Issuu on Google+

sacayak

BİLİMLE GİDİLMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR

BU SAYIDA: Amsterdam Alevi Kültür Merkezi’nin organize ettiği “Geçmişte, Günümüzde ve Gelecekte Aleviler” adlı Konferans 21 Ocak 2012 tarihinde yapıldı. Ahmet Koçak - Konferans Konuşması: Türkiye’de Alevilikle İlgili Güncel Gelişmeler:

ISSN 1308-7967

Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Genel Ajans B.D.O. Ltd. Şti. adına Ahmet Koçak Yönetim Yeri: Nine Hatun Mah. Horasan Cad. No: 23/B Esenler - İstanbul Tel/Faks:+90.(0)212.646 41 11 E-posta: sacayak@yahoo.com.tr

Özel sayi

Ocak 2012 / Amsterdam Konferansı Özel Sayısı


SACAYAK

Özel Sayı

Geçmişte, Günümüzde ve Gelecekte Aleviler Konferansı

A

MSTERDAM Alevi Kültür Merkezi’nin düzenlediği “Geçmişte, Günümüzde ve Gelecekte Aleviler” konferans 21 Ocak 2012 tarihinde Amsterdam’da Wellant Koleji’nde yapıldı. Amsterdam AKM’nin konferans çağrısında şunlara değiniliyordu: “1400 yıllık bir haksızlığı ve ezilmişliği kuşaktan kuşağa miras olarak devretmeye ve devralmaya ne yazık ki hala devam ediyoruz. 21. yüzyıla girmiş olmamıza rağmen, hala kimliğimizi her ortamda özgürce ifade edemiyoruz. Hala, en ağır ve acımasız iftiralara konu ediliyoruz. Ne inancımıza saygı gösteriliyor, ne de ibadethanelerimize. Ve daha da kötüsü, hala zaman zaman hunharca saldırı ve katliamlara hedef oluyoruz. Kısacası, yaşadığımız her yerde, insan hakları ihlallerinin ve ayrımcılığın her türlüsüne uğramaya devam ediyoruz. Biz bunların hiçbirini haketmiyoruz. Ne utanılacak bir geçmişimiz var, ne de gizlenmesi gereken bir kimliğimiz. Bizler, Hacı Bektaş-i Veli’nin insansever ve 72 millete aynı gözle bakan bir inanç ve yaşam felsefesinin takipçileriyiz.” Moderatörlüğünü Bayram Güvenç’in yaptığı konferansın açılış konuşmasını Amsterdam AKM başkanı Rıfat Dinçer yaptı. Konferansa konuşmacı olarak Prof. Dr. Belkıs Menemencioğlu, Gazeteci-Yazar Ahmet Koçak, Almanya Alevi Birlikleri İnanç Kurulu Başkanı Cafer Kaplan Dede, Amsterdam Üniversitesi’nde öğretim görevlisi Antropolog İbrahim Yerden katıldı. Hollanda’da yaşayan Âşık Fedai’de söylediği nefes ve deyişleriyle konferansa ayrı bir tat verdi. 2


Ocak 2012

SACAYAK

Türkiye’de Alevilikle İlgili Güncel Gelişmeler Ahmet Koçak, 21 Ocak 2012, Amsterdam

M

ERHABALAR sevgili canlar. Öncelikle bu konferansı düzenleyen, bizi siz değerli canlarla buluşturan Amsterdam Alevi Kültür Merkezi yöneticilerine ve toplantının hazırlanmasında emeği geçen tüm canlara teşekkür ediyorum. Aleviliğin Sorunları ve Güncel Gelişmeler Aleviliğin, dolayısı ile Alevilerin sorunlarını dört ana başlık altında irdeleyerek anlamak mümkündür. Bunlar:  Aleviliğin tarihsel örgütlenmesi,  Aleviliğin modern örgütlenmesi,  Devletin asimilasyon politikası ve  Alevi-Bektaşi toplumunun demokratik talepleri. Son yıllarda ve özellikle bugünlerde Aleviler demokratik talepleri ve cumhuriyet döneminde maruz kaldığı katliamlarla Türkiye’nin siyasi gündeminde yeni bir yer buldu. Doğal olarak Alevilik inancı üzerine oynanan oyunlar ve asimilasyon politikaları da Alevi kamuoyunu meşgul etmekte. Bu sorunları tespit etmek, aynı zamanda sorunların çözümünü, yanıtını bulmanın ilk adımıdır. Hastalığı doğru teşhis edersek 3


SACAYAK

Özel Sayı

tedavide başarılı olabiliriz. Bu nedenle bugün bu ana başlıklarda Alevilerin özetlediğim sorunlarda teşhis ve tedavi üzerine görüşlerimi sizlerle sorunlarını dört ana naçizane paylaşacağım.

başlık altında irdeleyerek Tarihsel Örgütlenme Yapısı ve Bozulmalar anlamak Öncelikle kısa bir tarihsel yolculuk yapalım. Alevilik geçmişte na- mümkündür:

sıl bir örgütlenme yapısına sahipti? Neler oldu da bu yapılanma bozuldu? Bugün yeniden bu yapılanma sağlanamaz mı? Çok detaya girmeden bu sorulara yanıt verelim. Bin ikiyüzlü yılların ortalarında Alevi inancına mensup topluluklar Anadolu’da dağınık bir şekilde yaşıyorlardı. Dolayısı ile Alevi inancının temel yapılanması olan Dede Ocakları da bir birinden bağımsız, dağınık halde idiler. Ta ki, Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’ya, eski adı Suluca Karacahöyük, bugünkü adı Hacıbektaş olan bölgeye gelip yerleşmesine kadar. Hünkâr, Hacıbektaş’ı yurt edindikten sonra ilk iş olarak kendisi gibi inanan yol arkadaşlarını, yani Ocakların temsilcilerini bir araya getirdi. Daha sonra ocak temsilcileri kendi bölgelerine giderek taliplerine hizmet ettiler. Bu yapılanma ile dergâh, Talip-Dede-Mürşit ilişkisi, yani “El ele, el Hakk’a” temel ilkesini hayata geçirmiş oldu. Bu Aleviliğin örgütlenmesinin merkezileşmesini sağladı. Burada şu soruya değinelim: Nedir Talip-Dede-Mürşit ilişkisi? Bu sorunun en kısa yanıtı, Aleviliğin iç denetim mekanizmasının kurumsallaşmasıdır. Yani dede talibini, mürşit dedesini, talip ise yolun kurallarını denetlemektedir. Hünkârın kurmuş olduğu bu sistem, 1520’li yıllara kadar devam etmiştir. Postnişin Kalender Çelebi’nin 1528 yılında idamından sonra bu yapılanma bozulmuştur. Osmanlı Alevileri katlederek yok edemeyeceğini, dağıtamayacağını anlayınca, siyasi oyunlara başvurmuştur. Hünkârın evlenmediği, bel evladının olmadığı yalanla-

4

Aleviliğin tarihsel örgütlenmesi, Aleviliğin modern örgütlenmesi, Devletin asimilasyon politikası ve Alevi-Bektaşi toplumunun demokratik talepleri.


Ocak 2012

SACAYAK

rıyla 1550 yılında dergâhın başına Nakşibendî tarikatına mensup, Sersem Ali Baba’yı postnişin olarak atamıştır. Ne yazık ki, Kalender Çelebi ayaklanmasının katliamla bastırılması ile Aleviler arasında yayılan yılgınlık ve dağınıklık ortamında Osmanlı’nın bu oyununa bazı ocaklar da itibar ederek Dergâh’tan, dolayısı ile Çelebilerden yüzünü çevirmişlerdir. Böylece Osmanlı, kırımın ardından böl-parçala-yönet taktiği ile Alevilerin birliğini dağıtmıştır. Bu tarih, Aleviler açısından ilk kırılma noktası olmuştur. Alevilerin örgütsel anlamda ikinci kılma noktası 1826 tarihinde gerçekleşmiştir. II. Mahmut, Yeniçerileri ortadan kaldırma bahanesiyle Bektaşilere karşı yeni bir kırım politikası izlemiştir. O dönemde Dergâh’ın postnişini olan Hamdullah Çelebi’yi Amasya’ya sürgüne göndermiş ve Dergâh’ı yine Alevilere kapatmıştır. Üçüncü ve günümüz açısından en önemli kırılma noktası ise 1925 yılında çıkan “Tekke ve Zaviyeler Yasası” olmuştur. Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin İlgasına Dair Yasa’nın 1. maddesi şöyle demektedir: “Tekke ve zaviyeler kapatılmıştır. İslam ibadetine mahsus ve usulüne göre açılmış cami ve mescit dışındaki yerlerin ibadet yeri olarak kabulü mümkün değildir...” Cumhuriyet döneminde Alevilik ve Aleviliği çağrıştıran dede, baba, çelebi gibi bütün unvanlar, yani Alevi-Bektaşiliğin değerleri bu yasa ile yasaklanmıştır. Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy’un, Cumhuriyet gazetesine verdiği bir demecinde Dergahların kapatılması konusunda şu söyledikleri manidardır: Nedir Talip-DedeMürşit ilişkisi? Aleviliğin kurumsallaşmış iç denetim mekanizmasıdır. Dede talibini, mürşit dedesini, talip ise yolun kurallarını denetlemektedir.

“Dergâhlar bizim ilkokuldan üniversiteye kadar temel eğitim kurumumuzdu. Dergâhların yasaklanması, Alevi-Bektaşi kültürünün yeni nesillere aktarılmasını olumsuz etkilemiştir. Kuruluşundan sevinç duyduğumuz Cumhuriyet’in toplum çapında uygulamaya koyduğu ilk siyasi kararlarından biri Aleviliği-Bektaşiliği yasaklamak olmuştur. Başta Hacı Bektaş Veli Dergâhı olmak üzere neredeyse tüm Alevi-Bektaşi dergahları kapanmıştır. Bugün Hacıbektaş’a gelen AleviBektaşiler kendi ata yadigârı binalarına müze giriş parası ödeyerek girebilmektedir. İstanbul’da Şahkulu Dergâhı 5


SACAYAK

Özel Sayı

toplumumuzun kullanımına açılmıştır, ama bizden zorla alınan ata yadigârı malımıza bugün kira ödemek zorundayız. Dergâhlarımıza uygulanan yağmalamanın boyutlarını gösteren en çarpıcı örneklerden biri İstanbul, Sütlüce’deki Karaağaç Dergâhımızın (ki bu dergâh, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın İstanbul’daki temsilcisidir,) ve bahçesindeki Bektaşi mezarlığının durumudur. Şimdi o dergâhın ve mezarlığın yerinde, ‘Alevi Açılımı’ yaptığını öne süren Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İstanbul İl Merkezi binası yükselmektedir. Bugünlerde hükümet, gayrimüslim vakıflarının gasp edilmiş mülklerinin bazılarını iade etmek istiyor. Doğru da yapıyor, ancak bunun Alevi-Bektaşi vakıflarının gasp edilmiş mallarına da uygulanması gerekmez mi? Modern demokrasinin, insan haklarının ve inanç özgürlüğünün temel kurallarına kökten aykırı olan ‘Tekke ve Zaviyeler Yasası’ hala duruyor. Bu yasanın kapsamına giren bazı tarikatların işlemesine izin verilirken ya da göz yumulurken Alevi-Bektaşilere yapılan baskılar hafızalardadır.” Görüldüğü gibi Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin bin ikiyüzlü yıllarda kurmuş olduğu bu birliktelik egemen güçlerce dağıtılmış ve bu zihniyet bugün hala devam etmektedir. Peki, çözüm nedir? İzninizle bu soruya bir alıntı yaparak yanıt vermek istiyorum. Rıza Yürükoğlu “Okunacak En Büyük Kitap İnsandır” adlı kitabında bu konuda şunları söylüyor: “Derlenişin tek yolu; tarihsel olarak da kanıtlanmış, Dergâh ve Çelebilerdir. Dergâh, 750 yıldır Aleviliğin serçeşmesidir, serçeşme Hacıbektaş’tadır. Çelebiler ise Dergâh’la birlikte ne badireler atlatarak bugünlere gelebilmiş Aleviliğin manevi lideri bir ailedir. 6

Alevilerin örgütsel anlamda ikinci kılma noktası 1826 tarihinde gerçekleşmiştir. II. Mahmut, Bektaşilere karşı bir kırım politikası izlemiştir. Dergâh’ın postnişini Hamdullah Çelebi Amasya’ya sürgüne gönderilmiş ve Dergâh Alevilere kapatılmıştır.


Ocak 2012

Üçüncü ve günümüz açısından en önemli kırılma noktası ise 1925 yılında çıkan “Tekke ve Zaviyeler Yasası” olmuştur. Alevilik ve Aleviliği çağrıştıran dede, baba, çelebi gibi bütün unvanlar, yani Alevi-Bektaşiliğin değerleri bu yasa ile yasaklanmıştır.

SACAYAK

Yıllardan beri Dergâh’a karşı bilinçli, kasıtlı bir unutma ve unutturma, hatta yok sayarak yok etme tutumu vardır. Bu tutum, 1925 Tekke ve Zaviyeler Yasası ile başlamıştır. Bu yasayla Dergâh müze yapılmıştır. Ama her yıl yüz binin üzerinde insan Hacı Bektaş Anma törenlerinde müzeye gitmiyor. Ankara’da Etnografya Müzesi var, müze o. Neden yüz binler akın akın oraya gitmiyor? Şu basit doğruları anımsamakta yarar var: Bunun altında Sünni devlet vardır. Bu devlet Osmanlı’nın devamıdır. Bu devlet Sünni devlettir. Bu devlet Dergâh’tan korkuyor. Osmanlı’nın yıkılışında Dergâh’ın oynadığı rolü çok iyi biliyor. Cumhuriyeti getiren, laikliği de olduğu kadarıyla getiren ana güç Aleviliktir. Aleviliğin başı da, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’dır, Çelebilerdir. Böyle olduğu için, Alevilikten ve Aleviliğin başı olan Dergâh’tan, Sünni devlet her zaman korktu, her yolla Dergâh’ı zayıflatmaya çalıştı, çalışıyor. Yapabilirse, oraya, Sersem Ali Baba türünden kendi adamlarını yerleştirmeye çalışıyor. Dergâh güçsüz kaldığı sürece, Alevilik bölüktür. Dergâh devre dışı bırakılırsa, hiçbir ‘süpermen’, hiçbir dernek, hiçbir kurultay Alevi toplumunu toparlayamaz. O kadar büyük bir toplum, o kadar eski bir tarihle karşı karşıyayız ki, aydınlar kaldıramayacakları yükün altına girmemeli, oynayamayacakları rollere soyunmamalıdırlar. Bu toplumu, dünyanın gelmiş-gelecek en bilgili insanı olsa, toparlayamaz. Bu toplumun tarihten gelmiş ananeleri var, gelenekleri var. İşte, o bilgi biriktirmiş insanların yapmaları gereken şey, bu tarihten gelen merkeze destek olmaktır, omuz vermektir. Merkezin kulağı açıktır. Kulakları açıktır Çelebilerin, dinlemeye, gereken yerlerde kendilerini geliştirmeye, değiştirmeye açıktır. Yapılması gereken, herkesin Dergâh’a başvurmasıdır. Derneklerin de, Dedelerin de...” Yürükoğlu’nun sözünü ettiği bu birliğin sağlanması için Dergâhın bugünkü temsilcisi Postnişin Veliyettin Ulusoy, bu tarihsel sorumluluğun bilinciyle 2010 yılının Aralık ayında yola çıktı. Sayın Ulusoy ülke ve yurt dışının önemli merkezlerinde yaptığı gezi ve toplantılarını 10-11 Eylül’de Hacıbektaş’ta yapılan geniş katılımlı bir toplantı ile tamamladı. Sayın Ulusoy’un bu çabası yirmi yıldan bu yana örgütlenen Alev-Bektaşi toplumunun derlenmesi ve birliği açısından son derece önemli olmuştur. Yapılan bu toplantılar sonucunda çıkan kararlar hayata geçerse Alevi-Bektaşi toplumunun derlenmesi, birliği ve inançsal sorunları önemli ölçüde giderilmiş olur.

7


SACAYAK

Özel Sayı

Doksanlı yılların başlarında Alevi-Bektaşi toplumu bir taraftan demokratik dernekler aracılığı ile örgütlenirken diğer taraftan örgütlenme modelini de tartışıyordu. O günden bugüne her ne kadar Alevi-Bektaşi toplumu örgütlenmede önemli başarılar elde etmişlerse de, önemli sayı da cemevleri açmışlarsa da bu tartışma günümüzde hala geçerliliğini koruyor. Şu sorun ortada duruyor: Dernekler ve cemevleri Alevi-Bektaşi toplumunun derlenmesinde yeterli değil. Peki, çözüm ne olacak? Çözüm, az önce anlatmaya çalıştığımız Alevi-Bektaşi toplumunun tarihsel örgütlülük modelidir. Yani Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı altında örgütlenmektir. Mevcut demokratik kurumlarımız da bu yapıya şartsız şurtsuz destek vermelidir. Modern Örgütlenme Yapısı ve Yaşanan Sorunlar Alevi-Bektaşi toplumunun modern örgütlenme biçimi olan dernek, vakıf, kültür merkezi şeklinde demokratik örgütlenmesi yaklaşık 23 yıllık bir süreçtir. Öncelikle şunu belirtelim; Aleviler bu kısa zaman içerisinde gerek yurtiçi gerekse yurtdışında örgütlenme, cemevi, kültür merkezi gibi konularda çok yol aldılar. Yüzlerle ifade edilecek kurumlar kurdular. Bu kurumlar ibadet, cenaze hizmetleri, kültürel faaliyetler gibi toplumun çeşitli taleplerine yanıt veriyorlar. Bunlara diyecek yok. Fakat gelgelelim Aleviler en önemli meselede Hünkârın söylediği “bir olma, diri olma, iri olma” meselesinde ciddi sıkıntılar yaşamaktalar. Bugün Federasyon ve Konfederasyon düzeyinde örgütlülüğü yakalamış olan bu toplum, maalesef bir olma konusunda beceriksiz çıktı. Hükümetin Alevi Açılımı ve Çalıştayı sürecinde Alevi kuruluşları her ne kadar “birlik” görüntüsü verse de birçok konuda anlaşamadıkları aslında “bir” olamadıkları bir süreç yaşıyoruz. Alevilerin en büyük örgütlülüğü ABF de kendi içinde sağlam bir birliktelik sağlamış değil. En başta kendisine bağlı kurumlarla barışık değil. Bunun yanında modern örgütlerimizin içindeki en önemli sıkıntı hiç kuşkusuz siyasi farklılıkların olmasıdır. Yönetime gelen kişilerin, kurumun amacına hizmetten ziyade kendi kişisel fikriyatına, siyasi düşüncesine göre kurumun olanaklarını kullanmaya kalkması da buna eklenince sıkıntı iyice büyümektedir. Modern derneklerimizin tamamında olmasa da önemli bir kısmında yaşanan bu sorunların çözümü hiç de zor değil: Bu kurumlar her ne kadar sivil toplum kurumları adı altında olsalar da özü itibarıyla inanç temelli kurumlardır. Dolayısı ile bu kurumlarda hizmet etmek isteyen kişiler, diğer sivil toplum kurumlarının işleyişinden uzak durmalıdırlar. Bu kurumlar Alevi edep erkânı ile pekâlâ yönetilebilir. Yöneticiler toplumun rızalığı ile seçilebilir, yine toplumun rızalığı ile de görevinden alınabilir. Ve tabii ki, asıl çözülmesi gereken şey bu kurumları kişisel menfaat kapısı olmaktan çıkartmaktır. 8

Alevi-Bektaşi toplumu bir taraftan demokratik dernekler aracılığı ile örgütlenirken diğer taraftan örgütlenme modelini de tartışıyordu. O günden bugüne örgütlenmede önemli başarılar elde edilse de bu tartışma günümüzde de sürüyor.


Ocak 2012

Şu sorun ortada duruyor: Dernekler ve cemevleri Alevi-Bektaşi toplumunun derlenmesinde yeterli değil. Peki, çözüm ne olacak? Çözüm, az önce anlatmaya çalıştığımız Alevi-Bektaşi toplumunun tarihsel örgütlülük modelidir. Yani Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı altında örgütlenmektir.

SACAYAK

Modern derneklerimizin yöneticilerinin bu yirmi yıllık süreçte yaptıkları en önemli hatalardan biri de siyasi parti kurma girişimleri olmuştur. Hafızalarımızı şöyle bir yoklarsak, son yirmi yıl içerisinde Alevi demokratik kurumlarının yöneticilerinin girişimiyle iki kez parti kuruldu. 1960’lı yıllarda kurulan Birlik Partisi deneyiminde ders almayanlar 1990’lı yılların ortalarında Barış Partisi’ni kurdular. Şatafatlı bir şekilde kurulan bu partinin daha ilk seçimlerde barajı aşamayacağı anlaşılınca ilk önce öncülük edenler partiyi terk etti. Henüz Barış Partis’inin enkazı hafızalarda tazeliğini korurken 2010 yılında yine aynı kurumlarda yöneticilik yapan farklı aktörler siyasi parti kurmaya giriştiler. Örgütlerin tüm çalışmaları durduruldu ve tüm olanaklar milletvekili olma sevdalısı yöneticilerin siyasi parti kurma girişimine harcanarak çarçur edildi. İte kaka kurulan bu parti, Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına getirilmesi ile tam bir hezimet ve hüsranla sonuçlandı. Alevi yöneticiler partiyi terk etti, beraber yola çıktıkları “yoldaşlarını” yolda bıraktılar. Bu tarz çalışma biçimi geniş Alevi kamuoyunca yadırgandı. Toplum dernekleri yeniden sorgulamaya başladı. Ve ne yazık ki, bu süreçte demokratik kurumlar kan kaybetti. Yapılan bu hatalar sonucu bir kez daha gördük ki, Alevi toplumunu bir siyasal yapı ile toplamak mümkün değil. Zaten doğru da değil. Peki, parti kurmadan siyasete müdahale olmaz mı? Demokrasi mücadelesi verilmez mi? Ayrıca inanca dayalı bir parti kurmak demokrasiyle çelişmez mi? Alevi Bektaşiler biri Ankara’da, diğeri İstanbul’da iki büyük eylem gerçekleştirerek, dileklerini ve istemlerini dile getirmişti. Demokrasi için bu mücadele tarzının ne kadar önemli olduğu devletin 9


SACAYAK

Özel Sayı

ve hükümetin derhal değişen tutumunda kendini göstermişti. Ama iç bölünmeler ve demokratik örgütlerimizin yöneticilerinin milletvekili olma sevdasına peşkeş çeken siyasi parti kurma girişimi, örgütleri öylesine inmelendirdi ki bir daha öyle bir eylem gerçekleştirilemedi. İzmir’de yapılmaya çalışılan eylem, tüm zaafları ortaya koydu ve bir daha da böyle bir eylem gündeme bile getirilemedi. Tüm bu soruların yanıtı Alevi toplumunun geleceğini derinden ilgilendirmektedir. Türkiye de sadece Aleviler kimlik ve inanç sorunu yaşamamaktadır. Etnik ve inançsal açıdan birçok kesim benzeri sorunları yaşamaktadır. Her etnik ve inançsal sorunları olan kesim, sorunlarının çözümlerinin parti kurmaktan geçeceğini düşünür ve uygulamaya geçerse neler olur düşünebiliyor musunuz? Oysaki, Alevi kurumlarına ülkede demokrasinin gelişmesinde ve kurumsallaşmasında önemli görevler düşmektedir. Devasa bütçeli Diyanet İşleri Başkanlığının olduğu, devletin olanaklarının tek bir inancın bir mezhebine aktarıldığı bir ülkede laiklikten ve demokrasiden söz edilemez. Laikliğin olmadığı bir ülkede dinler arası, inançlar arası barış da olmaz. Bunun için Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması ve laikliği savunmak Alevi demokratik örgütlerin en temel görevi olmalıdır. Devletin Asimilasyon Politikası Alevi-Bektaşi toplumu günümüze kadar ciddi sorunlar yaşamış; davasına inandığı için asılmış, kesilmiş, toplu kıyımlara uğramış yine de inancından ödün vermemiş. Oysa günümüzde öyle mi? Bugün Alevi-Bektaşiler geçmişten çok daha tehlikeli durumla karşı karşıyadır. Asimilasyon politikası gerek içimizde gerek dışımızdaki egemen güçlerin temsilcileri eliyle günümüzde daha da pervasızca yapılmaktadır. Alevi kurumları içerisinde kendisine yeterince yandaş bulamayan asimilasyoncu zihniyet kendi “Alevi Dernekleri ve Federasyonlarını” kuruyor ki, amaçlarına daha kısa yoldan ulaşsınlar. Biliyorsunuz 2007 yılında kamuoyunda “AKP’nin Alevi Açılımı” olarak tartışılan olay AKP’nin Alevi milletvekili Reha Çamuroğlu’nun Başbakan Tayip Erdoğan’ın Muharrem ayında iftar yemeğine katılacağını açıklamasıyla başladı. Daha sonra “Çalıştay”lar zinciri yaptı ve bunun sonucunu kamuoyuna bir raporla açıkladı. Hükümetin yetkilileri ve genellikle de Reha Çamuroğlu bu konu da bir dizi açıklamalarda bulundu. O günden bugüne yapılan tek şey Madımak Oteli’nin kamulaştırılarak, müze değil kütüphane yapılmasıdır. Dönemin Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu, Alevilerle ilgili olarak, “Zamanında belki bu vatandaşlara biz bir elbise biçmeye çalıştık ama elbise uymadı. Şimdi hep birlikte yeni bir elbise dikip, onların da huzurlu, mutlu şekilde yaşamalarını sağlamak temel görevimizdir” diye bir açıklamada bulundu. Bu açıklama niyetlerinin ne olduğunu ayan beyan ortaya dökmektedir. 10

Modern derneklerimizin yöneticilerinin bu yirmi yıllık süreçte yaptıkları en önemli hatalardan biri de siyasi parti kurma girişimleri olmuştur.


Ocak 2012

SACAYAK

Oysa Alevilerin talepleri genel olarak şunlar olmuştu:  Alevi köylerine cami yapılmaması,  Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması,  Madımak’ın müze yapılması,  Alevi dergâhlarının iade edilmesi ve cem evlerinin ibadethane sayılması,  Zorunlu din dersinin kaldırılması ve  Alevilerin eşit yurttaşlık haklarının tanınması. Aleviler tarafından yıllardır dillendirilen bu taleplere hükümet şu an kulaklarını tamamen tıkamış durumda. Radikal gazetesinde Ahmet İnsel’in hükümetin dolayısı ile devletin son birkaç ay içerisindeki tutumunun özetleyen şimdi sizlerle paylaşacağım şu cümleler devletin açık inkar ve asimile politikasını gözler önüne koyuyor. “Bir tutuklu, ‘Alevi inancından dolayı inanç önderi bir dede ile görüşmek istediğini’ cezaevine bildiriyor. Cezaevi yönetimi konuyu Diyanet’e soruyor! Diyanet, Aleviliği ayrı bir din olarak görmediğinden ‘dede’ talebinin yerine getirilemeyeceğini bildiriyor.

Alevi Bektaşiler biri Ankara’da, diğeri İstanbul’da iki büyük eylem gerçekleştirerek, Mersin İl Genel Meclisi Mersin Cemevi’ni ibadet yeri olarak dileklerini ve kabul ediyor. Vali, yasaya göre cemevlerinin ibadet yeri olistemlerini dile madığı gerekçesiyle kararı onaylamıyor. getirmişti. Ama iç Bir er GATA’da ölüyor. Ailesi cenazeyi Bağcılar Cemevi’ne bölünmeler ve götürmek için GATA morgundan ambulans talep ediyor. demokratik GATA morgu, cemevine ambulans yollamadıklarını ama örgütlerimizin cami için ambulans verdiklerini bildiriyor! yöneticilerin milletvekili olma Geçen günlerin ufak ama bir o kadar anlamlı resmi uygulasevdasına peşkeş maları bunlar. Diğer yanda, sekiz yıl boyunca zorunlu olan çeken siyasi parti din dersi uygulaması devam ediyor. Okuldan hapishaneye, kurma girişimi, askeri hastaneden mülki yöneticilere kadar uzanan bir orgaörgütleri öylesine nize tanımama tavrı hâkim. En ufak detayda açık vermemek inmelendirdi üzere bütün toplumsal yaşamı kuşatıyor.” ki bir daha Devletin asimilasyon politikası sadece inkâr ve deforme üzerine öyle bir eylem yapılamadı. olmamış: Alevilerin kurulmasında önemli destek verdiği Cumhu-

11


SACAYAK

Özel Sayı , Ocak 2012

riyet Türkiye’sinde 1937’de Dersim’den başlayan 1995 Gazi katliamına kadar onlarca katliamla korku ve sindirme eylemlilikleriyle de olmuş. 2011 yılı 2 Temmuz’da Sivas’ta anma yapmak isteyenlere valiliğin suç duyurusu üzerine “2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanuna muhalefet” suçundan dava açıldı. Bu ne anlama geliyor? Aleviler sizi bir daha Sivas’a sokmayacağız, anlamına gelmiyor mu? Aynı şekilde Aralık ayında Maraş Katliamının 33. yılında anma yapmak isteyenler kente alınmayarak aynı şey ifade edilmiştir. Evet, sevgili canlar, Devlet dine müdahale ettiği sürece daha çok Çorum, Sivas, Maraş olayları yaşarız. Devlet dine müdahale ettiği sürece daha çok Alevi-Sünni, Türk-Kürt-Laz-Çerkez-Ermeni emekçilerinin birbirini boğazladığına şahit oluruz. Tarihten gelen kültürel farklılık kavga nedeni olmamalı. Süre giden bu durumun değişmesi için; ülkenin laik, demokratik düzene kavuşması için; Alevi-Bektaşiler başta olmak üzere tüm demokrasi güçleri birlikte mücadele etmelidirler. Hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum. Şimdi söz sizde sorularınıza elimden geldiğince yanıt vermeye çalışacağım. 

Âşık Fedai

Ölümsüzdür Erenler Karanlıkta yıldız gibi duranlar Güneşi görünce bir bir söndüler Canım serim feda olsun diyenler Ölümü görünce geri döndüler Ali’yi seveni koyun bilerek Çoban oldu bazı kurtlar gülerek Şurda iman, burda güman diyerek Bazıları köşeleri döndüler

Ne Fayda İnsanlıktan nasibini almayan Kırk yıl dize gelse gitse ne fayda Arif kelamında mana bulmayan Kırk yıl dize gelse gitse ne fayda Kırk yıl duvarları öpse ne fayda Kulak vermez ise mürşit sözüne Ehli beyt sevdası girmez özüne Çile verir yazık eder dizine Kırk yıl dize gelse gitse ne fayda Kırk yıl duvarları öpse ne fayda Cahil yorar tabip ile ustayı Tez öldürür yaralıyı hastayı Fedai’m de almaz ise hisseyi Kırk yıl dize gelse gitse ne fayda Kırk yıl duvarları öpse ne fayda

Fedai’yem Hakk’ı görenler de var Hak için toprağa girenler de var Hüseyin gibi can verenler de var İşte onlar ölümsüzdür erenler

Mürşide Var Derdine derman ararsan Bir kâmil-i mürşide var Halin ahvalin sorarsan Bir kâmil-i mürşide var Işık tutar aydınlatır O seni sana anlatır Sevgisi boldur dağıtır Bir kâmil-i mürşide var Oku öğren cahil kalma Kendini boşluğa salma Sakın Fedai’me gelme Bir kâmil-i mürşide var


Ocak 2012 Ozel Sayı Amsterdam Konferansı