Page 1


Rüya Proje Burak KANTUR, Emirhan ÇAKIR, Ebubekir KARAMUSTAFA

TaSaRIM Ebubekir KARAMUSTAFA, Emirhan ÇAKIR

EDİTÖR Burak KANTUR

çİZİM D lara KESGİN, Beste BOZKURT, Barış Arman KARAKAŞ, Şule KOCAKAYA, Berk UĞURLU Aralık-Ocak 2018-2019 Sayı: 3- Edebiyat ve Mizah Dergisi İletişim: ruyadergi@gmail.com

@ruyadergi Bu dergide yer alan yazı,espri ve çizimler, yazar veya çizerin izni alınmaksızın sanal ortam da dahil hiçbir görsel ve yazılı yayın organında kullanılamaz.


06

Burak KANTUR

FRANZ KAFKA İLE SÖYLEŞİ

14

20

TEK

İKİ JETONLA ÖLÜM KALIM MESELESİ Kerem Nadir

PLASTİK LİRİK TOKAT

29

ÇAMURLU SULAR

Feyza DELİBALTA

PONOPTİKON

25

14

Merve Reyyan Eş

Nur Ece DURAK

BETONDAN AİLE

18

BUNUN ADI OLMASIN

26

BAŞKA BİR KÜLTÜR

16

Gülce AVCU

BİR GECE

22

Zehra Bayraktar

BENİ BU KENTTE TUTAN

Ilgıt UYGUR

BU GURBET HALİ PEK YAMANDIR

30

10

Cengizhan KOÇYİĞİT

Barış A. Karakaş

Bİ’ KUPLE MİZAH

28

Mehmet A. ÖZGÜRER

BOŞLUĞU BOŞLUĞU METNİ

32

Antiraj

PELÜŞ AYI


SEVDAN BENİ Terketmedi sevdan beni, Aç kaldım, susuz kaldım, Hayın, karanlıktı gece, Can garip, can suskun, Can paramparça... Ve ellerim, kelepçede, Tütünsüz, uykusuz kaldım, Terketmedi sevdan beni... Ahmed ARİF

Çizim:Berk UĞURLU


Dosya

FRANZ KAFKA İLE SÖYLEŞİ Burak KANTUR Burak Kantur: İç n zde ne varsa dökün. Parça parça d nlemekten sıkıldım. Her şey d nlemek ç n büyük b r stek var ç mde. Franz Kafka: Elbette… Burak Kantur: Yeryüzüne yen den nd n z ve tekrardan nsanların arasındasınız. Bu olanlar s z n ç n b r felaket m ? Franz Kafka: Çok şaşırmış olsam da, kırk yıl hayattaydım ve kend yolumu tek başıma ç zmek zorunda kaldığımdan, beklenmed k şeylere bağışıklık kazanmış sayılırım ve bu tür şeyler , özell kle bugün olanları felaket olarak algılamıyorum.

Burak Kantur: Hayata gözler n yumarak B lg Ağacı'nın meyveler n yeme fırsatı buldunuz. Ve yed n z. Nasıl b r şey olduğunu b l yorsunuz artık. İy ve Kötü'yü ayırt etme yeteneğ n kazandığınızı düşünüyor musunuz? Franz Kafka: Sadece b lmek doyurmaz, b lmes ne koşut davranab lme steğ de buna eklent l d r. Ne yazık k , böyle davranab lme yeteneğ k mseye bağışlanmamıştır, herkes kend kend n yok etmeye yazgılıdır, bunu başaracak güce sah p olmama olasılığı k msey bu yoldan döndüremez, son denemeye kalkışmaktan gayrısı gelmez el nden. Burak Kantur: S z okuyan her nsanın üzer nde der n b r etk bırakıyorsunuz. İnsanlar da beden n n en karanlık g r nt ler ne ulaşan yazarın hayatını der nden merak ed yor ancak hayatınız hakkında yeter kadar b lg sah b değ l z. S z yaşamış olduğunuz hayatı nasıl tanımlarsınız? Franz Kafka: Çok sağlıklı b r babanın hastalıklı oğlu unvanını doğduğum g b aldım. Çok geçmeden, yaşamda söz sah b olmaya başladığımda, yan konuşma ve eğ t m-öğret m safhasına geçt ğ mde se k nc unvanımı aldım, sürekl kenara t lm ş ve sosyal yaşamın dışında kalmış genç. Tüm hayatım böyle geçt . Burak Kantur: Hayattan korku duyarak mı yaşadınız? Franz Kafka: Korkum ben m maddem, belk de en y yanım ben m.


Burak Kantur: Güzel b r hayat yaşadığınız söylenemez. Yaşadığınız hayata dönüp baktığınızda değ şt rmek sted ğ n z, bunu yapsaydım ya da bunu yapmasaydım ded ğ n z şeyler var mı? Franz Kafka: Anımsamanın kend s b le nsana üzüntü ver rken b r de anımsananların neler olduğunu düşünün! Kend n z bunlara bırakmayın, ne s ze ne de bana göre b r şey bu. Her şey apaçık ortada, nsan kend kend s n bu yolla zayıflatmakla kalmaz, öncek durumunu da güçlend remez; öncek durumu güçlend rmek gerekl m d r, o başka b r sorun. Burak Kantur: Yahud l ğe duyduğunuz nancı nasıl fade edeb l rs n z? Franz Kafka: G yot n denl ağır; onun denl de hafif b r nanç. Burak Kantur: Babanız (Hermann Kafka), hem hayatınız hem de yazılarınız üzer nde der n b r etk yarattı. S z n yaratıcı tarafınız ç n kötü b r öfke ve az takd r le b r çeş t zal m oldu. Babanız hakkında ne söylemek sters n z? Franz Kafka: Bana sıklıkla hükmeden h çl k duygusu –gelgelel m başka açıdan da değerl ve ver ml b r duygu- kaynağını çoğunlukla babamın etk s nden almaktadır. Ben m ht yacım b raz yüreklend r lme, b raz güleryüz, b raz da yolumun açılmasıydı; ama babam bunun yer ne yolumu kapattı, tab bunu kend me başka b r yol seçmem ç n y n yet yle yaptı. Ne var k ben bunu becerecek b r değ ld m. Burak Kantur: Babanızdan kaçmayı düşündünüz mü?


Franz Kafka: Değers zd m, mahkûm ed lm ş, ç ğnenm şt m, başka b r yere kaçmak ç n büyük çaba göster yordum, ama bu b r ş değ ld , çünkü sah p olduğum güçlerle ulaşamayacağım, mkânsız b r şeyd söz konusu olan. Burak Kantur: Seçt ğ n z meslek s z n ç n doğru muydu? Franz Kafka: Ah Tanrım, nasıl da güç b r meslek seçm ş m kend me! Hemen her gün yoldaydım. Bütün bunlar bürodak as l şlerden daha yorucu, üstel k bunlar yetm yormuş g b b r de yolculuğun ç les , aktarma trenler n n stres , düzens z, kötü yemekler, sürekl değ şen, h ç kalıcı ve sam m olmayan nsan l şk ler . Şeytan görsün heps n n yüzünü! Burak Kantur: İnsanlarla l şk ler n z nasıldı? Franz Kafka: İnsanlarla y geç nmek hem çok zordu hem de çok kolay; bunun b r kuralı yoktu. Burak Kantur: Dönüşüm k tabınızda nsanı b r böceğe dönüştürmen z kend n ze yabancılaşmanın mı yoksa kend n ze nefret n m tezahürü?

Franz Kafka: Dönüşüm: yabancılaşmanın ağırlığıdır. Burak Kantur: K taplarınızdak karakterlerde der n b r huzursuzluk hâk m. Kend b reysell ğ n hâk m kılmaya çalışan karakterler n z üzer nde ps koloj k anal zler yapılıyor. Ps koloj y k taplarınız da çok y b r şek lde kullandığınız aş kâr. B ze ps koloj y tanımlayacak olsanız nasıl tanımlarsınız? Franz Kafka: Ps koloj , madd dünyanın lah düzlemdek yansımasının fades d r. Daha doğrusu, b r yansımanın fades d r, çünkü b zler d b ne kadar madd doğamızın çer s ne gömülmüş olduğumuzdan, h çb r yansıma gerçekten meydana gelmez, nereye dönersek dönel m gördüğümüz tek şey yalnızca yeryüzüdür. Burak Kantur: S z n ç n k tap ne fade ed yor? Ben, uyanık kalmamı sağlayacak k taplar okumayı terc h ed yorum. S z okuyacağınız k tapta hang özell kler arıyorsunuz?


Franz Kafka: İy b r k tap en y dosttur. B z yıkıma uğratan ve der n b r kedere boğan k taplar okumalıyız; öyle k b r k tap, kend m zden daha çok sevd ğ m z b r n n ölümüne tanık olmuş kadar, ormana sürgün ed l p herkesten uzaklaşmış kadar etk lemel b z . B r k tap, İç m zdek donmuş den z n ortasına nen b r balta olmalıdır. Eğer okuduğumuz k tap b z kafamızın ortasına nen b r yumruk g b sarsmıyorsa, n ye boşuna okuyalım k ? B z mutlu ets n d ye m ? Tanrım! Mutlu olmak ç n k tap okuyorsak h ç k tabımız olmasın daha y ; b z mutlu eden o k tapları yer geld ğ nde kend m z b le yazab l r z. Burak Kantur: Sanat s z n ç n ne fade ed yor? Franz Kafka: Sanat gerçeğ n çevres nde dönen b r pervane g b d r, yanmaya n yet yoktur. Karanlık ç nde ışığın kaynağını, daha önce h ç görmese b le, ele geç reb lme yeteneğ le donanmıştır.

Burak Kantur: Yeryüzünde yaşananlara ve yaşayanlara rağmen umut hâlâ var mı? Franz Kafka: Umut olmasına var. Sınırsız denecek kadar çok umut var. Ama b z m ç n değ l... Burak Kantur: Son olarak, tüm bu konuşmalarımızın n s an lar ın s z d ay a y tan ımas ın a o lan ak sağlayacağını düşünüyor musunuz? Franz Kafka: Önümde durup bana baktığında, ne sen ben m ç mdek acıları anlayab l yorsun, ne de ben sen nk ler . Ve sen n önünde kend m yere atsam, ağlasam ve anlatsam b le, b r sana cehennem sıcak ve korkunçtur d ye anlattığında cehennem hakkında ne b leb l rsen, ben m hakkımda da anca o kadarını b leb l rs n. Kafka'nın cevapları Mav Oktav Defterler , Dava, Dönüşüm, Açlık Sanatçısı, B r Savaşın Tasv r , Babaya Mektup, Afor zmalar, B r Köy Hek m , M lena'ya Mektuplar k taplarından alınmıştır.


BAŞKA BİR KÜLTÜR Başka bir kültürde Aşık olabilirsin bana Örneğin yanında Hatta sevebilirsin beni İlk işimiz kareli kaşkollar almak olur Başka bir kültürde âşık olabilirsin O kocaman sokakta En büyük heykelin yanında Başka bir kültürde âşık olabilirsin

Başka bir kültürde âşık olabilirsin bana Sen kitap okursun bana ben sana masallar Tek ikimiz varken başka soru kalmadan Cengizhan KOÇYİĞİT


T

Çizim:Şule KOCAKAYA


Öykü

ÇAMURLU SULAR Merve Reyyan EŞ Çamurlu sulara düşüyoruz, çamurlu şarkılarda tınlıyor ses n; h ç düşmem ş b r oğlanın paçalarından süzülüyorsun. İnanmak stem yorsun, neh rler n üzer ne d z çökemezler, d yorsun. Gecen n b r yarısı, saat sabaha karşılara çoktan yaklaşmış, arkandan adım sesler ş t yorsun. Yürüyorsun; paçalarından damlıyorsun hâlâ, y ne de yürüyorsun. B r parçanın boş olduğunu yavaş yavaş anlıyorsun; z hn n kem r yorsun. Arkandak adım sesler n d nlerken önüne büyük b r yangın çıkıyor. Yürüdüğün yol boylu boyunca çamurlu suların yangınında. Yangının etrafındak ruhlara -merhamet ç n- son gününmüş g b yalvarıyorsun. Arkandak adımlar, sana yaklaşmaya devam ed yor. Çamur yüksel yor; o, yaklaşıyor. En sonunda kollarını sana sarıyor. Merhamet d lememen ç n yol boyunca b rçok kez söylen yor. Tanıyorsun onu b t remed ğ n yol boyunca, daha fazla çırpınıyorsun. Çamurlu sular aşkın kıyıları oluyor çoktan, sen fark etmeden. Arkandak adamın adımları hâlâ kulağında çınlarken onun saçlarının dalgaları dövüyor kıyıları. Zaman geç yor, o yangın alev nden de b r kıvılcım eks l yor. S z n aşk kıyılarınızdak sulara konuyor. Yağmurlar artık kokunuzu kaybetmekten korkmaz oluyor, lak n sular sen n eks kl ğ nde yarım nefes alıyor.

B raz daha geç yor üstünüzden zaman; rıhtıma dönüşüyor dalgalar. Rıhtıma yüksek duvarlar örüyorsunuz adımlarınızdan. O duvarların ötes ne geçem yor soluk çığlıklarınız, ama b r dalga yüksel yor ufuktan bu yana, söylüyor s ze: “Yıldızlar, doğar ve ölürler; ama tasasız, zaman dolmadan g den küçük b r yıldız, b r okyanusun gözler tarafından zlen yor. Ger ye kalanlar bu gece manzarasına ufak numaralar bırakıyorlar. G denler ç n de kalanlar ç n de dans ed yorlar. S z sanıyorsunuz k kuyruklu yıldızlar kayıyor, ama onlar, s z n ç n dans ed yorlar. Gece manzarası ya da s yahına sakladığınız her b r acıyı hapsed yorlar kalpler ne. Herkes daha çok ağlıyor geceler , s z b l yorsunuz; yıldızlarınız dansına devam ed yor. Ölüm öyles ne b r dans oluyor k d l n z tutuluyor, gök, yüzünüzdek tüm kuşaklara bağlanıyor ve yaşlarınız süslüyor onu. Seneler geç yor, yaşlarınız süslüyor onu. Batan güneş, aya sarılıyor; s z karanlık sanıyorsunuz dünyanın b r yüzünü, ama karanlık olan tek yer gözler n z oluyor. S z n gözler n z güneş ve ayın sarılmasına karanlık olurken yıldızların gözler doluyor. Her b r kuşağı sandal yapıyorlar neh rler n üzer ne. S z bunu da suların, neh rler n üzer ne d z çökmed ğ şekl nde anlıyorsunuz. Tüm bu karmaşıklık sırasında dolu gözler le dans eden yıldızlar, bunu sağlayan, batmaya yüz tutmuş güneş ve sarıldığı ay, yüzünüzdek kuşakların her b r ne bağlanan gök; uykuya dalıver yor.” Sarı saçlı oğlan bu soluk çığlıklardan sonra sarılıyor gr saçlı oğlana. Yüzler ndek yaşlar, renkl ç zg lere dönüşüyor ve uyuyorlar bütün gece rıhtımda.


Çizim: Dilara KESGİN


PANOPTİKON

Ve aynı kelimeler Durmadan tekrar edilir: Senden önce ve sonra, Bir deniz gibi akar, Ne boğar, Ne yüzdürür; Uzaklaştırır yalnızca. Sıfırı bulmadan ulaşılan sahte bütünlüğün apaçık yalnızlığı karşısınd Boğmasını dilerdik o kelimelerin bizi. Benim bunları yazdığım gelecek Belki öldüğüm, belki de sonsuzluğa kavuştuğum andır Sonsuz bir müzikle birlikte zihnimde Siz diğer insanlardan duyduğum seslerin yankılanışıdır. Bitişini duymamak için seslerin, düşmeye bırakıyorum kendimi, Yalnız düşerken, uzaklaşmanın verdiği özlem tüketiyor beni. Geçmişten yazsaydım eğer bu satıları... Sözcüklerden başka ne doldururdu burayı? Anlamlar çoğaldıkça yalpalıyorum. Feyza DELİBALTA


da,

Çizim:Beste BOZKURT


Öykü

BİR GECE

Gülce AVCU

B r gece, yıldızlı, kasvetl , ağır ağır zamanın aktığı b r gece… En güzel yazılar, ş rler, mektuplar… bu zamanlarda oluşuyor. Yen yet şecek şa rler, yazarlar… hep bu günlerde çıkıyorlar ortaya. B rdenb re aydınlanıyor her şey onlar ç n, okuduğu b r kel me k a l b n n ü z e r n d e g e z n y o r, g ö z l e r y a n ı y o r uykusuzluktan ama defter n , kalem n el ne alıyor ve yazmaya başlıyor. Aklına ne eserse yazıyor. Sadece k cümleden oluşan b r ş r çıkıyor ortaya. Aklına esk aşkları gel yor, çekt ğ acılar ve daha yükünü uzun zamandır omuzlarında taşıdığı onlarca şey. Her şey o gece le başlıyor. B r kadın terk ed l yor önce. Omuzlarında s yah paltosu, saçları rüzgârda gez n yor, dudaklarında söylemek ç n çırpındığı ama söyleyemed ğ sözler b r km ş. El nde telefonu, avucunda sıkıyor onu, kırılmayacağını b lse de. D şler le dudaklarını kem r yor sonra, o adama yarım ağızla b r şeyler söylüyor. Kend kend ne söylen yor, sokağın ortasında. ”Geçen onca zaman onca yaşanmışlık nereye g decek ş md ? B r anda uçmaları mümkün olsaydı keşke. O zaman ne ayrılıklar acıtırdı ne de geçm şte k mutlu günler…'' d ye düşüne düşüne otobüs durağına varıyor en sonunda. Otobüsünün gelmes ne daha k saat var ama kalb n n acısı onu güçsüz bıraktığından otobüs durağında k boş yere oturuyor. Aynı saatlerde, ş rler n yen yen yazmaya başlamış, yıllar sonra herkes n okuyacağı b r şa r olacağından habers z b r adam Kadıköy'e g tmeye karar ver yor. Saat on k y göster yor, normalde bu saatlerde uyuyor ama o gece Kadıköy'e g tmek ç n ç nde b r h s var. Onu oraya g tmeye zorlayan b r şeyler var. Yarım saat sonra Kadıköy'e varıyor, kend ne güzel b r defter, b r de kal tel olduğuna nandığı b r dolma kalem alıyor. Şa rl ğ ne adım atmanın heyecanını defter n koltuğunun altına sıkıştırıp kalem ceb ne yerleşt rd ğ nde- b r kez daha tadıyor. Daha sonra yürüyor, yürüyor… Hava soğuyunca eve dönmek st yor ve ev ne g den otobüsün durağına doğru lerl yor.

Yarım saat önce sevg l s yle buluşmayı üm t ederek gelen kadın, tek b r mesajla o gece terk ed l nce soğuğu unutmaya başlıyor yavaş yavaş. Yanına bazı nsanlar oturuyor, beş dak ka sonra kalkıyorlar, bazıları yarım saatten fazla bekl yor otobüsü. “Hayatımızda k nsanlarda otobüs durağındak tanımadığımız nsanlara benz yor. B r süre sonra heps yle sank daha önce h ç tanışmamışsın g b yabancılaşıyorsun, selam b le vermeden hayatına devam ed yorsun…” Bu düşünceler kafasının ç nde dönerken saat ne bakıyor. Otobüsün gelmes ne b r saatten az var. Çevres ne bakınıyor b r süre, ç geç yor yavaşça, göz kapakları ağırlaşıyor, der n b r uykuya dalıyor. Rüyasında onu görüyor. Eller n tutmak ç n uzanıyor ama b r çığlık, b r haykırma onu korkutuyor. Kaçmak st yor ama olduğu yerde durmaktan başka b r şey yapamıyor. Bağırmak st yor ama ses çıkmıyor. Kâbustan daha beter karışık şek ller, tanıdığı bazı esk nsan yüzler kanlarla kaplı b r şek lde kafasında dönüyor. Şa r, otobüs durağına vardığında terk ed len kadını fark ed yor. Der n b r uykuda olduğunu b r süre sonra anlıyor. Önceler uyandırmak stese de bunu yapmaktan çek nerek yen aldığı defter ne b r şeyler yazmaya başlıyor. Aklına yazacak b r şey gelmey nce uyuyan kadına bakıyor. S yah saçları omuzlarına kadar uzanan, eller oldukça zar f, kaşı, gözü, ağzı burnu, nefes alış ver ş b le onu etk leyen bu kadına b r şeyler yazmak st yor. Yazıyor s l yor, yazıyor s l yor… B r kısır döngünün ç nde kend s yle boğuşuyor. B r arabanın art arda kornaya basmasıyla ve yüreğ hop eden kadın uyanıyor kâbuslarla bezenen uykusundan. Gözler n ovuşturuyor makyaj olduğunu unutarak. Yanında oturan adama bakıyor, adam ona gülümsüyor. “B r saatt r bu adamın yanında uyuyor muydum ben? Umarım horlamamışımdır…''


“Maltepe otobüsünü beklerken ç m geçm ş… Sah , kaçtı mı otobüs?'' adam defter n kapatıp lg yle kadına bakıyor. Gözünü ovuşturduğu ç n gözaltına bulaşan r mel d kkat n çek yor. Bu kusurun b le onda artık b r kusur olmadığını h ssetmeye başlıyor. “Ben Maltepe otobüsünü bekled ğ n z b lseyd m s z uyandırırdım… Otobüs g del on beş dak ka kadar oldu.” kadın sakalsız, bıyıksız, beyaz yüzlü bu adama kızmak stese de ç nden gelm yor artık. “Ben m suçum sonuçta… Uyuyakalırsan otobüs durağına ev ne de g demezs n şte!” d ye kend kend ne kızıyor. “Öneml değ l, hata bende. En uyunmayacak yerde uyumuşum…'' kadın kend ded ğ ne gülüyor, adam da onun gülüşüne gülüyor. B r süre konuşmuyor k s de. Kadın adamın el ndek deftere b r şeyler yazdığını görünce sormak st yor. “H kâye m yazıyorsunuz?” Adam defter çek ngen b r tavırla b raz daha kend s ne doğru yaklaştırıyor. “Ş r yazıyorum, daha doğrusu bu gece yazmaya başladım.” “ Desene bu gece kutsal gece! Ben de sevg l m terk ett … B r saat kadar oldu sanırım!” adam kadının gözler n n buğulandığını, dudaklarının masumca t tred ğ n görüyor. Ona bunu yapanı bulmak, bu kadını nasıl bu hale get rd ğ n n hesabını sormak st yor. Ama bu düşünceler n ona söylemek yer ne kuru b r şek lde: “Üzüldüm s z n adınıza.” demekle yet n yor. “Neyse, bu konu le canınızı sıkmayayım. Bana yazdıklarınızı okur musunuz?'' adam heyecanla defter n ve sol ceb nden de evde yazdığı ş rler n yazılı olduğu kâğıtları çıkarıyor. İç nden en güzel olanı seç yor, başlıyor okumaya: Aşk ve gurur, Ayrı kavramlar değ ller Hem ne d yor şa r B r kapının ardında g zl olandır gurur Aralandığında kapı sess zce çer ye süzülür Eller yle kazar toprağı İç ndek aşkı bulur Alır onu ev re çev re Tutkuya döndürür Âşıksam eğer b r ne K aşığım kend m b ld m b lel Saçına, kaşına, gözüne, eller ne Gurur yapmam gerek m ? Sarılsam olmaz mı b r kerec k O terk etse de ben gün doğumundan Saatler, dak kalar önce Öpemez m y m onu Ten nden, Ve ölmeyen fik rler nden.

Kadın susuyor, o sustukça adam ş r n beğenmed ğ n düşünüyor. O soğuk gece de b le heyecandan alnında terler b r kmeye başlıyor. “Çok güzel, çok anlamlı b r ş r… B r kıza yazıldığı bell …'' adamın kel meler boğazında düğümlen yor. O yarım saat boyunca uyurken ona baktığını, bu ş r n her d zes nde onu anlattığını söylemek stese de teşekkür ed yor sadece. “İler de büyük şler başaracağınızdan em n m. K tabınız çıkarsa lk alacak k ş ben olacağım.” d yor kadın. Terk ed lmen n acısı yen tanıştığı şa rle konuştukça azalıyor, yarasına merhem oluyor onun okuduğu d zeler, gözler n kapatıyor, sadece adamın dudaklarından d ö k ü l e c e k o l a n d z e l e r e k e n d n a d ı y o r. O n u n düşünceler nde, onun kel meler nde b r yolculuğa çıkıyor. Şa r tanıyalı yarım saat oldu oluyor. Bu yarım saat ç nde ona karşı b r çek m, b r tutku h ssed yor. Ama bunun ne kadar sürec ğ n b lm yor. Saat gecen n k s ne vurduğunda kadın artık eve g tmek st yor. Beden yorgun, z hn karışık b r hâlde uyanık kalmakta zorlanıyor. Adam le vedalaşıyor el sıkışarak, onu b r daha belk h ç göremeyeceğ n b lerek. Okuduğu ş rlerle onu rahatlattığı ç n teşekkür ed yor ve b r taks ye atlıyor. Taks c ye adres söylüyor, soğuktan üşüyen eller n paltosunun ceb ne koyuyor. Ceb n karıştırdığında ç nden b r kâğıt çıkıyor. Merakla kâğıdı açıyor ve okuyor. Okudukça hafızasında b r şeyler bel r yor. Bu ş r, az önce otobüs durağında beraber oturduğu adamın ona lk okuduğu ş r. Ş r tekrar okuduktan sonra altındak nota göz atıyor. “Bu ş r s z n ç n yazdım, o kısacık zamanda h ssett kler m hakkında b r şeyler yazmadan duramadım. Lütfen bunu saklayın b r yabancı tarafından s ze yazılan b r ş r olduğunu, üzüldüğünüzde hatırlatın kend n ze. Bu ş r artık sonsuza kadar s z nd r…'' Kadın gözyaşlarını ç ne akıtarak ağlıyor, parmaklarını kâğıdın üstündek kel melerde gezd r yor, kel meler n üzer ne öpücük konduruyor ve onu göğsünün üstüne koyuyor. O şa r ve yaşatacağını ş rler sonsuza kadar kalb nde taşıyacağına söz ver yor.


Bunun Adı Olmasın Silgisi bitmiş bir insan gibi Sayfası kapkara, hep yanlış Hep sıkıntı, hep yalnız Ama en çok da umut dolu sanki Çünkü yaşıyor Merhameti tükenmemiş zalime karşı Nefesi tükenmemiş ölüme karşı Kanı akmamış bıçağa karşı Dünya dünyaya karşı O da benliğine karşı Baksana; kendisi anlatamıyor kendini Kalemine güveniyor diline karşı Korkuyor cesurlara karşı Kapatmıyor gözlerini gaflete karşı Ama kapatmak istiyor Rahat bırakmak aklını Aklı da yorulmuş akılsıza karşı Biri dans ediyor güçlü gelgitlere karşı Ve gelgitlerle Çok uyumlu denizle ama ruhu gökte Bakıyor etine “Ne yaptım da dans etmek zorundayım Deniz kadar yorgun olduğum için mi tüm bu zelzele” Gökte, yorgun zaman gibi Gök de yorgun senin gibi Düşmek istiyor Uyumak denizin kollarında dans eder gibi

Elif Sena


a

Çizim:Şule KOCAKAYA


İKİ JETONLA ÖLÜM KALIM MESELESI TEK B rden karşıma çıktı, öylece durdu. Balkon ç çekler g b kokan gözler , gözler m uzunca teğet geçt . Hafızam esk lere çalıyordu ama artık umuda bağlayacak mecal kalmamıştı. Kurumuş dudakların arasından: “Geçen oynadığımız oyundan sonra bende k jetonun kalmıştı, onları vermeye geld m.” Annem n en sevd ğ vazosunu yanlışlıkla kırmışım g b baktım sanırım. Gözler n n fer n büyüttü b rden. Yen den doğdum. Sana var oldum ben ve sana ölüyorum. K rp kler n karşımda görünce, kend m görem yorum. B r del l k olmalı, bütün dünyayı dış kapı ed p gözler nde h pnoz olmak, zamanı kesk n bıçak zler yle yaralayıp yaşamı sıfırlamak. Dokunmadan, öyles ne uzaktan seyrederken bakışlarını, her b r hücrem kend n yen l yor, bahar oluyorum. G tme ded m. K me ded m? K me? İç me... Ben mle konuşsa da ben görmüyordu, anlasa da duymuyordu, acelem var, daha çok k ş öldüreceğ m bakışını gördükten sonra b rden susmak sted m, ç m dâh l. El n sarı çantasına attı, en der ndek küçük cebe koymuştu jetonları. Aldı ve eller bana doğruldu. Çok sonradan eller eller me uzanıyordu, dışarıya yansıtmamak; kuşatılması dah zor ülken n fethed lmes n tüm dünyadan saklamaktan daha zordu. Yansıtmadım sanırım. Jetonları b rer b rer el me koydu. Ev n balkonunda ç çeklere bakmaktan daha güzeld gözler n. Anlatamam, anlayamazdı, belk de anlamak stemezd . Kemer n n arka tarafına koyduğu tabancayı çıkarttı, ç çekler n üstüne sonbahar düştü, bu kez gerçekten son. Alnıma sabetlemek sterken b rden vazgeç p göğsümün sol tarafını hedef aldı, y n şancıdır kend s . Ret nasına kadar ezberled ğ m kadına: “Sonra d r ltecek m s n ben ?” ded m. Gülümsed . Ve tam sabet... D r ld m...


Apocalypto “Korku b r hastalıktır. Sürünerek onu kabul eden herkes n ruhuna g rer. Sen n huzurunu lekelem ş b le. Sen korku le yaşamanı zlemek ç n yet şt rmed m. Kalb ndeyken savaş onunla. Köyümüze get rme.”


Öykü

BENİ BU KENTTE TUTAN Zehra BAYRAKTAR Den ze karşı duran bankın üzer nde ayağa kalkmış, var gücüyle “Sen yeneceğ m İstanbul!” d ye haykıran adama bakıp göz dev ren adam olmayı gerçekten çok sterd m. Ne yazık k ben haykıran adamdım. Her zaman o adam olmuştum. Göz dev ren adam bana döndü ve “Ab yalnız o cümle den z sev yes ndeyken kurulmaz, tüm İstanbul’u ayaklarının altına alacağın b r tepeye çıkman lazım” ded . Gençl k yıllarının nsana verd ğ özgüven ve serseml kle -k , serseml k bende bulaşıcıydı, d ğer yıllara da sıçramış, bulaşmıştı- “Sen ben mle dalga mı geç yorsun lan” d yerek adamın üzer ne yürüdüm. İnsaf gösterm ş, belk de ben fazla c dd ye almadığından, yanımdan ayrılmıştı. Karşısındak n tek b r yumrukla yere nd ren adam olmayı çok sterd m. Ne yazık k ben yerdek adamdım. “Rövanş maçına var mısın İstanbul?” d ye mırıldandım. Şehr b r süre karıncaların gözünden seyrett kten sonra küçük b r kız başucumda d k l p kahkahalarla gülmeye başladı. Onu suçlamadım, çok haklıydı. Hatta bu h kâyedek en aklı başında k ş , k yandan örülmüş saçlarını savura savura gülen o kız olmalıydı. Çok geçmeden, ardında annes bel rd ve bana kalkmam ç n el n uzatırken, kızına da ters b r bakış attı. “Kızım adına çok özür d ler m beyefend . Tanımadığı nsanlara bu şek lde davranmaması gerekt ğ n b r türlü öğretemed m.” Kadın, oldukça naz k ve tatlı b r b ç mde gülümsüyordu. “Öneml değ l. Acaba Beş ktaş’a nasıl g deb l r m, b r b lg n z var mı?” Aslında Beş ktaş’ta h çb r ş m yoktu. Amacım yalnızca, a lem n yanına

dönmeden önce gezeb ld ğ m kadar gezmekt . Nasıl olsa bundan sonrası hep ş rketler m, toplantı odaları ve bankalar arasında mek k dokuyarak geçecekt . “Tab ” ded kadın, “Sıkıcı ama kolay yoldan mı g tmek sters n z yoksa s z n g b buraya yabancı olduğu her hal nden bell olan b r n n terc h edeceğ g b çalkantılı ama muhteşem yoldan mı?” Bana pek b r seç m şansı tanıdığı söylenemezd . Hem şu meşhur martılara b r s m t de b z atsak fena mı olurdu? Böylece o, ben ve kızı vapur skeles ne doğru yürümeye başladık. “Bundan sonrasını ben halleder m, teşekkür eder m” ded m. “Yok canım, b z de b neceğ z vapura” ded kadın. Kes n benden hoşlanmıştı. “H ç gerek yok” ded m. “Ayol ne alakası var, ev m ze g deceğ z b z de” ded . “Haa” ded m, b raz utanmıştım ama ne de olsa yüzsüzün tek yd m ben. Bu sırada b letler m z almış ve vapurun dem r almasını beklemeye başlamıştık. Ben y ne de kadının benden hoşlandığını düşünüyordum. Küçük kız annes n n arkasına saklanmıştı ve bana d l çıkarıyordu. B rden aklıma b r soru geld ve sormamak ç n h çb r sebep göremed m. “S z dulsunuz, değ l m ?” ded m. Eğer hâlâ evl yse sorun olab l rd . Ben


bunları düşünürken kadının gözünün seğ rd ğ n ve eller n n çantasını sıkı sıkıya kavradığını fark edemed m. “Ne münasebets z b r soru bu böyle!” d yerek neredeyse çığlık attı. “Yanlış anladınız. S z ben mle lg len nce ben de şte öyle şey…” ve çanta kafama nd . Bu kentl ler ne kadar gerg n nsanlardı yahu! Kızını kolundan tuttuğu g b uzaklaşınca ne yapacağımı b lemeden bön bön duvarı zled m b raz. Den z n kokusunu alab l yordum. Yanımdak sıralı sandalyelerden b r ne tüm görkem ve göbeğ yle kurulmuş olan yaşlı adam, yanındak d ğer yaşlı adama döndü “Egzoz kokusu da buralara kadar gel yor, nefes alamıyoruz” ded . Ötek , kafasını sallayarak onayladı onu. “Vapur da b r türlü gelemed , vak t geç yor” d ye ekled . “Ee, den z dalgalıdır belk . Olur o kadar. Azıcık sabred ver n” d yerek lafa atladım. Fakat b r yanıt alamadım. Yalnızca “Sen n derd n ne” anlamına geleb lecek yüz fadeler … Tam alınacaktım k , vapur kıyıya yanaştı. Bekled ğ m z salonun kapıları açıldı ve nsanlar ben daha ne olup b tt ğ n anlayamadan kapıya doğru koşmaya başladı. B r s ne “Neden koşuyorlar k ?” ded m. “Koşmuyorlar” ded , “Yürüyorlar.” “S zce de adımlarınız b raz fazla hızlı değ l m ?” “Yok, gayet normal” ded ve normal olduğunu dd a ett ğ yürüyüşüne devam ett . Az öncek kadın ve kızının vapurun alt katına yöneld ğ n görünce ben üst kata çıktım. Dışarıda b r yer bulup oturur oturmaz kulağıma güzel b r melod geld . Uzanıp Kanlıca’nın orta yer nde b r taşa, Gözümün yaşını yüzdürdüm H sar’a doğru Ses n kaynağını bulmaya çalışırken k genc gördüm. Saçlarını mav ye boyamış ç ftten kız şarkı söylüyor, erkek de g tar çalarak ona eşl k ed yordu. Yanımda oturan b r d ğer genç ç fte dönerek “Bunlar ünlü mü?” ded m. Hem sesler güzeld hem de bu saçma görüntüler n n lg çekmekten başka b r amacı olamazdı. İlg çekmek ç n bu kadar çabalayanlar se mutlaka ünlü olmalıydılar. Kız bana “Sezen Aksu çalıyorlar!” d ye tepk göster rken ondan daha ılımlı gözüken oğlan “Hayır, ünlü değ ller” ded . Kız, oğlanla konuşmamıza sert çıkarak “Sen de sess z ol. Zaten güneş gözüme gözüme g r yor. Sonbaharın ortasındayız ama… Ç ller m y ce çoğalıyor sonra. Of! Susun. B r şarkı d nlett rmed n z nsana.” bu konuşmaya daha fazla katlanamadan yer mden kalktım ve zavallı oğlana da sabır d led m. Güverten n dem rler ne yaslanarak sırt çantamı karıştırdım. Oralarda b r yerde b r s m t olması gerek yordu. Martılar gerçekten de etrafımızda uçuşuyordu.

Yapacak h çb r şey yok, g tmek sted g tt Hem anlıyorum hem çok acı, tek taraflı b tt S m tten küçük küçük parçalar kopardım ve fırlatab ld ğ m kadar uzağa fırlattım. Çoğunu da kaptılar. Kapamadıklarını da balıklar yerd artık. Den z n reng b r tuhaftı. Turkuazdı. Neden n b l yordum, haberlerde söylem şlerd . Planktonlar varmış bu sene, ondanmış. Haberde röportaj yapılan herkes pek b r mutluydu, sank uzun zamandır görmed kler eş dostları gelm ş g b . Planktonlar gelm ş, hoş gelm şler, y k gelm şler, b z seçt ğ n z ç n teşekkür eder z. S z en y şek lde ağırlayacağımıza em n olab l rs n z… Gözler m z şenlend rd n z… Turkuaz ne har kulade b r renkt ! Konuşmuş da konuşmuşlardı. Ş md yse k mse lg lenm yordu. Oysa güzeld , c dden güzeld . İnsanları sarsmak, başlarını telefondan kaldırmalarını sağlamak sted m. Ben m g b çevres ndek güzell kler göremeyen b r b le bunu düşünüyorsa, durum vah md . B r lodos lazım ş md bana, b r kürek b r kayık, Zulada b rkaç ş şe yakut, yer gök kırmızı Söver m gelm ş ne geçm ş ne ayıpsa ayıp, Düşer üstüme akşamdan kalma sabahyıldızı

Köprü, uzaktan seç l yordu. Sesler b rb r ne karışıyordu. Güneş ısıtmıyor, tatlı b r h s yaratıyordu. Önce Kız Kules göründü, ardından Galata Kules … B rb rler ne âşık oldukları dd a ed len o k heybetl , aynı zamanda zar f yapı… Ah İstanbul İstanbul olalı, h ç görmed böyle keder Geber yorum aşkımdan, kalmadı bende gururdan eser Ne acı, ne acı, nsan kend ne ne kadar yen k Bulunmadı hanet n lacı, yürek koca b r del k

Mav saçlı ç ft sustuğunda, alkışlar yer göğü nlett . B r bakmışım, ben de alkışlıyormuşum. K m s g tt , önler ndek g tar kutusuna bozuk para attı. Sonra yen b r şarkıya başladılar. “Ben bu kentte tutan boğazı değ l, geçm ş md r. Sen nasıl g d yorsun, hep merak etm ş md r” d yordu. B r şeh r ç n en fazla bu kadar şarkı bestelen r, ş r yazılırdı. Son şarkı b raz daha mantıklıydı. Boğazsa boğaz. Yeter. Beş ktaş’a vardığımızda vapurdan nd m. Hem de tam olarak yürümeden nd m, nsanlar b nerken olduğundan çok daha hızlı b r şek lde lerl yorlardı, kend m onlara bıraktım, ben tt ler, neredeyse den z n d b n boyluyordum. Öylece dolaştım b r süre. B r süre ded ğ m, on dak ka falan. Amacım Maçka Parkı’na g tmekt . Methed ld ğ n çokça ş tm şt m. Planlarım tab k baltalandı ve annem aradı. “Nerede kaldın eşek sıpası” d ye payladı. Babam da arkasından “Buraya hele b r


gels n de kırayım bacaklarını. Bekley p duruyoruz sabahtan ber ” ded . Yüzümü buruşturmama engel olamadım. Yıllar önce ün vers te bahanes yle evden tüyeb lm ş, Esk şeh r’e kaçab lm şt m ama t lk n n dönüp dolaşıp geleceğ yer kürkçü dükkânıymış. Kürkçü dükkânı da Antalya’dan İstanbul’a taşınmıştı ama olsun. Okulu b t rd ğ mde ş falan bulmamış, açıkçası da aramamıştım. A lem hesabıma para yatırmaktan bıktığında, ayrıca çalışmak g b b r n yet m n olmadığını anladıklarında se aramış ve müjdey verm şt . Dedemden m ras kalmış ş rketler, para, para, para… Taşı toprağı altın İstanbul’da para, çok fazla para. İşte, buradaydım. Uçağa atladığım g b gelm ş, hatta fırlamıştım. Yoldan geçen b r taks y durdurdum. Normalde m n büse b nerd m ama şu an durum h ç de normal değ ld . M lyonların yanında üç beş kuruş neyd k ? “Kapalı Çarşı’ya g deceğ z” ded m şoföre. Evler, arabalar, sokak lambaları akıp g derken onlara kavuşacağım ç n y ne de sev nd ğ m h ssett m. Taks durduğunda sted ğ meblağı t razsız uzattım. Etrafıma şöyle b r baktığımda şaşalı, göz alıcı b r b na göremed m. Annem ben karşılamak ç n dışarı çıkmıştı. Sıradan b r kucaklaşmadan sonra ben Çarşı’nın yakınlarındak b r çay ocağına götürdü. Babam oradaydı. Beş dak ka çer s nde ş rketten kasıtlarının bu m n c k dükkân olduğunu öğrend m, yıkıldım, ağlamanın eş ğ ne geld m. Hayal kırıklığı ne kötü şeyd . Hem, resmen yalan söylem şlerd bana. Ben de saf g b nanmıştım. Ben m b çare, ht yar dedem k m, m lyonerl k k m? Sonuçta ben m öz dedem. Aynı kanı paylaşıyoruz. Nefes almak adına, Kapalı Çarşı’nın çer s ne attım kend m . Oradak curcuna gündem değ şt rmek ç n deald . İnsanlar vardı. Rengârenkt . Her yaştan, her boydandı. K m s neşel , k m kırgın, b rçoğu yalnız, yapayalnız ama heps de vurgun. G dem yorlardı çünkü. Görünmez bağlarla bağlıydılar İstanbul’a. Sevg den de öteyd bu, bambaşkaydı. B r şehre hayat verenler, nsanlardı. Ve İstanbul’da onlardan çok fazla vardı. Her b r şehre z bırakmış, hatıralar yaratmış… Burada çok fazla hatıra vardı. İstanbul’da doğan adam olmayı sterd m. Ne yazık k ben, bu şehre sonradan ayak basmış, değer n asla tam olarak anlayamayacak, asla tam olarak buraya a t olamayacak adamdım. Buradan g deb lecek adamdım. Onu bu kentte tutacak b r geçm ş olmayan, Boğaz’ına da kanmayacak adam. Belk şanslı, belk şanssız, b r baltaya sap olamayan adam.

Rüya’DAN ÖNERiLER 5 K tap V rg n a Woolf - Den z Fener Charles Bukowsk - Ekmek Arası W ll am Burroughs - Çıplak Şölen Az z Nes n - Ş md k Çocuklar Har ka S gmund Freud - Totem ve Tabu 5 F lm Detachment Patch Adams Hotaru no Haka The Breakfast Club Sen Aydınlatırsın Gecey 5 Şarkı Grup Bunalım – Taş Var Köpek Yok Az z Azmet - H ç İstemem Amál a Rodr gues - Inch'Allah Nat K ng Cole – Don’t Blame Me D zzy G llesp e - A N ght In Tun s a


Deneme

ŞÈÈR: PLASTÈK LÈRÈK TOKAT Kerem Nadir Ş r n kapıları açılırken, varoluş aldatmacasının us dışı sözcükler de teker teker nefes alıyor. D zen n çok çağrışımlı kanadını seç yor, ş r yazarı.Adon s’ n zıtlıklarla var ett ğ sözcük kullanımlarını b r süre başköşeye koyuyor. Öz olarak ben msed ğ ölüm ve b l nmezl k, aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya tüm b çem kaplıyor. Okuyucunun okudukça akışkanlığının ayırdına vardığı b r elast k yapı ç nde görüntü, ses ve mgen n bahçes nde karşı usa geçeb l yor ancak. Ses n k nc plana t l p, görüntünün öne çıkarılması se b l nçl b r terc h. Ş r okumaları şek llend kçe, R lke’n n ormanları, İlhan Berk’ n sonlusuna ulaşıyor. L r zm n hayat kadar umulmadık b r ahenkle yerleşt ğ d zeler ve konular, gücünü mgeden alıyor. İmge seç mler : Pergel n b r ayağı eğret b r tar hsel arka planla, d ğer ayağı anlamsızlığın gücüne yaslanarak gerçekleş yor. Ölüm sözcüğünün s nmed ğ h çb r d ze yok. İsyankâr ve protest yapıdan söz edeceksek İsmet Özel’ n lk dönem ş r , Cah t Zar foğlu ve F l st nl şa r Mahmud Derv ş’ n etk s bar z. Sonunda ş r rahleden geçmem ş, boyun eğmem ş, geçm şten bu güne h çb r akımın bar z sözcülüğünü yapmamış dar ama kullanışlı b r pat kada yol alıyor. Okumalar, etk ler ve hayatı çıkartırsak, yazılandan ger ye plast k ama l r k b r tokat kalıyor.


Bu Gurbet Hâli Pek Yamandır Harap olduk gurbette acıyla Bir söz bile kalmaz oldu sazımda, Dilerim Mevla'dan varsam sılaya, Bu gurbet hâli pek karadır. İçemedim bir tasta sıcak bir çorba, Olmadı bana temiz, hiçbir zaman sema, Yoktur içimde bir sevinç, bir neşe hâlâ Bu gurbet hâli pek acıdır. Derd-i maişet içinde zeval oldum. Yaman bir kış içinde kayboldum. Mecruh kanadımla bir başıma kaldım. Bu gurbet hâli pek yamandır Ilgıt'ım, bir garip bülbülüm gurbet elde, Hürlük sandım, uçtum yaban ellere, Bilememişim, hürlüğün mahiyetini, Hakikat, hürlük der güllerime ILGIT UYGUR


Deneme

BOŞLUĞUN BOŞLUĞU METNÈ Mehmet Akif ÖZGÜRER Boşluğun boşluğu, evet. Tuhaf b r ad fakat tam olarak durumumu anlatan b r kel me grubu. Ne yapacağımı b lemeyecek b r durumdayım. Ne yapsam boşa, ne yapsam gereks z g b , doğrusu ne yapmam gerek yor onu b le b lm yorum. Ne hakkında olursa olsun. Becer ks z m. Ne zaman b r plan yapsam bu sefer olacak, yapacağım desem, olmuyor. Bu yüzden kend m hep Oblomov'a benzet yorum. Gonçarov'un k tabındak o karaktere. Hatta b l yor musunuz bu karakter n adına sah p b r ps koloj k rahatsızlık b le var “Oblomovluk”. Ben m sıkıntım aslında sorunun kaynağında. K tap karakter anlatırken b r yaşam tarzı, toplum, nsan yapısına da değ n yor. Sorunun başladığı kısım şu, bunları sadece oradan buradan okuduğum b lg lerle anlatıyorum. K tabını okumadım. Sorun da aslında tam olarak bu. B r şey b lsem de ona yoğunlaştığım ç n değ l yüzeysel baktığım ç n. Araştırmak hoşuma g tse de, en kolay ulaşılanı terc h ed yorum. Belk de bu çağın get rd ğ b r sorun bu. Tab k bunun arkasına sığınmayacağım. Böyle yaptıkça yer mde sayıp duruyorum. Her geçen gün daha kötüye g d yor bu. Yer mde saydıkça vakt m azalıyor, geleceğ m bel rleyecek o vak t. Her geçen gün y ye g tme ht mal azalıyor. Belk bu met n ben değ şt r r, belk b raz daha düzenl b r adam, d s pl nl b r adam olab l r m. Her sefer nde aynı kel meler, aynı üm t. Ne zaman değ şeceğ m ben, b r tek ben m böyley m, yoksa herkes ben m g b ç nde m yaşıyor bu h sler . Tembell kten rahatsız olan tembel gördün mü h ç, ya da daha k oda öteye g tmeye üşenen b r adamın, zayıflamak ç n spora yazıldığını? Ben gördüm. B zzat kend ç mde hem de. O k tabı okuyacağım. Beş yıl sürecekte olsa Oblomov'u okuyacağım. Belk tembell ğ me kılıf bulab lmek ç n öğrenmek st yorum fakat y ne de öğreneceğ m. Ş md haklı olarak merak edeceks n; H ç m y

yönün yok? H ç m b r alanda başarın, yeteneğ n yok? Elbette var. Onlar da olmasa belk tembell ğ m rahatsız dah etmezd ben . Hatta bana tembel deseler kızardım. Neredeyse h çb r tembel, b r s n n ona tembel olduğunu söylemes nden h o ş l a n m a z . A n c a k a r a d a f a r k l a r v a r d ı r. Te m b e l l ğ n d e n r a h a t s ı z l ı k d u y a n l a r v e duymayanlar. Bu k grup arasındak en bas t fark şudur; Rahatsızlık duyan, öfkelenmez, üzülür ve kabullen r. Rahatsızlık duymayan, bunun zaten farkında olmadığı ç n bunu b r hakaret olarak algılar. Belk temel nde b r hakarett r b r ne tembel demek. Fakat eğer söyleyen kısmen b le haklıysa nsan orada ona s n rlenmek yer ne azıcık düşünmel ve ona değ l, kend ne kızmalıdır. Çünkü sorunun çıkış sebeb ve o nsanın bu lafı söylemes ne ortam hazırlayan y ne kend s d r. Bu yüzden bana b r s tembel olduğumu söyled ğ nde her ne kadar ona da kızsam da en çok kend me kızıyorum. Hatta farkında ola ola bunları yapmaya devam ett ğ m ç n daha da kızıyorum. Umarım yaparım, umarım eder m konuşmalarına h ç g rmeyeceğ m. Bunların şe yaramadığının farkındayım. Bu ülkede ve dünyada, ben m g b b r sürü nsan var b l yorum. Böyle b r met n çıkarab lmem n temel b r sebeb de b raz çe dönük b r yapım olması. Bu sorunun kaynağına nmek ya o tembel gözler m korkutuyor, ya da nasıl neceğ m bulab lmek tembell ğ me dokunuyor. H çb r şek lde rahatlatmayın kend n z . Eğer tembell ğ n z h ssed yorsanız ve bu yazımda kend n ze üm t edecek bahaneler arıyorsanız, aramayın. Sorunu çözmek ç n çok geç olmadan kend ç savaşınızı ver n. Yeter k bu llete es r düşmey n.


Öykü

BETONDAN AÈLE Nur Ece DURAK Zamanın, zamanı unuttuğu b r tar hte, ıssızlığın ortasında beş a le yaşardık. Eker, b çer, b r de karnımızı doyururduk. Sabahın uyanmadığı saatlerde kalkar, şler m z n başına koyulurduk. Pek de y geç n rd k. Beş a le demek yanlış olur, kocaman b r a leyd k b z, gülümsemen n kend n aratmadığı, sevg n n ten m ze şled ğ kocaman b r a le. Küçücük evler m zde oturduğumuz b r akşam saat , gar p sesler duydum dışarıdan. N ced r böyle kuvvetl b r ses duymamıştım. Kapıya koştum. Önümde fil hortumlu b r araba, yanında kaybolan kafasında, kasketler yle, m n c k b r grup nsan vardı. B ze aldırmadan konuşmaya devam ederlerken, kocaman a lem z n d ğer üyeler de b r ş e y l e r a n l a m a y a çalışıyorlardı. Kasketl lerden b r “Beyefend s z nle öneml b r şeyler konuşmamız gerek.” ded . ”Konuşun bakalım kardaşlarım.”ded m en em n ses mle. “B z M marlık ve Mühend sl k Ş rket nden gel yoruz. Bu hafta burada, daha doğrusu mara açılan bu alanda temel atma çalışması yapacağız. S z hanımefend ler ve beyefend ler burada z ns z oturmaktasınız. B z s z mağdur etmemek amacıyla bu nşaat süres nce s ze geç c da reler vereceğ z.” ded ler. İlkten ne demek sted kler n anlayamasam da geç c olarak daha güzel b r ev m olacağını anlamıştım. Arkama döndüğümde tebessüm eden beş a le yüzü ve akıllarında soru şaretler görmüştüm. Ne de olsa, geç c da relere taşınacaktık ve bu da reler nerede, hang suyolundan geçer,

araz s gen ş m d r, bahçes nde kelebekler uçar mı? Daha bunları sormadık dur bakalım. Uzun b r konuşmanın ardından bütün sorular cevaplanmış ve herkes yavaş yavaş evler ne çek lmeye başlamıştı. Ne yazıktır k fil hortumlu araba kös kös oturmakta ve ben daha da rk ltmekteyd . B r haftanın sonunda, ne kuş uçar ne de kervan geçer ded kler beton yığınlarının arasında, 18. katta b r da rem z ve alab ld ğ ne beton manzaramız olmuştu. Burada yaşayan kelebekler n daha kend ne hayrı yoktu. Betonların şavkını güneş zannederd zavallılar. Suyolu ded kler se k otun arasından kuru betonun üzer ne akan, ses yle nsanın m des n bulandıran şelalems yoldu. B z betondan a le olmuştuk haber m z yoktu. Kelebekler betondan, otlar betondan, hele sevg daha da betondandı. Günler ne de yavaş geçer oldu, zaman da betondandı belk , akmıyordu saatler. İk sene yaşadık geç c beton da reler m zde. İk senen n sonunda yen evler m ze dönmek umuduyla hazırlandık. Nasıl olsa y ne esk s g b beş a le değ l tek yürek -b r a le- olacaktık. Geç c beton da reler n anahtarlarını M marlık ve Mühend sl k Ş rket ne tesl m ett k ve yen evler m z n anahtarlarını aldık. Yarım saat sonra hasret g derecekt k. Yarım saat geçt geçmed , hasret, hüsran olmuş kalb mde debelen yordu. Betonun da betonu ded kler tam olarak buydu. Bundan sonra beton d kecekt k ve beton b çecekt k her gün. Ne de olsa daha da betondan b r a le olmuştuk artık ve burada yaşadığımız her gün daha da betonlaşacaktı yürekler m z ve betondan a lem z.


PELÜ Sevg l m Buket'le b rl kte kred ler n ve yurtların baskılarından uzak, modern çağa ve ht rasa yakın olmak ç n ayrı eve çıkma kararı alışımızın beş nc yıl dönümü bugün. Buket etl ye sütlüye karışmayan, kırmızı et ve ılık süt seven, kend hal nde yaşayan ama bol bol başkalarının falında çıkan b r kızdı. Onun bu “Tam evlen lecek kız” çek c l ğ , başlarda ben eğlend r rken sonlara doğru gerçekten onu başkasıyla evlend rd . Resmen el mden kayıp g tt gülkurusu g b kız! Vay arkadaş… Flörtümüzün k nc , eve çıkışımızın b r nc yılıydı. ”B ze tek oda yeter.” mottosuyla k ralık da re arayışına başlamış, Buket' n “Aşkım arkadaşlarımızı da davet edeb lel m.” d ye fik r değ şt rmes yle 2+1 zem n kat 700 TL'l k ev b ze tt rm şt ev sah b . Zaten kend s çok tecrübel yd ; ht yaç sah b öğrenc y gözünden anlar, hormon sev yes n b l r ve pazarlığa kalkıştığınızda “İş n ze gel rse” derd . İş m z n olmadığını çok y b l yordu; k m z de öğrenc yd k. ”Arkadaşlarınız da gel r hem, bu ev s ze göre” dem şt . H ç unutmam. Tuttuk ev . İlk başlarda her şey muhteşemd . Yurtta kalıp eve çıkamamış dar boğazlılar, eve çıkıp umduğunu bulamamış saplar ve sevg l s yle saat b rl k kalmak ç n benden anahtar steyenler… Heps de acay p özen yordu b ze. K mseye aldırış etmeden l şk m n akışını yaşıyor; günde en az üç kez sevg l me bağlılıklarımı b ld r yor, ayda b r kez dd adan üttüğüm parayla ona ç çek alıyordum. Romant zm ve real zm aynı potada er t yor, sevg l me yaklaşmaya

çalışan g zl hayranlarını ve stemeye gelecek olan tal pl ler n Buket' n yörünges ne b le g rmeden donduruyordum. Okulu se donduramazdım; z ra b r an önce mezun olup ş bulmadan babasının karşısına çıkamaz, ab s n n arabasını ödünç alamazdım. Ne yaptığımın b l nc ndeyd m. İlerde benden olma ve Buket'ten doğma boy boy çocuklarım olmalı, canım sıkıldıkça onları boy sırasına d zmel yd m. Pembe hayaller m n b t ş düdüğü ç n orta hakem n saat n kontrol ett ğ lk an se h ç şüphes z Buket' n pazar arabası büyüklüğündek çantasında “Pelüş ayı” bulmamdı. Tamam, t raf ed yorum; çantasını karıştırmıştım. Pelüş ayı tesadüfen bulunacak b r şey değ l, evet. Üzer nde s m yoktu. ”Made n PRC” yazıyordu. Bunun “Ç n Halk Cumhur yet ” olduğunu anlamamla Buket' n üzer ne uçmam b r oldu. Kapıya çarptım; çünkü Buket tuvaletteyd . Çares zce çıkmasını beklerken sak nleşt m; ancak ben m de tuvalet m geld .1 buçuk l trel k boş pet ş şeye ht yacımı g der p annem n yolladığı turşu b donunun yanına bıraktım. Ne yaptığımı ben de b lm yordum. Aklımda türlü sorular, kafamdan aşağı dökülen ve ense kökümü yakan kaynar su, tuvaletten b r türlü çıkamayan şüphel sevg l … Resmen allak bullaktım. Buket tuvaletten çıkınca yüzüme gar p b r edayla baktı. ”Ne oldu aşkım?” ded . Ben de onun eller ne baktım, yıkamış olduğunu anlayınca “B ' otur bakalım, sana sorum var.”


Öykü

ÜŞ AYI ded m. Çantasında k me ne ç n alındığı, fiyat et ket b le bell olmayan b r pelüş ayı bulduğumu söyled m. ”Evet çok tatlı değ l m aşkım?” ded ses tonunu okul önces sev ml l ğ ne get rerek. ”Ne saçmalıyorsun sen? Bu hed yey k m aldı sana çabuk cevap ver!” d ye bağırıp üstüne g tt m. Tırstı b r an, hemen toparlanıp bana atarlanmaya başladı: ”Sen ne demek st yorsun? Bana güven n bu kadar mı? Onu ben aldım, yeğen me hed ye edeceğ m!” dey nce bütün auram ve çakralarım “İşte ş md s.çtık!” derces ne b r ger v tes yapma gayret ne g rd . Çok ser olup Buket'ten özür d lemel ve onun gönlünü alıp l şk m z tuvaletten öncek kaldığı yerden devam ett rmel yd m. Ancak ne mümkün? O andan t baren Buket, kend s n yalan yere tham etmem ve O'na güvens zl ğ m göstermemden ötürü önce eşyalarını topladı, sonra okula g d p kaydını dondurdu, akab nde de annes n n ev ne doğru otobüsle yola çıktı. Çıkış o çıkış. Tüm çabalarım sonuçsuz kaldı. Resmen terked ld ğ m drak etmem 1 yılımı aldı. Buket' sosyal medyada o kadar çok aradım k , şu an nerede ve ne yapıyor d ye kend m paralarken n şan fotoğraflarına ulaştım. İnanılmaz mutlu b r tebessüm, yanında zbandut g b b r oğlan, eller nde b r pelüş ayı ”Allah'ım bu nasıl b r n spet yapma sanatı!” d ye kahroldum. Fotoğrafı büyütüp detaylı baktığımda ayının b z m ayrılığımıza ves le olan ayı olduğunu gördüm. Hâlâ çok tatlıydı. Yumuşacık tüyler ve koyna sokulası sev ml l ğ le hâlâ b rçok ç ft n aşkını harlayacak güzell kteyd .

Antiraj K tlend m, yutkundum… Sahte b r hesap açıp Buket' ekled m ve tüm fotoğraflarını beğen p n şan ç n tebr k yorumları yazdım. O pelüşün aynısından b r tane r ca ett m. N şanlısı durumu çakozlamış olacak k Buket'ten numaramı alıp ben aradı. ”O pelüşü alır sana monte eder m!” d ye ben k barca uyardı. Bu konuşma sonrası meden ce ger çek ld m. Mutluluk onların hakkıydı. Buket, n şanlısı ve pelüş, artık sıcacık b r yuvanın temeller n atacaklardı. Evden çıkıp yurtta kaldım. Okulumu b t rd m. Özel b r hayvanat bahçes nde müdürlük yapmaktayım. En çok da yavru ayılarla lg len yorum. Nasıl da tatlılar b r görsen z…


“İnsan dünyada gövdes kadar değil,yüreği kada yer kaplar.” Yaşar KEMAL


si ar

L

Çizim:Berk UĞURLU

Profile for Rüya Dergi

Rüya Dergi | Sayı: 4 Şubat-Mart  

Rüya Dergi | Sayı: 4 Şubat-Mart  

Profile for ruyadergi
Advertisement