Page 1

SERÇESM ¸ E BÝLÝMLE GÝDÝLMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR

BU SAYIDA

HÜNKÂR’IN DÝLÝYLE CANLARA SESLENÝÞ Derviþlik, hýrkada, taç'da deðildir Hararet nardadýr, sac'da deðildir Her ne arar isen insanda ara Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da deðildir Hacý Bektaþ Veli

VELÝYETTÝN ULUSOY ile Söyleþtik

Hünkâr’ýn Toplumsal Kimliði Esat Korkmaz, Genel Yayýn Yönetmeni

FÝKRET OTYAM Çaðdaþ Muaviye Ardýllarý Karbelâ ve Necef’i Bombalarken ESAT KORKMAZ Nasýl Örgütlenceðiz ÝSMAÝL KAYGUSUZ Birlik Olmanýn Yolu Hacý Bektaþ Veli Dergâh’ýndan Geçer MEHMET TURAN Serçeþme’nin Abdalý ÖMER ULUÇAY Seçeþme’den Akan Kevser ÝSMAÝL ÖZMEN Din, Tanrý ve Ýnsan VAHAP ERDOÐDU Büyük Ortadoðu Projesi ALÝ KAYA Dersimlilerin Kökeni ve Deylem’de Alevilik AHMET KOÇAK Battal Pehlivan’ý Anýyoruz HASAN HARMANCI Kurban VÝÞNE KORKMAZ Toplumsal Nirvana NASUH BARIN Erdemli Olmak Mümkün mü? ALÝ KENANOÐLU Onbirinci Yýlýnda 2 Temmuz ve Sivas BURHAN KOCADAÐ Abdal Musa Sultan’ý Anarken ARÝF SAÐ ile Söyleþi: Müzik Biçim Olarak Netleþmemiþ Bizim Ülkemizde

AYLIK DERGÝ Genel Yayýn Yönetmeni: Esat Korkmaz Sahibi: Genel Ajans Basým Daðýtým Organizasyon Ltd. Þti. adýna Ahmet Koçak Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü: Ahmet Koçak Yönetim Yeri: Divanyolu Cad. No: 54, Erçevik Ýþhaný 102, 34110 Eminönü Ýstanbul Tel/Faks: +90.(0)212.519 5635 E-posta: sercesme_dergisi@yahoo.com

FÝYATI: TL 3M / € 3 / £ 3 AÐUSTOS 2004 SAYI: ISSN 1304-986

9 771304 986000

1

A

nadolu insanýnýn özleminin, umudunun, bilimsel bir kaygý gütmeksizin düþ gücünün bir çocuðudur, Hacý Bektaþ Veli. Anadolu insanýnýn Anadolu topraðýnda yetiþtirdiði, sevip geliþtirdiði; özlemine, umuduna, düþ gücüne uygun biçimde söylencelerle giydirip kuþattýðý, doðaüstü yetilerle donattýðý, düþünceleri kýrsal kesimde kitlesellik kazanan, düþünme/davranma özgürlüðünden yana, açýklýðý seven, baskýya karþý savaþan bir öncüdür, Hacý Bektaþ Veli. Doðuþ yýllarýnda ortaya konan ilkelerle yaþamaya çalýþan ve deðiþmeyen, tartýþýlamayan, esnetilemeyen bir inanç kurumu yaratan egemen sýnýfýn ilahi ideolojisi Þeriatçý Ýslamlýðýn yadsýnmasýnýn bir ürünüdür, Hacý Bektaþ Veli. Þeriatçý Ýslamlýðýn yaþanan nesnel/toplumsal süreç tarafýndan yadsýnmasýyla ortaya çýkan inanç boþluðunun çalýþanlar adýna doldurulmasýnýn yaratýsýdýr, Hacý Bektaþ Veli. Ortaçað koþullarýnda, temel üretim zemininde belirleyici üretici güç durumunda bulunan Anadolu köylüsünün, çobanýnýn ve zanaatçýsýnýn kendisini kurtuluþa taþýyabilmek ve kurtuluþunu insanlýðýn kurtuluþ düþüne baðlayabilemek için yarattýðý “doðu toplumculuðu”nun baþat kimliðidir, Hacý Bektaþ Veli. Tektanrýcý dinin ortodoks kurallarýna kitlenip kalan insaný, can yoldaþlýðý, kavga yoldaþlýðý temelinde önce topraða sonra yaþamdan kaynaklanan, yaþamla gelen bir birikimin ürünü durumunda olan geleneðe baðlayan süreci baþlatan, doðan, geliþen ve geleceðe uzanacak olan bir toplumsal olgudur, Hacý Bektaþ Veli. Ýslamýn getirdiði deðiþmez koþullara karþý yaþama sýzan ve yaþamsal bir tepki olarak beliren bir hizmetlidir, Hacý Bektaþ Veli.

Bu Kimliðin Toplumsal Sonuçlarý

S

ýralanan nedenlerle Hacý Bektaþ Veli düþüncesi, Asya kökenli göçerlerin, yerli halkýn ve Hz. Ali Yandaþlarý'nýn uygarlýk öncesi çaðlardan taþýyýp getirdiði deðerlerin, bu deðerlerin bir bireþimi biçiminde beliren ve halkýn isyanýný besleyen dünya görüþünün “maya”sýna dönüþebildi. Bu “maya” kullanýlarak, inanç kökenli düþünceler baðlamýnda, geleneðin üzerindeki örtü kaldýrýlabildi ve yaþamla beslenen bir ürün durumuna getirilebildi; düþüncenin yüzü güneþe gösterilebildi. Herkesin, her þeyin yazgýsýný çizecek biçimde soyut olarak tasarlanýp kutsanan, sonra da halkýn toplu belleðine “gerçek varlýk” olarak yerleþtirilen Tanrý algýsý eleþtirilebildi; yaþanan ve kesinlikle bilimsel olan nesnel süreci onurlandýrmak için bilimsel olup olmadýðý kaygýsý gütmeksizin, saðduyunun / önsezinin yarattýðý ýþýkla bir gönül kanalý açarak, insanlarý da peþine takýp gökyüzüne yükselen Tanrý alýnýp yeryüzüne indirilebildi; kara yazgýyý yaþayan deðil, bu yazgýyý yaratan eleþtirilebildi; insanýn, kendi kaderini kendisinin çizebileceði gerçeði yaþama geçirilebildi. Akýnlarýn, savaþlarýn, saldýrýlarýn yoðun olarak yaþandýðý, yoksulun daha yoksul, azgýnýn daha azgýn olduðu bir ortamda, Anadolu halkýnýn toplu belleðinin, toplu eyleminin/söyleminin bir simgesi olarak güvercin donunda bu topraða ayak basan Hacý Bektaþ Veli, özlemlerin, umutlarýn kucaðýnda beslenerek önce kendi nesnel yaþamýnýn sýnýrlarýný aþtý, sonra da doða/insan yaþamýnýn sýnýrlarýný aþtý ve evrenin sonsuzluðuna uzanan bir davranýþýn taþýyýcýsý oldu. (Devamý 2. sayfada)


(Baþtarafý 1. sayfada)

Hünkâr’ýn Diliyle Canlara Sesleniþ Ve canlara seslendi Hacý Bektaþ Veli: • Þeriatçý Ýslamlýkla barýþ içinde bir arada yaþama adýna deðil, Asya kökenli paylaþmacý/ dayanýþmacý toplum deðerleriyle uygar eþitsizlikçi toplumda eþitlik adýna muhalefet eden deðerlerin buluþmasýyla yeni bir bireþim olarak beliren ve sonralarý Alevilik-Bektaþilik biçiminde kimlik kazanacak olan yaþam görüþü adýna; bütün gönüllerin aydýnlýða, bütün canlarýn ermiþliðe kavuþmasýný dileyen bir yürek vuruþuyla seslendi gönül yoldaþlarýna: Gelin canlar bir olalým. • Ýçten, dýþtan baskýya uðramýþ, horlanmýþ, sömürülmüþ; esenliðe susamýþ, barýþýn, eþitliðin, yiðitliðin tadýna vurulmuþ kýr emekçilerine, göçerlere, çobanlara yüksek dað doruklarýndan seslendi: Gelin canlar bir olalým. • Evrenin enginliðinde/zenginliðinde gücü yettiðince/olanaðýnca dolaþmak, gezmek, görmek, söyleþmek, sevilmek, öðrenmek, kýsaca yaþamak özlemi içinde olanlara “sessizlik” olarak algýlanan Anadolu insanýnýn toplu dileðiyle seslendi: Gelin canlar bir olalým. • Arýnmýþ bir yürekle dolaþmak, er olmak, erlerle yaþamak, erenlere karýþmak isteyenlere; görüþmek, barýþmak, konuþmak, seviþmek isteyenlere; esriyen gönüllerde kendini bulmak, kendinde baþkalarýný, baþkalarýnda kendini görmek isteyenlere yücelerden seslendi: Gelin canlar bir olalým. • Baþeðmek, alçalmak istemeyenlere, yanlýþý doðruya, çirkini güzele çevirmek isteyenlere, eylemin olanaklý olduðu yerde eylemek isteyenlere, eylemin olanaklý olmadýðý yerde söylemek isteyenlere “dýþa dönük eylemlerinin nesnelleþmesi” anlamýnda seslendi: Gelin canlar bir olalým. • Uygar insanlara özgü bilinç açýklýðýna / davranýþ baðýmsýzlýðýna kavuþmak isteyenlere; insan denen varlýðýn deðerini, önemini, evrendeki yerini bilmek isteyenlere; bilmenin üstünlüðünü, erdemin öncülüðünü, geliþmenin yaratýcýlýðýný, iyinin/güzelin yönlendiriciliðini anlamak isteyenlere erenler toplantýsýndan seslendi: Gelin canlar bir olalým. Þeriatçý Ýslamlýðýn uyuþturucu etkisinden kurtulmak, özgürlüðün diriltici/can verici sýcaklýðýna koþmak, yeniyi bulmak, eskiyi yerli yerine koymak, yani her an yeniden doðmak isteyenlere yaþamý kucaklayan/onurlandýran inancýnýn diliyle seslendi: Gelin canlar bir olalým. Yaþamýmýzýn “hizmetlisi” Hacý Bektaþ Veli düþüncesini/inancýný canlandýrmak için yola çýkan Serçeþme, Hünkâr'ýn diliyle sizlere sesleniyor: Gelin canlar bir olalým. ®

2

Fikret OTYAM, Geyiklibayýrý köyü Antalya, 12 Temmuz 2004 ULU ÖNDER Mustafa Kemal Atatürk demiþti ki: “…Ömer’in etkisiyle Ebubekir’e biat olundu. Görülüyor ki halifeliðin seçiminde genel eðilimin doðal bileþiminden çok, kiþisel etki, saptamayý biçimlendirmiþti. Peygamber’in ölümünden yirmibeþ yýl kadar bir süre sonra Ýslam dünyasý içinde Ýslamýn en büyük kiþilerinden ikisi karþý karþýya halifelik savýyla arkalarýndan sürükledikleri ayný din, ayný ýrktaki insanlarý kanlar içinde býrakmakta sakýnca görmediler. Sonunda hilesinde baþarýlý olan, saf ve temiz olaný yendi, ailesini ve çocuklarýný yok ve periþan etti. Böylelikle halifelik adý altýndaki Ýslam yöneticiliðini yine halifelik ünvaný altýnda bir Ýslam saltanatýna dönüþtürdü. Emevi saltanatý, büyük fetihler yapmakla birlikte baþýndan sonuna deðin kanlý ve üzücü olaylar ile ancak doksan yýl yaþayabilmiþtir.” O güzel, o eþsiz insan Mustafa Kemal Atatürk TBMM’de 1338, yani 1922 yýlýnda tüm Ali evlatlarýna yapýlan haksýzlýðý/hayýnlýðý/zulmü böyle yorumluyordu, kabri elbette her daim ýþýklýdýr O’nun.

O Kutsal Topraklarý/Yerleri Görmek Aþký Aðýr Basanda! Irak Ankara Büyükelçilik Basýn Müsteþarý Ýbrahim El Dakuki can, aziz dostum, altý yýl yaþadýðý Ankara’dan merkeze, yani Baðdat’a atandýðýnda “Gider gitmez seni ülkeme davet etmek/ettirmek ilk iþim olacaktýr ve Kerbelâ’ya bizzat ben götüreceðim”, demiþti ora aþkýmý bildiðinden. Uzun sürmedi ve Baðdat’taydým Devlet Konuðu olarak, 1 Mayýs akýl almaz bir coþkuyla kutlanýyordu Baðdat’ta, Ýbrahim El Dakuki canla yola koyulduk, Baðdat’tan Mahmudiye’yi geçtikten sonra Hilla’ya uðramadan sola dönerseniz Ýskenderiye’ye ve Müseyyin’e varýrsýnýz, daha sonra þehitler diyarý Kerebelâ’ya.

Fotoðraf Çeker misin? Baðdat’ta, büyük bir alanda üst üste konmuþ küplerden kurulu çok ama çok güzel bir havuz var, her küpten sular fýþkýran, arabayý durdurup fotoðraf çekiyordum ki üç hamal, evet üç hamal yaklaþtý, kimliklerimizi istedi. Buranýn fotoðrafýný neden çektiðimi sormuþlar Ýbrahim cana, o da devlet konuðu olduðumu anlatmýþ, pasaportuma baktýlar, notlar aldýlar ve yolcu ettiler saygýyla. Meðer orada önemli bir devlet büyüðünün de konutu varmýþ! Heyecandan yüreðim duracak, çünkü Kerbelâ 10 km. yazýlý bir gösterge var yolun saðýnda… O da ne, yol kapalý!.. Ceep’ten büyük, üzerinde makinalý tüfek ve askerler olan bir askeri araç yolun tam ortasýnda, stenleriyle iþaret ettiler inmemiz için!... Dedim, küplü havuzun fotoðrafýný çeker misin a meraklý? Kimliklerimize baktýlar, sonra tepedeki bir yapýyý iþaret ettiler, “Karakol” dediler! Önde biz arkada stenli askerler tepeye vardýk, dev yapýlý bir yüzbaþý iniyordu merdivenlerden, karþýlaþtýk, selam durdu ve tekmil verdi: “Men, Kerbelâ belde polis müdürü Nazým Mustafa…. Hoþ gelmiþsiniz, safalar getirmiþsiniz, buyrun biraz dinlenin, birer kahve içelim.” Sonra laf lafý açtý, hoþ bir Türkçeyle söyleþiyorduk, ikisi de Kerküklü çýktý, sordular/soruþturdular ve yerlerinden fýrlayýp sarýldýlar birbirlerine gözleri dolu dolu!... Ýbrahim can ve Nazým Mustafa ilkokul arkadaþlarýydý: “Emir almýþým sevgili mihman, hep yanýnda olacaðým, þimdi emret hizmete hazýram…” Önümüzde o makinalý tüfekli araç, arkada biz… Onlar eski günlerini anýyorlar tarifsiz bir yarenlikle, bense bu tarihsel kentin o kendine has mimarisine yutarcasýna bakýyor, anlatýmsýz duyular içinde ardý ardýna fotoðraf ve 8 mm’lik kamerayla film çekiyordum… Karþýda tarifsiz güzel bir yapý, kubbesi altýn gibi ýþýlýyor, kimi yerler çiniler içinde. Burasý, Hz. Muhammed’in torunu, “Gönüller Sultaný” Hz. Ali’nin oðlu Þehit Hüseyin’in yattýðý yerdi.

Ve Ýþte O'nun Yanýndayým Nazým Mustafa arabadan iner inmez, bazý siviller kendisini “askerce” selamlýyor, resmi giysililer ise “hazýrol” duruyorlardý ve sayýlarý bir hayli kabarýk idi… Büyük bir kapýdan avluya girdik. “Nazým Mustafa can, acaba fotoðraf ve film çekebilecek

Sayý 1


Çaðdaþ Muaviye Ardýllarý Kerbelâ ve Necef’i Bombalarken! miyim?” “Elbette… Kendi evindeymiþin gibi”, dedi. Avlunun etrafý livan ve hücrelerden oluþmuþtu. Çiniciliðin en güzel örnekleri…. aralarýnda siyah çinilerin oluþturduðu Kuran sureleri uzayýp gidiyordu… Ýnsanlar insanlar… Livanlarýn önünde… Hücrelerin içinde…. Rüya gibi kadýnlar, siyah abalarýn içinde, elleri yüzleri açýk, gözleri acý dolu… Seyyidler etrafýmýzý sardýlar, “Hoþ geldiniz”, dediler. Nazým Mustafa anlatýyordu konuk olduðumu… Mavi, sarý, yeþil, osmanlý mavisi… Çiniler… Siyah yazýlar… Nazým Mustafa durdu. Ellerini açtý, “Dua edelim”, dedi. Biraz sonra, nice “can”lar arasýnda O’nun yüceliðini, acý ölümünü dinlediðim, milyonlarca insanýn “kanlý gözyaþý” döktüðü Þehit Hüseyin'in yattýðý yere girecektim. Ýki kapý vardý. Altýn, gümüþ ve bugün için yapýlmasýný aklýmýn alamayacaðý minelerle seyrine doyum olmayan bu nakýþ cümbüþünün, insanoðlunun ince hünerinin “sanat”laþtýðý iki kapý… Altýnlar soluk ýþýkta parlýyor, mermerlerin ebrularý bu güzelliðe baþka bir güzellik katýyordu ve içerden yakarýþlar, feryatlar geliyordu ve iki kumru ötüyordu bir tuhaf, sonra güvercinler… Bir dakika sonra içerdeyim… Kubbe, kýrýk aynalardan gümüþlendi, sandukanýn bulunduðu yerin üstünden bir nur yaðmuru, anlatýmsýz renkler olarak iniyordu gümüþ ve oyma sanatýnýn en güzel örneði olan sandukaya. Rengarenk avizelerden süzülen ýþýklar yine kýrýk aynalý kubbeye vuruyor, yine ýþýk, renk olarak düþüyordu sandukanýn üstüne. Ýnsanlar mýrýltýlarla, gözyaþlarýyla ellerini, yüzlerini, gözlerini sandukaya sürüyor, dönüyorlardý dört bir tarafý. Ýnsan seline kapýlmýþ katýlmýþtým aralarýna.. Sanki hemen kolumdan tutup çýkaracaklarmýþ, bu doyumsuz ýþýk, nakýþ, sevgi cümbüþünden beni yoksun kýlacaklarmýþ gibi her þeyi, ama her þeyi bir anda yutarcasýna görmek, hafýzama çakmak istiyordum. Elimdeki makinalarý bir o yana, bir bu yana doðrultuyor, gömleðime asýlý mikrofona o yürek parçalayýcý, yakarýþ sanki bir senfoni gibi giriyor, ipincecik þeride çiziliyordu. “Bu Ýmam Hüseyin çocuklarýdýr: Ali Ekber ile Ali Asgar. Burada yatmýþlar. Ýmam Hüseyin orda yatmýþ. Burada özü tam olan askerler ki yetmiþ iki kiþiydiler. On Muharrem'de bunlar da Hüseyin ile þehit olmuþlardý….. Bu köþe Hazreti Hüseyin'i kestikleri yerdir…” Burasý, her yaný mermer bir bölümdü. Bir seyyid ayakta duruyordu. Yine dular edildi, gözyaþlarý dökülüyordu asýrlar sonra Þehit Hüseyin'e ve yakýnlarýna, diðer þehitlere. “Kýrk gün sonra getirdiler, 20 seferde. Onun için 20 seferde, bütün Türkiye'den… Ýran'dan… Afgan'dan, Hind'den… Suriye'den, Lübnan'dan, Irak'ýn bütün köþelerinden buraya gelir, yani baþýn döndürüldüðü gün.. O gün Kerbelâ'nýn nüfusu bir milyondan fazla olur. Çoluk çocuk gelir herkes.” “Þurda ne yazýyor Nazým can?” “Yazýyor… Kale seydin kavneyn.. Hüseyin… mini vane Hüseyin… Yani… Yazmýþ … Hazret Peygamber… Yani Peygamber efendimiz… Diyor. Hüseyin bendendir, ben Hüseyindenim. Yani Ýmam Hüseyin'i bu kadar severdi.” Türbenin kýble tarafýnda anlatýmsýz güzellikte tezyinat var. Giriþin iki tarafýnda iki minare, bunlar da alýmlý… Nazým can anlatýyor: “Peygamberin torununun baþsýz cesedinin gömüldüðü Kabr al Hüseyn ismi verilen yer, zamanla Þiiler için vazgeçilmez bir 'ziyaret mahalli' oldu… Halk arasýnda, Hüseyin'in türbesi civarýnda gömülenlerin Cennet'e girecekleri inancý hakim. Bu nedenle birçok yaþlý ve sakat ziyaretçi, hayatlarýnýn son günlerini yaþamak üzere bu türbe civarýna gelir veya ölüler buraya nakledilerek türbe civarýnda defnedilir…” Daha sonra biraz ötesinde Hüseyin'in üvey kardeþi Abbas'ýn da

Aðustos 2004

türbesini ziyaret ettik. Bu türbe de sevgi doluydu, iþleme, nakþ, renk cümbüþü, sanat doluydu… Arkama dönüp bir kez daha baktým türbeye; Ýran'da da, Irak'ta da, Türkiye'nin çeþitli bölgelerinde de çoðu kez sabahlara kadar O'nun için mersiyeler, yakarýþlar, öyküler derlediðim, insanlarýn yüreðinde onulmaz bir acý olarak duran Ýmam Hüseyin'in türbesine. Ýnsanlar, ta dýþ kapýdan geri geri çýkýyor, kapýya yüz sürüp ellerini açýyorlardý göðe doðru. Gözleri yaþlý nice insan bir yudum suya hasret kýlýnýp öldürülen Hüseyin ve yakýnlarý þehitler için asýrlardýr dualarý dudaklardan eksik etmiyor, sevgisi asýrlardýr insanlardan insanlara geliyor geliyordu… Bu sadece acýma deðil, haksýzlýða karþý insanoðlunun sonu gelmez tepkisiydi, insaný insan eden, haksýzlýða karþý tepkisi, isyaný yani, tarifsiz bir sevgiyle karýþýk.

Hazreti Ali'ye Sarýlmaya Durduk… 1 Mayýs 1972. Necef yolundayýz. Necef’in bir adý da Meþhed-i Ali’dir. Hilla’nýn güneyinde yetmiþ dört bin nüfuslu bir kent. Kapýda indik, dua ettik.

Çaðýmýzýn Alçak Yezidleri Sözüm ona özgürlük. Sözüm ona demokrasi! Hepsi, ama hepsi yalan/dolan/alçaklýk/hayýnlýk… Ve bunlar için Irak’a ayak basan çaðdaþ haydutlar, onurlu Kerbelâ, onurlu Necef halkýný karadan havadan bombalýyorlar, týpký Muaviye zulmu uyguluyorlar insanlara çoluk çocuk, genç ihtiyar demeden. Onurlu halk alçaklara karþý, asýrlar sonra yine direniyorlar! Ölüyorlar… ölüyorlar, inançlarýndan tek ödün vermeden! En ileri tekniði bu inanç karþýsýnda yeniliyor. “Ali’yi gördüm Ali’yi…” Nerede? “Yetiþ yaa Ali!” Yetiþ yaa, yetiþ ya!... Ali n’itsin, hangi birine eriþsin? Alçaklarýn bombalarýnýn toz duman ettiði o kutsal yerlerde üzerine inen tozlarý silkeliyor, yine de türkü barlarda kendisini gördüklerini söyleyenlere gönül komuyor!

Ýki Buda Heykeli Afganistan’da Bamiyan Vadiinde iki büyük kayaya oyma anýt heykel, birisi 54, diðeri 57 metre. Birisinin ayaðýnýn yanýna gittim, arkadaþým fotoðrafýmýzý çekti. Boyum, topuðuna eriþmedi! Sonra baþka alçaklar/ “Deyyus-u ekberler”(1), Tanrý adýna bu caným anýt heykelleri “þer’an caiz deðildur deyu” dinamitlerle uçurdular! Tanrý’nýn gazabý üzerlerine ola! Bu gözler güzel þeyler gördü, gördüklerini anlatmak bir vefa/ bir insanlýk borcudur. Sýrasýyla devam edeceðim. Gerçeðe Hû. (1) En büyük deyyuslar. Meraklýsýna not: O babayiðit, o güzel insan Kerbelâ Belde Polis Müdürü Yüzbaþý Nazým Mustafa can, Irak-Ýran savaþýnda þehit düþtü.

3


Nasýl Örgütleneceðiz? Esat Korkmaz Alevilik-Bektaþilik, geçmiþin içinden süzülüp gelen bir bilincin/inancýn; buna göre tasarýmlanmýþ bir toplumsal projenin, bu projeyi kutsayan toplumsal özlemin Hacý Bektaþ Veli, Þeyh Bedrettin vb. kimliklere baðlanarak dýþa vuran, yaþama geçen bir “doðu toplumculuðu”dur.

B

ugünün somutunda, bu toprak insanýný “esenliðe” kavuþturacak “devrimci-demokrat” güçlerin baþýnda Alevi-Bektaþi topluluðunun geldiði savý, hemen herkesin ortak yargýsý durumundadýr. Bu yargý, Alevilerin-Bektaþilerin, Anadolu insanýnýn toplumsal mücadelelerinde oynadýklarý “onurlu rolün” bilince çýkardýðý bir gerçekliktir. Geçmiþten bize ulaþan Alevilik-Bektaþilik, zulme, baskýya ve haksýzlýða karþý “isyan” geleneðini, uygarlýk-öncesi sýnýfsýz toplumun “eþitlik” deðerleriyle besleyerek bugünlere taþýmýþ, halk muhalefetini “tarihle, kültürle” beslemiþ ve onu sürekli “canlý” tutmuþtur. Bunu nasýl baþarmýþtýr: Bunu; insanlýðý ve doðayý Tanrý ile özdeþleþtirerek canlý ve cansýz dünyayý pratik eylemler alaný durumuna dönüþtürdüðü, doðrudan demokrasi zemininde halkýn demokrasisini politikanýn mutlak biçimi olarak algýlayan devrimci hümanizmin, yani toplumcu hümanizmin en üretken felsefesini yarattýðý, zorbanýn, özgürlük mücadelesi karþýsýnda bir silah olarak taþýdýðý “ölüm”ü, düþünce özgürlüðüne “þantaj” yapmak için kullanýlan bir “rehine” olarak algýladýðý ve felsefesinden çekip çýkardýðý, “özgür bir insan ölümden baþka her þeyi düþünür ve bilgisi ölüm üzerine deðil, yaþam üzerinedir” yargýsýný öne alarak ölümü ölümsüzleþtirdiði, ölmeden evvel öldüðü ya da yaþarken dirildiði, zekânýn etik-estetik bir anlatým biçimi olarak düþünceye/inanca taþýdýðý sevgiyi/aþký, özgürlüðün tek olasý temeli ve toplumsal yaþamýn tek etik harcý olarak yaþama geçirdiði, “benliðe” duyulan etik ilgiyi, kendini yaratmanýn bir aracý durumuna getirdiði, doða yasalarýndan farklý her türden insan doðasý yasasýný yadsýyarak doða üzerinde metafizik Tanrý’ya güç veren dinsel düþüncelere karþý duruþ aldýðý, ayný gücü doða üzerinde insana veren evrensel bir düþüncenin üreticisi olduðu, için baþardý.

• •

• • • •

öne çýkan “teorik-pratik” sorunlarý tartýþmak; kolektif bir “ürün” yaratmak üzere düþünsel “olgunluk, beceri ve yetkinlikleri” amaca yönelik “seferber” etmek; felsefemizin-inancýmýzýn yaþamasýný olanaklý kýlacak, hak ettiði saygýnlýðý yeniden kazandýracak “araçlarý” biçimlendirmek-örgütlemek, ve sosyal pratiði bir ucundan yakalayarak “kimlikli bir mücadeleyi” yaþama geçirmek, ivedi görevler olarak önümüzde durmaktadýr. Çabalarýmýza koþut olarak yaratýlacak uygun “araçlar” çevresinde kadrolarýn bir araya toplanmasýný saðlayarak onlarý, “nesnel” düzeyde demokrasi-laiklik mücadelesinin “öznesi” durumuna getirmek her Alevinin-Bektaþinin “yaþamsal” görevidir. Böylesi bir “ortamda”; Alevilik-Bektaþilik temelinde örgüt “birimleri” ya da “gruplar”, “kiþiler” arasýnda yaþanmasý “zorunlu” iletiþim ve diyalog; güven duyulacak “kadro”, “program” ve “örgütlenme” sorunlarý, olmasý gereken “mekânlar”da, baþvurulmasý gereken “ilke” ve “yöntemler”le yapýlamamaktadýr. Bu olumsuzluðu aþmak, hemen her kafada “biçimlenmiþ” ortak “sorulara” ortak “yanýtlar” bulmak, bulunan ortak yanýtlar üzerine uygulanabilir bir “çalýþma-mücadele programýný” devreye sokarak, bilinçlerdeki “ortaklýðý” yakalayacak ve Aleviliðin-Bektaþiliðin düþünsel ve pratik sorunlarýný çözecek bir “süreci” baþlatmak temel amaç olmalýdýr.

Yakýcý Sorun: Örgütlenme Kötülüðün yiyeceði kötülüktür; besleyeceðine beþikteyken boð gitsin.

• • • • • •

A

leviler-Bektaþiler olarak nasýl bir dönemi yaþýyoruz?, sorusunu yanýtlarken “geçmiþimizi” ölçü almak durumundayýz: “Kökümüze” bakmasýný bilmezsek, þimdimizi ve geleceðimizi “konuþamayýz”. Pek iç açýcý olmasa da sýralamaya çalýþalým. Günümüzde AlevilikBektaþilik: Ortodoks Sünni kuþatýlmýþlýða “boyun eðme” ile belirgin “Türk-Ýslam sentezi” zemininde boy veren düþünüþ biçimlerinin tanýmladýðý “kimliksizliðin” kýrýlamadýðý; genelde politika alanýnýn “dýþýna” itildiði; kimi “gruplarýn” ya da “örgütlerin” kendilerini “bâtýni-heterodoksi” açýdan anlamlandýrabilmek için bu “inancýn-felsefenin” geleneksel tabanýndan ve günümüzdeki sýnýflar konumlanmasýndaki anlamlý yerinden “habersiz” bir “kör dövüþü”ne girdiði; Bâtýni toplum felsefesi ve toplumsal tasarým açýsýndan anlamlý olan “demokratik” ve “siyasal” mücadelenin bir türlü amaçlanan politik “öze” kavuþamadýðý bir dönemi yaþýyoruz. Yaþanan bu sürecin doðal bir sonucu olarak ortaya çýkan; düþünsel “bulanýklýðý” gidermek; bu kapsamda “etkinlik”, “eylem” ve “yazýn” ürünleriyle AlevilikBektaþilik temelinde düþünsel “birliðin” saðlanmasýna, davranýþ düzeyinde “daðýnýklýðýn” giderilmesine katkýda bulunmak;

• • • • • •

4

Þ

imdi asýl yakýcý soruna, “örgütlenme” sorununa gelelim. Nasýl örgütleneceðiz?, onu irdelemeye çalýþalým. Alevi-Bektaþi zeminde “iki tür” örgütlenme vardýr: a) Geleneksellik zemininde “inanç” öðelerinin ya da “doðal, yüzyüze” ve “kendiliðinden” iliþkilerin biçimlendirdiði “topluluk” örgütlenmesi (yol örgütlenmesi); Örneðin, Serçeþme Hacý Bektaþ Veli Dergâhý ve bu Dergâh’a baðlý örgütlenme, bu türden bir örgütlenmedir. b) Çaðdaþlýk zemininde “ussal irade”ye baðlý olarak biçimlenen ve toplumsal “çýkara” dayalý düþüncelerin uzlaþmasýnýn bir ürünü olarak beliren “toplum” örgütlenmesi (demokratik örgütlenme); örneðin, þubeli Hacý Bektaþ Veli örgütlenmesi, Pir Sultan Abdal örgütlenmesi, üst örgüt anlamýnda federasyon ve konfederasyon örgütlenmeleri, bu türden örgütlenmelerdir. Gerçek yaþamýn gereksinimlerini karþýlamaya yönelik olan ve “yüzyüze” iliþkilere, “doðrudan demokrasi”ye dayanan “topluluk örgütlenmeleri”, yani gelenek örgütlenmeleri ya “kan-soy”, ya “yer” ya da “inanç” baðý topluluklarý olarak yapýlanýr. Ancak çaðdaþ toplum, “çýplak ideolojilerin” yönlendirdiði sýnýf çýkarlarýna dayalý bir toplumsal sistemi yerleþtirince; “topluluk örgütlenmeleri”nin varlýk nedeni olan “yüzyüze iliþkiler, kan-soy baðlarý” ve “inanç dayanýþmasý” önemli ölçüde çözüldü ya da örselendi. Aleviler-Bektaþiler, uzak geçmiþlerinden yakýn geçmiþlerine, Anadolu’nun kýrýnda ve Sünni kuþatma altýnda; “inanç-kültür” karýþýmý bir yaþama biçimi sergilediler. Bu yaþama biçimi “içe kapanýk”, “kendine yeten”, “kendi koyduðu kurallarla kendini yöneten” homojen yapýlý köy birimleri biçimindeydi. Sünni çoðunluðun baskýsý nedeniyle “inançkültür” ortaklýðýna karþýn bu köy birimleri, genelde, Sünni dünya dýþýnda birbirlerine karþý da “yalýtýlmýþ” durumdaydý. Bu yapý içinde AlevilerBektaþiler ya “yer”e baðlý ya da “Ocaklýlar”da olduðu gibi “soya-yere” baðlý “topluluk örgütlenmeleri” yarattýlar. Sonralarý Sünni kuþatmanýn zayýf halkalarýný “parçalayarak”, Bektaþilik adý altýnda ve “topluluk kapsamýnda” genel bir örgütlenmeye gittiler. Halkýn sýnýfsal çýkarlarýný korumak için bâtýn kanalda, bir “isyan ideolojisi” oluþturdular. Bu “ideoloji”, egemen Sünni “ideolojiye” karþý oluþturulmuþ bir tür “karþý Ýslamlýk”tý. Daha açýk bir anlatýmla, “yaradýlýþ” temelli “metafizik idealist” Sünniliðe karþý yaþama geçen, “doðaya benzeme” eðilimli, “varoluþ

Sayý 1


tasarýmý” belirleyici, aþkýn öznelerin ve aþkýn kimliklerin dünyalaþtýðý “düþünceci idealist-maddeci düþünceci” bir “felsefe/inançtý”. Alevi-Bektaþi “topluluk örgütlenmesi”nin, toplumda benzer örgütlenmelere yönelen kesimlere göre çok önemli bir “ayrýcalýðý” vardý. Ortaçað koþullarýnda temel üretim “aracý” topraktý ve topraða baðlý üretim “belirleyici” idi. Alevilik-Bektaþilik “topluluk örgütlenmesi”, Anadolu’nun “toprak-otlak” insanýný, giderek kentlerin “zanaat” insanýný örgütlemiþti. Bu kapsamda ve toplumsal düzeyde, Alevi-Sünni ayrýmýnýn da “ötesinde” Anadolu’nun “üretici-yaratýcý insanýnýn” gerçek gereksinimlerini dile getiriyordu; ekonomik-demokratik ve siyasal istemlerine “yanýt” veriyordu. Bu nedenle siyasal olarak öne çýkýp merkezi otoriteye baþkaldýrdýklarýnda, toplumda büyük “sarsýntýlar” ve “altüstlükler” yaratabildiler. Yalnýz Alevi-Bektaþi kitlenin deðil Sünni, Rum, Ermeni vb. halkýn da “devrimci tarihi” ve “kültürel kaynaðý” olabildiler. Bugün geçmiþ tarihsel süreçten günümüze uzanan Ortaçað deðerleriyle “boðuþuyor” olsak da “sermayenin” egemen olduðu, sýnýfsal çýkara dayalý bir toplumsal düzeni yaþýyoruz. Artýk, geleneksellik zemininden beslenen “topluluk örgütlenmeleri”, ne denli saðlýklý yapýlanýrsa yapýlansýn, Alevi-Bektaþi topluluðu dýþýnda toplumun tüm ezilen kesimlerini kucaklayacak bir örgüt durumuna gelemez; bu dönem “kapanmýþtýr”. Dünün Ortaçað’ýnda ve feodal bir yapý altýnda, Anadolu halkýnýn memnuniyetsizliðini kucaklayan Alevi-Bektaþi “topululuk örgütlenmeleri”, bugünün Türkiyesinde ve kapitalist bir toplumda ayný iþlevi yerine getirmekten “aciz”dir. Demek ki “boþluðu” kapatabilmek için demokratik kitle örgütü kapsamýnda “toplum örgütlenmeleri” yapmak zorundayýz. Alevi-Bektaþi bilincini/inancýný dünden bugüne taþýyan, bugünden yarýna taþýyacak olan “gelenek örgütü”nü çaðdaþ toplumun karnýnda canlandýrmakgeliþtirmek durumundayýz. Yazýlý kültüre yatkýn, sözel kültüre alýþtýrýlacak olan “çaðdaþ örgüt belleði”; sözel kültüre yatkýn, yazýlý kültüre alýþtýrýlacak olan “gelenek örgüt belleði” yaratmak, AlevilerinBektaþilerin “olmazsa olmaz koþulu”dur.

Ne Yapacaðýz? Düþünsel gerçeklerimizi, inançsal kurgularýmýza boðdurmayalým.

P

eki: Ne yapacaðýz? Nasýl örgütleneceðiz? Geleneksel topluluk örgütlenmelerini, yani “yol örgütlenmesi”ni tümüyle “anlamsýz” mý bulacaðýz? Ya da çaðdaþ toplum örgütlenmesine gitmekten “vaz mý” geçeceðiz? Öncelikle yapýlmasý gereken açýktýr: Birini anlamlý bulup diðerini yadsýmayacaðýz; her iki örgütlenme tipini “birlikte” yaratacaðýz ya da canlandýracaðýz. Çünkü, Alevi-Bektaþi topluluk örgütlenmesi, geçmiþte oynadýðý , “çalýþanlarýn toplumsal çýkarýna dayalý bir kavgayý yaþama geçirme” görevini bugün yaþama geçirecek “örgüt yeteneði”nden “yoksun” duruma geldiyse ortaya çýkan “açýðý” kapatabilmek, bir bütün olarak Alevilerin-Bektaþilerin tarihsel açýdan oynadýðý iþlevle örtüþebilmek için “temsili demokrasi” temelli çaðdaþ toplum örgütlenmesine gitmek, yani “demokratik kitle örgütlerimizi” yaratmak zorundayýz. Ama diðer taraftan biliyoruz ki “temsili demokrasi” temelli toplum örgütlenmeleri, “yüzyüze iliþkileri”, “doðrudan demokrasi temelli deðerleri” ve “inanç öðelerini” taþýmakta “yeteneksizlik” gösterir. Demek ki gelenek örgütlenmesini de yaratacaðýz ya da yaþatacaðýz. Gelenek örgütlenmesi, Hacý Bektaþ Veli Dergâhý önderliðinde yaþama geçirilmelidir; tüm gelenek örgütleri, Hacý Bektaþ Dergâhý’na baðlanmalýdýr. Serçeþme’nin önderlik ettiði gelenek örgütlenmesi artýk, “emeðe- halkýn çýkarýna, yararýna” dayalý düþüncelerin uzlaþmasýnýn bir ürünü olarak yaratýlan ve bugün federasyon olarak örgütlenmiþ olan genel toplum örgütlenmesini “besleyen”, “yüzyüze iliþkileri” ve “doðrudan demokrasiyi” canlý tutan, inanca baðlý deðerleri “yeryüzüne indiren” bir örgütlülük olarak varlýðýný sürdürmelidir. Toplum örgütlenmesine kucakladýðý tabanýn zenginliðini “taþýyan”, sorunlarýný “aktaran” bir örgütsellik olarak var olmalýdýr. Çaðdaþ demokratik kitle örgütü olarak tanýmlayabileciðimiz “toplum örgütlenmeleri” örgüt ya da yönetici yeteneði anlamýnda ne denli kývrak olurlarsa olsunlar, hiçbir biçimde

Aðustos 2004

gelenek örgütlenmesinin yerini dolduramazlar; doldurma giriþimleri “geri teper” ve baþarýsýzlýkla sonuçlanýr. Bunun tersi de doðrudur: Gelenek örgütlenmesi, örgüt ya da örgüt yeteneði anlamýnda, ne denli kývrak olursa olsun, toplum örgütlenmesi zemininde baþarýsýz olur. Aleviler-Bektaþiler son dönemde, Alevi-Bektaþi kimliðinin öne çýkmasý-çýkarýlmasýyla birlikte “felsefe-inanç” temelinde yaþatageldikleri “dergâh vb.” örgütlenmelerini, yeni bir ruhla canlandýrdýlar. Canlandýrdýlar canlandýrmasýna ama “birlik” saðlayamadýlar: Serçeþme Hacý Bektaþ Dergâhý’na baðlanacaklarýna çoðunluk “baðýmsýz” yapýlar oluþturdular. Üstelik bu baðýmsýz yapýlarý, “doðrudan demokrasi” temelli olmayan, yüzyüze iliþkileri, inanç deðerlerini taþýmakta yeteneksizlik gösteren “derneklerle” ya da “þirketsi” vakýflarla yönetmeye kalktýlar. Doðal olarak “kan uyuþmazlýðý” yaþadýlar, yaþayacaklar da. Üstelik þimdi, dernekler ve þirketsi vakýflarla canlandýrýlan “gelenek örgütleri”, federasyonlaþma çalýþmasý içine girdi: Bu süreç, gelenek örgütlerini “yabancýsý” olduklarý bir “alana sürerek” ya da o “alaný” kendi içlerine çekmeye çalýþarak önü zor alýnýr bir örgüt “yozlaþmasý” yaratacaktýr. “Yozlaþan örgüt”, taþýdýðý bilinci/inancý da “yozlaþtýrýr; bunu hiçbir zaman unutmayalým. Buna koþut olarak Alevi-Bektaþi zeminde, demokratik kitle örgütü kapsamýnda pek çok “dernek” türü örgüt yaratýldý. Bu örgütsel çok parçalýlýk, yaþanmasý gereken bir “karmaþa”yý da beraberinde getirdi. Þimdi “konfederasyon” düzeyinde bir üst örgüt yaratma çabasýndalar: Yaratýlacak bu “üst örgüt”ün bir “toplum örgütlenmesi” olduðunun bilincinde olmalýyýz. Bu örgüt, her þeyden önce, Alevi-Bektaþi kesimin aðýrlýkla içinde yer aldýðý “halk yýðýnlarýnýn çýkarýný-yararýný” savunmalýdýr. Özelde Alevilerin-Bektaþilerin, genelde halkýn çýkarýna yönelik düþüncelerin uzlaþmasýnýn, bu kapsamda bireyden kaynaklanan davranýþlarýn demokratik olarak kullanýldýðý bir “süreci” temel almalýdýr. Týpký geçmiþte olduðu gibi, Alevi-Bektaþi topluluk örgütlenmesinin/yol örgütlenmesinin “özel konumu” nedeniyle oynadýðý toplumsal rolde olduðu gibi, yalnýzca Alevilerin-Bektaþilerin deðil, çýkarlarý bir ve ayný olan diðer halk kesimlerinin demokratik istemlerini kucaklamalý, demokrasi ve laiklik mücadelesine omuz vermeli, gerektiðinde bu mücadelenin “öznesi” olabilmelidir. Toplumun diðer kesimlerinde kurulmuþ olan örgütlerle “birlik ve dayanýþma”ya gidebilmelidir. Halkýn siyasal mücadelesini eðitmeli, doðru siyasal oluþumlar yaratmasýna “katký” yapmalýdýr. Ancak bunlar gerçekleþtirilebilirse Anadolu Alevilerinin-Bektaþilerinin bu ülke tarihinde ve toplumsal mücadelelerinde oynadýklarý “onurlu rolle” buluþulabilir. Ancak o zaman, Aleviler-Bektaþiler, kendilerini yaratan “toplumsal temel”e seslenebilirler; bu temelden kaynaklanan “memnuniyetsizlik”le beslenebilirler, sürekli canlý kalabilirler. Bu ülkenin demokrasi mücadelesine kalýcý katkýlar verebilirler. Bugün ülkemizdeki halk muhalefetinin, toplumsal memnuniyetsizliðin her þeyden önce buna “gereksinimi” vardýr. Bu gereksinmeyi karþýlayacak güçlerin baþýnda Aleviler-Bektaþiler gelmektedir. Toplumsal isyan hareketini geçmiþten günümüze taþýyan Alevilik-Bektaþilik, bu baðlamda güçlü bir dinamiktir. Bu dinamiklerini, isyan geleneklerini, yarattýklarý “üst örgüt” aracýlýðýyla toplumsal muhalefete “aktararak” genel halk hareketinde ve örgütlenmesinde “çimento” görevi görebilirler, kendilerini özgürleþtirirken Sünnileri de özgürleþtirebilirler. Bu örgüt diðer yandan, gelenek örgütlenmesini kucaklamalý, onunla kaynaþmalýdýr. Kaynaþmanýn ve kucaklaþmanýn ölçütü, “Alevi-Bektaþi evrensel ilkeleri” olmalýdýr. Kendini besleyen ana damardan yoksun ya da bu damarý dýþta býrakan, görmezlikten gelen, küçümseyen bir toplum örgütlenmesi “þey” deðil, “hiçbir þey”dir. Gelenek zemininde ve AleviBektaþi inancýnýn-kültürünün yönlendiriciliðinde canlandýrýlacak ya da kurulacak olan örgütlenmeler aracýlýðýyla Alevi-Bektaþi kimliði “yeniden yapýlandýrýlmalý”, inancýn ve kültürün gereklerini yaþama geçirebilmelidir. Yarattýðý yüzyüze iliþkiler, doðrudan demokrasi ve farklý inanç algýsýyla, Alevilik-Bektaþilik bilinci sürekli canlý tutulmalý; AleviBektaþi olmaktan kaynaklanan insan haklarý, demokratik haklar “baðlý olduðu, içinde yer aldýðý üst örgütün eylem, etkinlik” alanýna aktarýlarak yaþama geçirilmelidir. Bu yolla yaratýlan toplum örgütlenmesine, Alevilerin-Bektaþilerin yarattýðý bir örgüt “damgasý” vurulmalýdýr. Gerekliliðine inandýðýmýz ve bilinçlerimizde var olan ortak istemleri kucaklayacaðýný umduðumuz Alevi-Bektaþi örgütlenmesi çalýþmalarýna “her can”, elinden gelen katkýyý esirgemeyecektir. Bunun bilinci içinde örgütlü günlerde buluþmak üzere, diyorum. “

5


Birlik Olmanýn Yolu Hacý Bektaþ Veli Dergâhý’ndan Geçer Ýsmail Kaygusuz

B

ugün Alevi demokratik kitle örgütleri, Cem ve kültür merkezleri, dernekleri, vakýflarý, federasyon-konfederasyon, birlikler ve diðer kurum ve kuruluþlar tam anlamýyla kaosu, karmaþýklýðý yaþamaktadýr. Ýnançsal ve düþünsel yorumlarda olsun, siyasal duruþlarda olsun genel birlik saðlayamadýklarý için savrulup duruyorlar. Bununla da kalýnmýyor, yapay zýtlýklar-çeliþkiler yaratýlarak kavgalar yaþanmaya baþladý Hiç kuþkusuzdur ki Alevi-Bektaþi inanç toplumunun sorunlarý, genel Türkiye toplumunun insan haklarý, özgürlük ve demokrasi sorunlarýndan soyutlanamaz. Ama biz kendi sorunlarýmýzýn saptanmasý ve mücadele yöntemlerinde anlaþýp birlik olmazsak, genel sorunlarýn çözümüne nasýl katkýda bulunabiliriz? Alevi örgütlenmeleri içinde bir yandan toplumsal tarih gerçeklerini, heterodoks Ýslam tarihini, yani Alevilik tarihini inceleme ve tanýma gereðini duymadan, bu alanda bilgilenme çabasý göstermeden; tarihsel ve felsefi bir temeli olmayan ya da kasýtlý ortaya atýlmýþ bir görüþ olan “Alevilik Ýslam dýþýdýr; Hristiyanlýk ve Musevilik vb. gibi Ýslamdan baðýmsýz bir dindir” varsayýmýný savunanlar. Bir bakýyorsunuz bunun tam tersi olan “hakýki Müslüman biziz; namaz da niyaz da bizim, ramazan da. Sünniler Aleviler kardeþtir” sözleriyle Sünniliðe yamayan çýkýþlar var. Bir yanda, Ali, Ehlibeyt ve Onikimam sevgi ve inancýndan hareketle Ýran Ortodoks Caferi Þiilerle bütünleþmeye çalýþanlar (ki bu alanda kendilerinin gerçek Alevi olduklarýný söyleyen Caferi Þii örgütlerine mensup kiþiler birer misyoner gibi çalýþýyorlar), öbür yanda ise Aleviliði Türk ya da Kürt uluslarýna özgü bir inanç olarak benimsetmek için kökenini Þamanlýða ya da Zerdüþlüðe baðlayan karþýt Milliyetçiler! Herkesin bildiði gibi Prof. Dr. Ýzzeddin Doðan’sa her türlü medyatik aracý kullanarak, kendi icadý “Alevilik-Bektaþilik-Mevlevilik” temelinde “Alevi Ýslam” anlayýþýna Ortaasya Yeseviciliði’ni de katarak hem devleti, hem de Türkçüleri memnun ediyor. Alevi-Bektaþi örgütlerindeki bu savrulma ve karmaþýklýk karþýsýnda devlet alabildiðine memnun görünüyor. Devletin, dolayýsýyla hükümetin sözcülüðünü yapan Diyanet Ýþleri Baþkaný’nýn aðzýndan Aleviliðe iliþkin görüþ ve düþünceleri daha önce bazý yazýlarýmýzda (Ýslam’da Reform Olur ve Olmalýdýr, Diyanet Ýþleri Baþkaný Neler Söylüyor ve Ne Yapmak Ýstiyor?, Diyanet Ýþleri Baþkanýnýn Yeni Cinlikleri! vb.) irdelemiþtik. Yine Alevi örgütleri çevresinden bir sonuncular var ki en tehlikeli olanlardýr. Bunlar, hem devlet ve iktidarla sýcak temastalar, hem da yukarýdaki görüþlerin her biriyle farklý mekân ve zamanlarda karþýlaþtýklarýnda -ya da buluþtuklarýnda- kendileri gibi düþündüklerini söylemekten çekinmeyen (iki yüzlü deðil) çok yüzlüler, yani yüzsüzler takýmý! Kýsaca deðindiðimiz gibi Alevi-Bektaþi örgütlülüðünün bu inançsaldüþünsel daðýnýklýðý ve karmaþasý Alevi-Bektaþi toplumunun birliðine büyük engeldir. Ve biz, bütün tapýnma ve eleþtiri, adalet ve eþitlik gibi toplumsal kurumlarýyla bâtýni-Alevi inancý temelinde bu birliði saðlayamazsak, siyasal/toplumsal birliði de saðlayamayýz. O zaman ne kimliðimizi kabul ettirebilir ve ne de egemen çoðunluðun, yani Sünni inanç toplumunun yaþamakta olduklarý inanç özgürlüðünü –ki onlar daha da fazlasýný istiyor- elde edebiliriz. Bugün Avrupa ve Türkiye’de Alevi köy dernekleri dahil, öyle sanýyoruz binden fazla Alevi-Bektaþi örgütlenmeleri çeþitli adlar altýnda etkinlik göstermektedir. Önce söylediðimiz gibi Türkiye genelinde birliktelik, daha doðrusu bir merkezileþme saðlanamamýþtýr. Federasyon, konfederasyon ve Alevi-Bektaþi Kuruluþlarý Birliði gibi bazý merkezi kurumlaþma giriþimlerinin de bunu baþardýðý söylenemez. Örgütlerde deðiþik düþünce, görüþ ve siyasi anlayýþlarýn bulunmasýna karþý deðiliz. Ancak Alevi inancýnýn temel esaslarýný yok sayma ya da ortadan kaldýrma eðilimlerine hoþgörü gösterilemez. Örneðin: Aleviliði Ýslam dýþý sayýp Hristiyanlýða yaklaþtýrma ya da ayrý bir din olarak gösterme gibi. Ondört yüzyýldýr inancýmýzýn merkezinde bulunan, mürþit saydýðýmýz ve Tanrý’nýn mazharý olduðuna inandýðýmýz, toplu tapýnmalarýmýz Cem’lerde yakarýlan Ali’yi, Þahý Velâyet’imizi ortodoks gözle,

6

daha doðrusu Emevilerin bakýþ açýsýyla tanýmlayarak Alevilerin-Bektaþilerin toplumsal belleðinden silmeye çalýþma eðilimlerine hoþgörü gösterme, Aleviliði yadsýmaktýr. Tam aksine inancýmýzýn ana ilkeleritemel esaslarý sýk sýk ve geniþçe açýklanarak Alevi-Bektaþi toplumu aydýnlatýlmalýdýr. Hiç kuþkusuz bu ilkelerin yorumlanmasýnda ortaya çýkan deðiþik düþünce ve görüþler; tapýnma eylemlerindeki, ritüellerdeki çeþitlilikler, inanç kültürümüzün büyük zenginliðidir. Ayrýca ilkelerin uygulanmasýnda çaða uygun deðiþimler ve yenilenme, yani reformlar da sözkonusu olmalýdýr. Alevi-Bektaþi inanç toplumunun tarihsel miras olarak özünde saklý olan toplumsal bilincin, birlik ve beraberliðe kanalize edilmesi-yöneltilmesi için geniþ inançsal bilgilendirme ve güven duygusuyla beslenmesi gerekir. Bugüne kadar Alevi örgütlenmelerinde, açýkça dile getirilmemekle birlikte çeþitli siyasal görüþler öncülüðünde birlik saðlanmasý denendi. Genellikle örgütler önder kadrosunun, açýk ya da kapalý siyasal duruþuyla durum belirlendi. Bu anlayýþ koþutunda kimi örgütler, çeþitli siyasi partilere aday yetiþtirme kuruluþlarýna dönüþtü. Bünyelerindeki dedeler bile örgütsel görüþlerin yorumlarýyla Aleviliði açýklamaya, bu çerçevede temsili cemler yönetmeye giriþtiler. Bizce artýk, Alevi-Bektaþi toplumunda birlikteliði ve merkezileþmeyi saðlayamayan siyasal duruþlar ikinci plana düþürülüp, kesinlikle inançsal yapý öne alýnmalýdýr. Tanrý-insan birliði inanç anlayýþýnda insan sevgisini kendisine merkez yapan; “yetmiþ iki millete tek nazarla bak” ilkesiyle eþitliði, musahiplik ve dâr kurumlarýyla paylaþýmý ve adaleti savunan ve bu inançsal kurallarý yaþam düzeni yapmýþ olan Alevilikte hiç kimse gerici dinsel ögeler arama yanlýþýna kapýlmasýn! Aleviliði siyasal Ýslama benzetmeðe kimsenin hakký yoktur ve bu doðru deðildir. Alevi toplumunu, kendi tarihi, inanç özellikleri ve toplu tapýnmalarý, yani cem yürütmeleri temelinde eðitimi öne alarak, geniþ biçimde aydýnlatma ve güven verme yoluyla birliðe götürebileceðimize inanýyorum.

Dergâh’ta Birlik

B

irlik olmanýn çözüm yolu Hacý Bektaþ Veli Dergâhý’ýndan geçer; Anadolu Aleviliðinin ve Alevilerin Serçeþme’si, yani inanç ve bilim, bilgi baþ pýnarýndan. Boþalan kaplarýmýzý bu pýnardan doldurmak ve daðýlýp savrulmuþ kafalarýmýzý-zihinlerimizi bu bilgi kaynaðýndan beslemek zorundayýz. Serçeþme, “bilim evrendeki bütün deðerlerin üzerindedir. Bilimle gidilmeyen yolun sonu kararanlýktýr. Her þeyden büyük olan bilim ve hilim, yani yumuþak davranýþ-hoþgörüdür, çünkü Hakk’a bilimle yol bulunur-ulaþýlýr, halk’a yumuþaklýkla-hoþgörüyle. Yolumuz bilim, irfan, sevgi üzerinde kuruludur. Bir olalým, iri olalým, diri olalým” diyerek XIII.yüzyýl Anadolu’sunda Alevi halk topluluklarýný birleþtirip ilk inanç birliðini saðlayan Ulu Hünkâr Hacý Bektaþ Veli’dir. XXI. yüzyýlda bizim birliðimiz de ancak onun kurmuþ olduðu Dergâh’ýn çevresinde toplanmakla gerçekleþir. Yýllardýr yazýlarýmýzla, kitaplarýmýzla savunduðumuz bu düþünce gerçekleþseydi sorunlarýmýzýn pek çoðu çözülmüþtü. Hacý Bektaþ Veli Dergâhý ve Hacý Bektaþ evlatlarýndan dönemin postniþini, yani onu-ecdadýný temsilen mürþit postunda oturan ulu kiþinin inanç önderliðinde birlik olmanýn önemini kavrayamayan; dahasý bazý politikalarýn veya kiþisel ve kesimsel çýkarlarýn etkisiyle Alevi inancýndan Hacý Bektaþ Veli’yi bile dýþlamaya çalýþan Alevi örgütlerinin bu olumsuz yaklaþýmlarýna karþý devlet, Dergâh’ta Alevi-Bektaþi birliði saðlanmasýnýn önemini, ancak kendisi açýsýndan tehlikesini anlamakta gecikmedi. Neydi bu tehlike? Alevi-Bektaþi toplumu birlik saðladýðý takdirde, ülke nüfusunun üçte biri gibi hatýrý sayýlýr bir çoðunlukla Türkiye siyasetine aðýrlýðýný koyabilir, böylece “Alevilerin oylarý çantada keklik” olmaktan çýkardý. Çünkü merkezileþen Alevi toplumunun yaratacaðý birlik, gerçekten “iri ve diri olur” ve istemediði, destekleme-

Sayý 1


diði bir parti asla iktidar olamazdý. Onun için devlet bir yandan, Alevi kitle örgütlerinin ayrýlýkçý fikirlerini teþvik ederek, alabildiðince parçalara bölünmesini isterken, öbür yandan, Hacýbektaþ ilçesiyle birlikte Dergâh’ý öne çýkartýp, kutsal merkez olarak dinsel turizm çerçevesinde önem kazandýrýyordu. Bununla da kalýnmadý. Bir dönemin baþbakaný Mesut Yýlmaz, Hacý Bektaþ Veli’nin Sulucakarahöyük’te 750 yýl önce kurmuþ olduðu bir çeþit halk üniversitesi olan Dergâh’ýndan esinlenmiþ görünerek, Hacýbektaþ’ta tarih ve Alevilik araþtýrmalarýnýn yapýlacaðý ve çeþitli bilimlerin okutulacaðý bir Üniversite ya da Fakülte’nin kurulacaðýndan söz ediyordu. Arkasýndan, hiç de dostça olmayan “Bektaþi Alevileri” ayýrýmcý kavramýný ortaya atan, sonra da “Yavuz’la Þah Ýsmail’i barýþtýrmaya” soyunan baþbakan Bülent Ecevit, Gazi Üniversitesi/Türk Kültürü ve Hacý Bektaþ Veli Araþtýrmalarý Merkezi’ne açýktan destek vererek orayý Alevilik-Bektaþilik araþtýrmalarý yapan ve bu inanç toplumu hakkýnda bilgi ve siyaset üreten tek devlet (resmi) kurumu durumuna soktu. Özellikle de Hacý Bektaþ Dergâhý çevresiyle sýký iliþkilere girmek ve orayý yönlendirmekle görevli kýlýndý. Kýsacasý devlet, Alevi-Bektaþi inanç toplumunun Dergâh çevresinde birlik saðlamasý, erinde gecinde geliþtirip ulaþacaðý süreç olduðunu iyi kavradýðý için, kendi yönlendirmesi altýnda ve Türk-Ýslam felsefesi anlayýþý içinde bunun gerçekleþmesini düþünüyordu. Daha açýk konuþursak, bu gün devletin (isterseniz siz derin devletin deyiniz) Alevilik siyasetini bu kurum yönlendiriyor; Diyanet’in baðlý olduðu devlet Bakaný Prof. Dr. Mehmet Aydýn ve Diyanet Ýþleri Baþkaný Prof. Dr. Ali Bardakoðlu’na bu konuda öneriler sunduklarý gibi, zaman zaman onlarý frenliyorlar. Gazi Üniversitesi bünyesi içinde araþtýrma merkezi olan bu kurum “Türk Kültürü ve Hacý Bektaþ Veli Araþtýrmalarý Dergisi” aracýlýðýyla ürettiði bilgileri yayýnlýyor. Kuþkusuz bu konulardaki araþtýrma ve çalýþmalara karþý deðiliz, bilgilerimizi zenginleþtirir. Ama Alevilik-Bektaþilik inanç ve felsefesine, edebiyat ve tarihine, düþünür ve ozanlarýna iliþkin makalelerde verilen bilgi ve açýklamalar bizim gerçekliðimizden tamamýyla uzak ve birliði deðil, parçalamayý getirmektedir. Ancak geniþ bütçelerle hazýrladýklarý TV belgeselleri ve yayýnlarýnda, birkaç Ocakzade Dede ve Babagan Bektaþi Babasý’yla iliþkilerinde etkili oldular. Bu etkili devlet kurumu, çok uðraþmalarýna, hatta çeþitli vaadlerine karþýn Hacý Bektaþ Veli Dergâhý’ný ele geçiremedi. Bizim gözümüzde büyük bir baþarý olan Gazi Üniversitesi’nin bu baþarýsýzlýðý, Hacý Bektaþ evladý Dergâh postniþini, yani ecdadýnýn postunda oturan deðerli mürþit Veliyeddin Ulusoy’un aydýn, ilerici ve bilinçli kiþiliði, olgunluk ve bilgi düzeyiyle birlikte büyük sezgi gücü sayesindedir. Ama peþini býrakmýþ deðiller; her fýrsatta onlardan çaðrýlar alýyor ve çeþitli bahanelerle sýkça ziyaretinde bulunmayý sürdürüyorlar. Bir kez daha yineliyoruz: Devlet, Dergâh’ta birliðin büyük önemine ve erinde gecinde Alevilerin bunu gerçekleþtirme sürecine gireceklerine inandýðý için, orada insiyatifi kendi eline almak, resmi siyaset felsefesi olan Türk-Ýslam sentezi anlayýþýna uygun biçimde yönlendirmek istemektedir. Bu nedenledir ki devlet ziyaret giriþimlerini sýklaþtýrýyor. Alevi-Bektaþi toplumu olarak bu insiyatifi devletin elinden alýp, Dergâhý’mýza sahip çýkarak orada birlik olmayý saðlamazsak, bu parçalanmýþlýðý-savrulmayý ve kaosu hiçbir zaman aþamayýz.

Neler Yapýlabilir? Neler Yapýlmalýdýr?

B

u konuda “Neler yapýlabilir ve neler yapýlmalýdýr?” baþlýðýyla daha önce yazdýðým ve kimi yayýnlarda yayýmlanmýþ olan makalemin birkaç paragrafýný (küçük parantez içi katkýlarýyla) sizlerle paylaþmak istiyorum: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu savrulmayý Sünnileþtirilmiþ Türk Ýslamlýðý’nda toparlama çabasýna girmiþtir. Öyleyse, bu durumda neler yapýlabilir ve neler yapýlmalýdýr? Ývedi olarak öneriler ve çözümler üretmeliyiz. Aleviler-Bektaþiler toplum olarak, dernekler, kültür merkezleri, cemevleri ve vakýflar biçimindeki tüm örgütlerinin sokulduðu gericileþtirme sürecinden çýkarmanýn yollarýný araþtýrmalýdýr (Þimdi bu süreç anlamsýz temelsiz tartýþmalarla parçalanmýþlýk ve kaosa dönüþmüþtür). Bu bakýmdan, Aleviliðin tarihsel özüne uygun biçimde yeni düzenlemelere ve örgütsel yapýlanmaya gitmeleri gerekli görülüyor: Dernekler, kültür merkezleri ve cemevleri, sadece Alevi sanatçýlarý çaðrýlý geceler ve göstermelik ‘12 Hizmet Cemleri’ düzenleme kuru-

Aðustos 2004

luþlarý olmaktan çýkarýlmalýdýr. (Temsili Cemler daha düzenli yapýlmalý; eðitici öðretici yönü öne çýkarýlmalýdýr). a)Yan kurumlar ya da kol etkinlikleriyle eðitim, araþtýrma-inceleme ve bilgilendirmeye aðýrlýk verilmelidir. Edebiyat ve sanat (müzik-resimdans) ve tiyatro etkinlikleri hýzlandýrýlmalýdýr. b) Alevi dernekleri, birlikleri ve vakýflarý, ortak amaca yönelik çalýþma ve araþtýrmalarý, hýzla arttýrmalýdýr (Çeviri çalýþmalarýna aðýrlýk verilip, yabancý dillerdeki Alevi kaynaklarý araþtýrýlarak Türkçeleþtirilmelidir.). Böylelikle Aleviliðin evrensel kültür tarihine katkýlarý araþtýrýlýp ortaya çýkarýlmalýdýr. O zaman bu dernekler, bilimadamlarý ve araþtýrmacýlarý çekecek; inanç, kültür, doðru siyaset ve eðitim merkezlerinin kaynaklanma ve ilgi odaklarý olacaktýr. Hepsinden önemlisi Alevi toplumu, kendi tarihlerini doðru tanýyacaktýr. Alevi toplumu kendi gerçek tarihini bilmediði için bugününü deðerlendiremiyor, savrulup duruyor (buna þimdi kaosu ekleyelim). Alevilik inanç ve toplumsal-demokratik örgütlenmelerine piramidal bir biçim kazandýrýlmasý, Alevilerin birliði için önkoþul olmalý. Piramidin tepesinde Hacý Bektaþ Dergâhý ve dergâhýn bulunduðu bu tarihsel kent bulunmalý. Uzun devrede, tabandan tavana geniþ kapsamlý araþtýrmalar, inançsal-kültürel etkinlik ve çabalarla bu piramit oluþturulabilir. Kýsa dönemde piramidin oluþturulmasý ise tepeden baþlayarak gerçekleþebilir (Bu gün hiç zaman yitirmeden, hýzla bunun yöntemleri üzerinde düþünce üretip, öneriler geliþtirmeliyiz). Önce bir yayýn organý (örneðin Serçeþme dergisi) bu hizmeti üstlenerek, tüm Alevi kurum ve kuruluþlarý ikna edip katýlým ve katkýlarýyla Hacýbektaþ ilçesinde, bir “Alevilik Bilimsel Üst Kurulu” toplanmasýna önayak olabilir. Böylesi bir kurul sürekli ve yoðun çalýþmalarý ve oluþturacaðý alt kurul iliþkileriyle “Hacý Bektaþ Alevilik Araþtýrmalarý Yüksek Enstitüsü ya da Akademisi”nin temellerini atmalýdýr (Bu gün önceliði Hacýbektaþ’ta Postniþin’in baþkanlýðý altýnda en az üç, en fazla bir hafta sürecek bir ön toplantý olmalý. Bu toplantýya olabildiðince fazla demokratik kitle örgüt temsilcileri katýlmalýdýr.Temsilci gönderen örgütler toplantýnýn harcamalarýna maddi katkýda bulunmalý. Temsilciler sadece “Dergâh’ta Birlik” temelinde önerileriyle gelmelidir. Bu toplantýda bir yayýn üzerinde karar kýlýnýr ve ilk sayýsýnda bu öneriler yayýnlanarak geniþ biçimde Alevi-Bektaþi kamuoyunun bilgilendirilmesi saðlanýr ve tepkisi alýnýr). Özgiriþimi, mutlaka Alevi toplumunu arkasýna alacak olan bu “Alevilik Bilimsel Üst Kurulu” ele almalýdýr. Hazýrlayacaðý proje çerçevesinde, devletten destek istenmelidir. Proje desteðine olumsuz yanýt alýndýðý takdirde ilk genel seçimde, “Hak-Muhammed-Ali’yi seven boþ oy kullansýn!” benzeri Alevi söylemleriyle toplu protesto saðlanmalýdýr.

Keseleriniz söküle, Hak yoluna döküle!

K

ökenine yabancýlaþmamýþ, açýkçasý kazanç ve çýkarlarý için Sünnileþmemiþ; içinden çýkmýþ olduðu toplumun inanç ve geleneksel kültür ögeleri ve ahlak kurallarýna saygýlý Alevi zenginleri bulunduðuna inanmak istiyoruz. Bu kiþiler de toplumdaki bu savrulma ve yalpalamalar (ve karmaþa) hakkýnda kafa yormalý; konunun üzerine ciddi ve tarihsel bir sorumlulukla eðilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin hâlâ kurtulamadýðý Sünni-Osmanlý devlet anlayýþýnýn dayattýðý Aleviliði ÞiileþtirmeSünnileþtirme sürecinin önüne maddi varlýklarýyla, harcamalarý ve çeþitli iliþkileriyle set çekme þevk ve gayreti içinde olmayý görev bilmelidirler. Onlara diyoruz ki, vicdanýnýz ve cüzdanýnýzla bu sorumluluðu duymalýsýnýz. Ýlk aþamada: Alevilik ve felsefesini, inanç ve toplumsal tarihini akýlcý, bilimsel (yani hurafelere sapmadan, kýlýç-gürz kahramanlýklarýndan arýndýrýlmýþ) yöntemlerle incelemeyi üstlenmiþ bir periyodik yayýna (örneðin Serçeþme’ye) geniþ maddi destek saðlayabilirsiniz. Laik ve demokratik siyaset içinde Alevi kültür ve inancý, müziði, dansý ve Türk-Ýslam tarihindeki Alevi hareketlerinin rolü aðýrlýklý programlar yapacak olan bir Radyo-TV kanalýnýn kurulmasý özel giriþimini gerçekleþtirebilirsiniz. Alevililik inancý, kültürü, felsefesi, tarihi v.b. üzerinde araþtýrma ve inceleme yapan bilimadamý ve araþtýrmacýlara yardýmcý olabilir; ürünlerinin yayýmlanmasý ve okuyucuya, halka ulaþtýrýlmasý sürecinde destekleyebilirsiniz Sözünü ettiðimiz “Alevilik Bilimsel Üst Kurulu” projesi ve “Heterodoks Ýslam (Alevilik) Araþtýrmalarý Enstitüsü” kurulmasý çalýþmalarýna sonuna kadar yardýmcý olabilir; çalýþmalarýn geniþ çapta kamuoyuna duyurulmasýný saðlayacak harcamalar yapabilirsiniz. “

7


Mýzrabým Hasta Sazým yaralýdýr mýzrabým hasta, Perdeleri garip telleri yasta, Duygularým beni götürmez dosta, Yoluna gülleri sermek isterdim. Telleri kýrýlmýþ burulmuþ kolu, Onunla bulmuþtum doðruluk yolu, Türkülerim esir yüreðim dolu, Gönlümü sevene vermek isterdim. Baðrýnda açýlmýþ bir derin yara, Yüreði olsaydý düþerdi kora, Bahtým deðil dostlar günlerim kara, Gurbetten sýlaya ermek isterdim. Yalandan gerçeði ayýran teller, Güzel naðmesiyle savrulan yeller, Sevda türküsüyle durulan seller, Sevgiliye türkü dermek isterdim. Ýlhami’yim kýrýk sazým muradým, Ben onunla mutluluðu aradým, Sevgi dolu gönülleri taradým, Açýlsa gönüller görmek isterdim. Sazýma mýzrabý vurmak isterdim, Saati sevgiye kurmak isterdim. Ýlhami ARSLANTAÞ 22 Ocak 2002

Ýnþallah Muhammet Ali’yi candan sevenler, Yorulup yollarda kalmaz inþallah. Ýmam Hasan'ýn yüzünü görenler, Þah Hüseyin'den mahrum kalmaz inþallah. Zeynel Abidin’den bir dolu içtim, Muhammet Bakýr'dan kaymadým coþtum, Ýmam Cafer’e vardým ulaþtým, Bundan özge yollara sapmaz inþallah. Musa-i Kâzým'dan gelen erenler, Can baþ feda edip cemler sürenler, Ýmam Rýza’ya aðý verenler, Divan'da þefaat bulmaz inþallah. Bir gün olur okuturlar defteri, Þah olanýn belindedir teberi, Uyanýrsa Taki, Naki, Askeri, Açýlan güllerimiz solmaz inþallah. Þah Hatayi’m bu iþ bizi bitire, Özünü kata gör ulu katara, Mehdi þavklarý þu cihaný dutara, Þah oðluna sitem olmaz inþallah

8

Serçeþme’nin Abdalý Mehmet Turan Hû gerçeðe, gerçeklerin demine. Merhaba canlar! Ne güzel bir adlandýrma Serçeþme. Ne kadar hoþ bu muhabbet harmanýnda yaba sallamak. Ve Serçeþme’nin kýrk kulplu kazaný içinde, gönül dostlarýyla birlikte er meydanýnda, pir divanýnda dâr’a durmak ne güzel. Bu köþemizde, sizlerle, Aleviliðin/Bektaþiliðin aydýnlanma muhabbeti olarak algýlanan cemlerimizi, cemleri oluþturan sýralý erkânlarý, farklýlýklarýný ve içeriklerini dilimizin döndüðünce aktarmaya çalýþacaðýz. Olmasý gerekenlerle, olmasý gerekiyormuþ gibi algýlanan ve uygulanan anlayýþ ve davranýþlarýn irdelemesini de birlikte yapacaðýz. Bizleri; kendi öz kültürümüz ve onun ana kaynaðý olan felsefemiz hakkýnda bilgilendirme adýna yapýlan doðrulara ve gerçeklere, birlikte ve sýký sýkýya sahip çýkarken, eksiklerimizi birlikte tamamlayacak, yanlýþlarý ve çarpýtmalarý da birlikte öteleyeceðiz. Anadolu Aleviliðinin/Bektaþiliðinin önderliðini, günümüze dek umarsýz, çýkarsýz sürdüren dedelerimizin/babalarýmýzýn yadsýnamaz hizmetlerine duyduðumuz saygýyý ve sevgiyi ayný biçimde sürdürmeye devam ederken; dedelik/babalýk adýna yaptýðýmýz yanlýþlarý, eksikleri, hatalarý da gözardý etmeyeceðiz elbette. Ki bu (bilerek-bilmeyerek yapýlan) yanlýþlýklar, kimi kez, Alevi/Bektaþi süreðine dýþarýdan yapýlmaya çalýþýlan asimile, köreltme ve kirletme çabalarýnýn da ötesine geçebilmektedir ne yazýk ki. Sözün özü, atalarýmýzdan öðrendiðimiz Alevi/Bektaþi yolaðýnýn temel felsefemiz olan tasavvufunu, günümüz/çaðýmýz biliminin ýþýðýyla da örtüþtürüp taçlandýrarak varmasý gereken yere birlikte ulaþtýracaðýz. Çünkü; talibi talip eden dede olduðu kadar; dedeyi dede yapan da taliptir, bunu hiçbir zaman unutmayacaðýz. Bildiklerimizin öðretmeni olmayý sürdürürken, bilmediklerimizin öðrencisi olmayý da sürdüreceðiz; henüz bildiklerimiz, bilmediklerimizin milyonda biri de ondan. Nedir cem? Neden cemle baþladýk. Neden Alevi/Bektaþi felsefesiyle deðil de, tarihsel köken anlatýsýyla deðil de, sosyolojik yapýmýzla deðil de, cemle baþladýk? Birincisi, cem içerisinde, hizmetlerin yerine getirilmesi sýrasýnda felsefe/öðreti ve inanç adýna hemen her þey özel olarak anlatýlacaðý için. Ýkincisi, öðretilerin akademisyenler, araþtýrmacýlar, yazarlar tarafýndan Serçeþme’ye taþýnacaðý için. Cemin önce adlandýrmasýna bakalým: Anadolu Aleviliðinde/Bektaþiliðinde, ayin-i cem, ayný cem, erkân, oturum, hizmet vb. adlandýrmalarý vardýr cemin. Genel adýyla “bir araya geliþi, birlikte olmayý içerdiðinden” “cem” en çok kullanýlan adlandýrmadýr. Ama hiçbir yer ve zamanda “ayn-ül cem” adlandýrmasý kullanýlmaz. Çünkü “ayn-ül cem”, Mevlevilikte, özel giysilerle, genellikle geceleri tekkelerde yapýlan tarikat törenine verilen addýr.

Canlarýn; dede/baba, oniki hizmet görevlileri, görgüsü yapýlacak hizmet sahipleri ve yolaðýn taliplerinin bir araya geldiði, gönüllerini birleyerek, bedensel, düþünsel ve sezgisel birliði oluþturduklarý, çeraðýn kutsanarak uyandýrýldýðý (yakýldýðý), kurbanýn rýzalýðý alýnýp dualanýp kesildiði, postun kutsanarak serilip üzerinde hizmet sahiplerinin ikrarlarýnýn alýndýðý/görgülerinin yapýldýðý, Hakk’a yürüyenlerin dâr’larýnýn alýndýðý, Telli Kuran’la nefeslerin, düvaz-ý imamlarýn, deyiþlerin, semahlarýn ezgilendirilip söylendiði, özünü muhabbetin oluþturduðu ibadetin tadýna varýldýðý, semahlarýn dönülüp Kerbelâ, Þah Hüseyin ve yol uðruna tüm katledilen, yakýlan, yüzülen, asýlýp kesilen erenler aþkýna saka suyunun daðýtýldýðý ve serpildiði, lokmalarýn yenilip sonunda da destur (izin) alýnarak canlarýn daðýldýðý bir bütünlük ortamýdýr cem. Sýrasý geldikçe cemin ayrýntýlarýný anlatýp paylaþacaðýz sizlerle; deðiþik yöre ve ocaklarýmýzda yöresel olarak sürdürülen çeþitlilikleri, farklýlýklarý da kapsayan cemlerimizi bölümler halinde, bölümlerinin içsel ve dýþsal (zâhiri ve bâtýni) anlatýmlarýyla aktaracaðýz. Baþtan söyleyelim, Aleviliði/Bektaþiliði birkaç muhabbette dinlemekle, birkaç, hatta pek çok kitap okumakla, birkaç cemde bulunup izlemekle, bütünüyle anlamak, kavramak, öðrenmek olasý deðildir. Çünkü, Alevilik/Bektaþilik; bedenli olarak sürdürdüðümüz sýnýrlý/süreli yaþam boyu bir “arayýþ”týr; özünü arayýþtýr; kendini arayýþtýr; varlýðýndaki “Hak” varlýðýný bulmaya yönelik bir “dalýþ”týr. Hünkâr-ý Pir Bektaþ Veli’nin “Ara bul” sözünü derinine anlayýp giriþilen bir özyoklayýþtýr. Ve Yunus’un deyiþiyle; Ýlim ilim bilmektir, Ýlim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen, Bu nice okumaktýr. Cemlerde dede/baba ile talip-ýþýk ile aþýkbir araya gelir; veriþ-alýþ pazarý kurarlar: Gülden terazi yaparlar Gül ile gülü tartarlar Gül alýrlar gül satarlar Çarþý pazarý güldür gül Bu pazardan kârlarý, muhabbet kanalýyla “kamil insan” olma yolunda atabildikleri adýmlardýr, sezgisel kazanýmlardýr. Ceme daðarcýk doldurmak için gelinir, muhabbet lokmasýyla doyulmaya çalýþýlýr. Yoksa cemlerdeki kurban ve lokmalar, salt bedensel doyum amacýyladýr, dolular da muhabbettin anahtarý ve esrime aracýdýr; asýl gýda kelamdýr, muhabbettir. Aþk-ý muhabbetle… Hâ gerçeðe, gerçeklerin demine. Türabi cihanda olma serseri, Anlayan kalmadý dürri gevheri, Kimsenin kimseden yoktur haberi, Böyle bir acayip seyran bulunmaz.

Sayý 1


Ali Ulvi Öztürk

Serçeþme’den Akan Kevser

Hakikat

Ömer Uluçay

K

an, kalbe döner; kalp kaný çevreye gönderir. Ehlibeyt’in, gönül ehlinin sevgi ýrmaðý, Hacý Bektaþ Veli deryasýna akar. Gel ha gel, insan ol da gel… Yirmi yýldýr, aralýksýz Hacýbektaþ’a, gönül deryasýna akýyorum. Görüyorum ki Serçeþme’den akýyor Kevser, “bir sen iç sevdiðim, bir de bana ver”. Yol halini, yolun iklimini, dönemeçlerini, seyrini gördüm. Yol’da kafileler, duraklar, menziller gördüm. Özü sözü bir olanlar, yolda düþkünler, ârifler, erenler, kâmiller gördüm. Eline, beline, diline, eþine, aþýna sahip olanlarý ve sitem çekenleri gördüm. “Gördüðünü ört, görmediðini söyleme” diyenleri dinledim. Koydan, gýybetten geçti ama, yol hakkýna sahip çýkanlarý, meydanda, cemde “istekli” olanlarý gördüm. “El ele, el Hakk’a” deyip birlik olanlar, “tevella” ve “teberra” diyenler, baþka tavladan kaçýp burada yer bulanlar, kanadý sevdaya deðip uçamayanlar, canlar hepinize merhaba! “Kün dedi var eyledi cümle âlemi.” Böylece var etti kendi cevherinden. “Biz O’nu hanemizde mihman eyledik”. Sonra bir tartýþmaya tanýk olduk: “Ahirette Tanrý görülür mü?” sorusuna “hayýr” diyenler bir grup oldu. Hz. Ali’ye sordular: “Ben görmediðime tapmam”, dedi. Hayali deðil, gerçeði önerdi, söyledi. Bunun için Alevi, Tanrý’yý bilir, gördüðüne inanýr, Hakk’ý âdemde bilir. Gönül O’na makam olabilmiþse, þahýs Hak kelamýný söyler. Bâtýnilikte, tasavvufta, Alevilikte, seyir yörüngesinin iki merkezi vardýr. Bir merkezi Ehlibeyt, diðer merkezi de “yaþam gerçeði”dir. Ehlibeyt; çaðýn yaþam gerçeðini tamamlar. Bu kadim yola varýr, onu izler.Yaþam gerçeði, yeniliklerdir. Ali’nin fazileti, Hasan’ýn birlik isteði ve feragatý, Hüseyin’in direniþ ruhu ve þehadeti, Oniki Ýmam’ýn inanç ve yaþama biçimi, ona örnektir. Ýnsan-ý kâmil, dünyanýn merkezidir, ona uyulur. O da; yaþamýn rengini, ahengini, kelâmýný, insanýn iyiliðini, adalet üzre hükmünü ister. Özde insaný, âdemi savunur, bu noktada 72 milleti bir görür. Pir-mürþit meydanýnda, “tarik” ve “pençe” ile talip sýrtýnda dile gelir: “Allah-Muhammet ya Ali”. Alevilikte, Bâtýnilikte iyi olan ölmez, sevgi ölmez, eþit ve âdil olan ölmez. “Don deðiþtirir” sadece, “Hacý Bektaþ donunda gelen kendidir billah”. Cem içinde, halkýmýz ve hulkumuz içinde dâr’ýmýz vardýr. Öteye kalmaz, burada “divan”ýmýz vardýr. Her þeyin baþýnda “rýza”mýz ve bir de “ikrar”ýmýz vardýr. Yol’un bekçisi, gözcüsü, menzili, duraðý, soraný, yol göstereni, düþkün kaldýraný vardýr. Darda kalýnca insan, canýna koþan “Hýzýr” ve zorda kalýnca toplum, rehber olan “Mehdi” vardýr. Öyle ise yol gidenin, cem tutanýndýr. “melamet” sýrrýna

Aðustos 2004

vardýn ve kendini bildin ise elbette Hakk’ýn varlýðýna varacaksýn. “Kendini bilmeyen seni ne bilsin”. Pir, mürþit de bir taliptir. Onun da bir “istek” meydaný var. Sitemi, talibin iki katý, çünkü bilmesi ve uymasý gerekli. Hepsi yol içinde. Söz ve musiki birbirini tamamlar; yolcu’ya aþk ve þevk verir. Terk-i dünya ve terk-i terk eder de mirac’dan dönersin. Sevgi ve barýþ ister de; birlik, dirlik içine düþersin. Farklarý hoþ görür, renkleri cümbüþ edersin. Yol içinde kafileler vardýr, halleri farklý, yükleri farklý. Ama “ulucan”lar, Yediler; “Yolumuz Cafer’e düþtü, Caferiyiz Caferi” derler. Ehlibeyt katarýný sürerler. Böylece Yol’un bir genel kabul görmüþ “ortodoksi” görüþü, yaþama biçimi oluþur. Kadim yoldur, gider. Þimdi farklý kervanlar belirdi; kavmiyetçi, ideolojik, mozaik seven ve böylece Yol’u sadece kendisine hak bilenler çýkýyor. Ýç-dýþ görüþmelerde, tartýþma eksik olmuyor, “istek” olmaktan çýkýp hakarete varýyor. Oysa ki Yol’un halini yolcu bilir. Öyle ise her þey yol içinde kalmalý. Kavmiyetçi Ýslamiyet ve Alevilik söylemleri, bütüncü olmaktan çýkýyor. Sevginin halinde renk, dil, ýrk farký olur mu? Sevgi harmanýnda, aþkýn cilvesinden baþka þey olur mu? Karýþsa bile onunla hiç yol alýnabilir mi? Alevilik hak isteme ve korunma yoludur. Ýnsan kazanýmlarýnýn motoru ve mirasýdýr. Bu nedenle; Mazdeki, Babeki, Hüseyni, Babai olan yaþam tarzýnýn devamýdýr. Güvercin donunda þahin gagalý ve doðan pençelidir. Alevilik, evrensel insanlýk deðerlerinin sahibidir. Derde derman Serçeþme’den, bir tas kevser içmeli de insanlýk hizmetine geçmeli. Hem tek olmaz, “Allah-Muhammet-Ali” aþkýna üçlemeli.

Ne öncem var ne de sonram, Ben bu yolun adsýz bir yolcusuyum. Sonsuzdan geldim sonsuz arasýndayým, Ýki sonsuzun ortasýndayým. Silkinir döner, çile çekerim, içimdedir çilehanem. Hem tohumum hem yaprak, taþýn parçasý topraðýn hasý benim. Hem bir hiçim hem her þey, Bir damlayým ve içinde derya, Denizim, dalgayým ayrýlmaz parça, Enel Hak diyende Mansur’um ve de Nesimi. Kim miyim, ben bir hiçim. Hem de aynadaki ben, Cennet’in gizi kevser þarabý, Meleklerin secde ettiði benim. En yüksek kutup hem eriþilmeyim, Hem öðretmen hem öðrenciyim. Turnayým semahýmý dönerim yýllarca, kuzeyden güneye, güneyden kuzeye, Hem turnayým hem kanatlarýmý kaldýran yel benim. Olgunlaþýp dalýndan düþen yemiþim, gönlüm toprakla bir hem yükseðim. Benim tarifim yok, ben aynadaki benim. Ben birlik kandilindeki ýþýk Þah-ý Merdan’ý yaratan o nur benim. Ulaþtýðý yerdeyim her insan-ý kâmilin, Ben eriþilmez eriþilmeyim. Kýrklarýn Cemi’nde çatýdan damlayaným, Ben kýrkýncý makam dördüncü kapýyým. Ben benim, ben senim. gönül gözüyle görülen dostun cemaliyim. Ben en yüce, en kutsal doruk, Ben Hakikat’ým….

YENÝ ÇIKAN KÝTAPLARIMIZ Alevilik Dizisi Musahiplik – Ýsmail Kaygusuz 2. Baský Sivas Katliamýnýn Onuncu Yýlýnda Onlar Iþýk Oldular – Ahmet Koçak Siyaset Dizisi Kafa Tutan Günler - Esat Korkmaz Ya Sosyalizm Ya Barbarlýk – Y. Zamir TKP, Doðuþu, Kuruluþu, Geliþme Yollarý – S. Üstüngel Ýrtica ve ABD Kýskacýnda Türkiye – Lütfi Kaleli 2. Baský Küreselleþmeyi Anlamak – Yusuf Zamir Sosyalizm Nedir – R. Yürükoðlu Ütopik ve Bilim-Dýþý Sosyalizm – R. Yürükoðlu Günümüz ve Türkiye – R. Yürükoðlu

Öykü Dünden Bugüne Alevi Olmanýn Bedeli– Ýsmail Kaygusuz Þiir Yirminci Yüzyýlýn Ýnsanlarýyýz – Aþýk Kul Hasan Atatürk Aydýnlýðýný Karanlýkçý Diþler Kesmez – Ali Yüce TOPLU SÝPARÝÞLERDE %40 ÝNDÝRÝM YAPILIR

Divanyolu Cad. No 54 Erçevik Ýþhaný 102, 34110 Eminönü-Ýstanbul Tel/Faks: +90(0)212.519 5635 www.alevyayinlari.com

9


TASAVVUFUN KANATLARI

Din, Tanrý ve Ýnsan Ýsmail Özmen YARGITAY 17.HUKUK DAIRESI ÜYESI

Ü

nlü Alman filozofu Geörg Wilhelm Firedrich Hegel “Farklý dinler tek ve ayni þeyin farklý görünümleridir” derken, psikanalist ekolünün kurucusu ve babasý Sigmund Freud ise dini “okyanus duygusu” þeklinde deðerlendirip betimler. Yine, Hegel ayný konuda ayný imgeyi kullanarak “Deniz bize bilinmeyenin, sýnýrsýz olanýn tahayyülünü öngörür; insan kendini bu sonsuzluk içinde algýlayarak, sýnýrlý ve kapalý olandan çýkma, onu aþma cesaretini kendinde bulur,” der. Hegel, “Doðada safi, katýksýz fizikçi olanlar hayvanlardýr, çünkü onlar düþünemezler; buna karþýn, düþünen bir varlýk olarak insan doðuþtan metafizikçidir.”, görüþünü sergilerken tamamen gerçeði yansýtýr. Aslýnda, din gibi kavramlara kayýtsýzlýk, sadece sýð ruhlarýn sýðýnaðýdýr. Dinde insan, kendinin üstüne çýkarak dýþarýdaki evrene kendi özlemlerini anlatýr, onu sezdirmeye çalýþýr. Gerçekte ise insan, var olan ve olmayan evrenleri kendine ulaþmak için aþar. Öyleyse hemen soralým: Tanrý kim ve nerede? Binlerce yýldan beri insan bu sorunun peþinde. Bunun için her belâya giriyor, her taþa baþýný çalýyor. Gizemci bir Yahudi tarikatý üyesi olan Hasid bu konuda hemen kestirip atýyor: “Tanrý onun girmesine izin verdiðimiz yerdedir.” Ýþ bu deðin basit mi, elimizde olan bir þey mi, kendi egemenlik alanýmýzda mý, biz mi Tanrý’nýn koyunuyuz, Tanrý mý bizim emrimizde? Ýþ oraya varýnca çatallaþýyor, sorular sorularý izliyor. Bir baþka açýdan, Augustinus’un deyiþiyle, konuya daha deðiþik bir yönden bakýp deðinmeye çalýþalým: Bakýn bu konuda o büyük düþünür ne diyor, nasýl düþünüyor: “Qui fecit te sine te, non te salvabit sine te.” (Seni sen olmadan yaratan seni sen olmadan tamamlayacaktýr.) Yani Teilhard Chardin’in açýkça belirttiði gibi “Bu kozmik evrimde eþit ve baðýmsýz menfaatler önceden verilmiþtir. Doða insanýn erginleþmesine kendi erginleþmesiyle gelmektedir.” derken, Teilhard’ýn yarattýðý teoloji, insanýn üzerinde duran en yüksek varlýk olarak, telkin edici eski Tanrý imajýný kabule yanaþmýyor. Bunun yerine dinsel deneyim öneriyor. Çünkü içindeki sevgi yetisinin kendine meydan okuduðunu, bunun dinsel deneyimin bir örneði olduðunu gösteriyor. Sevgi konusunda Ernst Bloch olaya biraz daha deðiþik açýdan bakýyor: “Sevgi kendi eþitine yöneliyor, þiþip geniþlemiyor, insaný yukarý yerine, oluþturulmasýný tamamlamak üzere ileri doðru çekiyor.”; Pavlus ise “Baðýmsýzlýk ve eþitlik onun içinde mevcuttur; gerçek sevgi, tahta oturan Tanrý imajýnýn anýmsatmaya çalýþtýðý hükümdar ya da kul olmayý kaldýrmaz. Böyle bir Tanrý’ya seslenmek olanaklý mýdýr?” derken, T. Chardin, bu soruyu olumlu biçimde yanýtlýyor. Ona göre, “Tanrý, kiþi olan bir varlýk deðildir, ancak kiþiden kiþiye geçebilir, bizim dýþýmýzda varlýk olabilir. Bütün þeylerin sonuçsal ufku olarak; ona ancak bu þekilde ve kiþisel olarak seslenmek olanaklýdýr.” Tanrý hakkýndaki görüþlerini bu þekilde sergileyen T. Chardin, kozmik evreni bir kurtuluþ tarihi olarak görüyor, öyle deðerlendiriyor. Bütün bunlar bizi, yaratýlýþýn tamamlandýðý an olarak deðerlendirilen ve “Omega Noktasý” olarak nitelendirilen doruða ulaþmaya çabalayan bir süreç anlamýnda bu yalýn olgu bize, çölde Yahova’nýn ýþýk sütununu izleyen Hz. Musa’nýn kavmini anýmsatýyor. Ýþte ünlü teolog T. Chardin, Tanrý’yý böyle bir kozmik süreç içine sýzan bir çekim gücü olarak görür ki, acaba bu imaj doðruyu mu göstermektedir?. Bilinemiyor. Hatta yine Chardin’e göre, böyle bir nitelendirme olgusu içinde olan Tanrý’nýn etkisiyle yaratýlan “madde” ilk patlamadan (Big-bang) bu yana evreni giderek daha karmaþýk, daha komplike bir hale getirerek durmadan þekillendirmektedir. Bu hâl, onu günün birinde kendi baþýna örgütlenmeye baþlayýncaya kadar sürükleyip götürecek midir? Yoksa, Tanrý kendi isteyerek mi, böyle bir sonuca doðru tüm varlýklarý iletmektedir?. Aslýnda görülen odur ki, kosmos tarihi, bir öðrenme sürecidir. Þimdiye deðin Tanrý, bu süreç içinde, ‘kör olan evrimin gözlerini açmaya baþladýðý’ bir öðrenme evresine girmiþtir. T. Chardin, bu sav üzerinde yürüyerek, her þey bu sürecin içindedir, en küçük zerrecikten tutun da, þarký söyleyen balinalara kadar, insan bilinci de dahil her þey... Gerçekte ise, bu olgu, her þeyi aþýyor, geleceðinin karþý durulamaz çekimi içinde ileri atýlan evrim, görevini onun için, Tanrý’da tamamlamak istiyor. Þunu hiç unutmayalým ki, Tanrý dediðimiz o büyük çekici güç, bu süreçli geliþimde sadece

10

yardýmcý bir rol almýþtýr. Bunun için ünlü Ýngiliz astrofizikçi Stephen Hawking, geliþim çizgisini iþaretleyerek “Ýnsan ýrký ancak yýldýzlara ulaþtýktan, orada yerleþilebilir dünyalar bulduktan sonra güvende olabilir.” derken bu evrim sürecini örtülü biçimde de olsa vurgulamaktadýr. Bazýlarýna ve bana göre din, inanýlmaz bir sözcük. Bu sözcük bir çok çekimsel anlamlar içerse bile, her þeyden önce erkek odaklý. Böyle bir yönü de var. Çarpýk bir anlam içermekte. Dünyanýn her yerinde ve her zaman, ister Budizm olsun, ister Musevilik olsun, isterse de Hýristiyanlýk ya da Ýslamiyet olsun hepsinde erkek egemendir, onun gölgesi vardýr, onun sözü geçer, onun kokusu ve korkusu duyulur. Ve de þu da bir gerçek ki, dinler dünyanýn her yerinde var. Ama hepsi de geçimsiz kardeþler, birbirleriyle dövüþüp sürtüþüp duruyorlar. Devlet güçleriyle birleþip taht ve mihrabýn patlayýcý bir karýþýmýný oluþturuyorlar. Ýþte, bütün bu ritüeller, ayinler, kurum ve kuruluþlar, savaþlar, yobazlar, zýndýklar, müminler ve sözler yýðýnaðýna biz hiçbir duraksama göstermeden kýsaca “din” diyoruz. Aslýnda ise konumuza buradan baþlamak lâzým. Bir önceki yüzyýlýn varoluþçularý insanýn bu dünyadaki durumunu “fýrlatýlmýþ” olarak nitelendirdiler. Bunlarýn içinde özgün bir yeri olan ünlü Fransýz düþünürü Albert Camus ‘Sisyphos Söyleni’ adlý denemesinde bu olgu ve durumu “Çýkýþý olmayan bir kovulmuþluk” olarak görüp betimledi. Ona göre, “insan sadece buradadýr, bu varoluþla idare etmek zorundadýr. Bu olgu, týpký yukarýya çýkarmaya çalýþan, ama kaya sürekli aþaðýya yuvarlandýðý için asla tepeye ulaþamayan ve her seferinde yeniden baþlayýp sonsuza deðin sürecek olan Sisyphos serüveni gibidir.” Her insan bunu yaþar. Ýster bu görüþe inanýn, isterse de Arnulf Zitelmann gibi inanmayarak, kendi yaþantýnýzý sonsuz bir mutluluklar, rastlantýlar zincirine borçlu olduðunuz olgusuna daha yakýn bulun. Herkes yaþamýný ilk patlamaya dayandýrabilir. Ama her þey bir bütün içinde ileriye, kendi içerisinde ise geriye doðru koþmaktadýr. Bu da bir gerçek. Zitelmann “Þu anda yazý yazarken parmaklarýmý hareket ettiren atom yapýlarýnýn oluþtuðu, 15 milyar yýl önce meydana gelen o üç dakikalýk kozmik sürece, dahasý gezegenimizin üzerinde, sonunda insana ulaþan bir evrim zincirine, rastlantý ve zorunluluðun sýnýrlandýrýcý geliþimine borçluyuz” derken, bu gerçeði vurgulamak istiyor. Zitelmann yine ayný yapýtýnda, “Burada olmamý, yaþamýmý bugüne kadar sürdürebilmemi sadece anneme deðil, sayýsýz insana, canlýya, toprak anaya, onun meyvelerine, hayvanlarýna, olmasa nefes alamayacaðým oksijen yüklü havasýna borçluyum. Yaþamlarý benim hayatýmda iz býrakan insanlara, dinlediðim müziðe, okuduðum kitaplara borçluyum kendimi” diyor. Devamla, “Ama nerede durmalýyým? Daha doðrusu nereden baþlamalýyým, bilemiyorum, ama sonuçta ben buradayým, birlikte ve benzersiz olarak” dedikten sonra düþüncelerini þöyle sürdürüyor: “Gelecekteki milyarlarca yýlda ben bir daha olmayacaðým, en azýndan þimdi olduðum gibi. Bizler her birimiz biriciðiz. Kendimizi buna da borçluyuz. Kime? Ya da neye? Neden gen piyangosundaki büyük çekiliþte tutup da ben çýktým?. Trilyon kere trilyonda bir olasýlýk!. Ýstatiksel olarak aslýnda benim olmamam gerekirdi. Buna raðmen iþte ben varým. Hayatýmýz muazzam büyüklükteki bir rastlantýya dayanýyor. Ama din, bu rastlantýsal varoluþumuzu bir þans haline getirmeyi, rastlantýsal bir anlam vermeyi taahhüt ediyor”. Büyük dinlerin yaratýcýlarýndan Çinli Laotse, Hindli Budha, Yahudi Musa ile Ýsa ve Arap Muhammet’in, yani hepsinin dinsel felsefelerinin ortak paydasý bu olup burada din, vahþi rastlantý olgusuna karþý geriye dönük bir sigorta gibi iþliyor. Elbette, her insan, büyük bir olasýlýkla, yaþamýnýn herhangi bir anýnda “nereden nereye?” sorularýný kendine ve diðerlerine soracaktýr. Yine büyük bir olasýlýkla, galaksimizin ya da diðer galaksilerin herhangi bir yerindeki gezegenlerde yaþayan diðer canlýlar da belki de bu iþi yapacaklardýr. Böyle varlýklar mevcutsa ve zamaný bizim gibi algýlýyorlarsa; bu tür sorularý ve benzerlerini sorma olasýlýklarý vardýr.

Tasavvuf, Tanrý Ve Ýnsan

Z

itelmann’a göre mistik, sözsüz dindir. Bence tasavvufun bundan daha güzel bir tanýmý yapýlamaz. Sigmund Freud “Dinin son nedeni insanýn çocuksu aczidir” derken Karl Marx benzeri bir görüþ sergileyerek “Din halkýn afyonudur” diyerek dini uyuþturucu bir madde olarak nitelendirip dine sosyal bir fonksiyon yükler. Aslýnda din diðerlerinin yanýnda masum ve biçâre kalýr. Aslýnda Marx ve benzerleri dinde “sýkýþmýþ canlýnýn iç çekiþmelerini” görmektedirler. Dahasý onlar, dinde “insanýn alçaltýlmýþ, köleleþtirilmiþ, terk edilmiþ, aþaðýlanmýþ, horlanmýþ bir

Sayý 1


varlýk haline getirildiðini” kötü toplumsal koþullara karþý sergilemeye çalýþtýðý güçsüz bir protestosunu görüyorlardý. Freud’a göre “Her dinin içinde bir porsiyon baþkaldýrý, dahasý güçlü bir babaya karþý gizli bir evlat baþkaldýrýsý” vardýr. Gerçekte din, bir kucaklaþma duygusundan, bir aþk eiapopeia’sýndan fazla bir þeydir. Tarihsel süreç versiyonunda bütün büyük dinler bir protesto hareketi olarak baþladý. Aslýnda bütün dinlerin kurucularý, ayný zamanda birer din eleþtirmenleri idiler. Ýþlevleri bunlarý gerektiriyordu. Özetlersek; her dinsel dehada gizli bir din eleþtirmenliði vardýr. Çünkü þeylerin sonuçsal ufku bizim usumuzdan çok daha büyüktür. Her dinin ve dehasýnýn ortaya attýðý görüþler gerçeðe sadece bir yaklaþýmdýr. Ýþte Ýslamiyet’te bu din eleþtirmenlerinin büyük çoðunluðu mutasavvýflardan oluþur. Aslýna bakarsanýz nihaî gerçek denilen bir þey yoktur. Bunun için din kendine karþý hep eleþtirel olmalýdýr. Sonsuz gerçeklikler yoktur ve sonuçta her þey yoldadýr, henüz oluþum halindedir. Hiçbir þey þimdiden sonuçsal olarak belirlenmemiþtir. Dahasý sonsuz gerçeklikler katildir. Onlar kurbanlarýnýn kanlarýyla beslenirler. Dinin en iyi yaný zýndýklar üretmesidir. XX. yy. filozoflarýndan Ernst Bloch, “Bütün din kurucularý büyük zýndýklardý, aslýnda birer asilerdi” Din kurucularý büyük “yenilikçiler” olarak nitelendirilmelidir. Aslýnda yenilikçi olmak her dinde bulunan potansiyel ve itici bir güçtür. Bu yönleri olmasa bütün dinlerin hepsi çoktan yeryüzünden silinip giderlerdi. Bütün dinlerin mensuplarý hakkýnda, evrensel nitelik arzeden þu görüþü ise ünlü filozof Voltaire bir sözünde þöyle ifade ediyor: “Kendisini baþkalarýnýn kurtarmasýný bekleyen kiþiler yalnýzca kölelerdir” 20.yy’a damgasýný vurmuþ ünlü Fransýz filozofu Jean-Paul Sartre ise Cennet’te yasak meyveyi yiyerek gözleri açýlýp iyi ile kötüyü fark eden Âdem ile Havva’nýn þeytan aracýlýðýyla Cennet’ten kovuluþlarýna bir baþka açýdan bakarken: “Bakýlan olma deneyimi beni kendime geri fýrlatýyor, baþkalarýnýn bakýþý benim yargýcýmdýr. Benim tek günahým baþkasýnýn varoluþudur.” sözleriyle, verilmek istenen evrensellikleri doðruluyor. Demek ki, gözlerinin açýlmasýndan itibaren her insan giderek daha köktenci biçimde yalnýzlaþýyor, sonsuz bir yabancý ve farklý olmaya lânetleniyor. Tanrý’da ve özellikle de o Âdem ve Havva’nýn uygun eþi olamaz, çünkü onlar onun sesini duyar duymaz, insan ve insan-karýsý, Tanrý Yahova görmesin diye aðaçlarýn arasýna saklandýlar. Þöyle ya da böyle, iþte baþta Hýristiyanlýk olmak üzere bütün tektanrýlý dinlerin insana bakýþý ve durum bu. Hatta Nobel ödüllü biyolog Jaques Monod insanýn bu acýklý görünümünü þöyle betimlemektedir: “Ýnsan artýk kendi yerinin bir Çingene gibi, kendi müziðine saðýr olan, umutlarýna, acýlarýna ya da suçlarýna aldýrmayan evrenin bir kenarý olduðunu biliyor.” Demek ki, söylediklerimizin hepsini özetlersek; insan eþi olmayan bir yaratýktýr, dünyaya uymayan bir hayvandýr. Baþka türlüsü de zaten düþünülemez. Yoksa insan, gerçekten Tanrý’nýn bir hatasý mýdýr, kýzarak fýrlatýp attýðý bir ucûbe midir ya da bir evrim kaçaðý mýdýr dememiz gerekir. Bu durum ve gerçeði gören Blais Pascal, bir matematikçi ve mistik bir filozof olarak bu düþüncenin peþine düþüp sonuna deðin iþi sürdürüp gidiyor ve sonunda da diyor ki: “insanýn, sonsuza kadar insanýn üzerine týrmandýðýný kavra ve derinlemesine algýlamaya çalýþ”. Zira þu bir gerçek ki, insan hep “kendi kendini aþmaktadýr” en azýndan bu iþlevi gerçekleþtirmek için elinden geleni ardýna koymayacak bütün çabayý göstermektedir. Ama henüz bir yere varamamýþtýr, yalnýzlýðý sürmektedir. Hz. Ýsa bu konuda, “Tilkilerin ini var, gökyüzü kuþlarýnýn yuvasý var, buna karþýn insanoðlunun kafasýný koyabileceði hiçbir yeri yok” derken insanýn bu yalnýzlýðýný, lâ-mekân oluþunu açýk ve acýklý biçimde dile getiriyor. Bu çok trajik bir durumdur.Týpký, Beethoven’in saðýrlýðýnda yarattýðý müziðin, onun varlýðýnda içsel olarak oluþturduðu duyuma koþut bir görünüm sergilemekle eþ deðerli bir durumdur. Aydýnlanmacý filozof Ýmmanuel Kant’ýn “Doða, eylemi diken haline getiren acýyý insana yerleþtirdi, o bundan kaçamaz. Yoksa yaþamda mutlu olmak eylemsiz bir durgunluk hali olurdu. Ama böyle bir þey, insanýn entelektüel yaþamýyla birlikte süremezdi” Aksi halde, insan doðasý itibarýyla gerçekliðe baþka türlü dayanamaz. Bu olanaksýzlýðý giderip karþýlayan tek þey kültür dediðimiz olgudur. Bunun için insan, doðanýn kendisinden esirgediði þeyi, yani uyumu sonsuza kadar arama gayreti içine düþmüþtür. Ýþte kültürün tek iþlevi bu uyumu saðlamaktýr. “Doðru söz hep eðri görünür”. Doðu, Batý’nýn araþtýrýcý, analizci görüþü karþýsýna “acýlarýn temsilcisi olma” fikrini çýkarýr. Ama bu görüþlerden hangisinin haklý olduðu henüz yanýtlanamamýþtýr.

Aðustos 2004

Tasavvuf acýnýn kanatlarý altýnda yürür. “Acýyý bal eyleme” sloganý peþinde koþar, bu eylem daha tamamlanmamýþtýr. Aslýnda din, birbirinden farklý görüþ, inanç, düþünüþ, yorum ve özelliklerin ritüelsel yarýþýnýn görünmez bir arenasýdýr. Orada herkes özel iç giysilerini sergiler. Tasavvuf ise, dine karþý þiirsel, ezgisel ve romantik biçimde sürdürülen gizli bir ayaklanmadýr. Orada çýðýr açýcýlar, yeni soluklar öne çýkar, bayrak olur. Zamanla da bütün deðiþiklikler kendi içinde kemikleþir, sarmallaþarak donar. Bunun için, bütün dinler, bir mezhepler, tarikatlar ve benzeri görüþ ve inançlarýn bir kombinezonudur, yamalý bohçasýdýr, mozaikler atlasýdýr. Dini bu durumunda yakalayan, onu bu donukluktan, karýþýk labirentlerinden, bunaltý ve boðuntularýndan kurtarmaya çalýþan uzun yol mistisizmdir, tasavvuftur. Bunalan insan bu kez de kendini bu dipsiz kuyuya, engin denize attý, kendini içinde yine hep kendisinin olduðu bir sonsuz ummanda buldu, kurtuluþunu orada aradý. Bu bir tür sonsuzluk deniziydi. Ýlk bulduðu noktadan, acayip yarýktan sýzýp gitti. Bu yarýk tasavvuf deliðiydi, özgürlüðe açýlan pencere, kurtuluþa taþýyan bir gemi idi, pek öyle karýþaný, görüþeni de yok gibiydi. Birden kendisini “baký körlüðü”nden kurtulmuþ olarak görmeye baþladý. Ýþin en güzel yaný burada, insan hep kendi kendineydi, hep içiyle meþguldü, uç kurgulamalar serbest býrakýlmýþtý, yaratýcýlýk, içsel gücün önceliði ve yüceliði kiþiye bir tür haz verme kaynaðý idi. Özgün ve derinlik ummanýnda her þeyi kutsallýk boyasý ile boyamak elinizdeki bir fýrsattý. Kýsaca her türlü þekle, kesin baðlayýcý yargýlara, dogmalara bir anlamda karþý çýkmanýz böyle bir ortamda olanaklý hale gelmiþti. Tasavvuf her yönüyle bir depremdir, ayaklanmadýr, ama þiddeti ve derinliði tamamen size býrakýlmýþ bir olgu da diyebiliriz ona. Kendini ve evreni kendi varlýðýnýzda fethetme olayýdýr bu. Bir tür iþgaldir, statükonun sonudur.. Her sözcükte kendini görme ve tanýma iþidir bu. Baþtan sona deðin hep bir çýkýþ olarak gözükür. Yöntemleri hep orijinal ve marjinal olmaya yöneliktir. Kendini ve konularýný taným çerçevesine sýðmayacak biçimlerde sunmayý sever. Bütün körlüklere karþý çýkar, bilinmezliklere koþarken yeni bilinmezlikler yaratmaktan da geri durmaz. Sýnýr tanýmaz, duvarlarý yýkmayý, surlarý ve sýnýrlarý aþmayý görev sayar. Aslýnda o, insanlýðýn en eski bir süreði olduðu kadar, durmadan da kendini yenileyen bir düþünme biçemidir. Hep içseldir, gizlilik örtüsüyle örtünür, ama çarþaf altýnda hep çýrýlçýplak gezer, bundan da çekinmez. Kendi içinde kendini, Tanrý içinde yine kendini arar. Ýnsan-ý kâmil yetiþtirmek, yani insan mükemmeliyeti tüm tasavvuf araþtýrmalarýnýn merkezidir. Her mistik evreni bu odaktan görüp anlamlandýrýr. Her þeye kendi damgasýný vurur, o bir tür özgünlük ekolüdür. Uçlarda yaþar ve uçlarda bir çekiþme biçimlendirir. Giderek antik ve klasik öðelerin göbeðinde yeni etikler oluþturur. Tasavvufta durgunluk yoktur, o potansiyel enerjilerin ana deposudur. Ona göre her yer mabettir, o mabette evrenin ve insanýn kitabý bir yandan yazýlýrken bir yandan da okunur. Çaðdaþ perspektivizmin, nihilizmin ve kutsallýðýn insanda yatan kökleri üzerine uç kurgulamalarýn oluþturduðu gerçeði ve bilinmeyeni yükleyerek ayný deðirmene taþýyýp öðüterek un etmek kolay olsa bile, piþirip ekmek etmek ve bunu diðerlerine benimsetip sevdirerek yedirmek hayli emek isteyen bir iþ ve iþlem manzumesidir. Unutmayalým ki, büyük kurgular kendini hep Tanrý yerine koymayý sever. Tasavvufta da bu özellik vardýr, ama gizlemeyi sever. Her þeyin içine dalmayý, her çiçekten bal almayý, kuralsýz çýplak gezmeyi, bilinmezleri çözmeden bilmeyi en çok sezip algýlayan tasavvuftur. Bunlarý gizlerin sultaný tasavvufa sormak gerekir. Herkesin dogmacýlýðý kendiyle sýnýrlýdýr dersek, bu görüþe daha çok yaklaþmýþ oluruz. Demek ki; tasavvuf baðlamýnda bütün dinler, inançlar, mezhep ve tarikatlar aynýdýr. Musa’nýn, Ýsa’nýn, Muhammet’in, Budha’nýn farký bitmiþtir. Böyle bir ortamda kimse kimseden ayýrtýlamaz, herkes birdir, giysiler atýlmýþtýr, iþ çýplaðýn türküsünü söylemeye kalmýþtýr. Yine bu baðlamda, arzunun ýþýðý muhabbetin ýþýðýdýr. Muhabbetin bolluðu ise düþkünlük ýþýðýdýr. Arzu, düþkünlük ýþýðý sayesinde kalpte kaynar. Yaratan, insanýn gönlündeki bu lambayý yaktýðýnda, insanýn kendisi de bu lamba ile birlikte yanar, yanýp bitene kadar da coþkuyla yanar, acý, sancý duymaz. O sönerse insan boþ kovana döner, enerjisi biter, boþ bir çuval olur, Allah’ýn ýþýðý kimi terk ederse o karanlýkta kalýr. Ýslam’ýn büyük vicdanlarýndan Bistamlý Bâyezid’e sordular: “Kâbe’yi ziyarete neden gitmiyorsun?”. Elini kalbinin üstüne koyarak yanýt verdi: “Tanrý, o sizin dediðiniz eve, yapýldýðýndan beri hiç gitmedi; ama bendeki þu evden, yapýldýðý günden beri hiç çýkmadý. Siz esas bu evi kutsal tutun!” Lamý cimi yok, iþte tasavvuf budur.

11


BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP

Büyük Ortadoðu Projesi Vahap Erdoðdu

BÖLÜM 1 1. BOP’un Tarihsel Kökeni “Orta Doðu” coðrafi bir terim olmaktan çok siyasal bir kavram olarak algýlanagelmiþtir. Ýngiltere’nin 1. Dünya Savaþý sýrasýnda bu bölgede kurduðu “Ýngiliz Orta Doðu Komutanlýðý” adýndan kaynaklanmaktadýr. Coðrafi anlamda Yakýn Doðu olarak bilinen Yunanistan, Bulgaristan, Türkiye ve Mýsýr’ý da kapsayan bu bölge, klasik anlamda Arap Yarýmadasý, Mezopotamya, Ýran ve Afganistan coðrafyasýný içerir. Birinci ve Ýkinci paylaþým savaþlarýnýn ana hedefi olan Orta Doðu adýyla anýlan bu yapay ayýrýmýn temel nedeni, bölgenin, dünyanýn en zengin petrol ve doðal gaz yataklarýna sahip olmasý ve kültürel, dinsel ortak bir tarihsel yazgýyý paylaþmýþ olmalarýdýr. Üç kýtanýn kavþaðýnda yer alan Orta Doðu, Avrupa sömürgeciliðinin gündeme gelmesiyle birlikte stratejik önemi de artarak bugünkü “Büyük Orta Doðu Projesi”nin, bir baþka anlatýmla ABD emperyalist dünya egemenliðinin, temel amacý haline gelmiþtir. Orta Doðu tarihi, güçlü bir deniz gücünün desteði ile bölgede saðlanabilecek bir egemenlik karþýsýnda dünya ölçeðinde üstünlük saðlamanýn pek kolay olmadýðýný tanýtlamaktadýr. Napoleon da, Hitler de Orta Doðu’ya egemen olmadýkça, ciddi bir dünya gücü olunamayacaðý gerçeðini kavramýþlardý. Geçtiðimiz iki yüzyýlda Britanya Ýmparatorluðu en temel politikalarýný Orta Doðu’ya dayandýrmýþtý. Ýngiliz ordusunun Britanya Adasý’nýn savunmasýndan sonra ikinci görevinin Orta Doðu’yu savunmak olduðu, devletin temel politikasý olarak benimsenmiþti. ABD’nin uluslararasý politikasýna kýrk yýldan beri damgasýný vuran Zibigniew Brzezinski ünlü Satranç Tahtasý kitabýna “Beþ yüz yýl kadar önce kýtalar siyasal olarak karþýlýklý etkileþmeye baþladýklarýndan buyana, Avrasya dünya iktidarýnýn merkezi olmuþtur.”, saptamasýyla baþlýyor. Bu doðru bir saptamadýr. Ama Avrasya’nýn merkezi de Orta Doðu olmuþtur. Orta Doðu’nun kalbi ise Mezopotamya’dan baþlayýp Filistin ve Suriye’yi içerisine alan coðrafyadýr. Bu bölge, jeopolitik önemini binlerce yýldan beri koruyagelmiþtir. Mýsýr firavunlarýndan Pers Ýmparatorluðu’na, Roma, Bizans imparatorluklarýna, Arap Ýslam Ýmparatorluðu’ndan Osmanlý Ýmparatorluðu’na, Ýngiliz, Fransýz sömürgeciliðine kadar bütün küresel güçler bu bölgeyi ellerinde tuttuklarý sürece kýtasal egemenliklerini koruyabilmiþlerdir. Bu tarihsel gerçek günümüzde de geçerliliðini korumaktadýr. ABD imparatorluðunun kýtalararasý gücünü korumak için, bu bölgeyi ve ona baðlý olarak Afganistan’a uzanan bölgeyi kayýtsýz þartsýz elinde tutmayý istemesi bu yüzdendir. Bin Ladin’in teröristliði, Saddam’ýn diktatörlüðü bu politikalarýn araçlarý olduklarý sürece, ABD’nin umurunda bile olmamýþtýr. ABD’nin Avrasya politikasý 19. yüzyýlýn ikinci yarýsýnda baþlar. Bölgedeki ülkelerde misyonerlik okullarý ve gayrimüslim unsurlarla (genellikle de Ermenilerle) olan baðlantýlarý, Yirminci Yüzyýl’ýn baþlarýnda Baðdat demiryolu projesi (Chester Projesi) ile netlik kazanýr. Bölgedeki Ýngiliz, Fransýz etkinliði, özellikle petrolün öneminin artýrmasýyla gizli bir rekabete dönüþür. Arap-Amerikan Petrol Þirketi (Standard Oil ile Teksas þirketinin ortak giriþimi) 1 Mayýs 1939’da Ýran Körfezi’ndeki Ras Tamura derin su limanýnýn açýlýþýný yaptý. Bu kutlama Arap petrolünün ilk kez uluslararasý piyasaya açýlýþýný simgeliyordu. Cidde, Mekke ve Riyat’tan çölü aþarak gelen iki binden fazla konuðu 4000 otomobil taþýmýþtý. Kral Ýbni Suud, krallýk ailesinden on yedi kiþi, dört bakan, dört yüz kiþilik muhafýz gücü ile törene katýldý. Dahran’da 350 çadýrda konuklar aðýrlandý. (John A. De NOVO, American Ýnterest and Policies in the Middle East, The University of Minnesato Press, 1963, p. 167).Bu tören ABD’nin Orta Doðu petrollerinde söz sahibi oluþunun tarihi olarak ilanýdýr.

12

Ýkinci Dünya Savaþý, küresel politikalarýn belirlenmesinde Avrupa’nýn egemenliðini sona erdirdi. ABD Orta Doðu’da Ýngiltere’nin egemenlik mirasýný devralmýþtý. Egemenlik savaþýmý ABD ile Sovyetler arasýnda sürdürüldü. Ýkinci Dünya Savaþý’nýn sonuna gelindiðinde ABD Irak Petrol Þirketinin dörtte birini, Suudi Arabistan ve Bahreyn petrolünün tümünü, Kuveyt petrolünün yarýsýný, Ýran petrolünün yüzde kýrkýný ele geçirmiþti. ABD bir yandan bölgedeki Ýngiliz petrol þirketlerine ortak olurken, bir yandan da ABD þirketleri petrol kaynaklarýný kontrol altýna alýyordu. Orta Doðu’daki ABD-Sovyet rekabetinde Sovyetler ilerici, demokrat, laik ulusalcý hareketleri desteklerken, ABD en gerici, en tutucu, en baskýcý rejimlerin arkasýnda duruyordu: Bu gericiliðin ideolojik temeli Ýslam’a dayandýrýlýyordu.

Sömürgeciliðin Geleneksel Aracý: “Ýslam” 1671’de Alman filozofu ve matematikçisi Leibniz, Fransýz Kralý XIV. Luis’ye bir mektup göndermiþti. Mektubun baþlýðý Consilium Ægyptiacum (Mýsýr’a dair Öðütler) idi: “Mýsýr’ýn fethini öneririm... Mýsýr’a sahip olmak, Doðunun en zengin topraklarýna en kýsa yolun kapýsýný açacaktýr.” Bu öneriyi yüz yirmi beþ yýl sonra Napolyon hayata geçirmek isteyecekti. Napolyon Mýsýr’a Ýslam’ý kurtarma kimliði ile gelmiþti. Kimden kurtaracaktý Ýslam’ý? Hýristiyan Ýngiliz sömürgecilerinden. “Ýslam kurtarýcýsý” Napolyon, 19 Mayýs 1796’da 38 asker, 4 gemi ile Toulon’dan hareket etti. Akdeniz’i geçerek 1 Temmuzda Ýskenderiye’ye ulaþtý. Ertesi gün kenti ele geçirdi. Napolyon Memlükler’le yaptýðý bu savaþta 10 ölü 30 yaralý vermiþti. Memlükler ise iki binden fazla asker, dört yüz deve, elli top kaybetmiþlerdi. “Kurtarýcý” beraberinde bilimadamlarý, modern Avrupa edebiyatýndan oluþan zengin bir kütüphane, bilimsel araþtýrmalar için bir laboratuar, Arapça metinleri basacak bir matbaa getirmiþti. Batý’nýn bilimsel ve lâik düþüncesi geri Ýslam dünyasýný aydýnlatacaktý! Napolyon kendisini Mýsýr’a uygarlýðýn ve aydýnlanmanýn taþýyýcýsý olarak sunuyordu. Memlükler’i yendikten sonra yayýnladýðý Arapça bildiride, Napolyon Mýsýr’ý yabancý egemenliðinden kurtarmak için geldiðini, Ýslamiyet’e çok saygýlý olduðunu belirtiyor, “Buraya haklarýnýzý elinizden alan iþgalcilerden sizi kurtarmaya geldim. Ben Memlükler’den daha çok Tanrý’ya tapýyorum. Muhammet’e ve Kuran’a onlardan daha çok inanýyorum. Allah katýnda herkes eþittir. Onlarý birbirinden ayýran akýl, erdem ve bilimdir”, diyordu. Napolyon “kurtarýcýlýðýný” tescil ettirmek için El Ezher þeyhinden fetva istedi. Þeyh, Napolyon’un þarap içtiðini ve sünnetsiz olduðunu, þarabý býrakýp, sünnet olursa fetva verebileceðini söyledi. Napolyon hasta olduðunu, doktorlarýn þarap içmesini zorunlu kýldýklarýný gerekçe gösterdi. Napolyon fetvayý alamamýþtý ama pek çok Müslüman’ý “mümin” bir Müslüman olduðuna inandýrmýþtý. Napolyon Süveyþ’te üstlenerek Ýngilizlerin Hindistan yolunu kesmek, oradan da Osmanlýlar’a saldýrarak Orta Doðu’yu denetim altýna almak istiyordu. Bu amaçla Kýzýl Deniz’i Akdeniz’e baðlayacak olan Süveyþ projesini gerçekleþtirmek üzere mühendisler de getirmiþti. Ne ki mühendisler Kýzýl Deniz’in seviyesinin Akdeniz’in düzeyinden 15 cm kadar yüksek olduðu (!), kanal açýlýnca Okyanus sularýnýn Akdeniz’e akacaðý sonucuna varýnca, projenin gerçekleþmesinden vazgeçildi. Fransýz matematikçi Laplace bu görüþlere karþý çýkmýþtý ama sözünü dinletememiþti. Oysa Osmanlýlar daha 1568’de yani 250 yýl önceden Süveyþ ile Kýzýldeniz’i birleþtirecek projeyi hazýrlamýþlar, öte yandan 1567’de Volga ile Don’u birleþtirecek kanalý da kazmaya baþlamýþlardý.(*)

Sayý 1


BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP

Batýlý büyük güçlerin Orta Doðuyu rekabet alaný haline getirmesi bu olayla baþladý. Beþ yüz yýldýr Hýristiyan dünyasýna karþý Ýslam dünyasýný koruyan Osmanlý, Ýslam coðrafyasýnýn bu en yumuþak karnýndan hançerleniyordu. Napolyon’un hayallerini þarap içmeyen, sünnetli bir Boþnak yýktý. Cezzar (Kasap) Ahmet Paþa Akka Kalesi eteklerinde, Ýngilizler’in de desteði ile Napolyon’a yenilginin þarabýný sundu. Bu yenilgi Vaterlo’nun da habercisiydi.

Birinci Paylaþým Savaþý Büyük Orta Doðu’nun Paylaþým Savaþýydý Osmanlý Ýmparatorluðu’nun Birinci Paylaþým Savaþým sonunda tarih sahnesinden silinmesinden sonra Ýslam dünyasý, sembolik de olsa, manevi önderinden yoksun kalmýþtý. Bu nedenle gözler Anadolu’da kývýlcýmlanan kurtuluþ hareketine çevrilmiþti. Tehlikeyi sezinleyen emperyalist güçler, karþýt bir hareketi oluþturmakta gecikmediler. Ulusal kurtuluþçu hareketlerin karþýsýna “Ýslamý” çýkardýlar. Yeni Cumhuriyet kurulurken lâik, ulusalcý bir devlet amaçlanýyordu. Çünkü bir din olmanýn ötesinde bir yaþam biçimi de olan Ýslam, devletin oluþumundan uzak tutulmadýðý sürece, uluslaþma süreci tamamlanamazdý. Kuruluþtan sonra ardarda gelen devrimler bu amaca yönelmiþti. Halifeliðin kaldýrýlmasýnýn ardýndan tekkeler, zaviyeler, tarikatlar yasaklandý. Bireyi yurttaþ yapan çaðdaþ bir medeni kanun kabul edildi. Eðitim birliði yasasý ile laik eðitim düzeni kuruldu. Harf devrimi yapýldý. Kýlýk kýyafet yasasý çýkarýldý. Ýslam coðrafyasýnda laik, ulusalcý, halkçý, demokratik, anti-emperyalist bir Türkiye Cumhuriyeti böyle oluþturuldu. Bu devrimlerin en baþýnda, dört yüz yýl boyunca Ýslam dünyasýný temsil eden halifeliðin kaldýrýlmasý geliyordu. Halifeliðin kaldýrýlýþý, Ýslam dünyasýný karþýt iki kampa ayýrmýþtý. Dini liderini yitirmiþ, baþsýz kalmýþ bir Ýslam dünyasý. Bu dünyanýn liderliðini Ýngilizler’in desteðindeki Hicaz Emiri Hüseyin çekiyordu. Emir Hüseyin halifeliði Hicaz’da yeniden canlandýracak, bu kutsal kurum yeniden ana topraðýna dönerek Arap yarýmadasýnda büyük Ýslam imparatorluðunun temellerini atmýþ olacaktý.

Orta Doðu Gericiliðinin Baþ Destekçisi ABD Daha da önemlisi, Kemalist hareketin Ýslam dünyasýnda kývýlcýmladýðý ulusalcý, laik, anti-emperyalist hareketleri ezebilmenin yolu böyle açýlmýþ olacaktý. Gerçekten de Malezya’ya kadar uzanan Ýslam coðrafyasýnda Mustafa Kemal örneði þu ya da bu boyutta laik, ulusalcý hareketlere örnek oluyordu. Türk laisizmi, Ýslam tarihinin en büyük reform hareketidir. Bu laisizmin temeli Kemalist ideolojiye dayanýr. Bu baðlamda Mustafa Kemal, 20. Yüzyýlýn en büyük devrimcilerinden biridir. Mustafa Kemal bu yönüyle, yalnýzca ulusal boyutlarda deðil, uluslararasý boyutlarda da, özellikle de Ýslam dünyasýnda, ulusal kurtuluþ hareketlerinin esin kaynaðý olmuþtur. Örneðin Libya Sunisi þeyhinin önderliðinde ulusalcý Arap liderleri 1921’de Sivas’ta sömürgenlere karþý savaþým yollarýný saptamak üzere bir toplantý düzenlemiþlerdi. Kemalist Türkiye’nin öncü niteliðini iyi kavrayabilmek için, Mustafa Kemali örnek almýþ iki önemli lideri de anmakta yarar var. Bunlardan biri komþumuz Iran’dadýr. Iran’da Rýza Han 1925’te ulusalcý, anti-emperyalist bir söylemle iktidara geldi. Ýngilizler Rýza Han’a karþý kuzeyde Kürt aþiretlerini, güneyde Arap aþiretlerini harekete geçirdi (ayný tarihlerde Doðu Anadolu’daki Þeyh Sait hareketini anýmsayalým). Rýza Han bu hareketlerin baþlamasýnýn ardýndan, önce güçlü bir ordu oluþturdu. Ardýndan, ulaþým sistemini geliþtirdi, yeni demiryollarý döþedi. Çay ve þeker üzerine tekel kondu. Dinsel ayrýcalýklarý kaldýrdý, tarikat mallarýna elkoydu. Çaðdaþ bir ilk ve orta öðretim düzenine geçildi. Kýz ve erkek öðrenciler ayný sýnýflarda öðrenim görmeye baþladý. Kadýn haklarýný geniþletti. Peçeyi yasakladý. Yurt dýþýna öðrenci gönderdi. Ancak bu atýlýmlarý kalýcý kýlacak alt yapýyý oluþturamamýþtý. Yönetim kiþisel gücüne dayanýyordu. Giderek artan despotluðuna emperyalist tertipler de karýþýnca sonuç alýnamadý. Ýran gerici-emperyalist ittifaka teslim oldu.

Aðustos 2004

Ýkinci bir örnek de Emanullah Han’ýn Afganistan’ýdýr. Emanullah Han Kemalist hareketin ödünsüz izleyicilerinden biri idi. Bütün yetiþkinlere oy hakký saðlayan bir anayasa yaptýrdý. Bu anayasa kadýnlara oy hakký tanýyan ilk anayasa idi. Peçeyi yasakladý. Erkeklerin Batýlýlar gibi giyinmelerini özendirdi. Kâbil okullarýnda karma eðitim baþlattý. Batýya eðitim için öðrenci gönderdi vb... Bu geliþmelerden endiþe duyan Ýngiltere, Han’ý devirmek için harekete geçti. Yeni Delhi Elçiliði’ne danýþman olarak atanan o ünlü T. E. Lawrence, Kerim Þah adý altýnda bir Arap âlimi kimliði ile Afgan kabile reislerini satýn aldý.Kýsa sürede dinci bir muhalefet oluþturdu. Bilinçli bir kadýn haklarý savunucusu olan Emanullah Han’ýn eþi Prenses Süreyya’nýn montajla deðiþtirdiði “çýplak” fotoðraflarýný aþiretlere daðýttý. 1929 yýlýnda kral bir darbe ile devrildi. ABD, Orta Doðu’da egemenliði Ýngiltere’den devralýrken, Ýngiliz sömürgeciliðinin geleneksel politikalarýný da devralmýþ oluyordu: Toplumun en geri, en tutucu kesimleriyle iþbirliði. Mýsýr’da Nasýr’a karþý Müslüman Kardeþleri, Endonezya’da Sukarno’ya karþý Sarekat-i Ýslamý, Pakistan’da Butto’ya karþý Cemaat-i Ýslami’yi, Afganistan’da laik-komünist Necibullah’a karþý Taliban’ý, Ýran’da demokratik, ulusalcý muhalefeti susturmak için Þah’ý destekledi. Mollalar’ýn hareket alanlarýný geniþletti. Petrolü ulusallaþtýrmak isteyen Musaddýk’ý devirmek için CIA’nin gerici mollalara 5 milyon dolar daðýttýðý ABD resmi belgeleriyle tanýtlanmýþtýr. Demokratik yoldan iktidara gelen ve Þah Rýza Pehlevi’yi tahtýndan indirerek Ýran’ý terketmeye zorlayan Musaddýk’ý devirip yerine 15 yýl kanlý diktatörlüðünü kuran Þah’ý geri getirmiþtir. Irak’ta Ýslamcý bir grup yoktu. Komünistler ve demokratlarýn ülkede belirli bir aðýrlýðý vardý.O nedenle Baas Partisi içerisindeki bir kesimi hareket geçirerek, komünistleri ve petrol iþçileri sendikasý iþçilerini saf dýþý etmek görevini Saddam’a vermiþti. 1967 zaferi sonrasý Ariel Sharon 1971’de, Ýsrail’e karþý gerilla savaþý vermek üzere yeniden örgütlenen FKÖ’yü kanlý bir biçimde ezmesinin ardýndan, geçtiðimiz günlerde Sharon’un füze ile öldürdüðü, Þeyh Ahmet Yasin, Mujamah adý altýnda Ýslamcý bir örgütlenmeye giriþti. Örgüt önceleri gençlik kulüpleri, spor tesisleri, saðlýk klinikleri, Kuran okullarý açtý. Müslüman Kardeþlerle iþbirliðine giren örgüt, petrol zengini Arap ülkelerinden destek saðlamakla kalmadý, Ýsrail’den de maddi destek gördü. Ýsrail Þeyh Ahmet Yasin’in örgütünü destekleyerek, FKÖ’ün gücünü azaltmak istiyordu. Bu örgütlenmeye paralel olarak Seyyit Kudup’un ideolojisini izleyen Ýslami Cihad Örgütü kuruldu. Hamas (Ýslam Devrimi Örgütü) bu iki örgütün üyelerinden oluþturuldu. Burada yeri gelmiþken Seyyit Kutup’un Müslüman Kardeþler Örgütü’nün en önde gelen ideoloðu olduðunu, Ýngiliz gizli servisi ve CIA desteðiyle Nasýr’a karþý düzenlenen suikasta katýldýðý için idam edildiðini belirtelim. Seyyit Kutup’a göre, Batýlý güçler M. Kemal’i Ýslam’dan kurtulmak için baþa geçirmiþlerdi. Öteki Ýslam ülkeleri Türkiye örneðini izlemedikleri için Nasýr’ý desteklemiþlerdi. Seyyit Kutup, dindarlarla laiklik taraftarlarýnýn ayný toplumda yaþamalarýnýn olanaksýz olduðunu söylüyordu. O nedenle Müslümanlar bu tür yönetimleri devirmekle yükümlü idiler. Komünizm tanrýtanýmazdý, demokrasi Tanrý nizamýnýn gaspetilmesiydi. Bütün bunlar cahiliyenin göstergeleriydi. Tanrý’nýn yerine insanlýða tapmaktý. Muhammet zamanýnda “cahiliye” bilgisizlikten kaynaklanýyordu, þimdiki cahiliye ise Tanrý’ya bilinçli baþkaldýrýþtý. (Karen Armstrong, The Battle For God, New York 200, s. 244). Petrol dolarlarýyla Ýslam dünyasýnda desteklenip, laik, demokratik, ulusalcý hareketlere karþý kullanýlagelen Müslüman Kardeþler Örgütü, Orta Doðu’da Anglo-Amerikan politikalarýnýn uygulanmasýnda en etkili örgüt kimliðini kazanmýþtýr. 1982’de Suriye’de, Hama’da ayaklanan Müslüman Kardeþler 10 bin insanýn yaþamýna malolmuþtur. Örgüt, 1981’de Enver Sedat’ý öldürdü. Sedat’ýn yerine geçen Mübarek radikal Ýslamcýlar’a pek çok ödün vermesine, af çýkarmasýna karþýn, bu örgütün kanlý eylemlerinin önüne geçemedi. 1987’de eski içiþleri bakanýný, al-Musava adlý haftalýk derginin baþyazarýný öldürdüler. 1990 Ekiminde Parlamento Baþkaný Rýfat Mahcup’u öldürdüler. 1992’de laikliðin önde gelen savunucularýndan Faraj Fo’yu öldürdüler. 1997’de Luxor’da, çoðu turist olmak üzere 58 kiþiyi öldürdüler.

13


BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP

1979’da Zülfikâr Ali Butto’yu devirip düzmece gerekçelerle (üçe karþý dört oyla) idam ettiren Ziya-ül Hak, þeriat yasalarýný uygulayacaðýný ilan etmiþti. Ziya-ül Hak gerekçesini þöyle özetlemiþti: “Pakistan Ýsrail’e benziyor, ideolojik bir devlet. Ýsrail’den Yahudiliði alýn, göreceksiniz kâðýttan bir þato gibi çökecektir. Pakistan’dan da Ýslam’ý alýn ve onu laik bir devlet yapýn, çöker”. Bu uygulamaya göre bir kadýnýn ýrzýna geçildiðinin kanýtlanmasý için dört erkeðin tanýklýðýna gerek vardý. Suud ve CIA paralarýyla ülkede 2500 medrese açýlmýþtý. Yoksul halk çocuklarý buralarda yediriliyor, giydiriliyor, eðitiliyordu. Taliban’ýn kadrolarý bu medreselerde yetiþtiriliyor, buradan Afganistan’a gönderiliyordu. Pakistan ordusu içerisinde Ýslamcý radikalizm yaygýnlaþtýrýlmýþtý. Ancak kitlesel destek bulamamýþlardý. Seçimlerde yüzde 2-3 oy alabiliyorlardý. Afganistan’da savaþan mücahitler CIA pasaportu saðlanarak Amerikaya getiriliyor, Newyork’ta Brooklyn’de kurulan Al-Kifah kampýnda eðitiliyorlardý. O dönemlerde Pakistan Devlet Baþkaný olan Benazir Butto, baba Bush’a “bir Frankeþtayn yaratýyorsunuz” uyarýsýný yapmýþ ama bir yanýt alamamýþtý. Bu mücahitler ABD’de de boþ durmadýlar. Kampýn lideri El Said Nasýr, Marrot otelinin salonunda herkesin gözleri önünde fanatik bir Yahudi’yi öldürdüðünde, yakalanýnca, evinde büyük binalarý tahrip edebilecek bomba yapýmýna iliþkin bilgiler, Empire State Building ve Dünya Ticaret Merkezi’nin fotoðraflarý bulundu. ABD polisi olayý geçiþtirdi. 1993’te bir tona yakýn patlayýcý yüklü bir minibüs Dünya Ticaret Merkezi bodrumunda patladý. 6 kiþi öldü 1000 kiþi yaralandý. Yakalananlarýn Kör Ýmam olarak bilinen Þeyh Ömer Abdurrahman’ýn müritleri olduðu saptandý. Amerika’daki camilerde imamlýk yapan Þeyh Abdurrahman, Enver Sedat cinayeti ile ilgisi belirlenince CIA yardýmýyla ABD’ye kaçýrýlmýþtý. Dünya Ticaret Örgüt binasýnýn bombalanmasýnýn tertipçilerinden Remzi Yusuf ve ayný daireyi paylaþan Abdul Hamit Murat, Papa’ya suikast ve Amerikan havayollarýna yönelik saldýrý planlarýný gerçekleþtirmek üzere yaptýklarý bombalarýn patlamasýyla içeride yangýn çýkýnca yakayý ele vermiþlerdi. Murat ABD’de pilotluk dersi almýþtý. Bu ikili bir uçaðý patlayýcýlarla doldurarak, CIA merkezini ve bazý nükleer kompleksleri hedeflediklerini söylemiþlerdi.

2. BOP’un Gerekçeleri Büyük Orta Doðu Projesinin coðrafi kapsamý Kuzey Afrika’dan baþlayýp Çin Seddi’ne dayanmaktadýr. Kafkasya, Somali, Arabistan Yarýmadasý, Türkiye, Ýran, Pakistan, Afganistan bu projenin içerisindedir. Bir baþka anlatýmla bütün bir Ýslam dünyasý bu projenin temel hedefidir. Projenin ana ilkeleri þöyle sýralanabilir: a) ABD dünyanýn tek egemen gücüdür.ABD’nin askeri gücünün karþýsýna durabilecek hiçbir küresel güç yoktur.Birleþmiþ Milletler’e üye 187 ülkenin 100’ünde askeri üs kurmuþtur. Roma “Ýmparatorluðunun doruk noktasýna ulaþtýðý dönemde merkez dýþýna yayýlmýþ Romalý askerlerin sayýsý üç yüz binden az deðildi... 1996’da çok daha kalabalýk bir nüfusa sahip olan üstün güç Amerika’nýn, egemenlik alanýnýn dýþ noktalarý, denizaþýrý ülkelerdeki 296 000 profesyonel askerle” korunmaktadýr. (Zbigniew Brzezinski, Büyük Satranç Tahtasý, s. 13). Üstelik en büyük rakibi Sovyetler tek bir kurþun atýlmadan tarih sahnesinden silinmiþtir. ABD dünyanýn tartýþmasýz en büyük askeri gücü deðil, ayný zamanda dünyanýn en büyük savaþ ekonomisinin de sahibidir. I. Dünya Savaþý ile birlikte, askeri amaçlarla tüketilecek mallarýn üretimi önem kazanmaya baþlamýþtý. Kapitalist ekonomiler savaþa baðýmlý hale geldi. II. Dünya Savaþý ile bu baðýmlýlýðý daha da güçlendi. Bugün ABD ekonomisi önceden olduðu gibi, dünya pazarýnda baskýn bir ekonomi deðildir. Dünyanýn ürettiði ürünler ABD pazarýndadýr. Bu durum, ABD’yi korumacý olmaya zorlamaktadýr. ABD bu zaafýný silah ticareti ile gidermektedir. Dünya pazarlarýnda ABD mallarýnýn pek çok rakibi oluþmuþtur. Yalnýzca askeri güç ve askeri teknoloji alanýnda rakibi yoktur. Bu rakipsizliðini sürdürebilmek için, Avrupa’nýn kendinden baðýmsýz askeri bir güç olmasýný hiçbir zaman istememiþtir. ABD silah sanayi barýþçýl dönemlerde geliþmesini durdurmamýþ, tam tersine daha da geliþtirmiþ ve büyütmüþtür. ABD’nin 2003 yýlý savunma bütçesi 355 milyar dolardý. Bu, Çin, Rusya, Hindistan, Almanya, Fransa savunma bütçelerinin toplamýndan

14

daha fazladýr. Buna askeri yardým harcamalarý da eklenince dünya toplamýnýn yüzde 80’nine ulaþmakta, Afganistan için harcanan 100 milyar, Irak için harcanan 100 milyar da eklenince 2003 yýlý savunma bütçesi Türkiye’nin yýllýk ulusal gelirinin üç katýný bulmaktadýr. ABD ulusal toplam üretiminin dörtte biri askeri amaçlý ürünlerdir. ABD’nin bir uçak gemisinin silah gücü, orta büyüklükteki pek çok devletin silah gücünden daha fazladýr. ABD’nin 2001 yýlý savunma bütçesi 343,2 milyar, 2003 yýlý 382,2 milyar, 2004 yýlý 400 milyar dolardýr. Afganistan ve Irak’ta harcananlar bu rakamlarýn dýþýndadýr.Irak savaþý haftada 3.5 milyar dolara malolmaktadýr. Bush’un “teröre karþý savaþ” ilan ettiði 2001-2003 döneminde askeri harcamalar yüzde 36 artýþ göstermiþtir.Ayný yönetim 2004-2010 dönemindeki askeri harcamalarý 2,7 trilyon dolar olarak öngörmüþtür. Dünyanýn en büyük 10 silah tekellerinin 7’si ABD kökenlidir. 2003 yýlýnda ABD silah tekellerinden 70 milyar dolarlýk silah almýþtýr. Uluslararasý silah ticaretinin yüzde 46’sý ABD tekellerinin elindedir. Bir ülkenin örneðin sivil havacýlýðýný güçlendirmek için devlet yardýmlarýna baþvurmasý, Dünya Ticaret kurallarýna aykýrýdýr. Ama Pentagon’un askeri uçak üretimi ve ticaret yapan tekellere çeþitli biçimde destek aktarmasý Dünya Ticaret Örgütü’nün kurallarýna aykýrý deðildir. Bunlar “ulusal güvenlik” kapsamýnda kabul edildiði için bu kurallarýn dýþýnda tutulmaktadýr. Aslýnda hiçbir uluslararasý kural ABD çýkarlarýnýn dýþýnda olamaz. Amerika dünyadýr, dünya da Amerika’dýr. Amerikanýn çýkarlarý dünyanýn çýkarlarýdýr.Bu çýkarlara karþý gelenleri, ya da bu çýkarlar doðrultusunda hareket etmeyenler ABD’nin evrensel adaletine hesap vermek durumundadýr ABD’nin müdahaleci politikalarýnýn temel mantýðý budur. 1890’dan günümüze kadar, Uzak Doðudan Orta Doðuya, Avrupa’dan Latin Amerika’ya, irili ufaklý 135 müdahale gerçekleþtirmiþtir. ABD’nin müdahalede bulunmadýðý Latin Amerikan ülkesi yok gibidir. 1973’te demokratik bir seçimle iktidara gelen Allende’yi öldürterek askeri darbe ile Pinoche’yi iktidara getirdi. Allende ile birlikte binlerce insan öldürüldü, iþkenceden geçirildi. 1980’lerde Nicaragua’de Sandinistalar’a karþý Contralar’ý örgütledi. 1983’de küçük bir ada olan Granada’yý iþgal etti. Bolivya, Brezilya, Küba, Dominik, Ekvator, El Salvador, Guatelama, Haiti, Honduras, Jamaika, Meksika, Panama, Peru, Surinam, Uruguay ABD’nin açýktan ya da örtülü müdahale ettiði Latin Amerika ülkeleridir. Bütün bu müdahalelerin gerekçesi “demokrasi” ve “insan haklarý” olarak gösterildi. Ama insan haklarý ve demokrasinin en acýmasýz karþýtlarýydý iktidara taþýdýklarý. ABD’nin bu müdahaleci politikalarý giderek sýklaþmaktadýr. Ýkinci Dünya Savaþý’nýn sonuna kadar yýlda ortalama 1.15 müdahale yapmýþken, bu oran soðuk savaþ döneminde 1.29’a, Berlin duvarýnýn yýkýlmasýndan sonra 2’ye yükselmiþtir. Soðuk savaþýn sona ermesiyle, ABD’nin askeri politikalarýnda görülen bir baþka önemli deðiþim de, Fransa’nýn sömürgelerinde kullandýðý lejyonerler örneðinde olduðu gibi, deðiþik etnik ve dinsel kökenli profesyonellerden oluþan uluslararasý birliklerin kurulmasýdýr. Bunlar özel þirketlerin askeri birlikleridir. Bu þirketler baþka ülkelerin askerlerine, polislerine, jandarmalarýna eðitim vermekle kalmýyorlar, yabancý devletlerin, þirketlerin de korumalarýný yapýyorlar. Sorgu ve iþkencelere katýlýyorlar, gerektiðinde kiralýk birlikler olarak çatýþmalara giriyorlar. Özellikle Afrika’da faaliyet gösteren büyük þirketler, bu askerleri kullanarak kendilerini yerlilere karþý korumakta, gerektiðinde yerli halkýn bir kesimi ile iþbirliði yaparak, yönetime karþý isyanlar çýkarmaktadýrlar. Fildiþi Sahili, Sierra Leone, Liberya, Ruanda’da bu paralý askerler darbe, karþý-darbe ve katliamlara giriþmiþlerdir. Hýrvatistan ve Kolombiya’da çatýþmalara katýlmýþlardýr. Northbridge Service Group adlý Amerikan-Ýngiliz þirketinin komando tugayý Afrika’da pek çok isyan ve katliama karýþmýþtýr. Þirket 4 milyon dolar karþýlýðýnda Morovia’ya giderek Charles Taylor’u yakalama önerisinde bulunmuþtur. Washington’daki Brookings Enstitüsü’nden Peter Siniger’in hesaplamamalarýna göre 1991 Körfez Savaþý’ndan bu yana, Irak’ta faaliyet gösteren bu þirketlerin sayýsý beþ kat artmýþtýr. 1994 ile 2002 arasýnda ABD Savunma Bakanlýðý ile bu tür askeri þirketler arasýnda 3 binden

Sayý 1


BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP BOP

fazla anlaþma imzalanmýþtýr.Anlaþmalarýn parasal tutarý ise 300 milyar dolarý aþmaktadýr. Bu þirketler Irak’ta güvenlik güçlerini, Bosna’da, Kosova’da sivil polisleri eðitmiþ, Afganistan’da Dyn Corp adlý þirket Karzai’nin korumasý görevini üstlenmiþtir. Newsweek’e göre Irak’ta gerilla sabotajlarýna karþý ABD’li özel askeri þirketler korumacýlýk yapýyorlar. El Garip hapishanesindeki sorgulamada bu þirketlerin uzmanlarýnýn da bulunduðu bilinmektedir. Bu geliþmeler, savaþlarýn da giderek “serbest piyasa” koþullarýnda “özelleþeceði” düþüncelerini güçlendirdiði izlenimini veriyor. Birinci Körfez Savaþý’nda ABD güçlerinin komutaný General Barry McCoffrey, ABD’nin Dünya ölçeðindeki varlýðý aðýrlýk kazandýkça, dýþarýdaki görevi bu tür þirketlerin daha çok yükleneceklerini vurgulamaktadýr. b) Ekonomik olarak ABD, Japonya ve Almanya ile bazý alanlarda rekabet etse de, küresel ekonominin ana lokomotifi olma konumunu korumaktadýr. 2000 yýlýnda dünyanýn en büyük 200 þirketinin 90’ý ABD, 17 si Japon, 16’sý Ýngiliz, 13’ü Alman 13’ü Fransýz kaynaklýdýr. Sermaye büyüklüðüne göre dünyanýn en büyük 500 þirketinin 239’u (10.8 trilyon dolar) ABD, 64’ü Japon (1.8 trilyon dolar), 40’ý Ýngiliz (1.6 trilyon dolar), 28’i Fransýz (0,9 trilyon dolar), 21’i Alman (2.1 trilyon dolar) dýr. Ýlk 100 þirketin ise 69’u ABD kökenlidir. ABD’nin en büyük dört yatýrým bankasýnýn küresel ölçekteki payý yüzde 40’týr. c) Teknolojik olarak ABD en kritik alanlarda üstünlüðünü rakipsiz olarak korumaktadýr. Özellikle askeri teknoloji açýsýndan yalnýzca bugün deðil, görünür gelecekte de ABD ile boy ölçüþecek bir güç olasýlýðý söz konusu deðildir. d) Kültürel olarak özellikle dünya gençliðine Amerikan tarzý yaþam benimsetilmiþtir.ABD televizyon programlarý ve filmleri dünya pazarýnýn yüzde 70’ten fazlasýna sahiptir. Önemli sektörlerden biri haline gelen reklam sektörünün gelirlerinin yüzde 75’i ABD’ye dönmektedir. “Bu dördünün birleþimi Amerika’yý yegane kapsamlý süper güç yapmaktadýr.” (Brzezinski, s. 26). ABD bu üstünlüðünü sürdürmek için dünya enerji kaynaklarýnýn kontrolünü tartýþmasýz güvence altýna almak zorundadýr. Bu konuda BOP’un iki ayaðý vardýr: Birinci ayak petrol yataklarýnýn denetim altýna alýnmasýdýr. Bölgede, Irak ve Ýran dýþýnda, (bu ülkelerde petrol devlet denetimindedir), petrol yataklarý büyük tekellerin denetimine girmiþtir. Kýsa erimde Irak petrolleri, uzun erimde Ýran petrolleri, bu iki ülkenin “þeytani” yönetimleri askeri müdahale ile “demokratikleþtirilerek” çözümlenmiþ olacaktýr. Bu “demokratikleþme” “piyasa demokrasisi” (market democracy) kurallarý kapsamýnda gerçekleþtirilecektir. Bir baþka anlatýmla, haritasý yeniden çizilecek olan bölgeye pazar ekonomisinin gerektirdiði bütün olanaklar sunulmuþ olacaktýr. Ýkinci ayaðý daha da önemlidir. Topraðýn altýndaki petrol pazara ulaþmadýðý sürece, bir deðer taþýmazdý. Bunlarýn dünya pazarlarýna ulaþtýrýlmasý için, boru hattý aðý kurulmalýydý. Daha da önemlisi, boru hatlarýnýn geçeceði yerlerin güvenliðiydi. Kafkas ve Orta Asya cumhuriyetlerinin petrol ve doðal gazýnýn doðu pazarýna ulaþýmý Ýran Körfezi’ne uzatýlacak boru hattý ile gerçekleþmeliydi. Bu hatta kilit ülke Afganistan ve ikincil olarak Pakistan’dý. Batýya Bakü-Ceyhan boru hattý ile de Akdeniz’e ulaþmalýydý. “Petrol ve doðal gazýn Avrupa’ya naklinde Türkiye ‘kilit ülke’ konumunda bulunmakla birlikte, hatlar projesinin gerçekleþmesinin baþlýca koþullarýndan biri, siyasal güvenlikti ve ikincisi ‘sýcak çatýþma’ alanýnda bulunmamasýydý” (M. Ýlhan Erdost, Üç Sivas, 1996, s. 51.) Batýya yönelen ikinci bir kanal da “Koridor 8” yoluyla Adriyatik Denizi’ne ulaþmaktýr. Bu hat Kafkasya’dan Karadeniz yoluyla Bulgaristan’ýn Burgaz limanýna, oradan Makedonya’nýn Üsküp ve Arnavutluk’un Dürses limanýna, oradan da Ýtalya’nýn Bari ve Bridisi limanýna baðlanacaktýr. Bu kapsamda ABD sermayesi ile desteklenen AMBO’nun (Arnavutluk-Makedonya-Bulgaristan Petrol Þirketi) hazýrladýðý proje ABD ve Ýtalya’dan destek aldý. Bu hatla Washington Batý’ya taþýnan petrolü denetiminde tutmakla kalmayacak, Almanya’nýn Tuna yolunu da denetim altýna almýþ olacaktýr (Michel Collon, International Tribunal for U.S., 10 Haziran, 2000).Makedonya ve ardýndan Kosova’da görev yapan General Micheal Jakson (KFOR’un komutaný) Ýtalyan gazetesi Sole 24 Ore’ye Nisan 1999’da þunlarý söylemiþtir: “Bugün, burada yaratmýþ

Aðustos 2004

olduðumuz koþullar deðiþmiþ bulunmaktadýr. Þimdi, Makedonya’nýn istikrarýnýn ve NATO’ya katýlmasýnýn güvence altýna alýnmasý son derece önem kazanmýþtýr. Burada daha uzun süre kalarak bu ülkeden geçecek enerji koridorlarýnýn güvenliðini saðlamamýz gerekiyor” (Michel Collon) Bu geliþmeler, baþta Rusya olmak üzere, irili ufaklý pek çok devletin Balkanlar’dan ellerini çekmek istemeyiþlerini de açýklamaktadýr. Bu baðlamda, suyun baþýnýn, yani Kafkasya’nýn ABD’nin BOP politikalarý açýsýndan güvenliði ve istikrarý da büyük önem taþýmaktadýr. Sovyetlerin daðýlmasýnýn mimarlarýndan biri olan o zamanki Sovyet Dýþiþleri Bakaný olan Þvartnaze’nin izlediði kiþilikli politikalar yüzünden kadir bilmez Bush tarafýndan “kadife eldiven” hareketi ile Gürcistan Devlet Baþkanlýðý’ndan azledilip yerine Amerika’dan ithal Sarkaþvili’nin getirilmesi, ardýndan Abazya’nýn liderinin derdest edilip Moskova’ya postalanmasý da açýklýk kazanmaktadýr.Þimdi gündemde Gürcistan ve Azerbaycan’ýn NATO’ya katýlmalarý vardýr. Bu sorun da NATO’nun Ýstanbul toplantýsýnda büyük olasýlýkla çözümlenmiþ olacaktýr. ABD’nin Kafkasya üzerinde oluþturduðu politikalar Rusya’yý öteden beri rahatsýz ediyordu. “Azerbaycan’da petrol aramak ve üretim yapmak amacýyla ABD aðýrlýklý bir konsorsiyum oluþturulmasýnýn (21 Eylül 1994) ardýndan, Yeltsin’in dýþ politika yardýmcýsý, Sergei Karaganov, bu anlaþmayý tanýmayacaklarýný belirtirken petrol boru hattýnýn ‘yalnýz ekonomik deðil, ayný zamanda siyasal sorun olduðunu’ ileri sürerek, Türkiye ile Rusya arasýnda, Kafkaslar ve Orta Asya’da bir etkinlik savaþýmýnýn geliþtiðini, bunun yeni bir olay deðil, bir yüzyýl boyunca oynanan oyunlara geri dönüþ olduðunu söyleyecektir” (Üç Sivas, s. 64.) Böylece ABD’nin Türkiye’nin Karadeniz limanlarýnda üs kurma isteminin arkasýndaki mantýk da yerli yerine oturmuþ bulunuyor. Büyük Ortadoðu Projesi’nin siyasal haritasýndaki bu bölüm neredeyse tamamlanmak üzeredir. Tamamlanmasý gereken Irak-Suriye-Ýsrail üçgenidir. Whashington’un hazýrlamýþ olduðu plan gereðince, BM ve AB dýþlanarak, ABD güdümündeki dost ülkelerden oluþacak koalisyon güçleriyle Irak iþgal edilecek, ülke etnik ve mezhepsel temel üzerinde üçe bölünerek, küçük devletçikler (olmaz ise federe devletler) oluþturulacaktý. Özellikle Irak petrol rezervlerinin yüzde 65’ine sahip Kerkük bölgesinin Kürtler’in denetimine verilerek, Birinci Arap-Ýsrail Savaþý’ndan (1948) bu yana iþlemez haldeki eski Kerkük-Hayfa boru hattýnýn yenilenerek, bölge petrolü ve gazýnýn Hayfa Limaný’na ulaþtýrýlmasý öngörülüyordu. Böylece Ýsrail’in eline çok güçlü bir silah verilmiþ olmasýnýn yanýnda, yeni bir Ýsrail-Kürt baðlaþmasýyla ABD, bölgede “stratejik ortaklýðýný” tamamlamýþ olacaktý. Irak, iþgal sonrasý günlük 270 bin varile düþen petrol üretimi (Irak’ýn iç tüketiminin yarýsý) günde 3.5 milyon varile çýkarýlarak Suudi Arabistan’ýn ardýndan ikinci büyük petrol ihraç eden ülke konumuna getirilecekti. Petrolü Irak’ýn güney bölgesindeki petrol yataklarý ise Basra’ya yerleþen Ýngiltere’nin gözetimine verilmiþti. Bu projeyi “Büyük Orta Doðu” yapan bölge ise Kuzey Afrika’dýr. Libya ve Cezayir’in bu projeden dýþlanmasý düþünülemezdi. Bilinen rezervleriyle dünya sýralamasýnda 11. olan Libya’nýn ayrýca gaz rezervleri de vardýr Pan Am uçaðýnýn düþürülmesinden bu yana (1986) ABD ve Ýngiltere ile kanlý býçaklý olan Kaddafi, Blair’le el sýkýþarak Bush’a gönderdiði selam , Kuzey Afrika petrol bölgesinin BOP coðrafyasýnda yerini aldýðýnýn ilk sinyalleri olarak algýlanýyordu. Bugün Körfez ülkelerinde üretilen petrolün yüzde 90’ý Asya’ya gidiyor. ABD’nin petrol ithalatýnýn bölgedeki payý yüzde 18’dir. 2050’lerde pay yüzde 70’e çýkacaktýr. Nüfus yoðunluðunun yüksek olduðu Uzak Doðu ülkelerinin enerji gereksinimleri ve baðýmlýlýklarý giderek artmaktadýr. Dünyanýn en hýzlý geliþen ülkelerinin baþýnda gelen Çin’de kiþi baþýna düþen araba sayýsý batý ölçülerine ulaþacak olsa, yerkürenin bilinen enerji kaynaklarýnýn beþ yýl içerisinde tüketileceði hesaplanmaktadýr.

(*) Kanal projesi M.Ö. on üçüncü yüzyýlda Ramses II tarafýndan gerçekleþtirilmiþti. Kum fýrtýnalarý zamanla kanalý doldurmuþtu. Bundan yedi yüz yýl sonra, M.Ö. 600’ün sonlarýnda Firavun Necho kanalý yeniledi. Heredot’a göre kanal bir uçtan bir uca dört günde geçiliyordu. Kanalýn yeniden yapýmýnda yüz yirmi bin Mýsýrlý yaþamýný yitirmiþti. Pers hükümdarý Darius M.Ö. 5. yüzyýlda kanalý geniþletti. Kanal 50 metre geniþliðinde, 7 metre derinlikte idi.Yedinci yüzyýl ortalarýnda Halife Ömer, Mýsýr’ý aldýktan sonra kanalý yeniden iþler hale getirdi. (Conquest My Man, Paul Herrmann, Newyork 1954, s. 356-358).

15


Hacýbektaþ Dergâhý Postniþini

Veliyettin Ulusoy’la Söyleþtik BÖLÜM I ayýrým yapmak haddimize deðil. Her birisi bir kutup, bugünün deyiþiyle bir önder. Bütün bunlara raðmen, Kalender Çelebi beni çok etkilemiþtir. Toplum ve inancý için haksýzlýklarýn karþýsýnda durmuþ ve bu uðurda canýný ortaya koymuþtur. Ayný Hz. Hüseyin gibi.

Ahmet Koçak’ýn yaptýðý bu söyleþinin ikinci ve son bölümünü gelecek sayýmýzda okuyabilirsiniz Bize kendinizi kýsaca anlatýr mýsýnýz?

1

942’de doðdum. Ýlk ve ortaokulu Hacýbektaþ’ta tamamladýktan sonra, liseyi Kayseri’de yatýlý olarak okudum. Liseden sonra yurtdýþý sýnavlarýna girerek Almanya’ya gittim. Orada mimarlýk okudum. Bir müddet çalýþtýktan sonra 1974 yýlýnda Türkiye’ye döndüm. Askerlikten sonra Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüðü Yapý Ýþleri Daire Baþkanlýðý’nda bir yýl çalýþtým. Oradan ayrýldýktan sonra Hacýbektaþ Belediye Baþkanlýðý Fen ve Ýmar Ýþleri Müdürü olarak iþe baþladým. 2002 yýlýnda emekli oldum. Hacýbektaþ’ta yaþýyorum. Hacý Bektaþ Veli Dergâhý postniþinisiniz. Postniþinlik Nedir? Ne zamandan beri bu görevi yürütüyorsunuz? Ecdadýnýz Hacý Bektaþ Veli postniþinlerinden uzak ve yakýn geçmiþte, kiþilikleri ve eylemleriyle sizi en çok etkileyen ve size örnek oluþturan kimlerdir? Onlardan biraz söz eder misiniz?

H

acýbektaþ Veli Dergâhý postniþini olmak çok yüce bir makamdýr. Biz sadece bu yolun bir hizmetkârýyýz. Bu yol bizi bir hizmetkâr olarak kabul ederse bizim için makamlarýn en yücesidir. Postniþinlik nedir? Post bir simgedir. Postta oturma yetkisi, bu makama layýk görülen ve toplumdan da kabul gören zatlara aittir. Alevilik-Bektaþilikte oniki, simgesel post vardýr. Tarikatta eðitici olan bir makamdýr. Hizmetlerin temsil edildiði postlarýn tamamý Hacý Bektaþ Veli’ye ait olan Horasan Postu’na baðlýdýr. Post merkezdir. Horasan Postu’nu, Hacý Bektaþ Veli’ye, Horasan’dan ayrýlýrken Lokman Perende, Ahmet Yesevi’yi temsilen vermiþtir. Bu postun Hz. Ali’ye ait olduðuna ve Hz. Ali’den geldiðine inanýlýr. Bu postta kimse oturamaz. Pir makamýdýr. Yolun özüdür. Kiþilikleri ve eylemleriyle beni etkileyen postniþinlere gelince: Bu sorunun cevabý gerçekten zor. Bu postu temsil edenler arasýnda

16

Dergimizin de ismine esin kaynaðý olan Serçeþme Pir Hacý Bektaþ Veli’yi bir de sizden dinlemek isteriz. Neden Serçeþme denmiþtir?

A

li Celalettin Ulusoy’un, “Hünkâr Hacý Bektaþ Veli ve Alevi-Bektaþi Yolu” adlý eserine baþvuralým: Alevi-Bektaþilerce, Hünkâr Hacý Bektaþ Veli, bütün ocaklarýn baðlandýðý, inancýn kaynaðý ve yolun piri olarak bilinir.Hünkâr Hacý Bektaþ Veli’ye baðýlýlýk sadece inanç olarak kalmamýþ, çevresinde Horasan Pirleri ve Rum Erenleri diye adlandýrýlan ve daha sonra adlarýna ocaklar kurulan erenlerin soyundan gelenler de müritlerini görüp yol hizmetlerini yürütürken, Hacý Bektaþ Veli yoluna baðlý kalmýþlardýr. Hacý Bektaþ Veli’den sonra ülkenin her yanýnda bulunan ocakzadelerin Hacý Bektaþ Veli Dergâhý’nda postniþin olan ve Hacý Bektaþ Veli evladýndan olan kiþiden icazet alma zorunluluðu vardý. Bunun dýþýnda “dede, baba, abdal, sultan ve derviþ” namýný taþýyanlarýn tümünün, tekke ve zaviyelerde görev yapabilmeleri, Hacý Bektaþ Veli Dergâhý’nda bulunan ve Hacý Bektaþ Veli’nin evlatlarýndan olan postniþinin icazet vermesine baðlý idi. Bu, tekkedeki hizmetlerin ve vakýflarýn yönetilmesi için de ayný zamanda resmi bir zorunluluktu. Bu yasal zorunluluðun dýþýnda Hünkâr Hacý Bektaþ Veli’nin Horasan Pirleri ve Rum Erenleri’nin soyundan gelenleri kendi dergâhýna baðladýðý, Hacý Bektaþ Veli Dergâhý’ndan icazet almayanlar için “Nasip aldýðý eli týrmalayanýn yediði haram, yuduðu murdar, tac’ý delik, kendi murtattýr”, diyerek yolun dýþýna çýkardýðý yaygýn bir kamu inancý olarak uygulanýyordu. Bazý ocakzadelerin, “Hacý Bektaþ Veli Dergâhý mesafe-i baidededir(uzak yerdedir”, diyerek Dergâh’a gitmedikleri ve “Bizim soyumuz da seyyiddir. Hacý Bektaþ Dergâhý’na gitmek lazým deðildir”, þeklinde konuþtuklarý olmuþsa da bunlarýn zamanla, Hacý Bektaþ Dergâhý’ndaki kayýtlarý silinmiþ ayrýca, müritlerince de ciddiye alýnmaz duruma düþmüþlerdir. Böylece Hacý Bektaþ Veli’ye olan geleneksel baðlantýya olumsuz yönden etken olamamýþlardýr. Örneðin, Pir Sulatan Abdal oðullarýndan Ýnce Mehmed’i talipler, Pir Sultan evladý olarak kabul etmiþler; o da Hacý Bektaþ Veli Dergâhý’na giderek zamanýn mürþidinden icazet almýþtýr. Anlatýldýðý gibi, Anadolu ve Rumeli’nde bulunan ocakzadelerin kayýtlarý Hacý-

bektaþ Dergâhý’nda tutulmaktadýr. Bu konuda karþýlaþýlan güçlükler orada çözümlenmektedir. Alevi-Bektaþilerin yaygýn inançlarýndan biri de Hacý Bektaþ Veli’nin çað ve ad deðiþtirmiþ Ali olduðudur. Güvercin donunda Sulucakarahöyük’e konan ve cümle evliyalardan üstün olduðunu kanýtlayan Hacý Bektaþ Veli, gösterdiði iþaretlerle Ali olduðunu ârif olanlara açýklamýþtýr. Alevi-Bektaþi inancýnda Þah-ý Velâyet Ali’dir. Velilik ondan sadýr olmuþ ve cümle veliler ona baðlanmýþtýr. Hünkâr Hacý Bektaþ Veli, Ali’nin Veli adýyla, velâyetini yeryüzüne doðrudan doðruya tanýtmak amacý ile tecellisidir. Velâyet, Tanrý’nýn kendine dost kýldýðý ve verdiði ilhamla yaratýcý varlýðýna kattýðý kiþiye verilen sýfattýr. Velâyete sahip olan kiþi “Veli” veya “Veliyullah”, Tanrý’nýn buyruðunu, hüküm ve tasarrufunu bâtýni yoldan gerçekleþtirir. Bu itibarla ölümle sona ermez. Tanrý’nýn emri ve Veli’nin bildirimi ile soyundan bir baþkasýna geçer. Bir baþka tecellisidir bu. Uyarma ve yüceltme görevi bu yoldan sonsuza kadar sürecektir. Pir, Tanrý’ya ulaþmayý amaçlayan bir yolun kurucusudur. Erenlere ve ulu kiþilere de pir denilmekte ise de terim olarak anlamý bir yol (tarikat) kuran kiþidir. Hacý Bektaþ Veli, velilik yanýnda “Pir” olarak da tanýmlanmýþtýr. Hacý Bektaþ Veli’nin yolu kendi soyundan gelen ve genellikle “mürþit” olarak adlandýrýlan postniþinler tarafýndan yürütülüyordu. Alevi-Bektaþiler tümü ile Hacý Bektaþ Veli’yi “Pir” olarak kabul ettikleri ve bu yolda ikrar verdikleri için doðrudan doðruya veya ocakzadeler aracýlýðý ile Hacý Bektaþ Veli soyundan gelmiþ olan bu mürþide baðlý bulunuyordu. Mürþit, onlarýn nazarýnda ayný zamanda “Kutbül-aktab”(Tanrý’nýn velilere verdiði güç ve yetkiye sahip kiþi) idi. Alevi-Bektaþilerin böylesine zincirleme baðlantýsý “el ele, el Hakk’a”, diye tanýmlanýyordu. Mürþidin manevi yönetimindeki inanç birliði ve “Tarik-i Mustakim” (doðru yol), “Tarik-i Nazenin” (yüce yol, ince yol) olarak adlandýrýlýyordu. Bu yola uyanlar insan-ý kâmil olup, Güruh-u Naci’ye (kurtulmuþ, selamete çýkmýþ) katýlmýþ oluyorlardý. Hz. Muhammet’in, birçok sahabe tarafýndan rivayet edilen “Ümmetim yetmiþüç bölük olacak, bunlardan yalýnýz bir bölüðü necat bulacak” (Cehennem’den kurtulacak) sözünden kaynaklanan, necat bulmuþ topluluk anlamýna gelen “güruh-u naci”ye girebilmek, Alevi-Bektaþilerin itikatýnca, cümle evliyanýn serçeþmesi olan, Hacý Bektaþ Veli’ye baðlanmak ve O’nun yolunda yürümek ve O’nun tertemiz suyunda yýkanýp temizlenmekle mümkündür.

Sayý 1


Alevi-Bektaþi inancý ve felsefesi hakkýndaki görüþlerinizi anlatýr mýsýnýz?

A

levi-Bektaþi inancý ve felsefesini yazýlý veya sözlü olarak eksiksiz ifade etmek olanaksýz, çünkü sýnýrý yok. Bu inancý yaþarsanýz anlayabilirsiniz. Alevilik-Bektaþilik akýl ve sevgi (gönül gözü-kalp) sentezidir. Akýl insana verilmiþ en büyük nimet, insaný insan yapan, Allah’a ulaþmaya layýk kýlan nitelik. Akýl, sebeple netice arasýnda, saðlam baðlantý kurma yeteneði, insana özgü. Ama unutmamak gerekir ki zayýflýk, vesvese de insana özgü. Aklýn, yani düþünmenin öðeleri, bilinenle karþýlaþtýrma yaparak bilinmeyenle nedensellik iliþkisini bulabilmektir. Ýki kere ikinin dört ettiðini bilince, iki kere dördün sekiz edeceðini bir kýyaslamayla öðrenip beller. Ya iliþki denklemi kuramadýðýmýz olaylar? Ya bilinmeyenin, hiç kýyasa gelmeyenin davranýþlarý ve bu davranýþlarýn neticeleri? Hemen þu gerçek karþýmýza çýkýyor; aklýn el atamayacaðý sahalar var. Bu sahalarda ýsrarla aklý kullanmaya çalýþmak, on mumluk ampulle, gece karanlýðýnda ufku taramaya benzer. Sonuç olsa olsa gölgeler ve hayaletlerdir. Aklýmýz, kiþisel akýl, tasavvuf deyimiyle cüz’i akýl, ilahi aklýn yanýnda denizde bir damla bile deðil, olsa olsa ilahi akýldan bir misaldir. Ýlahi akýldan esintileri yakalama aracý ise akýl deðil, gönüldür. Seziþ, duyuþ… Çünkü gönül, tek… Akýl gibi kýsýmlara ayrýlmýþ deðil. Cümle âlem tek gönülde. Ýlahi aklýn yayýnýný, o akýldan bir duyuþ diye ifade edebileceðimiz gönlün anteni yakalar. Alevilik-Bektaþilikte buna “gönül gözü” diyoruz. Öyleyse þu sonuca varabiliyoruz demektir. Tek gönlün kudreti bireysel varlýðýmýzý sardýðý, gönlün yayýný, kiþiliðimizin parazitlerinden arýnabildiði oranda, ilahi aklýn keyfini süreriz. Büyük keþiflerin, birden içe doðuþ þeklinde fýþkýrdýðýný hatýrlarsak, dediðimizin doðruluðunu kanýtlamýþ oluruz. Þaire ilham gelmesi gibi… Kendi mütevazi hayatýnýzda da en saðlam kararlarýn, en umulmadýk eserlerin böyle meydana geldiðini görmüyor musunuz? Cüz’i aklýn sanat eseri yaratmamasý da bundan deðil mi? Þüphesiz yukarýda dediðimiz gibi akýl en büyük lütuf. Ama esas kaynaktan (Tanrý) uzak tutulduðu ve kiþilik sevdasýna, “ben” iddiasýna sebep olduðu, yani gönülle baðý kesildiði oranda vesvese kutusudur. Ve tersine, gönüle yol verdiði oranda da katre-umman birleþiminde kapýyý açan sadýk hizmetkâr olur. Yanlýþ anlaþýlmamasý için vurgulamamýz gerek; cüz’i aklýn rolü büyük. Þaþýrtsa, benlik sarhoþu olsa bile rolü büyük; iç âlemimizi alacaya bulayan, tek hakikat rengini, pirizmanýn binbir noktasýndan yansýyan çeþitli renklere dönüþtüren, aradýðýmýzý kay-

Aðustos 2004

bettirip sonra bulmamýza imkan saðlayan, varoluþu dinamik kýlan cüz’i akýldan baþkasý deðildir. Þu ilahi dengeye çok dikkat etmek gerek; kararýnda kullanýlan her þey bizi hakikat varlýðýyla ayný gayeyi paylaþtýrmaya götürür, karardan ayrýlýp eski tabirle ifrada düþmek ise sapýklýða vardýrýr. Azgýn inkârcýyla azgýn sofu, aklýný her þey zanneden kurnazla, aklý kullanmaya hiç yanaþmayan softa, aykýrý yollara koþar görünseler de ayný hedefi paylaþýrlar. Alevi-Bektaþi inancýnýn temelinin Hz. Ali ve Hacý Bektaþ Veli’nin deðeri ölçülemez kiþi-

Azgýn inkârcýyla azgýn sofu, aklýný her þey zanneden kurnazla, aklý kullanmaya yanaþmayan softa, aykýrý yollara koþar görünseler de ayný hedefi paylaþýrlar

liklerine baðlý olmasý, Hacý Bektaþ Veli’nin Hz. Ali soyuna baðlý olduðu inancý, hatta isim deðiþtirmiþ Hz. Ali olduðuna olan itikat ve inanç, temelde birbirinden farký olmayan Alevilik ve Bektaþiliði ayrýlmaz bir þekilde birleþtirmiþtir. Hacý Bektaþ Veli her þeyden önce bir Ýslam mutasavvýfýdýr. Kiþiyi daha kapsamlý, daha özgür bir düþünce ve inanç sistemine de ulaþtýrabilen tasavvuf, Hacý Bektaþ Veli felsefesinde kiþisel yöneliþler ve zevkler olmaktan çýkarak toplumun huzur ve mutluluðuna yönelik bir biçim almýþtýr. Tasavvuf, genel hatalarýyla daha geniþ, daha kapsamlý ve daha özgür bir düþünce sistemini de özünde barýndýrýr. Ýþte bu özellik Hacý Bektaþ Veli’yi tasavvuftan toplum için yararlanma yoluna itmiþtir. Hacý Bektaþ Veli düþüncesinde, ilk gördüðümüz þey insan ve insan sevgisidir. Ýnanç, insaný yüceltmenin, sevmenin ve saymanýn bir aracý olarak ele alýnmýþtýr. Böyle olunca da inanç tüm insanlara mutluluk daðýtacaktýr. Bu mutluluðun daðýtýcýsý Alevi-Bektaþi inancýna göre kâmil insandýr. Kâmil insan ise hakikat kapýsýna ulaþmýþ velilerdir. Bu makama ulaþmanýn yolu, her “yüksek huyu” almak ve her “alçak huyu” býrakmak þeklinde özetlenebilir. Burada kastedilen yüksek huy tanrýsaldýr. Alevi-Bektaþi inancýna göre insandaki tanrýsal taraftýr. Hakk’ýn âdemde mevcut olmasýdýr. Bunun yanýnda “alçak huy” olarak adlandýrýlan kýsým, insanýn nefsi, yani þeytani kýsmýdýr. Bu düþünceye göre insan aklýný kullanarak, þeytani kýsmýný ne kadar atarsa, kendinde mevcut olan tanrýsal kýsmýna o kadar yaklaþýr ve sonuçta Hakikat’a ulaþýr. Hakikat’a ulaþmak, bir katrenin, ummana ulaþmasý ve ummanda kaybolmasýdýr. Bu gerçeði anlamak için gerekli olan “gönül gözü” veya duyularüstü idrak ancak dört kapýdan geçen velilere ve kâmillere ait bir özelliktir. Fransýz düþünür ve matematikçisi Pascal buna; “Sonsuzu yakalayan idrak”, diyor.

Hacý Bektaþ Veli Dergâhý’nýn Alevi-Bektaþi tarihindeki önemini ve iþlevini anlatýr mýsýnýz Bugün ayný iþlevini yerine getirebiliyor mu? Getiremiyorsa nedenleri nelerdir? Farklýlýklarý hangi koþullar yaratmýþtýr? Kalender Celebi Olayý Dergâh açýsýndan ne gibi sonuçlar doðurmuþtur?

H

acý Bektaþ Veli’den, Kalender Çelebi’ye kadarki zaman diliminde Anadolu ve Balkanlardaki Alevi-Bektaþi toplum yapýlanmasý þu þekildedir. Baþta Hacý Bektaþ Veli Dergâhý, Dergâh’a baðlý dede ocaklarý, dede ocaklarýna baðlý talipler. Dedenin tayini, azli, görev yeri ve görev daðýtýmý Hacý Bektaþ Veli Dergâhý’ndan yapýlýyordu. Dergâh’tan alýnan icazetle(izin belgesi) dedeler görev yerlerine gidiyor, ellerindeki icazetleri taliplerine gösterdikten sonra göreve baþlayabiliyorlardý. Yani dedeleri kontrol eden bir iþlevi vardý Hacý Bektaþ Veli Dergâhý’nýn. Ayrýca dedelerin yetiþtirilmeleri yine Dergâh’a aitti. Dedeler sadece dini yönden deðil, hukuk, ziraat, madencilik ve tarým gibi alanlarda da bilgi sahibiydiler. Toplumun sosyal, ekonomik ve dinsel ihtiyaçlarýný karþýlayabilecek düzeydeydiler. Yakýn zamana kadar AleviBektaþi köylerinin mahkemelik bir iþi olduðu görülmemiþtir. Problemler daha büyümeden dedeler kanalýyla çözülmüþtür. Dedeler, toplumun öðretmeni, doktoru, danýþmaný ve dini lideri olmuþlardýr. Sonuç olarak Hacý Bektaþ Veli Dergâhý dedeleri, dedeler talipleri arýtmýþlardýr. “El ele, el Hakk’a” deyimi de buradan kaynaklanýyor. Bu düzen Kalender Çelebi dönemine kadar sorunsuz devam ediyor. Olayý daha iyi anlayabilmek için Kalender Çelebi dönemini biraz açýklamamýz gerekiyor. Bu konuda Ali Celalettin Ulusoy’un “Hünkâr Hacý Bektaþ Veli ve AleviBektaþi Yolu” adlý kitabýna baþvuralým: Balým Sultan’ýn ölümü üzerine Hacý Bektaþ Veli postuna kardeþi Kalender Çelebi geçiyor (1476-1528). 39 yaþýnda postniþin olan Kalender Çelebi kültürlü ve þair tabiatlýdýr. Postniþinliðinin ilk 11 yýlýnda sessiz bir hayat geçiren Kalender Çelebi’yi, 1527’de Kanuni Sultan Süleyman’a karþý büyük bir ayaklanma hareketinin baþýnda görüyoruz. Çok þiddetli biçimde patlak veren ve hýzla yayýlan bu ayaklanma, Saray’ý telaþa düþürüyor. Osmanlý Devleti’nin en güçlü hükümdarý Kanuni Süleyman, Sadrazam Ýbrahim Paþa’yý büyük bir orduyla isyancýlarýn üstüne gönderiyor. Karaman, Sivas ve Dulkadir vilâyetleri askerleriyle de güçlendirilen Ýbrahim Paþa’nýn ordusu ilk karþýlaþmada darmadaðýn oluyor. Kalender Çelebi isyaný, Osmanlý yazarlarýnýn çoðunun iddiasýnýn tersine, ekonomik nedenlere dayanýyordu. Kanuni Süleyman tahta geçtiði zaman, para darlýðýna bir çare bulmak üzere arazi yazýlmasýný yenilemiþti. Bu iþlem keyfi tutumlarla sürdürülüyor, itiraz edenlere cezalar veriliyordu. Týmarlý sipahilerin ve köylülerin zararlý çýktýðý bu arazi yazýmý, ülke çapýnda geniþ olaylar çýkmasýna neden oldu. Ayaklanmanýn tabanýný Bozok, Sivas, Maraþ, Adana, Tarsus köylü Türkmenleri oluþturmak-

17


la beraber, ayaklanmaya bir o kadar da AleviBektaþi olmayan sipahi ve köylü katýlmýþtý. Bozgun üzerine Sadrazam Ýbrahim Paþa, Kalender Çelebi safýnda bulunan týmarlý sipahilerle gizli iliþki kurdu, hepsinin arazisini geri vermeyi kabul etti ve onlarý köylü-Türkmen isyancýlardan ayýrmayý baþardý. Böylece ikinci karþýlaþmada Kalender Çelebi ordusu bozuldu ve kendisi de öldürüldü. Osmanlý tarihinde en büyük köylü ayaklanmasý olan Kalender Çelebi kýyamý bu biçimde sonuçlandýktan sonra köylü bir daha uzun süre baþkaldýramayacak þekilde ezildi. Kalender Çelebi ayaklanmasýnýn tarihsel nedenlerinden biri de Yavuz Selim’in Anadolu’nun çoðu Türkmen halkýna karþý giriþtiði kanlý kovuþturma hareketidir.Bu yöntem, yatýþtýrma saðlamak þöyle dursun, yýkýcýlýk ve soygun olaylarýný doðal hale getiren sürekli karýþýklýklar yaratmýþtýr. Ölümünden sonra Kalender Çelebi, büyük kardeþi Balým Sultan’ýn türbesinde topraða verilmiþtir.Kalender Çelebi isyanýndan sonra Alevi-Bektaþi toplumunun içine ikilik sokmak ve Hacý Bektaþ Veli soyunun etkinliðini yok etmek amacýyla, Hünkâr’ýn mücerret (evlenmemiþ) olduðu söylentisi çýkarýlýyor. Bundan önceki üç asýrda yok böyle bir düþünce; ama Alevi-Bektaþi toplumunun, Hünkâr soyu çevresindeki güçlü birliði Osmanlý’yý korkutuyor. O yýl, 1552 yýlý, Dergâh’a Sersem Ali Baba adýnda biri “Dede-Baba” unvanýyla oturuyor, evlenmemiþ derviþler yerleþtiriliyor, hatta Nekþibendi þeyhleri yollanýyor. Bu tarihe kadar Hacý Bektaþ Veli Dergâhý’nda mücerret (evlenmemiþ) derviþ, dedebaba diye bir þeyler yoktur. Bu olaydan sonra “Hacý Bektaþ Veli evliydi, deðildi” tartýþmalarý, zaman zaman alevlenerek günümüze kadar sürmüþtür. Hatta Anadolu’da bazý ocaklarda. Hacý Bektaþ Veli’nin evlenmemiþ olduðu fikrini kendi çýkarlarý açýsýndan veya Osmanlý’nýn etkisiyle benimsemiþlerdir. Böylece Hacý Bektaþ Dergâhý’nýn kontrol mekanizmasý kaldýrýlmýþ, Osmanlý açýsýndan da parçalanmýþ ve merkezi birlikten uzak toplumlar oluþmuþtur. Yavuz Sultan Selim tarafýndan Mýsýr’dan Elahram Üniversitesi’nden getirilen din bilginleri (?) Osmanlý idaresinde, þeriatý en etkin biçimde uygulamýþ ve AleviBektaþi toplumunun nefes alacak ufak bir penceresi bile kalmamýþtýr. Alevi-Bektaþi toplumu yapýlan bu baský ve can korkusuyla, kuþ uçmaz kervan geçmez, gözden uzak bölgelere yerleþerek Dergâh’tan kopmuþ, içine kapalý toplumlar oluþturmuþlardýr. Bunun yanýnda, Hacý Bektaþ Veli Dergâhý’ndan kopmayan büyük bir çoðunluk da var. Zaman zaman gizli, zaman zaman aleni bir iliþki bugüne kadar sürüyor. Özellikle Hacý Bektaþ

18

Veli Dergâhý’ndan uzak olan yöreler (o zamanýn ulaþým imkânlarý da dikkate alýnýrsa) zamanla baðlarýný koparmýþ ve küçük topluluklar oluþturmuþlardýr. Bugünkü parçalanmýþlýk bence buradan kaynaklanýyor. Kendi içlerinde Hacý Bektaþ Veli Dergâhý’nýn yerini dolduracak ocaklar oluþmuþ, bu ocaklar “Seyyid-i Saadet” yani Oniki Ýmamlar’dan geldiklerini, Hacý Baktaþ’ýn dünkü bir olay olduðunu, kendi nesillerinin Hz. Ali’ye ve Hz. Peygamber’e dayandýðýný iddia etmiþlerdir. Bilerek veya bilmeyerek bu iddialar toplumun parçalanmasýndan, merkezden kopmasýndan baþka bir iþe yaramamýþtýr. Ancak þu gerçek de yadsýnamaz, yüzyýllarýn getirdiði köklü bir sistem var. Bu sistem sayesinde, merkezden kopmuþ olsalar bile, esastan ayrýlmamýþlar, sadece ufak tefek farklýlaþmalar olmuþtur. Bu yol, dedelerin, babalarýn büyük özverisi sonucu bugüne kadar gelmiþtir. Burada âþýklýk geleneðinin de büyük katkýsý olmuþ, bu erdemli dedeler, babalar, âþýklar, sadýklar köy köy dolaþarak toplumun öðretmeni, doktoru, dini görevlisi, adalet daðýtýcýsý olmuþlardýr. Tüm acýlara raðmen, topluma mutluluk vermiþlerdir. Dinin, inancýn da amacý mutluluk daðýtmaktýr. Yüzyýllar süren bu yaþamdan sonra bugün temelde ayný olmasýna raðmen, farklý seslerin duyulmasý normaldir. Yapýlacak þey, inancýmýzýn bize verdiði güzellikleri, bizim baþkalarýna vermemiz lazým, sevilmemizi beklemeden, sevmemiz gerekir. Ýnancýmýzýn temeli de zaten bu sevgidir.

Bu yol, dedelerin, babalarýn büyük özverisi sonucu bugüne kadar gelmiþtir. Bu erdemli dedeler, babalar, âþýklar, sadýklar köy köy dolaþarak toplumun öðretmeni, doktoru, dini görevlisi, adalet daðýtýcýsý olmuþlardýr. Babalýk (Babagan/Babayan Kolu) hakkýndaki düþünceleriniz.

D

erviþ Bektaþiliði veya Babayan Kolu, çok sýnýrlý bir çevrede kalmýþ, özellikle Ýstanbul’daki Alevi-Bektaþi toplumunca benimsenmiþ olmasýna raðmen, Ýstanbul’da aydýn çevre ile temas kurmuþ, devlet katýnda görev üstlenmiþlerdir. Bosnalý Vahdeti, Türabi, Mirati, Vehbi, Mehmet Ali Hilmi, Ýbrahim Mihrabi gibi güçlü þairler yetiþtirmiþlerdir. Bu nedenle Alevi-Bektaþi Yolu ile ilgili bilgiler bu kanaldan dýþarýya yansýmýþ, kitaplarda ve ansiklopedilerde yer alan bilgiler babalardan, onlarýn çevrelerinden iþitilen sözlerden oluþmuþtur. Ansiklopedilerde ve bu konuda yapýlan bazý bilimsel araþtýrmalarda, Alevi-Bektaþi Yolu’nun kurallarýna uymayan hayali bilgilerin verilmiþ olmasýný, bu nedene baðlamak gerekiyor.

Bektaþiliðin bu bölümünün yaygýnlaþmamýþ olmasýnýn baþlýca sebebi, temelinde soydan gelen bir Alevi-Bektaþi topluluðunun bulunmamasýdýr. Bu kolda mücerretlik (evlenmemek) Hacý Bektaþ Veli’nin özyaþamýna iliþkin farklý bir yorum getirilerek gerekçelendirilmiþ ve önemli bir yol kuralý olarak kabul edilmiþtir. Ailenin teþekkülüne olanak vermeyen bu “mücerret derviþlik” müessesesi, toplum yaþantýsýný zaafa götüren bir yöntem olarak, küçük insan gruplarýný bir tekkenin içine veya bir babanýn çevresine sýkýþtýrmýþtýr. Anadolu Alevi-Bektaþiliðinde “musahiplikle” de ayrýca güçlendirilen aile sisteminden yoksun kaldýðý, doðuþtan ailenin bilinçli ve geleneksel inancýndan faydalanamadýðý için “Derviþ Bektaþiliði” Hacý Bektaþ Veli felsefesinin hayata uygulanmasýnda çok sýð ve yüzeysel kalmýþtýr. Günümüz Aleviliðini ve Alevi-Bektaþileri nasýl deðerlendiriyorsunuz. Bu baðlamda Alevi-Bektaþi örgütlülükleri (dergâhlar, dernekler, vb.,) hakkýndaki düþünceleriniz nelerdir? Farklýlýklarýn ortadan kalkmasý, Alevi-Bektaþilerin bir çatý altýnda örgütlenmesi için yapýlmasý gereken þeyler nelerdir? Bu birliðin Serçeþme Hacý Bektaþ Veli Dergâhý çevresinde toplanmakla mý gerçekleþecek? ‘Dergâhta Birliðin’ çerçeve koþullarý nasýl çizilmelidir?

Z

aman, gördüðümüz her þeyi yýpratýr. Tüm canlýlar zaman içerisinde var olur, yaþar ve ölürler. Ýnançlar da zaman içerisinde yýpranýr, deðiþir, erozyona uðrar. AleviBektaþi toplumu son kýrk elli yýlda büyük bir sosyal patlama yaþadý. Ekonomik yönden çok zayýf olan toplum, büyük þehirlere ve yurtdýþýna göçmek zorunda kaldý. Ekonomik yönden biraz toparlanýnca, inancýna sahip çýkmaya baþladý. Bu amaçla dernekler kurulmaya baþlandý. Bu dernekler sivil toplum kuruluþlarý olarak güzel hizmetler verdi ve bugünkü duruma gelindi. Daha önce köy ortamýnda yaþayan AleviBektaþi toplumunun yol kurallarý bu ortama uygun olarak yüzyýllar boyu devam etmiþti. Ortam ve sosyo-ekonomik þartlar deðiþince yol kurallarý da zorlanmaya baþladý. Bu zorlama sonucunda þekilcilik, en büyük tehlike olarak topluma hakim olmaya baþladý. Bilindiði gibi Alevi-Bektaþi inancýnda, þekilcilik yoktur, gönülden inanma, iç temizliði, kendi kendine hesap verme esastýr. Musahiplik, toplumu tarih boyunca kaynaþtýrdý, bir tuttu. Bugün artýk sadece adý kaldý, uygulamasý þekilcilikten öte geçemiyor. Türkiye’de iþsiz ve zor yaþayan birinin musahibi, yurtdýþýnda ise aralarýnda ekonomik yönden büyük farklýlýklar oluyor. Býrakýn namus dýþýnda her þeyin ortak olduðunu, fakir olan musahibine borç bile vermiyor. Hatta yurtdýþýndaki musahip kardeþ suç iþlemiþse, Türkiye’deki onun yüzünden yola alýnmýyor. Dünyadaki hangi hukuk sisteminde iþlemediði suçtan ceza gören bir hukuk anlayýþý var. Evvelden köy ortamýnda ekonomik yönden

Sayý 1


aþaðý yukarý eþittiler, birisi suç iþlemeye niyetliyse musahip kardeþi ikna ederek vazgeçirebiliyordu. Ayný durum cem ayinleri yani toplu ibadet için de geçerli. Bilindiði gibi ceme girenler tertemiz olacaklar, kimseye küs dargýn olmayacak, yüz kýzartýcý bir suç iþlememiþ olacak, gönlünde kin, kibir, güman olmayacak. Böyle bir durum varsa, sorun ortaya konup gönül hoþluðuyla tatlýya baðlanacak, problem çözülemezse suçlular cemi terketmek zorunda kalacaklar. Çünkü, cemden amaç gönül birliði ile Tanrý huzuruna çýkmak O’na ibadet etmektir. Tanrý huzuruna, küs, dargýn, suçlu çýkýlmaz. Bugünkü cemlerin ne yazýk ki pek çoðunda, býrakýn küs, dargýn olmayý, ceme girenlerin pek çoðu birbirlerini tanýmýyorlar. Birbirlerini tanýmayanlar nasýl gönül birliðiyle “AllahAllah” diyecekler? Bu örnekleri çoðaltabiliriz, çok hýzlý bir þekilde bu þekilciliðe çare bulamazsak, Alevi-Bektaþi inanç sisteminde çöküþler baþlayacak, benlikler öne çýkacaktýr. Yol kurallarýný öðreneceðiz fakat günlük hayatýmýza uygulayamayacaðýz, böylece yol kurallarý deðerlerini kaybedip, sadece þekil olarak kalacaklar. Alevi-Bektaþi toplumu, özellikle Kalender Çelebi isyanýndan sonra, yapay olarak parçalara bölünmüþ, bu parçalar ayný inanç ve kökten gelmelerine raðmen, kýþkýrtmalar sonucu

Artýk kendimize çekidüzen vermek zorundayýz. Hacý Bektaþ Veli’den Kalender Çelebi dönemine kadarki zaman dilimini kendimize örnek almalýyýz. bazen birbirlerine karþý tavýrlar almýþ, yýllar süren mücadeleler etmiþlerdir. Artýk kendimize bir çekidüzen vermek zorundayýz. Tekrar tarihe dönüp, Hacý Bektaþ Veli’den Kalender Çelebi dönemine kadarki zaman dilimini kendimize örnek almalýyýz. Bugünün sosyo-ekonomik þartlarýný da dikkate alýp esastan ayrýlmayarak yapý piramidimizi oluþturmalýyýz. Tüm ocaklar, dernekler, vakýflar, federasyon ve konfederasyonlar bu birleþme yolunda, benlik ve siyasetten uzak, hemþeri kayýrmasýz, sýrf bu topluma ve onun yoluna hizmet için birbirlerine sevgiyle yaklaþarak birliði kurabilirler. Yolun güzelliklerini, günlük hayatýmýza uygulayabildiðimiz oranda da bunda baþarýlý oluruz. Dergâh’ta birliðin çerçeve koþullarý yine yukarýda bahsettiðim zaman diliminde var, bu zaman dilimini çok iyi irdelemek gerekir. Toplumumuzda yetiþmiþ insan sayýsý düþündüðümüzden çok fazla. Bu nedenle tarihçi, sosyolog, antropolog, hukukçu, yazar, öðretim üyesi vb.’nin fikir ve düþünceleri önemle dikkate alýnmalý, tabii ki ocak sahipleri dedelerin ve toplumun görüþlerine de çok önem verilmelidir.

Aðustos 2004

Sizce Laiklik nedir? Laik bir devletin din hizmetlerini yürüten bir kurumu olabilir mi? Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý’nýn varlýðýný nasýl deðerlendiriyorsunuz? Alevilere Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý’nda yer verilmesi meselesi son günlerde yine gündeme getiriliyor. Siz bu konuda ne düþünüyorsunuz?

L

aiklik, en basit tarifiyle din ve devlet iþlerini birbirinden ayýrmak anlamýna geliyor. Ancak derine indikçe farklý görüþ ve tarifler de ortaya çýkýyor. Alevilik-Bektaþilik felsefesi açýsýndan bu konuya baktýðýmýzda þu gerçeði görüyoruz: Temelde kurumsal þekilci dine, iktidarlarýn elinde oyuncak olan dine karþýdýr. Bu dinin adý ne olursa olsun, bizler böyle bir din anlayýþýnýn karþýsýndayýz. Hatta laikliðin bir üst kavramý olan “sekularizm” bizim inanç felsefemize çok daha yakýndýr. Sekuler devlet, kendini dinin dýþýnda sayan devlettir. Devletin dini olmaz. Farklý inançtaki vatandaþlara ayný uzaklýktadýr. Yöneten yönetme yetkisini halktan alýr. Din konusunda mutlak tarafsýzdýr. Bugün Türkiye’de laiklik konusunda bir kavram kargaþasý yaþamaktayýz. Hatta laiklik bazý çevrelerce dinsizlik olarak kabul edilmektedir. “Ben laik deðilim”in anlamý; “Ben kendi inancýmý zorla veya kandýrarak sana kabul ettireceðim, kabul etmezsen gerisini sen düþün” demektir. Halbuki laiklik dinsizlik demek kesinlikle deðildir. Devlet cemaatlarý serbest býrakmalý, ancak kontrol etmelidir. Bu kontrollük görevi tarafsýz olmalýdýr. “Ben kimsenin inanç ve düþüncelerine karýþmýyorum, kimse de benim inanç ve düþüncelerime karýþmasýn, devlet bunu saðlasýn” demektir. Yurdumuzda çoðunluk Müslüman olmakla birilikte farklý mezheplerden ve farklý dinlerden vatandaþlarýmýz var. Devletin yalnýz Sünni mezhepten olan vatandaþlarýna hizmet eden bir kurumu varsa bence iki yönden sakýncalýdýr. Birincisi, zaten laik bir devletin böyle bir kurumu olamaz. Ýkincisi, Anayasamýzýn eþitlik ilkesine aykýrýdýr. Ayrýca Sünni olmayan vatandaþlarýmýzýn vergisinden bu kuruma aktarýlan miktar ne dereceye kadar “helal” sayýlýyor. Devlet hiçbir cemaata yardým etmesin, her cemaat kendini finanse etsin; devlet hakemlik yapýp kontrol etsin. Bazý çevrelerce Alevilere Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý’nda yer verilmesi meselesi gündeme getiriliyor. Bunu kesinlikle doðru bulmuyorum. Eðer ben kendi Müslümanlýðýmý veya inancýmý istediðim gibi yaþayamýyorsam, birileri bana kendi Müslümanlýk anlayýþýný yaþatmak zorunda býrakýyorsa, böyle bir kuruluþta temsil edilmek istenmesi bizim inanç felsefemize uymaz. Alevi-Bektaþi topluluðu, laik bir toplumdur. Laikliði yürekten destekleyen bir toplumdur. Böyle bir durumda hem laikliði savunacaksýnýz hem de laik olmayan bir devlet kurumunda temsil edilmek isteyeceksiniz. Bunu anlamakta zorluk çekiyorum. “

EDOÐAN ALKAN

Yurt Sivas’ta Madýmak Oteli’nde yakýlarak öldürülen canlarýn anýsýna

Evlere ateþ düþtü Daðlar duman içinde Nice acýlar gördük Biz bu zaman içinde Yaðmaladýlar mülkü Yetim koydular halký Bozuk düzenin çarký Dönüyor kan içinde Dað taþ cesetle dolu Kopmuþ bacaðý kolu Baþýnda kuþlar döner Kurt kaynar ten içinde Bülbül kesmiþ sesini Arar yavuklusunu Yitirmiþ kokusunu Gül gülistan içinde Sivas iline vardým Sultan Abdal’ý sordum Yanmýþ bedenler gördüm Alev duman içinde Kýrýlýrken fidanlar Solarken körpe canlar Ýnsan eti yiyenler Gezer meydan içinde Alkan Divan’a çýktým Bir ateþ de ben yaktým Duruþmamýz kapalý Ellerim kan içinde

ÂÞIK KUL HASAN

Bilmem Ben derdimi nazlý yare aðlasam Akan göz yaþýmý siler mi bilmem Kabe eþiðine yüz sürem desem Beni dergahýndan kovar mý bilmem Gel beraber konup göçelim desem Pir aþkýna candan geçelim desem Doldur aþk badesin içelim desem Benim ile bade içer mi bilmem Kul Hasan’ým yare bendeyim desem Senden ayrýlalý gamdeyim desem Sen bendesin bende sendeyim desem Mürüvvet kapýsýn açar mý bilmem 1992, Ankara 19


Dersimliler’in Kökeni Ve Deylem’de Alevilik Ali Kaya

D

ersimliler, “Deylemliler/Daylamlýlar olarak anýlan, Hazar Denizi'nin güneybatýsý ile Tahran'ýn kuzeyine düþen bölgede yaþayan bir toplum olarak bilinir. Siyasi anlaþmazlýklar, dýþ baskýlar, iklim koþullarý, inanç farklýlýklarý, ekonomik, vb., çeþitli nedenlerle göç eden veya ettirilen bu halkýn büyük çoðunluðunun Güneybatý Ýran'a gidip orada 'Büveyhoðullarý Devleti'ni kuranlar olduklarý görüþü yaygýndýr. Öte yandan Goranlýlar'ýn da yine Deylemliler olduðu anlaþýlmaktadýr. Deylemliler, bölgedeki iþgal ve geliþmelerden sonra, bu bölgeyi de terk ederek Fýrat, Muret (Dicle) nehirleri ve Dersim bölgesine 933-1055 yýllarýnda yerleþirler. Bölgenin yerli halkýyla kaynaþarak bugünkü Dersim halkýný oluþtururlar.”(1) Yine Dersimliler'in atalarýnýn Deylemliler olduðu ve Dersim'de konuþulan Zazaca (Dýmili)-Dersimce'nin bir Kürt lehçesi olmadýðý, Zazaca'nýn Hint-Avrupa dil kümesinin Doðu Grubu'na dahil olduðu ve Ýrani dillerinin kuzeybatý sýnýflandýrmasý içinde yer aldýðý görüþü bazý batýlý bilim adamlarý tarafýndan desteklenmektedir.(2-3) M.Ö. 628-551 yýllarý arasýnda Dersim ve çevresi Dýmili dilini konuþan coðrafya anlamýnda “Dilaman” olarak biliniyordu. Dilaman, Part egemenliðinin sürdüðü M.Ö. 247-M.S. 226 yýllarý arasýnda, yarý ya da tam baðýmsýz bir krallýk durumundaydý ve 300 yýl boyunca Part Federasyonu'nun bir üyesi olarak kaldý.(4) M.Ö. VI. yüzyýldan M.S. IV. ve V. yüzyýllar arasýnda kalan yaklaþýk 1000 yýllýk süreçte, bugünkü Kirmançlar-Zazalar'ýn oturduðu coðrafya Dilaman (Deylem) adýný taþýyordu. Günümüzde ise Ýran'ýn kuzeydoðu Eyaleti Kuzey Horasan, Mazendaran, Rast, Gibal, Gilan, Taberistan, Chalus, Kalar, Enzeli, Varemin, Lahican, Siya Kal, Koh Pir, Pulur, Fumen, Gerskerd, Bar, Tulem, Rud-sar, Muvaz, Lesteneþar, Kohaman, Hasan Rud, Astara Vajagah, Emurluh, Rahmandabad, Barfajan, Pankuh, Hesen Beg ile Hazar Denizi arasýnda kalan bölge Deyleman (Dilaman)-Gilan adýyla anýlmaktadýr (1358-1590). Bizans tarihçilerinden Agathias'ýn “Historres” adlý yapýtýnda da M.S. 551-552'de Dýmilliler’in Dicle'nin kýyýlarýnda yaþadýðýný belirtmektedir. Ayrýca Agathias'ýn ustasý Procopius da Dýmililer'in ülkesi olarak yaklaþýk coðrafyayý göstermektedir. Zazalar'ýn Deylemliler olduðunu söyleyen Ermeni Atrasnik, bu görüþünü Zhomas Arcruni'ye dayandýrarak ileri sürüyor (5) Minorsky, M.Ö. X. yüzyýlda, Hazar Denizi'nin daðlýk bölgelerine inen son Ýran kabilelerinin batýya doðru yöneldiklerini belirtir. Ancak bu kabileler karþýlarýnda Kürtleri bulurlar. Bunlarýn kullandýklarý sözcükler Deylemliler'in kullandýklarý sözcüklerden farklýdýr. Belki de Deylemliler, Kürtlerin arasýna karýþýp Kuzey Mezopotamya bölgesine yerleþen Zazalar'ýn atalarýdýr. Terry Leynn Zodd, Dýmilice'den hareketle, Zazalar'ýn ayrý bir halk olduðunu belirtmektedir.(6) Benzer biçimde Ýngvar Savnberg de araþtýrmalarý sonunda Zazalar'ýn ayrý bir halk olduðu kanýsýna varýr.(7)

Ýslami Fetihler Döneminde Deylem

H

alife Ömer devrinde Ahnef komutasýndaki Arap ordusu Horasan (Khurasan) yöresini aldý. Sasani Þahý III. Yezdigirt'i yenilgiye uðratmasýyla Sasani varlýðý sona erdi ve Ýran Devleti ortadan kaldýrýldý. VII. yüzyýlda, Horasan, Harizm ve Semerkant bölgelerinde bir dizi direniþ oldu. Kutabye bin Müslim Al Bahil, Haccac bin Yusuf, Yezid bin Muhallab gibi komutanlar yörede kimi fetihler gerçekleþtirdi. Rüstem Behrem'in amcasý Deyleman ve Horasan bölgelerini egemenliði altýna aldý. Kadiriye çevresinde (642) 4000 kiþilik Deyleman halký Ýslamiyeti kabul etmek zorunda kaldý.Daha sonra Deylemanlýlar Celula bölgesinde Araplarla beraber Kufe askerlerine karþý savaþtýlar. 873 yýlýnda çoðu Zerdüþt olan Deyleman halký, Hasan bin Zeyd'in yardýmýyla Ýslamiyeti kabullendiler. Buna raðmen Alevi önderleri her zaman Deylem'e yardýmcý oldular ve koruyuculuðunu üstlendiler. 825’ten 1058’e kadar Deyleman bölgesi, Alevi önder Castaniyan tarafýndan yönetildi.(8) 912 yýlýnda ise Hasan bin Ali, Alevi aþiretlerini Hazar Denizi kýyýsýna yerleþtirdi.

20

Taberistan ve Deylemistan halkýnýn çoðu Ýslam dinine girdi. Kangariler ile akraba olan Salariler 942 yýlýndan baþlayarak Selçuklular zamanýna kadar Azerbaycan'da hüküm sürdü. Ancak Deylemliler'in kurduðu devletlerin en önemlisi, Baðdat'ý fetheden ve 12 gün sonra Halife Ali Mustakfi'yi tahttan indiren Beveyhoðullarý'nýn kurmuþ olduðu devletti (932-1056). Ayrýca Deylem'de Hicret'in baþlangýcýndan IV. Hicriye kadar Alevi boylarýndan Albuye (931-1065), Ziyarhandaniler(931-1078), Veshvetan, Almakan, Benkak gibi soylar Deylemistan'ý yarý-baðýmsýz yönettiler (865-1005) Hz. Ali'nin kardeþi Cafer soyundan Yahya bin Abdullah, Kerbela’daki katliamdan kurtulduktan sonra Deyleman'a kaçtý. Horasan ve Taberistan'da yaklaþýk 1000 kiþilik bir kuvvet toplayan Yahya bin Abdullah Deylemistan’a girince Deylem hükümdarý Castaniyan kendisine kucak açtý (825-1058). Bölgeyi siyasi ve dini çalýþmalarýnýn merkezi durumuna getiren Yahya bin Abdullah, ünlü din bilginlerinin de desteðini alarak Abbasilere baþkaldýrdý. Öldürülünce yerine El Hasan bin Zeyd geçti. Zeyd, Rey þehrini terk etti ve Taberistan'a yerleþti. Bölgedeki Hz. Ali taraftarlarý, Hasan bin Zeyd'i davet ederek Hasan bin Ali'nin önderliðinde Abbasi baskýsýna karþý ayaklandýlar. Ayaklanma baþarý ile sonuçlandý ve Hasan bin Zeyd Deylemistan'da 20 yýl padiþahlýk yaptý. Ölümünden sonra Seyd Mehmed bin Zeyd baþa geçti ve 16 yýl DeylemGilan'da padiþahlýk görevini yürüttü; inanç hizmetlisi olarak bölgede Aleviliði yaymaya çalýþtý. Bu dönemde Deylemliler'in çoðu Cafer-i Sadýk mezhebini kabul etti (917-920). X. yüzyýlýn ilk yarýsýnda Deylaman'dan batýya göç eden Deylemliler, yüzyýlýn ikinci yarýsýnda Abbasileri devirip Deylem, Azerbaycan, Dicle ve Fýrat kýyýlarýnda ve bu bölgeleri Hazar Denizi'ne baðlayan yörelerde kimi devletler kurdular.

Yazar’in çektiði fotoðrafla Gilan Abbasi halifesini temsilen Mehmed bin Saluk Amor'a gelerek Taberistan'da padiþahlýðýný ilan etti. Mehmed bin Saluk'un ölümünden sonra Alevi önderleri, Gilan-Deyleman topraklarýný geniþletmek için baþta Horasan olmak üzere çevredeki ülkeleri kendilerine baðlayarak baðýmsýz devletler kurdular. Moðol hükümdarý Cengiz Han Ýran'ý ele geçirdikten sonra, Gilan üzerine sefer düzenledi. Bölge daðlýk olduðundan egemenlik kuramadý. Ancak Moðol saldýrýlarý süreklilik gösterince bölge güçleri zayýfladý. Moðol güçlerinin karþýsýnda daha fazla direnemeyeceðini anlayan Deyleman-Gilan halkýnýn bir bölümü önce Kuzey Horasan'a çekildi, sonra Dersim-Sivas yöresine gelip yerleþti (1223-1258). Deylem halkýnýn bir kýsmý da…. Selçuklu hükümdarý Tuðrul Bey 1055 yýlýnda Büveyhoðullarý devletini ortadan kaldýrdý. Bunun üzerine Deylemliler yavaþ yavaþ yerli halkla karýþtý ve önemli bir kýsmý da batýya göç ederek Dersim-Fýrat ve Dicle yörelerine kaydý. 1256 yýlýnda Deylemliler'in son kalesi Alamut'un Moðol hükümdarý Hülagu Han tarafýndan alýnmasý bu halkýn güçlerini büsbütün zayýflattý. Ýzleyen süreçte Deylemistan küçük beyliklere ayrýldý. Ardýndan Gilan, Karkýyalýlar'ýn eline geçti. Geri kalan Deylemliler, Giller'e karýþtý ve Deylem adý ortadan kalktý; yerine Gilan adý egemen oldu.

Sayý 1


Sonuç olarak bölgede yaþayan Kürtler'den ayrý tarihi, kültürü, dili, inançlarý, örf, âdet ve alýþkanlýklarý olan, bugün Horasan(9) coðrafyasýnda yaþayan Deylemliler'le-Dersimliler'in ortak paydalarý bulunduðu ve örtüþtüðünü, 2000 yýlýnda Deyleman'a yaptýðým alan çalýþmasýnda tanýk oldum. Bugün Dersim halký deyince 126 aþiretten ve boydan oluþan, alýþkanlýklarýnýn ortak paydasýnda buluþan Deylem-Gilan'da yaklaþýk 2.5 milyon, Türkiye'de yaklaþýk 4.5 milyon Deylem-Gilan kökenli halk anlaþýlýr. Dersimliler 700-1258 yýllarý arasýnda çeþitli nedenlerle Deyleman'dan göç ederek Dersim, Bingöl, Sivas, Malatya, Elazýð, Erzincan, Erzurum, Diyarbakýr, Siverek, Muþ, Varto ve Adýyaman bölgelerine yerleþtiklerini ve atalarýnýn Deylemliler olduðu gerçeðini bir kez daha gözledim. Var olan bulgu ve veriler de bunu doðrulamaktadýr.

NOTLAR 1) Ali Kaya; Dersim Tarihi; sayfa: 41 2) M.B. Loomood, A. Panoroma of Indo-European Languages, London 1972) 3) People and Culture of the Middle East, New York 1981 4) Bk.: Enc. of Britannica; cilt: 19; sayfa: 35-36; 16 nolu harita. 5) Ausgabe, St. Petersburg, 1887; sayfa: 202 6) Gramme of Dýmili; Michigan 1985 7) Invandrars Fran Turkiet Eniskoch Sociokulture Variation, Upsala, 1985 8) Ali Kaya; Deylem'den Dersime; sayfa: 72 9) Horasan: Xoresan, Xuresan, Xuristan, Khurasan. Sözlük anlamý “Güneþ'in yeridir”. Ateþperest Zerdüþtiler Güneþ'e tapýnma ülkesi anlamýnda da kullanmaktadýrlar. Klasik Eremeni coðrafyacý Khoerenli Moise Horasan'ý Hazar Denizi'nin güneydoðusundaki Curcan, Kamýþ, Badahþan, Tabarisatan, Amuderya'nýn yuakarý mýntakalarýyla Bamýyan ve Hindukuþ daðlarý arasýndaki bölge olarak belirtir. Ýslam tarihçilerinden Belazuri'ye göre Horasan 4 bölgeye ayrýlmýþtýr: 1. Bölge; Niþabur, Kuhistan, Herat, Tabesya, Busange, Badgis ve Ballý. 2. Bölge; Harzem, Zama, Amul ve Buhara. 3.Bölge; Fariyap, Çüzcan, Toharistan, Ulahs, el Quzuadyan, Haiþet, Andaraba, Bamyan, Baðlan, Waligþak, Týrmýz, el Saðaniyan Zamm, Aþaðý Tohoristan, Hulm ve Simingan. 4. Bölge; Buhara, Þaþ, Turarban, Saðdiyanu, Necef, Rubistan, Usruþana, Sanam, Ferguna, Semerkand, Abarlat, Banakat ve Türk illeirini kapsamakta olduðunu belirtir.

KAYNAKÇA: Ýran'a Seyahat; Can Yayýnlarý; Ýstanbul, 2002 Kaya, Ali; Dersim Tarihi; Can Yayýnlarý; Ýstanbul, 2000 Minorsky, La Deminotion Des Etudes Ýraniennes; Paris ,1932 Todd Terry Lynn; Gramer of Dýmili; Michigan, 1885 Mac Kenzie'de Kurdich Dialect Studies; London, 1981

Aðustos 2004

ÖLÜMÜNÜN ONUNCU YILINDA Alevi Aydýnlýðýnýn ve Kavgasýnýn Çalýþkan Aydýný

Battal Pehlivan Ahmet Koçak 1994 yýlýnýn 5 Mart’ýnda Kervan dergisinin Kartal’da düzenlediði “Laik Demokratik Türkiye Ýçin El Ele, Gönül Gönüle, Birliðe” adlý geceye konuþmacý olarak katýlan Battal aðabey, toplantý sýrasýnda geçirdiði bir kalp krizi ile yaþamýný yitirdi. Bu kriz, büyük olasýlýkla uzun mücadele yýllarýnýn biriktirdiði gerginlik ve yorgunluða baðlýdýr. Serçeþme yola çýkarken, Battal Pehlivan’ýn kavga yoldaþlarý olarak, onu. yýllar boyu yürüttüðü çileli ve zorlu mücadelesini; karanlýklar içinden yükselen ilk seslerden biri olmasýný; Alevi-Bektaþi sancaðýný nice zorluða karþýn yükseltiþini unutamayýz. Yaþamý boyunca mücadeleden, emekten, demokrasiden yana tavýr almýþ olan Battal Pehlivan bugün aramýzda olsaydý, hiç kuþkusuz bu gün yine bizimle ayný sayfalarda yer Bu boþ bir sav deðil, Battal aðabeyin düþüncesidir. Bakýn ölümünden birkaç saat önce neler söylemiþ: “Biz yetmiþ üç millete ayný nazarla bakarýz. Aleviler zaten ezelden beri zulme baþkaldýrmýþ, ezilenin yanýnda yer almýþlardýr. Tarihten gelen böyle bir yapýlarý vardýr. Diðer yanda bugün böyle düþünmeyen ve her türlü gericiliðe, zulme karþý koymayan, laiklikten, demokrasiden yana tavýr koymayan Aleviye ben Alevi demem zaten. Aleviliðin niteliði budur. Ama diðer yandan, son birkaç yýldýr Aleviler de hak arama, kendi kimliklerini kazanma doðrultusunda bir mücadele vererek örgütleniyorlar. Örgütlenirken de, diðer ilerici, demokrat kesimlerle birlikte, ortak talepleri yönünde birliktelik arýyor ve bunu gerçekleþtirmeye çalýþýyorlar. Yani biz mezhep ayrýmý gibi bir durum yaratmýþ olmuyoruz.” (Kervan, s. 36, Nisan 1994) Baðnazlýðýn kanlý katliamlarýnýn son örneklerinden biri olan 2 Temmuz Sivas kýrýmýndan þans eseri kurtulan Battal Pehlivan, bu kurtuluþa sevinememiþti. Yaþadýðý bu olaydan yola çýkarak o günlerde ülkenin ne halde oluðunu þu sözleriyle anlatmýþtý: “Ülkemiz kritik günlerden geçiyor. Baþta þeriatçý-gericiler olmak üzere sað güçler ülkede karanlýk günleri egemen kýlmak istiyor. Her türlü baskýyla laik ve demokratik güçlere zulmetmek istiyorlar. Kadýnlarýmýzý çarþafa sokmak, þeriatý hakim kýlmak istiyorlar. Karanlýk, kötü günleri yaþamak istemiyorsak var gücümüzle çalýþmalý, sesimizi yükseltmeliyiz.” (Agy.) On yýl önce bu sözleri söyleyen Pehlivan, yaþadýðýmýz bugünleri görseydi, uðruna müca-

BATTAL PEHLÝVAN 1947-1994 dele ettiði bu toplumun ve “aydýnlarýnýn” daðýnýklýðý ve tutarsýzlýklarý yüzünden herhalde kahrýndan ölürdü. Battal aðabey 1947 yýlýnda Ceyhan’da doðdu. 1970 yýlýnda Ankara Ýktisadi Ticari Ýlimler Akademisi’ne baðlý Gazetecilik ve Halkla Ýliþkiler Yüksek Okulu’nu bitirdi. Ankara ve Ýstanbul’da çeþitli gazetelerde çalýþtý. Yazýlarý Memleket, Yenigün, Demokrat, Akþam, Günaydýn, Bugün, Meydan, Sabah, Gönüllerin Sesi, Aydýnlýk gazetelerinde yayýnlandý. Ayrýca Adana’da çýkan Düþün dergisi ile ülke çapýnda yayýmlanan Edebiyat 81, Somut, Halkçý Oluþum, Söyleþi, Demokratik Birlik, Cem, Kervan, Kavga dergilerinde de makaleleri yayýnlandý. Her zaman kavga adamý olan Battal Pehlivan altmýþlý yýllarýn sonunda Birlik Partisi’nin Adana örgütünde görev almýþtý. 80’lerin sonunda Alevilerin örgütlenme çabalarýnýn merkezinde yer aldý ve “Alevi kültürünü yaymayý ve yaþatmayý” amaçlayan Semah Kültür Vakfý’nýn kurucularý arasýnda yer aldý. Battal Pehlivan’ýn ilk kitabý 1976 yýlýnda yayýmlanan Kara Þavga oldu. 80’li yýllarýn baþýnda halk bilimine yöneldi. Bu çerçevede yürüttüðü araþtýrma ve derleme çalýþmalarý bir dizi kitap olarak yayýnlandý. Bunlarýn arasýnda Aþýk Veysel, Dadaloðlu, Bahçe Biziz Gül Bizdedir (Türkülerimiz), Ruhi Su, Aþýk Mahzuni (Dom Dom Kurþunu), Alevi-Bektaþi Düþüncesine Göre Allah, Anadolu’da Alevilik, AleviBektaþi Fýkralarý, Pir Sultan Abdal (Resimli Roman), Aleviler ve Diyanet. Battal Pehlivan çok yönlü bir aydýndý. Kavga arkadaþý Lütfi Kaleli ölümünden sonra yazdýðý anma yazýsýnda, Battal Pehlivan’ýn bu yönünü vurguluyordu: “Salt öykü yazarlýðýnda kalmadý Pehlivan. Halk bilimine ilgi duydu. Türkülerimizi derledi. Anadolu kültürünün önemli bir parçasýný oluþturan Aleviliðe yöneldi.” (Kervan, sayý 36, Nisan 1994) Çok erken, daha kýrk yedi yaþýnda yaþama gözlerini kapatan Battal Pehlivan çalýþkan ve üretken bir aydýndý. Yazar, gazeteci, araþtýrmacý kimliðiyle kýsacýk yaþamýna yaklaþýk yirmi kitap, sayýsýz makale-röportaj sýðdýrmýþtý. Namuslu, dürüst ve cesur bir aydýn olarak tanýnan Battal Pehlivan’ýn yapýtlarýnýn çoðu ne yazýk ki, bugün okuyucularý tarafýndan bulunamýyor. Bunun için Battal Pehlivan’ýn bugüne kadar yayýnlanmýþ ve yayýnlanmamýþ yapýtlarýnýn tümünün yeniden yayýnlanmasý gerekli diye düþünüyorum. Bir yayýncý olarak, bu konu da üzerimize düþen görevi caný gönülden, seve seve yapmaya hazýrým. Ölümünün onuncu yýl dönümünde Battal Pehlivan’ý saygý ve sevgiyle anýyorum.

21


'

Arif Sað: Müzik Biçim Olarak Netleþmemiþ Bizim Ülkemizde SÖYLEÞÝ AHMET KOÇAK I. BÖLÜM

Hocam yeni bir dergi çýkartýyoruz Serçeþme. Okuyucularýmýz için sizin aðzýnýzdan bir kez daha kýsaca yaþam öykünüzü, dinleyebilir miyiz?.

1

946 senesinde Erzurum’un Aþkale kazasýnýn Dallý köyünde Ayþe ile Yusuf’tan dünyaya geldim. Her köylü çocuðu gibi, belli bir süre o köydeki yaþamý yaþadým. Dana otlattým, kuzu otlattým, tarlaya gittim, çayýra gittim,vs. Ýlkokula baþlamadan önce baðlama ve kaval çalmaya baþladým. Daha sonra o süreçte babamýn mesleðinden dolayý (deðirmencilik yapardý ) gezgincilik dönemim oldu. Erzincan’a, Erzurum’un köylerine gittik. 1960’da Ýstanbul’a geldi. O zaman, Türk Müziði cemiyeti vardý, Cumhuriyet gazetesinin karþýsýnda, ilk oraya gittim. Nida Tüfekçi orada ders veriyordu. Müzikle ilk ciddi anlamda çalýþmam o süreçte baþladý. Yani ilk nota, solfej bilgilerini orada aldýnýz.

E

vet. Beþ yýl oraya devam ettim. Daha sonra Nida Tüfekçi ile müzikle ilgili birlikteliðim devam etti. Yani nota ve müzik bilgilerini ilk orada aldým, kendimi yetiþtirdim. O dönem, radyoda sýnav açýldý, sýnava girdim. Uzun yýllar radyoda müzik çalýþmalarým oldu. Sonra konservatuar açýldý Ýstanbul’da. Konservatuara öðretim görevlisi olarak çaðýrdýlar. 82’ye kadar da akademik çalýþmalarým oldu. O akademik çalýþmalarda ben öðreticilik yaptým ama, iþin baþka bir gerçeði de, ben müziði öðretirken öðrendim. Çünkü biliyorsunuz, Türkiye’de bugüne kadar, bu konservatuara benzer bir konservatuar olmadýðý için, konservatuar bitirmiþ öðretim elemanlarý da yoktu. Burada pratikten gelen insanlar öðretim üyeliði yapýyordu, benim gibi. 82’de ben ayrýldým konservatuardan. 82’den sonra Þan Tiyatrosu Resitalleri ile baþlayan bir süreç vardýr. Baðlama, belki çok geniþ kitleler tarafýndan seviliyordu ama, aydýnlar ve entelektüeller tarafýndan raðbet görmüyordu, fazlaca da bilinmiyordu. Dolayýsý ile Türkiye’deki aydýn, okumuþ kesimle baðlamayý, ilk o resitaller de karþý karþýya getirdik. Daha sonra ise Muhabbet kaset serileri baþladý. Müzik yaþamýmda mutfak diye bir þey vardýr. Müziðin mutfaðýndaki çalýþmalar (aslýnda müziðin vitrininden daha çok çalýþýlan bir alan), þu anda olduðu gibi o günlerde de devam ediyordu. Onlarca sanatçýya albüm yönetmenliði yapmak, baðlama çalmak, ritim sazlar çalmak. Mutfak çalýþmasý deyince bunlarý anlýyorum.

E

vet stüdyo kýsmý. Akademik anlamda baðlamanýn tekrar, yeniden notalandýrýlmasý, yeniden açýlandýrýlmasý, yeniden evrensel müzik aletlerinin arasýna girmesi açýsýndan, ona metodik bir boyut kazandýrmak, o çalýþmalar devam ediyor. Bu çalýþmalar sýkýntýlý çalýþmalardýr. Örneðin baðlama metodu yazabilmek için, bugüne kadar, dünyadaki diðer enstrümanlardan yüzlercesinin metodunu inceledik. Nasýl yazmýþlar, nasýl çözmüþler. Belki bizim müziðimiz bize has bir müziktir, baðlama bize has bir enstrüman ama, bir de dünya dili var müzikte. Hem kendi amacýmýzýbir yere oturtmak, hem de evrensel boyuta taþýyabilmek ve müzikteki evrensel dili kullanarak yazmak gibi bir sýkýntý var. Bizim müziðimiz polifonik bir müzik deðil, makam müziði, melodiye dayalý bir müzik. Dünya müziði ile o noktada biraz sýkýntýya da giriyoruz. Seslerimiz bize has, farklý sesler kullanýyoruz. Bir dolu seslerimiz belki dünya müziði ile örtüþüyor ama, bir takým seslerimiz de dünya müziði içinde yok. Bazýlarý Ortadoðu, Asya müzik türlerinin içerisinde belki var, ama komþumuz Bulgaristan’ý aþtýðýmýz noktada, o sesler yok. Yani kendimize has seslerimiz, kendimize has ritmik yapýlarýmýz var, bu arada da evrensel müzikle de birtakým iliþkileri var. Tüm bunlarý göz önünde bulundurarak müziklerimizi dünyanýn diðer müzikleri ile tanýþtýrmak, ayný potada eritmek. Tabii bunlar düþünce düzeyinde herkesin diyebileceði laflar ama, uygulamaya geçtiðin zaman

22

zorluk baþlýyor. Ben 75’de konservatuara baþladýðým zaman, ders notlarým vardý, aþaðý yukarý 29-30 sene benim ders notlarýmýn dýþýnda hiçbir þey yazýlmadý. 30 yýldýr ben o metodu kitap haline dönüþtüremedim. Sebebi de henüz baðlamayý. Baðlama geliþmeye devam ediyordu. Devam ettik. Baðlamanýn o zamanlar çalýþ tekniði tek tarz üzerineydi. Baðlamada bozuk düzen, baðlama düzeni, þelpe,-parmak çalma, o kadar çok teknik çýktý ki, bu tekniklerin her biri baðlamayý yere taþýdý. Dolayýsý ile ben 75 yýlýnda bir metot yazmýþ olsaydým, bugün baðlamanýn geliþtiði yere cevap veremeyecekti. Bugün yazdýðýmýz da, belki de bundan 30 sene, 40 sene, 50 sene sonrasýna cevap vermeyecek. Ama önümüzdeki 30 - 40 seneyi þekillendirecek bir kitabýn ortaya çýkmasý gerekiyor diye düþünüyorum. Baðlama metodu ne zaman çýkacak?

V

allahi çok enteresan, biz süreci þöyle yaþýyoruz. Aþaðý yukarý iki senedir Erdal (Erzincan) ile hem dövüþüyoruz, hem barýþýyoruz, tekrar kavga ediyoruz, tekrar yazýyoruz, 200-300 sayfa yazýyoruz, sonra oturuyoruz haydi onlarý yeniden siliyoruz. Bu çok zaman alýyor. Biz nota yazýyoruz, notalarýn üzerine bir sürü iþaretler, metodik iþaretler koyuyoruz. Bir gün geliyor siliyoruz, iþaretlerden de, yazdýklarýmýzdan da vazgeçiyoruz. Haydi yeniden! Niye? Çünkü müzik biçim olarak netleþmemiþ bizim ülkemizde. Adýný koyamamýþýz, bir türlü oturtamamýþýz. Edebi isimler mi verelim, müzikal isimler mi verelim, böyle bir kaos yaþanmýþ bu ülkede. Makam mý diyelim, dizi mi diyelim, bunlar da karýþtýrýlmýþ. Klasik Türk müziðinde makamlar konulmuþ. Zaman zaman bizim müziðimiz de, o makamlarýn bazýlarýnýn adýný kullanmýþ. Ama bir bakýyorsunuz bizim müziðimizde edebi ayaklar kullanýlmaya baþlanmýþ. Kerem’in türkülerinin söylendiði ayaða Kerem ayaðý denmiþ. Halbuki ayak müzikal bir olay deðildir, þiirden, uyaktan kaynaklanýr. Ama gel gör ki, bilinçsizce veya çaresizlikten biz bu ayaklarý makam gibi görmeye baþlamýþýz. Âþýk Garip’in türkülerinin söylendiði üsluba Garip ayaðý denmiþ. Sümmani aðzý diye bir þey var. Genellikle Segâh düþünüp, Segâh kurgusu üzerine oluþturulan parçalarýn büyük bir bölümüne Sümmani aðzý denmiþ. Sümmani aðzý diye bir aðýz olmaz. Koçaklamalarýn büyük bir bölümüne, Köroðlu’nda baþlayan sürece, Köroðlu tarzý (tavrý) denmiþ. Böyle garip garip þeyler. Tabii bu deyimlerle bir müzikal yapý kuramýyoruz, oturmuyor, çünkü sen Hicaz makamýna Garip diyorsun. Gidiyorsun Urfa’ya, Urfa’da da, Hüseyni makamýna Garip deniyor. Böyle büyük bir çeliþki. Birbirinin zýttý olan iki dizi, ayný adý kullanýyor, baþka bir yere gidiyorsun, tam aksi bir dizi ayný adý kullanýyor. Sadece bir metod yazmaya kalksaydýk þimdiye kadar çoktan çýkmýþtý. Ama sorun sadece metot deðil, bir de müzikal yaný var, onu da düzelterek götürüyoruz.

Sayý 1


Bu arada halk müziði bilen veya bildiðine inandýðýmýz insanlarla da zaman zaman oturup tartýþýyoruz. Hatta konservatuarda arkadaþlarla bile tartýþýyoruz. Ama bir noktaya getirdik, taþýdýk. Çözümler ürettik. Yani o dizilere belki makam ismi vermeyeceðiz, onlara biz þifreler a, b, c, d þifreleri yazabiliriz. Dünya müziðinde gamlarla ilgili, dizilerle ilgili, majörler, minörler üzerine oturtmuþ, götürmüþler. Bizim makamlarý belki majör, minör üzerine oturtamýyoruz ama müzikal yapýsýný, dizisini algýlayýp, a, b, c gibi bir çalýþma içerisine girdik. Bir noktaya geldik, doðru durmaya baþladýk. Yani bence doðru, çünkü yeniden isimlendirmek gerek. Dizilerin adýný koymak doðru durmuyor. Niye Hüseyni makamý, ne demek Hüseyni makamý? Veya niye Hicaz, niye Garcihar, niye Rast? Kelime anlamý oradaki diziyi anlatýyor mu acaba? La’dan Re’ye taþýyorsun bir þey söylüyorsun; La’dan Mi’ye taþýyorsun baþka bir þey söylüyorsun, anlatabildim mi? Diyelim Kürdi makamda bir þey çalýyorsun, Sol üzerine taþýdýðýn zaman adýný baþka bir þey söylüyorsun, böyle garip garip þeyler var. Eleþtirme açýsýndan söylemiyorum. Niye yapmýþlar zamanýnda? Ama þimdi bize zorluk çýkarýyor.

Tanýmadýklarý için de baðlama ile ilgili doðru yazamýyorla, çünkü baðlamanýn prosedürünü bilmiyorlar. Hangi ses nerede, nasýl rahat çýkar, bilemiyor. Nasýl yazarsam, hangi tarz üzerine oturtturursam, icracý bunu doðru çalar, bilmiyor. Bir melodi yazýyor, bakýyorsunuz baðlamaya uygun bir melodi deðil. Ya yaylý ya da nefesli sazlar için yazýlmasý gereken bir melodiyi getirip baðlamaya yazýyor.

Geliþme Adýna Yozlaþma Var Türkiye’de Bu halk müziðinde baþka bir keþmekeþ yaratmýyor mu? Bu da yozlaþmaya neden olmuyor mu?

G

eliþme adýna yozlaþma var Türkiye’de. Hepiniz dinliyorsunuz kasetleri, CD’leri. Yaylýlarýn yapacaðý þeyleri baðlama ile yapýyorlar. Bizim çocuklar da böyle garip uçuþlar içerisinde, uçmuþlar. Baðlamayý süratli çalmak baþka þey, baðlamayý iyi çalmak baþka þey. Ama baðlamayý baðlama gibi çalmak, en doðru olan o. Baðlamayý baðlama gibi çalacaksýn. Baðlamayý baðlama gibi çalarKlasik Türk müziðinden, sanat müziðinden hareket ederek, halk ken, hýzlý çal, duygusal çal, iyi ses çýkar, bunlara hiç itiraz etmem. Ama müziðini formüle edemiyoruz, diyebilir miyiz? baðlamayý keman grubu gibi düþünerek, baðlamalarla baþka bir þey çalmaya kalkarsan, bu doðru deðil. Çünkü baðlamayý riske sokarsýn.. Baðem edemeyiz, hem de, diyelim formüle ettik, oraya uyum saðladýk; lamanýn týnýsý bozulur, sevimliliði gider. bu sefer de dünya müziðine adapte Baðlamayý uluslararasý arenaya taþýmak olamýyorsun. Ýyi bilinen ‘Beþli Aralýk’a isterken, baþkalarý bize bakýp bundan bir þey bakalým. Beþli aralýkda Fa sesi ile Si Bemol Türkiye’deki folklor, kültür içinden olmaz diyecek. Böyle bir noktaya götürüyor. sesi ayný perdeye geliyor. Eðer biz, klasik Alevi edebiyatýný ve müziðini Yozlaþma noktasý orasý. Türk müziðini mantýðýna göre hareket ederçekip aldýðýmýz zaman, Biz bunu durdurma adýna ne yapýyoruz? sek, bu iki sesi ayný perdede çalamayýz, belki biter sözü doðru deðil ama, Diyoruz ki, bakýn, baðlama böyle bir enstrüçünkü birbirinden bir koma farklýlýk yaratabüyük bir zayiata uðrar mandýr, açlýmý da budur, yapýlabilecekleri de cak orada. Bazýlarýna göre Si Bemol beþ bunlardýr. Yapýlmasý gerekenler ve yapýladiye düþünüyorum koma olmasý gerekirken, yani La ile Si bilecekler ile normali bu, baðlama budur. Bemol arasýnda beþ koma aralýk gerekirken , Ayrýca zorladýðýn zaman neler çýkabilir, daha Mi ile Fa arasý dört komalýk bir aralýktýr, neler yapabilirsiniz, bunu da açýyoruz. Ama her alatin müzikal duygusu dolayýsý ile bir koma fark var. O zaman ben baðlamanýn üzerinde binvardýr. Siz alete o müzikal duygusunu vermedikten sonra, isterseniz uçun lerce perde görmek zorunda kalacaðým. Bir yaný bu, diðer yaný bütün bir þey deðiþmiyor. Baðlamada da o müzikal duygusallýðý ortaya koyabunlarý düþündüðünüz noktada, dünya müziði ile entegre olmanýzýn bilmenin yolu, baðlamayý aslýna uygun þekilde, kendi kapasitesine uygun olanaðý yok. þekilde çalmak. Ama çalýþmamýzýn sonunda þu sonuç çýktý, gördük ki; her sesi Belki bu çalýþmalar sonuçta doðru müzik yazýmýna doðru götürecek ortadan ikiye böldüðünüz zaman olayý çözüyor. Çünkü baðlama düzeni ve yozluðun önüne o noktada geçilecek. Bu kitabýn böyle de bir faydasý ancak öyle çalýnabiliyor. Bozuk düzende de ayný þey var. Bozuk düzenolacak diye düþünüyorum. de, diyelim alt teli La, üst teli Sol yaptýðýnýz noktada, sen nereye taþýrsan taþý, aralarýnda bir ses, bir koma var. Ama komalarý düþündüðün noktaya Müzikte yozlaþmadan söz ettik. Arabeskten, fantezi müzikten etkitaþýdýðýn zaman, üst ile alt telin geldiði perdeler, bastýðýn perdeler lenme oluyor. Ama bunlar saman alevi gibi parlýyor ve sönüyor. deðiþik olmak zorunda. Birisini bir koma yukarý, birisini bir koma aþaðý Öte yandan halk müziði deyince bir de sözler var. Pir Þultan’ýn taþýyacaksýn. Yani bir sýkýntý var orada. Tabii bunlarý biz müzik adamlarý sözü beþ yüzyýl taþýnabiliyor. Âþýk Veysel belki daha yüzlerce yýl ile bilimsel olarak tartýþtýðýmýz zaman bir yere varýrýz ama, kamuoyu gidecek. Günümüz þiirleri geleceðe eriþebilecek mi? önüne çýkýp tartýþamýyoruz. Kamuoyuna bunu açýklamamýzýn olanaðý yok. Bu sýkýntýlar var. Bu sýkýntýlarý aþmak için, tabii ki zaman ve emek afan estiði gibi roman yazamazsýn. Geleneksel bir roman yazma vereceksiniz, kolay deðil bunlar. kurallarý vardýr. Her ne kadar özgür yazýyorsan da, bir yazým kuralý

H

K

Görünüyor ki, bu metot çalýþmasý zaman karmaþayý ortadan kaldýracak. Beste yapanlara, halk müziði formatýnýn, nota dizininin; bunlarýn ritim, tezene ve tavýrla birlikteliði için bilimsel bir kýlavuz olacak.

B

ir aranjörü düþünün. Aranjör kemancý deðildir, gitarcý deðildir, obuacý deðildir, saksofoncu deðildir, aranjör çok genel bakar olaya. Bu genel bakýþta ne yapar? Bu saydýðým enstrümanlar bilimsel açýdan metotlaþmýþtýr, oluþmuþtur, hepsi bellidir, adam onu önüne almýþtýr. Bestesini yaparken, o bilgilerine dayanarak enstrümanlara partisyon yazar. Ýcracýlar da ona göre çalar. Ama aranjör baðlamayý tanýmýyor.

Aðustos 2004

vardýr; virgülü koyacaksýn, noktayý koyacaksýn, soru iþaretini koyacaksýn. Yani bir kurallar manzumesi vardýr. Müziðin üzerine döþenmiþ olan söz de edebiyatýn þiir bölümü. Þiir, konuþma üslubundan, cümlelerinden, dilinden farklýlýklar taþýr. Þiirin böyle bir özelliði vardýr. Herkese anlasýn diye, günlük konuþma dilinde þiir yazarsan, bence o þiir olmaz. Türkiye’de böyle bir kaos yaþanýyor bence. Türkiye’deki edebiyatçýlar, sairler, yazarlar, çizerler, sizler yani, iþin bu noktasýnda müdahale etmeniz gerektiðine inanýyorum. Yozlaþma sadece müzik de deðil ki. Sözler de yozlaþýyorsa, Arif Sað’ýn iþi deðil ki bu. Bu edebiyatçýlarýn iþi, yazarlarýn iþi, yani adres ben deðilim o noktada. Sen niye beni adres gösteriyorsun?

23


vardýr. Alevi müziði içerisinde, sevda türküleri, gurbet türküleri hepsi Türkiye’de, dünyanýn diðer ülkelerindeki gibi sözsüz müzik vardýr. Genel yapýyla baktýðýn zaman, ödünsüz geliþmiþ müzik türleridir. geleneðimiz de yok. Sözsüz müzik dinlenmiyor, alýþmamýþ insanlarýmýz. Hesabý yok, kitabý yok, kaç kuruþ kazanacaðým yok, okursam beni Bunu da saygýyla karþýlamak lazým. Bizde müzik dediðiniz zaman, alkýþlayacaklar yok, öyle derdi yok. Diðer müzik türlerinin hepsinde bu üzerinde sözleri olan beste gerek. Dolayýsý ile müzik adamlarýnýn hesap var. muhabbetinin içerisine söz de giriyor, benim girdiðim gibi. O açýdan bugün Alevi müziði, gelmesi gereken yere gelmiþtir. Edebiyatçý olmadýðým halde, edebiyatçýlarýn iþine müdahale etmiþ Kimileri Alevi müziði diyor, hýzlý atýlým yaptý, yok onlara katýlmýyorum. gibi bir vaziyet alýyorum. Zaman zaman sýkýlýyorum da, çünkü saygýlý Alevi müziði gelmesi gereken yere getirilmemiþtir yakýn çaða kadar. olmam gerektiðine inanýyorum. Edebiyatçýlarýn iþine karýþmýþ gibi bir Bence yakýn gelecekte daha da önemli yerlere durum oluyor. Beni baðýþlasýn edebiyatçý arkagelecektir. Alevi müziðinin iki temel noktasý var: daþlarýmýz, dostlarýmýz ama, onlar da hiç ses Alevi kültürünün iki temelinin Birisi müzik, diðeri edebiyat. Alevi müziðini çýkarmýyorlar. Bu þiirler, müzikler, Türkiye’de birisi müzik, diðeri edebiyat. oluþturan bu edebiyat bölümünde de dikkat ederyapýlan bir dolu þeyleryd otokontrol denilen þey seniz, çok evrensel bir bakýþ açýsý vardýr. Yani yok. Her þey yasalarla halledilemez. Müzik de Edebiyat bölümünde evrensel bireyci deðildir, toplumsaldýr. Sadece kendi öyle. Bir müzisyen önce müzik ahlakýný öðrenbir bakýþ açýsý vardýr. sorununu anlatmaz. Benim aþkým, benim çilem, melidir, yani sadece müziði öðrenmekle olmuyMüzikte de bu böyledir. benim fukaralýðým yoktur, böyle bir anlayýþ yokor. tur. Biz varýz orada hepsi var, insanlar var, kitle Sen gazeteci olarak, kalemi eline aldýðýn var öyle deðil mi, orada güruh var, zulmedilenler var, haklarý yenilenler noktada bir ülkenin kaderi ile oynuyorsun. Sen meslek ahlakýný benimvar. Þiir içinde hep bu temalar iþlenmiþtir. Dolayýsý ile bir evrensel dil semiþsen, senin kaleminden zarar gelmez. Ama o ahlaký benimsemekullanýlmýþtýr. miþsen, senin kaleminden kan akar. Ülkemizde bunlar var; yapýlýyor. O Müzikte de bu böyledir. Müziðin çalýnýþ yapýsýna baktýðýmýz zaman, açýdan buradaki genel bakýþým þudur -sadece müzik acýsýndan bakmýyobaðlamadaki semahlarý, teknik olarak irdelediðimiz zaman, hepsi çaðdaþ rum- her konuda iþin mesleki ahlakýný çok güçlendirmeliyiz diye düþüeserler olarak duruyor karþýmýzda. Ama bugüne kadar dikkat çekmemiþ. nüyorum Türkiye’de. Bakýn Türkiye’nin en ünlü popçularý bile, programýna türkü almaya yeltenirse, ya Âþýk Daimi’den ya Veysel’den ya Pir Þultan’dan bir þey okuAlevi Müziði Kendini Bugünlere mak lazým diyor. Bu da þunu gösteriyor ki; Amerika’daki caz müziðinÖdünsüz Taþýmýþ den verdiðim örnek gibi Türkiye’de de halk müziði giderek yerini alacak ve Amerika’dakine eþ konuma gelecek. Alevi-Bektaþi müziðinin folklorumuzdaki, halk kültüründeki yeri Tabii folklorun diðer boyutlarý da var. Orada da doðru þeyler yapýlnedir? Yýllardýr horlandý, küçümsendi bu müzik tarzý ama, bugün mýþtýr. Aðýt edebiyatýnýn büyük bir bölümün Alevi edebiyatý ile iç içedir. bakýyoruz ki kabul gören bir müzik haline geldi. Halimeyi samanlýkta bastýlar diye türkü yakmaz Alevi ozaný. Veya bir Alevi sanatçý böyle bir türkü okumaz. Ben öyle bir türküyü okumam, o ýllarca Amerika’ya, Afrika’dan götürülen zenciler, pamuk tariçerikte bir þeyi okumam. Ama ben bir zeybeði okurum, o da türküdür. lalarýnda, bahçelerde, ahýrlarda koyun gibi kullanýldý, satýlýr-alýnýr Ýlla Alevi müziði olmasý gerekmiyor, ama adam gibi bir içerik, adam gibi meta durumuna dönüþtürülerek yýllarca kullanýldý. Ama bu yýllarýn, o bir bakýþ varsa, ben bir gurbet havasýný, uzun havayý, Karadeniz türkütarlalarda ninniler, aðýtlar bugün Amerikan müziðinin en üstünde duran, sünü, Trakya türküsünü okurum. caz ve bluz müziðini oluþturdu. Zenciler çok hakarete uðramýþtýr, hakir Türkiye’deki folklor, kültür içinden Alevi edebiyatýný ve müziðini görülmüþtür. Ninnileri de, aðýtlarý da hakir görülmüþtür, ama zaman çekip aldýðýmýz zaman, belki biter sözü doðru deðil ama, büyük bir zayigetirmiþtir, zencilerin o müziðini bugün, Amerika’da dinlenen müziðin ata uðrar diye düþünüyorum. en üstüne oturtmuþtur. Her þey tartýþýlýr dünyada ama caz müziði tartýþýlmaz, öyle deðil mi?. Bluz müziðini getirmiþ oraya oturtmuþ, hatta klasik Alevi Deyiþlerinin Hepsi Cemde Söylenir müziði giderek cazýn içinde görmeye baþlýyorsun. Caz tek baþýna görüDiye Bir Kural Yok nen bir müzik türü iken, bir bakýyorum senfoni içerisine sokulmaya baþlanmýþ. Ayný þeyi Türkiye’ye dönüþtürdüðün zaman karþýmýza inanç boyutu Özellikle son yýllarda geliþen bir eleþtiri var. “Alevi müziði her ile hakir görülmüþ, hakarete uðramýþ, hatta sýnýflandýrmanýn içerisine yerde söylenmeye baþlandý. Deyiþ ve semahlar barlarda, düðünbile konulmamýþ bir topluluk var: Aleviler. Alevilere insan olarak saygý lerde okunuyor. Alevi müziði de yozlaþmala” kaygýsý var. Bu duymadýklarý için, inanç boyutuna saygý duymadýklarý için, müziðine de konuda ne diyorsunuz? saygý duymamýþlar. Caz ve bluz müziði ile ilgili söylediðim þey bugün Türkiye’de geçerlidir. Müzik yapýyorum diyen adam, eðer oradaki Alevi levi deyiþlerinin hepsi cemde söylenir diye bir kural yok. Cemde müziðini görmezlikten gelirse müzik yapmýþ olmaz. söylenen deyiþler belirlenmiþtir, duazlardýr, semahlardýr. Tabii ki Aleviliði reddeden bir sürü insan, Alevi müziði dinlerken büyük çok derinlemesine baktýðýnda bunlarý baþka yere taþýmak, yozlaþtýrmak keyif alýyor, çünkü Alevi müziðinin özelliði þu; Alevi müziði kendini doðru deðil. Ama bunu yasak koyarak frenlemeye çalýþmak da doðru ödünsüz bugünlere taþýmýþ. Alevi müziði kendini taþýrken rant hesabý deðil. Bu tutum da baþka zararlar getirir. Düþünün, kasette duvazimam yaparak taþýmamýþ. 600 yýllýk Anadolu’yu düþün, Osmanlý sarayýndaki okumuþum. Ama kasete koymuþ olduðum duazimamý sana okutturmabütün bestecilerin yaptýðý müzik, her besteyi, padiþahtan kaç tane daha mak lazým. Bu mantýk bunu getirir arkasýndan. O zaman kasetlere duazfazla altýn koparýrýz mantýðý üzerine oturtmuþ. Onun için rant var, imam okunmasýn. Semah okunmasýn, çünkü kaseti cem olmayan yerde, yapacaðý her melodide, her bestede rant hesaplamýþ. Ama Alevi müziðiarabada dinleyeceksin. Cem yok, ibadet esnasýnda deðil, normal zamanni oluþturan ozanlarýn aklýndan rant geçmemiþ. da. Þimdi Arif Sað’ýn su kasetini dinlemek için gereken zamaný nasýl bir Tam tersi kendisi rant olmuþ, kullanýlmýþ, eziyet edilmiþ, saldýrýlmýþ. belirleyeceksin? Düðünde de çalýnabilir o kaset, öyle deðil mi? Bir alanda da çalýnabilir, bir lokantada da çalýnabilir, herhangi bir yerde de çalýBütün duygularýn, direniþin, gerçeðin müziðini ürettiði için müzikal nabilir, içkili bir yerde de çalýnabilir, çalýnýr. Burada bence bir tehlike ahlak ve içerik zenginliði vardýr Alevi müziðinde. Sadece din boyutunvar. da, sadece ibadet boyutuyla götürdüðü için deðil. Ama aþk türküleri de

Y

A

24

Sayý 1


Bence bu rahatlama sürecinin getirmiþ olduðu bir olaydýr bence. Bu kadar uzun yýllar yasaklanmasý, TRT’nin yasaklamasý, Alevi müziðinin üzerinde baskýlar… Deyiþlerin bugün rahatça okunmasý, Alevi örgütlülüðünün kendi çabasý ile, bir sürü baþka þey ile birlikte geliþti. Ýnatlaþma, her yerde okurum semahlarýmý, deyiþlerimi gibi bir direniþten belki de bu gidiþ. Bence bu da kendiliðinden durgunlaþýr. Yasakçý bir zihniyetle bakarsak olaya, olayý rayýndan çýkarýrýz gibi bir korkum var. Barda söylenmesini yasakladýðýnýz zaman, düðünde de söylenmez. Düðünde yasakladýðýnýzda, konserde de söylenmez, konser de cem deðil. O zaman Alevi deyiþlerini ceme hapsedersiniz. Açýlýmý kapatýrsýnýz. Ben aksini düþünüyorum. Ben bu deyiþlerin ibadet maksadýyla da söylenmesinde, toplumun diðer katmanlarýna ulaþabilmesi için aleni söylenmesinde de yarar vardýr düþüncesindeyim.

T

ürkiye’de medya çok enteresan. Sanatçýlara diyor ki, siz kendi kameramanýnýzý, kendi gazetecinizi yanýnýzda taþýyacaksýnýz. Yaptýðýnýz iþleri de o bize haber olarak gönderecek. Böyle bir kolaycýlýðýn içine girmiþlar. Türkiye’deki ünlü sanatçýlar bir yere gidiyorlar, yanýnda bir kameraman ordusu da gidiyor, koruma ordusu da gidiyor. Orada kendine göre haber üretiyor. Sanatçýnýn orada yaptýðý iþ hep olumlu, çünkü ölçütlerini de kendileri yapýyor. Bu durum, magazin basýnýna yansýyacak olaylarý teþvik ediyor. Bu alýþkanlýk olmuþ. Ben, Avrupa’ya gidip konser verirken, sanat çalýþmalarý yaparken arkamýzda korumalarý, gazetecileri, kameramanlarý taþýyacak durumumuz yok. Bunu çok ahlaklý da bulmuyorum. Ben haber merkezi deðilim ki! Ben habersem, sen medyasýn, benim haber olmamý sen saðlýyorsun., Ben deli miyim, çýkýp ortaya kendimi haber yapayým. Ama medyanýn veya belli sanatçýlarýn yarattýðý bu sistemi Türkiye Þöyle bir þey sonuç çýkar mý sözlerinizdin? Bin yýldýr gelmiþ bu yutmuþ. Haber peþinde koþmaya gerek yok, haber kendiliðinde geliyor. kültür, bin yýldýr yozlaþmamýþ, bu saatten sonra yozlaþtýrmaya da Dünyanýn her yerinde magazin haberleri var. Bu tamam, ama sanat sadekimsenin gücü yetmez. ce magazinle anlatýlmaz, sanatýn anlatýldýðý baþka þeyler de var. (Söyleþi sýrasýnda odaya giren Erdal Erzincan’a dönerek-AK) Erdal iki gün önce etmez derken, eserin kendi müsaade etmez yozlaþmaya. Ama gitti, Viyana’da senfoniyle konser verdi, geldi. Kimsenin haberi var mý? yasakçý zihniyet, olayý baþka yere götürür. Yok. Erdal’ýn yaþýnda baþka bir herif gitseydi, Yine kapalý kutumuza döneriz, yine kalýplý ama orasýný-burasýný açsaydý bilmem nerede, bunu kapalý bir toplum oluruz. Biz 800 yýl bundan Sorun küreselleþme adýna her taraf yayýnlardý. Erdal kara bir çocuk, býyýkrahatsýz olmadýk mý? Peki rahatsýz olduðumuz asimile olmak deðil, lar, iþte olay bu. þeyi tekrar arzu etmek çok akýllý duruyor mu? Onun için biz iþin bu tarafýna hiç bakmýyküreselleþme içinde kültürümüzü Çok akýllýca durmuyor bence. oruz. Medya beni yazmýþ, çizmiþ, bakmýþ, etmiþ evrensel kültürün içerisinde Alevi kültürünü yaymamýza, tanýtmamýza hiç umurumda deðil. Ben kendi yaptýklarýmla, kapýlarý kapatýrsýnýz böyle bir sýkýntý doðar. O yaþatmak bence. ne yapabiliyorsam, onu görüyorum, onu izliyozaman Alevi deyiþlerini CD’lere, kasetlere okurum ve çocuklarýmýza da onu söylüyorum. Bunmak doðru deðil. Bu mantýk onu da getiriyor larý ciddiye almayýn, çünkü bunlar gelip geçicidir. Yarýn sanat yine magarkasýnda, çünkü onu nerede dinleyeceði belli deðil dinleyicinin. Ýnsan azinin üstüne çýkacaktýr. Sanat sanattýr, sanatý hiçbir þey yok edemez. evinde oturup içerken de CD dinleyebilir, ne farký var ki? Tartýþmamýz Onun için rahatsýzlýk yaþarýz. Bunlar da aþýlýr. Bunlar aþýlmasa idi, gereken þu: Barda okuyan arkadaþlarýmýzýn bu parçalarý bozarak okumaelli senelik ben Arif Sað oturup bu ahkamlarý kesmezdim. Elli senedir malarýný saðlamak. Adam gibi okursa bir sýkýntý çýkmaz. önümüzü kesmek için neler yaptýlar, ama bitiremiyorlar. Artýk bu saatten sonra Arif Sað’ýn olmasý da pek önemli rol oynamýyor. Gençlik inanmýþ O zaman, bugünkü kaygý icra noktasýnda çýkýyor ortaya. bu iþe. Yani baþarýlmýþ, olay bir noktaya gelmiþ… Böyle de bir durum vet. Semah ekipleri var, kusura bakmasýnlar, bunlarýn çoðu benim var þu anda. Bu durumdan ben rahatsýz da deðilim. dostlarým, Alevi örgütlerinin içerisindeler. Karacaahmet, Þahkulu, Hocam, yaptýðýn çok kültürlü çalýþmalardan da bahseder misin? bir sürü kuruluþta vardýr. Þimdi eleþtiriyoruz, acaba bu semahlarý çalýp, söyleryenler doðru elemanlar mý? Yani semahlarý iyi baðlama çalan, iyi öln Flarmoni ile verilen konser bence müziðimizin dünya müziði ile deyiþ söyleyen adama mý çaldýrýp, söyletiyorlar? Orada da bir sýkýntý yok tanýþmasý. Bence ilk. Ondan önce þunlar, bunlar yapýlmýþtýr, denemu? meler olmuþtur. Ama, bu denli üst düzey Avrupalýlarýn gelip, müziðimizi Oralarda da sýkýntýlar var. Müzikal anlamda doðru gelmeyen insano þekliyle izlemesi bence ilktir. Bu çalýþmanýn devamý da oldu. Fransa’da lara, çocuklara çaldýrtýyorlar. Zaman zaman rahatsýzlýk veren ölçüde da konser verildi. Cemal Reþit Rey’de de verildi o konser, Rumeli Hisaakortsuz, kötü, dengesiz çalmalar oluyor. Bunlar da zarar vermiyor mu? rý’nda üç gün verildi. Yani bir süreç olarak devam etti. Bunlar da, en az bardaki yozlaþma kadar, yozlaþmadýr. Daha sonra dünya müziði ile küçük çapta karþý karþýya geliþleri de Baþka bir þey söyleyeyim size; semah ekipleri konserlerde, gösterildenedik. Mesela Tomatito ile Gerar du Niyas ile Lübnanlý udcu Marsel erde çýkýp semah dönmüyorlar mý? Falan yerdeki konserde semah dönile de böyle denemeler yaptýk. Ve bu denemeler ciddi bir þekilde izlendi. mekle, barda semah dönmenin ne farký var? Bu Alevilerin ibadet müzMesela Gerar du Niyas ile birlikte Ýþ Sanat’ta konser verdik, bayaðý üst iðidir, sadece cemde çalýnýr, söylenir mantýðýyla gidersek, bunu da düzey bir seyirci gelmiþti. Ben ilk defa Türkiye’de genel müdürlerin tartýþýrýz. Ýçki varsa çalýnmasýn, içki yoksa çalýnsýn gibi bir mantýk çýkar cebinden mendil çýkarýp aðladýðýný gördüm o konserde. Demek ki, bir iþi ortaya; olmaz yani. doðru yaparsanýz, geliyor bir yerde, yerine oturuyor. Þunu söylemek istiyorum; az önce meslek ahlakýna deðindim. Yine geliyor iþ, meslek ahlakýna dayanýyor. Barlarda çalýp söyleyen arkadaþDünyada sýnýrlarýn zorlandýðý bir süreç yaþanýyor, internet gibi larýmýz, o ahlak içerisinde yapmýþ olsalar, bu tartýþmalar çýkmayacak. geliþen teknoloji ile dünya küçülüyor. Bu size nasýl yansýyor? Gecenin saat biri, ikisi, insanlar sarhoþsa, o zaman semah çalmanýn anlamý yok, çalmamalýdýrlar. üçülüyor ama tek mutfaða dönüþmüyor. Dönüþmemesi lazým. Tek dile dönüþmüyor. Tek insan, tek insan rengine, tek kültüre dönüþKöln Flarmoni orkestrasýyla, ünlü gitarist Tomatito ve Gerardo müyor. Bu baþka bir þey, bunlarýn bir arada yaþadýðý bir küreselleþme. Niez ile konser verdin baþka ülkelerde. Halk müziðini, dünya Yani sorun bu süreçte küreselleþme adýna asimile olmak deðil, küreselmüziði ile birleþtiren çalýþmalar yaptýn. Ama bunlar medyada yer leþme içinde kültürümüzü evrensel kültürün içerisinde yaþatmak sorunu almadý, bilinmedi. Bunlarý anlatýr mýsýnýz? bence. Burada da sanatçýlara, yazarlara, aydýnlara, entelektüellere, adam gibi düþünenlere çok görev düþüyor, diye düþünüyorum. “

Y

E

K

K

Aðustos 2004

25


Þiddetin ve Mutluluðun Uzun Evrimi: Kurban Hasan Harmanýcý

K

utsala ait belgeleri inananlarýn zihnindeki oluþ biçimiyle görmek gerekir. Ýnananýn ifade biçimi Tanrý’yý, ayini ve kozmogoniyi anlamamýz için yeterli bir düzlemdir. Teologlar için kutsal olan her þeyin bir tezahürü vardýr. Toplumlarýn kutsalý kendi ekonomik, sosyal, ruhsal ve coðrafik bütünlüðü içinde olduðu gibi deðerlendirilmelidir. Kültürel yaþamýn en arkaik dönemlerden baþlayarak insan yaþamýný besleyen ve yaþama ait sorularýna yanýt veren inançlar tümüyle doðuþ ve ilk anlamýndan farklý deðerlendirilemez. Dinsel hayat ne kadar geliþir ve evrensel bilgi ve kutsallýklarla ne kadar örtüþürse örtüþsün yaþamýmýzý saðlayan emekten, çoðalmamýzý saðlayan cinsellikten, doðadan saðladýðýmýz beslenmeden baðýmsýzlaþtýrýlamaz. Ýnançsal formlardaki derin anlamlýlýk sürekli þekil deðiþtiriyor olmasýna karþýn ayinsel içeriði çoðun -eðer köken yitirilmemiþse- ilk anlama hizmet etmeye devam eder. Kurban sunma törenleri de bu durumu içeren bir zaman dizimine sahiptir. Kurban’ý açýklamak noktasýnda teoloji, antropoloji ve etnoloji gibi bilim dallarýnda ciddi aþamalar kaydedilmiþtir. Kurbanla ilgili kültürel algýlamayý “insanlýk tarihi kadar eski olan ve insan düþüncesinin bir ürünü olarak karþýmýza çýkan doðaüstü tasarýmlar için çeþitli amaçlarla kan akýtma ritüelleri olarak adlandýrabileceðimiz kurban olgusunun, genelde din dýþý bir yaklaþýmla”i kökeni ortaya konulmalýdýr. Bu tez aslýnda kurban kavramýnýn sadece dinsel boyutu ile ilgi görmediðinin doðrulanmasýdýr. Toplumlarýn çoðunda olduðu gibi bizde de katý bir yaptýrým gücüne sahip olan dinsel normlarýn, kurban kavramýný kendi dýþýnda tartýþtýrmamasýna karþýn bilimsel bir altyapýnýn son zamanlarda oluþtuðu anlaþýlmaktadýr. Türkiye’de bu yönde çalýþmalarýn belli bir noktadan sonra tartýþýlmamasý kavramýn olabildiðince “kutsal” ve dinsel boyutta kalmasý amaçlýdýr. Kurban, kutsal ve þiddet iliþkisinin aktarýlmasý sanki bir þeyleri parçalayacak veya yeniden yorumlanmasýný gerektirecekmiþ gerekçesiyle çokta girilmeyen bir alandýr. Bilim dünyasýnda bu alandaki ilk yazýlý görüþün Platon’a ait olduðunu düþündüðümüzde tartýþmada ne kadar geriye düþtüðümüz anlaþýlýr. Platon’a göre kurban; “Tanrýlara sunulan hediyedir.” Kurban kavramýyla bilim dünyasýnda ilgilenen ilk antropolog ise E.B. Tylor’dur. Tylor’a göre “kurban, doðaüstünün lütfunu güvence altýna almak ve onun düþmanlýðýný en aza indirmek için, doðaüstüne sunulan özgün hediyedir.”

Kurban Kuramý Kurban kavramýna psikanalitik temelden bakanlar ise “insanlýðýn belki de ilk bayramý olan totem þöleni, bu cinayetin toplumsal örgüt, ahlak kurallarý, din gibi birçok þeyleri baþlatan bu unutulmaz olayýn tekrarlanmasý ve anýlmasý olmuþtur”, biçiminde yorumluyorlar.ii M. Eliade ise dini ve dindýþý kutsal olaný içeren kavramlarý incelediði çalýþmasýnda kurban kavramýna da yer vererek, “insan bu kanlý kurban ediþi, bazen insan da öldürerek, bir köy, tapýnak veya sadece bir ev kuracaðýnda tekrarlamaktadýr” ve ekliyor: “Burada vurgulanmasý gereken, dindar insanýn deliliðe, aþaðýlýk olana ve cinayete yaklaþan eylemlere sürüklendiði ve buna inandýðýdýr.”iii Ayrýca Eliade din, kutsal, mitoloji, yaratýlýþ, ve kurban gibi kavramlar üzerine yaptýðý çalýþmalarý konuyu daha geniþ bin antropolojik ve etnolojik altyapý ile güçlendiriyor.

Kurban üzerine çalýþmalar konusunda son dönemlerde yeterli araþtýrmanýn oluþmasýyla birlikte kuramsal çerçevesi de çizilmektedir. Antropolog M. Haris, kuramsal çalýþmalarý son dönemlerde öne çýkan bir araþtýrmacýdýr. Harris’in kurban kuramýna göre: “Ekolojik ve ekonomik maliyet ve kazançlar ile dinsel inanç ve uygulamalarý belirleyen koþullar arasýnda her zaman bir geri besleme (feedback) bulunduðunu kabul ediyorum. Bir yandan hayvansal proteinlerin tükenmesi ile öte yandan insan kurban edilmesi ve yamyamlýk, dinsel daðýtým þölenlerinin geliþmesi ve bazý hayvanlarýn etinin yasaklanmasý arasýndaki baðlantý maddi maliyetlerin ve kazançlarýn ruhsal inançlar üzerindeki kuþku götürmez nedensel önceliði ispatlanmaktadýr”iv Trobriand Adasý’nda yaþayan yerli halk üzerinde yaptýðý etnolojik çalýþmalarýyla tanýnan B. Malinowski, “hasat þenlikleri, totem toplantýlarý, ilk ürüne ve törensel yiyecek sergilerine kurban verme gibi diðer kültlerde de dinin yine bolluðu ve güvenliði kutsadýðýný veya iyicil doðaüstü güçlere saygý gösterilmesini talep ettiðini görüyoruz”v diyerek Harris’in kuramsal çalýþmalarýný destekliyor.

Kurban’ýn Gerekçesi Din kurban iliþkisini inceleyen Erginer, “dinsel davranýþ biçimleri, bu tür doðaüstü güçlerin þu ya da bu biçimde yardýmýný saðlamaya; onlarla iliþki kurmaya; üründen paylarýný vermeye; sayýlýp sevildiklerini göstermeye; her þeye yetkin olduklarýný vurgulayýp onlarý yüceltmeye yönelik” doðaüstü ile bað kurma yollarýný altý baþlýk altýnda topluyor. Kurban (hediye verme) eylemini de bu baðlardan biri olarak sayýyor. G. Childe þu görüþe ulaþýyor: “Son buzul devrinin bitiminde, tundra bölgesi kuzeye kayarken, rengeyikleri de kuzeye göç ettiler ve insanlar onlarýn arkalarýna takýldýlar…Bu avcýlar yüzlerce rengeyiðini öldürmeyi baþardýlar. Fakat her yýl öldürdükleri rengeyiðini yemediler. Öldürdükleri bu ilk hayvanýn cesedine bir taþ baðlayarak, onu sürünün ruhuna ya da o topraklarýn koruyucu cinine bir kurban olarak göle attýlar. Eðer bu yorum doðru ise bu kaba vahþiler, kurban fikrine ve kurban fikri ile iliþkili olan öfkelerinin yatýþtýrýlmasý ve kendileriyle barýþýlmasý gereken bazý ruhlarýn bulunduðu düþüncesine, en az 10.000 yýl önce varmýþ olmalýlar”vi Ölümden sonra gökyüzüne ulaþmayý amaç edinen ve tanrýlara yakýn oturmak isteyen toplumlarýn kendilerine insan-üstü bir durum saðlamak için sunduklarý kurbanlar ise öte- dünya kavramý alanýnda yeniden doðuþa inanýlan inançlarda daha çok baþvurulan bir yöntemdir. Kutsal kurbanla özdeþleþmeyi getiren bu tören, kiþinin o anda kutsal davranýþlar da sergilemesini zorunlu kýlar. Bu durum da kutsal metinlerden çeþitli pasajlar okuyarak çözülür. Eliade bunu þöyle açýklýyor: “Hayatýn kutsal bir kökene sahip olduðuna ve insan varoluþunun dinsel olduðu ölçüde, yani hakikate katýldýðý ölçüde tüm bu olabilirlikleri güncelleþtirdiðine inanmaktadýr. Tanrýlar insaný ve dünyayý yaratmýþlar, medenileþtirici kahramanlar Yaradýlýþ’ý tamamlamýþlar ve bütün bu tanrýsal ve yarý-tanrýsal eserlerin tarihi efsanelerde muhafaza edilmiþtir. Ýnsan kutsal tarihi yeniden güncelleþtirirken, tanrýsal tavrý taklit ederken, tanrýlarýn yanýna, yani hakiki ve anlamlýnýn içinde yerleþmekte ve burada tutunmaktadýr.”vii Kutsalýn sadece kurbanla açýklanmamasý; dansýn, çocuk oyunlarýnýn, toplumlarýn mitlerinin kökeninden gelenlerin de dikkate alýnmasý gerekir. Etnologlar “kutsal” olana kendisinden farklý bir anlam veya boyut yüklendiði için kutsallýk kazandýðý kanýsýndadýrlar. Üzerinde veya içinde taþýdýðý güç semboliktir ve kutsallýk kategorisi vardýr. Kutsallýk iki yönlüdür; tapýnýlan ve kaçýnýlmasý gereken özelliklere sahip olunanlar. Kutsal, Vergilius’da da iki anlamlýdýr. “Sacer” sözcüðü hem kutsalýn bildiðimiz anlamýna hem de “lanetli” anlamýna gelir.

26

Sayý 1


Girard, kutsal kurban sunumunu “çoðu kültürde birbirinin tersi olan iki ayrý biçim” olarak görmekte ve “aðýr ihmal dýþýnda geri durulamayacak”, “çok aziz bir þey” olarak deðerlendirmesi yanýnda “yine aðýr rizikolara girilmeden iþlenemeyecek türden bir suç”viii olarak göstermektedir. Modern toplumlarca akýldýþýlýk olarak anlaþýlan “þiddet” ilkel inançta aslýnda kendine gayet iyi nedenler bulmaktadýr. Girard’a göre doyurulmamýþ þiddet her zaman bir yedek kurban yaratmasý ile kendisine çözüm oluþturur. Girard’ýn, insan ve “kutsal kurban” arasýndaki iliþkiyi açýklarken, seçilen hayvan türlerinin nitelikçe “en insani”ler olduðunu tespit etmesi ise kurban-insan-hayvan (evcil) iliþkisini daha da ilginç hale getiriyor.

Ýnsan Kurban Etme Tektanrýlý dinlerde kurban anlatýmlarý Tevrat’ta ve Kuran’da yer alýr. Her iki kitaptaki mitolojik anlatým ve anlam birbirine yakýndýr. Ýncil’de ise kurbanla ilgili bir anlatým bulunmamaktadýr. Kuran’ýn Saffat suresinde, Tevrat’ýn ise Tekvin bölümünde konuya açýklýk getirilir. Her iki kutsal metinde de insan kurban etme olayýnýn ilkseli Ýbrahim Peygamber kaynaklý ve Ortadoðu orijinlidir. Burada ilk erkek çocuklarýn (ilk ürün) kurban edilmesi aþamasý ve ilahi güçlerce durdurulmasý ise dönemin anaerkil’den ataerkil’e geçiþi olarak görülmelidir. Bir baþka öne çýkan boyut da hayvanlarýn evcilleþtirilme ve ilk kurbanýn dönemsel olarak “ilk ürün” hayvana yönlendirilmesidir. Ýncil’de yer almamasýna karþýn Hristiyanlýk’taki “kurban” anlayýþýnýn varlýðýný kilise törenlerinde görmek mümkündür. “Hristiyan komünyonundaki þarap ve ekmeðin daðýtýlmasý törenini yöneten papazýn ekmek için ‘bu Ýsa’nýn eti’, þarap için ‘bu Ýsa’nýn kaný’ benzetmesi Hristiyan toteminin (kökensel olarak) eti ve kanýndan baþka bir þey deðildir”ix Kurban daha çok ikame biçiminde hayvan türlerine dönüþtürülmüþ boyutuyla deðerlendirilmemelidir. Toplumlarýn sorunlarýný çözen ve “kurban bunalýmý” olarak görülen kurban burada insanýn bir þeye karþý kurban edilmesidir. Ýnsan kurbanýyla toplumun huzurunun saðlanacaðý, bunalýmýn sonlandýrýlacaðýna inanýlmaktaydý. Aslýnda bu açýk bir kurban biçiminde sürmese de toplumlar “günah keçisi” olarak her zaman “oybirliðiyle” birini veya birilerini seçerler ve mutlu son (uzlaþma) bu kurbanla gerçekleþir. Hayvan kurban ediliþine en iyi örneklerden birisi de Dionysos törenlerinde yapýlan boða ve keçi kurbanlarýdýr. Þenliklerde Dionysos’un boða þeklinde göründüðüne inanýldýðý için boða canlý haldeyken diþlenerek ve elle parçalanarak kurban gerçekleþtirilmekteydi. Dionyzak, bu törendeki canlý canlý parçalama, tapýnanlarýn Tanrý’nýn etini yiyerek ve kanýný içerek onun gücünü kendi üzerine taþýma amaçlýdýr. Meksika’da gerçekleþtirilen insan kurban etme töreni ise bu noktaya insanýn konulduðunu göstermektedir. Frazer bu töreni þöyle anlatýr: “Putlarýna kurban etmeden önce, adýna kurban edileceði putlarýn adýný veriyorlardý ona ve ayný putu temsil ettiðini söyleyerek putlarýyla ayný þekilde giydirip süslüyorlardý. Putlarýna taptýklarý tarzda tapýyorlar ve saygý gösteriyorlardý ona; bu süre içinde esir yiyor, içiyor, eðleniyordu. Sokaklardan geçtiðinde insanlar ona tapmak için çýkýyorlardý bulunduklarý yerden, her biri ona sadaka veriyor, kutsamasý ve iyileþtirmesi için çocuklarýný ve hastalarýný getiriyordu, dilediði her þeyi yapmasýna izin veriliyordu. Bu þölen bitince ve o þiþmanlayýnca, onu öldürüyorlar, vücudunu açýyorlar ve yiyorlar, onu bir kurban yapýyorlardý kendilerine.”x Bu törene Frazer, Meksikalýlarýn tanrýlarýnýn bedenlenmiþi olarak baktýklarýný (insaný) kurban etmeleridir, diyor. Buraya eklememiz gereken bir nokta da kansýz kurbanlardýr.Kansýz kurbanlar da daha çok, bazý hayvanlarýn doðaya salýverilmesi veya köle olanlara özgürlüklerinin verilmesi olarak gerçekleþiyor. Kurban kuramlarý içinde yeri yok gibi

Aðustos 2004

görünse de ayný noktadan çýktýðýný eklemek gerekir. Toplumlarýn yaþadýklarý belirli bunalýmlar var ki bunlar özellikle kurban gerektiriyor. R. Girard, “topluluðun birliðini tehlikeye düþüren, anlaþmazlýklara ve uyuþmazlýklara dönüþen toplumsal bunalýmlar karþýsýnda ‘deðerli’ ve zorunlu kurban sunumlarý gerçekleþtirilerek”xi toplum düzeninin saðlandýðýna dikkat çekiyor. Kurban geleneðinin yitirilmesinin; kirli þiddet ile arýndýrýcý þiddet arasýndaki farkýn yitirilmesi olarak görülmesi gerektiðini ve bu farkýn yitirilmesi durumunda artýk arýnma olanaðýnýn kalmayacaðýný ve karþýlýklý þiddetin tüm topluma yayýlacaðýný ve bunun da “kurban bunalýmý” anlamýna geleceðini ifade ediyor. Burada önümüze çýkan þey dinsellik çürüyünce, tehdit altýnda kalan, sadece fiziksel güvenlik deðil, kültürel düzenin de tehditle karþý karþýya kaldýðýdýr. Kültürün yaþamasýný saðlayan kurumlarýn canlýlýðýný yitirmesi, toplumun zýrhýnýn incelip çözülmesine, tüm deðerlerin önce yavaþ yavaþ sonra da hýzlý bir biçimde yozlaþarak yok olmasýna neden olduðudur. Görülmesi gereken þey; her kutsal görülen þeyin dinsel bir temelde açýklanmamasýdýr. Kutsalýn, toplumlarýn kendilerini var kýlmalarý veya sorunlarýný aþmak için günlük veya dönemsel “zorunlu” çözümleri kapsadýðýný bilmektir. Kültürel unsurlarý tek noktadan çözmeye çalýþmak veya geçmiþe sünger çekmek yaþadýðýmýz kültür unsurlarýnýn bize sunduðu örüntüleri ciddi anlamlandýrmamayý getirir. Ýnsan bilimleri artýk her topluma ait kültür unsurlarýný kutsal metinleri ihmal etmeden mitoloji ve kurban tören anlarýnda gerçekleþtirilen ritüellerin özgün haliyle çözülmesini önermektedir. Çünkü efsaneler de, kutsal metinler de bir anlamda toplumsal zihnin dilidir. Bu dil ayný zamanda insanýn kendi özgünlüðünün bilincine varma sürecidir. Simgeler, törenler ve kalýntýlarý -sözlü ya da yazýlý- insanlýðýn kültür tarihinden baðýmsýz tutulamayacaðýna göre kavramlarý sözlük dilindeki anlamýndan öte yaþayan anlamýyla algýlamamýz gerekir. Yaþadýðýmýz kültür atmosferine bu noktadan bakýnca, kurbanýn uzun evriminin netleþmesi; insanlýðýn kendisini þiddetten kurtaracaðý ya da koruyacaðý ve mutlu yaþamasýný saðlayacaðý araçlarýný çoðaltmasýný getirecektir.

NOTLAR:

i

G. Erginer, Kurban; Kurbanýn Kökenleri ve Anadolu’da Kanlý Kurban Ritüelleri, 1997. ii S. Freud, Totem ve Tabu, 1977. iii M. Eliade, Kutsal ve Dindýþý,1991. iv M. Haris, Yamyamlar ve Krallar: Kültürlerin Kökeni, 1994. v B. Malinowski, Büyü, Bilim ve Din, 1990. vi G. Childe, Tarihte Neler Oldu?,1974. vii M. Eliade, Kutsal ve Dindýþý, 1991. viii R. Gerard, Þiddet ve Kutsal, 2003. ix B. Esinoðlu, Dinlerin Gizemi: Kurban –Yaratýlýþ - Tufan Efsaneleri, 1996. x J.G. Frazer, Altýn Dal: Dinin ve Folklorun Kökleri, Cilt.2, 1992. xi R. Gerard, Þiddet ve Kutsal, 2003

27


Avrasyacý Öðreti ve Dinlere Yüklediði Anlam:

Toplumsal Nirvana Viþne Korkmaz

Yaratýcýmýz izin ver gitmemize, Özgür býrak bizi susamýþlýðýmýzdan, Barýþýn sýrat köprüsünde, Arzuladýðýma geri döndüm tekrar. Lermontov

L

ermontov bu satýrlarý yazdýðýnda, anlatmak istediðinin Avrasyacýlýða ne kadar uygun düþeceðinin belki de farkýnda deðildi. Ýçinde yaþadýðý romantik milliyetçi/devrimci dönemin isyan dolu yakarýþýný yapýyordu aslýnda. Ama þair gibi romantiklerin beslendiði, yurtla özdeþleþmiþ birey idesi; kolektif bilincin açýða çýktýðý topraðý anlatmak için kullanýldýðýndan, kolektif yaratýnýn özü Tanrý ve kolektif yaratýnýn biçimi din; bireysel iradenin özgürlükle kendini sýnayabildiði bir alan olarak ortaya çýkmaktaydý. Üstelik toprak irade ve özgürlüðün sýnýrlarýný da keskin bir biçimde çiziyordu. 1920’lerde siyasal düþüncenin köþelerinden birini tutacak olan Avrasyacýlar1 bu sýnýrlarý doðru tespit etmekte gecikmediler: Bütünü (kolektifi) yaratmak ve ayakta tutmak. Din ve toprak arasýnda bu tür bir iliþki kurulduðunda, çoðulculuktan çok bir sentezin ortaya çýkmasý beklenebilirdi. Yükseklerden topraða bakýp sadece ekili olduðunu görmeye benzerdi bu. Sýnýrlarýn belirginsizleþmesi, Avrasya merkezi gücünün-ki bu madde ve kuvveti fikirsel olarak kurumsallaþtýran devletti- dinsel/dilsel/etnik kimliðinin hem melezleþeceði, hem yayýlacaðý anlamýna geliyordu. Avrasyacýlara göre böyle bir yayýlma ancak batý teolojisinin bir sonucu olabilirdi. Batý þarka doðru ilerledikçe, batýlý entelektüeller bir yandan kiliseler arasý birliði, diðer yandan Hýristiyanlýkla doðu dinlerini, Konfüçyanizmi, Ýslamý, Buddizm-Hinduizmi, Sufizm ve Kabalacýlýðý yakýnlaþtýrmak ve bütünleþtirmekten bahsetmekteydiler. Kendisi de bu þarkiyatçý iklimi soluyan Avrasyacý Trubetzkoy’a göre batýlý bu çaba, Avrasyacý düþünün prensiplerinden biri olan Sobornost’u temsil etmemektedir. Sobornost, Avrasyacýlýkta sadece bütünün (Avrasya kolektifliðinin) yaratýlmasý manasýna gelmez. Aksine, bu yaratma sürecinin Hegel mistisizminde olduðu gibi bireyin devamlý geliþen bilinci sonucunda oluþmadýðýnýn bilinmesi anlamýna gelir. Bütün, ayný coðrafyayý paylaþan; ama sorunlarý paylaþýmdan çok “barýþ” olan2 -büyük ihtimalle batýlýnýn vahþi dediði- insan topluluklarýnýn/halklarýn gereksinimleri sonucu ortaya çýkmýþtýr. Dolayýsýyla halklar bilinç açýsýndan eþit bir öznelliðe sahiptirler. Çoðulculuðun kaynaðý olan farklýlýklarý ise “tutkularýna”, duygularýna, yani mitlerine dayanmaktadýr. Bu noktada dinler önemlidir ve sadece ruhsallýða indirgenemezler; daha çok maddi dünyanýn tutkuyla yeniden üretilmesinin bir yoludurlar. Bu nedenle; topraðý, yani maddi alaný paylaþtýklarý için birbiriyle karþýlaþacak olan doðu/Avrasya dinlerini ruhsal seviyede birbirleriyle uyumsuz görmek, bir doðulu için þaþýrtýcý deðildir. Tanrýsallýðý yeryüzüne kurumsal araçla (devlet-yönetici) taþýyan Doðu Hýristiyanlýðýyla (Ortodoksluk), tanrýsallýðý, tanrý ve þeytanýn bireye kazandýrdýðý yetkede bulan Buddizmi iliþkilendirmeye çalýþmak, mitlerin, tutkularýn eþitliðine karþý çýkmaktýr. Özelikle klasik dönem Avrasyacýlarýn dinleri kullanarak eriþtikleri bu hassas ve kendi içerisinde çeliþkili olabilecek eþitlik anlayýþý, farklý bir yoldan eþitsizliði, yani kolektifliðin sýfatýný besler: Doðululuk. Doðululuk öznelliði yaþama biçimidir. Avrasya dinleri birbiriyle uyum saðlayamasalar da, dini yaþama biçiminde birbirleriyle uyumludurlar. Trubetskoy dinsel bir prensip olarak reddettiði nirvanayý, benliðinden benliði için vazgeçmenin yolu olarak benimser.3 Baþka bir Avrasyacý Suvchinsky için benliðinden vazgeçmenin, kendini feda etmenin toplumsal hayatta tek bir anlamý vardýr: Devrim. Devrim öznelciliðin yani bencil-

28

liðin doruk noktasý olarak trajediden baþka bir þey deðildir.4 Ama bu -baþta bireyin katlanmak zorunda olduðu- trajedi, toplumsal ve ulusal egoizm, toplumlarýn, uluslarýn ve kültürlerin nirvanasýdýr. Avrasyacýlara göre, toplumsallaþan mit, Frobenius’un, dünyayý evi gibi gören batýadamýna karþý sadece maðarasýný (topraðýný, bölgesini, kültürünü örneðin sadece Avrasya’yý) evi olarak gördüðü için kapalý tuttuðu doðu-adamýný maðarasýndan çýkarmanýn bir yoludur.5 Burada din bireysel bilinç için deðil, bireyin siyasal ve toplumsal ihtiyaçlarý için aþkýnlýðýn bir aracý haline gelir. Sonuç olarak hem kolektifin (Avrasya/doðu...), hem öznelin (toplumlar/ulusal kültürler-mitler...) koruyucusu olarak ortaya çýkan dinin, kolektif alanýn politik yanýna destek veren bir unsura dönüþmesi 1990 sonrasý geliþen Avrasyacý hareketi özellikle etkilemiþtir. Alexander Dugin’e göre batý güvenlik araçlarý doðuya “Yeni Dünya Düzeni” çaðrýsý altýnda girerken, Avrasya için “nirvana” devrim olmuyordu ama, “yeni” “Yeni Dünya Düzenini” tanýmlama kararlýlýðý oluyordu. Bu noktada Avrasyacýlar, post-modernliði ya da yeni-yeni dünya düzenini, “yeni dindarlýða” bir geçiþ olarak dillendirmek konusunda birleþtiler. Ancak, amaçlarý bölgesel bir savunma hattý kurmak olduðu için günümüz Avrasyacýlarý, dinlerin öznelliðinden çok, paylaþtýklarý ve mitselleþtirdikleri ortak yaþam biçiminden dem vurmayý tercih ettiler: Yeni dindarlýk hem Dugin, hem Sergei Panarin, hem de Gennady Zyuganov için ilk anda Ortodoksluðu ve Ýslam’ý kapsamaktaydý.6 Bu iki dinin ritüelleri üzerinde yükselen Avrasya medeniyetinden söz ederken Panarin, Asya’daki güçlü ekonomik ve politik merkezlerin ruhsal yönelimlerini, örneðin Buddizmi de Avrasya dinlerinin arasýna katýyor ve Zyuganov gibi “kozmopolit kültür, tüketim toplumu ve bireyciliðe”7 karþý düþünülen bir toplumsal modelin siyasal ve iktisadi savunmasýný Doðuya-Asya’ya yayýyordu. Sonuçta umulan sadece savunmada kalmayacak, “yeni barbarlarýn” rolünü üstlenecek arkaik kültlerin; Ortodoksluk, Ýslam, Buddizm, Hinduizm ve Taoizmin birlikteliðiydi. Yeni-Avrasyacýlar, klasik dönem Avrasyacýlardan farklý olarak dinsel, öznellikle siyasal birliktelik/toplumsal kolektiflik arasýndaki uyumdan çok emin deðildiler. 1920’lerin Avrasyacýlarý gibi savaþ ve devrimle kendini sýnamýþ, nirvanaya ulaþmýþ, dolayýsýyla toplumsal ve siyasal eylemin sonuna gelmiþ bir coðrafyadan bahsetmiyorlardý. Bu nedenle Aleeksev’in söylediði gibi Avrasya dinlerinin ortak pratiðinde yüceltilen “sessizlik” yerine eskatolojik mücadeleyi8 ön plana çýkardýlar. Aslýnda bu þekilde dinsel aracýn siyasallaþma zemini geniþlemiþ ve batý siyasal arenasýnda görülen çalýþmalara (Medeniyetler Çatýþmasý tezi gibi) pareler olarak stratejik bölgeselleþme ile bölgesel ve ekolojik güvenliði kapsar hale gelmiþti. Bu nedenle Dugin’in Katolik kurumsal güç ve Protestan bireyci geliþim olgularýna karþý Ortodoksluðun yanýna, eskatolojik nüve taþýmalarý sebebiyle oturttuðu Ýslam ve Musevilik, coðrafyalarý bakýmýndan özellikle dikkat çekiciydi. Buna raðmen, dinler ve strateji arasýnda uyum kolay deðildi. Örneðin Dugin, Musevilik konusunda RusAvrasyacý geleneðinde var olan kuþkuculuðu, Museviliðin bâtini yorumunu ortodoks yorumundan ayýrarak aþmýþtý. Ona göre, geleneksel Yahudi mistisizmi, Kabalacýlýk, Hasidizm ve Sebatayizm gibi yorumlar, týpký Ýslam’ýn, eskatolojik yönelimi güçlü biçimde barýndýran kollarý, Þiilik, Ýsmaililik, Alevilik, ve “Kaiim” inancýný barýndýran diðer kollarý gibi Avrasya ruhsallýðýnýn parçasýydýlar, çünkü, amaçladýklarý yeni bir düzen deðil, sadece diriliþti.9 Yeni-Avrasyacýlarýn kullandýðý diriliþ imgesi, klasik Avrasyacýlýðýn Sobornost idealine, öznellikle kolektifliði çoðulculuðu destekleyecek þekilde bir arada tutma idealine nispeten, kuramsal olarak daha ham, siyasal strateji açýsýndan daha davetkâr görünmektedir. Çünkü diriliþ, bir noktada “muhafazakâr” özü iþaret etmekte, yani mevcut toplumsal, ruhsal güçlerin siyasal toplumsal amaçlar doðrultusunda yeniden anlam-

Sayý 1


Erdemli Olmak Mümkün mü? Nasuh Barýn

H

landýrýlmasýný içermektedir. Dolayýsýyla kullandýðý dinsel retorik ne kadar yoðun olsa da günümüz Avrasyacýlarý, öznelliðe, örneðin dinlere, klasik Avrasyacýlara göre daha az özgürlük alaný tanýmýþlardýr. Çünkü artýk sadece dini “doðulu” bir biçimde yaþamak önemli deðildir, dinin özü, tutkusu, miti dediðimiz alanýn toplumsal-siyasal alana yansýmasýnýn da doðulu olmasý önemlidir. Bu kurgulayýþ nedeniyle Avrasyacýlar, Avrasya dinleri olarak zikrettikleri dinsel yöneliþleri daha seküler bir alanda, toplumsal siyasal yönelimde eþitlemiþlerdir. Tek tutku budur. Yeni-Avrasyacýlar klasik dönem Avrasyacýlar gibi nirvanayý tutkuyla beklememekte, ona doðru koþmayý hayal etmektedirler. Ama trajediye koþmayý kim ister ki... Bu sebeple Yeni-Avrasyacýlýðýn nirvanasý trajik olmaktan daha uzaktýr, en azýndan daha umut doludur. Söylemde dinler umudu korkuyla beraber verebilecek güce sahiptirler. Diriliþ bu deðil midir...Bu sadece dinlerin toplumsallýðýnýn deðil, tarihselliðinin de bir sonucudur. Batý romantikleri ancak þarkiyatçýlýða, ya da arkaizme kayarak dinlerin bu iki özelliðini beraber kullanmayý baþarabildiler. Oysa, tarihsellikle toplumsallýðý uyuþturmak Avrasyacýlar için bir sorun deðildi. Çünkü onlar 1920’lerden itibaren ruhsal alaný, en azýndan eylem alaný haline getirmeyi baþarmýþlardý: Nirvana hiçbir zaman romantik bir istek olmadý, bilinen, baþa gelmiþ, hatta korkulan bir istenç oldu.

NOTLAR 1

2 3

4 5 6

7 8

9

Klasik Avrasyacýlýk 1921’de Sofya’da yayýnlanan “Doðuya Dönüþ” (Iskhod k Vostoku) kitabý ile Rus Devrimi sonrasý Rusya’yý terketmiþ göçmen entelijensia arasýnda bir düþünce hareketi olarak baþlar, 1926 sonrasý siyasal bir hareket haline gelir ve 1930’larda Rusya’da hareket mevcut siyasal ortam içerisinde erir. Hareketin baþlýca düþünürleri Petr Savitsky, Petr Suvchinskii, Sergeevich Trubetskoy, Georges Florovsky’dir. Daha sonra harekete Nikolai N. Alekseev, Lev P. Karsavin, D. Mirskii, Roman Jakobson, Georgii V. Vernadskii gibi isimler katýlýr. Sovyet döneminde Leo Gumilyev, Olcas Süleymanov gibi tarihçiler Avrasyacýlýðý politik içeriðinden bilinçli bir biçimde soyutlayarak kullanmýþlardýr, ancak bu kullaným 1990 sonrasýnda hareketin tekrar politikleþmesinin zeminini hazýrlamýþtýr. Doksanlardan sonra ortaya çýkan Yeni-Klasik Avrasyacýlýk, Popov, Stankevic ve Ponomorev’in demokratik, Zyuganov ve Primakov’un sosyalist Avrasyacýlýðýný, S.A. Panarin’in Doðu-Avrasyacýlýðý ile Alexander Dugin’in önderliðindeki Müslüman ve Musevi Avrasyacý ideologlarý da içine alan jeopolitik Kuzey-Avrasyacýlýðýný kapsamaktadýr. Leo Gumilëv, Eski Ruslar ve Büyük Bozkýr Halklarý, Kýpçak, Peçenek,Hazar, Yahudi, Guz, Burtas,Çerkez, Tatar ve Moðollar, Selenge Yayýnlarý, D. Ahsen Batur (çev.), Ýstanbul, 2003, s,77. N.S. Trubetzkoy, “ Religii Indii i Khristianstvo” Na Putiakh, Berlin, 1922, çeviri ve aktarýmý için bkz. N.S. Trubetzkoy, “The Temptation of Religious Union” The Legacy of Genghis Khan, and Other Essays on Russia’s Identity, Anatoly Liberman (der.), Michigan Slavic Publications, Ann Arbor, 1991, ss, 134-135. P.P.Suvchinskii, “The Age of Faith” Exodus to East, (Iskhod k Vostoku) Forebodings and Events, An Affirmation of the Eurasians, Sofia, 1921, Charles Schlacks Jr., Publisher, 1996, ss,17-28. N.N. Alekseev, “Spiritual Reasons of the Eurasist Civilisation” Archivio Eurasia, http://utenti.tripod.it/ArchivEurasia/index.html#indexalpha A.Dugin, “Ideology of World Government” Editorial of Elements (Arctogaia), 1991. Archivio Eurasia, http://utenti.tripod.it/ArchivEurasia/index.html#indexalpha. Ve Marlène Laruelle, “The Two Faces of Contemporary Eurasianism: An Imperial Version of Russian Nationalism” Nationalities Papers, Vol. 32, no. 1, March 2004, s, 124. Foreign Policy of Communists, Finnish Institute of International Affairs tarafýndan hazýrlanan rapor, 1998-1999, Helsinki. Dinsel öðretilerde dünyanýn sonuyla ilgili olgularý kapsar. Bu olgular dört tanedir: Dünyanýn sonu; Tanrý’nýn insaný son kez yargýlamasý; ölümden sonra insanýn ödüllendirilmesi veya cezalandýrýlmasý. Varlýðýn yeryüzündeki mevcut düzeni deðiþtirecek (muhtemelen iyiler ve kötüler arasýnda geçecek) bir son savaþa (Armageddon) atýfta bulunularak ifade edilmesidir. A.Dugin, “The Paradigm of the End” Archivio Eurasia, http://utenti.tripod.it/ArchivEurasia/index.html#indexalpha

Aðustos 2004

iç kuþkusuz erdemli olmak, Alevi-Bektaþi neþe, meþrep ve hayat tarzýnýn olmazsa olmaz bir ön koþuludur. Bu olgunun somutlaþtýðý durak da “ehl-i hal”, “kâmil” ve “insan-ý kâmil” anlayýþýyla kategorize edilir. Ne var ki anlatýp, açýklayýp düþünsel olarak ortaya koymak yetmez bu olguyu. Mesele; bunu yaþamak, yaþayabilmektir. Burada mürþitmürit iliþkisi gündeme gelir. Yolun edeb ve erkâný insanlara öðretilmeye çalýþýlýr. Öðretilenler elbet insanýn eylemlerinde somutlaþýr. Kendi bildiði “doðruyu” sonuna dek savunmak da yetmez. Çünkü herkesin kendince bir doðrusu vardýr zaten. Ancak herkesçe kabul görmüþ ya da görülebilecek doðrular düsturunda yaþamak Bektaþi etiðinin temel taþýdýr. Fýkralara yansýyan genel geçer deðer yargýlarýyla dalga geçmenin ardýnda yatan derin tasuvvufi neþede görürüz bunu. Zor olanýn baþladýðý eþikte burasýdýr zaten; otorite kiþinin kendisidir. Kiþinin vicdani geliþiminde o kiþi bu düsturlardan nasibini ne derece alýr sorusu, ayný zamanda baþkalarý tarafýndan da sorgulanmayý içerir elbet. Çünkü yaptýðýmýz her eylem, sahilde bir bardak çay içmek bile sonuçta sosyal bir edimdir. Ve bir süreci barýndýrýr bünyesinde… Attýðý her adýmýn yanlýþlarla dolu olabileceði varsayýmýndan yola çýkan bir düþünce kendinden nasýl emin olacaktýr o zaman? Ýþte burada düsturlar, yani emir kipleri ister istemez devreye girer. Âdetler, gelenekler ve göreneklere, kutsal metinler de eklendiðinde insan ya teslim olacaktýr yahut isyankâr. Bu da bizi yazgý kavramýný düþünmeye doðru iter ister istemez. “Kahpe felek kimine kavun kimine kelek” sendromu yani. Hem günümüzde baþarý dediðimiz çevremizi kuþatmýþ, vazgeçilmez ve herkesin peþinde koþtuðu bu olgu ile erdemin bir ilintisi olabilir mi? Maddi dünyanýn manevi dünyamýz üzerinde kurduðu bu hegemonyadan “bir lokma, bir hýrka” deyip kurtulamadýðýmýza göre nasýl edeceðiz de manevi bir huzura varacaðýz. Bilen varsa beri gelsin!.. “Her þeyden vazgeçmiþ geçmiþ zaman derviþleri” ölmeden ölmeyi þiar etmiþlerdir. Günleri geldiðinde de göçmüþ gitmiþlerdi bu dünyadan sessiz ve sakin. Hiçbir þey istemeksizin. Ya biz, biz öyle miyiz? Onlar nelerden vazgeçtiklerini biliyorlardý; ya biz, vazgeçme kelimesini bile tanýmýyoruz. Yalan-dolan, mal-mülk, baþarý-mangýr hüyelasý içinde sahtekâr bir hayat sürüp gidiyoruz ne yazýk!

Serçeþme’nin Yýllýk Abone Bedeli m

Türkiye 40 TL - Avrupa Birliði 50 Euro - Ýngiltere 40 Sterlin Adý Soyadý Kuruluþ Telefon - Ýþ Telefon - Ev Telefon - Cep Faks E-posta Posta Adresi Sokak No Semt - Ýlçe Posta Kodu Þehir - Ýl/Eyalet Ülke Abone bedelini Genel Ajans Basým Daðýtým Organizasyon Ltd Þti adýna Posta Çeki Hesabýna (No 1629127) yollayýn. Lütfen yukarýdaki formu okunaklý doldurun ve dekont ile birlikte bize faks ile iletin: +90.(0)212.519 5635

29


Abdal Musa Sultan’ý Anarken Burhan Kocadað

H

er yýl olduðu gibi bu yýl da Abdal Musa Törenleri 25-26-27 Haziran melidir. Ayrý bir “baþkanlýk” düþünmek ya da tek taraflý zemin hazýrlagünleri yapýldý. Konvoyumuz Afyon-Burdur üzerinden hareket edemak yanlýþtýr. Birlikte mücadele edilmesi durumunda baþarý saðlanabilerek Cuma sabahý saat sekiz sularýnda Tekke köyüne ulaþtý. cektir. Tekke köyü, dümdüz bir ovanýn üzerinde kurulmuþ, eski ve bakýmlý Bu ve benzeri eleþtirilerin yaný sýra Türbe’nin hemen yanýnda yaptýbir yerleþme. Göz alabildiðine uzanan ovanýn kuzeyinde Batý Toroslar rýlmýþ olan Bayram Kaya Parký’nýn güzelliðine de deðinmek gerekiyor: sýralanmakta. Kimi yerler yeþillik ve ormanlýk, kimi yerler ise çýplak. Bu parký, kendi olanaklarýyla yaratan Sayýn Bayram Kaya’ya AlevilerKöyün hemen güneyindeki tepeler, çam ormanlarýyla bezenmiþ. Bektaþiler olarak teþekkür borçluyuz. Türbe, köyün sonlarýna doðru geniþ bir düzlüðün üzerinde bulunuyor. Abdal Musa Türbesi, kesme taþtan duvarlarý, çinko kaplý konik çatýsý ile Abdal Musa Sultan’ýn Kimliði Ve Kiþiliði yeþillikler içinde hemen dikkati çekiyor. Türbeyi süsleyen bahçe ve betonarme su arký, duvarlarla çevrilerek koruma altýna alýnmýþ. Türbe’nin alt Abdal Musa Sultan Hazretleri, Hacý Bektaþ Veli gibi Horasan’dan Anayanýna, Kültür Bakanlýðý tarafýndan beþ bin kiþilik bir anfitiyatro yapdolu’ya gelmiþ, Bursa’nýn fethi sýrasýnda Orhangazi saflarýnda büyük týrýlmýþ. Genelde, anma törenleri ve þölenler burada yapýlmaktadýr. yararlýklar göstermiþ bir ermiþ ve düþünürdür. Açýlýþ töreni Cumartesi gününe ertelendiðinden ziyaretçiler, gruplar Bursa’nýn alýnmasýndan sonra diðer Bektaþi babalarý ve ermiþler ile halinde Uçarsu’ya giderek kurbanlarýný týðladýlar, lokmalar verdiler. birlikte halkla yakýn iliþkilerde bulunmuþtur. Bir söylenceye göre Uludað Ayný gün Türbe gezildi, dualar edildi. Köyün Türbe Yolu ve caddeleri, eteklerinde ikamet ederken Geyikli Baba’ya pamuk içinde ateþ gönderaçýk hava lokantalarý, çay bahçeleri ve hediyelik eþya, kitap, Hz. Ali, miþ, ondan da bir tas içinde geyik sütü almýþtýr. Kerametini takdir edenHacý Bektaþ Veli, Atatürk ve Alevi-Bektaþi ulularýnýn posterlerinin satýllere karþý Geyikli Baba’yý överek büyük tevazu gösterdiði anlatýlýr. Daha dýðý tezgâhlarla dolu. sonralarý, kendisine verilen görev gereði maiyeti ile birlikte Tekke köyüTören, ilin valisi, ilçe kaymakamý, dernek yöneticileri, konuklar, kimi ne göç eder ve dergâhýný orada kurar. bakan ve milletvekilleriyle açýldý. Siyasi ve kültürel konuþmalardan Abdal Musa Sultan Hazretleri, Horasan bölgesindeki Hoy kentinsonra þenlik ve gösterilere geçildi. Gece boyu ozanlar, baðlama eþliðinde dendir. Hacý Bektaþ Veli’nin amcasýnýn oðludur. Hacý Bektaþ Veli ve aile deyiþler ve türküler söyledi. Gündüzleri de paneller yapýldý, tiyatro efradý ile birlikte Anadolu’ya gelmiþ, ayný erenler ekibi içinde yerini gösterileri sunuldu. Türbe bahçesinde ve Anfitiyatro’da cemler tutuldu, almýþtýr. semahlar dönüldü. Tekke köyünde dergâhýný kurduktan sonra çevredeki insanlarla yakýn Abdal Musa Anma Törenleri, bu yýl, beklenildiði gibi sönük geçti. sosyal iliþkilere girmiþtir. Anlatýlan bir söylenceye göre Alanya Beyi Programý, Cem Vakfý, tek taraflý olarak düzenlemiþ ve bu tavrýyla vaHüsamettin Mahmut’un oðlu Alaattin Gaybi, Türbe’nin güney tepelerinkýflar arasý çekiþmelere zemin hazýrlamýþ. Onun için, Þahkulu Sultan ve deki ormanlýk yamaçlarda avlanýrken bir geyiði okla yaralar. Yaraladýðý Karacaahmet dergâhlarý, Hacý Bektaþ vakýf ve geyiði kovalamaya baþlar; geyik onu Dergâh’ýn þubeleri ile diðer dernek ve cemevleri, tepki gösteriçine kadar getirir. Dergâh’ýn kapýsýna dayanan Alaerek Anma Törenleri’ne katýlmadýlar. attin, derviþlerden avýný ister. Tartýþma çýkar; Abdal Kim ne bilir bizi, nice soydanýz Bu tür çekiþmeler, hepimizi üzmektedir. Abdal Musa Sultan Hazretleri olaya müdahale eder. Ne zerrece oddan, ne de sudanýz Musa, Hacý Bektaþ Veli gibi ulu evliyalar, hepGaybi’den okunu tanýyýp tanýmayacaðýný sorar. Bize meftun olan marifet söyler imizin önderleridir. Bir kuruluþun tek baþýna bu Gaybi de okunun üzerinde Alanya Beyliði’nin damBiz Horasan elindeki boydanýz. törenlere “damgasýný” vurmasý ve çekiþmelere yol gasý olduðunu söyler.Bunun üzerine Abdal Musa sol Bizim zahmýmýza merhem bulunmaz kolunun altýndan oku çekerek gösterir ve “Okun bu açmasý doðru deðildir. Ne yazýk ki Cem Vakfý’nýn Biz kudret okun gizli yaydanýz kimi militanlarý, kahve köþelerinde yüksek sesle mudur?”, diye sorar. Gaybi oku tanýr ve hayretler Yedi derya bizim keþkülümüzde tartýþmalara girerek diðer Alevi kuruluþlarýna içinde kalýr. Abdal Musa’nýn ayaklarýna kapanýr, af Hacým umman ise biz de göldeniz hakaretten geri kalmadýlar. Üzüntü ve acýyla, diler ve kendisine mürit olmak ister. Abdal Musa; istemeden de olsa kulak misafiri olduk. “Gaybi, babandan izin aldýn mý? Senin baban bir Hýzýr Ýlyas bizim haldaþýmýzdýr Bu tartýþmalarýn yaný sýra törenin yapýldýðý bey. Bu isteðini kabul eder mi?”, diye sorar. Gaybi Ne zerrece günden, ne hod aydanýz Anfitiyatro’nun kapýsýna ve türbinlerin üst tarafýna de; “Ben 18 yaþýmý bitirdim. Kendi kararýmý kendim Yedi tamu bize nevbahar oldu “Alevi Ýslam Din Hizmetleri Baþkanlýðý” yazýlý afiþverecek yaþtayým. Babam benim kararýma ve yaþam Sekiz uçmak içindeki köydeniz ler asýldý. Doðrusu bunu anlamakta zorluk çektik. tarzýma karýþmaz. Ben bunu sizden diliyorum”. diyMusa gibi lenterani deniriz Aleviler için ayrýca “Alevi Din Hizmetleri Baþkanerek yalvarýr, yakarýr. Ýsteði üzerine Abdal Musa Aslýmýzý sorar isen Hoy’danýz lýðý” adýyla bir kuruluþun oluþturulmasýný anlamaktarafýndan, kendisine derviþ kýyafeti giydirilir. Adý Abdal Musa oldum, geldim cihane ta zorluk çektik. Yeni bir Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý da Kaygusuz Abdal olarak deðiþtirilir. Ârifler anlar bizi nice sýrdanýz mý düþünülmektedir? “Sünni Ýslam, Hanefi Ýslam, Söylenceye göre Alanya Beyi oðlunu, Abdal Þafii Ýslam” tabirleri ne kadar yanlýþsa “Alevi Ýslam” Musa Dergâhý’ndan kurtarmak için türlü yollara tabiri de o kadar yanlýþtýr. Eðer böyle bir baþkanlýk baþvurur. Ancak baþaramaz. Son çare olarak büyük düþünülüyorsa, mevcut diyanetin içinde; bir ateþ yaktýrýr; Abdal Musa ve müritlerini bu a) Sünni Cemaati Daire Baþkanlýðý, b) Alevi Cemaati Daire Baþateþte yaktýrmak ister. Abdal Musa derviþleriyle birlikte alevlerin kanlýðý, c) Ýsevi Cemaati Daire Baþkanlýðý, d) Musevi Cemaati Daire üstünde semah dönerek ateþi söndürür. Alanya Beyi de oðlunun Baþkanlýðý vb. baþkanlýklar olmalýdýr. Çünkü, “Diyanet” geneldir. VatanDergâh’ta kalmasýna razý olur. daþlarýn verdiði vergilerden oluþan bütçeden Diyanet’e ayrýlan ödenekte Abdal Musa XIII. ve XIV. yüzyýllar arasýnda yaþamýþ ünlü bir Bekher kesimin hakký vardýr ve her kesime hizmet olarak dönmek zoruntaþi düþünürüdür. Ayný zamanda nefes ve deyiþleriyle güçlü bir ozan dadýr. Yalnýzca Sünni kesime hizmet götürülmesi büyük bir haksýzlýktýr. olduðunu kanýtlar. Bu nedenle Hacý Bektaþ Veli Dergâhý’ndaki 12 postBu haksýzlýk seksen yýldan beri devam etmektedir. Cem Vakfý, diðer tan “Ayakçý Postu” Abdal Musa adýna kurulmuþtur. Tekke köyündeki Alevi kuruluþlarýyla görüþ ayrýlýðýna düþmüþse bunun mücadelesini verdergâhý, Anadolu’daki 5 büyük dergâhtan biridir. Ð

30

Sayý 1


Onbirinci Yýlýnda 2 Temmuz ve Sivas Ali Kenanoðlu 1993 Yýlýnda yaþanan 2 Temmuz katliamýnýn, insanlýk tarihinin en utanç verici olaylarýndan birisi olduðu konusunda demokratik çevreler fikir birliði içerisindedir. Bu insanlýk dýþý vahþet yaþanalý henüz 11 yýl oldu; yani, “gelecek zaman”a taþýnmýþ deðiliz. Bu kýsa geçmiþe karþýn günümüzdeki yansýmasý ve belleklerdeki “izi” sorgulanmasý gereken bir durumdur. 2 Temmuz Katliamý’nýn bir Alevi katliamýndan çok, Cumhuriyet rejimine karþý bir kalkýþma olduðu konusunda da fikirler birdir. Fakat geçenlerde Birgün gazetesinde okuduðum bir yorum ve cevap yazýnýn, olayýn Alevi kýsmýný “yok sayma” boyutunu bir hayli abarttýðýný gördüm. Buna da dikkat etmek gerekiyor. Demokrat kesimimiz olayýn bir Alevi meselesi olmadýðýný söylerken kendisini çok haklý görüyor ama ayný haklýlýðý anma etkinliklerine katýlýmda göremiyoruz. Bu yýlki 2 Temmuz anmasý, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun Sivas’ta Pir Sultan Abdal Cemevi temel atma töreni ile birlikte gerçekleþtirildi. 2 Temmuz anmasýný, Alevi–Bektaþi Federasyonu ile Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu birlikte gerçekleþtirdiler. Avrupa örgütümüz aylar öncesinden düzenledikleri etkinliklerle hazýrlýklarýna baþladýlar. Türkiye ve Avrupa’dan gelenlerle birlikte 2 Temmuz günü Sivas’ta buluþuldu. Biz de Ýstanbul’dan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneði ve Hacý Bektaþ Veli Anadolu Kültür Vakfý Okmeydaný Þubesi, iki otobüsle hareket ettik. Ýki gün öncesinden Sivas’a gideceklerin listesi ile otobüslerin plakalarý emniyete bildirildi. Sivas’a giriþte otobüsler durduruldu ve aramalar yapýldý. Emniyet mensuplarý bizleri elde kameralarý ile birlikte sýcak bir þekilde karþýladýlar. Bu sýcak karþýlamadan sonra polis kontrolünde þehre girdik. Tertip Komitesi’nin düzensiz uygulamalarý nedeniyle bir hayli sýkýntýlar yaþadýk. Daha sonra yürüyüþe baþlayacaðýmýz yer olan Hacý Bektaþ Veli Anadolu Kültür Vakfý’nýn arazisine geçtik. Sivas’ta güvenlik önlemleri günler öncesinden baþlamýþtý, 2 Temmuz günü ise en üst düzeyine çýktý. Sadece polis teþkilatý deðil, askeri birlikler de hazýr tutuluyordu. Bizler Örgüt yöneticileri olarak götürdüðümüz kitlenin de sorumluluðunu üstümüzde hissediyorduk. Bu yýlki anma etkinliklerinin cuma gününe denk gelmesi ve namaz saatlerinde, bizlerin Sivas meydanlarýnda, caddelerinde olmamýz ister istemez tedirginlik yaratýyordu. Yürüyüþümüzün ilk etabý meydandaki Atatürk Heykeli idi; oraya iki koldan oluþan kortejle ulaþtýk. Kortej yaklaþýk bin kiþiden oluþuyordu.

Burada yapýlan saygý duruþu ve çeþitli kitle örgütlerinin çelenklerini býrakmasý sonrasýnda Madýmak Oteli’ne doðru yürüyüþe geçtik. Yürüyüþ sýrasýnda resmi kýyafetli bir polisin kortejin önünü keserek yaþatmaya çalýþtýðý gerginlik, yine bir sivil polisçe engellendi. Madýmak önünde toplanýldý. Alevi federasyonlarýnýn çelenkleri Madýmak önüne býrakýldý. Saygý duruþu yapýldý. Saygý duruþunda katliamda hayatýný kaybedenlerin isimleri okundu ve karanfiller atýldý. Sivas’ta bulunan sendika ve sivil toplum kuruluþlarý temsilcileri konuþmalarýnda katliamý lanetlediler. Biz Madýmak önündeyken, polis tarafýndan sýký güvenlik önlemleri alýnmýþ ve binalarýn üstüne keskin niþancýlar yerleþtirilmiþti. Diðer taraftan Madýmak Oteli’nin hemen hemen çapraz karþýsýnda bulunan binanýn içerisine gizlenen askeri birliði fark edebiliyorduk. Bu kadar sýký güvenlik önlemlerini gören kiþiler, “11 yýl öncesinde neredeydiniz?”, demekten kendilerini alamadýlar.

Sivas Katliamý Sivas’ta Anýlýr Sivas’ta düzenlenen anma etkinliklerine katýlýmýn beklenenin çok altýnda gerçekleþmesinin ana nedenlerinden birisi, kimi kurumlarýn Sivas’a gelmek yerine bulunduklarý bölgelerde bu anma etkinliðini gerçekleþtirmeleridir. Özellikle 2 Temmuz Katliamý’ný sahiplenen Pir Sultan Abdal Kültür Derneði’nin, 2 Temmuz’da, kitlelerinin Sivas’a gitmeyip bulunduklarý bölgelerde anmalarý gerçekleþtirmeleri yönünde baðlayýcý karar almalarýdýr. Sivas Katliamý’ný gerçekleþtiren ve ona yandaþ olanlarýn da arzusu budur. Onlar “Sivas’a gelmeyin’’, “ne iþiniz var Sivas’ta’’ gibi sesler çýkartýrken bizlerin katliamýn yaþandýðý yere gitmememiz de oldukça düþündürücüdür. Ayrýca 2 Temmuz Katliamý anmasýna birkaç Alevi örgütü ve özellikle de Avrupa Konfederasyonu dýþýndaki Alevi örgütlerinin itibar etmemesi de irdelenmesi gereken konulardandýr. Sivas katliamýna sahip çýkmayan Alevi örgütlülüðü amacýný ve kuruluþ sürecini yeniden gözden geçirmelidir. 2 Temmuz Katliamý’nýn 11. yýlýnda hükümet, tarihin en barbar katliamýný gerçekleþtirenleri serbest býrakma çabalarý içerisindedir. Geçen yýl çýkartýlan bir af yasasý kapsamýna girmek için bu katiller müracaatta bulunmuþlar ve müracaatlarýna yapýlan itiraz çerçevesinde davalarý sürmektedir. Ankara DGM’de yapýlan bir duruþmalarýna ben de katýldým. Dava Federasyonumuza baðlý avukatlarca takip edilmekte ve bu vahþi katillerin serbest býrakýlmalarýna engel olunmaktadýr.

Serçeþme Sizlerin Katkýsýyla Çýkacak ve Daðýtýlacak Serçeþme’nin arkasýnda medya ve iþadamlarý yoktur. Gerçek sahibi Serçeþme’den niyaz alan okuyucularýdýr. Serçeþme’yi çýkaranlar yurt içinde ve dýþýnda çalýþan, emeðiyle geçinen insanlardýr. Serçeþme okuyucusunun özverisine, paylaþýmcýlýðýna, çalýþkanlýðýna güvenerek ve zorluklarý birlikte çalýþmayla aþma gücüne dayanarak yola çýkýyor.

Eli kalem tutan tüm canlardan yazý, haber, fotoðraf, yorum, yazýlar ile nefeslerinizi, deyiþlerinizi bekliyoruz. Tüm canlarý, Serçeþme’ye abone olmaya, abone yapmaya, temsilcilik görevini üstlenmeye, bulunduklarý yöreye derginin toplu getirtilmesini, elden daðýtýlmasýna el vermeye çaðýrýyoruz.

BUGÜNE DEK TEMSÝLCÝLÝK GÖREVÝNÝ ÜSTLENEN CANLAR: Almanya: Darmstad Hüseyin Akýn +49 179 107 88 56; Frankfurt Sedat Bican +49 170 751 25 35; Gladbach Behcet Soguksu; Hanau Kemal Nayman +49.173.667 7291; Kassel Hüseyin Öztürk +49 162 153 33 20; Oberhausen Mehmet Kaz +49 173 612 01 95; Stuttgart Kýlavuz Bakýr +49 162 909 70 70; Avusturya: Tirol Hüseyin Polat +43 650 841 55 99; Belçika: Brüksel Kazým Bakýrdan +32 473 49 37 12; Danimarka: Aarhus Yücel Tanrýverdi +45 5124 0283; Fransa: Paris Ahmet Kesik +33 672 96 33 44; Hollanda: Gelderland Ali Rýza Aðören +31 651 25 63 19; Ýsviçre: Basel Ýbrahim Bakýr +41 78 808 40 07; Norveç: Oslo Ali Kýlýnç +47 9208 6450. Yurtiçi: Adýyaman: Merkez Ýmam Bakýr 0532 791 03 20; Gölbaþý Kenan Tezerdi 0535 949 43 13; Merkez Aþýk Özeni 0532 624 83 09; Ankara: Maltepe Önder Aydýn 0533 337 02 50; Sýhhiye Timur Özmen 0532 313 87 78; Merkez Ýsmail Metin 0532 644 95 37; Antalya: Merkez Ýlyas Þimþek 0544 578 22 99; Burdur: Merkez Mehmet Turan 0248 234 37 17; Denizli: Merkez Tekin Özdil 0546 237 32 96; Diyarbakýr: Merkez Mehtap Ürer 0535 872 63 03; Ýstanbul: 4. Levent Hüseyin Düzenli 0555 204 73 79; Acýbadem Koray Berktaþ 0533 244 61 25; Alibeyköy

Aðustos 2004

Veysel Köse 0544 305 39 23; Avcýlar Mustafa Kýlçýk 0536 552 68 75; Bahariye Zehra Ünder 0533 722 03 91; Baðcýlar Haydar Erdoðan 0212 657 17 77; Beyazýt Bekir Delibaþ 0212 516 23 14; Çaðlayan Ali Ulvi Öztürk 0212 224 22 42; Esenyurt Ýlhami Arslantaþ 0544 218 48 25; Fatih Rukiye Delibaþ 0536 396 83 56; Fikirtepe Murat Ýlgin 0216 420 48 20; Ýçerenköy Yýlmaz Gürbüz 0535 524 49 12; Kadýköy Kazým Erol 0216 347 14 41; Kaðýthane Aydýn Deniz 0212 320 18 18; Kayýþdað Veli Göynüsü 0532 687 31 09; Sarýgazi-Taþdelen Ergül Þanlý 0532 410 51 79; Soðanlýk Hasan Harabati 0532 787 7098; Sultanbeyli Sadegül Çavuþ 0535 491 07 58; Ümraniye Ýsa Polat 0536 968 99 75; Üsküdar Sabri Karaman 0533 263 02 43; Yenidoðan Salih Arslan 0535 941 15 09; Ýzmit: Gebze Gülay Türkoðlu 0535 497 89 92; Konya: Beyþehir Hüseyin Kutlu 0535 522 75 11; Beyþehir Salman Zebil 0542 431 56 91; Malatya: Merkez Hamza Doðan 0536 264 83 57; Maraþ: Elbistan Ali Kaya 0535 466 38 43; Mersin: Merkez Cemal Kayhan 0542 662 12 47; Nevþehir: Hacýbektaþ Erhan Çetin 0536 426 94 33; Samsun: Merkez Cem Sultan Ermiþ 0532 700 49 61; Tekirdað: Merkez Hasan Arslan 0282 263 05 79; Urfa: Kýsas Ahmet Aykut 0536 777 63 47.

31


SERÇESM ¸ E BÝLÝMLE GÝDÝLMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR

Dergâh’a Varalým

Çýkarken Canlara

Talip ol gel Pir’e necat bulasýn Destur alýp ol Dergâh’a varalým Ýkrâr ver ki görülüp sorulasýn Destur alýp ol Dergâh’a varalým

G

Muhammet Ali’den kalan Yol paktýr Dergâh’a baðlanýp sürdürmek haktýr Ayrý baþlar çekmek Yol’u yýkmaktýr Destur alýp ol Dergâh’a varalým Serçeþme hem kutup Bektaþ Veli’ye Kalender Sultan, Kýzýl Deli’ye Manada yüz sürüp güzel Ali’ye Destur alýp ol Dergâh’a varalým Hacý Bektaþ Veli soyu mürþiddir Onun eþiðine varan reþiddir Derviþ Baba der ki en doðru iþtir Destur alýp ol Dergâh’a varalým

Açýklýk, Kendi Açtýðý Yarayý Ýyileþtiren Kýlýçtýr Serçeþme, Alevi-Bektaþi toplumunu ilgilendiren tüm fikirlere açýktýr. Serçeþme, Alevi-Bektaþi hareketinin farklý kesimlerini, görüþlerini, örgütlerini temsil eden yazarlara açýktýr. Serçeþme, farklý görüþlerin yan yana yer aldýðý, hoþgörü, tartýþma ve eleþtiri platformu olacaktýr. Serçeþme, imzasýz yazýlara, kiþisel ve örgütsel çekiþmelere yer vermez. Serçeþme'de yayýmlanan yazýlarýn içerdiði fikirler yalnýz yazarlarýný baðlar. Serçeþme, yollanan yazýlarý içerdiði fikirler nedeniyle sansür etmez. Serçeþme, bilimsel çalýþmaya, araþtýrmaya dayalý nitelikli yazýlara aðýrlýk verir. Serçeþme, tartýþmalý konularý gündeme getirmekten kaçýnmaz. Serçeþme, kýsa ve özlü söze öncelik verir, boþ sözlerden ve bilinenlerin tekrarýndan kaçýnýr. Serçeþme, olanaklarý sýnýrlý bir dergidir. Yollanan yazýlarý yayýmlamamak, kýsaltarak ya da bölerek yayýmlamak ve düzeltmek hakkýný saklý tutar. Ancak fikirleri deðiþtirmemeye ve yazarýn onayýný almaya özen gösterir. Serçeþme'ye gönderilen yazýlar yayýmlansýn, yayýmlanmasýn iade edilmez.

Esat Korkmaz, Genel Yayýn Yönetmeni

eceyi gündüze ekledik ve karþýnýza çýktýk. Karanlýklarý aydýnlatmak için barýþ güvercinlerini dört bir yana salalým, bugün her þeyden çok gereksindiðimiz demokrasi ve özgürlük adýna herkesi selamlayalým istedik. Serçeþme, çaðdaþ, laik ve demokrat bir çizgiyi kendine rehber edinmiþ bir yayýn organýdýr. Alevi-Bektaþi felsefesinin/ inancýnýn ve yaþama biçiminin sesi olma yolunda üzerine düþen görevi elinden geldiðince yapmaya çalýþacaktýr. Eðilim duruma gelen geleneði fýrsat bilerek "yayýn ilkelerimizi ve içeriðimizi” açýklamak istiyoruz:  Serçeþme; hiçbir zaman tek boyutlu bir “yayýn-düþünce” çizgisi izlemeyecektir.  Serçeþme; demokrasi-laiklik mücadelesinin öznesi olan bir toplumsal muhalefetin devingen tabanýný oluþturan bir kitlenin yayýn organý olma bilinci/sorumluluðu içinde, yapýmýzdaki düþünce çeþitliliðini zenginlik olarak algýlayacak, genelde tüm demokrat-laik güçlerin, özelde Alevilerin-Bektaþilerin “eli-dili-gözü” olacaktýr.  Serçeþme; kendini hiçbir biçimde Alevilik-Bektaþilik'le sýnýrlamayacak; Alevilerin-Bektaþilerin de içinde yer aldýðý halkýn yararýný öne çýkaracak; bu yarara dayalý kavganýn/mücadelenin üretken bir halkasý olacaktýr.  Serçeþme; ülkemizde ve dünyamýzda nerede bir insanlýk sorunu varsa ona kendi sorunu gibi yaklaþacak; “kör-saðýr ve dilsiz” olmayacaktýr.  Serçeþme; sorunlarý açýklýkla ve cesaretle ortaya koyacak, ödünsüz tartýþarak en doðru çözümlerin üretilmesine katký verecek ve bu duyarlýlýðý kendi varlýk nedenlerinden biri olarak görecektir.  Serçeþme; ýrk, din, dil, cinsiyet, vb., bir ayrýma gitmeksizin tüm insanlarý eþit görecek; her türlü ayrýmcýlýðý yadsýyacak; Alevi-Bektaþi kimliðinin yeniden yapýlanmasýna, bu kimliðin içinin, yaþanan aný yeniden üretecek biçimde doldurulmasýna katký vererek bu kimliksiz ortamda kimlikli ve temsil edici bir düþünsel-inançsal çizgiyi yaþama geçirmeye çalýþacaktýr.  Serçeþme; ülkemiz halkýnýn kendi sorunu olarak gördüðü Alevi-Bektaþi sorununu, kendi kazanýmý olarak algýladýðý Alevi-Bektaþi felsefesini/inancýný, her koþulda tartýþmayý, vazgeçilmez ilkesi sayacaktýr.  Serçeþme; çaðdaþ-laik-demokrat bir yayýn çizgisi zemininde ve genelde geçmiþten günümüze uzanan her türden Ortaçað deðerine/kurumuna, özelde köktendincilere, köktendinciliðe ve her türden milliyetçiliðe karþý bir kanalda insanlýk üzerine ya da Alevilik-Bektaþilik üzerine yazý yazan/düþünce üreten her yazara/araþtýrmacýya sayfalarýný açacaktýr.  Serçeþme; sýraladýðýmýz ilkelerin güdücülüðünde, sayfalarýný bir tartýþma platformu durumuna dönüþtürerek Aleviliðin-Bektaþiliðin inançsal/düþünsel sorunlarýna çözüm olacak seçenekler üretmeyi; bunu yaparken günceli yakalamayý; yaþanan somutta okuyucunun düþüncelerini/önerilerini sayfalarýna taþýmayý; ülke aydýnýnýn/bilimadamýnýn ve bilimkadýnýnýn Alevilik-Bektaþilik hakkýnda neler düþündüðünü sergilemeyi, onlarý bu inancýn/felsefenin bakýþý açýsýndan sorgulamayý; Alevilerin-Bektaþilerin inancýndan/felsefesinden kaynaklanan demokratik haklarýný/istemlerini mücadele alanýna taþýmayý, onlarýn kalýcý kazanýmlar durumuna gelmesini saðlamayý; en önemlisi Alevilerin-Bektaþilerin de içinde yer aldýðý ortak yarara dayalý örgütlü halk mücadelesine omuz vermeyi temel amaç görecektir. Olasý güdümlü kýþkýrtmalara karþý “uyanýk” olacaðýmýz günleri yaþýyoruz. Dinsel ya da etnik çeliþkileri sýcak noktalara taþýmak isteyenlerin oyunlarýný bozalým. Türklüðün ya da Kürtlüðün þoven ve Ýslamcý algýlanýþý üzerinde kendilerine kimlik edinen ýrkçýlara/faþistlere ve Sünni Ýslam þeriatý üzerinde kendilerine kimlik edinen ve bugün iktidarda olan köktendincilere karþý ilerici toplumsal güçlerle demokrasi ve özgürlük zemininde buluþarak, herkesin kendi kimliðiyle yer alacaðý, konuþan ve tepki gösteren, denetleyen ve hesap soran örgütlü bir toplum yaratmak zorunda olduðumuzu unutmayalým. Sorumluluðumuzu bilincimizle yederek düþünsel çabalarýmýzý aksatan, örgütsel mücadelemizi daraltan zaaflarý bir an önce aþalým. Bu amacý gerçekleþtirme yolunda; yanlýþlarýmýzý doðruya çevirecek, eksikliklerimizi giderecek katkýlarýnýzý bekliyoruz. Vereceðiniz onurla bizi yüreklendirecek, yapacaðýnýz eleþtiriyle bizi uyanýk kýlacaksýnýz. Vereceðiniz/önereceðiniz tepki tepkimizle örtüþtüðünde “ortak” bir tavrý yakalamýþ olacaðýz. O noktaya taþýndýðýmýzda bunun onuru hepimizin olacaktýr. Bizlerden katkýlarýnýzý esirgemeyin. Gönülden gönüle, gönülden insana, insandan topluma; aydýnlýk yarýnlara doðru… “

Sercesme Sayı 01 Eylül 2004  

Serçeşme Dergisi, Sayı 1, Eylül 2004