevleri esasen yeri­

am açlarla yararlanm ak isteyenlere

odun olarak ortalama yılda 7 milyon

ne getirdiği açıktır. Ancak bu hizmet­

h izm et su nm ak üzere de y ak laşık

m3 ve yakacak olarak da 9 milyon m3

lerin düzeyini ve niteliklerini arttır­

15.907 ha. orman alanına varan 428

üretimi sözkonusudur. Orman rejimi

m ak üzere orm an kaynaklarım ızın

orman içi dinlenme yeri ayrılmış ve

dışındaki alanlarda ise, tarımsal or­

bir bölümünün bu işlevlere özellikle

d on atılm ıştır. Bunlard an 4 4 adedi

m a n cılık yahu t çiftlik orm ancılığ ı

tahsis edildiği görülmektedir. Bu tah­

ma vardır.

H içbir zorlam aya gidilm ese bile

olarak adlandırılan üretim etkinlikle­

sis şu başlıklar altında yapılmıştır: a)

kamping hizmetlerinin de verildiği A tipi alan olarak düzenlenmiştir. Diğer

rinden, çok büyük payı kavak odu­

Ulusal Parklar, b) Orman İçi Dinlen­

yandan bilim ve eğitim bakımından

nuna ait olmak üzere yaklaşık yılda

me Yerleri, c) Doğayı Koruma Alanla­

önem taşıyan, ender, tehlikeye açık

2 .5 m ilyon m 3 yapacak odun elde

rı, d) Doğa Parkları, e) Doğa Anıtları,

veya kaybolmaya yüz tutmuş ekosis-

edilmektedir. Bunun yanısıra özel ke­

0 Av Üretme ve Koruma Alanları, g)

tem leri, tü rleri ve doğal olayların

simin yakacak odun üretimi yılda 1.3

Balık Üretm e Tesisleri, h) Korum a

meydana getirdiği seçkin örnekleri

milyon m3’dür.

Ormanları, ı) Üretim Ormanları.

içeren, mutlak koruma altına alınma­ sı gereken, salt bilim ve eğitim ama­

İthal yoluyla sağlanan y ıllık 1.7 milyon m3 yapacak odun da dikkate alındığında toplam yurt içi yapacak

Ulusal parklar bilim sel ve estetik bakımdan ulusal ve uluslararası en­ der bulunan doğal ve kültürel kay-

odun arzı yaklaşık yılda 11.2 milyon m3’e ve toplam arz ise 21.3 milyon m 3’e u la şm a k ta d ır. B una k a rş ılık OGM tarafından yapılan analizlere

T A B L O

4

İbreliler

Koru A la n ı (ha.)

Eta (m 3)

Kızılçam Karaçam Sarıçam G öknar

3.096.064 2.204.381 738.192 183.880

3.883.583 3.574.873 1.976.688 1.561.252

135.959 99.325

744.629 265.675

larından karşılanma durumundadır.

A rdıç D iğerleri

925.822 1.131.549

93.960 14.718

Yapılan hesaplar bu açığın 2 0 1 0 yı­

Toplam

8.515.172

12.115.378

odun arzı adım adım artarak, yakla­ şık 10 milyon m3/yıl’dan 13 milyon mVyıl’a varacaktır. Buna karşılık top­ lam yapacak odun talebi 2 0 0 0 yılı için 17.6 milyon m3 tahmin edilmek­ tedir. Aradaki 4.6 milyon m3’lük açık ithal ve/veya yasadışı faydalanma yol­

lında 6 .6 m ilyon m 3’e ulaşacağın ı göstermektedir. Ormanlar üzerindeki

Ladin Sedir

Yapraklılar

de bilimsel, kültürel, ekonomik, mo­ ral, tu ristik yönlerden orm an kay­ naklarından fayda elde edilmektedir. Bu hizm et üretim etkin liklerinin paralelinde, ormanların toprak koru­ ma ve su rejim ini düzenleme bakı­ mından vazgeçilmez hizmetleri iddi­ asıyla, ormancılık mevzuatının getir­ diği olanaklar kullanılarak yaklaşık

3.528

159.625

Sultandağı (Afyon), Elmalı Bendi (İs­

36.189 7.111 11.199

110.457 90.170 44.756

tanbul), Terkoz Gölü (Çatalca), Yalo­ va K ap lıcaları (İs ta n b u l), Beynam

G ü rge n Kızılağaç K avak Kestane

viz dış ödemeler bilançosunu en çok

D işb u d a k Diğerleri

3.512 448.248

17.185 180.381

zorlayan kalemler arasına girecektir

Toplam

1.504.521

4.704.500

Ülkem izin yapacak odun ihracatı

balık üretme tesisi ayrılmak suretiyle

ma orm anı ayrılmış bulunmaktadır. Bunlar B elgrat O rm anı (İsta n b u l),

lından itibaren hafiflemeye başlaya­

çok küçük rakamlarla ifade edilebilir

hektarlık 5 4 doğa anıtı ve 106 adet yaban hayatı koruma alanı ile 51 adet

3.333.872 168.054

dalanmasından doğan baskı 2000 yı­

(Tablo 5 ve 6).

zenlenm iştir. Bunların dışında 73.8

614.615 380.118

K ayın M e şe

hammaddesi ithali için gerekecek dö­

4 6 .8 7 2 hektara ulaşan bir alan dü­

4 0 0 .0 0 0 hektara varan 46 adet koru­

yasadışı yollardan yakacak odun fay­

caktır. Ancak şu da bellidir ki odun

lan 32 doğayı koruma alanı ayrılmış bulunmaktadır. Doğa parkı olarak ise

K O R U O R M A N L A R IN IN T Ü R L E R E D A Ğ IL IM I V E ETA LA R I

göre OGM ve özel kesim yapacak

cına dönük olarak 82.023 hektarı bu­

Kaynak: Kuruluşunun 150. Yılında Ormancı­ lığım ız, Orman Genel M üdürlüğü Yayını 1989.

(Ankara) ... şeklinde örneklendirilebilir. Orman-Köy ilişkileri Ü lk e m iz d e , y a k la ş ık s a y ıla rla 1 7 .5 0 0 orman köyünde 9.1 milyon


1018

OR M AN CILIK • EKO SİSTEM , O R M A N , O R M A N C IL IK

orman köylüsü yaşamaktadır. İşsiz­ lik, arazi kıtlığı, altyapı eksikliği, ge­ lir düşüklüğü ve hızlı nüfus artışı ya­ şayan ve kısacası kırsal yoksulluğu en ağır biçimde yaşayan orman köy­ lüsünün ormanlar üzerinde ister iste­ mez bir baskı yarattığı bilinmektedir. Orm ancılık çalışmalarının bu sosyal baskı altında istenilen hızda ve iste­ nilen biçimde yürütülmesi olası de­ ğildir. Orman köylüsünün diğer kır­ sal kesimden ayrı bir sosyoekonomik yapı olduğu ve bu kesimin kalkındı­ rılm asının zorunlu bulunduğu, yo­ ğunlukla 1956’dan başlayarak günde­ me gelmiştir. Bu doğrultuda Anayasa­ larda ve diğer yasalarda düzenleme yapılarak ve asıl olarak da 1970’de bu işleve dönük bir örgütlenmeye gidile­ rek (Orman Köy İlişkileri Genel Mü­ dürlüğü: ORKÖY) çare geliştirilmeye çalışılmıştır. Finansman sağlama doğ­ rultusunda da Orman Köylüleri Kal­ kınm a Fon u o lu ştu ru lm u ştu r. Bu köylerde kredi kullandırılarak ve te­ melde koop eratifçilik yoluyla gelir artırıcı projeler yürütülmüştür. Bu sı­ rada başta finansman olanakları ol­ mak üzere birçok engelle karşılaşıl­ m ıştır. A ncak en önem li darboğaz 1980 yılında bu genel müdürlüğün indirgenmesi ve daha sonra da kaldı­

i l e t i ş im a r ş iv i

Neredeyse her yıl büyük çapta bir onnarı yangınının yaşandığı 80’ler, ilave olarak bü­ yük kentlerde arazi mafyasının ortaya çıkışına ve kent etrafındaki ormanların “kemi­ rilerek" küçük şehirler haline getirilmesine de tanık oldu.

rılmasıyla yaşanmıştır. Orman Bakan-

Bu destekler ilçe kalkınma planlarına

lığı’nın ikinci kez kuruluşundan son­

göre, pazarla bütünleşebilen, gelir ar­

manların gençleştirilmesi ve bakımı, enerji ormanı kurma, kavakçılığı ge­

ra ORKÖY yeniden oluşturulmuştur

tırıcı ve asıl olarak da tarla tarımına dönük olmayan tip projeler çerçeve­

Bu etkinlikleri gerçekleştirmek üzere

sin d e v e rilm ek te d ir. Son y ıllard a

Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü

“Sosyal O rm ancılık” disiplini çerçe­

Genel Müdürlüğü (AGM) örgütlen­

vesinde ORKÖY kırsal kalkınma ça­

m iştir (1 9 6 9 ve daha sonra 1 9 9 2 ).

balarını güçlendirmeye ve kullanılan kalkınm a yöntem lerini çeşitlen d ir­ meye çalışmaktadır.

alanlarımızın büyük bölümü verim ­

(1991). Ne var ki bilgi, beceri ve de­ neyim kaybının olum suz sonu çlan da büyük olmuştur. 1992 yılı itibariy­ le ülkem izdeki 3 6 0 2 kalkınm a k o ­ operatifinin 1593’ü orman köylerine ilişkindir. Bu kooperatiflerin bir bö­ lümü ormancılıktaki üretim aşamala­ rında, bir bölüm ü de öteki üretim alanlarında ve ürünlerin değerlendi­

Geliştirm e-A ğaçlandırm a

liştirme gibi etkinlikler girmektedir.

2 0 .2 m ilyon hektara ulaşan orman siz ve bozuk olduğuna ve yılda 500 m ilyon m 3 toprak taşındığına yani erozyona uğranıldığına göre geliştir­

Ü lk em iz o rm a n cılığ ın ın önem li

me ve ağaçlandırma işlerinin önemi yaşamsal düzeydedir. 1955 yılına ka­

ailelere, şahıslara ve köy tüzel kişilik­

boyutlarından bir tanesi orman kay­ naklarımızın geliştirilmesidir. Bu iş­

lerine birçok biçimde, aynî veya pa­

lev içerisin e k ısaca ağaçland ırm a,

dar düşük düzeyde gerçekleştirilen ağaçlandırma çalışmaları, 1956 yılın­

rasal destek verdiği görülmektedir.

erozyon k on trolü , m era ıslah ı, or­

da çıkarılan 6831 sayılı yasa, 1963 yı-

rilm esi konularında etkinlik göster­ mektedir. ORKÛY’ün kooperatiflere,


1019

O R M AN CILIK • EKO SİSTEM , O R M A N , O R M A N C IL IK

lm dan itibaren başlayan planlı dö­

Tarıma elverişli olmadığı halde ta­

milli gelir içerisindeki payı % 0.5 dü­

nem ve 1969 yılında Ağaçlandırma

zeyinde görünmektedir. Ancak ger­

ve Erozyon Kontrolü Genel Müdür-

rım yapılan topraklar 6 milyon hek­ ta rı a ş m a k ta d ır. T op lam o la ra k

lüğü’nün kuruluşu ile 1990’lı yıllara kadar artarak sürmüştür. Gerçekleşti­

3 .8 5 0 .0 0 0 ha. alanda ivedi antierozyonel önlemler gereklidir. Bunun ya­

tistik Enstitüsü hesaplarına yansıtıl­ mayan olguları da dikkate alarak bir

çek paya ulaşmak üzere, Devlet İsta­

rilen bazı ağaçlandırm alardan artık

nında 3 .5 0 0 .0 0 0 ha. orman üstü ve

hesap yapmak mümkündür. Dolayı­

bugün hammadde sağlanabildiği için

o rm a n iç i m era p o ta n s iy e lin in

sıyla gizli tüketim, özel sektör üreti­

yeni bazı işletme şeflikleri dahi açıl­

mi ve ormancılık kuruluşlarından ta­

mıştır. 1992 yılı sonuna kadar yapı­

1.500.000 hektarı da ivedi iyileştirme beklemektedir. Ancak bu dev soruna

lan ağaçlandırmalar yaklaşık 2 m il­

karşın finans ve örgüt darboğazı ne­

KA, T K İ, T E K , PTT, O R Ü S... gibi

yon hektara varmıştır. Bir ara yılda

deniyle yılda sadece yaklaşık 35.000 ha. erozyon k on trolü ve 8 .0 0 0 ha. mera ıslahı programlanabilmektedir.

devlet kuruluşlarına yapılmak zorun­ da kalm an sübvansiyonlar dikkate

Bu darboğazı aşmak ve özel kesim i

yına ulaşmaktadır. Öte yandan 1990 yılı input-output

120.000 hektara ulaşan (1 9 8 0 ’li yılla­ rın sonu) ağaçlandırma düzeyi 1995 yılında kaynak yetersizliği dolayısıyla

lep edilen, orman köylüsüne ve SE­

alındığında sektörün payı % 1,7 dola­

AGM’nin en önemli görevlerinden

ağaçlandırm a ve erozyon kontrolü çalışmalarına katmak üzere bir Ağaç­

biri de erozyon kontrolü ve mera ıs­

landırma Fonu olanağı yaratılmıştır.

tablosu ve katsayılar m atrisi yardı­ mıyla yapılan bir analizle de sektörün

lahı görevleridir. Erozyon, özetle, en değerli kaynağımız olan toprağı ye­

Bu olanak 1995'd e yürürlüğe giren

ekonomik ve asıl olarak parasal etki­ leri ortaya konulmuştur. Bu araştır­

rinde tutan bitki örtüsünün insan ta­

Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kont­ rolü Seferberlik Kanunu ile ileri ölçü­

rafından tahribedilm esi sonucu hız

de genişlemektedir.

risindeki payı % 0.5 ve GSMH içeri­ sindeki payı da % 0 .8 düzeyindedir.

15.000 hektara kadar düşmüştür.

kazanmış olan toprak aşınması ve ta­ şınmasıdır. Temel erozyon nedenle­ rinden bir tanesi arazinin yanlış kul­ lanım ı yani uygun olmayan üretim konularına tahsisidir. Orman ve mera

Orm ancılığın ekonom ik

maya göre sektörün ülke üretimi içe­

Bu değerlerde de gizli tü k etim ve

ve sosyal etkileri Milli gelir hesapları, izlenen man­ tık gereği fiyatı olan mal ve hizmetler

sübvansiyonlar etkili değildir. İnputoutput tablosundan çıkan önemli bir sonuç da ormancılığın diğer sektörle­ re verdiği girdilerin, yani ara talebin

usulsüz faydalanma nedeniyle eroz­

dikkate alınarak yapılm aktadır. Bu dar çerçevede kalınarak bir analiz ya­

yon konusu olmaktadır.

pıldığınd a o rm a n cılık sek tö rü n ü n

hayli büyük oluşudur (% 80). Dola­ y ısıy la o rm a n cılık sek tö rü n ü n en

alanları da aşırı otlatm a, yangın ve

TA B L O

önemli özelliği ileri bağıntılarının bü­

5

1988-1992 Y IL L A R I T Ü R K İY E 'N İN Y A P A C A K O D U N İT H A L A T I Ürün Toplam Yap acak Odun

toplam sektör arzı içindeki payının

yük oluşu ve uyarıcı rol oynamasıdır. Ayrıca işlendirme yaratma etkisi top­

Birim

1989

1990

1991

1992

m3 $

477.519 61.568.182

834.525 117.131.354

1.094.632 131.341.182

1.093.557 136.849.928

lam 64 sektör içerisinde hayli ileri bir noktadadır (17. sırada). Bu etkilerin dışında yan ürünler, b ö lg e ler arası gelişm e fa rk lılığ ın ı azaltıcı rolü, ödemeler dengesine kat­ kısı ve enerji tüketimindeki payı da

Kaynak: Orm an Bakanlığı verileri.

TABLO

oldukça büyük ölçülerdedir. A ğ a çla n d ırm a , orm an ü rü n le ri

6

1988-1992 Y IL L A R IN D A Y U R T İÇ İ T Ü K E T İ M İ (1 0 0 0 M 3)

üretimi, yol yapımı ve onarımı, koru­ ma, fidan üretimi, erozyon kontrolü

1991

1992

Birim

1988

1989

1990

Y apacak O d u n Y akacak O d u n

m3 m3

11.157 22.814

11.239 22.237

10.145

10.934

22.136

22.026

10.461 21.571

Toplam

m3

33.971

33.476

32.281

32.960

32.032

Ürünler

Kaynak: Orm an Bakanlığı verileri. (Yasa dışı faydalanm a dahil)

vb. ormancılık temel işlevleri emekyoğun çalışmalardır. Orman Bakanlı­ ğı olarak 1993 yılında sağlanan top­ lam işlendirm e olanağı 1 4 .6 2 9 .0 0 0 adam/gün’dür. Yılda 240 iş günü üze­ rinden bu yaklaşık 61.000 işçinin iş-


1020

lendirilm esi anlam ına gelm ektedir. Meydana çıkan bu olanak genellikle az gelişmiş yöreler ve vasıfsız işçi kit­ lesi için sözkonusu olduğundan, geri kalmış yörelerin ve düşük gelirlerin g e liş tir ilm e s i b a k ım ın d a n b ü y ü k önem arzetmektedir. Enerji kullanımı açısından bakıldı­ ğında da, yasal ve ötek i yollardan sağlanan yakacak odunun, özellikle k ırsal yaşantıd a önem li b ir en erji kaynağı olduğu anlaşılmaktadır. B i­ rincil enerji kaynakları arasında, ya­ kacak odunun ülkemiz enerji bilan­ çosundaki payı % 10 dolayındadır. Örgüt yapısı Orman Bakanlığı, Orman Ürünleri Sanayii Kurumu dışında Orman Ge­ nel Müdürlüğü (O GM ), Ağaçlandır­ ma ve Erozyon Kontrolü Genel Mü­ dürlüğü (AGM), Orman Köy İlişkile­ ri G enel M üdürlüğü (O R K Ö Y ) ve Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Ge­ nel M üdürlüğü (M P) olm ak üzere dört genel müdürlükten oluşmakta­

OR M AN CILIK • EKO SİSTEM , O R M A N , O R M A N C IL IK

T A B L O

7

19 90 -20 10 Y IL L A R I YAPACAK ODUN C İN S L E R İN E G Ö R E T A L E P T A H M İN L E R İ

1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1987 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010

M ik ta r (m 3) 13.112.492 13.505.454 13.927.888 14.361.819 14.811.327 15.289.796 15.777.182 16.286.419 16.701.222 17.178.086 17.665.362 18.163.346 18.672.411 19.190.896 19.725.163 20.369.606 20.826.661 21.396.575 21.979.920 22.577.074 23.188.449

görevli üst kuruluşlara kavuşturul­

teşkilâtı olduğu gibi taşra teşkilatı da

muştur. Ülkemiz 28 adet Orman Böl­ ge Müdürlüğü’ne ayrılmıştır.

orman ürünlerini üreten ve pazarla­

OGM dışındaki üç genel müdürlü­

yan, tekel durumda olan ve asıl ola­

ğün, yani ana hizmet birimlerinin, bi-

rak döner sermayesi güçlü olan bir

rarada işlev görmek üzere 9 Bakanlık Bölge Müdürlüğü şeklinde ülke ça­

büyük işletmeye benzemektedir. Di­ ğer üç genel müdürlük ise asıl olarak

pında örgütlen diği görülm ekted ir.

hizmet sağlayan örgütler olarak ka­

Aynca fidanlık ve milli park müdür­

bul edilmektedir.

lükleri de bunlara bağlıdır.

OGM’nin başlıca görevleri, orman­ ların geliştirilmesi, korunması, dene­ timinin sağlanması, ormanların yöne­ tilmesi ve işletilmesi, orman ürünle­ rin in üretim i ve pazarlanm ası, or­ mancılıkla ilgili araçlann sağlanması, orm anların ıslahı ve bakım ı ve or­ m anların g en çleştirilm esi şeklinde özetlenebilir. OGM’nin ülke yüzeyin­ deki temel kuruluşlan ise Devlet Or­ man işletmeleridir (243 adet). Bu iş­

nı yönlendirmek yer almaktadır. MP’nin görevleri ise, ulusal parkla­ rı, doğa a n ıtla rın ı, doğayı korum a alanlarını, dinlenm e yerlerini ayır­ mak, korumak, planlamak, düzenle­

Yıllar

dır. Bu genel müdürlüklerin merkez bulunm aktadır. OGM temelde tüm

amaçlara yöneltmek; fon kaynakları­

AGM’nin görevi, bozuk ve verimli o rm an a la n la rın d a a ğ a çla n d ırm a , erozyon kontrolü, mera ıslahı yap­ mak veya yaptırmak; orman rejimine alınacak alanlarda orman kurmak ve doğal dengeyi sağlamak; tohum ve fi­ dan üretmek ve bunları ıslah etmek şeklinde özetlenebilir. ORKÖY’ün görevleri içerisinde te­ melde, orman köylülerinin sosyoeko­

letm eler Orman Bölge Müdürlükleri

n o m ik g e lişim in i sağ lam ak üzere etüd yapmak, plan hazırlayıp uygula­

halinde, koordinasyon ve denetimle

mak; kredi ve destek kaynaklarını bu

mek ve işletm ek; yaban hayatını ve kara av kaynaklarını, su kaynakları­ nı, sulak alanları... korumak, geliştir­ mek; av kaynaklarını işletmek, kara avcılığını düzenlemek ve bu konular­ la ilgili envanter, planlama, denetim işlerini yürütmek şeklinde özetlene­ bilir. KAYNAKÇA Çağlar, Y. 1992. Türkiye Ormanları ve Or­ mancılık. İletişim Yayınları, Cep Üniver­ sitesi. İstanbul. Çakır, M. 1984. O rm ancılık Se ktörü n ü n Milli Gelir İçindeki Yeri. Orman M ü h e n ­ disleri Odası Yayın No: 9 Ankara. Çepel, N. 1978. Orm an Ekolojisi. I.Ü. O r­ man Fakültesi Yayın No: 257. İstanbul DPT. 1990. Ormancılık. VI. Beş Yıllık Kal­ kınma Planı Ö.I.K. Raporu. Ankara. Geray, A.U. 1989. "O rm ancılığın Ç ağdaş Çerçevesi." I.Ü. Orman Fakültesi Dergi­ si, Seri B, Cilt 39, Sayı 4, pp. 17-27. İs­ tanbul. O rm a n B a ka n lığı, 1993, 1. O rm a n cılık Şurası: Cilt 1, 2, 3. O.B. Yayın No: 006, Ankara. Orm an Bakanlığı, 1995, O rm an Bakanlı­ ğ ın d a Yeni Yapılanma. O.B. Yayın No: 15. Ankara. OG M . 1973. Cumhuriyetimizin 50. Yılında Ormancılığımız. O G M Yayını Seri No: 145, Ankara. O G M . 1986. Türkiye'de Orm an Köylüleri Tarafından Tüketilen Yakacak O d u n Anketi ve Sonuçları. OG M , A PK Dairesi Yayın No: 1. Ankara. O G M . 1988. Ormancılık A na Planı 19902009. OGM, A P K Dairesi Başkanlığı, Ya­ yın No: 3. Ankara. OG M . 1989. Kuruluşunun 150. Yılında Or­ mancılığımız. O G M Yayın No: 673. A n ­ kara. Özdönmez, M ve diğerleri. 1989. Ormancı­ lık Politikası. I.Ü. Orman Fakültesi Yayın No: 401. İstanbul.


Parlamento ve Yasama Türkiye Bü yü k M illet M eclisi ALPER SEDAT A SLA N D A Ş

1987-1994 yılları arasındaki m illetvekilleri listesi

i® 3 A n ayasa, H ü k ü m e tle r ve Y ü rü tm e , K ürt So runu, O n ik i Eylül Darbesi ve R ejim i, Seçim , S ık ıyö n e tim ve O lağ an ü stü Hal, Si­ yasal P artiler


Türkiye Büyük M ille t M eclisi A L P E R S E DA T A S L A N D A Ş

9 8 2 Anayasası, yasama organını tekrar tek meclisli yapmıştır. 1961

mak”tır. Bakanlar Kurulu ve milletve­

Anayasası ik tid arı sınırlandırm aya katkı sağlayacağı düşüncesiyle, Millet

ler. Bakanlar Kurulu tarafından veri­

M e c lis i ve C u m h u riy e t S e n a to -

vekilleri tarafından verilenlere “tek­ lif ’ denmektedir. Kanun tasarı ve tek­

1

su’ndan oluşan çift meclisli bir yasa­

killeri Meclis’e kanun teklif edebilir­ len kanun tekliflerine “tasarı”, millet­

ma organı kurmuştu. Hareket noktası

liflerin in görüşm e usul ve esasları

“yürütm enin güçlend irilm esi” olan 1 9 8 2 Anayasası, ik in ci m eclis olan

Meclis İçtüzüğü’nde belirtilmiştir. Ta­

C u m hu riyet Sen ato su ’nu kaldırd ı.

geçtikten sonra Genel Kurul’da görü­

Aslında iki Meclisli sistemin yasama

şülür. Bir yasama döneminde sonuç­

faaliyetinin iyileştirilm esi, n itelik li

landırılmayan tasarı ve teklifler hü­ kümsüz sayılır, buna parlamento ja r­

hale getirilmesi gibi kendisinden bek­

sarı ve teklifler ilgili komisyonlardan

lenen asıl faydaları sağlayamadığı da genel kabul görmüştür.

gonunda

Anayasa, bundan başka milletveki­ li sayısını 4 5 0 ’den 4 0 0 ’e indirmiş, se­

tasarıları, bir yıl geçmeden aynı yasa­ ma yılında yeniden verilemez.

çim dönemini dört yıldan beş yıla çı­ karmıştı. Milletvekili sayısı 1987 yı­ lında yapılan Anayasa değişikliğiyle tekrar 4 5 0 ’ye 1995’te yapılan değişik­ lik le de 5 5 0 ’ye ç ık a rıld ı. 12 E ylül 1 9 8 0 a s k e ri d a rb e siy le k a p a tıla n TBMM, 6 Kasım 1983’te yapılan mil­

“k a d ü k

o lm a ” d en ir.

TBMM’de reddedilen kanun teklif ve

1983-1995 yıllan arasında üç yasa­ ma döneminde kanun teklifleri, ka­ nun tasarılarından daha fazladır. Hü­ küm etin bir konuyu kanun tasarısı olarak M eclis’e getirmesi için izlen­ mesi gereken prosedür; bu tasarılarla hüküm et programı arasındaki uyu­

letvekili genel seçimleri ardından 24 K asım ’da toplandı. Yeniden açılan TBMM 6 Aralık 1983’te Başkanlık Di-

mun gözetilmesi, Meclis’e sevk edilen kanun tasarılarının sayısının daha az

vanı’nm oluşmasıyla, yeni Anayasa’da düzenlenen y etk ilerin i kullanm aya başladı. Bu tarihte, yasama yetkisini

ri bir tek milletvekilinin imzasıyla ve­

kullanan Milli Güvenlik Konseyi ve Danışma Meclisi’nin hukukî varlıkla­

çevresinden, değişik partilere mensup

rı sona erdi.

lerini M eclis’e yansıtm akta rekabet

Görev ve yetkileri açısından TBMM’nin pratiği

olmasını açıklayabilir. Kanun teklifle­ rilebildiği için sayıları tasarılara naza­ ran daha fazla olmaktadır. Bir seçim m illetvekillerinin seçm enlerin istek­ halinde bulunmaları da kanun teklifi akışını artırır. Gündemdeki bir konuyla ilgili he­

1 9 8 2 Anayasası, parlam entoların

men her partiye mensup milletvekil-

temel yetkileri arasında kabul edilen kanun yapma, hüküm eti denetleme ve devlet bütçesini kabul etme yetki­ lerini TBM M ’ye vermiştir. Bunların

lerince kanun teklifi sunulm ası da fazlalığın nedenleri arasındadır. Kanunlaşan tasarı ve tekliflere bak­ tığımızda, kanunlaşma oranının gide­ rek azaldığı görülmektedir. 17. yasa­

yanısıra Meclis’e, sembolik öneme sa­ hip (para basma gibi) ya da devletin dış ilişkileriyle ilgili bazı yetkiler de

ve tekliflerinin kanunlaşma oranı %

verilmiştir.

4 8 .4 iken, bu oran 18. dönemde %

Kanun yapm a Meclis’in en temel yetkisi, “kanun k o y m a k , d e ğ iş tir m e k ve k a ld ır ­

ma döneminde verilen kanun tasarı

3 7 .5 ’e, 19. dönemde % 2 0 .5 ’e düş­ müştür. Kabul edilen kanun sayıları­ na bakıldığında, Meclis’in hemen her yasama dönem inde yaklaşık üçyüz


PARLAM ENTO VE Y A S A M A • T Ü RKİYE B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

1023

İLETİŞİM ARŞİVİ

Meşhur “Meclis Kulisleri’’. Parlamentonun ülke gündeminde ağırlığı olduğu dönemlerde “Kulislerden sızan haberler”Ankara'da neler olup bittiğini az da olsa yansıtırken, 90’larda köşe yazarlarının “Dün gece telefonda başbakanla..” diye başlayan yazıları gözdeydi. kanun kabul ettiği anlaşılmaktadır.

liflerinin azlığıdır. Tasarı ve teklifler­

den bu yana yeni İçtüzük hazırlama­

Tablonun ortaya koyduğu bir başka sonuç da, Hükümetin Meclis çoğun­

den reddedilenler, dönem içinde gö­ rü şü lm ey ecek “k ad ü k ” olanlard an

dığı da dikkate alındığında, kanun

luğuna sahip olmasının ve “parti di-

daha azdır. 17. yasama döneminde, 3 ’ü tasan, 4 8 ’i teklif olmak üzere top­

siplini”nin doğal sonucu olarak ka­ nun tasarılarının kanun tekliflerine nazaran daha fazla kanunlaştığıdır.

lam 51 kanun teklifi reddedilirken, aynı dönemde “kadük” olanlar 4 4 ’ü

yapma sürecinin ağır işlem esi daha iyi anlaşılabilir. (M illet Meclisi içtü­ züğü 20. Dönem başında 16 Mayıs 1996 tarih ve 4 2 4 sayılı TBMM Kararı ile değiştirilmiştir.) İktidar ve muhalefet partileri ara­ sında m utabakat aranm ası yasama

19. dönem verilerine göre, tasarıla­

tasarı 2 7 6 ’sı teklif olmak üzere top­

rın kanunlaşma oranı önceki dönem­

lam 3 2 0 ’dir. 17. ve 18. dönemlerde

lere göre düşm üştür. Düşüş, farklı

verilen kanun tasarı ve tekliflerinin yaklaşık % 5 8 ’i, 19. dönemde verilen

sü recind e ço k sık karşılaşılm ayan

tasan ve tekliflerin % 75’i kadük ol­

lerd en , 17. yasam a d önem ind e, 7

(D Y P -SH P so n rasın d a D Y P-C H P ) oluşturduğu hüküm etlerin partilere

muştur. Rakamlara bakıldığında, M eclis’in

önergeden 6 ’s ı; 18. dönemde 8 öner­ geden 6 ’sı; 19. dönemde 19. önerge­

mensup milletvekillerine tümüyle ha­

den 10’u kanunlanmıştır. Verilen or­

kim olamamaları, bir başka ifadeyle

yasama işlevini yerine getirmede ye­ tersiz kaldığı düşünülebilirse de, ger­

parti d isip lin in i işletem em eleriy le açıklanabilir. Tablodan çıkan ilginç

çekte mevcut Anayasa ve İçtüzük dü­ zenlemesine göre Meclis’in çok daha

nem içinde verilen toplam tasarı ve

bir sonuç da, Anayasa ve İçtüzük hü­

fazla sayıda öneriyi görüşüp, sonuç­ landırması oldukça zordur. Meclis’in

parti programlarına, seçmen kitlesine ve eğilimlere sahip olan iki partinin

kümleri çerçevesinde Meclis’te görü­ şülüp reddedilen kanun tasarı ve tek­

82 Anayasası’nın yürürlüğe girmesin­

bir durumdur. Ortak verilen önerge­

tak kanun teklifleri, ele alınan dö­ tek liflerin % l ’ini dahi oluştu rm a­ maktadır (Tablo 2). Tablodan çıkan bir başka sonuç, ik tid a r partisi/p artilerine m ensup


PARLAM ENTO VE Y A S A M A • T Ü RKİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

1024

m illetvekillerinin, muhalefet m illet­

ların oldukça sınırlı maddelerinde de­

Eğitim, öğretim, asayiş, terör, ceza

vekillerine nazaran daha az kanun

ğişiklikleri içerm ektedir, incelen en

ile ilgili kanun düzenlemelerinin çok­

teklifi verdikleri, fakat bunların ka­

dönem boyunca, çıkarılan “yeni” ka­

luğu, hüküm etlerin öncelik verdiği

nunlaşm a oranlarının daha yüksek olduğudur. (Bu değerlendirm e 19.

nun sayısı yaklaşık 150 adettir.

konulara referans oluşturur. Sözedi-

TBMM’nin kabul ettiği kanunlar­

len sıralamada dikkat çeken bir başka

dönem verilerinde CHP’nin SHP ile b irleşm e ö n ce si m u h a lefette ik en

dan 51 tanesi Cum hurbaşkanı tara­ fından “bir daha görüşülmek üzere”

nokta da, seçim kanunlarında yapılan

verdiği tekliflerin iktidar partilerine

TBMM’ye geri gönderilmiştir. Kanun­

değişikliklerdir. Seçim lerle ilgili üç yasada toplam 35 kez değişiklik ya­

d a h il

da

lar hakkında Anayasa Mahkemesi’ne

pılmıştır. Bu değişiklikler, iktidar par­

değişmemektedir) 17. dönemde, ikti­

açılan 87 iptal davasında 64 kanunla

tilerinin kendilerine avantaj sağlaya­

dar partisine mensup m illetvekille-

cak düzenlem eyle seçim lere gitm e

rince verilen kanun teklifleri, toplam

ilgili iptal karan (36’sı kısmen) veril­ miştir. (İki kez birleştirilerek karar

yolundaki ısrarlı tutumlarını sergile­

tekliflerin % 40’mı oluştururken, ka­

verilmiştir) Bunlardan 8 ’i yetki kanu­

mektedir.

nunlaşan teklifler içerisinde bunların oram % 63.2 olarak gerçekleşmiştir.

nudur. Kabul edilen kanunlara konuları

Meclis’in “kanun yapma” yetkisini kullanm asını tüm yönleriyle değer­

Bu oranlar 18. dönemde % 4 3’e % 65,

itibarıyla bakıldığında hemen her dö­

lendirdiğimizde aşağıdaki belirleme­

19. dönemde % 54’e % 6 6 ’dır. Görece

nemde ilk sıraları; Devlet memurları

ler yapılabilir;

düşük olsa da, muhalefet partilerine ait kanun tekliflerinin de azımsanma­

ve emeklilik - Silahlı Kuvvetler (aske­ ri alan) - eğitim, öğretim - vergi - asa­

yacak bir oranda kanunlaştığı kabul

yiş, terör, ceza - para, banka - seçim

edilebilir.

konularındaki değişiklikler almakta­

e d ilm e s i

d u ru m u n d a

6 Aralık 1983 - 24 Aralık 1996 ta­

12 Eylül 1980 askeri darbesinden üç yıl sonra yeniden açılan TBMM, yasama yetkisini, olağanüstü rejim döneminde yürürlüğe sokulan yasak­ layıcı, baskıcı ve demokratik olmayan

dır.

rihleri arasında TBMM’nin Anayasa ve İçtüzükle belirlenen usul ve esas­

Bu sıralama içerisinde, Silahlı Kuv­

pek çok kanunu değiştirme yönünde

vetlerde ilgili olanların sürekli ilk iki

lar dahilinde, “kanun koymak, değiş­ tirmek ve kaldırmak” yetkisinin kul­

sırada yer alması dikkat çeken bir du­ rumdur. Mecliste hangi siyasi çoğun­

kullanmamıştır. “Kurucu iktidar” sı­ fatına bürünerek, demokratik ve sivil yöntemlerle yeni bir anayasa yapma

lanılmasına bakıldığında Tablo 3'teki

luk bulunursa b u lu n su n , bu alana

yoluna gidilmemiştir.

rakamlar görülmektedir. Verilen top­

ilişkin kanun düzenlemelerinin sayı­

Askerî yönetim in son bulmasıyla

lam kanun tasan ve tekliflerinin yak­

sında azalma olmamaktadır. Devlet memurları, emeklilik, sigor­

başlayan 17. dönemin Meclis’i adeta

ta, vergi, para, banka konularının ilk

askeri yönetim in gölgesi altında ça­ lışm ıştır. 12 Eylül darbesini yapan

konuyu yeniden düzenleyen kanun­

sıralarda yer alması hükümetin prog­

beş generalden biri Cumhurbaşkanı,

lar olm ayıp, büyük b ir çoğunluğu

ram ve bütçesini gerçekleştirmeyle il­

diğer dördü Cumhurbaşkanlığı Kon­

mevcut kanunlarda, hatta bu kanun­

gili olmaları itibarıyla normaldir.

seyi üyeleri olarak devlet yönetimin­

laşık % 3 0 ’u TBMM tarafından kanunlaştırılmıştır. Bu sayının hepsi, bir

TABLO

1

D Ö N E M L E R İT İB A R IY L A V E R İL E N K A N U N T A S A R I V E T E K L İF L E R İ 17. Y A S A M A DÖ NEM İ Kanun Tasarısı Gelen Geri Alınan Red Kanunlaşan Kadük Bekleyen

Kanun Teklifi

Kanun Tasarısı

Toplam

320 14 3 2 59(255)*

31 48 130(68)*

44

276

51 389 320

-

-

-

485

18. Y A S A M A D Ö NEM İ

805 45

369 13 1 259(258)*

* Tekabül eden kanun adedi * * Cum hurbaşkanınca geri gönderilen ve hüküm süz sayılmayanlar

Kanun Teklifi

19. Y A S A M A DÖNEM İ

Toplam

Kanun Tasarısı

590 22 19

959 35 20

601 24

359

294(290)*

96

100(53)* 449

545

-

-

-

268 15

-

Kanun Teklifi

Toplam

1591 41 7 156(5?)*

2192 65 7

1386

1654 15

450


1025

PARLAM ENTO VE Y A S A M A • T Ü RKİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

TABLO

2

K A N U N T E K L İF L E R İN İ V E R E N M İL L E T V E K İL L E R İN İN M E N S U P O L D U Ğ U P A R T İ 17. Y A S A M A DÖ NEM İ İk tidar Partisi/leri

18. Y A S A M A DÖ NEM İ

M u h a le fe t Part, ve Bağ. Ortak Toplam

İk tidar M u h a le fe t Partisi/leri Part, ve Bağ. Ortak

196

282

7

485

252

19

12

-

31

4

44

-

Kanunlaşan

82

42

Kadük

91

184

Gelen Geri Alınan Red

.

19. Y A S A M A DÖNEM İ Toplam

İk tid a r Partisi/leri

M u h a le fe t Part. ve Bağ. Ortak

19

To p lam

1591

330

8

590

789

783

17

5

-

22

20

21

48

-

19

-

19

4

4

6

130

65

29

6

100

102

44

10

154

1

276

170

277

2

449

663

714

9

1386

41 8

* CHP milletvekillerince SHP ile birleşme öncesi verilen teklifler, gelen, kanunlaşan ve kadük hanelerinde muhalefet partisi bölümünde değerlendirilmiştir.

masını sağlayamadı. İşkenceye ceza artırım ın ı öngören kanun teklifleri

de yer almışlardır. Bu dönemde Ana-

lık yapm asına fırsat bırak ılm ad an

yasa’nın değiştirilm esi Anayasa’mn

“baskın” yöntemiyle komisyonlardan

Geçici 9. maddesiyle zorlaştmlırken, değiştirilmesine izin verilmeyeceğine

ve Genel Kurul’dan geçirildi. Yeni bir içtüzüğün yapılmamış olması iktidar

ilişkin açıklamalar da özellikle Cum­

çoğunluğunun bu uygulamasına uy­

leyen kanunlarda, Pasaport Kanunu’nda göstermelik değişiklikler ya­

hurbaşkanlığı katından sık sık yine­ lenmiştir.

gun bir zemin yarattı. Yine aynı dö­

pıldı. Türk Ceza Kanunu’nun en çok

nemde yasama sürecinde tespit edilen

tartışılan maddeleri 141, 142 ve 163

Bu d önem d e iktid ard a b ulunan

bir başka nokta da, görüşülen bir ka­

kaldırılırken, daha ağır düzenlemele­

ANAP çoğunluğunun demokratikleş­

ri içeren Terörle Mücadele Kanunu

me doğrultusunda kanun değişiklik­

nun önerisine kanun yapma tekniği­ ne aykırı bir biçimde, konuyla ilgisiz

lerine gitmekte ısrarlı olduğu da söy­

başka hükümler eklenerek “korsan"

çim iy le olu şan 19. D önem M eclisi’nin de demokratikleşmeye dönük

reddedildi, çalışma yaşamını düzen­

kabul edildi. 20 Ekim 1991 Genel Se­

lenem ez. Başbakan Özal “ 12 Eylül

ya da “m ontajlı” kanuni düzenleme­

yönetimi (nin) yasaları geçmiş beş yı­

lere gidilmesidir. Bu yöntemle muha­

beklentileri karşıladığı söylenemez.

lın deneyimi ile hazırlandı(ğım), bu

lefetin kamuoyunu harekete geçirme­ si ya da içtüzüğü kullanarak engelle­

Başlangıçta, seçim vaadlerinin ger­

ğunu vu rgu lam ıştır. Bu dönem de, olağanüstü hali sürekli kılacak kanun

me yapması imkanı ortadan kaldırıl­

çekleştirilmesine dönük bazı kanun­ lar çıkarılmıştır. Bunlar arasında ver­

mıştır. (16 Mayıs 1996 tarihinde ya­

gi affı, bazı çiftçilerin Ziraat Banka-

düzenlemeleri yapılmış, polise veri­

pılan içtüzü k değişiklikleri içinde,

s ı ’na o la n b o r ç la r ın ın s ilin m e s i,

len yetkiler artırılmış, basma dönük

emeklilik yaşının düşürülmesine iliş­

yeni cezalar getirilmiş, sansür uygula­

“görüşülmekte olan tasarı veya tekli­ fin konusu olmayan sair kanunlarda

m asını aratm ayacak düzenlem elere

ek ve değişiklik getiren yeni bir ka­

19. dönem iktidar çoğunluğunun

gidilmiştir. “Pişmanlık Yasası” olarak adlandırılan kanunla muhbirlik ödül­

nun tek lifi n iteliğind eki d eğişiklik

iki partiden (DYP-SHP, Birleşme son­

önergeleri işlem e kon m az” hükmü

rası DYP-CHP) oluşması, koalisyonu

lendirilen hukuki bir kurum haline

yer almıştır.)

kuran partilerin farklı ideolojilere sa­

getirilmiştir. Geçici köy koruculuğu

hip olm ası hüküm et ile M eclis ço ­

adı altında Doğu ve Güneydoğu’da

Demokratikleşme konusunda mu­ halefet p a rtilerin in ve u lu slararası

bazı aşiretlere bağlı kişiler silahlandı­

kuruluşların baskıları Meclis’teki ikti­

tur. Hükümet Programı ve Koalisyon

rılıp maaşa bağlanmıştır.

dar çoğunluğunun ciddi adımlar at­

yasaları(n) denemek zorunda” oldu­

Bu tü r d ü zenlem eler y ap ılırk en M eclis’ten kanun tasarılarının hızla

övündüğü bu yöntemde kanun tasa­ rıları muhalefetin inceleme ve hazır­

ğunluğu arasındaki uyumu bozmuş­ Protokolü’nde öngörülen pek çok ka­ nun düzenlem esi m illetvekillerinin

T A B L O

geçirilmesi yöntemi de yasama süre­ cin i etk ile d i. D önem in B aşbakan ı Turgut Özal’m “işbitiricilik” sayarak

kin kanunlar sayılabilir.

3

direnişiyle karşılaşm ıştır. Ö zellikle

Verilen Kanunlaşan Kanun Teklifi Kanun Tasarısı

2666 1290

Dönem Toplamı

3958

386 812 1198

DYP m illetvekilleri (Ceza M uhake­ meleri Usul Kanunu gibi) birçok ko­ nuda M eclis’teki diğer sağ partilere mensup milletvekilleriyle ortak tavır almışlar, bazı kanunlar kapsamı epey


1026

PARLAM ENTO VE Y A S A M A • T Ü R KİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

daraltılarak çıkarılmıştır. CHP Genel

T A B L O

Başkanlığına Deniz Baykal’m seçilme­

4

H Ü K Ü M E T L E R İT İB A R IY L A T B M M 'N E S E V K E D İL E N K A N U N H Ü K M Ü N D E K A R A R N A M E L E R

si ardından bozulan koalisyonun, ba­ şarısız DYP azınlık hüküm eti dene­ m esinden sonra yeniden kurulması

Gelen

Çıkan

105

45 K a n u n (17.Dön.) 12 K a n u n (18. Dön.) 6 K a n u n (19. Dön.)

ön şart olarak Terörle Mücadele Ka­ nunu 8. maddesi ve seçim kanunla­ rında yapılan kısmi değişiklikler de­ mokratikleşme yönünde atılan adım­

17. D ö n e m d e Turgut Ö zal (105) 14.12.83-21.9.87

Turgut Özal (81) Y ıldırım A k b u lu t (40)

nunlar arasında özellikle belirtilmesi

16.2.90-12.4.90

gereken bir grup, m illetvekillerinin ödenek ve yolluklarının artırılması,

M e su t Y ılm a z (25)

hakkı tanınm ası ile ilgili olanlardır. M e clis ç o ğ u n lu ğ u n u n b ü y ü k b ir uyum içerisinde hareket ettiği ender kanun konularından başlıcası budur. Daha önce çıkarılan aynı içerikli ka­ nunların Cumhurbaşkanı tarafından

42

18. D ö n e m d e

lar arasında yer almıştır. İncelenen dönemde çıkarılan ka­

yaş kaydı aranmaksızın emekli olma

K om isyo n lard a ve G ü n d em d e

20 K a n u n (18. Dön.) 14 K a n u n (19. Dön.) 146

111 1 İşlem den Kaldırıldı

8.7.91-15.11.91

19. D ö n e m d e Süleym an Dem irel (14) 24.19.91-8.6.93

89

9 K a n u n (19. Dön.) 25 İşlem den Kaldırıldı

55

340

132

208*

Tansu Çiller (75) 13.7.93-23.9.1995

TO PLAM

*KH K'ler dönem bitince hükümsüz sayılmadığından 20. Dönemde yeniden komisyonlara havale edilmiştir.

birçok defa yeniden görüşülmek üze­ re Meclis’e geri gönderilmesi ve Ana­ yasa Mahkemesi tarafından iptal edil­ mesi de bu husustaki ısrarı ortadan kaldıramamıştır. Kanun Hükmünde Kararnam e çıkarm a yetkisi verilm esi M eclis’in kanun yapma yetkisiyle ilgili olarak incelenm esi gereken bir

kümete kaydırılması sözkonusu ola­

15 “yetki kanunu” çıkarılmıştır. Bun­

caktır.

lardan 8 ’i (6 ’sı tümüyle, 2 ’s inin bazı

En çok KHK, Turgut Özal hükü­ metleri döneminde Meclis’e gönderil­ miştir. (Tablo 4) Bütün ANAP hükü­ metleri döneminde Meclis’e 251 adet KHK sevked ilm iştir. ANAP H ükü­ m etlerin in yönetim ilk esi, istediği düzenlem eleri m üm kün olduğunca

maddeleri) Anayasa Mahkemesi tara­ fından Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Ayrıca Anayasa Mah­ kem esi KHK’ler hakkında açılan 44 davadan 3 9 ’unda (5 ’i kısm en) iptal kararı vermiştir ( l ’i belli değildir). Anayasa değişikliği

konu da Kanun Hükmünde Kararna­ me (KH K) düzenlemesidir. TBMM,

kararnam elerle gerçekleştirm ek o l­

belli konularda Bakanlar Kurulu’na

DYP-SHP, DYP-CHP koalisyon hü­

ve kabul etme TBMM’nin yetkisinde­

Kanun Hükmünde Kararname çıkar­

küm etleri döneminde sonuçlandırı­

ma yetkisi vermektedir. Hukuk siste­ mimize 12 Mart 1971 sonrası yapılan

lan KHK sayısı old u k ça düşüktür.

dir. Anayasa’nm değiştirilmesinde ve değişikliğin kabulünde nitelikli ço­

1971’den 12 Eylül 1980’e kadar çıka­ rılan toplam KHK sayısı 34 iken, 12

ğunluk aranır. M eclis’in kabul ettiği Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe

Eylül 1 9 8 0 ’den Ekim 1995 tarihine kadar hükümetler tarafından çıkarı­

girmesi ayrıca Cumhurbaşkanının ve

timi ve hukuk devleti gerekleri çerçe­ vesinde yararlı olacağı kabul edilebi­

lan toplam KHK 4 6 5 adettir. İncele­

hurbaşkanı M eclis’e geri gönderdiği Anayasa değişikliğine ilişkin kanu­

Anayasa değişikliğiyle giren KHK dü­ zenlemesinin, günümüz devlet yöne­

lir. Acele işlerde, teknik, köklü deği­ şiklikler getirmeyen ekonomik konu­

muştur.

nen dönemde 3 4 0 adet KHK Meclis’e

Anayasa’nın değiştirilmesini teklif

halkın onayına bağlanm ıştır. Cum ­

larda Bakanlar Kurulu’na böyle bir

g ö n d e rilm iş tir. Aynı d ö n em d e TBM M ’de kabul edilen kanunların

yetki verilebilir. Ne var ki, yasama

adedi ise 1 1 6 9 ’dur. Hükümete KHK

yetkisinin devredilmezliği kuralının mahiyeti, TBMM’nin bu yola sık sık başvurm am asını gerektirir. Çünkü,

çıkarma yetkisi verilmesi hususunda

Cumhurbaşkanı, bu yetkisini Mec-

TBMM tutarlı bir gelenek oluştura­

lis’in üçte iki çoğunluğuyla kabul et­ tiği Anayasa değişiklikleri hakkında,

tersi durumda yasama işlevinin h ü­

mamıştır. İncelenen dönem boyunca hükümete KHK çıkarma yetkisi veren

nun, Meclis’in üçte iki çoğunluğuyla aynen kabul edilmesi durumunda bu kanunu halkoyuna sunabilir.

bir daha geri görüşülmek üzere gön­


1027

PARLAM ENTO VE Y A S A M A • T Ü RKİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

dermeden de kullanabilir. Meclis üye

mesi tarafından iptal edilmesi üzeri­

aliyete getirilen ek sınırlamalar kaldı­

tam sayısının beşte üçü ile veya üçte ikisinden az oyla kabul edilen Anaya­

ne, soru nu Anayasa d eğ işik liğ i ile

rıldı; kamu görevlilerine sendika kur­

çözmek istedi. Değişiklikle ilgili yapı­

ma, toplu görüşme yapma hakkı ve­

sa değişiklikleri Cumhurbaşkanı tara­ fından M eclis’e iade edilmediği tak­

lan halk oylamasında katılanlarm % 6 5 ’i “hayır” dediği için Anayasa de-

rildi; seçm e ve siyasi partiye girme yaşı 18’e indirildi; tutuklularm seçme

dirde halkoyuna sunulur. Bu düzen­

ğiştirilemedi.

hakkını kullanmaları, siyasi partilerin kadın, gençlik kollan ile yurt dışı teş­ k ilat kurm ası sağlandı, m illetvekili

lemeden hareketle Anayasa’nın değiş­

1993 yılında Anayasa’nm radyo ve

tirilm esine dönük “tali kurucu iktid ar”ın, TBM M , Cum hurbaşkanı ve

televizyon yayınlarında devlet tekeli­ ni öngören 133. maddesi TBMM tara­

seçmen arasında paylaşıldığı söylene­

fından değiştirilerek özel radyo ve te­

rin kapatılması ve m illetvekillerinin

bilir.

levizyon yayıncılığı serbest bırakıldı.

üyeliklerinin düşmesi yeniden düzen­

TBMM, 1982 Anayasası yürürlüğe

19. dönemde TBMM Başkanı Hüsa­

girdikten sonra dört kez Anayasa de­ ğişikliği hakkında kanun çıkarmıştır.

mettin Cindoruk’un başlattığı Anaya­ sa değişikliği girişimlerinden de so­

lendi; Meclis’in açılma ayı Ekim oldu; yerel seçimlerin ertelenebilmesi ya da

Bunlardan ilkinde Anayasa’nm geçici

nuç alınamamıştır. Meclis yüklendiği

4. maddesindeki yasakların kaldırıl­

demokratikleşme ve 12 Eylül huku­

m ası, A nayasa’nın d eğiştirilm esini

kunu tasfiye etmeye dönük misyonu­

düzenleyen 175., seçme yaşını düzen­

nu yerine getirme bakımından, üçün­

Anayasa’mn 90. maddesinde belir­

leyen 67 ve milletvekili sayısını dü­

cü yasama yılı sonuna kadar bir iler­

tilen Cumhurbaşkanınca onaylanarak

zenleyen 75. maddelerinin değiştiril­

leme kaydedilmemiştir. Dördüncü ya­

yürürlüğe girenler dışında; Türkiye

m esiyle b irlikte değerlendirildi. Bu

sama yılı sonunda anayasanın başlan­

Cumhuriyeti adına yabancı devletler­

d eğ işik lik lerd en yalnızca g eçici 4. madde ile ilgili değişiklik halk oyla­

gıç kısmı ve 14. maddesinde (33, 52,

le ve milletlerarası kuruluşlarla yapı­ lacak andlaşm aların yürütm e orga­

ması sonucunda yürürlüğe girdi.

53, 67, 68, 69, 75, 84, 8 5 , 9 3 , 127, 135, 149, 171) değişiklik yapılabil­

sayısı 5 5 0 ’ye çıkarıldı, siyasi partile­

öne alınması olanaklı kılındı. Uluslararası andlaşm aların uygun bulunması

n ın ca on ay lan ab ilm esi TBM M ’nin

İktidar çoğunluğu 26 Mart 1989’da yapılması gereken yerel seçimleri er­

m iştir. Bu d eğ işik lik le , d ern ek ler,

onaylamayı bir kanunla uygun bul­

meslek kuruluşları ve kooperatiflere

ması şartına bağlıdır.

kene alan kanunun Anayasa Mahke­

getirilen siyaset yasakları, sendikal fa­

TBMM incelenen dönemde toplam 27 0 uluslararası andlaşmanm onay­ lanmasını uygun bulmuştur. Bunların 3 9 ’u 17. yasama döneminde, 9 8 ’i 18. yasama döneminde, 133’ü 19. yasama döneminde uygun bulunmuştur. Uygun bulunan andlaşmalar genel olarak çifte vergilendirmenin ve vergi kaçakçılığının önlenmesi, ulaşım, ha­ berleşme, suçluların iadesi, mahkeme kararlarının tanınması ve uygulanma­ sı, yatırımların teşviki ve korunması, eğitim, kültürel işbirliği, turizm, çev­ re, nükleer enerji, insan hakları ko­ nularındadır. İncelenen dönemde, temel hak ve özgürlükler, insan haklan ve demok­ ratikleşm eye dönük olarak yalnızca

A B C AR Ş İV İ

Meclis’ten mutad bir “kavga" görüntüsü. Demokrasi kültürümüzün “yeterince” geliş­ mediği, tahammül gösterme özelliğimizin olmadığı gibi eleştiriler 80 sonrasında y o­ ğunlaşarak sürerken yine aynı dönemde “uzlaşma” ve “hoşgörü", medyada boy göste­ ren bütün siyasilerin “hassas” oldukları konulardı.

b ir k a ç u lu s la ra ra s ı a n d la şm a n m onaylanm ası uygun bulunm u ştur. Bunlar arasında, işkenceye ve diğer zalimane, gayri insani veya küçültücü m uam ele ve cezaya karşı Birleşm iş


1028

PARLAM EN TO VE Y A S A M A • T Ü RKİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

1983’te yeniden açılan Meclis, 1984 TA B L O

5

yılında iki idam kararının yerine geti­

V E R İL E N T O P L A M S O R U Ö N E R G E L E R İ 17. dönem

18. D ö n em

19. dön em

Yazılı soru

2232

Sözlü soru TO PLAM

1081

2202 1255 3457

7550 1824 9374

3313

rilmesine karar verdi. Devrimci Yol davalarından yargılanıp Askeri Mah­ kem elerce idam cezasına m ahkum edilen llyas Has ve H ıdır A slan’ın idamları aynı ay içinde infaz edildi. TBM M 26 E k im 1 9 8 4 ’ten sonra başka bir idam cezasının yerine geti­

TABLO

6

rilmesine karar vermedi. Fakat idam­

D Ö N E M L E R İT İB A R IY L A S Ö Z L Ü S O R U ÖN ER G ELER İ V E SO N U ÇLA R I 17. D ö n em Gelen

1081

18. D ö n em

lar ve idam cezası gündem den hiç düşmedi. 1987 yılında Başbakan Tur­

19. D ön em

gut Ûzal, idam edilenlerin oranının düşük olabileceği ama bir kısm ının

1255 98 159 8 210 1 11

1824 276 264

21

tasdiki meselesini hükümetin karar­

yapılm a m ecburiyeti’nin doğabileceği­

C evaplanan D üşen Yazılıya çevrilen Geri alınan İade edilen G ü n d e m d e n çıkarılan

660 78 33 139 1

H ü k ü m sü z kalan (gün dem d e )

170

768

995

laştırdığını” açıkladı. 1992 yılında ya­

1081

1255

1824

pılan “liderler zirvesi”nde de, Cum­ h u rb a şk a n ı Turgut Ö zal M e c lis’te

TO PLAM

-

ni belirtti. 1990 yılında ANAP hükü­ meti Devlet Bakanı Mehmet Keçeci­

268

ler, “teröristlerin sahip oldukları çe­

-

telere ait idam cezalarının M eclis’te

bekleyen idam dosyalarından bazıla­ M illetler Sözleşmesi, Türkiye’nin 28 yıl ö n ce im zaladığı Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa insan Hakları ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi ek 4 ve ek 8 protokolü, ILO Sözleşmeleri, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Ro­

ilişkin yolsuzlukların hesabını sor­ ma” vaadlerinin gerçekleşmesini sağ­ lamaya çalışmıştır. Ölüm cezalarının yerine getirilm esiyle ilgili karar yetkisi TBMM’nin genel bir uygulama ola­ rak, kesinleşen idam cezalarının yeri­

onaylanırken andlaşmalarm çoğunun uygulama alanını daraltan çekinceler

ne getirilm esine karar verm eyerek

konmuştur.

söylenebilir. 12 Mart sonrası 1972 yı­

Hukuken bir kanun olmakla bir­

getirdi. İdamların infazının gündeme geti­ rildiği dönemde, M eclis’te 287 idam dosyası beklem ekteydi (1 5 7 sol, 18 sağ görüşlü, 81 adli suçlu, 36 PKK’lı,

ma Sözleşmesi, Patent İşbirliği Ant­ laşması sayılabilir. Ancak TBMM’de

Bütçe kanunu ve kesin hesap kanunlarının kabulü

rının onaylanması isteğini gündeme

dosyaları bekletm e yolunu tuttuğu lında üç devrimci gencin idam karar­ larının onaylanm asından sonra, 12 Eylül 1 9 8 0 askeri darbesi yapılana

likte görüşülmesi diğer kanunlardan

kadar TBMM idam kararı vermedi. Bu d ö n em d e Y arg ıtay ta ra fın d a n

ayrı özel düzenlemeye tabi olan Bütçe

onaylanmış olan, 9 ’u siyasi, l ’i adli

ve Kesin Hesap Kanunlarıyla, Meclis bütçenin uygulanması üzerindeki de­

suçtan verilm iş idam kararlarına ait

4 Filistinli eylemci). Terörle Mücade­ le Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ve Türk Ceza Kanunu’nda yapılan deği­ şiklikler nedeniyle bazı idam dosyala­ rı işlemden kaldırıldı. 19. Dönem sonunda Meclis’e gelen 8 idam cezası tezkeresinden 1 tanesi hükümet tarafından geri alınmış, 6 ’sı komisyonda, l ’i ise genel kurulda bu­ lunm aktaydı. Bu tezkereler dönem bitm esi nedeniyle hüküm süz sayıl­ m adığından 20. D önem de yeniden

dosyalar TBMM’de görüşülmedi. 12 Eylül Darbesi ardından yasama yetki­

komisyonlara havale edilmiştir.

19. yasama döneminde birçok KIT’in ve Fon’un geçmiş yıllara ait hesapları­

sini de eline alan Milli Güvenlik Kon­

Genel ve özel af ilanı

nın ibra edilmemesi ilginç bir uygula­

karar verdi. 16’s ı sol, 8 ’i sağ görüşlü,

netimini gerçekleştirir. Bu bakımdan

seyi idam ların yerine getirilm esine

ma olmuştur. Bu yolla DYP-SHP ço­

23’ü adli suçlu, l ’i Ermeni asıllı top­

ğunluğu, “ANAP iktidarı dönemine

lam 4 8 k iş i id am e d ild i. K asım

12 Eylül döneminde askeri mahke­ melerde olağanüstü koşullarda yapı­ lan soruşturma ve yargılamalar sonu­ cunda binlerce kişinin mahkûm edil­


1029

PARLAM ENTO VE Y A S A M A • T Ü R K İY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

mesi, yeniden çok partili yaşama ge­

ye’ye tecavüz durumunda buna der­

8 Aralık 1991 tarihinde, Hükümete

çildikten sonra “a f ’ çağrılarının haklı

794 sayılı BM Güvenlik Konseyi ka­

bir gerekçesi oldu. Uluslararası kuru­

hal karşılık verilm esi için kullanıl­ m ak üzere, savaş hali ila n ı, ask er

luşlar, muhalefet ve hükümlü yakın­

gönderme ve yabancı silahlı kuvvet­

ları haksızlıkların ortadan kaldırılma­

lerin Türkiye’de bulunm ası konula­ rında izin verdi. 5 Eylül 1990 tarihin­

sı için, geniş kapsamlı bir affın çıkar­ tılması doğrultusunda TBMM’ye çağ­ rıd a b u lu n d u la r. ANAP ik tid a r ı,

de TBMM bu kez, “lüzum hudut ve şümulü Hüküm etçe takdir ve tayin

“1974 Affı”yla “anarşistler”in salıve­

olunacak” şekilde, hüküm ete asker

rilm esinin ülkeye çok zarar verdiği

gönderme ve yabancı silahlı kuvvet­

gerekçesiyle bu talepleri geri çevirdi. Kenan Evren de Cum hurbaşkanlığı

lerin Türkiye’de bulunm ası konula­

süresince, af taleplerini “terane” ve “dış güçler”in tertibi olarak niteleye­

verdi. 17 O cak 1 9 9 1 ’de, 6 7 8 sayılı Birleşmiş M illetler Güvenlik Konse-

rek affa karşı çıktı.

yi’nin aynı sorun nedeniyle verdiği

rında biraz daha genişletilm iş yetki

rarını desteklem ek üzere, Som ali’ye asker gönderm e, yine BM ’in Bosna Hersek’e gönderdiği Barış Gücü’ne ya da olası güç kullanma kararlarına ka­ tılmak üzere TBMM yetki verdi. Bu kararlar neticesinde Somali’ye ve Bos­ na Hersek’e asker gönderildi. Sıkıyönetim ve Olağanüstü Hal ile İlgili Kararlar Maraş katliam ının ardından 1978 yılında 13 ilde ilan edilen sıkıyöne­

kararı destekleme çerçevesinde aynı

tim, 1980 başında 21 ilde, 12 Eylül Darbesiyle tüm yurtta uygulanmaya

sonra, af yerine “şartlı salıverme” yo­ luna gidilerek şartlı ve kısmi bir genel

yetkiler üçüncü kez verildi.

başlanmıştı. TBMM yeniden açıldık­

Bu kararlar sonrasında Çekiç Güç

tan sonra kademeli olarak sıkıyöne­

af uygulandı. Terörle Mücadele Kanu-

pek de aratmayan olağanüstü hal uy­

12 E y lü l’den y ak la şık o n b ir yıl

d ü z e n lem e

Türkiye’de konuşlandırıldı. İncirlik Üssü’nden kalkan uçaklar İrak top­

TCK ’nm 125. ve 146. maddelerinden

raklarım bom baladı. Varlığı sürekli

mahkûm olanları kapsam dışı bıraktı­ ğından PKK’lı ve bazı sol görüşlü tu­

tartışılan bu uluslararası gücün görev

n u ’yla

g e tir ile n

bu

tuklu ve hükümlüler cezaevinde bıra­

süresi incelenen dönem içinde 8 kez uzatılmıştır.

kıldı. Siyasi iktidar ve Meclis çoğun­

tim kaldırılan illerde, sıkıyönetim i gulamasına son verilmesi için ANAP iktidarının hızlı davrandığı söylene­ mez.

T A B L O

luğu suçlular arasında bir ayrımcılık

Ancak 19 Temmuz 1987 tarihinde­ 7

D Ö N E M L E R İT İB A R IY L A Y A Z IL I S O R U ÖN ER GELER İ V E SO NUÇLAR I

yapmıştı. Anayasa Mahkemesi itiraz­ ları h ak lı bu larak, 14 6 . m addenin kapsam dışı bırakılmasının eşitlik il­

17. D ö n em

18. D ön em

kesine aykırı olduğu gerekçesiyle dü­

Gelen

2232

2202

zenlemeyi iptal etti. Bununla birlikte TCK’nm 125. maddesinden mahkûm

Cevaplanan Sözlüye çevrilen

1737 228

1358 742

olanlar için eşitlik ilkesi gözönüne

Geri alınan İade edilen

3 4 -

6 -

260 2232

96

alınmadı. Savaş hali ilanı ve silahlı kuvvet

İşlem den kaldırılan H ü k ü m sü z kalan

kullanılm asına izin verilm esi

TO PLAM

2202

19. D ön em 7550 6619 634 27 38 232 7550

TBMM, 1983-1994 yılları arasında TABLO

toplam beş kez Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilme­ sine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme konusunda hüküm eti yetkilendirdi. M eclis’in Anayasa’nm 117. madde­

17. D ö n em

18. D ön em

19. D ön em

23

46

69

1 27

41 3

2 16 46

25 69

Irak’ın Kuveyt’i işgal ve ilhak etmesi üzerine çıkan Körfez Sorunu sırasın­

Gelen Kabul edilip genel görüşm esi tam a m la n a n Reddedilen İşlem den kaldırılanlar

da önem kazandı. 12 Ağustos 1990

H ü k ü m sü z kalan

6 16 1

TO PLAM

23

sinden gelen bu yetk isi ilk olarak

tarihinde, TBMM Hükümete, Türki­

8

D Ö N E M L E R İT İB A R IY L A G E N E L G Ö R Ü ŞM E Ö N ER G ELER İ V E SO NUÇLAR I


1030

PARLAM ENTO VE Y A S A M A • T Ü RKİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

dir ki, 8 yıl 6 ay 22 gün sonra, sıkıyö­ netim uygulanan il kalmadı. Ne var

rasında herhangi bir oylama yapılma­

nemlerinde hükümetlerin sözlü soru­

dığından etkinliği sınırlı bir denetim

lara cevap verme konusunda pek is­

ki aynı tarihte Hakkari, Van, Diyarba­

yolu olan soru önergelerinin incele­

tekli olmadıkları söylenebilir. 18. dö­ nem de hü küm sü z kalan ve düşen

kır, S iirt, M ardin, B ingöl, Tunceli,

nen dönemdeki dökümü Tablo 5'te

Elazığ’da yürürlüğe konan Olağanüs­ tü Hal, il olduktan sonra Batman ve

görülebilir. M ille tv e k illerin in y azılı soru ya,

sözlü soru önergesi sayıları, sözlü so­

Şırnak’a da teşmil edildi.

sözlü sorudan daha çok başvurdukla­ rı görülmektedir.

ise hiç müsaade edilmediğini göster­ mektedir.

Sözlü sorular ayrı ele alındığında

Cum hurbaşkanı seçim i

ru mekanizmasının işlemesine nerede

İncelenen dönemde TBMM’de iki Cum hurbaşkanı seçim i yapılm ıştır.

incelenen dönem içinde toplam 4160

Yazılı soru önergelerine gelince, ele alınan dönemde toplam 1 1 .9 8 4

sözlü soru önergesi verildiği görül­

yazılı soru önergesi verilmiştir (Tablo

1982 Anayasası yürürlüğe girdikten

m ek ted ir (T ablo 6 ). 18. dönem de

7 ). Yazılı sorulara karşı hüküm etin

sonra, Devlet Başkanı, MGK Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Anayasa’nm

sözlü soruların cevaplanma oranı en düşük olmuştur. Verilen sözlü soru

daha ilgili davrandığı cevaplandırıl­ ma oranlarından kolayca anlaşılmak­ tadır.

geçici 1. maddesi gereğince Cum hur­

önergelerinin sadece % 13’ü cevap­

başkanı sıfatını kazandı. Anayasa’nm

landırılmıştır. Bu oran 17. dönemde

Cum hurbaşkanlığı seçim ine ilişkin

% 61, 19. dönemde % 15’dir.

19. dönem en çok yazılı soru yolu­ na başvurulan dönem olarak öne çık­

mekanizm ası ilk kez Ekim 1 9 9 0 ’da Turgut Ö zal’ın seçim ind e işletild i. Muhalefet partileri SHP ve DYP’nin protesto ederek katılm adıkları seçi­ m in s a lt ço ğ u n lu ğ u y e te rli sayan üçüncü turunda, ANAP Genel Başka­ nı ve Başbakan Turgut Ûzal ANAP’lı çoğunluğun oylarıyla Cumhurbaşka­ nı seçildi (31 Ekim 1989). T u rgut Ö z a l’ın ö lü m ü ü z e rin e TBMM bir kez daha Cumhurbaşkanı seçti. 16 Mayıs 1 9 9 3 ’te DYP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel üçüncü turda gerekli oyu sağlaya­ rak 9. Cumhurbaşkanı seçildi. Süleyman D em irde bazı muhalefet partilerine mensup milletvekilleri de oy verdi. Sonuçları tartışmalı olan bu seçim lerin en önem li so n u cu n u n , Meclis’in otuziki yıl sonra ilk kez as­ ker kökenli olmayan cumhurbaşkan­ larını seçmiş olduğu söylenebilir. TBMM’nin hüküm et denetlem e pratiği

A B C ARŞİVİ

Meclis’ten kanun tasarılannın (özellikle ANAP iktidarı döneminde) hızla geçirilmesi yöntemi, yasam a sürecini zedeleyen uygulamaların başında sayılabilir Yine aynı dö­ nemde kanun önerisine konuyla ilgisiz başka hükümler de eklendi ve zaman zaman Özal'ın deyimiyle “gece yarısı muhalefete muhteşem bir gol atıldı.”

Sözlü soru, sahibinin iki cevap gü­

maktadır. Bu dönemde Meclis’te tem­

nünde hazır bulunmaması durumun­ da “d ü şm ü ş” sa y ılır. D o la y ısıy la , “düşmüş” sayılan sözlü soru önergesi

sil edilen muhalefet partilerinin çeşit­ liliği ve çokluğu önergelerin fazlalı­ ğında etkili olmuştur.

m ak üzere Başbakan veya Bakanlar­ dan bilgi istemekten ibaret bulunan,

sayıları milletvekillerinin önergelerini

Tablodan çıkan ilginç bir sonuç da

takip etme ölçüleri hakkında fikir ve­

sadece bir milletvekili tarafından k ı­

ricidir. Bütün rakamlar birlikte değerlen­

son dönemde Anayasa ve İçtüzük hü­ kümlerine uygun bulunmayarak iade

Soru önergeleri: Hükümet adına sözlü veya yazılı olarak cevaplandırıl­

sa, gerekçesiz ve şahsi mütalaa ileri sürülmeksizin verilebilen; cevap son­

dirildiğinde, 18. ve 19. yasama dö­

edilen önerge sayılarındaki fazlalıktır. Genel görüşm e: G örüşm eler so ­


1031

PARLAM EN TO VE Y A S A M A • T Ü R K İY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

nunda oylamaya gidilmemesi itibarıy­

yandan Komisyon üyeliklerinin esas

la hükümetin siyasi sorumluluğu söz-

partisi tarafından da genel görüşme açılması istenmiştir. İktidar çoğunlu­

konusu olmasa da, TBMM Genel Ku-

ğunun istediği üçüncü genel görüşme

rulu’nda hükümet, siyasi parti grup­ ları ve önerge sahiplerinden bir mil­

ise Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ta yürüttüğü operasyonla ilgiliydi. 19.

letvekilinin söz aldığı bir görüşmeye olanak veren genel görüşme önergesi,

dönemde kabul edilen genel görüşme

m ektedir. D olayısıyla fazla sayıda

incelenen dönemde toplam 138 adet

önergelerinde m uhalefet partilerine ait olanlar öğretmen sorunları, Türki

M eclis araştırm ası açılm ası, araştır­ manın hızla ve layıkıyla yapılmasını

verilmiştir (Tablo 8). Bu dönemde ge­

Cumhuriyetleriyle ilişkiler, toplumda

engelleyebildiği gibi, m illetvekilleri­

len önergelerin % 5 l ’i reddedilmiş, % 3 5 ’i hükümsüz kalmış, sadece biri ka­

çöküntü ve aile yapısı, Bosna-Hersek, Kıbrıs, Çeçenistan, yurtdışındaki işçi­

nin yasama faaliyetine dönük çalış­

bul edilmiştir. Sonuçta hükümetin si­

lerin sorunları, A zeri-Erm eni çatış­

yasi sorumluluğuna yol açmayan, ge­

ması, Gümrük Birliği Antlaşması’nm

Meclis araştırma önergelerini öner­ ge sahipleri açısından değerlendirme­

nel görüşme talepleri karşısında ikti­

Türkiye ekonomisine etkileri konula­ rını içeriyordu. Bosna-Hersek, Kıbrıs,

ye aldığımızda (Tablo 11); 17. yasa­ ma döneminde iktidar çoğunluğu ne

Azerbaycan meselesiyle ilgili olarak

iktidar partisi, ne de muhalefet parti­ leri milletvekillerinin verdiği önerge­

dar ço ğ u n lu ğ u n u n bu derece katı yaklaşımı, Meclis’i dışlamanın ve mu­ halefete tahammülsüzlüğün işareti sa­

iktidar partisi/partilerinin de önerge­

yılabilir.

leri mevcuttu. İç güvenlikle ilgili ge­

olarak Meclis’te grubu bulunan parti­ ler arasında dağıtıldığı da düşünülür­ se, bir milletvekilinin birden çok ko­ misyonda üye olma olasılığı yüksel­

malarını aksatabilmektedir.

nel görüşme ise iktidar ve muhalefe­

leri kabul etmiştir. İktidar çoğunluğu­ na mensup milletvekillerinin verdik­

mızda (Tablo 9) muhalefete ait öner­

tin ortak önergesiyle açılmıştır.

leri önergelerin takipçisi ya da hükü­

gelerin 17. ve 19. dönemde daha bü­ yük oranda kabul edildiği görülmek­

M eclis araştırm ası

Kabul edilen önergelere b ak tığ ı­

tedir. Çoğu kez aynı konuda iktidar partilerine mensup milletvekillerince de önerge verildiği hesaba katılmalı­

M eclis araştırm ası, m illetvekilleri arasından seçilen , kamu kurum ve

met veya parti grubunun baskısı ne­ deniyle ısrarlı olamadıkları söylenebi­ lir. 18. dönemde kabul edilen önerge­ lerin ikisi iktidar, yedisi ise muhalefet

kuruluşlarından meslek odalarından

tarafından verilmiştir. Ne var ki, dö­

dır. Yine de özellikle 19. dönemde ge­

ve kamu yararına çalışan dernekler­

nel görüşme yolu mahiyetine uygun

den bilgi istemek ve buralarda incele­ me yapmak, ilgililerini çağırıp bilgi

nem içinde yalnızca iki araştırma so­ nuçlandırılmıştır. Komisyon çalışma­

bir şekilde işletilmiştir. Bunun önce­ likle muhalefetin bilgi edinme ve de­

larının tamamlanmamasının sorum ­

almak yetkisine sahip bir araştırm a

luluğu öncelikle Komisyonlardaki ik­

netime dönük girişimlerine en az ola­

k o m isy o n u ta ra fın d a n y ü rü tü lü r.

tidar partisi çoğunluğuna aittir.

nak tanınan 18. dönemdeki uygula­

M e c lis a ra ş tırm a k o m is y o n u n u n

İk i tablo (1 0 ve 1 1) b irlik te ele

maya bir tepkiden kaynaklandığı kes­

Meclis’e sunduğu raporun Genel Ku-

tirilebilir. 18. dönemde iktidar çoğun­

rul’da görüşülmesi sonunda da oyla­ ma yapılması ve hükümetin siyasi so­

alındığında 17. ve 18. dönemde ikti­ dar çoğunluğunun Meclis Araştırması

luğunun açılm asına müsaade ettiği tek genel görüşme, üç paı tinin ortak önergesiyle verilmiştir. Açılan genel görüşmelerin konula­ rı, Meclis’in duyarlı olduğu ve parti­ ler arasında m utabakatın oluştuğu

mekanizmasının işlemesini engelledi­

rumluluğu sözkonusu değildir.

ği ortaya çıkmaktadır.

Genel görüşmede olduğu gibi hü­ kümet, siyasi parti grupları veya en az on milletvekili tarafından verilecek

iktidar çoğunluğunu hangi konularda M eclis’in b ilg ilen m esin e, incelem e

Araştırma önergelerinin konuları

önergeyle istenebilen Meclis araştır­

yapmasına tahammül ettiği veya et­

so ru n la rı y a n sıtm a sı b ak ım ın d a n

ma önergelerine baktığımızda örne­

önem lid ir. 17. yasam a dönem inde muhalefetin verdiği önergeler sonucu

ğin (Tablo 10) 19. dönemde rekor sa­

mediğini ortaya çıkarmaktadır. İk tid ar çoğunluğu 17. dönemde

hüküm etin dış p olitikası, ekonom i politikası, Bulgaristan’daki Türkler’in

yıda araştırm a önergesi verilirk en bunlardan kabul edilenlerin oranı % 21’dir. Oran düşük görünse de kabul

yolsuzluklar, tarım sorunları, yüksek öğretim, hayali ihracat, banka kredi­ leri, eski Hava Kuvvetleri Komutam

edilen araştırma önergesi sayısının 52 ve bunlar için kurulan komisyon ade­

T ah sin Ş a h in k a y a ’nm mal v arlığ ı,

yapılmıştır. Güneydoğu’daki olaylar ve Bulgaristan’daki Türkler’in sorun­

dinin 24 olduğu hesaba katıldığında Meclis Araştırması yolunun işlerlik­

ları, sanayi, belediyelerin sorunları, laiklik karşıtı hareketler, memur sen­

ları hakkında, aynı zamanda iktidar

ten uzak olmadığı söylenebilir. Öte

dikaları, spor, dış p olitik a, Ç erno-

sorunları ve Güneydoğu’da meydana gelen olaylarla ilgili genel görüşme

TRT, Güneydoğu olayları, trafik kaza­


1032

PARLAM EN TO VE Y A S A M A • T Ü RKİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

b il’deki nükleer patlam anın T ü rk i­

kan Tansu Çiller’in eşi ve yakınları­

lü’nde su yükselmesi, Sait Halim Paşa

ye’de yol açtığı tehlikeler, terör olay­ ları, kamu kesim inde savurganlığın

nın mal varlığı, özelleştirme konula­

Yalısı yangını ve siyasi parti genel

rında M eclis’in araştırm a, incelem e

b a şk a n la rım n ve y a k ın la rın ın m al

önlenmesi hakkında; 18. yasama döneminde GAP Proje­

yapmasını ve bilgi edinmesini “gerek­ siz” görerek engellemiştir.

varlıkları konularında Meclis’in araş­ tırma yapmasına olanak sağlamıştır.

si, dış borçlar, enflasyon, tarım ve

İktidar çoğunluğu;

(Bu konu 24 Aralık 1995 genel se­

çiftçi sorunları, sigara ithali, maden­

18. dönemde konut, belediyeler,

cilik, turizm, 1402’likler, İstanbul’un sorunları, spor, cezaevleri, tutuklu ve

para kredi piyasası, Em lak Banka-

çimleri sürecinde ve ANAP, DYP azın­ lık koalisyonu hüküm eti kurulması

sı’nın dolandırılm ası, hava kirliliği,

sonrasında hep gündemde kalmıştır)

hüküm lülerin sorunları, TRT, M illi

tıp fakültelerinin, pamuk üreticileri­

Eğitim, hayali ihracat, tüketici sorun­

nin sorunları ve çevre;

muhalefet partilerinin araştırma ya­

ları, G üneydoğu’da meydana gelen

19. dönemde ise, tü k etici, çiftçi, trafik kazaları, Çernobil’deki nükleer

pılmasını istedikleri konuların önem­

olaylar, trafik kazaları, dış politika, kontrgerilla, özel televizyonlar, ban­

kaza sonrası hükümetin takındığı tu­

kalar hakkında; • 19. yasama döneminde, bürokratik

tum, hayali ihracat, özel televizyon­

rekir. 19. dönemde Başbakan Tansu Çiller’in mal varlığı hakkında muha­

lar, madencilik, Güneydoğu olayları,

lefet tarafından verilen Meclis araştır­

yapılanma, emekliler, Özel Harp Da-

(bunlar ANAP iktidarları döneminde

ma önergesi siyasi sıkıntılara yol aç­

iresi’nin faaliyetleri, kontrgerilla, NA­

mış, iktidar çoğunluğu karşı bir atak­

TO tatbikatı, para piyasası, Merkez

engellenen araştırma konulandır) öğ­ retmenlerin, özürlülerin sorunları, Si­

Bankası, Turban, Emlak Bankası, Çe­

vas olayı, ISKl’deki yolsuzluklar, E r­

la 1 9 8 3 sonrasınd a M eclis’te grup kurmuş bulunan partilerin genel baş-

kiç G ü ç’ün faaliyetleri T ü rk Hava

zincan deprem i, Bosna-H ersek, Ba­

kanları ve yakınlarının mal varlıkları­

Kuvvetleri’nin uçak ihaleleri, Başba­

yındırlık Bakanlığı ihaleleri, Van Gö­

19.

dönemde iktidar çoğunluğu ile

li ölçüde kesiştiklerini belirtmek ge­

nın araştırılması önergesini gündeme getirip kabul ettirmiştir. Böylece Baş-

T A B L O

9

bakan’ın özellikle Devlet Bakanı ol­

VER İLEIU V E K A B U L E D İL E N G E N E L G Ö R Ü Ş M E Ö N E R G E L E R İN İN S A H İP L E R İ V E R İL E N Ö n e r g e sa h ip le ri

duktan sonraki dönemde mal varlı­ ğında görülen hızlı artış ve ABD’deki taşınmazlarına ilişkin gerçeklerin or­

K A B U L E D İL E N

17. D ö n .

18. D ö n .

19. D ö n .

17. D ö n .

18. D ö n .

3

-

8

3

-

28

46

41

4

-

19. D ö n .

H ü k ü m e t veya

M eclis soruşturm ası

iktidar partisi

'

7

Başbakan veya Bakanların görevle­

M u h a le fe t partisi ve b a ğım sız m illetvekilleri O rtak TOPLAM

taya çıkması zorlaştırılmıştır.

31

riyle ilgili cezai sorumluluğu gerekti­ ren bir durum olup olmadığının araş­

-

1

1

-

1

1

23

47

69

7

1

39

TA B L O

tırılmasını sağlayan Meclis Soruştur­ ması, açılması TBMM üye tam sayısı­ nın en az onda birinin vereceği öner­

10

M E C L İS A R A Ş T IR M A Ö N E R G E L E R İ V E S O N U Ç L A R I

ge ile istenebilir. Meclis soruşturma açılmasına karar verirse seçilecek So­

17. D ö n em

18. D ö n e m

19. D ön em

ruşturm a K om isyonu’nun en fazla

Gelen

68

151

247

dört ay içinde sunacağı raporun G e­

Kabul edilen

-

9

52 (24 adet kom. kur.)

nel Kurul’da görüşülmesi sonucunda

K om .kur.raporu g ö rü şü le n

-

2

11

Reddedilen

61

84

15

edilen bakan ise bakanlıktan düşer.

Gen.gör.çevrilen

-

-

2

Başbakan Yüce Divan’a sevk edildi­

Geri alm an

-

-

2

İşlem den kaldırılan

-

8

ğinde hükümet düşer. 1983-1995 dö­ neminde verilen toplam M eclis So­

H ü k ü m sü z

T O PLA M

ilgilinin Yüce Divan’a sevk edilmesi­

Toplam Hükümsüz: 209

7

57

176

68

151

247

ne karar verilebilir. Yüce Divan’a sevk

ruşturma önergesi 36 adettir. (Tablo 12) Bunlar içinde açılan soruşturma


1033

PARLAM EN TO VE Y A S A M A • T Ü RKİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

TABLO

11

Ö N E R G E S A H İP L E R İ B A K IM IN D A N M E C L İS A R A Ş T IR M A Ö N E R G E L E R İ V E S O N U Ç L A R I KA BU L EDİLEN

VERİLENLER Yasam a D ö n em i 17. Dönem 18. dönem 19. Dönem

İktidar Partisi / leri

M u h ale fe t Parti, ve Bağ.

4 6 29

63 145 214

Ortak

Toplam

1

68 151 247

4

İktidar Partisi / leri -

2 13

M u h a le fe t Parti, ve Bağ.

O rtak

-

7 35

Toplam -

4

9 52

barıklık oluştuğunu, içerik ve huku­

İncelenen dönem içerisinde en çok

kiliğin geri planda kaldığını b elirt­ 17. dönemde Devlet eski Bakam İs­mek yanlış olmayacaktır. Geçmiş hü­ kümetlere yönelik benzer bir denetle­ mail Özdağlar, rüşvet alma ve görevi

gensoru önergesi 19. dönemde veril­

kötüye kullanmak iddiasıyla Yüce Di­

me 12 Eylül askeri darbesi sonrasın­

ve muhalefet partilerinin çeşitliliği­

van’a sevk edilmiştir. Bu olaym ilginç

da Milli Güvenlik Konseyi dönemin­

yönü, Özdağlar’m Yüce Divan’a şev­ kine yol açan süreci iktidar partisinin

de gerçekleştirilmişti. Milli Güvenlik

nin, sayının fazlalığına etki ettiği ileri sürülebilir.

Konseyi döneminde açılan soruştur­

Üç dönem boyunca da gensorunun

başlatmış ve sonuçlandırm ış olması­

m alard an d örd ü nde Y ü ce D iv an ’a

kabul edilmesi suretiyle hükümetin

dır. 18. dönemde muhalefetçe verilen

sevk kararı verilmişti. Yapılan yargıla­

ya da bir bakanın düşürülmesi sözko-

4 önerge reddedilmiştir. 19. dönemde

ma sonucunda eski Bakanlardan Hil­ mi İşgüzar, Tuncay Mataracı, Şerafet-

nusu olmamıştır. Meclis çoğunluğu­ nun iktidar partisi/partilerine ait ol­

m u h alefet tarafın d an verilen 1 6 ’sı reddedilirken; iktidar partisi/partileri

tin Elçi hapse mahkum olurken, Sela-

m ası ve parti disiplini m uhalefetin

hattin Kılıç beraat etti. 1960-1980 yıl­

tarafından verilen 7’si kabul edilmiş­

ları arasınd a TBM M Y üce D iv an’a

gensoru mekanizmasından sonuç al­ masını güçleştirmektedir.

tir. Açılan soruşturmalar sonucunda

sevk kararı vermemiştir.

eski D evlet B akanlarınd an (ANAP Hükümeti) Cengiz Altmkaya ve Sefa

incelenen dönem boyunca Meclis soruşturm a m ekanizm asının işletil­

sında sadece 16. dönemde iki genso­ ru kabul edilm iştir. Bunlardan ilki

sonucunda üç kişi Yüce Divan’a sevk edilmiştir.

verilen 25 soruşturm a önergesinin

miştir (Tablo 13). Bu dönemde ikti­ darın koalisyon hükümeti olmasının

Türkiye’de 1 9 6 0 -1 9 9 4 yılları ara­

Giray, Yüce Divan’a sevk edilmiştir.

mesinde muhalefetin başarı sağlaya­

Demirel Hükümeti hakkında 1978 yı­

Yapılan yargılama beraatle sonuçlan­ mıştır. Bu dönemde iktidar partileri

madığı, bu denetim yolunun iktidar

lında verilmiş ve hükümet düşürül­

tarafından ya kendini aklama, ya da

tarafından verilen ve Meclis soruştur­

geçm iş hüküm etleri m ahkum ettir­

müştür. İkincisi 1980 yılında Demirel Hükümeti’nin Dışişleri Bakanı Hay­

ması açılan konular koalisyon hükü­

meye dönük kullanıldığı söylenebilir.

rettin Erkm en’in düşürülmesiyle so­

m etin i o lu ştu ran DYP ve SH P’nin (SHP, CHP birleşm esinden sonraki

Gensoru

nuçlanmıştır. Bir milletvekili tarafından işletile­

dönemde soruşturma önergesi kabul

Hükümetin ya da bir bakanın siya­

bilen, kısa metinli ve istenilen her ko­

edilmediği için DYP-SHP koalisyonu ifadesi kullanılmıştır) önceki dönem­

si soru m luluğu na yol açabilen tek

nuda işletilebilecek olan soru önerge­

hüküm eti denetlem e aracı gensoru­

leri en çok tercih edilebilen denetim

deki ANAP iktidarlarına karşı ileri

dur. Siyasi parti grupları veya en az

mekanizmasıdır. Bunu, on milletveki­

sürüp bir sonuç alamadıkları yolsuz­ luk iddialarıyla ilgilidir. Bu partiler

yirmi milletvekilince verilebilen gen­ so ru n u n gündem e a lın m a sı kabu l

li tarafından verilebilen ve konu bul­

gerek seçim öncesi, gerekse koalisyon

edildiğinde, yapılan gensoru görüş­ m eler tam am landıktan bir tam gün

tırması ve genel görüşme önergeleri izlemektedir. Yirmi milletvekili tara­

kurulduktan sonra “yolsuzlukların hesabının sorulacağı” yönünde yap­ tıkları vaadi tutm ak için M eclis içi

makta pek zorlanılmayan Meclis araş­

sonra oylanır. Oylama sonucunda hü­

fından gidilebilen gensoru yoluna,

küm etin veya bir bakanın düşürül­

denetim yollarını harekete geçirm iş­

mesi için, TBMM üye tam sayısının

üye tam sayısının en az onda biriyle (45 imza) verilebilen Meclis soruştur­

lerdir. Ancak seçim vaadleri nedeniy­

salt çoğunluğunun güvensizlik oyu

masından daha çok başvurulmuştur.

le yolsuzluk dosyalarında sayıca ka­

vermesi gerekir.

M u h alefetin , ik tid ar çoğu nluğuna


1034

PARLAM ENTO VE Y A S A M A • T Ü R KİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

rağmen hüküm eti denetleme m eka­

soruşturm ası önergelerinden alman

nizmalarından sonuç almaları (soru­

sonuç ise % 15’dir. Açılan soruşturma sonucunda yalnızca iki kez Yüce Di-

ya cevap verilmesi, görüşme açılması,

çildikleri bölgeyi veya kendilerini se­ çen leri değil, bütün m illeti tem sil ederler. D iğer bir deyişle “Türkiye

araştırma komisyonu kurulması, so­ ruşturm a açılm ası, hüküm etin veya

van’a sevk kararı verilmiştir. Mahkû­ miyet yoktur. Gensoru önergelerin­

1982 Anayasası, 1961 Anayasası’na

bakanın düşmesi) başvurulan yolun

den ise hiç sonuç alınamamıştır. Hü­

nazaran milletvekili seçilme şartlarım

etkisiyle doğru orantılı gözükmekte­

kümeti denetleme mekanizmalarının

dir. En zayıf etkiye sahip olan soru

elde edilebilecek nihai sonuç yerine

ağırlaştırmıştır. “Otuz yaşını doldu­ ran her Türk” milletvekili seçilebilir.

mekanizmasından en yüksek oranda sonuç alınm ıştır. Soru önergelerine

gündeme alınma, muhalefetin hükü­ m ete dönük e le ştifilerin i açıklam a

Ancak, en az ilkokul mezunu olma­ yanlar, kısıtlılar, yükümlü olduğu as­

v e rile n cevap o ra n ı o rta la m a % 6 6 ’dır. Yalnızca bir konunun Genel

fırsatı sunma ve hükümetin konuyla

kerlik hizmetini yapmayanlar, taksirli

ilgili izahatta bulunma mecburiyetin­

suçlar hariç toplam bir yıl veya daha

Kurul’da görüşülmesi sonucunu do­

de kalma bakımından değerlendirdi­

fazla hapis ile hüküm giymiş olanlar

ğuran genel görüşme önergeleri so­

ile Anayasa’mn 76. maddesinde sayılı

nuç alınması bakımından ikinci sıra­

ğim izde, bu m ekanizm aların daha yüksek oranlarda işlemiş olduğu or­

yı almaktadır. Açılan genel görüşme

taya çıkar. Ö rneğin genel görüşm e

sayısı, verilen genel görüşme önerge­

önergelerinden % 6 8 ’i, Meclis araştır­

lerin in % 3 4 ’ünü oluşturm aktadır. Yapılacak araştırm a sonucunda hü­

ma önergelerinin % 4 8 ’i, Meclis so­

kümetin uygulamalarına ilişkin bazı

soru önergelerinin ise hepsi Genel

k u su rların te sp it ed ileceğ i m eclis

Kurul’da görüşülmüştür.

araştırmasının açılma oranı % 13’tür. Başbakan veya bakanlar hakkında ce­

ruşturma önergelerinin % 9 0 ’ı, gen­

T A B L O

1 2

19. D ön em

Gelen

7

4

25

Soruşturma açılmasına gerek görülm eyen (reddedilen)

6

4

16 (kabul edilen görüşülemediği için 20. dön. devir)

1

T A B L O

4

mazlar. “Yasama sorumsuzluğu” ola­ rak adlandırılan bu ayrıcalık, m illet­ vekillerine hukuki ve cezai kovuş­ turmalara karşı sürekli bir korum a

25

seçim den önce soruşturm asına baş­ la n ılm ış olm ak k ay d ıy la (A nayasa’nın 14. m addesindeki durum lar

13

d ışın d a ), M eclis k ararı olm ad ıkça sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve

17. D ön em

18. D ö n e m

19. D ö n em

3

28

42

3

28

28

yargılanamaz. “Yasama dokunulmaz­ lığı” olarak bilinen bu koruma m il­

37

letvekilliği süresince geçerlidir. Anayasa’da yeralmış olsa da, “kür­

2

sü masuniyeti”nin siyaset pratiğinde

-

3

bunları M eclis dışında tekrarlam ak ve açığa vurmaktan sorumlu tutula­

sağlar. İkinci olarak, m illetvekilleri ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve

G ENSO R U ÖN ER G ELER İ V E SO N U ÇLAR I

Gelen Kabul edilen Reddedilen İşlemden kaldırılan İşlemde olan TO PLA M

rındaki oy ve sözlerinden, M eclis’te ile ri sü rd ü k leri d ü şü n celerd en ve

2

1

işlemden kaldırılan 7

sızlıklarını koruma ve yasama göre­ vini lâyıkıyla yerine getirebilmelerini le, m illetvekilleri M eclis çalışm ala­

18. D ö n e m

T O PLA M

Dokunulmazlık, Anayasa’nm m il­

sağlamayı amaçlamaktadır. Ö ncelik­

17. Dönem ı

Yüce Divan'a şevke karar verilen

Dokunulmazlık

üyelerinin yürütm eye karşı bağım ­

V E R İL E N M E C L İS S O R U Ş T U R M A Ö N ER G ELER İ V E SO N U ÇLAR I

olanlar affa uğramış olsalar bile m il­ letvekili seçilemezler.

lardır. Bu ayrıcalıklar, yasama organı

Anayasa’ya göre, milletvekilleri se­

Soruşturma açılıp Yüce Divan'a sevk olmayan

suçlard an b irin d en hüküm giym iş

letvekillerine tanıdığı bazı ayrıcalık­

TBMM üyeleri

zai sorumluluğa yol açabilen Meclis

milletvekilliği” kabul edilmiştir.

3

tam anlamıyla idrak edildiği söylene­

42

mez. Meclis kürsüsünden aykırı dü-


1035

PARLAM ENTO VE Y A S A M A • T Ü RKİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

şüncelerin dile getirilm esi sırasında milletvekillerinin tepkilerini kürsüye

demde kaldı. Mart 1994’teki yerel se­ çim ler öncesinde, ülkedeki PKK kar­

yürüyerek göstermeleri sonucu, “kür­ sü masuniyeti” fiilen de ortadan kal-

şıtı kampanyadan ve m illiyetçi dal­ gadan yararlanma saikiyle harekete

dınlabilmektedir!

geçen Hükümetin DYP kanadı Mec-

1980 öncesinde M eclis’te “kom ü­ nizme” karşı tezahür eden hoşgörü­

lis’teki diğer siyasi partilerin desteği­

süzlük, incelenen dönemde “sol dü­

*

şünce” ve “Kürt sorunu” konularında tekrarlandı. 17. Yasama döneminde,

ni de alarak bazı DEP (e sk i HEP)

SHP G en el B aşk an ı Aydın G üven Gürkan’m “1 Mayıs emeğin bayramı­

m illetvekillerinin dokunulm azlıkla­

•/ T j .V /

rının kaldırılması için girişimde bu­ .T

lundu. (Aynı dönemde DEP hakkın­ da Anayasa M ahkem esine kapatma davası açılmıştı ve HEP’in kapatılma­ sı em sali düşünüldüğünde D EP’in

dır” sözlerine iktidar partisi (ANAP) milletvekillerinin tepkisi kavgaya dö­ nüştü. 19. Dönemde kürsü dokunul­

k a p a tıla ca ğ ı k esin g örü n ü y ord u .) D okunulm azlıkların kaldırılm asına

mazlığına yönelik bu saldırganlık va­

ilişkin dosyaları dönem sonuna b ı­

kasını unutturan, provokatif bir iklim

rakm a g elen eğ in e sahip TBM M , 2 Mart 1994 günü başlayan görüşme­

Meclis’e hakim oldu. 18. Dönemde SHP listelerinden se­ çilen HEP milletvekillerine karşı ikti­ dar odaklarınca körüklen erek yay­ gınlaşan “hainler” önyargısı Meclis’e de yansıdı. 6 Kasım 1991’de yapılan yemin töreninde, Diyarbakır m illet­ vekili Leyla Zana’nm , yemininin ar­ dından Kürtçe “Türk ve Kürt halkla­

A B C AR Ş İV İ

Hatip Dicle’nin Meclis’te yemin töreni sı­ rasında “Bu metni anayasa baskısı altın­ da okuyorum” demesi ortalığı karıştırdı, bazı milletvekilleri Dicle’y i zorla kürsü­ den indirdiler. Meclis aynı gün Leyla Zana’nın da kürsüde Kürtçe konuşmasıyla iyice karıştı. Kimileri kürsünün dokunul­ mazlığını hatırlatırken, kim ilen bu çıkışlan ‘“zamansız” buldu.

rının kardeşliğini” ifade eden sözleri,

lerde eski HEPTilerden O rhan D o­ ğan, Sırrı Sakık, Hatip D icle, Leyla Zana, Selim Sadak (hakkmdaki karar sonra Anayasa M ahkem esi tarafın­ dan ip ta l e d ild i), B ağ ım sız (e s k i HEP’li) Mahmut Almak ve o günler­ de A tatürk’e dönük karalayıcı k o ­ nuşm aları yayım lanan RP İstanbul Milletvekili Haşan Mezarcı’nın doku­ nulm azlıklarının kaldırılm asına ka­

D iyarbakır m illetv ek ili Hatip D ic­ le’nin yeminini “Anayasa baskısı al­

maz ama buna rağmen kürsüye do­

rar verdi. Dokunulmazlıkları kaldırı­

tında" yaptığını söylemesi Meclis Ge­

kunulamaz” sözleri, “PKK’nın Mec-

lan milletvekillerini derhal gözaltına

nel Kurulu’nu karıştırdı. Dicle, kür­ süde tartaklandı. Bu m illetvekilleri­

lis’ten kovulması” kampanyası karşı­

almak için polis Meclis’i “ablukaya”

nin özellikle Kürt sorunu, Doğu ve

sında etkisiz kaldı. Böyle bir atmos­ ferde, A nkara DGM , HEP k ök en li

aldı. Dokunulmazlıkları kalkmış ol­ masına karşın halen milletvekili sta­

Güneydoğu’da meydana gelen olaylar

milletvekillerinin dokunulmazlığının

tüleri devam eden bu kişilerden ba­

hakkın d a y ap acakları konu şm alar

kalkması istemiyle TBMM’ye fezleke

zıları tartaklanarak gözaltına alındı.

hoşgörüyle karşılanam adı. Örneğin Kars Milletvekili Mahmut Almak, he­

gönd erd i. DGM b a şsa v cısın a göre

D iğ e r m ille tv e k ille r i d o ğ ru d an

“dağdaki eşkıya M eclis’e in m işti”.

D G M ’ne te slim o lm a k iste d ik le ri

nüz SHP’deyken, Grup Başkanvekili

Meclis Başkanı Cindoruk, kürsü ma­ suniyeti ve Meclis’in özgürlüğünü sa­

için, TBMM binasını terketmediler. letvekilleri, gözaltında sorgulandık­

lediği bazı sözler nedeniyle kürsüde

vunarak fezlekeyi işlem e koym adı. HEP milletvekilleri, Anayasa Mahke-

tartaklandı ve konuşturulmadı. Alınak’ın kürsü dokunulm azlığının fi­

m esi’nde kapatm a davası açılm ası gündeme gelince, m illetvekillikleri­

idam istemiyle dava açıldı.

ilen yok edilmesine yol açan, “geçen­

nin düşmesini engellemek için parti­

Dokunulmazlıklarla ilgili gelişme­ lere genel olarak bakıldığında, “yasa­

lerde D igor’da iki kardeşimiz öldü. Biri asker, biri PKK’h ...” diye başla­

lerinden ayrılarak Dem okrasi Parti-

ma sorumsuzluğu”nun sadece huku­

si’ni kurdular.

ki ve cezai kovuşturmalara karşı ko­

sıfatıyla terör ve iç güvenlik konu­ sundaki genel görüşme sırasında söy­

İstekleri kabul edilen HEP/DEP mil­ tan sonra tutuklandılar. Haklarında

yan ve devamı duyulmayan cüm le-

HEP/DEP milletvekillerinin doku­

ruma sağladığı fakat m illetvekilleri

siyd i. TBM M B aşk an ı H ü sam ettin

nulm azlıklarının kaldırılması talebi,

Cindoruk’un “ayrılıkçılık savunula-

bir sonuca varmaksızın aylarca gün­

için siyasi bir güvence teşkil etmediği söylenebilir. Aykırı düşünceleri dile


1036

PARLAM ENTO VE Y A S A M A • T Ü RKİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

getirenler kürsüden yaka paça indirilebilmiştir. Yasama dokunulmazlığı ise, bir an­ lamda muhalif milletvekillerine karşı bir silah olarak kullanıldı. Üyeliğin düşm esi İncelenen dönemde üyeliğin düş­

a ■S *

A

i

'

.M

mesi, en çok partisinden istifa ederek başka bir partiye girme konusunda tartışılmıştır. Parti değiştirmek iste­ yen m ille tv e k ille r i, m ille tv e k ili “transferini” yasaklayan Anayasa’nın 84. maddesi engelini aşmak için men­ sup oldukları partiyi feshetme, parti­ lerinden ihraç edilme ve yeni bir parti kurarak “hülle partisi”yle geçilm ek isten en partiyle birleşm e y olların ı kullanmışlardır. 6 Kasım 1983 seçimlerinde DYP ve SODEP’in seçimlere girdirilmemesinin yarattığı siyasi sıkıntılar, Meclis’e

A B C ARŞİVİ

Kars milletvekili Mahmut Almak “Geçenlerde Digor’da iki kardeşimiz öldü, biri asker biri PKK’lı” diye başlayan cümlesini bitiremedi. 91 seçimlerinden sonra oluşan parla­ mento, iç barışa yönelik her çıkışı “vatanın bölünmez bütünlüğü” mantığıyla -çoğu za­ man da kaba kuvvetle- susturdu.

giren partilerde dağılma sürecini baş­ lattı. HP ile SODEP, SHP adıyla yeni b ir parti kurarak b irleştiler. MDP kendini feshetti. HP’den ayrılan bazı

“İstifa” suretiyle milletvekilliğinin düşmesinin iki örneği vardır. 17. ya­

killiği düşürülmedi.

sama döneminde ANAP Manisa Mil­

Anayasa M ahkemesi’nin parti ka­ patma kararı nedeniyle toplam on-

milletvekilleri kurucu olarak, bazıları

letvekili İsmail Özdağlar, milletvekil­

dört milletvekilinin üyelikleri düştü.

hülle partisi kurarak DSP’ye geçtiler.

liğinden istifa etti. İstifası kabul edile­

1993 yılında Mahkeme’nin HEP’i ka­

Bazı bağımsız milletvekilleri DYP’ye

rek üyeliği düşen Özdağlar, Yüce Di-

patması üzerine, partinin kapatılma­

geçti. Böylece, her iki parti de Mec-

van’da yargılanm ış.ve m ahkum o l­

sına eylem ve sözleriyle neden olan

lis’e girerek grup kurdu.

muştu. İkinci örnek, 18. Yasama Dö­ 17. Yasama Dönemi’nde 84. madde neminde DYP Hatay Milletvekili Mu­ kapsamına giren bazı parti değiştir­ rat Sökm enoğlu’nun m illetvekilliği­ m eler iç in M e clis ço ğ u n lu ğ u n u n nin düşmesidir. Sökm enoğlu, daha

HEP eski Genel Başkam, SHP Diyar­ b ak ır M illetvek ili Fehm i Iş ık la r’ın milletvekilliği düştü. Diğer HEP mil­ letvekilleri dava açılmadan önce par­

(ANAP) harekete geçm em esi doğal olarak tartışmalara yol açtı.

önce yaptığı açıklamaya uygun ola­ rak, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın

tilerinden ayrıldıkları için 84. madde yaptırımından kurtuldular. Daha son­

1991 genel seçimlerinde HEP, SHP

Cumhurbaşkanlığına seçilmesini pro­

ra HEP’i kuran bu milletvekillerinin

ile seçim işbirliğine girerken, üyelik­ lerin in düşm esini engellem ek için

üyelikleri, bu partinin Anayasa Mah­ testo için istifa etmişti. 18. dönemde ANAP Genel Başkanı kemesi tarafından 1994 yılında kapa­

m illetvekillerini partiden anlaşmalı

Başbakan Turgut Özal (Malatya), 19.

tılması üzerine düştü. Bu milletvekil­

olarak ihraç etti. HEP k ontenjanın­ dan SHP listelerinden milletvekili se­

dönemde DYP Genel Başkanı ve Baş­ bakan Süleym an D em irel (İsparta)

leri şunlardır: Ahmet Türk, Ali Yiğit, Sırrı Sakık, Leyla Zana, Hatip Dicle,

çilenlerden bazıları seçim lerden bir

Cumhurbaşkanı seçildikleri için üye­

Sedat Yurtdaş, Selim Sadak, O rhan

süre sonra SHP’den istifa edip hülle

likleri düştü.

Doğan, Zübeyir Aydar, N aif Güneş,

partisi (ÛZEP) kurma yoluyla HEP’e geçtiler. İncelenen dönem boyunca,

İncelenen dönemde, üyelikle bağ­

M ahm ut K ılıç, Remzi Kartal, Niza-

parti değiştirme gerekçesiyle “üyeli­

daşmayan bir hizmet kabul ettiği ve M eclis çalışm alarına özürsüz olarak

m ettin Toğuç. Yargıtay Başsavcılığı, DEP milletvekillerinin partiden istifa

ğin düşürülmesi” yaptırımı hiç uygu­

bir ay içinde toplam beş birleşim gü­

ederek yaptırımdan kurtulamamaları

lanmadı.

nü katılmadığı gerekçesiyle milletve­

için DEP’in kapatılmasına ilişkin da­


1037

PARLAM ENTO VE Y A S A M A • T Ü R K İY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

vayı büyük bir g izlilik içinde açtı.

M illetvekillerinin m eslek

ekonomik güç sahibi olmanın yanısı-

Böyle bir davanın açıldığı sonradan

gruplarına göre dağılımı

ra toplumsal statü bakımından yay­

öğrenildi.

Dönemler itibarıyla meslek grupla­ rına baktığım ızda, ilk üç sırada yer alan meslek grupları hep aynı olmak­

1 9 8 3 sonrası m eclislerin anatom isi Bu bölüm de m illetvekilleri, mes­ lekleri, öğrenim durumları, yeniden seçilme durumlarına göre tasnif edi­ lerek 1983-1994 M eclislerinin anato­ misinin çıkarılmasına çalışılmıştır. Bu tasniften çıkan sonuçlar M eclisin ku­ rum laşm asını, profesyonelleşm esini ve toplum sal kesim lerin ne ölçüde M eclisle temsil edildiğini göstermesi bakımından önemlidir. Eğitimin yay­ gınlaşması, Meclis’teki eğitim düzeyi­ nin kompozisyonunu da değiştirmek­ te, alt sınıf kökenlilerin M eclisle tem­ sil edilmelerine katkı sağlamaktadır. Sosyo ekonom ik değişmelerle birlik­ te, siyasi kadroların geldikleri kesim­ ler de farklılaşmaktadır. TA B L O

tadır: serbest, kamu kesimi, hukuk­ çular. M illetvekilleri on ana m eslek grubuna göre tasniflenmiştir. İlk sırada yer alan serbest meslek grubu ağırlıkla, ücret karşılığı değil, kendi hesabına çalışan kesim lerden oluşm aktadır. B u n ların istisn a sın ı mahalli idarelerde görev alanlar (be­ lediyeciler) oluşturur. Tanım gereği bu grup içind e yer alabilecek olan avukatların, hukukçular meslek gru­ bu içerisinde değerlendirildiğini ha­ tırlatmak gerekir. Serbest meslek gru­ bu, fiilen, tüccar, sanayici, müteahhit, doktor, eczacı, müşavir, çiftçi, sigor­ tacı gibi alt meslek gruplarından te­ şek k ü l e tm ek ted ir. Yerel düzeyde

gınlık bu gruba dahil olan alt meslek gruplarının dikkat çeken özellikleri­ dir. Serbest meslek grubu, 1980 önce­ si dönemde olduğu gibi 1983 sonrası dönemlerde de Meclis’te en çok paya sahip olan gruptur. 17. dönemde % 28.7, 18. dönemde % 34, 19. dönem­ de % 36 ile ilk sırada yer almıştır. Ser­ best grup içerisinde tüccarlar, inşaat müteahhitleri, belediyeciler ve çiftçi­ ler (çoğunluğu büyük toprak sahibi­ dir) ağırlıkları olan alt gruplardır. Siyasi çalışmanın ve siyasi yaşamda yönetici kademelere gelmenin artan miktarda parasal gücü gerektirmesi, bu güce sahip olan kesimlerin siyasi kadrolar içine hızla dahil olmasını ko­ laylaştırmıştır. Bu kesimler siyasi re­ kabette ve propagandada avantajlı du­ rumdadırlar. Parti teşkilatlarında gö­ rev alanlar arasında müteahhitler ve tüccarlar gibi ekonomik güç odakları­

14

nın daha fazla yer almaya başlaması,

Y A S A M A DÖ N EM LER İ İT İ B A R I Y L A M E S L E K G R U P L A R I S IR A L A M A S I

gözlenen bir başka olgudur. Milletve­ killeri arasında belediyelerin oranı da

17. D Ö N E M İ 1. Serbest 2. Kamu 3. Hukukçu 4. Özel sektör 5. Teknik eleman 6. Asker 7. Işçi-Sendikacı 8. Gazeteci 9. Sanatçı 10. Sporcu

18. Y. D Ö N E M İ

% 28.7 21.7 17.5 12.2 9 6 2.7 2.2 0 0

1. Serbest 2. Kamu 3. Hukukçu 4. Teknik eleman 5. Özel sektör 6. Asker 7. Işçi-Sendikacı 8. Gazeteci 9. Sanatçı 10. Sporcu

19. Y. D Ö N E M İ

% 34.4 21.3 20 10.4 9 1.5 1.5 1.1 0 0

1. Serbest 2. Kamu 3. Hukukçu 4. Teknik eleman 5. Özel sektör 6. Asker 7. Gazeteci 8. Işçi-Sendikacı 9. Sanatçı 10. Sporcu

% 36 25.3 16 10 8.2 1.3 1.3 1.1 0 0

ilgi çeken bir düzeydedir. 17, 18. ve 19. dönemlerde Meclis’teki belediyeci kökenli milletvekillerinin oranı sıra­ sıyla % 7, % 9 ve % 10’dur. İncelenen dönem de, beled iyelerin hu kuki ve idari yapısının d eğiştirilm esi, m ali olanaklarının artırılması belediyeleri eskisinden daha fazla siyasi alana it­ miştir. Siyasette en çok talip olunan konumlar arasına yerel yönetimler de (belediye başkanlığı, belediye meclisi,

T A B L O

il genel meclisi üyeliği gibi) girmiştir. Parti teşkilatları, yerel yönetimler ve

15

Ö Ğ R E N İM D U R U M L A R IN A G Ö R E M İL L E T V E K İL L E R İN İN S A Y IS A L D A Ğ IL IM I Ö ğren im Du ru m u İlk Orta Lise Yüksek T O PLA M

17. D ön em Sayı % 15 9 32 343 399

4 2 8 86

18. D ö n em Sayı % 17 20 28 383 448

4 4 6 85

milletvekilliği karşılıklı geçişlerin doğallaştığı profesyonel mevkiler haline

19. D ö n e m Sayı % 16 16 39 373 444

4 4 9 84

gelmiştir. Kamu kesimine baktığımız­ da, bu grubun oranının, bürokratların egemen toplumsal ve politik güçler arasındaki konumunun geçirdiği dö­ nüşüme bağlı olarak değiştiği görül­ mektedir. Askerlerle birlikte ele alın­ dığında, sivil-asker bürokrat kesimin


1038

PARLAM EN TO VE Y A S A M A • T Ü RKİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

T A B L O

Konseyi’nin kendi oluşturduğu reji­

16

M E C L İS 'T E T E M S İL E D İL E N S İY A S İ P A R T İL E R E M E N S U P M İL L E T V E K İL L E R İN İN Ö Ğ R E N İM D U R U M L A R I İLK

ORTA

LİSE

ÜNİVERSİTE

25

19

55

583

A N A VATAN PARTİSİ 17-18-19. dönem/toplam

min geleceği açısından en uygun siya­ setçilerin askerler ve kamu görevlileri arasından çıkacağı doğrultusundaki varsayım ını yansıtıyor olsa gerekir. Oranlara bakarak, başlayan yeni sü­ reçte bürokratların yönetici sınıf içeri­

D O Ğ RU YO L PARTİSİ 17-18-19. dönem /MDP ve H P'den gelen dahil

18

12

30

243

6

5

11

95

sinde önemli bir yer tutmayı sürdür­ dükleri söylenebilir. Kamu kesim i,

HALKÇI PARTİ 17. dönem

MİLLİYETÇİ D EM O K R A Sİ PARTİSİ 17. dönem

1

2

6

58

4

8

16

161

0

3

5

32

tüm meslek grupları arasında üç dö­ nem boyunca da ikinci sırayı almıştır. Ü ç d ön em b o y u n ca g ö rü le n aynı

SO SYAL D EM O KR A T HALKÇI PARTİ 17. D/18. HEP-SBP/19. D. HEP-CHP dahil

D E M O KR ATİK SOL PARTİ 17. D.HP'den gelen/18. D. ayrılan dahil

HÜR D E M O K R A T PARTİ 17. dönem M D P 'd e n ayrılanlar

0

1

21

0

0

0

2

dır. Askerler, 17. dönemde % 6 paya sahipken, bu oran 18. dönemde % 1.5’e, 19. dönemde % 1.3’e düşmüş­

HALKIN E M EK PARTİSİ 17. ve 18. dönem SH P'den ayrılanlar

0

7

19

0

0

0

4

0

0

0

2

0

0

0

2

1993 genel seçimleri öncesinde Milli Güvenlik Konseyi’nin “veto müesse-

1

1

1

37

0

0

0

12

s e s i” nedeniyle siyasi p artiler geri çevrilmeyecek adaylar bulmaya çalı­

0

0

0

8

fından emekli bir generale kurduru­

tür. 17. dönem deki asker oranının

D EM O KR ATİK M ERKEZ PARTİSİ 18. dönem A N A P 'ta n ayrılanlar

ne göre oldukça yüksek bir oranda­

2

SOSYALİST BİRLİK PARTİSİ 17. dönem SHP'den ayrılanlar

Asker grubunun payı, 17. yasama döneminde diğer yasama dönemleri­

0

VATAN PARTİSİ 17. dönem A N A P 'ta n ayrılanlar

oran, kamu görevlilerinin temsilinin dengede olduğunu ifade etmektedir.

yüksekliği, bu dönem M eclis’in, 12 Eylül sonrası yapılan ilk genel seçim­ le oluşmasıyla açıklanabilir. 6 Kasım

A N A D O L U PARTİSİ 18. dönem D Y P 'den ayrılanlar

REFAH PARTİSİ 19. dönem

MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ (es.ad.MÇP) 17. dönem 1 kişi/19. dönem RP'den ayrılanlar

şırken, asker kökenli k işiler tercih nedeni olmuştur. Bizzat askerler tara­

BÜ YÜ K BİRLİK PARTİSİ 19. dönem M H P ve RP'den ayrılanlar

CU M HU RİYET H ALK PARTİSİ 19. dönem SHP ve DSP'den ayrılanlar SHP birleşmesi öncesi.

0

1

1

19

lan MDP’nin listesinden 12 Eylül yö­ netiminin Başbakanı emekli Oramiral

0

0

0

3

(esk i D eniz Kuvvetleri K om utan ı) Bülent Ulusu da milletvekili seçilmiş­

0

0

0

2

0

0

0

3

YENİ PARTİ 19. dönem A N A P 'ta n ayrılanlar

MİLLET PARTİSİ (Eski adı IDP) 19. dönem RP'den ayrılanlar

YENİ D E M O K R A Sİ HAREKETİ 19. Dönem A N A P 'ta n ve Bağımsızların katılımıyla

tir. Sonraki dönemlerde askerlerin si­ yaset sahnesindeki doğrudan etkisi azaldıkça, Meclis’teki payları da düş­ müştür. 18. ve 19. dönemdeki asker

*

Parti değiştiren milletvekilleri hem ilk partilerde, hem de daha sonra girdikleri parti­ lerde sayılmıştır.

kökenli m illetvekilleri arasında 12

**

"Hülle Partileri"ne tabloda yer verilmemiştir.

Mart ve 12 Eylül döneminin sıkıyö­

* * * 24 Aralık 1995 genel seçimleri öncesi aday tesbitlerine tepki olarak parti değiştiren milletvekillerine YDH dışında yer verilmemiştir.

netim yetkilileri, askeri savcı ve ha­ kim leri dikkat çekm ektedir. Bunlar arasında Baki Tuğ, Recep Ergun, Or­

Meclis’te temsili, 1983 sonrası hiç de azımsanmayacak düzeydedir. 12 Ey­

ği ilgi çekm ektedir. Toplam % 2 7 .7 olan bu pay, m illetvekili adaylarını

han Kilercioğlu sayılabilir.

lül yönetimini izleyen 17. yasama dö­

tek tek inceleyip vetoya tabi tutan,

dönemde temsil edilirken, en düşük

nem inde askerler ile birlikte kamu

kimlerin siyaset yapacağına karar ve­ ren tek organ olarak Milli Güvenlik

Her dönem Meclis’te önemli oranlar-

görevlisi grubunun payının yüksekli­

Hukukçular en yüksek oranda 18. 19. dönem de tem sil edilm işlerdir.


PARLAM EN TO VE Y A S A M A • T Ü RKİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

1039

ve 18. dönemlerde % 9 iken, 19. dö­

alm aktadır. G azeteciliğ in serm aye

nemde küçük bir artışla % 10 olmuş­ tur. Ne var ki serbest grup içerisinde

gruplarının eline geçmesinin, bu gü­

sinde oldukça düşük oranda bulun­ maktadırlar.

yer alan m üteahhitlerin çoğunlukla

hale edilebilmesinin ve bu yolla tem­

mühendislerden oluştuğu ve teknik

Avukatlar, siyasi yaşam içerisinde

eleman formasyonlu birçok milletve­

sil edilen çıkarların korunabilm esinin, M eclis’te belli bir tem sil gücü

ken d ilerin e rah atlık la yer b u la b il­

kilinin kamu ve serbest meslek grup­

oluşturmayı gereksiz kıldığı ileri sü­

mektedirler. Siyasi partilerin il, ilçe ve

lan içinde göründüğü hesaba katıldı­

rülebilir.

genel merkez organlarında da önemli

ğında, bu kesimin Meclis’te daha bü­

Sanatçı ve sporcu grupları Meclis’te

sayıda avukat görev almaktadır. Ser­

yük ölçüde temsil edildiği düşünüle­

best çalışma koşulları, toplumsal sta­

bilir. İşçi ve sendikacılar, 17. dönemde

hiç temsil edilmemektedir. Bunun ilk bakışta bu grupların siyasete ilgisiz

da tem sil edilen hukukçular grubu ağ ırlık lı olarak avukatlardan olu ş­ makta, hakim ve savcılar grup içeri­

tü ve hitabet gibi formasyon avantaj­ ları, siyasi olaylarla sürekli ilişkide ol­

cün kullanılarak siyasi alana müda­

kalm alarından kaynaklandığı düşü­

% 2 7 ’yle en yüksek temsil oranına ka­

nülebilirse de, özellikle 1985 sonra­

ma ve rahat zaman ayırabilme, hu­

vuşurken, 18. ve 19. dönemlerde bu

sında bu grubu dahil mesleklerden

kukçuların yüksek oranda temsiline

oran % 1.5 ve 1.3’e düşmüştür. Oran­

pek çok kişinin politikaya, siyasi par­

etki eden faktörlerdir. Seçm enlerin, M eclis çalışm alarının öncelikle hu­

lardan da anlaşıldığı gibi, bu kesim toplum sal ağırlıklarıyla orantılı bir

tilere ilgi gösterdiği bilinmektedir. Bu gruptan kişiler belediye başkanlığı,

kukla ilgili olduğu, dolayısıyla hu­ kukçuların varlığının bu süreci olum­

biçimde Meclis’te temsil edilmemek­ tedir. Önemli bir nokta, bu gruba da­

m eclis üyeliği ve m illetv ek illiğ in e aday olmuşlar, siyasi partiler ve lider­

lu etkileyeceği düşüncesiyle hareket

hil olan milletvekilleri arasında sade­

ettikleri de söylenebilir.

ce sendika yöneticilerinin bulunması,

ler de bunların popülaritelerinden ya­ rarlanm ak istem işlerdir. Sanatçılar

doğrudan işçi olan milletvekillerinin bulunmamasıdır. Sendikacı grup içe­

beled iye b aşk an lık ları ve belediye

yunca azalan oranda temsil edilmiştir. 17. dönemde % 12 olan oran, 18. dö­

risinde, işveren sendikaları yönetici­

şın , m illetvek ili seçilem em işlerdir.

nemde % 9 olmuş, son dönemde ise % 8’e düşmüştür. Özel sektör grubu,

lerin in de bulunduğunu belirtm ek

Bunun tek istisn a sı, 18. dönem de milletvekili seçilen Arif Sağ’dır. (Sağ,

Özel sektör grubu üç dönem bo­

gerekir.

diğer m eslek grupları içerisinde 17.

Gazeteci-yazar grubu tüm meslek

dönemde 4. sırada yer alırken, 18. ve

grupları içerisinde geri sıralarda yer

meclis üyeliklerine seçilmelerine kar­

konservatuvardaki görevi nedeniyle öğretim üyesi olarak değerlendiril-

19. dönemlerde 5. sırada yer almıştır. Özel sektör yöneticilerinin, işletmeci­ lerin 1983 sonrasında politikaya daha fazla ilgi gösterdikleri ileri sürülebilir. 18. ve 19. dönemlerde “serbest mes­ lek grubunun temsil oranındaki yük­ selmede statüdeki veya statü beyanın­ daki bu değişimin payı vardır. İnşaat, haberleşme, elektrik, elektronik gibi hızla büyüyen sektörler teknik ele­ manlara ihtiyacı çoğaltırken, teknik elemanların ücret karşılığı çalışmanın ötesinde yönetici konumlarda iktisadi alana girmeleri toplumsal ve ekono­ m ik g ü çle rin i artırm ıştır, ik tisa d i alandaki değişiklikler ve teknolojinin yaygınlaşm asının teknik elemanları daha önem li kılm asına rağm en bu grup Meclis’te 1980 öncesi dönemler­ le aynı oranda temsil edilmiştir. Tek­ nik elemanlarının temsil oranları 17.

A B C ARŞİVİ

Meclis’te sıraların dolu olduğu ender günlerden biri. 80’lerin sonlarında milletvekilleri­ nin devamsızlığı tartışıldı. Ancak çok önemli bir oturum olm adıkça otummlara katıl­ mamayı ilke edinen vekillere ceza verilip verilmeyeceği bir türlü karara bağlanamadı.


1040

PARLAM ENTO VE Y A S A M A • T Ü R K İY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

TABLO

18

H Ü L L E P A R T İL E R İ Yasam a D ön em i

A yrılm an Parti

A kıbeti

Tarih

Halk Partisi

17

H.P.

DSP'ye katıldı

28.12.1986

Demokratik Mücadele Partisi (DMP)

18

AN A P

DYP'ye kat.

7.12.1990

Yeşil Türkiye Partisi

19

DYP

A N A P 'a kat.

19.7.1991

Demokratik Hareket Partisi (DHP)

19

RP

M ÇP'ye kat.

29.12.1991

Birlik ve Barış Partisi (Bİ.B.P.)*

19

RP

M P (IDP)'ye

05.6.1992

Bütünleşme Partisi (BÜP)

19

SHP-DSP

CHP'ye kat.

29.9.1992

Ö zgürlük ve Eşitlik Partisi (ÖZEP)

19

SHP

HEP'e kat.

9.7.1992

Demokratik Katılım Partisi (DKP)

19

ANAP-DSP

SHP'ye kat.

15.3.1993

Yeni Ufuk Partisi (YUP)

19

ANAP

DYP'ye kat.

17.9.1993

Türkiye İçin Yeniden Birlik Partisi (TYBP)

19

DYP

A N A P 'a kat.

12.1.1994

Sosyal Demokrasi Partisi (SDP)

19

CHP

SHP'ye kat.

22.3.1994

Demokratik Hedef Partisi (DHEP)

19

ANAP

M H P'ye kat.

15.6.1994

Solda Katılım Partisi (SKP)

19

CHP-SHP

DSP'ye kat.

28.9.1994

Birliğe Çağrı Partisi (BÇP)

19

ANAP

DSP'ye kat.

4.10.1994

Genç Demokrat Parti (GDP)

19

ANAP

M H P'ye kat.

5.10.1994

Milli İrade Partisi (MİP)

19

SHP-ANAP

DYP'ye kat.

8.10.1994

DYP

A N A P 'a kat.

4.11.1994

ANAP-SHP

DYP'ye kat.

15.11.1994

Anavatan İçin Bütünleşme Partisi (ABP)

19 '

Söz Milletindir Partisi (SMP)

19

Solda Birlik ve Bütünleşme Partisi (SBBP)

19

CHP

DSP'ye kat.

29.11.1994

Yükselen Ülkü Partisi (YÜP)

19

SHP-ANAP

DYP'ye kat.

8.10.1994

İkinci Değişim Partisi (İDP)

19

ANAP

YP'ye kat.

5.1.1995

Öz Adalet Partisi (ÖAP)

19

SHP

DYP'ye kat.

5.1.1995

Demokratik Sosyalist Parti

19

BAĞ.

SHP'ye kat.

17.2.1995

*Pekçok kaynağın aksine, Birlik ve Barış Partisi, RP ile seçim ittifakı sonucu milletvekili seçilen IDP'lilerin, partilerine geri dönmesini sağlamak amacıyla kurulup, daha sonra söz konusu partiler ile Bayrak Partisi'nin, yeni partinin adını Millet Partisi (MP) olarak değiştirerek birleşmeleri suretiyle bu geçiş sağlandığı için "Hülle Partisi" olarak kabul edilmiştir.

miştir ve sanatçı grubu içinde görün­ memektedir.) Öğrenim durum ları itibarıyla milletvekilleri Milletvekillerinin öğrenim durum­ larına baktığımızda (Tablo 15) üç dö­ nem boyunca yüksek öğrenim m e­ zunlarının sayısının en yüksek oldu­ ğu görülmektedir. Bu oranlar eğitim düzeyi bakımın­ dan 1960 sonrası Meclislerle benzer bir tabloyu ortaya koymaktadır.

renim bir avantaj olmaktadır.

% 9 0 , H EP (D E P ) % 5 1 , SBP %

Milletvekillerinin öğrenim durum­

100’dür. CHP ve DSP’de ilkokul me­

larına mensup oldukları siyasi parti­

zunu olan milletvekili hiç olmamıştır.

ler açısından yaklaşıldığında (Tablo 16) üç dönem boyunca Meclis’te tem­

(Bu değerlendirme 19. Dönem 3. ya­ sama yılı sonu itibarıyla yapılmıştır.

sil edilen tüm siyasi partilerde yüksek öğrenim görmüş milletvekilleri birin­

nunda gerçekleşen parti değiştirmeler

ci sırayı almaktadır. Öğrenim duru­

CHP, SHP birleşm esi ve dönem so­ değerlendirmeye alınm am ıştır.) F a­ kat, Tablo 15'teki veriler incelendiğin­

mu bakımından en çok çeşitliliğe sa­ hip partiler, program olarak birbirine

de bu kanının tam tersine, sağdaki

yakın olan ANAP ve DYP’dir.

ideolojik partilerin yüksek öğrenim

Sol p artilerin elit kadrolarından

görmüş milletvekillerine daha yüksek oranlarda sahip olduklarıdır. Bu parti­

Genel olarak eğitim yaygınlaştıkça,

oluştuğuna ilişkin genel kanıyı, üç döneme ilişkin rakamlar ilk bakışta

Meclis’in eğitim düzeyi de buna para­

teyit etmektedir. Sol partilerdeki yük­

lel olarak yükselmeye devam etmiştir.

sek öğrenim görmüş m illetvekilleri­

Milletvekili seçilmede, meslek ve öğ­

nin oranı, SHP % 80, DSP % 75, CHP

lerin, siyasi kadrolarını tespitinde elitçiliğin daha etkin olduğu açıktır. 17., 18. ve 19. dönemlerde Meclis’te tem­ sil edilen bu tür partilerden, RP’nin


1041

PARLAM EN TO VE Y A S A M A • T Ü R K İY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

milletvekillerinin % 9 7 ’s i yüksek öğ­

üyelerinden m illetvekili seçilenlerin

katılmalarına sağlanması esasım ge­

renim görmüşken, MÇP (MHP), BBP, IDP (M P), YDH’nin tüm milletvekil­

sayıları giderek azalmıştır. DM üyele­

tirmiştir.

rinden, 17. dönemde 20 kişi m illet­

leri üniversite mezunudur.

vekili seçilirken, bu sayı 18. dönem­

Anayasa ve Meclis İçtüzüğü parti gruplarına bazı ayrıcalıklar tanımıştır.

de 9 ’a, 19. dönemde ise

5 ’e düş­

Meclis Başkanlık Divanı, sürekli ko­

müştür. Azalma, siyasi hayatın kendi­

misyonlar ve araştırma kom isyonla­

ne özgü kuralları ve mekanizmaları

rında üyelikler siyasi partiler arasında

Genel olarak, parlamenterlerin hiz­

içerisinden çıkmayan politikacıların,

üye sayılarıyla doğru orantılı dağıtıl­

met süreleri, Meclis’in “kurumlaşma­

yasaksız ve serbest koşullarda s e ç­ m enler tarafından benim senm ediği-

maktadır. Genel Kurul’da söz hakkı

nin göstergesi sayılabilir.

lik tanınmıştır. İktidar ve ana muha­

Parlam enterlik süreleri bakımından milletvekilleri

sı” ve “profesyonelleşmesi”nin ölçütü olarak kabul edilmektedir. N itekim halk dilinde de, “politikacı” bir mes­ leği işaret etmektedir. 17.

Meclis üyelerinin hizmet süreleri,

lefet partisi Meclis gruplarının Anaya­

Türkiye’de Meclis’in kurumsallaştığı­

sa M ahkem esi’ne iptal davası açma hakkı vardır. Seçim dönemlerinde ya­

Dönem milletvekilleri içerisin­ nı “istikrarlı” bir üye profilinin varlı­ ğını ve yüksek oranda profesyonelleş­

de daha önce parlamento üyeliği ya­

pan milletvekillerinin sayısı, Cumhu­ riyet dönemi boyunca görülen en dü­ şük orandır (Tablo 17). Milletvekille­ rinin sadece % 15’i eski parlamenter­

bakımından da parti gruplarına önce­

meyi göstermektedir. Siyasi p artiler ve meclis Anayasa sistem i içerisinde siyasi

zılı ve propaganda olanakları partile­ rin Meclis’te grupları olup olmamala­ rına göre değişmekte, devlet televiz­ yonuna çıkma olanakları kısıtlanabilmektedir. Seçim Yasası’nm baraj lı sistemi be­

dir. Sözkonusu düşüklüğün açık ne­

partiler “dem okratik siyasal hayatın

deni, 12 Eylül askeri yönetimince ha­

vazgeçilmez unsurları” kabul edilir­ ler. Siyasi partiler Meclis çalışmaları­

nimsemesi ve grup kurmaya yetecek

rında getirilen yasaklam alardır. Bu yasağın yanısıra, 6 Kasım 1983 mil­

na “Meclis Grubu” aracılığıyla katılır­ lar. Anayasa bir siyasi partinin grup

M eclis’te grubu bulunan siyasi parti sayısını azaltmıştır. 1983-1995 yılları

letvekili seçimlerinde, Milli Güvenlik

kurabilmesi için en az yirmi milletve­

arasında toplam 9 siyasi parti M ec­

K o n sey i’ne m ille tv e k ili adayların ı

kiline sahip olması şartını koymuştur.

lis’te grup kurm uştur. Bunlardan 3

“veto” etme yetkisi verildi. Haliyle,

Bu düzenlemeyle “grup kurma” şart­ ları İçtüzük hükümlerine bırakılma-

tanesi (DSP, HDP [17. yasama döne­ m i]; CHP ve DSP [19. yasama döne­

yarak, yasama organının kendi çalış­

m i]), Meclis gruplarını seçim sonu­

ma usûl ve esaslarını özerk olarak be­

cunda değil, başka partilerden ayrı­ lan milletvekilleri sayesinde kurmuş­

zırlanan Anayasa ve Seçim Kanunla­

bu şartlarla yapılan seçim le oluşan Meclis’te eski parlamenterlerin sayısı düşük kalmıştır.

N itekim yasakların 1 9 8 7 yılında • lirleme yetkisi çiğnenmiştir.

m ille tv e k ili s a y ıs ın ın a rtır ılm a s ı

yapılan halkoylamasıyla kaldırılm a­

Siyasi parti grupları siyasi partiden

lardır. DYP ve SHP’nin 17. dönem

sından sonra yapılan genel milletve­

bağım sız kuruluşlar olm ayıp siyasi

M eclis’inde grup kurmaları da aynı

kili seçimlerinde, seçilen milletvekil­

partilerin M eclis’teki uzam ışıdırlar.

şekilde olmuştur. Bu iki parti daha

lerinin % 4 4 .5 ’i eski parlamenterdir.

Siyasi parti grup genel kurulu, grup

sonraki dönemlerde seçim ler sonu­

Bu oran 19. dönemde % 4 1 ’e düşme­ sine rağmen yine yüksek bir seviye­

üyesi milletvekillerini Meclis’te yapı­

cunda Meclis’te grup kurmayı başar­ mışlardır.

dedir.

lir. Burada sözkonusu olan “parti di­

12 Eylül 1980 sonrası ilk kez par­ lamenter sıfatı kazanan kişilerin bü­ yük oranda yeniden seçildikleri de

lan oylamalarda bağlayıcı karar alabi­ siplinedir. Anayasa parti disiplininin işlem esini engellem ek için bazı k o ­

Buna karşılık sözkonusu dönemde parlamentoda 4 4 siyasi parti temsil edilmiştir. Bu partilerden ANAP, MDP, HP, SHP, DYP, RP, DSP seçimler sonu­

görülmektedir. 17. dönem m illetve­

nuların grupta görüşülmesine ve ka­ rar alınmasına yasak koymuştur. Ör­

killerinden 162’si 18. dönemde yeni­

neğin siyasi parti gruplarının, Meclis

den seçilmişlerdir. 19. dönem millet­

soruşturm ası ile ilgili görüşme yap­ ması ve karar alması, Meclis Başkan­

başka bir partiyle yaptıkları seçim it­ SHP’yle, MÇP ve IDP, RP’yle). Seçim

vekillerinden 5 1 ’i 17. dönemde de; 132’si 18. dönemde de milletvekiliy-

cu M e clis’te tem sil ed ilirk en HEP (D E P ), M ÇP (M H P) ve IDP (M P) tifakıyla M eclis’e girmişlerdir. (HEP,

diler. Milli Güvenlik Konseyince tes­

lığı seçiminde aday göstermeleri Anayasa’da yasaklanmıştır. Yine Anayasa

pit edilen ve 1981-1983 arasında gö­

siyasi parti gruplarının Meclis’in bü­

ittifakları dışında Meclis’te temsil edi­ len mevcut partilerden ayrılan millet­

rev yapan D anışm a M e clisi (D M )

tün faaliyetlerine üye sayısı oranında

v ek illeri tarafından kurulan ya da


PARLAM EN TO VE Y A S A M A • T Ü R K İY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

1042

T A B L O

partilerinden istifa ettiler. Başlangıçta

17

Meclis’te temsil edilen parti sayısı üç iken, dönem boyunca istifa eden mil­

D Ö N E M L E R İT İB A R IY L A M İL L E T V E K İL L E R İN İN H İZ M E T S Ü R E L E R İ 17. D ö n em

18. D ö n e m

19. D ö n em

letvekillerinin başka partilere geçmesi ya da yeni parti kurmaları sonucunda

Milletvekili

19

206

172

yediye çıkmıştır. 18. dönem en az is­

Milli Birlik Kurulu Üyesi

2

Temsilciler Meclisi Üyesi

3

2

3

Cumhuriyet Senatosu Üyesi

15

6

5

Danışma Meclisi Üyesi

20

9

5

T O PLA M

59

223

186

1983 öncesinde

tifanın (32 kez) gerçekleştiği dönem 1

oldu. 19. dönemde (7 Aralık 1995’e kadar) rekor sayıda istifa olmuştur. Milletvekilleri 264 kez partilerinden istifa ederken en çok istifa birleşme öncesi SHP’de yaşanmıştır. Bu parti­ deki istifaların fazlalığı, partinin ge­ nel seçimlerde işbirliğine gittiği HEP kökenli milletvekillerinin partilerine

bunların katılımıyla M eclis’te temsil

nemde H alkçı Parti’den istifa eden

geçm esi, CHP’nin yeniden açılm ası

edilen parti sayısı 3 3’dür. Anayasa ve Seçim Kanunu’nun en­

bazı milletvekillerinin DSP’ye geçmek

ve üç sosyal demokrat partinin varlı­

için “Halk Partisi” adıyla kurdukları

ğıyla açıklanabilir. Sosyal demokrat

gellerine rağmen Meclis’te temsil edi­

partiyle başvuruldu.

len siyasi partilerin sayısının fazla ol­

parti sayısını ikiye indiren CHP-SHP birleşmesi öncesi her iki partiden ye­

masının nedenleri arasında; 1981 yı­

Hülle partisi uygulaması 18. ve 19. dönemde de sürdürüldü. 18. dönem­

lında askeri y ön etim ce fesh ed ilen

de bir hülle partisi kurulurken, en

partilerin 1991 yılında yeniden açıl­ ması, partilerin içinde çıkan anlaş­

çok hülle partisi 19. dönemde kurul­ muştur. Seçimlerde bir başka partiyle

mazlıklar sonucu bazı milletvekilleri­

seçim ittifakı yapan partilere mensup

tifa etti. İstifa eden milletvekillerinin

nin istifa ederek ayrı bir parti kurma­

m illetvekilleri, partilerine d ön ebil­

çoğunluğu DSP’ye geçerken, sağ par­

ni istifalar oldu. 24 Aralık 1995 mil­ letvekili genel seçimleri öncesi aday belirlem elere gösterilen tepki nede­ niyle CHP’den bazı milletvekilleri is­

ları (siyasi partilere yapılan hazine

mek için mecburen hülle yolunu seç­

tilere de geçenler olmuştur. Benzer

yardımı ve siyasi pazarlık gücü elde etm e önem li rol oynam aktadır) ve

tiler. CH P’nin yeniden açılm ası ve sosyal dem okrat partiler arasındaki

gerekçelerle, genel seçim öncesi DYP ve ANAP’tan da bazı m illetvekilleri

parti değiştirmek isteyen milletvekil­

milletvekili geçişlerindeki hareketlilik yeni bir hülle partileri dizisini ortaya

istifa etmiştir. Ayrıca 19. dönem se­ giren MÇP ve IDP kökenli milletve­

rı sayılabilir. Parti değiştirmek isteyen

çıkarmıştır. Milletvekilleri incelenen dönemde

milletvekilleri yeni bir parti kurduk­

3 7 0 kez bulundukları partiden istifa

MÇP’nin parti içi anlaşmazlık sonucu

tan sonra bu partiyi feshedip geçmek

ettiler. İstifa edenlerin 9 1 ’i parti de­

bölünm esi, Cum hurbaşkanı Turgut

isted ikleri partiyle birleşm e kararı alarak Anayasa’nm yaptırımıyla karşı­

ğiştirmek için “hülle partisi” kurdu­

Ozal’ın kurdurmaya çalıştığı partide yer alm ak için ANAP’tan istifalar,

lerinin, üyeliklerinin düşmesini en­ gellemek için “hülle partisi” kurmala­

laşmaktan kurtuldular. Bu amaçla ku­ rulan partiler “hülle partileri” olarak adlandırıldı. İncelenen dönemde ku­ ru la n h ü lle p a rtis i sa y ıs ı 2 3 ’d ür (Tablo 18). Ayrıca bu dönemde hülle amaçlı olmayan Meclis’te temsil edi­

g e ç m e si,

B B P ’n in 1 9 9 5 g en el se ç im le rin d e ANAP’la seçim ittifakı yapması nede­

sız kaldı veya eski partisine geri dön­

niyle milletvekillerinin istifa etmeleri

düler. Askeri yönetimin koyduğu yasak­

de 19. dönemdeki fazla sayıda istifa­ nın nedenleri arasındadır.

la rın ip o te ğ in d e y ap ılan 6 K asım

leşmiştir. Hülleye ilk olarak, 17. dö-

17. dönemde m illetvekilleri 8 0 kez

RP 38

p a r tile r in e

(BBP, YP) kurarken, diğerleri bağım­

1983 Genel Seçimleriyle oluşturulan

CHP 43

k ille r in in

lar. Bunların dışında istifa eden mil­ letvekillerinin bir kısmı yeni bir parti

len 6 siyasi parti başka partilerle bir­

DYP ANAP 162 109 TOPLAM: 450

çimleri öncesi RP ile seçim ittifakına

MHP 17

BBP 1

D SP 20

YP 3

Tüm bu h arek etlilik neticesinde 19. dönem sonunda siyasi partilerin milletvekili sayıları şöyleydi: MP 3

YDH 3

B A Ğ IM S IZ 29

BOŞ 22


PARLAM EN TO VE Y A S A M A • T Ü RKİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

1043

1987-1994 Y IL L A R I (X V III-X IX . D Ö N E M L E R ) A R A S IN D A K İ M İL L E T V E K İL L E R İ L İS T E S İ (S o y a d la rın a g ö re a lfa b e tik s ıra yla ) A B B A S O Ğ L U Behiç Sadi (A N A P ) İstanbul XVIII, Yük. Tic. ve Eko., Yönetici, Bel. Es. Bşk.

A L T U N V e da t (SHP) Kars XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

A F Ş A R Haşan (DYP) K onya XIX, H uk u k Fak., Avukat.

A M İK L İO Ğ L U M usta fa A T E Ş (A N A P ) Ç orum XIX, İTİA, Bürokrat.

A Ğ A G İL Erol (HP) Kırklareli XVII, (SHP) A n k a ra XVIII, H arp Ok., E. Subay, Ticaret.

A N A D O L K. K E M A L (SHP) Z o n g u ld a k IV, V, İzmir XVIII, H u k u k Fak., Hukukçu.

A Ğ A O Ğ L U A rif (A N A P ) A d ıya m a n XVII, XVIII, O rm a n Fak., O rm a n M üh., Bel.Es. Bşk.

A R A L Hüseyin Cahit (A N A P ) A n ka ra XVII, Elazığ XVIII, M ak. Fak., M a k. M ü h e n ­ disi, Yönetici, Eski Bakan.

A K A R irfettin (DYP) M u ğ la XIX, M ü h . Bil. Fak., Inş. Bl. Inş. M ü h.

A R A S A b d ü lh a lim (A N A P ) Kayseri I, Siirt II, Kocaeli XVII, XVIII, H u k uk Fak., A v u ­ kat.

A K A R C A M e h m e t (A N A P ) Sam sun XVIII, M im . Fak. ,Y.M üh. Mim., Bürokrat.

A M A S Y A L I İsmail Hakkı (DYP) Kocaeli XIX, Y. M a k in e Tekniker Ok., Sanayici.

A K B U L U T Yıldırım (A N A P ) Erzincan XVII, XVIII, XIX, H u k u k Fak., A vukat, Eski Bakan, T B M M Başkanı, Eski Başbakan, A N A P Eski Gn. Bşk.

A R A S Sabri (A N A P ) Kars XVII, XVIII, V eteriner Fak., Veteriner, Bel. Es. Bşk.

A K Ç A L I Cevdet (A N A P ) İstanbul XVIII, A d a n a III, V, H u k u k Fak., Hukukçu, DPT Uzm anı, Öğr. Görevlisi, Gazeteci.

A R IC I M u z a ffe r (A N A P ) Denizli XVII, XVIII, XIX, Elektrik Fak., Elektrik Y. M ü h e n ­ disi, Eski Bakan.

A K Ç A L I Rıza (DYP) M a n isa XIX, Inş. Fak., Inş. Y. M üh., O da Başk. Belediyeci.

A RICI Y. Fevzi (DYP) İçel V, XIX, Ank. İTİA, Ticaret.

A K D E M İR M e h m e t (A N A P ) G aziantep XVIII, T ıp Fak., Doktor.

A R IK A N Idris (A N A P ) Siirt IV, Senatör, XVIII, H uk u k Fak., Avukat.

A K IN A d n a n (DYP) Z o n gu ld a k XIX, Ortaokul, Ticaret.

A R IK A N M e h m e t (RP) Sivas XIX, Üniv. (Kahire), M üşavir.

A K IN C I Necati (A N A P ) Urfa XVIII, H u k uk Fak., H ukukçu, Çiftçi.

A R IK A N M u z a ffe r (SHP) M a rd in XIX, Eczacılık Fak., Eczacı.

A K K A N A vn i (A N A P ) T rab zon XVIII, Inş. Fak., Inş. Y. Müh.,

A R IS O Y İbrahim (D YP) N iğd e XIX, İTİA, Eczacılık Y. Ok., Eczacı.

A K K A Ş A li Sam i (A N A P ) Balıkesir XVIII, Orta, Ticaret.

A R İF A Ğ A O Ğ L U A yh a n (SHP) A rtvin XVIII, H u k uk Fak., Avukat.

A K K A Y A Kem al (A N A P ) Sam sun XVIII, SBF, H u k uk Fak., Bankacı, Kaym akam .

A R S L A N Refik (A N A P ) K astam on u XIX, İTİA, Ticaret.

A K K A Y A Ünal (A N A P ) Ç orum XVII, XVIII, Ikt. Fak., M a li M üşavir.

A R T VİN Lİ Halil İbrahim (DYP) Kocaeli XIX, Lise, Sanayici.

A K K O Ç Fethi (D YP) Bursa XIX, Gazetecilik Y. Ok., Gazeteci.

A R V A S İ Hüseyin A y d ın (A N A P ) V a n XVII, XVIII, Lise, M em ur.

A K S O Y Hüseyin (A N A P ) Eskişehir XIX, M a k in e Fak., M ak. M üh., Bürokrat.

A SİL T Ü R K O ğ u z h a n (RP) A n k a ra IV, V. M alatya XIX, Inş. Fak., Inş. M ü h.

A K S O Y İbrahim (SHP) M alatya XVIII, M im . Fak. (Ham burg), Y. M im ar, A K S O Y Veli (SHP-CHP) İzmir XVIII, XIX, M ü h . Yük. Ok., Inş. M üh .

A S L A N Y. Ze yn a l (A N A P ) A d ıy a m a n XV III, Fen Fak., Je ofizik Y ük. M ü h . Bl., M üh., Eski Bakan.

A K S Ö Z A k sö z (DYP) A d a n a XIX, H u k u k Fak., Avukat.

A ŞÇ IO Ğ LU Pertev (A N A P ) Z o n g u ld a k XVII, XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

A K S U A b d ü lk a d ir (A N A P ) D iy a r b a k ır X V III; SBF, E m n iy e t M e n s u b u , Vali, Bel.Es.Bşk.

A Ş IK Eyüp (A N A P ) T rab zon XVII, XVIII, XIX, M a k. Fak., M a k in a M ü h.

A K S U Nevzat (A N A P ) Ç orum XVIII, Tek. Ok. M a k. Bl., M a k. Y. M ü h .

A T A Ç A b d ü lb a k i (DYP) Balıkesir XIX, H u k u k Fak., Avukat.

A T A Ş llyas (A N A P ) Sam sun XVII, XVIII, (DYP) XIX, Tıp Fak., Avukat, Hakim.

A T A L A Y Fuat (SHP) Diyarbakır XVIII, Inş. Y. M ü h . Fak., Ulaş. Y. M üh., Bürokrat.

A K T U N A Yıldırım (DYP) İstanbul XIX, Tıp Fak., Doktor, Bel. Bşk. Bakan.

A T A O Ğ L U Kazım (RP) Bin göl XIX, Eğt. Ens., Öğretm en.

A K Ü Z Ü M Ilhan (A N A P ) Kars XVIII, İTİA, Ticaret.

A T A Ş A Y A N Bülent (A N A P ) Kocaeli XVIII, XIX, Lise, Ticaret, Bel. Es. Bşk.

A K Y O L A vni (A N A P ) İstanbul XVIII, Bolu V, XIX, Eğt. Fak., Y ö n e tim ve Planlama, Eski Bakan.

A T A S E V E R A li Rıfkı (A N A P ) T e kird ağ XVII, XVIII, M im ar, Serbest Ticaret.

A R A S Sebahattin (A N A P ) Erzurum III, XVII, XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

A Ş K IN Ilhan (A N A P ) Bursa XVII, XVIII, Ikt. Fak., iktisat, Ticaret.

A K Y O L Haşan (DSP-CHP) Bartın XIX, H u k u k Fak., Avukat.

A T A S O Y Veysel (A N A P ) Z o n g u ld a k XVII, XVIII, XIX, A ntalya SBF., Bürokrat, Kay­ m akam lık, Bakan.

A K Y O L P. T ürkan (SHP) İzmir XVIII, Tıp Fak., Prof. Dr., Öğr. Üyesi, Rektör, Eski Bakan.

A T EŞ A b d ü lk a d ir (SHP) G aziantep XVIII, XIX, SBF., Prof., Bakan.

A K Y Ü R E K B. D o ğ a n ca n (A N A P ) İstanbul XVII, XVIII, (D YP) XIX, Lise, Nakliyat Müşaviri, Eski Bakan.

A T IL G A N M u z a ffe r (A N A P ) A n ka ra XVIII, Lise, Yönetici, Bel. Es. Bşk.

A L A G Ö Z Bahattin (SHP) G aziantep XIX, H u k u k Fak., Avukat.

A T T İLA İsmet (DYP) A fy o n XIX, Sos. Hiz. Ak., Bürokrat.

A L B A Y R A K A b d ü lb a k i (A N A P ) İstanbul XVIII, Orta, Turizm ve Ulaştırma.

A V C I A h m e t (A N A P ) Uşak XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

A L B A Y R A K A h m e t A k g ü n (A N A P ) A d a n a XVII, XVIII., Lise, Yönetici.

A V C I Esat Yıldırım (DYP) Denizli (D M ) XVIII, İzm ir XIX, Tıp Fak. Doktor, D Y P Eski Gen. Bşk.

A L B A Y R A K Y a şa r (A N A P ) İstanbul XVII, XVIII, D M M A , Ticaret.

A T E ŞO Ğ U L L A R I Kam il (SHP) A n ka ra XVIII, H u k u k Fak., T O D A İE, Avukat.

A L İŞ A N Cem al (DYP) Sam sun XVIII, İTİA, Eczacılık Y. Ok., Eczacı, Bel. Es. Bşk.

A V U N D U K L U O Ğ L U M u h a m m e t Sadık (DYP) Kırıkkale XIX, H u k u k Fak. Avukat, Sendikacı.

A L P M e h m e t (SHP) Kars XIX, Ziraat Fak., Ziraat Y. M üh., Çiftçi

A Y A Z Nevzat (DYP) Çankırı XIX, H u k u k Fak. Emniyetçi, Vali, Bakan.

A L P A S L A N H. Fecri (A N A P ) A ğ rı XVII, XVIII, X IX ,H u k u k Fak., Hukukçu, Eğitim ve Bankacılık.

A Y D A R Zübeyir (SHP-DEP-HEP) Siirt XIX, H u k u k Fak. A v u ka t (milletvekilliği d ü ­ şürüldü, H aziran 94)

A L P T E M O Ç İN A h m e t Kurtcebe (A N A P ) Bursa XVII, XVIII, M a k in e Fak., M a k in e Y. M üh., Eski Bakan, Yönetici.

A Y D E M İR M ik a il (DYP) A ğ rı V, XIX, Orta, Ticaret.

A L T IN ER Şinasi (DYP) Z o n g u ld a k XVIII, XIX, Elekt. Fak., Elekt. Y. M üh., Yönetici. A LTIN K A Y A C e ngiz (A N A P ) A yd ın XVIII, XIX, Inş. M ü h. Bl., Inş. Y. M üh., Bel. Es. Bşk. Eski Bakan.

A Y D IN A dil (DYP) A n talya XVIII, XIX, O rm a n Fak., O rm an Y. M üh., Bürokrat. A Y D IN Koray (M Ç P -M H P ) T rab zon XIX, M ak. Fak., M ü h . M üteahhit. A Y D IN M e h m e t (A N A P ) Sam sun XVII, XVIII, Ikt.Fak., İktisatçı, Bürokrat.

A L T IN T A Ş A h m e t (A N A P ) M u ğ la XVII, XVIII. O rm a n Fak., O rm a n Yük. M üh., Bü­ rokrat.

A Y H A N Cevat (RP) Sakarya XIX, M a k. Fak., M a k in e Y. M ü h .

A LTU Ğ Y ılm a z (M D P-BBP) Sivas XVII, (A N A P ) XVIII, H uk u k Fak., Prof., Öğr. Üye­ si, Eski Dekan.

A Y K U T İm ren (M D P ) İstanbul D M , XVII, (A N A P ) XVIII, XIX, Ikt. Fak., İktisatçı Sendikacı, Eski Bakan.

A L T U N Faik (SHP) A ntalya XIX, Orta, Kooperatifçi, Eksper

B A B A O Ğ L U A li (A N A P ) Nevşehir XVII, XVIII, İlk, Ticaret, Bel. Es. Bşk.

A Y H A N Süleym an (DYP) Ç anakkale XIX, Eğt. Ens., Ö ğretm en.


1044

PARLAM EN TO VE Y A S A M A • T Ü R K İY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

BA H Ç EC İ Zekeriya (DYP) A htalya XVIII, Lise, Çiftçi.

C A N K U R T A R A N Etem (SHP) İçel XVIII, Orta, Sendikacı.

B A L A K M ith a t (A N A P ) Ç orum XVIII, M im . Fak., M im ar, Sanayici.

C A N U Y A R Üm it (D YP) M a n isa XVII, XVIII, XIX, Lise, Çiftçi, Ticaret.

BA L C IL A R M usta fa (A N A P ) Eskişehir XVII, XVIII, XIX, Ecz. Fak., Eczacı.

C A N V E R İbrahim C üneyt (HP), A d a n a XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

B A L IB E Y M e tin (A N A P ) A fy o n XVII, XVIII, M a d e n Fak., M e rm e r İşletmeciliği.

C E M İsmail (SHP-CHP) İstanbul XVIII, XIX, Üniv. (Lozan), Yazar, Sendikacı, TRT Gen. M üd.

B A L Y A L I Hüseyin (DYP) Balıkesir XIX, İTİA, Bürokrat. B A R A N D o ğ a n (DYP) N iğd e XVIII, XIX, Tıp Fak., Doktor. B A R L A S Ledin (A N A P ) A d a n a XVII, XVIII, Huk. Fak., A vukat, Yönetici B A R U T M. Gazi (A N A P ) M alatya XIX, Üniv. (Hannover), Inş. Y. M üh., Bürokrat. BA R U T Ç U Ö m e r (DYP) Z o n g u ld a k V, XVIII, XIX, İTİA, T O B Daire Başk., Eski Ba­ kan.

C EN KÇ İLER A b d ü lk a d ir (DYP) Bursa XVIII, İTİA, M uhasebeci, Ticaret. C EVH ERİ Necmettin (D YP) Urfa II, III, IV, V, XIX, H u k uk Fak. Avukat, Çiftçi, Ba­ kan. C E Y H U N E. Ekrem (DYP) İstanbul V, Balıkesir XIX, Inş. Fak., Inş. Y. M üh., Öğr. Görevlisi, Bürokrat, Bakan.

B A Ş M u sta fa (RP) İstanbul XIX, Y. İslam Ens., Yönetici.

C E Y L A N M e h m e t A b d ü rre za k (M D P ) Siirt XVII, (DYP) XVIII, Ziraat M e sle k Ok., Ziraat Teknisyeni, Ticaret.

B A Ş A R A N A li Kem al (A N A P ) T rab zon XIX, Tıp Fak., Doktor.

C E Y L A N O sm a n (A N A P -M H P ) İstanbul XIX, Edeb. Fak, Ö ğ. Gör., Belediyeci.

B A Ş E Ğ M E Z M u k a d d e r (RP) İstanbul XIX, Edebiyat Fak., Ticaret.

C İN D O R U K A. Hüsam ettin (DYP) Sam sun XVII, Eskişehir XIX, H u k u k Fak., A v u ­ kat, D Y P Eski Gen. Bşk., T B M M Başkanı.

B A ŞESG İO Ğ L U M u ra t (A N A P ) Kastam onu XVIII, XIX, H u k u k Fak., Avukat. B A Ş O L Halil (DYP) T ekirdağ II, IV, V, XIX, Y. Eko. ve Tic. Ok., Çiftçi, Kooperatifçi, Eski Bakan. B A Ş T Ü R K A b d u lla h (SHP) Y o zg a t III, İstanbul IV, XVIII, İlk, Sendikacı. B A Ş Y A Z IC IO Ğ L U M . İrfan (A N A P ) Kayseri XVIII, Lise, Ticaret. B A T A L LI M e h m e t (D Y P) G a zia n te p XIX , D M M A K im ya M ü h . Y. Ok., Kim ya M üh. Sanayici, Eski Bakan. B A T U R M u ra t (A N A P ) Urfa XVIII, İktisat Fak. B A Y A Z IT M . Turan (HP) K ahram anm araş XVII, (SHP) İzmir XVIII, SBF ve H ukuk Fak., Avukat, Vali.

C O Ş A R İsmail (RP) Çankırı XIX, İlahiyat Fak., D in Görevlisi. C O Ş K U N Kadir Ram azan (A N A P ) İstanbul XIX, A D M M A Elektrik Fak., Elk. M üh., Ticaret. C O Ş K U N Ö m e r Lütfi (DYP) Balıkesir XIX, Erkek Sanat Ens., Belediyeci, Serbest Ticaret. C O Ş K U N O Ğ L U T. Kam il (A N A P ) Senatör (Uşak), M a n isa VIII, A n ka ra XVII, XVIII, H u k u k Fak., Y. Yargıç. Ç A Ğ A N N am i (DSP) İstanbul XIX, H u k u k Fak., Prof. Dr., Öğr. Üyesi. Ç A Ğ L A R Cavit (DYP) Bursa XVIII, XIX, Lise, Sanayici, Bakan.

B A Y D A R Beşer (SHP) A n ka ra XVIII, D M M A Kim ya M üh . Y.O., Kim ya M üh., Y ö ­ netici.

Ç A Ğ L A R Ö m e r O k a n (A N A P ) A y d ın XVIII, SBF, M a li M üşavir.

B A Y K A L D en iz (SHP) A ntalya IV, V, XVIII, XIX, H u k u k Fak., Siy. Bil.,Doç. Dr., Eski Bakan, CHP Genel Başk.

Ç A K IR Haşan (A N A P ) A ntalya XVIII, XIX, SBF., Kaym akam , Vali, Yönetici.

B A Y L A Z H aydar (DYP) Bingöl XVIII, XIX, İlk, M üteahhit. B A Y R A K Şaban (RP) Kayseri XIX, İlk, Sanayici. B E D İR H A N O Ğ L U Ihsan (A N A P ) V a n I, IV, V, XVIII, İlk, Bel. Es. Bşk. B E D İR H A N O Ğ L U Şerif (A N A P ) V an XIX, Tıp Fak., Doktor.

Ç A Ğ L A Y A N Kazım (A N A P ) Kırşehir XVIII, Orta, Belediyeci, Sanayici.

Ç A K IR M u sta fa (SHP) G iresun XVIII, Kim ya M ü h . Bl., Kim ya M üh., Ticaret. Ç A K IR O Ğ L U M e h m e t (DYP) T rab zon D M M A Inş. M üh. Bl., Inş. M üh., M ü te a h ­ hit. Ç A K IR O Ğ U L L A R I A yçan (A N A P ) Denizli XVII, XVIII, M a k in e Fak., M a k in a Y. M ü ­ hendisi.

B EY A ZIT A dil Erdem (A N A P ) Kahram anm araş XVIII, DTCF, Kütüphanecilik, Y a ­ yımcılık.

Ç A LO Ğ LU Bahattin (A N A P ) A rtvin XVIII, Eczacılık Fak., Eczacı.

BİÇ EN TÜ RK Hikm et (A N A P ) İçel XVII, XVIII, Ziraat Fak., Bürokrat, Ö ğr. Görevlisi, Kooperatifçi.

Ç A Y Fuat (SHP-CHP) H atay XIX, H u k u k Fak., Avukat.

BİÇER Hilmi (M D P ) Sinop III, XVII, (A N A P ) X V III,H uk u k Fak., A vukat, Bürokrat. BİLGET Tunç (DYP) A y d ın XIX, SBF, Bürokrat.

Ç A P A R O Ğ L U M e h m e t Bülent (A N A P ) M alatya XVIII, Inş. Fak., Inş. M üh., Ticaret.

ÇEBİ İbrahim (A N A P ) T rab zon XVIII, İTİA Ecz. Y ük. O., Eczacı. ÇEBİ M e h m e t (DYP) Sam sun XIX, Sanat Ens., Sanayici, Belediyeci.

BİLİCİ M e h m e t Ali (A N A P ) A d a n a XVIII, AİTİA, Sanayici.

Ç ELEBİ Işın (A N A P ) İzm ir XVIII, XIX , M ü h . Fak., M etalürji Bl., M etalürji Y ük. M üh., Bürokrat, Eski Bakan.

BİLYELİ A h m e t (DYP) İçel XIX, İlk, M üteahhit.

ÇELEBİ M u sta fa Hikm et (A N A P ) G aziantep XVIII, Yük. Ok., Serbest Ticaret.

BİNİCİ llhami (SHP) B ingöl XVIII, Lise

ÇELEBİ Süleym an (M D P ) M a rd in XVII, (DYP) XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

BİRLİK Kem al (A N A P ) Siirt XVIII, Fen Fak., Jeofizik M üh., M a d e n İşletmecisi.

Ç E LE B İC A N G ü rh a n (A N A P ) İstanbul XIX, Inş. Fak., Yönetici.

B O R A Ferit (DYP) D iyarbakır XVIII, Orta, Bel. Es. Bşk., M üteahhit.

Ç ELEB İO Ğ LU Beşir (A N A P ) M a rd in XVII, XVIII, İlkokul, Çiftçi.

BO ZER A li (M D P ) A n ka ra XVII, İçel XVIII, Huk. Fak., H u k u k Profesörü, Eski Ba­ kan.

Ç ELİK Halil İbrahim (RP) Urfa XIX, Edeb. Fak., Bel. Bşk.

BO Z KIR A b d u rra h m a n (A N A P ) Konya XVII, XVIII, İTİA., Bürokrat, Serbest Tica­ ret. BO Z K U R T Kadir (DYP) Sinop XIX, Lise, M em ur. BO Z K U R T M u sta fa (A N A P ) A y d ın XVIII, Lise, Ticaret, Çiftçi. BO Z K U R T O nural Şeref (HP) Ç anakkale XVII, (A N A P ) A n k a ra XVIII, H u k u k Fak., , Avukat. BO Z K U R T Yasin (A N A P ) Kars IV, XVIII, O rm a n Fak.,Hukuk Fak., O rm a n Y. M üh., Hukukçu. B Ö L Ü K O Ğ L U Kud ret (A N A P ) Balıkesir XVIII, İlkokul B U C A K Sedat Edip (DYP) Urfa XIX, Orta, Çiftçi. B U D A K M e h m e t (A N A P ) Kırşehir XVII, A n ka ra XIX, İTİA Mal. M uh . Bl., Sendikacı. BU LU T C e ngiz (A N A P ) İzmir XIX, M a k in e M ü h. Fak., M a k. M üh., Bel. Bşk., Fut­ bol Hakemi. BU LU T Evren (DYP) Edirne XIX, İlk, Çiftçi. BÜ TÜ N Esat (MÇP-BBP) K ahram anm araş XIX, DTCF, Ticaret. C A N M e h m e t (SHP), A d a n a IV, V, XVIII, SBF, Eski Bakan. C A N A N Esat (A N A P ) Hakkari XIX, H u k uk Fak., Avukat.

Ç ELİK Reşit (A N A P ) V a n XVIII, İlk, Kooperatifçi. Ç E LİK B A Ş Fethi (A N A P ) Burdur, Senatör, I, II, IX, X, XI, XVII, XVIII, H u k u k Fak., Eski Bakan, Prof. Ç ELİKER Zeki (D YP) Siirt III, V, XVIII, O rm a n Fak., O rm an Y. M üh., Ticaret. Ç ENG EL Y üksel (SHP) İstanbul XVIII, İTİA, Bel. Es. Bşk. ÇETİN H ikm et (SHP) İstanbul V, D iyarbakır XVIII, G aziantep XIX, SBF, İktisat ve Planlama, Bakan. Ç E V İK M e h m e t (A N A P ) A n k a ra XVIII, XIX, Endüstri Bil. Fak., Kim ya M ü h . B., Kim ya M üh., Eski Bakan. Ç İÇ EK Cemil (A N A P ) Y o z g a t XVIII, H u k u k Fak., Hukukçu, Bel. Es. Bşk. ÇİFTÇİ Ö m e r (SHP) A n k a ra XVIII, D M M A M a k. M ü h . Bl., M a k. M üh., Sendikacı. ÇİLLER T ansu (DYP) İstanbul XIX, Ekonom i, Prof. Dr., Öğr. Üyesi, Eski Bakan, Eski Başbakan. Ç İLO Ğ LU M usta fa (DYP) Burdu r XIX, İTİA, Bankacı, Ticaret, Çiftçi. Ç İLO Ğ LU Nazm i (DYP) Bolu XIX, M ü h. ve M im . Y. Ok., Inş. M üh., M üteahhit. Ç O B A N O Ğ L U Nevzat (D YP) İzmir XIX, H arp Ak, E. Subay, Bel. Bşk. Ç O R A P Ç IO Ğ L U M u sta fa (M D P ) Balıkesir XVII, (DYP) XVIII, Huk. Fak., Avukat.


1045

PARLAM EN TO VE Y A S A M A • T Ü RKİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

Ç U L H A O Ğ L U Halil (SHP) İzm ir XVIII, XIX, Eczacılık Y ük. Ok., Eczacı.

D U D U O Ğ L U M . Kem al (SHP) H atay XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

D A Ç E Bekir Sam i (DYP) A d a n a D M (Gaziantep), XIX, H u k u k Fak., A vukat, Savcı, Bakan.

D U M A N K A Y A Halit (A N A P ) İstanbul XIX, Lise, Sanayici.

D A Ğ C I M usta fa (M Ç P -M H P ) Kayseri XIX, Tic. Tur. Y. Öğr. Ok., Ö ğretm en, M ü te ­ ahhit. DA Ğ LI M e h m e t Halit (DYP), A d a n a V, XVIII, XIX, Lise, Serbest Ticaret. D A Ğ Y A R A. C engiz (A N A P ) A ntalya XVII, XVIII, H uk u k Fak., Yönetici. D A L A N Bedrettin (DYP) İstanbul XIX, Elk. Fak., Elektrik M üh., Sanayici, Yönetici, Bel.Es. Bşk. D A L D A L Raşit (A N A P ) N iğd e XVIII, H u k u k Fak.,Avukat, Bel.Es.Bşk. D A L K IR A N Seyit A h m e t (A N A P ) Y o z g a t XVIII, Bürokrat. D A Y I İsmail (A N A P ) Balıkesir XVII, XVIII, Lise, Yayımcı, D E D E LE K İbrahim Y a şa r (DYP) Eskişehir XIX, İDGSA, M im ar, Öğr. Görevlisi.

D U R A K Veli A n d a ç (DYP) A d a n a XIX, Ikt. ve Tic. Bil. Y. Ok, İktisatçı. D U R M A Z Baki (DYP) A fy o n XVIII, XIX, Yük. Ö ğre tm e n Ok., Bürokrat. D U R U K A N Nevzat (A N A P ) Bolu XVIII, O rm a n Fak., O rm a n Y. M üh., Bürokrat. D U R U T Ü R K Ertekin (DYP) İsparta XVIII, XIX, ID M M A , Inş. M üh., M üteahhit, Bel. Es. Bşk. ECEVİT Bülent (DSP) A n ka ra I, XI, Z o n g u ld a k II, III, IV, V, XIX, Kolej, Gazeteci, CH P Eski Gen. Bşk. Eski Bakan, Eski Başbakan, D SP Gen. Bşk. ED İBA Lİ A y k u t (RP-BAĞ-IDP, M P ) Kayseri XIX, ID P Eski Gen. Bşk., M P Gen. Başk.

H u k u k Fak., Hukukçu, Gazeteci,

EKİNCİ Haşan (DYP) A rtvin V, XVIII, XIX, O rm an Fak., O rm an Y. M üh., Eski Ba­ kan.

D ELİCEO Ğ LU M e h m e t (A N A P ) A d ıya m a n XVII, XVIII, D G S A M im . Yük. O k.,M i­ m ar

EKİNCİ Ö m e r (RP) A n k a ra XIX, Y. İslam Ens., Diyanet İşi. Başk.

D E M İR Halil (DYP) A k sa ra y XIX, İTİA, M u h a se b e Uzmanı. D E M İR İbrahim (DYP) A ntalya XVIII, Gazetecilik Ens., H u k uk Fak., DPT Uzm anı.

E K M E N M . A d n a n (S H P ) M a r d in X V III, X IX , Ikt. Tic. Bil. İşle tm e İda re si, Bel.Es.Bşk.

D E M İR M u sta fa (A N A P ) Urfa XVII, XVIII, M e sle k Y. Ok., Inş. Bl., Inş. Teknikeri

EKŞİ Kem al Naci (A N A P ) İstanbul XIX, Tıp Fak., Doktor, Bel. Es. Bşk.

D E M İR M u z a ffe r (SH P-H EP-BAĞ) M u ş XIX, Tıp Fak., Doktor.

ELÇİ Bahattin (RP) Bayburt XIX, H u k u k Fakültesi, Avukat.

D E M İR Tim ur (A N A P ) İzmir XIX, M ü h . Fak. M im . M ü h. Y. Ok., Inş. M üh., Ticaret.

E L D E M M . Necat (A N A P ) M a rd in XVII, İstanbul XVIII, SBF., Vali, Kaym akam , Eski Bakan.

D E M İR A L P İrfan (DYP) Sam sun XVIII, XIX, Fen Ed. Fak., Yönetici. D E M İR C İ M u sa (RP) Sivas XIX, Ziraat Fak., Ziraat M üh., Bürokrat. D E M İR E L G alip (A N A P ) M alatya XVIII, SBF., Kaym akam , Vali, Bürokrat. D E M İR E L Süleym an (DYP) İsparta, II, III, IV, V, XVIII, XIX, Inş. Fak., A P Gen. Bşk.lığı, Eski Başbakan, D Y P Eski Gen. Bşk., Cum hurbaşkanı. D E M İR T A Ş O rh a n (A N A P ) İstanbul XVIII, Y. Tic. ve Eko. Ok., Ekonom i. DERİN A h m e t (RP) Kütahya XIX, Y. İslam Ens., İTİA, M ali M üşavir. D E V ELİO Ğ LU O sm a n (M Ç P -M H P ) Kayseri XIX, Eczacılık Fak., Eczacı DİCLE M. Hatip (SHP-HEP-DEP) Diyarbakır XIX, Inş. Fak., Inş. M ü h. (milletvekilli­ ğ i düştü, H aziran 94). D İK E R Rıfat (A N A P ) A n ka ra XVIII, Inş. Fak., Inş. M üh. D İK E R Tevfik (DYP) M a nisa XIX, H arp Ok., E. Subay. DİKİCİ Haşan (RP) K ahram anm araş XIX, llköğretm en Ok., İlahiyat Fak., Ö ğre t­ men, Sivil Sav. Uzm anı. D İK M E N Ekin (SHP) İçel XVIII, H uk u k Fak., Avukat. D İLEK Nurettin (A N A P ) D iyarbakır XVIII, Ziraat Fak., Ziraat Y. M üh., Bel. Es. Bşk. D İN Ç M e h m e t Kazım (DYP) Kocaeli XIX, Eczacılık Fak. Eczacı, Belediyeci, Bakan. D İN Ç E R A li (SHP-CHP) A n ka ra XIX, M ü h . Fak., Endüstri M üh., M üşavir, Bel. Bşk. D İN Ç ERLER M. V e h b i (A N A P ) İstanbul XVII, Hatay XVIII, A n ka ra XIX, M ü h . Fak. Bürokrat, Inş. ve Sanayi Müh., Eski Bakan.

EKİNCİ Sait (A N A P ) Burdu r XVII, XVIII, Ö ğre tm e n Okulu, Eczacılık Y. Ok., Eczacı.

ELER Haşan Basri (DSP-CHP) Edirne XIX, H arp Ok., E. Subay. E L K A L M IŞ M e h m e t (RP) Nevşehir XIX, H u k u k Fak., Avukat. E L M A S A laattin (A N A P ) İstanbul XIX, Orta, Yönetici. E L M A S Hayrettin (A N A P ) İstanbul XVII, XVIII, D M M A Inş. ve M a d e n M ü h . Bl., M a d e n M üh., M üte ah hit, İdareci. E M İR O Ğ L U M e tin (A N A P ) M a la tya XVII, XVIII, XIX, H u k u k Fak., Bürokrat, A v u ­ kat, Eski Bakan. ENER M u sta fa U ğ u r (A N A P ) Kütahya XVII, XVIII, H u k u k Fak., Avukat. E N SA R İO Ğ L U M e h m e t Selim (DYP) Diyarbakır XIX, Orta, M üteahhit. ER A li (A N A P ) İçel XVIII, XIX, Orta, Çiftçi. ERARICI M u sa (M Ç P-BBP) K o nya XIX, D M M A , Inş. M üh., M üteahhit. ERA T Cezm i (A N A P ) A ğ rı XVIII, İTİA, İşletmeci, M üteahhit. E R B A K A N Necm ettin (RP) K onya III, IV, V, XIX, M a k. Fak., M a k. Y. M üh., Prof. Dr., T O B B Başk., Eski Bakan ve Başbakan Eski Yard. M illi N izam Partisi ve M illi Selam et Partisi Eski Gen. Bşk., Refah Partisi Gen. Bşk. E R B A Ş Fethullah (RP) V a n XIX, Fen Fak., Bel. Bşk. E R B A Z Y aşar (M Ç P -M H P ) Y o z g a t XIX, Fen Fak., Bel. Bşk. ER C A N Nevzat (DYP) Sakarya XIX, H u k u k Fak., Avukat. ER C A N Şerif (DYP) Edirne XIX, H u k u k Fak., Avukat, Öğr. Görevlisi, Bürokrat.

D İN E K M usta fa (A N A P ) K onya XVIII, İTİA, İktisatçı, Yönetici.

ERCAN Ziya (A N A P ) Konya XVII, XVIII, Y. İslam Enst., Ticaret, Ziraatçi, Din Uzmanı.

D İZ D A R O Ğ L U A. V a h a p (A N A P ) M a rd in I, XI, XVIII, Tıp Fak., Doktor.

ERÇETİN M e h m e t Fuat (SHP) Edirne XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

D O Ğ A N A. Sedat (SHP) XVIII, M ü h . Y.Ok., İnşaat M ühendisi.

E R D A L Hüseyin (RP) Y o z g a t V, XIX, M im . Fak., M im ar.

D O Ğ A N A b d u lla h A y k o n (DYP) İsparta XVIII, XIX, SBF, Bürokrat, Bakan.

E R D E M A h m e t Şeref (DYP) B u rd u r XIX, Lise, M a k in e Teknisyeni.

D O Ğ A N H. H üsnü (A N A P ) İstanbul XVIII, İstanbul XIX, Inş. Fak., Inş. Y. M üh., Bü ­ rokrat, Eski Bakan.

E R D E M Eşref (SHP) A n k a ra XVIII, H arp Ok., Gazeteci, Bürokrat.

D O Ğ A N Hayri (DYP) Antalya XIX, Lise, Ziraatçi, Turizmci, Kooperatifçi.

E R D E M Şükrü (DYP) Bursa XIX, Eczacılık Fak., Eczacı, M üteahhit, Bakan.

D O Ğ A N Lütfü (RP) Güm üşhane, Se natör (Erzurum), XIX, İlahiyat Fak., Din G ö ­ revlisi, Diyanet İşi. Bşk.

E R D E M İR Hüseyin Cavit (DYP) Kütahya IV, V, XVIII, XIX, H u k u k Fak., Avukat, Es­ ki Bakan.

D O Ğ A N M u sta fa (SHP-CHP) G aziantep XIX, M ü h. M im . Fak., Elk. M üh., Beledi­ yeci.

E R D O Ğ A N A li H aydar (SHP) İstanbul XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

D O Ğ A N O rh a n (SHP-H EP-DEP) Şırn a k XIX, H u k u k Fak. A v u k a t (milletvekilliği düşürüldü, H aziran 94). D O Ğ R U A b d ü lke rim (DYP) Kars IV, V, XIX, M a k. Fak., M a k. Y. M üh., Bürokrat, Eski Bakan.

E R D E M Kaya İsmet (A N A P ) İzmir XVIII, XIX, İTİA, Bürokrat, Eski Bakan.

EREK A li Şevki (DYP) T oka t IV, V, XIX, H u k u k Fak., Avukat, Bakan. EREN M . A li (SHP) İstanbul XVIII, H u k u k Fak., Avukat. ER G E N E K O N G ö k b e rk (DYP) A n talya XIX, SBF, Eski Bakan. ERGEZEN Zeki (RP) Bitlis XIX, D M M A , M im . Bl., M im ar.

D O Ğ U Hüseyin Barlas (A N A P ) A n ka ra XVII, XVIII, DG SA, Y. M im ar, Yönetici.

ERGİN A li Şakir (A N A P ) Y o z g a t XVIII, DTCF, Öğr. Üyesi.

D O Ğ U T ufan (SHP) M u ğ la XVIII, Orta, Gazeteci.

ER G Ü D E R Halil O rh a n (A N A P ) İstanbul XVII, XVIII, XIX, H u k u k Fak., A vukat,.Be­ lediyeci.

D O Ğ U Ş L U M e h m e t A li (A N A P ) Bingöl XVII, XVIII, llköğretm en Ok., Emekli Ö ğ ­ retmen, Ticaret.

ERG U N Recep O rh a n (A N A P ) Kayseri XVIII, Harp Ok., E. General.

D Ö K Ü L M E Z A h m e t (RP) K ahram anm araş X|X, H u k u k Fak., A vukat, Belediyeci.

ERG Ü N Salih (A N A P ) İstanbul XIX, Y. Eko. ve Tic. Ok., Kooperatifçi.

D Ö N E N M e h m e t (SHP) Hatay XVIII, XIX, Eğt. Ens., Ticaret.

E R H A N Cemil (DYP) A ğ rı IV, XIX, H u k u k Fak., Bürokrat.


1046

PARLAM EN TO VE Y A S A M A • T Ü R K İY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

ERİŞ Ham di (A N A P ) A n ka ra XIX, İlk, Sanayici, Çiftçi. ERSİN A h m e t (SHP) İzmir XVIII, H u k u k Fak., Avukat. ERSİN Gürcan (SHP) Kırklareli XVIII, Eczacılık Fak., Eczacı. E R S Ü M E R M usta fa C um hur (A N A P ) Ç anakkale XVIII, H u k u k Fak., Avukat. ERTEKİN M . Rauf (A N A P ) Kütahya XVIII, XIX, Eczacılık Y. Ok., Eczacı.

G Ü N E Ş Haşan Fehmi (SHP) İstanbul, Se natör (Sakarya) XVIII, H u k u k Fak., H u ­ kukçu, Eski Bakan. G Ü N E Ş Kerem (A N A P ) Kars XVIII, K ö y Ens. G Ü N E Ş Naif (SHP-HEP-DEP) Siirt XIX, Lise, M e m u r (milletvekilliği düşürüldü, H a­ ziran 94)

E R T Ü R K T e v fik (A N A P ) A n ka ra XVIII, Lise, Bürokrat.

G Ü N E Y Ülkü G ö k a lp (A N A P ) G üm ü şh an e XVIII, Bayburt XIX, Tıp Fak., Doktor, Öğr. Üyesi.

ERTÜZÜN Tevfik (DYP) Z o n gu ld ak XVIII, İktisat Fak., Gazeteci, Yazar, Öğr. Üyesi.

G Ü N G Ö R Bilal (DYP) A n k a ra XIX, Kim ya M ü h . Bl., Kim ya M üh., Ticaret

E R Y IL M A Z Y a şa r (A N A P ) A ğ rı XVIII, XIX, Tıp Fak., Doktor, Öğr. Üyesi, Eski Ba­ kan.

G Ü N G Ö R Erol (SHP) İzmir XVIII, İTİA, Kooperatifçi.

ESEN G Ü N Lütfü (RP) Erzurum XIX, H u k u k Fak., Avukat. ESER A li (DYP) Sam sun XVIII, XIX, M a k. Fak., M a k. Yük. M üh., Yönetici, Eski Bakan. E Y Y Ü P O Ğ LU Seyit (A N A P ) Urfa XIX, İlk, Ticaret, Çiftçi. FA R A LY A L I M . Ersin (DYP) İzmir XIX, Ikt. Fak., Yönetici, Eski Bakan. . FIRAT A b d u lla h (RP) Erzurum XIX, Lise, Ticaret. FIRAT A b d ü lm e lik (DYP) Erzurum XI, XIX, Lise, KİT Yöneticisi. FIRA T A laattin (A N A P ) M u ş XVII, XVIII, İktisat Fak., Öğr. Görevlisi, Sigortacı. FIRA T S. Fevzi (M D P ) Z o n g u ld a k I, II, III, IV, XVII, Lise, Bel.Es.Bşk. FIRAT Seçkin (A N A P ) Bolu XVII, XVIII, Yük. Ok., Ticaret.

G Ü R İsmet (M Ç P-BBP) A ksa ra y XIX, Veteriner Fak., Veteriner. G Ü R B Ü Z Cem alettin (SHP) A m a sya XIX, H u k u k Fak., Avukat. G Ü R B Ü Z Ö ze r (HP) S in o p D M , XVII, (SHP) XVIII, H u k uk Fak., Savcı. G Ü R D A L İbrahim (DYP) İsparta XVIII, Bursa XIX, D M M A , Mim ar, Yönetici. G Ü R D E R E M e tin (A N A P ) T okat XVII, XVIII, Inş. M ü h . Bl., Inş. M üh., Sendikacı. G Ü R K A N A y d ın G üven (HP) A n talya XVII, (SHP) İçel XIX, SBF, iktisatçı, Öğr. Üye­ si, SH P Eski Gen. Bşk. G Ü R K A N H. Uluç (SHP-CHP) A n ka ra XIX, SBF, Gazeteci. G Ü R P IN A R İrfan (SHF CHP) Kırklareli XVIII, XIX, H u k u k Fak., Avukat. GÜ RSELER G ü n e ş (SHP) T ekirdağ XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

FİLİZ Hacı (DYP) Kırıkkale XIX, Eczacılık Y. Ok., Eczacı.

G Ü R S O Y İbrahim (SHP) İstanbul XIX, D M M A Y. Ok., Inş. M ü h . Bl. Inş. M üh., Be­ lediyeci.

G A Y D A L I Edip Safder (A N A P ) Bitlis XIX, Ikt. Tic. II. Y. Ok., Ticaret.

G Ü ZEL Haşan Celal (A N A P ) G aziantep XVII, XVIII, SBF, Bürokrat, Eski Bakan.

G A Z İO Ğ L U B. M e h m e t (DYP) Bursa XVIII, XIX, H u k u k Fak., Avukat, Eski Bakan.

H A C A L O Ğ L U A lg a n (SHP-CHP) İstanbul XIX, Üniv. (ABD),Inş. Y.M üh., Bürokrat.

G E D İK M e h m e t (A N A P ) Bursa XVIII, XIX, D M M A , Inş. M üh., M üteahhit. G E M A L M A Z T oga y (A N A P ) Erzurum XVII, XVIII, Elektrik M ühendisi.

H A C IP A Ş A O Ğ L U A. Servet (A N A P ) Kayseri X, XI, XVIII, Eğt. Ens., Öğr. Üyesi, Y ö ­ netici

G EN Ç Kam er (SHP) Tunceli D M , XVIII, XIX, İTİA, Hakim, Savcı, M a li Müşavir.

H A LİS Ziya (SHP) Sivas XIX, Inş. Fak., Inş. Y. M üh., M üteahhit.

G EN Ç O Ğ L U Kam er (A N A P ) Bursa XIX, Ortaokul,

H A M İD İ Kudbettin (A N A P ) Siirt XVIII, Orta, Din Görevlisi.

G E N LİK İlker (A N A P ) Ç anakkale XVIII, Orta, Bankacı.

H AŞEFE M e like T u ga y (A N A P ) İstanbul XIX, Lise, Belediyeci.

G EY L A N İ Naim (A N A P ) Hakkari XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

H A T İB O Ğ LU Yasin (RP) Ç orum IV, XIX, H uk u k Fak., Avukat.

G İR A Y İsmail Safa (A N A P ) İstanbul XVII, XVIII, XIX, Inş. Fak., Inş. M üh., Yönetici, Eski Bakan.

H A T İN O Ğ L U Süleym an (A N A P ) A rtvin XIX, Y. İslam Ens., Bürokrat.

G Ö Ğ Ü SG ER Şevki (A N A P ) Kırşehir XVIII, H u k u k Fak., Bürokrat.

H A T İP A h m e t Remzi (RP) Konya Senatöı*, XIX, H u k u k ve SBF, Hukukçu, Kaym a­ kam, Bürokrat.

G Ö K A L P C oşkun (SHP-CHP) Kırşehir XIX, H u k u k Fak., Avukat.

H IR FA N O Ğ L U T u rh a n (SHP) H atay XVIII, H u k u k Fak., Avukat, Çiftçi.

G Ö K A L P Nuri (A N A P ) İstanbul XVIII, Lise, Turizmci, Ticaret.

H O C A O G L U Y ılm a z (M D P ) A d a n a IV, XVII, (A N A P ) XVIII, XIX, İTİA, Bürokrat.

G Ö B EL M u sa (SHP) M u ğ la XVIII, Lise, Turizmci, Ticaret.

H O Ş V E R Necmi (DYP) Bolu XIX, DTCF, Tüccar, Yönetici

G Ö K Ç E K I. M e lih (RP) A n ka ra XIX, İTİA Gazetecilik Y. Ok., Bürokrat, Bel. Bşk.

H U N Atilla (SHP) Kars XIX, A D M M A Kim ya M üh . BL, SBF M aliye ve Ikt. Bl., Kim ­ ya M üh., İktisatçı.

G Ö K D E M İR A yva z (DYP) G aziantep XIX, DTCF , Ö ğ re tm e n * G Ö K T A Ş Kem alettin (RP) T rab zon XIX, İTİA Eczacılık Y. Ok., Eczacı. G Ö L H A N M e h m e t (DYP) Sakarya XVIII, XIX, Inş. Fak., Bürokrat, Eski Bakan. G Ö N E N A k ın (A N A P ) N iğd e XVII, İzmir XVIII, XIX, H u k uk Fak., Bürokrat, Vali, Es­ ki Bakan. G Ö N Ü L A li Rıza (DYP) A yd ın XIX, H u k u k Fak., Avukat. G Ö R E N T A Ş M u h sin (A N A P ) V an I, II, IV, V, X, XVIII, O rtaokul G Ö Z L Ü K A Y A M e h m e t (DYP) Denizli XIX, H u k u k Fak., Avukat. G Ü Ç LÜ Kadri (DYP) Bursa XIX, Orta, Belediyeci, Ticaret. G Ü L A b d u lla h (RP) Kayseri XIX, İktisat Fak., Doç. Dr., İktisat Uzmanı. G Ü LC EG Ü N M e h m e t (SHP) M a rd in XIX, Ikt. ve işi. Y. Ok., Ticaret. G Ü LER M ü m ta z (A N A P ) Uşak XVII, XVIII, Inş. Fak., Inş. M üh., Belediyeci. G Ü LEZ T u rgu t Yaşar (M D P ) Bolu Senatör, XVII, (DYP) XVIII, Üniv. (ABD), Petrol Yük. Müh., Eski Bakan, Öğr. Görevlisi. G Ü LP IN A R Eyyüp Cenap (A N A P ) Urfa XVIII, XIX, H u k u k Fak., H ukukçu, Çiftçi, Es­ ki Bakan. G Ü N A Y D IN A li (DYP) Konya XIX, H u k u k Fak., Avukat. G Ü N B U L U T Ö m er (A N A P ) Sivas XVIII, Tıp Fak., Doktor, Belediyeci. G Ü N D O Ğ D U Temel (A N A P ) İstanbul XVIII, XIX, İlahiyat Fak., Öğretm en, Yönetici G Ü N D Ü Z B urhan Cahit (A N A P ) İzm ir XVII, XVIII, H u k u k Fak., Avukat. G Ü N D Ü Z Fahri (SHP) Uşak XIX, Tıp Fak., Doktor. G Ü N E B A K A N A h m e t (A N A P ) G aziantep XVIII, Eğt. Ens., Öğretm en.

IL IM A N Rıza (SHP) Ç oru m XVIII, Eğt. Ens., Gazeteci. IŞIK M e h d in (A N A P ) M u ş XVIII, H uk u k Fak., Avukat. IŞ IK L A R A h m e t Fehm i (SHP) Bursa XVIII, Diya rba kır XIX, M a k. T e kn ike r Ok., Sendikacı, HEP Eski Gen. Bşk. (milletvekilliği düştü) İÇÖZ Talat (A N A P ) İstanbul XVIII, Id.ll.lşl. Fak., Yönetici İLERİ G üler (SHP) Tokat XIX, Eczacılık Y. Ok., Eczacı, Eski Bakan. İLH A N M u za ffe r (M D P ) M u ğ la XVII, (DYP) XIX, Yük. Tekniker Ok., Inş. Teknisye­ ni, Bürokrat. İLTER Ö m e r Ferruh (A N A P ) İstanbul XVII, XVIII, H u k uk Fak., H ukukçu, Bürokrat. İM A M O Ğ L U Atilla (DYP) K ahram anm araş III, XVIII, İTİA, Ka m u Yönetim i. İN A N Kam ran (MDP), Bitlis Senatör, XVII, (A N A P ) XVIII, XIX, Hukuk, SBF (Cenev­ re), Büyükelçi, Eski Bakan. İN C E A Y A N A b b a s (A N A P ) Bolu XIX, İTİA Eczacılık Y. Ok., Eczacı. İN C EÖ Z A h m e t Feyzi (RP) T oka t XIX, Tıp Fak., Doktor. İN Ö N Ü Erdal (SHP) İzm ir XVII, XVIII, Fen Fak., Fizik Bl., Prof., Öğr. Üyesi, Rektör, SH P Eski Genel Başkanı, Eski B akan ve Başbakan Yard. İS L A M O Ğ L U A li M ü n if (DYP) Kastam onu XI, Senatör, XIX, Tıp Fak., Doktor, Eski Bakan. İSLİM YELİ Fenni (M D P ) Balıkesir I, II, (D M ), XVII, (A N A P ) XVIII, SBO., İşletme, Bankacılık, Kooperatifçilik, Eski Bakan. İŞ B A Ş A R A N Feyzi (A N A P ) İstanbul XIX, M esleki Eğt. Fak., Turizm İşi. Bl., Turizm ­ ci, Bürokrat. İŞLETEN Şener (A N A P ) Edirne XVIII, Ticaret Lisesi, Bel.Es.Başk., Kooperatifçi.

G Ü N E R Engin (A N A P ) İstanbul XIX, İdari II. Fak., ö ğ r. Görevlisi, Bürokrat. K A B İL A h m e t (A N A P ) Rize XIX, Inş. Fak. Inş. M üh . M üteahhit, Belediyeci. G Ü N E R M. Sabri (DYP) Kars X IX, İTİA, Kam u Yön. Bl., Yönetici.


1047

PARLAM EN TO VE Y A S A M A • T Ü R K İY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

K A Ç M A Z M usta fa (DYP) V a n XIX, inş. Fak., Inş. M üh. K A H R A M A N M e h m e t (A N A P ) Erzurum XVIII, H u k u k Fak., Kaym akam . K A H R A M A N M e h m e t (SHP) D iyarbakır XVIII, XIX, H u k u k Fak., Avukat, Bakan. K A H R A M A N M ü m in (A N A P ) Ç anakkale XVIII, Yapı Ens., Bel.Es.Bşk. K A H V E C İ A d n a n (A N A P ) İstanbul XVIII, XIX, Üniv. (ABD), Biyom edikal M ü h . Bü­ rokrat, Eski Bakan. (Vefat etti) K A L A Y C IO Ğ L U Göksel (A N A P ) A n ka ra XVII, XVIII, Kolej (ABD), Yönetici

K E SK İN H. Sabri (M D P ) K astam onu I, II, III, IV, XVII, (A N A P ) XVIII, H u k u k Fak., Çiftçi, Bürokrat. KILCI Fuat (DYP) İzm ir XVIII, M im . Fak., M im ar, Bel.Es.Bşk., Serbest Ticaret. KILIÇ Haşan (DYP) O rd u XIX, Dev. M üh . ve M im . Fak., Inş. M üh., M üteahhit. KILIÇ M . Selahattin (DYP) Sam su n II, A d a n a III, IV, V, XVIII, XIX, Inş. Fak., Eski Bakan. K IL IÇ A SL A N M u sta fa (A N A P ) Sakarya XVII, XIX, Eczacılık Y. Ok., Eczacı.

KALELİ A sım (DYP) İçel XIX, Ziraat Fak., Ziraat Y. M üh., Yönetici

K ILIN Ç M a h m u t (SH P-H EP-DEP) A d ıy a m a n XIX, O rm a n Fak., O rm a n Y. M üh., M ü te a h h it (milletvekilliği düşürüldü, H aziran 94).

K A L E M L İ M usta fa (A N A P ) Kütahya XVII, XVIII, XIX, Tıp Fak., Doç. Doktor, Eski Bakan.

K IN A LI A b d u lla h (DYP) H atay XIX, İlkokul, Serbest Ticaret.

K A L K A N Erdal (SHP) Edirne XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

KIR A T LIO Ğ LU Esat (DYP) Nevşehir IV, V, XVIII, XIX, Jeoloji Fak. (Avusturya), Je­ oloji M üh., Eski Bakan, Bel.Es.Bşk.

K A L K A N D E L E N İsmail (DYP) Kocaeli XIX, İlk, Inş. M üteahhiti. K A N G A L Ekrem (SHP) Sivas III, IV, XVIII, Ziraat Fak., T O D A İE, Ziraat Y. M üh.

K IR C A A li C oşkun (DYP) İstanbul I, II, XIX, H u k u k Fak., Hukukçu, Diplom at, Ga­ zeteci.

K A P U SU Z Salih (RP) Kayseri XIX, İşi. Fak., Serbest Ticaret.

KIRIŞ Recep (RP-BAĞ -BBP) K a h ram an m araş XIX, İTİA, Gazeteci, Yazar, Yönetici

K A R A B urhan (A N A P ) G iresun XVII, XVIII, XIX, Tıp Fak., Doktor.

KIRLI İsmet Ö n d e r (SHP) Balıkesir XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

K A R A B U L U T M a h m u t (A N A P ) Sivas XVII, XVIII, İTİA, İşletmeci, M ali Müşavir.

K IV R A K A b it (RP) Konya XIX, Eczacılık Y. Ok., Eczacı, Belediyeci.

K A R A D E M İR Selahattin (DYP) Kahram anm araş XIX, Tıp Fak., Doktor.

KIZILOĞLU M u sta fa (A N A P ) A fy o n XVIII, GEE-Pedagoji, Bürokrat.

K A R A D U M A N Necm ettin (A N A P ) T rab zon XVII, XVIII, SBF, Kaym akam , Vali, Y ö ­ netici, T B M M Eski Başk.

K İB A R M u sta fa Bahri (A N A P ) O rd u XVIII, XIX, DTCF, Serbest Ticaret, Çiftçi.

K A R A E V Lİ A h m e t (A N A P ) T ekirdağ XVII, XVIII, M ü h . Fak., M etalürji M üh., Eski Bakan.

KİTAPÇI Nihat (A N A P ) Erzurum XVIII, Ziraat Fak., Ziraat Y. M üh., Bürokrat.

K A R A G Ü L Enver (SHP) Uşak XIX, Tıp Fak., Doktor. K A R A K A Ş M. Ercan (A N A P ) İstanbul XIX, M a k. Y. M üh., Yazar. K A R A K E Ç İLİ Bahri (M D P ) Urfa III, XVII, (A N A P ) XVIII, H u k u k Fak., Avukat, Bü­ rokrat. K A R A K U Y U İsmail (D YP) K ütahya XIX, Fen Fak., Doç.Dr., Ö ğre tim Üyesi, D e kan Yard. K A R A M A N A b d u rra h m a n (A N A P ) A d ıya m a n XVIII, İlk, M ah alli idareci. K A R A M A N Kam ran (A N A P ) Hatay XVII, XVIII, Elektrik Yük. Müh., Öğr. Görevlisi. K A R A M A N M u h ittin (A N A P ) G ü m üşh ane XVIII, Orta, Bel.Es.Bşk. K A R A T A Ş A li (DYP) Antalya XIX, D M M A M ü h . Y. Ok.,inş. M ü h.

KİLERCİO Ğ LU O rha n (D YP) A n ka ra XIX, H arp Ak., E. General, Eski Bakan.

K O Ç A K Ersin (A N A P ) A d a n a XVIII, Eczacılık Y ük. Ok., Eczacı. K O Ç A K Tevfik (SHP) A n ka ra XVIII, DTCF, Filolog, Pedagog. K O Ç A K Yalçın (A N A P ) Sakarya XVIII, M ü h . Y. Ok., Inş. M üh., M üteahhit, Turizm İşletmecisi. K O N U K M A N Recep Ercüm ent (A N A P ) İstanbul XVII, XVIII, XIX, Diş Hek. Fak., Diş Hekimi, Profesör, Eski Bakan. K O R K M A Z M e h m e t (DYP) Kütahya XVIII, Orta, M u h a se b e ve Sigortacı. K O R K M A Z C A N Haşan (A N A P ) Denizli III, IV, XIX, H u k u k Fak., Avukat. K O R K U T A T A Hüsam ettin (RP) Bingöl XIX, Gazetecilik Y. Ok., Yönetici KOTİL A yte kin (SHP) İstanbul XVIII, H u k u k Fak., Hukukçu, Bel.Es.Bşk. K O Y U N C U H aydar (M D P) K on ya XVII, XVIII, H u k u k Fak., Avukat, Bankacılık.

K A R H A N M . Kem al (A N A P ) İzmir D M , XVIII, M a k. Fak., Gem i Inş. BL, Prof. Dr. Öğr. Üyesi, Dekan, Rektör Yard.

K O Y U N C U M . Erdal (SHP) Siirt XIX, Kolej, Serbest Ticaret.

K A R T A L N adir (DYP) V a n XIX, Eczacılık Fak., Eczacı.

KO ZLU M . Cem (A N A P ) İstanbul XIX, Üniv. (ABD), Öğr. Görevlisi, T H Y Gen. M d.

K A R T A L Rem zi (SHP-HEP-DEP) V a n XIX, Diş Hekim liği Fak. Diş Hekim i (milletve­ killiği düşürüldü, Haziran 94).

K Ö K LÜ Ural (SHP) Uşak XIX, DTCF Felsefe Bl., Öğretm en, T Ö B-D e r Başk.

K A Ş IK Ç I N u h M e h m e t (A N A P ) Kayseri XVII, XVIII, Eczacılık O kulu, Eczacı, Y ö ­ netici K A V A K A lta n (A N A P ) İstanbul XVII, XVIII, H u k u k Fak., Hukukçu, Serbest Ticaret. K A V A K M e h m e t Cavit (A N A P ) İstanbul XVIII, XIX, H u k u k Fak., Üniv. (ABD), H u­ kukçu, İşletmeci, Bankacı. K A Y A Ilhan (A N A P ) İzm ir XIX, Orta, Belediyeci.

K Ö K S A L A N İrfan (D YP) A n k a ra XIX, E ko n o m i ve Tic. Ok., Bankacı, Serbest Ti­ caret. KÖ SE Erol (SHP) Kocaeli XVIII, Lise, Bel.Es.Bşk. KÖ SE İsmail (D YP) Erzurum XVIII, XIX, H u k u k Fak., Kaym akam , Em niyet M e n su ­ bu, Serbest Ticaret. KÖ SE M e h m e t Tahir (SHP) A m asya XVIII, XIX, M a k. Fak., M ak. Yük. M üh., Ba­ kan.

K A Y A Salm an (SHP) A n k a ra XIX, Fen Fak. M a te m a tik Bl., Ö ğretm en, Serbest Ti­ caret.

KÖ S E O Ğ LU Leyla Y e n ia y (A N A P ) İstanbul XVII, XVIII, XIX, Lise, Serbest Ticaret.

K A Y A L A R Lütfullah (A N A P ) Y o z g a t XVII, XVIII, XIX, H uk u k Fak., Avukat, Eski Bakan.

KÖ Y L Ü O Ğ L U A zim e t (SHP) Sivas V, XIX, inş. Y. M üh., Öğr. Görevlisi.

K A Y M A K M u h a m m e t (SHP) A n ka ra XIX, Lise, M üteahhit. K A Z A N Şevket (RP) Kocaeli IV, XIX, H u k u k Fak., Avukat, Eski Bakan. K A Z O K O Ğ L U A. Şam i (A N A P ) Bolu XVII, XVIII, İktisat Fak., KİT Yöneticisi. KEÇECİLER M e h m e t (A N A P ) K onya XVIII, XIX, Y. İslam Ens., SBF, Kaym akam , Bel.Es.Bşk., Eski Bakan.

KÖ STEPEN M e h m e t (DYP) İzmir X IX, Ikt. Tic. Bil. Fak., Serbest Ticaret.

K Ö Y M E N Y a vu z (A N A P ) Giresun XVII, XVIII, XIX, İTİA, İktisatçı, M üteahhit. KU L Em in (A N A P ) İstanbul XIX, Orta, Sendikacı. KU L M u sta fa (SHP) Erzincan XVIII, XIX, Ka m u Yön. Bl., K am u Yönetim i. K U M A Ş İbrahim (R P -BA Ğ -ID P-M P) T o ka t XIX, Ö ğ re tm e n Ok., Ö ğretm en, Ser­ best Ticaret.

KEÇELİ M a h m u t (SHP), A d a n a XVIII, İTİA, M ü h . Y. Ok. ,lnş. Bl., M üteahhit.

K U M B A R A C IB A Ş I O n u r (SHP) Kocaeli XVIII, XIX, SBF (Viyana), Serbest D a nış­ man, Bakan.

KELEKÇİ Etem (DYP) A fy o n XIX, Ikt. Fak., İktisatçı, Bel. Bşk.

KURBETLİ Hayrettin (A N A P ) T rab zo n XVIII, İTİA, Yönetici

KELEŞ Birgen (SHP) İzm ir XVIII, SBF, Bürokrat.

KU R T A h m e t Rüştü (SHP) Giresun XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

K E M A L O Ğ L U Erkan (A N A P ) M u ş XVIII, İTİA, İktisatçı.

KU R T A laettin (DYP) Kocaeli XVIII, XIX, Inş. Fak., Inş. Y. M üh., M üteahhit.

KEP O LU M a h m u t (A N A P ) D iyarbakır IV, V, XVIII, İlkokul, (Vefat etti) K E R İM O Ğ L U M e h m e t (SHP) A n ka ra XIX, Lise, Sendikacı, Serbest Ticaret.

KU R T Fahrettin (A N A P ) T rab zo n XVII, XVIII, XIX, M üh., M üteahhit, Eski Bakan.

KESEBİR Erdal (DSP) Edirne XIX, Eğt. Ens, Öğretm en.

KU R T Nafiz (DYP) Sam sun III, IV, XVIII, XIX, Lise, Serbest Ticaret, Bakan.

KESER O Ğ LU Cafer Sadık (DYP) S in o p XIX, H u k u k Fak., Avukat.

K U T A Y Hazım (A N A P ) A n ka ra XVII, XVIII,İktisat Fak., İşletme, Maliye, Belediyeci.

K ESK İN A d n a n (SHP-CHP) Denizli V, XVIII, XIX, H u k uk Fak., Avukat.

K Ü Ç Ü K A dil (A N A P ) K on ya XVIII, Y. İslam Ens., Serbest Ticaret.

K ESK İN C u m h u r (SHP) H akkari XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

K Ü Ç Ü K E L A h m e t (DYP) Elazığ XVIII, XIX, Tıp Fak., Doktor, Öğr. Üyesi.

M im . Fak., Inş. Bl., Inş. Yük.


1048

PARLAM ENTO VE Y A S A M A • T Ü RKİY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

KÜPELİ M usta fa (DYP) A d a n a XIX, Lise, M üteahhit. K Ü R K O G LU Celal (SHP) A d ıya m a n XIX, İTİA Y ön. Bil. Fak., Ticaret, Kooperatifçi. M A C U N Ö m e r Faruk (A N A P ) Z o n g u ld a k XVIII, A İT İA Dış Tic. Bl., Turizmci. M A H R A M L I M u h ta r (DYP) T ekirdağ XIX, Kolej, Çiftçi, Tüccar. M A R A Ş G ö k h a n (A N A P ) Kırşehir XVIII, H uk u k Fak., Avukat.

Ö Z B E K A h m e t Sezai (DYP) Kırklareli XIX, Diş Hekim liği Y. Ok., Diş Hekimi, Bel. Bşk. Ö Z B E K O sm a n Nuri (DYP) Konya XIX, Ikt. ve Tic. Ok., İktisatçı, Çiftçi, Bel. Bşk. O d a Başk. Ö Z BİLEN Cem al (A N A P ) Kırklareli XVII, XVIII, XIX, H u k u k Fak., A vukat.

M A R U F L U Z. Selçuk (A N A P ) İstanbul XIX, SBF, İktisatçı, DPT Uzm anı, Yönetici

Ö Z D A Ğ L A R İsm ail (A N A P ) M a n is a XV II, M a k in a Fak., M a k . ve İşletm e Yük. Müh., Yönetici, Eski Bakan.

M A T K A P N ihat (SHP) Hatay XIX, İTİA, Serbest M uhasebeci, M ali M üşavir.

Ö Z D E M İR A h m e t (M Ç P-BBP) T okat XIX, Öğr. Ok., Ö ğretm en, Tüccar, Belediyeci.

M E L EN Ferit (M D P ) V a n (Senatör), IX, XI, XVII, SBF, Bürokrat Eski Bakan, Eski Başbakan.

Ö Z D E M İR A li Talip (A N A P ) K on ya XVIII, A D M M A M a k. M ü h . Bl., Bel. Es. Bşk.

M E N T EŞE N ahit (DYP) A y d ın II, III, IV, V, XIX, H u k u k Fak., A vukat, Eski Bakan.

Ö Z D E M İR E rgu n (A N A P ) Giresun XIX,T ıp Fak., Doktor, Bürokrat.

M E Z A R C I Haşan (RP) İstanbul XIX, İlahiyat Fak., Müftü.

Ö Z D E M İR E rtuğrul (A N A P ) O rd u XVIII, Elektrik Bl. Elek. Tek., Kooperatifçi, Ti­ caret.

M İM A R O Ğ L U Sait Kem al (DYP) A n ka ra XIX,SBF ve H u k u k Fak., Bankacılık, Prof. Dr., Öğr. Üyesi.

Ö Z D E M İR İbrahim (A N A P ) İstanbul XVII, XVIII, XIX, D G S A M im a rlık Y. Okulu, Serbest M im a r ve M üte ah hit, Eski Bakan.

M İR K E L A M Ferit A yd ın (DYP) Urfa XIX, İlk, Ziraatçı, Belediyeci. M İS K İ Ö n e r (SHP) H atay V, XVIII, Eczacılık Fak., Eczacı.

Ö Z D İŞ İbrah im (SH P-CH P) A d a n a XIX , A İT İA M ü h . Y. Ok., Inş. M ü h . Bl., Inş. M üh., Yönetici, Belediyeci.

M O G U L T A Y M e h m e t (SHP) İstanbul XVIII, X IX ,H u k u k Fak., Avukat, Bakan.

Ö Z D O Ğ A N Nizam ettin (A N A P ) Elazığ XVIII, Tıp Fak., Doktor.

M Ü F T Ü L ER M . H aluk (DYP) Denizli XIX, Ikt. ve Tic. Bil. Fak., Serbest Ticaret.

Ö ZEL İbrahim (A N A P ) B u rd u r XVIII, İlkokul, Sanayici ve Turizm İşletmecisi.

M Ü F T Ü O Ğ L U G üneş (DYP) Z o n gu ld a k XVIII, XIX, H uk uk Fak., Avukat.

Ö Z E N M . Hilmi (A N A P ) İstanbul XVIII, Diş Hekim liği Fak., Diş Hekimi.

M Ü F T Ü O G L U Rıza (M Ç P -M H P) Erzurum XIX, İşi. Fak., İktisatçı, Gazeteci, Yönetici

Ö Z ER Nevşat (A N A P ) M u ğ la XIX, O rm an Fak., O rm an M üh., Bürokrat.

M U M C U O Ğ L U Selahattin (A N A P ) V an XVIII, Yük. M ak. Teknikeri, Serbest Inş. Müt.

Ö Z ER Rahm i (DYP) Ç anakkale XIX, İlk, Ticaret.

M U T L U M uh ye ttin (A N A P ) Bitlis IV, V, XVIII, İlkokul,

Ö Z K A N Haşan H üsam ettin (DSP) İstanbul XIX, Ikt. ve İşi. Y. Ok., Yönetici

M U T M A N Atilla (SHP) İzmir XIX, Kim ya M ü h . Fak. Kim ya M üh., Serbest Ticaret, Yönetici

Ö Z K A N M e h m e t (DYP) İzm ir XIX, Orta, Ticaret, Belediyeci.

N A C İT A R H A N Zeki (SHP) Kars XIX, İşi. Fak., Serbest Ticaret. N A M A L Haşan (DYP) A ntalya XVIII, X IX ,H u k u k Fak., Avukat. N A M L I M usta fa (A N A P ) Ç orum XVIII,Eczacılık Fak., Serbest Eczacı. N A M O Ğ L U Y u su f (A N A P ) İstanbul XIX, Inş. M üh . Fak., Inş. Müh., Futbol Hakemi. N A Z İK O Ğ L U M usta fa (A N A P ) Rize XVIII, Ziraat Fak., Ziraat Y. M ü h. N E İD İM A h m e t (DYP) Sakarya XVIII, X IX ,H u k u k Fak., Avukat. O Ğ U Z A li (RP) İstanbul Senatör, XIX, H u k u k Fak., Avukat. O K Ç U O Ğ L U H üsnü (SHP) İstanbul XVIII, İşi. Fak., Yönetici O K S A Y Kazım (A N A P ) Bolu XVII, XVIII, Yük. Eko. ve Tic. Ok., Bürokrat, Eski Ba­ kan. O K T A Y İsmet (A N A P ) Eskişehir XVII, XVIII, Kim ya M ü h . Fak., Kim ya M ühendisi. O K T A Y M. Seyfi (HP) A n ka ra XVII, (SHP) X IX, Huk. Fak., Serbest A vukat, Bakan. O N U R M e h m e t (A N A P ) Kahram anm araş XVII, XVIII, H u k u k Fak., Avukat. O P A N Kaya (A N A P ) Sivas XVIII, M e sle k Y. Ok. Inş. Bl., Bürokrat. O R A L A. H üdai (SHP) Denizli I, II, III, IV, XVIII, H ukukçu, Eski Bakan.

Ö Z E V Kazım (SHP) T oka t XVIII, Eczacılık Fak., Eczacı.

Ö Z K A Y A M e h m e t (DYP) G aziantep IV, V, XIX, Orta, Ticaret, Bel. Bşk. Ö Z K Ö K M ü m ta z (A N A P ) Sakarya XVII, XVIII, Lise, Ticaret, Turizmci. Ö Z S O Y Halil İbrahim (A N A P ) A fy o n XIX, Tıp Fak., Doktor. Ö Z S O Y H am di (A N A P ) A fy o n XVII, XVIII, Eczacılık Yük. Ok., Eczacı. Ö Z S O Y S. Halil (A N A P ) Kayseri XVIII, Diş Hek. Fak., Diş Hekimi. Ö Z T A Y L A N M e h m e t Cem al (DYP) Balıkesir XIX, İşletmecilik Y. Ok., Tüccar. Ö Z T Ü R K İbrahim (A N A P ) A dana, XVIII, İTİA, Sendikacı. Ö Z T Ü R K M a h m u t (DYP) N iğd e XVIII, A ksa ra y XIX, AİTİA, Bankacı, Uzm an. Ö Z T Ü R K O k ta y (M Ç P -M H P ) Erzurum XIX, Ö ğre tm e n Ok., H u k u k Fak., A vukat. Ö Z T Ü R K Sabri (A N A P ) İstanbul XIX, D M M A M ü h . M im . Y. Ok., Inş. M ü h . Bel. Bşk., Ö Z Ü B E R K H a n na n (D YP) Gaziantep XIX, İlk, Bel. Bşk. Ö Z V E R Fethiye (DYP) T e kird ağ XIX, Ikt. Fak., Ekon om i Danışm anı. P A K D E M İR L İ Ekrem (A N A P ) M a n isa XVIII, XIX, M a k. M ü h . Bl., Prof. Dr., B ü ro k­ rat, Büyükelçi, Eski B akan ve Başbakan Eski Yard.

O R A L Süm er (DYP) M a n isa V, XVII, XVIII, XIX, Ikt. Fak., Bürokrat, Eski Bakan.

P A M U K Y u su f (A N A P ) İstanbul XIX, D M M A M ü h . Y. Ok., Inş. M ü h . Bl., M ü te a h ­ hit.

O R H O N M a h m u t (A N A P ) Y o z g a t XVII, XVIII, XIX, Tıp Fak., Doktor.

PA P U Ç C U O Ğ L U M e lih (DYP) Balıkesir XIX, H u k u k Fak., Avukat.

O V A L I Y ılm a z (DYP) Bursa XIX, H uk u k Fak., Avukat.

P A R L A K M u sta fa (A N A P ) Rize XVIII, XIX, Ziraat Fak., Ziraat M ü h .

O Y M A K Haydar (SHP-CHP) A m asya XIX, SBF, Bürokrat, Yönetici

P E H L İV A N Feridun (A N A P ) Bursa XIX, Lise, Belediyeci, Ticaret.

Ö Ğ Ü T C A N A li Yalçın (DYP) A d a n a XIX, H u k u k Fak., Avukat.

PEH LİVA N LI A lp aslan (A N A P ) A n ka ra XVII, XVIII, H u k uk Fak., Avukat.

Ö R Ü Ç Hüsam ettin (A N A P ) Bursa XVIII, XIX, Inş. Fak., Inş. Y. M üh .

PE H LİV A N O Ğ LU Cavit Şadi (A N A P ) O rd u I, II, XIX, H uk u k Fak., Hukukçu, Bankacı.

Ö L M E Z T O P R A K M ü n ir D o ğ a n (A N A P ) M alatya XIX, İTİA İşletme Yön. Bl., Ser­ best Ticaret, İşletmeci.

PEKER Haşan (DYP) T ekirdağ XIX, Ikt. Fak., İktisat ve İşletmeci, Yönetici

Ö N A L İsmail Hakkı (SHP) İstanbul XVIII, H u k u k Fak., Avukat, Sendikacı. Ö N C EL A. Bülent (M D P ) Urfa XVII, (A N A P ) XVIII, İTİA, Çiftçi, Dış Tic. Uzm anı. Ö Z A L T u rgu t (A N A P ) İstanbul XVII, XVIII,Elk. M ü h . Bl., Yük. Elk. M üh., Bürokrat, A N A P Gen. Başk., Eski Bakan, Eski Başbakan Yard., Eski Başbakan, C u m hu r­ başkanı. Ö Z A L Y u su f B ozk urt (A N A P ) M alatya XVIII, XIX, Üniv. (Liverpool),Bürokrat, Öğr. Görevlisi, Eski Bakan, Yönetici Ö Z A LP H aydar (A N A P ) N iğd e I, II, III, IV, XVII, XVIII, Ziraat Fak., Ziraat Yük. M ü h. Eski Bakan, Bel.Es.Bşk.

PEKUSLU M e h m e t Sezai (A N A P ) A n ka ra XVII, XVIII, DTCF, H u k u k Fak., ö ğ r e t ­ men, Avukat. PERÇİN M e h m e t (A N A P ) A d a n a XVIII, A İT İA Ban ka İşi. Bl., Bürokrat, K o o p e ra ­ tifçi. PIN A R B A ŞI A li (A N A P ) Konya XVIII, H u k u k Fak., Avukat. PO STAC I Hilmi Ziya (SHP) A yd ın XVIII, Eczacılık Fak., Eczacı. PO Y R A Z Nabi (A N A P ) O rd u XVII, XVIII, XIX, İTİA, Ticaret. PÜ R D E LO Ğ LU M e h m e t (A N A P ) H atay XVIII, H u k u k Fak., Avukat. S A B U N C U Nabi (A N A P ) A yd ın XVIII, (DYP) Denizli XIX, Ikt. Tic. İlimler Yük. Ok., Ticaret.

Ö Z A L P H üseyin (D YP) Sam sun I, III, IV, V, XVIII, XIX, O rm a n Fak., O rm a n Y. M üh., Eski Bakan.

S A B U N İŞ Fahir (A N A P ) Bursa XVII, XVIII, M a k in e Fak., M a k in a M ü he n d isi.

Ö Z A LP M e h m e t (A N A P ) A y d ın XVII, XVIII, Eczacılık Fak., Eczacı,.Çiftçi.

S A D A K Selim (SHP-HEP-DEP) Şırnak XIX, Eğt. Ens., M a te m a tik BL, Ticaret (milletvekilliği düşürüldü, H aziran 94).

Ö Z A R SL A N İsmet (A N A P ) Am asya XVII, XVIII, Eğt. Ens., Bürokrat.

SA Ğ A rif (SHP) A n k a ra XVIII, İlkokul, TRT, Devlet Konservatuvarı Öğr. Görevlisi.


PARLAM EN TO VE Y A S A M A • T Ü R K İY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

1049

S A Ğ D IÇ M e h m e t (A N A P ) A n k a ra XVII, XVIII, XIX, Y. İslam Enst., Yönetici

Ş A K A R Ö n o l (DYP) M a n isa II, III, IV, V, XVIII, H u k u k Fak., Hukukçu, Eski Bakan.

S A Ğ L A R D u rm u ş Fikri (HP) İçel XVII, (SHP) XVIII, XIX, İşletme Fak,, İşletmeci, Y ö ­ netici, Ziraatçı, Bakan.

Ş A K R A N L I G ü rb ü z (A N A P ) M a n isa XVII, XVIII, M ü h . BL, M etalürji Yük. M üh., Yönetici.

SA K A L L IO Ğ L U A yh a n (M D P ) Sakarya XVII, (A N A P ) XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

Ş A N A L A h m e t (DYP) A d a n a XIX, Eğt. Ens., Ticaret, M illi Eğt. M ü d ü rü .

SA KIC I Latif (D YP) M u ğ la XVIII, XIX, İlkokul, M üteahhit.

Ş A Ş M A Z M e h m e t T ahir (DYP) Elazığ XVIII, Y. İslam Ens., Öğretm en, İlahiyatçı.

S A K IK Sırrı (SHP-HEP-DEP) M u ş XIX, Turizm Tic. Son Sınıf, Turizm Işetmecisi (mil­ letvekilliği düşürüldü. H aziran 94)

ŞEKER Bahattin (DYP) Bilecik XIX, Lise, Tüccar.

S A N C A K İsmail (A N A P ) İstanbul XIX, Eğt. Ens., Belediyeci. S A N İO Ğ L U Yılm az (A N A P ) O rd u XVIII, Lise, Tüccar. S A R A Ç L A R Ihsan (DYP) Sam sun XIX, H u k u k Fak., Avukat, Yönetici SA R G IN Talat (A N A P ) Tokat XVII, XVIII, H arp Ok., Bürokrat. SA R IG Ü L M u sta fa (SHP) İstanbul XVIII, Eğitim Fak., Belediyeci, Yönetici S A V A Ş Tim urçin (SHP) A d a n a XIX, Eczacılık Y. Ok., Eczacı. S A Y D A M Faruk (A N A P ) M a n isa XIX, Erkek Sanat Ens,, Hava Tek. Ok., Belediyeci. S A Y G IN Işılay (M D P ) İzmir XVII, (A N A P ) XVIII, XIX, M im . Fak., Mim ar, Bel.Es.Bşk. S A Y IN A h m e t (D YP) Burdur V, XIX, M im . Fak., M im ar, M üteahhit. SEÇ KlN ER Yücel (A N A P ) A n ka ra XIX, H arp Ok., Eğt. Ens. Beden Eğt. BL, Köln S p o r Akadem isi, Bürokrat.

ŞEKER Ö m e r (DYP) K o nya XI, XVIII, XIX, Ticaret, Çiftçi. ŞEKER Şakir (A N A P ) Sivas XVIII, H u k u k Fak., Avukat. ŞE KE R C İO Ğ LU T uncay (M Ç P -M H P ) Elazığ XIX, M im . M ü h . Fak., M im ar, M ü te a h ­ hit. Ş E M S E K M u h a rre m (M Ç P -M H P ) Ç orum XIX, Y. Ö ğre tm e n Ok., Fen Fak., Ö ğre t­ m en Ş E N B A Ş Erkut (D YP) İzm ir XIX, İTİA, Nakliyatçı. Ş E N D A Ğ O rh a n (DYP) A d a n a XVIII, XIX, İTİA M a liye BL, M üteahhit, Yönetici. ŞE N D İLLER Ö k ke ş (M ÇP-BBP) Ka hra m a n m a ra ş XIX, Eğt. Ens., Ö ğretm en, Ticaret. ŞEN E R A b d ü lla tlf (RP) Sivas XIX, SBF, Doç. Dr.„ Öğr. Üyesi. Ş E N G Ü N İsmail (M D P ) Denizli D M , XVII, (A N A P ) XVIII, SBF, Bankacı. Ş E Y H O Ğ L U A. Necm ettin (A N A P ) Çankırı XVIII,Tıp Fak., Doktor, Bel.Es.Bşk.

SELVİ M . Cevdet (SHP) Eskişehir XVIII, Tekniker Ok., M a k. Bl. Sendikacı.

Ş IH A N LIO Ğ L U M . Fevzi (D YP) Urfa XIX, Lise, Çiftçi.

SEPTİO Ğ LU A li Rıza (D YP) Elazığ III, V, XVIII, XIX, Orta, Eski Bakan, Serbest Tica­ ret, Bel. Es. Bşk.

ŞIVG IN Halil (A N A P ) A n k a ra XVII, XVIII, XIX, H u k u k Fak., Avukat, Eski Bakan.

S E R D A R O Ğ L U Rıfat (DYP) İzm ir XIX, Ikt. Tlc. II. Y. Ok., Ticaret,Bel.Bşk., Bakan.

Ş İM Ş E K M e h m e t (A N A P ) K o nya XVIII, İlahiyat Fak., Doç. Dr., Ö ğr. Üyesi. Ş İM Ş E K Rıza (A N A P ) Erzurum XVIII, Orta, Serbest Ticaret.

SERT Saffet (A N A P ) K onya XVII, XVIII, M üh . M im . Fak., Inş. M üh., M üteahhit.

T A B A K Kem al (SHP-CHP) A d ıya m a n IV, V, XIX, Tıp Fak., Doktor.

SEV EN M e h m e t (A N A P ) Bilecik XVIII, XIX, Inş. Fak., Inş. M üh., Bel.Es.Bşk.

T A L A Y M u sta fa Istem lhan (SHP-CHP) İçel XVIII, XIX, SBF, İdareci, Kaym akam .

SEVER M. Em in (SH P-H EP-BAĞ) M u ş XIX, Tıp Fak., Doktor. SEVİG EN M e h m e t (DSP-CHP) İstanbul XIX, Lise, Ticaret.

T A N E R G ün e ş (A N A P -B A Ğ ) İstanbul XVIII, XIX, M ü h . Fak., Bankacılık, Eski Ba­ kan.

S E V İM L İ Seyit O sm a n (M Ç P -M H P ) Karam an XIX, D M M O M a k. M üh., Yönetici.

T A N IK Su ha (A N A P ) İzm ir XVII, XIX, İTİYO, Yönetici, İşletmeci.

SEV İN Ç Ram lz (A N A P ) İzmir XVIII, H u k u k Fak. ve Gazetecilik Y. Ok., Gazeteci, Öğr. Görevlisi

T A N R IÖ V E R Haşan (A N A P ) G aziantep XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

S E Y D A G İL M e h m e t Em in (A N A P ) M u ş V, XVIII, İlk, Ticaret.

T A N R IV E R D İ A b u z e r (SHP) A d ıya m a n XIX, İlk, Çiftçi.

SEYFİ O sm a n (DYP) Nevşehir XIX, H u k u k Fak,, Avukat. S E Y M E N Cemal (SHP) Nevşehir XVIII, Eczacılık ve H uk u k Fak., Avukat, Eczacı. S EZG İN İsm et (D Y P) A y d ın I, II, III, IV, V, XIX , E ko n o m i ve Tlc. Ok.,İktisatçı, Bel.Es.Bşk., Eski Bakan. S İN C A R M e h m e t (SH P-H EP-DEP) M a rd in XIX, Tek. Eğt. Fak., M a k. BL, Ö ğ r e t ­ men, Ticaret (öldürüldü) S İR M E N Ali Rıza (SHP) Kocaeli XVIII, Ortaokul, Bel.Es.Bşk., Ticaret.

T A N IR V efa (DYP) K o nya I, II, III, IV, XVIII, XIX, Tıp Fak., Doktor, Bakan.

T A N R IY A R A li (A N A P ) İstanbul XVIII, Tıp Fak., Doktor, Eski Bakan. T A R A N O Ğ L U Ersin (A N A P ) Sakarya XVIII, XIX, D M M A Inş. M ü h . BL, Inş. Müh., Yönetici, T A R IM C IO Ğ L U Faik (M D P ) Bitlis XVII, (A N A P ) XVIII, H u k u k Fak., A skeri Savcı, Y argıç T A Ş A R M u sta fa Rüştü (A N A P ) G aziante p XVII, A n ka ra XVIII, İTİA, İşletme, Bü­ rokrat.

SU A li (DYP) İçel XIX, Tıp Fak., Doktor.

T A V G A Ç İsmet (M D P ) Bursa XVII, (A N A P ) XVIII, H arp O k„ E. Subay, Bel. Es. Bşk.

S U N G U R L U M a h m u t O lta n (A N A P ) G ü m ü şh a n e XVII, XVIII, XIX, H u k u k Fak., A vukat, Eski Bakan.

T A Y A N T urhan (D YP) Bursa XIX, H u k u k Fak., Avukat, Gazeteci.

S Ü M E R Salih (SHP) Diyarbakır XVIII, XIX, O rtaokul

T EKİN T u rgu t (DYP) A d a n a XIX, Inş. M üh . Fak., Inş. M üh., İşletmeci

SÜZER K e n a n (SHP) T okat XVIII, H u k u k Fak., Avukat. S O Y LU G ürol (A N A P ) İstanbul XIX, M ü h . Fak., Inş. M ü h . BL, Inş. M ü h S O Y S A L M ü m ta z (SHP) A n k a ra XIX, SBF, A na ya sa H u k u ku Prof. Dr., Öğr. Üyesi. S Ö K M E N O Ğ L U M u sta fa M u ra t (M D P ) H atay XVII, (DYP) XVIII, İst. İTİA, Ziraatçı, İşletmeci. S Ö N M E Z Birsel (A N A P ) N iğd e XVII, XVIII, Elektrik Fak., Elektrik Yük. M üh., M ü ­ teahhit. S Ö N M E Z Y u su f K e n a n (SHP) İstanbul XVIII, İTİA, İşletme ve M uhasebeci S Ö Y L E M E Z O Ğ L U Ü lkü (M D P ) K a hra m a nm a ra ş X V II (A N A P ) XVIII, İktisat Fak., Bürokrat, M D P Gen. Başkanlığı. S Ö Z A T Sam i (DYP) Balıkesir XIX, Ziraat Fak., Ziraat M ü h. Ş A H İN A li (SHP) K ahram anm araş XVIII, H u k u k Fak., Avukat. Ş A H İN Cem al (SHP) Ç orum XVIII, XIX, H u k uk Fak., Avukat. Ş A H İN Erm an (SHP) M u ğ la XIX, Lise, Gazeteci, Bel. Bşk, Bakan. Ş A H İN M u sta fa (A N A P ) Kayseri XVII, XVIII, Ziraat Fak., Ziraat Yük. M üh., Sanayi­ ci, Yönetici.

T EKE Bestami (DYP) H atay XIX, H u k u k Fak., Avukat.

T E KİN E L N u rh a n (A N A P ) K astam o nu XVIII, (DYP) XIX, Endüstri M ü h . Fak., En­ düstri M üh., Bakan. T EN EKEC İ A b d u lla h (A N A P ) K on ya XVII, XVIII, H arp Ok., H arp Ak., E. General, Eski Bakan. T E R C AN Cemal (A N A P ) İzm ir IV, V, XIX, M a k in e Tekniker Ok., M a k. Teknisyeni, O d a Başk. TEZ İbrahim (SHP) A n ka ra XVIII, XIX, Basın Y a yın ve H. İliş. Y. Ok. Belediyeci, Ba­ kan. T İM İS İ M u sta fa (SHP) Sivas III, IV, İstanbul XVIII, AİTİA, Müfettiş. TİTİZ M u sta fa Tınaz (A N A P ) İstanbul XVII, Z o n g u ld a k XVIII, A n ka ra XIX, M üh. M im . Fak., M im ar, Eski Bakan, Yönetici. T O Ğ U Ç Nizam ettln (SHP-HEP-DEP) Batm an XIX, İlkokul, Ticaret. T O S K A Y Tunca (A N A P ) İstanbul XIX, Ikt. Fak., Prof. Dr., TRT Gn. M d „ Bürokrat. T O K D E M İR Nurettin (DYP) H atay XIX, Edeb.Fak., Öğretm en. T O P A Ç M e h m e t (A N A P ) Uşak XVII, XVIII, H u k uk Fak., Avukat. T O P A K T A Ş Saffet (M ÇP-BBP) Kahra m a n m a ra ş XIX, Eğt. Fak. Öğretm en.

Ş A H İN Nevfel (DYP) Ç anakkale XIX, Inş. Fak., Inş. Y. M üh., M üteahhit.

T O PÇ U Y aşar (D YP) Sin o p XVII, XIX, H u k u k Fak., Avukat, Eski Bakan.

Ş A H İN Refaiddln (DYP) O rd u XIX, İTİA, Bürokrat.

T O P Ç U O Ğ L U A li (A N A P ) K ah ram an m araş XVII, XVIII, Ikt. Fak., Ticaret

Ş A H İN Seyfi (M Ç P -M H P ) Kayseri XIX, Tıp Fak., Doktor, O d a Başk.

T O P K A Y A Ihsan Nuri (A N A P ) O rd u XVII, XVIII, H uk u k Fak., Avukat.


PARLAM EN TO VE Y A S A M A • T Ü R K İY E B Ü Y Ü K M İLLET M ECLİSİ

1050

TO PT A N Koksal (DYP) Z o n g u ld a k V, XVII, XVIII, XIX, H u k u k Fak., A vukat, Bele­ diyeci, Eski Bakan.

Y A Ş A R Ünal (A N A P ) G aziantep XVII, H u k u k Fak., Avukat.

T O PU Z A li (SHP) İstanbul IV, V, XVIII, M im . Fak., Şehircilik, Eski Bakan.

Y A V U Z M e h m e t Ali (D YP) Konya XIX, Fen Fak. Jeoloji BL, Jeoloji M üh.

TUĞ A. Baki (DYP) A n ka ra XIX, H u k u k Fak., Hukukçu, H akim Albay.

Y A V U Z Sabri (SHP) Kırşehir XIX, H u k uk Fak., Avukat.

T U N Ç A h m e t (RP) Elazığ XIX, Y. İslam Ens., Öğretm en.

Y A V U Z Şinasi (RP) Erzurum XIX, Orta, Ticaret.

T U N C A Y İlker (A N A P ) Çankırı XVII, XVIII, XIX, H arp Ok. E. Subay, Eski Bakan.

Y A V U Z T Ü R K Zeki (A N A P ) Elazığ XVII, A n k a ra XVIII, Üniv. (ABD), M a d e n M ü ­ hendisi, Eski Bakan, Yönetici.

TU N C ER C e ngiz (A N A P ) Kayseri XVII, A ntalya XVIII, SBF Ikt. ve M aliye Bl., İşlet­ meci, Yönetici.

Y A V U Z A b d ü rre za k (DYP) Urfa XIX, Y. Tek. Ok., Bel. Bşk.

Y A Y L A L I M u sta fa Rıfkı (A N A P ) Erzurum XVII, X V III,D M M A , Inş. M üh .

TUNÇSİPER Necat (A N A P ) Balıkesir XVII, XVIII, SBF, H u k u k Fak., Avukat, Beledi­ yeci.

Y A Z A R M e h m e t (A N A P ) Kayseri XVIII, M a k. Fak., M a k. Y. M üh., Sanayici. YA ZIC I F. M ü n ir (A N A P ) M a n isa XVII, XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

T U R G U T Servet (M Ç P -M H P ) Konya XIX, IşI.Fak., M a liye BL, Ticaret. YA ZIC I Necdet (DYP) Z o n g u ld a k XIX, İlk, Ticaret, Belediyeci. T U T K U N Haşan A d n a n (A N A P ) A m asya XVII, XVIII, İnşaat M ühend isi. TUTU Ali İbrahim (SHP) Erzincan XIX, Eğt. Y. Ok., Ticaret. TUZCU Şadan (A N A P ) Rize D M , XVIII, İstanbul XIX, M a k. Fak.,Mak. M ü h. TÜREL Sudi (A N A P ) A ntalya XVII, İstanbul XVIII, Harita K adastro M ü hend isi, Es­ ki Bakan. TÜRESİN Tevfik (DYP) Bolu XIX, Ziraat Ok., Yönetici.

Y A Z IC IO Ğ LU M u h s in (M ÇP-BBP) Sivas XIX, V eteriner Fak., Veteriner, BBP Gen. Bşk. Y E N İŞE H İR LİO Ğ LU M e h m e t (A N A P ) M a n isa XVIII, Ikt. Tic. II. Y. Ok., Ziraatçı, Y ö ­ netici. Y E R L İK A Y A V ah d e t Sinan (SHP) Tunceli XIX, H u k u k Fak., Avukat. Y ET EN Ç M . E rd oğa n (SHP) M a n isa XVIII, H u k uk Fak., Avukat.

T Ü R K A h m e t (SHP-HEP-DEP) M a rd in IV, V, XVIII, XIX, Lise, Çiftçi.

Y IL D IR IM O rh a n Veli (SHP) Tunceli XVIII, H u k uk Fak., Avukat.

T Ü R K Ç A K A L Ö m er (SHP) Kocaeli XVIII, H u k u k Fak., Avukat.

Y ILD IR IR Feyzullah (M D P ) G aziantep XVII, H u k u k Fak., Avukat.

T Ü R K C A N Neccar (SHP) İzmir IV, V, XVIII, Orta, Ticaret.

Y ILD IZ A d e m (A N A P ) Sam sun XIX, İHO, Sanayici.

T Ü R K ER N ihat (A N A P ) A fy o n XVII, XVIII, İTİA, M a li Müşavir.

Y ILD IZ A d n a n (A N A P ) İstanbul XVIII, İlkokul, Ticaret, M üteahhit.

T Ü R K EŞ A lp arslan (M Ç P -M H P ) A n ka ra II, A d a n a III, IV, V, Y o z g a t XIX, H arp Ok., H arp Ak. (ABD), E. Subay, Eski Bakan, Başbakan Eski Yard., M H P Gen. Bşk.

Y IL M A Z A. M e su t (A N A P ) Rize XVII, XVIII, XIX, SBF., Ü niv (Köln), İktisatçı, Eski Bakan, Eski Başbakan.

T Ü R K O Ğ L U Arslan A d n a n (DYP) Çorum XIX, D M M A M im . BL, M im ar, Yönetici. TÜ T Ü N C Ü Enis (SHP) T ekirdağ XVIII, Ikt. Fak., Eko n o m i Danışm anı, Yönetici. U Ğ U R A. Edip (A N A P ) Balıkesir XVIII, D M M A Kim ya M ü h . BL, Kim ya M üh . U L U S O Y Kazım (SHP) Am asya II, III, XVIII, Orta, Ticaret. U L U S O Y Şahin (SHP) Tokat XIX, A rkeoloji BL, A rke olog, Yönetici. U LU T Ü RK A b d u lla h (DYP) A fy o n XVIII, XIX, H u k u k Fak., Avukat. U N CU A h m e t (DYP) Kahram anm araş XVIII, Eczacılık Yük. Ok., Eczacı, Bel.Es.Bşk. USLU Y ahya (DYP) M a nisa V, XIX, İlk, Bel. Bşk.

Y IL M A Z A li Rıza (A N A P ) İçel XVIII, İlk, Ticaret. Y IL M A Z G ü rb ü z (A N A P ) Ordu, Inş. M ü h . BL, Inş. M üh., M üteahhit. Y IL M A Z M e h m e t A li (DYP) T rab zon XIX, Inş. Fak., Inş. M üh., Bankacı, Yönetici. Y IL M A Z M u sta fa (DSP) G aziantep XVIII, XIX, Inş. BL, Inş. Y. M ü h. Y IL M A Z M u sta fa (SHP) M alatya XIX, H u k u k Fak., Avukat. Y IL M A Z Nurettin (A N A P ) M a rd in IV, V, XVIII, H u k u k Fak., Avukat, Hakim. Y IL M A Z Rıza (SHP) A n ka ra XVIII, llköğretm en Okulu, Eğitim, Ticaret. Y IL M A Z Y aşar (SHP) A n k a ra XVIII, Eczacılık Yük. Ok., Eczacı.

U Y A N IK M a h m u t (SH P-H EP-BAĞ) Diyarbakır IV, XIX, H u k u k Fak., Avukat. U Y A R A li (SHP) Hatay XVIII, XIX, Tıp Fak., Doktor, Öğr. Üyesi. U Y S A L A y h a n (A N A P ) Ç anakkale XVII, XVIII, Inş. Fak., İnşaat M ü h . M üteahhit. U Z U N A li (DYP) Z o n gu ld a k XIX, D M M A M ü h . Y. Ok., Inş. M üh., Bel. Bşk.

Y İĞ İT M e h m e t A li (SHP-HEP-DEP) M a rd in XIX, Lise, Ticaret (m illetvekilliği d ü şü ­ rüldü, Haziran 94) Y U R T T A Ş Sedat (SHP-HEP-DEP) Diyarbakır XIX, H uk u k Fak., A v u k a t (milletvekil­ liği düşürüldü, H aziran 94)

U Z U N M e h m e t Zeki (A N A P ) T oka t XVII, XVIII, H u k uk Fak., Y. İslam Enst., A v u ­ kat, Hakim.

Y Ü C E L M e h m e t Bahattin (A N A P ) İstanbul XIX, Ed. Fak., Yönetici.

Ü Ç P IN A R L A R A h m e t Ham di (DYP) Ç anakkale XIX, Devlet M ü h . M im . Fak., M a ­ kine BL, M a k. M üh.

Y Ü K S E L Erkan (A N A P ) T oka t XVIII, İTİA, Ticaret.

Ü Ğ D Ü L İsmail (A N A P ) Edirne XVII, XVIII, Tic.

II. Yük.

Ok., M a li Müşavir, Çiftçi.

Ü LKER Reşit (HP) İstanbul I, II, III, IV, XVII, (A N A P ) XVIII, H u k u k Fak.,Edeb. Fak., Hukukçu. ÜN T ayfun (SHP) Bilecik XVIII, Lise, Gazeteci.

YÜ C E LE N Rüştü Kazım (A N A P ) İçel XVII, XVIII, XIX, Ikt. Fak., Ticaret

Y Ü K SE L E N Hilmi (SHP) Kırşehir XIX, Tıp Fak., Doktor. Y Ü R Ü R Şü krü (A N A P ) O rd u XVII, XVIII, XIX, İTİA M a liye BL, İktisatçı, Bürokrat, Eski Bakan. Y Ü Z B A Ş IO Ğ L U Rıfat (DYP) N iğd e XIX, Eğt. Ens., Öğretm en, M üfettiş.

Ü N A L Zeki (RP) Karam an XIX, Ziraat Fak., Ziraat Y. M üh., Bürokrat.

Y Ü Z Ü G Ü L E R M e h m e t (A N A P ) A y d ın XV III, M ü h . Bil. Fak.,Inş. M ü h . BL, Inş. M üh., Bel.Es.Bşk.

Ü N A L Zeki (SHP) Eskişehir XVIII, İTİA, İşletmeci.

Z A İM O Ğ L U Rasim (A N A P ) Giresun XIX, Y. Ikt. ve Tic. Ok., İktisatçı, Yönetici.

Ü N A L D I M usta fa (RP) Konya XIX, Tıp Fak., Doktor, Prof. Ü N LÜ A b d u rra h m a n (DYP) Kırıkkale XIX, Tekniker Ok., Sendikacı.

Z A N A Leyla (BAĞ ) Diyarbakır XIX, Lise, Gazeteci (milletvekilliği düşürüldü, H a ­ ziran 94)

Ü N LÜ M usta fa Ertuğrul (A N A P ) Bursa XVII, XVIII, Diş Hekim liği Fak., Diş Hekimi.

ZEN G İN Haşan (SHP) M a n isa IV, V, XVIII, Inş. Fak., Inş. Y. M üh., M üteahhit.

Ü R E T M E N C engiz (DYP) M a n isa XIX, Kim ya M ü h . Y. Ok., Kim ya M üh., Çiftçi.

ZEN G İN Talat (A N A P ) M alatya XVII, XVIII, Diş Hek. Fak., Diş Hekimi.

V U R A L H A N Ercan (A N A P ) A n ka ra XVIII, SBF, Diplom at, Eski Büyükelçi

Z E Y B E K N am ık Kem al (A N A P ) İstanbul XVIII, H u k u k Fak., Kaym akam , Bürokrat, Yönetici.

Y A Ğ A N Abdü lm ecit (A N A P ) Kayseri XVIII, H uk u k Fak., A vukat, Çiftçi. Y A K IN Gaffar (A N A P ) A fy o n XIX, Tıp Fak., Doktor. Y A LÇ IN M u a m m e r Fevzi (DYP) Eskişehir XIX, Kim ya Fak., Kim ya M üh., Çiftçi.

Z E Y B E K Süleym an Ş ükrü (A N A P ) M u ğ la XVIII, D M M A Inş. M ü h . BL, Inş. M ü h . Z E Y D A N M u sta fa (DYP) Hakkari XIX, Orta, Bel. Bşk.

Y A L O V A Y üksel (A N A P ) A yd ın XIX, H u k uk Fak., Avukat.

Z EY T İN O Ğ L U Erol (A N A P ) Eskişehir XVIII, İTİA, İktisat, Prof., Dekan.

Y A M A N M e tin (A N A P ) Erzincan XVII, XVIII, İTİA, M a li M üşavir, İktisatçı.

Z İL A N A b d ü lk e rim (SHP) Siirt IV, V, Ba tm a n X IX , H u k u k Fak., A v u k a t, Eski Bakan.

Y A N G IN M usta fa D u rsun (DYP) A n ka ra XIX, Lise, M üteahhit, Belediyeci. Y A Ş A R M e m e t (M D P) A ğ rı XVII, (A N A P ) XVIII, Ortaokul, Ticaret.

Verilerin toplanmasında katkısı için Şule Aslandaş'a teşekkürler. A.S.A.


Planlama Türkiye'de ülkesel planlama: 1980-1994 DOÇ. DR. OKTAR TÜREL

kf

A n ayasa, İktisadi Y ap ı, İktisat P o litik a la rı ve S o ru n la rı, Sanayi


Türkiye'de ülkesel plan lam a (1980 -1994) OKTAR

TÜREL

Türkiye’de planlı ekonomik

bunların çevresindeki analiz esas iti­

yönetim (1 9 6 0 -1 9 8 0 ) ve sonrası

bariyle ekonomik düzlemle sınırlı tu­

üzerine gözlem ve değerlendirmeler

tulmuştur. 1960-1980 döneminde Türkiye’nin

1

980 sonrasında Türkiye’de ülkesel planlamanın geçirdiği dönüşümü

açıklam ak ve yorumlayabilm ek için Türkiye’nin 1960’lı ve 1970’li yıllar­ daki planlı ekonomik yönetim mode­ linin kaynak tahsisi ve ekonomik ka­ rarların koordinasyonu açılarından nasıl işlediğini ve bu m odelin 1980 sonrasında ne tür bir çözülmeye uğra­ dığını incelemek gereklidir. Bu amaç­ la Şema 1 ve Şema 2’den yararlanıla­ caktır. Şema 1 ve 2’de kamu yönetimi ala­ nı, siyasal alan ve üretim alanı Y,S,Ü simgeleriyle gösterilmiş; basitlik sağ­ lamak üzere Y alanında kamu yöneti­ minin tüm kuruluşlanna değil, sade­ ce ekonominin yönetiminde sorumlu­ luk taşıyan merkezi bürokrasiye yer verilmiş, yerel yönetim ilişkileri Y ve S alanlarına dahil edilmemiş, üretim sınai üretim bağlamında ele alınmış­

benimsediği gelişme modeli, Keyder (1984, 1989) ve Türel (1 9 9 1 )’in işaret ettikleri gibi Keynesçi ekonomik dü­ zenlem enin çevre ekonom ilerindeki bir türevi sayılabilir. Modelin iki ka­ rakteristik özelliği, (i) kıt üretim f a k ­ törlerinin (özellikle döviz ve sermaye­ nin) siyasallaşm ış ve esas itibariyle sa­ nayi burjuvazisini kayıran ve kollayan bir mekanizma ile tahsisi ve (ii) hem ürün piyasalarındaki talebin genişleti­ lerek sürdürülm esini, hem de top­ lum sal barışın ve çalışm a barışın ın korunmasını sağlayan bölüşüm politik a la n ’dır. Öte yandan reel hasıla artış­ larının büyük ölçüde sanayileşme ve yapısal değişme (başka bir deyişle, kaynakların kişi başına daha çok kat­ ma değer yaratan alanlara yönlendiril­ mesi) yoluyla sağlanmasını zorunlu kılan ekonomik gelişme aşaması, kay­

nında toplumsal ve kültürel boyutlar

nak tahsisinde merkezi bürokrasinin kurumsallaşmış teknik desteği ve gö­ zetimine duyulan ihtiyacı artırmıştır.

da içermekle birlikte Şema 1 ve 2 ile

Keynesçi ekonomik düzenlemenin pi-

tır. Ülke planlaması ekonom inin ya­

A B C ARŞİVİ

Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri bilhassa 90’lardan sonra iyice form alite haline geldi. Partilerin hassas oldukları konularda yaşanan tartışmalar dışında komis­ yonun ismine yakışır pek bir faaliyetin dışarıdan gözlenmediği sık sık yazıldı, çizildi.


1053

P LA N LA M A • T Ü R K İY E 'D E ÜLKESEL P L A N L A M A (1980 - 1994)

Ş E MA

1

T Ü R K İY E 'D E E K O N O M İM İN " P L A N L I" Y Ö N E T İM İ, 19 60 -19 80

rı göndermesi bu modelde söz konu­ su olamaz: Kamu üretici kesimi için direktifler, özel kesim için üretim fa­ aliyetlerini çerçeveleyen mevzuat ve kurallar ancak Hükümetin kararı ile empoze edilebilmektedir. Benzer bi­ çimde DPTM, Sa.B ve TOBB arasında­ ki ilişkiler de hiyerarşik değil, işbirliği ilişkileridir; dolayısıyla iktisat politi­ kası formülasyonu ve uygulanmasın­ daki başarı, söz konusu kuruluşların işbirliğine açık ve yatkın olmaları ya­ nında siyasal organın ahenkli çalışa­ bilm esine ve ekonom i bürokrasisini siy asal h ed ef, am aç ve k ısıtla rın a uyumlu olacak biçimde yönetebilme­ sine bağlıdır. Türkiye’nin 1960-1980 dönemindeki siyasal istikrar yılların­ da bu şartların az çok geçerli olduğu söylenebilir.

Sim geler:

___________ 1>— 4 ------— —

Bilgi akım ilişkisi Hiyerarşik ilişki (İdari buyruklar, v.b.) Düzenleyici ilişki

Kaynak tahsisinde temel sorumlu­ luk taşıyan üçlünün özel kesim ve ka­ mu kesim indeki üreticilerle birlikte oluştu rd ukları iletişim ağının hem

T B M M : Türkiye Büyük Millet Meclisi, M e r.H : Merkezi Hükümet, Y P K : Yüksek Planlama Ku­ rulu, DPT: Devlet Planlama Teşkilatı, M a .B : Maliye Bakanlığı, M B : M erkez Bankası, Sa.B : Sanayi Bakanlığı, Ö İK : Özel İhtisas Komisyonları, T O B B : Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, KİT: Kam u İktisadi Teşebbüsleri, Ö S Ü : Özel Sektördeki Üretim Birimleri.

yasaların kaynakları en iyi kullanım alanlarına kendiliğinden yöneltebile­ ceği düşüncesine kuşku ile bakışı ya­ nında Türkiye’deki kamu kesiminin yönetim gelenekleri ve deneyimi de söz konusu oluşuma katkıda bulun­ muştur. Fiyat sistem in in bilgi iletim i ve özendirici/caydırıcı göstergeler sağla­ ma işlevlerini ortadan kaldırmayan,

ekonominin istikrarına, hem de plan ve program hedeflerine yaklaşılması­ na y a rd ım cı old uğu sö y le n e b ilir. Özellikle ilk iki plan döneminde yıl­

rini ve teşvike konu olacak faaliyet alanlarım belirleyerek üretim desenini biçim lendirm ektedir (Şem a l ) . Adı

lık programlarda yer alan makro ve sektörel (sanayi kesimindeki) hedef­

geçen kuruluşlar, sermayenin ve özel­ lik le para serm ay esin in doğrudan yönlendirilm esinde etkili olabilecek

büyük aykırılıklar izlenmemektedir.

araçlardan genellikle yoksun bulun­

m en, D PT M ’nin k a lıc ı veya g eçici

duklarından, kaynak tahsisini etkile­ m enin dış tica ret re jim i d ışın d ak i araçları esas itibariyle vergi yüklerinin

birliği ve uzlaşı yaratmak amacı ile verimli olarak kullanabildiği söylene­

ler ile gerçekleşm eler arasında çok Öte yandan, DPT kuruluş mevzuatın­ da sürekli olarak yer almasına rağ­ Özel İhtisas Komisyonları(ÖlK)nı iş­

mez. Bu eksikliğin temel nedenleri

fakat fiyat sistemine müdahaleden de kaçınmayan bir teknik destek ve gö­ zetim, Y alanında köşelerinde Devlet P la n la m a T e ş k ilâ tı M ü s te ş a rlığ ı

indirilmesi, katlı kur ve prim uygula­ maları ve faiz haddi farklılaştırmaları

(D PTM ), Sanayi Bakanlığı (Sa.B) ve Tü rkiye O dalar ve B orsalar Birliği

ğü yatırımlar ise yıllık yatırım prog­ ramlarına alınmıştır. DPTM ile diğer kuruluşlar ve b i­

nomi bürokrasisine empoze etmekte­

rim ler arasında sosyalist ekonom ik

lerin örtüştüğiı iki kuruluş Yüksek

modeldeki gibi hiyerarşik ilişkiler bu­ lunmadığından, DPTM’nin üretici bi­

Planlama Kurulu (YPK) ve TOBB’dir. YPK yaptırım gücüne sahip olmayan

rimlere üretim ve/veya fiyat buyrukla­

DPTM’nin teknik tavsiye ve tasarıları­

(TOBB)’nin yer aldığı bir büyük üçge­ nin işbirliği ile sağlanm akta, anılan üçlü özellikle ithalat ve ihracat rejim­ lerini, kotaları, liberasyon listelerini ve koruma oranlarını, teşvik tedbirle­

olmuştur. Kamu kesimi için emredici olan planın KİT sisteminde öngördü­

ekonomi bürokrasisinin işbirliğinden çok hiyerarşiyi öne çıkaran gelenekle­ rinde ve siyasi iktidarın iradesini eko­ ki zaaflarında aranabilir. Şema l ’de siyasal ve yönetsel işlev­


1054

P LA N LA M A • T Ü R K İY E 'D E ÜLKESEL P L A N L A M A (1980 - 1994)

nı olgunlaştırarak Bakanlar Kurulu

Ş E M A

ve/veya TBMM kararlarına dönüştü­ ren siyasal ve bürokratik kadroların

2

T Ü R K İY E 'D E "P L İ U N L I" E K O N O M İK Y Ö N E T İM İM ÇÖ Z Ü L Ü Ş Ü , 198 9 - •>.

bilgi alışverişini sağlayan bir ortam olarak hizmet görmektedir. TOBB ise özelde üretim ile ilgili Bakanlıklar ve genelde siyasal alan ile üreticiler ara­ sındaki iletişim kanallarını sağlamak­

Y

— YPK

ta, yaygın temsili tabanı dolayısıyla bölüşüm taleplerini de dile getirebil­ mektedir. Dolayısıyla kaynak tahsi­

it ii •i

sindeki pazarlıklar, piyasalardan siya­ sal düzleme yansımaktadır. Örgütlü emek, kırsal üreticiler, es­ n af ve kü çü k sanatk arlar (b irik im temposu kesintiye uğramadığı sürece) bölüşüm politikaları ile kollanmaları­

Ç

kİ T

)"^

I

Mer. H -o—* - T B M M

—r,T $1•!

i(

■ 1, 1 1 1

i T k

S

1

bS

■I - - - > .......■; 1 ğI'.İ-.-î :-.-.-:.: - - - > ........ ■

- --^-'-'-(^ösü^f

Ü

na rağmen, bu kaynak tahsisi modeli­ ne aktif bir biçimde katılmamaktadır­ lar. Modelin işlemesi için örtük deste­ ğine ihtiyaç duyulan örgütlü emeğin gerek Y, gerek S düzlem inde etkili olamayışının nedenleri em ekçi sınıf

Sim g e le r:

___ _________ -----o— 4----— —

B ilgi a k ım ilişkisi H iye ra rşik ilişki (İdari bluyruklar. v.b.) D ü z e n le y ic i ilişki

HDTM: Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlıkları, Bas.G: Baskı Grup arı (Özel Sermaye) Diğer kısaltmalar, şekil 1'de açıklanmıştır.

hareketinin görece yeniliği ve azgeliş­ mişliğinde ve bunun sonucu olarak siyasal düzlemde yeterince ağırlık ka­ zanmamasında yatmaktadır. Köşelerinde DPTM, Maliye Bakan­ lığı (Ma.B) ve Merkez Bankası (MB) kadrolarının yer aldığı ikinci üçlü pa­

1. Şema l ’in planlı dönemin kay­

ile korumadan kaynaklanan ve ayrın­

nak tahsisi anlayışını yansıtan üçlü iş­ birliği ağı işlevini yitirmiştir. Her ne

tılı dağılımı Y alanındaki kuruluşlar eliyle biçim lendirilen rantların artık

kadar DPTM , 1980 öncesi kalıpları andıran plan ve programları hazırla­

hemen tümüyle S düzlemindeki ka­ rarlar sonucunda paylaşılması, dolayı-

maya devam ediyorsa da, kıt üretim

siyle ekonomik kararlarda siyasallaş­

ra ve maliye politikalarının tasarım ve

faktörlerinin kullanımına kamu kesi­

manın azalması şöyle dursun, egemen

uygulamasında görev almakta, yıllık

mi eliyle m üdahale ederek kaynak

program ve bütçe hazırlıkları ile dö­

tahsisini yönlendirmenin nesnel şart­

söylem in aksine, artm ası sonucunu doğurmuştur.

viz kuru ve ticaret rejimi, faiz hadleri ve kamu kesimince etkilenebilen ta­

ları ortadan kalkm ış, plan ve prog­ ramların üretici birimleri zorlayıcı ya

3. Ekonom inin kısa dönemde yö­ netim ve koordinasyonu Şema l ’deki-

rımsal ve sınai ürün fiyatlarının sap­ tanması çalışmaları bu üçlünün işbir­

da onlara yol gösterici özelliği yitiril­

ne benzer biçimde DPT, MB ve (Mali­

miştir. Giderek daha da etkisizleşen

ye Bakanlığı’nın başlıca görevlerini

liğine açık ortamlar yaratmaktadır. Bu

ÖİK, biçimsel olarak var olsa bile, iş­

fırsatların değerlendirilebilmesi, yu­ karıda da değinildiği gibi siyasal ira­

levini yitirmiş; bu nedenle Şema 2’de gösterilmemiştir.

devralan) Hazine ve Dış Ticaret Müs­ teşarlığına tevdi edilmiş, bu organla­

denin gücüne ve kamu yönetimi anla­ yışına bağlıdır.

2. Y ve S arakesitinde yer alan ve

artık siyasal bir kimlik kazanan YPK

yan siyasal, yan teknik kimlik taşıyan

dışındaki platformları (örneğin Para-

kuruluşlar, örgüt yapısı ve/veya işlev olarak S alanına kaymış, TOBB’ne ek

Kredi ve Koordinasyon Yüksek Kuru­ lu) kullanmak gerekmiştir. Maliye Ba­

temelinde yatan birikim rejiminin iş­ lerliğini yitirmesiyle çözülmeye başla­

olarak özel sermayenin güdümündeki

kanlığı Genel ve Katma Bütçe’nin ha­

çeşitli baskı grupları merkezi hükü­

zırlanması ile vergi idaresindeki so­

mıştır. Bu çözülme son onbeş yılda

met ve TBMM üzerinde etkilerini yo­

rumluluklarını sürdürmesine rağmen,

ekon om ik yönetim e aşağıdaki gibi yansımaktadır (Şema 2):

ğunlaştırmışlardır. Bu olgu, planlı dö­

ekonom inin yönetim inde etk ili bir

nemde kıt üretim kaynağı tahsisleri

odak olmaktan çıkmıştır.

Şema l ’de tasvir edilen planlı eko­ nomik yönetim anlayışı, bu anlayışın

rın teknik işbirliğini sağlamak üzere


P LA N LA M A • T Ü R K İY E 'D E ÜLKESEL P L A N L A M A (1980 - 1994)

1055

4. D P T ’nin k ayn ak k u lla n ım ın ı

iktisat politikalarının koordinasyonu

yönlendirici işlevi zaafa uğradığı için

(fıkra g), ikisi bölgesel ve/veya sektö-

YPK’nm “iletişim ve karar alma plat­ form u” özelliğini 1 9 8 0 ’den bu yana

DPT ve özel üreticiler arasında ço­

rel gelişme program ve tedbirleri (i ve

büyük ölçüde yitirdiği söylenebilir.

ğunlukla teşvik politikaları aracılığı

k fıkraları), biri de uluslararası ilişki­

1980 öncesinde YPK kritik önem taşı­

ile kurulan iletişim bağı giderek anla­

lerin yürütülmesi ve geliştirilmesi ile ilgilidir (fıkra j) . Özetle, DPT’nin Ha­

yan kararların alınması için fiilen top­

mını yitirmiş ve teşvik politikalarım

lanmakta, YPK karan gerektiren sıra­ dan program değişiklikleri ise karar

uygulayan birimler HDTM’na bağlan­ mıştır.

ziran 1994 tarihli son görev listesinde 1980 öncesinden süregelen görevler

taslaklarının imzaya açılması yolu ile

5. K IT’lerin pek çoğu Devlet Bakanlıkları’nm, özelleştirilecek olanlar

korunurken, buna ekonominin yöne­

gerçekleştirilmekte idi. DPT Müsteşa­

timi, bölgesel/sektörel gelişme ve dış ekonom ik ilişkiler alanında yenileri

rı Necati Özfırat’m “YPK... olsun, di­

alanına girdiklerinden ve esasen sana­

eklenmiştir. Yüksek Planlama Kurulu (YPK):

bu yana toplanmıyor. Bu platformlar­ da alınacak kararlar, dosyaların do­

yi sektöründe çalışan KIT’lerin çoğu

91 Sayılı Kanun, YPK’nun asli görevi­

“yapısal uyum” politikaları gereği ya­

ni plan ve programlardaki hedef, stra­

la n d ır ılm a s ı y o lu ile a lın ıy o r ” (Cumhuriyet, 21 Aralık 1994) deyişin­

tırım ödeneklerinden yoksun bırakıl­

den de anlaşılacağı gibi YPK’nun söz

dıklarından KİT sistemi ile DPT ara­

teji ve politikaların belirlenm esinde Bakanlar Kurulu’na yardımcı olmak

sındaki iletişim de zayıflamıştır.

biçim inde tanım lam ış ise de, Kurul

ö n e m li ö lçü d e zaafa u ğ ra m ıştır.

1980 sonrasına egemen olan “yapı­ sal uyum” anlayışının merkezi planla­

1960’h ve 1970’li yıllarda giderek ül­

KHK/540 ile YPK’na katılacak Bakan­

ise Başbakanlığa bağlı Kamu Ortaklığı ve/veya Özelleştirme İdarelerinin etki

mayı giderek işlevsizleştirdiği böyle bir süreçte DPTM ’nin kaynak tahsi­

ğer kurullar olsun, 8 0 ’lerin başından

k o n u su ö z e lliğ i so n o n b e ş y ıld a

ke ekonomisi ile ilgili tüm temel ka­

ların Başbakan tarafından seçilm esi

rarların alındığı bir platforma dönüş­

bu zaafiyeti artıran yeni bir gelişme sayılmalıdır. Başbakan’ın manevra ala­

sindeki rolünü yitirm esi ve giderek

müştür. 1980’li yıllardaki düzenleme­ lerde bu özelliğin korunmak istendiği

ekonom ik üst yönetimin konjonktü-

görülmektedir (Tablo 2). 1984-94 dö­

Başbakan’ın seçtiği ve (kendisine bağ­

rel politikalarını tasarlayan ve uygula­ yan odaklarından biri durumuna in­

n em inde K u ru l’un ilg i a lan ı önce

lı) DPT Müsteşarlığınca teknik ayrın­

Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı 1da-

tıları geliştirilen bir gündem maddesi­

dirgenmesi beklenebilir. Oysa, İkinci

resi’nin, sonra bu idarenin bölünme­

Bölüm’de değinileceği gibi, DPTM’nin görevleri ve örgüt yapısı 1980 sonun­

siyle ortaya çık an Kamu O rtaklığı

nin yine Başbakan’m uygun gördüğü Bakanlarla kotarılıp karara bağlanma­

n ını genişleten bu son düzenlem e,

İdaresi ve Toplu K onut İdaresi’nin bütçeleme ve diğer uygulamaları içe­

sına fırsat vermekte, YPK’nun iletişim

ise sayıca genişlemiştir. Bu paradoksu a ç ık la m a k iç in b ir ku ru m o la ra k

recek biçimde genişlemiştir. Ûte yandan, 91 Sayılı Kanun’da ifa­

ci plana düşmektedir. Son birkaç yıl­ da Başbakan, Başbakan Yardımcısı,

DPTM’nin geçirdiği dönüşümü ayrın­ tılarıyla incelemek gereklidir.

desini bulan siyasal sorum lular ile teknokratların aynı ağırlıkta olmasa

ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı, Maliye Bakanı ve ekonomi bürokrasi­

bile eşit sayılarda temsili yaklaşımı,

sinin üst düzey sorumlularından olu­

1 9 8 0 sonrasın d a ortadan kalk m ış, YPK yarı siyasal, yarı teknik bir tartış­ ma platformu olma özelliğini yitirerek

şan ve “Teknik Komite” veya benzeri

bir iç kabine niteliğini kazanmıştır.

lişmedir. Bu informel kurullarda bazı

Md. 2’de sıralanan 11 fıkra ile belir­

Halen geçerli olan KHK/540’a göre,

lenmiş görevleri Tablo l ’e çıkarılmış­

Y P K ’n ın tek te k n o k ra t üyesi D PT

kararların alındığı ve direktiflerin ve­ rildiği anlaşılmaktadır.

tır. T ab lo l ’de sa y ıla n g ö rev le rin önemli bir bölümü (a,b,c,e.f ve h fık­

Müsteşarı’dır (Tablo 3). YPK üyesi ol­

Para-Kredi ve Koordinasyon Kuru­ lu (PKvKK): YPK’nun siyasal kimliği­

raları) Eylül 1960 tarihli ve 91 sayılı

mayan bakanlar ve DPT üst düzey gö­ revlileri de dahil olmak üzere kamu

Kanun’dan bazı redaksiyon değişik­

görevlileri Kurul’a görüşülmekte olan

nin güçlenmesi, güncel iktisat politi­ kası kararlarının oluşturulması ve uy­

likleriyle aktarılmış olup, 1980 sonra­ sında yapılan eklemelerin biri ekono­

konunun nitelik ve özelliği gerektir­

gulanması ye koordinasyonunda siya­

diğinde çağrılabilmektedir (KHK/540,

set adamlarının ve teknokratların gö­

minin ve özel kesimin genel yönlen­

Md. 4). B iç im s e l h ü k ü m le r b ir y an a,

rüş alışverişinde bulunacakları bir or­ tama duyulan ihtiyacı ortadan kaldır­

da daha da karmaşıklaşmış, kadroları

1 9 8 0 sonrasında DPT’nin görevleri ve örgüt yapısı Devlet Planlama Teşkilatı (DPT): D PT’nin KHK/540 (Haziran 1 9 9 4 ),

dirmesi (fıkra d ), biri kısa dönemli

sağlayıcı bir ortam olma özelliği ikin­

adlarla anılan informel kurulların or­ taya çıkması aynı doğrultuda bir ge­


P L A N LA M A • T Ü R K İY E 'D E ÜLKESEL P L A N L A M A (1980 - 1994)

1056

m a m ıştır. K H K /540 bu ih tiy a c a DPT’nin bağlı olduğu Bakan’ın baş­

rü rlü k te n k a ld ırıla n 91 Sayılı Ka-

ve piyasa mekanizmasını her vesile ile

nun’un YPK için öngördüğü siyaset

yüceltmelerine rağmen, 1980 sonrası

kanlığında, Başbakan’ın belirleyeceği

adamı - teknokrat karışım ı bu kez PKvKK’nda daha sınırlı bir ilgi alanı

hükümetler ulusal planlama aygıtını

bakanlar; Maliye Bakanlığı, DPT, Ha­

ortadan kaldırmak yerine, ona “yapı­

zine, Dış Ticaret Müsteşarları ile TC Merkez Bankası Başkanı’ndan oluşan

(finansal ve mali konular) için yine­

sal uyum ” am acına uygun işlevler

lenm ektedir. I<HK/540’ın 5 ve 6 ’ncı

Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu

maddelerinin YPK ve PKvKK arasın­

yüklemeyi tercih etmişlerdir. 1 9 8 0 ’li yıllarda DPT Müsteşarlığı görevinde

(PKvKK) ile cevap vermeye çalışmak­

da görev ikilem lerine açık tanım lar

bulunmuş olan Yıldırım Aktürk, Eu-

tadır. Bu kurulun esas görevi “ülkenin yurtiçi ve yurtdışı ekonomi, para, kre­ di ve maliye politikalarını tespit ede­

getirdiğine de işaret edilmelidir. Devlet Planlama Teşkilâtı: Türki­

portajda şunları söylemektedir: “Ha­

ye’nin 1960’lı ve 1970’li yıllarda be­

len yıllık programları biçimsel olarak

rek uygulanm asında koordinasyon

nimsediği gelişm e m odelinin ve bu

tasarlamaya devam ediyoruz; ancak

sağlam ak ve bunu nla ilg ili gerekli te d b ir le r i ve k a r a r la n a lm a k ”tır

modelin DPT’yi işlevsel kılan kaynak

1980’in başından beri temel amacımız

tahsisi anlayışının 1970’lerin sonunda

istikrar paketi olarak adlandırdığımız

romoney dergisinde yayınlanan bir rö­

(KHK/540, Md. 6 b ). 1 9 6 7 ’den beri

önemli bir sarsıntı geçirdiğine ve hü­

bir program ı uygulam ak olm uştur.

çeşitli kuruluş biçimleriyle ve genelde teknokratik kimliği ağır basan bir ya­

kümetlerin 1980’den bu yana neoklasik-liberal Ortodoksluğun izinde “ya­

Türk ekonom isinin yaşayabilirliğini

pı ile varlığını sürdüren Para ve Kredi

pısal uyum”a angaje olduklarına yu­

sürdürüleceğini düşünüyoruz... Dör­

Kurulu, ilk defa KHK/540 ile DPT’nin

karıda değinmiştik. Ulusal planlama

düncü Plan’da saptadığımız hedeflerle

örgüt şeması içinde yer almakta, yü­

felsefesini ilke olarak reddetmelerine

istikrar programı arasında bir uyuş-

TABLO

sağlamak üzere bu programın 4-5 yıl

1

D E V L E T P L A N L A M A T E Ş K İL A T I'N IN G Ö R E V L E R İ (19 H a zira n 1994 ta rih v e 5 4 0 sayılı K H K , M d . 2'ye g ö re ) a)

Ülkenin doğal, beşeri ve İktisadi her türlü kaynak ve imkanlarını tespit ederek, takip edilecek iktisadi, sosyal ve kültürel politika ve hedeflerin belirlenmesinde Hükümete müşavirlik yapmak,

b) Hükümetçe belirlenen sonuçlar doğrultusunda kalkınma planları ile yıllık programları hazırlamak, c)

Bakanlıkların ve kamu kurum ve kuruluşlarının iktisadi, sosyal ve kültürel politikayı ilgilendiren faaliyetlerinde koordinasyonu sağlamak, uygulam ayı etkin bir biçimde yönlendirm ek ve bu konularda Hükümete müşavirlik yapmak,

d) Uluslararası kuruluşlarla iletişim içerisinde çalışarak ileriye d önük stratejiler geliştirmek ve topluma perspektif sağlayan politika önerilerini katılımcı bir yaklaşımla belirleyerek özel kesim için orta ve uzun dönemde belirsizlik­ leri giderici genel bir yönlendirme görevini yerine getirmek, e) Kalkınma planlarının ve yıllık programların başarı ile uygulanabilmesi için ilgili kurum ve kuruluşların ve mahalli idarelerin kuruluş ve işleyişlerinin iyileştirilmesi konusunda görüş ve tekliflerde bulunmak, f)

Kalkınma planlarının ve yıllık programların uygulanmasını izlemek ve koordine etmek, değerlendirmek ve gerek­ tiğinde kalkınma planlarında ve yıllık programlarda usulüne uygun değişiklikler yapmak,

g) Maliye, para, dış ticaret ve kambiyo politikalarının kalkınma planı ve yıllık programların hedefleriyle uyum içinde uygulanması konusunda Hükümete müşavirlik yapmak, h) Özel sektör ve yabancı sermaye faaliyetlerinin plan hedef ve amaçlarına uygun bir şekilde yürütülmesini düzenle­ yecek teşvik ve yönlendirme politikalarının genel çerçevesini hazırlamak ve Hükümete teklif etmek, ı)

Kalkınmada öncelikli yörelerin daha hızlı bir şekilde gelişmesini sağlayacak tedbirleri tespit ve teklif etmek, uy­ gulamayı izlemek ve koordine etmek,

j)

Kalkınma planı ve yıllık programlardaki ilke ve hedeflere uygun olarak, uluslararası ekonom ik kuruluşlarla ilişki­ lerin geliştirilmesinde, temas ve müzakerelerin yürütülmesinde gerekli görüş ve tekliflerde bulunmak,

***

k) Bölgesel veya sektörel bazda gelişme programları hazırlamak.

Not:

* işaretli fıkralar küçük değişikliklerle 91 Sayılı Kanun'dan, * * işaretli fıkralar KHK/223'den, * * * işaretli fıkralar 3701 Sayılı Kanun'dan, * * * * işaretli fıkralar KHK/511'den aynen veya küçük değişikliklerle aktarılmıştır.


1057

P L A N LA M A • T Ü R K İY E 'D E Ü LKESEL P L A N L A M A (1980 - 1994)

mazlık çıkarsa önceliği istikrar prog­ ramına vereceğiz.” (Euromoney, Tür­ kiye Özel Sayısı (Şubat 1982), s. 16).

tersine “yukarıdan” zorlandığı hatır­ lanırsa, bu olguyu şaşırtıcı saymamak gerekir.

ratlara danışılır, böylece herkes kara­ rın nasıl ve niye uygulanacağını öğre­ nir” (Euromoney, Türkiye Özel Sayısı

şılan şey, merkezi planlama anlayışını

1 980-82’de Maliye Bakanlığı göre­ vinde bulunan Kaya Erdem, Euromo-

(Şubat 1982), s. 11). Podyumda görünm eyen orkestra

merkezi planlama örgütü eliyle tasfiye

ney’deki a çık lam aları ile d önem in

şeflerinin ise IMF ve Türkiye’nin ya­

etmektir. Kaynak tahsisi politikasında

Başbakan Yardımcısı Ûzal’ın ekono­ mik kararlar zirvesindeki “orkestra

pısal uyum programını bir dizi yapı­

koymaya çalışan Beşinci Plan (1985-

şefi” olduğuna işaret ettikten sonra şunları ekliyor: “Yeni bir politika ha­

ya Bankası olduğuna hiç kuşku yok­ tur. Planlama kadrolarındaki anlayış

Başka bir deyişle yapılmasına çalı­

hâlâ eski plancı-müdahaleci anlayışın izlerini taşıyan ve sektörel öncelikler

sal uyum kredisi ile destekleyen Dün­

89) ile Altıncı Plan (19 9 0 -9 4 )’ün kar­

zırlandığında önce Bay Özal, ilgili Ba­

şılaştırılması, bu doğrultuda epey yol

kan (örneğin Ticaret Bakanı) ve ben -

değişikliğinin kısa sürede gerçekleşe­ m ey e ceğ in d en k a y g ıla n a n D ünya

alındığını ve DPTM’nın neoklasik-li-

üç veya dört k işi- oturur konuşuruz.

Bankası, niyet mektuplarındaki taah­

beral Ortodoksluğu tümüyle benimse­ diğini göstermektedir. Son yirmi yılda

Ticaret Bakanı gerekirse kendi görü­ şünü savunur, b ir uzlaşıya varırız.

hütlerle yetinmeyerek SAL IV, SAL V2 ve Mali Sektör İntibak Kredisi an­

az gelişmiş ülkelere empoze edildiği biçimiyle “yapısal uyum”un bir evrim

Sonra fikir Para ve Kredi Kurulu’na götürülür. Bu aşamada Para ve Kredi

laşm alarına sırasıyla 1984, 1987 ve 1 9 8 8 yıllık program larının “Yapısal

çizgisi sonunda ortaya çıkmadığı, tam

Kurulu’ndaki tüm üst düzey bürok­

Uyum Programı”na uygun olarak dü-

TABLO

2

Y Ü K S E K P L A N L A M A K U R U L U - G Ö R E V T A N IM I D E Ğ İŞ İK L İK L E R İ, 1984-1994 M evzuat Düzenlem esi

G örev Tanımı Değişiklikleri

8.6.1984 KHK/223

İktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı planlamada Bakanlar Kurulu'na yardımcı olmak ("politi­ ka hedeflerinin tayininde Bakanlar Kurulu'nda yardımcı olm ak"a eklendi).

28.12.1987 KHK/304

Ülke ekonomisi ile ilgili konularda üst düzeyde kararlar almak; KİT'İ ilişkilendiren kararları al­ mak; ithalat/ihracat rejimlerinin esaslarını saptamak, dış ekonom ik ilişkileri koordine etmek, Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı Kurulu (TKKOK)'nun görevlerini devralmak, Bakanlar Kurulu veya YPK Başkan veya üyelerinin görüşülmesini istediği konulan karara bağlamak (eklendi)

9.4.1990 KHK/414

Kamu Ortaklığı İdaresi (KOI) ve Toplu Konut İdaresi (TOKl)'nin programlarını ve bunların uy­ gulamasını izlemek ve değerlendirmek (eklendi); T K K O K 'n ın KOl'ye ilişkin görevleri KOI Baş­ kanlığına bırakıldı.

6.3.1991 3701 Sayılı Kanun

KIT'lerle ilgili kararların "kalkınm a planı ve yıllık programlar çerçevesinde" olması öngörüldü.

17.7.1991 KHK/437

Gelir ortaklığı senetleri, hisse senetleri ve menkul kıymetlerin ihracı, satışı ve satınalınması, iş­ letme hakkı verilmesi ve devri, gelir payı dağıtımı ve alt yapı tarifeleri ile ilgili temel kararları almak; Kamu Ortaklığı Fonu (KOF) Başkanlığı bütçelerini karara bağlamak; kalkınmada önce­ likli yöreler için öngörülen finansman ve istihdamı artırıcı proje desteklerinin esaslarını sapta­ mak.

20.12.1991 KHK/470

KFIK/437 ile getirilen ayrıntılı görevlendirmeler listeden çıkarıldı, bunun yerine "kanunlarla ve diğer mevzuatla getirilen işleri karara bağlam ak" gibi genel bir görev tanımı eklendi.

10.8.1993 KHK/511

İthalât ve ihracat rejimlerinin düzenlenmesi ile ilgili esasları saptamak görev listesinden çıka­ rıldı; yatırım ve ihracatın teşvikine ilişkin esasları saptama görevi eklendi.

19.6.1994 KHK/540

TOKİ ve Toplu Konut Fonu (TKF) ile İlgili izleme ve değerlendirme görevi bu kuruluşların büt­ çelerini onaylamaya dönüştürüldü.


1058

P LA N LA M A • T Ü R K İY E 'D E ÜLKESEL P L A N L A M A (1980 - 1994)

TABLO

3

Y Ü K S E K P L A N L A M A K U R U L U - Y A P I D E Ğ İŞ İK L İK L E R İ, 1984-1994 M e vzu at Düzenlem esi

Y üksek Plan lam a K u ru lu 'n u n O luşu m u

8.6.1984 KHK/223

Başbakan; Devlet Bak. ve Başbakan Yrd.; Maliye ve Gümrük; Tarım, Orman ve Köyişleri; Sanayi ve Ticaret; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanları; DPT Müsteşarı (7 kişi). DPT'nin planlama, koordinas­ yon ve uygulam adan sorumlu Müsteşar yardımcıları kurul toplantılarına katılırlar.

28.12.1987 KHK/304

Başbakan; Devlet Bak. ve Başbakan Yrd.; en çok üç Devlet Bakanı; Maliye ve Gümrük; Tarım, Or­ man ve Köyişleri; Sanayi ve Ticaret; Enerji ve Tabii Kaynaklar; Bayındırlık ve İskân; Ulaştırma Ba­ kanları (1 1 kişi).

6.3.1991 Sayılı Kafiun

Kurula katılacak en çok dört Devlet Bakanı'nı Başbakan belirliyor. 3701 Diğer üyeler aynı (11 kişi).

17.7.1991 KHK/437

Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanı yerine Tarım ve Köyişleri Bakanı; diğer üyeler aynı (11 kişi).

20.12.1991 KHK/470

Kurula Dışişleri Bakanı eklendi (üye sayısı) (12).

10.8.1993 KHK/511

Başbakan, Başbakan'ın belirleyeceği sayıda Bakanlar ile Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarı.

zenleneceği şartını koymuştur. Atıfta

resindeki merkezi bürokrasinin (Ha­

1970’li yılların “planlı” yönetimlerin­

b u lu n u la n Y apısal U yum P rogra-

zine ve Dış Ticaret M üsteşarlıkları,

den çok daha etkili müdahaleler yapa­

mı’nın bir politika belgesi olarak var

Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İda­

bilecek bir konuma gelmiştir. Bu pa­

olup olmadığı ve varsa niteliği bilin­ memektedir. Ayrıntılar için bkz. Ön­

releri, T.C. Merkez Bankası K IT’ler­

radoks Türkiye’de 1980 sonrası yapı­

den soru m lu D ev let B a k a n lık la rı,

sal uyum’un yukarıdan zorlanan nite­

v.b.) yetki ve sorumluluk alanını ge­

liği ile açıklanabilir. Özal’ın Başbakan­

nişletme eğilimine paraleldir.

lık yıllarında DPTM’nm iç örgütlen­

der ve Türel (1993:119-28). M erkezi planlama örgütüne yeni işlevler yüklemenin 1980 sonrasında­

DPTM ana hizmet birimlerinin ge­

ki en pratik yolu, bu dönemde gide­

çirdiği dönüşüm ise ile şöyle özetle­

rek yaygınlaşan KHK düzenlemeleri­

nebilir:

dir. Nitekim DPTM’nın örgüt yapısı

1.

d e ğ iş ik lik le rin in b iri h a riç tüm ü

mesinde başkaca önemli bir değişiklik izlenmemektedir.

2. Mart 1991’de ve Yıldırım AkbuHaziran 1984’de KHK/223 ile ya­lut’un Başbakanlık döneminde 3701 pılan düzenleme eski kuruluş yapısını Sayılı Kanun’la gelen düzenleme, ad­

KHK ile yapılmış, “yapısal uyum”un

fazlasıyla değiştirmemiş, Ocak 1980

ortaya çıkardığı yeni işlevlerin 91 Sa­

sonrasında Sanayi ve Teknoloji Bakan­

çevrilen ana hizm et birim lerine iki

yılı Kanun’dan beri süregelen ana ku­

lığından DPT’ye aktarılan Teşvik ve

yenisini eklemiştir: İslam Ülkeleri ile

ruluş iskeletine yeni başkanlıklar/ge­

Uygulama ve Yabancı Sermaye ile ilgi­

İlişkiler ve Proje Geliştirme. Bunlar­

nel müdürlükler eklenerek karşılan­

li birimler DPT içinde yer almaya de­

dan ilki DPTM’nin eskiden beri çeşitli

ması öngörülmüştür. Böylece ademi-

vam etmiş, Serbest Bölgeler Başkanlığı

alt birimlerde yürüttüğü hizmetlerin

merkeziyetçi/pı'yasacı söylem in tır­

ihdas edilmiştir. Ekonominin dışa dö­

mandığı bir dönemde DPTM ana hiz­

nük yapılanmasına işlevsel olabilecek

Genel Müdürlük düzeyine çıkarıldığı­ nı, İkincisi ise 1960’lann kuruluşunda

ları Başkanlık’tan Genel Müdürlük’e

met birimlerinin hem Tablo 5 ’de son

bir diğer başkanlık (AET ile İlişkiler)

yer alan Müsteşarlık Araştırma Gru-

biçim leriyle sıralanan görev listesi,

da v a rlığ ın ı k o ru rk e n , D P T M ’nin

b u ’nun can lan d ırılm ak istend iğ ini

hem de kadroları 1980 öncesine kı­ yasla g en işlem iştir. Bu gen işlem e,

yurtdışı teşkilat kurabilmesine imkan tanınmıştır. Böylece Ocak 1980 sonra­

göstermektedir. 3701 Sayıh"Kanün’un ilginç bir yeniliği de DPTM’na bağlı

Özal’ın Başbakanlığa gelişinden bu

sının “piyasa dostu” yönetimlerinde

bir Araştırma Enstitüsü’nün kurulma­

yana izlenen Başbakan’ın yakın çev­

D PTM , kaynak tah sisi k ararların a

sıdır.


1059

P LA N LA M A • T Ü R K İY E 'D E ÜLKESEL P L A N L A M A (1980 - 1994)

3. DPTM ’nin bağlı bulunduğu ve dolayısıyla ekonom inin yönetiminde sorumluluk taşıyan Devlet Bakam’mn

TABLO

4

D E V L E T P L A N L A M A T E Ş K İL A T I M Ü S T E Ş A R L IĞ I Ö R G Ü T Y A P IS I (1983 - 1994)

kendi bilgi tabanını ve etkinliğini ar­ tırma çabalarını yansıtan ve merkezi bürokrasinin kendini genişleterek ye­ niden üretm e eğilim lerine de denk düşen bu iddialı düzenleme merkez bürokrasisinde ve ekonominin yöne­ timi ile ilgili diğer Bakanlarda bir kar­ şı tepki doğurmakta gecikmemiş, dört ay gibi kısa bir süre sonra ve Mesut Yılmaz’m Başbakanlığında KHK/437 ile DPT’nin etkinlik alanı daraltılmış­ tır. Temmuz 1991’de gerçekleştirilen bu düzenleme ile DPTM bünyesinde yer alan Teşvik ve Uygulama, Yabancı Serm aye ve Serbest Bölgeler G enel

1983 Kuruluş Çerçevesi: Merkez Teşkilâtı (Müsteşar + 4 Müsteşar Yrd. + Genel Sekreter) A n a Hizm et Birim leri (Başkanlıklar) 1. iktisadi Planlama3 2. Sosyal Planlama3 3. Koordinasyon3 4. Kalkonmada Öncelikli Yöreler3 5. AET ile ilişkiler 6. Teşvik ve Uygulama 7. Yabancı Sermaye 8. Ücretler ve Gelirler Dairesi + Sürekli veya Geçici Özel İhtisas Komisyonları

Müdürlükleri, Hazine ve Dış Ticaret

D a n ışm a Birim leri 1. Hukuk Müşavirleri 2. Müsteşarlık Müşavirleri 3. Başkanlık Müşavirleri Genel Sekreter Y ön e tim in d e Yardım cı Birim ler (Daire Başkanlıkları) 1. Destek Hizmetleri 2. Personel 3. Komptrotörlük 4. Eğitim Şubesi M üdürlüğü 5. Sivil Savunma Uzmanlığı

Müsteşarlığı’na bağlanmış, proje ge­ liştirme hizm etlerinin genel müdür­ lük düzeyinde örgütlenmesinden vaz­ geçilmiş, DPTM’nin dış teşkilât kur­ ma yetkisi kaldırılmış, esasen kuruluş çalışm aları başlatılmayan Araştırma Enstitüsü’nün (kâğıt üzerindeki) var­ lığ ın a so n v e rilm iş tir. K H K /437, D PT’nin icra ile doğrudan ilgili so­ rum luluklarının merkezi bürokrasi­ nin diğer birim lerine aktarılm asını simgeler. Ekim 1991 seçim lerinden sonra kurulan ilk DYP+SHP ortak hü­ kümeti D PT kuruluşunu değiştirme­ miştir.

19 Haziran 1994 (KHK/540) Kuruluş Çerçevesi: Merkez Teşkilâtı + Yurtdışı Teşkilâtı (Müsteşar + 5 Müsteşar Yrd. + Genel Sekreter)b A n a Hizm et Birim leri (Genel M üdü rlü kle r) 1. Yıllık Programlar ve Konjonktür Değerlendirme 2. Ekonom ik Modeller ve Stratejik Araştırmalar 3. İktisadi Sektörler ve Koordinasyon 4. Sosyal Sektörler ve Kordinasyon 5. Bölgesel Gelişme ve Yapısal Uyum 6. AB ile İlişkiler 7. Dış Ekonomik İlişkiler 8. Yönetim Bilgi Merkezi Dairesi Başkanlığı

D a n ışm a Birim leri 1. Müsteşar Müşavirleri 2. Müsteşarlık Müşavirleri 3. Hukuk Müşavirliği Yardım cı Birim ler (Daire Başkanlık ları)b 1. Personel 2. İdari ve Mali İşler 3. Yayın ve Temsil 4. Savunma Uzmanlığı

4. Ağustos 1 9 9 3 ’de KHK/511 ile y a p ıla n

d ü z e n lem e

ise

ik in c i

Yurtdışı Teşkilatı Uluslararası ekonom ik kuruluşlar ile önemli dış merkezlerde kurulabilir.

DYP+SHP ortak hükümetinin Başba­ kanı Çiller’in DPT’nin işlevlerine ba­ kış tarzın ı ve D PT b ü ro k ra sisin in ekonom inin yönetiminde daha etkili olm a istek lerin i bağdaştırm akta ve

a Başkan aynı zamanda Müsteşar Yardımcısı'dır. b Müsteşar yakın astlarına görev dağıtımında serbest bırakılmış, yardımcı birimlerin hangi üst görevliye bağlı olarak çalışacağı belirtilmemiştir.

Başbakan Çiller’in (Özal gibi) Başba­

nun’un Yıllık Programlar ve Finans­

Müdürlüğü’nün adı geçen genel mü-

kanlık çevresinde geniş ve merkezi bir karar odağı oluşturm aktan yana

man/Uzun Vadeli Planlar/Sektör Prog­

dürlükler içinde eritilmesinde ifadesi­

ramları fonksiyonel ayrışması içinde

ni bulur. Yeni oluşturulan Dış Ekono­

o ld u ğ u n u

e tm e k te d ir.

yer alan faaliyetlerin genel müdürlük

mik İlişkiler Genel Müdürlüğü, İslâm

KHK/511’deki örgütlenme yaklaşımı daha önceden İktisadi Planlama (Baş­

düzeyinde ele alınması, Sosyal Planla­ ma G enel M üdürlüğü’nün “yapısal

Ü lkeleriyle ekonom ik ilişkilerin ve AB dışındaki bölgesel ve ikili işbirlik­

kanlık veya Genel Müdürlüğü) bün­ yesinde yürütülen ve 91 Sayılı Ka-

uyum”un beşeri yansımalarıyla da il­ gilendirilm esi, Koordinasyon Genel

sorumlu tutulmuş, bir anlamda 3701

im a

lerinin geliştirilmesi ve izlenmesinden


1060

P LA N LA M A • T Ü R K İY E 'D E ÜLKESEL P L A N L A M A (1980 - 1994)

Sayılı Kanun’daki düzenlemeye dö­

birimlerin DPTM örgüt yapısı dışına

1. D PT’yi doğuran 91 Sayılı Ka-

nülm üştür. KHK/437’nin kaldırdığı

çıkarılışından sonra gerçekleştirilen-

nun’un getirdiği iktisadi/sosyal plan­

yurt dışı teşkilat kurma yetkisi de ye­ niden elde edilmiştir.

lerin en kapsamlısı ve görev tanımları

lama ikilemi, temelde kapitalist biri­

en geniş tutulanıdır. DPTM ’nın bu­

kim/kapitalist birikimin meşrulaştırıl-

5. Haziran 1 9 9 4 ’de KHK/540 ile günkü kadroları ile bu yaygınlıkta bir yapılan son d üzenlem e ise DPTM görev alanından gelecek taleplere ce­ içindeki görev paylaşımından doğan vap vermekte zorlanacağı tahmin edi­

ye’de ulusal planlamanın esinlendiği

ması ikileminin yansımasıdır. Türki­

bazı sık ın tıla rı ortadan kaldırm ayı amaçlamış görünmektedir (Tablo 4).

lebilir. Dolayısıyla Teşkilât yakın bir

Keynesgil düzenlemede kapitalist bi­ rikimi meşrulaştırmanın araçları bö­

gelecekte ya görev listesinin ima ettiği

lüşüm, sosyal refah ve bölgesel geliş­

DPTM’deki otuz yılı aşkın sosyal/ikti­

ölçeğe genişlem ek ve/veya kadrosu­

me politikalarında aranmış ve sosyal

sadi planlam a ay rışm ası, sek tö rel planlamanın tek bir çatı altında yürü­

nun beceri düzeyim yükseltmek, ya

p la n la m a n ın gü n d em i 1 9 6 0 ’lı ve

da bu listenin yeni bir mevzuat dü­

1970’li yıllar Türkiye’sinde buna göre

tülm esini güçleştirdiğinden, sektör

zenlemesiyle veya fiilen daraltılmasını kabul etmek ikilemi ile karşılaşacak­

oluşmuştur. Oysa KHK/540’m sosyal planlam aya yaklaşım ı, se k tö r p rog ­

programlarının sorumluluğunu yük­ lenen Genel Müdürlük ikiye ayrılmış,

tır. Günümüzde giderek şiddetlenen

ram lam ası yaklaşımıdır ve temelde bir

“devleti küçültm e” baskıları önünde ikinci olasılık daha güçlü görünüyor.

kaynak tahsisi sorununa işaret eder:

meden sorumlu genel müdürlüğe bı­

D PTM ’nin görevlerinde ve örgüt yapısındaki değişiklikler irdelenirken

yetler kaynak talep etm ekte iseler, ekonom ik etkinliğin şartları sağlan­

rakılmıştır. KHK/540 ile yapılan dü­

aşağıdaki hususlara da ayrıca işaret

malı, kurumsal yapılar da böyle bir

zenleme, teşvik ve uygulama ile ilgili

edilmelidir:

perspektife göre düzenlenmelidir. Çil-

yapısal uyumun mekân düzeyinde yol açtığı sorunların incelenmesi ve bun­ lara çözümler aranması bölgesel geliş­

TABLO

Eğer “sosyal” olarak nitelenen faali­

5

D E V L E T P L A N L A M A T E Ş K İL A T I A N A H İZ M E T B İR İM L E R İN İN G Ö R E V T A N IM L A R I (19 H a zira n 1994 ta rih ve 5 4 0 sayılı K H K , M d . 10-17) Y ıllık P r o g r a m la r ve K o n jo n k tü r D e ğ e r le n d ir m e G enel M ü d ü r lü ğ ü yıllık p ro gra m la rın m a kro d en gelerin i

me, san ayileşm e, teşvik ve yö n le n d irm e , iç ve dış ticaret

olu ştu rm a k, k a lk ın m a p la n la rın ın h a zırla n m a sın a k atkıda b u lu n m a k, kon jo n k tü re l gelişm eleri izlem ek ve d e ğ e rle n ­

retiyle kalk ın m a planları ve yıllık p ro g ra m la rın h a zırla n m a ­ sına katkıda b u lu n m a k, iktisadi sektörlerle ilgili ola ra k ile­

dirm ek, k a m u mâliyesi, öd e m e le r dengesi, para, b a n k a ve

riye d ö n ü k stratejiler geliştirm ek, kam u yatırım p ro gra m ın ı

m ali p iyasalar k o n u la rın d a gerekli araştırm aları y a p m a k ve bu çerçevede ge rekli politika ö n e rile rin d e b u lu n m a k, k u ­

hazırlam ak, kam u projelerini izlem ek ve yıl içinde re vizyo ­ nu ile ilgili işlemleri yapm ak, u y gu la m a ya ait d ö n e m ra p o r­

ru m sa l ve h u k u k i d ü z e n le m e le r ile ilgili g ö r ü ş verm ek,

larını hazırlam ak, u y gu la m a yı yön len d irm e k, k urum sal ve

uluslararası kuruluşlarla tem as ve m ü za ke relere iştirak et­ m ekle görevlidir.

h u k u k i d ü ze n le m e le r ile ilgili g ö rü ş verm ek, plan ve p ro g ­

E k o n o m ik M o d e lle r ve Stratejik A ra ş tırm a la r G e ­ nel M ü d ü r lü ğ ü k a lk ın m a p la n la rın ın m a kro d e n g e le rin i o lu ştu rm a k/ y ıllık p ro gra m la rın h a zırla nm a sına katkıda b u ­ lunm ak, e k o n o m ik m odeller, d ü n ya ek on om isi, ülke e k o ­ nom ileri, ulusal ve uluslararası stratejiler, sanayileşm e, te k ­ noloji, çevre politikaları ve benzeri k o n u la rd a araştırm alar yapm ak, geliştirdiği m a kro m odeller ile e k o n o m ik ve so s­ yal p o litik a la rın u z u n d ö n e m li e tk ile rin i t a h m in etm ek, b ölgesel e n te gra syo n larla ilgili gelişm eleri ve stratejileri iz­ lem ek ve b un la ra yö n e lik alternatifler hazırlam ak, k a lk ın ­ m a p la nlarının u y gu la n m a sın ı izlem ek ve değerlen d irm ek, bu k o n u la rd a uluslararası kuruluşlarla tem as ve m ü za k e re ­ lere iştirak etm ekle görevlidir.

İk tisa d i Se ktö rle r ve K o o rd in a sy o n G ene l M ü d ü r ­ lü ğ ü iktisadi se ktörlerd e proje geliştirm e ve d e ğ e rle n d ir­

politikaları k o n u la rın d a çalışma ve araştırm alar y a p m a k su ­

ram ların u y gu la n m a sı sırasında k am u ve özel kesim k u ru ­ lu şları a ra sın d a g e re k li k o o r d in a s y o n u s a ğ la m a k ve b u am açla k u ru m ve k urulu şların üst d ü ze y yetkili tem silcileri­ nin katılacağı k o m isy o n la r kurm ak, uluslararası k u ru lu şla r­ la tem as ve m ü za ke relere iştirak etm ekle görevlidir.

S o sy a l Se ktörle r ve K o o rd in a sy o n G enel M ü d ü rlü ­ ğ ü sosyal sektörlerde çalışm a ve araştırm alar y a p m a k su re ­ tiyle kalk ın m a planları ve yıllık p ro g ra m la rın hazırla n m a sı­ na k atkıda b ulun m a k, sosyal sektörlerle ilgili ola ra k ileriye d ö n ü k stratejiler geliştirm ek, kam u yatırım p ro g ra m ın ı h a ­ zırlam ak, k a m u projelerini izlem ek ve yıl içinde re vizyonu ile ilgili işlem leri ya p m ak, u y g u la m a y ı yö n le n d irm e k, k u ­ rum sal ve h u k u k i dü ze n le m e le r ile ilgili g ö rü ş verm ek, plan ve p ro g ra m la rın u y gu la n m a sı sırasında k a m u ve özel kesim kuruluşları a ra sın da ge rekli k o o rd in a sy o n u sa ğ la m a k ve bu


1061

P LA N LA M A • T Ü R K İY E 'D E ÜLKESEL P L A N L A M A (1980 - 1994)

ler hü küm etinin eğitim , toplum sal

me iddiasından giderek uzaklaşması

güvenlik ve sağlık “reform” tasarıları

ile uyumludur.'

ile b ö lg e s e l g e liş m e n in “y a p ısa l uyum” ile eşleştirilişi, bu anlayışın so­

ki kadro ünvan tanımları (Daire Baş­

mut örneklerini vermektedir.

kanı, Başkan, Genel Müdür v.b.)’nm

delinde DPTM ile icra birimleri ara­ sında hiyerarşik ilişkiler kurulm ası­

(ii) Siyasal iktidarın güç merkezle­ rindeki etkinlik yarışının da etkisiyle

uğradığı değişiklikler M üsteşarlığın

nın zorunlu olmadığı, DPTM’nin icra­

kamu bürokrasisindeki konum u ile

cı birimler arasında temsil ettiği Baş­

Teşvik ve Uygulama, Yabancı Serma­

ilgili olan ve Teşkilâtın doğuşundan

bakanlığın otoritesinden güç alan bir

ye, Serbest Bölgeler, v.b. icra ile doğ­

bu yana süregelen rahatsızlıkların hâ­

iletişim aracı olarak işlev göreceği

rudan ilişkili birimlerin üst düzeyde

lâ giderilem ediğine işarettir. T ü rk i­

sorumluluğu geçmişte DPTM ile icra­

ye’de ne yönetimin siyasal katmanla­

vurgulanmıştır. “Emredici” planlama­ nın yaptırım araçlarına sahip olmayan

3.

di, s .1608). Birinci bölümdeki açıkla­ malarımızda Türkiye’nin benimsediği

DPTM ana hizmet birimlerinde­ “yol gösterici” merkez planlama mo­

nın diğer üst düzey kuruluşları ara­

rı, ne de g e le n e k s e l b ü ro k ra s i

bir piyasa ekonom isinde hiyerarşik

sın d a s ık s ık y er d e ğ iş tirm iştir.

(DPT’nin kuruluşundan 3 4 yıl sonra

KHK/437 sonrasında bu sorun çözü­ me bağlanmış ve bu tür sorumluluk­

bile) merkez planlama örgütünü ken­ di etki alanlarına taşan ve onu doğru­

konum sorununun esas itibariyle çö­ zümsüz olduğu kabul edilmelidir.

ların DPTM dışında kalması üzerinde

dan sınırlayan bir organ olarak görme

sındaki bir dizi değişikliğe rağmen,

bir uzlaşı sağlanmış görünüyor. Böyle bir uzlaşı, kaynak tahsisini doğrudan

ve plan ve programları hükümetin bir

plan ve programların hazırlanması ve

siyasal kararı değil, D PT M ’n in bir

siyasal karar organları tarafından ka­

yönlend irecek araçların D PTM ’nin kontrolundan çıkması anlamını taşır

etkenlik egzersizi sayma alışkanlığın­ dan kurtulabilmiş değillerdir (Krş. İs­

bulü ile uygulamanın izlenip değer­ lendirilmesine ilişkin usul ve kural­

ve DPTM’nin reel kesimi yönlendir­

met İnönü’nün konuşması A nsiklope­

larda şaşırtıcı bir süreklilik izlenmek-

am açla k u ru m ve k urulu şların üst d ü ze y yetkili tem silcileri­ n in katılacağ ı m u h te lif k o m isy o n la r kurm ak, uluslararası kurulu şlarla tem as ve m üzake relere iştirak etm ekle g ö r e v ­ lidir.

B ö lg e se l G e lişm e ve Y ap ısal U yu m Genel M ü d ü rlü ­ ğ ü il ve ilçe b a zın d a araştırm a ve planlam a çalışm aları y a p ­ m ak, d iğ e r k a m u k u ru m ve k u ru lu şla rın ın bu k o n u la rd a ya p aca k ları çalışm aların k a lk ın m a planları ve yıllık p r o g ­ ram larla tu tarlılığın ı sağlam ak, yapısal u yu m p o litik a la rı­ n ın u y g u la n m a s ı sıra sın d a o rta ya çık a b ile ce k so ru n la rın çö z ü m ü am acıyla projeler ge liştirm ek ve bu k o n u la rd a ya ­ p ılacak çalışm aları k o o rd in e etm ek, yerel istih dam ın ve g i­ rişim ciliğin geliştirilm esi çerçevesinde k ü ç ü k ve orta ölç e k ­ li sanayi işletm elerinin, esn af ve san atka rların ve kırsal k e ­ sim in so ru n la rın a y ö n e lik p olitika la r geliştirm ek, k urum sal ve h u k u k i d ü z e n le m e le r ile ilgili g ö r ü ş verm ek, u y g u la m a ­ yı y ö n le n d irm e k, k a lk ın m a d a öncelikli yöreleri ve ihtiyaç­ larını tespit etm ek, bu yö re le rin özellikle rin i d ik k a te a la ­ rak d a h a hızlı b ir ge lişm e sa ğla n m a sı am acıyla ge re k li ça­ lışm aları y ap m ak, b ölgesel k a lk ın m a projeleri ile ilgili k o ­ o r d in a sy o n u sa ğ la m a k ve g ö re v alan ın a g ire n k o n u la rd a g ö r ü ş v e rm e k ve uluslararası kuru lu şlara tem a s ve m ü z a ­ kerelere iştirak etm ekle görevlidir.

A v ru p a B irliğ i ile İlişk ile r G enel M ü d ü r lü ğ ü A v r u ­ pa Birliği ile ilişkilerde e k o n o m ik, sosyal, h u k u k i ve d iğ e r k o n u la rd a H ü k ü m e t t a ra fın d a n tespit ed ilece k h e d e f ve politika la rla ilgili çalışm aları y a p m a k ve ö n e rile rd e b u lu n ­ m ak, ihtiyaç d u y u la n incele m e ve a ra ştırm a la rı y a p m a k veya y a p tırm a k la görevlidir.

D ış E k o n o m ik İlişk ile r G ene l M ü d ü r lü ğ ü bölgesel,

4.

DPT’nin görevleri ve örgüt yapı­

çok taraflı ve ikili e k o n o m ik ilişkilerin k a lk ın m a planları ve yıllık p ro g ra m la rd a belirtilen ilke, h e d e f ve p o litika la r­ la u y u m lu ve etkili bir şekilde yü rü tü lm e si için ge re k li ça­ lışm aları yapm ak, ge lişm e k te o la n ülkelerin kalk ın m a ça­ ba larına yardım cı o lm a k am acıyla bu ülkelere y ö n e lik te k ­ nik yardım faaliyetle rini yü rütm e k, ge lişm e y o lu n d a k i ü l­ keler ve özellikle Islâm ülkeleri a ra sın d a e k o n o m ik ve tica ­ ri işbirliği am acıyla k u ru la n teşkilâtlarla ilgili ge re k li çalış­ m aları yapm ak, bu teşkilâ tların daim i nitelikteki k u ru lla rı­ nın g e re k t iğ in d e sekreterya hizm etle rini y ü rü tm e k le g ö ­ revlidir. E k o n o m ik , sosyal ve kültürel po litika la rın ve hedefleri belirle m ekte H ü k ü m e te m ü şavirlik g ö re v in in etkin bir şe­ kilde yerine ge tirilm esi am acıyla M ü ste şa rlık bün yesinde , d ü n y a d a k i e k o n o m ik , sosyal ve k ü ltü re l o lu şu m ve g e li­ şim leri a n ın d a alacak, değerlen d irecek, yetkililerin ve ka ­ m u o y u n u n b ilgisin e sunacak, arşivleyecek Y ö n e tim B ilg i M e rke z i D airesi B a ş k a n lığ ı kurulur. Y ö n e t im B ilg i M e r k e z i D a ir e s i B a ş k a n lığ ı; k a lk ın m a planları ve yıllık p ro g ra m la rın e k o n o m ik , sosyal ve k ü lt ü ­ rel p olitika ve h e d e fle rin in belirlenm esi için ge re k li b ilg i­ leri ulusal ve uluslararası k u ru lu şla rd a n sağlam ak, bu b il­ gile ri k ullan ıcılara sun m ak, M ü ste şa rlık b ilgisa ya r sistem ­ le rinin etkin o la ra k k u llan ılm ası için ge re k li tedbirleri a l­ m akla görevlidir. D a ire n in çalışm a esasları M ü ste şa rlık ç a d ü zen len ir. Bu b irim d e sözleşm e ile istih d am edilecek B ilg isa yar M ü h e n ­ disi ve Ç özü m le yici k a d ro la rın d a çalıştırılacak perso n e ld e bu K a n u n H ü k m ü n d e K a ra r n a m e 'n in 3 2 'n ci m a d d e sin d e ki şartlar aranır.


1062

P L A N LA M A • T Ü R K İY E 'D E ÜLKESEL P L A N L A M A (1980 - 1994)

tedir. TBMM ve TBMM Plan ve Bütçe

cılar topluluğuna dönüşmesi; bugün­

Komisyonu’nun bütçe üzerindeki tar­

kü gündem ini fazlasıyla işgal eden istikrar ve diğer kısa dönemli makfo-

tışm alarında sadece y ıllık bütçenin değil, hükümetin kısa ve orta vadeli

politika sorunlarıyla uğraşmayı mer­ kezi id aren in diğör k u ru lu şla rın a

ekonomik yönetiminin bir bütün ola­ rak sorgulanması ve (biçim sel dahi

(M aliye Bakanlığı, Hazine, M erkez

olsa) bü tçelerin yıllık programlarla

Bankası v.b.) bırakması kaçmılamaz

uyumlu olm ası anlayışı T ü rk iy e’de

bir sonuç olarak görünmektedir. An­

yerleşmiştir.

cak kapitalist ekonomilerde bilgi ak­ tarım, iletişim, işbirliği ve koordinas­

Sonuçlar

yonun sadece piyasa m ekanizm ası­

Türkiye’nin “yapısal uyum”la fiyat

nın ilettiği sinyallerle sağlanamaya­

sistem ine devlet m üdahalesinin ve

cağı gerçeği kabul edilecekse ve bu­

kamu kesim i ekonom ik faaliyetleri­

nun uzantısında Türkiye’nin geleceği

nin en aza indiği, s a f bir piyasa eko­

kurmaya dönük bir sanayi, bilim ve

nomisine geçişi amaçladığı varsayılır-

te k n o lo ji p o litik a sı olacaksa, neo-

sa, böyle bir kaynak tahsisi modelinin

iberal an lay ışın çözü lü şe uğrattığı

nihai aşamasında KİT sistem ine ve YPK türünde bir kuruluşa (öngörülen üretim yapısına ulaşma aracı olarak) yer yoktur. Son onbeş yılda KİT siste­ m in in y ık ım a s ü r ü k le n m e s i ve YPK’nın teknokratik kimliğinin orta­ dan kalkm ası, izlenen değişimin de

Devlet Planma Teşkilatı “çıkışlı” siyaset­ çilerin son örneklerinden biri 1994 Yerel Seçimlerinde ANAP'ın İstanbul adayı İl­ han Kesici’y di. ANAP’lılar Kesici’nin DPT geçmişini sık sık vurgulayarak “A yaklan yere basan aday” görüntüsü çizmek istediler

bu yönde olduğunun işaretleridir.

DPT/Sanayi Bakanlığı/TOBB üçgeni­ nin değişen şartlarda nasıl ve hangi birim lerle ikam e edileceğini tartış­ mak gerekecektir. Yeniden inşa edil­ miş bir DPT ya da bugünkü DPT’nin bazı asli hizmet birim leri, böyle bir oluşum içinde yeniden işlevsellik ka­ zanabilir. Ancak bu yazının kaleme

Doğal olarak, Türkiye’de çeşitli ne­

bazı partilerin liberal kanatları, mer­

alındığı O cak 1 9 9 5 ’te bu tür tartış­

denlerle bazı firmaların kamu mülki­ yetinde kalm ası veya kamu kesim i

kezi yönetimin yetki devri ile eşleşen

malar T ürkiye’nin gündem inde yer

böylesi bir yerelleşmeyi açıkça des­ tekler görünmektedir.

almamakta idi.

eliyle işletilmesi gelecekte de sözkonusu olabilir; YPK bir iç kabine ola­

T ü rk iy e ’n in 1 9 8 0 so n ra sın d a k i

rak işlev görebilir. Ekonomik değişi­

ekonom ik yönetimlerinin neo-liberal

m in bunalım a ittiği sektör ve/veya

iktisat düşüncesine ve muhafazakâr siyasal politikalara şaşmaz bir sada­

bölgeleri ve buradaki istihdamı koru­ ma bağlamında bir sanayi politikası

katle bağlı k a ld ık la rı h a tırla n ırsa ,

da siyasal bir zorunluluk olarak her

son onbeş yılda m erkezi planlam a

zaman var olacaktır. Bu istisnalar, kural’a aykırı sayılmayacaktır; ancak saf

örgütünün dağılma ve çözülme şöyle dursun, yeni işlevler yüklenerek ge­

piyasa ekonomisini savunan anlayış,

nişlemesi ilk bakışta şaşırtıcı görüne­

geleceğin yükselen sanayilerini bu­

bilir. Söz konusu genişlem e, neo-li­

günden kurmak ve yapısal değişime

beral modelin kurum ve kurallarıyla oluşturulduğu ara dönemin ihtiyaç­

ö n c ü lü k e tm ek b ağ la m ın d a k i bir merkezi plan anlayışını temel felsefe­ sine bir saldırı sayarak reddedecektir.

larına cevap veren geçici bir düzenle­ me olarak yorumlanmalıdır. Bu aşa­

Neo-liberal model özündeki ademimerkezi kaynak tahsisi anlayışı doğ­

ma tamamlandığı takdirde D PT’nin siyasal karar alıcılara çeşitli düzlem­

rultusunda bölge ve keht yönetimi ve

lerde (örneğin makroekonomik/böl-

planlamasını da yerel birimlere bırak­ ma eğiliminde olacaktır. Nitekim gü­

gesel/sektörel; uluslararası/ulusal) yeni perspektifler sunan küçük, seç­

nümüzde bazı siyasal partiler, ya da

kin ve etkili bir uzmanlar-araştırma-

KAYNAKÇA BORATAV, K. (1983), "Türkiye'de Popülizm, 1962-76", Yapıt, 46/1 (Ekim-Kasım), ss. 7-18. KEYDER, Ç. (1984), "Kriz Üzerine Notlar", I. Tekeli (der.), Türkiye'de ve Dünyada Yaşanan Ekonom ik Bunalım içinde: A n ­ kara: Yurt Yayınları, ss. 29-56. KEYDER, Ç. (1987), Türkiye'de Devlet ve Sı­ nıflar, İstanbul: İletişim, ss. 117-33. ÖNDER, I. ve TÜREL, O. (der.) (1993), Türki­ ye'de Kam u Mâliyesi, Finansal Yapı ve Politikalar, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Ya­ yınları. TÜREL, O. (1991), "Faktör ve Mal Piyasala­ rındaki Diğer Politika Öğeleri ve Gelir B ölüşüm ü", Türk Ekonom isine Sosyal Demokrat Çözümler, Cilt III: Gelir Dağılı­ mı ve Yeniden Dağıtım Mekanizmaları içinde, İstanbul: TÜSES, 147-88. UYGUR, E. (1981), "Etki, Yönlendirm e ve Ö n g ö rü le r A çısın d an Planlar", O D T Ü Gelişme Dergisi, 1981 Özel Sayısı, ss. 437-74.


PolisL* V*

MBh

r afet.

Türk polis ö rg ü tü n ü n yapısı İSMAİL METİN - FETULLAH ERASLAN

Polis devleti TANIL BORA

Ç

E

R

Ç

E

V fi

Y

A

Z

I

L

A

R

1980 sonrası polis HALİL NEBİLER

Güvenlik soruşturması: Yasal ve yönetsel dayanaklar

e r Anayasa, H u kuk D üzeni ve Yargı, İnsan Hakları ve Sorunları, O niki Eylül Darbesi ve Rejimi, O rd u ve Jandarm a, Yeraltı D ünyası ve M a fy a


Türk polis ö rgü tü n ü n yapısı İSMAİL

G

METİN

- FETULLAH

ünüm üzde T ü rk P olis Örgütü denilince, Em niyet G enel M ü­

dürlüğü anlaşılmakta, Türk Polis Ör­ gütünün Yapısı ile de Emniyet Genel Müdürlüğü’nün organik ve fonksiyo­ nel kuruluşları ifade edilm ektedir. Emniyet Genel Müdürlüğü, 4 Hazi­ ran 1937 tarih ve 3201 sayılı Em ni­

ERASLAN

artırmak amacıyla Polis Teftiş Kuru­ lu bölge K uruluşları (3 ), Krim inal Polis Laboratuvarları Bölge Kuruluşu (6 ), Sağlık İşleri Daire Başkanlığı Po­ lis K lin ik leri (5 ) , İkm al ve Bakım Dairesi Başkanlığı Bölge Tamirhane­ leri (7) olmak üzere bölge kuruluşla­ rı oluşturulmuştur.

yet Teşkilat Kanunu ile kurulmuştur.

1993 yılı Kuruluş Şemasına göre,

G erek 3 2 0 1 sayılı Em niyet Teşkilat

Emniyet Genel Müdürlüğü birim leri­

Kanunu’nun 1. maddesi ve gerekse

nin organik ve fonksiyonel yapıları özet olarak şöyledir:

14 Şubat 1985 tarih ve 3 1 5 2 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevle­ ri Hakkında K anun’un 2. maddesi, ülkenin genel güvenlik ve asayiş işle­ rinden İçişleri Bakam’nı sorumlu kıl­

- Özel K alem Müdürlüğü: Şifre, Evrak-Istan bu l, Ö zel Evrak, Personel ve H aberleşm e b ü ro larınd an o lu ş­ maktadır.

mıştır. İçişleri Bakanı bu işleri, kendi

- Teftiş K u ru lu B a şk a n lığ ı: P olis

kanunlarına göre hareket eden Em ­

örgütünü disiplin, vazife, bilgi ve ge­

niyet G enel M üdürlüğü, Jand arm a Genel Komutanlığı ve Sahil Güven­

nel işlemler yönünden teftiş eder.

lik Komutanlığı vasıtasıyla yerine ge­

B aşkanlığı: Genel Evrak, Dosya, Fiş, Mikro Film ve Mikro Kart Şube Mü­

tirir, gerektiğinde Bakanlar Kurulu

- Arşiv ve D o kü m an tasy o n D aire

kararı ile Silahlı Kuvvetler’den yarar­ lanabilir.

dürlüklerinden oluşmaktadır.

Em niyet G enel M üdürlüğü M er­ kez Kuruluşu (1 9 9 3 yılı itibariyle), (1) Genel Müdür, (5) Genel Müdür

nasyon D aire B aşkan lığı: Genel Mü­ dürlüğe ait hizmetlerin etkin ve ve­

Yardımcısı, (1 ) Teftiş Kurulu Başka­ nı, (2 5 ) Daire Başkanlığı, (1) 1. Hu­

- A raştırm a P la n la m a ve K o o rd i­

rim li b ir biçim d e y ü rü tü leb ilm esi için gerekli inceleme ve araştırmaları yapar.

kuk M üşavirliği, (3 ) Hukuk M üşa­ virliği, (1 2 8 ) Şube M üdürlüğü, (1) Sivil Savunma Uzm anlığından oluş­

- istihbarat D aire B aşkan lığı: 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanu­

maktadır. Polis Akademisi Başkanlığı

Ek 7. maddesine göre polis; “Devle­

(1 ), Polis Koleji Müdürlüğü (2 ), Po­ lis Eğitim M erkezi M üdürlüğü (1 ),

bütünlüğüne, Anayasa düzenine ve

Polis Okulu (1 7 ), Polis Moral Eğitim

genel güvenliğine dair ön ley ici ve

Merkezi Müdürlüğü (3 ), Polis Hasta­ nesi Başhekimliği (1) ve Polis Bakım ve Yardım Sandığı, Genel Müdürlüğe bağlı diğer kuruluşlardır. Ayrıca, bazı hizm etlerde e tk in lik ve verim liliği

nu’nun, 3 2 3 3 sayılı kanunla eklenen tin ü lk esi ve m illeti ile bölü nm ez

koruyucu önlemleri almak, emniyet ve asayişi sağlamak üzere, ülke sevi­ yesinde istihbarat faaliyetlerinde bu­ lunur. Bu amaçla bilgi toplar, değer­ lendirir, yetkili m ercilere veya kul-

TABLO

1

P O LİS İM E Ğ İT İM L E R İM E G Ö R E D A Ğ IL IM O R A N L A R I (% Yılı

Yüksekokul

Lise

Ortaokul

İlkokul

19 73

5.78

8.00

73 .52

12.70

19 82

5.51

23 .5 4

68.21

2.7 4

19 90

5.68

55 .90

38 .1 4

0.2 8

1993

8.65

66 .4 9

24.85

0.01

.


P O L İS • T Ü R K P O L İS Ö R G Ü T Ü N Ü N Y A P IS I

1065

İLETİŞİM ARŞİVİ

Emniyet görevlilerinin de şikayetleri vardı kuşkusuz. “Maaşların azlığı”, “Çalışma koşullarının ağırlığı” gibi somut gerekçelerle be­ raber daha üst düzeyde dile getirilen “Polisin modernizasyonu’’ gibi talepler 90’ların ortalarında “Yunuslar”, “Şahinler” gibi motori­ ze ekiplerle bir nebze çözülmeye çalışıldı.

ğer istihbarat kuruluşları ile işbirliği

1984 tarih ve 30 8 7 sayılı “Polis Yük­ sek Öğretim Kanunu” ile kurulmuş­

yapar.

tur.

lanma alanına ulaştırır.” Devletin di­

birimler ise şunlardır: - G üvenlik D aire B aşkan lığı: Top­ lumsal Olaylar, Dernekler, Azınlıklar,

- Hukuk M üşavirliği: Disiplin, Da­

Polis A kadem isi’ne, P olis K o leji

Güvenlik Soruşturm a, Basın Yayın,

va ve Mevzuat İşleri Hukuk Müşavir­ liklerinden oluşmaktadır.

m ezunları, Lise ve dengi okul m e­

Dernekler Özel Denetleme Şube M ü­ dürlüklerinden oluşmuştur.

- Ö zel H arekât D aire B aşk a n lığ ı: B ak an lar K u ru lu ’nun 2 6 Temmuz

olarak alınır. F a k ü lte m ezunları 1

zunları ve Fakülte mezunları öğrenci yıllık özel bir eğitime tabi tutulduk­

- Y aban cılar Hudut İltica D airesi B aşk an lığ ı: Yabancıların T ürkiye’ye

1993 tarih ve 93-4661 sayılı kararıy­

tan sonra, diğerleri 4 yıl süreyle öğ­

giriş ve çıkışları ile ikamet, çalışma,

la kurulmuştur. 1986 yılında Terörle

renim gördükten sonra komiser yar­ dımcısı olarak mezun olurlar, liyakat

araştırm a ve gezi iste k le ri, hudut

ve yeterlilik durumlarına göre Em ni­

bölgesinde çıkan olaylar, hudut kapı­ larının açılıp kapatılması, göçmen ve

nüştürülen bu birim, “Devletin varlı­

yet Müdürü rütbesine kadar yüksele­ bilirler. Ayrıca, ikili sözleşmeler çer­

m ü lteciler, vatandaşlarım ıza pasa­ port verilm esi, yabancıların vatan­

ğına, ülkesi ve milletiyle bölünmez

çevesinde, Akademiye yabancı uy­

daşlığa alınması, Tır sözleşmesi hü­

bütünlüğüne yönelik her türlü yıkıcı ve bölücü terör eylemlerini ortadan

ruklu öğrenciler de alınmaktadır.

küm lerin in uygulanm ası, sakıncalı kişilerin yurda giriş ve çıkışlarına en­

kaldırmak ve gerektiğinde Devlet bü­

- Sivil Savu n m a U zm an lığı: Sivil Savunmaya ilişkin hizm etleri yürü­

yüklerini korumak” gibi işleri yürü­

tür.

yapar.

Mücadele ve Harekat Daire Başkanlı­ ğın a bağlı bir Şube Müdürlüğü olan ve 1 9 9 3 ’te Daire B aşk an lığ ı’na dö­

gel olunm ası gibi konularda görev

- Basın, Protokol ve H alkla İlişkiler

- Terörle M ücadele ve H arekât D a­

niyet Teşkilatının orta ve üst kademe

Şube Müdürlüğü: 7 .8.1985 tarihli Ba­ kanlık onayı ile kurulmuş bir birim ­

ire B a şk a n lığ ı: P sik o lo jik H arekât,

am ir ve yönetici ihtiyacını karşıla­ mak üzere lisans düzeyinde eğitim-

dir. Adı geçen birim ler doğrudan Ge­

öğretim ve uygulama yapan bir yük­

nel M üdürlük m akam ına bağlıdır.

dele, Sol Terörle Mücadele, Haberleş­ me ve Koordinasyon Şube M üdür­

se k ö ğ re tim k u ru n tu d u r; 6 A ralık

G enel M üdür Y ardım cılarına bağlı

lüklerinden oluşmuştur.

tür. - Polis A kadem isi B aşkanlığı: Em­

Yurtdışı Terörle M ücadele, Bölücü Terörle Mücadele, Sağ Terörle Müca­


POLİS • T Ü R K POLİS Ö R G Ü T Ü N Ü N YAPISI

1066

- Ana K om uta ve Kontrol M erkezi Daire Başkanlığı: Haberleşme, İstatis­ tik ve Değerlendirme Şube Müdür­

TABLO

çe Uygulam a, Tahakkuk, Basım evi

2

E M N İY E T G E N E L M ÜDÜRLÜĞÜ

dır. - İkm al ve B akım D aire B aşkanlığı:

lüklerinden oluşmaktadır. - K o ru m a D a ire B a ş k a n lığ ı: 15

Şube M üdürlüklerinden oluşm akta­

Yıllar

Bütçesi (TL)

İhtiyaçları tespit, tedarik, depolama,

1 9 80

1 9 .670 .000

kanlar Kurulu Kararıyla kurulm uş­

1981

3 8 .9 8 6 .0 0 0

dağıtma ve kullanımını denetimle il­ gilenir.

tur. C um hurbaşkanlığı, Başbakanlık,

1 982

5 7 .9 5 2 .0 0 0

- İn şaat E m lak D aire B a şk an lığ ı:

1 983

9 1 .3 3 1 .0 0 0

TBMM, Milli Saraylar bina ve tesisle­

1984

1 1 2 .7 7 8 .0 0 0

İnşaat, Etüt ve Proje Em lak, Bakım ve Onarım Şube M üdürlüklerinden

rinde koruyucu ve önleyici önlemle­

1985

1 5 9 .0 9 5 .0 0 0

ri alma ve uygulama işlerini yürütür.

1986

1 9 9 .0 6 7 .0 0 0

- Sosyal H izm etler Dairesi B aşkan ­

1987

3 1 3 .6 8 3 .0 0 0

lığ ı: B ak anlar K u ru lu ’nun 7 O cak

Mart 1990 gün ve 90/334 sayılı Ba­

- D ı ş iliş k ile r D a ir e B a ş k a n lı ğ ı: Yurtdışı G üvenlik, Yurtdışı Eğitim , Tercüm e ve T eknik İşb irliğ i Şube

1988

5 0 4 .7 0 0 .0 0 0

1989

7 9 7 .0 0 3 .0 0 0

oluşmaktadır.

1993 gün ve 93/3961 sayılı kararıyla kurulmuştur. 24 saat devamlılık ar-

1990

1 .8 25.5 61.0 00

1991

3 .9 9 4 .2 3 4 .0 0 0

- K açakçılık İstihbarat Dairesi B aş­

1992

7 .0 4 5 .9 9 0 .0 0 0

kanlığı: Mali, Narkotik, Silah ve Mü­

1993

1 1 .8 2 4 .6 3 9 .0 0 0

tü le n ; a y rıca E m n iy et H iz m etleri

1 9 94

2 2 .8 8 9 .3 5 6 .0 0 0

personeli nüfusa kayıtlı olduğu ilde

1995

4 0 .2 2 1 .0 0 0 .0 0 0

Müdürlüklerinden oluşmaktadır.

himmat Kaçakçılığı, Kaçakçılık Araş­ tırm a, T eknik ve B ilgi İşlem Şube Müdürlüklerinden oluşmuştur. - K rim in al P olis L a b o ra tu v a rla r ı D a ire B a ş k a n lığ ı: E k s p e r tiz , fa ili m eçhul olayları aydınlatma, eğitim ve bilimsel araştırmalar yapar.

zeden norm alde üç vardiya olm ası gerekirken iki vardiya şeklinde yürü­

çalışam adığı gibi b elirli bölgelerde belirli süreler bulunmak zorunda ol­

habere İşletme Şube M üdürlüklerin­

duğu için son derece yıpratıcı olan

den oluşmaktadır.

polislik hizmeti, çalışanların aile ve

- B ilg i İş lem D a ire B a ş k a n l ı ğ ı :

halk ilişkilerini olumsuz yönde etki­ lemektedir. Bu olumsuzluklar, bütçe

- In terp o l D aire B a ş k a n lığ ı: IN -

1981 y ılın d a APK D aire B a şk a n lı­ ğına bağlı bir birim olarak oluşturul­

TERPOCe üye ülkeler arasında, suç

muş, 1 Temmuz 1 9 8 2 tarihinde de

Polis Teşkilâtını G üçlendirm e Vak-

ve suçlularla ilgili sözleşmeler çerçe­ vesinde karşılıklı ilişkilerde ve yar­

Daire Başkanlığı’na dönüştürülm üş­ tür. Çağdaş polis kuruluşlarının ço ­

fı’nca sağlanan yardımlarla; sosyal te­ sisler, lokaller, kantinler, sağlık b i­

dımlarda bulunm ak ve uluslararası

ğunda uygulamaya girmiş olan Bilgi­

rimleri, lojmanlar, dinlenme tesisleri,

organize suçlarla etkin biçimde mü­

sayar Sistemi, geç de olsa 1980Tİ yıl­

kamplar, kreşler, öğrenci yurtları her

cadele, suçluların takip ve yakalan­

lardan sonra Türk Polis Örgütü’nde

yıl artan biçimde hizmete sokulmak

ması için karşılıklı bilgi alıp verme hizmetlerini yürütmektedir.

de kurulmuştur.

suretiyle hafifletilmeye çalışılm akta­

- A sayiş D aire B aşkan lığı: Arayiş, Faili M eçhul Olaylar, Önleyici Hiz­ metler, Ruhsat İşlemleri, Parmak İzi

- H a v a c ılık D aire B a şk a n lığ ı: 19 Ekim 1981 tarihinde Havacılık Daire Başkanlığı kurulmuştur. Polis Örgü­

ile sağlanan imkânlar yanında Türk

dır. - Personel Daire Başkanlığı: Perso­ nelin atama ve yer değiştirme, terfii,

tünün yer birim lerinin modernizas­

sicil, izin, istihbarat, ödüllendirm e,

Şube Müdürlüklerinden oluşm akta­

yonuna paralel olarak, faaliyete so­

emekliye sevk gibi işlemlerini yürü­

dır.

kulmuş; emniyet ve asayiş, terör ve

tür.

- T rafik D aire B a şk a n lığ ı: Trafik

kaçakçılıkla mücadele, karayolların­

- Sağlık D airesi B aşkan lığ ı: Örgüt

Uygulama ve Denetleme, Trafik Mev­

da trafik kontrolü, hasta ve yaralıla­

m ensuplarının, eşleri, çocu kları ve

zuat, Trafik Eğitim, Trafik Planlama ve Destek, Trafik Araç ve Sürücü Si­

rın taşınması, havadan ikmal ve tah­

b ak m ak la yükü m lü o ld u k ları aile

liye, denetleme ve kontrol, VİP hiz­

cil, Trafik Hizmetleri Geliştirme F o ­

metleri, havadan kurye, pilot ve tek­ nisyen intibak eğitim i, film çekim i,

fertlerinin sağlık işleriyle ilgilenir. - Eğitim Daire Başkanlığı: Uygula­ malı Eğitim, Spor Atış, Polis Kolejle­

e sk o rtlu k , k e şif ve gözetlem e gibi

ri, Polis Okulları, Polis Eğitim Mer­

hizmetlerde etkinlik sağlanmıştır.

kezleri M üdürlükleri ve Şube M ü­

nu Şube M ü d ü rlü k lerin d en o lu ş ­ maktadır. - H aberleşm e Daire Başkanlığı: Ci­ haz, Sistem Bakım ve Onarım, Fotofilm, Radyo TV, Cihaz Planlama, Mu-

- İdari ve M ali İşler D airesi B a ş­ kanlığı: Ulaştırma, Iç Hizmetler, Büt­

dürlüklerinden oluşmaktadır. - Polis K olejleri: Milli Eğitim Ba­


1067

POLİS • T Ü R K POLİS Ö R G Ü T Ü N Ü N YAPISI

kanlığı Orta Öğretim Kurumlan sta­ tüsüne tabi, ilk yılı hazırlık olm ak

gördükleri parasız yatılı ve ün ifor­ malı eğitim kuramlarıdır.

üzere 4 yıl süreli, yabancı dil ağırlık­

- P olis E ğ itim M e r k e z le r i: P olis

dut K apısı Em niyet A m irliği, (1 7 ) Hudut Kapısı Em niyet Komiserliği,

lı, lise fen müfredat programını uy­

eğitim m erkezlerinde trafik, narko­

(6) Serbest Bölge Emniyet Amirliği,

gulayan, parasız, yatılı ve Devlet Lise

tik , parm ak iz i, sila h m ü h im m at,

(1 5 ) B u ca k E m n iy et K o m iserliğ i,

Öğrenimi veren bir okuldur. Ankara

bom ba im ha, evrak arşiv, silah ba­

(1 2 5 5 ) Karakoldan oluşmaktadır.

ve İstanbul da birer Polis Koleji bu­ lunmaktadır. Polis Kolejlerine, Dev­

kım, kaçakçılık, istihbarat, pasaport,

II Em niyet M üdürlükleri ilin bü­

sorgulama, atış eğitim, kaza tahkik,

let ortaoku llarını bitiren erkek öğ­

VİP korum a, yabancı dil gibi polis hizmetlerinin gerektirdiği tüm kurs­

yüklüğünde, asayiş durumuna ve di­ ğer faktörlere göre 4 gruba ayrılmış­

renciler seçm e sınavı ile alınm akta­ dırlar. - Polis O kulları: En az lise ve den­

lar düzenlenmektedir.

gi okul m ezun larınd an askerliğini

Müdürlüğü taşra kuruluşu, 1993 yılı itibariyle, (76) 11 Emniyet Müdürlü­

yapmış olanların en az altı ay süre ile, yapmamış olanların ise 9 ay süre ile temel m esleki eğitim ve öğretim

Güvenlîk soruşturm ası: Yasal ve yönetsel dayanaklar

Taşra K uruluşu: Em niyet G enel

ğü, (2 5 5 ) İlçe Em niyet Müdürlüğü, (3 72) ilçe Emniyet Amirliği, (1) Hu­

Hatay, İçel, Kayseri, Kırıkkale, Koca­ eli, Konya, Malatya, Manisa, Kahra­ m anm araş, Samsun, Sivas, Şanlıur-

kimseler, askeri öğrenciler. Dışişleri m ensuplarıyla evlenecek kimseler, T ü rk v a t a n d a ş lığ ın a a lına ca klar, resmi ku ru m larca g ü v e n lik so ru ş­

göre, polis; "... T ü rk C eza K a n u n u 'n a gö re ağır hapis cezasını istil­ zam eden suçlarla m ezkur k a n u n ­

k im se le rd e n o lu p o lm a d ık la rın ın s a p t a n m a s ı için ö n c e l i k l e a rş iv araştırması, sonra lüzum görülürse

• 30.3.1964 tarih ve 6/2860 sayılı B a k a n la r K u ru lu Kararı uyarınca; polis ve hakim adaylığına alınacak

hallerde tanınm ış o lm a m ak ", "s ü f ­ li işlerle iştigal etm iş o lm a m a k ", "ecnebi kız ve kadın ile evli olm a­ m ak veya ya şa r b u lu n m a m a k " şartları da mevcuttur.

(1 8 ) A Tipi (Antalya, Balıkesir, D i­ yarbakır, Elazığ, Erzurum, Eskişehir,

• 2559 sayılı Polis Vazife ve Selah iye t K a n u n u 'n u n 5. m a d d e sin e

• 5 6 8 2 sayı l ı P a s a p o r t K a n u ­ n u 'n u n 22. m ad d e sin d e p asa po rt ya da vesika verilm esi yasak olan haller belirtilmiştir. Pasaport alm ak üzere başvuruda b u lun an kim sele­ rin, p asa po rt verilmesi yasak olan

saklı tutulm uştur. Bu koşullar ara­ sında 657 sayılı yasanın 48. m ad de ­ sin d e n farklı ve ayrı o la ra k " s a r ­ h o ş lu k ve k u m a rb a z lık g ib i fe n a

tır: (6) Özel Statülü (Adana, Ankara, Bursa, İstan b u l İzm ir, G aziantep),

kolluk soruşturm ası yapılır.

da sayılı am m e n in itim adı ve mal a le y h in e işle nm iş su çla rın ve her nevi kaçakçılığın m aznu n ve m ah ­ kum larının, serserilerin m azanne-i su e rb ab ın ın ; ya b a n cı m e m le k e t­ lerden Tü r k i y e ' ye kaçanların, m em leket içinde bir yerden başka bir yere n a klo lu n a n la rın , m e m le ­ ket dışına çıkarılanların; hüviyetle­ rini ispat edem eyenlerin;... genel a h la k ve e d e p k u ra lla rın a aykırı olarak utanç verici ve to p lu m d ü ­ zeni bakım ın d an tasvip edilm eyen tavır ve d av ra n ışlard a b u lu n a n la ­ rın " p arm ak izlerini ve fo to ğ ra fla ­ rını alm aya yetkilidir. • 15.9.1972 tarih ve 7/5025 sayılı B a k a n la r K u r u lu K a ra rı u ya rın ca "ç o k g iz li" sayılan hizm etlerde ça­ lışacaklar ve "k ilit p e rso n e l" diye tan ım lan an üst kadem e yöneticiler için y a p ıla c a k g ü v e n lik s o r u ş t u r­ ması "M illi İstihbarat Teşkilatı" ta ­ rafından yapılm aktadır.

• 6 5 7 sa yılı D e v le t M e m u rla rı K a n u n u 'n u n 48. m ad d e sin d e m e­ m u rlu ğa a lın m a n ın ge n e l ve özel koşulları sayılmış, ayrıca "k u ra m la ­ rın özel k a n u n veya m evzuatında a ra n a n şa rtla rı t a ş ım a k " k o ş u lu

dut Kapısı Şube Müdürlüğü, (3) Hu­

turm ası yapılm ası istenilenler h a k ­ kında polis tarafından güvenlik so ­ ruşturm ası yapılm aktadır. 3 Kasım 1994 tarihli Resmi Gazete 'd e ya y ın la n a n 26.10.1994 tarih ve 4045 sayılı K a n u n 'u n 1. m adde­ sinde, a) Devlet kuruluşlarının gizli­ lik dereceli birimlerinde, b) Türk Si­ lahlı Kuvvetleri'nde, c) Em niyet Ge­ nel M ü d ü r l ü ğ ü k a d ro la rın d a , d) Ceza İnfaz K uram la rın d a ve Tutu­ k e v le rin d e çalıştırılacak perso n e l h akkında G üvenlik Soruşturm ası ve A rşiv A raştırm ası yapılm ası ö n g ö ­ rülmüştür. Yasa, haklarında gü v e n ­ lik soruşturm ası ve arşiv araştırması yaptırılacak görevlileri saym ak su ­ retiyle b elirlediğine göre, bu m e­ m urlar dışında kalan kam u görevli­ leri için b ö y le b ir so ru ştu rm a ve araştırma yapılm am ası gerekir. A n ­ cak u ygu lam ada, yasalarla sınırla­ nan konuların dışında ve ötesinde b ilgile r elde edilm ek istenm ekte, bu bilgiler kişinin gizli kalması g e ­ reken özel yaşantısına kad ar uzanabilmektedir. Bu uygu lam an ın h u ­ kukla en u yum suz örnekleri, 1980 ve sonraki yıllarda yaşanmıştır.


POLİS • T Ü R K POLİS Ö R G Ü T Ü N Ü N YAPISI

1068

fa), (2 4 ) B Tipi (Adıyaman, Afyon, Aydm, Bolu, Çanakkale, Çorum, De­ nizli, Edirne, Erzincan, Kars, Aksa­ ray, Mardirj, Muğla, Ordu, Sakarya, S iirt, T okat, T rab zon , U şak , Van, Zonguldak, Karaman, Batm an, Kü­ tahya), (2 8 ) C Tipi (Ağrı, Amasya, Artvin, Bilecik, Bingöl, Bitlis, Burdur, Çankırı, Giresun, Gümüşhane, Hak­ kari, İsparta, Kastamonu, Kırklareli, Kırşehir, Muş, Nevşehir, Niğde, Rize, Sin o p , T ekird ağ, T u n celi, Yozgat, Bayburt, Şırnak, Bartın, Ardahan, İğ­ dır) II Emniyet Müdürlükleri bulun­ İLETİŞİM AR Ş İV İ

maktadır. P olis örgütünde y en ileşm e ve d eğişm eler 1980’li yıllardan 1995’e kadar olan sü re iç in d e p o lis in g ö re v le rin d e önem li sayılabilecek bir d eğişiklik

Polis’in “ev baskınları” özellikle 80’lerin sonlarına doğru yoğunlaştı. Bu baskınlardaki “ölü ele geçilm eler” neredeyse kamuoyunda ne kadar eleştirildiyse o kadar da arttı. re ile olay yerinde ve anında yapılır hale gelmiştir. Terörle mücadele: 12 Nisan 1991

Yine terö rle m ü cadele am acıyla 2559 sayılı “Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu”, 3 2 3 3 sayılı kanunla değiş­ tirilmiş ve “Özel Harekât Birim leri”

olmamıştır.Yenileşme ve değişmeler aşağıda özetlenmiştir.

tarihinde 3713 sayılı “Terörle Müca­ dele Kanunu” yürürlüğe konulm uş­

Pasaport verme: Yapılan yasal dü­

tur. Bu yasanın 1. maddesinde terö­

lı Emniyet Teşkilat Kanunu 3 6 0 0 sa­

zenlem elerd e pasaport verm e işle ­ mindeki formaliteler azaltılmış, iste­

rün tanımı yapılmıştır. Bu maddeye göre terör “b ask ı, ceb ir ve şid d et,

yılı kanunla değiştirilmiş terörle mü­ cadele için personel yetiştirmek üze­

nilen belgeler en aza indirilmiş, pa­

korkutm a, yıldırm a, sindirm e veya

re “Özel Harekât Polis O kulları”nın

saportların geçerlilik süreleri uzatıl­

tehdit yöntem lerinden biriyle, Ana-

açılması, askerliğini komando olarak

mıştır.

yasa’da belirtilen Cumhuriyetin nite­

yapanların sınavsız ve mülakatla bu okullara alınm aları hükm e bağlan­

T rafik h izm etleri: Polisin trafiği

liklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik,

düzenleme, araçların kayıt tescil ve fennî m uayenelerinin yapılması ko­

e k o n o m ik d ü z e n in i d e ğ iş tirm e k ,

nularındaki görevlerinde yapılan ba­ zı değişikliklerle, polisin sürücü bel­

m ez b ü tü n lü ğ ü n ü b o z m a k , T ü rk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlı­

gesi verme konusundaki görevi azal­

ğını tehlikeye düşürmek, devlet oto­

tılmış, sürücülerin eğitimi özel kuru­

ritesini zaafa uğratmak veya yıkmak

luşlara devredilmiştir. Yasal düzenle­ m e le rle , tra fik s u ç la r ı n e d en iy le

veya ele geçirmek, temel hak ve hür­

Devletin ülkesi ve milletiyle bölün­

kurulmuştur. Aynı şekilde 3201 sayı­

mıştır. Örgütsel gelişm eler: 1988 yılında yapılan yasal düzenleme ile 265 ilçe em niyet k o m iserliğ i, ilçe em niyet am irliğine dönüştürülm üştür. 1989 yılında 196 ilçe emniyet amirliği, ilçe em niyet m üdürlüğü yapılm ıştır. 11 sayısının artmasıyla 67 olan il emni­

mahkemelerce verilen para cezaları,

riyetleri yok etm ek, D evletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya

İdarî para cezasına dönüştürülm üş,

genel sağlığı bozm ak am acıyla bir

polise para cezası verme yetkisi ta­

örgüte mensup kişi veya kişiler tara­

Yine 1988 yılında yapılan düzenle­ m elerle, E m niyet G enel M üdürlü-

nınmıştır. Sürücü belgesi verilmesin­ deki form aliteler azaltılmış, bu b el­

fından girişilecek her türlü eylemler­

ğü’ne yurtdışı teşkilatı kurma imkânı sağlanmıştır. Toplam personel sayısı

gelerin bazılarındaki vize işlemi kal­

dir.” T e rö rle M ü cad ele Y asası, te rö r

dırılmıştır.

suçlarının ve terör amacıyla işlenen

Alkollü araç kullananların hekim ­ lere şevki ile alkollü olup olmadıkla­

suçların cezaları artırm ış, bu suçlar

lında 1 1 4 .3 5 7 ’ye yükselm iştir. Polis memurluğuna en az lise mezunu ele­

rının tespiti işlemi kaldırılmış, alkol

ile ilgili davalara “D evlet G üvenlik M ah k em eleri”n ce b ak ılm ası ön g ö­

denetimi polis tarafından alkol-met-

rülmüştür.

yet müdürlüğü 76’ya çıkarılmıştır.

1983’te 79329 iken, bu sayı 1990 yı­

m an alın d ığ ın d a n , örg ü tte lise ve yüksekokul mezunu personel sayısı gittikçe artmaktadır.


1069

POLİS • T Ü R K POLİS Ö R G Ü T Ü N Ü N YAPISI

sına; suçların nicelik ve nitelik ola­ rak artmasına neden olmuştur. Ö rne­

sup personel sayısı 1 9 7 0 ’de 2 3 ,5 6 3

Kuvvetleri’ndeki TMK (Teşkilat-Malzeme-Kadro) standartlaşmasına ben­

ğin, 1980’de toplam suç olayı sayısı

5 0 .0 8 0 , 1 9 8 5 ’te 7 0 .0 8 3 , 1 9 9 0 ’da

zer bir uygulama polis örgütünde de

7 8 .5 4 9 ik e n , 1 9 8 5 ’de 1 9 1 ,2 2 9 , 1 9 9 2 ’de 1 0 7 .1 9 1 , 1 9 9 4 ’de 2 0 0 .1 8 1

8 7 .1 6 0 , 1 9 9 4 ’te 1 1 4 .5 6 2 ’ye ulaşm ış­ tır. Polis/Nüfus oranı 1960’da 0.131

olmuştur. Özet olarak sıralanan bu oluşum­

iken 1 9 9 3 ’te 0 .3 0 7 ’ye yükselmiştir.

1980 yılından itibaren Türk Silahlı

yapılmaya başlanmıştır. M addî-fizikî gelişm eler

ik e n ,

1 9 7 5 ’te

3 6 .7 7 5 ,

1 9 8 0 ’de

Polisin silahları standardize edil­ miş, mesafe ve etki açısından organi­

K alkın m a ve san ayileşm e, kalkın­

lar, nicelik ve nitelik olarak polisin

ma ve sanayileşmenin doğal ve kaçı­ nılmaz bir sonucu olan kentleşme, bir

görev, yetki ve sorum luluklarım , iş hacm ini artırmıştır. Örneğin polisin

ze suçlarla mücadele için güçlendi­ rilmiştir. Kriminal Bölge Laboratuvar

yandan polisin yükünü artırmış, di­

görev, yetki ve sorumluluklarına iliş­

sayısı 7’ye çıkarılm ış; her türlü tek­

ğer yandan da polisin gelişip büyü­ m esine im kânlar hazırlam ıştır. Dü­

k in k a n u n sa y ısı 1 9 2 3 ’te 8 ik e n ,

nolojik araç gereçle donatılmıştır.

1 9 7 5 ’te 1 2 6 , 1 9 8 7 ’de 2 7 1 , 1 9 9 2 ’de

zensiz ve sağlıksız kentleşm e, gece­

2 8 0 ’e ulaşmıştır. İş hacm i gelen gi­ den e v ra k s a y ıs ı to p la m o la ra k

Türk polisinin hareket ve iletişim kabiliyeti yıldan yıla gelişmiştir. Ör­

kondulaşm a, sanayi ve hizmet sek­ törlerinin talepleri üzerinde işgücü yığılması, kent toplumunun ekono­ mik, politik, sosyal, kültürel yaşam

neğin 1 9 3 3 ’te Personel/Taşıt oranı

1 9 6 5 ’te 4 4 6 .3 8 0 , 1 9 7 5 ’te 7 9 5 .0 8 0 , 1 9 8 5 ’de 1 .3 6 4 .7 1 0 , 1 9 9 4 ’de 1 .3 4 4 .

188/1 iken, bu oran 1 9 7 0 ’de 38/1,

791 olarak gerçekleşmiştir.

1990’da 12/1, 1994’de 13/1 düzeyine

biçim inin değişmesi, yeni bir yaşam

Bu gelişmelere paralel olarak, dev­

yükselmiştir. 1 9 8 7 yılından itibaren polis hiz­

biçim inin oluşması; ulusal ve ulusla­

let bütçesinde polise düşen pay da artm aktadır. Y ıllar itibariyle 1 9 8 0 -

b aşlanm ış; oluşturulan hava filosu

rarası ticari, kültürel, turizm etkin­ liklerinin yoğunlaşm ası, işçi ve öğ­

1995 dönemi Emniyet Genel Müdür­

renci hareketleri, ulaşım ve iletişim, bilgi tek n o lo jisin d e k i gelişm eler...

lüğü Bütçe rakam ları aşağıda veril­

sonucu ulusal sınırları da aşan uyuş­

miştir: Polisin personel sayısı yıllık orta­

turucu, silah, beyaz kadın, terör gibi

lama % 8 ’lik bir artış göstermiştir.

organize suç türlerinin ortaya çıkma­

Emniyet Hizmetleri sınıfına m en­

m etlerinde helikopter kullanım ına ile kuvvet nakli, havadan kontrol ve takip, terörle mücadele hizm etlerin­ de büyük çapta etkinlik sağlanmıştır. Sağlanan maddi gelişme sosyal hiz­ metlere de yansımıştır. Örneğin 1993 y ılı so n u itib a riy le lo jm a n say ısı 3 0 .9 4 5 ’tir. Emniyet Hizmetleri sınıfı personeline göre lojmanlaşma oranı % 2 8 .8 7 ’dir. Em niyet G enel Müdürü 21 Mart 1 9 9 5 ’te Avrupa ü lk elerin in T ü rk i­ ye’deki tem silcilerine, yabancı m is­ y on lara verdiği P olis B rifin g i’nde “Türk Polisinin Avrupa Polisi stan­ d artlarına göre e k sik lik lerin in b u ­ lunduğunu, ancak bunların gideril­ mesi yönünde ciddi çalışmaların ya­ pıldığını” ifade etmiştir. Suçları toplum un dayanabileceği s ın ır la r için d e tu ta b ile c e k g ü çte, yansız ve etkin, çağdaş kent uygarlı­ ğına uygun, görev ve kuruluş yasala­ rı çağın, toplumun ve mesleğin ihti­ yaçlarına göre düzenlenmiş, organik

il e t iş im a r ş iv i

“Video çekim leri” de 1980 sonrasında polisin çalışma yöntemlerinde görülen yenilik­ lerinden biriydi. Gösterileri videoya çekme 90’ların ortalarına doğru “Naklen yayın aracıyla” merkeze yayın yapm aya doğru evrildi.

ve fonksiyonel açıdan hizm etin ge­ reklerine göre örgütlenmiş, modern araç-gereçlerle donatılm ış, hizmete uygun yerleşim yerlerine ve hizmet


1070

POLİS • T Ü RK POLİS Ö R G Ü T Ü N Ü N YAPISI

TABLO

Nitekim polis örgütündeki disiplin­

3

B A Z I A V R U P A Ü L K E L E R İN D E B İR P O L İS E D Ü Ş E N N Ü F U S S A Y IS I (1992 V E R İL E R İY L E ) Ülke Avusturya Belçika Danimarka F. Almanya Fransa Hollanda Ispanya İsveç İsviçre İtalya Kıbrıs Rum K. KKTC Liechtenstein Lüksemburg Malta M o n ako Norveç Türkiye Yunanistan

N ü fu su 7.610.000 9.978.681 5.121.000 61.200.000 55.393.000 16.000.000 39.900.000 8.600.000 6.831.900 57.221.000 687.000 169.272 27.840 384.165 350.000 28.900 4.202.000 60.000.000 9.966.000

Yüzölçüm ü 83.855 30.500 43.100 284.706 547.000 37.300 504.800 449.964 41.293 301.046 5.896 3.355 160 2.600 316 1,9 323.876 780.576 131.990

Polis Sayısı 30.000 18.300 11.000 192.171 210.101 40.000 121.000 17.000 13.691 160.000 5.03 2.000 42 1.023 1.676 450 4.100 93.191 38.777

Bir polise D ü şen N ü fu s 254 545 364 318 243 340 205 506 499 215 136 85 663 330 209 64 1025 644 257

siz davranışlar, daha çok askerliğini yapmamış personel tarafından yapıl­ maktadır. Polis K o leji sayısın ın artırılm ası bir gereksinme sonucu değildir. Polis Koleji, Polis Örgütünün üst kademe yöneticilerine kaynaklık etmektedir. Bu nedenle, bu okulda okuyacak öğ­ renci sayısının, üst kademe yönetici ihtiyacını karşılayacak ölçüde tutul­ ması gerekir. Bu sayının fazlalığı üst kademelerde gereksiz personel birik­ m esine neden olm aktadır. M evcut üst düzey personele görev bulmakta güçlük çekilmektedir. Tüm bunların nedeni, Polis Koleji’ne ve Polis Akad em isi’ne ih tiy açtan fazla öğ renci alınmasıdır. Yürürlükteki mevzuata göre, Polis Akademisi’ne Polis K oleji’nden baş­ ka, lise ve yüksekokul m ezunların­ dan da öğrenci alınmaktadır. Bu uy­ gulama yukarıda açıklanan sorunlara

binalarına sahip, hareket ve iletişim

luşlara devredilmiştir. Ancak bu de­

yeteneği üstün, personeli nitelik ve nicelik açılarından yeterli, eğitim dü­

ğ işm e ve y e n ile şm e le r in tü m ün ü

zeyi, morali, fizik kondisyonu ve di­

1980 yılından sonra polis örgütünde iki önemli konuda olumsuz değişime

siplini yüksek, sosyal ve ekonom ik güvencelere kavuşturulm uş, bütçe

olum lu saym ak m üm kün değildir.

ek le n m e k te , çözü m ü nü olan ak sız kılmaktadır. Üstelik bu öğrencilerin çoğu politik kayırmalarla Polis Aka­ demisi’ne girmektedirler. Açıklanan bu iki olumsuz değiş­

gidilmiştir. Bunlardan biri, askerlik

menin yanında, polisin temel sorun­

im kanları sınırlanm am ış, hakça ha­

hizmetini yapmamış kimselerin polis

la rın ın çözü m ü nde de ön em li bir

reket eden ve halkça d esteklenen,

örgütüne alınması; diğeri, Polis Ko­

adım anlam am ıştır. Ö rneğin; polis

sürekli kendisini yenileyebilen dina­ mik, modern ve çağdaş yönetim ilke­

leji sayısının artırılması ve Polis Akademisi’ne bu okul mezunları dışında

örgütü hâlâ kendi hiyerarşik yapısı dışında kalan kimi makamların em­

lerine göre işleyen bir polis teşkilatı­

öğrenci alınmasıdır.

rindedir. Atama, yer değiştirm e ve

na kavuşmak umudu varlığını koru­

B ilin d iği üzere a sk erlik te, savaş tekniğinden önce, temel disiplin ve

yükselmeler düzenli ve sistemli yapı­

eğitim verilmektedir. PoliS' m esleği­ nin tem eli de disiplin ve eğitimdir.

En önemlisi, polis örgütünün yö­ netiminde siyasal güçlerin etkinliği­

1 9 8 0 yılından sonra polis örgü­ tünde birtakım yenileşme ve değiş­

A skerlikte edinilen disiplin, eğitim ve bilgi birikim ini polis okullarında

sidir. B unu n son u cu o la ra k örgüt

m eler yapılm ıştır. Örgüt, hizm etin gereklerine uygun bir yapıya kavuş­ turulm ak istenm iş, artan nüfus ve

vermek mümkün değildir. Hal böyle iken ve askerliğini yapmış, dolayısıy­

içinde siyasal odaklaşmalar ve grup­

la birbuçuk yıldan fazla bir süre ol­

lığından kuşku duyulm aktadır. Az

polisiye hizmetler nedeniyle, yeni bi­ rimler oluşturulmuştur. Bazı hizmet­

dukça katı bir disiplin içinde eğitim

da olsa 12 Eylül öncesine benzer ge­

görmüş, deneyim kazanmış binlerce

lişm eler ve olaylar yaşanm aktadır.

lerin yerine getirilmesindeki formali­

aday varken, bu hizm eti yapmamış

A n cak bu defa g ru plaşm a sol-sağ

teler azaltılmış, polisin işlevi bağdaş­

olanların da polis örgütüne alınması­

mayan kim i hizm etler başka kuru­

nın hiçbir makul nedeni bulunamaz.

arasında değil, sağın iki kesimi ara­ sındadır.

maktadır. Sonu ç

lamamaktadır.

nin eskisinden de fazla devam etme­

laşmalar oluşmakta, polisin tarafsız­


Polis devleti T A N IL

1071

BORA

ürkiye’de devlet “polis devleti”

laçtı. Asayiş/güvenlik alanı, devletçi­

karakterine yapısal olarak sahip­

lik karşıtı liberal eleştirilerin saldırı­

tir; polisin kamu hayatı üzerinde be­

larından vareste tutulan bir alandı.

lirgin bir baskısı daima olmuştur. Bu

Devletin meşruiyet kaynağı böylece

karakter herşeyden önce devlet ide­ olojisinden kaynaklanır. 1982 Anaya-

şiddet tekeline indirgendi. Güvenlik

sası’nın girişind eki “kutsal d evlet”

güçleri, devlet meşruiyetinin yeniden

dogm asının özetled iği bu id eoloji,

üretim inde, her zam ankinden daha

devleti olağanüstü yücelterek doku­

ağırlıklı bir zemin ve özne haline gel­

nulmaz kılm ası yanında, çok güçlü

diler. Bu gelişmenin, kapitalist siste­

bir tehdit algılamasına dayanmakta­ dır. Bu nedenle güvenlik mülâhazala­

min yeni tehdit algılamalarına bağlı sebepleri de var. Sosyal refah devleti­

T

elinde kalan yegâne güç tekeli olan

rı abartılı bir önem kazanır. “Huzur

nin çözülmesiyle toplumun kıyısına

ve güven ortamı”nm sürekli tehditle

itilen lerin k itlesel boyuta varm ası,

karşı karşıya bulunduğu vehm i ve kronik asayişsizlik algısı, güvenlik

asayişi/güvenliği âcil bir sorun olarak

kuvvetlerine demokratik denetimden uzak ve kolayca keyfileşen bir hare­

venlik harcamaları yükseliyor. Polisin

ket serbestisi sağlar. Güvenlik/asayiş

görünür şiddeti, bunlara karşı kamu­

kurumlaştırdı. Bütün dünyada iç gü­ hem “görünm ez” denetim i hem de

mesleğinin, kabaca “bir hadise olursa

oyları en duyarlı sayılan Batı Avrupa

polis önler” diye özetlenebilecek gö­

ülkelerinde bile artmakta. (Ü çüncü Dünyalı göçmenlerin gelişini engelle­

rev felsefesi, Türkiye’de “polis önle­ mezse mutlaka hadise çıkar” diye te­ celli eder. Kolluk görevinden fiili ce­

me ve yerleşm iş göçm enlerin oluş­

zalandırma yetkisinin türemesi (yar­

tutm a m eselesi, B atı d ev letlerin in ‘polisiyeleşmesinde’ önemli pay sahi­

gısız infaz), bu asayiş anlayışının do­ ğal sonucudur. 1980’ler ve 9 0 ’lar, Türkiye’de poli­ sin etkinliğinin daha da arttığı bir dö­

turdukları gettoları denetim altında

bidir.) Öte yandan neo-liberal çığırla gelen ikinci bir yönelim, özel güven­

nem olm uştur. P olis, devlet yapısı

lik teşkilatlarının yaygınlaşmasıyla, devletin şiddet tekelinin de kısmen

içinde özerkliği alabildiğine çoğala­ rak neredeyse kontrolsüz bir güç ha­

‘özelleştirilm esi’ doğrultusundadır. Bu da asayiş/güvenlik aygıtının yarı-

line gelirken; toplum olayları üzerin­

resmi bir hüviyet altında genişlemesi­

deki denetim i ve baskısı yoğunlaş­

ne ve kontrolsüzleşm esine katkıda bulunuyor.

mıştır. Bu nedenle sözkonusu dönem aynı zamanda polisin sadece muhalif grupları değil toplumun geniş kesim­ lerini de terörize ettiği ve tepkilere hedef olduğu bir dönemdir. G enel olarak güvenlik aygıtının özerkliğinin ve etkinliğinin artmasın­

Türkiye’de de, genel olarak, iktisaden küçülttüğü devleti yoğunlaştırıl­ mış bir asayiş/güvenlik aygıtıyla tah­ kim etmeye dönük neo-liberal söyle­ min ve politikanın etkisi geçerliydi. Devlet bütçesinde sağlık, eğitim vd.

da, kuşkusuz 12 Eylül’deki dikta ör­ gütlenm esinin bıraktığı m irasın bü­

sosyal harcamalar sürekli gerilerken,

yük payı vardır. Fakat küresel ölçek­

gösterdi. Asayiş ‘sek törü ’, görünen

teki başka bir eğilim de bu gelişmeye ivme verdi. 8 0’lerin neo-liberal dalga­

bütçesi dışında da, terörle mücadele­

sı, hemen tüm dünyada, sosyal refah işlevleri budanan devletin asayiş ve

ulaştığı anlaşılan örtülü ödenek gibi zengin kaynaklar buldu. (Bu arada

güvenlik işlevine indirgenmesine yo-

Türkiye’de de güvenlik ‘hizm eti’nin

iç güvenlik/asayiş harcam aları artış

de kullanılan ve çok büyük boyutlara


1072

POLİS • POLİS DEVLETİ

sözcüsü görevlendirmesi; ünlü sanat­ çıların katıldığı görkemli polis gece­

lebilir bir kurum olmuştu. Özal, poli­ se 12 E y lü lle beraber kazandırılan

revlisi yetiştiren ve amaçlarını “polise

leri, bu imaj m ühendisliğinin kimi

maddi olanakların teşvik edici etkisi­

yardım etm ek” olarak açıklayan çok sayıda şirk etin varlığı, İstanbul su

belirtileriydi. Polisin bu değişiminde ANAP ikti­

ni ve açılan geniş kadro imkânlarını da değerlendirerek, oldukça hızlı bir

havzalarını korumak için gelişkin si­

darının rolünün kaydedilmesi gere­

kadrolaşma politikası uyguladı. Özel­

lahlarla donatılmış kuvvet gibi özel amaçlı güvenlik birimleri kurulması,

kir. ANAP iktidarının istikrara kavuş­

likle kimi muhafazakâr İslamcı çevre­

tuğu ikinci evresinde, Turgut Özal, devlet ideolojisini kendi neo-liberal

lerin Özal’la yaptıkları işbirliğinden

Maddi gücündeki ve yasal yetkile­

ideolojisine tabi kılma yönünde daha

rindeki artışın yanında, polisin pres­

atak bir politika izledi. Bu hem “dev­

b iri, Em niyet örgütüne ‘yerleşm ek’ oldu. M illiyetçi-m uhafazakâr enteli-

k ısm e n ö z e lle ş tir ilm e s in e d ön ü k adımlar atılmakta. Özel güvenlik gö­

bu gelişmenin belirlileridir.)

sağladıkları en önemli kazanmalardan

tijinde ve kurumsal ‘ihtişamında’ cid­

leti küçültme” gereğinin bir koşuluy­

jensiya bu harekâtında Özal’a destek

di bir artış oldu. Polis şeflerinin dev­

du; hem de iktid arını ülkede gele­

let eliti ve hiyerarşisi içindeki fiili ağırlığı arttı, ideoloji ve politika üre­

neksel ve fiili bir güç odağını oluştu­

oldu, emniyet güçleri Ahmet Kabaklı’n ın deyim iyle “d evletin görünür

ran ordunun m üdahalelerine karşı

timsalleri” olarak kutsandı. Ülkücü-

timindeki etkinliği çoğaldı. Medya bu süreçte görmezden gelinemez bir rol oynadı. Emniyet eliti gazetelerin ve televizyonların popüler-medyatik ki­ şilikler portföyüne katıldı. “Dil b i­ le n ”, “ş iir yazan ” p o lisle r takdim edildi, polis yöneticilerini “insani boyut”uyla sergileyen pazar mülakatları yayımlandı (en üst düzeydekiler ya­ nınd a, A nkara E m n iy eti H ırsızlık Masası şefi gibi orta kademede yöne­ ticiler de bu röportajlara konu oldu.) Polis şeflerini popülerleştiren medya kampanyalarının en sivrilen figürü, DYP-SHP hüküm eti dönem inde İs­ tanbul Em niyet M üdürlüğü yapan Necdet Menzir oldu. Medyada “çelik yüzlü polis şefi”, “polisteki imaj deği­ şikliğinin mimarı” gibi payelerle anı­ lan M enzir, 19 O cak 1 9 9 4 g ecesi Show TV ana haber bülteninde “dev­

A B C ARŞİVİ

Emniyet’in Devlet işleyişinde neredeyse -oıdu gibi- bağımsız bir güç haline gelmesinin belki de en çarpıcı örneği dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’in CHP’li bir bakanı itham eder mahiyette yaptığı konuşma ve sonrasında kimilerince anlayışla karşılanan “Artık isyan eden vatansever bürokrat” havasıydı.

let içinde özel sektör zihniyetiyle ça­ lışan, girişimci, atak emniyet müdü­ rü ” diye sıfatlandırılm ıştı. Bu tak­ dim, asayiş ‘hizm etinin artık toplum­

güvenceleme kaygısından kaynakla­ nıyordu. Ö zal, bu atağında polise

milliyetçi eleman alımı da, kendileri­ ne siyaseten yükledikleri “yıkıcı-bö-

önemli işlev yüklemişti. Polisi, sade­

lüce tehdide karşı devlete yardımcı

sal hayatın tümünü kavrayan bir imaj

ce “terör”e karşı değil, biraz da ordu­

o lm a ” m isy o n u n u b iz z a t d ev lete

ve ideoloji üretimine kaynaklık ede­ b ild iğ in in örn eğ iy d i. Ö te yandan

ya karşı ‘sivil’ gücün inisyatifini geliş­ tirmek üzere, siyasi otoritenin -aslın­

özellikle 9 0 ’larla beraber polisin de kendini medyatik ve popüler kılmaya

da kendisinin!- denetiminde bir gü­ venlik gücü olarak serpiltmeyi hedef­

“Kanımız aksa da zafer Islâm ın” gibi

dönük bir imaj oluşturmaya profes­

lemişti. Zaten DP-AP geleneğinde de

ülkücü sloganlar bağıran polislerin

yonel bir ilgiyle eğildiği görüldü. İs­

polis, hem id e o lo jik d oktrinasyon

zuhuru oldu! G üneydoğu’da görev

tanbul Em niyetinin hali, tavrı ve ko­

hem de kadrolaşma bakımından hep orduya nazaran daha rahat nüfuz edi­

yapan özel tim arasında ise bozkurt ve üç hilâl gibi açık MHP simgeleriy­

nuşmasıyla “Amerikanvâri” bir basın

transfer olarak sürdüren MHPTilerin izinden, devam etti. Sonuç, 9 0 ’larda “Ya Allah Bism illah A llah ü ek ber” ,


1073

POLİS • POLİS DEVLETİ

le gezen görevliler olağan hale gel­

ezanadır” (E m niyet G enel Müdürü

miştir.

Yılmaz Ergun, 19 Kasım 1992), “on­

neydoğu m eselesi, ordudan polise

Polisi yüceltm e çabasının önemli

ların hedefi üniforma değil, bayrağı

sırf ‘anlam’ değil yetki ve güç devrine

bir uğrağı, ordudan polise ideolojik

ind irm ek tir” (İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, 18 Temmuz 1995) gibi

de zemin hazırladı. “Bölgenin ve mü­ cadelenin koşulları”, polis örgütlen­

sözlerle iç güvenliğe dönük tehditle­ rin “millete/ülkeye saldırı” olarak su­

mesinin ve inisya ti finin, orduyu ika­

nulması... Asayiş sorunlarıyla askeri

mına güçlü bir dayanak sundu. Sade­

misyon ve sim gesel anlam naklinin gerçekleştirilm esiydi. Bunun ilk ne­ deni, devlet ideolojisinin simgesel ve

söylem sel düzeyde de kalmadı. Gü­

me etmek üzere geliştirilmesi progra­

id eolojik donanım ının esasen ordu kaynaklı oluşudur. Ayrıca, polisi yü­

güvenlik mülâhazalarını örtüştüren

ce Özal’ın polis politikasına değil, 21.

celtme kampanyası örtük olarak or­

mahut “iç ve dış düşmanlar” söylemi,

yüzyılın nizami savaşlar yerine “terö­

dunun baskın konumunu geriletmek

siyasal m uhalifler ve “terörist’Terle

amacına da dayandığı için, ‘ordu mal-

“vatan h ain leri”ni ve “düşm an’Tarı

rist ve gerilla gruplarına karşı müca­ dele çağı” olacağını vaz’eden global

zem esi’ne bilhassa başvuruluyordu.

özdeşleştirdiği gibi, asker ile polisin

anti-terörizm söylemine de ayak uy­

Ordudan polise simgesel ve ideolojik anlam nakline ilişkin pek çok göz­

m isyonlarını da özdeşleştirmeye za­

duran yorumlardı bunlar.

ten gayet elverişli bir formüldür.

Genel olarak güvenlik kuvvetleri­ nin ve bunlarla beraber polisin, dev­ letin “görünür timsali” ve asli sahibi konumuna gelmesinin bir sonucu da şu oldu: Güvenlik kuvvetlerinin, şev­ ki ve morali kırılıp bozulmaması uğ­ runa herşeyin feda edilebileceği, ne­ redeyse temel kamusal değer ölçüsü haline geldi.- “Güvenlik kuvvetlerinin şevki k ırıla b ilir” mülâhazası, insan hakları ve hukuk üzerinde veto gü­ cüne edindi. Ordudan anlam -ve Gü­ neydoğu bağlamında yetki/güç- nak­ li, asayiş telâkkisini askerileştirdi; her tür ‘uygu nsu zlu ğu n’, h er zan lın ın “düşman’Taştırılmasına, her tür poli­ siye olayın “savaş’Taştırılmasına kapı

F O T O Ğ R A F : E R Z A D E E R TE M

12 Eylül darbesinden uzun yıllar sonra, “dem okrasiye geçildiğinde” bile sokakta protesto gösterisi yapm ak, epey bir cesarret istiyordu. 1996 yılında yakınlan “kaybolan­ ların” haftada bir toplanıp oturmalarına bile izin verilmedi. Kayıp yakın lan bu gös­ terilerde dayak yediler, gözaltına alındılar.

açtı. Polisin, 9 0 ’larda Nisan ayındaki Polis Haftaları vesilesiyle yürüttüğü kampanyalarda kendini ve görevini tanımlayış biçimi bu zihniyetin gös­ tergesidir. Bu kampanyalarda -adi ve siyasi- suçlular “toplum düşmanlan” veya “insan kılığında olan ama insan

lemde bulunulabilir: Resmi törenler­ deki polis resmi geçitlerinin askeri

Ordudan polise ideolojik ve simge­ sel anlam nakli açısından Kürt mese­

‘mekanize birlik’ geçişlerini andıran

lesinin taşıdığı önem görmezden geli­

havası; 1995’de polislerin göstericile­ ri copladıktan sonra askeri eğitimlere

nemez. Kürt meselesindeki resmi po­ litika, “iç ve dış düşm anlar”ı tama­

yan polis, “insan kılığında olan ama

özgü “her şey vatan için” temposuyla

men örtüştürmeye müsaitti; bu, aske­ ri ve polisiye görev tanımlarının içiçe

insan olm ayanlar”a karşı “öfkesini bastırmak zorunda” oluşunu da mes­

uygun adım yürüyüş yapmaları; öl­

olmayanlar” vb. biçiminde tanımlan­ m aktadır. Bu kampanyada kendini “içinizden biriyim ben” diye tanımla­

dürülen polislere verilen şehitlik pa­ yesinin “vatan savunması” gibi askeri

geçmesini hızlandırdı. Sorunun tek­

leğin zorluğunun ve erdem liliğinin

nik açıdan askeri bir mesele mi poli­

çağrışımlarla bütünleştirilmesi; “Poli­ se sıkılan kurşunlar sadece onlara de­

siye bir mesele mi olduğunun tanım­ lanmasındaki ikirciklilik de bu geçiş­

kanıtı olarak sunmaktadır. Bu takdim biçim i, polisin kendisini, güvenliği

ğil, Türk m illetine, Türk bayrağına,

liliğe katkıda bulundu. Sorun sadece

sağlayan bir gücün ötesinde, toplum­ da ahlâki doğruları belirleyen ve de-


POLİS • POLİS DEVLETİ

1074

1980 sonrası polis H A L İL N E B İL E R

1983 rakam larıyla 100 m ilyar lira

Polis ö rg ü tü 1985 yılından itiba­ ren yetki ola ra k da gü çlendirildi.

bu işe h arcan d ı. 1981 yılın d a A l­

Polisin gö zaltına alma, zo r ku lla n ­

m a n y a rd ım ıy la 18 a d e t S A -3 1 8 A lou e tte (Fransız yapım ı) keşif g ö ­ zetlem e helikopteri alınarak p o li­

ma, silah ku llan m a yetkileri arttı­ rıldı. 2559 sayı ve 4 Tem m uz 1934

n u) a d ıyla y ü r ü r lü ğ e s o k u ld u ve

sin hava g ü c ü n ü n ku ru lu şu n a giri­ şildi. 1996'ya ge lin d iğ in d e artık 30

tarihli Polis Vazife ve Selahiyetleri K a n u n u 'n u n B a zı M a d d e le r in in De ğiştirilm esi ve Bu K a n u n a Bazı

helikopteri, 38 pilotu, 41 tekn isye ­

M a d d e le r E k le n m e si H a k k ın d a k i

" ^ Eylül 1 9 8 0 a ske ri d arb e si,

niyle ve pilot intibak-eğitim -deneyim uçuşları, op e ra syo n -tö re n -k o -

3233 Sayı ve 16 H aziran 1985 ta­ rihli kan un , p olise her çeşit silah

¿ L p o l i s iç in ç o k ö n e m li b ir b aşla n gıç noktası oldu. D a rb e n in

ru m a -e sk o rt uçuşları, V IP taşım a-

kullanm a ve suç işleme ko n u su n d a

a m b u la n s -k e ş if g ö z e t le m e -n a k il

esneklik tan ıyor ancak zo r ve silah

A d a le t Partisi h ü k ü m e ti t a r a f ın ­

ve trafik kontrol uçuşlarıyla yıllık 3 b in -4 b in sa a t h a v a d a k a la n b ir

k u lla n m a sıra sın d a suç işlem işse cezai so ru m lu lu ğ u n sa p tan m a sın ı

d an hazırlan an listelere d a y a n ıla ­ rak 198 0 'd e başlatılan tasfiye h a ­

polis hava gü cü oluşturuldu.

İçişleri B a k a n lığ ı'n ın yetkisine bıra­

reketi darbeyle birlikte gen işle til­

Sadece 1994 yılın d a T ü rk Polis Teşkilatını G ü çle ndirm e Vakfı, Sa­

kıyo rd u . Sa vcılık la rın so ru ştu rm a açma hak ve yetkisi, İçişleri Bakanı

di. Sa yıla rı b in le rle ifa d e e d ile n h e r k a d e m e d e n p o lis g ö re v lis i,

v u n m a Sa n a yii M ü ste şa rlığ ı, O la ­

iznine b ağlanıyordu.

d o ğ ru d a n ihraç, 1402 sayılı Sık ıyö­

ğ a n ü stü Hal B ölge Valiliği, kişi-kuru m -k u ru lu şla r ve d ernekle rin h i­

Bu d u ru m da ilerki yıllarda A n a ­ yasal hak ve özgü rlü kle rle çelişen

n e tim Y a s a s ı'n a d a y a n ıla ra k g ö ­ re v d e n alm a ve re 'se n e m e k lilik

beleri ve ikili anlaşm alar gibi kay­ n a klard a n sa ğla n a n paralarla 229

ku ru m la n işletilerek tasfiye edildi.

p anzer, 4 0 5 b in e k o t o m o b il, 31

yol açacaktı. Ö rn e ğ in 1 9 8 0 -1 9 9 4 y ılla r ı a r a s ın d a k a y b o l a n l a r ı n

Bir o kadar polis de 657 sayılı D e v­ let M e m u rla rı Y asa sı'n a d a ya n ıla ­

m in ib üs, 116 zırhlı landrover, 52 zırhlı akrep Em niyet Genel M ü d ü r ­

75'in in gö za ltın a alındığı kesinleş­ ti, Bu kayıplara 1994-1996 (ilk dört

rak Tarım O rm a n ve Köyişleri Ba­

lü ğü garajlarına girdi.

ay) arasında 80 kişi daha eklendi.

kanlığı gibi başka bakanlıklara ya da trafik p olisliğine kaydırıldı. Tas­ fiye edilen yaklaşık 12 bin polisin ortak özelliği sosyal d em okra t o l­

1994 yılı so n u n d a il ve ilçe e m ­ niyet m üdürlükleri, em niyet am ir­

K a y b o la n la rın 12 'sin in cesedi b u ­

1

h e m e n ön c e sin d e işb a şınd a olan

m aları, d a rb e öncesi sol e ğilim li polislerin derneği P ol-Der'e kayıtlı o lm a la rıyd ı. B a şka ö z e llik le ri de

likleri, karakollar, lojmanlar, polisevleri olarak kullanılan yaklaşık 6 bin bina ve d aire n in sahibi, bir o kad arının da kiracısı ola ra k önem li

kim i eylem lerin ortaya çıkm asına

lu nd u ve A dli Tıp K u ru m u 'n d a ya­ pılan otop sile rde işkence g ö r d ü k ­ leri ortaya çıktı. T B M M bünye sin de kurulan Faili M e ç h u l Cinayetleri Araştırm a K o ­ m isyonu 12 Eylül 1980 sonrası 908

vardı. Ö rn e ğ in , 3 5 -4 0 ya ş g r u b u

bir mal varlığı ve yerleşim e de sa­ hip olan polis örgütü, m ensu p ları­

arasın d aki üniversite bitirmiş, ya ­

nın b ir b ö lü m ü n ü lo jm a n la ra çe­

faili m eçhul siyasi cin aye tle ilgili b ilg ile ri b ilg isa y a rla rın a yü kle di.

bancı dil bilen, ihtisas eğitim i g ö r ­ m üş polislerdi bunlar. Bu tasfiyeler

kerek dışa kapalı bir yaşantıyı da

D iya rb a k ır'd a 259, M a rd in 'd e 155,

oluşturm aya başladı. Polis sila h la rın d a da b ü y ü k bir

İst a n b u l'd a 145, B a tm a n 'd a 125, Şırn a k 'ta 34, M a la ty a 'd a 25, A d a -

değişim yaşandı. Klasik 7.65 K ırık ­ kale yapım ı silahların yerine 9 m i­

n a 'd a 23, T unceli'de 15 faili m eç­

e m n iy e t ö r g ü t ü n d e m e rk e z sağ, radikal sağ ve tarikat üyesi polisle­ rin yatay ve dikey egem enliklerini oluşturm alarını ve pekiştirm elerini

lim etrelik Italyan, A B D ve Fransız

h ul cin a y e t vardı. U ğ u r M u m c u , T ura n D u rsu n , M u a m m e r A ksoy,

sağladı. Tasfiye hare ketinde n sonra p o ­

silahları devreye girerken. Em niyet G enel M ü d ü r lü ğ ü 1995 yılı Ekim

B a h riye Üçok, Ç e tin Emeç, M u s a Anter, V e d a t A yd ın , Cem Ersever

lis ö r g ü t ü n ü n g e n iş le t ilm e s i ve

ayında gazetelere verdiği ilanlarla sh o t-gu n pom palı av tü fe ği alaca­

adlarının polis kayıtlarındaki a n la ­ sT 'n d a n öteye gitm edi. P o lisin 198 0 s o n ra s ı g e ç ird iğ i

ması p rogram ı E M R E M O (Em niyet

ğın ı d u yurdu. Silahların özei tim ­ ler ta rafın d a n kullanılacağı bildiri­ liy o r d u . B u n u n g ü n l ü k d ild e k i açıklam ası ise polisin caydırıcı d e ­

R e o rga n iza syo n ve M o d e rn iz a sy o ­

ğil öldü rücü güce yö n e ld iği idi.

orta ya koyabiliyor. Ö rn e ğ in 1947

güçlendirilm esi p ro g ra m ın a ge çil­ di. 12 Eylül darbesiyle birlikte, p o ­ lisin zırhlı araç, hava gücü, deniz gü cü ve p ersonel sayısının artırıl­

mı "b ir faili m eçhul cinayet dosya-

d eğişim , kişi h a k ve ö z g ü rlü k le ri alanındaki m üdahalelerde kendini


1075

POLİS • POLİS DEVLETİ

yılında d ö n e m in Devlet Bakanı İs­ mail H akkı Birler ta rafın d a n ya p ı­ lan açıklam aya gö re polis ta ra fın ­ d an kişiler h a kk ın d a tu tu lan fiş ve

n a r k o t ik s u ç la rd a n d o la y ı 2 b in 892, mali suçlardan d olayı 10 bin 760 kişi polis ta ra fın d a n y a k a la n ­

için yeterli ge re k çe o la ra k kab ul edilebilir.

m ış. P o lis t a r a f ı n d a n id e o lo j ik

ları H astan e si'n d e 1984-1985 yılla­ rında yapılan bir araştırma, silahlı

dosya sayısı 4 0 bin iken, 1980 so n ­

olaylar ö lçü tün e d ay a n d ırıla n k a ­

rasında bu sayı ge o m e trik bir hızla

te g o rid e ise 1994 yılında 5 bin 614 kişi yakalanm ış ve b u nla rd a n sade ­

artıyor, 1987 yılı so n u n d a 1 m ilyon 683 bin olarak açıklanıyordu. Oysa

ce bin 837'si adliye ta rafında n tu ­

B a kırk ö y Ruh ve Sinir H a sta lık­

g ö r e v y a p a n kişile ri k a p s ıy o r ve a ra ştırm a k o n u s u kişilerin yü zd e 9 3 'ü n ü polisler oluşturuyor. A ra ş­ t ır m a y a g ö r e h a s t a la r ın y ü z d e

kanlığı m akam ları fiş ve dosya sa­ yısının 4-4.5 m ilyon d o la yın d a o l­

tuklanm ış. Polis kayıtlarına gö re 1994 yılın­ da "id e olojik ola y la r" k ate go risin ­

d u ğ u n u belirtiyorlardı.

deki 3 bin 570 ola y d a p olis ta ra ­

zuklukları, yü zd e 18.70'inde alkol

A çıkla n a n 1 m ilyon 683 bin d o s­ ya ve fişin yaklaşık 700 bini ö ğ re t­

fın d a n 216 kişinin ö ld ü rü ld ü ğ ü b i­ liniyor. Bu çatışm alarda sadece 22

ve m a d d e k u lla n ım b ozu klukla rı, y ü z d e 1 6 .2 0 'sin d e p a r a n o id b o ­

m en ve öğrenciler, d iğ e r yaklaşık

yaralı p o lis var. Bu tü r o la y la rın b ü yü k ç o ğ u n lu ğ u , k a m u o y u ta ra ­ fın d a n "y a rg ısız in fa z " ola ra k ta ­

zukluklar, y ü zd e 6 .50'sind e kişilik

nım lan ıyor ve tepki görüyor. Türk Sanayici ve İşadam ları D e r­ neği T Ü S lA D 'ın 1994 yılında hazır­

2 .4 0 'ın d a ş iz o fre n ik b o z u k lu k la r

8 0 'li y ılla rın s o n u n d a İçişleri B a ­

bir m ilyo n d o sy a n ın ise k am u iş­ yerlerinde çalışan memur, işçi, p o ­ lis, subay, astsubay ve bu kişilerin yakınları hakkındaydı. Polis sadece 1994 yılı içerisinde turm asını, 229 bin 528 kişinin arşiv

lattığı Türk Toplumurıun Değerleri ra p o ru n d a , tem el k u ru m la ra d u ­

a ra ş tırm a sın ı yaptı. T o p la m 263 bin 732 kişi 1994 yılında fişlenm iş oldu. Fişlenm enin çeşitli sonuçları

yulan gü v e n sıralam asında polisin silahlı kuvvetler, so sy a l g ü v e n lik k u ru m lan , dini kuruluşlar, e ğitim

34 bin 204 kişinin gü v e nlik soruş­

vardı. Bu nede n le 1980-1990 ara­

sistemi, m ahke m e le rd e n sonra al­

sın d a 3 0 0 b in i a şk ın in sa n p a s a ­

t ın c ı s ır a d a b u lu n m a s ı p o lis in 1980-1995 d ö n ü şü m ü n ü n bir g ö s ­

p ort alam ad ığı için yu rt dışına çı­ kam adı. Bunların 6 bin 680 'i h a k ­ k ın d a h e rh a n g i bir m ah k e m e k a ­ rarı veya so ru ştu rm a açılm am ıştı ve y ürü ye n bir dava b u lu n m u y o r­ du. Bu kişiler sadece İçişleri B akan lı­ ğ ı n ı n ta k d iriy le p a sa p o rt a la m ı­ yordu . Ü stelik b irçok kişi m a h k e ­ m elerde beraat edip beraat karar­ larını polise verm elerine karşın sı­ nır kap ıla rında b u lu n a n yurt dışı­ na çıkarılm am a kararları polis ta k ­ diriyle yıllarca kaldırılm ıyordu. Sadece genel asayişle ilişkin p o ­ lise m ukavem et, darp, 6136 sayılı

tergesi olarak kabul edilebilir. N ite k im 1 9 8 4 -1 9 9 4 a ra s ın d a k i 11 yılda resmi verilere gö re 832'si e m n iy e t m ü d ü r ü r ü t b e s in d e o l­ m ak üzere to p lam 14 bin 141 polis h a k k ın d a so ru ştu rm a açılm ası ve b u nla rda n 8 bin 7 2 9 'u n a ceza ve­

b o z u k lu k la r ı, y ü z d e 3 . 3 0 'u n d a a n k siy e te b o z u k lu k la rı ve y ü z d e bulunm uş. So n ola ra k Em niyet Genel M ü d ü r lü ğ ü 'n ü n 1 99 4 fa a liy e tle rin e gözatılabilir: - 1994 yılı içinde m eyd a n a g e ­ len karakollara, meskenlere, kişile­ re, to p lu lu k la ra , resm i b in a la ra , p arti-d e rn e k ve se n d ika b in a la rı­ na, resmi ve sivil ulaşım araçlarına ve elçiliklere 489 saldırı yapılm ış. Saldırıların sadece 3 9 'u n u n failleri belirlenmiş. Yani 450 saldırının fa ­ ili m eçhul kalmış. - Aynı yıl içinde 140 kez g ü v e n ­ lik gö re vlile riy le çatışm aya gire n b irile ri va r a m a bu ça tışm a la rın ancak 8 4 'ü n ü n failleri belirlenmiş.

rilmesi de bu gü ve nsizliğin n e d e n ­

- 1 9 9 4 y ılın d a p a t la y a n 709,

lerind en biridir. Rüşvet ve irtikap suçlarınd an 547, gö re vi suistim al-

patlam ayan 183 olm ak üzere to p ­ lam 892 patlayıcı m adde olaylarda kullanılm ış. Polis b u nla rın 8 3 'ü n ü

d e n 1004, id e o lo jik n e d e n le r le 128, gö re vd e alkol alm aktan 477, g e n e l k a d ın la ilişk i k u r m a k t a n 315, am irin em rini y a p m a m a k ta n 274, m eskun yerde silah atm aktan

yasaya m uhalefet, kız veya kadın k a ç ırm a , d o la n d ır ıc ılık , k u m a r, tehdit, çocuk kaçırma, oto hırsızlı­ ğı ve diğer hırsızlıklar, rüşvet, zim ­

439, efrada sui m uam e le de n 122, gasp, hırsızlık ve zim m et suçların­

met, irtikap, ihtilas, yaralam a gibi olaylar nedeniyle 1992 yılında 130 bin 233, 1993 yılında 195 bin 277

ten 147, görevi terketm ekten 155 ve diğer suçlardan 4 bin 599 p oli­

kişi gö za ltın a alınmış. 1993 yılında

2 2'sin de o rg a n ik akıl bozuklukları, yüzd e 2 1.1 0 'u n d a d u y gu la n ım b o ­

d a n 277, k a ç a k ç ılık ta n 116, ırza geçm ekten 123, amiri darbetm ek-

sin cezalandırılm ış olm ası da yu rt­ taşların polise gü v e n d uym am aları

bulabilm iş. - A y n ı yıl içinde m eydana gelen 10 bin 809 oto hırsızlığı olayınd an 8 bin 3 6 0 'ın ın failleri m eçhul kal­ mış. D iğ e r hırsızlıklar k a te go risin ­ deki 59 bin 4 olaydan 37 bin 4 1 1 'i aydınlatılabilm iş. - 1 9 9 4 y ılın d a t o p la m o la ra k 187 bin 782 asayiş olayı m eydana gelm iş ve bunların 51 bin 347'sini çözm üş. D örtte üçü ise faili m eç­ hul.


1076

POLİS • POLİS DEVLETİ

netleyen bir otorite -hatta esas otori­

malar da kaotik sonuçlara yolaçabili-

unsurları da, polisin herşeye kadir

te- olarak gördüğünün belirtisidir.

yor.

bir güce dönüşmesinden rahatsızlık­

Polisin kendisini, objektif bir suç ta­

P o lis in a la b ild iğ in e ö z e rk le ş ip kontrolsüzleşmesinin çarpıcı bir gös­

larını belirtmeye başladılar. Fakat ra­

tergesi, 1993 başında DYP-SHP hü­ kümetince Ceza Muhakemeleri Usu­

mekte. 1994 ve 1995’teki iki vaka bu k o n u d a fik ir v e r ic id ir . 13 O ca k

nımına göre koğuşturma yapma ko­ num unda değil de, ahlaken düşük saydığı birileriyle kan davası türün­ den bir rekabet içinde algıladığının

hatsızlık yakınm adan ileri gideme-

lü Kanunu’nda (CMUK) yapılan de-

1994’de Ankara’da gösteri yapan me­

belirtisidir. Böyle olunca “suçlular”,

g işik lik lik lere gösterd iği tepkiydi.

murların coplanması ve SHP m illet­

-k i bunlar polisin görev tanımı gereği aslında ancak “zanlılar” sayılmak du­

CMUK’ta insan haklarına uygun mütevazi iyileştirmeler getiren bu tasarı­

vekili Salman Kaya’nın dövülmesin­

rumundadır, yakalanması ve adliyeye

ya karşı polisler, bürokratik lobicilik­

ortağı SHP’nin yoğun tepkisi, sadece

sevkedilmesi gereken bir hukuki öz­ ne olmaktan çıkmakta, ‘yaşatılmaları’

le veya pasif direnişle yetinmeyerek, bildiri dağıtarak, gösteri yürüyüşleri

Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar’m geçici bir süre açığa alınma­

bile lü tu f olan düşm anlara dönü ş­

yaparak m ukavem et ettiler. Polisin

sını getirdi. Em niyet yetkilileri, da­

mektedir. Mam afih bu gelişm enin kim i so­

kendi görüşlerini ve kadrolarını sa­

yak olayında fotoğraflarda açıkça gö­

vunmak üzere bir parti veya siyasal

nuçları da var ki, güvenlik aygıtının

grup gibi tavır koymasının örnekleri

rünen birçok polis memurundan sa­ dece üçünün kimliklerini mahkeme­

toplum üzerindeki baskısını alabildi­

daha sonra da görüldü. Örneğin 1995 H aziran’ında, İstan b u l’da 3 k işinin

ye bildirdiler; bu görevliler de beraat

ğine boğuculaştırmakla kalmıyor, dü­ zen açısından da sorun yaratan yan

yargısız infaz edilmesi suçlamasıyla

şında öldürülen bir polis m em uru­

etkileri ortaya çıkartıyor. Özal’ın po­

yargılanan 16 polis memurunun ilk

nun cenazesinde İstanbul Em niyet

lis politikası ile başlayan ama kendi özerk m esleki ve kurumsal-örgütsel

duruşmasında olağanüstü kalabalık

Müdürü Necdet M enzir’in “yargısız in fa z d a n b a h s e d e n le r”d en , “A ta ­

ideolojileri arasındaki ihtilâflarla da beslenen ordu-polis rekabeti, bu yan etk ilerin ilk akla gelenlerindendir.

bir polis mevcudu adliyeyi ablukaya alarak gövde gösterisi yaptı. Milliyet­

den sonra, kamuoyunun ve hükümet

etti. 10 Haziran 1995’te ise görevi ba­

tü rk ’ü ku llan an k o m ü n istle r”den,

çi-muhafazakâr basın ve sağ politika­

“la ik lik m askesi altınd a gizlenm iş

cılar, polisin bu girişimlerine büyük

d in sizler”den bahsederek ve İnsan

hevesle d estek verdiler. C M U K’un

Hakları Bakanı’nı ima ederek

kes konuştuğuna dikkat etsin”, “bizi

m illiyetçi-m uhafazakâr devletçiliğin

p o lisin “elin kolun u b ağlayacağı”, “şevkini kıracağı” mülâhazaları, bir­

ise daha çok poliste kök salmasından

çok taşra kasabasında yaşanan linç

bi tehditkâr ve meydan okuyucu söz­ ler sarfetmesi, yine kamuoyunda ve

Rekabetin ideolojik boyutu, Kemalist-d ev letçiliğin daha çök orduda,

“her­

kimse yolumuzdan döndüremez” gi­

ötürü, devlet ideolojisinin bu iki ver­

girişimlerini ‘doğal ve anlaşılır’ saya­

siyonu arasındaki ihtilâfa dayanıyor.

cak raddeye gelebildi.

özellikle hükümet ortağı SHP’de bü­

24 Aralık 1995 genel seçimi arefesin-

yük tepki doğurdu. Uzun süre gün­

de, Ordu, emniyet örgütünün Fethul-

P olisin kazandığı bu olağanüstü güç ve yarattığı baskı elbette tepki de

lah Gülen cemaatiyle yakın ilişkisin­

doğurdu. Özellikle polisin bazı silâhlı

d en ve b ir ç o k ü st d üzey p o lis in

sosyalist gruplarla tam anlamıyla yu­

DYP’nin önde gelen kadroları olmak üzere seçime girmesinden rahatsız ol­

karıda belirtilen “kan davası” mantı­

duğuna dair sinyaller verdi. Zaman

ğıyla korkunç bir kıyıcılıkla mücade­ le etmesi, m ukabil bir “kan davası”

demin birinci meselesi olan bu tartış­ mada, Menzir’in görevinden alınma­ sına dönük baskılar sonuç vermedi. Bu arada milliyetçi-muhafazakâr çev­ reler Menzir’e büyük bir destek ver­ diler. Menzir, kimi esnaf gruplannca

mantığını doğurdu. Bu da polis gö­ revlilerine yönelik -giderek özel he­

Vatan Evlâdı M enzir’in yanındayız”

def de gözetm eksizin- öldürm e ey­

gibi pankartlar asılarak desteklendi.

ordu-polis rekabetinin fiili boyutuna

lem lerine yolaçtı ve böylece polisin

ilişkin bir örnektir. Güvenlik aygıtı­ nın değişik kurumlan arasındaki ‘ni­

“dişe diş” mantığını bileyen bir dön­

24 Aralık 1995 genel seçimleri ön­ cesind e b irço k polis şe fin in başta

zami’ rekabetten öte, kurumlar içinde

güye girildi. Kuşkusuz polisin aşırı güçlenmesine ve baskısına karşı du­

letvekili adayı olmaları da, polisin si­

hizipleşme ve ekiplerin kendi başına

yulan tepkinin tabanı çok daha geniş.

buyruklaşma eğilimi fazlasıya artıyor.

Giderek, devlet elitinin, liberal bası­ nın ve sermayenin kimi ‘sağduyulu’

zaman Güneydoğu’dan basma yansı­ yan, bilhassa özel timlerle askeri bi­ rim ler arasındaki “yetki karm aşası”

Bu tip hizipler arasındaki hesaplaş­

da “Emniyet Teşkilatı Susturulamaz.

DYP olmak üzere sağ partilerden mil­ yasal sistemdeki ‘aşırı’ etkililiğinin bir yeni göstergesi olmuş ve kamuoyun­ da tartışmalara yolaçmıştır.


Radyo Türk radyoculuğunun gelişim i DOÇ. DR. Ö ZDEN ÇANKAYA

Ç

E

R

Ç

E

V

E

Y

A

Z

I

Ticari, h ü r ya da ya rı-re sm i özel ra d yo la r RAGtP DURAN

u y G en çlik, G ü n lü k H ayat, İletişim , Kültür, M üzik, R eklam cılık, Televizyon


Türk radyoculu ğunu n ge lişim i ÖZDEN

D

ÇANKAYA

ünyada ilk düzenli radyo yayın­

1955’ten sonra günde 13 saat yayın

larının 1922 yılında ABD’de baş­

yapılıyordu.

lamasından kısa bir süre sonra, 1927

Haber yayınları bu dönemde tüm

yılında da Türkiye’de radyo yayınları

yayınların % 14’ünü oluşturuyordu

başlamıştı.

ve haber bültenleri üzerinde hükü­

Radyo yayınları, 29 Mayıs 1940 ta­ rihine değin PTT tarafından gerçek­

m etin d enetim i adeta bu dönem in

leştirilmiş, bu tarihten sonra, Başba­ kanlığa bağlı olarak kurulm uş olan

T em m uz a y ın d a rad y od a K u r ’ân

Matbuat Genel Müdürlüğü’nce yürü­ tülmüştür. 26 Temmuz 1943 tarihli bir yasay­ la Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü’nün kurulm asından sonra, radyoların işletmesi Genel Müdürlük tarafından yürütülmüştür.

özelliği haline gelmişti. 1950 yılının okunması kararlaştırılmıştı. 18 Ağus­ tos 1950 tarihinden sonra da A nkara Radyosu’n da her Cuma sabahı Kur’ân yayını başlamıştı. 1 9 6 0 sonrası radyoculuğun gelişmesi 1 9 6 2 ’de ilk kez H aber-A ktüalite

2 4 Mayıs 1949 tarihli bir yasayla Basın Yayın ve Turizm Genel Müdür­

S erv isi k u ru ld u . B ö y lece T ü rk iy e Radyolarında Haber-Aktüalite Servisi,

lüğü yeniden düzenlenmiş ve radyo

1961 Anayasası’nm öngördüğü özerk

işletmesi 1958 yılma değin bu genel

ve tarafsız bir radyo haber sisteminin

m üdürlükçe radyo yayınlarını ger­

çekirdeğini oluşturuyordu.

çekleştirmiştir.

1960-1964 arasında radyo yayınla­

Radyoculuğun ilk yıllarında, diğer ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de yayın saatleri çok sınırlıydı. Yayınlar genellikle akşam saatlerinde yapılı­ yordu. 1 9 4 0 ’h yıllara gelindiğinde, radyo programcılığının kendine özgü bir anlatım gerektirdiği anlaşılmaya başlandı. Söz programlarının sunuş, biçim ve içerik yönünden belli kural­ lara bağlanması ve denetlenmesi ge­ rektiği ortaya çıktı. Haber bültenlerinde başlıca kay­

rı ü lk e n in % 3 6 .8 ’in e, nü fu su n % 4 2 .6 ’na ulaşıyordu. Her 1000 kişiye ise 71 radyo alıcısı düşüyordu. Bu yıllarda günlük yayın süresi 12-13 sa­ atti. Dört yıllık yasal boşluktan sonra, 1 Mayıs 1964’te, Türk Radyo tarihinde yeni bir dönem açan, onu özerk yapı­ ya kavuşturan 359 sayılı TRT Kanu­ nu yürürlüğe girdi. Bu kanunla bir­ likte radyo yayıncılığına “özerklik ve tarafsızlık” gibi iki yeni kavram geti­

n ak , A n a d o lu A ja n s ı ’yd ı. A n a d o lu A jansı’ndan gelen teleks şeridindeki

rilm işti. Ö zerklik; malî, yönetsel ve

haberler, önem sırasına göre spikerler

yayında bağımsızlığı kapsıyordu. An­

tarafından okunuyordu. Haber prog­ ramları da düzenli olarak hazırlanmı­

uygulanamadı.

yordu. 1 9 4 6 ’da Türkiye çok partili yaşa­

cak özerklik kavramı tam anlamıyla 12 Mart 1971 Muhtırası’ndan son­ ra, 1568 sayılı yasa ile Anayasa’mn

ma geçtikten sonra, radyonun örgüt­

121. maddesi değiştirilerek TRT’nin

sel, teknik ve yayın durumunda deği­ şik lik le r g erçek leşm iştir. 1 9 4 9 yılı

özerkliği kaldırıldı ve kurum yalnızca

sonlarında radyolarda reklam yayın­ ları yeralmıştır.

da, 359 sayılı yasanın 4. maddesi de­

1 9 5 1 ’de İzm ir Radyosu sürekli ya­

oluşması engellendi. TRT Seçim Ku­

ym a başlam ıştır. 1 9 4 6 -1 9 6 0 d öne­

rulu ve Danışm a Kurullarıyla ilgili

m in d e

maddeler de değiştirildi.

y a y ın

s a a tle r i

a r tm ış tı.

tarafsız bir kurum oldu. Ondan sonra ğiştirilerek özerk yönetim kurulunun


1079

R A D Y O • T Ü R K R A D Y O C U L U Ğ U N U N G ELİŞİM İ

TRT’nin yeni radyo ve televizyon ka­ nallarının açılması, kapalı devre rad­ yo televizyon yayınlarının yapılması­ na izin verm ek yeralmaktaydı. TRT Kurum u için önem li b ir görevi ve yetkisi de, TRT’nin en önemli karar ve yönetim organlarının seçilmesinde oynadığı roldü. RTYK, TRT G enel Müdürü için 3, Yönetim Kurulu için­ se 12 aday belirleyerek Bakanlar Kurulu’na bildiriyordu. Bakanlar Kurulu bu adaylar arasından Genel Müdür ve Yönetim Kurulu üyelerini atıyor­ du. RTYK’nm tarafsız bir kurul olaca­ ğı varsayıldığı için onun seçeceği ge­ nel müdür ve yönetim kurulu üyele­ A B C ARŞİVİ

Türkiye radyoda canlı bağlantıyı “gerçekten d e” çok sevdi. Bu dönemde neredeyse izle­ yicilerle bağlantı kurmayan programlar rating alam az oldu, bir ara DJ’lerde telefon açan dinleyiciyi aşağılam a modası yayıldı, canlı bağlantı yapm ak kimi televizyon programlarının da vazgeçilmez özelliği oldu. 2 9 5 4 sayılı TRT Yasası’ndan sonra radyoların durumu 1 9 8 2 A nayasası’nm kabulünden so n ra, 1961 A n ayasası’nm T ü rk i­ ye’deki radyo ve televizyon yayınları ile ilgili m addelerinde değişiklikler ya p ıld ı. 1 9 8 2 A n ayasasC nm 1 3 3 . maddesine göre; “radyo ve televizyon

yo ve Televizyon Y ü k sek K u ru lu ” (R T Y K ) ad lı y en i b ir k u ru lu ştu r.

rinin de tarafsız olacağı varsayılıyor­ du. Ne var ki, uygulamada hükümet yanlısı yönetimler oluşuyordu. İleti­ şim konusunda uzmanlığı ve deneyi­ mi olmayan Prof. Dr. Tunca Toskay’ın 12 oyun l l ’ini alarak aday olması ve bu adayın hükümet tarafından Genel Müdür olarak atanması tarafsızlığın

TR T ’nin gerek yönetim kurulunun

yasada varsayıldığı gibi işlemediğinin

oluşmasında, gerekse genel müdürün belirlenmesinde önemli görevler yük­

k an ıtıy d ı. H üküm etin T R T ’nin iki ön em li organın ın belirlen m esin d e

lenen RTYK, ayrıca yayınlarla ilgili politika saptama, yayın sonrası de­

yoğun kulis yaptığı anlaşılıyordu.

ğerlendirm e gibi yetki ve sorum lu­

2954 sayılı yasayla; hükümet bildi­ rile ri, ta n ıtıc ı k onu şm alar, siyasal

luklarla da donatılmıştı.

partilerin açıklam aları konularında

istasyonlarının ancak devlet eli ile

RTYK 12 üyeden oluşm aktaydı.

kurulacağı ve bir kamu tüzel kişiliği

özel düzenlem eler getirilm işti. 18.

halinde düzenleneceği” hükmü geti­

Bunların 3 ’ü doğrudan Cumhurbaş­ kanınca, 3 ’ü doğrudan Bakanlar Ku-

rilmişti. TRT kuruntunun yönetim ve denetim inde, yönetim organlarının

maddeye göre; “TRT hükümetin bil­ dirilerini sadece hükümeti bağlamak

rulu’nca atanıyordu. Geriye kalanlar­

kaydıyla yayınlamakla yükümlüdür.

dan 2 ’sini Cum hurbaşkanı YÖ K’ün

oluşturulmasında ve her türlü radyo ve televizyon yayınlarında tarafsızlık

Ancak bunların hükümet bildirisi ol­

göstereceği 4 aday arasından, 3 ’ünü

duğu açıklanır. Kurul olağanüstü hal­

Cumhurbaşkanı, Atatürk Kültür, Dil

ilkesinin gözetileceği belirtilmiştir.

ler ile sıkıyönetim, seferberlik ve sa­

Anayasa’nın bu hükmüne dayanı­

ve Tarih Yüksek Kurumu’nun göste­ receği 6 aday arasından seçmekteydi.

vaş haline inhisar etmek üzere hükü­

larak çıkarılan ve 14 Kasım 1 9 8 3 ’te yürürlüğe giren 2954 sayılı Radyo ve

Sonuncu üye ise, Millî Güvenlik Kuıulu’nca seçiliyor ve Bakanlar Kuru-

Televizyon Kanunu, 359 ve 1568 sa­

kümlüdür.” 19. madde ise, “Hükümet uygula­

lu’nca atanıyordu. Bu yapısı nedeniy­

yılı kanunları yürürlükten kaldıra­

m alarının ta n ıtılm a sı” başlığı taşı­

le kurulun yansızlığı tartışmalıdır.

m aktadır. Bu madde kam uoyunda

met konuşmalarını yayınlamakla yü­

rak, yalnızca TRT kurumu için değil,

RTYK’nm görevleri arasında, yurt

Tü rkiye’deki tüm radyo ve televiz­

içine yapılacak radyo ve televizyon

yonlarla ilgili düzenlemeler getirmiş­

19. maddeye göre; “TRT yayın esas­

yayınlarının ulusal politikalara uy­ gun olarak yapılmasını sağlayacak il­

larına uym ak, cevap hakkı doğura­ cak nitelikte olmamak ve siyasal ç ı­

k e le r i

kar amacı taşımamak kaydı ile mev­

ti. Bu yasanın getirdiği en önemli de­ ğişiklik; TRT Kurumu dışında “Rad­

s a p ta m a k ,

d e n e tle m e k ,

tartışm alara yolaçm ış bir maddedir.


1080

R A D Y O • T Ü RK R A D Y O C U L U Ğ U N U N G ELİŞİM İ

zuat veya idari kararlarla yürürlüğe konan ve halkın katılımı ile başarıya ulaşabilecek hükümet uygulamaları­ na, gerekçelerinin, yararlarının, veci­ belerinin usul ve esaslarının kam u­ oyuna benim setilm esini am açlayan tanıtıcı Radyo ve TV programlan hü­ kümet tarafından TRT dışında hazır­ lanır ve ‘haber bültenleri dışında’ ya­ yınlanır. Bu yayının hükümet uygu­ laması olduğu belirtilir..” Yasanın bu m a d d e sin in g e çm iş d ö n e m lerd e , TRT’nin haber bültenlerinde, hükü­ metin siyasal çıkar sağlamaya yöne­ lik her tür faaliyetine yer verm esi eleştiriliyordu. Bu madde TRT’nin ta­ ra fs ız lığ ın ı sağ lam ak , h ü k ü m etin önem li kararlarının halka duyurul­ m asını, benim setilm esini sağlam ak için konulm uştu. Ancak, uygulama bunu g erçek leştirem ed i. “İcr a a tın

İl e t i ş i m a r ş i v i

Özel radyoların rağbet ettiği programlanıl başında sabahlan arabayla işlerine giden kit­ leye yönelik “Gazete okuma ve yorum yapm a” programlan geliyordu. Fatih Altaylı bu programlarla kazandığı ününü daha sonra televizyon kanallanna ve gazetelere de taşıdı.

İçinden” adını taşıyan, hükümet tara­ fından hazırlanan bu programlar bi­

m ıştır. İç Y ayınlar; T R T-1, T R T -2,

yal ve ekonom ik değişm elere ayak

çimsel açıdan yasaya uygun olmakla

TRT-3 ve il radyolarını kapsamakta­

u y d u rm asın ı sağ lam ak , her tü rlü

b irlik te , iç e rik a çısın d a n y asan ın

dır. TR T-l’in en geniş dinleyici kesi­

yozlaşmayı önlemek. TRT-2 1983 yı­

am acına aykırı m esajlar taşıyordu.

mini kapsadığı gözönünde tutularak, dinleyiciyi sıkm adan ve yorm adan

lında her gün 12 saat bağımsız, 7 sa­ at TRT-1 ile ortak yayınını gerçekleş­

anlatm ak, eğitm ek, haber verm ek,

tirmiştir. TRT-3’ün dinleyicinin müzik ala­

Bu nedenle, muhalefet partileri tara­ fından şik ay etler yapılıyor, RTYK, TR T ’yi uyarıyordu. G eniş dinleyici

müzik ihtiyaçlarını karşılam ak, eğ­

ve iz le y ici g ru p ları, bu p ro g ram ı

lendirmek ve en yaygın şekliyle millî kültür bütünleşmesini sağlamak, ör­

nında eğitilm esine, m üzik zevk ve

TRT’nin hazırladığı bir program ola­ rak algılayabiliyor, böylece kurumun

gün eğitime yardımcı olmak, toplum­

“yansızlık” kavramı zedeleniyordu.

sal, kültürel, ekonom ik kalkınmaya katkıda bulunmak, eğitim ve kültür

cı olm ası ve T ürkiye’de yaşayan ve tu ris tik am açla gelen y a b a n cıla ra

19. maddenin uygulanışının, kamu­ oyunun oluşmasında özellikle seçim

kültürlerinin geliştirilmesine yardım­

Türkiye hakkında doğru haber ve ay­

düzeyi düşük olan dinleyicilerin ihti­

dınlatıcı bilgi vermesi amaçlanmıştır.

dönem lerinde iktidar ve m uhalefet

yaçlarını gözönünde bulundurarak,

TRT-3 günde 18 saat yayın yapmak­

arasında dengesizliğe yolaçtığı ileri

bulundukları eğitim ve kültür düze­

tadır.

sürülmüştü.

yinin üstüne çıkarılmalarına ve geliş­

1 9 8 4 -1 9 8 9 y ılla rı arasınd a TRT kurumunun gerek yönetimi, gerekse

m elerine yardım cı olm ası am açlan­ mıştır. TRT-1 her gün ortak ve bölge­

11 Radyoları ise, anapostalarm ula­ şamadığı yörelerde, T R T -l’in amacına

yayınları değerlendirildiğinde, taraf­

sel olm ak üzere 20 saat yayın yap­

sız kalabildiğini söylem ek çok güç­

maktadır. TR T-2’nin yayınlarının am acı ise

tür. 2 9 5 4 sayılı yasadan sonra radyoların yayın düzeni

uygun ve yörelerin özellik ve ihtiyaç­ larına göre yayın yapmak üzere ku­ rulmuşlardır. 1983 yılında TRT’nin dış yayınları

şöyle belirlenmiştir: Çeşitli yaş, mes­

Türkçe ve yabancı dillerde yayın yap­

lek , eğitim ve k ü ltü r d üzeyindeki d in le y icin in b ilg ile rin i a rttıra ra k ,

maktadırlar. Türkçe yayınlar, özellik­ le yurt dışında yaşayan Türklere ve

1983 TRT G enel Yayın Plam ’nda

görgülerini ve kültürlerini genişlet­

radyoların yayını İç ve Dış Yayınlar

m ek, m üzik ve haber ih tiy açların ı

çalışm ak için başka ülkelere gitmiş vatandaşlara yöneliktir. Yabancı dilde

başlıkları alım da iki grupta toplan­

karşılamak, kültürel gelişmenin sos­

yapılan yayınlar; dünyada Türk dev­


1081

R A D Y O • T Ü R K R A D Y O C U L U Ğ U N U N G ELİŞİM İ

leti ve ulusu hakkında olumlu bir ka­ muoyu oluşturmayı, Türkiye’yi poli­ tik, kültürel, ekonomik, sosyal, turis­ tik ve co ğ rafî açılard an tanıtm ayı amaçlamaktadır. Yabancı dildeki ya­ yınlar; Avrupa, Kuzey Doğu Amerika, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Balkanlar ve G üney Batı Asya yayın bölgelerine yapılmaktadır. 1983 yılında yayın dil­ le r i; T ü rk ç e , İn g iliz c e , A lm an ca, Fran sızca, Arapça, E len ce, SırpçaH ırvatça, Arnavutça, Bulgarca, Ro­ mence, Macarca, Azerice, Farsça, Ur­ duca ve Rusça’dır: 1983 yılında radyoların yayın tür­ lerine göre hedefleri; eğitim yayınları % 21 oranla en yüksek düzeyde TRTl ’de g erçekleştirilm ek istenm iş, en fazla süre müziğin yayınlandığı posta % 9 4 ’le TRT-3, % 16 oranıyla en çok haber TRT-1 olarak b elirlen m iştir.

Radyolarda canlı yayın Radyoculuğumuzun ilk yıllarında tüm programların canlı yapılmasına karşın, daha sonraki yıllarda prog­ ramcılık anlayışının ve teknolojisinin değişmesi, programların daha önce­ den kaydedilmesi (yazımlanması) bi­ çiminde hazırlanıyordu. Banda alın­ mış programlar, yapılan hataların dü­ zeltilmesine olanak vermesine karşın, gü n celliğ i yakalayam am a ve d in a­ mizm eksikliğine yolaçıyordu. An­ cak, banda kaydedilmiş programlar,

yınları da ad değiştirdiler; Radyo-1, Radyo-2 ve Radyo-3 adlarını aldılar. Böylece Türkiye Radyoları, dört pos­ tadan yayın yapan bir radyo yayıncı­ lığı gerçekleştirdi. 1988’de, T V -l’den yayınlanan bazı yabancı dizi ve filmlerin özgün sesle­ ri R ad yo-4’ten verilm eye başlandı. TRT bu yayının amacını, yabancıların çoğunlukla İngilizce olan bazı dizi ve filmleri kolayca izleyebilmelerini sağ­ lamak ve Türk izleyicilerin yabancı dil eğitim lerine katkıda bulunm ak

devlet radyosu geleneği içinde bunlar

olarak açıklamıştı. 1988 yılında R ad yo-l’de canlı ku­

üzerinde yoğun denetimin yapılabil­

şak programlarının sayıları ve sürele­

mesini sağlıyordu. Yayının çoğunlu­

ri arttı, işledikleri konular çeşitlilik

ğunun, banda daha önceden kayde­

k a z a n d ı. G ü n d e y a k la şık 17 saat

dilmiş programlar olm asının yanın­

olan R adyo-1 ortak yayını içindeki

da, 1984 yılına kadar canlı olarak ya­ yınlanan b azı'program lar da vardı.

canlı yayın oranı, 1987 sonbahar dö­ neminde % 12.60 iken, bu oran, bu

TRT-2 ve TRT-3’ün o yıllarda reklam yayını yoktur. TRT-2 ve TRT-3 posta­

1986 yılında canlı yayınlara biraz da­

yılın son döneminde % 2 8 .0 1 ’e yük­

ha fazla önem verilmeye başlandı ve

seldi.

larında eğlence yayınlarına yer veril­

daha önce canlı yayınlananlar çeşit­

memektedir.

lendirilerek sayıları arttırıldı. Radyo­

Özel radyoculuğun başlam ası

larda, “Günaydın”, “Günün İçinden”,

girişim leri ve gelişmesi

G ençlik ve Spor Bakanı Vehbi Din-

“Öğle Üzeri”, “Gecenin İçinden” ya­

çerler’in bira reklamlarının yasaklan­

yın süreleri arttırılarak canlı yayın­

1 9 8 0 ’li yıllard a T ü rk iy e ’de özel radyo ve televizyonların kurulm ası

masına ilişkin isteği TRT Genel Mü-

lanmaya devam edildi.

iç in g irişim lerd e b u lu n u lu y o rd u .

1984 yılında zamanın Millî Eğitim

dürlüğü’ne bildirildi. TRT Yönetim

1985 yılından sonra canlı yayınla­

Kurulu, aldığı bir kararla radyo ve te­

ra m ü zik p ro g ram ları da ek len d i.

1 9 8 5 H aziran’ında özel radyo kur­ mak için, TRT’ye 106 başvurunun ya­

levizyonda alkollü içki reklamlarını

Türk Sanat, Türk Halk ve Fasıl Müzi­

pıldığı dönemin genel müdürü tara­

yasakladı. Basın ve kamuoyu günler­ ce bu yasağı tartıştı. 1984’te % 1 ora­

ği Özel Programları canlı olarak ya­

fından açıklanmıştı.

yınlanmaya başlandı.

1 9 9 0 ’lı yıllara yaklaşırken, çeşitli gazeteler, yayıncılar ve video firmala­

nında TRT-2 postasında da reklamla­ ra yer verilmeye başlandı. 1 9 8 5 y ılın d a T ü rk iy e R ad y ola­

Radyo postalarının adlarının değişm esi ve Radyo-4

rı özel rad y o-telev izy on y ay ınları yapmak için girişimlerde bulundular.

rında yayın şebekesinin yeniden dü­

TRT-1, TRT-2 ve TRT-3 adıyla üç

Bunlardan başlıcaları; Hürriyet gaze­

zenlenmesine karar verildi. 1985 yılı içinde montaj çalışmalarının tamam­

postadan yapılan radyo yayınlarına 18 Ekim 1 9 8 7 ’de Radyo-4 eklendi.

tesi, Türkiye gazetesi, Sabah gazetesi, K a ra ca n Y ay ın ları ve N ad ir G ru -

lanması ile 22 FM vericisinin devreye

Yayınları T ü rk Sanat M üziği, H alk

bu’dur.

girm esinin, 1 9 8 6 yılı içinde de 50

Müziği ile kısa haberlerden oluşan

FM vericisinin alım ı ve m ontajının

Radyo-4’ün, her gün 0 9 .0 0 -1 8 .0 0 sa­

T ek elin sü rm ek te olu şu , ç e şitli önerilerin gündeme getirilmesine ne­

yapılm asının planlandığı bildirildi.

atleri arasında 49 adet FM radyo veri­

den olmuştur. Gazeteciler Cemiyeti

Yeni FM vericilerinin yayma geçme­

cisinden, stereo olarak yayın yapması

siyle Türkiye Radyolan’nm hem ya­

planlandı.

TRT’nin özel kesimle ortaklıklar kur­ masını önermiştir. Çoğulcu sistemin

yın alanının artması, hem de dinleyi­ ciye daha kaliteli yayın götürm esi

1985 yılından başlayarak, altyapı çalışm aları sürdürülen R ad yo-4’ün

gerektirdiği haber alma özgürlüğü­ nün, TRT tekeli ile sınırlandırılm ış

planlanıyordu.

yayma başlamasıyla diğer radyo ya­

olması ve dinleyicilere seçm e hakkı


1082

R A D Y O • T Ü R K R A D Y O C U L U Ğ U N U N G ELİŞİM İ

Ticari, hür ya da yarı-resmi özel radyolar R A G IP D U R A N

M

u sta fa

K e m a l 'in

e m r iy le

1927'da kurulan A n k a ra Rad-

y o s u 'n d a n 65 yıl s o n ra T ü rk iy e C um h u riye t'i de " ö z e l" rad yola rı­ na kavuştu. Önce Turgut Özal d ö ­ nem inin hu k u ksu z ve k a nu n suz o r­ ta m ın d a "d e fa c to " yayına b aşla­ yan TRT dışı radyolar, bir ara yasa­ dışı oldukları gerekçesiyle kapatıl­ dı. A n c a k d a h a so n ra B a şb a k a n Tansu Çiller'in de "R a d y o m u İstiyo­ ru m !" sloganı ve A n a ya sa 'd a yapı­ lan d e ğ işik lik le y e n id e n ve yasal

rısı, TRT dışı radyoların temel nite­

rak ortaya çıkan radyolar işte tam

liği hakkın da önem li bir kararsızlık

da bu sıfat, yani H ür Radyo (Radios

yarattı. Üstelik daha sonra, ancak 1 9 9 4 'd e yayınlanabilen, yö n e tm e ­ likleri ise 1995 b aşın da h e n ü z ta ­

Libres) adıyla piyasaya çıktı. Fran­ sa'd a ge re k haber, gerek m üzik ve

m a m la n a m a m ış Radyo-Televizyon

e ğ le n c e p r o g r a m l a r ı a ç ıs ın d a n devlet rad yosu France-lnter'i RTL,

Üst Kurul Yasası, özel radyoları da T R T 'le ştirm e ye y ö n e lik m a d d e le r

R M C ve Europe 1 ile aynı saflarda, aynı k ate go rid e b uluyoruz. Temel

içerdiği için, bu niteliksel kavram ve k im lik k a rg a şa sı, ç o k se sli b ir radyo dünyası yaratılm asını b ü yük

nitelikleri yerleşik d ü z e n in tem el d eğer yargıları alanında yayın ya p ­ maları. Yeni cephede, H ür R a d yo ­

ölçüde engelledi. B a tı'd a k i örnekleriyle kıyaslad ı­ ğ ım ız zam an, T ü rk iye 'd e k i " ö z e l"

lar dünyasında ise C arbone 14'dan R a d io Libertaire'e, R a d io N osta lg ie 'd e n N R J'ye k a d a r y ü z b ir sesli

ra d y o la rın ge rçe k a n la m ıyla özel o lm a d ık la rı sö y le n e b ilir. B u ra d a

bir yelpaze görüyoruz. H ür ra d yo­ lar, ya yın p o litik a la rı ve dinleyici

te rm in oloji ve etim oloji ü ze rin d e

kitlesi açısından da hem "sp é ciali­ sé " (Belirli bir tem a ya da dinleyici kitlesi üzerinde uzm anlaşan ve ö z ­ g ü n yayın yapan ) hem de "c o m ­

kısaca d urm akta yarar var: "Ö z e l", sözcük anlam ı itibarıyla "g e n e l"in ya d a " k a m u ''n u n zıttı. O y sa ki T ürkiye 'de , T R T 'n in tem el özelliği ne genel olm ak ne de kam uya ait

Birincisi, özel radyoların birleşe-

olması. TRT herşeyiyle (Yasa, yayın, kadro) esas olarak resmi bir yayın k u ru lu şu . H atta a n g lo -s a k s o n ve özellikle BBC ö rn e ğ in in ortaya çı­

rek, Özel Radyo ve Televizyon Sa­

kardığı ve özel radyolar için kulla­

hipleri ve Yayıncıları Derneği çatısı altında örgü tlü bir protesto (O to ­

nılan "tic a ri" sö zc ü ğ ü de Türkiye

olarak yayına başladı. Bu d ön e m iki açıdan ilginç:

m obil antenlerine kurdela takm ak, T B M M 'd e girişimler, imza ve basın kam panyaları yürütm ek gibi...) d ü ­ zenlem elerine rağm en, kitlesel bir katılım gerçekleşmedi. Ç ü n kü T ür­ kiye'de, bir çok alanda o ld u ğ u g i­ bi, TRT dışı radyolar da, to p lu m u n so m u t isteği ve çabası sa y e sin d e o rta ya çık m a m ış o ld u ğ u için, bu ra d yola r h ü k ü m e tin bir kararı ile kapatıldığı zam an sahipsiz kaldı. İk in c is i, T R T k e n d is in i in k a r edercesine ve özel rad yola rın k a ­ p atılm a sın ı fırsat bilerek TRT F M adı altınd a özel kisveli bir yayın başlattı. Ö ze l ra d yo la rd a o ld u ğ u gib i ge nçlere yö n e lik yerli ve y a ­ bancı p op m üzik parçaları çalan bu istasyon Tü rkiye 'nin dört bir y a n ın ­ daki dinleyicileriyle de telefon so h ­ betleri yaptı. TRT F M örneği ve göreceli başa­

için geçerli değil. Ç ün kü , In g ilte ­ re 'd e B BC re klam ge liri a lm a d a n y a ş a y a n b ir y a y ın k u ru m u iken,

m u n a u ta ire " (Topluluğa, cem aate ait) niteliklere sahip. NRJ ista sy o n u n u n başına gelen bir olayı da bu a rada k ayd e tm e k ge re k: T ü rk iy e 'd e k i Üst K u r u l'u n babası sayılan Fransa'daki " A u d io ­ visuel Y ü kse k Şu ra", N ouvelle Ra­ dio de la Jeunesse (Gençliğin Yeni Radyosu) sözcüklerinin kısaltılmışı o la n ve a y n ı z a m a n d a " E n e r j i " şeklinde o k u n a n NRJ istasyonunun

T ü rk iy e 'd e T R T 'n in y a k ın za m a n a k a d a r en ö n e m li g e lir k a y n a ğ ın ı re k la m la r o lu ştu ru y o rd u . Bu d u ­

k e n d isin e ta h sis e d ile n fre k a n sın yanısıra başka frekanslara da taş­ m ası ve b e lirle n e n ya yın g ü c ü n ü

rum da, TRT-dışı ra d y o la rın tem el özelliğinin gayri-resm i olması b ek­ lenirdi. TRT'nin yapısı, doğası g e re ­

aşm ası n e d e n iyle ya yın la rın a son verilmesini, Paris'te C oncorde m ey­ d a n ın d a y ü zb in e y a kın ge n ç p ro ­

ği d old u ra m a d ığı boşluk, resmi h a ­ berler, resmi tarz eğlence, y a s a k ­ lanm ış ve sansürlenm iş m üzik tü r­ leri ya da parçaları dışındaki ö z g ü r

testo etti. H ür Radyoların atası sa­ yılabilecek Radio Caroline, 60'lı yıl­ larda M a n ş Denizinde, kimi zam an

hiç o lm a z s a ö z e r k p r o g r a m c ılık a la n ı idi. T ü r k iy e 'n in öze l değil,

da Kuzey D e n iz'in d e ki uluslararası sularda seyreden bir ge m id e n rock ve p o p m ü z iğ i ya pa rke n, H o lla n ­

H ÜR radyolara ihtiyacı vardı. M e rk e z iy e tç i y ö n e tim ta rz ın ın beşiği Fransa'da, 80'li yıllarda dev­ letin radyo ve televizyon kuruluşu

d a 'd a ki bir posta kutusu num arası

olan Radio France'a (Eski ORTF) ve ticari radyolar olan RTL, RM C, Europe 1 gibi özel sektörün radyo is­

bulm uştu. Y u n a n ista n 'd a ve biraz da olsa

ta syo n la rın a

karşı alte rn atif o la ­

aracılığıyla d inleyicileriyle ilişkiye geçiyordu. Radio Caroline, yasanın b o ş lu k la rın ı u lu sla ra ra sı su la rd a

Ingiltere'de, devletçi ve resmi a ğır­


1083

R A D YO • T Ü R K R A D Y O C U L U Ğ U N U N GELİŞİM İ

lıklı radyo yayıncılığı yasaları, kor­ san ra d y o la rın ısrarlı girişim le ri sayesinde ya değiştirildi ya da y u ­ m u ş a tıld ı. K o rs a n ra d y o la r, ilk başta m eşru idiler ancak yasal de­ ğildiler. O süreç içinde m eşru luk­ larını m uh afaza ederek yasal hale ge ld ile r. İt a ly a 'd a y e re lliğ in de v e rd iği avantajla, kent radyoları semt radyolarını izledi. T ü rk iy e 'n in " ö z e l" ra d y o la rı

95 başlarında T ü rkiye 'd e radyo,

verilm em esi eleştirilm ektedir. Buna karşı; TRT tekelinin kaldırılmasının,

yazılı basınla televizyon arasında

özel kuruluşlara yaym izni verilmesi­

bir geçiş n o k ta s ın d a b u lu n u y o r. Radyo, bir m edya olarak, henü z

nin, ülkenin güvenliği ve bütünlüğü

kendi ö z g ü n lü ğ ü n ü kavrayabilm iş

savunanlar da vardır. Bu görüşü sa­

ve u ygu lam aya koym uş d uru m d a değil. R a d yo dili hala gelişm edi. Kısaca " M e r h a b a " d em e kte n se ,

vunanlar; toplum un gereksinim leri

"Bizi dinleyen herkese m e rh a b a " diyen radyo sunucusu, acaba k e n ­ disin i d in le m e y e n le re ne d iy o r?

açısından sakıncalı olduğu görüşünü

gözönünde bulundurularak, beledi­ ye, üniversite gibi kamu kuruluşları­ na, eğitim amacı ile, radyo ve televiz­ yon yayım yapma hakkının verilme­

P ro g ra m c ılık a n la yışı e m e k le m e çağında. T ürkiye 'de özel radyolar, kimi zam an sesli gazete, kimi z a ­ m an da g ö rü n tü sü z televizyon ro­

sini savunuyorlardı. Ancak, yasal dü­ zenlemeler o tarihlerde böyle bir uy­

lünü oynuyor.

ye seçimlerinden sonra, büyük kent­

p rogra m ı, d ra m a ya da belgesel olsun, so m u t ge rç e k le rd e n yani h a y a tta n y o la çık m a k g e re k tiğ i

TRT ile TRT dışı radyo istasyon­ ları, içerikten çok tarzları sayesin­ de birbirinden güç de olsa ayrıla­

lerde radyo ve televizyon kurma ha­

gibi, bazı k a y n a k la ra da ihtiyaç

bilirken, özel sıfatlı radyoları bir­ birinden ayırabilm ek için istasyon kim liği a n o n su beklem ekten baş­ ka çare yok. Bu tekdüzelik, s o n u ­

Türkçede kam u sö zc ü ğü n ü n bi­ raz 're sm i' içeriği var, resmi a n ­ layışı çağrıştırıyor. Radyo yayıncılı­ ğın d a haber olsun, m üzik-eğlence

var. H e m resm i d e v le t ra d y o s u hem de özel adı verilen radyolar aynı kaynaklard an beslendiğinde, iki yayın tü rü arasınd aki fark g i­ derek azalıyor. TRT'nin haberleri, haberleri sunuş tarzı, haber sırala­

cund a özel radyolar, içerik d eğil de cıngıllarıyla b irbirind en ayırdedilebiliyor.

m ası ile ra d yo la rın haber, su n u ş tarzı ve sıralaması arasında neden

T ü rkiye 'de insanların genel ka­ n aat olarak, d evle t-u lu s-h a lk-b i-

temel bir fark olm ad ığı sorusuna teknik gerekçe kategorisinden ya ­ nıt verilecek olursa, TRT ve özel ra d y o la r ın h a b e r k a y n a k la r ın a

rey

likli tercihleri g ö z ö n ü n d e b u lu n ­ durulur, ayrıca her ülkenin ra d yo­ su o ü lk e n in sosyolojik yapısın ın

b a k m a k ge re ke ce k. H er ikisi de A n a d o lu Ajansı ya da TRT ya da o g ü n k ü b ü y ük gazeteleri ku lla n ı­

belirli ö lç ü d e b ir ayna sı o ld u ğ u düşünülürse, T ü rkiye 'd e özel rad­ yolar aslında çok da başarısız sa­

yorlar. M ü z ik açısından bir kaç k u ­ raldışı ö r n e k hariç, TRT ve özel ra d y o la rın m ü z ik p o lit ik a la rın ı

yılmayabilir. İstanbul'd a Esenler ve Ü m ra n i­

arasındaki ilişkilerdeki ö nce ­

gulamaya da olanak vermemekteydi. 1989 Mayıs ayında yapılan Beledi­

zırlıklarına girişildi. Bu konuda İs­ tanbul Büyükşehir Belediyesi, Bakır­ köy Belediyesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi radyo kurma girişimlerini sürdürdüler. İzm it Belediyesi de ol­ dukça uzun süre yaym yapan beledi­ ye radyoları arasında yeraldı. 8 0 ’li y ılla rın son larınd a, ülkede 1 9 8 2 Anayasası, 2 8 1 3 sayılı Telsiz Kanunu ve 2954 sayılı Türkiye Rad­ yo Televizyon Yasası hükümleri uya­ rınca, radyo ve televizyon yayıncılı­ ğında devlet tek eli sü rerk en , özel radyo ve televizyonlar birer birer ku­ rularak yayınlara başladılar. Böylece, yasal dayanağı olmayan fiilî bir du­ rum yaratılmış oldu. Siyasal partilerin özel yaklaşımı ise

ye'de, A n k a r a 'd a SH P 'li Belediye d ö n e m in d e m e rke zd e , İz m ir 'd e A lsancak'ta, A n a d o lu 'n u n çeşitli

şöyleydi; iktidardaki ANAP, TRT te­

T ü rk iy e 'd e özel ra d y o la r var am a hen üz bu özel radyolara d ı­ şarıdan progra m yapacak p ro d ü k ­ siyon şirketleri yok, bağım sız rad­

kent hatta kasabalarında mesleki

len isteklere olumsuz bakıyordu. Ge­

y e tk in lik le ri o lm a sa da, g e rç e k a n la m d a t o p lu m u n h e m ö z e l

rekçe olarak da; özel yayıncılığın eği­

yo ga zetecileri de h e n ü z ortaya çıkm ad ı. Bu te k n ik ge re k çe le rin

için u m u t ve rici g ir iş im le r var. Özel radyoların tem el özelliği hür

yanısıra

yayıncılık o ld u ğu nd a , radyo dinle­ yicileri d a h a g e n iş ve ge rç e k te n

sh o w business dünyası ve onların Chart ve Top Ten'leri belirliyor.

ideolojik, siyasi nedenler

de var kuşkusuz. En önem lisi b a­ ğım sız, ya n i d e vle tte n b a ğ ım sız bakış açısının to p lu m d a he n ü z ye­ terince k ö k salam am ış olması.

hem de hür radyolarını yaratm ak

kelinin kaldırılması konusunda özel kesimden ve yerel yönetimlerden ge­

tim ve kültüre yönelik programlara yer verm eyeceği, reklâm alabilm ek için daha çok dinleyici çekecek eğ­ lence türü programlara ağırlık vere­ ceği öne sürülerek dolayısıyla TRT

oluşan bir yelpazeyle serinleyebi­

tekelinin kalkması için zamanın er­ ken olduğu savunuldu. SHP’de, TRT

lecekler.

için özerk bir yapı istenmekte, ancak

b irb irin d e n farklı ista syo n la rd a n

özel kesime yayın hakkı vermek için


1084

R A D Y O • T Ü R K R A D Y O C U L U Ğ U N U N G ELİŞİM İ

P T T ’nin özelleştirilm esi hazırlıkları

Özel radyoların kadroları daha çok amatör gençlerden oluşmaktadır. Ge­

m etlerini halka daha iyi götürm ek

old u . M e clise su n u la n 4 0 6 sa y ılı Telgraf ve Telefon Kanunu tasarısında

için radyo yayınlarını yapm alarına

“... telekomünikasyon yatırımlarının

lışmaktadır. Ekonom ik nedenler ve

izin verilmesini TRT tekelini bozucu bir durum olarak görmemektedir.

yerli ve yabancı özel sektöre açılması

TRT denetimi nedeniyle bu radyolara TRT’den geçişler olmaktadır.

Siyasal partilerin çoğunluğunun özel radyo ve televizyonculuğu Tür­

ni telekom ünikasyon teknolojilerini

Yayınların büyük çoğunluğu m ü­

alması ve yurt çapında yaygınlaştır­

zik, haber ve reklamlardan oluşmak­

TRT tekelinin kaldırılması düşünül­ memektedir. Yerel yönetimlerin hiz­

gerektiği” savunuldu. Türkiye’nin ye­

nellikle bu radyolarda 20-25 kişi ça­

kiye için erken bulm alarına karşın,

ması için 1992 yılında 12.5 trilyon li­

tadır. Söz programı olarak talk-show

teknolojik gelişmelerin ülke sınırları­

ve dert dinleme köşeleri vardır. TRT

nı aşmaları, bu yayınların denetimle­

ra gerektiği, P T T ’nin yaptığı 4 tril­ yon lu k y atırım ın y eterli olm adığı,

rinin güçleşmesi, dünyadaki demok­

aradaki farkın yerli ve yabancı özel

ilkeli yayıncılığına özel radyolarda

ratik arayışlar, çoğulculuk özlemleri­

sek törü n yatırım larıyla kapanm ası

rastlan m am ak tad ır. A n cak , T ü rk ­

nin yansımaları, liberalizmin getirdi­

gerektiği ileri sürüldü.

radyoculuğunun geleneksel, resmî ve

ği özelleşme isteği ve radyo yayıncılı­ ğının kârlı bir iş olarak görülm esi,

Tüm bu gelişmeler olurken, Türki­

çe’nin hatalı kullanılışına yoğun eleş­ tiriler getirilmektedir. Dinleyicilerle

ye’de özel radyolar büyük bir hızla

sıcak diyalog kurma adına, özensiz

özel radyoların kurulup yaygınlaşma­

çoğalmaya başladı. Kısa sürede özel

bir yayıncılık dili kullanılması, argo

sına olanak tanıdı.

sözcükler, yanlış vurgulamalar ve te­

1989’da 3517 sayılı yasa uyarınca

radyoların sayısı 5 0 0 ’ü aştı. Radyo yayıncılığı, teknik araç ve

TRT’nin radyo ve televizyon vericile­

gereç açısından, televizyona göre da­

kültür ve eğitim aracı olma işlevine

riyle ilgili taşınır, taşınmaz tüm mal­

ha ucuz olduğundan çok fazla ilgi

gölge düşürmekteydi.

varlığı ve bu tesislerde görevli 1354 teknik personel TRT Genel Müdürlü-

gördü. Özel radyolar, yayınlarını sürdü­

ğü’ne devredildi. TRT’nin yayınları,

rürken, karşılaştıkları sorunları çöze­

Ulaştırma Bakanlığı gibi siyasal kim­

bilm ek ve dayanışma sağlamak için “Radyo-Televizyon Yayıncılığı Derne­

liğe sahip bir kuruma bağlı PTT tara­

laffuzda hata yapılması radyoların bir

Müzik yayınlarında arabesk ve pop müziğin ağırlıklı olduğu görülmekte­ dir. Yayın akışlarında eğitim, kültür ve sanat programlarına rastlamak he­ men hemen olanaksızdır. Türkçe’nin

fından gerçekleştirilm eye başlandı. Bir anlamda gelecekte bu tesislerin

ği” adı altında bir dernek kurdular.

İngilizce gibi vurgulanması ve dinle­

Dernek, Türkiye’de daha kaliten biı

özel sektöre satılması ya da kiralan­

radyo ve televizyon yayıncılığının ya­

yicilerle kurulan canlı telefon bağlan­ tıları radyo y ay ın cılığ ın ın belirgin

masını sağlamak için bir kapı aralan­

pılmasına katkıda bulunmayı amaçlı­

özellikleridir.

mış oldu. SHP, 3 5 1 7 sayılı yasanın Anaya-

yordu. Özel radyolar yayma başladıktan

nalında gazete başlıklarını okuma ve

sa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle 10

sonra, reklam pastasından bu radyo­

yorumlama türünde programlar ye-

M art 1 9 8 9 ’da Anayasa M ah k em e­ sinde dava açtı. Anayasa Mahkemesi,

lara düşen bölüm artmıştır. Özel rad­

ralmaktadır. Gazete tirajlarının dü­

y o la rın k u ru lm asın d an ö n ce , 8 0 0

Söz yayınları olarak her radyo ka­

adı geçen yasanın bazı maddelerini

m ilyara yaklaşan TRT radyolarının

şük olduğu bir ülkede, bu tür prog­ ramlar gazete haberlerini ve yorumla­

iptal ederek, hükümete altı ay içinde

reklam gelirleri, 1992’de % 8 gerile­

rını geniş kitlelere yaymaktadır. An­

yeni bir yasa hazırlama görevi verdi. 3 5 1 7 sayılı yasanın iptal edilen hü­

miştir. Özel radyoların bir kısmı, reidam

basma dayanan bu tür programlar dı­

küm leri ortadan kalkarken, TRT’ye

gelirlerinden başka, Ccca-Cola EfesPilsen, Lewis, Pepsi-Cola gibi şirket­

şında üretilen söz programlarına rastlanmamaktadır.

lerce desteklenm işlerdir. Sponsorlar tarafından d esteklenen radyolarda,

ilk özel radyolar arasında; 99 gencin

ait radyo ve televizyon vericilerinde görevli personelin PTT’ye devri daya­ naksız kaldı. PTT’ye vericilerle birlik­

cak, özel radyo yayınlarında yazılı

Türkiye’de geniş yığınlara seslenen

te devredilmeleriyle, birtakım hakla­ rından yoksun kalan yaklaşık 1300

bu sponsorların öncelik hakkı bulun­ maktadır. Bu firmaların adlarına yö­

kurduğu Turkuaz Holding’in “Genç R adyo”su, V akkorom a’nm “P ow er

TRT personeli Ankara İdare Mahke­

nelik programlar yapılmakta, reklam­

F M ”i ve “E n e r ji F M ”, “N u m b er

melerine başvurarak davalar açtılar.

ları yayınlanmakta ve rakip firmala­ rın ürünlerini tanıtan reklamlara yer

ropol FM ” vb. sayılabilir.

Radyo-TV yayınlarının özelleştiril­ mesi yönünde bir başka girişim de,

verilmemektedir.

One”, “Süper FM ”, “Best FM ”, “Met­ 1993 yılında Türkiye’de yayın ya­


1085

R A D Y O • T Ü R K R A D Y O C U L U Ğ U N U N G ELİŞİM İ

pan 5 0 0 ’ü aşkın özel radyo vardı. Bu

kıncaları toplumun bir çok kurum ve

radyolar yayınlarını ya uydu sistem­

kuruluşlarınca eleştirilmesine karşın,

leriyle, ya da konvansiyonel sistem­

bu alanı düzenleyen yasa 13 Nisan

lerle yapmaktadırlar. Uydu sistemi ile

1 9 9 4 ’te k a b u l ed ild i ve 2 0 N isan

yabancı dildeki program adlarıyla ya­ yınlarını sürdürmektedirler. Yayın ilkelerinin belirlenm esi

yayın yapanlar, yayınlarında Eutelsat

1994’te Resmî G azete’d e yayınlanarak

20 Nisan 1994 tarihinde Resmî G a-

sistemini kullanmaktadırlar. Bunların

zete’d e yayınlanarak yürürlüğe giren

bir bölümü yurt içinden, bir bölümü

yürürlüğe girdi. Ülkemizde yayın yapan tüm radyo

de yurt dışından yayın yapmaktadır.

ve televizyonların sayıları kesin ola­ rak bilinmemekle birlikte lisans izni

Kuruluş ve Yayınları H akk ın d aki K aııun’a göre yapılm aktad ır. Yasa, 4.

için başvuranların sayıları bellidir.

maddesinde radyo ve televizyonların

Özel radyo ve televizyon yayınlarının durdurulm ası

3 9 8 4 sayılı R adyo ve Televizyonların

uymakla yükümlü bulundukları ya­

1993 yılının Nisan ayında Ulaştır­

yın ilk elerin i belirlem ektedir. Tüm

ma Bakanlığı’nm yurt içinden yayın

bu yayınların, kamu hizmeti anlayışı

yapan radyo ve televizyonları kapat­

içinde yapılacağı maddenin başında

ma kararı tüm yurtta geniş yankılar

vurgulanmıştır. Radyolar ve televiz­ yonlar, özel girişimin elinde ve yöne­

uyandırdı. Demokratik kitle örgütleri

timinde yayın yapsalar da, kamu hiz­

ve meslek kuruluşları bu kararın an­ tidemokratik olduğunu ileri sürdüler.

meti kavramının gereklerini uygula­

Bu olay üzerine Başbakan Demirel,

mak ve yerine getirmek zorundadır­

muhalefet partilerine 1982 Anayasa­ s ın ın 133. maddesindeki radyo-tele-

lar. Yayın ilkeleri, radyo ve televizyon­ lara eğ len d irm e işlev in in yanında

vizyon yayınlarındaki devlet tekeli­

başka işlevler de yüklemiştir. 4. mad­ denin p bendinde “... yayıncının ha­

nin kaldırılması çağrısında bulundu. Anayasa değişikliği tartışmaları sürer­ ken, bilimsel çevreler, kamusal yayın­

ber verme, eğitim, kültür ve eğlendir­

cılığın özerk statüde düşünülmesi ge­

me sorum luluklarını dikkate alarak,

rektiğini savundular. 17 Nisan 1993

yayın türleri ve süreleri ile asgari ni­ A B C ARŞİVİ

günü Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölüm ü üzerine, Süleym an Dem irel Cum hurbaşkanlığı, Tansu Çiller de Başbakanlık makamına geldiler. Baş­ bakan Çiller, ilk işinin özel radyoları açtırm ak olacağını açıkladı. 8 Tem­ muz 1993 tarihinde 3 9 1 3 sayılı ka­ nunla Anayasa’nın 133. maddesinde

Dönemin Ulaştırma Bakanı Yaşar Topçu 1993 yılındaki “Radyo kapatma kampan­ yasının” aktörleriııdendi. Ancak Tansu Çiller DYP Genel Başkanlığı yarışında “Radyomu istiyorum” sloganını da “kul­ lanınca” 4 Haziran 1993’t e Çiller’in Topçu’nun partisine genel başkan olm a­ sıyla radyolar da yayına başladılar.

yapılan değişikliğe göre özel radyo ve televizyon kuruluşları, yasalar çerçe­ vesinde özgürce yayın yapabilecek­

RTÜK yurt genelinde 1600 radyonun faaliyet gösterdiğini belirtmiştir. Ga­

lerdi. Devletin yayın organı ve devlet­ ten d estek alan haber ajan sların ın

zetelerin radyo-TV sayfalarında ve

özerkliği yayınlarının tarafsızlığı ilke­

Contact, Alem FM, N um ber One FM,

si de benimsendi. Anayasa değişikliği

TGRT FM, Metropol FM, Radyo Mega, İsta n b u l FM , P o w er FM , Veys FM,

10 Temmuz 1993’te Resmî G azete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Ancak, özel radyo ve televizyonla­ rın kuruluşunu, yayın ilkelerini dü­

özel eklerinde; R adyo Kulüp, R adio

Radyo Umut, Best FM, Hür FM, C api­ tol FM, K las FM, B alin s FM, R adyo Foreks gibi daha geniş alana yayın ya­

görüşülmesi çeşitli nedenlerle gecik­

panların günlük program akışları ya­ yınlanmaktadır. Özel radyolar, seçtik­

ti. ilkesiz ve kuralsız yayıncılığın sa­

leri Türkçe olmayan adları gibi, çoğu

zenleyecek yasa tasarısının TBMM’de

teliklerini öngörm ek suretiyle, aşa­ m alı bir biçim de g erçek leştirm ele­ ri...” gerekliliği belirtilmiştir. Bu dü­ zenlemeye göre, özel radyoların işlev­ lerinin müzik kutusu olma dışında, eğitim ve kültür programları yapma ve yayınlama işlevleri de vardır. Aynı maddenin “s” bendinde, rad­ yo ve televizyonların “d em okratik kurallar çerçevesinde, kamunun siya­ set, eğitim ve k ü ltü rel alanlardaki beklentilerine cevap verecek şekilde, demokratik gruplar ve siyasi partiler arasında fırsat eşitliği sağlanması esa­ sına...” uymak zorunda olduğu belir­ tilmektedir. Radyo ve televizyon yayınlarının T ü rk ç e y ap ılm ası, an cak evrensel kültür ve bilim eserlerinin oluşm a­ sında katkısı olan yabancı dillerin öğ­ retilmesi veya bu dillerde haber iletil­ mesi amacıyla bu dillerin kullanılabi­


1086

R A D Y O • T Ü R K R A D Y O C U L U Ğ U N U N G ELİŞİM İ

ortak oldukları şirketler, iş ortakları,

leceği aynı maddenin son bendinde vurgulanmaktadır. 3 9 8 4 sayılı yasa, radyo ve televizyon faaliyetlerini dü­

rıda ihlâlin niteliği, ağırlığı ve tekrarı halinde sonuçları açıkça belirtilir. İh­ lâlin tekrarlanm ası halinde, ihlâlin

ithalat, pazarlama ve finansal kurum

zenlemek amacıyla, özerk ve tarafsız bir kamu tüzel kişiliği niteliğinde bir kurum olan Radyo ve Televizyon Üst

ağırlığına göre izin uygulam ası bir

ve kuruluşları kuramaz ve bunlara

yıla kadar geçici olarak durdurulur

ortak olam azlar.” Bu maddeyle; bir

veya yaym izni iptal edilir.” Yeni yasa, yayınların yargı kararla­

toplumda demokratikleşmeye katkısı olabilecek geniş tabanlı ve örgütlü

“Üst Kurul, basm, yayın, iletişim tek­ nolojisi, kültür, din, eğitim, hukuk alanlarında b irikim i olanlardan ve

rı saklı kalmak kaydıyla önceden de­

kuruluşların radyo ve televizyon ya­

netlenemeyeceği ve durdurulamayacağı hükm ünü getirm iştir. “Ancak,

yını yapmaları yasaklanmıştır. Yasak­

yükseköğretim görm üş, devlet m e­ muru olma niteliğine sahip, beşi ikti­

millî güvenliğin açıkça yetkili kıldığı

maddenin deyişiyle, “özel radyo ve

Kurulu’nu getirm iştir. Yasaya göre,

birlikler ile üretim, yatırım, ihracat,

la m a la rın d ışın d a k a la n la r, ilg ili

hallerde, yahut kamu düzeninin cid­

televizyon kuruluşları anonim şirket

dar partisi veya partilerinin, dördü m u halefet p artilerin in göstereceği adaylar arasından TBMM’ce seçilen

dî bir şekilde bozulması kuvvetle ih­

olarak kurulurlar.”

timal dahilinde ise, Başbakan veya görevlendireceği bir bakanın yayını

ve televizyon kuruluşunda yabancı

dokuz üyeden oluşur.” Çok önemli yetkiler verilmiş olan

durdurabileceği”ni belirterek, siyasal gücün basm üzerindeki egemenliğini

sermaye payı % 2 0 ’yi geçemez. Türkiye’de gazete çıkaran gerçek

Üst Kurul’un oluşumu incelendiğin­ de, hükümete bağlı bir yapının ger­

ve etkisini ortaya koymuştur. Yasaya göre, “gerçek ve tüzel kişi­

ve tüzel kişiler ile, basınla ilgili mev­

çekleşmesi kaçınılmazdır. Bu durum­

lerin k işilik haklarına saldırı teşkil

rada % 2 0 ’den fazla hisse sahibi ola­

da yasaya göre tarafsız olacağı varsa­

eden yayınlar ile, gerçeğe aykırı ol­

yılan bir kurumun tarafsız olabilmesi

duğu iddia edilen yayınlara karşı ce­

mazlar. Bu hüküm bu şahısların bir ile ü çüncü dereceye kadar (d ahil)

çok güçtür. Üst Kurul; 2813 sayılı Telsiz Ka-

vap ve d ü zeltm e h a k k ı tan ın m ası

kan ve sıh rî hısım ları hakkında da

için ilgililer yargı yoluna başvurabi­

nunu’nun ilgili hükümleri saklı kal­

lirler.” Yayın k u ru lu şları y ap tık ları her

uygulanır. “Belirli bir özel radyo ve televiz­ yon kuruluşunda ortak olan yabancı

yayının bandını bir yıl süreyle sakla­ makla yükümlüdürler. Cevap ve dü­

gerçek veya tüzel kişi, bir başka özel radyo ve televizyon kuruluşunda or­

mak koşuluyla, frekans planlamaları­ nı yaptırm ak, yayın izni ve lisans verm ek, kanal ve frekans bandları

Yasaya göre; belirli bir özel radyo

zuata göre gazete sahibi olanlar bira-

tahsis etmek, verici tesisleri kurma, işletm e, uç lin k leri ku ru labilm esi

zeltme hakkı isteyen kişi, yazılı ola­

tak olamaz” hükmüyle bu alanda te­

rak üst kurula başvurarak yayln ban­

kelleşm enin önüne geçilm ek isten ­

için telekomünikasyon tesisleri kur­

dından ücretini ödeyerek bir kopya

miştir.

ma ve işletm e izni verme yetkisine sahiptir. Teknolojik paylaşım konu­

isteyebilir. Yargı gerekli incelem eyi yaptıktan sonra, verilen karara göre

sundaki yetkilerine ek olarak; “Rad­

düzeltme ve cevap hakkı kullanılır.

yo ve televizyon yayınları ile ilgili

Türkiye’de özel radyo ve televiz­

olarak kamuoyunda doğan tepki, be­

yon yayınları yasal düzenleme yapıl­

ğeni ve hassasiyetleri sürekli olarak izlemek ve gerekli yönlendirmelerde

m adan b aşlad ığ ın d a, kam uoyu bu

bulunmak amacıyla gerekli kamuoyu

yayınlarla çoğulcu bir yaym düzeni­ nin g erçek leşeceğ i b ek len tisi iç in ­

araştırm aların ı yapm ak ve y a p tır­ m akla” da görevlidir. Üst Kurul’un

yürürlüğe girm esinden sonra, to p ­

deydi. A ncak, 3 9 8 4 say ılı yasanın

radyo ve televizyon yayınlarını uyarı,

lu m d a k i fa rk lı ç ık a r ve d ü şü n ce

durdurma ve iptal yetkileri de vardır.

gruplarının radyo ve televizyon ku­ ruluşu kuramayacağı ve yaym yapa­

Yasanın 3 3 . m addesine göre; “Ü st Kurul, öngördüğü yüküm lülükleri

mayacağı anlaşıldı. 29. maddeye gö­

yerine getirmeyen, izin şartlarını ih­

re; “Siyasi partiler, dernekler, sendi­

lal eden, yaym ilke ve esaslarına ay­

kalar, meslek kuruluşları, kooperatif­

kırı yaym yapan özel radyo ve tele­

ler, vakıflar, m ahallî idareler ile bu

vizyon kuruluşlarını uyarır. Bu uya­

idarelerce kurulan veya bu idarelerin

KAYNAKÇA U y g u r K oca b aşoğlu, Şirket Telsizinden Devlet Radyosuna, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, A n ­ kara, 1980. T.C. Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarlığı, Altıncı 5 Yıllık Kalkınma Plânı, RadyoTV ve Haber Hizmetleri, Özel İhtisas Alt Komisyon Raporu, Ankara, 1988. TRT D ü n d e n B u g ü n e Radyo-Televizyon (1927-1990), TRT Yayını, Ankara, 1990. 359 sayılı TRT Yasası. Avrupa Sınırötesi Televizyon Sözleşmesi. Ali Ulvi Yaman, Türkiye'de Televizyonun Gelişimi ve Özel Televizyonlar Sorunu, (Çoğaltma), Yüksek Lisans Tezi, İstan­ bul, 1993. A ydan F. Aydın, Kitle İletişim Sürecinde Radyo, (Çoğaltma), Doktora Tezi, İstan­ bul, 1993.


Reklamcılık 8 0 İe rd e n 90 lara reklam cılık GAYE BORALI OĞLU

Ç

E

R

Ç

E

V

E

Y

A

Z

I

Reklamda özdenetimin esasları

n®3 G ra fik Sanatlar, G ü n lü k H ayat, Kültür, Radyo, Sinem a, Tele­ vizyon


SO'lerderı 90'lara reklam cılık GAYE

8

B O R A L IO Ğ L U

0 ’li yıllar, Türkiye’de reklam cılı­

tin “reklamını” yapmak gibi dar anla­

ğın kurumlaşma ve çok uluslulaş-

mından sıyrıldı. Artık “müşteri” yal­

ma y ılla r ı o la ra k ta n ım la n a b ilir .

nızca bir ürün ya da hizmet değil, bir

6 0 ’larda filizlen en , 7 0 ’lerde gelişip

kurum, bir kişi, hatta bir kavram bi­

serp ilen rek la m cılık , 8 0 ’li yıllarda

le olabiliyordu. M üşterinin yalnızca

kökleşme, dal budak salma dönemini

anlık ihtiyaçlanna çözüm aranmıyor,

yaşamaya başladı. 12 Eylülün ardın­

araştırm alarla rak ip leri arasındaki

dan Turgut Ö zal’la b irlik te esm eye

konumu tüm yönleriyle ortaya çıka­

başlayan liberalizm rüzgârı, reklam

rılıyor, o güne kadar varolan im ajı

fidanlarının gelişmesinde önemli rol

olumlu ve olumsuz yönleriyle değer­

oynadı. Sonuçta; reklam ajanslarının

lendiriliyor, bu değerlendirmeye uy­

sayısı arttı, profesyonelleşm e süreci

gun olarak, hedefler saptanıyordu.

hızlandı, reklamda uluslararası ilişki­ ler gelişti; bu ilişki hem yabancı or­

■Verilecek reklam mesajından tonuna,

taklıklar oluşması yoluyla ticari ola­

basın ve halkla ilişkilerde izlenecek yöntem den medya kullanım ına dek

rak, hem de uluslararası teknik ve

bu hedefler gözetiliyor; stra te ji ve

s tr a te jile r in u y g u lan m ası yolu y la

taktikler bu hedefe göre belirleniyor­

m esleki olarak gerçekleşti. Reklam

du. Böylesi bir reklam anlayışının so­

sektörü kendi kuram larını oluştur­

nucunda da “tam hizm et” ajansları

du, reklam yan sektörleri gelişti.

oluştu.

Kısaca, reklam sektörü, yalnız tica­

Tam hizmet ajansları, müşteri tem­

ri hacmiyle değil, tüm kurum lan ve

silcileri, reklam yazarları ve sanat yö­

yöntem leriyle, yarattığı iş olanakla­

netm enleri gibi “klasik” reklam b i­

rıyla ve tabii medyalarda kapladığı

rimlerinin yamsıra araştırma, medya

yerle Türk toplumunun yaşantısının

planlama, grafik, TV prodüksiyon gi­

önemli bir parçası haline geldi.

bi reklam cılığın geniş anlamına uy­

Tam hizmet ajanslan: 8 0 ’li yıllar­

gun ihtiyaçlara cevap verecek farklı

da reklamcılık, bir ürün ya da hizme­

birimleri de içeriyordu. 8 0 ’lerin orta-

1990’lar televizyon reklamcılığı alanında köklü bir değişime sahne oldu. Bu dönemde “uzun” ve “dizi” reklamlar yaygınlaştı. Bu tarz reklamın öncüsü Yapı Kredi Banhası’nın “Bay Pardon” tipi ise hayli tutuldu, birçok izleyici gelecek bölümleri merak etti.


1089

REKLAM CILIK • 8 0 'LE R D E N 9 0 'L A R A R E K L A M C IL IK

larına doğru gelindiğinde, Türk rek­

TA BLO

lam cılık sektörü n d e 3 0 kadar tam

1

T Ü R K İY E 'D E C A R İ R E K L A M H A R C A M A L A R IN IM C A R İ C S M H 'Y E O R A N I 1975-1994

hizmet ajansı bulunuyordu. Bunların b a şlıc a la r ın ı şö y le s ıra la y a b iliriz : Ajans Ada, Birleşik Reklamcılar, Cenajans, Grafika, Güzel Sanatlar, Ma­ najans, Markom, Merkez Ajans, Mo-

Yıllar

ran, Pars, Reklamevi, Yaratım.

Toplam R eklam harcam aları (M ily o n TL)

G SM H I (Eski) II (Yeni) (M ily a r TL)

Reklam harcam alarının G S M H 'y e Oranı (% ) 1 II 0.141

1975

955

536

1976

1.277

675

679 854

0.178

Reklamcılar Derneği: Reklam sek­

0.189

0.150

töründeki kurumlaşmanın ilk önemli

1977

2.048

873

1.105

0.235

0.185

1978

2.592

1.291

1.651

0.201

0.157

1979

3.596

2.200

2.816

0.163

0.128

1980

7.928

4.435

5.362

0.179

0.148

1981

19.620

6.554

8.040

0.299

0.244

adımı Reklamcılar Derneği’nin kurul­ masıydı. 31 Ekim 1984’te resmen ku­ rulan ve kurulduğunda 29 üyesi bu­ lunan R eklam cılar D erneği’nin ilk

1982

26.858

8.735

10.700

0.308

0.251

başkanı Türk reklam sektörünün du­

1983

28.856

11.552

14.111

0.250

0.204

ayeni, Manajans’m kurucusu Eli Acı­ man oldu. Derneğin kurucu üyeleri

1984

44.594

18.375

22.716

0.243

0.196

1985

54.190

27.797

35.975

0.195

0.151

ise Eli Acım an, İsmail Affan Başak,

1986

88.439

39.370

52.064

0.225

0.170

Nazar Büyüm, Atilla Öğüt, Muammer

1987

173.792

58.565

76.613

0.297

0.227

1988

297.737

100.582

134.060

0.296

0.222

1989

68.751

170.214

235.306

0.364

0.263 0.327

Öztat, Zühtü Sezer, Halit Turgut Talayer ve İzmir Tolga’ydı. Merkezi İstan­

1990

1.308.280

287.254

399.840

0.455

1991

2.556.180

453.207

630.785

0.564

0.405

züğünde şöyle tanımlanıyordu: “Rek­

1992

7.518.448

774.319

1.077.718

0.971

0.698

lamcılar Derneği, günümüzde ekono­

1993

25.564.000

1.227.682

1.708.722

2.082

minin ve toplumun değişen ve geli­

1994

85.283.651

şen ihtiyaçlarını reklamcılık ve pazar­

Kaynaklar: 1. T.C. Başbakanlık Devlet Planlam a Teşkilatı, Temel Ekonom ik Büyüklükler,

bul’da olan Reklamcılar Derneği, tü­

lama haberleşm esinde karşılayabil­ mek ortak bağıyla birleşen kişilik iti­ bariyle ve ticari yönden saygın üye­ lerden oluşan, kâr amacı taşımayan

-

4.008.827

-

1.496 2.127

Haziran 1993. 2. Manajans Yıllık Reklam Harcamaları Raporları (1975-1984). 3. Bileşim Piyasa Araştırma Merkezi Ltd. Şti'nln Reklam Harcamaları Raporları (1985-1994). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü 1990 yılında milli gelir serisini revize etmiştir.

1994 sonu itibariyle 70 üyesi bulu­

lam fikrini ödüllendirm ek, böylece

Yine R eklam cılar D erneği Tüzü-

nan Reklamcılar Derneği’nde Eİİ Acı-

gerek reklam ajanslarını gerekse rek­

ğü’nde, derneğin amaç ve hedefleri

m a n ’d an s o n ra s ır a s ıy la , A ja n s Ada’nm sahibi Ersin Salman, Birleşik

lam çalışanlarını yaratıcılığa teşvik

a. Her üyenin kişisel ehliyetini ar­

R ek lam cılık ’ın ortaklarından İzm ir

tırmak ve yeterliliğini daha da- geliş­ tirmek için, üyeler arasında bilgi, tec­

Tolga ve Young & Rubicam Reklame-

lam sek törü n d e büyük ilgi gördü. Ödül töreni her yıl büyük bir baloyla

rübe ve düşünce değişimine olanak

yaptı. Kurulduğundan bu yana sektö­

hazırlamak.

bir kuruluştur.”

şöyle belirtilmişti:

vi’nin sahibi Atilla Aksoy başkanlık

etmekti. Kristal Elma Yarışması rek­

yapıldı. Başlangıçta TV ve basın da­ lında, çeşitli sektör kategorilerinde

rün en önemli ve saygın mesleki ku­ ramlarından biri olarak çalışmalarını

dağıtılan ödüller, daha sonra açıkha-

b. Reklam standart ve uygulamala­ rını geliştirm ek; başka kuruluşlarla

sürdüren R ek lam cılar D ern eğ i’nin

işbirliği yoluyla iletişim sektörünün

sektör adına yaptığı en önemli faali­

landı. Her kategoride bir Kristal Elma ve iki Başarı Ödülü bulunan Yarış-

bir bütün olarak gelişmelerden yarar­ lanmasını sağlamak.

yetlerden biri de Kristal Elma Reklam

va ve radyo dalında da verilmeye baş­

ma’da, K ristal Elm a alan reklam lar içinde yapılan ikinci bir seçmeyle de

c. Yeni eğ ilim lerin , olan ak ların ,

Yanşması’ydı. K ristal Elma: Tü rkiye’de reklam

tekniklerin ve m etodolojilerin araş­

sektörünün ilk büyük yarışması olan

hipleri belirleniyordu.

tırm a yapılm asını gerektirdiği du­

Kristal Elma ilk kez 1988’de gerçek­

rumlarda, inceleme ve tahlil çalışma­

leştirildi. Kristal Elma Reklam Yarış­

1 9 8 8 ’den 1 9 9 4 ’e kadar olan d ö­ nem de toplam 4 8 ajan sın katıldığı

larını başlatmak.

ması ile amaç, özgün ve orijinal rek­

Kristal Elma Reklam Yarışm ası’nda

basın ve TV dalında Altın Elma sa­


1090

REKLAM CILIK • 8 0 'L E R D E N 9 0 'L A R A R E K L A M C IL IK

2 0 6 ’sı K ristal E lm a, 3 5 7 ’si Başarı Ödülü olmak üzere toplam 563 ödül dağıtıldı. Yabancı ortaklıklar: 1985‘te Turgut

cı ortaklan sayesinde hem en son tek­

Bu durum reklam sektöründe bir

nolojiyi yakalayabiliyor hem de gere­ kirse reklamı yurtdışmda gerçekleşti-

başka tartışmayı da beraberinde ge­ tirdi: Uluslararası reklam şablonları

rebiliyordu.

m ı, yaratıcı, özgün reklam fikirleri

Özal Hükümeti’nin yabancı firmaların

Uluslararası ortaklıklar bazı açılar­

mi? ilk görüşten yana olanlar, daha

Türkiye’de yatırım yapmasına izin ve­

dan reklam ajansları için bir zorunlu­

çok “hizmet” ajansları olarak nitelen­

ren kanun düzenlemelerinin ardından

luktu: Çok uluslu m üşterilerin, çok

d irile b ilir. Pars M c C an n , M oran

reklam sektörü nd e de uluslararası

uluslu reklam ajansları vardı ve bu iş­

Ogilvy & Mather, Markom Leo Bur-

ilişkiler resmi boyut kazandı. Böylece

birliğini Türkiye’de de sürdürmek is­

nett, Cenajans Grey yerel müşterileri

M anajans, J . W alter T h o m p son ’la,

olmasına rağmen, daha çok uluslara­

Pars ise Mc Cann Ercikson’la resmen

tiyorlardı. Ö te yandan uluslararası ortaklıklar sektör içinde önemli nite­

ortak olarak bu alandaki öncülüğü

lik değişmelerine yol açtı: Reklamda

rası reklam standartlarını benim se­ yen ajanslar olarak öne çıktılar. Bu

üstlendiler. Yabancı ortaklıklar Türki­

özellikle de teknik kalitede uluslara­ rası standartlar gözetilmeye, uluslara­

ajanslar ciro sıralamasında oldukça üstlerde yer almalarına rağmen Kris­

ye’deki reklamcılara her şeyden önce know-how ve teknoloji alışverişi ola­

rası reklam stratejileri uygulanmaya

tal Elma ödül listelerinde daha alt sı­

nağı sağladı. Yani yerli ajanslar yaban­

başladı.

ralarda yer alıyorlardı. T A B L O

2

S E K T Ö R L E R E G Ö R E T O P L A M R E K L A M H A R C A M A L A R I (M İL Y O N T L )

Basın-Yayın

1985

986

1987

1988

1989

1990

1 9 91

1992

1993

1994

2.309

4.619

11.224

22.799

61.598

11.814

184.503

700.556

2.821.325

16.152.164

250

678 13.371

1.142

3.076

8.146

10.237

5.521

29.083

103.504

17.140

40.744

68.001

189.962

782.256

3.523.755

11.740.262

22.337

41.012

130.644

278.716

731.667

1.823.079

4.763.564

Ev Temizlik Ürünleri

5.485

571 6.354

Ev Eşyaları

4.390

8.405

14.767

4.989 581

6.348 1.327

8.226

13.894

29.595

32.613

52.415

122.950

405.436

1.892.153

11.867

21.385

37.928

91.135

93.513

359.058

875.238

3.927.856 8.911.959

Büro-Kırtasiye

Elektronik/Foto/ Hassas Ölçü Eğlence Finansman

7.990

14.114

29.139

45.504

80.958

197.117

386.283

916.040

2.207.614

Gıda İçecekler

6.986

11.397

18.331

30.331

53.934

85.752

192.552

493.155

2.355.778

7.115.019

1.856

3.856

5.949

9.017

18.581

34-678

52.824

164.573

595.217

2.425.626

İnşaat

2.236

15.908

19.768

37.031

85.007

163.930

514.969

2.185.131

3.278

4.100 6.427

9.107

Kozmetik

10.250

18.544

45.110

77.385

174.310

686.406

3.535.424

7.588.073

İlaç/Tıbbi Malzeme

445

657

1.704

3.448

4.592

7.756

9.729

35.017

88.439

198.181

Kurs/Dersane/Okul Otomotiv

80 2.314

200

2.388

6.106

12.662

19.766

38.955

84.047

154.055

11.015

23.973

78.429

157.642

479.229

1.687.387

3.306.339

Petrol Ürünleri Tütün

2.334

3.716 2.407

618 4.864 3.263

5.129

7.862

15.813

28.669

33.073

73.727

341.973

670

1.224

1.745

3.849

8.586

14.867

31.683

39.720

68.479

289.342

159

343

776

1.271

2.453

3.707

16.268

32.875

101.961

206.271

Siyasi Parti/Dernek

45

143

2.991

6.328

6.66

96.112

45.949

156.049

747.946

Sanayi Makineleri

303

435

2.428 368

557

1.859

5.576

13.078

17.559

51.701

112.084

Şirketler

353

514

4.542

13.085

27.832

106.553

175.319

568.908

2.627.651

8.547.777

3.923 1.677

7.123 2.124

12.862

25.720

40.935

78.894

132.237

352.399

1.248.305

2.545.356

3.218

7.832

16.067

32.227

61.559

133.558

283.983

1.129.176

453 36

888 92

161 98

349

604

1.337

1.397

3.078

17.925

103.887

513

1.326

2.029

3.515

1.776

3.169

10.239

-

-

-

-

-

41.995

64.293

163.383

244.132

407.804

Saat/Aksesuar

Tek