Page 1


08

kreş

04

haber

26

nuri bilge ceylan

Genel Yayın Yönetmeni: Fatih Çınay Fotoğraf -Görsel Yönetmen: Serap Yavuz Volkan Şeker Editör: Fatih Kolburan İletişim iletisim@rockmagazin.net

18

arşmahal


KUTSAL‘LA KALBİNİZİN AYDINLIK YÜZÜNE DOĞRU YOLCULUĞA HAZIR MISINIZ? KUTSAL 2012’DE YEPYENİ ALBÜMÜ “KALBİMİN AYDINLIK YÜZÜ” İLE MÜZİKSEVERLERLE BULUŞUYOR!


2003 yılında Los Angeles’a yerleşen, 2008 yılında, İngilizce ve Türkçe olarak Amerika ve Türkiye’de yayımladığı “Çırılçıplak - Naked” isimli albüm ile büyük beğeni toplayan Kutsal, bugüne dek her iki ülkede verdiği konserlerle müzik yaşantısına devam etti. Son iki yıldır, maxi single üzerinde çalışan KUTSAL, yepyeni yorumlarla sevenleriyle buluşuyor. İki cover ve üç yeni bestenin yeraldığı “Kalbimin Aydınlık Yüzü”, raflardaki yerini aldı. Albümün ilk video klibi, Paul Anka bestesi olan ve daha önce Hümeyra’nın da seslendirmiş olduğu “Dönülmez Bir Yoldayım” isimli parçaya çekildi. Yönetmen Keith Lancester tarafından, Los Angeles çekilen klip, düğünü sırasında, evlenmek üzere olduğu kişi tarafından terk edilen bir kadının hikayesini anlatıyor. Albümün ikinci videosu ise bir Nazan Öncel şarkısı olan “Nereye Gitti Bu Adam”a çekilecek. Albümde yer alan şarkılar ise şu şekilde sıralanıyor: Nereye Gitti Bu Adam / Söz & Müzik: Nazan Öncel Çocuğum Gibi Baktım / Söz & Müzik: Kutsal Ruhtur Maddeden Önce / Söz & Müzik: Kutsal Dönülmez Bir Yodayım / Söz: Yeşil Giresunlu - Müzik: Paul Anka Bir Gün Çıkıp Gelsen / Söz & Müzik: Kutsal


AYDİLGE’DEN

ZAMANSIZ BiR COVER

Sezen Aksu ‘nun kült şarkısı “SORMA”, yeni neslin en kendine has müzisyenlerinden AYDİLGE ‘nin yorumuyla yeniden hayat buluyor. Şimdiye kadar hep kendi söz ve besteleriyle dinlemeye alıştığımız Aydilge’nin ilk cover’ı “Sorma”, digital single olarak, Dokuzsekiz Müzik etiketiyle dinleyiciyle buluşuyor. Aydilge, rock müziğini Doğu tınılarıyla yumuşatan tarzıyla, “Sorma” ya yenilikçi bir lezzet katıyor ve 7’den 70’e farklı nesillere hitap edecek zamansız bir sound’a imza atıyor. Kayıt ve mixi Alen Konakoğlu, düzenlemesi Atakan Ilgazdağ ve Alen Konakoğlu imzası taşıyan “Sorma” nın mastering’i Capitol Records’un Grammy ödüllü Türk ses mühendisi Evren Göknar’a ait. Yazdığı romanları, akademik kariyeri ve sosyal sorumluluk projeleriyle müzik dünyamızın en özgün renklerinden biri olan Aydilge, “Sorma” parçasını ezber bozan yorumuyla baştan yaratıyor. Aşkını söyleyemeyen, acısını kendi içinde yaşayan aşıkların sesi oluyor.


GÖKÇE“KAKTÜS ÇiÇEĞi” iLE YENiDEN SAHNEDE

“Böğürtlenli Reçel” ve “Beş Kuruş Yok” isimli albümlerinin ardından yayınlanan, dokuz şarkı bir remix olmak üzere toplam on şarkının yer aldığı albüm, konserlerin birbirini takip ettiği yoğun bir dönemde Alen Konakoğlu prodüktörlüğünde,  The Kulube ve Babajim stüdyolarında kaydedildi.  Şarkıların düzenleme ve mixleri Alen Konakoğlu tarafından yapılırken, masteringi ise Michael Zimmerling yaptı. Balkan müziğinin karakterini yansıtan, r&b, etnik ve pop rockı kendine özgü bir tarzda birleştiren bu albümde yine diğerlerinde olduğu gibi Gökçe’nin müzik ve sözleri yer alıyor.  70’ler tadında günümüz soundlarının kullanıldığı ve dinamik yapılı şarkıların ağırlıkta olduğu albümü Gökçe; samimi ve retro olarak tanımlıyor. Gökçe’nin “Kaktüs Çiçeği” albümün çıkış şarkısı  “Ne Yapardım”ın video klibi ve albüm fotoğrafları Burak Ertaş tarafından çekildi.


KREลž

Gerรงek Bir Performans


Müziğe nasıl başladınız ve “Kreş” nasıl bir araya geldi?

Sahnede yerlerinizi değiştirmek istesek kim nerde olmak isterdi?

Emrah- Benim babam sayesinde başladı babamda davulcuydu. 2001 yılında Eskişehir’den Çanakkale’ye geldim ünivensite için Eskişehirliyim. Okul döneminde Çanakkale’de çocuklarla tanıştık ve müzik yapmaya başladık.

Serkan- Popcorn zamanında yaptığımız bir şeydi aslında. Ufuk elektroya, Emrah bas gitara, ben davula geçerdim keyifli olurdu.

Ufuk- Benim bir arkadaşımın gitarını ödüç alarak evde çalmaya başlamıştım istanbul’da yaşıyordum ve ardından arkadaşlarla bir grup kurduk. Sonra ailem Çanakkale’ye yerleşti o grubum dağıldı. Sonrasında Serkan’la tanıştık elektro gitar çalıyordum, bas gitar çalar mısın dediler o şekilde beraber çalışmaya başladık. Serkan- Benim de abim davul çalıyordu. ilk zamanlarda davula meraklıydım, sonra gitara geçtim. Bir dönem İzmir’de sokak müzisyenliği yaptım, benim için çok keyifli bir şeydi. Sonrasında üniversiteyi kazanıp Çanakkale’ye gittim ve hep beraber Popcorn’u kurduk. O zamanlar zaten üçümüzde bestelerimizle bira albüm yapmak istiyorduk. 2000-2001 Popcorn ile beraber kreş e gelen bir süreç oldu.

Davulcularda bir solist olma isteği gördük genel olarak bu soruyu sorduğumuz gruplarda Emrah- Ben gayet memnunum yerimden :) Kendi şarkılarınız arasından sahnede söylemeyi ve çalmayı daha fazla sevdiğiniz şarkılar hangileri? Serkan- İlk albümden “Zaman Yok” var. Bizim ilk şarkımız kendimizi bulduğumuz parça. Ben en azından öyle değerlendiriyorum. “Zaman Yok”u çok seviyorum. Yeni albümden de “Şehrazat”. Hiç biri biribirenden farklı değil ama hissiyat olsun aradaki enerji olsun şehrazat bana daha sıcak geliyor. Emrah- İlk albümden “Terli ve Kirli” çalarken heyecanlı ve güzel gidiyor. İkinci albüm de ise biraz da taze olduğu için galiba hepsini çalmayı seviyorum.


Aynı parçaları uzun dönem çaldığınızda özellikle stüdyodan çıktıktan hemen sonra yaptığınız konserlerde şarkılardan sıkıldığınız oluyor mu?

Müziğe başlamanızda sizde hangi şarkı, müzisyenveya gruplar etkili oldu ? Serkan- U2

Serkan- Orda bir kırılma noktası yakalıyoruz. Popcorn zamanındar beri biz kendi şarkılarımızla oynamayı revize etmeyi seviyoruz. Şimdi albüm kayıtlarındaki performans ile konser performansı arasında bizce bi fark olmalı. Biz kendimizi de şaşırtmayı seviyoruz.

Emrah- Ben Barşı Manço, Cem Karacaları hatırlıyorum müziğe ilk başladığım zamanlarda. Bir çok yeni şey dinlemeyi seviyorum yeni grupları takip ediyorum.


Sahnede başınıza gelen enteresan şeyler var mı? Serkan- Beni elektrik çarptı Emrah- Monitor düşmüştü kafama :) “Yarım Kalan Şarap” şarkınız çok seviliyor ve merak ediliyor, nasıl çıktı “Yarım Kalan Şarap”? Serkan- Bi anı temsil ediyor diyelim. Her şarkının özel boyutları vardır. Şarkı yazan insanların özellikleri veya o şarkıyla ne anlatmak isteyip istemediğini anlatması saçma bir durum çünkü o şarkıyı herkes kendi kafasında içselleştiriyor. ama birazda şarkıda pişman olma hissi var. Teoman ile birlikte bir düet yaptınız. Teoman’ın müziği bırakması ile ilgili neler söylersiniz ve son dönemdeki müzik piyasasını nasıl buluyorsunuz? Şikayetleriniz var mı? Serkan- Teoman’ı bu ülkede rock müziğine yaptığı katkılarından dolayı severiz. Müziği bırakmasını anlıyoruz. Teoman derin bir adam derinliği olan herkes kendi içinde farklı maceralar farklı hisler yaşıyor. En doğrusunu yaptı bizce. Herşeyden önce bir özel hayatı var. Türk Rock Piyasası için de; biraz daha cesur olunmalı, yeni şeyler yaratılmalı. 70‘lerin şarkılarına baktığmız zaman hala dinlenebiliyor. Tabiki hayatın içinde aşk, politika, ölüm vs. de var ama şarkı sözleri ve düzenlemeler

tek bir posizyona oturduğu zaman herşey klişeleşiyor. Grubun kendi içindeki o bünyeye dokunup cesurca bir hareket yapmaları gerektiğini düşünüyorum. ama bu hareketleri yapan gruplarda var yani. Belki şu an için müzik sektörüne çok fazla destek olunmaması. Gruplarda tutabilecek hit şarkılar aranıyor ve o yönde bir yönlendirme yapılıyor. Bu bir yerde müzisyenin kendini çok fazla ifade edememesi veya ifade etme şeklini dış etkenlerden dolayı değiştirmek zorunda kalmasını getiriyor. İster istemez bu durum sadece müzisyeni değil müzik aurasını da etkiliyor. Biz bu albümün herşeyini kendimiz yaptık. Bunu bir tutma veya hit olma endişesi taşıyarak yapmadık o tarzda hareket eden bir grup olmuyoruz. Peki o tarzda gruplar sizi rahatsız ediyor mu ? cover yapan gruplar ve mekanların onları tercih etmesi hakkında neler düşünüyorsunuz ? Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var ona saygı duyuyoruz. Arz talep meselesi. bir çok grup bunu yapmaya başladığında bu kabul görmeye başlıyor ama başka türlü bir hareket olduğunda herkes sadece kendi besteleri için var olmaya başladığında öyle bir ortam oluşuyor . Burda herşey biraz müzisyende bitiyor. evet herkes beğenilmek istiyor, çok satmak istiyor ama öyle bir durum yok.


İlk ve son aldığnıız albümleri hatırlıyormusunuz. Ufuk- İlkini hatırlamıyorum ama sonuncusu “Florence And The Machine” Emrah- Oya&Bora albümünü almıştım ilk, sonuncuyu hatırlamıyorum... Gelecekle ilgili planlarınız neler. neler yapmayı düşünüyosunuz Mümkün olduğunca var olmaya, çalmaya çalışacağız. Beste yapıp kendimizi var edeceğiz. Biz sahnede yaşayan insanlarız. Orası evimiz kendimizi özgür hissettiğimiz ve kalıpların dışında yaşadığmız yer. Hayatımızda müzik olsun diye bir sürü fedakarlıklar yaptık ve bunun içinde aynı şekilde savaşmaya devam ediceğiz. Çok Teşekkürler, Bol şans gelecek dönemlerde... Bizde çok teşekkür ederiz. Herkese selamlar...


POLICE LINE DO NOT CROSS POLICE LINE DO NOT CROSS POLICE LINE DO NOT CROSS POLICE LINE DO NOT CROSS

THE POLICE The Police Londra, İngiltere kökenli rock müzik grubu. Grup 70-lerin sonunda dünya çapında büyük bir üne ulaşdı. New Wave ve Reggea tarzında büyük başarı yakalamış ilk gruplardan biridir. Çıkardıkları 5 albümün hepsi dünya çapında satış başarıları elde etmiş, eleştirmenlerden yüksek not toplamışdır.


S POLICE LINE DO NOT CROSS POLICE LINE DO NOT CROSS POLICE LINE DO NOT CROSS POLICE LINE DO NOT CROSS Bu albümlerin 4-ü Rolling Stone dergisinin “Tarihdeki En İyi 500 Albüm” sıralamasında yer almışdır. Grubun son albümü Synchronicity 1983 senesinde piyasaya çıktı, Michael Jackson’un Thriller albümünü listelerden devirdi ve sadece ABD-de 8 milyon sattı. Ayrılan grup 1986da Amnesty Turnesi için tekrar bir araya gelerek Bryan Adams, U2, Peter Gabriel ve Lou Reed ile turneye çıktı.


Gezegen Seyahatleri

ARĹžMAHAL


Arşmahal ilk albümü “Gezegen Seyahatleri” ile müzik dünyasına merhaba dedi. Albümün ilk videosu “Olmuyor” şarkısına çekildi. İddialı ve keyifli şarkılarıyla müzikseverlere seslenen Arşmahal’le Gezegendeki Seyahatlerini konuştuk...

Merhaba, öncelikle grubun bir araya gelişiyle başlamak istiyorum. Nasıl kuruldu Arşmahal, neler yaptınız ve grubun isminin ifadesini sizden dinlemek istiyorum? Selçuk: Selamlar. Arşmahal aslında 2004 yılında kurulan bir grup. 2007’ye kadar pek çok kişiyle çalıştıktan ve şu ya da bu sebepten ayrıldıktan sonra Selim’le tanıştık. Buradan sonrasını Selim anlatmalı. Selim:Arşmahal aslında tam olarak müzisyen bir genç adamın hayalini temsil ediyor. Öyle çocukluktan gelen bir birlikteliğin veya çalarken evrilen bir projenin uzantısı değil. Sadece yalnız bir adamın hayali. Diğer hayalperest adamla (o da ben oluyorum) karşılaşınca Arşmahal bugünlere geldi. İkimizde yaptığımız işlere ve sanata karşı fazlasıyla tutkulu ve mükemmeliyetçiyiz. Tanıştıktan bir kaç dakika sonra işe koyulmuşuk. Nasıl oldu bilmiyoruz fakat gerçek bu. Sanırım ikimizde hayallerimizi gerçekleştirmek için böyle bir birlikteliğe ihtiyaç duyuyormuşuz. Tanıştığımızda Arşmahal

aslında bu albümün kayıdına başlamak üzereydi. Başladıkta aslında fakat ben bunun o günkü şartlarda ikimizide tatmin edecek bir iş olmadığına kanaat getirdim ve kayıdı yarıda kestim. Bu haftalar süren çalışma ve emeği çöpe atmak anlamına geliyordu.Sonraki süreçte o gün bizmle çalan arkadaşlarımızla bir şekilde yollar ayrıldı ve ikimiz kaldık. Bunu yaratıcılık ve esneklik konusunda bizi ne kadar özgür ve hızlı kıldığını görünce böyle kalmaya karar verdik. Ve işte bugüne kadar yaptıklarımızın ilk sonucu Gezegen Seyahatleri ile karşınızdayız. Selçuk: Arşmahal’in herhangi bir sözlükte bulunabilecek bir anlamı yok. Bu temelde benim yarattığım, kulağıma hoş gelen bir kelime. Belkide yıllarca uğraştığım kelimelerin bana bir armağanı. Arşmahal zaman geçtikçe, müziğimiz ve duygularımız bizi dinleyenlerle karşılıklı hale geldikçe anlam kazanacak. Bu bizim kendimize ve hayallerimize verdiğimiz isim diyebilirim.


Karar verdiğimiz şeylerin en iyisi olduğunu düşündüğümüzden hiç geriye dönüp bakma ihtiyacı duymadık.


Albüm nasıl oluştu, kimlerle çalıştınız ve henüz sizi hiç dinlememiş olanlara albümünüzü hangi kelimelerle tanımlarsınız? Selim: Aslında bir giriş yaptık önceki soruyla. Albüm kaydı içinde inanılmaz maceralar barındıran bir süreç oldu. İşe Selçuk’un yaptığı besteleri akustik gitarla evde kaydederek başladık. Sonra bir süre şarkılar üzerine ayrı ayrı düşünüp aranjelerine karar verdik. Bu bizim için tamamen kafada biten bir süreçti. Karar verdiğimiz şeylerin en iyisi olduğunu düşündüğümüzden hiç geriye dönüp bakma ihtiyacı duymadık. Bugün bile. Daha sonra albümün en önemli kısmı Deniz Alemdar ile yaptığımız davul kayıtlarıyla devam ettik. Sadece akustik gitar ve vokalin üzerine çok kısa sürede mükemmel davullar çaldı. Nihat Çapoğlu’da piyano ve klavyelerde bize eşlik etti. Onlarla çalışmadan önce şarkılarımızı çalmak için çalışabileceğimiz en iyi müzisyenler olduklarını biliyorduk. Sonrası bizim için eğlenceli ve bir o kadar maceralı bir haftaydı o kadar. Albümün geri kalanını yaklaşık bir haftada tamamen kaydedip bitirdik. Miks aşamasında Çağan Tunalı’nın harika bir iş çıkardığınıda unutmayalım. Selçuk: Selim’in üç saat içinde değiştirdiği oniki takım gitar telini unutamıyorum. Neredeyse her akoru farklı takım tel ile çaldım. Zevklerimizin ve beğenilerimizin uyumu hiç bir konuda tartışıp vakit kaybetmememizi sağladı. İkimizinde en iyi sonucu istediğinden şüphemiz yoktu, bunu yapabilecek kadar iyi olduğumuzdan da.

Selim: Bizi hiç dinlememiş olanlar için albümü birkaç kelime ile tanımlamak dünyanın en zor işi olsa gerek. Aslında bu albüm kaydedilip bitmiş bir iş değil. Herşey şimdi başlıyor. Bizi dinleyin ve müziğimizin bir parçası olun. Şarkıları dinlerken aklınızdan geçen herşey bu albümün ve bizim bir parçamız olacak. Mutlaka albümün tamamı sizin için önemli ve değerli ama albümde sizin kişisel olarak çalmaktan, söylemekten ya da dinlemekten biraz daha fazla keyif aldığınız şarkılar hangileri? Selim: Gerçekten hepsini çok seviyorum ama illa birini seçmem gerekirse sanırım bu “Gezegen Seyahatleri” olur. Çalarken sadece gözlerimi kapatıyorum. Bu şarkı gerçekten gözleriniz kapalıyken çalınmalı. Selçuk: “Meğer” olabilir. Şarkı yavaş yavaş açılıyor ve sonlarına doğru en karanlık ve güçlü halini alıyor. Elbette hepsi birbirinden farklı özellikleri olan şarkılar. Mesela Değil bir tekerleme gibi. Dinleyenler değil kelimesini her kullandıklarında akıllarına bu şarkı gelecek. Müziğin sizdeki tanımlaması nedir? Selim : İnsanın yaratılışı bence en büyük sanat eseridir. Buna en fazla yaklaştığımız şey de sanırım iyi müzik. Bir şarkı yapıyorsunuz. Sonra o şarkı aynı bizler gibi insanlarla tanışıyor, her gün yeni birisiyle. Herkesin birbiri hakkında farklı şeyler hissettiğini düşünecek olursak şarkılarınızı dinleyen herkes de ona farklı anlamlar yükleyecek. Müzik sonsuz ihtimallere gebe. Bu pratikte ölümsüzlük gibi birşey.


Mesela Michael Jackson’ın hayatımdaki yeri çok büyüktür. Ve Nathan East. O bana müziğin tek bir tarzdan ibaret olmadığını öğreten adamdır.


Hayatınızda en uzun süre dinlediğiniz şarkıyı hatırlıyor musunuz? Bu şarkılar belkide sizin müziğe yönelmenizde, yeni hedefler koymanızda öncülük etmiş şarkılar olabilir. Ve ilk aldığınız albümleri de bu soruya ekleyebiliriz. Selçuk: Queen’in “Made in Heaven” albümünü aldım ve dinlemeye başladım. Bittiğinde gelecekte ne yapacağımı biliyordum. Kısa sürede o kadar çok güzel sanat eseri tüketiliyor ki dünyada, özelliklede avrupada. Bunun sebebi biraz da aynı kalitede başka bir iş devamlı yapılıyor olması. İçinde bulunduğumuz zamanda efsane, kült, idol olabilecek bir edebi eser, şarkı ya da kişi olması çok zor. Selim: Hayatım boyunca en çok dinlediğim şarkı galiba Rocky 4 filminin soundtracki de olan Robert Tepper’ın “No Easy Way Out” şarkısı. Bu şarkı benim için belki müzikal olarak yeni ufuklar açmadı ama her zaman insanın hayatta karşılaşabileceği her engellele mücade edebilecek güce sahip olduğunu hatırlattı. Hala birşeyler yapmak istediğimde ve kendimi güçsüz hissettiğimde bu şarkıyı dinlerim ve bardağın yeniden dolu tarafını görmeye başlarım. Yeniden mücadele eden ve engel tanımamayan birisi olduğumu fark ederim. Tabii eskiden okula da bu şarkıyı dinler giderdim ki az dayak yemedim. Neyse ki artık gücümü güzel şeylere harcamam gerektiğini öğrendim.

Müziğinizin gelişiminde örnek aldığınız veya sizin içinizde mutlaka belli yerler edinmiş isimler kimler? Selçuk: İlk aklıma gelen Paul McCartney. Heryönüyle dünyadaki en büyük star bana kalırsa o. Bunu ilerlemiş yaşına rağmen her halinden anlayabilirsiniz. Selim:Öyle çok var ki hangisini saysam bilemedim. Aslında hepsinin bir ortak yanı var, birşeyleri hep zor yoldan yapmaları. Mesela Michael Jackson’ın hayatımdaki yeri çok büyüktür. Ve Nathan East. O bana müziğin tek bir tarzdan ibaret olmadığını öğreten adamdır. İyi bir basçının her tarzda çalabileceğini, müzisyenlerin birbirine saygı duyması ve yüreklendirmesi gerektiğini ve tarzın değil işin niteliğinin önemli olduğunu ondan öğrendim. Sahnedeki yerlerinizi değiştirmek istesek kim nerede olmak isterdi? Selçuk: Ben izleyicilerin arasına karışıp nasıl çaldığımızı, nasıl göründüğümüzü izlemeyi çok isterim. Bunu gerçekten çok merak ediyorum. Galiba izleyici olmak isterim. Ya da davul çalmak isterim. Kesin Selim de davul diyecektir. Ha bir de hayat mahali şarkısında bas gitar çalmak isterim. Selim acayip bir bas yazmış o şarkıya. Selim:Kesinlikle davul çalmak isterim. Kim bilir belki çalarımda.


Sahnede başımıza gelen en ilginç olay uzun zaman önce bizi kimsenin tanımadığını düşündüğümüz bir konserde izleyicinin şarkılarımızı ezbere biliyor olmasıydı.


Sahnede başınıza gelen enterasan olayalar var mı bizlerle paylaşabileceğiniz? Selçuk: Sahnede başımıza gelen en ilginç olay uzun zaman önce bizi kimsenin tanımadığını düşündüğümüz bir konserde izleyicinin şarkılarımızı ezbere biliyor olmasıydı. Evet belki bizi tanımadıkları doğruydu ama şarkıları biliyor ve söylüyor olmaları aklımdan hiç çıkmayacak. Arşmahal’ın en büyük hedefi nedir? Nerede konser vermek isterdiniz ya da nerelere taşımak müziğinizi? Selim: Şu an önümüze koyduğumuz ilk hedef ülkenin neresinde olursa olsun aynı işitsel ve görsel standartlarda konserler verebilmek. Bunu biraz açacak olursam ; şu anda kapalı ve dramatik olarak kurgulanmış bir sahne yapısı üzerinde çalışıyoruz. Işığından sahnedeki biz dahil herşeyin nerede, ne zaman ve ne şekilde olması gerektiğini tasarlıyoruz.Müziğin görsel unsurlarla desteklenmeside buna dahil. Bu iş bittiğinde inanıyorum ki İstanbul da verdiğimiz bir konser ile Anadolu’nun herhangi bir yerinde vereceğimiz konser arasında hiçbir fark olmayacak. Selçuk: Bizi dinleyen birilerinin olduğu heryerde konser vermek bizim için aynı önemde. Bir yerde konser vermeyi hayal etmektense Selim’in de dediği gibi konser için gittiğimiz her yeri o hayalimizdeki yer yapmak için çalışıyoruz. Ve kafamızda bir sinema filmi var. Belki ikinci albüm zamanı bir sürpriz yapabiliriz


Az renk çok hayal...

Nuri Bilge Ceylan

26 Ocak 1959’da İstanbul, Bakırköy’de doğan Nuri Bilge Ceylan’ın çocukluğu baba memleketi olan Çanakkale, Yenice’de geçer. İstanbul Yeşilköy’de Zirai Araştırma Enstitüsü’nde çalışmakta olan Ziraat mühendisi babasının idealist amaçlarla memleketi Çanakkale’ye tayinini istemesi sonucu, Nuri Bilge iki yaşındayken ailece Yenice’ye taşınırlar.


biyografi

Nuri Bilge ve ablası Emine için Yenice kırlarında özgür bir çocukluk dönemi demektir bu. Ama bu özgürlük ablası ortaokulu bitirene kadar devam eder ancak. Yenice’de o yıllarda lise bulunmadığı için 1969 yılında tekrar İstanbul’a dönmek zorunda kalırlar. Nuri Bilge Ceylan, ilkokul beşi, ortaokulu ve liseyi Bakırköy’de devlet okullarında okur. Ama yaz tatillerinin bir kısmını genellikle Yenice’de geçirmeyi tercih eder.


Liseden sonra, 1976 yılında, İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümüne girer. Ancak olaylı yıllardır. Boykotlar, çatışmalar, siyasi kutuplaşmalar nedeniyle dersler sürekli kesintiye uğrar. O günlerde olayların en yoğun yaşandığı Maçka kampüsüne iki yıl gider gelir. Ancak olaylar derslere pek izin vermez. 1978 yılında tekrar sınava girer ve o yıllarda olayların görece daha az sirayet ettiği Boğaziçi Üniversitesi’nin Elektrik Mühendisliği bölümüne geçer. Lise yıllarında filizlenen fotoğraf merakı burada fotoğraf klübünün de katkısıyla artar. Üniversitenin zengin kütüphanesi ve müzik arşivi, özellikle görsel sanatlara ve klasik müziğe olan tutkusunu beslemekte önemli rol oynar. Üstün Barışta’dan aldığı seçmeli sinema dersleri ve sinema klübünün yaptığı özel gösterimler, daha önce Taksim’deki Sinematek gösterimlerinde filizlenmiş sinema sevgisinin pekişmesini sağlar. Henüz DVD ya da videonun olmadığı, filmlerin sinemada seyredilmek zorunda olduğu yıllardır bunlar. Boğaziçi yıllarında okul harçlığını çıkarmak için klüpte vesikalık fotoğraf çeker. Fotoğraf klübü dışında, dağcılık ve satranç klüplerinde de faaliyet gösterir. 1985 yılında okuldan mezun olan Nuri Bilge, ‘Ne yapmalıyım?’ sorusunun cevabını önce Londra’da, ardından Katmandu’da arar. Aylar süren batı ve doğu seyahatlerinin ardından Türkiye’ye dönen Ceylan askerlik yapmaya karar vererek kararsızlığın verdiği sıkıntılara bir son


verir. Ve Ankara Mamak’ta geçen birbuçuk yıllık askerlik günleri boyunca hayatının geri kalanını nasıl şekillendireceğini keşfeder. Sinema...

filmlerle kısa filmi Koza’yı çekmeye başlar. Film 1995 Mayıs’ında Cannes’da gösterilir ve Cannes Film Festivalinde yarışmaya seçilen ilk Türk kısa filmi olur.

Askerlikten sonra bu kararını hayata geçirmak amacıyla işe koyulur: Bir yandan geçimini sağlamak için tanıtım fotoğrafları çekerken bir yandan da Mimar Sinan Üniversitesi Sinema bölümüne devam eder. Ama artık otuz yaşlarında olan okulun bu en yaşlı öğrencisinin hayata atılmak için acelesi vardır, iki sene sonra okulu bırakır.

Ardından Koza’nın devamı sayılabilecek ve bazılarınca “taşra üçlemesi” diye nitelendirilen üç uzun metrajlı film gelir: Kasaba (1997), Mayıs Sıkıntısı (1999) ve Uzak (2002). Bu filmlerde Ceylan yakın arkadaşlarını, akrabalarını ve ailesini oyuncu olarak kullanır ve hemen her işi kendisi üstlenir. Görüntü yönetimi, ses dizaynı, yapımcılık, kurgu, senaryo ve yönetmenlik.

Önce arkadaşı Mehmet Eryılmaz’ın bir kısa filminde oyunculuk yapar ve teknik sürece baştan sona katılarak bilgisini pekiştirir. Sonra da o filmin çekildiği Arriflex 2B kamerayı kendi kısa filmini çekmek amacıyla satın alır. O yıllar henüz video kameralar bir opsiyon değildir. 1993 yılı sonlarında, bir kısmını Rusya’dan kendi valizinde getirdiği, bir kısmını TRT’nin verdiği son kullanma tarihi çoktan geçmiş

Üçlemenin son filmi ‘Uzak’, 2003 Cannes Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü’nü alır ve bir anda Ceylan’ı uluslararası alanda tanınan bir isim haline getirir. Cannes sonrasında yolculuğuna devam eden Uzak, 23’ü uluslararası olmak üzere toplam 47 ödül alarak Türk sinemasının en fazla ödül kazanan filmi olur.


Ardından bu kez yine 2006 Cannes Film Festivali’nde FIPRESCI ödülünü alacağı ‘İklimler’ filmi gelir. Filmde eşi Ebru Ceylan ile birlikte başrolü paylaşır. 2008 tarihli filmi ‘Üç Maymun’ ile 61.Cannes Film Festival’inde yarışır ve En İyi Yönetmen Ödülü’ne layık görülür. ‘Üç Maymun’ daha sonra Oscar yarışında da ilk dokuza kalmayı başaran ilk Türk filmi olur. Nuri Bilge Ceylan 2009 yılında tekrar Cannes’a geri döner. Ancak bu kez ana yarışmada jüri üyesidir. 2003 yılı sonlarında ‘İklimler’ filminin mekan aramaları sırasında, askerlik yıllarından beri el sürmediği fotoğraf sanatına geri döner. Sinemanın yanı sıra onu da yürütmeye başlar.


Rock Magazin Şubat 2012  

Rock Magazin Online Müzik Dergisi Şubat 2012

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you