Issuu on Google+

Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:09

Page 1

SERÇESM ¸ E BÝLÝMLE GÝDÝLMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR

BU SAYIDA

HÜNKÂR’IN DÝLÝYLE CANLARA SESLENÝÞ

GÜNÜMÜZDE ALEVÝLÝK PANELÝ - PARÝS KEMAL CANATAR Günümüzde Alevilik Paneli ÝSMAÝL KAYGUSUZ Alevilik Tanýmlarýna Toplu Bakýþ...

Her ne arar isen kendinde ara Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da deðildir (Hacý Bektaþ Veli)

Canlara Sesleniþ Esat Korkmaz,Genel Yayýn Yönetmeni Ve canlara seslendi Hacý Bektaþ Veli: „ Þeriatçý Ýslamlýkla barýþ içinde bir arada yaþama adýna deðil, Asya kökenli paylaþmacý/dayanýþmacý toplum deðerleriyle uygar eþitsizlikçi toplumda eþitlik adýna muhalefet eden deðerlerin buluþmasýyla yeni bir bireþim olarak beliren ve sonralarý AlevilikBektaþilik biçiminde kimlik kazanacak olan yaþam görüþü adýna; bütün gönüllerin aydýnlýða, bütün canlarýn ermiþliðe kavuþmasýný dileyen bir yürek vuruþuyla seslendi gönül yoldaþlarýna: Gelin canlar bir olalým. FÝKRET OTYAM Çaðdaþlýðýn Karþýtý Ýrticadýr ESAT KORKMAZ Hünkarýmýzý Tanýyalým TEKÝN ÖZDÝL Çirkin Saldýrý ERGÜL ÞANLI Abdal Musa Töreninin Ardýndan VAHAP ERDOÐDU Reformculuðun Doðuþu -III ÝSMAÝL BÜYÜKAKAN Açýklama Bekliyoruz TAHÝR ASLANTAÞ DEDE Toplumsal Kenetlenme AHMET KOÇAK Birol Tppaloðlu ile Söyleþtik HÜSEYÝN BAL Hacý Bektaþ Veli, Makâlât ve Ýnsan HASAN HARMANCI Postmodern Aleviler.. LÜTFÝ KALELÝ Alevilikte Irkçýlýk ve Kincilik olmaz RIZA AYDIN Horoz Gerilla

„ Ýçten, dýþtan baskýya uðramýþ, horlanmýþ, sömürülmüþ; esenliðe susamýþ, barýþýn, eþitliðin, yiðitliðin tadýna vurulmuþ kýr emekçilerine, göçerlere, çobanlara yüksek dað doruklarýndan seslendi: Gelin canlar bir olalým.

AYLIK DERGÝ

„ Uygar insanlara özgü bilinç açýklýðýna/davranýþ baðýmsýzlýðýna kavuþmak isteyenlere; insan denen varlýðýn deðerini, önemini, evrendeki yerini bilmek isteyenlere; bilmenin üstünlüðünü, erdemin öncülüðünü, geliþmenin yaratýcýlýðýný, iyinin/güzelin yönlendiriciliðini anlamak isteyenlere erenler toplantýsýndan seslendi: Gelin canlar bir olalým.

Genel Yayýn Yönetmeni: Esat Korkmaz Sahibi: Genel Ajans Basým Daðýtým Organizasyon Ltd. Þti. adýna Ahmet Koçak Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü: Ahmet Koçak Yönetim Yeri: Divanyolu Cad. No: 54, Erçevik Ýþhaný 102, 34110 Eminönü - Ýstanbul Tel/Faks: +90.(0)212.519 5635 E-posta: sercesme_dergisi@yahoo.com Baský: Mart Matbaacýlýk, Ceylan Sk. No 24, Nurtepe, Kaðýthane, Ýstanbul - 0212.321 23 00 Yayýn Türü: Yerel - Süreli

FÝYATI: TL 3 / € 3 / £ 3 SAYI: TEMMUZ 2005 ISSN 1304-986

9 771304 986000

12

„ Evrenin enginliðinde/zenginliðinde gücü yettiðince/olanaðýnca dolaþmak, gezmek, görmek, söyleþmek, sevilmek, öðrenmek, kýsaca yaþamak özlemi içinde olanlara "sessizlik" olarak algýlanan Anadolu insanýnýn toplu dileðiyle seslendi: Gelin canlar bir olalým. „ Arýnmýþ bir yürekle dolaþmak, er olmak, erlerle yaþamak, erenlere karýþmak isteyenlere; görüþmek, barýþmak, konuþmak, seviþmek isteyenlere; esriyen gönüllerde kendini bulmak, kendinde baþkalarýný, baþkalarýnda kendini görmek isteyenlere yücelerden seslendi: Gelin canlar bir olalým. „ Baþeðmek, alçalmak istemeyenlere, yanlýþý doðruya, çirkini güzele çevirmek isteyenlere, eylemin olanaklý olduðu yerde eylemek isteyenlere, eylemin olanaklý olmadýðý yerde söylemek isteyenlere "dýþa dönük eylemlerinin nesnelleþmesi" anlamýnda seslendi: Gelin canlar bir olalým.

„ Þeriatçý Ýslamlýðýn uyuþturucu etkisinden kurtulmak, özgürlüðün diriltici/can verici sýcaklýðýna koþmak, yeniyi bulmak, eskiyi yerli yerine koymak, yani her an yeniden doðmak isteyenlere yaþamý kucaklayan/onurlandýran inancýnýn diliyle seslendi: Gelin canlar bir olalým. Yaþamýmýzýn “hizmetlisi” Hacý Bektaþ Veli düþüncesini/inancýný canlandýrmak için yola çýkan Serçeþme, Hünkâr’ýn diliyle sizlere sesleniyor: Gelin canlar bir olalým.

Hünkâr’ýn Kimliði Anadolu insanýnýn özleminin, umudunun, bilimsel bir kaygý gütmeksizin düþ gücünün bir çocuðudur, Hacý Bektaþ Veli. Anadolu insanýnýn Anadolu topraðýnda yetiþtirdiði, sevip geliþtirdiði; özlemine, umuduna, düþ gücüne uygun biçimde söylencelerle giydirip kuþattýðý, doðaüstü yetilerle donattýðý,

(Devamý 2. Sayfada)


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:09

Page 2

¸ E SERÇESM

Çaðdaþlýðýn Karþýtý Ýrticadýr

(Baþtarafý 1. Sayfada.)

Fikret Otyam

Canlara Sesleniþ düþünceleri kýrsal kesimde kitlesellik kazanan, düþünme/davranma özgürlüðünden yana, açýklýðý seven, baskýya karþý savaþan bir öncüdür, Hacý Bektaþ Veli. Doðuþ yýllarýnda ortaya konan ilkelerle yaþamaya çalýþan ve deðiþmeyen, tartýþýlamayan, esnetilemeyen bir inanç kurumu yaratan egemen sýnýfýn ilahi ideolojisi Þeriatçý Ýslamlýðýn yadsýnmasýnýn bir ürünüdür, Hacý Bektaþ Veli. Þeriatçý Ýslamlýðýn yaþanan nesnel/toplumsal süreç tarafýndan yadsýnmasýyla ortaya çýkan inanç boþluðunun çalýþanlar adýna doldurulmasýnýn yaratýsýdýr, Hacý Bektaþ Veli. Ortaçað koþullarýnda, temel üretim zemininde belirleyici üretici güç durumunda bulunan Anadolu köylüsünün, çobanýnýn ve zanaatçýsýnýn kendisini kurtuluþa taþýyabilmek ve kurtuluþunu insanlýðýn kurtuluþ düþüne baðlayabilemek için yarattýðý “doðu toplumculuðu”nun baþat kimliðidir, Hacý Bektaþ Veli. Tektanrýcý dinin ortodoks kurallarýna kitlenip kalan insaný, can yoldaþlýðý, kavga yoldaþlýðý temelinde önce topraða sonra yaþamdan kaynaklanan, yaþamla gelen bir birikimin ürünü durumunda olan geleneðe baðlayan süreci baþlatan, doðan, geliþen ve geleceðe uzanacak olan bir toplumsal olgudur, Hacý Bektaþ Veli. Ýslamýn getirdiði deðiþmez koþullara karþý yaþama sýzan ve yaþamsal bir tepki olarak beliren bir hizmetlidir, Hacý Bektaþ Veli.

Hacý Bektaþ Veli Kimliðinin Toplumsal Ýþlevleri Sýralanan nedenlerle Hacý Bektaþ Veli düþüncesi: Asya kökenli göçerlerin, yerli halkýn ve Hz. Ali Yandaþlarý’nýn uygarlýk öncesi çaðlardan taþýyýp getirdiði deðerlerin, bu deðerlerin bir bireþimi biçiminde beliren ve halkýn isyanýný besleyen dünya görüþünün “maya”sýna dönüþebildi. Ýnanç kökenli düþünceler baðlamýnda, geleneðin üzerindeki örtü kaldýrýlabildi ve yaþamla beslenen bir ürün durumuna getirilebildi; düþüncenin yüzü güneþe gösterilebildi. Herkesin, her þeyin yazgýsýný çizecek biçimde soyut olarak tasarlanýp kutsanan, sonra da halkýn toplu belleðine "gerçek varlýk" olarak yerleþtirilen Tanrý algýsý eleþtirilebildi; yaþanan ve kesinlikle bilimsel olan nesnel süreci onurlandýrmak için bilimsel olup olmadýðý kaygýsý gütmeksizin, saðduyunun/önsezinin yarattýðý ýþýkla bir gönül kanalý açarak, insanlarý da peþine takýp gökyüzüne yükselen Tanrý alýnýp yeryüzüne indirilebildi; kara yazgýyý yaþayan deðil, bu yazgýyý yaratan eleþtirilebildi; insanýn, kendi kaderini kendisinin çizebileceði gerçeði yaþama geçirilebildi. Akýnlarýn, savaþlarýn, saldýrýlarýn yoðun olarak yaþandýðý, yoksulun daha yoksul, azgýnýn daha azgýn olduðu bir ortamda, Anadolu halkýnýn toplu belleðinin, toplu eyleminin/söyleminin bir simgesi olarak güvercin donunda bu topraða ayak basan Hacý Bektaþ Veli, özlemlerin, umutlarýn kucaðýnda beslenerek önce kendi nesnel yaþamýnýn sýnýrlarýný aþtý, sonra da doða/insan yaþamýnýn sýnýrlarýný aþtý ve evrenin sonsuzluðuna uzanan bir davranýþýn taþýyýcýsý oldu. „

2

A

Ey Diyanet Baþkaný Sayýn Profesör, iddia ettiðin din kavgasý nereden nasýl çýkarmýþ oku bu yazýyý ve Allah aþkýna Alevilerle uðraþmayý býrak kendi kapsamýna bak ve onlara mukayyet ol!

levilerin bitmez tükenmez ve bu gidiþle daha çook sürecek analarýnýn ak sütü gibi helâl istekleri var elbette; üstelik çok ama çok haklý istekler: Diyanet Ýþleri’nin yeniden yapýlandýrýlmasý deðil, tümden kaldýrýlmasý... Diyanetin baþýnda hoca, üstelik profesörlük düzeyine yükselmiþ bir sayýn baþkan var; adý Ali, soyadý Bardakoðlu. Ýyi ki Küpoðlu deðil, iyi ki Bardakoðlu! Bir bardak suda ne fýrtýnalar yaratýyor, evet ya bir de küp olaymýþ! Yaradan Alevi/Bektaþi toplumunu korumuþ bu besbelli! Alevi örgütlerinin Diyanet’in kaldýrýlmasý, birazýnýn da yeniden yapýlandýrýlmasý yolundaki istemleri için hazret bunun “din kavgasýna dönüþeceðini” ve Alevilerin “güç kavgasýnýn kurbaný olduklarýný” iddia etmez mi? Evet, sayýn Baþkan iyi ki profesör payesine eriþmiþ bir “akil adam”, ya bir de olmasaymýþ? Belirtmeye zerre kadar gerek yok, okumasý yazmasý elbette var ve lütfen gözlüklerini takýp önce þunlarý bir güzel okusun:

Yargýtay Baþsavcýsý Sayýn Nuri Ok Diyor ki; Yargýtay Baþsavcýsý Sayýn Nuri Ok “dinin devleti kullanma arzusunda olduðunu, siyasal Ýslam amacýnda olan kökten dinci akýmlarýn faaliyetlerini yoðunlaþtýrdýðýný belirterek ... bu ortamda temelleri saðlam da olsa Cumhuriyet tehlike ile karþýlaþacaktýr” uyarýsýnda bulundu. Evet þöyle diyor sayýn Ok: “... Bugün Türkiye’mizde en önemli kirliliðin, dini ve onun kutsal deðerleri kullanma üzerine yoðunlaþtýðý görülmektedir. Ssiyasette kullanýlmaktadýr, ticarette kullanýlmaktadýr. Daha da kötüsü din de devleti kullanmak istemekte, bu yönde faaliyet ve etkinliði yoðunlaþtýrmaktadýr. Siyasal Ýslam hedefinde kararlý kökten dinci akýmlarýn tempolarýný yükselttikleri, etkinlik alanlarýný geniþlettiklerini fark etmemek imkânsýzdýr. Bunun için sadece çevremize bakmak ve onlarý izlemek yeterli olur.”

Cumhuriyet Tehlikede Her þeyin din açýsýndan deðerlendirilmesinin yapýldýðý, sosyal olgu ve sorunlara dini gerçeklerle çözüm önerileri sunulmasý eðiliminin oldukça arttýðý bir ortamda, temelleri saðlam atýlsa da laik-demokratik cumhuriyetin tehlike ile karþýlaþmayacaðý sanýlmamalýdýr. Hele taassup, baðnazlýk, batýl inanç, cehalet, hurafe, beyin yýkama önlenemiyorsa, tersine gizli ve açýk destek ve hoþgörü ile karþýlanýyorsa çaðdaþlýk hedefinde engeller ortaya çýkmýþ demektir.

Örnek; Köþk’te Kur’an Eylemi Çaðdaþlýðýn karþýtý irticadýr. Kýsa bir süre önce Çankaya sýrtlarýnda görülen tablo budur ve çok vahimdir. Hepimizi ürperten, endiþeye sevk eden bu noktaya gelinmesinde, belli odaklarýn, Cumhuriyetin kuruluþ felsefesi ve devrimlerine, Atatürkçü düþünceye ve demokratik sisteme karþý mevzi kazanma stratejisi saklanýp olaylara sadece özgürlükler açýsýnda yaklaþýlmasýnýn etkisi olduðu da inkâr edilemez.”

Bu Görüþ de Sayýn Baþkan Ali Bardakoðlu, Askerin... Birinci Ordu Komutaný Org. Sayýn Hurþit Tolon, Çorlu ilçesinde konuþmuþ, ne mi demiþ sayýn Ali Bardakoðlu, demiþ ki; “...Atatürk ve Cumhuriyet’i içlerine sindirememiþ olan þeriat yanlýlarý her fýrsatta hilafet özlemini dile getiriyor. Türkiye Cumhuriyet’inin temel niteliklerini ters düz etmeyi kafasýna koymuþ hilafet özlemi içerisindeki þeriat yanlýlarý kendilerine ‘dur’ diyen kiþi ve kurumlara sistemli bir saldýrý sürdürmektedirler...”

Apaçýk Soruyorum Baþkan, Bunlara Katýlýyor musunuz? “Bunlara ‘dur’ diyen kiþi ve kurumlara sistemli bir saldýrý sürdürülüyor”, diyor sayýn I. Ordu Komutaný Tolon. Kiþiler saymakla da kýrmakla da bitmez/tükenmez, amma kurumlar arasýnda Alevi/Bektaþi inançlýlar var mý efendim? “Ýstemlerinin din kavgasýna dönüþeceðini” iddia ettiðiniz inançlýlar yani? Yani laik Türkiye Cumhuriyeti’nin ne büyük bir nimet olduðunu bilenler, ona göre davrananlar, yani efendim bu ülkenin kurtuluþ ve kuruluþunda bayrak olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün devrim ve ilkelerine sýký sýkýya baðlý, yani hilafet karþýtý, yani þeriat karþýtý, Aleviler mi bir din kavgasýna neden olacaklar? Bunu nasýl, nasýl söyleyebildiniz ve ülke bütünlüðü açýsýndan gece hulûs-u kâlp ile nasýl, nasýl uyuyabildiniz? Evet apaçýk soruyorum Diyanet Ýþleri Sayýn Baþkaný Prof. Ali Bardakoðlu, Yargýtay Baþsavcýsý sayýn Nuri Ok’un, I. Ordu Komutaný sayýn Org. Hurþit Tolon’un sözlerine karþý ne diyorsunuz? Katýlýyor musunuz? Yoksa bu sözlerin, bu görüþlerin de bir din kavgasýna dönüþeceði görüþünde misiniz? Allah’ýn izni, Peygamberin kavli ve dergi sahip ve sorumlularýnýn katkýlarýyla sütunlar zat-ý ailelerinize açýktýr, adres ve iletiþim için telefon/faks dergide vardýr. Yanýtlar, “hayýrlara vesile olur” inþallah... adý güzel sayýn baþkan „

Sayý 12


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 3

¸ E SERÇESM

Hünkârýmýzý Tanýyalým Esat Korkmaz

“Er ol erlerle yaþa; erenlere, iyilere karýþ; onlarla görüþ, konuþ, seviþ; ara-bul kendine gel, kendini bil; kendinden baþkalarýný kendinde gör; ... eline, diline, beline, iþine, eþine, aþýna sahip ol. Haksýzlýða baþ eðenler, korkaklar bizden deðildir...” Hacý Bektaþ Veli

S

elçuklular döneminde, göçebe aþiret örgütlenmesinin/deðerlerinin çözülmesi ve aristokrasinin toprak üzerinde egemenlik kurmasý, kimi büyük toplumsal patlamalarla gerçekleþebildi. Silahtan arýndýrýlýp uyruk durumunda baðýmlý köylüler haline getirilmeye çalýþýlan Türkmenler, kendileri için uygun bir fýrsatý yakaladýklarý anda görece yoðun eylemlere giriþtiler; zaman zaman topluca direndiler. Her yýl devlete ödedikleri toplu verginin sürekli artmasý karþýsýnda dayanýlmaz yaþam koþullarýna itilen Oðuz kökenli Türkmenler, bir yandan yaþanan toplumsal haksýzlýða, eþitsizliðe baþkaldýrýrken, diðer yandan Asya içlerinden taþýyýp getirdikleri paylaþmacý/ dayanýþmacý insanlýk deðerlerini, Anadolu topraðýnda yeþeren ve Arap Yarýmadasý’ndan kopup gelen muhalefet deðerleriyle buluþturma, isyanlarýna düþünsel bir yapý oluþturma yoluna gittiler. Bu kanalda yapýlanan ve þekillenen Bâtýni baþkaldýrý karþýsýnda paniðe kapýlan Selçuklu aristokrasisi, egemenliklerini yaymak ve pekiþtirmek için, Þeriatçý Ýslam’a sarýldý. Sürece koþut olarak, baðýmlý köylülüðün üzerindeki sömürü ve baskýnýn netleþmesi anlamýnda feodalleþme, devletin daha pahalý bir devlet haline gelmesi, yani egemen sýnýfýn kalabalýklaþmasý, yönetim ve saray giderlerinin sürekli artmasý ve halka aðýr vergiler getirilmesiyle el ele yürüdü. Bu koþullarda bâtini baþkaldýrý, köylüler, göçebeler ve yoksul zanaatkârlar arasýnda büyük taraftar buldu. XIII. yüzyýl’ýn baþlarýnda dayatýlan feodalleþmeye karþý, kendi içlerinde bir çýkar çeliþkisi olmasýna karþýn yerleþik tarým zeminindeki üretici köylüler ile otlatýcýlýk (hayvancýlýk) zeminindeki göçebeler, toplumsal eþitliði saðlama ortak paydasýnda birleþtiler. Selçuklu egemen sýnýfý içindeki parçalanmalardan, bunun doðal bir uzantýsý olan merkezi otoritenin zaafa düþmesinden de yararlanarak XIII.yüzyýl’ýn ikinci çeyreðinde arka arkaya baþkaldýrdýlar. Bu isyanlarýn ilki ve en önemlisi Babai ayaklanmasýdýr. Baba Ýshak’ýn önderliðinde kurulu düzene baþkaldýran Babailer, Selçuklu ordularýný bozguna uðratarak Malatya, Tokat ve Amasya yörelerini ele geçirdiler. Sonunda bu isyan devþirme hassa birliklerinden ve ücretli Frank þövalyelerinden oluþturulan büyük bir orduyla zorlukla bastýrýlabildi. Babai ayaklanmasýnýn hemen ardýndan Anadolu, Moðol istilasýna uðradý. Selçuklu merkezi otoritesi hemen hemen tümüyle daðýldý. Yerleþik tarým temelinde geniþleyen üretimin sürdürülmesi olanaklarýný korumak/yaratmak yerine, vergileri artýrmak yoluna giden talancý Moðol sistemi, özellikle göçebe/yarý-göçebe Türkmenlerin yoðun olarak yaþadýðý uç bölgelerinde yeni isyan tohumlarýnýn atýlmasýna yol açtý.

Anadolu’da Beliren Iþýk

Y

Bizim nazarýmýzda kadýn-erkek farký yok Noksanlýk, eksiklik senin görüþlerinde (Hacý Bektaþ Veli)

önetimsel ve düþünsel birliðin ortadan kalktýðý; sömürüye ve baskýya dayalý toplumsal gerginlikten kaynaklanan isyanlarýn arka arkaya “patladýðý” böylesi bir dönemde; genç yaþýnda Horasan’dan kopup gelen, Baba Ýshak’tan el alan, onun ýþýðýnda yürüyen, onun katledilmesinden sonra Sulucakarahöyük’e yerleþen Hacý Bektaþ Veli, Anadolu’da bir ýþýk olarak belirdi. Selçuklu yönetimini sarsan Moðol saldýrýlarý, güneyden gelen Araplaþtýrýcý inanç akýmlarý, toplumsal mutluluðu doðrudan çalýþmada, üretimde deðil de kýlýçlarýn ucunda arayan egemen yargý, Anadolu insanýný kaygýlý bir ortamýn içine itti. Ýran’dan gelen tasavvuf akýmý deðiþik yorumlara uðradý; bu yorumlar, birbirleriyle uzlaþmaz tarikatlarýn doðmasýna yol açtý. Yasakçý, baskýcý, sýnýrlandýrýcý, ürkütücü bir tutumu benimseyen; yaþamýn tüm girinti çýkýntýlarýna girmeye çalýþan;

Temmuz 2005

Fikret Otyam, “Hünkarým Hacý Bektaþ Veli” Tuval üzerine yaðlýboya 110x100 cm.

bireyi belli-deðiþmez görevlerin tutsaðý durumuna sokan Þeriatçý Ýslamlýðýn egemen olduðu kentlerde, Sünnilik adýna “sosyal barýþ” öneren mezhep ve ideolojiler þekillenirken; yerleþik tarým ve otlatýcýlýk temelinde üretici köylüler ve göçerler Þeriatçý Ýslamlýða karþý, toplumsal eþitliðin saðlanmasý adýna bâtini mezhep ve ideolojiler altýnda toplamaya baþladý. Bu tutumlarýn kurumsallaþmasý sürecinde tüketici ve varlýklý kesimlerde yaygýnlýk kazanan, giderek meþru sultanlarýna isyan eden Türkmenlerin büyük bir günah iþlediðini, öldürülmeye müstahak asiler olduklarýný, merhamet edilmeyerek tümünün kýlýçtan geçirilmelerinin gerektiðini savunan Mevlevilik kentlerde örgütlenirken, Þeriatçý Ýslamlýðý ideoloji edinen Selçuklu egemeniyle tam bir hesaplaþmaya giren Bektaþilik, toplumsal haksýzlýða duyarlý kýrsal kesimde hýzla yaygýnlaþtý. Bu kapýþmadan, tüm Sünni baský ve kuþatýlmýþlýða karþýn Anadolu insanýnýn sesi Bektaþilik yengiyle çýktý ve bugünlere taþýndý.

Hünkâr’ýn Özgeçmiþi

H

Hýrslar, kinler yok olur aþkla meydanýmýzda Arslanlar, ceylanlar dosttur kucaðýmýzda (Hacý Bektaþ Veli)

acý Bektaþ Veli’nin yaþamýna iliþkin ayrýntýlý bilgilere sahip deðiliz. Anlatýlanlar daha çok söylencelerle süslenmiþ bilgilerdir. Elimizde bulunan yazýlý kaynaklardan edindiðimiz bilgilere göre Hacý Bektaþ Veli l209’da Horasan’da doðdu; l27l’de bugün Kýrþehir iline baðlý Hacýbektaþ’ta (Sulucakarahöyük) Hakk’a yürüdü. Yazýlý kaynaklardan öðrendiðimize göre Bektaþ gençliðinde, Horasan’da Ahmet Yesevi’nin kurduðu “Yesevilik” adlý inanç kurumuna baðlanmýþ ve bir Yesevi derviþi olmuþtur. Bektaþ’ýn bu ilk dönemine iliþkin kaynaklarda daha fazla bilgi yok. Ahmet Eflaki, “Âriflerin Menkýbeleri” adlý yapýtýnda Hacý Bektaþ Veli için þu bilgileri veriyor: “Hacý Bektaþ’ýn gönül bilgisiyle dolu bir iç evreni vardý, ancak þeriata uygun deðildi.” Hacý Bektaþ’la ayný dönemde yaþamýþ, O’nu görmüþ, tanýmýþ bir yaklaþýmla verilen bu bilgiler gerçekten birinci elden mi? Yoksa sonradan edilen bilgiler mi? sorularýný yanýtlamaya çalýþalým. Ahmet Eflaki’nin verdiði bilgilerden öncelikle þunu öðreniyoruz. Hacý Bektaþ Veli, þeriata uygun bir kimlik olmadýðýna göre, Þeriatçý Ýslam’a karþý bir kimliktir. Diðer taraftan Eflaki l360’ta Hakk’a yürümüþtür; Âriflerin Menkýbeleri adlý yapýtýný ise Mevlana’nýn torunu Ulu Ârif Çelebi’nin buyruðu üzerine yazmaya baþlamýþ ve l353’te bitirmiþtir. Görüldüðü gibi Eflaki, Hacý Bektaþ Veli’den 90 yýl sonra Hakk’a yürümüþtür. Demek ki Hacý Bektaþ’a iliþkin verilen bilgiler Eflaki’ye sözel kanaldan, kulak yoluyla gelmiþtir. ‘Devamý 4. Sayfada)

3


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 4

¸ E SERÇESM

‘Baþtarafý 3, Sayfada)

Eflaki’nin yapýtý dýþýnda Hacý Bektaþ Veli’ye iliþkin bilgi veren diðer kaynaklar ise çok daha sonralarý yazýlmýþ; birbirinden aktarmalarla yetinen; önce yazýlan sonra yazýlanýn kaynaðý durumunda olan yapýtlardýr. Bu kaynaklarýn hemen hemen tümü Hacý Bektaþ Veli’nin nesnel yaþamýný, nesnel kimliðini deðil de söylenceleþen yaþamýný, kimliðini konu edinmiþtir. Halkýn özlemine, dileðine göre biçimlenmiþ ve Hacý Bektaþ’a verilen bireysel/toplumsal misyona göre kurgulanmýþ olan bu yapýtlar, bilimselliðin ve nesnelliðin sýnýrlarý dýþýnda, gönül meþrebine uygun olarak bilgi verdiðinden, dilleri bilim dili deðil, söylence diliydi. Osmanlý kaynaklarýna gelince; bu kaynaklar Hacý Bektaþ Veli konusunda ayrýntýya girmekten kaçýnmýþ görünür; olaylarýn gerçek nedenlerini görmekten/ göstermekten uzak durur. Kaynaklarda Hacý Bektaþ Veli ile ilgili olarak anlatýlanlarýn ortak paydasýna gelince; Hacý Bektaþ Veli, Horasan’dan Anadolu’ya gelmiþtir. l240’ta Selçuklulara karþý ayaklandýðý için öldürülen Baba Ýshak’ýn toplantýlarýna katýlmýþ, O’na baðlanmýþtýr. Horasan’dan bir “Yesevi” derviþi olarak Anadolu’ya gelen genç Bektaþ, Baba Ýshak’la tanýþtýktan sonra, yeni bir düþünce ortamýna girmiþtir. Adýna düzenlenen “Vilâyetname”de birçok yer gezdiðini, dolaþtýðýný, sonra dergâhýný Sulucakarahöyük’te kurduðunu anlatan bölümler vardýr. Hacý Bektaþ Veli’nin Anadolu’ya geliþini Vilâyetname’den izleyelim:(*)

Hacý Bektaþ Veli Anadolu’da “Hünkâr Hacý Bektaþ Veli, Rum ülkesine yaklaþýnca, gayb âleminden Rum erenlerine; ‘Selamlar sizin üzerinize olsun Rumdaki erenler ve kardeþler’, diyerek selam verdi. Bu sýrada Rum ülkesinde, 57 bin eren sohbet meydanýndaydý; Karaca Ahmet de gözcü idi. Hünkâr’ýn selamý, Fatýma bacý’ya malum oldu. Bu kadýn, Sivrihisar’da Seyit Nurettin’in kýzýydý; henüz evlenmemiþti; sohbet meydanýndaki erenlere yemek piþirmekte idi. Karaca Ahmet ise Seyit Nurettin’in müridiydi. Fatýma Bacý ayaða kalkýp Hünkâr’ýn gelmekte olduðu yöne döndü; elini göðsüne koydu ve üç kez ‘selamýný aldým’ dedi, yerine oturdu. Sohbet meydanýndakiler bu durumu görünce, ‘Kimin selamýný aldýn’, dediler. Fatýma Bacý, ‘Rum ülkesine bir er geliyor, siz erenlere selam verdi; onun selamýný aldým’, dedi. Erenler, Sözünü ettiðin er nereden geliyor?’ diye sordu. Fatýma Bacý, ‘Kendisi Horasan erenlerinden, fakat þu anda Beyt-Allah tarafýndan geliyor’, diye yanýtladý. Erenler, ‘Ne yapalým ki o Rum ülkesine giremesin; Rum ülkesine girerse ülkeyi alýr, halký kendisine muhip eder; artýk Rum’da bize yer kalmaz. Bir þey yapalým. Rum ülkesine sokmayalým’, diye tartýþmaya baþladýlar. Kimisi, ‘Kanat kanata verelim; arþ altýnda Sidre’ye deðin yolu keselim; Rum’a giremesin’, dedi. Sonunda tümü bu önlemi uygun buldu; vilâyet kanatlarýný birbirine çatarak yol baðladýlar. Hacý Bektaþ Veli, Rum sýnýrýna yaklaþýnca yolun tutulmuþ olduðunu gördü; ‘Allah’ýn adýyla, Allah için’, diyerek vilâyetle sýçradý; ulu arþýn tavanýna yetiþti. Melekler Hünkâr’ý, elifi tacýyla karþýladýlar; ‘Merhaba, safa geldin ey Peygamber’in evladý Hacý Bektaþ Veli’, dediler. Hünkâr bir güvercin donuna girdi ve oradan uçarak doðruca Sulucakarahöyük’e indi; bir taþýn üstüne kondu; mübarek ayaklarý hamura gömülür gibi taþa gömüldü. O an Rum erenlerine bir korku düþtü; o erin girdiðini anladýlar, ‘yolunu baðlayamadýk’, dediler. Karaca Ahmet’e ‘Sen Rum ülkesinin gözcüsüsün, bak bakalým ülkeye girmiþ mi?’, diye sordular. Karaca Ahmet, bir süre murakabeye vardý; sonra baþýný kaldýrdý ve ‘Rum ülkesini baþtan baþa taradým; her yaratýk eþiyle oturmakta; yalnýz Sulucakarahöyük’te bir er var, bir baþýna oturuyor; onu görünce içime bir dehþet düþtü; olsa olsa odur’, dedi. Rum erenleri, ‘Birisi doðan donuna girse de gidip onu avlasa’, diyerek tartýþma açtý. Ýçlerinde, Beyazit Sultan’ýn halifelerinden Hacý Doðrul adýnda birisi vardý; Irak’tan Rum ülkesine gelmiþti. Ayaða kalkýp, ‘Ýzninizle’, dedi ‘ben gideyim’. Hemen doðan donuna bürünüp uçtu; Sulucakarahöyük’te bir taþ üstünde bir güvercin olduðunu gördü; olanca heybetiyle süzülüp üstüne inerken; Hacý Bektaþ insan donuna büründü; elini uzatýp doðaný tuttu; öylesine sýktý ki Hacý Doðrul’un aklý baþýndan gitti. Elinden býrakýnca bir zaman yattý; aklý baþýna gelince kalktý; Hünkâr’ýn yanýbaþýnda duruyordu. Hemen ayaða kalktý peymançeye durdu, özür diledi. Sonra Hünkâr’ýn eline, ayaðýna kapandý, ‘Kem

4

bizden, kerem sizden’, dedi. Hünkâr, ‘Ey Doðrul, er erin üzerine böyle gelmez; siz bize zalim donunda geldiniz; biz ise size, mazlum donunda; eðer güvercinden daha mazlum bir yaratýk bulsaydýk, onun donuna girer gelirdik’, dedi. Ve kisvesini tekbirleyip baþýna giydirdi. Hacý Doðrul, ‘Hünkâr’ým, bizden ve soyumuzdan ne kadar diþi ve erkek varsa tümü, size ve size uyanlara adaðýmýz olsun’, dedi. Hacý Bektaþ, ‘Hacý Doðrul’, dedi, ‘þimdi dön, geldiðin meydana var ve erenlere gördüðünü anlat; tümüne selam söyle; onlarý buraya çaðýr; birlikte yanýma gelin’, dedi. Hacý Doðrul, kalkýp Rum erenlerinin yanýna vardý; durumu anlattý ve Hünkâr’ýn davetini iletti. 57 bin Rum ereni, ‘Ne diye ayaðýna gidecekmiþiz’, dediler ve Hünkâr’ýn davetine uymadýlar. Herkes yerli yerine gitti. Bu durum, Hacý Bektaþ’a malum oldu. Oturduðu yerden bir kez üfürdü; tüm Rum erenlerinin çeraðlarý dinlendi; üç gün, baþka bir anlatýma göre kýrk gün, çeraðlarýný uyaramadýlar. Ayný zamanda parmaðýyla iþaret etti; erenlerin altlarýndan seccadeleri kayboldu. Çaresiz, bir yerde toplanýp Hünkâr’ýn yanýna gitmeyi kararlaþtýrdýlar. Huzura varýp el öptüler, seccadelerinin, kendi topluluklarýnda nasýl serilmiþse ayný düzene göre Hünkâr’ýn huzurunda serilmiþ olduðunu gördüler. Her biri kendi seccadesinde oturdu; özür dileyerek konuþmaya baþladýlar. Hünkâr’dan soyunu, mürþidini, kimden nasip aldýðýný, nereden geldiðini sordular. Hünkâr kendisini, ‘Horasan erenlerindenim. Muhammet soyundaným. Türkistan’dan geliyorum; Ýbrahim Sani diye tanýnan Seyit Muhammet’in oðluyum. Seyit Muhammet, Ýbrahim Mucap oðludur; onun babasý da Musa Kâzým’dýr. Mürþidim, 99 bin Türkistan pirinin piri Hace Ahmet Yesevi’dir. Meþrebim, MuhammetAli’dendir; nasibim Tanrý’dan’, diye tanýttý. Hünkâr sözlerini bitirince erenler, delil istedi. Hünkâr, Ahmet Yesevi’nin verdiði icazetnameyi çýkarmak isterken; gökyüzünden duman gibi bir þeyin indiðini gördüler; süzüle süzüle Hünkâr’ýn önüne geldi; bu bir fermandý. Yeþil sayfa üstüne beyaz bir yazý ile besmeleden sonra icazeti yazýlýydý. Okuyup ikna oldular; hiçbir þüpheleri kalmadý. Kalkýp birer birer Hünkâr’ýn önüne geldiler; tekbirleyip tevella telkin etti. Böylece Rum ülkesine tevellayý, Hünkâr getirmiþ oldu. Rum erenlerinden her biri Hünkâr’a, onar mürit verdi; ve Hünkâr’a ýhtýrýmcý adýný verdiler. Hünkâr, ‘Bütün tavlalardan boþanan bizim tavlamýzda eðlensin; fakat bizim tavlamýzdan boþanana eðlenecek yer, kaþýnacak týrnak bile bulunmasýn’, dedi. Rum erenleri, makamlarýna gitmek için izin istedi. Hünkâr, her birine nasip verdi. Karaca Ahmet’e, ‘Sultan Hace ahmet Yesevi, bize bir dev vermiþti; o günden bugüne bize hizmet eder; onu sana armaðan verdik; artýk size hizmet etsin; Hakk’a yürüdükten sonra da mezarýnýzý beklesin’, dedi. erenler izin alýp makamlarýna gittiler.”

Hünkâr Sulucakarahöyük’te “Çepni Boyu’nun ulularýndan Yunus Mukri adýnda birisi vardý; bilgin, üstün, olgun ve hafýz idi. Bir gün boyundan ayrýlýp Karahöyük yakýnlarýndaki Mikâil’e yerleþti; bir süre sonra buradan da ayrýldý; daha yukarýda kalan Kayý denen yere geldi; Kayý ile Karahöyük arasý iki mil kadardý. Karahöyük’ü, Sultan Alaettin’in Yunt-Bende’si bayýndýr etmiþti. Çepni Boyu’nun ulularýndan Gevherveþ, üç komþusuyla YuntBende’yi Sulucakarahöyük’e getirmiþti; Yunt-Bende, Sulucakarahöyük’te Hakk’a yürüdü, orada sýrlandý. O zamanlar çevrede, bilgin olarak yalnýzca Yunus Mukri kalmýþtý. Yunus Mukri bir iþ için evinden ayrýldýðýnda, Gevherveþ’in yakýnlarýndan biri Hakk’a yürüdü; ölü üç gün sýrlanamadý; sonunda Yunus Mukri geldi de ölü sýrlanabildi. Bunun üzerine Gevherveþ, Yunus Mukri’ye yalvardý, ‘Bizler, siz olmadan bir iþ yapamýyoruz; lütfet de burada bizimle otur’, dedi. Yunus Mukri bu öneri üzerine Konya’ya gitti; Sultan’a kendini tanýttý ve Sulucakarahöyük’ü kendisine yurt olarak vermesini diledi. Sultan Alaettin Sulucakarahöyük’ü, Yunus Mukri’ye yurt olarak verdi; Yunus Mukri, beratýný alýp köye geldi ve yerleþti; bir süre sonra da Hakk’a yürüdü. Yunus Mukri’nin Ýbrahim, Süleyman, Saru ve Ýdris adlarýnda dört oðlu vardý. Ýdris babasý gibi bilgin ve üstün biriydi; Saru da eðitim görmüþtü ancak diðer ikisi okuma-yazma bilmezdi.

Sayý 12


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 5

¸ E SERÇESM

Ýdris’in ahiret hatunu bir karýsý vardý; ona Kutlu Melek derlerdi; herkes sevip sayar, Kadýncýk diye seslenirdi. Yunus Mukri’nin Hakk’a yürümesinden sonra oðullarý, evlerini barklarýný toplayýp Kayý’dan Sulucakarahöyük’e göç ettiler. Bir gece Kadýncýk korkuyla uyandý. Ýdris nedenini sorunca Kadýncýk, “Tuhaf bir rüya gördüm; sen bilgin bir kiþisin, yorumlar mýsýn?”, dedi. Ýdris, nasýl bir rüya gördüðünü sorunca Kadýncýk anlatmaya baþladý: ‘Ondört gecelik dolunay, eteðimden koynuma girdi. Yakamdan çýkmak istedi; yakamý tuttum. Yenimden çýkmak istedi; yenimi tuttum. Bu kez eteðimden çýkmak istedi; oturdum, yere kapandým; derken korkuyla uyandým.’ Ýdris, ‘Kadýncýk, Güneþ peygamberdir, Ay eren; senden bir çocuk dünyaya gelecek ve o erenlerden biri olacak’, dedi. O güne dek Kadýncýk’ýn hiç çocuðu olmamýþtý. Bu rüyanýn üzerinden epeyce zaman geçti. Bir gün Kadýncýk kimi kadýnlarla birlikte kaynak baþýna çamaþýr yýkamaya gitmiþti. O sýrada karþýdan baþýnda kýzýl tacý, elinde Arabistan kerrakesi Hacý Bektaþ çýkageldi. Çamaþýr yýkamakta olan kadýnlara, ‘Bacýlar, karným aç, Tanrý rýzasý için yiyecek bir þeyiniz varsa verseniz’, dedi. Kadýnlar, ‘Derviþ burada yemek ne gezer ki sana verelim’, dediler. Ama Kadýncýk hemen kalkýp koþtu; evine vardý; bir parça ekmeðe yað koydu, getirip Hünkâr’a verdi. Hacý Bektaþ, ‘Artsýn eksilmesin, taþsýn dökülmesin’ dedi ve kalkýp doðruca Sulucakarahöyük dergâhýna vardý. O günden bugüne o dergâhýn damýný, duvarýný yenilemediler; olduðu gibi durur. Akþam oldu; köylüler dergâhta toplandýlar, ibadet ettiler, sonra daðýldýlar. Yatsý oldu; köylüler yine geldi; ibadetlerini yapýp evlerine gittiler. Bir Tanrý’nýn kulu çýkýp da Hünkâr’a, ‘Kimsin, nesin’ demedi. Kadýncýk çamaþýra gidince Ýdris’in anasý, ‘Bari yemeði ben piþireyim’, dedi. Yemeði ocaða koydu; yað almak için küpü açtý. Bir de ne görsün? Küp aðzýna kadar yaðla dolu. Kadýncýk çamaþýrdan dönünce Ýdris’in anasý, ‘Gelin yaðý nereden aldýn da küpü yaðla doldurdun?’ dedi. Kadýncýk, ‘Ben yað almadým. Yalnýz çamaþýr yýkarken bir derviþ gelmiþ, yemek istemiþti. Ben de bir koþu eve gelip biraz ekmek yað aldým; götürüp ona verdim; olsa olsa onun duasý bereketi ile küp dolmuþtur’, dedi. Ýdris gelince durumu ona anlattýlar. O, ‘Bu derviþ, dergâhta gördüðümüz derviþ olmalý; ne yazýk ki biz ona hizmet edemedik’, dedi. Yatýp uyudular. Gece yarýsý Ýdris korkuyla uyandý. Kalkýp giysilerini giydi, abdestini aldý, sabaha deðin ibadet etti. Sabahleyin dergâha gelince, pencerelerinden aydýnlýk yayýldýðýný gördü, ‘Dergâhta çerað yakmamýþtýk. Bu ýþýk da neyin nesidir’ diye þaþýrdý. Yaklaþtýðýnda, mihrabýn sol köþesinde, ibadet ederken aðzýndan nur çýkan, baþýnýn üstünde nurdan bir kandil yanan azizi gördü. Koþarak eve geldi; Kadýncýk da abdest alýyordu. Ýdris, ‘Kadýncýk o gördüðün düþ zuhur etti; o er, Dergâh’a gelen derviþten baþkasý olamaz’, dedi ve gördüklerini bir bir anlattý. Kadýncýk, þükür secdesine kapandý. Sonra kalkýp Dergâh’a geldiler. Kadýncýk, ‘Sen erkeksin, önce sen gir’, dedi. Ýdris ise ‘Olmaz’, dedi, ‘önce sen gir; çünkü onu önce sen gördün’. Kadýncýk önde, Ýdris arkada besmele çekip içeri girdiler. Hacý Bektaþ, tahiyyata oturmuþtu. Huzuruna varýp elini, dizini öptüler, sonra geri çekilip durdular. Hünkâr ‘Niye geldiniz, ne istiyorsunuz?’, dedi. Kadýncýk ile Ýdris, ‘Sultaným’, dediler ‘sizi kulunuzun evine davete geldik, umarýz kabul edersiniz; ayaðýnýzý basar, bizi þereflendirir, bize himmet edersiniz’. Hünkâr, ‘Þimdilik burada ibadete niyetlendik. Onun için bir yere gidemeyiz’ dedi. Çok ýsrar ettilerse de razý olmadý. Kadýncýk çaresiz eve döndü. Hazýrda ne varsa bir sofraya koyup Hünkâr’a götürdü, ‘Hiç olmazsa lütfedin yiyin de bize hayýr duasý edin’, dedi. Hünkâr, yemeði de yemedi. Dergâh’ta bir erbain çýkardýktan sonra Arafat Daðý’ndaki Çilehane’ye çýktý. Karanlýk bir maðara olan Çilehane’nin önündeki bir yeri, mübarek parmaðýyla dürttü; o anda oradan güzelim bir su fýþkýrdý. O suya zemzem suyu derler. Hünkâr’ý ziyarete gelenler kutsanmak için o suyla yýkanýrlar. Kadýncýk’la Ýdris, ‘Hünkâr, Çilehane’de erbain çýkarýr gider de ondan mahrum kalýrýz. Yarýn gidip niyaz edelim, eline ayaðýna düþüp yalvaralým; bakarsýn bize himmet eder de mübarek ayaðýný evimize basar’, diye düþündüler. Ertesi gün ikisi de Arafat Daðý’na Çilehane’ye çýktý. Hacý Bektaþ’ýn elini öpüp, ayaðýna yüz sürdüler; ‘Lutfedin Erenler Þahý, mübarek

Temmuz 2005

ayaðýnýz, kullarýnýzýn evine bassýn; erenlerin iþi murat vermektir, kerem etmektir’, dediler. Hünkâr, ‘Bizim yükümüz aðýrdýr, zahmet çekersiniz. Sevicilerimiz, âþýklarýmýz, muhiplerimiz çoktur; ziyaretimize gelirler, size zahmet olur’, dedi. Ýdris’le Kadýncýk. ‘Tanrý izin verirse koyundan, sýðýrdan, maldan, rýzýktan neyimiz varsa aþkýn için harcarýz. Eðer bir þeyimiz kalmazsa derviþlik zenbilini bize verirsiniz; gider Müslümanlarýn baðýþlarýný toplar; getirir muhiplerinize, âþýklarýnýza, sevicilerinize harcarýz’, dediler. Bu sözleri duyan Hacý Bektaþ; kalktý, ayakkabýlarýný giydi. Ýdris önde, Hünkâr ortada, Kadýncýk arkada yürüyerek, doðruca eve geldiler. Tenha bir yeri çile yeri seçtiler; bu nedenle erenlerin bir çilehanesi de Kadýncýk’ýn evine yakýndýr. Hünkâr kimi kez Kadýncýk’ýn evinde, kimi kez de bu çilehanede ibadet ederdi. Hünkâr bir gün Kadýncýk’ýn evinde ibadet ederken duvar eðildi; yýkýlacak duruma geldi. Bunu gören Kadýncýk, ‘Erenler Þahý, duvar eðildi sanki, oradan çekilseniz’, dedi. Hacý Bektaþ o an, mübarek eliyle duvara ‘dur’ iþaretini yaptý; duvar durdu. Kadýncýk, ‘Erenler Þahý, bu duvar bu haliyle durur mu?’, diye þaþkýnlýðýný belirtti. Hünkâr, ‘Kýyamete kadar durur, yýkýlmaz’, dedi. Gerçekten de geçen zaman içinde öbür duvarlarýn hepsi yýkýldý, yeniden yapýldý; bir o duvar hâlâ durur, yýkýlmaz, yýkýlacaðý da yoktur.” Hacý Bektaþ Veli’nin düþünce evreninde kadýn ve kadýna iliþkin onurlu deðerler kaynaðýný; kadýnlarýn daha özgür, daha saygýdeðer olduðu daha eski bir çaðdan, yani kadýn hukukunun egemen olduðu, sýnýflarýn ve devletin olmadýðý geçmiþ bir toplumdan alýr. Sýnýflý toplumda ezilen, ötesinde erkek tarafýndan hýrpalanan, kimliksizleþtirilen kadýnýn, gelecekteki kurtuluþuna kaynaklýk eder. Bu kapsamda Hacý Bektaþ Veli Kadýncýk Ana iliþkisi, Ýslam dininin baþlangýç yýllarýný aþan bir geleneðin, Anadolu uygarlýðýnýn bir uzantýsý biçiminde yaþama geçirilmesidir. Ana-Tanrýça geleneðinin yeni bir biçimleniþidir. Vilâyetname’nin ilgili bölümü bakýn neler anlatýyor:

Hacý Bektaþ Kadýncýk Ana “Kadýncýk’a atasýndan epeyce mal kalmýþtý. Hünkâr, Sulucakarahöyük’e yerleþince tüm malýný, mülkünü erenler yoluna harcadý; her þeyi bitti; sýrtýnda yalnýz bir gömlek kaldý. Bir gün Horasan tarafýndan bir Kalender topluluðu geldi. Hünkâr, Saru Ýsmail’i Kadýncýk’a gönderdi; ‘Gelen topluluða sofra yaysýn, nimet versin’, dedi. Ýsmail, Hünkâr’ýn buyruðunu iletince Kadýncýk, ‘Ýsmail’im, iþte görüyorsun, arkamdaki gömlekten baþka hiçbir þeyim kalmadý’, dedi ve gömleðini çýkardý, tandýrýn içine girdi; ‘Al sat bu gömleði, ne ederse onunla yiyecek al, o topluluðu aðýrla’, dedi. Ýsmail, gömleði sattý; yiyecek aldý, sofra yaydý; yemekler yenip dualar edildi. Kadýncýk’ýn geleneðiydi, konuk olan herkese gelip, ‘Safa geldiniz’, derdi. Hünkâr Ýsmail’e, ‘Ýsmail git, Kadýncýk’a söyle, gelip erenlere “Safa geldiniz” desin’ buyurdu. Saru Ýsmail, Hünkâr’ýn sözünü Kadýncýk’a iletti; Kadýncýk; ‘Görüyorsun ya çýrýlçýplaðým, tandýr içindeyim’, dedi. Ýsmail, dönüp durumu Hünkâr’a bildirdi. Hünkâr, yanýndaki dolabý besmeleyle açtý; içinden bir bohça çýkardý ve Saru Ýsmail’e verdi; ‘Götür, içindeki elbiseyi Kadýncýk giysin; sonra gelsin, Horasan erenlerine “Safa geldiniz”, desin’, dedi. Kadýncýk elbiseleri giydi. Öylesine aðýrlardý ki böylesini görmemiþti. Kalkýp geldi, erenlere, ‘Safa geldiniz’, dedi. Hünkâr’ýn elini öptü. Hünkâr, ‘Yaklaþ ve eteðini aç’, dedi. Kadýncýk yaklaþýp eteðini açýnca Hünkâr, seccadesinin altýna elini soktu ve bir avuç altýný alýp Kadýncýk’ýn eteðine koydu; ‘Git harca; eksildikçe gel, iste; bu çeþit þeyler, bu seccadenin altýndan eksik olmaz; önün sonundan gür olsun, dünya malýn eksik olmasýn’, dedi. Kadýncýk, erenlerin himmetini, duasýný aldý; erenlerin hizmetini görmeye karar verdi. Bir gün abdest alýrken Hünkâr’ýn burnu kanadý. Kadýncýk’a ‘Bu suyu ayak deðmiyecek bir yere dök’, dedi. Kadýncýk leðeni alýp götürürken, ‘Þimdiye kadar o tertemiz suyu içerdim, bunu ne diye dökeyim; bunda bir hayýr var, tiksinmeden bunu da içeyim’, diye düþündü ve leðeni kaldýrýp içti; boþ leðeni tekrar Hünkâr’ýn önüne getirdi. Bu durum Hünkâr’a malum oldu. Kadýncýk’ýn yüzüne baktý, ‘Kadýncýk, bu suyu içtin mi?’, dedi. Kadýncýk, ‘Erenlere ne malum deðil ki; erenlerden artanýn bir yudumunu bile dökecek yer bula‘Devamý 6,. Sayfada)

5


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 6

¸ E SERÇESM

‘Baþtarafý 5, Sayfada)

madým; ancak, karnýmý buldum’, diye cevapladý. Hünkâr, ‘Kadýncýk, bizden umduðun nasibi aldýn; senden, adýmýzla iki oðlumuz gelecek; onlar, yurdumuzun oðlu olacak; halkýmýzýn yetmiþ yaþýndakileri onlarýn yedi yaþýnda olanlarýnýn elini öpsünler. Dünya bozulsa da sýrtlarý yere gelmesin, hiç zahmet görmesinler’, dedi. Kadýncýk’ýn üç oðlu oldu; bunlardan biri Hünkâr’ýn saðlýðýnda öldü, ikisi kaldý; onlarýn soyu sürdü. Bir süre sonra Kadýncýk, yine gebe kaldý; Hünkâr, ‘Umudumun atasý Habib’im gelecek’, dedi. Kadýncýk bir oðul doðurdu; Hünkâr’a haber verdiler; ‘Umudun atasý Habib’imdir’, deyince adýný, Habip koydular. Aradan zaman geçti, Kadýncýk yine gebe kaldý; zamaný geldi bir oðlu oldu. Saru Ýsmail, Hünkâr’ýn huzuruna, el baðladý. Hünkâr ‘Ýsmail’im, gönlündekini dile getir’, deyince ‘Sultaným, Kadýncýk’ýn bir oðlu oldu’, dedi. Hünkâr, ‘Mahmut’tur’, dedi; adýný Mahmut koydular. Derken Kadýncýk’ýn bir oðlu daha oldu. Ýsmail, haber verdiðinde Hünkâr, ‘Þimdi kardeþim Hýzýr yanýmdaydý; adý Hýzýr Lale olsun’, dedi ve ‘Hýzýr Lalem gelmiþ, Lalem çiçeði gelmiþ’, diyerek onu sevdi. Hünkâr’ýn sözlerini Kadýncýk’a ilettiler; çok sevindi; çocuðun adýný Hýzýr Lale koydular. Habip büyüdü, olgunlaþtý. Erenler onu, evlendirmek istedi; çevreye kadýnlar saldý; Malya’da varlýklý birinin kýzýný beðendiler ve gelip Hünkâr’a haber verdiler. Hünkâr, adamlar göndererek kýzý istedi. O kiþi, ‘Ben ünlü bir insaným, onlardan çok þey isterim; onlarsa yoksul kiþiler, bilmem istediklerimi verebilirler mi ?’, dedi. Hünkâr, bu sözü duyunca, ‘Tanrý ganidir, ne isterlerse istesinler’, diye cevap verdi. Gittiler, kýzýn babasýna haber verdiler; amacý kýzýný vermemek olduðu için o da çok þey istedi. Adamlar dönüp durumu, Hünkâr’a anlattýlar. Hünkâr, dolabý besmeleyle açtý ve içinden bir torba altýn çýkardý; ‘Gidin bu torbayý o devletliye götürün, masrafa harcasýn’, dedi. Götürüp verdiler; düðün yapýldý; Habip’in o kýzdan bir oðlu oldu; adýný Umud koydular. Mahmut ise cezbeye kapýldý; nefesi güçlü bir er oldu; ne dilese hemencecik yerine gelirdi. Hünkâr’a þikayet ettiler; Hünkâr, ‘Ýki kýlýç, bir kýna sýðmaz; gidin, görün’, dedi. Gittiklerinde Mahmut’un Hakk’a yürümüþ olduðunu gördüler; kefenleyip namazýný kýldýlar; ardýndan sýrladýlar. Erenlerin nefesiyle yurtoðlu olarak Habip ile Hýzýr Lale kaldý.” Makalat ve Vilayetname’nin incelenmesinden Hacý Bektaþ Veli’nin nesnel yaþamýný çýkarma, açýklýða kavuþturma olanaðý yoktur. Hacý Bektaþ Veli’nin yaþamýna iliþkin verilen bilgiler; birer gönül ürünüdür; hiçbir zaman bilimsel bir tarih belgesi deðildir. Bu gönül ürünü bilgiler, Hacý Bektaþ Veli’nin soyunu Hz. Ali’ye dayandýrýr. Þimdi bu soykütüðünü verelim: Ýmam Ali, Ýmam Hüseyin, Ýmam Zeynelabidin, Ýmam Muhammet Bakýr, Ýmam Musa Kazým, Ýmam Ali Rýza, Ýmam Muhammet Naki, Ýmam Ali Naki, Ýmam Hasan Askeri, Ýmam Muhammet Mehdi, Seyyid Ýbrahim, Seyyid Hasan bin Seyyid Ýbrahim, Seyyid Muhammedü’s-Sani, Seyyid Mehdi bin Seyyid Muhammet, Seyyid Musa bin Seyyid Ýshak, Seyyid Ýbrahimü’s-Sani bin Seyyid Musa, Seyyid Bektaþ Veli Verilen soykütüðünde, Hacý Bektaþ Veli’nin bir Türkmen derviþi deðil de Ali soyundan gelen, tarikat büyüðü bir Arap olduðu belirtiliyor. Bu kütük son tektanrýcý din Ýslamiyet’in bâtini sorgulama sürecinde, sevilen/sayýlan bir insana yönelik olarak geliþtirilen bir gönül “kütüðü”dür. Bunu hiçbir zaman unutmamak gerekir. Hacý Bektaþ Veli ile ilgili olarak verilen tarikat kütükleri de vardýr. Bir örnek vermekle yetinelim: Ýmam Ali, Selman-ý Farisi, Ýmam Cafer-i Sadýk, Þeyh Bayezid-i Bistami, Þeyh Ebu’l-Hasanü’l-Herkani, Þeyh Ebu Aliyü’l-Karmidi, Þeyh Hoca Yusuf Hemedani, Þeyh Hoca Ahmed Yesevi, Þeyh Lokman Horasani, Pir Seyyid Mehmed Hacý Bektaþ Veli Horasani Þimdi de Vilayetname’de Hacý Bektaþ Veli’nin soyuyla ilgili olarak anlatýlanlara kulak verelim:

Hünkâr’ýn Soyu “Tanrý aziz sýrrýný kutlasýn ve onu baðýþlasýn. Hacý Bektaþ Veli, Ýbrahim Sani diye anýlan Seyit Muhammet’in oðludur. Seyit Muhammet, Musa Sani; Musa Ýbrahim Mükerrem Mucap oðludur. Ýbrahim Mükerrem Mucap, Horasan Sultaný Ali ibni Musa Rýza’nýn, ana baba bir küçük kardeþidir; Ali Rýza, Ýbrahim

6

Mucap, Abbas Kasým ve Hamza, bir anadandýr; analarýnýn adý Necmet Neseviye’dir. Ýmam Musa Kâzým’ýn otuz dokuz oðlu vardý: Onaltýsý lâkaplý, diðerleri lâkapsýzdý. Ondokuz kýzý vardý: Yedisi lâkaplý, diðerleri lâkapsýzdý. Ýmam Ali Rýza’nýn kardeþi olan Ýbrahim Mucap, Ýmam Musa Kâzým’ýn oðludur. Musa Kazým, Ýmam Cafer Sadýk’ýn; Cafer Sadýk, Ýmam Muhammet Bakýr’ýn; Muhammet Bakýr Ýmam Zeynelabidin’in; Zeynelabidin ise Ýmam Hüseyin’in oðludur. Ýmam Hüseyin’in babasý Ali Murtaza; anasý, Muhammet Peygamber’in kýzý Fatýma; dedesi Muhammet Mustafa’dýr. Görüldüðü gibi Hacý Bektaþ Veli, bir seyittir. Söylenceye göre Ýmam Musa Kazým’ý Baðdat’da; Harun Reþit’in emriyle þehit ettiler; evladý, çevreye daðýldý. Ali Rýza, Mekke’ye gitti; Ýbrahim Mucap, Ýmam Rýza’dan sonra Horasan’ýn Niþabur kentine gelip yerleþti. Harun Reþit’in oðlu Memun, Tus kentini kendine merkez yaptý ve ‘Gel sana biat edelim’ diyerek Ali Rýza’yý, Mekke’den Horasan’a davet etti; yanýna getirdi. Bir süre sonra Memun, Ýmam Rýza’yý zehirletip þehit etti. Harun Reþit’in ölümünden sonra Baðdat’a gitti ve halife oldu. Horasan halký, Ýbrahim Mucap’ý; kendilerine sultan seçti. Ýbrahim’in on oðlu oldu, bunlar; Musa Sani, Ýshak, Davut, Yahya, Harun, Ýbrahim, Rýza, Tayyar, Cafer ve Ali Hasan’dýr. Ýbrahim döneminde Türkistan’da isyan çýktý; Ýbrahim, savaþýp onlarý yendi. Sonunda eceli geldi, ahirete göçtü, Türkistan’ýn Tukan kentine gömüldü. Horasan halký bu kez, Ýbrahim’in büyük oðlu Musa Sani’yi sultan yapýp tahta geçirdi. Musa Sani, adaletli bir yönetim gösterdi. Horasan’ýn ulularýndan birinin, Zeynep adlý kýzýyla evlendi; ancak, uzun zaman geçmesine karþýn ne bir oðlu oldu, ne de bir kýzý. Bu yüzden sultan üzgündü. Bir gün Zeynep, üzüntülü bir durumda sarayýnda oturmaktaydý. Sarayýn karþýsýnda güzelim bir pýnar vardý; kýyýsýnda hoþ aðaçlar yetiþmiþti; çevresi çayýr-çimenlikti. Bu manzaraya dalmýþ öylece dururken birden, pýnar baþýna alýmlý bir gencin geldiðini gördü. Genç atýný bir aðaca baðladý ve abdest aldý. Zeynep, bu yiðidi görünce üzüntüsünden sýyrýldý; gözü gönlü açýldý; ‘Böyle bir er, boþ deðildir’ diyerek hizmetçilerinden birini sorup anlamasý için gönderdi. Hizmetçi gidip, ‘Kimsin, nereden geliyorsun?’, diye sorunca yiðit; ‘Adým Ali Rýza, Muhammet soyundaným, Medine’den geliyorum’, dedi. Hizmetçi, durumu Zeynep Hatun’a bildirince o, hemen kocasýna haber yolladý; ‘Amcanýzýn oðlu geldi, buyurun’, dedi. Musa Sani karýsýnýn yanýna gelince Zeynep ona, saray penceresinden Ali Rýza’yý gösterdi. Musa Sani, Ali Rýza’nýn yanýna gitti; tanýþtýlar; onu saraya davet etti. Sofra açtýrdý; çeþit çeþit yiyecekler hazýrlattý; ‘Oruçluyum’, dediyse de Musa Sani’nin ýsrarýna dayanamayýp orucunu bozdu ve birkaç lokma aldý. Zeynep Hatun da þerbet hazýrladý ve bir sürahiye koyup gönderdi. Ýmam þerbeti görünce, ‘Aah!’ dedi ve gözlerinden yaþlar akmaya baþladý; ‘Atamýz Hüseyin Kerbela’da susuz þehit oldu; biz þerbet içelim, reva mý bu?” diyerek aðzýna aldýðý þerbeti tekrar kaba boþalttý. Sultan Musa Sani, bunu görünce etkilendi; o da içmedi; kadehi önüne koydu ve aðlamaya baþladý. Ali Rýza, “Ýmam amcamýn oðlu, peki siz niye aðlýyorsunuz?’ diye sorunca Musa Sani; ‘Ya Ýmam’, dedi, ‘ömrüm gelip geçiyor, bir oðul yüzü göremedim, ne oðlum oldu, ne de kýzým; imamlýk postunda oturuyorsunuz, duanýz kabul olur; Ulu Tanrý, bu kuluna bir oðul baðýþlasýn’. Ýmam, ellerini kaldýrýp Tanrý’ya dua etti, Tanrý dualarýný kabul etti. Ýmam gitmek için Musa Sani’den izin istedi; saraydan çýktý, atýna bindi ve uzaklaþtý. Sultan Musa Sani þerbeti karýsýna götürdü; Zeynep Hatun þerbeti içmediklerini görünce nedenini sordu. O da durumu anlattý. Bunun üzerine Zeynep Hatun, Ýmam’ýn aðzýna aldýðý þerbeti boþalttýðý kabý aldý ve içindeki þerbeti içti. O gece eriyle buluþtu; gebe kaldý; zamaný gelince bir oðul doðurdu; yüzü ayýn ondördü gibiydi. Sultan Musa Sani, bebeði görünce çok sevindi; fakire fukaraya sadaka daðýttý; baðýþlarda bulundu. Yediler, içtiler; dualar ettiler. Kimi

Sayý 12


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 7

¸ E SERÇESM

‘Adýný Sevinç koyalým’, dedi; kimi ‘Güvenç’. Sonunda bebeðe Muhammet adýný verdiler; atasý Ýbrahim Mucap’a benzediði için Ýbrahim Sani dediler. Çocuða dadýlar, hizmetçiler atandý; biraz büyüyünce hoca tutulup okutuldu. On dört yaþýna geldiðinde güzellikte, yiðitlikte, cömertlikte, olgunlukta, huyda eþsiz bir delikanlý oldu. Bu sýrada Tanrý emri geldi; Sultan Musa Hakk’a yürüdü. Ülkenin büyükleri toplandý; kutlu bir demde Ýbrahim Sani’yi törenle tahta geçirdiler; Horasan ülkesine sultan yaptýlar. Ýbrahim Sani, Horasan ülkesinin her yanýna adalet götürdü. Bir gün Ýbrahim Sani, avlanmak için yazýya çýktý; dönüþte yolu bir pýnara uðradý. Pýnarýn baþýna kýzlar, gelinler toplanmýþlar, çamaþýr yýkýyorlardý. Aralarýnda güzellikte eþsiz, bedelsiz bir kýz vardý. Sultan Ýbrahim kýzý görünce gönülden âþýk oldu; sabredemedi; sarayýna gelince anasý Zeynep Hatun’un yanýna vardý; aðlayýp sýzlamaya baþladý. Oðlunun aðlayýp sýzlandýðýný, yüreðini daðladýðýný gören Zeynep Hatun’un içi yandý; ‘Ciðerimin köþesi, ne diye aðlýyorsun?’, dedi. Sultan Ýbrahim, ava gittiðini, dönüþte bir pýnara uðradýðýný, orada gördüðü bir kýza âþýk olduðunu bir bir anlattý. Zeynep Hatun hemen bir hizmetçi gönderdi; kýzýn kim olduðunu sorup soruþturdu. Hizmetçi gerekli araþtýrmayý yaptý ve kýzýn, Niþabur kentinde Þeyh Ahmet adlý bir bilginin kýzý olduðunu öðrendi; adý da Hatem idi. Zeynep Hatun, Þeyh Ahmet’e haber gönderdi ve kýzý istedi. Þeyh Ahmet çok sevindi; ziyafetler verdi; Hatem’i, Sultan Ýbrahim’e nikâhladýlar. Sultan Ýbrahim ile Hatem, yirmi dört yýl evli kaldýlar; ancak ne bir kýzlarý oldu ne de bir oðullarý. Bu arada Zeynep Hatun Hakk’a yürüdü. Derken günler, aylar geçti. Bir gün Ýbrahim Sani, ülkenin ulularýný, beylerini bir araya topladý. ve onlara, ‘Bunca yýldýr ne oðlum oldu, ne de kýzým. Ne yapalým?’ diye sordu. Ulular, beyler; ‘Bu kentte ne kadar bilgin, hafýz, derviþ, yoksul varsa tümünü bir yere toplayalým; büyük bir meclis olsun; hafýzlar -Kuran okusun, derviþler, yoksullar dua etsin, umarýz ki Tanrý dualarýný kabul eder, size bir oðlan verir’ dediler, Sultan Ýbrahim bu öneriyi kabul etti. Her yana adamlar yolladý; ne kadar bilgin, hafýz, derviþ ve yoksul varsa toplandý. Bir hafta Kuran okundu, dualar edildi. Sultan Ýbrahim toplananlara sýnýrsýz yiyecek, içecek sundu; altýnlar, gümüþler verdi; baðýþlarda bulundu. Sonunda herkes izin alýp yerli yerine gitti. O gece Sultan Ýbrahim, Hatem Hatun’la buluþtu. Tanrý dualarý kabul etti; Hatem Hatun gebe kaldý; zamaný dolunca bir oðlan doðurdu, yüzü ayýn ondördüne benziyordu. Çok sevindiler; mübarek adýný Bektaþ koydular.” Tarikat kütüðü baðlamýnda verilen bu soy zincirine göre Bektaþilik Hz. Ali’den baþlamakta, Ýmam Cafer Sadýk’ýn görüþlerini savunmaktadýr. Tarikat kütüðü adýyla verilen bu “gönül kütüklerinde” Hacý Bektaþ Veli’nin Þeyh Lokman Horasani’den el aldýðý, O’nun izini sürdüðü belirtilir. Kaynaklarla kesin olarak kanýtlanamasa da Lokman Horasani’nin Hacý Bektaþ Veli’nin yaþamýnda önemli bir kimlik olduðu anlaþýlýyor. Gönül ürünü olsa da Vilâyetname’deki açýklamalar bunun kanýtý durumundadýr:

Hakk’a Yürüdükten Sonra Gösterdiði Keramet “Þimdi gelelim, Hünkâr’ýn ahirete göçtükten sonra ne keramet gösterdiðine? Mimar, kubbeyi tamamladýktan sonra oraya tunçtan bir mil dökmek istedi. Mili alýp kubbeye çýkardý; tam dikeceði sýrada birden bire ayaðý sürçtü. Mimar yere düþerken, ‘Tut beni, ya Hacý Bektaþ’, diye baðýrdý; içinden de, ‘Ben kâfirliðimle sana geldim. Ey gerçek eren, beni kurtar, iman edeyim sana’, diye geçirdi. Mimar, sað esen yere ayak bastý. Derler ki o sýrada mimarýn elinde bir bardak su vardý. Yere ayak bastýðýnda bir de bakar ki bardak yerde, içindeki suyun bir damlasý bile dökülmemiþ. Bu kerameti gören mimar, hemen imana geldi; onu týraþ ettiler, taç tekbirlediler ve adýný da Derviþ Sadýk koydular. Derviþ Sadýk, altý yýl dergâhta hizmet etti; altý yýl sonra vadesi doldu, ahirete göçeceði vakit, tekke þeyhi olan Hýzýr Lale Cüvan’a; ‘Tuz ekmek hakký için lutfet, beni Hünkâr’ýn eþiðinin altýna sýrla. Onu ziyarete gelenler benim kabrime basýp içeri girsinler’, diye vasiyet etti. Derviþ Sadýk Hakk’a yürüyünce Hýzýr Lale, onun vasiyetini tuttu; onu eþiðin dibine gömdü. Þimdi türbeyi ziyarete gelenler, onun kabrine basýp girerler.

Temmuz 2005

Fikret Otyam, “Hünkarlý Semah” Tuval üzerine akrilik, 80x100 cm.

Aradan nice dem-devran geçti. Rum ülkesine Sultan Bayezit padiþah oldu; Muhammet tahtý, onunla bezendi. Bu padiþah nice köprüler, kervansaraylar yaptýrdý. Bu arada altý tane de büyük tekke kurdurdu. Atasý Osman, Hacý Bektaþ Hünkâr’ýn kisvesini giydiði için onun da Hünkâr’a çok saygýsý vardý. Hacý Bektaþ türbesini ziyaret edip, vakfýný artýrdý; kubbenin üstünün kurþunla kaplanmasýný emretti. Allah devletle ömrünü ziyade etsin.”

Sonsöz Sakýn bir kimsenin gönlünü yýkma Gerçek erenlerin sözünden çýkma (Hacý Bektaþ Veli) Ancak bu duygu sürecinin, bu gönül dünyasýnýn gerçek yaþama yönelik halk katýnda beliren kolektif söylemi/eylemi beslemek, onurlandýrmak, onun gerekliliðini/zorunluluðunu kanýtlamak için kendince bir yöntem içinde ve gönül meþrebine uygun biçimde soyut olarak kurgulandýðýný, bir kutsanmýþlýk yaratmak üzere inanç olarak öne çýkarýldýðýný hiçbir zaman unutmamak gerekir. Bu durum gözden kaçýrýlýr da söylencelerden tartýþmaya kapalý, kafalarý kilitleyen, deðiþmez/deðiþtirilemez inanç aðýrlýklý sonuçlar çýkarýlmaya kalkýþýlýrsa her þey tersine döner; düþsel bir geçmiþten yaþanýlan aný ve geleceði düþsel olarak üretmeye soyunulmuþ olur. Böyle bir süreç yaþama geçirilirse; insana doðanýn yazgýsýný ele geçirmeyi savlayan, her þeyi yapýlabilir kýlan söylenceyi, düþ gücünü; insan kafasýný zincire vuran baðlardan kurtarmanýn yolu, yöntemi baðlamýnda bir felsefi zenginlik, bir gönül geniþliði olarak gören Hacý Bektaþ Veli düþüncesi, iðdiþ edilmiþ olur. Gerçek yaþamda ulaþýlmasý gereken aþamalara duygu kanalýndan kestirmeler yapmayý saðlayan, somut anýn konusu oluncaya deðin onu gönüllerde bir özlem olarak yaþatmayý olanaklý kýlan soyut kurgular kafalara “gerçek” deðerler olarak kazýnýrsa, “karayazgý” çaðý yeni bir yorumla yeniden diriltilmiþ olur. „

NOTLAR: (*) (Yayýna Hazýrlayan: Esat Korkmaz); Can yayýnlarý; Ýkinci Baský- Ýstanbul

7


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 8

¸ E SERÇESM

ABDAL MUSA SULTAN ANMA ETKÝNLÝKLERÝ SIRASINDA YAÞANAN OLAYLAR ÜZERÝNE ALEVÝ BEKTAÞÝ FEDERASYONU ADINA GENEL EÐÝTÝM VE KÜLTÜR SEKRETERÝ TEKÝN ÖZDÝL’IN 28 HAZÝRAN 2005 TARÝHÝNDE YAPTIÐI YAZILI AÇIKLAMA

Abdal Musa Sultan Anma Etkinlikleri ve Çirkin Saldýrý! ‘Geleneksel Abdal Musa Sultan Anma Etkinlikleri’ne; þu anki köy muhtarlýðýný ve köydeki Dernek baþkanlýðýný yürüten Ali Tören’in gelmesi ile beraber, meydana gelen olumsuzluklar nedeniyle katýlmýyorduk. Neydi bu olumsuzluklar: Tekke Köyü Muhtarý törenlerde ilk iþ olarak, bu güne kadar görülmemiþ bir uygulamaya imza attý. MHP milletvekilini ve gerici þahsiyetleri törenlerde konuþturdu. Alevi Bektaþi Kuruluþlarý ile önceden yapýlan protokollere uymadý. “parayý kim verirse onu konuþtururum…” þeklindeki yaklaþýmý ile de; Alevi düþünce ve inancý ile alakalý olmadýðýný, Alevi inancýný/kültürünü önemsemediðini, kendisi için önemli olanýn “para” olduðunu daha ilk günden ortaya koydu. Çaðrýlan konuklar, panelistler, sanatçýlarýn bazýlarý ve gösterilerde de; Aleviliðin binlerce yýllýk anlatýmlarý deðil, gericilik-Sünnileþtirme-Þiileþtirme ve akçeli iliþkiler ön plana çýktý. Bu nedenle ‘Alevi Bektaþi Kuruluþlarý Birliði Derneði’ döneminden itibaren, Elmalý / Tekke Köyde yapýlanlar en üst düzeyde protesto edildi ve törenlere müteakip yýllar katýlýnmadý. Alevi Bektaþi Federasyonu’nun yapýlan son GYK toplantýsýnda; “Yol Önderlerimiz’in Anma Etkinliklerine katýlmamanýn, buralarý Aleviliði Sünnileþtirmek isteyenlerin, gericilerin, baðnazlarýn manevra alaný haline getireceði” tespitinden hareketle: Bundan sonra þartlar ne olursa olsun “Yol Önderlerimizin” mekanlarýna ve bu mekanlarla ilgili inançsal/kültürel çalýþma ve organizasyonlara sahiplenme ve yanlýþlara müdahale etme kararý alýnmýþtýr. Bu baðlamda önümüzdeki ilk büyük anma etkinliði olan “21. Abdal Musa Sultan Anma Etkinliði” için de, Ege ve Batý Akdeniz’deki örgütlerimizin katýlýmý kararlaþtýrýldý. 15 Mayýs tarihinde Antalya’da “Zorunlu Din Derslerinin Kaldýrýlmasý” ile ilgili yaptýðýmýz “Batý Akdeniz Bölge Toplantýsý” esnasýnda yaklaþan 21. Abdal Musa Sultan Anma Etkinlikleri hakkýnda da görüþmeler yapmak için Tekke Köyü Muhtarý Ali Tören de davet edildi. Bölge toplantýsý sonrasý Alevi Bektaþi Federasyonu Genel Sekreteri: Attila Erden, Genel Örgütlenme Sekreteri: Hüseyin Yýldýrým ve Genel Eðitim ve Kültür Sekreteri: Tekin Özdil ile Tekeköyü muhtarý ve köyden gelen heyetle görüþüldü. Muhtara; daha önceki yýllarda yapýlan olumsuzluklar hatýrlatýlýp, ‘bu yýl yapýlacak törenlerin Alevi inancýna/kültürüne hizmet edebilmesi için neler yapabileceðimizi’ sorduk. ‘Herhangi bir kurum/kuruluþ ile yaptýðý bir protokol veya antlaþmanýn olup olmadýðýný’ sorduk. Muhtar “Tören gününün belirlendiðini, bir programlarýnýn olduðunu” söyledi. ABF Genel Sekreteri Attila Erden, “o zaman programda neler yer alacak? Hangi sanatçýlar gelecek? Konferans veya panellerde kimler konuþacak? Konularý ne olacak? Açýlýþta kimler konuþacak? Kýsacasý anma etkinliðinin muhtevasýný bilmeliyiz. Programýn içeriðini bilmeden destek vermemiz olanaklý olamaz” dedi. Muhtar Ali Tören Programýn muhtevasý hakkýnda bilgi vermeden, “biz arkadaþlarýmýzla bir deðerlendirelim size bilgi veririz” dedi ve toplantýdan ayrýldýlar. Aslýnda Tekke Köyü Muhtarýnýn Cem Vakfý ile önceden protokol yaptýðý yönünde bizlere bilgi gelmiþti ama, biz yinede sonucu görelim dedik. kýsa bir süre sonra Muhtarlýk Anma etkinliklerinin davetiyelerini ortaya çýkardý ki, (bu davetiye basýldýðýnda var olmayan) Alevi Vakýflar Federasyonu adý altýnda birkaç vakfýn ismi ile Törenleri düzenleme Komitesi oluþturulmuþ. Bu vakýflardan “Kayseri Hacý Bektaþ Veli ..Vakfý”nýn da ismini görünce, Kayseri’deki Dernek ve Vakýf yöneticilerine telefon ettim. “böyle bir organizasyonda var mýsýnýz? Yoksa bilginiz dýþýndamý isminiz yazýlmýþ?” diye. “Kesinlikle haberlerinin olmadýðýný, isimlerinin açýlmasýnýn kendi bilgileri dýþýnda olduðunu” söylediler. Bu da ; Alevi Vakýflar Federasyonu baþlýðý altýnda toplanan örgütlerin (ki böyle bir federasyonun daha resmi olarak kurulamadýðýný/kurulamadýðýný biliyoruz) bir kýsmýnýn hiç haberi olmadýðýnýn göstergesi idi. Alevi Bektaþi Kuruluþlarý Birliði Federasyonu’na baðlý Batý Akdeniz Þubelerimiz ile 12 Haziran’da Antalya’da son bir toplantý yaptýk ve Federasyonun aldýðý kararý nasýl hayata geçireceðimizi konuþtuk. 21. Abdal Musa Sultan Anma Etkinliklerine, sadece; katýlýmýn en yüksek olacaðý ve protokol konuþmalarýnýn da yapýlacaðý 25 Haziran Cumartesi günü katýlmayý ve Pazar günü en geç saat onda ayrýlmayý kararlaþtýrdýk. Aldýðýmýz kararý ABF olarak bölgedeki þubelerimize ulaþtýrdýk. Yapacaðýmýz organizasyonda iþin yükünü de Antalya þubelerine verdik.

8

Amfi tiyatro, Cem salonu gibi yerlerin önceden tertip komitesi marifetiyle üç gün boyunca kapatýldýðýný bildiðimizden, biz; Abdal Musa Türbesinin avlusunun içinde bir günlük program yapmaya karar verdik. Görevli gençlerimize giydirilmek üzere önyüzünde “Alevi Bektaþi Federasyonu” arka yüzünde “Zorunlu Din Derslerine Hayýr” ve bir kýsmýnda da “Ýlimden Gidilmeyen Yolun Sonu Karanlýktýr” yazýlý iki yüz adet gömlek diktirdik. ABF adýna þubelerimizce kesilecek kurbanlarýn düzenli kesimi ve daðýtýmý için Antalya’dan kazan, ocak ve kap hazýrlattýk.

Cem Esnasýnda Çirkin Saldýrý 25 Haziran, Cumartesi günü yapacaðýmýz etkinliklerde kullanacaðýmýz “ses cihazlarý”ný en uygun yere kurmalarý için bir gün önceden (24 Haziran günü) ABF’ye baðlý kurumlarýmýzýn Ýzmir ve Antalya þubelerinden, çoðunluðu gençlerden oluþan on iki kiþi gönderdik. Bu görevlilerimiz Abdal Musa Türbesinin Bahçesinde daha önceki yýllarda da Cem ve gösterilerin yapýldýðý kesime ses cihazlarýný indirip kuruyorlar. Hepsinin de üstünde yukarýda bahsettiðim ön yüzünde “Alevi Bektaþi Federasyonu” yazýlý gömlekler mevcut. Görevlilerin ses cihazlarýný ayarlamalarýndan sonra, kasetten Alevi deyiþ ve semah parçalarýný çalmaya baþlýyorlar. Bahçede toplanmýþ halk kalkýp semah dönmeye baþlýyor. Bu arada köy muhtarý Ali Tören ve Cem Vakfý Yönetim Kurulu Üyesi olduðu söylenen Ertuðrul Aslan görevli arkadaþlarýmýzýn yanýna gelip “bu cihazlarý buradan kaldýrýn, sizlere alternatif program yaptýrmayacaðýz. Bu alanda Cem yapmanýza izin vermeyeceðiz, Biz bu etkinlikler için masraf ettik. On beþ milyar Türk lirasý verirseniz burada kalýn aksi halde sizi buradan kaldýrýrýz…” diyorlar. Görevli arkadaþlarýmýz Antalya’da bulunan bizlere (ABF Örg. Sekr. Hüseyin Yýldýrým ve ABF Eðt. ve Kül. Sekr. Tekin Özdil’e) telefonla durumu aktardýlar. Biz de “yerlerini terk etmemelerini hemen oraya gelmek için yola çýktýðýmýzý” bildirdik. Ve Teke Köyü’ne gitmek için yola çýktýk. Köy Muhtarý Ali Tören ve Cem Vakfý yöneticisi Ertuðrul Aslan’ýn (ve organizasyonda yer alanlarýn) daha önceden bir kavga çýkarmak için hazýrlýk yaptýðý, belli sayýda genci hazýrladýklarý görülmekte... Abdal Musa Türbesinin bahçesinde Alevi Bektaþi Federasyonu adýna görevli olan insan sayýsýnýn o anda az olduðunu gören bu kiþiler daha önceden hazýrladýklarý kýrk beþ, elli kiþilik gençlerden oluþan (muhtarýn çocuklarýnýn da içinde olduðu) bir gurubu alýp Türbeye doðru geliyorlar. Bu arada birkaç saat önce Abdal Musa Türbesinin bahçesinde görev yapan gençlerimizin yanýna gelen Alevi Bektaþi Federasyonu MYK üyesi Ergül Þanlý (Dede) halkýn yoðun isteði üzerine Cem tutmaktadýr. Semah dönen grup Ergül Þanlý Dede’nin karþýsýnda darda, Gülbank’larý okunurken Muhtarýn ve Cem Vakfýndan Ertuðrul Aslanýn yönlendirdiði bu kýrk beþ, elli kiþilik kendini bilmez grup Abdal Musa Türbesinin avlusunda Cem tutan, semah döndüklerinden dolayý darda dedelerinde dua alan insanlara ve görevlilerimize saldýrýyorlar. Geçen sene biz olmadýðýmýzdan, bu avluda ve Abdal Musa Sultan Pirimizin sandukasýnýn bulunduðu iç mekanda Menzil Tarikatýndan insanlara iki rekat Þeriat namazý kýldýran zihniyet Alevi Bektaþi Federasyonunun varlýðýndan dolayý bu sene þeriatçý anlayýþla kol kola giremedi. Türk-Ýslam sentezcilerinin cirit atmasý zorlaþtý. Aleviliðin aslýnda ne kadar Sünnilikle kardeþ olduðu, Camiye gidip kurtulmamýz gerektiðini anlatamayan ve ýrkçý zihniyetinde propagandasýný yapamayan anlayýþlarýn temsilcileri varlýðýmýzdan rahatsýz olmuþlardý. Ama biz bu güruhun Cem yapan insanlara da saldýrabileceklerini düþünememiþtik. Hata etmiþiz. Alevilikten nasibini almamýþlarýn, Aleviliði kendi ikballeri olarak görenlerin, Aleviliði Sünnileþtirmek yada Þiileþtirmek gibi bir misyonu olanlarýn, gerçek yüzlerinin açýða çýkmasý ile hýrçýnlaþacaklarýný, saldýrganlaþacaklarýný bilmeliydik. Bu utanç tablosundan Teke Köyü halkýnýn haberdar olduðunu ve onayladýðýný sanmýyoruz. Muhtarýn ve Cem Vakfý ile beraber hareket eden Vakýflarýn yöneticilerinin utanmazlýðý ve son çýrpýnýþlarýnýn sonucudur. Bu olaydan haberdar olacak insanlarýmýzýn; hem Tekke Köyü’nde hem de Abdal Musa Sultan Anma Etkinliklerinde adý geçen Vakýflarýn üyelerinin de olaya seyirci kalmayacaklarýný biliyoruz. Bu kurumlarda

Sayý 12


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 9

¸ E SERÇESM

PÝR SULTAN ABDAL

Hünkâr Hacý Bektaþ Veli Arzuladým size geldim Hünkâr Hacý Bektaþ Veli Eþiðine yüzüm sürdüm Hünkâr Hacý Bektaþ Veli üye olan insanlar: “bir alevinin Cem yapan bir topluluða nasýl saldýrabileceðini” sorgulayacaklardýr. Köy halký Muhtara, adý geçen Vakýflarýn üyeleri de (Cem Vakfý, Kartal Cem Evi, …) yöneticilerine hesap soracaklardýr. Olay esnasýnda direnen ve alaný bu yobaz gruba terk etmeyen görevlilerimize teþekkür ediyoruz. 21. Abdal Musa Sultan Anma Etkinlikleri organizasyon komitesi tarafýndan hazýrlanan bu planlý saldýrý görevlilerimizin direnci ve alanda bulunan halkýn görevlilerimizi desteklemesi sonucu hedefine ulaþamamýþ, silahlarý geri tepmiþtir. ABF yöneticimiz Ergül Þanlý’nýn olayý soðukkanlýlýkla tahlil etmesi sonucu; muhtarýn ve Cem Vakfý yöneticisi Ertuðrul Aslan’ýn Jandarmayý yanlýþ yönlendirmesinin önüne geçilmiþ böylece bu saldýrgan-gerici gurubun ikinci planý da geri tepmiþtir.Olaydan yaklaþýk bir saat sonra Örgütlenme Sekreterimizle birlikte Abdal Musa Türbesinin avlusuna geldik. Jandarma ile kýsa bir istiþarede bulunduktan sonra bir durum deðerlendirmesi yaptýk. Programýmýzda olmamasýna ve þubelerimizden daha gelen hiçbir kafile olmamasýna raðmen, Türbenin avlusunda (halkýnda isteði ile) Ergül Þanlý Dedenin yöneteceði bir Cem yapmaya karar verdik. Ve Cem baþladý. Abdal Musa Sultanýn avlusunda yaklaþýk bin yedi yüz kiþinin katýldýðý bir Cem tertip ettik. Sabah erkenden çeþitli illerden Þubelerimizin kaldýrdýðý otobüsler gelmeye baþladý. Abdal Musa Türbesinin avlusu týklým týklým oldu. Sabah ilk iþ olarak þube baþkanlarý ile bir deðerlendirme toplantýsý yaptýk. Deðerlendirmede: “olanlara raðmen serinkanlýlýðýmýzýn muhafaza edilmesine, yol önderlerimizin mekanlarýnýn kavganýn deðil, sevginin harmanlandýðý alanlar haline getirilmesine, bundan sonra hiçbir yol önderimizin mekanýnýn ‘Sünnileþtirme’ aracý olarak kullanýlmasýna izin verilmemesine…” gibi bazý kararlardan sonra Kurbanlar kesildi ve görevlileri lokmalarýn daðýtýma hazýr hale gelmesi için görevlerinin baþýna geçti. Daha önceden hazýrladýðýmýz üzerinde “Alevi Bektaþi Kuruluþlarý Birliði Federasyonu” yazýlý oldukça büyük pankartý bahçede uygun bir yere çektik. Abdal Musa’ya gelen her canýmýzýn Türbe ziyareti amacýylada olsa bu avluya mutlaka gireceðini bildiðimizden yan yana masalar kurarak “Zorunlu Din Derslerine Hayýr kampanyasý” için imza standlarý açtýk. Akþama kadar görevlilerimiz sabit ve dolaþarak imza topladýlar. Alevi Vakýflarý Federasyonu olarak adlandýrýlan listenin içerisinde yer alan kuruluþlara yakýn düþünen insanlarýn “zorunlu din derslerinin kaldýrýlmasý imza kampanyasý”na imza vermemeleri, “din dersleri niye kaldýrýlýyor, devam etsin, biz kaldýrýlmasýný istemiyoruz” diyerek imza vermemeleri bu cenahýn Alevilik ve özgürlüklerle ilgili bakýþ açýlarýný görmemiz açýsýndan bir gösterge olsa gerektir. Akþam üstü saat beþte programýmýzý baþlattýk. Önce Antalya kuruluþlarýmýzýn Semah ekibi kýrk beþ dakikalýk mükemmel bir semah erkaný yaptý. Ardýndan Mersin Hacý Bektaþ Veli Kültür ve Tanýtma Derneði Semah ekibi yaklaþýk otuz dakikalýk bir Semah erkaný yaptý. Ardýndan kuruluþlarýmýzda görev yapan canlarýmýzýn nefeslerimizden, duvazlarýmýzdan örnekler sunduðu izleyicilerinde katýldýðý bir bölüm yapýldý. Saat 20:00 civarlarýnda Mehmet Turan Dede’nin yönetiminde, Ergül Þanlý Dede, Elvan Çelen Dede, Sultan Battal Ana Bacýnýn da katký sunduklarý “Abdal Musa Sultan Cemi” baþladý. Mehmet Turan Dede’nin Ceme ve Ceme katýlan kitleye hakimiyeti o kadar mükemmeldi ki, Cemin baþlangýcýnda iki bin civarýnda olan Cem erenlerinin sayýsý gittikçe artarak iki bin beþ yüz ile üç bin arasý bir sayýya ulaþtý. Cem saat 10.30 dolaylarýnda sona erdi. Ardýnda gündüzden hazýrladýðýmýz dev boyutlardaki perde üzerinde sine-vizyon gösterisi yapmaya baþladýk. Önce “Sivas Belgeseli” ardýndan “Bin Yýlýn Türküsü” gösterildi. Gece saat bir civarýnda programýmýza son verdik. Ve kafileler halinde dönüþler baþladý. Sonuç olarak bu Olay bize þunu göstermiþtir: Türkiye’de Devletin Aleviliði Sünnileþtirme politikasý devam etmektedir. Aleviliðin asimilasyonu için misyon verilen ‘Alevi olduðu söylenen kiþilerce kurulan’ kuruluþlar Alevilik kalesini içten fethetmekle görevlidirler. Aleviliði, Sünnileþtirme misyonu ile görevli olanlar, artýk Aleviliði Þiileþtirmek misyonu ile görevli olanlarla ittifak etmektedirler. Abdal Musa’da meydana gelen bu çirkin saldýrý olayý; geçen yýl Ýran Mollalarý tarafýndan Ýran’a davet edilip Devlet protokolü ile aðýrlanan ve kapalý kapýlar ardýndan ne pazarlýklarýn döndüðünü bilmediðimiz kiþi ve temsil ettikleri kurumlar ile Türk-Ýslam sentezcilerini bir araya getirmiþtir. Bizlerde Yol önderlerimizin mekanlarýna ve onlar adýna yapýlan anma etkinliklerine sahip çýkacaðýz. Bu konuda -tarihte atalarýmýzýn öðretiyi bize ulaþtýrmak için verdikleri bedeller gibi- bizde bu Yol ve Erkanýn sürmesi, bu öðretinin gelecek nesillere aktarýlabilmesi için her türlü bedeli ödemeye hazýrýz. Yani; bu “yol düþkünlerinin” iþi, bu “Cem yapanlara saldýranlarýn” iþi bundan sonra zor olacaktýr. Antalya/Tekke Köy’deki olayýn bir daha meydana gelmesine izin vermeyeceðiz. Muhtarlarýn, Belediye baþkanlarýnýn kendi asli iþleri ile uðraþmalarýnýn tamda zamanýdýr. Alevi Bektaþi toplumunun “yol / inanç önderleri”ne sahiplenme hakký yine Alevi Bektaþi Toplumunun ve onun en büyük örgütlü yapýlarýnýn hakkýdýr. Türkiye’de ve Dünyanýn diðer ülkelerinde yaþayan bütün Alevi Bektaþi canlarýmýza sesleniyoruz. Aleviliði para ve makam zanneden, Aleviliðin Sünnileþmesinde-Þiileþtirilmesinde sakýnca görmeyen, tâ kadimden beri var olan öðretimizi doðmalara teslim etmek isteyen bu gerici ve þer cephesine karþý sesinizi yükseltiniz. Hacý Bektaþ Veli’yi Anma Törenlerinde, Hz. Pir’e yakýþýr bir organizasyonda buluþmak dileðiyle. „

Temmuz 2005

Pir elinden dolu içtim Doðdum elinize düþtüm Ak cenneti gördüm geçtim Pirim Hacý Bektaþ Veli Güvercin donunda duran Cümle eksikler bitiren Beþtaþý þahit getiren Pirim Hacý Bektaþ Veli Bahçede gördüm gülünü Erenler sürdü demini Ýmam Rýza’nýn torunu Pirim Hacý Bektaþ Veli Balým Sultan er koçaðý Keser kýlýncý, býçaðý Ol’dur erenler çiçeði Pirim Hacý Bektaþ Veli Kýrkbudak’ta þem’a yanar Abdallarý semah döner Dolusundan içen kanar Pirim Hacý Bektaþ Veli Pir Sultan’ým gerçek veli Geçmem ben þunlardan beli Doksan bin Horasan eri Baþý Hacý Bektaþ Veli

DOKSANDA ON

Neyim Var Bizde kanat açtýk turna misali Gölü gezen ördek kazda neyim var Bu aþkýn narýna düþüp yanalý Bülbül olup gölde neyim var Bu gözler gözetir kulak duyucu Gönül bezirgandýr dilde satýcý Gelmedi baþýma gerçek alýcý Satamadým malý karda neyim var Dört kapýdan çýkarmýþam yükümü Elesteden baðlamýþam belimi Ya ilahi sen yazarsýn hükmümü Beyler kement atmýþ darda neyim var Üç pýnar görünür gümüþten duru Hakký görmüþ erir ayberin suru Seçip sezemedim baldaki sýrrý Arý çiçek toplar halde neyim var Doksanda On der Pir Bektaþ Velim Eriþmez mi sana bu arzuhalim Alemi güldürdü melamet halim Gönlüm bahar etti çölde neyim var

9


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 10

¸ E SERÇESM

ABDAL MUSA TÖRENLERINDE YAÞANAN ÇÝRKÝN OLAYLARIN ARDINDAN ERGÜL ÞANLI DEDE’NÝN 28 HAZÝRAN TARÝHLÝ AÇIKLAMASI

Pir Abdal Musa’yý Anma Töreninin Ardýndan…

Ýrtica ve ABD Kýskacýnda Türkiye Lütfi Kaleli

Geniþletilmiþ Ýkinci Baský Alev Yayýnlarý ISNB 975-335-039-2 / 15x23 / 320 Sayfa

Serçeþme Yýllýk Abone Bedeli Türkiye 40 TL - Avrupa Birliði 50 Euro Ýngiltere 40 Sterlin Adý Soyadý Kuruluþ Telefon - Ýþ Telefon - Ev Telefon - Cep Faks E-posta Posta Adresi Sokak No Semt - Ýlçe Posta Kodu Þehir - Ýl/Eyalet Ülke

Abdal Musa’yý anma törenlerinin birinci günü Anadolu’nun çeþitli yörelerinden Abdal Musa Dergahýna yüz sürmeye gelen binlerce insanýmýzýn yoðun isteði üzerine Alevi Bektaþi Kuruluþlarý Birliði Federasyonu merkez yürütme kurulu üyelerinden Ergül Þanlý Dede tarafýndan binlerce kiþinin katýlýmýyla Abdal Musa Dergahýnýn bahçesinde Cem Töreni düzenlenmiþtir. Anadolu, Balkanlar ve Avrupa ülkelerinden gelen binlerce insanýmýzýn Cem ibadetlerini özgürce yapmasýna tahammül edemeyen Ýran Molla rejiminin güdümünde ve Arap kültür emperyalizminin ‘sözde Alevi’ yerli payandalarý Cem töreni anýnda ibadet eden halkýmýza saldýrmýþlardýr. Halkýmýzý Abdal Musa Türbesini bahçesinden “burada ibadet edemezsiniz” diye çýkarmaya çalýþmýþlardýr. Alevilik-Bektaþilik diye bir derdi olmayan; Abdal Musa Sultan’ýn mekanýný cebini doldurmanýn ve Aleviliði Sünnileþtirmenin bir aracý olarak gören Tekke Köyü Muhtarý Ali Tören, o gün köyde törenler münasebetiyle görev yapan kolluk güçlerini halkýmýzýn üzerine kýþkýrtmaya, aklýnca askerimizle halkýmýzý karþý karþýya getirmeye çalýþmýþtýr. Binlerce insanýmýzýn Cem ibadetini yapmamasý için ellerinden gelen her türlü entrikaya baþvurmuþlardýr. Tekke Köylülerinin dostane yaklaþýmlarý, halkýmýzýn inançlarýna baðlýlýðý, Ergül Þanlý Dede’nin kararlýlýðý, Alevi Bektaþi Federasyonu Genel Eðitim ve Kültür Sekreteri Tekin Özdil ve Genel Örgütlenme Sekreteri Hüseyin Yýldýrým’ýn akýllý yaklaþýmlarý, Alevi-Bektaþi gençlerinin dirençleri, görevli askerlerimizin tarafsýz ve sað duyulu tutumu sayesinde yukarýda bahsedilen “þer odaklarý” amaçlarýna ulaþamamýþlardýr. Binlerce insanýmýz Cem ibadetlerini coþkulu bir þekilde yerine getirmiþlerdir. Cem bitiminden sonra yapýlan araþtýrmada, bu utanç verici olayýn arkasýnda halkýmýzýn da çok iyi tanýdýðý icazetlerini iki yýl öncesinden Ýran Þii molla rejiminden alan ve Türkiye’deki Arap kültür emperyalizminin-Diyanetten makam, devletten para istemekten baþka bir çabalarý olmayan kurumlarýn- ‘sözde Alevi temsilcileri’nin olduðu görüldü. Bu çirkin saldýrý; Kartal Cem Evi Baþkaný Mehmet Boy, Cem Vakfýndan Ertuðrul Aslan, Hüseyin Gazi Derneðinden Gülað Öz ve Gazi Cem evinden Hýdýr Elmas’ýn Aleviliði Sünnileþtirmek paydasýnda buluþtuklarý ve bunun için her yolu mubah gördüklerinin resmidir. Onar, on beþer kiþilik üç beþ Vakýf kurarak Federasyonlaþmaya çalýþan, Alevi Bektaþi insanlarýmýzýn inanç önderliðine ve temsilciliðine soyunan ve asýl amaçlarýnýn; yüzyýllar boyu her türlü baskýya, zulme raðmen Sünnileþtirilemeyen Alevi Bektaþi inancýna sahip insanlarýmýzýn asimile edilmesi olan, bunun misyonunu yüklenen bu gurubun, Antalya, Tekke Köyde yaptýklarý en önemli denemelerinden biridir. Anadolu Alevi Bektaþilerinin birkaç yüz kiþiden fazlasýný temsil edemeyen bu Kurum yöneticilerinin yaptýklarýnýn, kendi kurumlarýnýn Üye’leri tarafýndan da lanetleneceðine inanýyoruz. Bunlar Aleviliði de, Alevi Kurumlarýný da temsil edemezler. Halkýmýzdan aldýklarý tepki ile emellerine ulaþamayan, büyük bir hayal kýrýklýðý yaþayan ve geri çekilen, bu günümüzün “Hýnzýr Paþalarý”, Abdal Musa Kültür Merkezinde düzenledikleri panelde kýr, elli kiþilik dinleyici kitlesine, Alevi Bektaþi Federasyonu’na karþý içlerinde besledikleri kinlerini kusmuþlardýr. Ayrýca Türk-Ýslam Sentezcilerinin de uzaktan kumandalý sözcülüðünü yapmýþlardýr. Törenlerin ikinci günü akþamý, Alevi Bektaþi Federasyonu’na baðlý kurumlarla birlikte Pir Abdal Musa Sultan Dergahýnýn bahçesinde binlerce canýn katýldýðý, Mehmet Turan, Ergül Þanlý, Sultan ana bacý ve Elvan Çelen Dedelerin yönetiminde Cem ibadeti yapýlýrken, bu zavallýlarda eðlence programý düzenleyip oraya teþrif eden siyasetçilere yalakalýk yapmakla meþguldüler. Amaçlarý sadece ve sadece Alevi-Bektaþi örgütlülüðünü bölmek ve Aleviliði asimile etmek olan, Sünni ve Þii anlayýþýn doðmalarýnýn bataðýna batmýþ halde çýrpýnan, kendilerini o bataktan kurtarmak isteyenlere de kiþisel egolarý yüzünden ellerini dahi uzatmaktan aciz bu zavallýlarý halkýmýzýn vicdanýna ve Pir Abdal Musa Sultan’a havale ediyorum. Sonuç olarak yediden yetmiþe Alevi Bektaþi inanç öðretisine sahip insanlarýmýzýn tamamý (yukarýda bahsedilen otuz, kýrk kiþilik payandalar gurubu hariç) örgütsel baðlamda Alevi Bektaþi Kuruluþlarý Birliði Federasyonu’na ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na, inanç baðlamýnda ise Hacý Bektaþ Veli Dergahýna irade teslim etmiþlerdir. Durum böyle iken bulanýk suda balýk avlamak isteyen Devletin Sünni anlayýþýnýn ve Ýran Þii mollalarýnýn güdümündeki bu kiþilerin Alevi Bektaþilerin kazanýmlarý noktasýnda (Cem Evlerinin yasallaþmasý – zorunlu din derslerinin kaldýrýlmasý) konusunda bir imza dahi vermemeleri ise son derece düþündürücüdür… Herkesi yol önderlerimizin düþüncelerine ve mekanlarýna sahip çýkmaya davet ediyoruz. „

Abone bedelini Genel Ajans Basým Daðýtým Organizasyon Ltd Þti adýna Posta Çeki Hesabýna (No 1629127) yollayýn. Lütfen yukarýdaki formu okunaklý doldurun ve dekont ile birlikte bize faks ile iletin: +90.(0)212.519 5635 Avrupa’dan abone olmak isteyen canlar, abone bedelini aþaðýdaki adrese yollayabilir: Avrupa Baþ Temsilciliði Tel: +49.179.107 88 56 Hüseyin Akýn Postbank Kontonummer: 826 857 303 Bankleitzahl: 25 01 00 30

10

Pir Abdal Musa Sultan Türbesinin bahçesinden bir görünüm

Sayý 12


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 11

¸ E SERÇESM

2 Temmuz 2005 Kadýköy Yürüryüþü ile Sivas Þehitleri Anýldý

O

Katre Can

n iki yýl önce 2 Temmuz da gerici-yobaz takýmý tarafýndan ateþe verilen Madýmak Otelinde yanarak hayatlarýný kaybeden otuz beþ aydýn yapýlan çeþitli etkinliklerle anýldý. Ýstanbul’da ilk etkinlik yazar Asým Bezirci’nin Zincirlikuyu’daki mezarý baþýnda yapýldý. Sevilen yazarýn mezarý dostlarý tarafýndan çiçeklerle donatýldý. Daha sonra Asým Bezirci’nin eþi Refika Bezirci kýsa bir konuþma yaptý: “Deðerli Dostlar, 1993 yýlýnýn Temmuz’unda, kökten dincilerin Madýmak Otel’ini ateþe vermeleriyle baþlatýlan yangýn sonunda 35 Ýnsanýn, yakýnlarýmýzýn yitirilmesiyle noktalanan bu çirkin saldýrý, tarih sayfalarýna kara damgasýný vurmuþtur. Onlar Sivas’ta, kültür birikimlerini insanlarla paylaþmaya, söyleþiler yapmaya gitmiþler, ortak kültürleri gelecek kuþaklara taþýmak istemiþlerdi. Olayýn amacý ve altýnda yatan aydýnlanma korkusu, aklý baþýnda olan herkesin bildiði bir þey. Olaylarý yapanlarýn ötesinde yaptýranlar açýkça belli idi. Bugünlere gelindiðinde, geleceðe dönük amaçlarýnýn ‘Þeriat Düzeni’ olduðu da daha o zamandan biliniyordu. Özellikle bu kýyýmý yaptýrmaya azmedenleri her yýl olduðu gibi bu yýlda lanetliyerek kýnýyoruz. Yitirdiklerimizin acýlarý içimizde büyürken onlarý nasýl özlediðimizi de dile getireceðiz.

Temmuz 2005

Her ne yapýlýrsa yapýlsýn, inanmýþ insanýn içindeki umudunu hiçbir güç yok edemez. Bu tür yok ediliþleri, kitlesel söylem ve protestolarýmýzla kamuoyuna anlatmak hepimizin görevidir. Ölen canlarýmýzý bir kez daha özlemle anýyor, anýlarý önünde saygýyla eðiliyoruz.” Ýkinci etkinlik ise Halk Ozaný Nesimi Çimen’in Karacaahmet’deki mezarý baþýnda yapýldý. Ozan’ýn oðlu Mazlum Çimen ve birçok sanatçý Nesimi’yi mezarý baþýnda türkülerle andýlar. Ýstanbul’daki son etkinlik ise Kadýköy meydanýnda yapýlan miting oldu. Mitinge katýlan kurumlardan görebildiklerimiz þunlar oldu: Pir Sultan Abdal Kültür Derneði Ýstanbul Þube’leri, Alevi-Bektaþi Federasyonu, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneði, Hacý Bektaþ Veli Okmeydaný Þube’si, Taþdelen Hacý Bektaþ Vakfý Derneði, Þah Kulu Sultan Vakfý, Tesk Ýstanbul Þubeler Platformu, Disk’in þubeleri, Petrol Ýþ, Tuzla Deri Ýþ, Belediye Ýþ, Tümop, Halkevleri, Ýstanbul Tabipler Odasý, Türkiye Gazetecileri Sendikasý, Türkiye Yazarlar Sendikasý, Edebiyatçýlar Derneði, Ý.H.D, Ýnsan Haklarý Vakfý, Çaðdaþ Hukukçular Derneði, Kayder, Göçder, Divriði Kültür Derneði, Kangal-UlaþGemerek-Þarkýþla-Zara Yöre Dernekleri, Ýmranlý Der, Tunceli’ler Federasyonu Birleþenleri, Arguvan Köyleri ve Eðitim Vakfý, 78’liler, Beksav, Ýdil Kültür Merkezi, M.K.M, Yüz Çiçek Açsýn Kültür Merkezi, Evrensel Kültür Merkezi, Tayad, T.K.P. C.H.P, E.M.P, Ö.D.P, S.D.P, S.H.P E.S.P, D.H.P.

11


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 12

¸ E SERÇESM

Reformculuðun Doðuþu ve Laikliðin Kaynaðý Bölüm - III Vahap Erdoðdu rulan bu devletlerin hiç biri þeriatýn katý kurallarý ile yönetilmiþ deðillerdi. Osmanlýda ilk kez Fatih, þeriat hukukunun dýþýna çýkarak adý ile anýlan kanunnameler yayýnlamýþtý. Bu baðlamda Fatihi ilk laik uygulaGandi (1869-1949) macý olarak niteleyen tarihçiler vardýr (Halil Ýnalcýk). Fatih Sultan din ulemasýnýn üstündedir ve 4 - Ýslam Dininde Temel Ayrýlýklar Ýslam’ýn imamý da deðildir. Bu anlayýþ Yavuz Sultan Selim’e kadar sürmüþtür. Yavuz, Þah Ýsmail’i yendikten sonra Mýsýra yöneldi ve Mýsýrý erbela katliamý Ýslam tarihinin en dramatik olayý olduðu topraklarýna kattýktan sonra, oradaki Halifelik malzemelerini, kimi din kadar, Ýslam içerisindeki en köklü ayrýlýklarýn da gerekçeadamlarýný yanýna alarak Ýstanbul’a döndü. si olmuþtur. Ýslam olmayanlarla Ýslam arasýndaki cihad, bu H. A. Gibbons Osmanlýlarýn 16. yüzyýl baþlarýna kadar Bizans’ýn olaydan sonra Arap olanlarla Arap olmayanlar arasýnda hukuki örf ve yasalarýný kullandýklarýný yazmaktadýr i uzun, kanlý savaþlara dönüþmüþtür. Emeviler de dahil olmak üzere, bütün bu Ýslam devletleri askeri yöneAslýnda Cemel ve Sýffin savaþlarýyla baþlayan, 680’de Hz. Hüseyin ve tim kademelerinde olduðu kadar, sivil yönetim kademelerinde de ailesinin zalimce katlediliþiyle doruk noktasýna ulaþan Müslümanlarýn Müslüman olmayanlara yer veriyorlardý. Moðol imparatorum Argun birbirleriyle savaþlarý, günümüze kadar taþýnan dinsel çatýþmalarýn baþlýHan’ýn baþ veziri Yahudi (Sadud-devle) idi. ca motifi olagelmiþtir. Genel olarak Ýslam devletlerinde ordular, karýþýk topluluklar ve dinÝslam’ýn temel ilkelerini ihlal edenler Emeviler oldu. Muaviye, halilerden gelen askerlerden oluþuyordu. Böyle karýþýk ordularýn, özellikle feliði saltanata dönüþtürerek oðlu Yezid’i veliaht yapmýþtý. Müslümanlar de iç isyanlarda yararlý olduklarý görülmüþtür. Selçuklular zamanýnda arasýnda eþitliði ilk bozanlar da Emevilerdi. Müslümanlar eþitti, ama Babai isyanlarý bu tür ordularla bastýrýlmýþtý. Araplar daha eþitti. Savaþlarda Araplar süvari idi, Arap olmayanlar piyade olarak savaþýyorlardý. Arap olmayanlarýn ganimetlerdeki paylarý da, maaþlarý da daha düþüktü ve daha çok vergi ödüyorlardý. 5- Ýslam Radikalizminin Ýdeolojik Kökeni Horasan’da Kerbela’nýn öcünü almak için örgütlenen Arap olmayanÝslam radikalizmi Napolyon’un Mýsýrý iþgal etmesine bir tepki olarak lar, Emevi saltanatýnýn sonunu getirdi. Emevilerin yerini alan Abbasiler yeniden canlandý. Napolyon 1798’de Mýsýr’ý iþgal ederek Süveyþ de halifelik kurumunu yeniden getirdiyseler de bu kurum Abbasi saltanatý alüslenip Ýngiltere’ye karþý Hindistan yolunu kesmek oradan Osmanlýya týnda göstermelik bir kimlikten öteye gidememiþti. Abbasileri ortadan saldýrarak Orta Doðuda egemenliðini kurmak amacýný taþýyordu. kaldýran Sünni Selçuklular ise Ortodoks Ýslamlýktan oldukça uzaktýlar. ÝsNapolyon amacýný gerçekleþtirememiþti, ama bu tarihten sonra Orta lam þeriatý ile hiç baðdaþmamasýna karþýn, Tuðrul bey Baðdat’ý alýnca HaDoðu Batýlý güçlerin rekabet alaný haline gelmiþ oluyordu. Beþ yüz yýllifenin bütün haklarýný elinden alarak, onu sadece ruhani bir kiþilik olarak dan beri Hýristiyan dünyasýna karþý Ýslam dünyasýný koruyan Osmanlý, kendisine tahsis edilen gelir ile yaþayan bir kimse konumuna getirmiþti. Ýslam coðrafyasýnda yumuþak karnýndan hançerleniyordu. Moðol istilasýnýn sonuçlarý çok yýkýcý olmuþ, ancak üç yüz yýl sonra Napolyon’un ardýndan batýlýlaþma hareketini yürüten Mehmet Ali Ýslam dünyasý yeniden toparlanabilmiþti. Moðol istilasýnýn sonucu olarak olmuþtu. Mehmet Ali, Napolyon’un izinden yürüdü. Memluklarýn önde kent kültürü ve zenginliklerinin yok edilip yaðmalanmasý, sermayenin gelenlerini ortadan kardýrmakla iþe baþladý. 1805 Aðustosunda yüksek ilkel birikiminin olanaklarýný da ortadan kaldýrmýþtý. Kurulan yeni rütbeli Memluk subaylarýný kandýrarak Kahire’ye topladý. Ancak üç devletlerin hedefleri, eskiden kaybetmiþ olduklarýna yeniden kavuþmak subay canýný kurtarabildi. Diðerlerinin tümünü öldürdü. Mehmet Ali olacaktý. Bu nedenle kurulan yeni imparatorluklarda eskiye özlem ve kendisinden rahatsýz olan Ýngilizlerle uðraþýrken, oðlu Ýbrahim, iki yýl yöneliþ aðýr basmýþtý. boyunca Memluk beylerinden arta kalanlarý temizledi. Oðlu Tessan’ýn Tarým toplumuna dayalý bu imparatorluklar enerjilerini, elde ettikleriordu komutanlýðý devir törenlerinde, Memluk zenginlerinin evleri yaðni korumak yolunda kullanmýþlardýr. Eðitim ve bilgilenme, yaratýcýlýða, malandý, kadýnlarýnýn ýrzýna geçildi. O gün bin Memluklu öldürüldü ve yeni düþüncelere deðil, ezberciliðe, eskiden öðrenilmiþ olanlarýn yinelenböylece Memluk egemenliði son buldu. Ardýndan Ýstanbul’un baskýsýyla mesine odaklanmýþtý. Yeni düþünceler, yaratýcý yaklaþýmlar özendirilmek Ýngilizler tarafýndan kýþkýrtýlan Vahabilere karþý harekete geçti. Mehmet yerine toplum düzenini sarsacak korkusuyla önlenmiþ, yasaklanmýþtý. Ali Mýsýr ekonomisini Batý ile bütünleþtirme çabasýna girmiþ, kýz ve Toplumsal istikrar öne çýkmýþtý. Özellikle Horasan ve çevresinde geliþen erkekler için okullar açmýþ, Avrupa’ya çeþitli alanlarda yetiþtirilmek farklý düþünceler þiddetle cezalandýrýlýyordu. “Altýn Çað” yönetimlere, üzere öðrenciler göndermiþti. Mehmet Ali’nin batý tarzý reformcu girinsanlara örnek gösteriliyordu. Kutsal kitap bu yönetim biçiminin çerçeiþimleri Ýslamcý çevreleri rahatsýz ediyordu. Kuþkusuz bu rahatsýzlýktan vesini çizmiþ bulunuyordu, insan yaþamýnýn var olan temel yasalarýný en baþta Ýngiliz sömürgecileri yararlanacaktý. ortaya koymuþtu. Kuran bilinen bu gerçeklerin “habercisi” idi. MuhamOrta Doðuda baþlayan Fransýz-Ýngiliz sömürgeci çekiþmesinde, med Arap halkýna kendi dilinden ve soyundan hiç peygamber gönderilFransa Mehmet Ali’nin kiþiliðinde burjuva devrimlerinin rüzgarýný mediðini vurguluyordu. Ýlk peygamber olan Ademden beri, tanrý her halestirirken, Ýngiliz sömürgeciliði Ýslam radikalizminin sýrtýný sývazlýyorka nasýl yaþamalarý gerektiðini anlatan tebliðciler (peygamberler) gönddu. Bu rekabette Ýngilizler üstün gelecek, Ýslam radikalizmi her türden ermiþti. demokratik, ulusalcý hareketin bastýrýlmasýnda en etkili güç olacaktý. Ýlahi düzene içgüdüsel olarak uyan ve bu nedenle doðal Müslümanlar Aslýnda asýl amaç sömürge yönetimlerinin pekiþtirilmesiydi. Bunu olarak kabul edilen hayvanlardan farklý olarak insanlar, kendi iradeleri haklý kýlacak bilimsel(!) teoriler de üretmekten geri durmuyorlardý. Doðu ile yoldan çýkabilirlerdi. Tanrýnýn temel yasalarý yadsýnarak, yada göz toplumlarýnýn, özellikle de Ýslam topluluklarýnýn geri, geliþmeye karþý ardý edilerek pek çok uygarlýk yok olmuþtu. Adem, Nuh, Musa, Ýsa ve olduklarýna kendilerini de inandýrmak yanýnda, sömürge halklarýný baþkalarý bu insanlara yol göstermek için gönderilmiþler ve tümü de ayný aþaðýlýlýk duygusu altýnda tutabilmenin de yoluydu. Örneðin ünlü Fransýz gerçekleri yinelemiþlerdir. Muhammed’in yaptýðý da farklý bir þey filolog Ernest Renan (1823-92), Ýbranice ve Arapça gibi semitik dillerin deðildir. O nedenle, geriye, Muhammed’in dönemine bakmak gerekir, çürümüþlüðünü ve geliþmeyi dizginleyen bir örnek oluþturduklarýný geleceðe deðil. Gelecekte yeni bir þey yoktur. Geçmiþin bilinenleri yinesavunuyordu. Bu diller, ‘Aryan’ dil sisteminin yapýsýnda var olan ilerci, lenerek, ezberlenerek doðru yoldan ilerlemek olanaklýdýr. Emeviler de geliþmeci niteliklerden yoksun olduklarý için, kendilerini yeniden üreteAbbasiler de þeriatýn gösterdiði yoldan saptýklarý için yýkýlmýþlardýr. mezler. Ayný þekilde, semitik ýrktan gelenler, gerçek bir sanat, ticaret, ya Moðollar Tanrýnýn bir cezasý olarak Müslümanlara gönderilmiþlerdi. da. uygarlýk üretememiþlerdir. Özellikle de Ýslam modernite ile baðdaþaNe var ki geniþ bir coðrafyada deðiþik din, mezhep, inanç ve kavmin mamýþtýr. Bunun kanýtý da, Ýslam ülkelerinin gözle görülür gerilikleri, yaþadýðý koþullar yeni yasalarý, yeni uygulamalarý zorunlu kýlýyordu. Ku-

Sn. Erdoðdu’nun bu çalýþmasýnýn ilk iki bölümü, dergimizin 10. ve 11. sayýlarýnda yayýnlanmýþtýr.

Liderlik dersimi haksýzlýða uðrayan ve haksýzlýða uðradýðý için sevilen Ýmam Hüseyin’den öðrendim.

K

12

Sayý 12


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 13

¸ E SERÇESM

yönetimlerinin çöküþ içerisinde olmasý ve Müslüman olanlarýn “entelektüel boþluðu”dur. Afrika halklarý gibi, Ýslam dünyasýnýn halklarý da bilimsel rasyonalizmi kavrayabilme yeteneðinden yoksundur, bu güne kadar tek bir yeni düþünce üretme gücüne sahip olmuþ deðillerdir. Avrupa bilimi yaygýnlaþtýkça, Ýslam giderek yok olacak ve yakýn bir gelecekte varlýðýný koruyamayacaktýr.2 1875’te Ýngilizler Süveyþ’i satmaya zorlamýþlar ve 1876’da Avrupalý paydaþlar Mýsýr ekonomisini tamamen denetim altýna almýþlardý. Osmanlý Sultaný ile el altýnda anlaþan Ýngilizler, 1882’de Ýskenderiye’ye saldýrdýlar ve Mýsýrý iþgal ettiler. Mýsýr artýk Ýngiliz sömürge komiserleri tarafýndan yönetiliyordu. Lord Cromer Mýsýrlýlarýn geriliðinin kalýtsal olduðu, onlarýn iyiliði için sömürgeleþmeleri gerektiðini savunuyordu. Avrupa ‘ilerlemenin’ öncüsü olmalýydý. O nedenle, her yerli yöneticinin yanýna bir “danýþman” vererek, onlarýn “akýlcý”, “modern”, “etkin” yönetimlerini gerçekleþtiriyorlardý. Çünkü doðulu “mantýksýz”, “güvenilmez”, “çürümüþtür”. “Ýslam toplumsal bir sistem olarak, tam bir baþarýsýzlýktýr, geliþmeye ve deðiþmeye elveriþli deðildir.”iii O nedenle, Ýslam’ý da terbiye etmek, denetim altýna almak gerekiyordu. Yoksa Napolyon’la baþlayan ulusalcý kýpýrdanýþlar, kolayca anti-sömürgeciliðe dönüþebilirdi. Gerçekten de 1881’de Mýsýrlý subaylarýn Ahmet bey Uribi önderliðindeki ayaklanmalarý Ýngilizler tarafýndan güçlükle bastýrýlabilmiþti. “Özgürlük”, “ulusalcýlýk”, “modernlik” gibi Napolyon icadý kavramlar, Mehmet Ali’den beri, eðitim üzerinde, yasalar üzerinde, ekonomi üzerinde, Tanrýnýn etkisini azaltmýþtýr. Özellikle ulusalcýlýk ve laiklik, Yahudi ve Hýristiyanlarýn Ýslam’ý yok etmek için Ýslam dünyasýna atýlan nifak tohumlarýdýr. Ýþte tam da bu nedenle Atatürk, Ýslam radikalizminin baðýþlanamaz baþ düþmaný olagelmiþtir.

A-Radikal Ýslam Tek Cinsiyetliliktir Ýslam kural ve geleneklerine göre, legal ve dinsel olanaklardan yararlanamayan üç grup vardýr: köleler, gavurlar ve kadýnlar. Kölelerin özgür olma ve Ýslam’ýn eþitlikçi ilkelerinden yararlanma olanaðý vardýr. Aslýnda Ýslam’da kölelik yaygýn bir kavram da deðildir. Köleler ev iþlerinde çalýþan, kadýnlar gibi, evin beyine baðýmlý kimselerdir. Gavurlar, yani Müslüman olmayanlar da, Müslüman olmayý seçtiklerinde, bu haklardan yararlanma olanaklarý vardýr. Öte yandan, Ýslam dünyasýndaki gayri müslümlerin haklarý Batý Hýristiyan dünyasýnýn baskýsýyla iyileþtirilmiþtir. Bu haklardan hiçbir zaman yararlanamayacak olan grup kadýnlardýr. 1899’da Kasým Amin (1865-1908) Tahrir al-Mara “Kadýnýn Kurtuluþu” kitabýnda, özellikle de türban yoluyla kadýnýn aþaðýlanmýþ olmasýnýn Mýsýrýn geri kalýþýnýn esas nedeni olduðunu savunmasý, örtünmenin “kadýnla onun yükselmesi arasýnda ve bu nedenle de ulusla, ilerlemesi arasýnda aþýlmaz bir duvar ördüðü”iv yolundaki görüþleri, Ýslamcýlar arasýnda büyük tepkilere neden olmuþtu. Ayný dönemde Mýsýr Müftüsü olan ünlü reformcu Muhammet Abdu, Kuran’ýn, Tanrý önünde kadýn ve erkeðin eþit olduðunu söylediðini, çok evlilik ve boþanmanýn Ýslam’ýn esasý olmadýðý, bu kurallarýn deðiþebileceði ve deðiþtirilmesi gerektiðini söylemiþtir. Aslýnda, örtünme Ýslam’ýn ne temel ilkesi, ne de Ýslam’dan kaynaklanan bir uygulamadýr. Peygamber’in ölümünden birkaç kuþak sonra, Müslümanlar Bizans Hýristiyanlarý ile Zerdüþt inancýndaki kadýnlarýn geleneðini almýþlardý. Ama buralarda örtünme, üst tabakadan olanlarýn bir statü simgesiydi. Böylece örtünme, modernleþme ile kadýnýn aþaðýlanmasýnýn, bir baþka anlatýmla, Ýslamcý tutuculukla, kadýn düþmanlýðýnýn simgesi haline geliyordu. Daha sonralarý ise, örtünme, Müslüman Kardeþler’in siyasal üniformasýna dönüþmüþtür. Albert Kinross þunlarý yazmýþtý: “Bütün bir cinsin kiþisel varlýðýný yok sayan bir dinin, faizi yasaklayan ve bu nedenle de, yandaþlarýný iyi ve kötü yanlarýyla, modern uygarlýðýn temeli olan bütün bir borçlanma ve kredi sisteminin dýþýnda tutan bir dinin, inanmayanlarýn öldürülmesi ve soyulmasýný hoþ görmek gibi ayrýcalýklarla dolu bir dinin yer yüzünün karanlýk yerleri dýþýnda yaþayabileceðini beklemek pek olanaklý deðildir...ne yazýk ki,

Temmuz 2005

dünyanýn gereksediði Mýsýrýn pamuðu, Filistin’in yulafý, ipek ve baharat, petrol ve madenler, meyve ve tütün, bütün öteki ürün ve hammaddeler , Tanrý tarafýndan Peygamberin izleyicilerinin ellerindeki topraklara verilmiþtir.”5 “Geriliklerinin kalýtsal” olduðu söylenen Mýsýrlýlar, uygarlýðýn tohumlarýný atanlardýr. Piramitlerin gölgesinde bu yargýlara varabilmek için, insanýn sömürge valisi olmasý gerekiyor. Yunan, Pers, Roma, Arap ve Türkler Mýsýrý kýlýç zoruyla elde tutabilmiþlerdi. Mýsýr iki bin yýldan fazla bir süre Mýsýrlý olmayanlar tarafýndan yönetilmiþti. Þimdi artýk Ýngiliz sömürgenlerin denetiminde, Mýsýrlýlar tarafýndan yönetilecekti. Ama günümüze kadar, hiçbir yönetici hala seçimle yönetime gelmiþ deðildir. On dokuzuncu yüzyýl Oryantalistlerinden William Muir “Kuranýn içeriði uygarlýðýn, özgürlüðün ve gerçeðin bu güne kadar bilinen en inatçý düþmanýdýr” demektedir. Kuþkusuz, daha insaflý sömürge memurlarý da var. Yirminci yüz yýl baþlarýnda bölgede görev yapan Albert Kinross Yunan ve Roma uygarlýðýnýn Batý tarafýndan keþfedilmesinin Arap fetihleri sayesinde olduðunu söylüyor ve þöyle devan ediyor: “Eðer Ýslam fetihleri olmasaydý, matbaa, Rönesans, Amerika olmayacaktý. Batý Yarýmküresi hala keþfedilmemiþ olacaktý.”6 Batý tehdidi karþýsýnda Ýslamcý yaklaþýmý bir tepki olarak geliþtiren ilk insan Cemalettin Afgani (1838-1896) oldu. Afgani Batý düþüncesini tümden yadsýmýyordu. Ancak çaðdaþ bir yaklaþýmýn Ýslam dünyasýný kabulü Ýslam’ýn bütünlüðünün saðlanmasý ile mümkün olacaktý. Afgani pan-Ýslamizmi savunuyordu. Ona göre toplum, Ýslam gerçeðine döndüðünde kendini yenileyebilirdi. Kuranýn ilkeleri zamanýn sorunlarýna göre yeniden yorumlanmalýydý. Eðer bu yapýlamaz ise toplum taklitçilikten öteye geçemeyecek, hiçbir sorunu çözemeyecekti. Taklit, Ýslam toplumunu çürütecekti. Avrupalýlara öykünerek Avrupalý olunamazdý. Ýyi bir Müslüman olmadýkça, çaðýn deðiþimlerine uymak olanaksýzdý. Aslýnda Avrupalýlarda gerçek Hýristiyanlýktan vazgeçerek modernleþmiþlerdi. Oysa Müslümanlar gerçek Müslüman olmadýklarý için zayýf kalmýþlardý. Celalettin bir Þii olmasýna karþýn, kendini Sünni olarak sunmuþ ve Avrupa emperyalizmine karþý Müslümanlarýn Ýslam bayraðý altýnda birleþmesini savunmuþtu. Batýnýn bilim ve teknolojisi alýnarak Ýslam’a geri dönülmeliydi. Muhammed’in ve Kuranýn bütün bilimsel düþünceleri kapsadýðýna inanýyordu. Afgani Ýslam’ýn kurtuluþunun Müslümanlarýn politikaya katýlmasýyla mümkün olacaðýný savunuyordu. 1879’da Mýsýrdan 1891’de Ýran’dan kovuldu. Ýstanbul’da da kontrol altýnda idi. 1896’da öðrencilerinden biri Nasrettin Þahý öldürünce Afgani’den kuþkular daha da arttý. Sorbon’da ders veren Ernest Renan Ýslam’ýn çaðdaþ uygarlýða uymadýðýný bu nedenle Ýslamiyet’in kýsa sürede yok olup gideceðini savunuyordu. Afgani Ýslam’ýn ancak Müslümanlarýn birleþmemeleri halinde Avrupa emperyalizminin Ýslam’ýn sonunu getireceðini öne sürüyordu. Afgani Mýsýrda iken ülkenin koþullarýna yabancý idi. Onun izleyicisi Muhammed Abdü, Mehmet Ali’nin reformlarýný desteklemekle birlikte Ýngiliz iþgalinin laikleþmeyi arttýracaðý korkusunu taþýyordu. Ama Ýslam’ýn kendini terk etmeden Avrupa düþüncelerini ve bilimini kendine uydurabileceðine inanýyordu. Abdü’nün bu düþüncelerine sonunda laikleþmeye gideceði gerekçesiyle karþý çýkanlar vardý. Hasan El Banna’nýn kurduðu Müslüman Kardeþler buna karþý çýkanlarýn baþýný çekiyordu. Cemalettin Afgani pan-Ýslamcýlýkla modern liberal anlayýþý birleþtirmeye çalýþan ilk Ýslam ideologu olmuþtur. Batý bilim ve teknolojisinin Avrupa güçlerine ve sömürüsüne karþý çýkacak bir halife yönetiminde güçlü bir Ýslam imparatorluðu oluþturulmasý tezini savunuyordu. Afgani Kahire’ye gitti ve El Ezher’de ders, Ýstanbul’da Ayasofya’da vaazlar verdi. Ernest Renan Ýslamiyet’in bilime karþý olduðunu savunurken Afgani buna þiddetle karþý çýktý. Afgani 1892’de Londra’da bulunduðu sýrada Osmanlýnýn Londra Elçisi tarafýndan Abdülhamit adýna Ýstanbul’a davet edildi. Abdülhamit onu pan-Ýslamizm için kullanmak istiyordu. Abdülhamit’in onu zehirleterek öldürttüðü iddia edilmektedir. Devamý 14, Sayfada

13


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 14

¸ E SERÇESM

Baþtarafý 13. Sayfada)

Reformculuðun Doðuþu ve Laikliðin Kaynaðý Bölüm - III B-Ýslam Reformcularý (Radikaller) Geniþ ve güçlü imparatorluklar bir dinin temelinde kurulmuþtur. Ýbn Haldun Mukaddime

BÝR KÝTAP

Çaðdaþ Türk Romaný ve Öyküsünde Aleviler Ýlhan Cem Erseven ISNB 975-335-052-X / 15x23 cm / 328 Sayfa Anadolu’nun Türkleþmesiyle birlikte güçlü bir akým haline gelen Ýslâmlaþma süreci Osmanlý Devleti zamanýnda da sürmüþ ve bu sürede Aleviler, çeþitli baskýlara ve katliamlara uðramýþtýr. Devletin þeyhülislâmlarý ve kadýlarý tarafýndan verilen ölüm fermanlarý ve asýlsýz fetvalarla yaþamlarý zehir edilmiþtir. Ayný düþünce günümüzde de devam etmektedir. Sünni ideolojiyi devletin resmi ideolojisi haline getirmek isteyen kimi siyasetçiler ve iþbirlikçileri, yakýn tarihimizde görüldüðü gibi Kahraman Maraþ, Çorum, Sivas-Madýmak, Ýstanbul-Gazi olaylarý gibi olaylar yaratarak Alevilerle Sünnileri karþý karþýya getirmeye çalýþmýþlar ve yer yer baþarýlý da olmuþlardýr. Ýþte tüm bu olgular ve gerçekler, araþtýrmacýlar, tarihçiler ve bilim adamlarý tarafýndan deðerlendirilip belgelendirilirken öte yandan Ýslâm tarihi çerçevesinde öðrendiðimiz birçok olaylar ve bunlarýn sosyo-kültürel yansýmalarý, kaçýnýlmaz olarak roman ve öykülerimize de girmiþtir. Öte yandan Alevi ve Sünni kavgasýnýn tarihsel ve dinsel kökenlerini bazý yazarlarýmýz Dersim olaylarý çerçevesinde arka planda Alevilik ve Aleviliðin günlük yaþamdaki motiflerini sergiler. Kitabýmýz için deðerlendirmeye aldýðýmýz tüm yapýtlarda, Alevi ve Bektaþi kültürü ve günümüzde de devam eden sorunlarýyla ilgili tüm konulara yer verildiðini ve bunlarýn da gerçeðe yakýn ve yalýn biçimde iþlendiðini görürüz. Okurlarýmýzýn Aleviler ve Alevilik-Bektaþilik konusunda daha iyi bilgilenmeleri ve yazarlarýn, konuya nasýl yaklaþtýklarýný rahat görebilmeleri için kitabýn sonuna Alevilik ve Bektaþilikle ilgili günümüzde çok tartýþýlan ve bilinen konular üzerinde ayrý bir deðerlendirme yaptým. Böylece yazarlarýmýzýn belirlediðimiz konulardaki yaklaþýmýný ve bu yaklaþýmýnýn yapýtlarýna nasýl yansýdýðýný ortaya koymak istedim...

14

Altýn Çaða dönüþ bir özlem olmaktan öteye gidemiyordu. Üstelik bu çaða dönülmesi yolunda oluþan hareketler de pek hoþ karþýlanmamýþtý. Örneðin Þamlý Ahmet Ýbn Taymiyyah (1263-1328) Moðol istilasýný yaþamýþ biri olarak Ýslam’ýn yeniden toparlanmasý için yeni yorumlarýn gerekli olduðunu savunmuþtu. Mevcut bunalýmý aþmanýn yolunun Kurana ve Muhammed’in sünnetine dönülmesiyle gerçekleþeceðini öne sürüyordu. O zamana dek oluþan felsefi ve fýkýh yorumlarýnýn terk edilmesini zorunluluðuna inanýyordu. Ona göre devlet ve yönetim, dinin en önemli gereksinimidir. Onlarsýz din varlýðýný sürdüremez, bu nedenle yönetimi elde tutmak dinsel bir görevdir. Bu görüþler mevcut düzeni sarsacak görüþler olarak algýlanmýþ ve Taymiyyah ömrünü hapishanede tamamlamýþtýr. Hapishanede kaðýt ve kalem verilmesi yasaklanmýþtýr. Ýslam’da baðýmsýz siyasal kavramlar oluþmamýþtýr. Devlet, hükümet, yönetim anlayýþlarý dinsel alanýn sýnýrlarý içerisinde algýlana gelmiþtir. Müslüman olan, yani Tanrýya ve onun tebliðcisi olan Muhammed’e inanan her kimse dine olan inancýnýn ortaklýðý içerisindedir. Akrabalýk, dil, ýrk gibi olgular Ýslam toplumunun mensubu olmanýn koþulu sayýlmamýþtýr. Þeria, bireye birey olarak bakmaktan çok, onun Tanrýyla olan iliþkilerini ve din kardeþliði iliþkilerini düzenler. Þeria düþünürlerinin gözünde devletin görevi, iman ve inancý savunmak, Tanrýnýn buyruklarýný uygulamak ve kalýcý kýlmaktýr. Onlara göre devletin bireye bakýþý vergi veren ve buyruklarý yerine getiren itaatkar kullar olmanýn ötesinde deðildir. Vahabi mezhebinin teolojik babasý Ýbn Taymiyah, devlet ve iktidarýn dinin en önemli gereksinimi olduðunu savunmuþtur. Devlet ve iktidar olmaksýzýn dinin varlýðýný sürdürmesi mümkün deðildir. O nedenle yönetimin her yanýyla elde tutulmasý dinsel bir zorunluluktur. Ýslam bireysel bir inanç biçimi deðil, iki dünyayý (bu dünya ve öteki dünyayý) birleþtiren bir yaþam biçimi olduðu, Ortodoks Ýslam’ýn temel yaklaþýmýdýr. Ýbn Haldun (ö. 1406), Gazali (10581111) gibi düþünürler “din ve iktidar ikiz kardeþtir”, “din devletin temeli, iktidar ise onun koruyucusudur” demektedirler. Ýbn Haldun bu anlayýþýný þöyle özetlemektedir: “Yalnýzca bu dünya insanýn amacý deðildir, çünkü bu dünya faydasýz ve boþtur, sonunun ölüm ve yok oluþ olduðunu görerek, insanýn amacý, onu yerin ve göðün sahibi tanrýya götürecek, öteki dünyada mutluluðu oluþturacak olan dindir. ...yasa yapýcýsýnýn amacý öteki dünyada insanýn iyiliðidir, dinsel yasalara uygun olarak insanlarýn, bu dünyadaki ve öteki dünyadaki yaþamlarýna iliþkin þeriatýn buyruklarýna göre, onlarý bir araya getirmektir; bu yetki yasa koyucularýn, peygamberlerin, onlarýn halifelerinin elindedir”. Görüldüðü gibi devletin ve iktidarýn Ýslamlaþtýrýlmasý, Ortodoks Ýslam anlayýþýnýn vazgeçilmez hedefi olagelmiþtir. Ancak, deðiþen nesnel koþullarda bu amaç yalnýzca “Altýn Çað” bir özlem duymaktan öteye geçememiþtir. Gerçek uygulamada devletin Ýslamlaþtýrýlmasý hayata geçirilememiþ, Ýslamýn devletleþtirilmesi, günümüze kadar uzanan Ýslam radikalizminin temel amacý olmuþtur. Bir baþka anlatýmla, Ýslam, amaç olmak yerine, iktidarýn ele geçirilmesi ve sürdürülmesinde egemen güçlerin bir aracý olarak kullanýlmýþtýr. Ýslam,siyasal mücadelenin ideolojik aracý olmuþtur. Gerçekten de Ýbn Kutb, Hasan el Bana, Mahdudi vb gibi radikal Ýslamcýlar, burjuva ideolojisinin kapitalist düzenin de , sosyalist ideolojinin komünist düzeninin de yok olacaðýný, Ýslam’ýn düzeninin dünyaya egemen olacaðýný savunmuþtur. Özetlemek gerekirse, siyasal olarak Ýslam toplumunun yada devletinin belirleyici özelliði, tek baþkanýn Tanrý, yasasýnýn ve anayasasýnýn Kuranýn sözleri olmasýdýr. Toplum bunun dýþýnda kendi yasasýný yaratamaz o nedenle de devletin iþlevi, biçimi ve anayasasý ebedidir, yere ve zamana göre deðiþtirilemez. Þeria, Tanrý emirlerinin bütünlüðüdür. Devletin görevi imaný ve inancý savunmak, Tanrý buyruklarýný uygulamak ve bu buyruklarý kalýcý kýlmaktýr. Günümüz Ýslam radikalizminin ilk yorumcusu olarak Taymiyah’dan ancak dört yüz yýl sonra onun fikirleri aðýrlýk kazanýr olmuþtur. En büyük izleyicisi ise Muhammed Ýbn Abdul Vahap (1703-1792) olmuþtur. Osmanlýlardan koparak Arabistan’da Ýran Körfezi bölgesinde kendi yönetimini kuran Abdul-Vahap mistisizmi, orta çað hukukunu ve felsefesini reddetmiþ, Kuran ve peygamberin sünnetine dönmüþtü. Osmanlý sultanlarýnýn sapkýn olduklarýný, onlara biat etmenin ve inanmanýn dine aykýrý olduðunu ilan etti. Kendi adý ile anýlan Vahabilik, son derece kýyýcý, saldýrgan ve kan dökücü bir mezhep olarak Suudi Arabistan krallýðýnýn çekirdeðini oluþturacaktý. „

KAYNAK 1 Fuat Köprülü, “Bizans’ýn Osmanlý Müesseselerine Te’siri”, Türkiye Hukuk ve Ýktisat Tarihi Mecmuasý, c. I, s. 167. 2 Karen Armstrong, The Battle for God, s. 159. 3 Age, s. 161. 4 Armstrong, s. 164. 5 Kirnoss, 1920, Atlantic Monthly. 6 Albert Kirnoss, 1920, November Atlantic Montly.

Sayý 12


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 15

¸ E SERÇESM

CHP ISTANBUL MILLETVEKILI ALÝ RIZA GÜLÇIÇEK’ÝN SÝVAK KATLÝAMININ 12. YILDÖNÜMÜ NEDENÝYLE 29 HAZÝRAN’DA TBMM GENEL KURULU’NDA YAPTIÐI GÜNDEM DIÞI KONUÞMA

Sivas, Madýmaðý ile Ünlüdür, Ancak Madýmak Kana Bulandý Sayýn Baþkan Deðerli Milletvekilleri, ... Ýnsanlarýn farklý düþünce, inanç ve kültürlerinden dolayý yakýlmasý, “baþka” görülmesi, ayrýmcýlýk yapýlmasý, insanlýk suçu ve ayýbýdýr. Bu suç, bundan 12 yýl önce 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta iþlendi. 2 Temmuz zihinlerimizde, gönüllerimizde kalýcý yaralar açmýþtýr. 2 Temmuz 1993’te Sivas’a bir kültür þöleni için giden otuz beþ aydýnýmýz, yazarýmýz, sanatçýmýz, barýþa semah dönen gençlerimiz, her þeyden önemlisi insanlarýmýz Sivas Madýmak otelinde yakýldý. Bu insanlarýmýz Sivas’a barýþ ve kardeþlik içinde baðlamalarýný çalmaya ve semahlarýný dönmeye gitmiþlerdi. Bu katliam sadece otuz beþ insanýmýzýn katledilmesi deðildi, ayný zamanda Cumhuriyete bir baþkaldýrýydý. Sivas’ta bu vahþetin yaþanmasýnýn suçlularýnýn bir çoðu halen yurtdýþýnda yasamaktadýr. Hükümet, yurtdýþýnda yasayan bu sanýklarýn en kýsa zamanda Türkiye’ye getirilmesi konusunda gerekli giriþimlerde bulunmalý ve sanýklarýn Türkiye’ye getirilmesi saðlanmalýdýr. Kýsa bir süre önce genel baþkanýmýz sayýn Deniz Baykal’ýn giriþimiyle güvenlik güçlerimizin titiz çalýþmasýyla, on iki yýldýr aranan idama mahkum iki sanýðýn Sivas’ta yakalanmasý sevindirici olmuþtur. ... Sivas, cumhuriyetin temelinin atýldýðý 4 Eylül ile ünlüdür. Sivas, Sivas valisi Hýzýr pasa tarafýndan Osmanlý’ya baþkaldýrdýðý için idam edilen Pir Sultan’ý ile ünlüdür. Sivas, ozanlarý ile ünlüdür. Elbette ki “benim sadýk yarým kara topraktýr” diyen Âþýk Veysel’i ile ünlüdür. Sivas, madýmaðý ile ünlüdür. Ancak, Sivas’ýn üzerine kara leke düþtü ve madýmak kana bulandý. Sivas’ta bin yýldýr Alevisýyle, Sünnisýyle birlikte uyum içerisinde, dostça, barýþ içerisinde yaþanmýþtýr. Din adýna bu katliamý gerçekleþtirenler, barýþa, dostluða gölge düþürmüþlerdir. Elbette ki bu olaydan tüm Sivaslýlarý sorumlu tutmak doðru deðildir. Bütün acýlara raðmen Alevi inancýna mensup yurttaþlarýmýz geçmiþte olduðu gibi bu dönemde provokasyonlara gelmedi ve gelmeyecektir. Herkesin inancýna, kimliðine, etnik kökenine saygýlý ve 72 millete ayný nazarda bakan Alevi toplumu bu ülkede yasamakta, üzerlerine düsen her görevi yerine getirmekte, ülkesine, cumhuriyete, Atatürk’e, laikliðe baðlý, demokrasiye, hukuka ve insan haklarýna saygýlý insanlardýr. Elbette ki ayný duyarlýlýk ve hoþgörüyü baþkalarýndan beklemek, hele hele devletten beklemek Alevilerin de hakkýdýr diye düþünüyorum. Hepimiz bu olaydan dersler çýkarmak zorundayýz. Sivas’ý eski konumuna kavuþturmak, yaþanabilir, çaðdaþ demokrat bir kent yapmak için hepimize görev düþmektedir. Ýç barýþýmýzý korumak için birbirimize tahammül etmek, saygý göstermek zorundayýz. Otuz beþ aydýnýmýzýn, yazarýmýzýn, sanatçýmýzýn bütün dünyanýn gözü önünde yakýldýðý Madýmak Oteli, ne yazýk ki tekrar otel ve lokanta

olarak faaliyete geçmiþtir. Ýnsanlarýn yakýldýðý Madýmak Oteli’nin et lokantasý olarak kullanýlmasý utanç verici bir tablodur. Bunu kabul etmek mümkün deðildir. Soruyorum size; hangi vicdan sahibi bir insan bu lokantada gönül rahatlýðýyla yemek yiyerek kendisini rahat hisseder. 29 Mayýs 1993 tarihinde Almanya’nýn Solýngen kentinde yaþanan vahþet sonrasý bu vahþetin yaþandýðý yer müze haline getirildi. Solýngen katliamýnýn bir daha yaþanmamasý için okullarda ders olarak çocuklara anlatýlýyor. 29 Mayýs 1993 Solýngen Katliamý ile 2 Temmuz Sivas Katliamý arasýnda bir kaç haftalýk fark var. Orasý bugün müze haline getirildi. Orada cumhurbaþkaný düzeyinde her yýl anma programlarý düzenlenmektedir. 29 Mayýs 2005 tarihinde Solýngen’de düzenlenen anma programýna Genel Baþkanýmýz sayýn Deniz Baykal ve Devlet Bakaný sayýn Mehmet Aydýn katýlmýþlardýr. Genel baþkanýmýz sayýn Deniz Baykal tarafýndan bu müzenin oluþmasýna katký saðlayan Federal Almanya eski cumhurbaþkaný Rau’ya barýþ ve dostluk ödülü takdim edilmiþtir. Madýmak Oteli’nin Solýngen’de olduðu gibi, bu utançtan bir an önce kurtulmak için, barýþ ve kardeþlik adýna kültür ve sanat müzesi yapýlmasý çok yararlý olacaktýr. Böyle bir giriþim insanlarýmýzý birbiriyle kucaklaþtýrýr. Sivas’ý tekrar eski konumuna kavuþturur. Farklý kültürleri, inançlarý, farklý kimlikleri daha da birbirine yakýnlaþtýrýr. Devlet, Sivas olaylarýnda ne tarafta olduðunu açýklýða kavuþturmalýdýr. Hükümet veya hükümetler neyin tarafý olduðunu açýklamalýdýr. Sivas’ta yananlarýn yanýnda mý yoksa yakanlarýn yanýnda mýyýz ? Teröre ve þiddete dayalý eylemler karþýsýnda orta bir yol yoktur. Ya tarafsýnýzdýr ya da karsýsýndasýnýzdýr. Bu olaylarýn bir daha yaþanmamasý için, gerçekle yüzleþmek ve insanlýk suçlarýný birlikte mahkum etmek, farklý kültürleri, inançlarý, kimlikleri daha da yakýnlaþtýrmak için; Madýmak Oteli’nin, barýþ ve kardeþlik adýna, kültür ve sanat müzesi yapýlmasý için sayýn Baþbakaný, sayýn Bakanlarý, sayýn AKP Grup Baskanvekillerini ve grubunu, Sivaslý ve Sivas’ýn deðerli milletvekillerini, Sivas’ýn üzerindeki bu kara lekeyi birlikte kaldýrýp, birlikte çözmek için katký saðlamaya ve desteklemeye çaðýrýyor, sizleri vicdanlarýnýzla baþ basa býrakýyorum. Ayrýca, hükümet tarafýndan, Alevi yurttaþlarýmýzýn talebi olan cemevlerinin ibadet yeri olarak kabul edilmesi ve zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin zorunlu ders olarak okutulmasýnýn müfredattan kaldýrýlmasýnýn doðru olacaðýna inanýyorum. 2 Temmuz Sivas olaylarýnda can verip, gelecek nesillere tarihi bir mesaj iletme görevi ve onurunu üstlenmiþ olan sevgili þehitlerimizi bir kez daha rahmetle anýyorum. Ülkemizde Sivas olaylarýnýn ve benzerlerinin bir daha yaþanmamasý dileðiyle yüce meclisi saygýyla selamlýyorum.

Radyo Barýþ’ýn düzenlediði geleneksel “Barýþa Semah Dönenler” etkinliklerinin dördüncüsü 12 Haziran’da Ali Sami Yen Stadyumu’nda yapýldý. Çok sayýda halk ozanýmýz ve sanatçýlarýmýzýn katýldýðý etkinlikte Onur Ödülü deðerli halk ozanýmýz Feyzullah Çýnar’a verildi. Ödül plaketini babasý adýna alan Hüsniye Çýnar teþekkür konuþmasýnda þöyle dedi:

su’larla birlikte baþlattýðý tanýtým,bugün on bin, on beþ bin kiþilik kapalý spor salonlarýnda, kýrk bin kiþilik stadyumlarda, bin baðlama, bin bir semahla devam ediyor. Aleviyim demeye korkan toplum, kabuðunu kýrýp baðlama eþliðinde deyiþler okuyup, semahlar dönerek özgürce ve yüreklice ben Aleviyim-Bektaþiyim diyor.

“O, Pir Sultan aþýðýydý. Hiçbir zaman Pir’ine ihanet etmedi. Pir’in zalime karþý baþ kaldýran, mazlumun yanýnda olan kiþiliðini kendi yaþamýnda devam ettirdi. Yaþamý boyunca Pir Sultan Abdalca yaþadý. Bütün baský, iþkence, yýldýrmalara ve yoksulluklara karþý 1960’larda baþlattýðý Alevi-Bektaþi kültürünü ve müziðini dünyaya halklarýna tanýtma çabasý artýk bir baþka aþamaya taþýndý. ... Tek saz ve tek sesle, üç yüz, beþ yüz kiþilik sinema salonlarýnda Mahsuni, Nesimi, Akar-

Babam bunlarýn geleceðini önceden görmüþtü. Çektiði onca sýkýntýnýn, verdiði mücadelenin boþa gitmeyeceðini biliyordu. Evet benim babam bize, toplumun aydýnlanmasýna ve davasýna sahip çýktýðý için açlýðý, yoksulluðu, sefaleti, daha da zor olaný, babasýzlýðý yaþattý. Ama bize çok önemli bir þey daha býraktý: Onurlu olmayý, mazlumun yanýnda yer almayý, zalimin karþýsýna dikilmeyi öðretti ... Hepinize aþk-ý niyazlarýmý sunuyorum...” „

Temmuz 2005

15


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 16

¸ E SERÇESM

PARÝS ALEVÝ KÜLTÜR MERKEZÝ - PANEL / GÜNÜMÜZDE ALEVÝLÝK / PANEL - PARÝS ALEVÝ KÜLTÜR MERKEZÝ

Günümüzde Alevilik Paneli Kemal Canatar Paris Alevi Kültür Merkezi 11 Haziran 2005’te Avrupa Alevi Akademisi Baþkaný Mustafa Düzgün ile Alevi araþtýrmalarýnda kaynak kiþiler arsýndan araþtýrmacý Ýsmail Kaygusuz’un katýlýmýyla Günümüzde Alevilik baþlýklý bir panel gerçekleþtirdi. Panel, Paris Alevi Kültür Merkezi adýna Baþkaný Hüseyin Çiçek’in konuþmasý ile açýldý. Ardýndan söz alan Ýsmail Kaygusuz, Aleviliðin kökenleri ve geliþimi üzerine yapýlan tanýmlarýn tarihsel geliþimi ele alan ve bu tanýmlarýn eleþtirisini yapan bir sunum yaptý. Heterodoks Ýslam tarihinin resmi Ýslam tarihçileri tarafýndan yazýlmayan, görülmeyen tarihi üzerine aydýnlatýcý bu sunumdan sonra Mustafa Düzgün, Aleviliðin günümüzde yapýlan tanýmlarýnýn çoðunun maksatlý olduðunu vurguladý. Tanýmlarý yapan kiþi, grup ya da eðilimlerin, bu tanýmlarý Aleviliði kendi çýkarlarý etrafýnda toplamak amacýyla yaptýðýný belirtti. Ýkinci bölümde Ismail Kaygusuz, Aleviliðin ve Heterodoks Ýslamýn tarihi üzerine ayrýntýlý bir sunum yaptý. Tarih boyunca hangi coðrafya-

larda, hangi inanç yapýlarý altýnda yaþam bulan Heterodoks Ýslam topluluklarýnýn ne tür inançlarý olduðuna deðindi. Onlarýn siyasi ve günlük yaþam pratiklerini anlattý. Paris Alevi Kültür Merkezi, Alevilerin kimlik, tarih ve örgütlenme tartýþmalarýna teorik bir düzlem sunmayý amaçlamaktadýr. Daha önce yaþanmýþ pratiklerden yola çýkarak güncel sorunlara daha net yanýtlar aramaktadýr. Bilgilendirme amaçlý paneller düzenleme kararýnýn ilk adýmý, iki Alevi aydýnýn davet edildiði bu panelle gerçekleþtirmeye çalýþmýþtýr. Panelden sonra, gündelik hayatýný yaþayan Aleviler ve Alevi örgütlerinin tartýþýlan tarih ve kimlik gibi konulara uzak kaldýðýna deðinildi. Bu konularda bilgi ve birikim eksikliðinin giderilmesi, gelecek kuþaklara aktarýlmamasý için daha sýký örgütlenmek, aydýnlanmak ve aydýnlatmak gerekliliði belirtildi. Bu gerekliliðin, özellikle Avrupa’da yaþayan Aleviler için ne kadar güncel ve acil bir sorun olduðu vurgulandý. „

11 HAZÝRAN 2005 TARÝHÝNDE PARÝS ALEVÝ KÜLTÜR MERKEZÝ’NDE YAPILAN GÜNÜMÜZDE ALEVÝLÝK PANELÝNE SUNuþ

Alevilik Tanýmlamalarýna Toplu Bakýþ, Tarihsel Çýkýþ ve Bazý Özgün Kaynaklar Ýsmail Kaygusuz Ýki yýldýr Türkiye ve Avrupa’da Alevi-Bektaþi inanç toplumunun baþka sorunlarý yokmuþ gibi, baðlý bulunduðu inancýn, yani Aleviliðin tanýmýne olup ne olmadýðý üzerinde dar alandan baþlayarak geniþleyip görsel ve yazýlý büyük medyaya ulaþmýþ tartýþmalar yapýlmakta ve zýtlarýn yaklaþýmlarý sergilenmektedir. Bunlarý birkaç madde halinde þöyle özetleyebiliriz:

1. Türk-Ýslam Sentezci Resmi-Ýnkarcý Yaklaþýmlar: Türklerin eski din ve

inançsal geleneklerinin, ritüellerinin -özellikle Þamanizm- Ýslami cila altýnda uygulanmasýdýr Alevilik; Halk Ýslamý, Türk Ýslamý, Anadolu Ýslamý, hatta Türk Sünniliðidir. Aleviliðin Sünnilikten bir farký yoktur.

2. Milliyetçi Yaklaþýmlar: Alevilik Þamanizm’den çýkmýþ öz be öz Türk dinidir; Muhammed ve Ali Türk kökenlidir, hatta Ali ile Mete Haný eþleþtirecek kadar Türklere özgüdür Alevilik... Hayýr, hayýr Alevilik Mazda inancýdýr, yani Kürtlerin eski dini olan Zerdüþtlükten çýkmadýr; öz be öz Kürt dinidir Alevilik. Bir etnik kökene yamama giriþimleri. 3. Sünni Ýlahiyatçýlar (Teologlar) ve Diyanet Gözüyle Alevilik: Alevilik

mezhep deðil meþreptir. Cem dedikleri ibadet deðil, cümbüþtür ve cemevi de ibadet yeri deðil, cümbüþ evleridir. Þeriat Ýslamýn kendisidir; ben Müslümaným diyen camiye gelsin. (dolaylý olarak ‘Aleviliðin Ýslamla ilgisi yoktur’). Alevilik Hanefiliðin bir tarikatýdýr... Alevilik, Ýslam içinde kalan, kültürel öðelerin daha belirgin olduðu alt bir yorum ve anlayýþtýr; yani kültürdür, inanç deðildir… Durmadan deðiþtirdikleri yeni tanýmlamalarla Sünniliðe asimile etme çabasýný sürdürmektedir.

4. Ýran Þiilerinin Yaklaþýmý: Ýran Þiilerine gelince, kendi Þeriat inanç ve anlayýþlarýný misyonerlik tavrý içinde dayatma yoluyla Ali, Ehlibeyt ve Oniki Ýmam inancý ve sevgisi ortaklýðýný kullanarak ve çok sayýda yayýnladýklarý kitaplardaki Þii propagandasýyla Aleviliði tanýmlýyorlar.

16

Alevileri kýlýçtan geçiren Osmanlý ile Hacý Bektaþ Ýþbirliði yaptýðý yalanýný söyleyecek kadar ileri gittikleri halde, “þeriat da bizim tarikat da, asýl Müslüman biziz” diyen tutucu Alevilerden kolayca yandaþ bulmaktadýr. En büyük tehlike bu yaklaþýmdan gelmektedir.

5. Ýkinci Büyük Tehlike Sözde Marksist ya da Oportünist Yaklaþýmlar: Alevilik Ýslamýn dýþýndadýr; Orta Asya’dan ve Ýran’dan taþýnan Þamanist ve Zerdüþt inanç öðeleriyle, Antik Anadolu inançlarý sentezinden oluþmuþ Anadolu’ya özgü bir Türk-Kürt kültürel inanç sistemidir, tamamýyla kendine özgüdür. Daha çok kültürdür, inanç yönünü dýþarýdan içine girdiði Ýslamýn batýniliðini benimseyerek elde etmiþtir. Aleviliðin Ali’si, Muhammed’in amcasý oðlu ve damadý Ali bin Ebu Talib deðildir. Sonra Kýzýlbaþ ozanlarýn þiirlerinde geçen Muhammed, Ali, Ýslam dini, Cafer Sadýk mezhebi gibi söylemler birer takiyedir. Doðrusu ne Ýslam ne de Türk tarihini okuyup incelemek gereði duymuþtur. Zaten tarihsel ve yaþayan Aleviliði araþtýrmýþ olduklarý da kuþkulu. Ve dikkat edilirse yukarýdaki görüþlerin hepsinden bir þeyler alýnmýþtýr; Aleviliðe zýtlarýn yaklaþýmýnda oluþan bu birlikteliðe ne ad verilir acaba? Alevilik tanýmlarýnda yaratýlan bu kaostan nasýl bir siyasi yarar bekliyorlar anlaþýlýr gibi deðil. Ama açýk ve anlaþýlýr olan Alevi-Bektaþi toplumunun ve inancýmýzýn zarar gördüðüdür. 6. Ilýmlý, Dar Çerçeveli ve Siyaset Dýþý, Ama Uzlaþtýrmacý Yaklaþým: Yine de diðerlerine göre biraz daha olumlu bu yaklaþým Hollanda’da, Dedeler Divaný Vakfý tarafýndan düzenlenen 1. Dedeler Kurultayý’ndan çýktý: “Alevilik, Ýslamdýr. Hakk-Muhammed-Ali yolunun Kýrklar Meclisi’nde olgunlaþtýðý ve Oniki Ýmamlarla devam eden; Ýmam Cafer-i Sadýk’ýn akýl ölçüsünü rehber olarak alan, Horasan erenlerinin himmetleriyle Anadolu’ya gelen Hazret-i Pîr’le ve ulu ozanlarýmýzýn nefesleriyle hayat bulan inancýn adýdýr...”

Sayý 12


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 17

¸ E SERÇESM

PARÝS ALEVÝ KÜLTÜR MERKEZÝ - PANEL / GÜNÜMÜZDE ALEVÝLÝK / PANEL - PARÝS ALEVÝ KÜLTÜR MERKEZÝ

“Alevilik Ýslamdýr” cümlesi, çok yuvarlak ve “Ýslam dýþýdýr” diyenler hariç, her görüþün alýp kendi eðilimi çerçevesinde geniþletebileceði uzlaþtýrmacý bir vurgulamadýr. Kendilerinden olmadýðýmýz bilinenler de “Sünnilik, Ýslamdýr”, “Þiilik Ýslamdýr” demektedirler, daha doðrusu her biri “asýl Ýslamýn kendilerinin olduðunu” söylüyor. O zaman, Aleviliðin onlara benzemediðini, farklý olduðunu nasýl açýklayabilirsiniz? Oysa Alevilik Ýslamýn farklý algýlanmasýdýr. Sünnilik ve Þiilik de her biri baþlý baþýna Ýslamýn kendisi deðildir ve zahiri yorumlarýdýr. Heterodoks ya da batýni Ýslam olarak Alevilik de Ýmam Ali’ye baðlý, -ama sadece dýþ görünüþteki halifelik/ardýllýk davasý baðlamýnda deðil, o ilk Þia ayrýmýdýr- yani tanrýsal özün/nurun Ali bin Abu Talip’de gizli olduðu; Ali ve Ehlibeyt kutsallýðý temelinde ortaya çýkmýþ ve özde deðiþmeyen farklý ve ayrýntýlý batýni yorumlarla giderek birçok alt bölünmelerle günümüze ulaþmýþtýr. Tanýmdaki diðer cümleleri bu baðlamda deðerlendirince çok dar çerçeveli ve Anadolu’da yaþayan Aleviliðe özgü kalýyor ve ayrýca da son cümlenin, “Anadolu’da Hazreti Pir ve Horasan Erenlerinin himmetleriyle ve ulu ozanlarýmýzýn nefesleriyle hayat bulan inancýn adýdýr” olmasý gerekirdi.

Alevilik Ne Ýslamýn Dýþýndadýr, Ne de Ýslamýn Kendisidir Gerçekte güncel sorunumuz, 14 yüzyýldýr süregelmiþ Aleviliðin tanýmlanmasý tartýþmalarý olmamalýydý. Ýçinde bulunduðumuz sosyo-ekonomik ve siyasal koþullarda bilim ve iletiþim çaðýna uygun olarak inancýmýzý/Aleviliðimizi nasýl yaþayabileceðimize ve birliðimizi nasýl saðlayacaðýmýza kafa yormamýz gerekiyor. Ancak yukarýda görüldüðü gibi iç ve dýþ çevrelerden dayatýlan tanýmlamalar gösteriyor ki, bu tartýþmalar bir süre daha devam edecektir. Alevilik batýni Ýslam olarak, Tanrýyý insanda ve insaný Tanrýda görme, yani Tanrý-Ýnsan Birliði anlayýþý ve tapýnma ritüelleri baðlamýnda Sünni-Þii inancýna aykýrý gerçekliði ve onun dýþýnda olmasýyla kendine özgüdür. Aleviliði dolaylý ya da dolaysýz biçimlerde Ýslam dinini dýþýnda göstererek, özgün bir inanç söylemi dayatýlamaz. Onun özgünlüðü Batýni Ýslam oluþundan kaynaklanmakta; yani dogmatik þekilciliði, tarihsel baskýcýlýðý, baðnazlýðý, çaðdýþýlýðý ve cihad terörizmiyle Ýslam olarak tanýnan ve tanýtýlan Ortodoksizme aykýrýlýðýndan dolayýdýr. Sünnilik ve Þiilik tek baþlarýna Ýslam dini olmadýðý, Ýslamý temsil etmediði gibi, Alevilik de Ýslamýn kendisi deðildir. Alevi-Bektaþi toplumu, inancýný özgürce ve ayrýntýlý uygulamalarýyla yaþamak ve yüzyýllarýn baskýlarýnýn ve gizlenmelerinin acýsýný çýkarmak istiyorsa bu sosyo-psikolojik olgudur, uymak zorunluluðu vardýr; inancýna yeni yakýþtýrmalarla yaklaþamazsýnýz. Çünkü bu toplum, üçüncü halife döneminden itibaren Ali ve Ehlibeytin tanrýsal öz taþýdýðýna ve soylarýnýn kutsallýðýna inanarak, Ýslam dinini, batýni anlamda algýlamýþ. Ýslam tarihine birazcýk olsun kafa yormadan ve Sol siyaset kuramlarýný bile yanlýþ yorumlayarak, Alevi toplumuna “Siz Ýslam deðilsiniz, Ýslamýn dýþýnda kendine özgü bir inancýn mensubusunuz” demekle, onlarý kendinizden uzaklaþtýrmaktan baþka hiç kimsenin bir kazancý olmaz. Alevi-Bektaþi toplumu, “Allah-Muhammed-Ali” üçlemesiyle “üçü bir nurdur, nuru vahiddir” biçiminde tanrýsal birliðe inanýr. Bu batýni yaklaþýmýyla ulaþtýðý “vahdeti vücud” (Ýnsan-Tanrý birliði), “vahdet-i mevcut” (Doða Tanrý birliði) inancýný Cem tapýnma kurumlarýyla, Sünnilik ve Þiilik (ortodoksizm) dýþý bir Ýslamý yaþamýþ, yaþýyor ve yaþamak istiyorsa buna uymak zorunluluðu vardýr; hiç kimse, “sen inancýný yanlýþ biliyorsun, Ýslamýn dýþýndasýn sen, þöylesin böylesin” diyemez. Resmi aðýzlarýn dayatmasý ise, Aleviliðin, “Alevilik, Orta Asya Türk kültürünün birtakým öðelerinin, Ehlibeyt sevgisiyle bütünleþmesi sonucu oluþan ve eski Türk gelenek ve göreneklerinin canlý bir þekilde yaþatýlmasý sürecinde ortaya çýkan bir anlayýþtýr” biçiminde sözde Türklere özgü oluþudur. Diyanet þimdilerde bazý iþbirlikçi Alevilerle, kendi seçtikleri daha çok Þii ortodoksizmine ya da Sünni tasavvufu anlayýþýna yakýn AleviBektaþi (?) elyazmalarýný yayýnlama projesini uygulama hazýrlýðý içindedir. Alevi-Bektaþi toplumunun kendi iradesi dýþýnda, onun temsilcisiymiþ gibi Diyanetin bu yeni projesinde danýþmanlýk edenler neye hizmet etmektedirler? Ortaya çýkýp açýklamadýrlar!

Temmuz 2005

Tarihsel Çýkýþ ve Bazý Özgün Kaynaklar Yineliyoruz: Alevilik, ne Ýslamýn dýþýnda ve Ýslamdan önce ortaya çýkýp Ýslamdan da bazý öðeler almýþ ayrý bir dinsel inançtýr ne de dýþarýdan Ýslam dinine girerek Batýni özellik kazanmýþtýr. Elbette ki Alevilik Ýslamýn kendisi de deðildir ama onun batýni yüzüdür; Kuran ayetlerinin tevili, yani içsel anlamlarýný yorumlayarak büyük farklýlýklar kazanmýþ bir Ýslami anlayýþtýr. Bölgesel deðil evrensel bir geliþim göstermiþtir ve Anadolu’yla da sýnýrlandýrýlamaz. Halife Osman (644-656) döneminde gulat (taþkýn/azgýn ve aþýrýlar) adý verilen Ali tanrýsallýðý inancýyla baþlayýp; bölgesel/tarihsel din, inanç ve felsefi akýmlardan bazý öðelerle birleþme/baðdaþtýrma yoluyla (senkretizm) sürekli yenilenen, deðiþik adlarla yönetimlerin resmi dinine (Ortodoks Ýslama) aykýrý/karþýt geliþen heterodoks akýmlarýn tamamýný kapsar Alevilik. Özellikle Ýmam Bakýr (ö.735) ve Ýmam Cafer (ö.765) çevresindeki bu proto-Alevi kümeleþmelerin büyük bir bölümü, Ali-Ehlibeyt tanrýsallýðý, Ýnsan-Tanrý birliði kavramlarýný, düþünce ve inançlarýný Kuran’ýn batýni (ezoterik) yorumlarýndan çýkarmýþlardýr… Onlarca heterodoks/batýni gruplar neo-Platoncu felsefeden, Manikeizm-Polikiyenizm ve Sabeen, Mazdek dinsel inançlarýndan aldýklarý öðelerden esinlenerek Kuran ayetlerini ve Peygamberin hadislerini yorumlayýp inanç öðretilerini oluþturuyorlardý… Ýmam Zeynelabidin’i izleyen Hüseyin soylu Ýmamlarýn katledilerek nesillerinin tüketileceðinden korkan Ýmam Bakýr ve Cafer üs Sadýk takiyeyi inançsal ilke olarak uygulamak, gerçek düþünce ve inançlarýný gizlemek zorunluluðu duymuþlardýr. Özellikle Ýmam Cafer’in takiye öðretisi siyasete bulaþmamak biçiminde yorumlanarak belki daha doðrusu, öyle algýlanmasý saðlanarak baskýcý Abbasoðullarý yönetimiyle uzlaþmak hedefinde geliþtirilmiþ zahiri düþünceleri, bu baðlamda Kuran/Hadis yorumlarý, zamanýn bilgini olarak çeþitli alanlarda verdiði dersler ve dinsel uygulamalarýyla Oniki Ýmamcý Þiiliðin kuramsal temeli atýlmýþ. Öbür yandan onun gerçek batýni düþünce ve inançlarý yeraltýna inmiþ ve gizli proto-Alevi topluluklarýndan, özellikle Hattabiler, Mufaddaliler, Mubarekiler tarafýndan yayýlmýþ ve geliþtirilmiþtir. Bu gruplarýn inanç önderleri ve Ýmam Bakýr ve Cafer’in (azatlý ve öðretmen-öðrenci iliþkileri içinde) çok yakýnlarýydý. Ebul Hattab olarak bilinen Muhammed Ýbn Ebu Zayneb el-Asadi, Mufaddal Ýbn Ömar elCufi ve Mamûn el-Kaddah, her iki Ýmamýn kendilerine gizli olarak açýkladýklarý Kuran ayetlerinin tevillerini, yani mecazi/batýni yorumlarýný, dedeleri Muhammed-Ali’nin batýni düþüncelerini, derslerindeki konuþmalarýný formüle edip batýniliði kurumlaþtýrarak Alevi tanrý anlayýþý ve inanç sisteminin temellerini atan kiþilerdir. Ebul Hattab’ýn Ýmam Bakýr’ýn son yýllarýnda (730’larda) yazdýðý Ummu’l Kitab ve Mufaddal’ýn 760’lý yýllarda hazýrladýðý Kitab el-Haft ve’l Azillah ya da el-Þerif kitaplarý Alevi inancýnýn ilk yazýlý kaynaklarýndandýr. Ummu’l Kitab’ýn onuncu yüzyýl klasik Farsçasý, Kitab el-Haft ise Arapça aslýyla günümüze ulaþmýþ ve de dünya dinsel inançlar literatüründe yerini çoktan almýþtýr. Bu yapýtlar, gerek Ýsmaili ve gerekse Arap (Nusayri) Alevilerinin kutsal kitaplarýdýr. Yetiþkin yaþta yola giren bir talib, bu kitaplarýn içindeki inançsal bilgileri tam anlamýyla öðrenip, Cemlerin deðiþik aþamalarýnda dai’nin ya da þeyhin yüze yakýn sorusunu yanýtlayamadýðý takdirde gerçek yol talibi olamaz… Selçuklu ve Osmanlý Sünni yönetimlerinin kýrýmcý baskýlarýyla sürekli mücadele içinde bir tarih yaþamýþ Anadolu Alevilerinin büyük düþünür ve ozanlarýnýn kitaplarýna/risalelerine ve þiirlerine bu bilgilerden pek çoðu yansýmýþtýr. Hacý Bektaþ Veli’nin Makalat’ýnda ve Yunus’tan baþlayarak ve özellikle Kaygusuz Abdal’ýn düzyazý ve þiirlerinde, Nesimi’nin Divan’ýnda, en baþta Hatayi, Pir Sultan, Kul Himmet üçlüsü olmak üzere on altýncý yüzyýl büyük Kýzýlbaþ ozanlarýnýn tümünün Alevi-Bektaþi nefeslerinde-deyiþlerinde de fazlasýyla görülür sözü edilen proto-Alevi kaynaklarýndaki inancýmýzýn temel bilgileri. Sadece bunlar mý? Açýnýz on beþinci yüzyýlý son yarýsý ve 16. yüzyýlýn ilk çeyreðinde yaþamýþ Alevi-Bektaþi ozan düþünürü Yemini’nin Faziletname’sini, Ýmam Ali’ye iliþkin tüm keramet söylenceleri bu kitaplardan aktarýlarak günümüze kadar gelmiþtir. Ama asýl yansýmalarý Buyruk metinlerinde bulmaktayýz. Buyruk’taki gerek Ýmam Cafer Sadýk’ýn kendisine ait sözler, gerekse onun Ayet ve Hadis yorumlarý, Mufaddal’ýn Kitab al-Haft’ýndan ya da dolaylý olarak Alamut Ýsmaili Aleviliðinin çaðdaþý (15-16. yüzyýl) batýni (Devamý 18. Sayfada)

17


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 18

¸ E SERÇESM

PARÝS ALEVÝ KÜLTÜR MERKEZÝ - PANEL / GÜNÜMÜZDE ALEVÝLÝK / PANEL - PARÝS ALEVÝ KÜLTÜR MERKEZÝ

(Baþtarafý 17. Sayfada)

kaynaklarýndan aktarýlýp ve Kýzýlbaþlýk siyaseti döneminin toplumsal koþullarý içinde deðerlendirilmiþtir. Yine çeþitli Buyruk metinlerinde deðiþik biçimlerde verilen evrenin yaratýlýþý, Kýrklar meclisi ve musahipliðe iliþkin mitolojik anlatýmlar, yani göksel/doðaötesi söylenceler Ummu’l Kitab’dan alýnmýþ; “eþitlik, özgürlük ve paylaþýmcý bir düzen” içinde insanlarýn birbirlerini incitmeden yaþadýklarý Rýza Kenti ütopyasý ise doðrudan 9. yüzyýlýn ortalarýnda, Basra’da dönemin bilgin ve düþünürleri tarafýndan kurulmuþ gizli “Saflýk/Temizlik Kardeþleri” Birliði’nin hazýrladýðý ve Ýmam Cafer Sadýk’ýn oðlu Ýsmail’den yürüyen Ýki Ýmam’ýn gözden geçirdikten sonra yayýnlanan (dünyanýn ilk ansiklopedisi) Ýhvan üs Safa Risaleleri’nin “Manevi Devlet” tasarýmýndan esinlenmedir. Bu tasarým ayný yüzyýlýn sonlarýnda Karmati Alevileri tarafýndan el Ahsa’da yaþama geçirilmiþ ve Karmati sosyalistik cumhuriyeti olarak iki yüzyýla yakýn sürmüþtür. Bilindiði gibi Alevi inanç söylenceleri arasýnda çok önemli bir yeri olan bu göksel Kýrklar Meclisi olgusu, Peygamberin Ýslamý yaymaya ve yaþatmaya çalýþtýðý Mekke dönemindeki kendisine baðlý ilk kýrk inananla yaptýðý gizli toplantý ve tapýnmalarýn, toplum bilincinde kutsanýp mitoslaþtýrýlmasýdýr. Bunun Ýlk örneðini Ummu’l Kitab’da görüyoruz; Adem yaratýlmadan 324 bin yýl önce (yaratýlýþ ötesinde) Tanrý’nýn Muhammed-Ali’nin nurunu kendi nurundan yarattýðý ve tahtýnýn en yakýnýndaki kubbeye yerleþtirdiði Ehlibeyt beþlisi dýþýnda, onlara baðlý ve 12 nakib, 28 necib tanýmlamasýyla (kýrklar), bin renkli Beyazlýk denizinde yaþayan, farklý renklerde nurdan ruhsal varlýklar olarak verilmekte. Salman, Mikdad, Abu Zer, Ammar, Cabir, vb., adlarý göstermektedir ki bunlar, Peygambere ilk inanan gerçek Kýrklardan baþkasý deðildir. Mekke’de ilk Ýslam topluluðunun tapýnma yeri yoktu. Musahiplik, yani yol kardeþliði, 622-3 yýlýnda ünlü “Medine Vesikasý”nýn ikinci maddesiyle, tarihe mal olmuþtur. Demek ki asýl zorunlu, yani farz olan, yazýya geçirilmiþ bulunan tapýnma “kardeþlik”, yani Musahip tutmaktý. Bu kardeþlik, Medine toplumunun sosyo-ekonomik koþullarýnda, tapýnma törenlerinin bir parçasý olarak, ortak çalýþýp, kazancý ortaklaþa kullanmak temelinde ömür boyu ailecek sürdürülecek yol ve inanç kardeþliðiydi. Ortodoks tarihçilerin “Muahat Akdi” (Kardeþlik Anlaþmasý) adýný verdikleri bu tören, Alevi toplu tapýnmasý Görgü Cemi’nin en önemli kurumu musahipliðin kökenidir ve kesintisiz ayný ilkeler baðlamýnda “ikrar verme, yola girme ya da yol kardeþi olma” ritüelleriyle günümüze deðin sürmüþtür. Her ne hikmetse ortodoks Ýslam bilginleri, Muhammed Peygamberin her önemli kararý ve eylemini Tanrý’dan aldýðý ayetlere baðlarken, bu çok önemli ritüeli sadece bir anlaþma maddesi olarak deðerlendiriyorlar. Oysa bu ritüeller Ýslama giriþ, aydýnlatýcý din kurucusunun huzurunda, ikrar verme/baðlanma/ant içme töreniydi ve ayný zamanda bir çeþit mal ve can ortaklýðýnda güvenceye alýnmýþ, toplumsal ve ekonomik baðlamda kurumlaþtýrýlmýþ olduðu kadar inanç ve yol kardeþliðidir. Peygamberin Hakka yürümesiyle (Kýrklar) Meclis düzeni ve kardeþlik esasýna dayanan Ýslamýn toplumcu yönetimi, bu düzeni sürdürebilecek tek kiþi Kýrklar’ýn baþý olan Ali uzaklaþtýrýlýnca toptan yýkýldý. Ýslam özünden koparýlarak iktidardaki kabile ve kiþilerin çýkarlarýna hizmet eden din niteliðine sokuldu. Arkasýndan Ýslam baskýcý Hanedan imparatorluklarýnýn yönetim dini oldu... Ýslam tarihi boyunca tüm (heterodoks) Alevi inançlý halk hareketleri, büyük baþkaldýrýlarýn çoðu (görünüþteki çýkýþlarý ne olursa olsun) bu ilk ve gerçek Ýslamýn yarattýðý (sýnýfsýz) toplumcu düzeninin özlemi ve uygulanmasý giriþimleridir. Ortodoks Ýslam bilginlerinin döneme asr-ý saadet diyerek özellikle ilk üç halifeyi de içine almalarý doðru deðildir. Zaten Ýslamý bozan, yönetimin çýkarlarýna ilk alet eden onlar olmuþtur. Oysa bu kiþiler tarihsel olarak ilk Kýrklar Meclisinin üyelerdir ve 616 yýlýnda Kýrklar’ýn Ömer bin Hattab’ýn Ýslama giriþiyle tamamlandýðý Ýbn Hiþam’ýn Siyer-i Nebi’sinde (s.159, 190) ve hem de Ýhvan üs Safa’da (Risale IV, Bölüm 16) yazýlýdýr. Ayrýca onlar da Ýkrar verip musahip tutmuþlardýr. Ancak bu kiþiler ikrarlarýný bozmuþ ve dinin kurucucusu Muhammed’e ihanet ederek gerçek Ýslamýn niteliklerini deðiþtirmiþlerdir. Abdullah Ýbn Saba’nýn önderlik ettiði, Kýrklar’dan Salmaný-ý Farisi, Abu Zar, Mikdad, Ammar, Cabir gibi sadýk sahabelerin desteklediði bir halk ihtilaliyle Halife Osman’ý ortadan kaldýrarak baþa geçirdikleri Ýmam Ali ise, buna karþýlýk beþ yýl içinde, Cihad adý altýnda özellikle Halife Ömer’le baþlayan Ýslam yayýlmacýlýðýndan elde edilen büyük ganimetlerle aþýrý derecede zenginleþen Emevi askeri aristokrasi ve diðer çýkar gruplarý tarafýndan yok edildi.

18

Kolayni’nin (ö. 940) Usul-u Kafi eserinden, Beþinci Ýmam Muhammed Bakýr’ýn ismini verdiðimiz Kýrklar üyesi sadýk sahabeler dýþýnda, Peygamberin diðer bütün sahabelerinin ona ihanet ettiðine dair söylediklerini okuyabilirsiniz. Ýþte kökeni bu erken heterodoks akýmlara uzanan, onlarýn batýni inançlarýndan kaynaklanan, Anadolu’da yaþayan Alevilik-Bektaþilik, Ortodoks Ýslam (Sünni ve Þii) inancýna aykýrý bir Tanrý ve tapýnma anlayýþýna sahiptir. 1240 yýlýnda kýrýmla sonuçlanan büyük Babai halk hareketinden sonra Batýni Ýslamý Anadolu’nun tarihsel, toplumsal ve kültürel koþullarýna uyumlaþtýran ve onlardan aldýðý öðelerle yoðurup Anadolu’da yaþamakta olan Aleviliðin kurallarýný belirleyerek inançsal birliði saðlayan zamanýn Ýmamý (önderi) ve büyük batýni Dai’si Hünkar Hacý Bektaþ Veli’dir. Ýkincisi 16. yüzyýlda Kýzýlbaþ devrimiyle gerçekleþmiþtir. AleviBektaþi Cem ve erkanlarýnýn günümüze ulaþan uygulanmakta olan ritüellerinin çoðu, Anadolu Aleviliðinin 16. yüzyýlda yarattýðý büyük Kýzýlbaþlýk-Safevi siyasetinin ürünü olan Ýmam Cafer Sadýk Buyruðu kitabýnda biçimlendirilip dönemin toplumsal ve siyasal koþullarýna uygun olarak bazý genel kurallar (edep-erkan) çerçevesine sokulmuþtur. Halkýn arasýndaki deyimle “baþýmýz Buyruk’a baðlanmýþtýr”. Bu inanç ilkeleri, yani “edep-erkan” ve bilgiler, büyük Alevi-Kýzýlbaþ ozanlarý tarafýndan, düvazimam ve semah nefeslerinde, deyiþlerde, miraçnamelerde ve keramet söylencelerini anlatan destanlarda en ince ayrýntýlarýna dek iþlenerek günümüze ulaþmýþtýr... Yalnýz Anadolu Alevi-Bektaþileri deðil, Irak’ta Sarýlýlar-Kakailer, Þebekler, Acvanlar-Ýbrahimi adlarýyla yaþamakta olan Alevi Türkmenler de Buyruk’a baðlýlar ve ellerinde Azeri Türkçesiyle yazýlmýþ en eski Buyruk metinleri bulunmakta (bu nüshalardan biri Menakýb el-Evliya ve’l Buyruk adýyla Baðdat’ta Irak Müzesi, Türkmenler, MS 1470/1’de kayýtlýdýr.) ve Hacý Bektaþ Veli evliyalar kutbu olarak saygý görmekte, Hatayi’nin Pir Sultan’ýn ve diðer Kýzýlbaþ ozanlarýmýzýn yol ilkelerini anlatan bu nefesleri sadece saz/tar eþliðinde söylenmez, ayný zamanda ayet ve dualar/gülbank olarak Cemlerde okunup yorumlanmaktadýr. Ayný þekilde Ýran’daki Ali Ýlahici ya da Ehl-i Hakçýlar Hacý Bektaþ Veli’yi, Ali’nin tanrýsal mazharý gördükleri büyük evliya Sultan Sahak’la eþleþtirmekte; hatta Safevi sufi tarikatýnýn kurucusu Þeyh Safiyuddin’e, Gilanlý mürþidi Þeyh Zahid kendisine Þeyhlik beratý vermeden önce, onu iki kez dergâhýna göndererek Sultan Sahak’ýn sýnavýndan geçirttiði anlatýlmaktadýr. Baþlangýçtan beri kýsaca vurgulamaya çalýþtýðýmýz tarihsel çýkýþ ve inançsal kökenleriyle birlikte bu iliþkileri araþtýrýp sorgulamadan Aleviliðin Ýslam dýþý ya da sadece Anadolu’ya özgü bir inanç biçimi olduðunu iddia etmek sadece aymazlýktýr.

Sonuç Batýni Ýslam olarak Alevi-Bektaþi inancýnda Muhammed rehber, mürþid Ali’dir ve Muhammed’in rehberliðinde Ali’ye varýlýr; bu demektir ki Muhammed’i tanýmadan Ali’ye varamaz ve Ali sýrrýna eremezsin. AllahMuhammed-Ali üçlemesinde vahdete (Birlik) ulaþýlýr. Alevi inanç anlayýþýnda Muhammed zahiri (açýklýðý, biçimsel tapýnmalarý), Ali batýný (gizli tapýnmayý; yani ‘ölmeden önce ölme, ahiret hesabýný burada görme; benliði öldürerek özünü tanýma ve el ele, el Hakk’a, hakikata ulaþmayý’) temsil eder. Ve Görgü Cemleri de “Ali meydanýnda malý-varlýðý ortaya koyup; malý mala, caný cana katma” törenleridir. Alevi toplu tapýnmasýna “Hak cemi” denildiði gibi, pir huzuru da “Hak katý” ile eþleþtiriliyor. Alevi-Bektaþi inancýnda “ikrar verip nasip alma, musahip tutma” töreni, ayný zamanda bir “miraç” (Tanrý’yla buluþma) olarak deðerlendirilir. Pir-mürþit huzuru, “Hakk katý” olduðu gibi Ýmam Cafer-i Sadýk Buyruðu’na göre, pirlerinin, mürþitlerinin evi, Mekkeleridir. Onlarý ziyaret edenler, bin bir kere hacý ve gazi olurlar ve günahlarýndan kurtulup, masum-u pak olurlar. Zaten Buyruk, Cem’i de büyüðünküçüðün, güzelin-çirkinin birbirine eþit sayýldýðý, kimsenin kimseden üstün olmadýðý cennet olarak tanýmlamaktadýr. Cem’in müminleri melek, Müslimleri (bacýlar) huridirler. Böyle bir ortama giren musahip çiftler, benliðini öldürmüþ, bireysel çýkarlarýndan, kendi nefsinden uzaklaþmýþ bir can bir vücut olarak bu Tanrýsal ortamda yeniden doðmuþlardýr. Bu ortamda ben-sen, biz-siz kalkmýþ; herkes var, hepimiz varýz. Alevilik Ýslam ortodoksizmini oluþturan Sünnilik ve Þiiliðin dýþýnda bir Ýslami inanç sistemidir. Sürekli vurgulanmasý gereken gerçek budur. „ NOTLAR: 1 Matti Moosa, Extremist Shiites-The Ghulat Sects, (Aþýrýcý Þiiler, Gulat Tarikatlarý) Syracuse University Press, New York, 1988.

Sayý 12


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 19

¸ E SERÇESM

HACIBEKTAÞ TÖRENLERÝNE DOÐRU

DERVÝÞ BABA

Selmanpakoðlu’ndan Açýklama Bekliyoruz Ýsmail Büyükakan Hacýbektaþ Belediye Baþkaný Ali Rýza Selmanpakoðlu geçenlerde Londra’da sonradan olma milliyetçi Perinçekçilerin bir kuruluþunda yapýlan toplantýya katýlmýþ ve de Ermeni soykýrýmýnýn olmadýðý, bu tartýþmanýn dünyanýn Türkiye’ye kurduðu komplo olduðu, vb., yönünde þeyler söylemiþ. Belli ki Selmanpakoðlu, belediye baþkaný seçilerek üstlendiði sorumluluklara yoðunlaþsa, kendisine vazife kabilinden verilen iþlerle uðraþmasa daha iyi olacak. Bu nedenle kendi sorumluluklarý ile ilgili hatýrlatmalarýmýzý bir kez daha yinelemek istiyoruz. Selmanpakoðlu, Alevilerin-Bektaþilerin her yýl akýn ettiði küçük bir ilçenin belediye baþkanýdýr. Daha önce kendisinin dikkatini, Hacý Bektaþ törenleri sýrasýnda yaþanan önemli aksaklýk ve eksikliklere çekmiþtik. Artýk Selmanpakoðlu’ndan açýklama bekliyoruz, eksik ve aksaklýklarýn giderilmesi amacýyla hangi adýmlarý attýðýný merak ediyoruz: Hünkâr Hacýbektaþ’ý Anma Törenleri sýrasýnda Hacýbektaþ ilçesinin “iþler” halde tutulmasýna yönelik ne tedbirler alýnmýþtýr?

1. Törenler sýrasýnda Hacýbektaþ’a akacak binlerce aracýn kent merkezine girmesinin engellen-

mesi için ne tedbirler alýnmýþtýr? „ Kent çevresinde geçici otoparklar hazýrlanmýþ mýdýr? „ Otoparklardan kente, kent içinde ve ziyaret yerlerine geliþ-gidiþi saðlamak için önerdiðimiz ücretsiz ring seferleri hizmeti, güzergâhlar hazýr mýdýr? „ Kentler arasý otobüs firmalarýyla toplantý yapýlýp, törenler boyunca büyük kentlerden doðrudan Hacýbektaþ’a özel seferler düzenlemesi için Selmanpakoðlu adým atmýþ mýdýr?

2.

3. 4. 5.

Kalacak yer rezaletinin hiç olmazsa kýsmen ortadan kaldýrýlabilmesi için Selmanpakoðlu hangi adýmlarý atmýþtýr? „ Geçici konutlar için -çadýrlar dýþýnda- ne yapýlmýþtýr? Konutlar konusu elbette planlama ve zaman gerektiren bir konudur. Biz acil atýlan adýmlarý soruyoruz. „ Kent içine ve çadýrlar bölgesiyle ziyaret yerleri çevresinde çok sayýda tuvalet, el-yüz yýkama yeri, duþ kabini yerleþtirilmesin gerekir. Bu konuda çözüme yönelik neler yapýlmýþtýr? „ Seyyar saðlýk ocaklarý/hastane/tam teçhizatlý acil saðlýk ekipleri hazýr mýdýr? Ýnsanlar yine geçmiþte olduðu gibi aðaçlarýn gölgesinde ocak kurup yemek yapmaya ya da yanýndaki azýðýný yemeðe devam mý edecek? Yoksa Selmanpakoðlu, kentte yüz bin insaný üç gün boyunca makul ölçülerde doyuracak lokanta, aþevi, vb., ucuz ve temiz yiyecek saðlamaya yönelik hazýrlýk yaptý mý? Çocuklara oyun alaný, kreþ yerleri, yeþil alan, vb. hazýrlandý mý? Selmanpakoðlu da gazeteciler ve isteyen erenler için ucuz ve yeterli sayýda geniþbant internet baðlantýsý kurulu internete giriþ yerleri oluþturdu mu? Törene katýlanlarýn Dergâh’ý ziyaretlerinin daha düzenli hale getirilmesi ve bu sýrada erenlere kötü muamele edilmemesi de Selmanpakoðlu’nun üstesinden geleceði sorunlardan olmalýdýr. Dergâh içinde ve çevresinde turizm gönüllülerinden çok Dergâh gönüllülerine, Erenlere sorumluluk verilse daha yerinde olabilir düþüncesindeyiz. Bu konuda Belediye Baþkaný Hacýbektaþ Dergâhý’nýn Postniþini ile görüþüp önerilerini almalýdýr.

Daha önce de vurguladýðýmýz gibi, “Hacýbektaþ törenlerinin planlanmasý, düzenlenmesi ve yürütülmesi, esasen Dergâh’ýn sorumluluðunda olmalýydý.” Yineliyoruz: Törenler, belediye baþkanýnýn þahsi ve siyasi tercihlerini deðil, milyonlarca Alevi-Bektaþinin gönül baðýyla baðlý olduðu inanç kurumu Hacýbektaþ Dergâhýnýn tercih ve isteklerini yansýtmalýdýr. Dergâh, Geniþ Kapsamlý Tören Örgütlenmesi düzeni çerçevesinde Hacýbektaþ törenlerinin merkezinde yer almalýdýr. Tören örgütlenmesi, Alevi-Bektaþilerin demokratik örgütlenmeleri ve tabii ki Belediyenin en geniþ katký ve katýlýmýna olanak vermelidir. Hacýbektaþ ilçesini Hünkârý anma törenlerine hazýrlama konusu, ýsrarla yanýt verilmesini isteyeceðimiz önemli bir konudur. Erenler de haklý olarak Selmanpakoðlu’dan doyurucu açýklama bekliyor, iþaret edilen görevlerin yerine getirilmesini bekliyor. Yurt içindeki ve yurtdýþýndaki Alevi-Bektaþi dernekleri de buna destek veren giriþimlerde bulunurlarsa belediye baþkanýna asli görevlerini daha iyi yaptýrýrýz diye düþünüyorum. „

Yobaz Canavarlara Lanetleme! Rum Sebasta’sýndan bozulma Sivas Adýn kutsal kent ama için kara yas Sana kim dediyse Pir Sultan’ý as 93’de yak diyen de onlardý Onlar sefil yobaz canavarlardý Ýçerde sanatçý yazar türkücü Dýþarýda kara yobaz ile ülkücü Sarmýþlar Madýmak’ý ne ürkütücü Taþ fýrlatan ateþ atan onlardý Onlar cahil yobaz canavarlardý Devlet halka ateþ açma’n diyordu Baþbakan dýþarýyý koruyordu Ýçerdeyse insanlar yanýyordu Yakanlara gözyumanlar onlardý Onlar sefil yobaz canavarlardý Sanki Ortaçað’da yaþanýyordu Basil, Bruno, Jean d’Arc yakýlýyordu Madýmak’ta canlar kavruluyordu Yine din adýna yakan onlardý Onlar katil yobaz canavarlardý Nefes deyiþ söyleyen ozanlarý Semah dönen biricik civanlarý Sevgi saçan güzelim insanlarý Merhamet duymadan yakan onlardý Onlar katil yobaz canavarlardý Madýmak kül oldu 35 canla Sivas’a züll indi ateþle kanla Batasýn demedim sadece anla Sana da bu zulmü yapan onlardý Onlar cahil yobaz canavarlardý On iki yýl geçti dinmiyor acý Kimi hoca idi softa ve hacý Yakalanamadý hala birkaçý Devletten de destek alan onlardý Onlar katil yobaz canavarlardý Onca yýl geçti ya bak neler oldu Otel yenilendi turistik oldu Giriþine kebab salonu kondu Ölü eti yiyenler de onlardý Onlar kana doymaz canavarlardý Derviþ Baba 2 Temmuz 93 Bu tarihin unutulmasý çok güç Bir insaný yakmak baðýþlanmaz suç Oysa 35 caný yakan onlardý Onlar cahil onlar sefil ve katil Kana doymaz yobaz canavarlardý 2 Temmuz 2005, Londra

DUYURU 2 Temmuz Kadýköy Anma Etkinliðinde Pir Sultan Abdal Kültür Derneði Sultanbeyli Þubesi

Temmuz 2005

Feyzullah Çýnar’a ait belge ve fotoðrafý olan ya da anýlarýný yazmak isteyen canlarýn dergimizle iliþkiye geçmelerini bekliyoruz. Hüsniye Çýnar - Serçeþme Dergisi

19


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 20

¸ E SERÇESM

EVEREKLÝ SEYRANÝ

Ettiler Himmet Erenler üstadlar ettiler himmet Bize yaradanýn kuludur diye Anýnçin onlara eyleriz minnet Bu yolda bizlerden uludur diye Ferhat gibi dað baðrýný delmedim Mecnun gibi Leyla deyip yelmedim Ben destime su doldurup gelmedim Erenler çeþmesi suludur diye Seyrani seyrimden geri durmadým Eniþe yokuþa atým yormadým Güzelin çirkinin telin kýrmadým Ýsmi Hak dilinde doludur diye

Hak Yoluna Gidenlerin Hak yoluna gidenlerin Asa olsam ellerine Er, Pir vasfýn edenlerin Kurban olsam dillerine Torunuyuz bir dedenin Tohumuyuz bir bedenin Münkir ile ceng edenin Silah olsam bellerine Bir üstada olsam çýrak Bir olurdu yakýn ýrak Kemiðim yapsalar tarak Yar zülfünün tellerine Vücudumu kavursalar Yönüm yâre çevirseler Harman gibi savursalar Muhabbetin yellerine Seyrani kaldýr parmaðýn Vaktidir Hakk’a durmaðýn Deryaya akan ýrmaðýn Katre olsam sellerine

Duyuru Serçeþme’nin Yazý Ýþleri Müdürü Ahmet Koçak’ý Çarþamba günleri saat 15:30 - 17:00 arasýnda Marmara bölgesinde ve internette ANADOLU’NUN SESÝ RADYOSU’nda (92.9 FM) Gezgin programýnda dinleyebilirsiniz.

20

Alevi-Bektaþi Örgütleri ve Toplumsal Kenetlenme Tahir Aslantaþ Erenlerin ser-çeþmesi Hünkâr Hacý Bektaþ-i Veli adýna dernekler kurarak bu güzel felsefeyi yaþamak ve yaþatmak bir sorumluluk olduðu kadar, Anadolu insanýna yediði ekmek ve içtiði su kadar gereklidir. “Bizim kültürümüz, kaynak sularý kadar temiz, okyanuslar gibi engin ve derindir. Atalarýmýzdan süzülerek gelen bu eþsiz kültürü yaþatmak ve korumak görevi, elbette ki eðitimiyle kavrulan bizlere düþmektedir.” Osmanlý devletinin katliamýndan daðlara sýðýnarak kendini korumaya alan Aleviler-Bektaþiler Atatürk’ün baþlattýðý Kurtuluþ Savaþý’na destek vererek, Cumhuriyet’in kurulmasýna büyük katký saðlamýþlardýr. Osmanlý döneminde tek düþüncesi, katliamlardan kurtularak inancýný ve felsefesini yaþatmaktý. Yirminci asýr’ýn yarýsýnda büyük yerleþim birimlerine yani þehirlere göç etmiþlerdir. Aleviler-Bektaþiler büyük yerleþim yerlerinde deðiþik kültürlerle baðdaþamamýþtýr. Þehirlerdeki Alevilerin-Bektaþilerin yaþam tarzýnýn þehirli gibi olmamasý Alevileri sýkýntýlara sokmuþtur. Bir yandan geçim sýkýntýsý, bir yandan dýþlanma ezikliði, diðer bir yandan kültür emperyalizmi þehirlere göç eden Alevileri ya yok olmasý ya da asimile edilerek sindirilmesi sömürülmesi gerçeðiyle karþý karþýya koymuþtur. Kentlere yerleþen Alevi-Bektaþiler belli bir zaman takiye yaparak iþini, aþýný ve barýnacaðý bir evini temin etti, ama yetmedi. “Kültürsüz yaþayan bir toplum susuz yaþayan balýða benzer” özdeyiþini analiz ederek, geçmiþ tarihine ve kültürüne ihtiyaç duydu. Atalarýnýn her türlü zora karþý ve caný pahasýna savunduðu davayý son anda kültür emperyalizminin elinden alarak yok olmasýna mani oldu. Aleviliði-Bektaþiliði yaþatmak amacýyla deðiþik mekânlarda ve isimlerde dernekler kuruldu. Bu dernekler yýllardýr ezilmiþ, hor görülmüþ, katliamlar yaþamýþ Anadolu insanýný tatmin etmedi. Federasyonlar ve vakýflar kurularak bu inançlý, samimi, dürüst ama saf ve daðýnýk bir haldeki Alevi-Bektaþi toplumunu “Gelin canlar bir olalým” sloganýyla toparlamaya çalýþtý. “Kurulan dernekler olsun, vakýflar olsun kolay kurulmadý. Gökten zembille de inmedi. Her deðiþim bir birikim sonucudur. Her þeyin bir bedeli vardýr. Ýþte bu günlere bedel vererek geldik, katliamlardan kurtularak geldik.” Aleviler-Bektaþiler geçmiþte olduðu gibi günümüzde de inancýndan dolayý büyük sýkýntýlar yaþýyorlar. Kurduklarý vakýflarýn vakfiyelerinde “Alevi” ve “Cem” sözcüklerinin yer almasýndan dolayý Vakýflar Genel Müdürlüðü onaylamýyor. “Alevi” ve “Cem” sözcüðümü çýkarýn deniliyor. Semah Kültür ve Araþtýrma Vakfý bu konuda büyük zorluklarla karþý karþýya kalmýþtýr. AlevilikBektaþilik adýna birkaç vakýf kuruldu ama düþünce ve din anlayýþý arka planda kalýyor. Osmanlý Devleti zamanýnda da Aleviler-Bektaþiler vakýf kurmuþlar. Tekke ve Dergâhlar açmýþlardýr. Bu kurmuþ olduklarý vakýflar genellikle “evlatlýk vakfý”ydý. Kurmuþ olduklarý vakýflarýn vakfiyelerinde Alevi ismi geçmemiþ ya da geçirtilmemiþtir. Örneðin; Pir Sultan Abdal’ýn yol kardeþi-musahibi Ali Baba’nýn, Sivas içindeki Ali Baba mahallesinde dergâhý ve yatýrý bulunmaktadýr. Pir Sultan Abdal’ýn musahibi, evliya ve ariflerin Sultan Ali Baba’nýn adýna düzenlenmiþ vakfiyeler (Vakýf senetleri) halen mevcuttur. Ali Baba Dergâhý’nýn Osmanlý devrinde, gelip geçene yemek veren bir vakýf idi. Birçok deðirmen ve tuz ocaklarý bulunmaktaydý. Bu nedenle o devirde her türlü vergiden muaf tutulmuþtur. XVI.yüzyýl’ýn ilkyarýsýnda kurulan Dergâh oldukça etkili ve zengindi. Yüzyýllarca yoðun baskýlarýn yaþandýðý Sivas’ta, Alevilerin-Bektaþilerin birliðini, dirliðini saðlayan, inancýný, direncini koruyan, Sivas ve çevre illerdeki Alevilerin –Bektaþilerin manevi kalesi konumunda olan Ali Baba Dergâhý’na Osmanlýnýn Sünnileþtirme baskýsýyla 1792’de cami yapýlmýþ ve Osmanlýnýn kadrolu din adamý atanmýþtýr. 1873’de Ali Baba evladý ve Alevilerin manevi lideri olan Tahir Efendi’yi þehit ediyorlar. Dergaha Ali Baba evladý ve Alevi olmadýðý halde Þeyh Mustafa isminde bir Sünni þeyhini getiriyorlar. Ali Baba’nýn diðer evlatlarýný da Sivas’ýn içinden iltica ettiriyorlar. Vakfiyede yazýlý olduðu halde evladý vâkýfýn yani Ali Baba evlatlarýnýn hisseleri gasp edilerek ellerinden alýnmýþtýr. Daha sonra Ali Baba tekkesinin (evi) Vakýflar idaresince 10.7.1937 gün ve 144/381 sayýlý yazý ile Mehmet Susamýþ’a satýlmýþtýr. Ali Baba’nýn soyundan gelen evlatlarý ecdadýnýn dergahýndan maddi ve manevi olarak mahrum edilmiþtir. Pir Sultan Abdal’ýn musahibi, Ali Baba’nýn Tekkesi 12.09.1194 tarihinde Sivas Belediyesine satýlmýþtýr. Günümüzde bu zaviye binasýný (Ali Baba Tekkesini-Cemevi) alýp satanlar, satýp yapanlar Susamýþlar Konaðý diye levha yazanlar 22 Haziran 1997 tarihinde dönemin Kültür Bakaný Ýsmail Kahraman’ýn katýlýmýyla, Sivas Belediyesi’nin ve Sivaslýlarýn hizmetine açmýþlardýr. Ali Baba Tekkesi’ne (Evi) Susamýþlar Konaðý adýnýn verilmesi yanlýþ bir uygulamadýr. Susamýþlar Konaðý ismi ile Ali Baba Tekkesi’nin hiçbir baðlantýsý ve alakasý yoktur. Tarihi eserler korunuyorsa olduðu gibi korunmalýdýr., deðiþikliðe gidilmemelidir. Onarým, restorasyon adýna tahribat yapýlmýþtýr. Restorasyon ve onarýmdaki bazý yanlýþ uygulamalara karþýn Ali Baba Tekesi’nin onarýlýp ihya edilmiþ olmasý gayet sevindiricidir. Tarihte misyonerliði olan Ali Baba’nýn ve zaviyesinin gerçek kimliðinden uzaklaþtýrarak, soyutlayarak baþka düþüncelerin eþiðine getirmek istenmektedir. Ali Baba tekkesi her ne kadar yozlaþtýrýlmaya, çarpýtýlmaya çalýþýlsa da bir Alevi-Bektaþi Dergâhý’dýr. Ali Baba günümüzde de bütün çarpýtýlmalara, antipropagandaya karþýn Alevilere-Bektaþilere yol göstermeye önderlik yapmaya devam ediyor. Kültür Bakanlýðý ile Vakýflar Genel Müdürlüðü bu tarihi ve manevi deðeri olan Külliye’ye “Alevi Dergâhý” dýr diye mi sahip çýkmýyorlar.? Sivas’taki Ali Baba’nýn Dergâhý siyasete kurban gitmiþtir. Günümüzde varlýðýný yitirmiþ olan Ali Baba Dergahý’nýn öz kültürü çerçevesinde canlandýrýlmasý ve korunmasý, Anadolu kültürü tarihi açýsýndan bir gerekliliktir. Yurt dýþýnda ve yurt içinde kurulan Alevi-Bektaþi vakýflarý,dergâhlarý, federasyonlarý, dernekleri bu kurmuþ olduklarý kurumlarý þahsi çýkarlarý uðruna deðil de Alevi-Bektaþi kültürüne ve

Sayý 12


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 21

¸ E SERÇESM

HARABÝ

insanlýða hizmet için kurdular ise niye sessiz kalýyorlar. 2 temmuz 1993’te Madýmak Oteli’nde Pir Sultan Abdal þenlikleri düzenlenirken gerici, baðnaz, yobaz ve Ýslam dininden haberi olmayanlarýn saldýrýsýna uðrayan yazar-çizer, sanatçý, ozan 35 kiþinin yakýlarak öldürülmesini dünya seyretmiþti. Yüz binler yürüyüþ için sokaklara dökülmüþtü. Halk Sivas’ta yakýlanlara sahip çýkmýþtý. Çünkü Sivas’ta yakýlanlar inançlarý ve kültürleri uðruna þehit edilmiþti. “Þimdi ise daha vahimi yapýlmaktadýr. Kültürüne sahip çýkan yazar-çizer, sanatçý, ozanlar deðil de sahip çýktýklarý kültür ve saygý duyduklarý deðerler yok edilmektedir.” “Eðer Alevi-Bektaþi, vakýflarý, federasyonlarý, dernekleri, dergâhlarý ve ileri gelen kiþileri bu kuruluþlarýn özünü idrak edebiliyorlarsa Pir Sultan Abdal’ýn musahibi olan Ali Baba zaviyesine (Dergâhýna) sahip çýkmalýdýrlar. Parmaða deðil parmaðýn gösterdiði yere bakýlmalýdýr. Yoksa kültür emperyalizminden kurtulamayýz. Bu çalýþmalar da örgütlü olmaktan geçer” Ýnançlarý, amaçlarý, idealleri, felsefeleri, örf ve adetleri ayný olduðu halde, dernekler kendi aralarýnda, vakýf ve þubeleri de kendi aralarýnda birbirinin hasmý haline gelmiþ.Vakýf ve derneklerin aralarýnda kaynaþma, dayanýþma, birlik, beraberlik asgari durumdadýr. At izinin, it izine karýþtýðý bir dönemde yaþadýðýmýz, bir gerçektir. “Bu vakýflar, dernekler ve diðer kuruluþlar birbirlerini karalama aþaðýlama ve suçlama iþlevinden vazgeçmelidir. Vakýf ve dernek yöneticileri ben yerine biz demeyi öðrenmeli hatta halka öðretmelidirler. Düþünerek bu ayrýlýðý anlatalým.” Benliðini atmadan bu toplumun baþýna geçilirse iþler deðiþir. Kendi çýkar amaçlarýna felsefemizi kullanýp halkýmýzý kandýrýrlar. Hem birlik ve beraberlikten dem vuracaksýnýz hem de yok etmeye çalýþacaksýnýz. Bu çirkinlikleri Alevi-Bektaþi kültürü kabul etmez. Bu kuruluþlarýn ve derneklerin bir kýsmý, diðer inanç ve yaþam biçimleriyle tam bir bütünlük içindedir. Çoðu Alevi de olmayan, Aleviliði de doðru dürüst araþtýrmamýþ aðýzlarý biraz laf eden, kültürün tanýmýný bile yapamayan kiþiler, bu kültürün enginliði ve zenginliðinden faydalanarak at oynatmaktadýrlar. “Demagoji yaparak bu kültürü yaþatamayýz.. Alevi-Bektaþi toplumu özüne dönmedikçe iflah olmaz.” Kurulmuþ olan vakýf ve dernekler, b kadar gelir elde ediyor, kalýcý ne yapýyorlar. 25 milyonu aþkýn, þaþkýn Alevi toplumunu istedikleri düþüncelerin eþiðine getirme çaba ve çalýþmalar, bu iþi yapanlarýn kursaðýnda kalacaktýr. “Ýletiþim ve haberleþme çaðýndayýz. Doðru dürüst bir dergi, gazete veya bir yayýn organý oluþturulamamýþtýr. Hiç okumadan, okutmadan, kültürü topluma nasýl tanýtýyorsunuz” birilerinin sorunlarýmýz için çare bulacaðýný bekliyorsanýz, hiç beklemeyin. Eðer biz kendimizi tanýmak istiyorsak kiþiliðimizle, yaþantýmýzla tanýtýrýz. Alevilerin-Bektaþilerin kendini gizleyen özürlü bir yaný yoktur. Alevi-Bektaþi toplumu ilericidir, çaðdaþtýr, yeniliklere açýktýr, karþý düþüncede olanlara saygýlýdýr. “Ýlericilik ileri giderken ve çaða uyarken bazý deðerlerimizi, ayakaltýna almak, dökmek kýrmak deðildir. Alevi toplumu olarak ne kadar ilerici, çaðdaþ ve uygar isek o kadar da ibadetimize, gelenek ve görenek, örf ve âdetlerimize baðlý bir toplumuz” Eðer dünyadaki tüm insanlar Aleviliði anlýyabilse idi, dünyada kin ve nefret duygularý yok olur, katliamlar, savaþlar olmazdý. Konumuz çok uzun fazla ayrýntýlara girmek istemiyorum. Aleviliðin-Bektaþiliðin özünü benimseyerek bu kültüre sahip çýkan canlarýn arif olduðuna ve anlayacaðýna þüphem yoktur. “Alevilik-Bektaþilik adýna kurulmuþ olan vakýf, dernek ve federasyonlarýn saðlýklý, canlý, görevini tam yapan birer kuruluþ durumuna gelmesi, kendi aralarýnda birliði saðlamakla olur.” Bu hem tarihi bir sorumluluk hem de geçmiþle gelecek arasýnda bir köprü vazifesi yaparak bu kültürü yarýnlara taþýmak ve yaþatmak için kutsal bir görevdir. „

Müstezat-Saki’yi Nam Lûtf eyle sâki mey içün Dilleri münevver olsun Tekrar birer kadeh ver Lütfen mükerrer olsun Mey’e çok þükürler olsun Vahdet’i meyle kandýr Vicdanlarý uyandýr Leylin, nehâr muinin Evlâd-ý Haydar olsun Sâki’yi kevser olsun Ey sâki mey yetiþtir Lûtf-u inâyet eyle Her hususta yarin Gerçek erenler olsun Kýrklar yediler olsun Mest bizi meyinle Ey sâki himmet eyle Her bir derde destegirin Þâhý peygamber olsun Allahu Ekber olsun Sâki sana Harabi Olsun ayak turabý Tekrar birer kadeh ver Lütfen mükerrer olsun Deme çok þükürler olsun

GARÝP BEKTAÞ

Zara Dönerim Aþk deyince destur alýr bedenim Gönül kýblesini yara dönerim Bu bir gizli sýrdýr canýn cananým Hallaç Mansur gibi dâra dönerim Dedim hiç eksilmez tazeden taze Muhabbet demine olmuþum meze Bütün azalarým duru niyaza Çevirir yönümü Pir’e dönerim Eðer güzel Þah’tan olmazsa mürvet Bir ulu divana ederim hizmet Sönmez içerimde yanan hararet Halil gibi yanar nara dönerim

Serçeþme Dergisinin Temmuz ayý etkinlikleri kapsamýnda Kayseri Pir Sultan Abdal Kültür derneðiyle ortak bir konferans düzenlendi. Konferansýn konusu “Anadolu Aleviliði” idi. Genel Yayýn Yönetmenimiz Esat Korkmaz konuyla ilðili sunumunu yaptý. Sunumdan sonra

Temmuz 2005

konferansa katýlan canlarýn sorularý yanýtlandý. Özellikle sorular aðýrlýklý olarak “Alevilik Ýslamýn içinde mi, dýþýnda mý” biçiminde yöneltildi.Yoðun bir katýlýmýn olduðu konferans canlar tarafýndan ilði ile izlendi. Devamý niteliðinde etkinliklerin yapýlmasý istendi. „

Ýçimde gizlenmiþ bu sevda benim Ne yapsam sönmüyor aþkýn cananým Mýsýr ellerinde Yusuf Kenan’ým Yakup gibi aðlar köre dönerim Garip Bektaþ benim çilem bitmiyor Zalim haksýzlýða gücüm yetmiyor Baðým viran oldu bülbül ötmüyor Dertli bülbül gibi zara dönerim.

21


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 22

¸ E SERÇESM

Birol Topaloðlu ile Söyleþtik Ahmet Koçak Merhaba sevgili dost, Karadeniz bölgesinin yetiþtirdiði sanatçý Birol Topaloðlu kimdir? Rize’nin Pazar ilçesine baðlý bir köyde dünyaya geldim. Kalabalýk bir aileydik. Ailemde müzik sürekli olan bir þeydi. Müzikle tanýþýklýðým, kendimin farkýna vardýðým döneme denk geliyor. 1970’lere kadar bizim bölgede oldukça kapalý bir yaþam sürüyorduk. Hayatýma kendi kendine yeten bir aile ve çevre içinde baþladým. Bu kapalýlýk, günlük yaþamda bir imece geleneðini, birlikte eðlenme geleneðini de beraberinde getiriyordu. Ýlkokulu bu ortamda okudum; ortaokul, lise ve üniversiteyi ise Rize ve Gaziantep’te okudum. Ýlk albümüne ismini veren ‘Heyamo’ türküsü imece geleneðini mi anlatýyor? Evet bu türkü imeceyi anlatýyor. Daha çok kadýn seslerinden bir türküdür. Bizde eskiden beri gurbetçilik vardý. Zor þartlarda yaþam mücadelesi veren kadýnlar arasýnda bir dayanýþma ve eðlence kültürü þekillenmiþti. Ýþler hep beraber yapýlýr ve zahmetle yapýlan bir iþten çok bir þenliðe dönüþür. Heyamo’da bu anlatýlýyor. Müziðin yapýsýnda armonik bir çokseslilik var, deðil mi? Lazlar bir Karadeniz halký, ama ayný zamanda bir Kafkas halký. Bu nedenle Kafkas müziðindeki çok sesli gelenek, kýsmen de olsa, Lazlarda da vardýr. Müslümanlýðýn burada yayýlmasýndan sonra çok seslilikte hýzlý bir gerileme oldu. Ben bunun çok etkisi olduðunu düþünüyorum. Bugün hala Kafkasya’da yaþayan Lazlar çoksesli yorumluyorlar türkülerini. Türkiye’de ise çokseslilik terk edilip, tek sesliliðe dönülmüþtür. Buna bir baþka örnek de ‘Küçük Gelin’, deðil mi? ‘Çuta Nusa’ ya da Türkçesiyle ‘Küçük Gelin’, ismini anmadan geçemediðim, Laz kültür ve edebiyatýna büyük katkýlarý olan Xelimiþi Xasani’den derlenmiþ bir türküdür. Xasani, 1907 de doðdu, 1976 da vefat etti. Býraktýðý eserler üzerinde çalýþýyoruz. Yavaþ yavaþ çözümlüyor, öðrenmeye çalýþýyoruz. Öðrendiklerimizi halkla paylaþýyoruz. Bugün Türkiye’de Laz denince Karadeniz, Karadeniz denince Lazlar akla geliyor. Bu doðru mu, Laz müziði nedir? Karadeniz müziði nedir? Laz müziðini çok kabaca anlatabiliyoruz. Bu konuda daha Laz nedir, bir Laz kültürü var mýdýr, bunlar tartýþýlýyor. Evet belki de soruyu öyle sormak lazým. Bunun öncesinde baþka sorular da sormak lazým. Bu alanda on, on beþ yýldýr bazý çalýþmalar yürütülüyor. Fakat ne yazýk ki, kiþisel çalýþmalar olarak kalýyor. Bu nedenle Laz müziðinin tanýmýný yapmak biraz zor. Ama þu söylenebilir: Laz müziði, tulum ve kemençeyle yapýlan, daha çok horon olarak, aþk, ölüm, doðal afetler, vb., üzerine söylenen bir müziktir. Bu müzik o yörede herkes tarafýndan söylenir. Ama bu gelenek de aslýnda bitme noktasýna yaklaþýyor. Böyle bir soru sorulduðu zaman, iþimizin ne kadar zor olduðunu görüyorum. Bu tarz coðrafi ayrýmlarýn neden yapýldýðý hakkýnda yorum yapmak istemiyorum. Ancak þunu söylemek isterim ki, Karedeniz müziði, Doðu, Ýç, Güney, Anadolu müziði gibi bölgesel temelde yapýlan ayrýmlarýn ne kadar gerçekçi olduðu tartýþmalýdýr. Karadeniz bölgesinde bir dizi halk yaþýyor. Her birinin kendi kültürel yapýlarý var. Siz bunlarý yok saymaya ya da yok etmeye kalktýðýnýz zaman hançeri kendinize de saplamýþ oluyorsunuz. Bence bu konuda bir kavram karmaþasý yaratýldý. Konuyu daha iyi çözümlemek gerekiyor. Yoksa her defasýnda Karadeniz müziði mi, Laz müziði mi diye düþünmek zorunda kalýnýr. Býrakýn insanlar kendilerini nasýl tanýmlamak istiyorlarsa öyle tanýmlasýnlar. Bunda korkacak bir þey yoktur. Ben Karadeniz müziði diye bir þey bilmiyorum. Karadeniz müziði diye bir ayrým yapýlamayacaðý; orada yaþayan birçok halkýn kendi müziklerinin var olduðu; Laz müziðinin ise bunlarýn arasýnda daha baskýn olduðu söylenebilir herhalde. Bir þive ya da ona özgü bir enstrüman olmadan dinlediðimiz þeyin Laz müziði olduðunu nasýl anlayacaðýz? Özellikleri nelerdir?

22

Ritim olarak 5/8’liktir; aksaktýr. Aslýnda geleneksel Laz horonlarý çok hýzlý deðildir. Hýzlý olursa, oynayanlar çabuk yorulur. Onun için çok duyulan hýzlý havalar, sonradan üretilen þeylerdir. Laz müziðinin kendi içerisinde bir hýzý, ritmi vardýr, ama öyle TV’de görüldüðü gibi deðildir. Sanýrým bu müzik, folklor yarýþmalarýnýn etkisiyle, gösterilerde görsel estetik amaçlý olarak hýzlandýrýlýyor. Bizim yörede ben böyle hýzlý horon görmedim. Bu halk danslarý uzun süren ritüellerdir ve normal insanýn kaldýrabileceði hýzda olmasý gerekir. Ama bir yarýþmadýr gidiyor. Kimi kim ile yarýþtýrýyorsunuz? Bu folklor yarýþmalarýnýn etkisi olduðunu düþünüyorum. Açýkçasý ben o horonlardaki figürleri tanýmakta zorlanýyorum. Bunlar bir horonun göze güzel gelen tarafýnýn alýnýp, diðerine eklenmesi ile oluþturuluyor. Geleneksel halk danslarý bir görsel gösteriye dönüþtürülüyor. Karadeniz bölgesi, orda yaþayan insanlarýn yaþayýþ ve kültürünü nasýl etkilemiþtir? Bize bölgenin yaþam koþullarýný, üretim iliþkilerini anlatýr mýsýn? Karadeniz’de arazi engebelidir, ekilir biçilir alanlar çok dardýr. Bugün aðýrlýkla çaycýlýk yapýlýyor. Arpa, mýsýr, buðday gibi ürünler de yetiþtiriliyor, ama ticari getirileri fazla deðildir. Bu nedenle son dönemde aðýrlýk çay yetiþtirmededir. Birçok tarýmsal faaliyet hep birlikte, imece ile gerçekleþtirilir. Yakacak beraber toplanýr, meralar birlikte kullanýlýr. Yaþamsal faaliyetlerin hep birlikte yürütüldüðü birçok alan bulunur. Her taraf yemyeþildir. Hakikaten cennet gibi bir memlekettir. Orada sevdalýklar bile bir baþkadýr, ancak masallarda rastlanan sevdalar yaþanýr. Karadeniz’de söylenen destanlar böyle bir ortamda çýkmýþtýr. Destan deyince ilk akla gelen Anadolu’da ozanlarýn enstrümanlý ya da enstrümansýz söyledikleri oluyor. Ama siz baþka bir þeye deðiniyorsunuz, deðil mi? Bir müzik, melodi olarak ‘destan’ kavramý Laz müziði ile özdeþtir. Bizim çocukluðumuzda destancýlar gelirdi bizim oralara. Boynuna bir teyp asmýþ olan adam, elinde bir kaðýt, oradan okur, söylerdi. Sanýrým onlar da Anadolu’nun çeþitli yerlerinden geliyorlardý. Bu on bir heceli uzun destanlar, Anadolu’nun diðer bölgelerinde de vardýr. Destan ismini nerden aldýðýný bilmiyorum açýkçasý. Ancak kültürlerimizi tanýdýkça, aslýnda ne kadar birbirimize benzediðimizi görüyoruz. Kültürel kaynaþma bu yüzden çok önemli. Söylediðin ‘Yalesa Yalesa’ bir düðün türküsü, deðil mi? Bu bir denizcilik terimidir. Oradan kalýyor akýllarda. Aðýr bir yük taþýrken, halat çekerken ortak heyecaný yakalamak için söylenen bir deyimdir, ‘yelesa yelesa’. Düðünlerde, gelini alýrlar, damat evine götürülür; bizim ‘lemure’ dediðimiz, hem mutfak, hem de oturma odasý olarak kullanýlan büyük alanda toplanýlýr ve ‘yelesa yelesa’ söylenir.

Sayý 12


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 23

¸ E SERÇESM

BÜRYANÝ

Vasýl Oldum Dergâh’a Mesela ben de geçen yaz düðün yaptým köyde. Ancak benim köyümdeki evim artýk geleneksel bir Laz evi deðil. Bozuldu, betonarme oldu. Eþimle beraber karar verdik, ortak bir noktada, Hemþin’in dokusu henüz bozulmamýþ bir Laz köyünde yaptýk düðünü. ‘Yelesa yelesa’nýn kaydýný orada yaptýk. Çok ilginç, hiç unutamayacaðýmýz bir düðün oldu. Sözleri tamamen doðaçlamadýr. Yani, oradaki durumu anlatan sözler, o an ortaya çýkmýþtýr. Bir albüm hazýrlarken neleri tasarlayarak yola çýkýyorsun? Laz müziðini, yapýsýný bozmadan, geleneksel tavýr içersinde ele alýyorum. Ancak o müziðe yabancý olan insanlara da müziðimi dinletme kaygýsý ile hareket ediyorum. Bir albüm çalýþmasý yaparken, ezgileri olduðu gibi, köyde söylendiði, almýyorum. Ancak o müziðin geleneksel yapýsýný bozmamaya da dikkat ediyorum. Bu nedenle hem söyleyiþ biçimi hem de kullanýlacak enstrümanlar konusunda çok titiz davranýyorum. Mesela ‘Heyamo’yu yaptýðým dönemde benim en iyi çaldýðým enstrüman baðlamaydý, ama sýrf iyi çalýyorum diye baðlamayla Laz müziði yapmadým. Buna kimse itiraz etmezdi, fakat en son yapýlmasý gereken þeyi önce yapmýþ olacak ve insanlarý bir anlamda yanýltmýþ olacaktým. Ancak benim kendimi ve kendi kültürümü anlatma kaygým vardý. Bunu da tulum ve kemençeyle; o yörenin müziði ile yapabileceðimi düþünüyordum. Bu bendim, öbürü deðil. Bize ikinci albümün ‘Aravani’nin oluþumundan bahseder misin?Orada benim çok sevdiðim ‘Nani Nani’ var, kýpýr-kýpýr bir türkü. O bir horon havasýdýr, bir eðlence türküsüdür. ‘Aravani’, geleneksel motiflere sadýk kalarak, kimi yerleri katkýmla güçlendirerek yatýðým bir çalýþmadýr. ‘Aravani’ büyük bir Laz köyü olan Topluca köylülerinin yaylaya giderken dinlendikleri, suyu ile ünlü olan bir yerin ismidir. O köylüleri onurlandýrmak için bu ismi koydum. Onlarýn yaþamsal faaliyetlerde bulunduklarý, yemek yedikleri, çalýp-söyledikleri, horon teptikleri, eðlendikleri bir yerin ismini seçtim. ‘Aravani’de Türkçe parçalara biraz daha aðýrlýk verdim. ‘Heyamo’da hiç Türkçe parça yoktu. Bunda Türkçe söylenen Laz þarkýlarýna yer verdim. Bundan sonra bu tip türkülere biraz daha fazla yer vereceðim. Þimdi gitseniz, bana bir Laz albümü ver deseniz, doðru düzgün bir þey bulma olasýlýðýnýz çok düþüktür. Geçmiþ yýllarda Remzi Bekar gerçekten iyi çalýþmalar yapmýþtý, fakat onun dýþýnda nitelikli bir þey bulmak zordur. Acaba köyden iyi bir tulumcu, iyi bir kemençeci, bir horoncu getirsek, ben kendimi buna göre kendimi yetiþtirsem, iyi bir þeyler yapabilir miyim diye düþündüm. Gerçekten nitelikli bir çalýþma gerçekleþtirdik, gayet güzel oldu ya da yapýlabildiðini gördük. Yalnýz ticari düþünüldüðü zaman, maliyetlerin çok yüksek olduðu bir ortamda bu iþi yapanlar, müziðin altýna ister istemez ritimleri döþüyorlar ve geleneksel yapýdan uzaklaþýyorlar. Ben bu anlamda üzerimize düþeni yaptýðýmýzý düþünüyorum. Umarým gelecek çalýþmalarýnda ayný baþarýyý sürdürürsün. Seninle söyleþirken, kendimden uzakta gördüðüm þeyin, aslýnda benden hiç de uzakta olmadýðýný anladým. Onun için sana teþekkür etmek istiyorum. Diyorum ki, halklarýn kardeþliði kadar, kültürün birleþtiriciliði kadar güzel bir þey olamaz. „

Mevzuata Göre Birol TRT'de Lazca Söyleyemez Birol Topaloðlu, 18 Mart 2005 tarihinde, TRT-ÝNT için hazýrlanan 'Bergüzar' adlý müzik programýna çaðrýldý. Derlediði Lazca þarkýlarý, tulum eþliðinde seslendirecekti. Ancak program çekimine baþlandýðý sýrada yapýmcý Mahmut Uçar, kurum yetkilileri gelen bir emirle, "mevzuat gereði TRT'nin müzik-magazin programlarýnda Kýrmanci, Zazaki, Boþnakça, Arapça ve Çerkezce yayýnýn mümkün olduðunu, ancak Lazcaya izin verilmediðini" söyledi. "Dýþlandýðýmý, yok sayýldýðýmý, aþaðýlandýðýmý hissettim" diyen Topaloðlu da türkü söylemeyi reddetti.

Eþek Þakasý Gibi TRT daha önce Topaloðlu ile iki program yapmýþtý. Üç yýl önce çekilen 'Kum Saati' adlý programda Lazca þarkýlar söylemiþ, annesi de anadilinde konuþmuþtu. 'Yansýmalar' adlý programda da Lazca söylemiþti. Bu programlar defalarca ekrana gelmiþti. Topaloðlu Lazca derlemeleri ve bestelerinden oluþan albümü 'Heyamo-Lazuri Birabape'yi 1997'de çýkarmýþtý. Ayný yýl Laz kadýnlar korosu Heyamo'yu Marsilya'da Dünya Etnik Müzik Fuarý'nda seslendirdi. Topaloðlu Heyamo'yu, Cumhuriyet'in 75. yýlý kutlamalarýnda da seslendirmiþti. Böylece Lazca bir þarký, ilk kez bir devlet organizasyonunda yer alýyordu. Topaloðlu'na göre AB uyum sürecinde çýkan ve anadilde yayýn izni veren yasa en çok Lazlara zarar verdi: "Eskiden kýsmen de olsa ekranda anadilimde þarký söylüyordum. Þimdi bu hakkým elimden alýndý. Maðdurum. "

Temmuz 2005

Bin dokuz yüz altmýþ altý yýlýnda Hamdulillah vasýl oldum dergâha Bir edna garibim kendi halýmda Hamdülillah vasýl oldum dergâha Ehlibeyti ol Veli’ye eriþtim Cümle Hünkar evladýyla görüþtüm Medet mürvet dedim amana düþtüm Hamdulillah vasýl oldum dergâha Dolaþtým dergâhý düþtüm niyaza Hazreti pir Hacým deftere yaza Dü cihanda yardým eyleye bize Hamdulillah vasýl oldum dergâha Yandý caným yürek dönmüþtür köze Muhammet Feyzullah yardým et bize Nutk eyledi birdem Þemsi Tebriz’e Hamdulillah vasýl oldum dergâha Hamdullah Kemter’im* hal beyan ettim Bezmi erenlerde didara yettim Þeyda bülbül gibi çaðlayýp öttüm Hamdulillah vasýl oldum dergâha *Asýl adý Hamdullah Aykut olan Aþýk Büryani, bir dönem Hamdullah Kemter mahlasýyla da þiirler yazmýþtýr.

KALENDER ÇELEBÝ

Veli’yi Gördüm Dün gece seyrimde batýn yüzünde Hünkar Hacý Bektaþ Veli’yi gördüm Elif taç baþýnda nikap yüzünde Aslý imam nesl-i Ali’yi gördüm Geçti seccadeye oturdu kendi Cemali nurundan çerað uyandý Ýþaret eyledi sâkiler sundu Bize Hak’tan gelen doluyu gördüm Ýçtim ol doluyu aklým yitirdim Çýkardým benliðim ikrar getirdim Menzil gösterdiler geçtim oturdum Kemerbest baðlanmýþ belimi gördüm Mürþid eteðinden tutmuþam destim Bu idi muradým eriþti kastým Bilmem sarhoþ muyum neyim ben mestim Erenler verdiði dilimi gördüm Kalender Abdal’ým koymuþam seri Caným kurban ettim gördüm didarý Erenler serveri gerçekler eri Hünkar Hacý Bektaþ Veli’yi gördüm.

23


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 24

¸ E SERÇESM

Hacý Bektaþ Veli, Makâlât ve Ýnsan Hüseyin Bal MAKÂLÂT’IN HACI BEKTAÞ VELÝ’Y ait olduðu konusunda yaygýn bir fikir birliði mevcuttur. Bu eserin dýþýnda bazý eserlerin (Kitabu’l-Feva’id, Þathiyye, Fatiha Tefsiri, Besmele Tefsiri, vb.) Hünkâr’a ait olduðu söylense de bu durum tam olarak kanýtlanamamýþtýr. Makâlât’ýn “Makaleler” anlamýna geldiði, bu eserin Arapça yazýldýðý ve XIV. yüzyýlda Hacým Sultan’a intisab etmiþ olan Said adlý bir þair tarafýndan Türkçe’ye çevrildiði ileri sürülmektedir (Çoþan, 1971). Vilâyetname’de ise Said ve Molla Saadettin ayný kiþi olarak ifade edilmektedir. Molla Sadettin Pir’e on sekiz yýl hizmet verdiði halde bir gün þeytana uyar ve ona kötülük yapmak ister. Ancak baþaramaz, yaptýðýna piþman olur, af dilemek için bir ayak üstünde kýrk gün peymançeye durur, Hünkâr’ýn yollarýna yatar. Sonunda Hünkâr onu baðýþlar. “Sadettin bu günden sonra hoþ bir duruma büründü. Hünkâr’ýn Makalat’ýný Türkçe’ye çevirdi” (Velâyetname, 1995: 116). Türkçe’ye çevirdi ifadesi eserin Arapça yazýlmýþ olabileceðini göstermektedir. Eserin Arapça ve Türkçe (mensur ve manzum) yazma nüshalarý çeþitli kütüphanelerim arþivlerinde bulunmaktadýr. “Makâlât” üzerinde çalýþan Esad Çoþan, XV. yüzyýlda yaþamýþ þair Hatipoðlu’na ait eserin manzum tercümesinden de söz eder ve bundan yararlandýðýný belirtir. Sefer Aytekin tarafýndan 1954 yýlýnda yayýmlanan ve Molla Saadettin’in tercümesi esas alýnarak oluþturulan nüshasý ise Bektaþiler tarafýndan bilinmekte ve okunmaktadýr. Eserin baþlangýcýnda Hacý Bektaþ Veli hakkýnda güzel bir açýklama bulunmaktadýr. Bir bölümü þöyledir: Ol esrar sözlü ve gelecisi tuzlu ve latif sözlü ve güler yüzlü Erenlerin hassý ve Makalat ýssý ve Þeriat ýssý ve tertibi marifet ve genci hakikat ve ehli tarikat ve müftiyi kavmi þeriat ve makam ehli ve sevmez cehli ve sahibi genci ulûm Ol kutbu âlemi mâlum Sultan Hacý Bektaþ-el Horasanî Rahmetullahu aleyhi Ol din çeraðý Ýman nurunun baðý ve erenlerin duraðý Böyle beyan kýlarkim: Eser bundan sonra Hünkâr’ýn dilinden devam eder. Makalat ýssý: Makalat’ýn sahibi anlamýna gelmektedir. Bu ifade Makâlât’ýn Pir Hacý Bektaþ’a ait olduðunun bir kanýtýdýr. “Makâlât”, insanýn yaratýlýþýný, insan gruplarýnýn özelliklerini, dört kapý kýrk makamýn anlamýný tasavvufi derinlikte, Kur’an ayetlerine ve hadislerle iliþkilendirerek açýklamaktadýr. Hacý Bektaþ Veli insanlarý yaratýlýþlarýna uygun olarak dört bölükte inceler. Bunlar Abidler (ibadet edenler, þeriat kavmi, bunlarýn aslý yeldir), Zahidler (kendisini dine ibadete verenler, tarikat kavmidir, bunlarýn aslý oddur), Ma’rifet sahibi olanlar (arifler, arýtýcýlar, marifet kavmi, bunlarýn aslý sudur) ve Muhibler (teslimi rýza olanlar, bunlarýn aslý topraktýr). Pir, bu eserde dört kapý (þeriat, tarikat, marifet ve hakikat) ile bunlarýn her birinin on makamýný yani kýrk makamý açýklar. Bu açýklamalarý derin bir tasavvuf bilgisi ile ve dönemine özgü arý duru bir Türkçe içinde gerçekleþtirir. Bu eserde Pir’in ifade tarzý ile dönemin Türkçe’sini çok güzel kullanan Yunus Emre’nin ifade tarzý arasýndaki benzerlikleri görmek mümkündür. Biz burada Makâlât’da insanýn (Adem’in) yaratýlýþý üzerine yapýlan açýklamalarý anlamaya ve deðerlendirmeye çalýþacaðýz. Bunu yaparken Esad Çoþan’ýn düzenlediði Makâlât (1971) ile Sefer Aytekin’in düzenlediði Makalat’ý (1954) esas alacaðýz. Hacý Bektaþ Veli Makâlât’ta Cafer Sadýk ve Kur’an ayetlerine gönderme yaparak, Hak ta’alanýn Ademi (insaný) kendisinin yeryüzündeki halifesi sýfatýyla yaratmak istediðini, meleklerin buna itiraz ettiklerini ve “biz seni tesbih ve noksanlýklardan tenzih etmekte olduðumuz halde orada bozgunculuk yaratacak ve kan dökecek kimseler mi yaratacaksýn” de-

24

diklerini belirtir. Bunun üzerine Allah “Ben sizin bilemeyeceðiniz þeyleri bilirim” diyerek insaný yaratma projesini sürdürür. Ve Adem’i yaratma projesini uygulamaya koyar; Adem’in özünü Medine topraðýndan, baþýný Beyt-ül Mukaddes topraðýndan, yüzünü Ka’be topraðýndan yaratýr. Bunlarýn dýþýnda kulaðýný, burnunu, sakalýný, aðzýný, dilini vb. tüm organlarýný ayrý bir topraktan yaratýr. Bu topraklar arasýnda Harzem, Çin, Yemen, Mýsýr, Hindistan, Türkistan, Kostantiniye, Rum (Anadolu) topraðý dikkat çekmektedir. Makâlat, Allah’ýn Adem’i farklý renkte, farklý özellikteki 60 çeþit topraklardan yaratmakla insanlarýn birbirine benzemezliðini ifade eden bir hadise göndermede bulunur. Burada insanlarýn çeþitliliðinin dünya için bir zenginlik olduðu fikri savunulmaktadýr. Ve Adam’ý (Adem’i) Mekke ile Yemen, Taif arasýnda yaratdý. (Çoþan, 86; Aytekin, 82). Metin özetle þöyle devam eder: Hak Ta’ala Adem’i topraktan yarattým, der; ve hem sulaladan yarattým der. (Sulala bir nesnenin sýkýlmasýyla içinden çýkan þeydir. Bunu Aytekin nufte olarak çevirir-HB) Çamurdan yaratýlan Adem uzunca bir zaman yerde yatar, kurur ve yarýlýr. “O insaný yanmýþ kerpiç gibi kuru çamurdan yarattý”. (Kur’an, LV: 141) Azazil (Þeytanýn cennette bulunduðu sýradaki adý-HB) Adem’in kalýbýný görür ve ürker, þüpheyle bakar. Elini göðsüne vurur ve küp küp öter. “Ýlahi Seyyid ve Mevlâyý, bunun içi kovugmuþ, bundan hiç hayýr gelmeye” der. Bunun üzerine Alemlerin Padiþahý Tanrý’dan nida gelir; “Ya Azazil, o göðüs benim hazinemdir, onu kendi kudretimle dolduram” Bunun üzerine Hak ruha emreder ve ruh Adem’in burnundan içeri girer. Ýki yüz yýl kadar orada durur, sonra gözlerine iner. Sonra aðzýna ve diline iner. Adem baþýný yerden yukarý kaldýrýr ve Tanrýya þükreder. Tanrý ona “Rabbin sana merhamet etsin ey Adem” der. Ve þükrettiði için onu yarattýðýný söyler. Sonrasýnda ruh Adem’in göðsüne, beline, karnýna iner. Bunun üzerine Adem acýkýr. Ruh bütün vücuduna yayýlýnca et, kan, damar, sinir oluþur. Bundan sonra Hak feriþtelere (meleklere) buyurur, onlar da Adem’i rýza suyu ile yýkarlar, ululuk ile görklülük tacýný baþýna ve keramet hýrkasýný üzerine giydirdiler ve yücelik kürsüsü üzerine oturttular. Ve halife adýný ad koyarlar ve yerde gökte halifesin derler (Çoþan, 87-88). Bu metindeki bazý noktalara dikkat çekmek gerekirse; Adem dört nesneden yaratýlýr; toprak, su, hava (nefes, oksijen), od (ateþ, güneþ altýnda çölde yanmasý, vücut sýcaklýðý). Bunlarýn üzerine ruh (Hak ta’alanýn özü) eklenir. Adem’in yaratýlýþý uzunca bir zamaný alýr. Tanrý varoluþun bir zaman ve mekan içinde gerçekleþeceði gerçeðini göstermek için böyle davranmýþ olmalý. Adem þükretmesini bildiði için varoluþu devam eder. Adem Hak’ýn halifesidir, yeryüzünde temsilcisidir. Bu büyük bir sorumluluktur. Bu sorumluluðun altýndan her adem kalkamaz.. Bektaþilik geleneðinde yer alan taç ve hýrka Adem’den kalmadýr. Adem dört nesneden yaratýlýr ve er kiþi olarak bir kimlik bulur. Tanrý Havva’yý (kadýn kiþi sýfatýyla) Adem’den var eder. Böylece erkek-diþi birlikteliði, beraberliði, birbirini tamamlamasý örnek olarak gösterilir. Adem’in nesli ise kadýn ve erkek birlikteliði ile varolur. Pes Hak, subhanahu ve ta’ala eydür: Adam’ý dopraktan yaratdum ve hem neslini nutfadan yaratdum, dir (Çoþan, 98). Er suyuna nufta avrat suyuna emsaç dirler. Er suyu ile avrat suyu birikir ve bir yel eser, gelir ana göðsüne dokunur, ol iki su, ana rahmine iner. (Çoþan, 99; Aytekin, 86). Makâlât, insanýn yaratýlýþý sürecinde ilk yaratýlýþýn yeniden fakat farklý bir biçimde tekrarlanýþýný þöyle belirtir; Allah ta’alanýn fermaný ile iki feriþteh (melek) o kulun sinlesi yerinden bir avuç toprak alýrlar, getirirler ve onu iki suya (er ve avrat suyuna) karýþtýrýrlar. Çoþan’ýn tespitine göre, sinle bazý nüshalarda kabir olarak geçmektedir. Bu doðru ise insanýn yaratýlýrken, dünyada son noktasýndaki yerden alýnan toprakla varolmasý çok anlamlýdýr. Bilinen bir son nokta ve oradan

Sayý 12


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 25

¸ E SERÇESM

geriye gelinerek gerçekleþen bir varoluþ. “Topraktan geldik topraða gideceðiz” sözünün anlamý bu olsa gerek. Melekler topraðý adý geçen sularla karýþtýrdýktan sonra yoðururlar ve kýrk gün sað elleriyle “depredirler” ve alaka (alek) yani pýhtý, koyulaþmýþ kan olur. Sonra sol eleriyle kýrk gün yine “depredirler ve ”muzga (muzfa) olur. Yine sað ellerine alýrlar depredirler ve sonra kýrk gün bekletirler. Bundan sonra yirmi güne kadar et, kan, damar, sünük (kemik) olur (Coþan, 99; Aytekin, 86). Burada geçen toplam süre yüz kýrk gündür (20 hafta veya 5 ay). Týp bilimi döllenmeden sonra sekizinci haftaya kadar geçen dönemi “embriyo” olarak tanýmlýyor. Embriyo, göbek kordonuyla plasentaya baðlýdýr ve içi sývý dolu bir kesecik içindedir. Oluþum sürecinde dördüncü haftanýn sonunda kulaklar, kol ve bacaklar tomurcuk halinde belirmeye baþlar, sekizinci haftanýn sonunda embriyo kabaca insan þeklini alýr. Bundan sonra baþlayan “fetüs” döneminde bütün organlar -ilk on iki hafta sonunda-geliþmiþ olur. Çocuðun hareketleri yirminci haftadan (5 ay) sonra anne tarafýndan hissedilir. Makâlât bu süreci farklý bir anlatým içinde ifade etmektedir. Makâlât’ýn anlatýmýna göre, önce sað kolla birlikte tek bir parmak yaratýlýr, sonra baþ ve sol kol, sol ayak, sað ayak, 366 damar, 740 parça kemik, 124 bin kýl yaratýlýr ve bütün bunlar dokuz gün içinde tamamlanýr. Dokuzuncu gün Hak tarafýndan dört melek insan için görevlendirilir. Birisi insanýn ecelini, biri bahtýný, biri rýzkýný, biri baþýna gelecek vakalarý yazar. (Dört nesne, dört melek, dört insan grubu, dört kutsal kitap, dört yön vb. Burada dört rakamý bir bütün oluþmasýnda gerekli olan öðeleri temsil etmektedir.) Onuncu gün can bedene girer; Andan çün kim biþ ay tamam olsa nakýldur kim. Ya’ni kaçan kim can girse oðlan ana rahmýnda harekete gelur, deprenur. (Ruh bedene girdiðinde çocuk annesinin karnýnda hareket eder) (Çoþan, 100-101). Bebek ana karnýnda hareket etmeye baþlayýnca anne “deðme nesne yimez olur”. Makâlât’a göre, bütün bu iþler, bu ululuklar ve bu “azamatlar” can ile aklýn geliþiyle tamamlanýr. Çün kim canýla ‘akýl geldi’ ol gün menþurun ol kulý Çalap Tanrý tamam eyledi (Çoþan, 1001). Akýl kendisini kulda üç manada gösterir; Birincisi kendini bilmek, ikincisi tabu kýlmak, üçüncüsü kabri yurt kýlmaktýr. Bunlar devletli (saygýn, erdemli, güçlü) kiþilerde mevcuttur. Dahý bir ma’nýda devlet; edeb ve akýl ve latif hu(dur). Burada devletin, erdemin Edep (ahlak), Akýl ve Latif olarak tanýmlanmasý anlamlýdýr. Hu ise Sûfilere göre Tanrý adlarýndandýr ve Tanrý’nýn en büyük adýdýr. Baþka türlü söylenirse Hu, Tanrý anlamýnda bir zikir sözcüðüdür. Bu üç nesnenin (Edep, Akýl ve Latif) bulunduðu kiþiler ulu kiþilerdir. Edepli olmak, akýllý olmak ve latif olmak Bektaþilerin çok önemsedikleri davranýþlardýr. Bunlar bir bütündür, biri eksik olursa o kiþi erdemli, saygýn olamaz. Bektaþi edepli olmak durumundadýr. Eline-beline-diline sahiptir. Bektaþi aklýný kullanmak, aklýný duygularýnýn önüne koymak zorundadýr. Bektaþi latiftir; ince, nazenin, kimseyi incitmeyen, Pir’in “incinse de incitme” ilkesine uygun davranan kiþidir. Makâlât’ta akýl çok önemsenerek anlatýlýr. Burada iki söylemi öne çýkarmakla yetineceðiz; Akýl yer yüzünde Tanrýnýn terazisidir. Yeryüzünde akýl terazisinden yeð nesne yoktur. Zirakim yeryüzünde her iyi nesneyi, buyuran akýldýr. (Aytekin, 87) Pes, bir kimesnede kim akýl olmaya, marifet olmaya, ilim olmaya, haktan yana yolun nice göre. (Aytekin, 89) Yaratýlýþ nedeniyle akýl doðaldýr ki her insanda eþit deðildir. Ýnsanlarýn baþarýlarýnda veya baþarýsýzlýklarýnda ne düzeyde bir akla sahip olduklarý, aklý ne amaçla ve nasýl kullandýklarý belirleyicidir. Ýman da akýl iþidir. Aklý olmayanýn imaný olmaz. Akla uygun olan þey ayný zamanda imanýn gereðidir. Bektaþi inancý aklý, hakikati anlamada ve bunun gereðini yapmada baþ tacý eder. Yine insanýn (Adem) yaratýlýþ öyküsüne dönelim. Makâlât’ta Adem’in yaratýlýþý sürecinde çok anlamlý bir olay anlatýlýr. Bu olayý Esad Çoþan derlemesinden aynen aktarmak doðru olacaktýr;

Temmuz 2005

Andan Adam (Adem) alayhý’s-salam sað yanýna bakdý üç latif þahýs gördi, eyitdi kim: - Adunuz nedür ve makamunuz kandadur? Didi. Pes birisi eyitdi kim: - Adum akýldur ve makamum baþda beyni üstindedür, didi. Ve hem birisi dahý eyitdi kim: - Adum ud u hayadur ve makamum yüz üstindedür, didi. Ve hem birisi dahý eyitdi kim: - Adum ilimdür ve makamum göðüs içindedür, didi. Andan Adam alayhý’s-salam, eyitdi kim: - Gelün imdi yirlü yirünüze girun, didi. Þolak sa’at üçi yirlü yirine girdiler. Adam rahat oldý. Andan Adam (Adem) sol yanýna bakdý üç þahýs dahi gördi, ürkdi, eyitdi kim: - Adunuz nedür ve makamunuz kandadur? Ne nahýs kavumsýz !didi. Pes anlardan birisi eyitdi kim: - Adum öykedür, makamum baþda beyni arasýndadur, didi. Andan Adam, eyitdi: - Baþ akýl yiridür; senin baþda yirün yokdur, didi. Ol þahýs eyitti kim: - Ben gelincek akýl gider, didi. Ve hemen birisi dahý eyitdi kim: - Adum tama’dur, makamum yüz üstindedür, didi. Andan Adam, eyitdi: - Yüz hod ud haya yiridür, senün yüzde yirin yokdur, didi. Pes ol þahýs eyitti kim: - Ben gelincek ud haya gider, didi. Ve hemen birisi dahý eyitdi kim: - Adum hasadur, makamum göðüs içindedür, didi. Andan Adam alayhý’s-salam, eyitdi kim: - Göðüs ilim yiridür, senün yirün yokdur, didi. Andan ol þahýs eyitti : - Ben gelincek ilim gider, didi. Ýmdi, azizumen! Þöyle bilmek gerekir kim, iman Rahman’undur, güman þeytanundur. Pes güman gelse iman gider ve iman gelse güman gider. (Çoþan, 91-92). Zýtlarýn mücadelesi be zýtlarýn birliði ne kadar güzel ifade edilmiþ. Akýl – Öfke; Haya (utanmak) – Tamah ; Ýlim – Haset zýtlýðý. Bunlarýn arasýnda insan mücadele etmekte ve birini tercih etmektedir. Akýl-HayaÝlim birlikte bir bütünü (sistemi) oluþtururken, Öfke-Tamah-Haset diðer bir bütünü (sistemi) oluþturmaktadýr. Dolayýsýyla bütünler (sistemler) arasýnda bir mücadele söz konusudur. Erdemli, bilge kiþi birinci sistemi benimser, onu savunur, korumaya çalýþýr. Bu Bektaþiliðin temel ilkelerinden biridir. Aklý öfkeye karþý, hayayý tamaha karþý, ilmi hasede karþý korumak ve geliþtirebilmek. Hacý Bektaþ Veli’nin bu sözleri tüm insanlara evrensel mesajlar vermektedir. Önemli olan bunlarý anlamak ve yaþam tarzý haline getirebilmektir. Sözlerimi bu yazýda onca sözle açýklamaya çalýþtýðýmýzý Pir’in özlü bir sözüyle özetleyerek tamamlamak istiyorum. Pes, biregüde kim akýl olmaya, Ma’rifat olmaya, ilim olmaya, Hak’dan yanaðý yolýn nice görebile (Coþan, 1971: 105) Bu ifadenin günümüz Türkçesi’ne biraz daha yakýn olaný ise þöyledir; Pes, bir kimesnede kim akýl olmaya, marifet olmaya, ilim olmaya, haktan yana yolun nice göre. (Makalât, 1954: 89)

KAYNAKÇA Hacý Bektaþ Veli, Makâlât, (der.) Esad Çoþan, Seha Neþriyat, Ankara, 1971. Hacý Bektaþ Veli, Makalât, Emek Basým-Yayýmevi, Ankara, 1954. Hacý Bektaþ Veli, Vilâyetname, (der.) Esat Korkmaz, Ant Yay., Ýstanbul, 1995.

25


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

A

17:10

Page 26

levilik etrafýnda oluþmuþ çok çeþitli kimlik karmaþalarýný tartýþmak ve boyutlandýrmak, Alevilik örgütlenmesi ve sorunlarý için vazgeçilmez bir durumdur. Ýnsan yaþamýnýn geliþtirdiði en önemli kültürel unsurlardan biri de kuþkusuz farklý düþünceleri kabullenme ve bu farklýlýða yaþama alaný ve hakký sunulabilmesidir. Bu hakkýn kazanýlmasý en az teknolojik geliþme kadar önemlidir. Hatta düþüncelerin uygar duruþu, teknolojik uygarlýktan daha önemlidir. Dünya yaþamýna tarihsel olarak da damgasýný vuran kapitalizm, kültür ideolojisi üretmesi yanýnda, girdiði toplumlarý karýþýk bir bunalýmla dönüþtürmektedir. Bütün bu düzenleme stratejilerine karþýn, farklý yaþam biçimlerinin, farklý zaman kurgularý içinde yaþayan toplumlarýn da var olmayý direttikleri bir süreçtir. Bu çatýþmalý duruþa karþýlýk batýlý anlayýþýn kültürel hegemonyasýný ne kadar eleþtirirsek eleþtirelim bir yandan da sürmesi için - algýlayýþ dünyamýzda- akýlsal bir evrensellikle kabullenmeyi ihmal etmiyoruz. Felsefenin sorguladýðý en önemli sorulardan biri de biliriz ki; “Ben kimim?”dir. Ancak son zamanlarda felsefeye eklenen en önemli soru “Niçin?” sorusudur. Yaþamsal bir yeni algýlayýþtýr bu. Bu iki soruya yanýt verildiðinde, insanýn düþünsel atlasý hem tarihsel hem de güncel anlamda netleþir. Bu sorularý anlamak kendimizi olduðu kadar insanýn düþünsel deðerini de ortaya çýkarýr. Bilimin bize her þeyi ispatlamasý ve öðretmesi karþýsýnda felsefe ne anlam taþýr. Bu bir sorudur kuþkusuz. Üstelik bilim “bin yýllýk” yargýlarý ve deðerleri yenmemizi saðlamýþtýr. Örneðin ýrksal farklýlýklarý yenmemizi bilimsel veriler saðlamýþtýr. Bilimsel geliþim evrensel ölçüler çerçevesinde önem taþýr. Ancak bunu felsefe için söyleyemeyiz. Evrensel felsefi kuramlar ve deðerler yanýnda kendine ait farklý bir felsefesi olmayan bir topluluk düþünemeyiz. Her toplumda algýlanan farklý ve iyi yaþam kurgusunu geliþtirmektir kuþkusuz. Yaþadýðý toplumun felsefi yaratýmlarýný kavrayan insan, kültürel birikim ve insanlaþma noktasýnda, içinde yaþadýðý toplumla daha moral dolu iletiþim kurar, yaþar. Türk modernleþmesi günümüz Alevileriyle, geleneksel Aleviliði sýk sýk karþý karþýya getirmektedir. Buna en önemli etkilerden birinin felsefi algýlayýþýn ve kurgunun deðiþmesi neden olduðu gibi Modernleþmenin, dini ve kültürel yapýlarý hýzla dönüþtürmesi de gerekçe olmaktadýr. Alevilikle günümüz Alevileri arasýndaki farklýlaþmalar da bu çerçevede dikkat çekici boyutlara ulaþmýþtýr. Aslýnda bu farklýlaþmalarýn kapalý bir sosyal-kültürel yapý olarak Aleviler üzerindeki izlerini takip etmek, kültürel ve dinsel organizasyonlarýn, cemaat ve söylemlerin modernlik tecrübelerini karþýlaþtýrma olanaðý vermesi açýsýndan ilginç bir örnektir. Burada tartýþtýðýmýz sorun, modernleþme sürecinde Alevilerin yarattýklarý birikimleri geleneksellik ekseninden kopmamýþ gibi göstererek yaþama alanlarýnýn, öðretisel ve kültürel düzlemde modernlik aþamasýný tamamlamadan postmodern bir alanda varolmaya geçmeleridir. Aleviliðin kurumlarýnýn çözülmeyle karþý karþýya olduðu bir aþamada bu kurumlarýn boþluðunu doldurmak yerine imajsal bir postmo-

26

¸ E SERÇESM

Postmodern Aleviler; Her Þey Olur Hasan Harmancý dern alt üst oluþla karþýlaþmasýnýn getirdiði zaaflarý tartýþmak gerekir. Alevilerin sosyal geliþimi ve toplumsal-evrensel uyumlarýný sadece kentleþmenin Aleviler üzerindeki etkileri olarak düþünmek Alevilik üzerindeki siyasal ve kuramsal denemeleri görmemek olur. Aleviler açýsýndan elbette kentleþmeyle beraber bir toplumsal uyanýþtan, siyasal bir yeniden örgütlenmeden bahsetmek söz konusudur. Alevilerin genel Alevilik tanýmlarýndaki bu yakýn çað farklýlýðýnýn nedeni yüzyýlýn birikimi olduðu kadar, kendi içindeki farklý inançsal ve kültürel deðerlerle yakýnlýðý noktasýnda da deðerlendirilir. Ancak günümüzde yaþanan sorunlarý sosyolojinin kentleþme kalýplarýyla tartýþmaktan baþka noktalardan da deðerlendirmeliyiz.

A

Aleviliðin Kente Göçü

levilik deðerlerini kesin bir deðiþim algýsýyla açýklamak o kadar kolay olmasa gerek. 1 Bunun en belirgin karýþýk çözümünü Alevilikle ilgili çalýþmalarda bulmak mümkündür; “Bugün modernizeden en çok etkilenen toplumsal gruplar arasýnda yer alan Alevilerin, hem tarihten günümüze taþýdýðý inanç, ritüel ve kurumsal özellikleriyle, hem de modernliðin eþiðindeki zaaf ve dirençleriyle ele alýnmasý gerekir”2 Aleviliðin asimilasyonuna yönelik baskýlarýn baþlatýldýðý ve özellikle Sünni inancýn devlet inancý olarak benimsendiði Menderes (1950) dönemini ve 1980 sonrasýnda askeri rejimle sindirilen ve dini motiflerin öne çýkarýldýðý yakýn dönemde Alevi köylerine cami yapýlmaya baþlanmasý, medyada Alevilik tartýþmalarý ve tanýmlamalarý, Aleviliðin etnik ve ideolojik olarak –öðretisel deðerleri dýþýnda- Aleviler tarafýndan kendilerine yapýlan aþýrý bir saldýrý ve sindirme programýnýn parçasý olarak algýlanmaktadýr. Alevilerin böylesi bir kaos içinde güvenli hareket etmeleri söz konusu olabilir mi? Yüzyýllarca gizlilik temeli üzerine inþa edilen bir öðreti olan Alevilik, kamusal bir “inanca” dönüþme sürecinden geçmektedir. Alevilik kamusal alana?3 kitaplar, dergiler, radyo kanallarý, son zamanlarda teknolojik ve dijital uyumla birlikte yazýlý ve elektronik medya, dernek ve vakýf faaliyetleri, gizli yapýlan cem törenlerinin gösteri anlamýnda- halka açýlýþý, kültür ve gün festivalleri ile kendini -kurumsal anlamdakamusal alanda yeniden geliþtirmektedir. Bu tür geliþmeler ve ifadeler bile tek baþýna Aleviliðin siyasal bir duruþ olduðunu göstermektedir. Gizli kapalý bir inancýn birden bire harekete geçmesi olarak deðerlendirilmemelidir. Toplumsal olgunlaþmanýn etkisi yanýnda Aleviliðe yönelik politik dayatmalarýn da bunda azýmsanmayacak etkileri vardýr. Algýlayýþ ve inançsal göstergeleri ve ritüelleri açýsýndan Aleviler tek bir kültürel süreklilik üzerinde yaþamamaktadýrlar. Aleviliðýn yaþadýðý topraklarýn sýnýrlarla belli olmamasý, etnik farklý kökenlere sahip olmasý, tek bir dil kullanan bir topluluk olmamasý ve inançsal tekliði dayatmamasý nedeniyle ortaya birden çok Alevilik söylemi çýkarmasý doðaldýr. Alevilerin geleneksel iliþki aðlarýnýn kentleþme ve modernleþmeyle form deðiþtirmesi, kimliklerinin “insan

hakký” olduðunun önemsenmesi ve bu yöndeki çabalar Alevilere yönelik politikalarýn deðiþmesini gerektirmiþtir. Bütün ülkenin göç yollarýna düþtüðü dönemler olan 1960’lardan itibaren Alevilerin yoðunlaþtýðý kentler birçok noktadan Aleviliðin yeni yaþam biçimini de belirlemiþtir. Örnek olarak önümüze çýkan kent yerleþimleri Aleviliðin yaþam merkezleri olduðu kadar yaþam alanlarýnýn ve kültürlerinin tartýþýldýðý yerler de olmuþtur. Ankara’da Tuzluçayýr, Mamak, Natoyolu, Saimekadýn, Abidinpaþa, Aktepe, Ýncirli, Batýkent ve Dikmen, Ýstanbul'da Sarýgazi, Gazi, Kartal, Maltepe, Gülsuyu, Ümraniye, Alibeyköy, Darýca, Zeytinburnu, Gültepe, Esenler, Ýzmir’de Narlýdere, Bursa’da Kestel, Esenevler, Vatan Mahallesi gibi yerleþimler bunlar arasýnda belirli yerlerdir. Öte yandan bazý kent ve ilçeler belli bir etnikinançsal, siyasal ve kültürel topluluðun etkisini taþýr. Tunceli’nin Aleviliði veya Kýrýkkale, Konya ve Kütahya gibi Sünni eðilimin egemen olduðu kentler, Divriði, Hasandede gibi ilçelerin Aleviliði veya Ankara’nýn Kaman, Rize’nin Of ilçesi bu kategoriye sokulacak yerleþimlerdendir. Bazýlarýnda ise bir “taraf” büyük ölçüde yerleþim merkezine egemendir, ancak etkin, egemen olmayan taraf da kültürel varlýðýný açýk olmasa da sürdürmektedir.

B

Aleviliðe Etkiler

u süreç Alevilik çerçevesinde yazýlan kitaplarda bir yükselme, medyanýn Aleviliði politik bir hareket olarak görüp tartýþtýðý, Alevi derneklerinin tartýþmanýn içine politik olarak girdiði, Aleviliðin kamuoyunda haber deðerinin öne çýktýðý dönemdir. Pazar deðerinin oluþmasý yanýnda siyasal Ýslam’ýn yükseliþine karþý laikler ve aydýnlar tarafýndan kýsmi bir Kemalizm korunaðý, doðal müttefiki noktasýnda öne çýkmýþtýr. Alevilerin medyada yer almasý bir yanýyla da radyo ve televizyonlarýn bu alaný hareket merkezi olarak seçmelerini getirmiþtir. Ankara ve Ýstanbul öncelikli olmak üzere Alevi radyolarý kurulmasý, çok önemli bir toplumsal “popüler” yansýmanýn ayak sesleri olmuþtur. Ankara’da kurulan baþta Mozaik olmak üzere Çaðdaþ, Çankaya, Arkadaþ, Ýmaj, Özgür ve Ekin radyo, Ýstanbul’da ise Özgür, Yön, Cem, Barýþ, Yaþam gibi radyolar Alevilerin inançlarýný neredeyse yeniden yaþama ve tanýma olanaðýna kavuþtuðu bir süreç olmuþtur. Alevilerin kendilerine ait bu medyavari dünyanýn kapýlarýný görmeleriyle beraber Alevi öðretisi kaynaklý müziklerin, baþta baðlama olmak üzere çok çeþitli bir popülizme doðru yönelmesi Alevilerin kent içerisinde ve çevresinde Sünniliðe karþý olduðu kadar, kendini tanýma, tanýtma, duygularýný doyurma ve kimlik göstergelerine yönelik olumlu bir etnik–dinsel saflaþmanýn göstergesi olarak da yansýmýþtýr. Büyük þehirlerde yaþanan bu iç propaganda bir yandan Çorum, Maraþ ve Sivas baþta olmak üzere katliamlardan dolayý büyük kentlere gelen ve orada da sinmeye veya kendisini görmemeye, unutmaya çalýþan Alevilere, siyasal yeniden diriliþ ve örgütleniþ duy-

Sayý 12


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 27

¸ E SERÇESM

gunun geliþmesinde etken olmuþtur. Özellikle 1990’lý yýllar sonrasýnda Alevilerin medyayý keþfetmelerine karþýn medyanýn sadece, büyük kuruluþlar veya devletin elinde olmasý kültürel yaþam ve birikimlerine engeldi. Sivas Katliamý’nýn ardýndan Gazi Olaylarý’nýn ivme oluþturduðu siyasallaþma, medyada duygusal ve politik–kültürel yansýmasýný denetlenemez bir çoðalmaya ve kimlik tanýmasýna eþ deðer bir “yeni” alt kültür formülasyonuna neden oldu. Sivas Katliamý ve Gazi Olaylarý’ndan kaynaklanan þiddet yansýmasýnýn, Aleviler üzerinde yarattýðý –devletin 12 Eylül saldýrýlarý ve kültürel yokoluþ ve panzehirsiz dönemlerine- en iyi panzehirin özellikle Alevi müziðine doðrudan yer veren ve Alevi kimliðini kendine gösterge alan radyolar sayesinde daha çok öne çýktý. Aleviler 1990’larýn ikinci yarsýndan itibaren kendilerini kimlik, kültür ve hak talebi noktasýnda iktidara gelen hükümetlerle kan uyuþmazlýklarýný çözmenin en iyi politik araçlarýný bu radyolarda tartýþarak hem kanýksamýþ, hem de politik alternatiflerini ortaya koymuþlardýr. Alevilerin 2000’li yýllarda hükümetlerle kurduðu diyaloglarýn sonunda özellikle -28 Þubat kararlarýnýn getirdiði ve Alevilerin hak talebi çerçevesinde- laiklik unsurlarýný taþýmalarýndan dolayý devletin “kamusal alanda” taviz verdiði bir döneme dönüþmüþtür.

A

Cemevi Ataðý

leviliðin 1970’lerde tartýþa geldiði sürecin 1990’larýn ilk yarýsýndan sonra Alevilik içindeki ve dedelik baþta olmak üzere birçok kurumunu yýpratarak bertaraf etmesinin yanýnda Cemevleri kurmaya baþlamasý kendi içindeki ihtiyacý -kurumun dýþýnda kurumsal bir varlýkmýþ gibi- mekansal bir kültürel-kentsel yaratým olarak icada dönüþtü. Tartýþtýðý kurumu en çok ihtiyaç duyduðu yer olan Cemevi yapýmýna hýz verirken -bu kurumlarýn yol sürdürücüleri ve inanç önderleri olarak deðerlendirilen- dedelere uzak durulmasý, Alevilerin öðreti bilgisi noktasýnda gizli bilgiyi taliplerine öðretirken, Alevilik bilgisinin bir inanç olmaktan öte “az bilgi” olarak iktidarsýz ve sözsüz kalmasýna neden olmuþtur. Göç ve onu takip eden kent bütünleþmesi bir yandan eðitimle gelen modernleþme ve 1970’lerden sonra oluþan politik olarak sol siyasallaþma süreci, Alevilerin 1990’larda yeniden kendilerini tanýmalarýna destek olmuþtur. Aleviler birçok noktada “uydurma” versiyonlara, Sünni deðerlere sahip olsalar da, sözel geleneksel hafýza ve bunun ilahi yaratýcýlarýnýn kuramlarýný günümüze geçmiþten taþýyarak yeniden rol vermeleri yeni bir çözümlemedir. Gizli öðretisini, mistik özelliklerini ve tanrýsal kaygýlarýný bir yana býrakarak Aleviliði en çok satan, en az okunan, en az araþtýrýlan öðreti olmasýnýn yanýnda, Cemal Þener, Ali Yýldýrým gibi yazarlarýn- teorik bilgiyi masa baþýnda yeniden yazýyorsanýz da araþtýrýcý sayýlýyorsunuzpopülist imgelerle süslü tarih bilgisi ve kültür birikiminin Sünni Ýslam’a zýtlýk veya paralellik arz ettiði çalýþmalara kaymýþtýr. Þener’in kitaplarýnýn özellikle baþucu kitabý sayýlmaya baþladýðý süreçte Aleviliðin iki boyutta; kimlik ve

Temmuz 2005

etnik çeþitlilik noktasýnda kaymalara ve öðreti dýþý imajlara yönelmesi ise baþka bir göstergedir. Þener’in son kitaplarýnda þoven söylemlerin artmasý baþlangýçta da öðretiye ters gelmesine karþýn sessiz kalýnan noktalarla ve iddialarla doludur. Aleviliðin kendisini ifade etmeye yarayan en önemli aracý olan “Telli Kur’an” adýný verdiði baðlamayý alanlarda siyasal güç ve kültürel yeniden yansýtma olarak kullanmasý ise Aleviliðin kaybolmadan önce Alevilik adýna kullanabileceði son Ýslam dýþý –Ýslami bir iç alternatif söylem olarak kullansa da- kökene sahip en deðiþmez aracýdýr. Kaybolmayý burada, Aleviliðin yozlaþarak bütünleþmesi –Ýslami deðerlerle- kültürel dejenerasyon ve ritüel birikimini her alanda çekinmeden kullanmaya baþlamasý olarak deðerlendirmek gerek. Aleviliðin, tarihsel gerçekliðini inþaa çabasý aslýnda pek de argümanlarla açýða çýkacak gibi görünmemekte. Aleviliðin geleneksel görüntüsü, altýný oymaya baþlayan Sünni anlayýþ ve onun siyasal göstergeleri Alevilik içinde “karþýlýklý öfkenin de” hakim olduðu bir çatlamayý getirmiþtir. Burada Aleviliðin –süreç içerisindemanevi anlamda öðretisel zemininin daraldýðýný ve kimliksel kaymaya dönüþtüðünü görmek mümkündür. Özellikle yoksulluktan kurtuluþ mücadelesi vermek için çaba harcayan bir ülke konumunda olan Türkiye’nin, bunu yaparken 24 Ocak kararlarýyla uluslararasý sermaye ile aktif bir iþ birliði içine girmeyi seçmesi, varlýklý yerli seçkinlerin bu süreçte ülke içinde yeni bir düzen istemesi, yaþayan Anadolu kültürünün çok boyutlu entegresini zorunlu kýlmýþtýr. Yerel kültürlerin bu noktada imhaya, bir yanýyla da bol bol baskýya uðradýðý, bu hakimiyet döneminde hoþnutsuzluklarýnýn derinleþmesi yeni bir tehdit ve tehlike olarak büyük kentlerde egemen olmaya devam etmektedir. Bu kültürel politik hareketin, Türkiye için gözlemlediðimiz bu ilk bakýþý kullanmak sanýrým kar merkezli büyük sermayenin demokratikleþme açýsýndan kültür politikalarýný da nasýl zorladýðýný yeterince açýklamaktadýr. Kültürel parçalanma ve geleneksel kimliklerin dibinin dinamitlenmesi tek baþýna içerden bir kentleþme oyunu olmaktan öte “modernizmin” standartlaþtýrýlmýþ bir kültürel-ideolojik saldýrý sürecidir. Alevilik açýsýndan bakarsak yerel çýkarlarýn özellikle büyük kentlerde, ezici bir kendini var etme ve kültürel birikiminden beslenme çabasý modernizm adý altýnda postmodernist bir oyunun mekanik formülüdür.

Aleviler Postmodernizmi Alkýþlýyor Çoðumuzun gelip geçici olarak gördüðü bu kaossal dönemde aslýnda hepimizin ortak paylaþtýðý din ve ideoloji çeliþkisi -Marksist anlamý dahil olmak üzere- uyumsuzluðumuzdur. Birçok ideolojik deneyimimizi kullanmaya baþladýðýmýz ve nesnel bilim, evrensel ahlak ve hukuku Aleviliðin kendi ayaklarý üzerinde durmasý için, tarihsel süreklilik duygusunu ko-

rumayý çalýþtýðýmýz bir girdaptýr. Modernizme entegre formüllerini kullanarak postmodernist deneyimlere kaydýðýmýz bu kentsel yeniden yaþam iliþkisi içinde aslýnda evrenin bir parçasý olurken, Aleviliðin bir çok deðeri ile beraber karalama defterine dönüþmesi için karmaþýk ayak oyunlarý yaratýlmaktadýr. Aydýnlanma tutumumuzu Aleviliðin evrensel, vazgeçilmez deðerleri olmuþ Hacý Bektaþi Veli, Þeyh Bedreddin ve Pir Sultan Abdal gibi sonsuz ve deðiþmez hak inandýrýcýlarýný, zengin öðreti kahramanlarýný bile günümüz yaþayaný gibi güvenli bir biçimde sunmaktayýz. Alevi hikmetlerini, kavramlarýný bugünün politik direnci olarak kullanmaya çalýþmamýz Aleviliðin estetik görüntüsü açýsýndan saðlýklý görünmesine raðmen, tüketim, pazarlama, reklamcýlýk, kitleye yönelik “yeni” modanýn yaratýlmasýna yozlaþma olarak yansýmaktadýr. Yaratýcý tasarým burada Aleviliðin yalýnlýðýný saðlayacaðýna yapmacýk ve Aleviliðin deðiþemez, çoðun yerde taklit, kimi yerde ütopik tutumlarla spekülatif bir mantara dönüþmesine yol açmaktadýr.

Cemevi Birliði’nin Açmazý

P

opüler kültürün zenginleþtirici, kaynaþtýrýcý görünen bu “devrimci yataðýnýn” politik arenada toplumsal ve kültürel olarak “bilinçte” dahi yýrtýlmasýna açýk kapý býrakmaktadýr. Sistem karþýtý gibi görünen Aleviliðin aslýnda kültürel tüketiciler eliyle sýnýfsal bir varoluþ enerjisine taþýnmasýnda emeði geçenlerin, Aleviliðin evrensel tasarýmlarýný yeni oluþan “Cemevi”, mekanlarýný da dedesiz kurguya dönüþtüren kentli Aleviler tarafýndan daha çok sembolleþtirilmektedir. Aleviliðin muhafazakar yüzü olan ve ayný zamanda doðalcý romantizminin göstergesi olan dedelik kurumu, geleneksel inanç ve kültür düzeyi ile Cemevlerinde yaþanamaz durumdadýr. Buna karþýn, Alevilerin estetik bir görüntü içinde Avrupa kentleri de dahil, yaþadýklarý kentlerde, ilk tepki olarak Cemevi yapmalarý bunun dýþýnda bir tepkilerinin, hareketlerinin olmadýðýnýn göstergesidir. Baþta Ali Yýldýrým, Murtaza Demir, Ýzzettin Doðan olmak üzere politik koþullara göre Sünni biçimde örgütlenen Cemevleri Birliði’nin de bu politik hezeyanla nasýl bir karmaþaya dönüþeceði kestirilememektedir. Ýnancýn ihtiyacý yerine geçici politik alternatif olma düþüncesi Aleviliðin güçlenmesine deðil, daha çok parçalanmasýna neden olmaktadýr. Bunun yapýlmasý bir de Aleviliði birbirine zýt politik bir alternatiflik içinde olan vakýflar tarafýndan yapýlmasý ne yazýk ki güçlü Alevilik deðil de koþullarý ve Aleviliði kullanan bir yozlaþtýrýcý zihniyeti sürekli önümüze çýkarmaktadýr. Alevilerin bir araya gelmeleri kuþkusuz önemli ve doðrudur ancak bunun geçici bir çýkar iliþkisi olarak ateþlenmesi Alevilerin örgütlenme umutlarýna ket vurmakta ve savsaklanmasýna neden olmaktadýr. Yýllardýr Aleviliðin politik birikimlerini kullanan ve örgütleyen bu anlayýþlarýn daha reel ve Aleviliðin ihtiyacý olan dönülmez ilkeler noktasýnda bir araya gelmeleri emeklerinin heba olmamasýný saðlayacaktýr. Devamý 28.sayfada

27


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 28

¸ E SERÇESM

Baþtarafý 26. sayfada

Semboller ve Postmodernizm

A

levilik açýsýndan politik alternatif ve taraflýlýk olarak deðerlendirme ve daha çok zaman dýþý bir kuramsal çerçeveye oturan Alevilik öðreti normlarý kurumsallaþýrken iktidar hedefleri, karþý kültür kalýplarý görüntüsü içinde “yeni sol” liberal deðerlerle örtüþme noktasýna geldiði görülmektedir. Müzikte, dilde, giyimde ve taþýnan sembollerde yapmacýk bir yaþam ve kültür akýmý görünmesine raðmen, gerçekte evrensel iddialarýný “liberal” bir alt kültür çeþnisine doðru birleþtirmektedir. Alevilik, kendisini özgür metinler çerçevesinde yeniden tartýþýrken aslýnda baþka bir metne dönüþtüðünü, kendi düþünce birikimini edebiyat, sanat, þiir alanýnda çoðaltýrken hakim olma çabasýný da yitirmeye baþladýðýný göstermektedir. Yapboz bir tanýmlama “Alevi islamý”, “öz Türklük” gibi kavramlarýn aslýnda Sünni yaþam biçimine sinmiþ devletçi bir resmi anlayýþ olmasýna karþýn, Alevi kültür üreticiliklerinin -Aleviliði süreklileþtirme anlamýnda- bir iz býrakma ve Aleviliði yaralama tavrý olarak sözde postmodernist kuramlarla uyumlu olma sürecidir. Gelenekçi tutumlarý evrenselci bir uyuþmaya çekmeye çalýþan bu iletiþim uzmanlarýnýn aslýnda bir laik, anti laik süzgeçte sistem yakýný bir montaj fikrine sahip olduklarýný görmemek mümkün deðildir. Toplumun bazý noktalarda bunalým özellikleri taþýdýklarý, geleneksel Alevi kýr hayatýný kentte de uyuþurcasýna, “Cemevi” formülasyonunda yeni bir ilahi toplumsal geçiþ noktasýnda -sembolik olarak- yalnýzca çoðalma anlamýnda örgütlemektedir. Aslýnda anti kentleþme olarak deðerlendirebileceðimiz Aleviliðin postmodern4 yüzü sadece mekansal anlamda görünen deðil de, Aleviliðin talepleri çerçevesinde sözcük oyunlarýnda toplumsal farklýlýklarý kýrýlganlýðý ve uyuþmazlýðý olarak da görmek mümkündür. Cemaat duygusunu kent varlýðýnda politik projelere döken Alevilik ayný zamanda kentsel postmodernist muhafazakarlaþmanýn gerilimini de yaþamaktadýr. Sivas Katliamý’ný ve Gazi Olaylarý’ný Alevilerin kendilerini attýklarý postmodernist ateþte aslýnda yaþadýklarý kültürel coðrafyanýn sýnýrlarýný deðiþtirebileceklerini inanmaya yöneltmektedir. Aleviler için dünyanýn küçülmesi gibi kavramlarýn daha çok kullanýlmaya baþlanmasý temelde Aleviliðin iktidara yakýn ama tükenmiþ, siyasal bakýþ açýlarý daðýlmýþ modern kimlik benzeþmesinde, Alevilik rolünü yitirmiþ özel bir alana dönüþmüþtür.

P

Karýþan Alevilik

olitik anlamda gittikçe yükselen islami Alevilik söylemleri aslýnda Aleviliði sembolik olarak hegemonya aracý olarak son on yýlda açýk bir biçimde kullananlarýn politik ve maddi avantajlarýndan baþka bir þey olarak deðerlendirilemez. Son dönemde özellikle liberalleþmiþ sað kanat entelektüelleriyle ve politikacýlarýyla giriþilen “benlik iliþkisini” medya ekranlarýnda radikal sað söylemlere doðru kaymasý Aleviliðin kendisini acil olarak politik anlamda sosyal bir doðru sese, akýlcý yaþayýþa, kimliðe çekmesini zorlamaktadýr. Bir kýsmýnýn marjinal kaldýðý, bir kýsmýnýn sol ve sað iktidar gözlüðünde dans eden Alevilik aslýnda popülaritesini yitirdiði ve kendi ayaklarý üzerinde durmak için kültürel birikimine ait etnografik deðerlerine fotoðrafik bir tercümeyle gençlerine taþýmasý gerekir.

28

Az sayýda Alevi yaþam öyküsüne sahip olan Alevilik bibliografyasýnýn da Alevilik yazýmýnda renkli yerini almasý gerekir. Teknolojik ilerlemeler arttýkça Alevilerin kendi kent kültürlerini imgesel anlamda bütünsel bir kitle kültürüne dönüþtürmeleri ve bunu kolektif bir güçle yapmalarý gerekmektedir. Son zamanlarda modernizm adý altýnda postmodernist bir kavram kargaþalýðýna itildiklerinin farkýnda olan Alevilerin aslýnda kendilerini cephelerinde süslü, þatafatlý ve iþleyen bir demir gibi görmekten vazgeçip, vitrinden, biliþimin ve evrensel deðerlerin gerisinde kaldýklarýný görmeleri çok önemlidir. Sosyologlarýn ve antropologlarýn Aleviliði sol devriyelerle görmesi ve onu nesnel deðeriyle, Alevilik önündeki metin savaþlarýnda kullanmamasý aslýnda pazar savaþýn da bozulduðunu ve azaldýðýný göstermektedir. Heidegger’e göre tarih ýþýða ve mutluluða doðru giden bir zafer yürüyüþü deðildir. Tam tersine, Sokrates öncesinden günümüze kadar tarihin içinde temel bir çöküþ iþlemiþtir. Ýnsanoðlu çeþitli esaslarý kendi kuramsal kavramlarý ve teknik kazanýmlarýyla daha yoðun bir þekilde kuþatmaya uðraþtýðý ölçüde, neyin esas olduðunu o kadar çok unutmuþtur. Bu açýdan tarih esas olandan esas olmayanlara –ister kuramsal sezgi, ister teknik güç isterse yaþam tarzý olsun- yönelik aciz bir arayýþa doðru giden vahim bir çöküþtür. 5 Bu tartýþmanýn Aleviliðin sýnýrlarýnýn ihlal edilmesiyle daha da artmasý ise günümüzde baþlayan tehlikeleri arttýrmaktadýr. Aleviliðin öðretisel mantýðýnýn korunmasýna yönelik çabalar bir yanýyla uygulamalarý hýzlandýrmýþ, bir yanýyla da Alevilerin kendi içinde ortak ifadelere ve ritüel uygulamalarýna yönlendirmiþtir. Alevilik, bir yandan dýþardan müdahale ile kendine yönelik yozlaþtýrmalarý savururken bir yandan da Sünniliðin oluþturmaya baþladýðý kurumsal kontrolünü yarmaya çalýþmaktadýr. „

KAYNAK 1 Necdet Subaþý, Alevilik Aleviler ve Modernleþme. Birikim, Sayý 159. 2002. 2 A.g.e. 3 Burada tarihsel bilgiler ýþýðýnda dikkatimizden kaçmamasý gereken bir nokta söz konusu. Aleviliðin kendiliðinden kaynaklanan gizli bir inanç olmasý yanýnda içinde bulunduðu hoþgörüsüz siyasal ve kültürel toplumsal ortam nedeniyle kamusal alana yeni yeni kendisini dayatmaktadýr. Alevilik geliþen uluslar arasý iliþkilerin dayatmasý yanýnda ülkedeki görünür genel demokratikleþme ve deðiþim hýzýnýn getirdiði bir rahatlamadan da etkilenmektedir. Yoksa Aleviliðin son yýllarda bile katliamlara ve yok sayýlmaya maruz kalmasý birçok noktada tartýþýlmaya devam etmektedir. Sivas Katliamý’nýn sonuçlanýþý, Gazi Katliamý’nýn Avrupa Ýnsan Haklarý Mahkemesi’ne taþýnmasý bile hala sorunlarýn devam ettiðini göstermektedir. Aleviliðin Serçeþmesi olan Hacý Bektaþ Veli Dergahý’nýn hala müze olarak kalmasý sorunlarýn köklü çözülmesinin önünde açýk politik, kültürel ve inançsal engellerdir. 4 Jameson ve Harvey gibi kuramcýlara göre modernlik ve postmodernlik kapitalizm iki ayrý görünümünü belirtir. Birinden diðerine geçiþ, kapitalizmden, postkapitalizme ya da postendüstriyel çaða geçiþ anlamýna gelmemekte, kapitalist üretim tarzýnýn temel mantýðý etkisini

hala sürdürmektedir. Fakat, bununla birlikte kapitalizm kendi doðasýnda yeniden yapýlanma, bir kültürel oluþumdan, bir diðerine geçiþte ifade edilen bir materyal formundan bir diðerine dönüþme yaþamýþtýr. Örneðin Jameson’a göre, postmodernizm “yeni kapitalizm” kavramý ya da yeni bir çokuluslu “bilgiye dayalý” ve tüketim odaklý kapitalizm görüþü ile paraleldir... Harvey’in üzerinde epeyce durduðu postmodernizm düþüncesine odaklanarak denebilir ki bütün bu deðiþimler zaman aralýklý kompresyon, üretimin seri hale getirilmesi, yeni teknolojilerle mümkün olan en yüksek derecede boþluðun doldurulmasý, telekominikasyonun yeni biçimleri, pazarlama ve üretimin yeni hýzlý yöntemleri, tüketimin yeni biçimleri ve finansal organizasyonun yeni usulleriyle gerçekleþir. (Perry Anderson- Ellen M.Wood, Modernizm Post-Modernizm ya da Kapitalizm, Bilim Yayýncýlýk )... Genellikle pozitivist, teknoloji merkezli ve rasyonalist eðilimli olarak algýlanan evrensel modernizm, doðrusal geliþmeye ve mutlak doðrulara inançla, toplumsal düzenin rasyonel biçimde planlanmasýyla ve bilgi ve üretimin standartlaþtýrýlmasýyla özdeþleþtirilir... Buna karþýt olarak postmodernizme, “kültürel söylemin yeniden tanýmlanmasýnda, heterojenliði ve farklýlýðý özgürleþtirici güçler olarak” dikkat çekilir….Ýlerleme fikrinden sakýnan postmodernizm, bir yanda her türlü tarihsel süreklilik ve bellek duygusunu terk ederken, bir yandan da tarihi yaðmalama ve orada ne bulabilirse onu þimdinin bir boyutu gibi massetme konusunda inanýlmaz bir yetenek geliþtirir. (David Harvey. Postmodernliðin Durumu. Metis Yayýnlarý. 1997)... Hem toplum içi, hem de toplumlararasý düzeylerde gruplar ve sýnýf fraksiyonlarý arasýndaki iktidar dengesinde ve karþýlýklý baðýmlýlýklarda gözlemlenen daha kapsamlý kaymalarla iliþkilendirilebilecek olan ve simgesel ürünlerin üretim, tüketim ve dolaþým tarzlarýný içeren daha kapsamlý kültür alanýndaki deðiþmeler... “Bir tarihsel geçmiþ duygusunun yitirilmesi”, “þizoit kültür”, “dýþký kültürü”, “gerçekliðin yerini imajlarýn almasý”, “simülasyonlar”, “zincirinden boþalmýþ gösterenler” v.b. nosyonlarýyla birlikte yüklüce bir gevþek kavramsal karmaþanýn bollaþtýðýný görürüz... Ötekini kendi terimleri çerçevesinde bilmeye çalýþmak, dar ve küstah kliþelerin ötesine göz atmaya gayret etmek, kültürel metodolojideki yorumbilgisel (hermeneutic) dönüm noktasýný kayda geçirir. Kültürel sýnýflandýrmalarýn bozulmasýna ve uzun süredir savunulan simgesel hiyerarþilerin yapý bozumuna yönelik bu hamle, uluslar ve kültürler arasýndaki karþýlýklý baðýmlýlýklar zincirinin uzatýldýðý ve daha yoðun bir þekilde iç içe geçirildiði bir dünyaya iþaret eder... (Mike Featherstone, Postmodernizm ve Tüketim Kültürü. Ayrýntý Yayýnlarý. 1996). Batýda çok ciddi bir özeleþtiri niteliðinde olan ve büyük sýkýntýlara yol açan postmodern yaklaþým, batýlý olmayan ve modernist yaklaþýmýn iyice anlaþýlmadýðý toplumlarda sorumsuz bir göreceliliðin özrü olarak kullanýlabilmektedir.....Postmodern yaklaþýmýn entellektüel düzeyden çýkarak yaþama dönüþtürülmesinin bizi birbirine baðlý ve çözümü mümkün olmayan üç sorunla baþbaþa býraktýðýna dikkat çekilir. Birinci sorun nesnel deðerlerin ve nesnel ölçütlerin yýkýlmasýyla ortaya çýkan sýnýrsýz görecelilik, ikincisi kavramlarla kimliklerin nesnel göndermelerden yoksun kalýþýnýn getirdiði iletiþimsizlik, üçüncüsü ise ilk ikisinin sonucu toplum ve bireylerin kendilerini içinde bulduklarý etik yani ahlak boþluðudur. (Dilek Doltaþ. Postmodernizm: Tartýþmalar ve Uygulamalar, Telos Yayýncýlýk. 1999.) Burada postmodernizm karþýsýnda birden fazla taným ve alýntýya yer verilmesinin gerekçesi postmodernizmi birçok alanda geniþ tartýþma alanýyla sunabilmektir. 5 Felsefe Tarihi, Modernlik ve Kriz, Üniversite Kitabevi Yay.

Sayý 12


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 29

¸ E SERÇESM

Alevilikte Irkçýlýk ve Kincilik Olmaz Lütfi Kaleli

C

iviyazýlarý Yayýnevi tarafýndan birinci basýmý Eylül 2004’te yapýlan ve Nisan 2005’te dördüncü basýma ulaþan Erdoðan Çýnar’ýn “Aleviliðin Gizli Tarihi (Demirin Üstünde Karýnca Ýzi)” adlý kitabý ile Alev Yayýnlarý tarafýndan birinci basýmý Mayýs 2005’te yapýlan Haþim Kutlu’nun “Kýzýlbaþ Kadýn” adlý kitabýný bir hafta içinde peþ peþe okudum ve notlar aldým… Her iki yazar da Aleviliði Ýslamiyet’in doðuþuyla baþlatmýyor, ta beþ bin yýl öncelerde yaþamýþ olan Sümerlere ve diðer kültürlere dayýyorlar. Bu yönleriyle kendilerine katýlmýyorum… Esas mesleði mimarlýk olan Erdoðan Çýnar, arý duru bir Türkçe ve berrak bir anlatýmla, bir Alevi’ye yakýþan olgunlukta Aleviliðin gizli tarihini okuyucuya sunarken: ýrkçýlýk yapmadan, bilimsel ve tarihsel doðrularý itici olmadan anlatýyor. Kitabýn satýþýnda da belli ki beðeni kazanýyor… Ben de beðendiðimi belirtiyor, kendisini kutluyor ve böylesine güzel kitaplar üretmesini diliyorum… Haþim Kutlu ise maalesef kitabýný Türkçe yazmýþ olmasýna karþýn, Türkçe dil bilimine uymuyor ve Kürt ýrkçýlýðý yaparak itici oluyor… Türkçe ses uyumu bakýmýndan doðru söylemi “Alevi” olan sözcüðü, Haþim Kutlu ýsrarla ve inatla “Alavi” olarak kullanýyor. Bu inadýndaki ýsrarý da þöyle açýklýyor: “Mezopotamya’da, özellikle Kürt Kýzýlbaþlarýn yaþadýðý Anadolu’da kendilerini, kimileyin Hýristiyan, Kimileyin de Müslüman olarak tanýtan, görünüþte bu dinlerin kurallarýna uymaya çalýþan çok sayýda inanç bulunmaktadýr. Bunlarýn önemli bir bölümü ‘Alevi’ baþlýðý altýnda toplanarak, bir torbaya doldurup tanýmlamaya çalýþýlmaktadýr….Son dönemlerde bu inançlarýn açýða çýkýþ, genel olarak bilinen kimi özelliklerden yola çýkarak, cümlesini sorusuzca ‘Alevi’ baþlýðý altýnda anlatmaya, yazýp çizmeye kalkmak geçer akçe olmuþ durumda…(Bizim) Kýzýlbaþ Alevi kavramýný özenle ve özellikle kullanmamýzýn nedeni, bu karmaþayý biraz olsun aralamak içindir. Diðer yandan,daha çok felsefi bir yolak olarak kendisisini bugüne eviren bir inanç kaynaðýnýn, çoðu kez bilerek ve isteyerek karikatürleþtirilmesinin, basitleþtirilmesinin ve ilkelleþtirilmesinin önüne geçme kaygýsýný taþýdýðýmýz için bu ayýrt edici kavramý kullanmaktayýz…” (Sayfa: 205)

Bu bir “kavram” deðil, yerel lehçedir. Kitap, genel kabul gören Türkçe ile yazýldýðýna göre, “Alevi” sözcüðü doðru yazýlmalý; tarihi gerçekler bilimsel verilerle anlatýlmalý ve Haþim Bey, kendi farklýlýðýný, hiçbir polemiðe girmeden týpký Erdoðan Çýnar gibi ortaya koymalýydý… Haþim Bey, açýkça Kürt ýrkçýlýðý yapmakta, Türk’e karþý iyi duygular beslememektedir: “Hatta kimileri, karmaþýk kiþiliðinin fýrtýnalarý arasýnda Müslüman mý, Hýristiyan mý, Hz. Ali’den gelme mi, yoksa ‘Türküm, doðruyum, çalýþkaným’ þeklindeki amentünün ya da þoven tekerlemesinin çarklarý arasýnda süzülerek ve de eriyerek mi geldiðine karar veremediðinden, Kýzýlbaþ kimliðinin terennümün edilmesinden utanç duymakta, onu kendisinden uzaklaþtýrmak için herkesin duyduðu yerlerde, ‘yok birbirimizden farkýmýz’ manasýnda, ‘Kýzýlbaþlýk küfürdür’ diyebilmektedirler. Sanýrýz Ebusuudgillerin ve Kemalgillerin baþarýsý da buradadýr…”(Sayfa:154) Burada fetvacý Þeyhülislam Ebusuud yanýnda fetvacý Kemal de anýlarak, imalý biçimde Mustafa Kemal’e de gönderme yapýlmaktadýr.” “Ocak aslýnda, üç ayaklý demirle ifâde edilen demir üçgene verilen isimdir. (Sakat bir tümce bu. Doðrusu, ‘Ocak üç ayaklý demir üçgene verilen bir addýr’ olmalýydý.) belki de baþlangýçta bu, üç adet taþýn birbirine birleþtirilmesiyle elde edilmiþti. Bugün Türk dilinde hala (Hala, babanýn kýz kardeþidir. Burada kullanýlan hala, þimdi ki zamaný verdiði için a’lar þapkalý olarak hâlâ biçiminde yazýlmalýydý. Maalesef Haþim Bey, kitabýnda bir deðil, beþ deðil, yüzlerce kez hep ayný yanlýþý yapmaktadýr. Ayný þekilde bir yaðýþ türü olan ‘kar’ olan kazanç yerine kullanýlmaktadýr.þapkalý ‘’a’ kullanýlmazsa “karý paylaþmak’, erkeðin karýsýný paylaþmak olur) ayný anlamla ifade edilmektedir. Ve Ocak (O-cax ya da Xo-cach) anadýr. Yada Hurrice’de olduðu gibi All-e’dir (ALL-IK). All-e hem ateþ, hem ana demektir. Bugün Ýç Anadolu Kýzýlbaþ Kürtlerinden, Dersimli Kýzýlbaþ Kürtlere kadar anneye yapýlan bir hitap biçimi olarak bu sözcüðe yer verilmektedir ve bizzat tespit etmiþ durumdayýz” (Sayfa: 121) (Devamý 30. Sayfada)

Serçeþme Sizlerin Katkýsýyla Çýkýyor ve Daðýtýlýyor Serçeþme’nin arkasýnda medya ve iþadamlarý yoktur. Gerçek sahibi Serçeþme’den niyaz alan okuyucularýdýr. Serçeþme’yi çýkaranlar yurt içinde ve dýþýnda çalýþan, emeðiyle geçinen insanlardýr. Serçeþme okuyucusunun özverisine, paylaþýmcýlýðýna, çalýþkanlýðýna güvenerek ve zorluklarý birlikte çalýþmayla aþma gücüne dayanarak yola çýkýyor.

Eli kalem tutan tüm canlardan yazý, haber, fotoðraf, yorum, yazýlar ile nefeslerinizi, deyiþlerinizi bekliyoruz. Tüm canlarý, Serçeþme’ye abone olmaya, abone yapmaya, temsilcilik görevini üstlenmeye, bulunduklarý yöreye derginin toplu getirtilmesini, elden daðýtýlmasýna el vermeye çaðýrýyoruz.

BUGÜNE DEK TEMSÝLCÝLÝK GÖREVÝNÝ ÜSTLENEN CANLAR: Yurtdýþý - Almanya: Berlin Zeki Konuk +49.172.305 92 29; Darmstad Hüseyin Akýn +49.179 107 88 56; Frankfurt Sedat Bican +49.170.751 25 35; Gladbach Behçet Soðuksu +49.173.510 03 54; Hamburg A. Varol +49.172.453 14 62; Hanau Kemal Nayman +49.173.667 72 91; Kassel Hüseyin Öztürk +49.162 153 33 20; Kiel Erdoðan Aslan +49 174 484 18 34; Oberhausen Mehmet Kaz +49.173 612 01 95; Stuttgart Kýlavuz Bakýr +49.162 909 70 70; Avusturya: Tirol Hüseyin Polat +43.650 841 55 99; Belçika: Brüksel Kazým Bakýrdan +32.473 49 37 12; Kanada: Toronto Ahmet Akkuþ +1.416.652 98 54; Fransa: Paris Ahmet Kesik +33.672 96 33 44; Hollanda: Schieadam Halil Cimtay +31 619 92 22 84; Gelderland Ali Rýza Aðören; +31.651 25 63 19; Ýsviçre: Basel Ýbrahim Bakýr +41.78 808 40 07; Norveç: Dramman Hasan Bulut +47.9803 7761. Yurtiçi - Adýyaman: Merkez Ýmam Bakýr 0532.791 03 20; Gölbaþý Kenan Tezerdi 0535.949 43 13; Amasya: Merzifon Ali Kiziroðlu 0535.644 27 25; Gümüþhacýköy Feruz Oruç 0542.664 35 14; Ankara: Sýhhiye Av. Timurtaþ Özmen 0532.313 87 78; Merkez Ýsmail Metin 0532.644 95 37; Antalya: Merkez Gülçin Akça 0532.282 72 80; Burdur: Merkez Mehmet Turan 0248.234 37 17; Denizli: Merkez Tekin

Temmuz 2005

Özdil 0546.237 32 96; Diyarbakýr: Merkez Mehtap Ürer 0535.872 63 03; Eskiþehir: Merkez Þenol Gündoðdu 0532.254 26 06; Gaziantep: Merkez Hüseyin Keskin 0537 242 38 42; Hatay Ýskenderun Haydar Kalkan 0326-614 26 50; Ýstanbul: 4. Levent Hüseyin Düzenli 0555.204 73 79; Acýbadem Koray Berktaþ 0533.244 61 25; Alibeyköy Veysel Köse 0544.305 39 23; Avcýlar Mustafa Kýlçýk 0536.552 68 75; Bahariye Zehra Ünder 0533.722 03 91; Beyazýt Bekir Delibaþ 0212.516 23 14; Çaðlayan Ali Ulvi Öztürk 0212.224 22 42; Fatih Rukiye Delibaþ 0536.396 83 56; Ýçerenköy Yýlmaz Gürbüz 0535.524 49 12; Kadýköy Kazým Erol 0216.347 14 41; Kayýþdað Veli Göynüsü 0532.687 31 09; Sarýgazi-Taþdelen Ergül Þanlý 0532.410 51 79; Soðanlýk Hasan Harabati 0532.787 70 98; Sultanbeyli Sadegül Çavuþ 0535.491 07 58; Yenidoðan Salih Arslan 0535.941 15 09; Ýzmir: Merkez, Hüsniye Çýnar 0532.512 59 62; Konya: Beyþehir Salman Zebil 0542.431 56 91; Maraþ: Elbistan Derviþ Þahin 0544.217 98 05; Nurhak Hasan Çadýr 0535.511 12 99; Nevþehir: Hacýbektaþ Erhan Çetin 0536.426 94 33; Samsun: Terme Emrah Çolak 0542.341 33 03; Tekirdað: Merkez Hasan Arslan 0282.263 05 79; Urfa: Kýsas Ahmet Aykut 0536.777 63 47; Sýrrýn Sadýk Besuf 0537.392 63 75; Zonguldak Karadeniz-Ereðli Cemal Kenanoðlu 0532 740 42 50.

29


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 30

¸ E SERÇESM

(Baþtarafý 29. Sayfada)

Ne demek “Anadolu Kýzýlbaþ Kürtlerden, Dersimli Kürtlere”? Dersim yani Tunceli, Anadolu’da bir il deðil midir.? Anadolu’da Kürt’üyle Türk’üyle yaþayan bir Kýzýlbaþ Aleviliði vardýr. Alevi inancý; dil, din, ýrk, mezhep ve cinsiyet ayrýmý yapmadan, 72 milleti bir göz ile gören ve sevgi temelinde onlarý kucaklayan bir inançtýr; Kürt ýrkçýlýðýný da, Türk ýrkçýlýðýný da kabul etmez… “Eski Türklerde kadýna çok saygý gösterilirdi. Han ve haným tahtta yan yana otururdu. Beg ve begüm beraber buyruk yürütürdü” diyen rahmetli Doç. Dr. Bedri Noyan’dan alýntý yapan Haþim Kutlu Bey, onu þöyle eleþtirmektedir: “Bir Türk-Ýslam sentezi mücahidi de Bektaþi Dede babalarýndan Doç. Dr. Bedri Noyan’dýr.” ektaþilik Alevilik nedir” baþlýklý kitabýnýn giriþinde, Hünkâr Bektaþ-ý Veli’yi “bir din Türkçüsü” olarak tanýmlayan Noyan, Türkçü kimliðini kadýn konusunda da sergilemektedir. Bektaþilikte kadýný anlatýrken, Bektaþi kadýndan çok, Türkmenlerin Orta Asya Steplerindeki eski yaþam tarzýný anlatýr. Müslüman Türk’ü anlattýðý yerde ise Ýslamiyet’i ve Muhammet’i över, ancak, Arap ve farsý aþaðýlar… “Noyan’ýn mürþitlik postuna oturduðu Bektaþiliðin “Dede Baba” kolu, bir savaþ okuludur. Merkezi Ýstanbul’dur. Bir savaþ okulu olarak örgütlenen Þah Ýsmail’in Ardabil (Türkçe’de doðru yazýmý Erdebil olacak) Ocaðý’na karþýlýk, Bektaþi Yeniçeri ocaðý olarak yapýlanmýþtýr. Þah Ýsmail’in Ýslamiyet’e Ali kanalýndan köprü olmasý amacýyla betimlediði ve her meydanda okunmasýný istediði ‘La feta illa Ali, Ýlle Seyfe, Ýlla Zülfikâr’ gülbanký, bir savaþ gülbankýdýr. Erkekçedir, savaþa ve þiddete tanrýsal bir övgüdür….” (Sayfa: 228, 229, 230) “Alevi toplumunun bu özgürlükçü tutumu cahil halk bir yana, bir dönemin yazar ve aydýnlarýnca bile hoþ karþýlanmýþ, aðýr suçlamalara ve eleþtirilere tabi tutulmuþtur. Söz gelimi Yakup Kadri Karaosmanoðlu gibi bir yazar, ‘Nur Baba’ adlý romanýnda Alevilerin dinsel törenlerinde cinsel iliþkide bulunduklarýný iþler. Romanýn bölüm baþlýlarýndan birinin adý þöyle: ‘Bir Bektaþi Tekkesinde Mumlar Nasýl Söner’ Müsahipzade Celal, ‘Mum Söndü’ adlý oyununda bu suçlamayý daha ileri götürür. Bu durum, Anadolu insaný adýna bir utanç tablosudur.” A. Fuat Bozkurt’tan yaptýðý bu alýntýda görüldüðü gibi Sayýn Bozkurt, Alevi inancýna yönelik iftiralar karþýsýnda dik duruyor ve iftiracýlarý teþhir ederek kýnýyor. Ama bu teþhir ve kýnama Haþim Bey’i tatmin etmi-

yor ve Sayýn Bozkurt’u, kurduðu þu tümce ile “Türkçü” olmakla suçluyor: “Yazarýn kendisi de Yakup Kadri Karaosmanoðlu gibi bir Türkçüdür ve Kemalist aydýnlarýn baþýnda yer almaktadýr. (Haþim Bey’e göre Kemalist olmak da bir suçtur.) A. Fuat Bozkurt, Karaosmaoðlu’nu yaptýðý bu çarpýtma ve inkârdan dolayý kýnýyor, ama belirttiðimiz özelliði es geçiyor. Bu nokta ise ister Ýslamcý, ister Türkçü kýlýklý olsun, Kýzýlbaþ Alaviliðe (Aleviliðe) yaklaþýmda ortaya çýkan süreðe ve kesintisizliðe iþaret ediyor.” (Sayfa: 47) Haþim Bey, Alevi inancýnda duaya baþlanýrken; “Bismiþah! Allah, Allah!” söylemini de þöyle dilendiriyorlar: ‘Bismiþah! Halla!’… ‘Düvazimam’ ya da ‘Düvazdeh’ söylemleri ise ‘Donzdeh’ Halk dilinin asýl özelliði, Neolitik dönem diline dayandýðý ve bu özelliðini büyük ölçüde korumuþ olduðudur.” (Sayfa: 178) diyor. Biz de Haþim Bey, keþke bu kitabý Türkçe deðil de Kürtçe yazsaydý, Kürt okuruna daha saygýlý olur ve Türk okuruna da saygýsýzlýk etmemiþ olurdu, diyoruz… Burada þunu da belirtmeden geçemiyoruz; Kýzýlbaþ Alevi Kürtler genelde Zazaca konuþurlar. Haþim bey, özellikle Kürtlük ve Kürt dili üzerine ýsrarla durduðuna göre, Zaza dilini ne yapýyor? Haþim Bey’in Kürtçülük penceresinden bakýþ açýsýný bir tarafa býrakýrsak, kitabýn genel içeriði bir çok doðruyu yansýtmaktadýr. Kendisini bu yönüyle kutluyorum… Keþke Kürt’ten söz ederken Kürtçülük yapmazsa, Türk’ten söz ederken de Türk’ü tümden Türkçülükle suçlamazsa, saygý duysa idi. Ben bir Alevi olarak Kürt’e de Türk’e de saygý duyuyorum; Kürtçülükten de Türkçülükten de nefret ediyorum. Öyle inanýyorum ki olaylara objektif bakan be her Kürt her Türk aydýný da benim gibi düþünüyordur… Doðumunun 750. yýlýnda 1991 yýlýný “Yunus Emre Sevgi Yýlý” ilan eden UNESCO, Alevi inancýnýn Anadolu’da yetiþtirdiði Yunus Emre’yi tüm dünyaya örnek insan olarak tanýtýrken, onun Türk veya Kürt kimliðine bakmamýþtý. Çünkü o yunus Emre; “Yetmiþ iki millete bir göz ile bakmayan, Þeriat evliyasý olsa da hakikatte asidir” diyor ve þunlarý da ekliyordu: Adýmýz miskindir bizim Düþmanýmýz kindir bizim Biz kimseye kin tutmayýz Kamu alem birdir bize.. Bu güzel dizeleriyle insanlýk alemine sevginin, barýþýn ve dostluðun rehberi olan Yunus Emre sýcaklýðýyla tüm Kürtler ile Türkler de, Aleviler ile Sunileri de, Hýristiyan ile Müslümanlarý da muhabbet dolu sevgilerimle kucaklýyor, herkese esenlikler diliyorum… „

Iraklý Direniþçiler Meðer Teröristmiþ!.. Lütfi Kaleli Özgürlük ve insanlýk adýna Irak’ta zalim Saddam Hüseyin’i devirdiðini söyleyen Amerika, iki yýlý aþkýn bir süredir Iraklýlara kan kusturmaktadýr. Ýþgalin baþladýðý 20 Mart 2003 tarihinden bu yana ölen Amerikalý asker sayýsý 1735, son bir yýlda bomba yüklü düzenlenen intihar saldýrýsýnda ölenlerin sayýsý da 2176 oldu. Amerika’nýn insanlýk dýþý bu iþgaline direnen Irak halkýný haklý bulduk ve onurlu mücadelelerinin yer aldýðýmýzý hep söyledik. Ancak 28 Haziran 2005 tarihli Vatan gazetesinde, Zarkavi’nin, “Tevhid ve Cihat” örgütünün militanlarýndan yirmi yaþýndaki direniþçi Marvan’ýn þu sözlerini okuyunca þoke olduk:

dindar insanlarýz. Alkol, müzik ve batý etkisinin olmadýðý bir küresel Ýslam devleti hayali kuruyoruz... Ýþte bunun için bende Ýslam uðruna savaþan bir intihar bombacýsý oldum. Ýlk amacým þehit olup cennete kabul edilmek, Irak için savaþmak ikinci planda kalýyor. Bunun hangi gün olacaðýný ise önce Allah, sonra komutanlarým karar verecek...

“2004 yýlýnýn sonbahar aylarýnda kendimi hazýr hissettiðim zaman komutanlarýma ‘intihar bombacýsý’ olmak istediðimi söyledim. Liste o kadar uzundu ki, bana ancak sekiz ay sonra sýra geldi. Þimdi benim gibi intihar saldýrýsý düzenleyecek olan mücahit kardeþlerimle birlikte bir ay eðitime alýndýk… Her gün yapacaðýmýz eylemde olabildiðince çok Amerikalý öldürebilmek ve cennette buluþabilmek için Allah’a dua ediyoruz… Bazý arkadaþlarým þimdiden mezarlarýný kazýyor. Ama inþallah benim buna ihtiyacým olmayacak. Çünkü patlayan bombalarla bedenimin buharlaþmasýný diliyorum…

Bu sözleri okuyunca, yýllar önce Ýslami Cihat örgütü komutanlarýnýn, yetiþtirdikleri 12-18 yaþ arasýndaki canlý bombacýlara þöyle dediklerini anýmsadým:

Bize ‘özgürlük savaþçýsý’ veya ‘direniþçi’ denilmesini saçma buluyorum. Ben bir teröristim! Çünkü Kuran’da yer alan El-Enfal suresi mücahitlerin düþmanlarýna karþý terör estirmesini emrediyor. Yani terörist olmak beni daha iyi Müslüman yapýyor. Siz, cihat uðruna savaþan insanlarý yanlýþ tanýyorsunuz. Biz sadece normalden daha

30

Umarým o an gelip saldýrýyý düzenlediðimde Iraklý kardeþlerimin de ölümüne sebep olmam. Ama olur da ölürlerse cennette Allah onlardan beni affetmelerini isteyecek. Bana ise dönüp þöyle soracak: ‘Kaç tane kafir öldürdün?’”

“Kim din adýna savaþýrda ölürse, þehit olur cennete gider. Onlarý cennette birbirinden güzel kýrk huri karþýlar. Kim ki canlý bombacý olur bilerek hem kendisini hem kafirleri öldürürse, cennette ödülleri iki katýna çýkar; ellerinde badeler ve türlü nimetler sunan yetmiþ iki huri hiç yaþlanmadan sonsuza dek yaþarlar...” Arap’ýn kýzgýn çölünde yokluk ve açlýkla cehennemi yaþayan, buluð çaðýnda kadýn açlýðý çeken bu gençlere türlü nimetlerle donanýmlý cennette yetmiþ iki huri sunmak, gençleri akýl dýþý eylemlere yöneltmektir. Bu açýdan bakýnca, can pahasýna verdikleri savaþlar kendi vatanlarý için deðil, salt hurili cenneti kazanmak için olmaktadýr... Ne diyelim, bilmem ki!.. Allah, akýl-fikir versin diyelim mi?..

Sayý 12


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 31

¸ E SERÇESM

Horoz Gerilla Rýza Aydýn

A

dana’da yeni yetme gençler birbirleriyle takýþtýklarýnda “Var, iþine git oðlum, sen daha ananýn koyduðu adla duruyorsun” derler. Ananýn koyduðu adla durmak, bir yandan saflýðý, temizliði çaðrýþtýrýrken, diðer yandan da toplumsal hayatta ün salýp, lakap alýnacak, onunla anýlan bir iþ yapmamýþlýðý, sýradanlýðý, kimliksizliði çaðrýþtýrýr. Makbul olan da ananýn koyduðu adla durmamaktýr. Dedem Korkut’un anlattýklarýna bakýlýrsa, bir zamanlar kiþiye beceri gösterip, ün salana kadar ad verilmezmiþ; bundan dolayý da çok ünlenip adlar alanlar da olurmuþ, adsýz yaþayýp ölenler de... Zamanla kendisiyle özdeþleþen bu hikayeyi bizlere anlatan Kývýrcýk Ali de çok adlar alýp, ünlenen arkadaþlarýmýzdandý. Onunla ilk kez Adana da; faþist saldýrýlarýn yoðun olduðu bir bölgede, sýcak yaþanmaya aday bir yaz sabahý karþýlaþmýþtým. O, motosikletiyle ortalýðý kolaçan etmekten yeni gelmiþ, ýþýl ýþýl parlayan gözleriyle ortamý tarayarak, heyecanýný gizlemeye çalýþýyordu. Koyu esmer tenli, orta boylu, atletik yapýlý, kývýrcýk siyah saçlarýnýn ön kýsmýndan bir yama gibi görünen, baþýna saplanan kurþunla beraber çýkarýlan kafa kemiðinden boþalan yerden, beyninin atýþlarý belli olan, güleç yüzlü, candan, insanda güven uyandýran, yaman biriydi. Kafasýnýn bu durumuyla bazen “tahtalarým eksik” diye alay ederdi. O, yanýmýza geldiðinde, beni oraya çaðýran O6 plakalý kýz arkadaþla (o zamanlar Ankara’dan gönderilenlere böyle derdik) göz göze geldiðimde, kim bu demek için, çaktýrmadan, hafifçe baþýmý sallayýp, göz kýrptým, o da kabullen, güven dercesine, baþýný hafifçe öne eðip “iyi bir vatandaþ, seveceksin” diye kulaðýma fýsýldadý. Haklýymýþ. Yanýmýzdaki, yöremizdeki insanlar ona, “Kývýrcýk” yada “Kývýrcýk Ali ”diyorlardý. Ben de öyle kabul edip, o yörede öyle seslendim. 1978’de Dev-Yol’daki büyük kopuþmanýn yaþandýðý süreçte, sonradan Dev-Sol diye anýlacak olan gurubu temsilen, Ýstanbul’dan gelen arkadaþýn, Halkevindeki açýk bir tartýþmada ona, “Veli” diye hitap ettiðini, onun da “hop hop, polislik yapmayalým, adým Ali” diye kýzdýðýný gördüm. Düþtüðü bu duruma çok bozulan, Ýstanbul’dan gelen arkadaþ, kulaðýma üzüntülü bir ses tonuyla “Ne bileyim allahýný... bu adam çok ünlü biridir, her yerde bir baþka adla tanýnýr, Ankara’da bunu tanýmayan yoktur, oradan öyle tanýdýðýmdan, aðzýmdan kaçýrdým” diye yakýnmýþtý. Adana cezaevlerinin kayýtlarýna o, Ali Yavuz diye geçti. Sorguda Kývýrcýk Ali olduðunu kabul etmeyip, Ali Yavuz’um diye nasýl direndiðini, oradaki tuzaklarý uzun uzun anlatýrdý. Cezaevlerinde hepimiz onu öyle tanýdýk. Bu hal onu eskiden beri tanýyanlarca zaman zaman hafiften alay konusu olurdu. Kazýlmakta olan, tünel inþaatýnýn içinde, elektriðe çarpýldýðýndan, kaybettiðimiz Ýsmail Þahin kalýn gözlüklerini elleriyle düzeltir, o yeri göðü inleten kart sesiyle, “Ali Yavvvuuuzzz ”diye baðýrýrdý. Yýllar sonra baþka bölgelerden devrimci insanlarla yaptýðým, sohbetlerde, özellikle de cezaevi sohbetlerinde anladým ki, benim horoz gerilla hikayesini vesile ederek anlattýðým Kývýrcýk Ali gibi insanlar o yörelerde de yaþamýþ. O zamanlar her bölgede böyle insanlar mý vardý, yoksa o zor günlerimizde, Bozatlýhýzýr gibi carýmýza yetiþen, deðiþik kýlýk kýyafetlerle dolaþan ayný insan mýydý bilmiyorum; bildiðim bir þey varsa o da þu, önce bu isimle tanýþtýðým insanla, deðiþik mekanlarda, baþka baþka adlarla da karþýlaþtýðýmýzdýr. Onunla en son, 12 Eylül sonrasýnda, devrimci mücadelede katledilenlerin yer aldýðý bir albümde karþýlaþtým. Orda yazýlanlara bakýlýrsa, o Eski (li) ailesinin çocuðu olarak dünyaya geldiðinde ona Veli adý verilmiþ; annesi onu Velim diye severek höllüðe belermiþ. Ýþte bundan dolayý da o, devlet kayýtlarýna ilk kez Veli Eskili diye geçmiþ. O dönem merkezden gönderilen arkadaþlarýmýzýn, kimlik kartýndaki bilgilerle ilgilenmezdik. Bu ona güvenip gönderenin sorumluluðundaydý. Bunlarý bilmenin, iþimize yaramayacaðýný, hatta polis sorgusunda bize sýkýntý verip, yük olacaðýný biliyorduk. Ýþte bu yüzden kazara öðrendiklerimizi bile görmezden gelir, unuturduk. Bundan dolayý bu tür konularda onunla hiç bir sohbete tanýk olmamýþtým; ne o bu tür konulara girerdi, ne de biz ondan sorardýk. Bu halimiz iyi miydi kötü müydü bilmiyorum ama, o dönem havalar böyleydi iþte. Onun yanýnda yöresinde kalan herkes, farkýnda olmadan ondan etkilenir, ondan bir þeyler öðrenir, adeta kapardý. Adý konmadan yapýlan bu eðitim, teorik, daha da çok pratik konularda olurdu. Kýssadan hisse, bir hayat felsefesini, bir yaþam tarzýný anlatan, unutamadýðýmýz bu hikaye de, onun gayet ciddiyetle,sevinerek anlattýðý, ondan öðrendiklerimizin bir parçasýydý. Ýkrarýna ve ilkelerine baðlý, kendimize ve birbirimize saygýmýzdan, bir kavramda anlaþmak için günlerce konuþtuðumuz, yaptýklarýmýzdan

Temmuz 2005

haz alýp, mutlu, onurlu yaþadýðýmýz o günlerde; cinselliðe, açlýðýmýzý gidermek için otlanýlan yada iradesi olmayan orta malý “bir bardakla ihtiyaç duyanýn su içmesi” gibi bir olgu olarak deðil, karþýlýklý bireysel cinsel aþka dayalý, kendine has bir sevdayla yapýlan, hilesiz, hurdasýz þiirsel bir paylaþým, özel bir yaþam olarak baktýðýmýzdan, bu hikayede her hangi bir tuhaflýk görmüyorduk. O dönem “Sevdalarýna saygýlý gerillanýn belki de bir sevgilisi vardý, kim bilir belki de oda bir gerillaydý” deyip geçiyorduk. Sonra devirler deðiþmeye baþladý, cezaevlerine düþtük. Bir kadýna dokunmanýn hayal olup, ancak gazete sayfalarýndan ya da televizyondan görüle bildiði, dýþarýlardan esen rüzgarlarla gelen haberlerin, nice yeþil dallarý kýrdýðý, insanýn insana, insanýn kendine yabancýlaþtýðý, duygularýn yýprandýðý o zamanlarda anlattýðýmda ise Horoz Gerillaya bir tuhaf bakýlýrdý. Hele babayý kaçýrma davasýndan içeri düþen, Gýllik Adnan bu hikayeyi her duyuþunda tenekeden yapýlmýþ býçaklardan birini eline alýr, diþlerini sýkarak “Ah ulan köfte ah, o Horoz elime bi geçse, bi geçirsem ulan acýmayýp ha þu kör býçakla doðrayacaðým, keseceðim alimallah, keseceðim ulan” diye býçaðý eline dizine sürter, sonra da o sinirle “köfte” diye býçaðý yere çarpýp giderdi. Gel zaman git zaman, yýllar geçip giderken, birçok þeyi de beraberinde götürdüðü, her þeyin mazi olmaya baþladýðý doksan sonrasý yýllar geldi. Bu yýllar da Çukobirlik’te çalýþtýðýmýz günlerden birinde, dalgýn dalgýn bahçede volta atýyordum, Rýza abi diye seslenen biri oldu, baktým bizim eski, dönemin gençlerinden biri; hayýrdýr, ne var dememe kalmadan, biraz utangaç, biraz isyankar bir edayla; “Abi ben horoz gerillalýktan istifa edeceðim, dilekçemi kime vereyim?” dedi. O an! gözümün önünden bir dönem deðil, sanki bir dünya geçti. Bu bölüm, bir türlü vaz geçemediðimiz, gençlik düþlerimizdeki, o hikayeyi, (Horoz Gerillayý) anlatýr.

Horoz Gerilla Müfrezelerle giriþtikleri bir çatýþmada, gerillalardan biri yaralanýr, yuvarlanarak bir düzlüðe inip orada bayýlýr. Oralar genç yaþta dul kalan bir kadýnýn çiftliðidir. Kadýn her gün yaptýðý gibi, o gün atýyla çiftliðini gezerken gerillaya rastlar, terkisine atýp evine getirir. Gerillanýn yaralarýna pansuman yapar, aðzýna yiyecek, içecek koyar... gerilla ayýlýp kendine gelir. Neler olduðunu sorar, kadýn durumu anlatýr... Akþam olur, kadýn sofrayý hazýrlar yemeklerini yerler. Gerilla boylu poslu, yakýþýklý olduðu kadar, tatlý dilli, konuþmayý seven, cana yakýn biridir. Kadýnýn gönlü yavaþtan yavaþtan gerillaya doðru akar, kadýn bunu göstermeye, gerillaya kur yapmaya baþlar. Ama kadýn ne yaparsa yapsýn, gerilla bunlarý görmezden, anlamazdan gelir. Kadýn bakar ki iþ olacak gibi deðil, gerillanýn anlayýþý kýt, kafasý kalýn durumu açýk açýk anlatmaya baþlar: “Bak” der, “Kocam öldükten beri, gönlüme göre birini bulamadým, yýllardýr yalnýz yaþýyorum, senden de çok hoþlandým; seninle beraber olmak, seninle yatmak istiyorum” der. Gerillanýn dut yemiþ bülbül gibi suskun, hareketsiz kaldýðýný gören kadýn, biraz da kýzarak “Ben yatmaya gidiyorum, kapý açýk, ister gel benimle yat, yoksa ne halin varsa gör, oraya bir yere zýbar” deyip gider. Kadýn gider, bizim gerilla alýþkýn olduðu gibi, bir yere uzanýr, orda uyuyup kalýr. Günler hep böyle geçer, kadýn bir türlü özlemine ulaþamaz. Gerilla artýk iyileþtiðini, düzeldiðini hissedince, bir gün kadýna: “Kendimi iyi hissediyorum, gidip arkadaþlarýmý arayacaðým, gitmeden þu güzel çiftliðini gezelim” der. Kadýnla çiftliði gezmeye baþlarlar. Her yeri gezip dolaþtýktan sonra, sýra kümes hayvanlarýnýn olduðu yere gelir. Kümeste yüzlerce horozun içinde sadece bir tane tavuk vardýr. Ferik, o kadar horozun içinde çýtak çýtak dolaþýp horozlarý gagalamakta tadýr. Her yerde sakin sakin dolaþan gerillanýn, þaþkýn þaþkýn bakýp güldüðünü gören kadýn “Hayýrdýr, neye gülüyorsun” diye sorar. Gerilla biraz utangaçça “Bilmem ki der, Bu kadar horozun içerisinde, bir tane tavuk, nasýl idare edebiliyor, nasýl yaþýyor anlayamadým da...”Gerillanýn sözlerinin bitmesini beklemeden kadýn cevabýný yapýþtýrýr. Ýlahi adam der kadýn Burada anlaþýlamayacak, bilemeyecek ne var, bizim horozlarýn da hepsi gerilladýr da ondan; Merak etme, bu horozlarda gerilla, hiç bir zaman ferikten yana dönüpte yan gözle bakmazlar bile... Nisan 1998. Adana

31


Sercesme 12-2.qxd

08.08.2005

17:10

Page 32

SERÇESM ¸ E BÝLÝMLE GÝDÝLMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR

Hacý Bektaþ Veli, Hiroþima ve Yeni Dünya Düzeni Esen Uslu

T

Zafer sarhoþluðu geçince, ABD’nin yeürkiye’de Alevi-Bektaþiler ni dünya düzeninden pek de emin olmadýðý bu yýl Hacýbektaþ ilçesine ABD’nin yeni dünya düzeni ortaya çýktý. Yeni dünya düzeni adýna ayakakýp, cem olduklarý günlersavaþtan baþka bir anlam taþýmýyorsa, lanmaya ve Saddam Hüseyin’i devirmeye de, tüm dünyada ilerici çaðýrdýðý Kürtler ve Þiiler ayaklanýrken, insanlýk bir insanlýk ayýbýný Hacý Bektaþ Veli’nin halkýn baðýmsýz giriþiminden korkan ABD altmýþýncý kez lanetliyor. 1945 yazýnda tarihin derinliklerinden seslendirdiði geri adým attý. Saddam Hüseyin’le uzÝkinci Dünya Savaþý’nýn son günleri yaþabarýþ çaðrýsý laþmayý seçti. Bunun ardýndan Basçýlar Þiinýyordu. Almanya, Mayýs ayýnda kayýtsýzçaðýmýza uygun deðil midir? lere ve Kürtlere karþý bir katliama giriþti. þartsýz teslim olmuþ, Avrupa’da savaþ sona ABD seyrederken, binlerce Þii ve Kürt katermiþti. Japonya, Pasifik Okyanusu’nda iþledildi. Yeni dünya düzeninin sesi çýkmadý. gal ettiði adalarýn çoðundan kovulmuþtu. ABD’de Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz gökdelenlerine karþý yapýlan Sovyetler Birliði, Japonya’ya karþý savaþa katýlmýþ, ama Japonya henüz saldýrý ve ardýndan gelen dünyanýn çeþitli yörelerindeki bir dizi saldýrý yenilgiyi kabul etmemiþti. dün eðittiði Müslüman teröristlerin, bugün ABD’ye karþý çaktýðýný gösAmerika Birleþik Devletleri, savaþ boyunca gizlice geliþtirdiði atom terdi. Ardýndan ABD, Afganistan ve Irak’a karþý savaþ açtý. Savaþýn ilk bombasýnýn ilk denemesini kendi topraklarýndaki bir çölde yapmýþ ve aþamasýnda zafere ulaþtý. Dün katledilmesine göz yumduðu Þiiler ve korkunç silahýný kullanmaya karar vermiþti. ABD’nin bu kararý, savaþý Kürtler bugün müttefikleri oldu. Ama yüzbinlerle ölen Iraklýlarýn hesabý bir an önce sona erdirmeyi ve Japon topraklarýnda çatýþmanýn getireceði sorulmazken, caný yanan kapitalist ülkelerin yasý tutulur oldu. kayýplarý önlemeyi amaçlamýyordu. ABD Baþkaný oðul Bush, yeni bir dünya düzeni sürümünü piyasaya Söylenmeyen, yazýlmayan, ama atom bombasý patladýðý gün tüm ilesürdü. Terörizme karþý, Ýslam ülkelerine demokrasi getirmeyi amaçladýðý rici insanlýðýn iliklerinde hissettiði amaç, savaþtan sonra kurulacak yeni öne sürülen bu yeni dünya düzeninin de savaþlarla yürütüleceði artýk iyidünya düzeninde ABD’nin kapitalist dünyanýn tartýþmasýz lideri olduðuce açýða çýktý. nu kanýtlamaktý. 1945 yýlýnýn Aðustos ayýnda Japonya’nýn Hiroþima’ya, ardýndan Nagazaki’ye atýlan iki atom bombasý, iki kentin yerle bir olmasýna; yüzSavaþsýz Bir Dünya Mümkündür binlerce insanýn anýnda ölmesine neden olmakla kalmadý. Yüzbinlerce insanýn yaralandý ve bir kaç gün ile onlarca yýl arasýnda deðiþen süreyle ekala, ABD’nin yeni dünya düzeni savaþtan baþka bir anlam acýlý radyasyon hastalýðý çektikten sonra öldü. Çocuklarýnda ve torunlataþýmýyorsa, Hacý Bektaþ Veli’nin tarihin derinliklerinden rýnda aðýr sakatlýklarýn görüldü. Adýna “Soðuk Savaþ” denilen Ýkinci seslendirdiði barýþ çaðrýsý çaðýmýza uygun deðil midir? Dünya Savaþý sonrasýnýn yeni dünya düzeni böyle kuruldu. Türkiye’de yaþayan milyonlarca Alevi-Bektaþi bu sorularý Bu dünya düzeni çerçevesinde elli yýl boyunca emperyalist boyundu“Hayýr, tam tersine” diye yanýtlýyor. Hacý Bektaþ Veli’nin barýþ ruktan kurtulmak isteyen ülkeler ABD tarafýndan cezalandýrýldý. Müslüçaðrýsýnýn, da kýrýmlar ve katliamlar arasýndan süzülerek, acýyý bal man halklar içinden milisler örgütlendi, silahlandýrýldý, eðitildi, cepheye ederek gelmiþ bir çýðlýk olduðunu bilen Aleviler-Bektaþiler, Hacý Bektaþ sürüldü ve nice kanlar döküldü. Bu ülkelerde ABD ordusu ile içli dýþlý Veli’nin barýþ çaðrýsýnýn günümüzde de son derece geçerli ve baþarýlaolmuþ yerel ordularýn bir biri ardýndan darbe yaparak halkýn baþýný kalbilir olduðunu düþünüyorlar. dýrmasý engellendi. ABD’nin barýþçý yeni dünya düzeni, ilan edilmemiþ Ama yeni dünya düzeninden, yani savaþtan-kýrýmdan, milliyetçilikbir savaþýn en kanlý yollardan sürdürülmesi oldu. ten-ýrkçýlýktan, baskýdan-faþizmden, katliamdan-soykýrýmýndan yana olanlar; Alevi-Bektaþilerin önüne engeller çýkarýyorlar. Hacý Bektaþ Veli Dergahýna sýký bir kuþatma uyguluyorlar. Tüm tarikatlar göz önünde, el üstünde tutulup, serbestçe çalýþýrken, Hacý Bir Kez Daha Yeni Dünya Düzeni Bektaþ Dergahý’ný sözde müze olarak koruyor görünüp, çalýþamaz halde ýyaslarsak daha onbeþ yýl önce Sovyetler Birliði yýkýlýrken tutuyorlar. 72 milleti bir bilen Hacý Bektaþ’ýn adýný Türkçü-Turancý milABD, “Kuveyt’i Irak’ýn iþgalinden kurtarmak” için Birinci liyetçiliðe kaynak; Kürtlere, Ermenilere ve Rumlara uygulanan kýrýmKörfez Savaþý’na giriþti. Irak ordusunu kýsa sürede bozgulara, tehcir ve mübadeleye örtü olarak kullanmaya çalýþýyorlar. na uðrattý. Kuveyt’ten Irak’a kaçmakta olan Irak askerleriBu yýl Hünkar’ýn huzuruna toplanan Alevi-Bektaþi ilericileri, örgüt ni Mutla boðazýnda kýstýrdý, bir hava saldýrýsýyla bir gecede yöneticileri gündemlerini Avrupa Birliði’ne teslim etmekten vazgeçmek; binlercesini katletti. Hacý Bektaþ Dergahý’na sahip çýkmak; Alevi-Bektaþi toplumunu içinden O günlerde zafer sarhoþluðu içindeki ABD Baþkaný baba Bush, Amebölme giriþimlerine karþý dikilmek; bizi musahiplerimizden tecrit etmeye rika’nýn yeni bir dünya düzeni kurduðunu söylemiþti. Belli ki, Amerika çalýþan giriþimleri boþa çýkartmak; Hacý Bektaþ’ýn barýþ çaðrýsýný çaðdaþ için bu yeni dünya düzeninin kuruluþu da kanlý bir savaþtan geçmekteydi. içerikle savunmak zorundadýr. „

P

K


Sercesme Sayı 12 Temmuz 2005