Page 1

ALABİLİRSİNİZ YOUR COMPLIMENTARY COPY

KÜLTÜR ve TURİZM DERGİSİ / CULTURE & TOURISM MAGAZINE Yıl / Year: 1 Sayı / Issue:1

Ağustos - Eylül / August - September 2010

Üç Mevsim Bahar, Bir Mevsim Yaz Three Seasons Spring, One Season Summer

Antalya

Akdeniz’in Turizm Başkenti Tourism capital of the Mediterranean

Pamphylia’nın yüce kenti The glorious city of Pamphylia

Perge

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

1


2

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

1


İÇİNDEKİLER ANTALYA KÜLTÜR VE TURİZM DERGİSİ ANTALYA CULTURE & TOURISM MAGAZINE

Antalya Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü adına İmtiyaz Sahibi / Genel Yayın Yönetmeni Publisher / Executive Editor İbrahim ACAR İl Kültür ve Turizm Müdürü Provincial Director of culture and Tourism Yayın Editörü ve Yayın Kurulu Başkanı Publication Editor and Chairman of Editorial Board: A.Kerim ATILGAN İl Kültür ve Turizm Müdür Yardımcısı Assistant Director of Culture and Tourism Sorumlu Yazı İşleri Müdürü / Managing Editor Birsen ÇEÇEN İl Kültür ve Turizm Şube Müdürü Departmental Director of Provincial Culture and Tourism Directorate DANIŞMA KURULU / CONSULTATIVE BOARD İlknur SELÇUK KÖKER İl Kültür ve Turizm Müdür Yardımcısı Assistant Director of Culture and Tourism Aylin KALINTAŞ İl Kültür ve Turizm Müdür Yardımcısı Assistant Director of Culture and Tourism Prof.Dr.Bekir DENİZ Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Akdeniz University, Faculty of Fine Arts, Dean Prof.Dr.Burhan VARKIVANÇ Akdeniz Üniv. Fen Ed. Fakültesi Arkeoloji B.Öğ.Ü./Sos.Bilm.Enst.Md. Akdeniz Univ. Fac. Of Sci. and Lett. Department of Archaeology Lecturer/Dir.of Ins of Social Sci.

70

Doç.Dr.Mustafa ORAL Akdeniz Üniversitesi Fen Ed. Fakültesi Tarih Bölüm Öğretim Üyesi Akdeniz University, Faculty of Fine Arts, Dep. Of History Lecturer Hüseyin ÇİMRİN Kent Tarihçisi, Araştırmacı ve Yazar Urban Historian, Researcher and Author

Herkül’ün evi! House of Hercules!

YAYIN KURULU / EDITORIAL BOARD Emine TUĞRUL İl Kültür ve Turizm Şube Müdürü Departmental Director of Provincial Culture and Tourism Directorate Mesut ÖZEN İl Kültür ve Turizm Şube Müdürü Departmental Director of Provincial Culture and Tourism Directorate Aysun ÇOBANOĞLU İl Kültür ve Turizm Şube Müdürü Departmental Director of Provincial Culture and Tourism Directorate Serpil DÖNMEZ İl Kültür ve Turizm Şube Müdürü Departmental Director of Provincial Culture and Tourism Directorate Mustafa DEMİREL Antalya Müzesi Müdür V. Deputy Director of Antalya Museum

Selvihan KÖLEOĞLU Kültür ve Turizm Uzm./Mimar-(Ant.Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü) Culture and Tourism Spe./ Architect-(Mon.Rel. and Monuments Dir.)

Ajans Başkanı / Chairman Özer KESTANE

S.Hakan SEVEN İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Enformasyon Memuru Inf. Officer of Provincial Culture and Tourism Directorate

Yayın Koordinatörü / Editorial Coordinator Sabriye MERCAN BOLULU

Beysun GÜNERİ İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Memuru Officer of Provincial Culture and Tourism Directorate

Grafik Tasarım / Graphic Design Yeşim AYAN Rahşan AKSOY

Sezen G.TAŞÇIOĞLU İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Memuru Officer of Provincial Culture and Tourism Directorate

Haber Merkezi / Interviewer Hamit SEÇİL Çiğdem ASKERİ Ceyda ADAR

Serel ALPAY İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Mütercimi Translator of Provincial Culture and Tourism Directorate

2

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

YAPIM / PRODUCTION Renkli Kalem Medya Yapım Hizmetleri Ltd. Şti.

Çeviri / Translation Yakamoz Çeviri Hizmetleri

REKLAM / ADVERTISING Reklam Direktörü / Advertising Director Güliz İLGEN Reklam Koordinatörü / Advertising Coordinator İrfan IŞIK Müşteri Temsilcileri / Customer Represantatives Seyhan GEDİK - Rasim MUTLU Can SUSUZ - Hakan KÜL RK Medya Yapım ve Tanıtım Hizmetleri 1464 Sokak No:2 Park İşhanı 3/302 Alsancak-İZMİR Tel: 0 232 463 75 40 Faks: 0 232 421 92 24 www.rktanitim.com e-posta:bilgi@rktanitim.com Yayın Türü: Süreli Yerel Baskı Yeri / Printing : Neşa Ofset Baskı Tarihi / Printing Date:


96

Doğal hazine: Ekopark Natural treasure: Ecopark

2eye0canı! 1 gh

Raftin nthusiasm! afting e R

76

Kaleiçi tekrar gülümsüyor Kaleiçi smiles again

4 12 22 26 32 54 60 64 82 86 102 108 116 126 130 134

Üç Mevsim Bahar, Bir Mevsim Yaz: Antalya

Three Seasons Spring, One Season Summer: Antalya

Mavi bayrakta lideriz!

We are leaders in blue flag!

Yivli Minare ibadete tekrar açıldı Yivli Minare has reopened for worship

Vali Altıparmak: Turizm bir barış projesidir

The Governor Altıparmak: Tourism is a peace project

Aradığınız her şey Antalya’da

Antalya has everything you are looking for

Akdeniz’in turizm başkenti

Tourism capital of the Mediterranean

Doğanın yaratıcı eseri: Zeytintaşı Mağarası Nature’s creative work: Zeytintaşı Cave

Pamphylia’nın yüce kenti Perge Perge, the glorious city of Pamphylia

Yörüklerin vazgeçilmezi: Söbüce Yaylası Indispensable for Nomads: Söbüce Plateau

Ürünlü Türkiye’nin ilk ‘Kültür Köyü’ olacak To be the first “Culture Village” of Turkey

Zengin doğal miras A rich natural heritage

EXPO 2016 Antalya’nın miladı olacak

EXPO 2016 will be a turning point for Antalya

Düzlerçamı’nda av heyecanı

Hunting excitement in Düzlerçamı

Kongreciler gözünü 2014’e dikti

Congress organizers fixed their eyes on 2014.

Altın Portakal sınırlarını genişletiyor Altın Portakal is opening out

Aspendos büyüledi

Aspendos charmed the audience

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

3


Three Seasons Spring, One Season Summer: Antalya Located in the Mediterranean Region in the south of our country, where spring dominates three seasons of the year, and the most visited place by tourists, Antalya is one of our heavenly corners. The ancient city of Pamfilya is to the east, the ancient city of Lycia is to the west, and the ancient city of Pisidia is to the north of Antalya. Antalya is one of the cities in Turkey that has the oldest settlement history. Due to this reason, together with its climate characteristics, the amount of opportunities to swim, its natural riches, its archaeological riches, and the variety of health tourism available such as Alanya Damlataş Cave and Serik Zeytintaşı Cave, known as treatment centres, and its alternative sporting opportunities, Antalya draws attention in terms of tourism. Due to its strategic location, Antalya has always been an important port city throughout history and been subject to sieges since the day it was established, hence why there are works of art belonging to nearly every single civilization. Thanks to its archaeological and natural riches, Antalya is the owner of the title of “the steam engine of tourism.” Antalya, where sun, sea, history, and nature come together in a magical way, is the owner of the most beautiful and cleanest shores of the Mediterranean. Along its 640-kilometre long shore, Antalya has ancient cities, ancient ports, mausoleums, lace-like bays, beaches, lush forests, and rivers. With its boulevards lined with palm trees, its international award-winning marina, Kaleiçi that forms an adorable corner with its traditional architecture, and its modern places, Antalya, the most important tour4

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

ism centre of Turkey, is also home to activities such as the International Aspendos Opera and Ballet Festival, the Piano Festival, the Golden Orange Film Festival, the Theatre Festival, the International Beach Volleyball Tournament, Triathlons, Golf Tournaments, Archery, Tennis, and Skiing Tournaments. The Antalya Culture Centre opened in 1995 hosts several cultural and artistry activities such as plastic arts, music, theatre, and exhibitions. The tourism sector in Antalya started developing in the 1960s. In addition to the rich touristic values and attractions in the region, infrastructure investments and selective facilities have added momentum to this development over the years. Domestic tourism was the aim until 1985, since then foreign tourism has taken the forefront. One of touristic characteristics of our province is the fact that it has new, highclass, and a higher number of accommodation opportunities in comparison to its competitors in other countries and regions. Antalya, with its slogan of “Three Seasons Spring, One Season Summer,” is home to immense touristic potential thanks to its history, its cultural and natural beauties, and ruins. I would like to congratulate those that have contributed and made an effort to publish the first issue of “Antalya Culture and Tourism Magazine,” hoping that it will carry this heavenly province, where three seasons are spring, to new success in the tourism sector, thus adding to the country’s economy, and wish everyone a productive tourism season in 2010. Dr. Ahmet Altıparmak Governor of Antalya


Üç Mevsim Bahar, Bir Mevsim Yaz: Antalya Ülkemizin güneyinde Akdeniz Bölgesi’nde yer alan, üç mevsim baharın yaşandığı ve en çok turisti ağırlayan İlimiz Antalya, cennet yurt köşelerimizden birisidir. Antalya’nın doğusunda Pamfilya, batısında Likya, kuzeyinde Psidya antik bölgeleri bulunmaktadır. Antalya Türkiye’de bu güne kadar bilinen en eski yerleşmelerin bulunduğu illerden biridir. Bu nedenledir ki Antalya’nın turizmi; iklim özellikleri, denizden yararlanma imkanlarının elverişliliği, doğal güzellikleri yanında arkeolojik zenginlikleri ile ayrıca sağlık turizmi bakımından da çeşitli hastalıklara iyi geldiği kabul edilen Alanya Damlataş ve Serik Zeytintaşı gibi mağaralarıyla ve alternatif spor imkanlarıyla dikkat çeker. Antalya, stratejik konumu ile önemli bir liman kenti olmuş ve kurulduğu günden beri sürekli istilalara maruz kalmış, dolayısıyla da uygarlıkların hemen hepsinden eserler kalmıştır. Antalya sahip olduğu arkeolojik ve doğal zenginlikler sayesinde “Turizmin Lokomotifi” unvanını almıştır. Deniz, güneş, tarih ve doğanın sihirli bir uyum içinde bütünleştiği Antalya, Akdeniz’in en güzel ve temiz kıyılarına sahiptir. 640 km uzunluğundaki Antalya kıyıları boyunca, antik kentler, antik limanlar, anıt mezarlar, dantel gibi koylar, kumsallar, yemyeşil ormanlar ve akarsular yer alır. Palmiyelerle sıralanmış bulvarları, uluslararası ödül sahibi marinası, geleneksel mimarisi ile şirin bir köşe oluşturan Kaleiçi ve modern mekanları ile Türkiye’nin en önemli turizm merke-

zi olan Antalya; Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali, Piyano Festivali, Altın Portakal Film Festivali, Tiyatro Festivali, Uluslararası Plaj Voleybolu, Triathlon, Golf Müsabakaları, Okçuluk, Tenis, Kayak Yarışmaları vb. etkinliklerle, 1995 yılında açılan Antalya Kültür Merkezi ile de plastik sanatlar, müzik, tiyatro, sergi gibi bir çok kültürel ve sanatsal etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır. Antalya bölgesinde turizm sektörü 1960’lı yıllardan itibaren gelişmeye başlamıştır. Bölgenin zengin turistik değerleri ve çekicilikleri yanında, yapılan altyapı yatırımları ve hizmete açılan seçkin tesisler zaman içinde bu gelişime ivme kazandırmıştır. 1985’lere kadar iç turizm ağırlıklı olan bölgede bugün dış turizm öne geçmiştir. İlimiz turizminin önemli bir karakteri, rakip ülkelere ve yörelere göre yeni, nitelikli ve sayısal olarak yüksek bir konaklama tesis kapasitesine sahip olmasıdır. “Üç Mevsim Bahar Bir Mevsim Yaz” diye seslenen Antalya, tarihi, kültürel ve doğal güzellikleri ve ören yerleri ile çok geniş bir turistik potansiyele ev sahipliği yapmaktadır. Üç mevsim baharın yaşandığı bu cennet İlde, bu ilk sayıyla yayın hayatına başlayan “Antalya Kültür ve Turizm Dergisi”nin de katkılarıyla, turizm sektörünün başarılarını daha yükseklere taşıyarak ülke ekonomisine yansıması için katkı sağlayan ve emek veren tüm kişi ve kuruluşları içtenlikle kutluyor, 2010 turizminin verimli geçmesini diliyorum. Dr. Ahmet Altıparmak Antalya Valisi ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

5


Antalya, ekonominin amiral gemisi olacak Antalya to be the flagship of the economy

Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) tarafından Concorde De Luxe Resort’ta düzenlenen “Türkiye Turizm Ekonomisi ve Para Politikaları” konulu sohbet toplantısına Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Antalya Valisi Ahmet Altıparmak, Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkanı Ahmet Barut, AKTOB Başkanı Sururi Çorabatır ve turizmciler katıldı. Türkiye’nin gerçekçi bakış açılarına ihtiyacı olduğunu söyleyen Bakan Günay, “Ayağımızı yere sağlam basmaya, hedefler koyarak bunlardan doğru, kararlı, sürekli sonuçlar almaya ihtiyacımız var.” dedi.

Türkiye’de ve Antalya’da turizmin ilgiyi hak ettiğini dile getiren Günay, “Genel olarak Türkiye’de turizm, özel olarak Antalya’da turizm Türkiye ekonomisinin ve toplumsal gelişmesinin çok önemli ayaklarından birisi haline geldi. Türkiye’de gelecek on yılda ekonomik ve toplumsal gelişmenin itici gücü turizm olacak ve Antalya da bunun amiral gemisi işlevi taşıyacak. Türkiye ekonomisi bu kriz yılından dayanıklı çıktı. Bu dayanıklılık içinde en önde gelen sektör de turizm oldu.” diye konuştu. Toplantının sonunda AKTOB Başkanı Sururi Çorabatır, Bakan Günay ve Başkan Yılmaz’a Yörük kültürünü simgeleyen teke heykeli hediye etti.

Festivalya 2010 gerçekleşti Festivalya took place in 2010 Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından kent merkezini canlandırmak amacıyla düzenlenen Festivalya 2010 19 Haziran - 1 Ağustos tarihleri arasından gerçekleşti. Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı ve Tiyatro Muz tarafından bu yıl ikincisi gerçekleştirilen Festivalya 2010 kapsamında, Kalekapısı, Attalos Heykeli önü, Cumhuriyet Meydanı ve Yavuz Özcan Parkı Amfi Tiyatrosu’nda sergilenen etkinlikler Antalyalılardan beğeni topladı. Festivalya 2010 kapsamından ilk olarak Attalos Heykeli ile Cumhuriyet Meydanı arasında sergilenen Michael Jack6

ANTALYA

son, Elvis Presley, Charlie Chaplin ve melek görünümündeki insan heykelleri Antalyalıların beğenisine sunuldu. Cumhuriyet Meydanı’nda Jelly Poker isimli rock grubu sahne aldı. Yavuz Özcan Parkı Tiyatro Amfisi birbirinden eğlenceli yarışmalara ev sahipliği yaptı. Çeşitli animasyon ekiplerince gerçekleştirilen etkinliklerde Antalyalılara da yer verilirken, yarışmalarda dereceye giren Antalyalılara KALEDER tarafından hediyeler verildi. Komedi skeçlerinin sergilendiği Amfi tiyatroda illüzyon gösterisi ve gün batımı şiir dinletisi gerçekleştirildi.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

Ertuğrul Günay (Minister of Culture and Tourism), Durmuş Yılmaz (Chairman of the Central Bank), Ahmet Altıparmak (Governor of Antalya), Ahmet Barut (Chairman of Turkish Hoteliers Federation - TÜROFED), Sururi Çorabatır (Chairman of the Mediterranean Association of Touristic Hoteliers - AKTOB), and tourism professionals attended the discussion meeting on the subject of “The Turkish Tourism Economy and Monetary Policies,” held at Concorde De Luxe Resort by courtesy of the Mediterranean Association of Touristic Hoteliers (AKTOB). Minister Günay stated that Turkey needed realistic viewpoints, and went on to say, “Our feet should be on solid ground, we need constant, correct, and stable results from the objectives we set.” Günay

mentioned that tourism in Turkey and Antalya deserved attention and went on to say, “Tourism, both throughout Turkey generally and specifically in Antalya, has become one of the important channels in economy and social development of Turkey. In the next 10 years, tourism will be the driving force behind the economical and social development in Turkey, and Antalya will carry the task of being the flagship in the process. The Turkish economy has shown endurance during this year’s crisis. Tourism was the leading sector within the endurance shown.” At the end of the meeting, Sururi Çorabatır (Chairman of the Mediterranean Association of Touristic Hoteliers - AKTOB), Minister Günay, and Chairman Yılmaz were presented with a goat statue, a symbol of the Nomad (Yörük) culture.

Festivalya 2010, which was organized by Antalya Metropolitan Municipality to enliven the city centre, took place between 19 June - 1 August 2010. The activities performed at Kalekapısı, in front of Attalos Statue, at Cumhuriyet Square and the Amphitheatre in Yavuz Özcan Park within the scope of Festivalya 2010, which was held for the second time this year by the Culture and Social Affairs Department and Theatre Muz, won the recognition of the people of Antalya. As the first activity of the Festivalya 2010, the statues of Michael Jackson, Elvis Presley, Charlie Chaplin and human figures disguised as angels were on

display for admiration of people of Antalya in an area between Attalos Statue and Cumhuriyet Square. The same square also hosted the concert performance of a rock group named Jelly Poker. Several entertaining competitions were held in the Amphitheatre in Yavuz Özcan Park. People of Antalya also participated in these activities, which were performed by various animation groups, and those who ranked in the competitions were given presents by KALEDER. In addition, an illusion show and sunset poem performance were held in the Amphitheatre where comedy sketches were also performed.


“Dünden Bugüne Antalya” kitabı yayınlandı The book “Antalya, The Past, and Present” is out Antalya’nın zengin kültür ve tarihi, eşsiz coğrafi güzellikleri, örnek ve alternatif turizm faaliyet ve imkanları ile ülke ve il ekonomisine katkıları, ulaşım imkanları, orman ürün ve çeşitleri, öncü tarım ürün yetiştiriciliği ve araştırmaları, sağlık, eğitim, spor, çevre gibi konuları içeren, “Dünden Bugüne Antalya” adlı prestij yayın, yaklaşık üç yıl süren ve 57 yayın kurulu üyesinin özverili çalışmaları sonucunda hazırlanarak, Valiliğimiz desteği ile Haziran 2010’da, iki cilt olarak yayınlandı. Antalya’ya ait benzeri olmayan tanıtım, yıllık ve kaynak eser niteliğindeki yayın, Ankara “Antalya, The Past, and Present,” a prestigious publication touches upon its rich culture and history, it unique geographical beauties, its model and alternative tourism activities and opportunities as well as explaining its contribution to both the national and local economy, transportation facilities, its forest types and products, its advanced agricultural product cultivation and researches, health, education, sports, and its environment. The book was prepared with the help of 57 editorial board members and took around

Devlet Protokolü, 80 İl Valiliği, 80 İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, tüm devlet, vakıf ve özel üniversiteleri, Antalya il protokolü, kütüphaneler yayın kurulu üyeleri ve ilgili kurum, kuruluş ve şahıslara kargo veya doğrudan ulaştırılarak halkımızın hizmetine sunuldu.

three years to complete. In June 2010, it was published as two volumes with the support of the Governorship. The one of a kind publication, which is an almanack and reference for Antalya, was sent to Ankara State Protocol, 80 Provincial Governorships, 80 Provincial Directorates of Culture and Tourism, all state, foundation, and private universities, Antalya Provincial Protocol, editorial board members of libraries, and all other related organisations, corporations, and individuals by courier or directly for the public to access

Atık sabunlar temizlik saçacak Remnant soaps to spread cleanliness Turizmin başkenti Antalya’da faaliyet gösteren turistik tesislerde günde çöpe giden ortalama 12 ton sabun, “Küresel Sabun Projesi”si kapsamında geri dönüştürülerek dünya çocuklarının ellerini temizleyecek. SKAL International Antalya ve Uluslararası Housekeeperlar Derneği tarafından geliştirilen projenin başkanı Cüneyt Kuru, amaçlarının konaklama tesislerindeki atık sabunların toplanarak geri dönüşümünün sağlanmasının ardından dünya genelindeki ihtiyaç sahibi çocuklara ulaştırmak olduğunu söyledi. Kampanya dahilinde pilot uygu-

lama olarak ilk geri dönüşüm sabunlarını Antalya Valiliği’ne bağlı Zübeyde Hanım Çocuk Sitesi Müdürlüğü’ne ulaştırdıklarını belirten Kuru, proje kapsamında yetiştirme yurduna 40 gramlık paketler halinde bin 200 sabun kazandırdıklarını ifade etti. Geri dönüşümden kazanılan sabunları proje destekçileri Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıkları aracılığıyla Türkiye’deki çocuklara, Türk Kızılayı aracılığıyla da dünya çocuklarına ulaştırmayı planladıklarının altını çizen Kuru, projeye destek veren kurum ve kuruluşların gönüllük esasını benimsediklerini kaydetti.

An average of 12 tons of soap thrown out at the touristic facilities in Antalya, the capital of tourism, will be recycled within the scope of the “Global Soap Project,” to clean the hands of children worldwide. Cüneyt Kuru, head of the project developed by SKAL (International Association of Travel and Tourism Professionals) International Antalya and the International Association of Housekeepers, stated that the aim of the project was to collect all remnant soaps from accommodation facilities, recycle them, and offer them to children in need of soap worldwide. Kuru indicated that they delivered the first recycled soaps

to the Zübeyde Hanım Children’s Site Directorate (Zübeyde Hanım Çocuk Sitesi Müdürlüğü), subordinating to the Governorship of Antalya as pilot application within the campaign and went on to express that within the context of the project they donated 1200 bars of soap, in the form of 40-gram packets, to the orphanage. Kuru emphasized that they plan to send recycled soaps to the children in Turkey through the Ministries of National Education and Health, and to children worldwide through the Turkish Red Crescent and also indicated that the institutions and organisations supporting the project had embraced the voluntary basis.

Diyarbakırlı öğrenciler Antalya’da tatil yaptı The students from Diyarbakır took a holiday in Antalya

Diyarbakır Valiliği tarafından üç yıl önce başlatılan “Ülke Senin, Keşfet” projesi kapsamında seçilen bin öğrenci, Antalya'nın Kumluca ilçesine bağlı Olimpos bölgesinde birer hafta süreyle tatil yaptı. Proje kapsamında, il genelindeki

okullarda başarılı öğrenciler, dört ayrı grupta birer hafta süreyle Olimpos'a geldi. Yaklaşık 250 kişilik grup Olimpos'ta konakladı. Öğrenciler bu süre içinde, kaya tırmanışı yaptı, kano, rafting ve yat turuna katıldı, ören yerlerini gezerek denizin tadını çıkardı. Projesi sorumlusu Tarkan Gündoğdu, projenin üç yıl önce başlatıldığını, ilk yıl bin 300, geçen yıl 300 ve bu yıl da yaklaşık bin öğrencinin proje kapsamında Olimpos'ta tatil yaptığını söyledi.

A thousand students, chosen within the context of the “The Country is Yours, Discover” project, initiated three years ago by the Governorship of Diyarbakır, took a holiday in the Olympos region of the Kumluca district in Antalya for a week. Within the context of the project, successful students throughout the province came to Olympos in four separate groups for a weeklong holiday. The group of approximately 250 people stayed in Ol-

ympos. Within this period, students took part in rock climbing, canoeing, and rafting as well as participating in a yacht tour, discovering the ruins, and enjoying the sea. Tarkan Gündoğdu, project officer, stated that the project initiated three years ago and the number of students taken on holiday to Olympos as part of the project was 1300 in the first year of the project, 300 last year, and nearly 1000 this year. ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

7


Bin 800 yıllık güzellik aletleri gün ışığına çıktı Beauty instruments dating back 1800 years brought out into the open Antalya’nın Demre ilçesinde yürütülen Myra-Andriake kazılarında, Roma dönemine ait bin 800 yıllık manikür seti gün ışığına çıkarıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Akdeniz Üniversitesi adına yürütülen Myra-Andriake kazılarının başkanı, Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Nevzat Çevik, Andriake Limanı’ndaki dükkan kazılarında, bronz cımbız ve içinden çıkan manikür törpüsü bulunduğunu belirtti. Roma dönemi benzerlerine göre oldukça gelişkin olduğunu belirttiği manikür

setinin bin 800 yıllık olduğunu söyleyen Çevik, tarih ve kültür zaman içinde değişse de temel insani ihtiyaçların aynı olduğunu kaydetti. Bugün kadınların kullandığı bakım aletlerinin çok benzerlerinin geçmişte de olduğuna dikkati çeken Çevik, “Ancak bu çok özel objenin benzeri daha önce bölge kazılarında bulunmadığından geçmişteki varlığı kanıtlanamamıştı. Şimdi artık biliyoruz ki bin 800 yıl önceki Roma döneminin Likya kadınları da cımbız, törpü ve ayna gibi araçları kullanarak bakımlı yaşamaktaydılar.” dedi.

An 1800-year old manicure set, belonging to the Roman era was uncovered during the ongoing Myra – Andriake excavations carried out in the Demre district in Antalya. Professor Nevzat Çevik, lecturer at Akdeniz University Archaeology Department, and leading the excavations at Myra – Andriake carried out on behalf of the Ministry of Culture and Tourism, and Akdeniz University, stated that they had uncovered a pair of bronze tweezer and a nail file at the shop excavations carried out at the Andriake Port. Çevik stated that the 1800-year old manicure

set uncovered was a lot more developed than its kind during the Roman era, and went on to explain how even though time goes on and cultures change, fundamental needs of people stay the same. Drawing attention to the fact that the beauty instruments used in the past are very similar to those used in today, went on to say, “Nothing like this has been uncovered in the region before, therefore its existence in the past had not been proven until now. Now we are positive that Lycian women, just like women nowadays, used tweezers, nail files, and mirrors to look beautiful 1800 years ago during the Roman era.”

Kadınlara rahat tatil olanağı A comfortable holiday opportunity for women Antalya'da kadınlara pozitif ayrımcılık yapan Harrigton Park Resort Otel Konyaaltı Sahil Yolu'nda açıldı. Yatırım bedeli açıklanmayan ve Köseoğlu Turizm ve İnşaat firması tarafından hizmete açılan otelin açılışına Antalya Valisi Ahmet Altıparmak, Bayburt Valisi Kerem Bal, Köseoğlu Turizm ve İnşaat firması sahibi Mustafa Köseoğlu ve davetliler katıldı. İstanbul Fatih'te bulunan dört yıldızlı Berr Otel'in ardından sektördeki ikinci yatırımı olduğunu söyleyen Köseoğlu, turizm 8

ANTALYA

sektöründeki yatırımlarının süreceğini kaydetti. İşletmesinin İslami geleneklere göre hizmet veren bir otel olarak algılanmaması gerektiğini söyleyen Köseoğlu, aile oteli olduklarını kaydetti. Köseoğlu, "İşletmemizde sadece kadınların kullanabileceği havuz ve hamam var. Amacımız kadınlara daha rahat tatil yaşatmak." dedi. Otel bünyesinde bulunan toplam 334 odanın 3'ünün engellilere yönelik olduğunu belirten Köseoğlu, ayrıca otelde 3 kral dairesi bulunduğunu kaydetti.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

Sheraton, Rixos oldu The Sheraton, is now Rixos Doğuş Turizm Grubu ünlü otel zinciri Rixos’la anlaştı. Antalya Merkez’de bulunan 814 yatak kapasiteli beş yıldızlı Sheraton Voyager Otel artık Rixos adıyla hizmet verecek. Beldibi’ndeki Sungate Port Royal Otel’i 10 yıllık ve Lara’daki Lares Park’ı 5 yıllık kiralayarak Türkiye’deki otel sayısını 7’ye çıkaran Rixos, Doğuş Grubu’nun sahibi olduğu Sheraton Voyager’i kiraladı. Doğuş Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Turizm Grubu Başkanı Doğan Günay da anlaşma-

yı doğruladı. Sheraton, Rixos’un Rixos Grand Ankara ve Rixos Konya’nın ardından 3’üncü şehir oteli olacak.

The Doğuş Tourism Group joins forces with the famous hotel chain, Rixos. From now on, the five-star, 814-bed capacity Sheraton Voyager Hotel, located in central Antalya will provide services as Rixos. Rixos, who rented the Sungate Port Royal Hotel in Beldibi for 10 years and Lares Park in Lara for 5 years,

taking the number of hotels in Turkey up to seven, has rented the Sheraton Voyager, owned by the Doğuş Group. Doğan Günay, Board Member of Doğuş Holding Company and President of Tourism Group confirmed the agreement. After Rixos Grand Ankara and Rixos Konya, the Sheraton will be Rixos’s third city hotel.

Harrington Park Resort Hotel, which portrays positive discrimination towards women in Antalya, opened at Konyaaltı Coastal Road. Ahmet Altıparmak, Governor of Antalya, Kerem Bal, Governor of Bayburt, Mustafa Köseoğlu, owner of Köseoğlu Turizm ve İnşaat, and guests attended the opening of the hotel, whose investment value was not disclosed, built by Köseoğlu Turizm ve İnşaat. Köseoğlu stated that the hotel was his second investment in the sector following his four-star Berr Hotel in

Fatih, İstanbul. He went on to express that his investments will continue in the tourism sector. Köseoğlu explained that his hotel should not be perceived as a hotel catering to meet Islamic traditions and went on to indicate that they were a family hotel. Köseoğlu said, “Our hotel has a separate pool and Turkish bath for women. Our aim is for women to experience a comfortable holiday.” Köseoğlu expressed that three of the 334 rooms within the hotel catered for disabled guests, and that there are three king rooms.


ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

9


Bakan Günay’dan kutlama ziyareti Congratulations from the visit of Minister Günay Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, 17. Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali’nin kapanışı ve bazı tarihi alanlardaki incelemeler için geldiği Antalya’da ilk olarak Antalya Valisi Dr. Ahmet Altıparmak’ı makamında zi-

Upon arriving in Antalya, for the closing ceremony of the 17th Aspendos International Opera and Ballet Festival and to investigate some historical regions, the first stop for Ertuğrul Günay, Minister of Culture and Tourism, was Dr. Ahmet Altıparmak, Governor of Antalya, at his office. After congratulating Governor Altıparmak on his new duty, Minister Günay went on to say, “He is a young, experienced, and knowledgeable Governor that I take great pleasure in working together with in Muğla.” In his statement, Minister Günay indicated that the tourism figures for 2010 so far were good and went on to say, “We have tried to add culture, history, and archaeology to our coastal tourism. Those coming to visit Antalya will extend beyond the 10

ANTALYA

yaret etti. Bakan Günay Vali Altıparmak’ı yeni görevi dolayısıyla tebrik ettikten sonra “Muğla’da birlikte çalışmaktan haz duyduğum genç, deneyimli, birikimli bir Valimizdir” dedi. Bakan Günay, burada yaptığı açıklamada, 2010 yılı turizm rakamlarının şu ana kadar iyi göründüğünü belirterek, “Kıyı turizmine kültür, tarih, arkeolojiyi katmaya çalıştık. Antalya’ya gelenler deniz kıyısının ötesinde, Antalya’nın öteki zenginliklerini tanıyınca halkın içine karışacaklar. Böylelikle sürdürülebilir turizm açısından yeterli gelir elde edilmesi sağlanacak” dedi. Bakan Günay, Antalya Valiliğindeki ziyaretin ardından Vali Altıparmak, İl Kültür ve Turizm Müdürü İbrahim Acar ve beraberindeki heyetle Antalya’nın Döşemealtı ilçesi sınırlarında yer alan Termessos Antik Kenti’nde incelemelerde bulundu. Bakan Günay ve Antalya Valisi Dr. Ahmet Altıparmak akşam Aspendos Opera ve Bale Festivali’nin kapanış programında yer alan Barbaros dans gösterisinin dünya prömiyerine katıldılar. seaside and blend in with the community once they become familiar with the other riches of Antalya. Thus, adequate income in terms of sustainable tourism will be enabled.” After his visit to the Governorship of Antalya, Minister Günay, together with Governor Altıparmak, Ibrahim Acar, Provincial Director of Culture and Tourism, and the committee accompanying to them, carried out inspections at the Ancient City of Termessos, located within the borders of Antalya’s Döşemealtı district. In the evening, Minister Günay and Dr. Ahmet Altıparmak, Governor of Antalya, attended the world premiere of the Barbaros dance performance, which was part of the closing programme of the Aspendos Opera and Ballet Festival.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

Ruslar kültürlerini tanıttı Russians introduce their culture

Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl ilk olarak düzenlenen “Kültür Günleri Projesi” gerçekleştirildi. “Rus Kültürü Günleri” temasıyla başlayan proje 11-13 Haziran tarihleri arasında Antalyalılarla buluştu. Antalya’da yaşayan Rusların oluşturduğu kortejle Antalya sokakları renklendirildi.

“Culture Days Project” was organized for the first time this year by Antalya Metropolitan Municipality. The project started with “Russian Culture Days” and met with the people of Antalya between 11 – 13 of June. And a cortege that consists of the Russians living in Antalya brought colourful moments to the Antalya streets.


Golfçular gözünü Hindistan’a dikti Golfers set their sights on India

Dünyanın en iyi golf oteli Belek’te The World’s Best Golf Hotel at Belek

Antalya’nın Belek Turizm Bölgesi’nde hizmet veren Millenium Golf, Avrupa ve İskandinav pazarının ardından gözünü Hindistan’a dikti. Eylül ayında ilk Hintli golfçuları ağırlayacak olan merkez yıl sonuna kadar 500 sporcuya hizmet verecek. Hindistan pazarında toplam 750 bin lisanslı ve lisanssız spor-

cu bulunduğunu belirten Millenium Golf Genel Müdürü Öner Uygun, golf turizmini daha da uzatabilmek için ülke çeşitliliğine gidilmesi gerektiğini kaydetti. Hintli golfçuların Avrupalı golfçulardan farklı olarak kültür turizmi talebinde de bulunduğunu belirten Uygun, 10 günlük paketin üç gününü İstanbul’da, üç gününü golf sahasında geçirecek olan Hintlilerin kalan dört günlerini ise kültür turuna ayıracaklarını kaydetti. Uygun, pazarda her yıl yüzde 40’lar seviyesinde artış göstererek beş yılın sonunda iki bin civarında Hintli golfçuyu Belek’e getirmeyi planladıklarını kaydetti.

Almanya’nın en büyük tatil ve seyahat portalı holidaycheck.co seyahat uzmanları dünyanın en iyi altı golf otelini seçti. Seyahat uzmanlarının seçtiği altı otel arasında Belek’teki Robinson Club Nobilis birinci sırada yer aldı. Her birinin günlük ortalama 150 bin kullanıcının tıkladığı 10 dilde yayın yapan holidaycheck’in yaptığı araştırmada Club Nobilis’ten şu sözlerle bahsedildi: “Türkiye sahillerinde bulunan Belek golfçular için adeta Mekke gibi. Robinson

Club Nobilis konuklarının yüzde 97’sinin oyuyla dünyanın en iyi golf oteli seçildi ve HolidayCheck Award 2010’a layık görüldü. Otelin kulüp alanının merkezindeki 18 delikli ‘Park Land Course’ oldukça ünlü. Ayrıca diğer on golf sahası da kolayca ulaşılabilir mesafedeler. Burada rahatlamak öncelik. Bir HolidayCheck kullanıcısı otel için şöyle diyor: Otelin spa tesisini kesinlikle öneriyorum. Bu otel golfçular için bir cennet.”

After the European and Scandinavian market, Millenium Golf offering service at Belek Tourism Region in Antalya has its eye on India. The centre, which will accommodate its first Indian golfers in September, aims to provide service for 500 sportsmen by the year-end. Öner Uygun, the General Manager of Millenium Golf, stated that the Indian market comprises of 750.000 licensed and unlicensed sportsmen and went on to express that in order to extend golf tourism, country

diversity was inevitable. Uygun indicated that in comparison to European golfers, Indian golfers request culture tourism, and the 10-day package programme comprises of three days in İstanbul, three days on the golf course, and four days for the Indians to take part in cultural tours. Uygun noted that an increase up to 40% would be in the market every year, and they plan to bring around 2000 Indian golfers to visit Belek at the end of five years.

The travel specialists at holidaycheck.co, the biggest holiday and travel portal in Germany, chose the six best golf hotels in the world. Among the six hotels chosen by the travel specialists, the Robinson Club Nobilis in Belek came top of the list. According to the research carried out by holidaycheck, which is available in 10 languages and where every single one was clicked 150 times on average per day, the words used to describe Club Nobilis were, “For golfers, Belek, located on the Turkish

coast, is almost like Mecca.” Robinson Club Nobilis received 97% of its visitors’ votes making it the best golf hotel and making it worthy for the 2010 HolidayCheck Award. The golf club area of the hotel, ‘Park Land Course,” comprising of 18 holes is extremely famous. Additionally, the other ten golf courses are also within reaching distance. Here, relaxing is priority. Comments by one HolidayCheck user were, “I totally recommend the hotel’s spa facilities. This hotel is a golfer’s heaven.”

Yunushan Hotel designed by Ebru Gürman Ray, the owner of Ray PR and Yusuf Cem Ray, Ray Mimarlık Architecture company, and named after Has Yunus Bey, an important commander of the Ottoman Armada, recently opened in Kaleiçi in Antalya. Cem Ray stated that the inspiration for the hotel came from the Otto-

man Armada and the hotel was decorated in line with the architectural textures belonging to those eras and emphasized that the building had a near150-year past, the fact that they had taken great care to bring together current construction techniques and traces of the Ottomans, and that every room represents a different Ottoman Armada.

Osmanlı mimarisinde yeni bir otel A new hotel in Ottoman architecture Ray Mimarlık Yusuf Cem Ray ve Ray PR şirketinin sahibi Ebru Gürman Ray tarafından tasarlanan ve ismini Osmanlı Donanması’nın önemli komutanlarından olan Has Yunus Bey’den alan Yunushan Otel Antalya Kaleiçi’nde açıldı. Oteli, Osmanlı Donanması’ndan esinlene-

rek ve o çağların mimari dokusuna uygun olarak dekore ettiklerini belirten Cem Ray, binanın yaklaşık 150 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu, günümüz inşaat teknolojileri ile Osmanlı çizgilerini buluşturmaya özen gösterdiklerini ve her odanın ayrı bir Osmanlı Donanması’nı temsil ettiğinin altını çizdi.

ANTALYA 11

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Mavi Yaşam / Blue Life

ÇİĞDEM ASKERİ

We are leaders in

blue flag!

Antalya Blue Flag Coordinator, Environmental Engineer Lokman Atasoy said that Antalya is the city that has the most of the Blue Flags in the world.

Mavi bayrakta Antalya Mavi Bayrak Koordinatörü Çevre Mühendisi Lokman Atasoy, Antalya’nın dünyada en fazla Mavi Bayrak’a sahip kent olduğunu belirtti.

12

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

lideriz!


Dünyanın önemli turizm destinasyonları arasında yer alan Antalya, tertemiz ve güvenli plajlarının sayısını her yıl artırıyor. 2010 yılında Antalya’da 163 plaj, üç marina ve altı yat Mavi Bayrak alarak Türkiye’nin ve dünyanın lider kenti oldu. Antalya’nın Mavi Bayrak uygulamasında çok hızlı yol aldığını söyleyen Antalya Mavi Bayrak Koordinatörü Çevre Mühendisi Lokman Atasoy, ödüllü plajların üzerinde üç veya dört tesis olduğunu dikkate alarak, yaklaşık 225 turistik tesisin mavi bayrak ödüllü olduğunu söyledi. Türkiye genelinde 314 plaj, 14 marina ve toplam 9 yatın mavi bayrak aldığını belirten Atasoy, bu rakamın yarısından fazlasının Antalya’ya ait olmasının gurur verici olduğunu dile getirdi. Türkiye Çevre ve Eğitim Vakfı (TÜRÇEV) olarak kurumlarla işbirliği içinde hareket ettiklerini belirten Atasoy, Mavi

Bayrak sürecinin nasıl işlediğini anlattı: “Bu işin temel noktası deniz suyu kalitesi. Sağlık Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yaptığı protokol gereği ülkemiz kıyılarında deniz suyu numunelerinin alınması ve analizi Sağlık Bakanlığı ile il ve ilçe taşra teşkilatları aracılığıyla yapılıyor. Sezon süresince her 15 günde bir deniz suyu numuneleri alınıyor ve bu numuneler Avrupa Birliği Yüzme Suyu Direktifleri’ne göre inceleniyor. Deniz suyu kalitesi istenilen standartlarda ise, arıtma tesisi varsa ve çıkış suyu raporları da düzgün ise tesise bir sonraki sene için Mavi Bayrağa başvurmaya hak kazandıkları bildiriliyor. Tesisin başvurusu önce ulusal, ardından uluslararası jüriye sunuluyor. Mavi Bayrak Programı, Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı (Foundation for Environmental Education, FEE) tarafından koordine ediliyor ve Türkiye temsilciliğini TÜRÇEV yapıyor. Değerlendirme

Lokman Atasoy Antalya’nın 163 plajında Mavi Bayrak panosu yer alıyor. There are Blue Flag panels in 163 beaches of Antalya.

Antalya, which is among important tourism destinations of the world, is increasing the number of its clean and safe beaches every year. Antalya, in which 163 beaches, three marinas and six yacht re-

ceived the Blue Flag in 2010, has become the leading city of Turkey and the world. Antalya Blue Flag Coordinator, Environmental Engineer Lokman Atasoy, who said that Antalya is progressed very fast in Blue Flag application, added that by considering there are three or four facilities on the award winning beaches, about 225 touristic facilities have the Blue Flag awards. Atasoy, stating that 314 beaches, 14 marinas and total 9 yacht have received the blue flag award throughout Turkey, said that it is proud to have more than half of this figure in Antalya. Atasoy, stating that as Turkish Foundation for Environmental Education (TFEE) they are acting in cooperation with institutions, explained how the process of Blue Flag works. "The main point of this issue is quality of sea water. In accordance with the protocol ANTALYA 13

Ağustos - Eylül / August - September 2010


ler sonrası her yılın mayıs ayının ilk haftası Mavi Bayrak almaya hak kazananlar açıklanıyor.” Tesisin Mavi Bayrak almasıyla sürecin bitmediğini belirten Atasoy, yerel, ulusal ve uluslararası yetkililer tarafından gerçekleştirdikleri periyodik denetimlerle kalite çıtasını düşürmediklerini söylüyor.

32 kritere uyulmak zorunda Deniz suyu temizliğinin dışında plajlarda lisanslı cankurtaran bulunması, ilk yardım olanakları, engelli vatandaşlara özel düzenlemeler, su sporları yapılıyorsa yüzme alanları için güvenlik bariyerleri, çevre temizliği, kabin temizliğinin olması gibi toplam 32 kritere uyulması gerekiyor. Bir plajda dalgalanan Mavi Bayrak tek bir kriter eksik olduğunda 10 gün boyunca indiriliyor. Birden fazla kriterin eksik olması o plajın sezon boyunca mavi bayraksız olması anlamına geliyor. Mavi Bayrak’ın pazarlama gücünü arttıran en önemli araçlardan biri olduğunu anlatan Lokman Atasoy, “Dünyada 50 ülkede yürütülen uluslararası eko-etiket uygulaması turistlerde güven duygusu yaratıyor. Beş yıldızlı otellerde ne ile karşılaşacağınızı bilirsiniz. Ama gününüzün büyük bir çoğunluğunu geçireceğiniz plajla ilgili somut bir güvence bulamazsınız. İşte Mavi Bayrak turistlere bu garantiyi veriyor. Tur operatörlerinin de artık Mavi Bayraklı yerleri sorgulaması ve tercih etmesi bu yüzdendir. Hiç bilmediği ve tanımadığı bir yere gidecek olan turist, elbette ki kriterlerin kapsadığı güvenli, donanımlı, çevre yönetimine sahip, çev14

ANTALYA

reye saygılı, denizi temiz yerlerde ve kontrol edilebilir yerlerde tatil yapmak isteyecektir. Bu bakımdan Mavi Bayrak turizm açısından büyük bir katma değer oluşturmaktadır.” diye konuştu. Mavi Bayrak sıralamasında İspanya, Yunanistan ve Fransa’nın ardından Türkiye dördüncü sırada geliyor. Antalya’nın kentler sıralamasındaki birinciliğinin sevindirici olduğunu söyleyen Atasoy, amaçlarının rakamsal olarak bir artış değil, nitelik ve kalite bazında iyileşme olduğunu da sözlerine ekledi.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

concluded by the Ministry of Health and the Ministry of Culture and Tourism, taking sea water samples in our country’s shores and analyzing them are carried out through the agency of Ministry of Health and its provincial and district organizations. Sea water samples are taken every 15 days during the season and these samples are analyzed according to the European Union Swimming Water Directives. If the seawater is in the desired standards, if there is a treatment plant and if effluent reports are proper, the facility is

reported to have deserved to apply for the Blue Flag for the following year. The application of the facility is presented first to the national and then to the international jury. The Blue Flag program is coordinated by the Foundation for Environmental Education, FEE, and TFEE is its Turkish representative. After the evaluations, the facility qualifying to deserve to receive the Blue Flag is declared in the first week of May each year.” Atasoy, stating that the process is not finished after receiving the Blue Flag, says that with periodic inspections


they conducted with local, national and international authorities, they do not lower the quality level.

32 criteria must be met Except sea water cleanness, total 32 criteria, including having licensed lifeguards on beaches, first aid facilities, special arrangements for disabled citizens, security barriers for swimming areas if water sports are done, environmental cleaning, and cabin cleaning, must be met. If only one criterion is missing, the blue flag, waving on a beach, is lowered for 10 days. Lacking more than one criterion means that the beach will be without a flag during the season. Lokman Atasoy, explaining that Blue Flag is one of the most important means of increasing marketing power, said “the international ecolabel application carried out in 50 countries in the world creates a sense of confidence among tourists. You know

what to expect in five star hotels. But you cannot find a concrete assurance about the beach on which you will spend most of your day. The Blue Flag offers tourists that guarantee. This is the reason why tour operators are now asking for and preferring places with the Blue Flag. A tourist that will go to a place he/she does not know and recognize at all will of course want to have a holiday in secure, equipped, and environmentally friendly places where the criteria are covered, which have environmental management, whose sea is clean and which can be controlled. In this respect, the Blue Flag constitutes a great added value in terms of tourism. Turkey ranks the fourth after Spain, Greece and France in the Blue Flag ranking. Atasoy, who says Antalya’s ranking the first in city ranking is pleasing, also added that their aim is not to have a numerical increase but to obtain improvement in terms of quality.

ANTALYA 15

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Güncel / Actual

Heaven of stars There are 693 accommodation facilities in Antalya being run with the tourism operation license of the Ministry of Culture and Tourism.

Antalya:

yıldızlar cenneti Antalya'da Kültür ve Turizm Bakanlığı işletme belgesine sahip 693 konaklama tesisi bulunuyor. 16

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Kültür ve Turizm Bakanlığı işletme belgeli tesisler listesini açıkladı. Bakanlığa kayıtlı 693 işletmenin yer aldığı Antalya'da, en çok 5 yıldızlı otel Manavgat'ta bulunuyor. Bakanlığın listesine göre Antalya'da beş yıldızlı 185 otel, dört yıldızlı 163 otel, üç yıldızlı 125 otel, iki yıldızlı 64 otel ve bir yıldızlı 16 otel bulunuyor. Beş yıldızlı 34 tatil köyünün işletme belgesine sahip olduğu Antalya'da, üç adet 4 yıldızlı tatil köyü, sekiz adet birinci sınıf tatil köyü hizmet veriyor. Antalya bölgesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı'na kayıtlı 19 pansiyonun 14'ü Kemer'de hizmet verirken, 5 pansiyon da merkezde faaliyet gösteriyor. Özel konaklama tesisi statüsünde toplam 19 işletmenin hizmet verdiği Antalya'da, özel tesislerin yüzde 50'si tarihi Kaleiçi’nde bulunuyor. Bakanlık kayıtlarına göre butik otel statüsünde bulunan iki işletme de Kaş'ta hizmet ve-

riyor. Antalya’da işletme belgeli on adet golf tesis bulunuyor. Bu işletmelerin dokuzu Belek’te biri ise Manavgat’ta hizmet veriyor.

the records of the Ministry are located in Kaş. There are ten golf facilities in Antalya having the operation license. Nine of these facilities are in Belek while the other is located in Manavgat.

Antalya'daki 5 yıldızlı otellerin 49'u Manavgat'ta, 37’si Serik’te, 36'sı Kemer'de, 35’i Alanya’da, 13’ü Aksu’da, 8’i Konyaaltı’nda, 6’sı Muratpaşa’da ve 1'i de Finike'de hizmet veriyor. Tatil köyü statüsünde ise Alanya'da 4, Kemer'de 15, Kumluca'da 1, Manavgat'ta 11 Konyaaltı’da 6 ve Serik'te 8 tesis bulunuyor.

The Ministry of Culture and Tourism has announced the list of facilities that have tourism operation license. In Antalya where 693 establishments are registered to the Ministry, the town with the greatest number of 5-star hotels is Manavgat. According to the list of the Ministry, there are 185 5-star hotels, 163 4-star hotels, 125 3-star hotels, 64 2-star hotels and 16 1-star hotels in Antalya. There are also 34 5-star holiday villages having tourism operation license as well as 3 4-star holiday villages and 8 1st class holiday villages in Antalya.

Konaklama tesislerinin ilçelere göre dağılımına bakıldığında, Alanya 227 tesisle başı çekerken, Manavgat'ta 137, Kemer’de 126, Serik’te 64, Muratpaşa’da 54, Konyaaltı’nda 41, Kaş’ta 19, Aksu’da 17, Kumluca’da 3, Finike ve Kepez’de 2, Döşemealtı’nda 1 tesisin, Kültür ve Turizm Bakanlığı işletme belgesine sahip olduğu görülüyor.

While 14 of 19 pensions that are registered to the Ministry of Culture and Tourism in Antalya are located in Kemer, the other 5 pensions are located in the city center. There are also 19 establishments that serve in the status of special accommodation facility and 50% of these facilities are located in the historical Kaleiçi. Two facilities that are listed as boutique hotel according to

When the distribution of accommodation facilities having tourism operation license of the Ministry of Culture and Tourism among the districts is examined, it can be seen that Alanya leads the list with 227 facilities and followed by Manavgat (137), Kemer (126), Serik (64), Muratpaşa (54), Konyaaltı (41), Kaş (19), Aksu (17), Kumluca (3), Finike and Kepez (2) and Döşemealtı (1).

Manavgat farkı

Difference of Manavgat 49 of 5-star hotels within the borders of Antalya are located in Manavgat, while 37 in Serik, 36 in Kemer, 35 in Alanya, 13 in Aksu, 8 in Konyaaltı, 6 in Muratpaşa and 1 in Finike. There 4 holiday villages in Alanya, 15 in Kemer, 1 in Kumluca, 11 in Manavgat, 6 in Konyaaltı and 8 in Serik.

ANTALYA 17

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Güncel / Actual

Antalya is going for a record Five million 434 thousand and 976 people preferred Antalya, the capital of tourism, as their holiday destination in the first seven months of 2010.

Antalya rekora koşuyor Turizmin Başkenti Antalya’yı 2010 yılının ilk 7 ayında tatil için 5 milyon 434 bin 976 kişi tercih etti. Sadece Temmuz ayında 1 milyon 601 bin 060 turistin ziyaret ettiği Antalya Bölgesi’nde, geçtiğimiz yıla oranla yüzde 13 artış yaşanırken, Temmuz ayındaki artış ise yüzde 6 olarak gerçekleşti. Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü istatistiklerine göre Antalya son dört yılın en yüksek rakamına ulaştı. 642 kilometrelik sahil şeridi boyunca birbirinden fark18

ANTALYA

lı tesislerle Türkiye turizminin lokomotif kenti olan Antalya’yı yılın ilk yedi ayında en çok Rusya vatandaşları tercih ederken, Rusya’yı Almanya, Hollanda, İngiltere ve Ukrayna takip etti. İlk yedi ayda Rusya’dan 1 milyon 448 bin 168 turist, Almanya’dan 1 milyon 266 bin 824 turist, Hollanda’dan 258 bin 912 turist, İngiltere’den 232 bin 679 turist, Ukrayna’dan ise 222 bin 126 turist ziyaret etti.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

One million 601 thousand and 60 tourists alone visited the region of Antalya in July, that is a 6% increase in comparison to July last year, and a 13 % increase overall. According to Antalya Provincial Directorate of Culture and Tourism statistics, it is the highest figure Antalya has reached in the last four years. In the first seven months of the year, with its different

facilities and 642-kilometre shore, Russians, followed closely by Germans, the Dutch, the British, and the Ukrainians, mostly preferred Antalya, the steam engine of Turkish tourism. Antalya welcomed 1,448,168 Russian tourists, 1,266,824 German tourists, 258,912 Dutch tourists, 232,679 British tourists, and 222,126 Ukrainian tourists over the period of seven months.


Hedef: 10 milyon turist Suriye ile vizelerin karşılıklı olarak kaldırılmasının ardından, Temmuz ayı içerisinde Antalya’yı tatil için tercih eden milletler arasında geçtiğimiz yıla oranla en büyük artış yüzde 447 oranında Suriye’yle yaşanırken, İsrail pazarındaki gerileme bu ay da devam etti. Suriye’yi yüzde 130 oranındaki artışla İran ve yüzde 55’lik artışla Ürdün takip etti. Temmuz ayı içerisinde Antalya Havalimanı Dış Hatlar Terminali’ne 8 bin 776 uçak iniş yaparken, havalimanından 8 bin 806 uçak havalandı. Yılın başından bu yana geçen sürede 62 bin 10 uçağın iniş kalkış yaptığı havalimanında geçtiğimiz yıla oranla seferlerde yüzde 21 artış yaşandığı istatistiklere yansıdı.

Akdeniz Turistik Otelciler Birliği Başkanı (AKTOB) Sururi Çorabatır, Antalya Bölgesi’nde yıl sonu hedefi olarak konulan 10 milyon turiste ulaşılacağını söyleyerek, hava sıcaklıklarının Ekim ve Kasım ayında da mevsim normallerinin üzerinde gitmesi durumunda 10 milyon turist hedefinin rahatlıkla aşılabileceğini kaydetti. Yılın ilk altı ayında yaşanan yüzde 20’ler seviyesindeki artışın, Temmuz ayında yüzde 13’e gerilemesinin normal olduğunu belirten Çorabatır, “Antalya Temmuz ve Ağustos aylarında her zaman talep gören bir destinasyondur. Geçtiğimiz yıla oranla artışın yüzde 13 seviyesinde olması hedefte bir sapma olduğunu göstermez.” dedi. Dünyadaki ekonomik krizin halen devam ettiğine işaret eden Çorabatır, 2011 yılı önlemlerinin şimdiden alınması gerektiğini kaydetti.

The biggest increase is in Syria

The Aim: 10 million tourists

On the back of the visa requirement being removed between Syria and Turkey, the biggest increase in the number of tourists preferring Antalya as their holiday resort is Syria, with an increase of 447% in comparison to last year’s figures. On the other hand, the decline in the Israeli market continued this month. Iran, with 130%, and Jordan, with a 55% increase followed Syria.

Sururi Çorabatır, Chairman of the Mediterranean Association of Touristic Hoteliers (AKTOB), stated that the aim of 10 million tourists by year-end would be reached, and went on to explain that if temperatures continue above average during October and November, the set objective of 10 million tourists will easily be exceeded. Çorabatır indicated that the decline from 20%, in the first six months of the year, to 13% in July was perfectly normal, and went on to say, “Antalya is always a destination in high demand during July and August. The fact that the increase is 13% in comparison to last year does not mean that we are off target.” Emphasizing that the economical crisis worldwide is very much ongoing, Çorabatır explained that precautions for 2011 should be taken now.

While 8776 planes landed at Antalya Airport International Terminal in the month of July, 8806 planes took off. Since the beginning of the year, 62010 planes have landed and taken off from the airport, which statistically translated means a 21% increase in scheduled flights in comparison to last year.

ANTALYA 19

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Güncel / Actual

Antalya

müzeler kenti olacak Antalya Şehir Müze ve Sergileri projesi ile Kaleiçi'nde belirlenen dokuz adet tarihi yapı temalı müzelere dönüştürülecek.

Antalya

will be a city of museums With the project of Antalya City Museums and Exhibitions, nine historical buildings determined in Kaleiçi will be converted to themed museums.

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO), Kaleiçi'ndeki tarihi ve kültürel değerlerin korunarak, çağdaş bir anlayışla yeniden sunmak ve kent merkezini canlandırmak için “Antalya Şehir Müze ve Sergileri” konulu projesini tamamladı. 20

ANTALYA

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası'nın, kaderine terk edilen Kaleiçi'nin yeniden cazibe merkezi haline gelmesi, tarihi ve kültürel değerlerinin korunması amacıyla yürüttüğü Antalya Şehir Müze ve Sergileri projesi ile Kaleiçi'nde belirlenen dokuz adet tarihi yapı tema-

Ağustos - Eylül / August - September 2010

lı müzelere dönüştürülecek. ATSO'nun hazırladığı proje Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'a ve Antalya Valisi Dr. Ahmet Altıparmak'a dosya halinde sunuldu. ATSO Başkanı Çetin Osman Budak tarafından, sözlü olarak da anlatılan projeyi Bakan Günay'ın beğendiği ve

konuyla ilgili Bakanlıkta da çalışmaların başlatıldığı belirtildi. Bakan Günay'ın proje ile yakından ilgilendiğini belirten Çetin Osman Budak, Bakan Günay tarafından projenin Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne gönderildiğini ve çalışmaların başlatıldığını açıkladı.


Temalı müzeler Projede tarihi yolculuk, ikinci yüzyılda inşa edildiği düşünülen Hıdırlık Kulesi'nden başlıyor. Karaoğlan Parkı ile de bütünleşik düşünülen projenin ilk adımı olan Hıdırlık Kulesi, Roma Dönemi Antalya Sergisi olarak planlandı. Milattan sonra 1340 yılında Roma İmparatoru Hadrian adına yapılan ve Üç Kapılar olarak da bilinen Hadrianus Kapısı'ndaki burçlar Selçuklu Dönemi Antalya Sergisi olacak. 1372 yılında inşa edilen Selçuklu eseri ve Antalya'nın sembollerinden olan Yivli Minare, cami ve yakın çevresindeki tüm vakıf eserlerinin bir külliye anlayışı ile Türk İslam Eserleri Müzesi'ne dönüştürülecek. Yivli Minare yapılar kompleksinin altıncı binası olan Mev-

levihane ve Mevlevihane Hamamı da aynı projeye entegre edilerek, Güzel Sanatlar Galerisi'nin de Kaleiçi merkezine taşınması planlanıyor. Milattan sonra ikinci yüzyılda yapıldığı düşünülen Kesik Minare, restorasyon projesi tamamlandıktan sona Açık Hava Müzesi ya da Arkeoloji Parkı yapılacak. Kaleiçi'ndeki Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü'ne ait ve atıl durumda olan hizmet binaları kültür ve sanatla işlevlendirilecek ve birer temalı müze olacaklar. Tophane Parkı’nın hemen altında bulunan muhteşem bir manzaraya sahip olan tarihi surlar, Antalya Mutfağı ya da Gastronomi Müzesi yapılacak. ATSO'nun eski hizmet binasının da yine proje kapsamında bölgeye ilişkin idari bina haline dönüştürülmesi planlanıyor.

Antalya Chamber of Commerce and Industry (ACCI) has completed the Project of “Antalya City Museums and Exhibitions” in order to present historical and cultural values in Kaleiçi again with a contemporary understanding and enliven the city center by protecting them. With the project of Antalya City Museums and Exhibitions, carried out by Antalya Chamber of Commerce and Industry in order to make Kaleiçi, which was abandoned to its fate, become a center of attraction again and to protect its historical and cultural values, nine historical buildings determined in Kaleiçi will be converted to themed museums. The project prepared by ACCI was presented to Ertuğrul Günay, the Minister of Culture and Tourism and Dr. Ahmet Altıparmak, the governor of Antalya. It was stated that the project, which was also explained orally by Çetin Osman Budak, the chairman of ACCI, was appreciated by Minister Günay and works related to the issue were also initiated in the ministry. Stating that Minister Günay was closely involved with the project Çetin Osman Budak said that the project was sent to the General Directorate of Cultural Heritages and Museums by Minister Günay and the works were initiated.

Themed museums The historical journey in the project starts from Hıdırlık Tower ( Hıdırlık Kulesi), which is thought to have been constructed in the second century. Hıdırlık Tower, which is the first step of the project and which is thought to be integrated also with Karaoğlanoğlu Park, has been planned as the Roman

Period Antalya Exhibition. The bastions in Hadrianus Gate, which was constructed in the name of Roman Emperor Hadrian in 1340 A.D and which is also known as Üç Kapılar (Three Gates) will be the Seljuk Period Antalya Exhibition. Yivli Minaret, which was a Seljuk monument constructed in 1372 and which is one of the symbols of Antalya, the mosque and all of the foundational works around its close environment will be converted to the Turkish Islamic Arts Museum within an understanding of complex. The Fine Arts Gallery is also planned to be moved to Kaleiçi center by integrating Mevlevihane (lodges of Mevlevi dervishes) and Mevlevihane Turkish Bath, which is the sixth building of Yivli Minaret complex, to the same project. Kesik Minaret, which is thought to have been constructed in the second century A.D., will be converted to an Open Air Museum or Archeology Park after the restoration project is completed. The service buildings in Kaleiçi, belonging to Provincial Directorate of Culture and Tourism and remaining inactive, will be functioned with culture and arts and each of them will be a themed museum. The historical walls which are just below Tophane Park and have a magnificent view will be converted to either the Antalya Cuisine Museum or the Gastronomy Museum. The former service building of ACCI is also planned to be converted to the administrative building related to the area within the scope of the project. ANTALYA 21

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Güncel / Actual

Yivli Minare ibadete tekrar açıldı

Yivli Minare

has reopened for worship 22

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


With the completion of renovation works, the ancient aqueducts uncovered during renovation works at the 800-year old Fluted Minaret Mosque (Alaeddin Mosque), which has been closed to worshipping for nearly three and a half years due to renovation works, in Antalya, are now on display covered with glass plates as well as the mosque reopening for worship. Doğan Ünsal, Manager of Kaan Restorasyon, the company that took on the job of renovating the mosque, Antalya'da yaklaşık 3,5 yıldır süren restorasyon çalışmaları nedeniyle ibadete kapalı olan 800 yıllık Yivli Minare Camisi'nde (Alaeddin Cami) çalışmalar tamamlanırken, ibadete açılan camide çalışmalar sırasında gün ışığına çıkarılan antik su kanalları da üzeri camla örtülerek sergilenmeye başlandı.

ğan Ünsal, kalabalık günlerde bu alanın üzerinin namaz kılmak için kullanılabileceğine belirtti. Çalışmalar sırasında yapının her öğesinde aslına uygun çalışma yaptıklarını belirten Ünsal, caminin ardından Antalya'nın da simgesi olan Yivli Minare'de de restorasyona başlayacaklarını belirtti.

Caminin restorasyon işini üstlenen Kaan Restorasyon Firması Müdürü Doğan Ünsal caminin yaklaşık 3,5 yıl kapalı kaldığını, Kasım 2006'da aldıkları ihaleyle camideki onarım çalışmalarına başladıklarını söyledi. Caminin zemininin daha önceki arkeolojik çalışmalar nedeniyle kazılı halde olduğunu belirten Ünsal, caminin içinde, tabanda bulunan antik su kanallarıyla ilgili de hazırladıkları restorasyon projesini Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'na verdiklerini kaydetti.

Minarenin zarar görmüş tuğlaları ile külahında paslanmaya başlamış bölümlerini aslına uygun yenileyeceklerini ifade eden Doğan Ünsal, minarenin nem ve güneşe karşı özel maddelerle kaplanarak koruma altına alınacağını, ayrıca yapının geceleri aydınlatılmasının da sağlanacağını belirtti.

Aldıkları onayın ardından 800 yıllık olduğu tahmin edilen su kanallarının üzerini camla kapattıklarını ve bu şekilde caminin içinde sergiye açtıklarını ifade eden Do-

stated that after getting the tender in November 2006 they started repair works of the mosque closed nearly 3.5 years. Ünsal explained that the base of the mosque had already been dug up due to the archaeological excavations carried out prior to renovation works. He also recorded that they had handed over the restoration projects regarding the ancient aqueducts, found at the base inside the mosque, to the Culture and Natural Heritage Preservation Regional Board. Doğan Ünsal explained that

Kiliseden camiye dönüştürüldü Eski bir kiliseyken camiye dönüştürülen Yivli Minare Camisi, Antalya'nın ilk İslami yapılarından biri. Hamitoğlu Mehmet Bey tarafından 1373 yılında mimar Balaban Tavaşi'ye yaptırılan Yivli Minare Camisi, Selçuklu Sultanı 1. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırılan 38 metrelik minaresiyle tanınıyor. ANTALYA 23

Ağustos - Eylül / August - September 2010


a symbol of Antalya, once the mosque was completed. Doğan Ünsal explained that they would be able to renew the destroyed tiles and rusty parts of the cone in accordance to the original, preserve the structure by coating the minaret with special materials to protect it against moisture and sun, and in addition provide the appropriate lighting to illuminate the structure at night.

Transformed from a church to a mosque Transformed into a mosque from an old church, the Fluted Minaret Mosque is one of the first Islamic structures in Antalya. The Fluted Minaret Mosque, built by architect Balaban Tavaşi as requested by Hamitoğlu Mehmet Bey in 1373, is known for its 38-metre minaret, built by Sultan Alaeddin Keykubat I of Seljuk. The mosque, which has become the symbol of Antalya with its minaret, whose body is formed of eight flutes on a cylindrical part of the squareplan ground, is seen as one of the oldest examples of the multi-dome mosque type. It is obvious that ancient ruins were used in the construction of the mosque, covered with six semi-sphere domes. The epigraph on the mosque states,

Kare planlı kaidenin üzerinde silindirik bir kısım ve 8 yivden oluşan gövdeye sahip minaresiyle Antalya'nın da simgesi haline gelen cami, çok kubbeli cami türünün en eski örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Yarım küre şeklinde 6 kubbe ile örtülü caminin inşasında antik kalıntılardan da yararlanıldığı görülüyor. Caminin kitabesinde ise şu ifadelere yer veriliyor: 24

ANTALYA

“Bu kıymetli cami, Allahü Teala'nın yüce yardımı ve dilemesiyle Antalya şehrinin fethinden sonra, ihsanı bol, büyük lider, kıyılar sultanı, devletin ve dinin savunucusu, Allah'ın hükümranlığını sonsuzlaştırdığı Yusuf Bey'in oğlu Melik Muhammed'in ihsanına teşekkür olarak l. Zilkade Hicri 774 senesinde yapılmıştır. Mimarı Balaban Tavaşi'dir.”

Ağustos - Eylül / August - September 2010

upon receiving approval they covered the ancient aqueducts, thought to be 800 years old, with glass in order to display the and went on to state that on busy days this area can be used for praying. Ünsal indicated that every element of the structure was renovated in accordance with its original status, and specified that they would start on renovating the Fluted Minaret,

“After the conquest of the city of Antalya, this valuable mosque was built, with the noble help and desire of Allah, in the 774th year of the Muslim calendar Zilkade I, to thank Melik Muhammed, son of Yusuf Bey, who eternalized Allah’s rulership, was the advocate of state and religion, was the sultan of shores, was a great leader, and who was gifted. Its architect was Balaban Tavaşi.”


HERKES İÇİN SAĞLIK

ANTALYA 25

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Röportaj / Interview:

HAMİT SEÇİL

“Tourism is a peace project”

The Governor Dr. Ahmet Altıparmak made a running start on his new position in Antalya, the capital of tourism, and he is planning to increase brand recognition first in order to use the city’s potential in the best possible way.

“Turizm bir barış projesidir” Turizmin başkenti Antalya’daki görevine hızlı bir başlangıç yapan Vali Dr. Ahmet Altıparmak, kentin sahip olduğu potansiyeli daha iyi değerlendirmek için öncelikle marka bilinilirliğini yükseltmeyi planlıyor. Turizmin başkentinin yeni valisi Dr. Ahmet Altıparmak’la turizmden tarıma, spordan kültüre uzanan röportajımızda Antalya’yı konuştuk. Turizmi bir barış projesi olarak gören Vali Altıparmak, tarım alanlarının korunması ve EXPO 2016’nın doğru bir vizyonla yönetilmesi yönünde önemli mesajlar verdi. Antalya’nın marka değerini artırmak için “2K 1G” adını verdiği formülü hayata geçir26

ANTALYA

meyi hedefleyen Vali Altıparmak, altyapı ve ulaşım sorunlarının çözümü, kamu kurumlarının kalitesinin artırılması ve Antalya’da güvenin sağlanması adına çalışmalara başladığını belirtti. Bu yıl 10 milyon turisti ağırlamayı hedefleyen, Turkcell Süper Lig ve Beko Basketbol Ligi’nde birer takımı bulunan, tarımsal ihracatıyla Türkiye’nin önde gelen ili

Ağustos - Eylül / August - September 2010

Antalya’nın mülki amiri olmak, ne gibi sorumlulukları beraberinde getiriyor? ALTIPARMAK: Turizmin ve tarımın başkenti olarak bilinen Antalya’da vali olmak her şeyden önce son derece onurlu bir görevdir. Yılda 10 milyon yabancı, 5 milyon yerli turiste ev sahipliği yapan Antalya markasının bilinilirliği tüm Antalyalılar için çok önemli. Dolayısıyla bu görev-

lendirmeyi yapanlara müteşekkir olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Antalya Valisi olmak aynı zamanda bir o kadar da sorumluk gerektiren bir görev. Özelikle yaz döneminde 2-3 gün izne gittiğiniz zaman kendinizi adeta suçlu hissediyorsunuz. Elbette ki tatil herkesin hakkı, ama sorumluluk algımızdan dolayı, bu sezonda buralarda olmamız gerektiği yönünde bir kanaatim var. Her şeyden önce


Antalya’da yaşayan insanların huzurlu, sağlıklı ve güvenli bir ortamda hayatlarına devam etmesi benim için önemli. Bu ortamı sağladığımızda ve gelecek insanları da düşünerek planlamamızı yaptığımız zaman huzurlu bir ortam yaratmış oluruz. Yaratılacak ortam içerisinde mutlaka iyi bir planlama, projelendirme ve personel dağılımı yapılması gerekiyor. Ben Antalya’nın yeni idarecisiyim ancak Antalya birikimi, deneyimi ve aynı zamanda potansiyeli olan bir il. Dolayısıyla çok zorlanacağımızı düşünmüyoruz ama nasıl bir göreve geldiğimizin de bilincindeyiz.

için ve geleceğimiz için yaşanabilir bir şehre sahip olabilmek çok önemli. Eğer biz Antalya merkezde ve çevresinde yaşanabilir alanların alternatiflerini arttırırsak, turist de merkeze çıkacaktır. O zaman marka değerimiz artacaktır. Bu durumu 2K 1G şeklinde formülize ediyorum. Öncelikle kaliteyi artırmalıyız. Kalite sadece tesis ve hizmet eden insan kalitesi değil aynı zaman-

In our interview with Dr. Ahmet Altıparmak, the new Governor of the capital of tourism, we discussed Antalya from the point of a wide range of topics including tourism, agriculture, sports and culture. The Governor Altıparmak, who considers tourism as a peace project, delivered important messages about the protection of agricultural areas and the management of EXPO 2016 with a sound vi-

ALTIPARMAK: In the first place, I feel honored to be the governor of Antalya which is acknowledged as the capital of tourism and agriculture in Turkey. The worldwide recognition of Antalya as a brand name is very important for the local people of Antalya, because the city hosts 10 million foreign and 5 million domestic tourists annually. Therefore, I would like to express my thanks to those

sion. Altıparmak aims to bring his “2Q 1S” formula into effect in order to increase Antalya’s brand equity, and he has noted that studies have been initiated to solve infrastructure and transportation problems, to increase the quality of public institutions and to maintain security in Antalya.

who appointed me for this office. Being the Governor of Antalya also brings along crucial responsibilities. Especially in the summer season, I almost feel guilty when I take time off for 2-3 days holiday. Everybody deserves a holiday, but I think we should be in the vicinity during the season to fulfill our responsibilities. It is important for me that people of Antalya pursue their lives in a peaceful, healthy and save environment. If we maintain such an environment and plan the future in consideration of the forthcoming people, we will create a peaceful atmosphere. This goal requires a good planning, project

Turizmin başkenti olarak bilinen Antalya 2010 yılının yedinci ayını bitirmeden 5 milyon turisti ağırladı. Antalya turizminde çıtayı yükseltmeye yönelik hedefleriniz nelerdir? ALTIPARMAK: Antalya’nın turizmde bir marka olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bunda da turizmcilerin büyük katkısı var. Bu hakkı teslim etmeliyiz. Turizm sektörü elindekilerle asla yetinmez. Hep daha iyisine, daha mükemmeline ulaşma gayreti içindedir. Turizmciler tırnaklarıyla kazıyarak bir yerlere geliyorlar. Onların birikimi, onların gayreti, Antalya’nın geleceğe yönelik atacağı adımlar için çok önemli. Kendi başına bir potansiyele sahip olan Antalya iyi bir yönetimle, istenilen hedefe ulaşılacaktır. Hedefim Antalya Valisi olarak, bu potansiyeli kullanmak ve bu potansiyeli daha iyi değerlendirmek için marka bilinilirliğini daha da yükseltmek. Yani gelen turiste daha fazla harcatabilecek ortamlar yaratırsak, ayrıca turizmin alternatiflerini arttırabilirsek, marka değerimizi arttırmış ve istediğimiz gelire de ulaşmış olacağız. Aynı zamanda, halkımız

da hizmet eden kurumların ve kamu kurumların da kalitesini artırmak; yani alt yapıyla ilgili eksiklerimizi gidermek, ulaşımın kalitesini artırmak gibi konularda standardı arttırmak. Bütün bunları beraber düşünmeliyiz. Öncelikli olarak kendi insanımız için çalışmalıyız. Bu çalışmalardan turist de memnun kalacaktır. Yatak kapasitemiz 500 binlere dayandı. Bu noktada kentin kapasitesini de artırmalıyız. Kara yolu kapasitemiz uygun mu? Deniz ulaşımında bir eksiğimiz var mı? Hizmet veren kamunun kapasitesi yeterli mi? Bu formülasyon çerçevesinden baktığımız takdirde sorunları daha rahat çözebili

What are the responsibilities brought along by being the civilian authority of Antalya, a province which aims to host 10 million tourists this year, which has teams in Turkcell Super League and Beko Basketball League and which takes the lead in Turkey in agricultural export?

ANTALYA 27

Ağustos - Eylül / August - September 2010


riz. Formülümüzün diğer bir parçasını ise güvenlik oluşturmaktadır. Bunun için gece gündüz çaba gösteriyoruz. Emniyet ve Jandarma seferber oluyor. Huzurlu bir şekilde insanlara tatillerini tamamlatmak için elimizden geleni yapıyoruz. Bunun Antalyamız, ülkemiz ve dünyamız için ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Çünkü turizm kendi başına bir barış, bir uzlaşma projesidir. İnsanlar dışarı çıktığında “Ben burada kandırılmadım” diye alışveriş yapabiliyor mu? Aynı zamanda hanutçuluk gibi kalitesiz davranışlara maruz kalmadan alışverişini yapabiliyor mu? Bizim insanımız bunu samimiyetinden yapıyor. Ama bundan ben de rahatsız oluyorum, turist de rahatsız oluyor. Dolayısıyla turist rahatsız olmadan Antalya sokaklarında gezebiliyor mu? Bu doğrultuda çalışmalarımızı yoğunlaştıracağız. Bunları yaptığımızda Antalya geleceğe yönelik çok güzel adımlar atacaktır ve ge28

ANTALYA

lecekte turizmden alacağı pay daha da artacaktır. Kırsal alanı da ihmal etmememiz gerekiyor. Bu alanlarda inanılmaz alternatiflerimiz var ve turist bunu görmek istiyor. Turist farklılıkları görmek ister. Bu noktada oraların tanıtımını yapmak, kapasitesini arttırmak, güveni temin ederek talep gören yerler haline getirmek, önümüzdeki süreçte önemli görevlerimizden bir tanesi olacak. İleriye yönelik bunu yapmak zorundayız. Antalya esnafının sıklıkla dile getirdiği sorun, “turistin otel dışına çıkmaması”. Bu durumu nasıl değiştirebiliriz? ALTIPARMAK: Her şey dahil uygulaması, arz- talep sonucunda doğmuş bir sistemdir. Kötü de bir sistem değildir. Birçok insan turist dışarı çıkmıyor diye eleştiriyor. Ancak şunu kabul edelim ki sıkıntılı geçen 2009 yılında her şey dahil uygulaması Türk tu-

Ağustos - Eylül / August - September 2010

designing and personnel distribution. I am the new administrator of Antalya, but Antalya is a province with experience and potential. Therefore, I don’t think we will have much difficulty in achieving our goal. We are aware of the responsibilities we have taken. Antalya, which is known as the capital of tourism, hosted 5 million tourists in the first seven months of 2010. What are your plans for raising the bar in Antalya tourism? ALTIPARMAK: It should be accepted that Antalya is now a brand name in tourism. This was achieved also with the considerable contributions of tourism providers. We must give them their due. Tourism sector is never contented with what it has. It exerts itself to reach better and more perfect conditions. Tourism providers obtain a footing by working really hard. Their experience and endeavors are very

important for the next steps to be taken into the future of Antalya. The city has a great potential in itself, and it can reach the desired goal with a good management system. As the Governor of Antalya, my aim is to use this potential, and to increase brand recognition so that we use this potential in a better way. We will be able to increase our brand equity and achieve our purpose, if we create environments for more expenditure possibilities for coming tourists and if we increase touristic alternatives. At the same time, it is important to have a livable city for our people and future generations. Tourists will move to the center if we manage to create new alternatives for livable areas in and around Antalya. We will then have a higher brand equity. I formulize this goal as “2Q 1S”. We first have to improve the quality. This is to increase


de bu şehirde rahatça gezebiliyorsa, turist de gezer. Antalyalılar bu şehrin sokaklarında gerçekten gezebiliyor mu? Bu soruyu önce esnafın kendisine sorması gerekiyor. Önce kendimizi düzeltmeliyiz. O zaman turist de dışarı çıkacaktır.

rizmine katkı sağlayan bir sistemdi. Biz ülke olarak bu sistemle daha fazla turist çektik. Turist her şey dahil sisteminden dolayı dışarı çıkmıyor suçlaması yanlış. 10 gün boyunca hiçbir kimse, bir otelde kapalı kalmak istemez. Hele ki tatilinizi geçirdiğiniz yer bir başka ülke ise… Bu durum insan tabiatına aykırıdır. İnsan merak üzerine yaşar. Özellikle turist parasını verip gittiği bölgeyi keşfetmek için inanılmaz efor sarf eder. Güven ve kalite beraber olursa turist otelden dışarı çıkar. Antalya merkez otelden çıkılıp yürüme ile gelinecek bir yer değil. Önce ulaşımı rayına oturtmamız gerekiyor. Raylı sistemler bu bölgelere uzanabilseydi müthiş olurdu. Turist farklı olan her şehri ve her yeri görmek ister; Antalya da böyle

Antalya dünyanın ilk zeytinyağının yapıldığı Termessos’u, akustik dehasıyla sanatseverleri büyüleyen Aspendos’u, Noel Baba olarak bilinen Aziz Nikolas’ın doğduğu toprakları, tarihin ilk demokratik meclisi olan Patara’yı sınırları içinde bulunduran bir kent. Bu yerleri turizm potansiyeline nasıl dahil edebiliriz? Bu tarihi yerleri nasıl canlandırabiliriz?

bir yer. İyi kafeteryalarla, iyi restoranlarla, kalitesiz davranışlara muhatap olmadan gezebilmek mümkün olduğunda, turistin otel dışına çıktığına şahit olacağız. Kendi insanımız için bunu yapmalıyız. Antalyalılar günün her vaktin-

ALTIPARMAK: Otellerimizde veya internet sitelerinde kültürel değerlerimizi tanıtan kaç tane broşür, kaç tane harita var? Bu otellerde broşür yok. Muğla’da bunu zorunlu hale getirmiştik. Oteller bünyelerinde bu stantları bulundura-

Tanıtıma ağırlık verilecek

the quality not only of facilities and serving personnel, but also of the establishments and public institutions. In other words, we need to raise the standard in matters like making up the deficiencies in infrastructure and improving transportation. All these are interrelated issues. We should first work for our people. Tourists will also be pleased with these improvements. Our bed capacity has reached 500 thousands. At this point, we need to increase the capacity of the city as well. Is our highway capacity sufficient? Does our sea transportation have any deficiencies? Is the capacity of public institutions adequate for providing good service? We can solve our problems more easily if we follow this formulation. Safety issue constitutes another component of our formulation. We are working around the clock to fulfill this. Police forces and gendarmerie are doing their best to provide people with a peaceful environment to spend their holiday. We are aware that the issue of peace and safety is important for Antalya and Turkey as well as for the rest of the world; because, tourism is a project of peace and reconciliation itself. For example, can people do shopping without thinking of the possibility of being cheated? Can they do shopping without being exposed to the improper behavior of spruikers? Our people do this out of honesty, but it makes me uncomfortable as do for tourists. In short, can tourists walk in the streets of Antalya without being molested? We will intensify our studies in this direction. Thus, we will be able to take firm steps into the future and increase our share of tourism in the future. We should not neglect the

rural areas. These areas offer incredible alternatives for tourists who wish to see differences and diversities. In this respect, it will be among our concerns in forthcoming periods to promote these areas, increase their capacity, and turn them into demandable places by maintaining security. We must do this for the future. The shopkeepers in Antalya complain about the fact that “tourists do not go out of their hotels”. How can we change this situation? ALTIPARMAK: All-inclusive packet tours emerged as a result of supply-demand dynamics. It is not an unfavorable system. Many people criticize this application saying that tourists do not leave their hotels during their entire stay. However, we should admit that all-inclusive packet tour is a system contributed to the Turkish tourism in 2009 which was a downswing period. With this system, we attracted more tourists compared to other countries. It is unfair to accuse the all-inclusive system saying that tourists do not go out of the hotels. Nobody would like to shut himself up in a hotel for 10 days. Especially when you are spending your holiday in a foreign country… It is against human nature. Humans survive by their sense of curiosity. Tourists make a great effort to explore the region which they pay to visit. If quality is accompanied by safety, tourists will go out of their hotels. Antalya is not small enough to reach a destination on foot after leaving a central hotel. We first need to put transportation on the right track. It would be great if rail system could reach up to these areas. Tourists like seeANTALYA 29

Ağustos - Eylül / August - September 2010


cak ve gelen broşürleri kabul edecek. Ama bu uygulamaya “Biz ne yapacağız” diyerek ilk karşı çıkan acenteler oldu. İnsanlar tanıtım olduğu takdirde bir yerleri görmek ister. Örneğin bir yerde yağlı güreş oluyor. Ama hemen yanı başındaki otelde kalan turistin haberi yok. Bir tane afiş yok. Kendimizi tam olarak tanıtamıyoruz. Otellere tanıtım broşürü koymak isteyenlere müsaade ediliyor mu? Ona bakmak lazım. Bu durum karşılıklı bir anlayışla gelişir. Bir işletme, bir otele broşür koymak istediği takdirde, otelin izin vermesi gerekiyor. Bu tanıtımlar doğrultusunda gezip görmeyi tercih eden turist sayısı çok az olsa dahi memnuniyet silsilesi genişler. Bu anlamda dolaylı bir reklam çok daha etkilidir. Bölgemizdeki turizmi 12 aya yayabilmek uzun vadeli bir iş mi? Yoksa kısa vadede bu durum değiştirilebilir mi? ALTIPARMAK: Avrupa’da genelde insanlar dört ayrı zamanda tatile çıkıyor. Antalya’nın kış turizmine hitap edecek çok büyük bir potansiyeli yok. Antalya’da kış sezonunda daha çok kongre ve sağlık turizmi yapılıyor. Bu anlamda otellerin kış için hazır olması gerekiyor. Spor turizmi gayet iyi bir durumda. Bu potansiyeli hemen artırmak kolay değil. Bunun için yoğun çalışmak ve potansiyeli artırmak gerekli. Kış sezonunda gelen turist şehri görmek ister. Ancak oteller merkeze uzak, bu durumu da değerlendirmemiz gerekiyor. Kongre turizmi anlamında büyük alanlara sahip değiliz. 5 bin kişi ve üzeri kapasitede kongre merkezine ihtiyacımız var. Birlikler vasıtasıyla veya başka destekler sağlanarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği alınarak bu alanları oluşturulmalıyız. Böyle bir 30

ANTALYA

merkezin bir otelin bünyesinde olması verimli değil. Önümüzdeki aylarda bir dünya organizasyonu olan EXPO 2016’ın Antalya’da yapılıp yapılamayacağı netleşecek. EXPO 2016 kabul edildiği takdirde Antalya’nın vizyonu nasıl değişecek? ALTIPARMAK: EXPO, yüzlerce firmanın, milyonlarca insanın katıldığı bir aktivite. Özellikle botanik konusu Antalya’nın potansiyeli olduğu bir alan. EXPO kurulduğu anla kalmıyor. Ondan sonra da devam ediyor. Paris’teki Eyfel Kulesi EXPO’nun bir eseri. Bunun gibi anıtsal eserlerin, rekreasyon alanların olması, insanların gezeceği, eğleneceği dinleneceği yerlerin kazandırılması anlamında önemli. Bu anlamda turisti otellerden dışarı çıkarmanın önemli yollarında biri EXPO olacaktır. EXPO bu noktada Antalya’ya çok şey kazandıracak. Ama Antalya’ya sihirli bir değnek değecek ve Antalya çok farklı olacak demek yanlış. Bu konsept, biraz da bizim EXPO’ya yüklediğimiz fonksiyon ve geleceğe yönelik EXPO’dan beklentimizle değişecektir. Ayrıca bu durum EXPO’yu nereye konuşlandırdığımızla ilgili de bir olay. Eğer EXPO’yu insanların rahat ulaşacağı, şehirle entegre bir yere yaparsanız, çok daha uzun yıllar o şehre hizmet edebilir, o şehri renklendirebilir. Turizm ve kültür gibi alanlarda potansiyeli artırabilir. Ama insanların ulaşamayacağı bir yerde olursa beklentilerimizi düşürmemiz gerek. Onun için EXPO’nun nerede olacağı, hangi alanda olacağı çok önemli. Şehirde kendine görev düşen herkes “Bu organizasyon en iyi şekilde şurada olur” diyerek bu noktada gayret göstermelidir.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

ing different things and visiting every place. Antalya offers this diversity. Tourists will get out of their hotels if they can find good quality cafeterias and restaurants and walk about the city without being the object of unsettling attitudes. We should achieve this for our own people in the first place. If the people of Antalya can walk in the streets freely and safely for all the time, so can the tourists. Can the local people really walk in the city streets without any safety concerns? We should ask this question to the shop keepers. We should set ourselves right in the first place. Then tourists will go out of their hotels into the streets.

We will concentrate more on promotion Antalya has within its borders Termessos where the first olive oil was produced in the world, Aspendos which

charms art lovers with its unique acoustic, the place of birth of Saint Nicholas known as Santa Claus, and Patara which is the first democratic council in history. How can we incorporate these places into our tourism potential? How can we revive these historical spots? ALTIPARMAK: How many brochures and maps are there in our hotels or on websites to introduce and promote our cultural values? The fact is that hotels in Antalya do not have brochures. We had made this obligatory in Muğla, for example. Hotels should include certain stands within their bodies to display brochures. However, agencies were the first to object this application saying “What are we to do then?”. People will obviously want to see these places if they are promoted. For instance, grease wrestling contests are held in one of


Tarım ihmal edilemez Antalya tarım alanında standardı ve kaliteyi daha iyi noktalara nasıl taşıyabilir? ALTIPARMAK: Üretim yapılan alanı kıyasladığımızda Antalya birçok ile göre daha az alana sahip olmasına karşın daha fazla üretim potansiyeline sahip bir şehir. Yaş sebze ve meyve üretimi, kesme çiçekçilik alanında büyük bir potansiyele sahip. Ayrıca tohumculuk Antalya’da fevkalade gelişmiş durumda. Antalya olarak dünyaya önemli miktarda tohum ihraç ediyoruz. Antalya’nın en önemli avantajı bilinçli çiftçilere sahip olması. Dolayısıyla Antalya çiftçisinin gelişen teknolojiye uygun olarak donanımını sağlayacağına inanıyorum. Tarım potansiyelinin daha da artacağını düşünüyorum. Ancak mevzi imar planlarıyla birinci ve ikinci sınıf tarım alanlarımızı, ikinci konutlara açmamalıyız. Turizm mi tarım mı diye bir çelişkiye girmeden birinci sınıf tarım alanlarımızı korumamız gerekiyor. Tarım konusunda hassas davranmalıyız.

the districts, but the tourists staying in the adjacent hotel know nothing about it. There isn’t even one poster introducing this event. We fail to promote ourselves adequately. We should see whether people are allowed to place brochures inside the hotels. This requires mutual understanding. The hotel management should give permission when an establishment wants to place brochures inside. Although the number of tourists who prefer to see around the city is low, these promotions will expand the range of satisfaction. In this sense, indirect advertisement would be more effective. Does it require a long term study to expand regional tourism to 12 months? Or can that be achieved in the short term? ALTIPARMAK: People in Europe usually go on holidays at four different periods in a year. Antalya does not have a potential as big as to address winter tourism. Mostly congress and health tourism is done in the winter season in Antalya. Thus, hotels should

be ready for the winter. Sports tourism is also doing well. It is not easy to boost this potential straight away. We need to work hard for this. Tourist coming in the winter season would like to see the city. However, hotels are at a distance from the city centre, and we should consider this matter as well. We do not have large areas for congress tourism. We need a convention center with a capacity of 5 thousand people and more. We should create such venues with the supports of unions and the Ministry of Culture and Tourism. It is not efficient to incorporate such centers within the body of hotels.

chosen for EXPO. If we locate the EXPO ground on an easily accessible spot integrated with the rest of the city, it will serve the city for longer periods and enliven the city life, and thus, increase the potential in the fields of tourism and culture. If it is located in a remote and isolated area which cannot be accessed easily by people, our expectations will inevitably be lower. For that reason, the location of EXPO is very important. Every responsible person in the city should show effort in determining the best location for this organization.

It will become clear in the forthcoming months whether Antalya will host the organization of EXPO 2016. If this is approved, how will this change the vision of Antalya?

How can a higher standard and quality be achieved in agriculture in Antalya?

ALTIPARMAK: EXPO is an activity participated by hundreds of companies and millions of people. Antalya has great potential especially in the field of botanic. The effect of EXPO lasts longer than the duration of the event. For example, the Eiffel Tower in Paris is the product of EXPO. Such monumental structures and recreation areas offer people areas where they can relax and have a fun time. One of ways to get tourists out of their hotels will be EXPO. In this sense, EXPO will bring several advantages for Antalya. However, it is not true to say that Antalya will be touched by a magic wand and everything will be entirely different afterwards. This concept will change by the function we impose on EXPO as well as our expectations from EXPO. Besides, this all depends on the location to be

Agriculture should not be neglected

ALTIPARMAK: Although Antalya has smaller areas of agricultural production compared to other cities, it has a higher potential of production, especially in raw vegetable and fruit production and floriculture. In addition, Antalya is at a fairly advanced stage in seed growing. We export a considerable amount of seeds to all over the world. The most advantage of Antalya is have conscious farmers. Therefore, I believe that farmers in Antalya will equip themselves in pursuance of developing technology, and agricultural potential will increase even further. Yet, we need to allow the construction of second buildings in our first and second class agricultural areas by means of site construction plans. We need to protect our first-class agricultural areas without running into a contradiction between tourism and agriculture. We must be sensitive about the issue of agriculture. ANTALYA 31

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Antalya

Antalya has everything you are looking for Antalya, blessed generously in terms of nature and geography, offers the riches of its historical heritage and traces of a 40000-year settlement to its visitors unconditionally…

32

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Aradığınız herşey

Antalya

’da

Yaratanın tabiat ve coğrafya bakımından son derece cömert davrandığı Antalya, tarih mirası itibarı ile de 40 bin yıldır yaşamın sürdüğü topraklarının tüm zenginliğini koşulsuzca sunuyor misafirlerine… ANTALYA 33

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Attalos’un keşfettiği söylenilen Antalya, “Üç Mevsim Bahar Bir Mevsim Yaz” parolasıyla karşılar konuklarını. Tarihin en değerli hazineleri, doğanın en şaşırtıcı mucizeleri antik kentler, dantel gibi koylar olarak karşınıza çıkar Antalya’da. Tarih meraklıları, sere serpe kumlara uzanıp güneşle arkadaşlık edenler, hayatın eğlencesini adrenalin dolu sporlarda bulanlardır bu kentin konukları… Deniz, güneş, doğa ve tarihin sihirli bir uyumla bütünleştiği Antalya’da yapılacak ve görülecek o kadar çok şey var ki…

ma Krallığı’nın sona ermesiyle (M.Ö. 133) bir süre bağımsız kalan kent, daha sonra korsanların eline geçmiştir. M.Ö. 77’de Komutan Servilius Isauricus tarafından Roma topraklarına katılmıştır. M.Ö. 67’de Pompeius’un donanmasına üs olmuştur. M.S. 130’da Hadrianus’un Attaleia’yı ziyaret etmesi şehrin gelişmesini sağlamıştır. Bizans egemenliği sırasında piskoposluk

“Attalos Yurdu” anlamına gelen Antalya, II. Attalos tarafından kurulmuştur. Berga-

Yat Limanı / Marina

34

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

Antalya, said to be discovered by Attalus, welcomes its visitors with the slogan “Three season are spring, one season is summer.” Antalya confronts you with the most precious treasures of history, the ancient cities that are the surprising miracles of nature, and it lace-like bays. Visitors of this city are history enthusiasts, those who

like mingling with the sun while lying on the beach, and those who find enjoyment in adrenalin-filled sports. There is plenty to do and see in Antalya, where the sun, sea, nature, and history come together in a mystical way. Antalya, meaning “The Land of Attalus,” was established by Attalus II. After the Bergama Kingdom came to an end (133 B.C), the city was seized by pirates having been independent for a while. In 77 B.C., it was incorporated into Roman grounds by Commander Servilius Isauricus. In 67 B.C., it became a base for the Pompeius armada. In A. D. 130, the city developed thanks to Hadrian visiting Attalia. After being taken


Hıdırlık Kulesi

merkezi olan Attaleia, Türklerin eline geçtikten sonra büyük bir gelişme göstermiştir. Modern şehir, antik yerleşmenin üzerine kurulduğundan, Antalya’da antik çağ kalıntılarına çok az rastlanmaktadır. Görülebilen kalıntıların ilki, eski liman olarak nitelenen liman mendireğinin bir kısmı ve limanı çevreleyen surdur. Surların park dışındaki kısmında restorasyonu yapılan Hadrian Kapısı (Üç Kapılar) Antalya’nın en güzel antik eserlerinden biridir. Antalya şehri ve çevresine antik çağda, “çok verimli” anlamına gelen Pamphylia, Batı kesimine ise Lykia denirdi. Milattan önce VIII. yüzyıldan itibaren buraya Ege Denizi’nin Batı kıyılarından göçenler; Aspendos ve Side gibi şehirleri kurmuşlardır. II. yüzyıl ortalarında hüküm süren Bergama Kralı II. Attalos, Side’yi kuşatmıştı. Antalya’nın yaklaşık 75 km. doğusundaki Side’yi alamayan kral, şimdiki il merkezinin olduğu yere gelerek bir şehir kurdu. Buraya onun adı verilerek Attaleia dendi. Zaman içinde Atalia, Adalya diyenler oldu. Antalya, onun adından gelmektedir. Yapılan arkeolojik kazılarda Antalya ve bölgesinde, günümüzden 40 bin yıl önce insanların yaşadığı ispat edilmiştir. Milattan önce 2000 yılından bu yana bölge, sırasıyla; Hitit, Pamphylia, Lykia,

to take Side, 75-kilometres east of Antalya, the King formed a city where the city centre is located today. It was given his name and called Attaleia. As time went on, some referred to Attalia as Adalia, which is where the name Antalya came from.

Kilikya gibi kent devletlerinin ve Pers, Büyük İskender ile onun devamı sayılan Antigonos, Ptolemais, Selevkos, Bergama Krallığı’nın idaresine girmiştir. Daha sonra Roma Devleti, hüküm sürmüştür. Antalya’nın antik çağdaki adı Pamphylia idi ve burada kurulan şehirler bilhassa II. ve III. yüzyılda altın çağını yaşadı. V. yüzyıla doğru da eski ihtişamını kaybetti. Yöre Doğu Roma ya da Türkiye’de tanınan adıyla Bizanslıların hâkimiyeti altındayken, 1207’de Selçuklular tarafından Türk topraklarına katıldı. Anadolu Beylikleri devrinde ise Teke Aşireti’nin bir kolu olan Hamitoğulları’nın egemenliğine girdi. Teke Türkmenleri, Türklerin eski yurdu bugünkü Türkmenistan’da da nüfus olarak en büyük boylardan biridir. XI. yüzyılda bir kısmı buraya gelmiştir. Bugün Antalya’nın kuzeyi ile Isparta ve Burdur’un bir kısmı olan Göller Bölgesinin, bir adı

over by the Turks, Attalia, an episcopate centre during the Byzantine reign, underwent huge developments. As the modern city is built on top of ancient settlement, coming across ruins belonging to the ancient times is a rare event in Antalya. The first of the visible remains is a part of the port jetty, known as the old port, and the walls surrounding the port. The renovated Hadrian’s Gate (Three Gates), located outside the park area of the walls, and is one of the most beautiful ancient works of art in Antalya. During ancient times, the city of Antalya and its surrounding districts were known as Pamphylia, meaning “very productive,” and in the west part, it was known as Lycia. After the 8th century B. C., those emigrating from the west coast of the Aegean Sea established the cities Aspendos and Side. Attalus II, a Bergama King in power during the mid 2nd century, seized Side. Unable

According to archaeological excavations carried out, it is determined that settlement in Antalya and its surrounding regions dates back 40000 years. Since 2000 B.C., the region has been governed by city governments such as Hittite, Pamphylia, Lycia, Cilicia, and Persians, Alexander the Great, and the kingdoms of Antigonus, Ptolemais, Seleucus, and Bergama, which are thought to be the follow on from Alexander the Great. Later on, it fell under the reign of the Roman Empire. Antalya, known as Pamphylia during ancient times, experienced its golden era during the 2nd and 3rd century. It lost its splendour towards the 5th century. While the region was under the reign of the Byzantines with its name known by East Rome or Turkey, in 1207, it was incorporated as a part of Turkish grounds by the Seljuks. During the Anatolian Principalities era, it was under the command of Hamitoğulları, a branch of the Teke tribe. The Teke Turkmen, old Turkey or today’s ANTALYA 35

Ağustos - Eylül / August - September 2010


da Teke yöresidir. Osmanlılar zamanında Anadolu eyaletine bağlı Teke sancağının merkezi, şimdiki Antalya il merkeziydi. O yıllarda buraya Teke Sancağı denirdi. İlin şimdiki adı ise aslında antik çağdaki adının biraz değişmiş şeklidir ve Cumhuriyet döneminde verilmiştir.

Kent merkezinde görülecek yerler Kaleiçi: Büyük bir bölümü yıkılmış ve yok olmuş at nalı şeklinde içten ve dıştan surlarla çevrilidir. Surlar, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirleri ortak eseridir. Surların 80 burcu vardır. Surların içinde kiremit çatılı üç bin kadar ev bulunmaktadır. Evlerin karakteristik yapıları Antalya’nın sadece mimari tarihi hakkında fikir vermekle kalmaz, aynı zamanda bölgedeki yaşam tarzını, gelenek ve görenekleri en iyi şekilde yansıtır. 1972 yılında Antalya iç limanı ve Kaleiçi semti, özgün dokusu nedeniyle “Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu” tarafından “SİT bölgesi” olarak koruma altına alınmıştır. Kültür ve Turizm

36

ANTALYA

Bakanlığı’na “Antalya- Kaleiçi Kompleksi” restorasyon çalışmasından dolayı, 28 Nisan 1984’de FİJET (Uluslararası Turizm Yazarları Birliği) tarafından “Altın Elma Turizm Oskarı” ödülü verilmiştir. Günümüzde Kaleiçi otelleri, pansiyonları, restoranları ve barları ile eğlence merkezi haline gelmiştir. Eski Antalya Evleri: Yazların çok sıcak ve kışların ılık geçtiği Antalya’da eski evlerin yapımında soğuktan çok, güneşi önlemeye ve serinlik sağlamaya önem verilmiştir. Gölgeli taşlıklar ve avlular hava

Turkmenistan, was one of the largest clans in terms of population. In the 11th century, a part of them came here. Today, the north of Antalya and the Lake Region, part of Isparta and Burdur, is also known as the Teke region. During the Ottoman period, the centre of the Teke sanjak of the state of Anatolia was the same place as today’s Antalya city centre. During those years, it was called the Teke sanjak. Today, the city’s name is a slightly changed version of its name during ancient times and was given during the Republic era.

Kenti keşfetmek için başlangıç noktanız Kaleiçi olabilir. Kaleiçi could be your starting point in discovering the city.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

Places to see in the city centre Kaleiçi: The structure, the majority of which is destroyed and demolished, is surrounded, internally and externally, with horseshoe shaped walls. The walls are a joint work of art by the Hellenistic, Roman, Byzantine, Seljuk, and Ottoman eras. The walls have 80 bastions. Within the walls are around 3000 houses with tiled roofs. The characteristic structures of the houses in Antalya, not only offer an idea about the architectural history of Antalya but they also reflect the region’s lifestyle, traditions, and customs in the best possible way. In 1972, due to its unique texture, Antalya interior port and the town of Kaleiçi, was taken under conservation as an “archaeological site” by “Supreme Committee of Old Real Estate Structures and Monuments.” On the 28th April 1984, the Ministry of Culture and Tourism was awarded the “Golden Apple Tourism Oscar” by FIJET (Fédération Internationale des Journalistes et Ecrivains du Tourisme-International Tourism Writers Asso-


akımını kolaylaştıran özelliklerdir. Depo ve hol görevi yapan girişi ile üç kat üzerine kurulmuştur. Yivli Minare: Antalya’nın ilk Türk yapısıdır. Merkezde Saat Kulesi yakınındadır. Üzerindeki yazıta göre Anadolu Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat’ın yönetimi zamanında (1219-1236) inşa edilmiştir. Tuğla ile örülen gövdesi, sekiz yarım silindirden oluşur. Bu minarenin bitişiğinde bir cami varsa da yıkılmış olmalıdır. Çünkü Minarenin yanındaki Cami daha geç devre, 1372 yılına aittir. Bir Türk Beyliği olan Hamitoğulları zamanında, Tavaşi Balaban adlı bir mimar tarafından yapılmıştır. Kesik Minare Camii: Aslında

Kesik Minare

bir Bazilika olarak V. yüzyılda inşa edilmiştir. İlk eserden çok az bölüm ayakta kalmış, Bizans döneminde değişikliklere uğramıştır. Eser, Osmanlılar zamanında tamir görmüş, bir kısmı Mevlevihane olarak kullanılmış, sonra cami olarak hizmete açılmıştır. Karatay Medresesi: İl merkezindeki önemli Türk İslâm yapılarından olup XIII. yüzyıl ortasında inşa edilmiştir. Evdir Han: Antalya merkez ilçelerinden Döşemealtı İlçesi sınırları içerisinde bulunmaktadır.20. yüzyıl başlarına kadar ulaşım at ve develerle sağlanır, ticaret malları da bu hayvanlarla nakledilirdi. Kervanlar yollarda, “han” ve kervansaraylarda konaklardı. İşte Evdir Han da bunlar-

ciation) for renovations carried out at the “Antalya – Kaleiçi Complex.” Nowadays, Kaleiçi has become an entertainment centre comprising of hotels, hostels, restaurants, and bars. Old Antalya Houses: Instead of preventing the cold, the old houses in Antalya, very hot during the summer months and mild during the winter months, are more oriented towards preventing the heat and generating a cool environment. Shaded stones and courtyards are features that enable the airflow. Together with its entrance, used as storage and a hall, they comprise of three stories. Yivli Minare (Fluted Minaret): It is the first Turkish structure of Antalya. It is near the Clock Tower in the city centre. According to the epigraph on it, the structure was built under the reign of Anatolian Seljuk Sultan Alâeddin Keykubat (1219-1236). Its body, woven with tiles, comprises of eight half cylinders. If there was a mosque adjacent to the minaret, it must have been destroyed because the mosque next to it belongs to the year 1372. It was built by an architect called Tavaşi Balaban during the reign of Hamitoğulları, a Turkish Beylic.

Yivli Minare

Kesik Minare Mosque (Broken Minaret Mosque): Initially it was built as a Basilica in the 5th century. Not much remains from the first artefact as it was exposed to changes during the Byzantine period. The structure underwent repairs during the Ottoman period, when a part of it was used as a lodge for mevlevi dervishes, and later it was open to service as a mosque. Karatay Madrassa: One of the important Turkish Islam buildings, situated in the city centre, built in the mid 18th century. Evdir Inn: It is situated within the borders of the Döşemealtı district, one of the central districts in Antalya. Up until the early 20th century, transportation was available in the form of horses and camels, commercial goods were delivered using these animals. The travelling caravans would stop off at “inns” and caravanserais. Evdir Inn is one of these stop off points. It is on the road that travels north from Antalya. Today, it is one kilometre north of the Antalya – Korkuteli highway and 18-kilometres from the city centre. Its most intriguing part is its lancet arched portal. It is a Seljuk work of art, built in the early 18th century. Kırkgöz Inn: The second stop on the old Antalya – Afyon road is Kırkgöz Inn. Situated within the borders of the Döşemealtı district, one of the central provinces in Antalya, Kırkgöz Inn is 30-kilometres from Antalya, in Pınarbaşı. It is on the verge of opening for service, having been renovated by the General Directorate of Foundations. It is in quite strong condition. ANTALYA 37

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Düden Waterfalls: Located within the borders of the Kepez district, one of the central districts, approximately 10-kilometres northeast of Antalya city centre, it is a natural wonder that symbolises the city. It falls from a 20-metre height. Its main source is Kırkgöz. The lower Düden Waterfall is within the borders of the Muratpaşa district, one of the central districts, on the road of Lara Beach. Situated to the southeast of the city centre, it floods into the sea from 40-metre high cliffs. It is one of the natural wonders that symbolises Antalya.

Düden Şelalesi / Düden Waterfall

Kurşunlu Waterfall: Located within the borders of the Aksu district, one of the central districts east of the city centre, it is situated 7 kilometres on the road to Isparta, which is a turnoff road from the 14th kilometre of the Antalya – Alanya motorway. This natural wonder is one of the most visited places. The waterfall is like something out of a fairytale. It is inside a deep lush green valley. Its surrounding area takes about half an hour on foot. Numerous fish that live in the ponds formed around it. It also draws attention with its rich fauna.

dan biridir. Antalya’dan kuzeye giden yol üstündedir. Bugünkü Antalya-Korkuteli kara yolunun 1 km kuzeyinde ve il merkezine 18 km uzaklıktadır. En fazla dikkati çeken kısmı sivri kemerli portalıdır. XIII. yüzyılın başlarında yapılmış bir Selçuklu eseridir. Kırkgöz Han: Antalya – Afyon eski yolundaki ikinci durak yeri Kırkgöz Han’dır. Antalya merkez ilçelerinden Döşemealtı İlçesi sınırları içerisinde olan Kırkgöz Han, Antalya’ya 30 km. uzaklıkta bulunan Kırkgöz’de, Pınarbaşı mevkiindedir. Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilerek işletmeye açılmak üzeredir. Çok sağlam bir durumdadır. Düden Şelâleleri: Antalya il merkezinin yaklaşık 10 km. kuzeydoğusunda, merkez ilçelerinden Kepez İlçesi sınırları içerisindeki şelâle, şehri simgeleyen tabiat güzelliklerindendir. 20 metre yükseklikten dökülür. Ana kaynağı Kırkgöz mevkisidir. Aşağı Düden Şelâlesi ise merkez ilçelerinden Muratpaşa İlçesi sınırları içerisinde 38

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

Manavgat Waterfall: It is located within the borders of Sarılar District in Manavgat and 4 kilometres North of Manavgat Province. Lara and Konyaaltı Beaches: Lara Beach, a natural wonder, situated 10-kilometres east from Antalya city centre and Konyaaltı Beach, situated on the west coast of Antalya city centre are the city’s most beautiful shores. Antalya’nın doğal güzellikleri, yaratıcılığın sınırlarını zorluyor. The natural beauties of Antalya push the limits of creativity.

Perge: Located within the borders of the Aksu district, one of the central districts


olup, Lâra Plajı yolundadır. Kent merkezinin güneydoğusunda, 40 metre yükseklikteki falezlerden denize dökülür. Antalya’nın simgeleşmiş tabiat güzelliklerindendir.

visited Perge. Wealthy people such as Magna Plancia added important monuments to the region. A theatre, stadium, Sütunlu Cadde (Columned Street), and an Agora are among the city remains uncovered in Perge, where excavations first started with İstanbul University in 1946.

Kurşunlu Şelâlesi: İl merkezinin doğusundaki merkez ilçelerinden Aksu İlçesi sınırları içerisinde olup, Antalya-Alanya yolunun 14. km’sindeki sapaktan Isparta yoluna girildikten 7 km sonra ulaşılabilir. Bu tabiat harikası da en çok ziyaret edilen yerlerden biridir. Şelâle bir masal diyarından çıkıp gelmiş gibidir. Yemyeşil derin bir vadinin içindedir. Bütün çevresi yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle gezilebilir. Yer yer gölcüklerin oluştuğu sularda çok sayıda balık yaşamaktadır. Aynı zamanda zengin faunası ile dikkat çeker. Manavgat Şelâlesi: Manavgat İlçesi, Sarılar Beldesi sınırları içerisinde olup, İlçenin 4 km. kuzeyinde bulunmaktadır.

Karain Cave: Located in Yağcı Village, within the borders of the Döşemealtı district, one of the central districts in Antalya, it is 27-kilometres northwest of Antalya. The ruins in Karain Cave belong to the Paleolithic, Mesolithic, Neolithic, and bronze ages. The cave is a must see. Ariassos: Situated within the borders of the Döşemealtı district, one of the central districts in Antalya, it is located one kilometre inside the left turn off from the 48th kilometre on the Antalya – Burdur motorway. Established on the slope of a mountain, it is worth seeing for its Turkish baths and sepulchres. At the entrance of the valley entering the city of Ariassos, is the most magnificent ruin, the entrance door. A surprising characteristic of the city is that three quarters of it is made up of incredibly flamboyant mausoleums that are necropolis remains.

Konyaaltı Plajı / Konyaaltı Beach

Lâra ve Konyaaltı Plajları: Antalya il merkezinin 10 km. kadar doğusundaki doğa harikası Lâra Plajı ile Antalya merkezinin batı kıyısındaki Konyaaltı Plajı şehrin en güzel kıyılarıdır. Perge: Antalya’nın 18 km doğusunda, merkez ilçelerinden Aksu İlçesi sınırları içerisindedir. Kilikya - Pisidia ticaret yolunun üstünde yer aldığı için önemli bir Pamphylia şehridir. Kuruluşu diğer Pamphylia şehirleriyle aynı zamana rastlar (Milattan Önce VII yüzyıl). Perge, Hıristiyanlar için önemli bir kent idi. Aziz Paulos ve Barnabas, Perge’ye gelmiştir. Magna Plancia gibi kimi zenginler buraya önemli anıtlar kazandırmışlardır. İlk kazıların 1946 yılında İstanbul Üniversitesi tarafından

Cultural Tourism

başlatıldığı Perge’de; Tiyatro, Stadyum, Sütunlu Cadde, Agora’dan oluşan şehir kalıntıları bulunmuştur. Karain Mağarası: Antalya’nın 27 km kuzeybatısında, merkez ilçelerinden Döşemealtı İlçesi sınırları içerisinde olup, Yağca Köyü sınırları içinde-

in Antalya, it is 18- kilometres east of Antalya. Being on the Cilicia – Pisidia trade route makes it an important Pamphylia city. Its establishment date ties in with the other Pamphylia cities (7th century B. C.). Perge is an important city for Christians. Saint Paulos and Barnabas

In terms of cultural tourism, the region of Antalya bears numerous rich traces belonging to every era. In Antalya, where numerous ruins belonging to the ancient eras have been uncovered, history is alive in the museums. Museums: You will be able to experience the history at Antalya, Manavgat-Side, Alanya ANTALYA 39

Ağustos - Eylül / August - September 2010


dir. Karain Mağarası’nda bulunan kalıntılar Paleolitik, Mezolitik, Neolitik ve bronz çağlarına aittir. Bu mağara, görülmesi gereken yerlerdendir. Ariassos: Antalya merkez ilçelerinden Döşemealtı İlçesi sınırları içerisinde, AntalyaBurdur karayolunun 48. kilometresinde, sola dönülen bir sapaktan 1 km. içerdedir. Bir dağın yamacında kurulmuş olup, hamamları, kaya mezarları açısından görülmeye değerdir. Ariassos kentine girilen vadinin başlangıcında kentin en görkemli kalıntısı olan giriş kapısı yükselir. Kentin şaşırtıcı bir özelliği, dörtte üçünün, olağanüstü gösterişli anıtsal mezarlar olan nekropolis kalıntısı olmasıdır.

Kültür Turizmi Kültür turizmi için Antalya yö40

ANTALYA

Hükümet Binası

resini her döneme ait çok sayıda zengin izler barındırıyor. Antik dönemlerin ören yerlerinde gün ışığına çıkarıldığı Antalya’da tarih müzelerde yaşıyor.

Archaeological Museums, Kaleiçi Suna, and Inan Kıraç Museum (private museum), Antalya Atatürk House and Alanya Atatürk House museums.

Müzeler: Antalya, ManavgatSide, Alanya Arkeoloji Müzeleri, Kaleiçi Suna ve İnan Kıraç Müzesi (özel müze), Antalya Atatürk Evi ve Alanya Atatürk Evi müzelerinde tarihin yaşatıldığını göreceksiniz.

Ancient Cities (Ruins)

Ağustos - Eylül / August - September 2010

It is possible to see the magnificent works of art from the ancient era in the places listed below. The ancient cities connected

to Antalya Museum are Andriake, Antiphello, Aperlai, Ariassos, Arycanda (not free), Aspendos (not free), Istlada, Isinda, Karain Cave (not free), Korydalla, Kyaenai, Limyra, Myra (not free), Saint Nicholas Museum (not free), Olympos (not free), Patara (not free), Pednelissos, Perge (not free), Phaselis (not free), Phellos, Rhodiapolis, Simena (not free), Sura, Termessos (not free), Theimiussa, Trebenna, Trysa, Xanthos (not free). The ancient cities connected to Alanya Museum are Alanya Castle (not free), Kızılkule Ethnography Museum (assigned to Alanya Municipality – not free), Ehmedek Castle (not free), Colybrassus, Hamaxia, Iotape, Laertes, Selinus, and Syedra. The ancient cities connected to Side Museum are the


Antik Şehirler (Ören Yerleri)

Fluted Minaret Mosque, Ahi Yusuf Small Mosque and Shrine, Karatay Medrassa, Elmalı Ömerpaşa Mosque, Manavgat Külliye Mosque, Serik Belek Religions Garden (Mosque, Synagogue and Church all in one place) and Saint Nicholas Museum (Ancient Church) in Demre, which can be visited.

Antalya Müzesi’ne bağlı antik kentler: Andriake, Antiphellos, Aperlai, Ariassos, Arykanda (Ücretli), Aspendos (Ücretli), Istlada, İsinda, Karain Mağarası (Ücretli), Korydalla, Kyaenai, Limyra, Myra (Ücretli), Noel Baba Müzesi (Ücretli), Olympos (Ücretli), Patara (Ücretli), Pednelissos, Perge (Ücretli), Phaselis (Ücretli), Phellos, Rhodiapolis, Simena (Ücretli), Sura, Termessos (Ücretli), Theimiussa, Trebenna, Trysa, Xanthos (Ücretli) Alanya Müzesi’ne bağlı antik kentler: Alanya Kalesi (Ücretli), Kızılkule Etnoğrafya Müzesi (Alanya Belediyesi’ne devredildi - Ücretli), Ehmedek Kalesi (Ücretli), Colybrassus, Hamaxia, Iotape, Laertes, Selinus, Syedra Side Müzesi’ne bağlı antik kentler: Lyrbe (Seleukeia) Antik Kenti, Side (Ücretli), Selge ören yerleri antik dönemin birbirinden görkemli eserlerini görebilirsiniz.

Camiler ve Kiliseler İnanç turizmi açısından da önemli merkezlere ev sahipliği yapan merkez Muratpaşa Camii, Tekeli M. Paşa Camii, Antalya’da Kesik Minare Camii (Korkut Camii, Cami-i Kebir), Bali Bey Camii, İskele Camii, Yivli Minare Camii, Ahi Yusuf Mescidi ve Türbesi, Karatay Medresesi, Elmalı Ömerpaşa Camii, Manavgat Külliye Camii, Serik Belek Dinler Bahçesi (Cami, Havra ve Kilise bir arada) ve Demre Aziz Nicolas Müzesi’ni (Antik Kilise) ziyaret edebilirsiniz.

Its unique beaches The length of the shores in Antalya, the most important tourism centre in Turkey, is total 640 kilometres. In 2010, the city had 163 beaches, three marinas, and six yachts with blue flags. With its fine-sanded beaches, it blue and green combined sea, the shores of Antalya are the prime location to experience sun-sea-sand tourism.

Eşsiz kumsallar Türkiye’nin en önemli turizm merkezi olan Antalya’nın kıyılarının uzunluğu 640 kilometredir. 2010 yılında kentte 163 plaj, üç marina ve altı yatta mavi bayrak dalgalanıyor. İnce kumlu plajları, mavi ve yeşilin kaynaştığı deniziyle Antalya kıyıları, deniz-kumgüneş turizmini tam anlamıyla yaşatıyor.

Ancient City of Lyrbe (Seleukeia), Side (not free) and Selge Ruins where you can see magnificent artefacts of ancient era.

Mosques and Churches Also being an important location in terms of belief tourism, the centre is home to Muratpaşa Mosque, Tekeli M. Paşa Mosque, Kesik Minaret Mosque (Korkut Mosque, Cami-i Kebir) in Antalya, Bali B e y Mosque, Iskele Mosque,

As well as its fine-sanded natural beaches and panoramic bays, the fact that the seawater temperature and regional climate is suitable for swimming in the months of March and December, increases the tourism potential of the Antalya region. Some of Antalya’s leading beaches are Alanya Cleopatra Beach, Incekum Beach, Doğu Beach, Ulaş Beach, Manavgat Sorgun Beach, Muratpaşa Lara Beach, Karpuz Kaldıran Beach, Mermerli Beach, Konyaaltı Beach, Kemer Beach, Kemer Phaselis and Çıralı Beaches, Finike Shores, Kumluca Olympos and Adrasan Shores, Kaş Kaputaş and Patara Beaches.

Dinler Bahçesi

ANTALYA 41

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Alanya

Yacht lovers can get the best service from Antalya Çelebi Marina and Yat Işletmeciliği A. Ş., Kemer Türkiz Marina, Setur Finike Marina, Alanya Marina, and Antalya Kaleiçi Yacht Marina, all year round.

From hot shores to the cool plateaus

Antalya’daki ince kumlu doğal plajlar ve güzel manzaralı koyların yanı sıra Mart-Aralık aylarında iklimin ve deniz suyu sıcaklığının uygun olmasıyla süren deniz mevsimi bölgenin turizm potansiyelini de arttırıyor. Alanya Kleopatra Plajı, İncekum Plajı, Doğu Plajı, Ulaş Plajı, Manavgat Sorgun Plajı, Muratpaşa Lara Plajı, Karpuz Kaldıran Plajı, Mermerli Plajı, Konyaaltı Plajı, Kemer Plajı, Kemer Phaselis ve Çıralı Plajları, Finike Sahilleri, Kumluca Olimpos ve Adrasan Kıyıları, Kaş Kaputaş ve Patara kumsalları Antalya’nın önde gelen sahillerinden bazıları. Tekne severler de Antalya Çelebi Marina ve Yat İşletmeciliği AŞ, Kemer Türkiz Marina, Setur Finike Marina, Alan42

ANTALYA

ya Marina, Antalya Kaleiçi Yat Limanı’nda 12 ay boyunca en iyi hizmeti alabilirler.

Sıcak sahillerden serin yaylalara Yaz aylarında yerli halkın da tercih ettiği yaylalar, serin havasıyla dinlendiren bir tatil seçeneği sunuyor. Kentin belli başlı yaylaları arasında; Finike-Ördübek Yaylası, Serik - Ovacık Yaylası, Saklıkent (Saklı) Yaylası, Alanya Sapadere, Kumluca Gödene, Karagöl ve Söğüt Yaylaları, Korkuteli Söbüce Yaylası, Kemer Üçoluk Yaylası, Akseki-Pişer Yaylası, İbradı - Maşad - Kocaoluk Yaylaları, Kaş Sütleğen ve Gömbe Yaylaları, Elmalı Yuva Girdev Yaylası, Alanya - Dereköy Yaylası, Serik - Beşkonak - Altınka-

Ağustos - Eylül / August - September 2010

The plateaus, preferred by the locals during the summer months, offer another relaxing holiday choice with its cool air. Some of the leading plateaus in the city are Finike-Ördübek Plateau, Serik - Ovacık Plateau, Saklıkent (Saklı) Plateau, Alanya Sapadere, Kumluca Gödene, Karagöl and Söğüt Plateaus, Korkuteli Söbüce Plateau, Kemer Üçoluk Plateau, Akseki-Pişer Plateau, İbradı Maşad - Kocaoluk Plateaus, Kaş Sütleğen and Gömbe Plateaus, Elmalı Yuva Girdev Plateau, Alanya - Dereköy Plateau, Serik - Beşkonak - Altınkaya (Zerk - Selge) Ballıbucak plateaus. Winter Tourism Saklıkent Skiing Centre: Located to the west of Antalya, within the borders of Konyaaltı district, one of the central districts in Antalya, on the Bey mountains, 50-kilometres west from Antalya city centre. Being within close vicinity to Antalya makes it one of those rare places

where you can experience two seasons in one day. Alanya Akdağ Winter Sports Tourism Centre: Deemed as a tourism centre, to spread the use of the bed capacity stretching along the Antalya – Alanya coast for activities over the whole year. Planning works are currently underway. The planned bed capacity is 5000; the mechanical facility capacity is 3600 persons / hour.

Sporting Opportunities Antalya offers a wide variety of sporting activities. The main sports activities are rafting, scuba and cave divings, skiing, golf, nature walks, waterskiing, and mountain climbing. The places for rafting, one of the most loved activities by water sports enthusiasts, are Alara, Manavgat, Dim Creeks and Köprüçay where Köprülü Canyon (Bridge Canyon) are situated in. In addition, you can spend a highly entertaining adrenalin-filled day by participating in jeep safaris or paragliding.

Golf tourism The presence of golf courses and the year round mild climate of the Mediterranean and Aegean shores that is suitable for playing golf create huge potential for golf


ya (Zerk - Selge) - Ballıbucak yaylaları geliyor. Kış turizmi Saklıkent Kayak Merkezi: Antalya’nın batısında, Antalya merkez ilçelerinden Konyaaltı İlçesi sınırları içerisinde Bey Dağları üzerinde, Antalya kent merkezine 50 km batıda yer almaktadır. Antalya’ya yakınlığı nedeni ile bir günde iki mevsimin birden yaşanabildiği ender yerlerden biridir. Alanya Akdağ Kış Sporları Turizm Merkezi: AntalyaAlanya kıyı bandında oluşan yatak kapasitesinin kullanımının tüm yıla yayılmasında aktivite olarak kullanılmak üzere turizm merkezi olarak ilan edilmiş ve planlama çalışmalarına başlanılmıştır. Planlı yatak kapasitesi 5000, mekanik tesis kapasitesi 3600 kişi/ saattir.

Sportif olanaklar Antalya’da sportif faaliyetleri de son derece çeşitlilik sergiliyor. Rafting, sualtı ve mağara dalışları, kayak, golf, doğa yürüyüşleri, su kayağı, dağ tırmanışları belli başlı spor etkinlikleri. Su sporları meraklılarının en sevdiği aktivitelerden rafting, Alara, Manavgat, Dim Çayları ve Köprülü Kanyon’un yer aldığı Köprüçay’da yapılabiliyor. Ayrıca yamaç paraşütü yapıp cip safarilere katılarak adrenali yüksek eğlenceli bir gün geçirebilirsiniz.

Golf turizmi Geniş alanların varlığı, Akdeniz ve Ege kıyılarının yıl boyunca golf oynamaya elverişli ılıman iklimi, golf turizmi için büyük potansiyel yaratmaktadır. Antalya-Serik-Belek çevresi, golf sporunun kalbi konumundadır. Bu bölge, 4 ve

5 yıldızlı otellerin bulunduğu, Türkiye’deki en iyi bakılan ve tasarlanan golf parkurlarını içermektedir.

Kamp ve karavan turizmi Antalya’da ve özellikle Patara-Alanya arası kıyı kesiminde önemli bir kamping potansiyeli bulunmaktadır. Kampinglerin bir kısmı Antalya doğusunda Lara kesiminde yoğunlaşmıştır. Diğer bir yığılma ilin batı kesimindedir. Kemer kıyıları genelde ormanlık ve kumsal olduğundan hemen hemen her yerde kamp kurulabilmektedir. Manavgat çevresinde de kamp olanakları oldukça fazladır. Merkezde ve çevrede elektriği, suyu, mutfağı, telefonu ve lokantası bulunan birçok kamp yeri vardır.

Bitki inceleme Ülkemizde endemik bitki türleri açısından en zengin bölgemiz Akdeniz Bölgesi’dir. Bu nedenle Antalya bitki gözlemleme açısından oldukça zengin bir potansiyele sahiptir. Bölgede bulunan korunan alanlarda (Olympos, Köprülü Kanyon, Termesos, Altınbeşik Mağarası Milli Parkı, Bey Dağları Sahil Milli Parkı, Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı, Alacadağ Tabiatı Koruma Alanı, Dibek ve Elmalı Çığlıkkara Tabiatı Koruma Alanı) bitki inceleme faaliyetleri sürdürülebilir.

Yaban hayatı Antalya bölgesi, sahip olduğu iklim özellikleri zengin bitki örtüsü, yaban hayatının zenginliğini de beraberinde getirir. Geyik, tilki, sansar, sincap, alageyik, yabankeçisi, keklik, bıldırcın, üveyik, tavşan, yaban güvercini, karatavuk ve bozlak ilin başlıca yaban hayatını oluşturmaktadır.

tourism. The area of Antalya – Serik – Belek is the heart of golf. This region has the bestkept and best-designed golf courses of Turkey with 4 and 5-star hotels.

Camping and caravan tourism There is an important camping potential in Antalya, especially in the coastal region between Patara and Alanya. A portion of the camping sites is heavily located to the east of Antalya in Lara. Another region is in the west part of the city. As the coasts of Kemer are formed of forests and beaches, it is possible to set up a tent anywhere. There is also a significant amount of camping facilities around Manavgat. There are plenty of camping sites with electricity,

water, kitchens, telephones, and restaurants in the centre and its surroundings.

Herborization In terms of endemic plant species, the Mediterranean Region is the richest in our country. Due to this reason, Antalya has significantly rich potential in terms of herborization. It is possible to carry out Herborization activities in the preserved areas within the region (Olympos, Köprülü Kanyon (Bridge Canyon), Termessos, Altınbeşik Cave National Park, Bey Mountains Shore National Park, Kurşunlu Waterfall Nature Park, Alacadağ Nature Reserve Area, Dibek and Elmalı Çığlıkkara Nature Reserve Area). ANTALYA 43

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Wildlife

Ne yenir? Antalya’da dünya mutfaklarının tamamını turistik otel ve restoranlarda bulmak mümkün. Yine de “Tatilde o yörenin lezzetlerini keşfetmeden dönmem” diyenlerdenseniz, şiş ve ızgara köfte, sac kavurması, döner, tandır kebabı, kölle (buğday, fasulye, nohut ve bakla haşlaması), domates civesi, tirmis, piyaz, şakşuka ve tüm deniz ürünleri, hibeş ve arapaşını mutlaka deneyin.

What to eat? All world cuisine dishes are available at all of the touristic hotels and restaurants in Antalya. However, if you are one of those people who “wish to taste dishes specific to the region” while you are visiting, you must try local delicacies such as; shish kebab, grilled meatballs, diced lamb fried on iron plate, döner, tandouri kebab, kölle (boiled wheat, beans, chickpeas, and broad beans), tomato cive, tirmis, bean salad, dried fried aubergines in tomato garlic sauce, all types of seafood, spread of tahin, cumin, red pepper flakes, and lemon juice, and fennel.

Kongre turizmi

Antalya ülkemizdeki turizm çekiciliği açısından cazip olmakla birlikte, sunduğu turizm çeşitliliği, alt yapıya yönelik kolaylıklar, uluslararası hava alanları, diğer ulaşım imkânları, konaklama standartlarının ve servislerinin iyiliği, geniş yelpazeye yayılan eğlence imkânları, kongre öncesi ve sonrası faaliyet çeşitliliği açısından en uygun konumda olan illerimizden birisidir. Arkeolojik alanların inanılmaz zenginliği, kültürel mirası, efsaneler ve tarih hepsi birlikte benzersiz bir kongre şehri destinasyonu olmasını sağlamaktadır. Antalya ili Türkiye’nin Akdeniz kıyısındaki en önemli tatil merkezi olması yanında, 106.000 koltuğu aşan bir kapasitesi ile dünyanın her tarafından gelecek konuklar için önemli toplantıların yapılabileceği imkâna da sahiptir.

Yörük kültürü Antalya ve çevresinde, asırlardır süzülen iki hayat tarzı44

ANTALYA

nın da mirası vardır. Türkler buraya ilk geldiklerinde yerleşik düzene hemen uymuşlar; köy, kasaba ve şehirler kurmuşlardır. Nüfusun bir kesimi ise Türklerin Anadolu’ya gelmesinden önce olduğu gibi konargöçer hayatı sürdürmüştür. Yarı yerleşik demek olan bu hayat tarzına göre, birbirine akraba en az 15–20 aile, bazen de yüzlerle ifade edilen sayıdaki aileler; kıl çadırlarda yaşar, yazın dağlara çıkar, kışın ise kışlak denen sıcak ovalara inerlerdi. Deve, koyun gibi hayvanları yetiştirir bunlardan ürettikleri ürünleri, yerleşik halkın ürünleriyle değişerek ya da satarak geçinirlerdi. Et, süt, yağ üretirler, kıl çadır ve doğal kökboyalı kilim dokurlardı. Kışlaklarda dar alanlara tahıl, sebze ekenler bile olurdu. Hatta Osmanlı ordusuna at yetiştiren büyük konargöçer grupları (aşiret, oymak) vardı. Bugün Türkiye, çağdaş modern hayata en iyi şekilde uyum sağlayan, teknolojiyi başarıyla kullanan ülke-

Ağustos - Eylül / August - September 2010

Due to its climate properties, the region of Antalya has rich vegetation and is rich in wildlife. Deer, foxes, weasels, squirrels, red deer, chevrotain, partridges, quails, turtledoves, rabbits, wild pigeons, blackbirds, and bozlak (a pigeon species) are the main species of wildlife in the city.

Convention Tourism As well as being attractive in terms of tourism in our country Antalya, is one of bestlocated provisions in terms of the various activities available before and after conferences thanks to the its tourism variety, its infrastructural facilities, its international airports, its alternative transportation facilities, the standards of accommodation and services provided, and entertainment venues spread across a broad spectrum. Its unbelievably enriched archaeological sites, cultural heritage, legends, and history come together to make it a unique congress city destination. Apart from being the most important holiday resort on the Mediterranean coast of Turkey, the city of Antalya offers the opportunity for visitors, coming from all over the world, to hold their important meetings in a hall that has the capacity of over 106,000 seats.

The Yörük (Turkish nomads in Anatolia) culture For centuries, the heritage of two different life styles floats through Antalya and its surroundings. When the Turks first settled in the area they immediately blended in and established villages, towns, and cities. A proportion of the

population continued the nomad lifestyle, present before the Turks entered Anatolia. According to this lifestyle, meaning semi settled, at least 15 to 20 families, all related to each other, or family numbers sometimes defined by hundreds, lived in hair tents, took to the mountains during summer, and the warm valleys called winter quarters during the winter. They generated their income by exchanging or selling products, produced from the animals they breed such as camels and lambs, to the locals. They used to produce meat, milk, butter, and weave hair tents and rugs made from natural madder. There were even those who planted cereals and vegetables on narrow lands at the winter quarters. In fact, there were large nomad groups (clan, tribe) that breed horses for the Ottoman army. Today, Turkey is one of the countries that has adapted to modern life superbly and uses technology with success. Nowadays, a number of small nomad groups continue the lifestyle, which has both nostalgic and cultural value, and has been ongoing for thousands of years. Their numbers are no more than a couple of hundred. In a sad way, the only thing remaining from that lifestyle is the camels. If you travel to Belek, Manavgat, or Alanya during the summer months, you will be able to see the lively, tourist carrying camels with bells. These camels are the souvenirs of those days. In addition, you can also see Nomad Tents, open to serve domestic and foreign tourists, along the road of Kemer and Antalya Kumluca. At these tents, which are in a semi museum stated, you can taste ayran and flannel cakes


lerden biridir. Ama hem nostaljik hem de kültürel değeri olan, binlerce yıldır devam eden hayatı sürdüren, birkaç küçük konargöçer grubu kalmıştır günümüzde. Sayıları da birkaç yüz kişiyi geçmez. Hazin bir biçimde, o hayat tarzından sadece develer kalmıştır. Yolunuz düşerse yaz aylarında Belek, Manavgat ve Alanya’da süslenmiş, çanlı çıngırdaklı turist taşıyan develer görürsünüz. İşte o günlerden hatıradır bu develer. Ayrıca Kemer’de ve Antalya Kumluca yolunda yine yerli yabancı turistlere hizmet veren Yörük çadırları görürsünüz. Yarı müze görünümündeki bu çadırlarda Yörüklere has ayran ve gözleme yiyebilirsiniz. Antalya’nın yerli halkı bugün bile imkân bulduğunda yazın Kumluca Gödene, Kaş Gömbe, Sütleğen, Alanya’daki birçok yaylalara çıkarlar. Bu gelenek, atalarından kalan bir hatıradır. Alanya gibi bazı ilçelerde kışın Toros dağlarında kuyularda saklanan karların, Ağustos ayında dağdan indirilerek ilçe merkezine getirildiğini, şerbet haline getirilerek seyyar satıcılar tarafından satıldığını görürsünüz. Bu da yine Yörüklerin eski geleneklerinden sadece biridir.

specific to Nomads. Today, the locals of Antalya continue to go to the many plateaus of Alanya such as Kumluca Gödene, Kaş Gömbe, and Sütleğen, when they get the opportunity during the summer months. This tradition is a memoir left over from their ancestors. In some districts, such as Alanya, we see peddler selling the snow, hidden in wells of the Taurus Mountains in winter, and brought to the city centre from the mountains during the month of August. This is another one of the Nomad traditions.

Nasıl gidilir?

Havayolu: Antalya’nın İstanbul’a uzaklığı 750, Ankara’ya 514, İzmir’e uzaklığı ise 619 kilometre. Birçok ülkeden direkt seferlerin gerçekleştirildiği Antalya Havalimanı, şehir merkezine sadece 10 kilometre mesafededir. Havalimanı Tel: 0 242 330 32 33 Karayolu: Antalya Türkiye’nin her yöresi ile karayolu bağlantısına sahip. İstanbul ve Ankara gibi büyük kentlerden karayoluyla bölgeye geliş için en uygun yol Afyon –BurdurAntalya yolu. Hemen hemen bütün şehirlerden Antalya’ya direkt otobüs seferleri de düzenleniyor. Otogar Tel: 0 242 331 12 50 Denizyolu: Antalya Limanı Türkiye’nin en önemli deniz kapılarından birisidir. Liman Tel: 0 242 259 12 00

How to go?

By air: Antalya is 750-kilometres from İstanbul, 514-kilometres from Ankara, and 619-kilometres from İzmir. Antalya airport, to which there are numerous overseas direct flights, is only 10-kilometres from the city centre. Airport Tel: 0 242 330 32 33 By road: Motorways connect Antalya to all regions of Turkey. The Afyon – Burdur – Antalya motorway is the most suitable motorway for those travelling from large cities such as İstanbul and Ankara. Bus services are available to Antalya from nearly all cities. Bus Terminal Tel: 0 242 331 12 50 By sea: Antalya Port is one of Turkey’s most important sea gates. Port Tel: 0 242 259 12 00

ANTALYA 45

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Röportaj / Interview:

HAMİT SEÇİL

The streets smelled of orange blossoms

Sokaklar

Tourism, constituting the lifeblood of the economy in Antalya today, has brought about a great change in the region, but this change has made people missed the orange smelled streets once.

portakal çiçeği kokardı Bugün Antalya ekonomisinin can damarını oluşturan turizm bölgede büyük bir değişimi beraberinde getirirken, bu değişim bir zamanların portakal kokulu sokaklarını özlenir hale getirdi. Turizmin Başkenti Antalya’nın geçmişine tarihçi yazar Hüseyin Çimrin’le yüzümüzü döndük. 1960’lı yıllarda 50 bin nüfusa sahipken bugünlerde yılda 10 milyon kişiye ev sahipliği yapan Antalya, geçen yarım asırlık süreçte büyük bir değişim yaşadı. Konaklama sıkıntısının yaşandığı bölgeye karavanlarıyla gelen misafirler yerlerini kitlesel olarak tatile gelen turistlere bıraktı. Bugün kent ekonomisinin can damarını oluşturan turizm bölgede büyük 46

ANTALYA

bir değişimi beraberinde getirirken, bu değişim bir zamanların portakal kokulu sokaklarını özlenir hale getirdi. Özelikle 1980 sonrasında hizmete giren 5 yıldızlı tesisler turizmin algısını da şeklini de yeni baştan çizdi. Büyüdüğü kentin tarihini tutku ve özlemle bugüne kadar yayınladığı 24 kitapla kayıt altına alan Çimrin, “Değişmedik bir şey kalmadı ki… Bugün Antalya'nın caddelerine bakınca büyüdüğüm kenti tanıyamıyorum.” dedi.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

We have turned our faces to the past of Antalya, the capital of tourism with Hüseyin Çimrin, a historian and author. Antalya, which used to have a population of 50 thousand people in the 1960s, but now hosts 10 million people a year, has experienced a major change in the process of past 50 years. The guests that used to come to the region, in which accommodation was a problem, with their caravans have left their places to tourists coming in masses on holi-

day. Tourism, constituting the lifeblood of the economy of the city has brought about a great change, but this change has made people miss the orange smelled streets once. The five star resorts in particular, entering service after 1980, have reshaped the perception and form of tourism. Çimrin, who has put the history of the city in which he has grown up under record with 24 books that he has published until now passionately and longingly, says


Antalya’da turizm hareketliliği nasıl başladı? Bu süreçte kentte nasıl bir değişim yaşandı? ÇİMRİN: 1960’lı yılların başında ben on üç-on dört yaşlarında bir çocukken dini bayram günlerinde Antalya yerli turist akınına uğrardı. O zamanlar Antalya kentinin nüfusu 50 bine yaklaşmıştı. Birkaç küçük otel, bir de Tophane Meydanı’nda bulunan Turistik Teras Otel gelen yerli turistlere hizmet verirdi. Kent böyle bir akını karşılamak için yeterli yatak kapasitesine sahip değildi. O yıllardan sonra her geçen gün şehre gelen turist sayısı artmaya başladı. 1980'lerden sonra özellikle Antalya'da her şey daha da hızlı değişmeye başladı. Turizmin ilk yıllarında; Ankara’dan, İstanbul’dan gelip de yatacak yer bulamayan ailelerden bir kısmı evlerde misafir edilirdi. Ben Antalya Turizm Tanıtma Derneği’nde görevli iken, bu insanları evlerinde misafir edecek ailele-

How did the mobility of tourism begin in Antalya? What kinds of change have been experienced in the city in this process?

Hüseyin Çimrin

re götürürdüm. O insanlar o zamanlar Antalya’nın gerçek güzelliklerini tattılar. Bugün ise durum bambaşka. Portakal, mandalina, muşmula (Ye

“there is nothing having not been changed…when I look at Antalya’s streets, I cannot recognize the city I have grown up in.”

ÇİMRİN: At the beginning of the 1960s, when I was a thirteen-fourteen year old boy, Antalya used to be flooded with domestic tourists on religious holidays. At that time the population of Antalya city was close to 50 thousand. A few small hotels and Touristic Teras Hotel, located in Tophane Square, would serve for domestic tourists. The city did not have enough bed capacity to meet such a surge. Since those years the number of tourists coming to the city has begun to increase each passing day. Since the 1980s, everything has begun to change more rapidly especially in Antalya. In the early years of tourism, some of the families who came from Ankara and İstanbul and who could not find any place to stay used to be put up as ANTALYA 47

Ağustos - Eylül / August - September 2010


nidünya) bahçelerinin yerlerine, her biri en az yedi katlı beton bloklar dikildi. Akşamüzeri kentin sokaklarında yaseminlerin iç bayıltan o güzel kokusu şimdilerde çok sınırlı alanlarda hissetmek mümkün. Antalya artık portakal çiçeği kokmuyor. Turizm girmeden şehirdeki sosyal yaşam nasıldı? ÇİMRİN: Benim çocukluğumdaki Antalya, tüm doğal güzelliklerine karşın çok yalnız bırakılmış bir kentti. Okuldaki yıllarımı hatırlıyorum da, coğrafya kitabımızda boş yere Antalya ile ilgili bir bölüm arar dururdum. 1950 nüfus sayımında 27 bin 515 kişinin yaşadığı belirlenen Antalya kenti ve çevresi, coğrafya kitabında tek bir cümle ile geçiştirilirdi: “Türkiye’nin güneyinde Adana ve Mersin illerinin yanında bir de Antalya ili vardır.” İşte hepsi o kadar. O zamanlar Antalya’nın tek hareketi, her hafta körfeze gelen ve vinçleri ile mavnalardan mal yükleyen veya mal boşal48

ANTALYA

tan gemilerdi. Bu gemiler geldi mi; halk bunları seyretmek için, körfezin ve gelen gemilerin en iyi göründüğü Karaalioğlu Parkı’na veya “Yanık Hastane” denilen (Mermerli Gazinosu’nun üstü) yere doluşurdu. Sanki birkaç gün önce hiç seyretmemişler gibi, gemi vinçlerinin mavnalardan yükledikleri ve boşalttıkları malların ne olduğu konusunda koyu bir tartışmaya girişirlerdi. Çünkü tekdüze yaşantıdan Antalyalıları uyandıran tek bir değişiklik, körfeze gelen bu gemilerdi. Her geminin adını ezbere bilirdik. Çocukluğum Develik, Yenikapı ve Palibahçesi’nin toprak yollarında oynamakla geçti. Oyun oynarken sokaklardaki arıklarda akan sulardan yüzükoyun yatarak kana kana içerdik. Kentte herkes birbirini tanır, mahalleye bir aile taşınsa tüm komşular yardımlarına koşar, rahatça yerleşmesi sağlanırdı. Yazın çoğu evlerde bulunan kuyulardan, testiyle sular alınır ve akşamüstleri kuyu kenarları genç kızların kadınların hoş sohbetleri

Ağustos - Eylül / August - September 2010

guests in homes. When I was employed at Antalya Tourism Promotion Association, I would take these people to the families who would put up them as guests. Those people at that time tasted the real beauties of Antalya. But today the situation is very different. Orange, mandarin, and medlar gardens have been replaced by concrete blocks, each of which has at least seven storeys. The beautiful overpowering scent of jasmines in the streets of the city towards evenings can be smelled only in a few places in these days. Antalya does not smell orange blossoms anymore. How was the social life in the city without tourism? ÇİMRİN: Antalya in my childhood was a city which was left alone in spite of its all natural beauties. Now when I remember my schooldays…I would search in vain for a part about Antalya in my geography book. The city of Antalya

and its surroundings, in which 27 thousand 515 people were determined to live in the 1950 census, used to be slurred over with a single sentence in the geography book: “there is the city of Antalya in the south of Turkey next to the cities of Adana and Mersin.” Well, that’s all. The only movement of Antalya at that time was the ships coming to the gulf every week and loading or unloading goods from barges with their cranes. When those ships came, people would go to Karaalioğlu Park or to the place called Yanık Hastane (over Mermerli Casino), where the gulf and the ships could be viewed best, to watch them. As if they had not seen them a few days ago, they would discuss about what the goods that the cranes loaded and unloaded from the barges were because the only change that made the residents in Antalya keep away from the monotonous life was those ships coming to the gulf. We knew the name of each ship by heart. My childhood was spent by playing on earth roads of


ile neşelenirdi. Arada genellikle çocuk yüzünden çıkan tartışmalar, mutlaka tatlıya bağlanır, kin ve nefret yaşanmazdı. Komşular birbirlerinin hatırlarını pencereden pencereye ünlemekle sorarlar, sabah kahve içmek için birbirlerini davet ederlerdi. O günlerde Antalya'da sayıları 10-15’i geçmeyen zengin aile ile memur sınıfı ve işleri tıkırında olan birkaç tüccar ve esnafın dışında, halk oldukça fakirdi. Olsa olsa bayram günlerinde yılda bir kez satın alınabilen giysiler bütün yıl giyilirdi. Özellikle erkeklerin giydikleri, pantolonların, ceketlerin kumaşları çok adi ve sanki ottan yapılmışçasına çabuk eskirdi.

kısmen yeterli olan karayollarında karavanlarıyla Türkiye’yi gezerdi. Böylece, hem ulaşım sorununu hem de konaklama sorununu hallederlerdi. O günlerde Antalya’dan Kemer’e gidilebilecek tek vasıta deniz motorları idi. Bir de yaz aylarında ciplerle dağları aşarak gidilirdi. Yolun bazı bölümünde yolcu arabadan indirilir; karşıdan herhangi bir vasıtanın gelip gelmediği kontrol ettirilip, bir sonraki viraja girilirdi. Çünkü Kemer karayolunun birkaç yerinde, iki vasıtanın yan yana geçmesi bile imkânsızdı. İtalyanlar tatil köyünü inşa etmek için hükümete, önce Kemer’e yol yapılması şartını öne sürmüşlerdi. Yol yapıldıktan sonradır ki,

Develik, Yenikapı and Palibahçesi. While playing games in the streets, we would lie face downwards and quaff water from the ditches in the streets. Everybody in the city would know one another and when a family moved to a street, all of the neighbors would help them and make them settle comfortably. In summers, people would get water from the wells found in most of the houses with their jugs, and the places around the wells would be cheered up with nice conversations of young girls and women towards evenings. The arguments, generally caused by children, would be often settled amicably and there would

could be bought only one time for holidays, if any, would be worn all year. Especially the fabrics of trousers and jackets that men wore were very ordinary and they would wear out quickly as if they had been made of straw. What has changed since the Italians built a holiday village in Kemer in 1970s? ÇİMRİN: From the 1970s to the 1980s, the most important tourism movement in Turkey was composed of tourists in caravans and backpacking youngsters who were called hippies. Because air transportation was not developed, tourists would

1970’lerde İtalyanlar’ın Kemer’e tatil köyü yapmasıyla ne değişti? ÇİMRİN: 1970’li yıllardan ve 1980’li yıllara kadar Türkiye’nin en önemli turizm hareketini karavanlı turistler ve hippi olarak adlandırılan sırt çantalı gençler oluşturuyordu. Havayolu taşımacılığı gelişmediği için turistler

not be malice and hatred among people. Neighbors would ask each other how they are by calling out from one window to another and in the mornings they would invite each other to drink a cup of coffee. In those days the people were very poor except some rich families not exceeding 10-15, officialdom, and a few merchants and artisans who were in good condition. The clothes, which

travel to Turkey with their caravans on partially sufficient highways. Thus they would solve both the transportation and accommodation problems. In those days the only vehicle to go from Antalya to Kemer was boats. And what is more, it was possible to go there only by crossing the mountains with jeeps in summer months. The passengers would be asked to get out of the car in some parts of the ANTALYA 49

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Valtur Tatil Köyü’nü inşa ettiler. Böylece Kemerliler bu tatil köyü sayesinde hem yola, hem de turiste kavuştu. Antalya da böylece ilk büyük turist gruplarıyla tanışmış oldu. O yıllarda BP (British Petrol) bizim için ilginç olan bir uygulama başlatmıştı. Edirne’den başlayıp karavanla günlük ulaşılabilecek uzaklıklarda mocamplar oluşturulmuştu. Bu BP Mocamp’lar, o dönemde çok popülerdi. Sırt çantalı turistler ise ülkemizde gerçek Türk misafirperverliğini yaşadı. Ulaştıkları yerlerde en iyi şekilde ağırlanıp yedirilip içirildi. İnsanlar şimdiki gibi turizmin gelir kaynağı olacağını düşünmüyor, gelen turistleri bir misafir olarak görüyordu. Kente toplu olarak ilk turist grubu ne zaman gelmeye başladı? Bunun ardından nasıl bir değişim yaşandı? ÇİMRİN: Antalya’da 1960 ve 1970’li yıllar turizmde hep bocalama ile geçti denebilir. Bizim en büyük tanıtım propagandamız kulaktan kulağa yapılanlardı o yıllarda. 27 Mart 1969’da Alman Touropa Seyahat Acentesi, 1970’te Touropa-Avusturya Antalya’ya ilk charter seferini gerçekleştirdi. 15 günde bir 90 kişilik küçük uçaklarla turist getiriliyordu. Ancak, 50

ANTALYA

bu bile bizim için çok önemli bir gelişmeydi. 1970’li yıllarda Antalya’ya yolcu getiren daha birçok Avrupalı seyahat firması vardı. O zamanlar yolcu terminali askeri havaalanının içindeydi. Hem iç hatlar, hem dış hatlar olarak hizmet veriyordu. 1980’li yılların ilk yarısından sonra başında sahillerimiz yeniden planlanıp, beş yıldızlı tesisler açılmaya başladıktan sonra, Türkiye turizmini bugünlere taşıyan Antalya yöresinde kitle turizmi başladı. Antalya’da geçen 25 yıllık süreçte Türkiye’nin ve hatta dünyanın yeni bir turizm yıldızı oldu.

Her şey değişti Geçen süreçte ne değişti? ÇİMRİN: Değişmedik bir şey kalmadı ki… Bugün Antalya'nın caddelerine bakınca büyüdüğüm kenti tanıyamıyorum. Benim çocukluğumda Antalya'nın tüm caddeleri yemyeşildi. Eskiden kaldırım kenarlarında, cadde ortalarında; gölgesi kaldırımdan caddenin yarısına kadar taşan yalancı karabiber ve akasya ağaçları yaz sıcağında insanlara serinlik verirdi. Bu ağaçları, "enerji hatlarına zarar veriyor" diye veya yolları genişletmek için, adeta katlettiler. Antalya bir sular kenti idi o zamanlar. Kıyı-

Ağustos - Eylül / August - September 2010

road to control whether or not another car was coming from the opposite direction and only after then the car would turn the bend because it was impossible for two cars to pass side by side in several places on Kemer highway. In order to build the holiday village, the Italians imposed on the government that the road to Kemer be built first. Only after the road was constructed, did they build Valtur Holiday Village. Thus, the residents of Kemer attained both the road and tourists with this holiday village. By this way, Antalya met the first big tourist groups. In those years BP (British Petrol) initiated an application which was interesting for us. Mocamps were created in distances that was starting from Edirne and could be reached with caravans in a day. These BP mocamps were very popular at that time. The backpacking tourists experienced the real Turkish hospitality in our country. They were very well hosted and were wined and dined in places they reached. The people did not use to think that tourism would become a source of income like today and they used to regard the tourists coming to them as guests.

When did the first tourist group begin to come to the city? What kinds of changes were experienced after that? ÇİMRİN: The 1960s and the 1970s can be said to have passed all in confusion in tourism in Antalya. Our greatest propaganda was by word of mouth ones in those years. German Touropa Travel Agent and Touropa-Austria held their first charter flights to Antalya in March 27, 1969 and in 1970 respectively. Tourists used to be brought in small aircrafts with 90 people fortnightly. However, even that was an important development for us. There were many European travel companies bringing passengers to Antalya in the 1970s. At that time, the passenger terminal of the airport was in the military airport. It would serve as both domestic and international flights. Especially after our coasts were re-planned and five star resorts began to be opened during the first half of the 1980s, mass tourism began in Antalya region, which has carried the tourism in Turkey to these days. Antalya has become a new tourism star of Turkey and even of the world in the last 25 year time.


da falezlerden 29 şelale; ana caddelerde, sokak aralarında düzenlenmiş küçük arıklarda debisi yüksek tertemiz sular akardı. Caddeler yaz aylarında bu suyla yıkanır, etrafa serinlik verilmeye çalışılırdı. Kentte yedi koldan giren Düden Çayı, bahçeleri sular, değirmenleri döndürür, bugünkü Dr. Burhanettin Onat Caddesi sonundaki elektrik türbinini çevirir, Antalya bu suyla aydınlanırdı. Her evin bahçesinde teneke saksılarda hiç bir özel bakım istemeden yetiştirilen beyaz ve kırmızı zambak, menekşe, karanfil, yasemin, ful, sümbül teber, rengârenk şakayıklar, fulya, katmerli nergis gibi çiçeklerle birlikte, muhakkak birkaç tane portakal ve turunç ağacı vardı. Nisan ayının geldiğini portakal ve turunç çiçeklerinin bütün kenti saran kokusundan bilirdik. Antalya'daki evlerin bahçelerinde ipekböceği üretimi için muhakkak bir dut ağacı da bulunurdu. Daha neler vardı çocukluğumun Antalya'sında! Neler yoktu ki! Bugünkü Yat Limanı'ndaki küçük mescidin hemen yanında, koca çınarların altında daha düne kadar gemi ustaları vardı. O günlerde, bakıldığında, inşa edilen balıkçı teknelerinin kaburgaları görülürdü. Kimileri bu sıcak günleri Antalya'nın yüksek yaylalarında geçirirdi. Yaylaya çıkmak, Antalya'da bir gelenekti. Vaktiyle kentin ileri gelenlerinin develerle yaylaya çıkışları özel bir törenle yapılırdı. Kösler çalar, kurbanlar kesilir, dualar okunur ve kervan bu merasimle yola çıkılırdı.

160 bin yıllık yaşam Kültürel açıdan baktığımızda Antalya yüzyıllardır medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir kent. Neler sunuyor ziyaretçilerine?

ÇİMRİN: Antalya kent merkezinin 30 km kuzeyinde yer alan Karain Mağarası’nda 160.000 yıl öncesi yaşayan neandertal insandan başlayıp günümüze kadar uzanıp gelen tarih şeridinin her kesiminde taşıdığı büyük önem ve değer burayı büyük bir tarih zenginliğine boğmuştur. Ilıman iklimi, denizi, kumu, güneşi ile yılda üç yüz günden fazla tatlı bir yaz ve bahar yaşatan Antalya, benzersiz doğal güzelliklerin yanı sıra büyük tarih zenginlikleri ile de ilgi çekmektedir. Sayıları yüzü aşkın antik şehirler, şelaleler, ormanlar bu yeri kültürel açıdan üstün kılar. Doğal plajları da Antalya'ya ayrı bir güzellik ve zenginlik katar. Sahil boyunca eski bir kentin kalıntıları gözden kaybolmadan bir başka tarihi kentin kalıntılarına rastlamak mümkündür. Zümrüt gibi ormanlarla kaplı yüce dağlar burada denizle kucaklaşır. Antalya dağlarında kayak yaptıktan birkaç saat sonra kıyılarından denize girmek mümkündür. Bu, dünyanın hemen hiçbir köşesinde rastlanmayan bir özelliktir. Antalya'da, sıcak iklim ile yayla ikliminin tüm ürünleri yetişir. Hurma ile kızılcık, hatta kavunla muz manav dükkânlarında yan yana yer alır. Yayla buğdayı ile pirinç çuvalları ve pamuk balyaları aynı günlerde ambarlara girer. Ve Antalya'da yılın on iki ayında güller açar. Antalya kıyılarında bir yaz ve üç bahar olarak dört mevsim vardır. Yazları ısı 35-40 derece arasıdır. Diğer mevsimlerde ise ısı 22-25 derece arasındadır. Kışın en soğuk ayları dahi bir bahar ılıklığı içinde geçer. Kışın en soğuk günlerinde bile Antalya denizinde deniz suyunun ısısı, İstanbul plâjlarının Temmuz ayındaki suyunun ısısıyla eşit derecededir.

Everything has changed What has changed in this process? ÇİMRİN: There is nothing that has not changed…When I look at the streets of Antalya, I cannot recognize the city in which I have grown up. All of the streets in Antalya used to be very green during my childhood. In the past, Peruvian pepper trees and locust trees, which were located in curbsides and in the middle of streets and whose shadows were coming from pavements to the half of the street would give freshness to people. These trees were virtually destroyed in the belief that they were damaging the power lines or in order to widen the roads. Antalya was a city of

water then. 29 waterfalls were falling down the cliffs on the shore and very clean water having high flow rate would flow in the canals constructed in the main streets and between the small streets. The streets would be cleaned with this water in summers in order to cool the environment. The Düden Brook going through the city from seven sides would water the gardens, turn the watermills and electric turbine at the end of today’s Dr. Burhanettin Onat Street and Antalya were illuminated by this water. There were flowers such as white and red lilies, violets, carnations, jasmines, Arabian jasmines, tuberoses, colorful peonies, daffodils and narcissus and surely a few orange and bitter

Benim olmalısın Antalya’m Denizine bakanlar beni görmeli içinde, Kuşların, böceklerin hep beni anlatmalı, Hayatı sevenler yaşamalı benim gibi, Seni gören, beni görmüş gibi olmalı. Şiirlerimi okuyanlar, nasıl seni hissediyorlarsa bende, Ben varlığımı sende zannederim, sen de bende.” “Antalya you must be mine Those looking at the sea must see me in it, The birds and the bugs must constantly talk about me, Those who love life must live like me, Those looking at you, it should be as if they are seeing me. While those reading my poems feeling you in me Believe I am alive with you, and you with me.” Hüseyin Çimrin, Antalya 19 Aralık 1961 / 19 December 1961 ANTALYA 51

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Sizi kitap yazmaya iten sebep neydi? Bugüne kadar kaç kitap çıkartınız? ÇİMRİN: Kendimi bildim bileli anılara ve yaşam öykülerine çok önem veririm. Yaşanan önemli olayların yazılması gerektiğine inanırım. Halkımız yazmaktan, okumaktan çok işin kolayına kaçıp, sözlü anlatıma önem vermiştir. Antalya tarihine bugüne kadar hep genel Türkiye tarihi içinde bakılmış, Antalya’ya söyleyecek söz bırakılmamıştır. Ben de bu düşünceden yola çıkarak bölgemizi ziyaret eden turistler için Antalya’nın tarihini, sosyal yaşamını ve folklorunu anlatan tam 24 kitap yazdım. Bu kitaplar çeşitli dillere çevrildi. İlk kitabımı 1973 yılında yazdım. Bu kitap Antalya ilinin tüm doğal ve tarihi güzelliklerini anlatan bir kitaptı. Hala Antalya’yı tanıtan en iyi kitaptır. Bu ilk kitabımın yarattığı olumlu etki sonucu, hemen ertesi yıl “Termessos Gezi Rehberi”, 1976 yılında “Antalya ile Tanışma” Almanca olarak yazdığım kitaplar bir biri ardına geldi. Daha sonraki yıllarda Antalya’nın gelenek görenekleri ve yakın tarihine, Antalya’nın Milli Mücadele yıllarına ait araştırma kitaplarım izledi.

52

ANTALYA

orange trees grown without any special care in tin pots in the garden of every house. We could make of the scents of the orange and bitter orange blossoms, scenting all around the city, that month of April came. There used to be surely a mulberry tree for silkworm production in the gardens of houses in Antalya. There were many other things in Antalya of my childhood! We had everything! Until recently there have been ship makers under big plane trees next to the small mosque in today’s marina. In those days, you can easily see the timbers of ships that were being constructed. Some would spend hot days in high plateaus of Antalya. Going to plateaus was a custom in Antalya. Once the notables’ going to plateaus on camels was celebrated with special ceremonies. Drums would be played, animals would be sacrificed, people would pray and the caravan would set off with this ceremony.

A 160-thousand year of life When we examine it in terms of cultural aspects, Antalya is a city that has been

Ağustos - Eylül / August - September 2010

hosting many civilizations for centuries, what does it offer its visitors? ÇİMRİN: the great significance and value it has been carrying in every part of time period starting from the Neanderthal human living in the Karain Cave located in 30 km north of Antalya city center 160.000 years ago to up to present has prospered here with historical richness. Antalya, offering a nice summer and spring more than 300 days a year with its mild climate, sea, sand and sun, also attracts people with its great historical richness as well as its unique natural beauties. More than one hundred Antique cities, waterfalls and forests make this place superior in terms of culture. Its natural beaches also add another beauty and richness to Antalya. When an ancient city’s ruins do not disappear, it is possible to meet the ruins of another ancient city along the coasts. The lofty mountains covered with emerald forests embrace the sea here. A few hours after skiing on Antalya’s mountains, it is possible to go swimming on its beaches. This is a feature that cannot be found in almost any corner of the world. All products of hot climate and highland climate can grow in Antalya. Cranberry and palm and even melon and banana can be found in grocery stores. Sacks of highland wheat and rice and even cotton bales enter the barns on the same days. And roses bloom in Antalya in the twelve months of the year. There are four seasons such as a summer and three springs in coastal side of Antalya. The temperature in summer is between 35-40 degrees. The tem-

perature in the other seasons is between 22-25 degrees. Even the coldest months of the winter pass in a warm climate like in spring. The temperature of sea water in Antalya even in the coldest days of winter is equal to the temperature of the water of Istanbul beaches in July. What was the reason to prompt you to write books? How many books have you published until today? ÇİMRİN: I have given great importance to memories and life stories in all my life. I believe that important things experienced should be written down. By choosing cutting corners, our people have given importance to verbal narration rather than writing and reading. The history of Antalya has been examined in general Turkish history until today and nothing has been left to Antalya to say. Starting out from this idea, I have written 24 books describing Antalya’s history, social life and folklore for the tourists visiting our region. These books have been translated into several languages. I wrote my first book in 1973. This book was a book describing all of the natural and historical beauties of Antalya. It is still the best book to describe Antalya. As a result of the positive effect my first book created, the books I wrote in German such as “Termessos Travel Guide” in the following year and “Meeting with Antalya” in 1976 came one after another. In the following years, those books were followed by the research books about traditions and customs of Antalya, its recent history and War of Independence years of Antalya.


ANTALYA 53

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Ropörtaj / Interview

HAMİT SEÇİL

Tourism capital of the Mediterranean The city of Antalya, which aims to host 10 million tourists this year, is the favorite not only of Turkey but of all Mediterranean. Ahmet Barut, Chairman of TÜROFED (Turkish Hoteliers Federation), associates this increase in the number of tourists with customer satisfaction.

Akdeniz’in turizm başkenti Bu yıl 10 milyon turisti ağırlamayı hedefleyen Antalya, artık sadece Türkiye’nin değil tüm Akdeniz’in gözdesi durumunda. TÜROFED Başkanı Ahmet Barut, bu artışı öncelikle müşteri memnuniyetine bağlıyor. Bu yıl Türkiye’nin 30 milyon turiste ev sahipliği yapmayı planladığını kaydeden Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkanı Ahmet Barut, yılın ilk 7 aylık diliminden memnun olduklarını kaydetti. Turizmde geçen 25 yıllık süreçte Türkiye’nin dünyada dokuzuncu büyük ülke konumuna eriştiğini söyleyen Barut, nihai hedefin bununla sınırlı olmadığını kaydetti. Türkiye turizminin Başkenti 54

ANTALYA

olarak bilinen Antalya’nın son dönemde ülke sınırlarını da aşarak Akdeniz çanağının turizm başkenti olma vasfını kazandığını belirten Barut, çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan Anadolu’nun her bir köşesine turist götürmenin hayal olmadığını ancak gerekli altyapı çalışmalarının yapılmasının zorunlu olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de sürdürülebilir bir turizm için doğa ve kültürün korunma-

Ağustos - Eylül / August - September 2010

Ahmet Barut, Chairman of the Turkish Hoteliers Federation (TÜROFED), noted that Turkey is planning to host 30 million tourists this year, and the first 7 months of the year have been satisfying. Barut also stated that Turkey has reached the ninth rank in tourism in the world in the past 25 years, yet its ultimate goal is not limited to this progress. As Barut mentioned, Antalya is known as the capital

of tourism in Turkey and its reputation has passed beyond national borders in recent times and it acquired the qualification of being the tourism capital of the whole Mediterranean basin. He drew attention to the fact that it is not a dream to attract tourists to every corner of Anatolia, which hosted several civilizations throughout history, if necessary infrastructure studies are carried out. TÜROFED


sı gerektiğinin altını çizen TÜROFED Başkanı Barut, “Geçen 25 yıllık süreçte bazı hatalar yapıldı ama telafi edilebilir nitelikteler. Turizmde gelecek felsefemiz doğaya ve kültüre saygı üzerine kurulmalıdır.” dedi. 2010 yılında Antalya bölgesi 10 milyon, Türkiye ise 30 milyon turiste ev sahipliği yapmayı hedefliyor. Yılın ilk 7 aylık döneminde beklentiler karşılanabildi mi? BARUT: Bu yıl yaşanılan tüm olumsuzluklara karşın yılın ilk yedi ayını beklentilerimizin üzerinde bitirdik. 2010 yılının ilk yarısını Türkiye olarak yüzde 17’lik bir artışla kapattık. Bu büyük bir rakam. Üstelik bu artışı İzlanda’da yaşanan volkan patlaması sonrası hava trafiğinin kapanması ve Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerinin baskın yapmasıyla ortaya çıkan İsrail krizine rağmen yakaladık. Turizmdeki net geliri şu an itibariyle tam olarak ölçemiyoruz. Ama Türkiye geneline baktığımızda, turizm gelirlerinde aynı oranda bir artış göremiyoruz. Gözlemlerime dayanarak şunu rahatlıkla belirtebilirim; geçen seneye nazaran katalog fiyatlarının daha yüksek olması yıl sonunda mutlaka toplam katma değerin artmasına neden olacaktır. Bunun yanı sıra kişi sayısındaki artış, turizmden elde edilen gelirin daha üzerinde olacaktır. Türkiye’de turizm denilince akla sırasıyla Antalya, İstanbul, Ege Bölgesi ve Kapadokya Bölgesi geliyor. Turizmi deniz, güneş, kum turizminin dışına da taşıyabilir miyiz? BARUT: Deniz, güneş ve kum için Türkiye’yi tercih eden turistlerin küçümsenmesini hata olarak görüyorum. Bizim elimizde böyle bir değer var,

neden kullanmayalım? Bizim elimizde kültür değeri de var, yaylalar var, termaller var ancak bunları kullanamıyoruz. Bunları kullanamıyor olmamız, deniz, kum, güneş turizmini küçümsememiz anlamına gelmemeli. Kültür turizmine gelen turist elbette daha farklıdır ve daha fazla harcama yapar ama bunlar birbirlerinin alternatifi değildir. Türkiye büyük bir coğrafya ve turizm çeşitliliğinin hepsini bir arada götürmeye müsait bir ülke. Türkiye’de özelikle Karadeniz ve Doğu Anadolu’ya turist getirebilmek için belli altyapıların olması gerekiyor. Antalya, Bodrum ve Marmaris’e, Trabzon ve Mardin’den daha fazla turist gelmesinin bir sebebi

Chairman Barut also highlighted the necessity of protecting nature and culture to maintain a sustainable tourism in Turkey, and added that “some mistakes were made in the last 25 years, but these mistakes may be repaired. Our future philosophy in tourism should be based on respect for nature and culture.” In 2010 Antalya region aims to host 10 million and Turkey aims to host 30 million tourists. Could these expectations be fulfilled in the first 7 months of the year? BARUT: Despite all negativities experienced this year, we overreached our expecta-

tions in the first seven months of the year. We, as Turkey, closed the first half of 2010 with a 17% increase. This is a considerable rate. Besides, we achieved this progress despite disrupt in air traffic after the volcanic eruption in Iceland, and the crises caused by the attack of Israeli soldiers on Mavi Marmara ship. It is not possible to estimate the net income in tourism as of now yet, but we cannot see a parallel increase in tourism incomes throughout Turkey. Based on my observations, I can easily predict that the total added value will be definitely higher at the end of the year due to the increase in catalogue prices compared to the previous year. And the increase in the number of tourists will be higher than the increase in touristic income. Antalya, İstanbul, the Aegean Region and Cappadocia, respectively, are what come to mind immediately when tourism in Turkey is mentioned. Is it possible to move the concept of tourism beyond sea, sun and sand? BARUT: I think it is a mistake to underestimate the tourists who prefer Turkey for its sea, sun and sand. We possess such a unique natural value. Why shouldn’t we make use of it? We have cultural values, plateaus and thermal waters but we cannot use them adequately. Not using of them should not lead to an underestimation of tourism based on sea, sun and sand. Tourists coming for culture tourism are of course different and they spend more money, but these different groups of tourists are not alternatives to one another. Turkey covers a large geography and it is such a country suitable for the coexistence of ANTALYA 55

Ağustos - Eylül / August - September 2010


var. Bu bölgelerde altyapı eksiği yok. Ayrıca hizmet çeşitliliği var. Karadeniz’e ve Doğu Anadolu Bölgesi’ne alt yapıyı tamamlamadığımız takdirde turist getirebiliriz. Bu bir süreç. Bunlar yapıldıktan sonra milyonları bu bölgelerle tanıştırabiliriz.

Yükseliş sürecek 1980’lerden sonra Türkiye’de turizm alanında yoğun bir hareketlilik başladı. Geçen süreçte Türkiye, dünya turizm sektörünün neresinde yer aldı? Türkiye turizmi hak ettiği bir konumda mı? BARUT: Türk turizminin 25 yıllık mazisi var. Kişi sayısında dünyanın yedinci, turizm gelirin de ise dünyanın dokuzuncu büyük ülkesiyiz. Bence bu durumdan memnun olmak gerekiyor. Ancak bizim nihai hedefimiz bu değil. Bir kere bu işi yapan ve bu işten ekmek yiyen kişiler olarak daha fazlasını istiyoruz. Bu bir süreç ve yatırım meselesi. Türkiye’de herkesin fikir sahibi olduğu iki konu var: Biri futbol diğeri ise turizm. Bu konuları herkes eleştiriyor ve biz turizmciler bu eleştirilerden çekinmiyoruz. 20-25 yılda Türkiye turizmi dünyada yedinci sıraya gelmişse bu bir şeyleri iyi yaptığımızı gösteriyor. Süregelen bir büyüme trendi var ve bunun doğrultusunda da bu yıl Türkiye’ye 30 milyon turistin gelmesini bekliyoruz. Bu rakamlar her yıl daha da yükselecektir. Geçmişte yaptığımız hatalara rağmen Türkiye turizmi büyük bir başarı gösterdi ve bu yükselme önümüzdeki süreçte devam edecek.

EXPO gibi temalı organizasyonların Antalya’da yapılması bölgemize mutlaka turizm hareketliliğini etkileyerek olumlu katkı sağlayacaktır.

Müşteri memnuniyeti yüksek Yaşanan kül krizinde Antalya’da kalan 40 bin turist mağdur edilmedi. Diğer ülkelerde ise turistler havalimanlarında konaklamak zorunda kaldı. Buradan yola çıkarak Antalyalı turizmcilerin kendi içlerinde iyi organize olabildiklerini söyleyebilir miyiz? BARUT: Antalya’nın yerel di-

EXPO 2016 süreci, Antalya turizmini nasıl etkiler? BARUT: İnsanlar Antalya’ya sadece turizm kenti olarak gelirler ve tatillerini yapıp giderler. 56

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

a diversity of touristic activities. Certain infrastructures should be established to attract tourists especially to the Black Sea and Eastern Anatolia Regions in Turkey. There is a reason why more tourists visit Antalya, Bodrum and Marmaris compared to Trabzon and Mardin. These areas have no infrastructure defects, and they can offer a diversity of services. The Black Sea and Eastern Anatolia Regions can also attract tourists if the infrastructure is completed. This is a process in itself. When this process is completed, we can introduce these regions to millions of tourists.

Growth will continue An intensive mobility began in the tourism sector in Turkey after 1980s. In this period, what was Turkey’s place in the tourism sector in the world? Has Turkish tourism achieved a well-deserved place? BARUT: Turkish tourism has a past of 25 years. Our country ranks the seventh in the world in terms of the number of tourists and the ninth in terms of tourism income. This is in fact not an unsatisfying condition. However, our ultimate goal is far beyond. In the first place, we expect more from this sector as people doing this business and earning their bread from this business. This is a matter of process and investment. There are two certain subjects on which everybody in Turkey has an opinion: football and tourism. These subjects are criticized by everyone, and we do not refrain from hearing such criticism. Rising to the seventh rank in the world in 20-25 years indicates that we did well at some points. There is an ongoing growth trend and we expect to host 30 million tourists this year throughout Turkey. This number will rise gradually every year. Turkish tourism showed great success despite the mistakes done in the past, and this rising trend will continue in the ongoing process. How will EXPO 2016 process affect tourism in Antalya? BARUT: People generally consider Antalya as a tourism city and they leave after spending their holiday. Themed organizations like EXPO will definitely increase tourism mobility in the region and bring along positive contributions.


namikleri kendi içinde çok iyi organize olma yeteneğine sahiptir. Bunun en güzel örneğini İzlanda’da yaşanan kül krizi sonrası, hava trafiğinin kapanması olayında sergiledik. Memleketlerine geri dönemeyen 40 bin turiste Antalyalı otelciler kapılarını açtı. Bizim temel prensibimiz turistleri minimum rahatsızlıkla ülkelerine göndermektir. Türkiye’nin herhangi bir noktasına gelen turist kendisini evinde gibi rahat hissedebilir. Bizim misafirperverliğimiz dünya üzerinde bilinen bir olgu. Bu durum müşteri memnuniyeti endekslerine de yansımış durumda.

mak için vardır. İsraillilerin Türkiye’ye gelmemesi Türkiye turizmi açısından bir kayıp mıdır? Geçtiğimiz yıllarda 550 bin turist Türkiye’nin çeşitli bölgelerine gelmişti. Yaşanan olayların ardından bu sayı bugün sıfıra kadar düştü. İsrail Turizm Bakanı ise Türkiye’ye gitmeyelim çağrısında bulundu. Türkiye’ye zarar mı verdi, hayır. Antalya özelinde baktığınızda bu turistlerin büyük bir kısmı buruya geliyordu. Gelmemelerine rağmen Antalya sezona artışla devam ediyor. Ama turizmde milletler birbirinin alternatifi değildir. Biz hem İsrailli, hem İranlı

Customer satisfaction is high

Türkiye turizmi son 15 yıldır dünya ortalamasının iki katı daha hızlı büyüyor. Bunun sebebi ucuz olmasından değil müşteri memnuniyetidir. Biz yataklarımızı bedavaya vermiyoruz.

hem de Suudi turisti ülkemizde ağırlayabiliriz. Bizler geçmişte olduğu gibi gelecekte de bunu yapacağız. Türkiye önemli bir turizm merkezidir. İsraillilerin Türkiye’ye gelmemesinden sadece biz değil İsrailli turizmcilerde kaybediyor.

air traffic was closed after the volcano crisis experienced in Iceland. Hoteliers in Antalya opened their doors to 40 thousand tourists who could not go back to their countries. Our basic principle is to ensure that tourists return to their home countries at the minimum discomfort. Tourists arriving to any destination in Turkey can feel themselves home. Our hospitality is worldwide known fact. This aspect is also reflected on customer satisfaction indices. The growth in tourism in Turkey

İsraille yaşanan Mavi Marmara krizi ardından Haziran ayında sadece 81 kişi Antalya’ya geldi. Pazarı gelecekte nasıl görüyorsunuz? BARUT: Ben İsrail’den önümüzdeki iki yıl boyunca turist beklemiyorum. Krizler aşıl-

Turizm sektörüne en sık yöneltilen eleştiri turistlerin çok düşük fiyatlara gelmesi yönünde. Bu eleştiriyi nasıl değerlendiriyorsunuz? BARUT: Türkiye fiyat kalite

40 thousand tourists in Antalya did not suffer from the volcano ash crisis. On the other hand, tourists in other countries had to stay at airports. Can we say that tourism providers in Antalya are well-organized from this point of view? BARUT: Local dynamics in Antalya bring along skills of becoming well organized. We exhibited the best example for this organization skill when the

has been twice faster than the world average in the last 15 years. This consequence is not the result of low prices, but customer satisfaction. We do not offer beds for free. After the Mavi Marmara crisis in Israel, only 81 tourists came to Antalya in June. How do you perceive the future state of the market? BARUT: I do not expect tourists from Israel for the next two years. Crises exist to be hurdled. Is the absence of Israeli tourists in Turkey a loss for Turkish tourism? In previous years 550 thousand tourists visited various regions of Turkey. This number dropped to zero after the recent negative events. The Israeli Minister of Tourism issued a call for the Israeli citizens not to visit Turkey. Has this brought damage to Turkey? No. A majority of this group of tourists used to come to Antalya. Although they no longer come to Antalya, tourism in the city is continually increasing in this season. However, in tourism, nationalities are not alternatives to one another. We can host Israeli, Iranian or Saudi Arabian tourists in our country. We will continue adopting this attitude in the future as we did in the past. Turkey is an important tourism center. For Israeli people not coming to Turkey causes losses not only for us but also for the Israeli tourism providers. The most common criticism directed to the tourism sector is related to the very low prices offered to tourists. What is your opinion about this criticism? BARUT: Turkey is a country where price-quality balance is well established. This could still be maintained even during the crisis experienced last ANTALYA 57

Ağustos - Eylül / August - September 2010


dengesinin iyi olduğu bir ülkedir. Bu durum geçen sene yaşanan kriz ortamında bile bu şekildeydi. Kriz nedeniyle küçülmedik ve yaşanan kriz halen bitmedi. Türkiye turizmde fiyat aralığı çok geniş olan bir ülkedir. Bu anlamda bizim politikamız var olan talebi düşürmeden fiyatı belirlemektir.

a decrease in demand. I do not hold by the idea of providing service without receiving recompense in return. This balance should be calculated well. Antalya is now the tourism capital not only of Turkey but of all Mediterranean. This position is gradually consolidated. It is possible to see this progress by looking at the matter from a wider perspective. Operators shaping and directing world tourism also state the same point. In a few years we wish the Aegean and Eastern Mediterranean regions to get a larger share of the cake in tourism. Hosting 100 million people in tourism requires a process. Our goal is to increase the number of 30 million visitors today to 50 million in 10 years and to increase the added-value to 40 billion dollars.

Karşılığını almadığımız bir hizmetin verilmesi taraftarı değilim. Hesabı iyi yapmak gerekiyor. Antalya artık turizmde sadece Türkiye’nin değil, Akdeniz’in turizm başkenti. Gittikçe de bu yer sağlamlaşmaktadır. Daha genel baktığımızda bunu görebilmek mümkün. Dünya turizmine yön veren operatörler de bunu söylüyor. Birkaç sene içinde Ege ve Doğu Akdeniz’in de turizm pastasından daha fazla pay almasını istiyoruz. Turizmde bir 100 milyon kişiyi ağırlamak bir süreçtir. Hedefimiz bu gün 30 milyon olan ziyaretçi sayısını 10 yıl içinde 50 milyon turiste ve 40 milyar dolarlık katma değere çıkarmaktır.

Antalya experiences problems arising from the lack of 12-months tourism in the city. How can tourism be done in the region year round for 12-months.

Antalya’da 12 ay turizmin yapılamamasından kaynaklanan sorunlar var. Bölgede 12 ay boyunca turizm nasıl yapılır? BARUT: Antalya’ya kış döneminde daha fazla turist çekmek için yapılacak çok şey var. Öncelikli olarak golf turizmini daha da geliştirmeliyiz. Bölgeler arası ulaşım kolaylaştırılmalı. Ayrıca kongre merkezi ihtiyacı ortadan kaldırılmalıdır. Spor organizasyonları için eldeki alanlar dünya standartlarına getirilerek, organizasyonlar bölgeye çekilebilir. Ancak şunu söyleyebilirim ki 6 aylık 58

ANTALYA

yaz döneminde gelen turist kış döneminde gelmez. Antalya iklimle paralel turizm yapan bir destinasyon. Bu gerçeği de göz ardı etmemek gerekiyor.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

year. Tourism did not shrink due to this crisis, and the crisis is still not over. Price range in tourism is very wide in Turkey. In a sense, our policy is to determine prices without causing

BARUT: There are several things to be done to attract more tourists to Antalya in the winter season. First of all, we must improve the golf tourism even further. Inter-regional transportation should be facilitated. Furthermore, the need for a congress centre should be fulfilled. The standards of available areas can be raised to world standards for sports organizations, and these organizations may be held in the region. Yet, I should mention that the number of tourists coming in the winter season can never compete with the number of tourists coming in the 6-months summer season. Antalya is a destination where tourism is done in parallel with the climate. This fact should not be ignored.


ANTALYA 59

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Mağaralar / Caves

ÇİĞDEM ASKERİ

Nature’s creative work:

Zeytintaşı Cave •

If you happen to go to Antalya’s Serik district, you should definitely visit Zeytintaşı Cave which you will witness its continuing formation.

Doğanın yaratıcı eseri:

Zeytintaşı Mağarası Antalya’nın Serik ilçesine yolunuz düşerse, devam eden oluşumuna tanık olacağınız Zeytintaşı Mağarası’na mutlaka uğrayın!

60

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Kıvrımlı bir perdeye benzeyen sarkıtlar, çubuk makarna görünümlü dikitler… Zeytintaşı Mağarası, sizi şaşırtacak daha birçok şekli dehlizlerinde saklıyor. Antalya’nın Serik İlçesi’ndeki Akbaş Köyü’nde yer alan Zeytintaşı Mağarası adını, bulunduğu Zeytinlitaş Tepesi’nden alıyor. Serik’e 16, Antalya il merkezine 54 kilometre uzaklıkta yer alan mağara, her yıl yaklaşık 10 bin yerli ve yabancı turisti ağırlıyor. Mağaranın en önemli özellikleri iki kattan oluşması ve oluşumun hala devam etmesi… Serik Kaymakamı Ahmet Ümit, Karayolları Bölge Müdürlüğü’nün 1996 yılında bölgede gerçekleştirdiği bir sondaj çalışması sırasında mağaranın tesadüfen bulunduğunu anlatıyor. Kaymakamlık olarak mağaranın keşfinin ardından titiz bir koruma programı yürüttüklerini söy-

leyen Ümit, Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 1997 yılında bölgeyi birinci derecede SİT alanı olarak tescil ettiğini belirtiyor. Mağaranın dar bir yapıda olması sebebiyle çok sayıda ziyaretçinin aynı anda girişine izin vermediklerini dile getiren Ümit, “İkinci katı henüz açabilmiş değiliz. Şu anda 10-15 kişilik gruplar, tek sıra halinde mağaranın sadece üst katını gezebiliyor. Oluşacak sirkülasyonla doğal oluşuma zarar vermek istemediğimiz için alttaki katı açmadık. Mağaranın en önemli özelliği olan oluşumun sürmesi de bu kararımızda çok etkili. Amacımız öncelikle mağaranın korunmasını sağlamak.” diyor.

Pendants looking like a folded curtain, stalactites resembling spaghetti…Zeytintaşı cave hides still more shapes in its tunnels, which will surprise you. Zeytintaşı Cave, located in Akbaş village of Antalya’s Serik district, is named after Zeytinlitaş hill on which it is located. The cave, which is in a distance of 16 km to Serik and 54 km to Antalya city center, welcomes approximately 10 thousand domestic and foreign tourists every year. The most important features of the cave are its being composed of two floors and its continuing formation… Serik district governor Ahmet Ümit said that the cave was discovered accidentally dur-

Mağaranın çevresinde restorasyon ve iyileştirme çalışmalarının sürdüğünü belirten Ümit, yakın bir zamanda turist sayısında yüzde 50’ye ya-

Ahmet Ümit Serik Kaymakamı / District Governor

ing a drilling work that the Regional Directorate of Highways conducted in the area in 1996. Ümit, saying that as district governorship they carried out a rigorous conservation program after the discovery of the cave, stated that the Natural Heritage Conservation Council registered the area as a first degree protected area in 1997. Ümit, who said because the cave has a narrow structure, they do not allow a large number of visitors to enter the cave at the same time, expressed “We have not been able to open the second floor yet. Now groups of 10-15 people can visit only the top floor of the cave in a single row. Because we do not want to damage the natural formation with the circulation that may occur, we have not opened the ground floor yet. The fact that the formation of the cave is still continuing, which is the most important feature of the cave, is also effective in our decision. Our aim is to primarily ensure the protection of the cave.” Ümit stated that restoration and improvement works in the vicinity of the cave are still underway and added that they expect an increase up to nearly 50 % in the tourist figure in a near

ANTALYA 61

Ağustos - Eylül / August - September 2010


kın bir artış beklediklerini söylüyor. Mağarayla ilgili teknik bilgi ve donanıma sahip personellerin rehberlik ettiği mağara gezintisi sırasında flaşların mağara yüzeyine verdiği zarar nedeniyle turistlerin fotoğraf ve kamera kullanımına kesinlikle izin verilmiyor. Zaten gördükleriniz karşısında yaşayacağınız şaşkınlık nedeniyle fotoğraf çekmek aklınıza bile gelmiyor.

Zengin damlataşlar Zeytintaşı Mağarası’nın sarkıtlarından süzülen damlalar, bu doğal mucizeye tanık olmanızı sağlıyor. Mağaraya girdiğinizde yüzünüze çarpan serin havanın ardından, göreceğiniz ilginç şekilli sarkıt, dikit ve sütunlar doğanın yaratıcılığı62

ANTALYA

na duyacağınız hayranlığı bir kat daha artırıyor. 220 rakımı olan mağarada yıllık sıcaklık farkı 23 derece. Küçük fakat bozulmamış zengin damlataşlarla kaplı mağara 14 metre derinliğe sahip. Alt kat uzunluğu 97, üst kat uzunluğu ise barındırdığı yan dehlizlerle birlikte 136 metreyi buluyor. İçinde oluşumu devam eden sarkıt, dikit ve sütunlar her türden damlataşlarla kaplı. Büyük sütunlar arasında yer alan gölcükler ise mağaranın görselliğini daha da zenginleştiriyor.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

future. During the cave tour, in which the staff having technical knowledge about the cave and equipment guides the visitors, tourists are not allowed to use their cameras because of the damage that flashes cause on the surface of the cave. In fact, because of the astonishment you will experience about what you will see, you will never think of taking photographs.

Rich dripstones The drops dripping from the pendants of Zeytintaşı Cave

allow you to witness this natural miracle. After the cool air coming to your face when you enter the cave, the interesting shaped pendants, stalagmites and columns increase the admiration you will feel for the nature’s creativity. In the cave, having an altitude of 220, the annual temperature difference is 23 degrees. The cave covered with small but undisturbed rich dripstones has a 14 meter depth. While the length of the ground floor is 97 m, the length of the top floor is 136 m with the side tunnels it has. The pendants, stalagmites and columns whose formation is still continuing are covered with all types of dripstones. The small ponds located between big columns further enrich the visuality of the cave.


ANTALYA 63

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Ören Yeri / Ruins

Pamphylia’nın yüce kenti

Perge

İlk yaşam izlerinin Milattan Önce 5. bin yıla tarihlendiği Perge’de süren kazılarda, özellikle Roma döneminde inşa edilen görkemli yapılar gün ışığına çıkartılıyor.

The glorious city of Pamphylia Magnificent structures built especially in the Roman period are brought to light by the excavations carried out in Perge, where the first traces of life date back to the 5th millennium B.C. 64

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Antik Pamphylia (Tüm kabileler ülkesi) bölgesinin en önemli kentlerinden biri olan Perge, günümüz Aksu ilçesinde, Aksu (Antik Kestros) Nehri’nin batısında, Antalya ilinin 18 km. kuzey doğusunda, Akdeniz’den 11 km. içeride yer almaktadır. Perge’nin M.Ö. 5. binyıla tarihlenen en erken buluntuları akropolisinde (yukarı şehir) bulunmuştur. Akropoliste yapılan arkeolojik araştırmalar neticesinde, M.Ö. 3. binyıldan itibaren kesintisiz bir yerleşim olduğu kanıtlanmıştır. Hitit İmparatorluğu’nun başkenti Hattusas’ta (bugünkü Boğazköy) bulunmuş yazıtlı bir bronz levhada, Kastaraya (Kestros: Aksu) kıyısındaki Parha isimli bir kentten bahsedilir. Bu kent antik dönemde Perge adıyla anılan kentin öncüsü olmalıdır. Bu kanıt, Perge’nin M.Ö. 13. yüzyıldan itibaren bir yerleşim olarak var olmasıyla da desteklenir. “Perge” ismi de Yunanca olmayıp, yerel bir Anadolu diliyle ilgilidir. Perge’nin ünlü tanrıçası Artemis Pergaia da Anadolu kökenlidir. M.Ö. 1. yüzyılda yaşamış ünlü coğrafyacı Strabon’a göre Perge, Troia Savaşı’ndan sonra Mopsos ve Kalkhas’ın önderliğindeki Akhalılar tarafından kurulmuştur. Bu efsanevi kurucular Perge ve Pamphylia’ya yapılmış tarihi bir göçe işaret etmektedir. Bu kolonistler çok yüksek ihtimalle kentin yerli halkıyla kaynaşmış ve önceden var olan bir yerleşimin -olasılıkla Parha’nın- gelişimine katkıda bulunmuşlardı. M.Ö. 1. binyılın ortalarında kent, Lydia Krallığı ve Pers İmparatoluğu’nun egemenliğinde kalmıştır. Perge M.Ö. 5. yy. esnasında kültürel anlamda yoğun Yu-

nan etkisine uğramıştır. Büyük İskender’in M.Ö. 334’teki Doğu seferi ile Makedon Krallığı’na katılan kent, daha sonra çeşitli Helenistik krallıkların hakimiyetine girmiştir. Helenistik Dönem boyunca kentin akropolisindeki yerleşim karakteristik bir Yunan kentine dönüşmüştür. Kent bu dönemin sonlarına doğru güneyindeki ovaya doğru yayılmış ve aşağı kent surlarla çevrilmiştir. Aşağı kentin güneyinde arkasında oval bir avlusu olan, anıtsal yuvarlak kuleli bir kapı inşa edilmiştir.

Görkemli Roma dönemi Daha sonra Roma hakimiyetine giren Perge, Roma İmparatorluk Dönemi’ndeki barış ortamından yararlanarak gelişmiştir. Pax Romana

Perge, one of the most important cities of the Ancient Pamphylia (land of all tribes) region, is situated within the borders of today’s Aksu district in the west of Aksu (Ancient Kestros) River, 18 km northeast of Antalya, and 11 km away from the Mediterranean coast The earliest findings of Perge dating to the 5th millennium B.C. were uncovered in the acropolis (the upper city). As a result of the archeological studies conducted in the acropolis, it was proved that the city had uninterruptedly been a settlement area as of the 3rd millennium B.C. A scripture on a bronze plate found in the Hittite capital Hattutaş (today’s Boğazköy) mentions a city called Parha

on the coast of Kastaraya (Kestros: Aksu). This city must be the precursor of the city called Perge in the ancient period. This proof is supported also by the fact that Perge existed as a settlement since the 13th century B.C. The name “Perge” is not Greek in origin, but associated with a local Anatolian language. Artemis Pergaia, the famous goddess of Perge, is also of Anatolian origin. According to Strabon, a famous geographer who lived in the 1st century B.C., Perge was founded by the Achaeans under the leadership of Mopsos and Kalkhas after the Trojan War. These legendary founders point at a historical migration to Perge and Pamphylia. These colonizers most probably merged with the local people of the city and contributed to the development of a previously founded settlement – probably Parha. In the middle of the 1st millennium B.C. the city fell under the sway of the Lydian Kingdom and Persian Empire. In the 5th century B.C. Perge was exposed to an intensive impact of the Greek culture. The city joined the Macedonian Kingdom after the Eastern expedition of Alexander the Great in 334 B.C. and later came under the reign of various Hellenistic kingdoms. In the course of its development in the Hellenistic Period, the acropolis settlement was transformed into a characteristic Greek city. By the end of this period, the borders of the city expanded towards the plain in the south and the lower city was surrounded by city walls. In the south of the lower city, a gate ANTALYA 65

Ağustos - Eylül / August - September 2010


(Roma Barışı) olarak adlandırılan, M.S. 1-2. yüzyıllarda artık bir savunma sistemine gerek kalmamış ve kent surların dışına, güneye doğru yeni yapılarla büyümüştür. Perge için en görkemli zamanlar, Roma hakimiyetinin sürdüğü M.S. 2. ve 3. yüzyılın ilk yarısı olmuştur. Bugün kentte görülebilen birçok yapı bu dönemde inşa edilmiştir. Tiyatro, Stadion, Macellum/Agora, Hamamlar, Anıtsal Çeşmeler, Sütunlu Caddeler ve Batı Nekropolis bu dönemin ihtişamını yansıtır. M.S. 3. yüzyılın ikinci yarısı ve 4. yüzyıllarda, Pamphylia’nın kuzeyinde bulunan İsaurialılar’ın, Roma’nın gücünün azalmasıyla paralel olarak artan sürekli isyanlarıyla bölgenin parlak günleri geride kalmıştır. Bunun sonucu olarak, M.S. 4. yüzyılda kentin güneye doğru gelişen kıs66

ANTALYA

Peace), the city no longer needed a defense system and expanded beyond the city walls towards the south by building new structures.

Perge için en görkemli zamanlar, Roma hakimiyetinin sürdüğü M.S. 2. ve 3. yüzyılın ilk yarısı olmuştur. The most important times for Perge were the 2nd century and the first half of the 3rd century A.D. when Roman dominance still prevailed.

mı yeni bir surla çevrilmiştir. Konutlar, akropolis ve aşağı şehirdeki üç büyük Hıristiyan bazilikası, M.S. 5-6. yüzyıllar-

was built with an oval courtyard at the back and a round monumental tower.

yaşadığını göstermektedir.

Glorious Roman period

Bizans Dönemi’nde bir piskoposluk merkezi olarak yine de önemli bir konumda bulunan kent, M.S. 7. yy.’daki Arap saldırılarıyla iyice küçülmüş ancak varlığını M.S. 10 yüzyıla kadar sürdürmüştür.

Perge later fell under the Roman rule, and developed in the peaceful environment in the period of the Roman Empire. In the 1st – 2nd centuries A.D, which are referred to as Pax Romana (Roman

da kentin son bir canlanma

Ağustos - Eylül / August - September 2010

The most important times for Perge were the 2nd century and the first half of the 3rd century A.D. when Roman dominance still prevailed. Many structures which can be seen in the city today were built in this period. The Theatre, Stadion, Macellum/Agora, Baths, Monumental Fountains, Streets with Columns, and Western Necropolis reflect the glory of this period. In the second half of the 3rd century and the 4th century A.D., the glorious days of the region were behind due to the gradually increasing rebellions of Isaurians in the north of Pamphylia as a consequence of the declining power of


Prof. Haluk Abbasoğlu

Kazı çalışmaları Perge’deki kazı ve restorasyon çalışmaları, İstanbul Üniversitesi adına Ord. Prof. Arif Müfid Mansel tarafından 1946’da başlamıştır. Prof. A.M. Mansel’in ölümünün ardından, kazıyı başkanlığını 1975-1988 yılları arasında Prof. Jale İnan üstlenmiştir. Kazı ve restorasyon çalışmaları 1988 yılından itibaren Prof. Haluk Abbasoğlu tarafından yürütülmektedir. 1946-1988 yılları arasında, yuvarlak kuleli ve avlulu Hellenistik Kapı, sütunlu cadde, çeşmeler, macellum/agora, hamamlar ve tiyatro gibi kentin daha çok anıtsal ka-

musal yapılarında kazılar yapılmıştır. Bu kazılarda yüksek kaliteli ve iyi korunmuş, çok sayıda heykeller bulunmuş olup, bunlar bugün Antalya Müzesi’nde sergilenmekte ve Perge’de bir heykeltraşlık okulunun varlığına işaret etmektedirler. Bundan dolayı, sözkonusu yapıları inşa eden ve kaliteli heykelleri yapan Pergelilerin yaşadıkları yerler ve sosyal hayatı hakkında soruları yanıtlamak amacıyla, 1988-1998 yıllarında kentin konut alanı kazılmıştır. Pergelilerin ölümden sonraki hayat hakkındaki inançlarını anlayabilmek için ise Batı Nekropolis’te 1996 yılından beri düzenli kazılar devam etmektedir. Batı Nekropolis kazılarıyla anıtsal me-

the Roman Empire. Subsequently, in the 4th century A.D. the part of the city which expanded towards the south was surrounded by new city walls. The houses, acropolis, and the three big Christian basilicas in the lower city indicate that the city had its last vigorous period in the 5th-6th centuries A.D. Nonetheless, the city still held an importance position as an episcopacy centre in the Byzantium Period, and survived until the 10th century A.D. although it shrunk considerably due to the Arabian raids in the 7th century A.D.

Excavation studies The excavation and restoration studies in Perge were initiated in 1946 by Prof.-inordinary Arif Müfid Mansel in the name of Istanbul University. Upon the death of Prof. A. M. Mansel, excavation leadership was assumed by Prof. Jale İnan between 1975 and 1988. Excavation and restoration studies have been conducted by Prof. Haluk Abbasoğlu since 1988. Between 1946 and 1988, excavations were carried out

mostly in the monumental public structures of the city, such as the Hellenistic Gate with the courtyard and the round tower, the street with columns, fountains, macellum/agora, baths and theatre. Many well-preserved statues of high quality were unearthed in some excavations, revealing the existence of a sculpture school in Perge. These statues are displayed today in Antalya Museum. This discovery led to the excavation of the housing area of the city between 19881998 in order to find answers to the questions about living places and the social life of Pergeans who created good quality sculptures as well as the above mentioned structures. Excavations in the Western Necropolis are regularly carried out since 1996 to understand the beliefs of Pergeans about afterlife. In these Necropolis excavations, cenotaphs and various types of graves, tombs and burial gifts were discovered. All these findings indicate ANTALYA 67

Ağustos - Eylül / August - September 2010


zarları da içeren çok çeşitli tiplerde mezar yapıları, lahitler ve ölü hediyeleri bulunmuştur. Bunlar kentin o dönemdeki zenginliğini gösteren bulgulardır. Böylesi zengin mezar yapılarını ve buluntularını içeren bu parseller, maalesef 1. derece arkeolojik SİT alanı içinde kalmasına rağmen, halen özel mülkiyettedir. Bu parsellerin en kısa sürede kamulaştırılması gerekmektedir. Kentin akropolisinde Roma öncesi Perge isimli bir araştırma projesi de 1994-2004 yılları arasında yürütülmüştür. Perge’de son yıllarda kazılar kuzey-güney doğrultulu sütunlu cadde ve bu caddenin doğu-batı doğrultulu sütunlu cadde ile kesiştiği kavşakta, kentin güneyinde, henüz fonksiyonu kesin olarak belirlenememiş Erken Roma İmparatorluk Dönemi’ne ait “Z Yapısı”nda ve Batı Nekropolis’te sürdürülmektedir. Perge’de kazı çalışmalarının yanı sıra onarıma yönelik uygulamalara da önem verilmiştir. Bu bağlamda, Güney Hamam’ın Frigidariumunun kuzey duvarı onarılmış, caddelerde, Güney Hamam’da ve Macellum/Agorada çok 68

ANTALYA

on the Pre-Roman Pergean period was conducted in the acropolis of the city. In recent years, the excavations in Perge are carried out in the south of the city, at the intersection point of the street with columns extending in north-south direction and the street with columns extending in east-west direction, at the “Z Structure” from the Early Roman Period whose function has not been determined yet and at the Western Necropolis.

sayıda sütunlar onarılarak ayağa kaldırılmıştır. Kentin simgesi olan Helenistik kapının yuvarlak kulelerinin konsolidasyon çalışmalarına 2007 yılında başlanmıştır ve halen devam etmektedir. Demetrios - Apollonios Takı’nın da onarımının 2010 yılında başlanması planlanmıştır. Prof. HALUK ABBASOĞLU

Ağustos - Eylül / August - September 2010

the wealth of the city in that period. These parcels, which include such rich burial structures and findings, are still within the borders of private property, although they fall within a first degree protected area. These parcels should be expropriated as soon as possible. Between 1994 and 2004 a research project

Besides the excavations, restoration studies were also attached importance in Perge. In this sense, the northern wall of the Frigidarium of the Southern Bath was repaired, and several columns were repaired and re-erected on the streets as well as in the Southern Bath and Macellum/ Agora. The ongoing consolidation studies of the round towers of the Hellenistic Gate, symbol of the city were initiated in 2007. The restoration of Demetrios-Apollonios Arch is planned to start in 2010.


ANTALYA 69

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Müze / Museum

Herkül’ün evi! Bulunduğunda büyük sevinç yaratan Herkül heykelinin yanı sıra yaklaşık 19 bin esere ev sahipliği yapan Alanya Müzesi’ne ilgi her geçen gün artıyor.

House of Hercules! Alanya Museum draws more attention each passing day with its approximately 19 thousand items besides the statue of Hercules which created great happiness when unearthed.

70

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Ülkemizin en popüler turizm bölgesinde yer alan, denizi, güneşi, kumu ve kalesi ile ünlü Alanya ilçesinin merkezinde, Alanya Kalesi’nin gölgesinde ve Damlataş Mağarası yakınında yer alan Alanya Arkeoloji Müzesi’nin ziyaretçisi her geçen gün artmaktadır. 1967 yılına kadar gerek Alanya ve çevresinden derlenen, depolanarak biriktirilmekte olan kültür varlıklarının daha iyi şartlarda korunmasını sağlamak gerekse o günlerde hareketlenen turizme katkı sağlamak amacıyla yapılan müze binası mimari olarak ülkemizde aralarında Kars, Yalvaç, Sinop gibi şehirlerde de uygulanmış olan tek tip projelerdendir. O yıllarda bulunan ve müzenin simgesi durumundaki Herakles veya diğer bir adıyla Her-

kül heykelinin bulunmasının da hep bu müzenin açılması için bir sebep olduğu söylenegelmektedir. Hatta heykelin ele geçirilmesi o kadar büyük bir sevinç yaratmıştır ki heykel gün boyunca arkası açık bir araç içerisinde dolaştırılarak halka gösterilmiştir. Büyük bir bahçesi, zemin katındaki teşhir salonları ve üst kattaki idari odaları ile küçük ve sevimli bu müzenin yaklaşık 19 bin eseri bulunmaktadır. Müzenin ilk açılışında; Anadolu kronolojisini ziyaretçiye sunmak amacıyla Eski Tunç, Urartu, Frig ve Lidya dönemine ait eserler Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden getirilmiştir. Kronolojik bir sergileme anlayışı içerisinde sergilenen bu eserlerin yanı sıra çevre antik kentlerde bulunan veya arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkan kültür varlıkları ise bölge tarihi açısından önemli ipuçlarını ortaya koymaktadır.

Alanya Archeology Museum is located under the shadow of Alanya Fortress and close to Damlataş Cave in the famous Alanya town centre which is situated in the most popular tourism region with its beautiful sea, sun, sand and fortress. The number of people visiting the museum is increasing each passing day. The museum building which was built to protect the cultural assets, which have been uncovered, collected, and stored in Alanya and its surrounding regions until 1967, under better conditions and to contribute to tourism actuating in those days, has a uniform architectural structure which was also applied in cities like Kars, Yalvaç and Sinop in Turkey. It has been rumoured that the museum was opened after the discovery of the statue of Heracles, alias Hercules in those years, which has later become the symbol of the museum. The discovery of the statue created such a great happiness that it was displayed to public

all day long in an open vehicle in the streets of Alanya. The museum, which includes 19 thousand artefacts, has a big garden and a small and lovely structure with display rooms on the ground floor and administrative rooms in the upper storey. When the museum was opened, archeological pieces from the Old Bronze, Urartian, Phrygian and Lydian periods were brought from Ankara Anatolian Civilizations Museum in order to introduce visitors to the Anatolian chronology. Besides these pieces displayed chronologically, the cultural assets uncovered in surrounding ancient cities or in archeological excavations reveal significant clues regarding the history of the region. Alanya Museum illustrates its visitors a time slot from the 3rd millennium B.C to the 20th century with its marble idols, ceramic pieces, metal works, glassware, stone sculptures, grave stelas, mosaics, underwater finds, coins, monumental works ANTALYA 71

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Mermer idoller, seramik eserler, madeni eserler, cam eserler, taş yontular mezar stelleri, yazıtlar, mozaikler, sualtı buluntuları, sikkeler, Selçuklu dönemi anıt eserleri ile ünlü Alanya Kalesi Selçuklu dönemi buluntuları ve etnografik diye nitelenen yakın geçmişimize ait eserler ile M.Ö. 3 binden 20 yüzyıla kadar olan bir zaman dilimi Alanya Müzesi’nde izlenebilmektedir.

Müzenin simgesi: Herakles Bu eserler arasında şüphesiz müzenin simgesi durumundaki Herakles heykeli ön plana çıkmaktadır. Ayrı bir salonda tek başına sergilenen 52 cm yüksekliğindeki heykel tunçtan yapılmıştır ve M.S 2 yüzyıla yani Roma dönemine tarihlendirilmektedir. Alanya’nın 35 km kuzeydoğusundaki eski adıyla Kıllı, bugünkü adıyla Çamlıca Köyü yakının-

from the Seljuk period, findings from the Seljuk Period of well-known Alanya Fortress, and ethnographic works from the recent past.

Symbol of the museum: Heracles Among these works, the statue of Heracles stands out as the symbol of the museum. The statue measuring 52 cm in height is made of bronze and dates back to the 2nd century A.D., i.e. Roman period and it is displayed alone in a separate hall. The statue was discovered in Asartepe situated close to Kıllı, named Çamlıca Village today, at a distance of 35 km to the northeast of Alanya. The statue displays an exquisite workmanship, and according to the Greek mythology it symbolizes man’s inexpugnable challenge and resistance against nature in its semi-divine figure. The

72

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


daki Asartepe olarak bilinen yerde bulunmuştur. İşçilik bakımından son derece güzel olan bu eser, Yunan mitolojisine göre yarı insan yarı tanrı olan, insanın doğaya karşı yenilmez saldırma ve dayanma gücünü simgelemektedir. Eser o kadar güzel betimlenmiştir ki; vücudun hareketiyle orantılı olarak kol, bacak ve omuz adaleleri ayrıntılarıyla belirtilmiştir. Heykel taş bir kaide üzerinde durmaktadır. Ancak bu kaidenin eserin ilk kaidesi olduğu kesin değildir. Buluntu yerinin antik adı bilinmemektedir. Arkeoloji dünyasında adı bile bilinmeyen bir antik kentte böylesine güzel bir eserin bulunması halen merak konusudur. Bu eserin buraya nerden ve nasıl geldiği konusunda ise Dağlık Kilikya’da hüküm sürmüş korsanlar tarafından ya bir gemiden ya da yerleşimden ganimet olarak getirilmiş olabileceği bile söylenmektedir.

Kemik-kül kutuları Müzede sergilenen eserler arasında en çok sayıyı oluşturan eser grubu ise ve ölülerin bazen yakılarak küllerinin saklandığı bazen de kemiklerinin korunması amacıyla yapılan “kemik-kül kutusu” anlamına gelen ostoteklerdir. İnsanoğlunun var oluşundan buyana uygulanan ölü gömme gelenekleri çağlara, toplumlara ve bölgeler göre çeşitlilik göstermiştir. İnsanlar zaman zaman ölülerini gömmüşler, zaman zaman da yakmışlardır. M.Ö. 7. binde Orta Anadolu’da Çatalhöyük’te olduğu gibi bazen de ölüleri akbaba

work is characterized in such a picturesque way that arm, leg and shoulder muscles are exposed in detail in proportion with body movements. The statue stands on a stone pedestal. Yet, it is not certain whether this pedestal is the original pedestal of the statue. The ancient name of the finding site remains unknown. It is still a mystery how such a unique work was found in an anonymous ancient city. It is even rumored that the statue was brought to this site as a booty taken from a ship or settlement by pirates ruling in the Highlands of Cilicia. The figure holds his famous mace in the right hand

and he carries the skin of the Nemea lion in his left hand. He wears a laurel wreath as a token of victory. The empty eye sockets were probably filled with glass marbles or colored stones. In mythology Heracles is a legendary figure who influenced the Greek and Latin authors. He symbolizes man’s inexpugnable challenge and resistance against nature. His deeds are always directed to a good cause. When he was through with all the tasks assigned to him, he burned to death as a consequence of a terrible mistake and thus reached immortality.

Cases of bones-ashes Among the works displayed in the museum,

Sağ elinde simgesi olan meşhur topuzunu tutmakta, sol elinde ise öldürdüğü Nemea aslanın postunu taşımaktadır. Zafer göstergesi olarak başında da defne çelengi bulunmaktadır. Şimdi boş olan göz çukurları zamanında belki cam veya renkli bir taş ile dolu olmalıdır Mitolojide Herakles Yunan ve Latin yazarlarını etkilemiş efsanevi bir kişidir. İnsanın doğaya karşı yenilmez saldırma ve dayanma gücünü simgeler. Yaptığı işler hep iyiye dönüktür. Ona verilen tüm görevleri bitirmişken korkunç yanlışlık yüzünden yanar ve ölür, böylece büsbütün ölümsüzlüğe kavuşur. ANTALYA 73

Ağustos - Eylül / August - September 2010


lara yedirdikten sonra kemiklerini evlerinde oturdukları sekilerin altına gömmüşlerdir. Alanya çevresinde bulunan ostoteklerden Roma Döneminde bu bölgede ölü yakma geleneğinin yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Alanya Müzesinin Ostateklerinin hepsi kireçtaşından yapılmış olup, küçük lahit şeklindedir. Boyları 40 – 98 cm arasındadır. Ostoteklerin hemen hepsinin kısa yanının birinde ortak bezeme elamanı olarak kapı motifi betimlenmiştir. Kapı motifi gerek Anadolu’da gerekse Anadolu dışında çok sık kullanılan bir mezar sanatı motifidir. Kapı motifinin ruh ile beden arasındaki ayrılığı betimlediği düşünülmektedir. Müzemizde Fenikece, Grekçe ve Latince yazıtların yanı sıra, Arap alfabesi ile yazılmış Selçuklu ve Osmanlı Dönemi yazıtları bulunmaktadır. Arkeoloji biliminde önemli belge niteliğindeki yazıtlar arasında yer alan ve Laertes antik kentinde bulunmuş M.Ö. 7 y.y la tarihlenen Feni-

ke dilindeki yazıtta o dönemde bölge valisinin hizmetkarına bağışladığı arazi ile ilgili gelişen sorunlar anlatılmaktadır. Ayrıca Alanya Kalesi’nde ve Hıdrellez mevkiinde bulunmuş iki yazıt, 19 y.y da bölgede yaşayanlar ile ilgili önemli kanıtlardır. Alanya Kalesi’nde bulunmuş mezar taşında grek alfabesi ile yazılmış Türkçe bir metin yer almaktadır. Mezar taşı 18. yılında ölen bir duvarcı ustasına ait olmalıdır. Yazıtın sonunda “okuyan rahmet okusun” dileği bulunmaktadır. Bu tür yazıtlara Karamanlıca yazıtlar denilmektedir. Şehir merkezinde ve ulaşımı çok kolay bir noktada olan Alanya Müzesi bölgenin yaşanmışlığını anlatan eserleri, yeşillikler arasındaki güzel tavus kuşlu bahçesi ve personeli ile pazartesi günleri hariç tüm günlerde saat 09.00 ile 19.00 saatleri arasında konuklarını beklemektedir. Ayrıntılı Bilgi İçin Telefon No: 0 242 5131228

the most crowded group of items is the ostoteks meaning “bone-ash case” made to store the ashes or bones of the deceased. Burial traditions throughout history have varied depending on eras, societies and regions. People buried or cremated their dead. As in Çatalhöyük in Central Anatolia in the 7th millennium B.C., people sometimes let vultures eat up the bodies of their dead and buried the bones under their terrace. The ostoteks unearthed around Alanya reveals that cremation was a common tradition in this region in the Roman Period. All the ostoteks in Alanya Museum are made of limestone and in the shape of small tombs measuring 40-98 cm in dimension. One of the short sides of almost all ostoteks is commonly decorated with a door motif, which is a frequently used in grave art both in and outside Anatolia. Door motif is believed to represent the divi-

sion between spirit and body. The museum also includes scriptures in Arabic alphabet from the Seljuk and Ottoman periods, besides scriptures in Phoenician, Greek and Latin languages. The scripture in the Phoenician language, which is an important document for the archeology science, dates back to the 7th century B.C. and was found in the ancient city of Laertes. The scripture narrates the problems arose in that period with regard to the land donated by the regional governor to his attendant. Furthermore, two scriptures discovered in Alanya Fortress and Hıdrellez district provide significant clues about the residents of the region in the 19th century. A gravestone found in Alanya Fortress depicts a Turkish text written in the Greek alphabet. The gravestone is thought to belong to a mason who died in the 18th century. The text on the scripture ends with a wish saying “let the one who reads this say a prayer”. These types of scriptures are called “Karamanlıca” scriptures. Alanya Museum, which is located at an easily accessible spot in the city centre, is open between 9 a.m. and 7 p.m. every weekday except Mondays and promises its visitors a pleasant tour with its ancient works from different periods in history, beautiful garden adorned with peacocks and its devoted personnel. For detailed information: Tel: 0 242 5131228

SEHER TÜRKMEN Arkeolog Alanya Müze Müdür V. Archeologist Alanya Museum Deputy Director

74

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


www.eceajans.com

ROSE RESIDENCE BEACH ROSE RESORT ROSE HOTEL

Atatürk Bulvarı Kemer ANTALYA TÜRKİYE ANTALYA 75 Tel: +90 242 814 56 00 • Fax: +90 242 814 55 52 - 814 10 Ağustos 91 - Eylül / August - September 2010


Gezi / Trip

HAMİT SEÇİL

Kaleiçi

tekrar gülümsüyor

Çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmış bölge bugünlerde yeniden hayat bulmaya çalışıyor. Bir dönem kaderine terk edilmiş Kaleiçi, yalnızlığından kurtulup güzelliklerini tekrar göstermeye başladı.

The region that has hosted many civilizations is trying to find a new life these days. Kaleiçi, which was once abandoned to its fate, has begun to show its beauties again after getting rid of its loneliness. 76

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

Kaleiçi smiles again


surviving up to date are the ones belonging to the Roman Civilization. With this idea in my mind, I entered the historical place from the gate which is known as Üç Kapılar (Three Gates) constructed in 130 A.D in the name of Roman Emperor Hadrianus and the journey to the history started in current conditions. A glass road was constructed on the stones found on the ground of the gate located in the entrance of the neighborhood. The Hadrianus gate opens to Hesapçı Street, one of the longest streets of the place. Along the street are many enterprises from vendors selling souvenirs to tourists to cafes and from hotels to restaurants lined one after another. In order to minimize the effect of Mediterranean sun, the architecture had taken a unique way in the place. The first moment I entered the narrow streets of Kaleiçi, I felt just as comfortable as in the first day.

İki yıldır sokak sokak gezdiğim tarihi Kaleiçi’ni kaleme alma düşüncesi bir haftadır içimi kıpır kıpır etmişti. “İnsan sevdiği bir şeye karşı tarafsız olabilir mi?” düşüncesi yerleşti aklıma. Acaba nereden başlamalıydım anlatmaya? İnsana dinginlik veren sokakların sessizliğinden mi, birbirine karışmış çiçek kokularından mı yoksa her şeye rağmen böyle bir mekanın dünyanın herhangi bir coğrafyasında yaşıyor olabilme ihtimalinden mi? Kaleiçi’nde yaşamın İsa’dan önce başladığı söylense de günümüze kalan en eski eserler Roma Medeniyeti’ne ait olanlarıdır. Bu düşünceyle tarihi mekana Üç Kapılar olarak bilinen M.S. 130 yılında Roma İmparotoru Hadriyanus adına yapılan kapıdan girdim ve tarihe olan yolculuk günün koşullarında başladı. Mahalle girişindeki kapının zemininde bulunan taşlar üzerine camdan yol yapılmıştı. Hadrianus Kapısı tarihi mekanın en uzun sokaklarından Hesapçı’ya açılıyordu. Sokak boyunca bulunan dükkanlarda turistlere yönelik hediyelik eşya satıcılarından kafeteryalara, otellerden restoranlara bir çok işletme dizilmişti birbiri peşi sıra. Akdeniz güneşinin etkisini en aza indirebilmek için mimari de kendine has bir şekil almıştı mekanda. Kaleiçi’nin dar sokaklarına girdiğim ilk an içimin rahatladığını hissetim tıpkı ilk günkü gibi. Hesapçı Sokak boyunca ilerledikçe sokakta Osmanlı mimarisi etkisini hissettirmeye başladı. Birçok ev restore edilip yaşamaya devam ederken, bazıları da tekrar nefes almayı bekliyordu. Sokak ortasına gelince kısmen meydan sayılabilecek alanda medeniyetlerin birbirine girdi-

Hesapçı Sokak boyunca ilerledikçe sokakta Osmanlı mimarisi etkisini hissettirmeye başladı. As I moved along Hesapçı Street, I began to feel the effect of the Ottoman architecture.

ği, bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca restore edilen Kesik Minare olarak bilinen Korkut Camii karşıladı beni. M.S. 2’nci yüzyılda tapınak olarak yapılan, 400 yıl sonra Romalılar tarafından kiliseye çevrilen eser, Selçuklular zamanında camiye, Antalya’nın 13’üncü yüzyılın ikinci yarısında Kıbrıs Kralı Peter’in eline geçmesiyle tekrar kiliseye, son olarak 1470 yılında Osmanlı Padişahı 2. Beyazıt’ın oğlu Şehzade Korkut tarafından camiye dönüştürülmüştü. Minaresinin külahsız olmasından dolayı Kesik Minare ismini alan Korkut Camii 1846 yılında geçirdiği yangından sonra ibadete kapatılmıştı.

For one week, the idea of writing about historical Kaleiçi, every corner of whose streets I have been visiting for two years, has made me have butterflies in my stomach. The question of “Can a person be neutral against a thing that he loves?” has stuck in my mind. I have wondered where I should start to tell: either from the silence of the streets giving people calmness, or the smell of flowers mingled together, or the possibility of such a place’s existing in any geography of the world in spite of everything. Although the life in Kaleiçi has been said to have started before Christ, the oldest works

As I moved along Hesapçı Street, I began to feel the effect of the Ottoman architecture. Many houses had been restorated to continue to live, and still others had been waiting to breathe again. As I came until the middle of the street, the Korkut Mosque, which is known as Kesik(Broken) Minaret now being renovated by the Ministry of Culture and Tourism met me in the area which can be partially regarded as a square in which civilizations have been mingled with one another,. The monument, which was constructed as a temple in the 2nd century A.D., and which was converted to a church 400 years later by the Romans, was converted to a mosque in Seljuks period, to a church again after Antalya was captured by Peter, the King of Cyprus in the second ANTALYA 77

Ağustos - Eylül / August - September 2010


After I left Kesik Minaret

In the very middle of the street, a bougainvillea tree, surrounding a house that was not restorated yet, caught my attention with its colorful flowers. It covered the house as if keeping it from collapsing and it turned all the obsoleteness to a sad beauty. This season was the time for bougainvilleas in Kaleiçi. While orange blossoms covered all of the

behind, Ahmet Karaağaç, an artist of meerschaum, drew my attention. Having concentrated all his energy on the stone in his palm, he was trying to shape it with the cutting tool in his hand. He said he had been doing that job for 25 years and he added “I am from Eskişehir. I grew up in this mine. Our job is to bring it into being. I am making pipes for touristic purposes these days. Mostly Germans buy these”. I left Master Ahmet’s white hands with a smile on my face. The weather was about to get a little cooler. I sat at a cafe overlooking the marina and began to watch around. Daytrip boats began to come to the port. Now cleanup for moonlight trip began in the boats leaving their customers. After I finished my tea, I began to go up through Uzun Çarşı Street. My target was Yivli Minare Mosque, the symbol of Antalya.

streets in winter, jasmines covered all of the streets in spring. When I desisted my thoughts from the smell of bougainvilleas, I found myself in Yivli Minare. After three and a half years of restoration, 800 year old place of worship was opened to visit again. It was written on the entrance of Yivli Minare, which is one of the most important works of Seljuk architecture, that it was converted from a church to a mosque. The water ways having been found at the base of the mosque in recent works were opened to be exhibited to visitors. It was gradually growing dusk in the historical place in which there were about three thousand houses. Because I started the day late, I could not visit Alaadin Keykubat Medrese, converted to a museum, and Suna İnan Kıraç Museum. I felt hungry at the first lights of the night that

half of the 13th century, and finally to a mosque in 1470 by Sehzade Korkut, the son of Ottoman padisah Beyazid II. Korkut Mosque, which took the name of Kesik Minaret because its minaret did not have a cone shape, was closed to worship after it was destroyed in a fire in 1846.

Kesik Minare’yi arkamda bıraktıktan sonra lületaşı ustası Ahmet Karaağaç çekti dikkatimi. Tüm enerjisini avucunun içinde tuttuğu madene vermiş ve elindeki kesme aletiyle ona şekil veriyordu. 25 yıldır bu işi yaptığını söyledi ve ekledi Ahmet Usta: “Eskişehirliyim ben. Bu madenin içinde büyüdüm. İşimiz ona vücut kazandırmak. Şimdilerde turistik amaçlı pipolar yapıyorum. En çok da Almanlar alıyor.” Gülümseyerek ay78

ANTALYA

rıldım Ahmet Usta’nın beyaz ellerinin yanından. Hava biraz olsun serinlemeye başlamıştı. Yat Limanı’na hakim bir kafeteryaya oturup limanı seyretmeye koyuldum. Günübirlik tekneciler limana gelmeye başlamıştı. Müşterilerini bırakan teknelerde mehtap turu temizliği başlamıştı şimdi de. Çayımı bitirdikten sonra Uzun Çarşı Sokak’tan başladım tırmanmaya. Hedefimde Antalya’nın simgesi olan Yivli Minare Camii vardı.

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Sokağın tam ortasında restore edilmemiş bir evi saran begonvil ağacı dikkatimi çekti rengarenk çiçeğiyle. Adeta yıkılmasın diye sarılmıştı eve, tüm eskimişliği hüzünlü bir güzelliğe çevirmişti. Bu mevsim begonvillerin zamanıydı Kaleiçi’nde. Kışın portakal çiçekleri, ilkbaharda ise yaseminler kaplardı tüm sokakları. Begonvil kokusundan düşüncelerimi sıyırdığımda Yivli Minare’de buldum kendimi. Üç buçuk yıllık restorasyonun ardından tekrar ziyarete açılmıştı 800 yıllık ibadethane. Selçuklu mimarisinin en önemli eserlerinden biri durumdaki Yivli Minare’nin kiliseden camiye dönüştürüldüğü yazıyordu kapısının girişinde. Yapılan son çalışmalarda cami tabanında bulunan suyolları ziyaretçilere sergilenmek üzere açılmıştı. Yaklaşık üç bin evin bulunduğu tarihi mekanda gün yavaş yavaş kararmaya yüz tutmuştu. Güne geç başlamamdan dolayı müzeye dönüştürülen Alaadin Keykubat Medresesi ve Suna İnan Kıraç Müzesi’ne uğrayamadım. Karnımın acıktığını hissettim sokak lambalarının tiyatro sahnesine dönüştürdüğü akşamın ilk ışıklarında. Kaleiçi’nde hemen her sokak arasında birbirinden farklı mönüleriyle birçok restoran içinden seçim yapmakta zorlanırken, alışkanlıktan olsa gerek deniz kıyısında da olsam kırmızı et ağırlıklı bir yemek yedim afiyetle. Restorandan çıktığımda sokaktaki insan profilinin değiştiğini fark ettim. Gün boyu daha çok orta yaş üstü ve çocuklu aileler mahallede gezerken, eğlencenin başlayacağı saatlerde gençler doldurmuştu Kaleiçi’ni. Kalabalığı yararak amaçsız bir şekilde yürümeye başladım sokaklarda. Ne yöne gittiğimi

bilmeden sadece yürüyordum. Ansızın tanıdık bir ses kendime getirmişti beni. Hollandalı dostum Hanny’nin gülümseyişi gözlerime yansıdı ve buyur etti beni işlettiği pansiyonunun bahçesine. Beş yıldır Kaleiçi’nde pansiANTALYA 79

Ağustos - Eylül / August - September 2010


yon işlettiğini daha önceden öğrenmiştim. Bu akşam “Neden Kaleiçi?” diye sordum ve başlattı anlatmaya:

Gün boyu daha çok orta yaş üstü ve çocuklu aileler mahallede gezerken, eğlencenin başlayacağı saatlerde gençler doldurmuştu Kaleiçi’ni. While mostly middle aged families and families with children were walking around the neighborhood during the day, young people flocked together to Kaleiçi at the hours when entertainment would start.

“15 yıl önce Alanya’ya tatile gelmiştim. Tatilimin bitimine birkaç gün kala bir binada asılı bir afiş gördüm Türkçe bilmememe rağmen kiralık ya da satılık olacağını hissettim o evin. Daha sonra sahibini buldum ve konuştuk kiralıkmış… Hiç düşünmeden kiraladım ve evin altındaki dükkanı da restorana çevirip başladım Alanya’da yaşamaya. 10 yıl sonra memleketimi özleyince geri dönme kararı aldım. Bundan beş yıl önce sabahın 06.00’sında kalkacak olan uçağım 12 saat rötar yapınca hiç görmediğim ama duyduğum Kaleiçi’ni gezmeye karar verdim. Sabah saat 08.00 sıralarında Kaleiçi’ne girdiğimde hiç yabancılık çekmedim. Buranın birden kendi evimmiş gibi hissettim. Öğlene kadar gezdikten sonra yemek yemek için bir pansiyonun restoranına oturdum. İşletmecilerle hemen kaynaştık. Bana pansiyonlarını kiralamayı düşündüklerini söylemişlerdi. Sabahın erken sa80

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

the street lamps converted into a stage. I had difficulty in choosing among many restaurants in almost every street in Kaleiçi with their menus that were different from one another. Although I was at sea side, I had a meal which mainly consisted of red meat with hearty appetite I guess it is my habit. When I went out of the restaurant, I noticed that people profile on the street had changed. While mostly middle aged families and families with children were walking around the neighborhood during the day, young people flocked together to Kaleiçi at the hours when entertainment would start. I wandered aimlessly in the streets by elbowing my way across the crowd. I was just walking without knowing which way to go. Suddenly a familiar voice brought me back to myself. My Dutch friend Hanny’s smile was reflected in my eyes and she invited me to the garden of the hostel that she managed. I had previously learnt that she has managed a hostel in Kaleiçi for five years. That


night I asked “Why Kaleiçi?” and she began to explain: “15 years ago I came to Alanya for a holiday. A few days before the end of my holiday, I saw a notice on a building. Although I did not know Turkish, I felt that the house would be either for rent or for sale. Then I found its owner. We had a talk and I learnt that it was for rent…

Hanny Van Klingeren

atinden beri gezdiğim Kaleiçi beni çok etkilemişti. Ansızın kendimi pazarlık ederken buldum ve o gün Hollanda’ya dönmedim.” Pişman mısın diye sordum ve bir müddet yıldızlara bakan 60 yaşındaki Hanny Van Klingeren, “Pişman değilim” dedi. Portakal ağaçlarıyla kaplı bir bahçede bulunan masala-

rın birine kuruldum ve başladım düşünmeye. Onca medeniyete ev sahipliği yapmış mekan bugünlerde yeniden hayat bulmaya çalışıyordu. Bir dönem kaderine terk edilmiş Kaleiçi yalnızlığından kurtulmuş onu sahiplenenlere güzelliklerini tekrar göstermeye başlamıştı. Tıpkı bir kadına benziyordu Kaleiçi. İlgisiz kaldığından, güzelliklerini sevdiğine göstermeyen bir güzele…

Without hesitation, I rented the house and converted the shop on the ground floor into a restaurant and I began to live in Alanya. When I missed my hometown 10 years later, I decided to turn back. When my plane at 06.00 in the morning was delayed for 12 hours 5 years ago, I decided to walk around Kaleiçi, which I had never seen but had heard of it. When I entered Kaleiçi at 08.00 in the morning, I did not feel like a stranger. I felt like I was at home. After I walked around until the noon, I sat at the restaurant of a hostel. I imme-

diately socialized with the managers. They said that they were thinking about renting their hostel. I was very impressed with Kaleiçi, which I had been walking around since very early hours of the morning. Suddenly I found myself bargaining and I did not turn back to the Netherlands that day. I asked if she were regretful. After looking at the stars for a while, 60 years old Hanny Van Klingeren said “I am not regretful” I sat at one of the tables in a garden covered with orange trees and I began to think. The place which has hosted so many civilizations is trying to find a new life these days. Kaleiçi, which was once abandoned to its fate, has now gotten rid of its loneliness and has begun to show its beauties again to the ones who embraced it. Kaleiçi just looked like a woman. Like a woman who does not show her beauties to her beloved since she was not paid attention…

ANTALYA 81

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Yaylalar / Plateaus

Indispensable for Nomads:

Söbüce Plateau

While old traditions are being forgotten one by one in Antalya, a city chosen by Nomads later on but where the majority of their well-established history passed, Söbüce Plateau continues to be indispensable.

Yörüklerin vazgeçilmezi:

Söbüce Yaylası Köklü bir kültürü olan Yörüklerin hemen hemen en geç toprağa yerleştiği ve en yoğun yaşadıkları il olan Antalya’da, eski gelenekler yavaş yavaş terk edilse de Söbüce Yaylası hala vazgeçilmezliğini koruyor.

82

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Söbüce, Yeşilyayla’nın kuzeybatısında (25 km), Korkuteli’nin (53 km) en çok bilinen yaylalarından biridir. Antalya’ya 90 km uzaklıktaki yayla, Boz Musa Dağı üzerindedir. Yayla 2 bin 100 metre yükseklikte 4 bin dönümlük düzlük arazide kurulmuştur. Yükseltinin etkisiyle çok yıllık bitkiler, yerini alp çayırlarının yer aldığı otsu formasyona bırakır. Söbüce Yaylası Yörüklerce, Toroslar üzerinde yer alan Anamas Yaylası’ndan sonra en çok istenen, aranan yayladır. Yaylaya; Güzeloba, Döşemealtı ve Varsak’ta yaşayan Yeniosmanlı, Karakoyun-

ve kıl çadırların da varlığı dikkat çekmektedir. Yaylada şu anda 80 tane betonarme ev vardır. Yaylacılardan edinilen bilgiye göre daha önceden 23 tane baraka adı verilen tahtadan yapılmış evin olduğu, betonarme evlerin büyük çoğunluğunun ise 2000 yılından sonra son 3-5 yıl içersinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Halen yapılaşma büyük bir süratle devam etmektedir. Çadırlarla betonarme evler iç içedir. Kamuya ait bir caminin bulunduğu Söbüce’de, 20 tane beyaz çadır, 7 tane kara çadır olmak üzere toplam 27

Located northwest of Yeşilyayla (25 km), Söbüce is one of the best-known plateaus of Korkuteli (53 km). The plateau 90-kilometres from Antalya is on Mount Boz Musa. At a 2100-metres height, the plateau covers 4000 decares of land. Due to its high altitude, welwitschia formed of alp pastures replaces perennials. Söbüce Plateau is the most wanted and sought summer ground by Nomads, after the Anamas Plateau on the Taurus. Yeniosmanlı, Karakoyunlu, Honamlı tribes living in Güzeloba, Döşemealtı, and Varsak trek up to the plateau. Yeniosmanlı Nomads from Başköy (Döşemealtı) form the majority of the population at Söbüce Plateau. One of the most important characteristics of Söbüce Plateau is that every piece of land owned has a title deed. The dates on the title deeds are 1896, 1898, and 1900 (Muslim calendar: 1312,

1314, and 1316). There are 98 title deeds for 20 decares per person. People from Başköy constitute the majority of the deed holders. However, it has yet to become cadastral. The plastic and hair tents alongside the standard properties also draw a lot of attention. At present, there are 80 concrete houses at the plateau. According to the people residing at the plateau, the majority of the concrete houses were built after 2000, within 3 to 5 years, whereas, previously there were only 23 timber houses, known as “Baraka” (“hut”). Structuring is still a process ongoing rapidly. The concrete houses and tents are intertwined. There are 27 tents, of which 20 are white, and 7 are black, at Söbüce, where there is a public mosque. Söbüce Plateau, which has no electricity or phones, is seasonal. During the winter season, nobody stays at the plateau, occupied

Derme çatma taş duvar ile kurulan basit bir kıl çadır A simple hair tent built with a flimsy stonewall

lu, Honamlı aşiretleri çıkmaktadır. Söbüce Yaylası’ndaki nüfusun çoğunluğunu Başköy’den (Döşemealtı) Yeni Osmanlı Yörükleri oluşturmaktadır. Söbüce Yaylası’nın önemli özelliklerinden biri de topraklarının her aileye tapulu olmasıdır. Bu tapular ise 1896, 1898 ve 1900 (Hicri 1312, 1314 ve 1316) tarihilidir. Her bir kişiye 20’şer dönüm olarak 98 adet tapu kesilmiştir. Tapu sahiplerinin çoğunluğunu Başköylüler oluşturmaktadır. Fakat henüz kadastro geçmemiştir. Yaylada sabit meskenlerin yanı sıra plastik ANTALYA 83

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Plastik çadır / Plastic tent

tane çadır vardır. Elektrik ve telefonun olmadığı Söbüce Yaylası, mevsimlik kullanılmaktadır. Yaz aylarında yaklaşık 4 bin kişinin yaşadığı yaylada, kış mevsiminde kimse kalmamaktadır. Kış döneminde yaylacıların yanlarında götürmedikleri eşyalar ise Yeşilyayla Kasabası Belen Mahallesi’nden bir bekçi tarafından korunmaktadır. Bu bekçi aynı zamanda yaz döneminde yaylada çobanlık yapmaktadır. Söbüce’de, hayvancılık son yıllarda oldukça azalmış durumdadır. Daha çok küçükbaş hayvan (özellikle koyun) beslenmektedir. Büyükbaş hayvanlar yaylada barınak olmadığı için kışlakta bırakılmaktadır. Küçükbaş hayvanlar sütlerinden ziyade daha çok kesim amacıyla beslenmektedir. Yaklaşık 400 dönümlük mera alanından kışlık ot biçilmekte, bunlar balyalar halinde hazırlanarak kamyon ve traktörlerle kışlaklara götürülmektedir. Ayrıca yaylada arpa ve buğday ekimi de yapılmaktadır. Köklü bir kültürü olan Yörük84

ANTALYA

lerin hemen hemen en geç toprağa yerleştiği ve en yoğun yaşadıkları il Antalya’dır. Oysa günümüzde yoğun olarak yaşanılan bu yerlerde bu kültürün izlerine rastlamak nerdeyse mümkün değildir. Artık geleneksel yaylaya çıkma alışkanlığının yanı sıra sadece dinlenmek ve sağlıklı bir ortamda bulunmak amacıyla yaylaya çıkanların sayısı da artmaktadır. Hatta Söbüce’deki yaylacılar, elektrik olması durumunda sürekli burada kalacaklarını belirterek yaylanın köy statüsü kazanmasını talep etmektedirler. Söbüce Yaylası, Antalya’da geleneksel Yörük şenliklerinin düzenlendiği önemli yaylalardan birisidir. Her yıl ağustos ayının son haftasında yapılagelen (son dört yıldır yapılmıyor) Söbüce Yaylası Şenlikleri yayladaki en önemli sosyal organizasyonlardandır. Bu tür organizasyonların devamı yayla ve yaylacılık kültürünün tanıtılması ile birlikte büyük bir hareketliliğe neden olmaktadır. Bu durum yayla ekonomisini canlandırarak yaylacılığa katkı sağlaması bakımından önem taşımaktadır.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

by 4000 people during the summer months. A guard at the Belen Neighbourhood in the town of Yeşilyayla protects the furniture left behind by the residents. During the summer, the same guard is a shepherd. In recent years, animal husbandry has decreased immensely in Söbüce. The emphasis is mainly on small cattle (especially sheep). As there is no shelter for cattle at the plateau, they are left at the winter quarters. Small cattle are breed for slaughtering as opposed to milk production. Winter grass is mowed on the near 400-decare meadow, which are then prepared as bales and taken to the winter quarters with tractors and trucks. Additionally, barley and wheat are also grown on the plateau. The city where the majority of Nomads decided to settle very later on, with their well-established culture, is Antalya. However, it is nearly impossible to see traces of this culture nowadays. As well

as trekking up to the plateaus traditionally, the number of people visiting to relax and experience a healthy environment is also increasing. In fact, residents in Söbüce state that in the event that the plateau has electricity, they will live there all year round, and are requesting that it be given the village status. Söbüce Plateau is one of the most plateaus where traditional Nomad festivals take place in Antalya. The most important social event that takes place at the plateau is the annual Söbüce Plateau Festival, held in the last week of August (not hold for the last four years). As well as presenting plateau and transhumance culture, the continuation of such events liven the area up. Under such circumstances, it carries great importance in terms of contributing to the economy of the plateau and transhumance. Yrd. Doç. CEMALİ SARI

Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Beşeri ve İktisadi Coğrafya Uzmanı

Assistant Professor CEMALI SARI

Lecturer at Akdeniz University, Department of Education Human And Economic Geography Specialist


ANTALYA 85

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Mimari / Architecture

HAMİT SEÇİL

To be the first “Culture Village” of Turkey Having been cited in the literature as one of the seven characteristic architectures in Anatolia, the mountain culture that dates back to 4 thousand 500 years in the region shall be vivified by the project that has been prepared for Ürünlü Village in İbradı district.

Ürünlü

Türkiye’nin ilk ‘Kültür Köyü’ olacak Anadolu’daki yedi özgün mimariden birisi olarak literatüre geçmiş olan İbradı’ya bağlı Ürünlü Köyü için hazırlanan projeyle bölgedeki 4 bin 500 yıllık dağ kültürü de canlandırılacak.

86

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Toroslar’da 4500 yıllık geçmişe sahip olduğu saptanan İbradı’ya bağlı Ürünlü Köyü, Türkiye’nin ilk “Kültür Köyü” projesiyle ayağa kaldırılmayı bekliyor. Bugüne kadar üzerine iki doktora ve üç master çalışmasının yapıldığı köy, Anadolu’daki yedi özgün mimariden birisi olarak literatüre geçmiş durumda. Köyde iki yıldır yürütülen ancak maddi imkansızlıklardan dolayı hayata geçirilemeyen Kültür Köyü Projesi, çeşitli üniversitelerden bir araya gelen akademisyenlerin oluşturduğu bilim kurulu tarafından başlatılmış. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Çetin Göksu projeyle amaçlarının kültür köyünün ilk örneğini deniz seviyesinden 800 metre yüksekliğindeki Ürünlü Köyü’nden başlatarak, Türkiye genelindeki bin köyü kurtarmak olduğunu söylüyor. Göksu, gerekli maddi desteğin sağlandığı taktirde Ürünlü Köyü’nün iki yılda ayağa kalkıp, alternatif bir turizm köyüne dönüşeceğini savunuyor.

türünün bu derece zengin olduğunun kimse farkında değil. Biz bunları göz ardı ettik. Üniversiteler araştırmadı bile. Devlet ilgilenmedi. Herkesi şehirleştirmek istediler ve orada büyük sorunlar ortaya çıktı. Şehir kültürü bitti artık. Köy kültürü de bitmek üzere. Köy kültürümüzün zengin olmasını geleceğin şekillenmesindeki en önemli kaynak olarak kullanabiliriz. Bu köylerin bizim tarafımızdan araştırılması ve dünyadaki gelişmeler doğrultusunda değerlendirilmesi gerekiyor.”

Having been determined to have a history of 4500 years in Taurus Mountains, Ürünlü Village of İbradı District is waiting to be vivified with the first “Culture Village” project of Turkey. This particular village has been cited in the literature as one of the seven characteristic architectures in Anatolia with two doctoral and three postgraduate studies about it. The Culture Village project that has been conducted in the village for the last two

Bundan iki yıl önce köylülerin isteği doğrultusunda bölgeye geldiklerini ve köy meydanında yapılan toplantıda Ürünlü Köyü sakinlerinin istekleri ve kendi merakı doğrultusunda kolları sıvadıklarını söyleyen Göksu, projenin hayata geçirilmesi durumunda Antalya’ya başka dünyaların kapılarını açacaklarını vurguladı ve “Kültür Köyü” projesinin ne demek olduğunu şöyle anlattı: “Anadolu’da yaklaşık 10 bin yıldır mimaride, şehircilikte, yapı tekniklerinde, besicilikte ve doğal tedavi sistemlerinde inanılmaz bir kültür birikimi var. Dünyanın en zengin ve çeşitli öğeleri Anadolu köylerinde saklı. Anadolu köy kül-

Turizm politikasıyla uyumlu bir proje Kültür Köyü Projesi’nin turizm açısından ele alınarak, değerlendirilmesi ve köye bir zenginlik olarak dönmesi gerektiğinin altını çizen Doç. Çetin

years however that couldn’t be actualized yet because of financial impossibilities was started by a committee of science that is formed by academicians coming from various universities. Middle East Technical University

Architecture Faculty Academician Ass. Prof. Çetin Göksu says that their aim is to start the first example of culture village from Ürünlü Village at 800 meters and to save a thousand villages throughout Turkey thanks to the project. Göksu asserts that Ürünlü Village can be vivified in two years and turned into an alternative tourism village in the event that necessary monetary support is ensured. Stating that they started working in the direction of the requests of the residents of the village and their own interests as a result of the meeting that was held at the square of the village upon the request of the villages two years ago, Göksu emphasized that they would open the gates of very different worlds to Antalya in the event that the project is actualized and explained the meaning of “Culture Village” project as follows: “There is an unbelievable cultural accumulation in architecture, city planning, structure techniques, stock farming and natural treatment systems for approximately10 thousand years in Anatolia. The richest and the most variant elements of the world are hidden in Anatolian villages. No one is aware of the fact that Anatolian village culture is so rich. We have ignored these values. Universities didn’t research them at all. Governments were also indifferent. They wanted to urbanize everyone and certain problems appeared at that point. City culture is over now. And village culture is about come to an end. We can use the richness of our village culture as the most important source in the shaping of future. These villages should be researched by us and utilized in the direcANTALYA 87

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Doç. Çetin Göksu

Göksu, Ürünlü Köyü’nde böyle bir potansiyel gördüklerini ve Ankara’da oluşturdukları bilim kuruluyla bu potansiyeli değerlendirmeye karar verdiklerini söyledi. Ürünlü’nün kültür köyü olmasına köyde yaşayanlarca beraber karar verdiklerini aktaran Göksu, şu şekilde devam etti: “Bu fikir Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da dikkatine çekti ve bizimle protokol yapmayı önerdi. Bakanlık ‘Türkiye’nin ilk kültür köyü projesini başlatalım’ dedi. Düşünülen yardımlar gerçekleşmedi ancak bu fikir tuttu. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2023 yılı hedefleri arasına girdi. Buradaki amacımız da bu kültürün bir örneğini yapmak ve diğer köylere örnek olmak. Türkiye genelindeki bin köyü kurtarmayı hedefliyoruz. Burası iyi bir başlangıç olacak. Bu Türkiye’nin turizm politika88

ANTALYA

they have founded in Ankara. Stating that they took the decision of Ürünlü’s becoming a culture village together with the villagers, Göksu continued as follows:

larıyla uyumlu bir proje. Deniz, güneş ve kum turizmi artık belli bir doyum noktasına geldi ve hatta çökmeye de başladı. Bunu aşabilmek için dünyadaki gelişmelere paralel olarak Türkiye’de de doğa ve kültür turizmini başlatmak istiyoruz. Bu proje içerisinde eko köyler, yayla turizmi, tarım turizmi ve birçok turizm çeşitliliğini bünyesinde barındırıyor. Bu projenin en stratejik noktası ise kültür köyünü orada yaşayanlarla hayata geçirmekten geçiyor.”

Ağustos - Eylül / August - September 2010

tion of the developments in the world.

A project in harmony with tourism policy Emphasizing the fact that Culture Village project should be evaluated in respect of tourism and should come back to the village as a richness, Ass. Prof. Çetin Göksu stated that they see such a potential in Ürünlü Village and they decided to use this potential with the science committee that

“This idea attracted the attention of the Ministry of Culture and Tourism as well and they suggested to sign a protocol with us. Ministry offered that “Let’s start the first culture village project of Turkey”. The supports that had been foreseen didn’t take place however this was a good idea. It was listed among 2023 targets of the Ministry of Culture and Tourism. Our objective is to build a sample of this culture and become an example for other villages. We are aiming to save a thousand villages all around Turkey. This is going to be a good starting point. This complies with the tourism policies of Turkey.


Sea, sun and sand tourism has reached a certain saturation point and it even started to collapse. We would like to start nature and culture tourism in Turkey in parallel with the developments in the world in order to overcome this. There will be eco-villages, highland tourism, agricultural tourism and many tourism varieties within this project. The most strategic point of this project is to make sure that this culture village is realized together with the residents of the village.”

Buttoned houses are naturally air-conditioned Stating that they have found very important cultural elements in Ürünlü Village in the first preliminary studies, Göksu said that the architectural technique used in Ürünlü houses is the most important example of solar architecture culture. Stating that the most important technical feature of Ürünlü Village houses that are also called “Buttoned Houses” is the thermosiphonic effect, Göksu went on as follows:

Düğmeli evler doğal klimalı Yapılan ilk ön araştırmalarda Ürünlü Köyü’nde önemli kültürel öğeleri saptadıklarını söyleyen Göksu, Ürünlü evlerinde kullanılan mimari tekniğin güneş mimarisi kültürünün en önemli örneği olduğunu dile getirdi. “Düğmeli Evler” olarak adlandırılan Ürünlü Köyü evlerinin en büyük teknik özeliğinin termosifonik etki göstermesi olarak belirten Göksu, durumu şu şekilde açıkladı: “Çeşitli üniversitelerin yaptığı araştırmalarda 5 - 8 oda arasında değişen evlerin harç kullanılmadan sadece taşları örerek yapıldığı saptandı. Bu evlerin yazın serin, kışın ise sıcak olduğunu görüyoruz. Bu evlerde kullanılan ikili duvar sistemi bu etkiyi yaratıyor. Bu iki duvar arasında bulunan dışı sıvasız, iç yüzü ise sıvalı olan moloz yığını havayı mevsimine göre ısıtıyor ya da soğutuyor. Bu evler bugün bildiğimiz ekoloji standartlarının doğal olarak gelişmiş evleri. Bunların dünyada benzeri yoktur. Bu duvarların boş-

Evlerin yazın serin, kışın ise sıcak olduğunu görüyoruz. Bu evlerde kullanılan ikili duvar sistemi bu etkiyi yaratıyor. We see that these houses are cool in summer and warm in winter. The twin wall system in these houses creates this effect.

“In the studies that were conducted by various universities, it was determined that the houses with 5 – 8 rooms were built only by putting up the stones without using mortar. We see that these houses are cool in summer and warm in winter. The twin wall system in these houses creates this effect. The rubble pile whose interior side is without plaster and outer side is with plaster between these two walls cools or heats the air according to the season. These houses are the naturally developed houses of the ecology standards that are known to us today. There is no other technique like this ANTALYA 89

Ağustos - Eylül / August - September 2010


luklarından yaz aylarında rüzgar girer ve evin duvarı boyunca ısınarak yukarı çıkar ve evin içinin serin olmasını sağlar. Kışın ise ısınan dış duvar, gün boyunca sıcaklığını iç duvara verir. Gece olup dışarısı soğuduğunda iç duvarlar ısıtır. Bu mimarı İbradı ve Akseki yöresinin özgün mimarisi ve Anadolu’daki yedi özgün mimariden birisi olup, düğmeli evler sistemi olarak adlandırılır. Bugün dünyada güneş mimarisinde yapılmaya çalışılan birçok bilgiyi insanlar burada yıllar önce üretmişler. Güneş enerjili mimarinin gelişmesi için bulunmaz bir kaynak bu köy. Fakat biz bu araştırmalara tam olarak başlayamadık.”

Kleopatra’nın gemileri burada yapıldı Ürünlü Köyü’nün küçük bir bölgesinde yapılan bilimsel çalışmalarda yöreye özgü 70 farklı endemik türün bulunduğuna dikkat çeken Göksu, bölgenin 200 metreden bin 700 metre kota kadar bitki çeşitliliğine sahip olduğunu belirtti. Türkiye’nin en büyük 90

ANTALYA

sedir ormanlarının köy sınırları içerisinde olduğunu söyleyen Göksu, Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın gemilerinin bu bölge ağaçlarından yapıldığını belirtti. Bölgede büyük bir keçi kültürünün bulunduğunu ve bunun tekrar canlandırılması gerektiğini, keçinin eti ve sütünün yanı sıra, kılından yapılan yatakların romatizmal hastalıklara iyi geldiğinin köy kültürünce kabul gördüğünü söyleyen Göksu, bölgenin Doğal Yaşamı Koruma Bölgesi ilan edildiğini kaydetti.

Antalya’nın dağlarını canlandırmalıyız Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Akdeniz Üniversitesi’nin bugüne kadar Ürünlü Köyü’nde çeşitli bilimsel araştırmalar yürüttüğünü söyleyen Doç. Göksu, köydeki kültürel canlanmanın nasıl sağlanacağını şu şekilde anlattı: “Akademik olarak altyapı çalışmaları başladı ancak daha da yapılması gerekiyor. An-

Ağustos - Eylül / August - September 2010

in the world. Wind passes through the spaces between these walls in summer and ascends through the walls and makes the interior of the house cooler. In winter, on the other hand, the outer walls that heat up give its heat to the inner wall during the day. When it is night and it gets cold, the inner walls warm up. This architecture is the characteristic architecture of İbradı and Akseki region and one of the seven characteristic architectures of Anatolia and called as “buttoned houses system”. Most of the information that is tried to be implemented in solar architecture all around the world today had been produced here many years ago. This village is a rare source for the development of solar energy architecture. However, we couldn’t start these researches exactly.”

Ships of Cleopatra were built here Pointing out to the fact that there are 70 different endemic species that are peculiar to the region in certain scientific

studies that were conducted in a small portion of Ürünlü Village, Göksu stated that the region features plant diversity from 200 meter altitude up to 1.700 meters. Stating that the largest population of cedar trees of Turkey is located within the borders of this village, Göksu said that the ships of the Egyptian Queen Cleopatra were built out of these trees. Stating that there is a great goat culture and this should be activated again and that it is accepted by the village culture that the beds made out of the hair of goat is very good and healing for rheumatism in addition to its meat and milk, Göksu stated that the region has been announced to be a Natural Life Protection Site.

We should vivify mountains of Antalya Reminding that Middle East Technical University, Ankara University, Mimar Sinan University, Yıldız Teknik University and Akdeniz University have conducted various scientific studies in Ürünlü Village up to now, Asst. Dr Göksu explained how the cultural refreshment in the village shall be achieved as follows: “Academically, infrastructure studies have started however we need more. However, production hasn’t started since the infrastructure that shall bring income to the villages hasn’t been established yet. An R&D center should be set up in the village so that income can be ensured and that the academicians can conduct their doctoral and postgraduate studies. This shall also be a special area for academicians that conduct researches in 80 universities in Turkey. The other subject is tourism organizations. A new


cak köylüye gelir getirecek altyapı oluşturulmadığı için üretim başlamadı. Gelecek olan akademisyenlerin doktora ve master çalışmalarını yapabilmesi ve köye gelir sağlaması için bir Ar-Ge Merkezi’nin köyde oluşturulması gerekiyor. Bu aynı zamanda Türkiye’deki 80 üniversitede araştırma yapan akademisyenlere özel bir alan olacak. Diğer konu ise turizm organizasyonları. Bu kültüre dayalı misafirlik projesi kapsamında yeni bir model geliştirilecek. Köylülerin kendi bildiği modelden yararlanarak bir sistem oluşturularak, köylü turizmle tanıştırılacak. Çevre düzenlenmesi eski orijinal sitemine tekrar dönüşmesi gerekiyor. Sokaklar eskiden olduğu gibi taşla döşenecek ve üstünün üzüm asmalarıyla kapanması sağlanacak. Yöredeki üzümcülük sayesin-

de şarap üretimine geçilmesi planlanacak. Bu sadece bir proje. Burada keşfedilmeyi bekleyen yüzlerce iş var. Köyde bulunan toplam 160 evin yüzde 80’i orijinale yakın durumda. Bu evlerin yeniden hayat bulması için buraya özgü ‘Kültür Köyü Statüsü’nün çıkartılması gerekiyor. Dünyanın en önemli ikinci mağarası olan Altın Beşik, köyün sınırları içerisinde… Köyü eski görünümüne kavuşturmamız için devlet ya da özel sektör tarafından desteklenmeye ihtiyacımız var. Desteği sağladığımız takdirde köyü iki yılda ayağa kaldırırız. Bunları yapabilirsek bir anda Antalya’ya başka dünyaların kapılarını açacağız. Antalya’nın dağ kültürünü canlandırmalıyız. Burası bir model olabilir.”

model shall be developed within the scope of visiting project based on this culture. A system shall be established based on the model that is known to villagers and they shall be introduced to tourism. The environmental arrangement should be returned to the previous original system. Streets shall be furnished with stones as in the past and they shall be covered with grapevines. It is planned to start vine production thanks to the grapery in the region. This is only a project. There are hundreds of things waiting to be discovered. 80% of totally 160 houses in the village are very close to their original archi-

tecture. The “Culture Village Status” that is peculiar to this village should be determined so that these houses can be revitalized again. Altın Beşik cave, which is the second most important cave of the world, is located within the borders of this village… We need to be supported by public or private sector in order to regain the previous appearance of the village. We can revive the village in two years if we can get the necessary support. We can open the gates of different worlds to Antalya if we can achieve this project. We should vivify mountain culture of Antalya. This could be a model.” ANTALYA 91

Ağustos - Eylül / August - September 2010


İnanç Turizmi / Belief Tourism

SantaClaus from Demre! Demre, which has never witnessed snow fall in its history, has become an important destination in belief tourism for being the hometown of Santa Claus (Saint Nicholas) who is identified by people of all ages with his sleigh pulled by reindeers.

Demreli

Noel Baba! Büyük küçük herkesin aklında, geyiklerin çektiği kar kızağıyla birlikte canlanan Noel Baba (Aziz Nikolas), aslında hiç kar görmeyen memleketi Demre’yi inanç turizminde önemli bir yere getirdi.

92

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


M.S. 3. yüzyılın ikinci yarısında Patara’da doğup Myra’da piskoposluk yapmış olan Aziz Nikolas’ın saygın dini kişiliği öldükten sonra aziz mertebesine ulaşmasını sağlamış, başta eski Rusya Çarlığı olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinin en popüler azizi olmuştur. Almanya’nın Freiburg, İtalya’nın Bari ve Napoli kentleri ile tüm Sicilya adasında özel saygı duyulan Aziz Nikolas, Hollanda ve İngiliz dillerinde Santa Klaus olarak tanınmış, bunlar sayesinde Amerika’da da sevilerek New York’u koruyan azizlerden biri sayılmıştır. Avrupa’nın kuzey ülkelerinde çocukların koruyucusu ve sevindiricisi Noel Baba geleneği Aziz Nikolas inancıyla bütünleştirilerek yarı dini ve çok popüler efsane-

vi bir tipin yaratılmasına sebep olmuştur. Bu tipin kökünün kuzey ülkelerinin çok eski inançlarından alındığı, Noel Baba’nın geyikler tarafından çekilen bir kızakla dolaşmasından anlaşılır. Hâlbuki gerçek Myralı Aziz Nikolas’ın yaşadığı yerler hiç kar görmeyen Akdeniz kıyılarıdır. Onun zor durumda olan çocukları koruyucu kişiliği, Noel ge

St. Nicholas was born in Patara in the second half of the 3rd century A.D. and became the bishop of Myra. He was canonized after his death due to his esteemed religious personality and became the most popular saint in many European countries, particularly in the former Tsarist Russia. St. Nicholas received excep-

tional respect especially in Freiburg in Germany, cities of Bari and Napoli in Italy and on the entire island of Sicilia, and he was known as Santa Claus in Dutch and English languages; thus, he was cherished also in the United States of America, becoming one of the saints guarding the city of New York. The tradition of Santa Claus as the much valued guardian of children in the northern European countries was integrated into the belief of Saint Nicholas and led to the creation of a semi religious and popular legendary character. Due to the image of Santa Claus in his sleigh pulled by reindeers, the origin of this personality is assumed to derive from the old beliefs of northern countries. However, the hometown of Saint Nicholas from Myra is located ANTALYA 93

Ağustos - Eylül / August - September 2010


celeri hediyeler getirdiğine inanılan sempatik bir ihtiyara dönüşmüştür. Aziz Nikolas olarak özellikle Doğu Akdenizli gemiciler ona saygı göstermiş, küçük, büyük bütün teknelere resmi veya ikonası asılmış, sefere çıkarken “Dümenini Aziz Nikolas tutsun” dileği gelenek olmuştur. Bu özelliği ona ilk çağın çok tanrılı döneminin denizler tanrısı Poseidon’a ait inançların 4. yüzyıldan sonra Aziz Nikolas’a yakıştırıldığını göstermektedir.

Noel Baba Müzesi Aziz Nikolas Kilisesi, Bizans sanat tarihinin önemli bir anıtı mimari üslubu ve süslemesiyle Orta Bizans Dönemi’nin en seçkin örneğidir. M.S. 5. yüzyılda Myra’nın (Demre) Likya eyaletinin başken94

ANTALYA

ti, Myra Başpiskoposu’nun da Anadolu’nun ikinci büyük din otoritesi olması, Aziz Nikolas’ın ölümünden sonraki yıllarda şehrin saygınlığının artmasında büyük rol oynamıştır. Myra halkı ölümünden sonra Aziz adına önce bir anıt, sonra da büyük bir bazilika inşa ettirmiş, bu devirde Aziz adına İstanbul’da büyük bir kilise inşa edilmiştir. Myra’daki bazilika depremler ve şehre yapılan akınlar sonucu 8. yüzyılda büyük hasar görmüş, 9. yüzyılda ise kubbeli kilise olarak yeniden inşa edilmiştir. Daha sonraki ilaveler 11. yüzyılda Orta Bizans devrinde gerçekleşir. Bu dönemin en önemli onarımının 1042’de İmparator IX. Konstantin ile karısı Zoe tarafından yapıldığı bilinmektedir. Du-

Ağustos - Eylül / August - September 2010

on the Mediterranean coasts, where it never snowed. His personality, which is believed to protect children who are in a desperate situation, was transformed into the image of a sympathetic old man believed to bring presents in the evening of the Christmas Eve. As Saint Nicholas, he was much respected especially by the seafarers in the Eastern Mediterranean, his image or icon was hung in ships and boats of all sizes, and it became a tradition among sailors to bless one another with the words “May Saint Nicholas hold the ruder” while going to navigation. This attribute demonstrates that the beliefs about the god of the sea Poseidon in the polytheistic period of the first age were later ascribed to Saint Nicholas after the 4th century.

Santa Claus Museum Saint Nicholas Church is one of the most distinguished examples of the Middle Byzantium Period with its monumental architectural styles and ornamentation. As Myra (Demre) was the capital of Lycia in the 5th century A.D. and the Myra Archbishop was the second biggest religious authority in Anatolia, the city gained significant reputation and prestige in the years following the death of Saint Nicholas.

After the death of Saint Nicholas, the people in Myra built a monument and a basilica in the name of the Saint, and in the same period a big church was built in İstanbul again in his name. The basilica in Myra suffered substantial damage in the 8th century as a consequence of earthquakes and military raids, and reconstructed as a domed church in the 9th century. Further additions were made in the 11th century in the Middle Byzantium Period. According to the historical records, the most important renovation of this period was made in 1042 by Constantine XI and his wife Zoe. Most of the current frescos and floor mosaics are from this period. The church, which somehow fell into ruins in centuries because of various reasons, underwent a comprehensive renovation in 1862 during the reign of the Russian Tsar Nikolai I. Additions of a bell tower and a vaulted central dome of this renovation, which diverged from the original plan, were product of these works. On the original foundation of today’s church are several buildings constructed in different periods. Thus, the church has the complex appearance of a building bearing the


var freskleri ve taban mozaiklerinin çoğu bu döneme aittir. Yüzyıllar içinde çeşitli nedenlerle tahrip olmuş kilisenin diğer geniş kapsamlı onarımı 1862 yılında Rus Çarı I. Nikolay tarafından gerçekleştirilmiştir. Orijinal planından oldukça sapmış bu onarıma ait çan kulesi ve omurgalı yeni orta kubbe ekleri bu çalışmaların ürünüdür. Bugünkü kilisenin özgün temelleri üzerinde değişik zamanlarda yapılmış birçok yapı bulunur. Böylece kilise çeşitli dönemlerde inşa edilmiş bir kompleks görünümündedir. Bu kompleks ana hatlarıyla; avluya açılan iki narteks (iç avlu), iki yan koridorun arasında yer alan kubbeli bir orta mekanla (naos), bema ve önündeki syntranonlu (koro basamakları) apsisten ibarettir. Dış narteks 1862

yılı onarımında yeniden inşa edilmiş, iç narteks ise çoğunluk özgün temeller üzerinde olup tonozlarında peygamber ve konsül toplantılarının resmedildiği, kilisenin en eski duvar freskleri bulunur. Güney koridorunun Aziz’in lahdini korumak için uygun yer olduğu düşünülmekte, doğu köşedeki nişin içinde ise Aziz’in lahdinin korunduğuna inanılmaktadır. Ayrıca kuzeydoğu ve batı köşelerde kubbeleri freskli iki oda daha yer almaktadır Üç büyük dinden biri olan Hıristiyanlık için tarihi ve dini açıdan önemli kabul edilen Noel Baba Müzesi, ülkemizde inanç turizmi kapsamında ziyaret edilen gözde yerlerden birisi olup, yılda ortalama 400 bin yerli yabancı turist tarafından ziyaret edilmektedir.

traces of several periods. This complex structure includes two narthexes (inner court) opening to the courtyard, a domed central space (naos) between two side corridors, bema and abscissa with a synthronon (chorus steps).

appropriate place for protecting the tomb of the Saint, and the tomb is believed to be inside the niche on the eastern corner. There are also two domed rooms with frescoes situated on the corners in north-east and west.

The outer narthex was rebuilt during the renovations in 1862. The inner narthex mostly remains on its original foundation and its squinches bear the oldest frescoes of the church depicting the meetings of the prophet and his council. The southern corridor is considered the most

Santa Claus Museum, which is considered important for the history of Christianity, is among the most popular places in our country and is visited by approximately 400 thousand domestic and foreign tourists annually within the scope of belief tourism. ANTALYA 95

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Ekoturizm / Ecotourism

HAMİT SEÇİL

Natural treasure:

Ekopark The first Ecological Nature Park in Turkey, which is located in the mirable tourism district of Tekirova in Antalya thanks to its natural texture, opens the doors of natural life to visitors.

Doğal hazine:

Ekopark Antalya’nın doğal dokusuyla hayranlık uyandıran turizm beldesi Tekirova’da bulunan Türkiye’nin ilk Ekolojik Doğal Parkı ziyaretçilerine doğal yaşamın kapılarını açıyor.

96

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Toros Dağları ile Akdeniz arasındaki endemik türlerin bulunduğu Ekopark, 170 bin kertenkele, 6 milyon balık, 1 buçuk milyon kurbağaya ev sahipliği yapıyor. Türkiye’de bulunan 60 tür yılanın 14’ü Ekopark’ta yaşıyor. Yeşilin onlarca tonuna sahip bu alanı nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan sürüngenlerle birlikte doğaya kazandırmak için 17 yıllık süreçte 30 milyon dolar harcandı. Dünya coğrafyasına Ekopark gibi doğal bir değeri kazandıran Prof. Selami Tomruk yaşamını doğaya ve sürüngenlere adamış bir bilim insanı. 1968 yılından itibaren sürüngenlerin iç ve dış anatomileri üzerinde araştırmalara başlayan, Sofya Üniversitesi’nde herpotoloji dalında eğitim alıp, 1977 yılında Avusturya Viyana Üniversitesi’nde eğitimini pekiştiren Prof. Tomruk, ekibi ile birlikte dünyada herpetofaunası zengin olan kıtalarda çalışmalarına devam etti. Bu çalışmaları sırasında sürüngenlerden alınan kan örnekleri sayesinde mevcut alt türlerin tespitine son derece önemli katkıları bulunup,1985 yılında Türkiye’nin herpetofaunasının çıkarılması için çalışmalarını yoğunlaştırdı. Bütün bu araştırmaların sonucunda, türleri hızla tükenen ve tehlike altında olan sürüngen ve amfibileri çok geç olmadan kontrol altına alıp, hızla tükenen herpetofaunaya yardımcı olmak amacıyla Tomruk, “Ekopark” fikrini uygulamaya koydu. 1994 yılında çalışmalarına başlanan Tekirova’daki 40 dönümlük doku minyatürü örneğini, aralıksız sürdürdüğü on yıllık bir çalışma sonucu büyük ölçüde tamamlayan Tomruk, Ekopark’ı 1 Mayıs 2005 tarihinde açarak Türkiye’ye ve dünyaya kazandırdı.

Prof. Selami Tomruk Ekopark, türleri tükenme tehlikesi altında olan sürüngenlere ve endemik bitkilere ev sahipliği yapmasının yanı sıra eğitim ve bitkisel tedavi merkezi görevini de yerine getiriyor. Ecopark hosts reptiles that are on the verge of extinction as well as endemic plants, and functions as an education and herbal treatment centre.

Doğa koruma altında Ekopark’ta Türkiye’de bulunan zehirli, zehirsiz tüm yılan türleri, bukalemunlar, kertenkele türleri ile amfibiler bulunuyor. Bunların yanı sıra Ekopark, yurt dışından getirilen piton yılanları, mercan yılanları, boa yılanları, anakondalar, zehirli yılanlardan engerekler, kobralar, mambalar, çıngaraklı yılanlar, dev varanlar, timsah türleri ve pek çok kaplumbağa türüne de ev sahipliği yapıyor. Ekopark’ta 360 bin kök şifalı bitkiyle birlikte dünyanın tropik ve yarı tropik kuşaklarından getirilen binlerce egzotik bitki ve ağaç türleri de yer alıyor. Alternatif turizm anlayışına sunduğu yüksek hizmet kalitesiyle dikkatleri üzerine çeken Ekopark hem Türkiye’deki hem de dünyada 36. güney ve kuzey paralel içerisindeki tehlike altında bulunan türleri koruma altına almış. Parktaki gezinize eşlik eden eğitimli rehberlerin verdiği bilgiler, sürüngenleANTALYA 97

Ağustos - Eylül / August - September 2010


ri ve amfibileri hem daha yakından tanımanızı hem de doğal dokunun önemini kavramanızı sağlıyor. Aynı zamanda Ekopark’ta daha geniş bilgi almak isteyen ziyaretçilere sinevizyon eğitim salonunda, bilimsel çalışmalardan kesitler sunularak yardımcı olunuyor.

Şifalı bitkiler tedavide kullanılıyor Her yıl dünyanın çeşitli üniversitelerinden 22 öğrencinin diplomalarını alabilmek için Ekopark’ta eğitim gördüğünü belirten Prof. Selami Tomruk, Ekopark’ın üniversiteler için doğal bir laboratuar olduğunu söylüyor. Ekopark’ın eğitim ve doğal yaşamı koruma-

nın yanı sıra alternatif tedavi için de önemli bir merkez olduğunu vurgulayan Tomruk, “Bugüne kadar Ekopark’ta yetişen şifalı bitkilerle, doğal yöntemler kullanarak bin 200 kişiyi tedavi ettik. Avrupa’da

Ecopark hosts endemic species living between Taurus Mountains and the Mediterranean, including 170 thousand lizards, 6 million fish and 1.5 million frogs. 14 of 60 snake species in Turkey live in Ecopark. 30 million dollars was spent in 17 years to save and protect this area which is adorned with all tones of green and which provides a habitat for endangered reptile species. Prof. Selami Tomruk, a scientist who introduced a natural treasure like Ecopark to the world geography, has devoted his life to nature and reptiles. Prof. Tomruk started his studies on the internal and external anatomy of reptiles in 1968, received education on herpetology at Sophia University and reinforced his education at Vienna University in Austria in 1977. He pursued his studies with his team in continents with rich herpetofauna. He made highly significant contributions to the determination of existing subspecies by taking blood samples from reptiles during these studies, and intensified his studies in 1985 to determine the

98

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

herpetofauna of Turkey. At the end of all these researches, Tomruk put the “Ecopark” project into practice in order to bring endangered reptile species and amphibians under control and to protect the rapidly disappearing herpetofauna. In 1994 Tomruk started collecting tissue miniature samples in an area of 40 decares in Tekirova, and completed his studies to a great extent after a non-stop ten years time. He finally introduced Ecopark to Turkey and the world on 1 May 2005.

Nature is under protection Ecopark includes all poisonous and nonpoisonous snake species, chameleons, lizard species and amphibians in Turkey. Besides these species, Ecopark also hosts pythons, coral snakes, boas, anacondas, poisonous vipers, cobras, mambas, prairie rattlers, perentie lizards, crocodiles and several tortoise species brought from abroad. There are 360 thousand roots of herbs in Ecopark, besides thousands of exotic plant and tree species brought from tropical and semi-tropical zones in the world. Ecopark, which draws attention with its high service quality it offers to the concept of alternative tourism, has taken several species under protection which are in danger of extinction both in Turkey and throughout the world in the 36th parallels south and north. Information received from educated guides, who accompanied us in our park tour, enabled us to know reptiles and amphibians more closely and to comprehend the importance of natural fabric. At the same time, visitors who wish to receive more detailed information about Ecopark are presented sec-


Dünyada bir milyon kişinin internet üzerinden takip ettiği Ekopark’ı Mayıs ve Ekim ayları arasında 50 bin kişi ziyaret ediyor.

iklimden dolayı her dört yaşlıdan üç buçuğu romatizma ya da siyatik hastası. Ayrıca Avrupa’nın yüzde 65’inde sinirsel hastalıklarda, terapi yöntemi olarak CD’lerden dinletilen kurbağa sesi kullanılıyor. Ekopark aynı zamanda alternatif sağlık turizminin öncüsü olarak da kullanılabilecek bir alan. Turizmin en önemli sorunlarından biri 12 aya yayılamaması. Kış turizminin alternatifi her yöreye ekolojik terapi merkezlerinin kurulmasıdır.” diyor.

Ecopark is followed by a million people worldwide on the internet and visited by 50 thousand people between May and October.

“Alternatif turizme ciddi fonlar ayrılmalı” Ekopark’ın yalnız Antalya değil Türkiye turizmi adına da etkin bir şekilde kullanılmadığına dikkat çeken Tomruk, “Ekopark’ı Mayıs ile Ekim ayları arasında 50 bin kişi ziyaret ediyor. Bu tür eko parkların dünyadaki ziyaretçilerine bakıldığında Honkong’ta bulunan Ocean Park’ı 20 milyon, Taylan’daki timsah çiftliğini

4,5 milyon kişi ziyaret ediyor. Turisti zorla bir yere götüremezsiniz. Artık turistler eşek turları, at turları, gözleme ile ikna olmuyor. Türkiye’de yapılan turizmin alternatifi oluşturulamıyor. Bu nedenle de artık alışveriş para kazandırmamaya başladı. Turistlerin kendi istedi-

tions from scientific studies in the cinevision education hall.

Herbs are used in treatments Prof. Selami Tomruk states that 22 students from various universities all around the world receive education at Ecopark every year to get their diplomas, and notes

that Ecopark has become a natural laboratory for universities. Tomruk emphasizes the fact that Ecopark is an important centre not only for education and protection of natural life but also for alternat sive treatment, and adds the following: “Until today we have treated 1,200 people by using natural methods and the herbs growing in Ecopark. 3,5 of 4 elderly people has rheumatism or sciatica because of the climate in Europe. Furthermore, in 65% of neurological disease cases in Europe, patients are made to listen to frog croak on CDs as a therapy method. Ecopark is an area which can also be used as the pioneer of alternative health tourism. One of the most important problems of tourism is the fact that it cannot be extended to 12 ANTALYA 99

Ağustos - Eylül / August - September 2010


pear. Today, investors, local governments and nongovernmental organizations should allocate serious amounts of fund to alternative tourism. Otherwise, we will be confronted with concretion. And we will eventually lose our tourism potential.”

Tourism cannot be separated from nature

months a year. The alternative to winter tourism is to establish ecological therapy centers in every region.

“Serious amounts of fund should be allocated to alternative tourism”

ği ile gideceği doğal alternatifler yok olmak üzere. Artık sermayedarların, yerel yönetimlerin, sivil toplum örgütlerinin alternatif turizme ciddi fonlar ayırmaları gerekiyor. Bu olmadığı takdirde betonlaşmayla yüz yüze kalacağız. Turizm potansiyelimizi kaybedeceğiz.” diyerek sözlerine devam ediyor.

Turizm doğadan ayrılamaz Ekopark’ın turistik ziyaretler açısından akılda kalıcı bir mekan olduğuna dikkat çeken Tomruk, “Bu tür mekanlar dilden dile dolaşma niteliğine sahiptir. Bu alanların art100

ANTALYA

ması Türkiye turizminin daha kolay tanıtılmasına da büyük katkı sağlayacaktır. İnsan doğanın bir parçasıdır. İlk fırsatta hepimiz doğaya koşuyoruz. Hafta sonlarımızı doğada geçirmeyi tercih ediyoruz. Bu nedenle turizm doğadan ayrı bir alan değildir. Turizmin doğanın bir parçası olması ve bu gibi alanların çoğaltılması gerekmektedir. Bana doğadan bıkan birini gösterebilir misiniz?” diyor.

Sivrisineğe ekolojik çözüm Ekopark’ın insanların yaşadığı problemlere ekolojik çözümler getirmesi adına da önem-

Ağustos - Eylül / August - September 2010

Tomruk draws attention to the fact that Ecopark is not used efficiently in Antalya and Turkey for the benefit of tourism: “50 thousand people visit Ecopark between May and October. When we look at the number of people visiting such eco parks throughout the world, we see that Ocean Park in Hong Kong has 20 million visitors and the crocodile farm in Thailand has 4,5 million visitors. You cannot force tourists to go and visit any place. Today tourists are no longer convinced by donkey or horse riding tours and flannel cakes. We fall behind in creating an alternative to the existing tourism concept in Turkey. Thus, shopping no longer brings income today as much as it used to do. Natural alternatives which tourists would voluntarily choose are about to disap-

Tomruk notes that Ecopark is a memorable place in terms of touristic visits, and adds the following: “Such locations have the potential of becoming famous. Increasing the number of such places will contribute significantly to the promotion of Turkish tourism. Human beings are a part of nature. We all run to nature at the first opportunity. We prefer to spend our weekends in nature. That is why tourism cannot be separated from nature. Tourism should be an integral part of nature and the number of such places should be increased. Can you show me anyone who gets bored of nature?”

Ecological solution to mosquitoes As Tomruk notes, Ecopark sets an important example for providing ecological solutions to several problems experienced by people. Tomruk also states that they breed Pungutius Tomrukus fish species in the pond inside Ecopark and they use these fish to fight against mosquitoes, because these fish feed on mosquito larva: “Today, municipalities try to fight against mosquitoes by using chemical insecticides. These chemical substances give harm to the environment and ecology. Moreover, they fail to cope fully with the mosquito problem. In fighting mosquitoes, local authorities can use these fish which live in waste wa


li bir örnek olduğunu belirten Tomruk, Ekopark içinde bulunan gölde Pungutius Tomrukus balık türünü yetiştirdiklerini ve bu balıkları sivrisinekle mücadelede kullandıklarını belirtiyor. Bu balıkların sivrisinek larvası yiyerek beslendiğine dikkat çeken Tomruk, “Bugün belediyeler sivrisinekle kimyasal ilaçlar kullanarak mücadele etmeye çalışıyor. Sıkılan kimyasal çevreye ve ekolojik yapıya zarar veriyor. Üstelik sivrisinekle mücadelede yetersiz kalıyor. Yerel yönetimler sivrisinekle mücadelede atık su, göl ve denizlerde yaşam alanı olan bu balıkları kullanabilirler. Bu balıklar 7,5 yıl boyunca yaşabiliyor.” diyerek sözlerine devam ediyor.

Bahçesinde yıl boyu muz üretiyor Tomruk, parkta Musa Tomrukus adını taşıyan bir muz türü yetiştirdiklerini de sözlerine ekliyor. Bu muz türünün diğer türlerden farkını ise Tomruk şöyle açıklıyor: “Muz ağaçları normal şartlarda 16 derecenin altında meyve vermezler. Musa Tomrukus’un eksi 3 dereceye kadar ürün verme yeteneği sayesinde 12 ay üretim yapılabiliyor.”

“Hayvanat bahçeleri insanlık suçudur”

ters, lakes and seas. These fish can live up to 7,5 years.”

Grows bananas in his garden all year round

Tomruk adds that they grow in the park a species of banana named Musa Tomrukus. He explains the difference of this banana species from others as such: “Banana trees do not bear fruit below 16ºC under normal conditions. Musa Tomrukus can yield fruit at temperatures as low as -3ºC, and thus, it can be produced for 12 months.” In Ziyaretçilerin her türlü güven- the Ecopark all kinds of safety liğinin kontrol altına alındımeasures for the visitors ğı ve sağlık ekiplerinin dona- are taken and uninterrupted nımlı ekipmanlarıyla devamservice with its health personlı hizmet veren Eko Park’ta zi- nel and advanced equipment yaretçiler için kafeteryalar, is provided. Ecopark also fast-food üniteleri, egzotik includes cafeterias, fast food ürünler hediyelik eşya dükunits, exotic products and kanları da bulunuyor. Dünsouvenir shops for the visiyanın tropikal ve yarı tropikal tors. Visit Ecopark if you want kuşaklarından getirtilen binto spend a memorable day lerce egzotik bitki ve ağaç with reptiles and fish while türlerini görürken, sürüngen- observing exotic plant and ler, balıklarla unutulmaz birtree species brought from gün yaşamak istiyorsanız tropical and semi-tropical Ekopark’ı ziyaret edin. zones in the world.

Ekopark’ta yaşayan hayvanlar için doğal bir yaşam oluşturulduğunu belirten Prof. Selami Tomruk, hayvanat bahçelerine karşı olduğunu dile getirdi. Hayvanat bahçelerinin M.Ö. 4’üncü yüzyılda Romalılar tarafından hayvanları dövüştürme mantığıyla kurulduğunu belirten Tomruk, günümüzde bu anlayıştan uzaklaşılmasına rağmen demir parmaklıklar arasında hapis olan hayvanların hastalıklarla karşı karşıya olduğunu söyledi. Tomruk, “Kedi ve kaplanlar günde 50 kilometre yol yapmadıkları takdirde ayaklarına inme gelme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlar. Bu durum hayvanların içgüdülerini bozarak ruhsal çöküntüye neden oluyor. Ve kendi nesillerine içgüdüsel davranışlarını aktaramıyorlar. Bugün dünyada 4 bin aslan, 3 bin 200 fil kaldı. Kaplanlar da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya ve bu yok oluşun sebebi de insan. Bu bir insanlık suçudur.” dedi.

“Zoos are a human crime against nature”

Prof. S e - lami Tomruk states that a natural environment is created for the animals living in Ecopark, and he expresses his opposition against zoos. As Tomruk notes, zoos were first founded in the 4th century B.C. by the Romans for purposes of animal fighting; and although this concept no longer applies in today’s world, animals are still imprisoned behind iron bars and exposed to diseases. Tomruk concludes his remarks as follows: “Cats and tigers are confronted with the danger of having a stroke in their feet unless they walk 50 kilometers a day. This situation impairs the instincts of animals and leads to psychological breakdown. And they cannot pass on their instinctual behaviors to the next generations. There are only 4,000 lions and 3,200 elephants left in the world today. Tigers are on the verge of extinction, and human beings are the mere cause of this extinction. This is a human crime against nature.”

ANTALYA 101

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Yeşil Sayfa / Green Page

A rich natural heritage 12,054 of approximately 20 thousand plant species in Europe grow in Turkey. The most endemic species grow in Antalya soils.

Zengin doğal miras Avrupa’da yaklaşık 20 bin civarındaki bitki tür sayısının 12 bin 54’ü Türkiye’de bulunuyor. En zengin endemik türler de Antalya topraklarında yeşeriyor. 102

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Human beings get a substantial part of the nutrients they need form the plants. Besides sources of nutrition and energy, plants are also used in several industries, such as food, drug, cosmetics, paint, agricultural control, etc. Anatolia is one of the richest regions in the world in terms of plant diversity. Intersection points of three of eight geographical regions in the world are located in Anatolia. For this reason, the number of known plant species in Turkey is 12 thousand 54, whereas this number in the entire European continent is approximately 20 thousand. İnsanoğlu yaşamını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu besinlerin önemli bir kısmını bitkilerden karşılar. Bitkiler, besin ve enerji sağlama yanında, başta gıda olmak üzere; ilaç, kimya, kozmetik, boya, zirai mücadele vb. birçok sanayi kolunda kullanılmaktadır. Anadolu, bitki çeşitliliği yönünden dünyanın en zengin bölgelerinden birisidir. Bitkisel çeşitlilik bakımından dünyada bulunan sekiz coğrafik bölgenin, üç tanesinin kesişme noktası Anadolu’dadır. Bu yüzden Türkiye’de bilinen bitki tür sayısı 12 bin 54 olmasına rağmen, tüm Avrupa kıtasında bu sayı yaklaşık 20 bin civarındadır. Anadolu sadece bitkisel zenginlik yönüyle değil, aynı zamanda bünyesinde barındırdığı endemik (sadece dünyanın bir bölgesinde bulunan) bitki tür sayısı bakımından da dikkat çekmektedir. Örneğin tüm Avrupa kıtasında toplam endemik bitki tür sayısı 2 bin 400 civarında olmasına rağmen, bu sayı Türkiye’de 3 bin 905 adettir. Mevcut en-

demik bitki türlerinin önemli bir kısmı da Akdeniz Bölgesi, özellikle de Batı Akdeniz Bölgesi’nde bulunmaktadır. Batı Akdeniz Bölgesi içerisinde de Antalya’nın özel bir konumu mevcuttur. Akdeniz Bölgesi’nde bulunan, 750 endemik türün, 500 tanesi Antalya’da yayılış göstermektedir. Bu türlerden ise 200 tanesi Antalya’ya özgü endemik tür olarak geçmektedir. Antalya bu açıdan ülkemizin en çok endemik bitki türüne sahip ili olma özelliğini taşımaktadır. Komşumuz Bulgaristan’da 50 civarında endemik bitki türü var olduğu düşünülürse Antalya ilinin endemik bitki yönünden ne kadar zengin olduğu ortaya çıkmaktadır.

Antalya’nın bazı endemik türleri Antalya’ya özgü bitki çeşitliliği, yükseklik, toprak yapısı ve bitki örtüsü bakımından farklılık gösteren birçok alana yayılmış durumdadır. Bu bitkiler, otsu ve tek yıllık formda olabildiği gibi yarı otsu, çalımsı ve ağaç formlarında da olabilmektedir.

Anatolia draws attention not only for its abundant vegetation but also for its number of endemic (prevalent in a particular geography) plant species. Although the total number of endemic plant species in the European continent is about 2 thousand 400, this number reaches to 3 thousand 905 in Turkey. A substantial part of the existing endemic plant species grows in the Mediter-

ranean Region, especially in the Western Mediterranean Region. Antalya has a significant place in the Western Mediterranean Region. 500 of 750 endemic species in the Mediterranean Region grow in Antalya; and 200 of these species are recorded as specific to Antalya. In this respect, Antalya has the characteristic of hosting the highest number of endemic plant species in our country. When it is considered that our neighbor Bulgaria harbors only about 50 endemic plant species, it becomes evident how abundant Antalya is in terms of endemic plant species.

Some endemic species of Antalya Plant diversity in Antalya is spread over a wide area that differs in terms of elevation from sea level, soil structure and vegetation. These plants may have herbaceous and annual forms, or may be in the form of bushes and trees. Some endemic species of Antalya includes Omphalodes ANTALYA 103

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Antalya ilinin bazı endemik türleri arasında, Omphalodes ripleyana, Ricotia carnosula, Gypsophila pilulifera, Cephalaria peshmenii, Erica bocquetii (Funda), Glycyrrhiza asymmetrica (Meyan), Ebenus boissieri, Calamintha pamphylica, Dorystoechas hastata(Çalba), Phlomis leucophracta (Çalba), Salvia caespitosa (Adaçayı), Sideritis erythrantha (Dağ çayı), Stachys buttleri (Kekik), Muscari muscarimi (Müşkülüm), Tulipa armena, Pyrus serikensis (Serik armudu), Thymus cilicicus (Kekik), Origanum minutiflorum (Kekik), Origanum solymicum (Kekik) gibi türler bulunmaktadır. Bunlara ek olarak, 15 kekik (Origanum spp, Thymus spp, Stachys spp.), 14 dağ çayı (Sideritis spp) ve 3 adaçayı (Salvia spp.) türü de endemiktir. Söz konusu Antalya 104

ANTALYA

endemiklerinin bazılarına ilişkin bilgiler aşağıda verilmiştir: Meyan (Glycyrrhiza asymmetrica): Maki ve kızıl çam ormanlarında (30-350 m) yayılış gösteren ve Mayıs-Temmuz ayları arasında çiçeklenen çok yıllık, otsu bir bitkidir. Çalba (Dorystoechas hastata): Kızıl çam-Akdeniz servisi ormanları ve meşe çalılıkları içinde (650-2000 m) yayılış gösteren ve Mayıs-Temmuz ayları arasında çiçeklenen çok yıllık, çalı formunda bir bitkidir. Çalba (Phlomis leucophracta): Maki ve meşe çalılıkları, nadasa bırakılmış tarlalar ve kalkerli kayalarda (0-1100 m) yayılış gösteren ve Haziran- Ağustos ayları arasında çiçeklenen çok yıllık, çalı formunda bir bitkidir.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

ripleyana, Ricotia carnosula, Gypsophila pilulifera, Cephalaria peshmenii, Erica bocquetii (Heather), Glycyrrhiza asymmetrica (Licorice), Ebenus boissieri, Calamintha pamphylica, Dorystoechas hastata(Phlomis pungens), Phlomis leucophracta (Phlomis pungens), Salvia caespitosa (Salvia), Sideritis erythrantha (Sideritis), Stachys buttleri (Thyme), Muscari muscarimi (M. Moschatum Willd), Tulipa armena, Pyrus serikensis (Serik pear), Thymus cilicicus (Thyme), Origanum minutiflorum (Thyme), Origanum solymicum (Thyme). In addition, 15 thyme (Origanum spp, Thymus spp, Stachys spp.), 14 sideritis (Sideritis spp) and 3 salvia (Salvia spp.) species are also endemic. Information about some of these endemic species in Antalya is given below: Licorice (Glycyrrhiza asymmetrica): A perennial, herbaceous plant that grows in scrubs and calabrian pine forests (30-350 m) and comes into blossom between May and July.

Phlomis pungens (Dorystoechas hastata): A perennial, bushy plant that grows in calabrian pine – Mediterranean cypress forests and oak barrens (650-2000 m) and comes into blossom between May and July. Phlomis pungens (Phlomis leucophracta): A perennial, bushy plant that grows in scrubs and oak barrens, fallow fields and calcareous rocks (0-1100 m) and comes into blossom between June and August. Salvia (Salvia caespitosa): A perennial, ligneous-herbaceous plant that grows in rocky areas, limestone and volcanic slopes (30-350 m) and comes into blossom between June and July. Sideritis (Sideritis erythrantha): A perennial, herbaceous plant that grows in black pine and cedar forests and rocky slopes (1220-1525 m) and comes into blossom between July and August. Thyme (Stachys buttleri): A perennial, herbaceous plant


Adaçayı (Salvia caespitosa): Kayalıklarda, kireç taşı ve volkanik yamaçlarda (30350 m) yayılış gösteren ve Haziran-Temmuz ayları arasında çiçeklenen çok yıllık, odunsu-otsu bir bitkidir. Dağ Çayı (Sideritis erythrantha): Kara çam ve sedir ormanları içinde, hareketli kayalık yamaçlarda (1220-1525 m) yayılış gösteren ve Temmuz- Ağustos ayları arasında çiçeklenen çok yıllık, otsu bir bitkidir. Kekik (Stachys buttleri): Nemli kayalarda (50-90 m) yayılış gösteren ve HaziranTemmuz ayları arasında çiçeklenen, çok yıllık, otsu bir bitkidir. Lale (Tulipa armena): Deniz seviyesinde yayılış gösteren ve çok yıllık, otsu bir bitkidir. Serik Armudu (Pyrus serikensis): Deniz seviyesindeki, meşe ve sakız ağacı ormanlıklarında yayılış gösteren çok yıllık ağaçtır.

Kekik (Thymus cilicicus): Açık kayalık ve çakıllı yerlerde (70-2000 m) yayılış gösteren, Nisan-Ağustos aylarında çiçeklenen, çok yıllık, küçük çalı formunda bir bitkidir. Kekik (Origanum minutiflorum): Kireçtaşı kaya yamaçlarında (1500-1800 m) yayılış gösteren, Temmuz-Ağustos aylarında çiçeklenen, çok yıllık yarı çalı formunda bir bitkidir. Kekik (Origanum solymicum): Kalkerli kaya ve yamaçlarda, bazen çam korulukları içinde (60 m) yayılış gösteren, Ağustos ayında çiçeklenen, çok yıllık yarı çalı formunda bir bitkidir.

Halk arasında kullanılan bazı bitkiler

that grows in humid rocks (50-90 m) and comes into blossom between June and July. Tulip (Tulipa armena): A perennial, herbaceous plant that grows at sea level. Serik Pear (Pyrus serikensis): A perennial tree that grows at sea level and oak and gumwood forests. Thyme (Thymus cilicicus): A perennial plant in small bush form that grows in open rocky and pebbly areas (70-2000 m) and comes into blossom between April and August. Thyme (Origanum minutiflorum): A perennial plant in semi-bush form that grows in limestone rock slopes (1500-

1800 m) and comes into blossom in July-August. Thyme (Origanum solymicum): A perennial plant in semi-bush form that grows in calcareous rocks and slopes and sometimes in pine woods (60 m) and comes into blossom in August.

Some plants used among people Antalya flora is rich with endemics, and many plant species are commonly used in food, medicine, cosmetics, etc. The benefits of some species, which are gleaned by people from nature due to their economic value, are given below: Salvia - Salvia sp.: It is used

Antalya florası endemikler açısından zengin olmasının yanı sıra birçok bitki türü de, gıda, tıbbi, kozmetik, vb amaçlar için yaygın olarak kullanılmaktadır. Halk tarafından doğadan toplanarak kullanılan ekonomik değere sahip bazı türlerin yararları aşağıda verilmiştir:

ANTALYA 105

Ağustos - Eylül / August - September 2010


is effective in stimulating blood circulation, degassing, increasing appetite and removing abdominal pain. It also has antibacterial, wound healing, tissue and vessel constrictor properties.

Adaçayı - Salvia sp.: Acı tadı sebebiyle iştah açıcı, hazmı kolaylaştırıcı ve bağırsak gazlarını giderici olarak kullanılır. Sindirim sisteminin ve kan dolaşımının düzenli çalışmasını sağlar. Kaynatılmış soğutulmuş suyu ile yapılan gargara bademcik ve dişeti iltihaplarına iyi gelir. Sinirsel yorgunlukta, depresif haller ve buna bağlı sinirsel titremelerde de kullanılır. Biberiye - Rosmarinus officinalis: Dolaşım ve sinir sistemini aktive edicidir. Bu sebeple yaşlılardaki damar sertliğine bağlı hafıza zayıflıklarında başarıyla kullanılır. Zihin açar ve hafızayı kuvvetlendirir. İçerdiği kafur sayesinde vücuda genel olarak zindelik ve kuvvet verir. Kan dolaşımını artırır, tansiyonu yükseltir. İdrar söktürücü, bağırsak gazlarını giderici, saçları kuvvetlendirici etkisi de vardır. Çalba - Dorystoechas hastata: Uyarıcı, gaz söktürücü, iştah açıcı ve mide ağrılarını kesici olarak kullanılır. 106

ANTALYA

Dağ Çayı - Sideritis sp.: Kan dolaşımını uyarıcı, gaz söktürücü, iştah açıcı ve mide ağrılarını kesici etkilere sahiptir. Antibakteriyel, yara iyileştirici, lokal olarak doku ve damarları büzücü özellikleri vardır. Defne - Laurus nobilis: Defne yaprakları ağız kokularını giderir, baharlı lezzeti ile sindirim salgılarını artırır, iştah açar, hazmı kolaylaştırır, gaz giderir. Terletici ve mikrop öldürücü etkisi vardır. Meyveler idrar söktürücü ve romatizma ağrılarını giderici etkiye sahiptir. Güneşte kullanılmış ve toz haline getirilmiş meyve her türlü zehirli hayvan ısırığı ve arı sokmasında faydalıdır. Defne sabunu cilt mantarlarında ve saç dökülmesini yavaşlatmakta kullanılır. Defne düşüğe sebep olabileceğinden gebe bayanlarda kullanılmamalıdır. Fesleğen - Ocimum basilicum: İştah açıcı, hazmı kolaylaştırıcı ve bağırsak gazlarını gidericidir. Ağız ve boğaz

Ağustos - Eylül / August - September 2010

as appetizer, digestive and degasser due to its bitter taste. It makes the digestive system and blood circulation function properly. The mouthwash prepared by boiling the plant is good for quinsy and gingivitis. It is also used in neurological fatigue, depressive conditions and associated neurological shivering. Rosemary - Rosmarinus officinalis: It activates circulation and nervous system. Therefore, it is successfully used in dysmnesia induced by vessel stiffness in elderly people. It clears the mind and strengthens memory. It gives vigor and strength due to camphor that it contains. It increases blood circulation and raises blood pressure. It is also effective as diuretic, degasser and hair strengthener. Phlomis pungens - Dorystoechas hastata: It is used as stimulant, degasser, appetizer and abdominal pain killer. Sideritis - Sideritis sp.: It

Daphne - Laurus nobilis: Daphne leaves remove bad breath, increase digestive secretion, increase appetite, facilitate digestion and enable degassing. It has sudorific and antimicrobial effects. Its fruits are effective as diuretic and rheumatic pain killer. Sundried and powdered fruits are useful against all kinds of poisonous animal bites and bee sting. Daphne soap is used for treating dermatophyte and decelerating hair loss. Since daphne can cause miscarriage, it should not be used by pregnant women. Basil - Ocimum basilicum: It is effective as appetizer, digestive and degasser. It is used as mouthwash in mouth and throat inflammation. Basil smell draws away mosquitoes and bedbugs. Fresh basil leaves rapidly removes the poison when placed on poisonous animal bites. Thyme - Thymus sp, Origanum sp, Stachys sp, Satureja sp.: It is used as appetizer, digestive and degasser. It also reduces pain, functions as diuretic, passes intestinal worms and accelerates blood circulation. It is effective in external use against wounds, abscess, burns, bruises, sprains, swellings, gout, rheumatism and toothache. Sweet Balm - Melissa officinalis: It strengthens the heart, facilitates digestion and removes abdominal and intestinal gases. As it is sedative, somnific and antispasmotic, it gives relaxation especially


iltihaplarında gargara olarak kullanılır. Fesleğen kokusu sivrisinek ve tahtakurularını uzaklaştırır. Taze fesleğen yaprakları, zehirli hayvanların ısırıklarının üzerine konduğunda hızlı bir şekilde zehri çeker. Kekik - Thymus sp, Origanum sp ,Stachys sp,. Satureja sp.: İştah açıcı, hazmı kolaylaştırıcı ve bağırsak gazlarını giderici olarak kullanılır. Ayrıca spazm ağrılarını azaltır, idrar söktürür, bağırsak kurtlarını düşürür, kan dolaşımını hızlandırır. Dış kullanımda yaralar, apseler, yanıklar gibi mikroplardan arındırılması gereken hastalıklardan başka eziklere, berelere, burkulmalara, şişliklere, morartılara, gut hastalığına, romatizmalara ve diş ağrılarına karşı da kullanımı vardır. Oğul Otu - Melissa officinalis: Kalbi kuvvetlendirici, hazmı kolaylaştırıcı, mide-bağırsak gazlarını gidericidir. Yatıştırıcı, uyuşturucu ve spazm çözücü olduğundan özelikle sinirsel mide ağrılarında kramplarda rahatlama sağlar.

Rezene - Foeniculum vulgare: Sakinleştirici ve sancı giderici olarak bilinir. Rezenenin tadı ve kokusu tükürük ve mide salgılarını artırır, bağırsak gazlarının oluşmasını önler. Sağladığı gevşeme ile bağırsak sancılarını giderir. İdrar söktürür, süt veren hanımlarda sütü artırır. Çocuklarda ishale karşı faydalıdır. Ayrıca arpacık gibi göz kapağı enfeksiyonlarında ılık pansuman olarak kullanılabilir Sarı Şalba - Phlomis lycia: İştah açıcı ve mideyi rahatlatıcı özellikleri vardır. Serik Armudu - Pyrus serikensis: Böbrek kum ve taşlarının dökülmesine yardım eder, yüksek tansiyonu düşürür, kanı temizler, kansızlığı giderir, kabızlığı önler, sinirleri yatıştırır. Zihinsel yorgunluğu gideren armut, tükürük ifrazatını artırarak susuzluğu önler, hamilelikte kusmaları en aza indirir. Hazımsızlığı giderir. NURTAÇ ÇINAR Yük. Biyolog Senior Biologist FATMA UYSAL Zir. Yüks. Müh. Agriculture Engineer (m.sc.)

in neurotic abdominal pains and cramps. It functions as relaxant in mild depression and stress. It draws away stressful thoughts arising from psychological disorders. Due to its sudorific effect it is used against common cold and as antimicrobial. Myrtus - Myrtus communis: Tannin substance in its leaves and fruits causes constipation and it has antimicrobial effect due to myrtol it contains. It is used as mouthwash in microbic diseases of mouth and throat, and as dressing for simple wounds. It can also be boiled and drunk to treat urinary tract inflammation. Fennel - Foeniculum vulgare: It is known as sedative and pain killer. The taste and smell of fennel increases saliva and abdominal secretion, and prevents intestinal gases. It removes intestinal pain by providing relaxation. It functions

as diuretic and increases milk in breastfeeding women. It is useful in children against diarrhea. It can also be used as foment in eyelid inflammations like stye. Yellow SalbaPhlomis lycia: It is effective as appetizer and abdominal relaxant. Serik Pear - Pyrus serikensis: It helps passing kidney gravels and stones, drops high blood pressure, cleans the blood, removes anemia, prevents constipation and settles the nerves. Pear removes mental fatigue, hinders thirst by increasing saliva secretion and minimizes vomiting during pregnancy. It also removes indigestion.

Hafif depresyon, sıkıntı ve streslerde rahatlatıcı rol oynar. Psikolojik rahatsızlıklardan kaynaklanan sıkıntı verici olayların düşüncelerini zihinden uzaklaştırır. Terletici etkisiyle soğuk algınlıklarında, haricen ise mikrop öldürücü olarak kullanılır. Mersin - Myrtus communis: Yaprak ve meyvelerdeki tanen, kabız yapıcı ve içerdiği myrtol sayesinde mikrop öldürücüdür. Ağız ve boğazın mikrobik hastalıklarında gargara olarak, idrar yolu iltihaplarında içilmek suretiyle, basit yaralarda pansuman için kullanılır. ANTALYA 107

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Röportaj / Interview

HAMİT SEÇİL

EXPO 2016 will be a turning point for Antalya EXPO 2016, which is planned to be held in Antalya six years later with the theme “Flowers and Children”, is expected to attract approximately 8 million visitors.

EXPO 2016

Antalya’nın miladı olacak Altı yıl sonra “Çiçek ve Çocuk” temasıyla Antalya’da yapılması planlanan EXPO 2016 sayesinde kente yaklaşık 8 milyon ziyaretçinin gelmesi bekleniyor. Antalya, EXPO 2016’nın kentte düzenlenmesi için üç yıldır sessiz sedasız yoluna devam ediyor. EXPO yolunda ilk virajı oy çokluğuyla dönen Antalya, EXPO 2016’yı kesinleştirmek için Ekim ayında Güney Kore’de yapılacak olan Uluslararası Bahçe Bitkileri Üreticileri Birliği’nin (AIPH) genel kurulunu bekliyor. “EXPO 108

ANTALYA

2016 Antalya”nın şehrin miladı olacağını söyleyen Antalya Kesme Çiçek İhracatçılar Birliği Başkanı Osman Bağdatlıoğlu, altı ay boyunca sürecek olan EXPO 2016 Antalya’ya 8 milyon ziyaretçi beklediklerini söyledi. 97,5 milyon Euro’luk bir iş hacmi yaratması beklenen EXPO 2016 Antalya, 21’inci yüzyıl boyunca ziya-

Ağustos - Eylül / August - September 2010

Antalya has been working quietly for three years to be entitled to host EXPO 2016 in the city. Antalya came round the first bend by a large majority of votes on the way to EXPO, and in order to guarantee the result it waits for the general assembly of the International Association of Horticultural Producers (AIPH)

to be held in October in South Korea. Osman Bağdatlıoğlu, the Chairman of Antalya Cut Flower Exporters Union, states that EXPO 2016 will be a turning point for Antalya and that they are expecting 8 million visitors during EXPO 2016 which will last for six months. EXPO 2016 Antalya is expected to create a business


retçilere açık olacak. EXPO 2016 Antalya ile şehir tam anlamıyla bir turizm başkenti kimliğine bürünecek. EPXO nedir? Ne amaçla düzenlenirler? BAĞDATLIOĞLU: “Dünya Sergisi” olarak da adlandırılan EXPO’lar, kültür, tarih ve eğitim alanında, ülkelerin daha iyi bir dünya yaratmak üzere bilgi alışverişinde bulunmalarını sağlayan küresel düzeyde en kapsamlı organizasyonlardır. EXPO’ların ana amacı ticari ürünler yerine; yeni fikirler, kültürel zenginlikler ve dünya geleceği için projeleri sergilemektir. EXPO’lar belirli bir tema ile düzenlenirler. Amaç; bu tema çerçevesinde ülkelerin bir araya gelmesi, bilimsel ve kültürel birikimlerini paylaşması ile evrensel boyutta sosyo-kültürel gelişime katkıda bulunmaktır. 156 yıldır farklı ülkelerin ev sahipliğiyle düzenlenen EXPO’lar, Fransa’da kurulu Uluslararası Fuar Bürosu (BIE) tarafından organize edilmektedir. Modern anlamda uluslararası boyutlu ilk EXPO 1851 yılında Londra’da gerçekleştirilmiştir. İki çeşit EXPO vardır. Birincisi, beş yılda bir düzenlenen ve evrensel EXPO olarak tanımlanan ve süreleri altı ay olanlardır. Bu tür EXPO’lar son zamanlarda 2000 yılında Hannover, 2005 yılında Aichi’de (Japonya) düzenlenmiş ve 2010 yılında Şanghay, 2015 yılında ise Milano’da düzenlenecektir. İkincisi, tematik EXPO’lardır. Bu türdeki ilk EXPO’ya 2008 yılında Zaragoza (İspanya) ev sahipliği yapmıştır. Zaragoza’da gerçekleştirilen söz konusu EXPO’nun teması “Su” idi. 2012 yılı için ise Yeosu (Güney Kore) “Denizler, Okyanuslar” temasıyla EXPO düzenleme hakkını kazanmış-

tır. Üç ay süren bu EXPO’lar iki evrensel EXPO arasındaki dönemde düzenlenmektedir. Bunların dışında bir de Botanik EXPO’ları mevcuttur. Botanik EXPO’larını diğer EXPO’lardan ayıran en önemli özellik, Uluslararası Bahçe Bitkileri Üreticileri Birliği (AIPH) ile BIE’nin müştereken onaylamalarıyla hayata geçirilmeleridir. Antalya’da yapılması planlanan EXPO 2016’da şimdiye kadar geçen sürede neler yapıldı? Yapılacak olanlar nelerdir? BAĞDATLIOĞLU: EXPO Antalya’nın düzenlenmesi amacıyla 2007 yılından itibaren çalışmalar yapılmaktadır. Antalya Valiliği ve Antalya Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere Antalya’daki tüm kurumların üst düzey yetkililerinin katıldığı EXPO toplantılarında, Antalya’da uluslararası bir botanik sergisi (EXPO) düzenlenmesi kararı alınmıştır. Yapılan çalışma toplan-

volume of 97.5 million Euros, and it will be open to visitors for the 21st century. By this event, the city will completely become a tourism capital. What exactly is EXPO? What is its purpose? BAĞDATLIOĞLU: EXPOs, which are called as “World Exhibitions”, are the most comprehensive global organizations held in countries in the fields of culture, history and education for information exchange to create a better world. The main purpose of EXPOs is to exhibit projects for new ideas, cultural wealth and the future of the world, instead of commercial products. Each EXPO is organized with a certain theme in order to bring countries together within the framework of this theme and to contribute to the socio-cultural development on an international scale by creating a platform to share scientific and cultural knowledge. EXPOs have been

hosted by different countries for 156 years and organized by the International Bureau of Exhibitions (BIE) in France. The first EXPO on an international scale in modern terms was held in 1851 in London. There are two types of EXPO. The first one is organized quinquennially for a period of six months and defined as an international EXPO. This type of EXPO was recently held in Hannover in 2000 and Aichi (Japan) in 2005, it will be held in Shanghai in 2010 and Milano in 2015. The second type is the thematic EXPOs. The first themed EXPO was hosted by Zaragoza (Spain) in 2008. The theme of the EXPO held in Zaragoza was “Water”. The city of Yeosu (South Korea) became entitled to host the EXPO in 2012 with the theme “Seas, Oceans”. These EXPOs lasts for three months and it is held in the period between two international EXPOs. Besides, there are also Botanic EXPOs. What distinguishes these EXPOs from other EXPOs is the fact that they are organized upon the co-approval of the International Association of Horticultural Producers (AIPH) and BIE. What has been done until now for EXPO 2016 which is planned to be held in Antalya? What will further be done?

Osman Bağdatlıoğlu

BAĞDATLIOĞLU: Studies have been pursued since 2007 to make Antalya the host city of EXPO 2016. In the meeting participated by the senior authorities of all institutions in Antalya, including the Governorship of Antalya and Metropolitan Municipality, an international botanic exhibition (EXPO) was decided to be held in Antalya. The content of EXPO Antalya was determined in these meetings. The ANTALYA 109

Ağustos - Eylül / August - September 2010


tılarında EXPO Antalya’nın içeriği belirlenmiştir. Botanik EXPO’lar kapsamında yer alacak ve altı ay devam edecek olan EXPO’nun teması “Çiçek ve Çocuk” olarak belirlenmiştir. 2016 yılında yapılması planlanan EXPO alanında değişik ülke katılımları ile yapılacak bahçe ve genel rekreasyon alanları bulunacaktır. EXPO alanının sergi sonrasında da sürekli ziyarete açık kalacak olması bu alanın 21. yüzyıl boyunca turizm ve tanıtım faaliyetleri için kullanılmasını mümkün kılacaktır. Bu sayede, kültür turizmi açısından Antalya ve Türkiye’ye büyük bir katkı sağlayacaktır. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda Antalya AIPH aşamasını üyelerin verdiği 36 oyla geçmiş durumda. Ancak 2016 yılında Antalya’da yapılması planlanan EXPO’yu tam olarak aldık demek için Ekim ayında AIPH’nin Güney Kore’de yapılacak kongresine kadar arazilerin yerinin belli olması ve gerekli devlet desteğinin yazılı olarak verilmesi gerekiyor. Biz şu anda Antalya olarak bu aşamadayız. Şunu da belirtmek istiyorum ki Antalya olarak zor bir aşamadan geçtik. Kabul edilmeme durumu söz konusu mu? BAĞDATLIOĞLU: EXPO alınmış durumda ancak yeri belirlemeden ve devlet desteğini almadan tam olarak biz aldık demenin anlamı yok. Yer belirleme işlemleri devam ediyor, hükümetten de destek sözünü almış durumdayız. Ekim ayından sonra Güney Kore’de yapılacak olan kongreye tek aday olarak katılacağız. Kabul edilmeme durumu yok gibi görünüyor. Ancak yine de temkinli olmak lazım. Bugüne kadar hep bu şekilde yol aldık. Kabul aşamasının 110

ANTALYA

ardından EXPO 2016’nın tanıtımına Kasım ayından itibaren başlayacağız. Antalya’da bilinçli sivil örgütleri ve devletin desteğiyle sessiz sedasız bir yol izleyip tamamlanmış bir organizasyonu halka ilan edeceğiz. Kimler var EXPO organizasyonu içerisinde? BAĞDATLIOĞLU: Antalya Valiliği Başkanlığında, Antalya İli EXPO 2016 Yönergesi oluşturulmuştur. Söz konusu yönerge kapsamında EXPO Meclisi ve EXPO İcra Kurulu yapılanmaları belirlenmiştir. Buna göre; 2009 yılı itibariyle faaliyetlerine başlayan EXPO Meclisi, Antalya Valisi’nin başkanlığında 33 kurumun temsilcilerinden oluşmaktadır. EXPO ne kadar bir alanda, nasıl gerçekleşecek? BAĞDATLIOĞLU: EXPO 2016 Antalya’nın toplam 900 dönümlük bir alanda kurulması planlanmaktadır. Bu alanın 700 dönümü kullanılacak, geri kalan 200 dönümlük alan ise opsiyenel olarak kalacaktır. EXPO’ya toplam 100 ülkenin ve 30 büyük kuruluşun katılımı öngörülmektedir. Bu ülke ve kuruluşlar kendilerine ayrılmış alanlarda kendi kültürlerinin tanıtımını gerçekleştireceklerdir. EXPO alanlarında olmazsa olmaz dört bölüm vardır: EXPO Tepesi, EXPO Ormanı, EXPO Göleti ve EXPO Kulesi’dir. EXPO 2016 Antalya’nın sonuna kadar pek çok sempozyum, kongre ve forum gibi etkinlik yapılacaktır. BIE ve AIPH Genel Kurulları Antalya’da gerçekleştirilecektir. Altı aylık süreçte en az 20 bin sosyal ve kültürel etkinlik yapılması planlanmaktadır. Tüm bu gelişmeler uluslararası arenada büyük bir farkındalık yaratılmasını sağlayacaktır.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

theme of EXPO, which will be organized within the scope of the Botanic EXPOs and which will last for six months, was determined as “Flowers and Children”. In the EXPO ground, which is planned to be held in 2016, there will be gardens and general recreation areas to be prepared by the participation of different countries. Exhibition halls in the EXPO ground will remain open to visitors, and it will therefore be possible to use this area for tourism and promotion activities throughout the 21st century. Thus, it will contribute significantly to both Antalya and Turkey in terms of culture tourism. As a consequence of the studies carried out so far, Antalya got the first base of AIPH with 36 votes received from the members. Yet, the process of becoming entitled to host the EXPO 2016 in Antalya is not completed until the location of the

EXPO ground is determined and the required government support is received in written by the time of AIPH’s congress in October in South Korea. This is the stage we are at now. I should also mention that Antalya has got through the most difficult stage. Is there a possibility that Antalya won’t be chosen for the organization? BAĞDATLIOĞLU: We won the EXPO, but it does not make sense to speak too soon before determining its location and receiving the government support. We are still working on the location, and already got a promise from the government for support. We will participate in the congress in South Korea after October as the only candidate. It does not seem possible to be rejected. Nonetheless, we should still be cautious. We


EXPO 2016 Antalya kaç kişinin ziyaret etmesi bekleniyor? EXPO 2016 nasıl bir ekonomik değer yaratacaktır? BAĞDATLIOĞLU: EXPO’yu 5 milyon yabancı turistin ziyaret etmesi ve bunun 2 milyonunun sadece EXPO amacıyla Türkiye’ye gelmesi beklenmektedir. Her bir turistin ortalama 500 Euro’luk paket turlar

ile Türkiye’ye geleceği varsayılırsa ortaya çıkan rakam 1 milyar Euro olacaktır. Ayrıca EXPO’yu 3 milyon yerli turistin de ziyaret etmesi ve bunun 500 bininin sadece EXPO amacıyla Antalya’ya gelmesi düşünülmektedir. EXPO’ya katılacak ülkelerin ve kuruluşların bahçelerini oluşturma maliyetleri ile EXPO sürecinde yapacakları yatırım ve

have followed this attitude until today. After the stage of approval, we will start promoting EXPO 2016 as of November. We will announce to the public an organization finalized quietly with the support of conscious nongovernmental organizations and the government. Who are involved in the EXPO organization? BAĞDATLIOĞLU: Antalya EXPO 2016 Directive was established under the presidency of the Governorship of Antalya. The structures of EXPO Council and EXPO Executive Board were determined within the scope of the above mentioned directive. Accordingly, the EXPO Council, which initiated its activities in 2009, consists of the representatives of 33 institutions in the presidency of the Governor of Antalya. What will be the size of the EXPO ground and how will the organization be realized? BAĞDATLIOĞLU: EXPO 2016 Antalya is planned to be founded on an area of 900 decares in total. 700 decares of this area will be used and the remaining 200 decares will be saved for optional

use. A total of 100 countries and 30 big institutions are expected to participate in EXPO. These countries and institutions will promote their cultures in areas reserved for them. The EXPO ground includes four compulsory sections: EXPO Hill, EXPO Forest, EXPO Pond and EXPO Tower. By the end of EXPO 2016 Antalya, several activities like symposiums, congresses and forums will be held. BIE and AIPH General Assemblies will be held also in Antalya. In the six months period, at least 20 thousand social and cultural activities are planned to be realized. All these developments will create a considerable awareness in the international arena. How many people are expected to visit EXPO 2016 Antalya? What will be the economical contribution of EXPO 2016? BAĞDATLIOĞLU: 5 million foreign tourists are expected to visit EXPO and 2 million of these tourists are expected to come to Turkey only to visit EXPO. If we assume that each tourist comes to Turkey with a packet tour of approximately 500 Euros, the total amount ANTALYA 111

Ağustos - Eylül / August - September 2010


giderlerinin ortalama 750 bin Euro seviyesinde olacağı öngörülmektedir. Bu durum da 97,5 milyon Euro iş hacmi anlamına gelmektedir. Ayrıca, bu bölgede var olan kış turizmi büyük bir ivme kazanacak, tesisleşme ve altyapı faaliyetleri hızlanacak, istihdam alanları oluşacak ve yaşanacak bu süreç çerçevesinde bölgenin refah seviyesi bugün olduğundan daha üst seviyelere ulaşacaktır. Tüm bu gelişmeler hem Antalya hem de hinterlandında yer alan Isparta ve Burdur’u son derece olumlu şekilde etkileyecektir.

EXPO 2016’nın sosyal yaşama katkısı nasıl olacak? BAĞDATLIOĞLU: Dünya şehirlerine bakarsanız insanların toplu halde geldiği ve insanları toplayacak bir merkezin olması gerekiyor. Antalya için turizm şehri diyoruz ama otellerde sıkışmış bir müşteri portföyünden bahsediyoruz. Bugün San Remo, Monako, Barselona ve Prag’a gidin, oralarda çevre düzenlemesi gö-

EXPO 2016 Antalya’yı şehrin yeni bir başlangıcı kabul edebilir miyiz? BAĞDATLIOĞLU: Evet kesinlikle. EXPO 2016 Antalya’nın miladı olacak. Antalya’yı EXPO’dan önce ve EXPO’dan sonra değerlendireceğiz. Bazı olaylar çabuk anlaşılamayabilir. EXPO sadece bir fuar olarak düşünülebilir ama EXPO fuarın ötesinde kültürel bir paylaşım alanıdır. Yararları uzun vadede görülecektir. İki yıl sonra Antalya’nın gündemi sadece EXPO olacak. Biz EXPO 2016’yı “Çiçek ve Çocuk” üzerine bağdaştırdık. Çiçek ve çocuk ise sadece Türkiye’de bayramları kutlanan varlıklar. Çevre sonuçta çocuklarımıza kalacak. Dünyada 18 milyar dolarlık bir süs bitkileri ihracatı yapılıyor. Biz bu yılsonunda sadece 60 milyon dolarına ulaşabileceğiz. Çiçekle EXPO’yu birleştirmede hedefimiz; 2023’te süs bitkileri ihracatını 500 milyon dolar yapmak, bunu da her yıl yüzde 20 artışla sağlamaktır. Son altı yıldır bu artışlar düzenli bir şekilde gerçekleşiyor. EXPO’yla bu hedefi 1 milyar dolara çıkarttık. 112

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

will reach 1 billion Euros. Besides, 3 million domestic tourists are expected to visit EXPO and 500 thousand of these tourists are expected to come to Antalya only to visit EXPO. It is anticipated that the costs of creating gardens for the countries and institutions to be participating in EXPO and their investments and expenses will add up to approximately 750 thousand Euros. This

corresponds to a business volume of 97.5 million Euros. Furthermore, winter tourism in this region will gain speed, facility foundation and infrastructure studies will accelerate, new employment areas will be created, and the welfare level in the region will rise during the process. All these developments will have a positive effect on both Antalya and the hinterland cities like Isparta and Burdur.


receksiniz. Dünya artık çevre düzenlemesi üzerine kurulu bir duruma geldi. Dolayısıyla Türkiye ve Antalya’nın sadece kıyılarıyla gidebileceği bir nokta var, o noktanın da zaten sonuna gelmiş durumdayız. Aktivite yaratılması gerekiyor ve aynı zamanda turizmle birlikte halkın da doğadan ve güzelliklerinden yararlanması şart. EXPO bunu yaratacak. 2016’ya kadar Antalya Bölgesi’nde çevre bilinci aşılanacak. İlk planda caddeler peyzaj çalışmalarıyla değişecek. Bunun yanında hızlı tren gelecek, kruvazör sistemleri gelecek. Antalya daha faza konuşulacak dünyada. Tüm bu saydıklarımın ardından Antalya tam manasıyla bir dünya kenti ve turizmin başkenti olacak.

Can we consider EXPO 2016 Antalya as a new beginning for the city? BAĞDATLIOĞLU: Definitely so. EXPO 2016 will be a turning point for Antalya. We will evaluate Antalya in the future as before and after EXPO. Such developments may not be understood in a short period of time. EXPO may be considered as only a fair; but EXPO is more than a fair, it is a platform for cultural exchange. Its benefits will be seen in a long term. The entire agenda of Antalya will be occupied by EXPO in two years. We determined “Flowers and Children” as the theme of EXPO 2016. Turkey is the only country where flowers and children are celebrated in festivals. After all, our children will be the ones to inherit the environment. Also, ornamental

plant exportation in the world reaches 18 billion dollars. At the end of this year, we will be able to reach only 60 million dollars. Our aim in combining EXPO with flowers is to raise ornamental plant exportation up to 500 million dollars by 2023 and to achieve this by a 20% increase annually. This increase is achieved on a regular basis for the last six years. Now, by taking EXPO into consideration, we have increased this goal to 1 billion dollars. How will EXPO 2016 contribute to social life? BAĞDATLIOĞLU: As in other big cities in the world, there should be a center to bring masses of people together. We define Antalya as a tourism city, but we indeed refer to a customer portfolio stuck

in hotels. You should go and see the environmental planning in San Remo, Monaco, Barcelona and Prague. Today, the world is based on environmental planning. Therefore, the only destination for Turkey and Antalya is accessed by the coastal line, and we have already reached that point. We need to create activities, and people should make use of nature and natural beauties besides tourism. EXPO will create this. An environmental awareness will be instilled in Antalya region by 2016. In the first place, streets will acquire a new look by landscape works. In addition, high-speed rail line and cruiser systems will be established. The world will be talking more about Antalya. At the end of these transformations, Antalya will become a world city and a tourism capital. ANTALYA 113

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Mutfak Kültürü / Cuisine Culture

Antalya Piyazı (Bean Salad) 114

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Antalya Mutfağı’nın 12 ay vazgeçilmez yemeği olan piyaz, özünde salata sınıfına girse de birçok Antalyalı piyazı başlı başına yemek olarak görür. 1965 yılında baba Mustafa Yangözler tarafından Demirciler Çarşısı’nda kurulan ve bugün kardeşler Necdet ve Mehmet Yangözler tarafından işletilen Piyazcı Mustafa’nın Yeri’nde Antalya Mutfağı’nın en önemli salatası olan piyazın sırrını öğrendik.

Malzemeler

∆ Beyaz Tahin ∆ Sarımsak ∆ Limon ∆ Limon tuzu ∆ Üzüm sirkesi ∆ Kuru fasulye ∆ Yumurta

Sosun hazırlanışı:

Tahine, sarımsak, limon, sirke, limon tuzu ilave edip karıştırılarak hamur kıvamında bir sos elde edilir. Ardından hamur kıvamındaki sos içerisine sirke katılarak inceltilir ve akışkan bir hal kazandırılır.

Fasulyenin hazırlanışı:

Kuru fasulye bir gün önceden dört kez sudan geçirilerek yıkanır ve akşamdan sabaha kadar yaklaşık 12 saat boyunca suda bekletilerek yumuşaması sağlanır. Sabahleyin tekrar iki kez soğuk suda yıkanan fasulyeler 2 – 2.5 saat boyunca haşlanır. Fasulye hazır hale gelmiştir.

Servis edilişi:

Haşlanmış fasulye ilk olarak tabağa konur, ardından üzerine küçük dilimler halinde kesilmiş domatesler ve halka halka kesilmiş haşlanmış yumurta konur. Hazırlanan sos tabağa ilave edilir ve son olarak salataya yağ, sirke ve maydanoz konularak servis edilir.

Püf noktası:

Piyazın en önemli sırrının sosunun kıvamı olduğunu söyleyen Necdet Yangözler, sosun damakta mayhoş bir tat bırakması gerektiğini söylüyor ve ekliyor: “45 yıldır bu lezzetimiz hiç değişmedi. Kuru fasulye Konya ya da Isparta’da üretilmiş olmalıdır. Ancak ustalık piyazın sosunu hazırlamakta…”

Being the indispensable dish of the Antalya Cuisine for 12 months, piyaz is regarded as a main course itself by most of the residents of Antalya although it is essentially classified as a salad. In restaurant “Piyazcı Mustafa’nın Yeri” that was founded by the father Mustafa Yangözler in 1965 in Demirciler Bazaar and today managed by the brothers Necdet and Mehmet Yangözler, we discovered the secret recipe of piyaz which is the most important salad of Antalya Cuisine.

Ingredients ∆ ∆ ∆ ∆ ∆ ∆ ∆

White Tahini (Sesame Oil) Garlic Lemon Lemon salt Vinegar of Grapes White beans Egg

Directions for sauce:

Add and mix garlic, lemon, vinegar and lemon salt in tahini and thus you obtain a sauce in the consistency of dough. Then make this sauce thinner by adding vinegar in it until it becomes fluid.

Directions for white beans:

Wash the white beans for four times one day before the preparation of piyaz and keep them in water for nearly 12 hours from the previous night until the morning in order to be soft. Wash the beans with cold water for two times in the morning again and boil them for 2 – 2.5 hours. White beans are ready.

Serving:

Put the boiled white beans into the plate and then put the sliced tomato and the eggs that have been sliced in rings on it. Add the prepared sauce on the plate and finally oil, vinegar and parsley and then serve it.

Tips:

Saying that the most important secret of piyaz is the consistency of its sauce, Necdet Yangözler says that the sauce should leave a slightly sour taste on the palate and adds: “This taste has never changed for 45 years. White beans should be grown either in Konya or Isparta. However, the real trick is in the preparation of the sauce…” ANTALYA 115

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Av Turizmi / Hunting Tourism

ÇİĞDEM ASKERİ

Hunting excitement in

Düzlerçamı Hunting enthusiasts get what they seek in Antalya which is the only city in Turkey where diversifiable tourism is successfully applied.

Düzlerçamı

’nda av heyecanı

Çeşitlendirilebilir turizmin başarıyla uygulandığı Türkiye’nin tek kenti Antalya’da av meraklıları da aradığını bulabiliyor.

116

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Sekiz tane av ve yaban hayatı geliştirme bölgesinin bulunduğu Antalya’da Termessos Milli Parkı’nı da içine alan Düzlerçamı Av Bölgesi, maceraperestlere av heyecanını yaşatıyor. Antalya kent merkezine 7 kilometrelik mesafede yer alan 28 bin 972 hektarlık Düzlerçamı’nda av izni verilen tek hayvan yaban keçisi... Avrupa’da sayıları son derece azalan, Türkiye’de ise sadece Düzlerçamı bölgesinde görülen alageyik ile domuz, vaşak, karakulak, porsuk, keklik, tavşan, tilki ve sansar ise bölgede karşılaşabileceğiniz ve koruma altına alınmış diğer hayvanlar... Türkiye’de av turizmi, nesli tükenen hayvanların korunması amacıyla devlet kontrolünde gerçekleşiyor. Yabancı turist avcılar, Orman Bakanlığı’nca

A Grubu seyahat acentelerine verilen Av Turizmi İzin Belgesi ile avlanabiliyor. Ayrıca, yabancı turist avcılar Orman Bakanlığı Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü’nce tescillenen özel avlaklarda, sadece buralarda üretilip serbest bırakılan türleri avlayabiliyor. Antalya’nın endemik yapısıyla eşsiz bölgesi Düzlerçamı’nın 2005 yılında av ve yaban hayatı geliştirme sahası olarak tescil edildiğini söyleyen Çevre ve Orman İl Müdür Yardımcısı Mustafa Kılınç, kentin bu konuda ciddi bir potansiyeli olduğuna dikkat çekiyor. Av sezonunun Eylül’de başlayıp, Mart ayına kadar sürdüğünü dile getiren Kılınç, “Bakanlık ve belediyenin resmi açıklamasının ardından av sezonu başlar. Avcılar hava şartları nedeniyle Ekim - Ka-

Adventurers are offered a hunting excitement by Düzlerçamı Hunting Area including in Termessos National Park in Antalya, which accommodates eight areas in total for the development of hunting and wild life. Düzlerçamı covers an area of 28 thousand 972 hectares situated at a 7 km distance from Antalya city centre. Chevrotain is the only animal permitted to be hunted in Düzlerçamı… Fallow deer, which is in danger of extinction in Europe and can be seen only in Düzlerçamı area in Turkey, as well as boar, lynx, catamount, badger, partridge, rabbit, fox and weasel are other animals that you can see and are taken under protection… Hunting tourism in Turkey is done under state control in order to protect endangered animal species. Foreign tourist hunters may hunt with the Hunting Tourism License given to Group A travel agencies

Mustafa Kılınç

by the Ministry of Forestry. Moreover, foreign tourist hunters may hunt only the species bred and released in special hunting grounds registered by the Ministry of Forestry General Directorate of National Parks and Hunting-Wild Life. Mustafa Kılınç, Provincial Deputy Director of Environment and Forestry, states that Düzlerçamı, the matchless area of Antalya with its endemic structure, was registered in 2005 as the area for the development of hunting and wild life; and he draws attention to the serious potential of the city. Kılınç notes that hunting season starts in September and continues until March, and adds the following: “Hunting season starts after the official declaration of the Ministry and Municipality. Hunters prefer to hunt in October and November because of the convenient weather conditions. Chevrotain, the only animal allowed for hunting, can be hunted between August and March.” Kılınç also pointed at certain criteria in hunting tourANTALYA 117

Ağustos - Eylül / August - September 2010


sım aylarını tercih ediyor. Bölgede avına izin verilen tek hayvan olan yaban keçisi Ağustos - Mart ayları arası avlanılıyor.” diyor.

fine to the government if any animal is hunted outside the established criteria. Every year our Ministry determines the quota for the number of animals permitted to be hunted. Then, an invitation to tender is issued for hunting tourism companies. The company that gets the tender brings hunters, 90% of which consists of foreign tourists, to our region by special packet tours.

Av turizminde belirli kriterlerin olduğuna işaret eden Kılınç, “Düzlerçamı Av Bölgesi’nde sadece yaban keçisinin avlanmasına izin var. Doğal şartlarda bir yaban keçisi 8 9 yaşında ölüyor. Bu nedenle boynuz uzunluğu 90 cm’den fazla, 7 yaşından büyük olan keçiler avlanılabiliyor. Ayrıca kriterler dışında bir hayvanın vurulması söz konusu olduğunda turizm firması devlete belli bir ceza ödüyor. Bakanlığımız her yıl avlanma izni verilen hayvan sayısını yani kotayı belirliyor. Ardından av turizmi firmaları için ihale açılıyor. İhaleyi alan firma yüzde 90’ı yurtdışından olan avcıları özel paket turlarla bölgemize getiriyor.” diye anlatıyor. Düzlerçamı’nın biyolojik çeşitlilik açısından çok zengin bir bölge olduğundan, bu nedenle çok sınırlı bir alanda ava izin verildiğinden bahseden Kılınç, küçük bir alanda yapılmasına karşın av turizminin ciddi döviz bırakan bir sektör olduğunu belirtiyor. Bir av turu 50 bin doların üstünde maliyetle gerçekleştiriliyor. Av için Antalya’yı tercih eden yabancı turistler kalabalık bir ekiple av turuna katılıyor. Müdürlük personeli, firma temsilcisi veya rehber, avcının eşyalarını taşımasına yardımcı 118

ANTALYA

Kılınç states that Düzlerçamı is very rich area in terms of biological diversity, and therefore hunting is permitted in a very restricted area, and that hunting tourism provides the sector with considerable amount of income despite the limited area opened up for hunting. A single hunting tour costs more than 50 thousand dollars.

Düzlerçamı Av Bölgesi’nde sadece yaban keçisinin avlanmasına izin var. Hunters are permitted to hunt only chevrotain in Düzlerçamı Hunting Area.

civar köylerden “çantacı” denilen en az bir kişi avcıya eşlik ediyor. Yabancı turistlerin çoğunlukla koleksiyoner olduğunu belirten Kılınç, “Domuzda diş, keçide boynuz gibi koleksiyonlarını yaptıkları obje için avlanırlar. Daha çok köylüler hayvanın eti için avlanıyor.” diyor.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

ism: “Hunters are permitted to hunt only chevrotain in Düzlerçamı Hunting Area. In natural conditions a chevrotain dies at the age of 8 or 9. Hence, only chevrotains with horns longer than 90 cm and those older than 7 years may be hunted. Moreover, the tourism company pays a

Foreign tourists, who prefer Antalya for hunting, participate in hunting tours with a crowded team. A hunter is accompanied by the directorate staff, company representative or the guide, and at least one person called the “carrier” from surrounding villages to helps the hunter with his stuff. Kılınç mentions that foreign tourists are usually collectors who “hunt for collecting objects such as boar teeth or chevrotain horn. It is mostly the villagers who hunt for meat.”


ANTALYA 119

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Spor / Sports

Rafting heyecanı! Antalya’nın hırçın dalgalı çayları, en heyecanlı rafting tecrübeleri için sizleri bekliyor.

Rafting enthusiasm! The wild wavy brooks of Antalya are awaiting you for the most exciting rafting experiences.

120

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


1900’lerin başında Amerika’da nehirlerde güvenli yük taşımakta kullanılan raft adı verilen botlar, bugün adrenalin tutkunlarının hizmetinde. Tepesi yüksek nehirlerde yapılan bir akarsu sporu olan rafting, 6 - 8 kişilik takımlar halinde, ekip ruhuyla hareket edilerek yapılıyor. Türkiye’de ve dünyada rafting denilince Antalya’nın akla gelmesi ise, elverişli çaylarından kaynaklanıyor.

Köprüçay, Manavgat Brook, Dim Brook and Alara Brook for many years. While the rafting enthusiasts are keen to control their boats among the dangerous canyons most of the time they can also gaze at the unique nature thanks to the waves that rest for a while at other times.

Köprüçay

Heyecan arayan turistlerin tercihi olan rafting yıllardır Köprüçay, Manavgat Çayı, Dim Çayı ve Alara Çayı’nda yapılıyor. Kimi zaman tehlikeli kanyonların arasında botlarını dizginlemeye çalışan rafting tutkunları kimi zaman da dinlenen dalgalar sayesinde eşsiz doğayı izleyebiliyor.

Köprüçay Toros Dağları’ndan doğarak doğa harikası kanyonlardan geçen Köprüçay, Serik’in güneyinden Akdeniz’e dökülüyor. İki tarafı dik, çıkılması hemen hemen imkânsız olan kanyonlardaki yeraltı suları ile beslenen Köprüçay, aynı zamanda Türkiye’nin en güzel doğal rekreasyon alanlarından. Bunun yanı sıra, nehrin batısındaki dağlık arazide bulunan tarihi Selge (Zerk) kenti, nehir kenarındaki kaleler, su kemerleri, Roma devrine ait köprüler ve tarihi yollar gibi pek çok arkeolojik kaynaklar, Köprülü Kanyon’un önemini artırıyor. Oluk Köprü’nün yaklaşık 100 metre alt tarafında, suyun durgun olduğu ve nehrin cep yaptığı alandan başlayarak, özellikle amatörlerin kürek çekme tekniğine uyum sağlamaları için akıntıya karşı yol alınarak Oluk Köprü’ye varılıyor. Amatörler genellik-

Heyecan arayan turistlerin tercihi olan rafting yıllardır Köprüçay, Manavgat Çayı, Dim Çayı ve Alara Çayı’nda yapılıyor. Being the preference of tourists that are looking for excitement, rafting is performed in Köprüçay, Manavgat Brook, Dim Brook and Alara Brook.

le Oluk Köprü’den, profesyoneller ise, başlangıç noktası yakınındaki çağlayandan veya Oluk Köprü’den kanyona girip daha ileriden dönerek, parkura başlayabiliyor. Başlangıç noktasının hemen altında yer alan çağlayandan sonra devam eden parkur 2-3 zorluk derecesinde. Parkur boyunca sık sık karşılaşılan çağlayanlar, oluşturduğu güzel peyzajın dışında parkura heyecan katıyor. Yaklaşık 10 kilometre süren yolculuk sonrası Beşkonak’ın ilerisindeki beton köprüye ulaşılıyor. Amatör sporcular için parkurun beton köprüden hemen önce sonuçlandırıl-

The boats that used to be called “raft” in order to transport the loads safely on rivers in America at the beginning of 1900s are now serving the ones who are adrenalin junkies. Being a river sport that is performed in high banks, rafting is performed with a team spirit in each team comprising of 6-8 persons. The reason that Antalya is the first place to come to mind when it is about rafting in Turkey and the world is that the province features very convenient brooks for this sport. Being the preference of tourists that are looking for excitement, rafting is performed in

Springing from Taurus Mountains and passing through natural wonder canyons, Köprüçay flows into Mediterranean Sea from the southern part of Side. Being fed by the underground waters in canyons that have vertical slopes on both sides and almost impossible to be climbed, Köprüçay is also one of the most beautiful natural recreational areas of Turkey. In addition, the historical Selge (Zerk) city that is located in the mountainous area to the west of the river as well as archeological sources like the castles beside the river, aqueducts, bridges and historical roads dating back to Roman era are contributing to the importance of Köprülü Kanyon (Bridge Canyon). Firstly, boats sail to Oluk Köprü against the current so that especially amateurs can familiarize themselves with rowing method starting from the area where the water is still and river forms a pocket approximately 100 meters down Oluk Köprü. Amateurs can start the track generally from Oluk Köprü while professionals start from the cascade near the starting point or from Oluk Köprü. The track that stretches starting from the cascade that is right under the starting point has a 2nd3rd grade difficulty. The cascades that are encountered ANTALYA 121

Ağustos - Eylül / August - September 2010


ması önerilirken, profesyoneller için beton köprüden sonraki ilk kanyon heyecanı artırıyor. İkinci kanyon ise akarsuyun bazı noktalarda kayaların altında kaybolması nedeniyle kesinlikle girilmemesi gereken bir alan olarak belirtiliyor.

Nasıl gidilir? Köprüçay’a ulaşmak için Antalya’dan Serik’e, daha sonra da Taşağıl ve Beşkonak’a varılır. Manav-

gat istikametinden ise Taşağıl üzerinden Beşkonak’a ulaşılabilir. Beşkonak Köyü’ne kadar yol asfalttır ve zaman zaman Köprüçay Çayı’nı takip eder.

Manavgat Çayı Batı Toroslar’ın doğu yamaçlarından doğan 90 kilometre uzunluğundaki Manavgat Çayı, ovaya girmeden önce Manavgat şelalesini oluşturarak Akdeniz’e dökülüyor.

very frequently throughout the track bring excitement to the track beside the spectacular view. After a journey that takes approximately 10 km, the concrete bridge ahead of Beşkonak is found. While it is suggested to end the track right before the concrete bridge for amateurs, the first canyon after the concrete bridge increases the excitement for the profession-

als. The second canyon, on the other hand, is designated as an area that shouldn’t be entered since the river is lost under rocks at certain points.

How to go? In order to reach Köprüçay, you should first go to Serik from Antalya and then continue towards Taşağıl and Beşkonak. From Manavgat direction, on the other hand, you can reach Beşkonak via Taşağıl. The road is covered with asphalt until Beşkonak Village and it goes along Köprüçay River in certain parts.

Manavgat Brook Springing from the eastern slopes of Western Taurus Mountains and stretching for 90 km, Manavgat Brook forms Manavgat Waterfall before entering the plain and flows into Mediterranean Sea. Becoming crystal clear in spring months and being feed by underground waters in the canyons, this brook is bridled by Oymapınar Dam. The flow rate of water is very important for starting point on Manavgat Brook. Rafting can be started around Şahap Bridge near İbradı during the months when the flow rate is suitable. Having a high grade of difficulty, Manavgat Brook is deemed dangerous for amateur groups. Rafting goes on inside canyons that have steep slopes on both sides that is hard to be overcome for 19 km between Şahap Bridge and Sevinç Village. In the first canyon between Şahap Bridge and Altınbeşik Cave, the underground waters that are named as “Yedipınar” 500 meters ahead of the start of the canyon are increasing the flowing rate of 122

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Bahar aylarında suyu berraklaşan ve geçtiği kanyonlardaki yeraltı sularıyla beslenen Manavgat Çayı’nın hızı Oymapınar Barajı ile kesiliyor. Manavgat Çayı’nda başlangıç yeri için suyun debisi önemlidir. Suyun debisinin uygun olduğu aylarda İbradı yakınlarındaki Şahap Köprüsü civarından rafting çıkışı yapılabilir. Zorluk derecesi yüksek olan Manavgat Çayı amatör gruplar için tehlikeli sayılabiliyor. Raftinge, Şahap Köprüsü ile Sevinç Köyü arasındaki 19 kilometre boyunca yer yer iki tarafı dik ve aşılması güç kanyonlar içinde devam ediliyor. Şahap Köprüsü ile Altınbeşik Mağarası arasındaki ilk kanyonda, kanyonun başlangıcından

500 metre ileride “Yedipınar” olarak adlandırılan yeraltı suları, çayın akış hızını heyecanla birlikte artırıyor. İkinci kanyona girmek istemeyen sporcular için, Altınbeşik Mağarası civarında kıyıya çıkma şansı var. Altınbeşik Mağarası’ndan sonraki ikinci kanyon geçit vermeyen dik yar-

the brook with excitement. For the ones that don’t want to enter the second canyon, there is an opportunity to land on the shore around Altınbeşik Cave. There are steep cliffs in the second canyon after Altınbeşik Cave that does not permit passage. The expansion in the riverbed at the end of the canyon enables a break.

One of the cascades that is located towards the end of the second canyon before Sinanhoca Village is extremely dangerous. Persons should pass this section from the land due to the water passing from the left and right side and from under of a big rock. The third canyon greets the rafting enthusiasts after Sinanhoca Village. The track on Manavgat Brook ends with the canyon that comes to an end after a couple of cascades are passed.There are cascades with a difficulty grade of 3rd-4th-5th on this track having three canyons and there are also waterfalls in some points. A suitable passage should be definitely determined by landing on shore when the sound of cascades is heard. Sportsmen can enjoy the virgin beauty of nature since the flow rate of Manavgat Brook diminishes ANTALYA 123

Ağustos - Eylül / August - September 2010


lardan oluşuyor. Kanyon bitiminde çay yatağının genişlemesi, mola şansı veriyor. Sinanhoca Köyü’ne gelmeden önce ikinci kanyonun bitimine doğru yer alan çağlayanlardan birisi, oldukça tehlikeli. Büyük bir kayanın altından, sağından ve solundan geçen su nedeniyle bu bölüm kıyıdan geçilmeli. Sinanhoca Köyü’nden sonra raftingçilerin karşısına üçüncü kanyon çıkıyor. Birkaç çağlayan geçildikten sonra sona eren kanyonla Manavgat Çayı üzerindeki parkur tamamlanmış oluyor. Üç kanyonun yer aldığı bu parkurda 3-4-5 zorluk derecesindeki çağlayanlar ve bazen de şelalelerden geçiliyor. Çağlayanların uğultusu duyulduğunda kesinlikle kıyıya yanaşarak uygun geçiş noktasını belirlemek gerekiyor. Bu geçişler arasında Manavgat Çayı’nın akış hızı yavaşladığından, sporcular el değmemiş doğanın güzelliğini izleme fırsatı bulabiliyor.

Nasıl gidilir? Manavgat Çayı’nın rafting başlangıç noktasına ulaşmak için Manavgat - Alanya karayolundan önce 10 kilometre doğuya, daha sonra kuzeye Akseki istikametine gidilir. Akseki’ye 4 kilometre kala İbradı yönüne dönüldükten sonra 11. kilometrede Şahap Köprüsü’ne ulaşılır. Burası rafting için başlangıç noktasıdır.

Alara Çayı

Dim Çayı

Antalya’ya bağlı Köprülü beldesindeki dağların eteklerinden doğan Alara Çayı Manavgat’ın Boztepe Köyü yakınlarında denize dökülüyor. Bahar aylarının rafting için en uygun dönem olduğu Alara Çayı 70 kilometre uzunluğunda bir parkur.

Antalya’nın rafting sporuna en elverişli nehirlerden birisi de Alanya’nın 6 kilometre doğusundaki Dim Çayı. Değirmenönü mevkiinden yaklaşık 2,5 kilometre ilerideki Akköprü’den başlayıp 5,5 kilometre aşağıda tamamlanan Dim Çayı’nın zorluk derecesi 1-2 derece arasında.

Rafting turu, Güzelbağ’ın doğusunda başlayıp, yaklaşık 20 kilometrelik bir yol alındıktan sonra tarihi İpek Yolu’nun önemli mekânlarından olan Alara beldesi ve Alarahan bölgesinde sona eriyor. Parkurun zorluk seviyesi 2-3 derece arasında.

124

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

during these passages.

How to go?

In order to reach the starting point of rafting in Manavgat Brook, firstly you should go 10 km east over ManavgatAlanya road and then turn to Akseki to the north. After turning to İbradı direction 4 km left to Akseki, you reach Şahap Bridge at 11th km. This is the starting point for rafting.

Dim Brook One of the most suitable rivers of Antalya for rafting is Dim Brook that is located 6 km east to Alanya. It starts at Akköprü that is nearly 2.5 km

ahead of Değirmenönü locality and ends within 5,5 km. The difficulty grade is around 1st-2nd.

Alara Brook Springing from the mountains in Köprülü town of Antalya, Alara Brook flows into sea near Boztepe Village of Manavgat. This track stretches for 70 km with the most suitable period being spring months. Rafting tour starts east to Güzelbağ, strolls for approximately 20 km and ends around Alara town and Alarahan region that is one of the most important points of the historical Silk Road. The difficulty level of the track is 2nd - 3rd.


ANTALYA 125

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Röportaj / Interview

HAMİT SEÇİL

Congress organizers fixed their eyes on 2014 Nizamettin Şen, one of the names who founded the first congress bureau of Turkey 16 years ago, stated that they have initiated studies to bring the general assembly of the International Congress and Convention Association (ICCA) to Antalya in 2014.

Kongreciler gözünü 2014’e dikti Türkiye’nin ilk kongre bürosunu 16 yıl önce kuran isimler arasında yer alan Nizamettin Şen, 2014 yılında yapılacak Uluslararası Kongre ve Toplantı Organizatörleri Birliği Derneği’nin (ICCA) genel kurulunu Antalya’ya taşımak için çalışmalara başladıklarını söyledi. Antalya Bölgesi’nde turizm çeşitliliğini arttırmak için 1994 yılında Antalya Fuarcılık İşletme ve Yatırım A.Ş.(ANFAŞ) bünyesinde doğan ve bugün Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) çatısı altında yoluna devam eden Türkiye’nin ilk Kongre Bürosu’nun kurucuların126

ANTALYA

dan Nizametin Şen ile görüştük. Geçen 16 yıllık süreçte büro olarak büyük çaba sarf ettiklerini belirten Şen, amaçlarının 2014 yılında yapılacak Uluslararası Kongre ve Toplantı Organizatörleri Birliği Derneği’nin (ICCA) genel kurulunu Antalya’ya taşımak olduğunu söyledi. Bölgede son

Ağustos - Eylül / August - September 2010

We interviewed Nizamettin Şen, who is one of the founders of Turkey’s first Congress Bureau which was founded within the body of Antalya Fair Management and Investment Inc. (ANFAŞ) in 1994 to increase the tourism diversity in Antalya region and which continues its activities today under the roof

of Antalya Chamber of Commerce and Industry (ATSO). Şen noted that they worked hard in the last 16 years as the congress bureau and that their aim is to bring the general assembly of the International Congress and Convention Association (ICCA) to Antalya in 2014. As mentioned by Şen,


and could not be expected to remain as a nonprofit cooperation. Thus, after a short while we transferred the Bureau to the body of Antalya Promotion Foundation. Antalya Congress Bureau, the first congress bureau founded in Turkey, changed its location for the last time in February and currently continues its activities under the roof of Antalya Chamber of Commerce and Industry (ATSO). The presidency of the bureau is held by the ATSO president Çetin Osman Budak, and I am the vice president.

iki yıldır otel yöneticileri tarafından kongre turizminin öneminin fark edildiğini belirten Şen, 2010 yılında turizmin Başkenti Antalya’nın 50 ulusal, 46 uluslararası kongreye ev sahipliği yapacağını söyledi. Antalya Tanıtım Vakfı Başkanlığı’nın yanı sıra Kongre Bürosu’nun ikinci başkanlığını yürüten Şen, kongre turizminin dünü, bugünü ve yarınını anlattı. Türkiye’nin ilk kongre bürosu nasıl doğdu? ŞEN: ANFAŞ 1994 yılında kurulurken fuarcılık ve kongreciliğin birbirine paralel olduğunu düşünerek ve bölgede turizm çeşitliliğini artırmak için kongre bürosunu ANFAŞ’ın bünyesinde hayata geçirme kararı aldık. Çünkü kapalı gruplara hizmet vermek kongre bürolarının temel görevidir. Dolayısıyla fuarcılığı Antalya’ya getirirken kongre bürosunun da Antalya için bir ihtiyaç olduğunun farkına vardık ve ANFAŞ bünyesinde hizmete başladık. Kongre Bürosu olarak herhangi bir ticari beklenti içerisinde değildik ancak ANFAŞ bir şirketti ve kar amacı gütmeyen bir kurum olarak kalamazdı. Bun-

dan dolayı kısa bir süre sonra Kongre Bürosu’nu daha sonra kurduğumuz Antalya Tanıtım Vakfı bünyesine taşıdık. Türkiye’de kurulmuş ilk kongre bürosu olan Antalya Kongre Bürosu bu yılın şubat ayında son kez çatı değiştirerek Antalya Sanayi ve Ticaret Odası (ATSO) bünyesinde yoluna devam ediyor. Başkanlığını ATSO Başkanı Çetin Osman Budak’ın yürüttüğü büroda ikinci başkanlığı ben yürütüyorum. Antalya Bölgesi’nde kongre turizminin merkezi neresidir? İhtiyaca cevap verir nitelikte midir? ŞEN: Antalya’da turizm ürünleri içerisinde konaklama sektörü ağırlıklıdır. Ama konaklama sektörünün altında kongre turizmine hizmet veren koltuklar da mevcuttur. Bunun temel sebebi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın tesisler yönetmeliğinde bulunan her 4 ve 5 yıldızlı tesisler için kongre salonu yapma zorunluluğunun olmasıdır. Bu açıdan oteller kongre turizminin bir potansiyelidir ama Türkiye’de bunlar koordineli bir şekilde organize edilmemiştir. Bugün Antalya Bölgesi’nde kongre turizmin-

hotel managers have became aware of the importance of congress tourism in the last two years, and the tourism capital Antalya will host 50 national and 46 international congresses in 2010. Şen is currently the vice president of the Congress Bureau and the chairman of Antalya Promotion Foundation. He informed us about the past, present and future of congress tourism. How was Turkey’s first congress bureau founded? ŞEN: At the time of the foundation of ANFAŞ in 1994, we thought that fair and congress organizations develop in parallel to one another and we decided to actualize the congress bureau within the body of ANFAŞ in order to increase the tourism diversity in the region. Because, it is the primary duty of congress bureaus to give service to closed groups. Therefore, while bringing the fair business to Antalya, we realized the need for a congress bureau in Antalya and began to give service within the body of ANFAŞ. As a Congress Bureau, we did not have any commercial expectations, yet ANFAŞ was a company

Where is the center of congress tourism in Antalya region? Does it have the potential to meet the needs? ŞEN: Accommodation sector has a dominant place among tourism products in Antalya. Yet, there are also seats serving to congress tourism under the accommodation sector. This is due to the obligation of including a congress hall in 4 or 5 star facilities as per the regulations specified for facilities by the Ministry of Culture and Tourism. In this respect, hotels provide a potential for congress tourism, but these are not organized in Turkey in a coordinated way. Today, Belek Tourism Center is the first destination that comes to mind in congress tourism in the region of Antalya. Congress tourism is done here in the available areas inside the facilities. The improvement of congress tourism in the region requires centers with large capacities. If larger common centers had been established earlier in the region, hotels would have attached more importance to congress tourism and we would have much more efficient marketing possibilities especially in the winter season. Nonetheless, this was not done in Belek Tourism Center. The Forestry ANTALYA 127

Ağustos - Eylül / August - September 2010


de akla ilk gelen destinasyon Belek Turizm Merkezi’dir. Burada kongre turizmciliği tesisler içerisindeki mevcut alanlarda yapılmaktadır. Bölgede kongre turizminin gelişebilmesi için büyük kapasiteli merkezlere ihtiyaç vardır.

Antalya’da yapılan kongre turizmi dünyanın neresindedir?

En başta bölgede daha büyük kapasiteli ortak merkezler oluşturulsaydı oteller kongre turizmine daha fazla önem verecekti ve biz merkez olarak özelikle kış sezonunda daha verimli pazarlama imkanına sahip olacaktık. Ancak Belek Turizm Bölgesi’nde bu uygulamaya gidilmedi. Antalya’da yapılan Ormancılık Kongresi şehir için bir milat olmuştu ancak teknik hataların olduğu Cam Piramit, ihtiyaca cevap veremedi. 10 milyon dolarlık yatırım ölü bir yatırım oldu.

ŞEN: Kongre turizminin en önemli zayıf halkası uluslararası havalimanlarından Antalya’ya direk tarifeli seferlerin olmamasıdır… Antalya bir kitle turizmi destinasyonudur. Bunun için charter seferler yapılmaktadır. Son yıllarda Türk Hava Yolları’nın (THY) yurt dışından direk seferlere başlaması kongre ve golf turizmini hareketlendirdi. Biz yıllardır bunu talep ediyorduk. THY kendi gelişimi için bunun gerekli olduğunu görüp girişimlerde bulundu. Yapılan seferlerde kongre turizminin büyük bir yer tuttuğu görüldü. Bunun arttırılmasıyla Antalya turist profilinde de bir değişim yaşayacak. Antalya’da turizm sezonu 12 aya yayılacaktır.

Bölge kongre turizminde Antalya’nın kalbi durumunda. Antalya’da ihtiyaç duyulan bu tür merkezlerin planlı bir şekilde ve sektöre danışılarak yapılması gerekiyor. Bunu yapacak olan kurum yerel yönetimdir. Dünyada bu tür merkezler özel sektör tarafından yapılmamıştır.

Diğer bir eksiklik ise hizmet verecek merkezlerin kapasitesinin azlığıdır. Kapasite olarak düşündüğümüzde, elimizdeki otellerin dışındaki sınırlı sayıda merkez bulunmaktadır. Dünyaya baktığımızda özellikle Avrupa kıtasında üç destinasyonun çok aktif olduğunu görüyoruz:

128

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

Congress held in Antalya was a turning point for the city, but the Glass Pyramid failed to fulfill the needs due to technical imperfections. An investment of 10 million dollars turned out to be an impair one. The region is now the heart of congress tourism in Antalya. Convention centers should be built with a well-organized plan and by consulting to the sector. Local government is the institution to accomplish this. No such centre in the world was built by any private sector. Where does the congress tourism in Antalya stand in the world? ŞEN: The weakest chain of the congress tourism in Antalya is the lack of direct international flights to Antalya… Antalya is a destination of mass tourism. And charter flights are used for this purpose. Recently, congress and golf tourism picked speed by the initiation of direct flights from abroad by the Turkish Airlines (THY). We had been demanding this for years. THY considered it necessary for its own development and took a step in this direction. It

was observed that congress tourism occupied a large scale in the launched flights. The tourist profile in Antalya will change with the improvement of congress tourism. Tourism season in Antalya will extend to 12 months. Another deficiency is the low capacity of centers that serve to congress tourism. In terms of capacity, the number of centers apart from the hotels is very limited. When we look at the world, we see that three destinations are very active in continental Europe: Barcelona, Paris and Berlin. These are followed by London and other big cities. We see an increase in Antalya in the last two years. This is promising. In 2010, 50 national and 46 international congresses will be held in Antalya. In terms of capacity, Antalya is the second largest destination in Turkey after Istanbul. How is the congress diversity in the region? ŞEN: It mostly includes congresses on medicine and education. We can also add the dealers meetings and product promotions of various companies to this diversity. Congress-


Barselona, Paris ve Berlin. Bunları Londra ve diğer büyük kentler takip ediyor. Son iki yılda Antalya’da artış olduğunu görüyoruz. Bu bize ümit veriyor. 2010 yılında 50 adet ulusal ve 46 adet uluslararası kongre Antalya’da yapılacak. Antalya kapasite olarak İstanbul’un ardından Türkiye’nin ikinci büyük destinasyonudur. Bölgedeki kongre çeşitliliği ne yöndedir? ŞEN: Daha çok tıp ve eğitim alanında devam ediyor. Ayrıca çeşitli firmaların bayi toplantıları ve ürün tanıtımlarını da bu çeşitliliğe katabiliriz. Kongreleri bir kente getiren sadece kongre büroları değildir. Aynı zamanda üniversiteler de kongre turizmine katkı sağlar. Bilim insanları kongrelerin düzenlenmesinde önemli bir yere sahiptir. Onlar, yurt dışındaki kongrelere katılarak orada aday olup Türkiye’ye bu organizasyonları taşımalıdır. Bu noktada üniversitelere çok görev düşüyor. Kongre turizmi genel pastanın ne kadarlık dilimini oluşturuyor? Turistlerin harcama davranışları nasıldır? ŞEN: Antalya kitle turizminin merkezidir. Burada kongre turizminin payı kesin olmamakla birlikte yüzde 10-20 arasındadır. Kongre turizmi toplantı, motivasyon turları, kongre ve eğlenceye varana kadar birçok etkinliği kapsamaktadır. Kitle turizmi dışında kongre turizmi için gelen turistler Antalya için bir can suyudur. Çünkü kongre turizminin müşteri portföyü kitle turizminden farklıdır ve getirisi de en az iki kat daha fazladır. Peki ya 2014? ŞEN: Biz Antalya Kongre Bürosu olarak Uluslarara-

sı Kongre ve Toplantı Organizatörleri Birliği Derneği’nin (ICCA) üyesiyiz. Derneğin 2014 yılında yapılacak olan genel kurulunun Antalya’da yapılması için müracaatta bulunduk ve adaylığımızı açıkladık. Amacımız 2014 yılında kongrenin Antalya’ya kazandırılmasıdır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yanı sıra yerel yönetim ve sivil toplum örgütleri bize destek veriyor. Böyle bir kongrenin yapılabilmesi için iki yer planlıyoruz. Birisi Talya Kongre Merkezi, diğeri ise Belek’te bulunan merkezlerden biri, henüz netleştirmedik. İki alternatifli bir sunum yapacağız. Bu geldiğimiz noktanın neresi olduğunu gösteriyor. Gelecekte Antalya’nın böyle bir kongreye talip olması kalkışa geçtiğinin göstergesidir. Ayrıca hazırlamış olduğumuz “Meeting Planer Guide” kitabıyla kongre organizatörlerine ulaşmış olduk. Bunu biraz daha ileriye taşıyacağız. Geçen süreçte tasarladıklarınızı yapabildiniz mi? ŞEN: Bizim en büyük sorunumuz bu seneye kadar otel yöneticilerinden gereken ilgi, alaka ve bilinçlenmeyi göremememizdi. Geçen yıldan bu yana bu konuda büyük bir yol kat ettik. Bütün bölgede kongre merkezi ve turizminin ne olduğu artık anlaşılıyor. Bir tek spor turizmi Antalya’da yılda 700-750 futbol takımıyla beraber yaşıyor ama diğer spor aktivitelerinin farkına yeni yeni varılmaya başlandı. Turizm çeşitliliği bizde maalesef çok geç anlaşıldı ve destinasyonları buna göre oluşturamadık. Son yıllarda artan maliyetler ve otelcilerin ay boyunca çalışma arzusu, önümüzdeki süreçte kongre turizmine ivme kazandıracaktır.

Nizamettin Şen

es are brought to a city not only by congresses bureaus. Universities also contribute to congress tourism. Scientists play an important role in the organization of congresses and conventions. They should participate in the congresses abroad and become a member, and bring these organizations to Turkey. At this point, an important mission falls to universities. What is the share of congress tourism in the overall tourism sector? How is the expenditure behavior of tourists? ŞEN: Antalya is the centre of mass tourism. Although the share of congress tourism is not certain, it is estimated to be between 10-20%. Congress tourism covers a wide range of activities from motivation tours to congresses and entertainments. Tourists coming for congress tourism are a life line for Antalya; because the customer portfolio of congress tourism is different from that of mass tourism and its profit is twice bigger. What about 2014? ŞEN: Antalya Congress Bureau is a member of the International Congress and Convention Association (ICCA). We made an application to host the general assembly of the Association in 2014 in Antalya and we stood as a candidate. Our aim is to bring the congress to be held in 2014 to the city of Antalya. We are also supported by the

Ministry of Culture and Tourism as well as the local government and nongovernmental organizations. We have two venues in mind for such a congress. It will be either Talya Congress Center or one of the centers in Belek. We haven’t decided yet. We will make a presentation with two alternatives. This reveals the point we have reached in congress tourism. Candidateship of Antalya for such a congress is the indicator of a promising improvement. Moreover, we reached to congress organizers with the “Meeting Planner Guide” we prepared. We will take these developments even further. Could you be able to accomplish what you had planned in the past? ŞEN: Until this year, our biggest problem was the lack of interest and concern of hotel managers. We covered a long distance since last year. The significance and scope of congress centers and congress tourism is now understood in the whole region. Sports tourism in Antalya survives by hosting 700-750 football teams a year, but other sports activities have only recently begun to be recognized. Unfortunately, tourism diversity could not be comprehended early enough in Turkey, and thus, we failed to determine our destinations accordingly. Increasing costs in recent years and the desire of hoteliers to work for the whole month will enliven congress tourism in years to follow. ANTALYA 129

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Kültür - Sanat / Culture - Art

Altın Portakal

is opening out

The 47th International Antalya Golden Orange Film Festival will be held between the 9th and 14th October.

Altın Portakal sınırlarını genişletiyor 47. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali 9 -14 Ekim’de düzenlenecek. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle, Antalya Kültür Sanat Vakfı’nın organize edeceği 47. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu sene 9 -14 Ekim tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak.

sal Belgesel Film Yarışması ve Ulusal Kısa Film Yarışması da yer alacak. Festival ulusal ve uluslararası özel gösterimler ve gala gösterimleri ile de renklendirilecek. Ulusal Uzun Metraj, Belgesel ve Kısa Film yarışmalarının son başvuru tarihleri ise 13 Ağustos olarak açıklandı.

47. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali bu sene “Sinema ve Toplumsal Etkileşim” teması ile gerçekleştirilecek. “Sinema ve sosyo-politik etkileşim”, “sinema ve ülke etkileşimi”, “sinema ve ekonomik etkileşim” başlıklarında yürütülecek festival kapsamında; tematik film gösterimleri, paneller, sergiler, söyleşiler, atölye çalışmaları ve ‘Yapıma Beş Kala’ söyleşileri düzenlenecek. Festivalde, Ulusal Uzun Metraj, Uluslararası Uzun Metraj yarışmalarının yanı sıra, Ulu-

Emir Kusturica jüride

130

ANTALYA

Altın Portakal’ın jürisinde bu yıl, sinema dünyasının önemli, saygın ve ödüllü isimleri bir araya geliyor. Filmleri ile milyonlarca sinemaseveri kendine hayran bırakan, “Çingeneler Zamanı”, “Kara Kedi Ak Kedi”, “Yeraltı”, “Arizona Rüyası” gibi filmlerin yönetmeni Emir Kusturica, Altın Portakal Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nın jürisinde yer alacak. Festival kapsamında Emir Kusturica’nın film gösterimlerine de yer verilecek.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

This year, the 47th International Antalya Golden Orange Film Festival, organised by Antalya Culture and Art Foundation with the support of Antalya Metropolitan Municipality, will open its doors to film lovers between the 9th and 14th October. This year the subject of the 47th International Antalya Golden Orange Film Festival is set to be “Cinema and Social Interaction.” Within the context of the festival, comprising of the headings “cinema and socio-political interaction,” cinema and country interaction,” and “cinema and economic interaction,” thematic film screenings, panels, exhibitions, discourses, workshops, and ‘Five Minutes Until Production’ talks will be held. An National Documentary Film Competition and a National

Short Film Competition will take place at the festival alongside a National FeatureLength Competition and an International Feature-Length Competition. The festival will also be livened up with national and international special screenings and premier screenings. The last application date for the National Feature-Length, Documentary, and Short Film competitions has been announced as the 13th August.

Emir Kusturica will be on the jury panel The most important, respected and award winning names of the cinema world come together to form the jury panel for this year’s Golden Orange. Emir Kusturica, who has fascinated millions of film lovers with his movies and is the director of “Time of the


Gypsies,” “Black Cat, White Cat,” “Underground,” and “Arizona Dream,” will be on the jury panel of the Golden Orange International FeatureLength Film Competition. Emir Kusturica’s films will be screened within the context of the festival. Director Megan Mylan, who

2009 En İyi Belgesel Oscar’ını “Smile Pinki” adlı filmiyle alan yönetmen Megan Mylan da, Altın Portakal Belgesel Film Yarışması’nda Jüri Üyesi olacak. 2010 Cannes Film Festivali’nde Kısa Film dalında Altın Palmiye alan “Barking Island – Hayırsız Ada” filminin yönetmeni Serge Avédikian ise, Altın Portakal Kısa Film Jürisi’nde yer alacak.

Kadir İnanır Jüri Başkanı Bu yılın Altın Portakallarını belirleyecek Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın Jüri Başkanı Kadir İnanır oldu. Ana jüride ayrıca Tomris Giritlioğlu (yönetmen), Meltem Cumbul (oyuncu), Meral Okay (senaryo yazarı), Murathan Mungan (şair, yazar), Gökhan Kırdar (müzisyen), Atilla Dorsay (sinema yazarı), Zinos Panagiotidis (yapımcı) ve Prof. Dr. Mehmet Rıfkı Aktekin (Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri) yer alıyor. Belgesel Film Yarışması’nın Ana Jürisi Megan Mylan (yönetmen), Coşkun Aral (yönetmen), Zeynep Tül Akbal (akademisyen, sinema yazarı), Semra Güzel Korver (BSB Başkanı) ve Savaş Güvezne’den (yönetmen) oluşurken; Ulusal Kısa Film Yarışması’nın Ana Jürisi’nde

ise Serge Avedikian (yönetmen), Aslı Tandoğan (oyuncu), Mehmet Bahadır Er (yönetmen), Nil Kural (sinema yazarı) ve Nur Akalın (yönetmen) bulunuyor. Sinema Yazarları Derneği’nin verdiği SİYAD Ödülleri’nin jüri üyeleri ise şu isimlerden oluşuyor: Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması SİYAD Jürisi, Necla Algan, Tunca Arslan ve Burçin S. Yalçın; Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması SİYAD Jürisi, Kerem Akça, Alkan Avcıoğlu ve Aylin Sayın.

Günışığına çıkan filmler Altın Portakal bu yıl, sinema tarihinin kayıp filmlerini gün ışığına çıkarıyor, Türk Sinema Tarihi’ne yeni sayfalar ekliyor. “Pelikülün İzinde” başlığı altında bu yıl 4 film Altın Portakal izleyicisi ile buluşacak. Türk Sinema Tarihi kaynaklarında adı geçmeyen “Enis Aldjelis, Doğunun Çiçeği”, 93 yıl sonra Türkiye’de ilk defa Altın Portakal’da izleyiciyle bu-

won the 2009 Academy Award for Best Documentary with her film “Smile Pinki,” is on the jury panel for the Golden Orange Best Documentary Film Competition. Director Serge Avédikian, who won Golden Palm prize for Best Short Film with “Chienne D’Histoire” (“Barking Island”) in the 2010 Cannes Festival, is on the jury for the Golden Orange Short Film Competition.

Kadir Inanır will be the Chairman of the Jury Panel This year, the Chairman of the jury panel that will determine the winners of the Golden Orange Awards in the National Feature-Length Film Competition is Kadir Inanır. The other members of the main jury are Tomris Giritlioğlu (director), Meltem Cumbul (actress), Meral Okay (scriptwriter), Murathan Mungan (poet, author), Gökhan Kırdar (musician), Atilla Dorsay (screen writer), Zinos Panagiotidis (producer), and Prof. Dr.

Mehmet Rıfkı Aktekin (General Secretary of Antalya Metropolitan Municipality). While the members of the main jury for the Documentary Film Competition are Megan Mylan (director), Coşkun Aral (director), Zeynep Tül Akbal (academician, screen writer), Semra Güzel Korver (Chairman of Association of Documentary Filmmakers in Turkey), and Savaş Güvezne (director), the members of the main jury for the National Short Film Competition are Serge Avedikian (director), Aslı Tandoğan (actress), Mehmet Bahadır Er (director), Nil Kural (screen writer), and Nur Akalın (director). On the jury panel for the SIYAD Awards given by the Turkish Film Critics Association (SIYAD) are Necla Algan, Tunca Arslan, and Burçin S. Yalçın for the National FeatureLength Film Competition SIYAD Jury, and Kerem Akça, Alkan Avcıoğlu, and Aylin Sayın for the International FeatureLength Film Competition SIYAD Jury.

Films brought out into the open At the Golden Orange this year, new chapters will be added to Turkish Cinema History by uncovering films lost in cinema history. This year, four films, under the category of “On the Hunt for Unexposed Films,” will greet Golden Orange spectators. After 93 years, “Enis Aldjelis, Doğunun Çiçeği” (“Enis Aldjelis, the Flower of the East”), whose name is not referred to in Turkish Cinema History, will be viewed by audiences at the Golden Orange for the first time in Turkey. The film, which will add a new chapter to Turkish Cinema History, is ANTALYA 131

Ağustos - Eylül / August - September 2010


luşacak. Türk Sinema tarihine yeni bir sayfa ekleyecek olan film, İstanbul’da çekilen ilk yabancı film olma özelliğini taşıyor. “Enis Aldjelis, Doğunun Çiçeği” Baba Zula’nın film için hazırladığı özel müziklerin canlı performansı ile birlikte sunulacak. Muhsin Ertuğrul’un kayıp filmi ‘Kara Lale Bayramı - 1918’ da, yıllar sonra Altın Portakal’da gösterilecek. “Kadın Charlie Chaplin” olarak anılan Mabel Normand’ın rol aldığı “The Floor Below - 1918’ ve sinema dünyasının uzun yıllardır peşinde olduğu ve artık hiçbir kopyasının var olmadığına inandığı ‘Beyond The Rocks - 1922’ Altın Portakal’da gün ışığına çıkacak.

Yaşam Boyu Onur Ödülleri Tanıtım resepsiyonunda, Antalya Altın Portakal Film Festivali bünyesinde, 1996 yılından beri verilen Yaşam Boyu Onur Ödülleri’nin bu seneki sahipleri de açıklandı. Altın Portakal Festival Düzenleme Komitesi’nin, oy birliği ile aldığı kararla, senarist Safa Önal, yönetmen ve senarist Ertem Göreç, Nur Sürer, Gülşen Bubikoğlu, Metin Akpınar ve Zeki Alasya bu sene ödüle layık görüldü.

Yıldırım Önal Anı Ödülü Yıldız Kenter’e verilecek 1973 yılında "Dinmeyen Sızı" filmindeki rolüyle 'en iyi yardımcı erkek oyuncu' seçilerek Altın Portakal Ödülü'nü alan tiyatro ve sinema sanatçısı Yıldırım Önal, yaşamının son yıllarında girdiği ekonomik sıkıntı nedeniyle, ödülünü bir rehinciye bırakmak zorunda kalmış ve ödülünü geri alamamıştı. Yıllar sonra rehincinin oğlu tarafından Antalya Kültür Sanat Vakfı 'na teslim 132

ANTALYA

(scriptwriter), Ertem Göreç (director and scriptwriter), Nur Sürer, Gülşen Bubikoğlu, Metin Akpınar, and Zeki Alasya worthy of this year’s awards.

The Yıldırım Önal Memorial Award will be presented to Yıldız Kenter

edilen ödül, 1999 yılından itibaren Yıldırım Önal Anı Ödülü olarak her yıl bir oyuncuya emanet ediliyor. Yıldırım Önal Anı Ödülü’nün bu seneki emanetçisi ise usta oyuncu Yıldız Kenter olacak.

Sinema Emek Ödülü Antalya Altın Portakal Film Festivali 2006 yılından itibaren, Türk Sinemasında kamera arkasında çalışan, başarılı işlere imza atmış kişilere "Sinema Emek Ödülü" veriyor. Sinema Emek Ödülü’nü bu yıl Necmettin Çobanoğlu’na verilecek.

Yeni bir ödül Altın Portakal Film Festivali, bu yıldan başlayarak “Sanatta Sosyal Sorumluluk Ödülü” vermeye hazırlanıyor. Maddi, manevi ve entelektüel kazanımlarını sanata ve topluma adayan, bu birikimi, sanat dünyasında yeni nesiller yetiştirerek, yeni sanatsal projelere imza atarak, ‘sanatta sosyal sorumluluk’ projelerinde yer alarak aktaran sanatçılara verilecek ödülün ilkini ise usta oyuncu Müjdat Gezen alacak.

Ağustos - Eylül / August - September 2010

the first foreign film to take place in İstanbul. “Enis Aldjelis, the Flower of the East” will be screened accompanied with a live music performance comprising of songs prepared specifically for the film by Baba Zula. Another film to be screened years later at the Golden Orange is “Kara Lale Bayramı” (1918), the lost film of Muhsin Ertuğrul. “Beyond The Rocks” (1922), which has been hounded by the cinema world for years and it is believed that there are no other copies, and “The Floor Below” (1918) featuring Mabel Normand, “The Female Charlie Chaplin,” are the other two films to be brought into the open at the Golden Orange.

Lifetime Honour Awards The owners of this year’s Antalya Golden Orange Film Festival Lifetime Honour Awards, awarded since 1996, were revealed at the publicity reception. The Golden Orange Festival Organisation Committee unanimously voted and deemed Safa Önal

Due to financial difficulties Yıldırım Önal, an actor who won the Golden Orange Best Supporting Actor in 1973 with the film “Dinmeyen Sızı,” gave his award to a pawnbroker, but never managed to get it back. The pawnbroker’s son returned the award to Antalya Culture and Art Foundation years later, and every year since 1999, the award as the Yıldırım Önal Memorial Award is given to an actor/actress for safekeeping. This year the experienced actress chosen as the award’s custodian is Yıldız Kenter.

Cinema Effort Award As of 2006, Antalya Golden Orange Film Festival awards those behind the scenes of successful films with the “Cinema Effort Award.” This year’s recipient is Necmettin Çobanoğlu.

A new award This year the Golden Orange Film Festival is getting ready to present a brand new award called the “Social Responsibility in Arts Award.” Müjdat Gezen, experienced actor, will be the first to receive the award, given to those who dedicate their moral, material, and intellectual experience back into art and society, who use this experience to train new generations in the field of art, who participate in new artistic projects, and who take part in “social responsibility in art” projects.


ADVERTORIAL

Entertainment, serenity, and pleasure

Eğlence, huzur ve keyif:

DAIMA Resort Turizm cenneti Kemer’in Kiriş Koyu’nda turkuaz denizi ve muhteşem narenciye bahçesinin ortasında modern mimarisi ile inşa edilmiş olan Daima Resort, “Memnuniyetiniz önceliğimizdir” sloganı ile misafirlerini ağırlıyor. Daima Resort’te standart oda ve farklı kategorilerde aile odaları bulunuyor. Zengin konsepti ile ana restoranda, ağırlıklı olarak Türk Mutfağı yanında dünya mutfaklarından da en seçkin örnekleri, temalı geceler, diyet ve vejetaryen köşesi beğeninize sunuluyor. Ayrıca Anadolu yöresel restoranlarında ülkemizin yedi farklı bölgesine özgü lezzetlerini zengin menü seçenekleri ve özel köy kahvaltısı ile bulabilirsiniz. İç ve dış mekanlarda yer alan barlarda, renkli ve lezzetli kokteyller ve bol çeşitli içecek sunumlarını tatmak tatilinize renk katacak. Açık ve kapalı havuzlar, çocuk havuzları, kaydıraklı aquapark

ve muhteşem sahil sevdiklerinizle birlikte eğlencenizi renklendirecek. Profesyonel animasyon ekibi tatilinizde eğlenceli dakikalar geçirmenizi sağlayacak. Amfi tiyatroda akşam şovları, canlı müzik programları, sahil eğlenceleri, yarışmalar ve diskoda dans ile güzelliklerin doruğuna çıkacaksınız. Hamam, çamur banyosu, terapi, masaj ve güzel bir bakımdan geçmek için de kendinizi uzman ekibimizin sihirli ellerine bırakın. Çok amaçlı toplantı salonlarımız seminer, toplantı ve özel gruplarınızın hizmetindedir.

Daima Resort, constructed with modern architecture, located in the middle of magnificent citrus orchards, with its turquoise sea at Kiriş Bay in Kemer, a tourism paradise, welcomes its guests with the slogan “Your satisfaction is our priority.”

tions of the Anatolian local restaurants, as well as the opportunity to order a special village breakfast. Tasting the different variety of beverages and colourful and delicious cocktails on offer at the indoor and outdoor venues will also add colour to your holiday.

Daima Resort has a variety of family rooms as well as the standard room. The main restaurant, with its rich concept, offers selective tastes from world cuisines as well as Turkish Cuisine, theme nights, diet dishes, and vegetarian dishes. Additionally, tastes specific to the seven different regions of our country are available on the rich menu op-

The outdoor and indoor pools, children’s pools, aqua park with slides, and the magnificent beach will allow you to liven up the entertaining time spent with your family. Our professional animation team aim to make your holiday as entertaining as possible. You will experience entertainment at its peak with the evening shows at the amphitheatre, live music performances, beach parties, competitions, and disco dancing. You have the opportunity to leave yourselves in the capable hands of our professional team if you wish to experience the Turkish bath, mud bath, therapy, massages, and great treatments. Our multi-purpose meeting rooms are available for seminars, meetings, and special groups. ANTALYA 133

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Sanat / Art

Üç Silahşörler / Three Musketeers

Aspendos

büyüledi

Bu yıl 17. kez düzenlenen Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali, antik tiyatronun etkileyici ortamında sanatseverlere unutulmaz anlar yaşattı.

Aspendos

charmed the audience The 17th Aspendos International Opera and Ballet Festival held this year offered art lovers unforgettable moments in the fascinating atmosphere of the ancient theatre. 134

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Aspendos Antik Tiyatrosu’nun sunduğu olağanüstü akustik, Antalya’nın doğal güzellikleri ve beraberinde sanatın dil, din, ırk ve sınır tanımayan yapısı ile 17. yaşını kutlayan Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali, 8 Haziran-1 Temmuz 2010 tarihleri arasında sanatseverlerle buluştu. Antalya’nın en prestijli festivalleri arasında yer alan Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali’nde bu yıl, üçü yabancı konuk olmak üzere topluluklarca sergilenen sekiz eser sahnelendi. Festival açılışı Aspendos Antik Tiyatrosu’nun büyülü atmosferinde G. Verdi’nin “Aida” Operası ile Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından gerçekleştirildi. İtalyan rejisör Vincenzo Grisostomi Travaglini’nin yorumuyla seyirciyle buluşan ölümsüz eser

Ankara İtalyan Kültür Merkezi ve Türksoy’un katkılarıyla sanatseverlerle buluştu. Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin sergilediği ve festivalin ikinci temsili olan Alexander Dumas’nın “Üç silahşörler” adlı eseri eğlenceli danslarıyla festivale renk kattı. İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin sahneye koyduğu tarihin en karşı konulmaz kadını, tutkulu Çingene kızı “Carmen”, Akdeniz ve Aspendos’un sıcak yaz akşamında tutkulu aşk hikayesiyle seyirciyi mest etti. Japonya’dan festivale konuk olarak gelen Tokyo Balesi de Mozart’ın “Don Juan”, M. Teodorakis’in “Yunan Dansları” ve M. Ravel’in eşsiz eseri “Bolero”yu ünlü Koreograf Maurice Bejart`ın yorumu ile sahneye koydu. Festivalin bir diğer yabancı konuk topluluğu olan Berlin Radyo Korosu çeşitli ülkeler-

With the extraordinary acoustic of Aspendos Ancient Theatre, natural beauties of Antalya and the nature of art having no languages, religions, races and boundaries, the Aspendos International Opera and Ballet Festival celebrated its 17th year and met art lovers between 8 June – 1 July 2010. The Aspendos International Opera and Ballet Festival, which is considered one of the most prestigious festivals in Antalya, hosted eight performances this year, three of which were presented by foreign participants. The festival opened with G. Verdi’s opera “Aida” performed by Ankara State Opera and Ballet artists in the enchanting atmosphere of Aspendos Ancient Theatre. The immortal piece of work, which met with audiences

with rendition of the Italian director Vincenzo Grisostomi Travaglini, was put on stage with the contributions of Ankara Italian Cultural Centre and Türksoy. Alexander Dumas’s “Three Musketeers”, the second performance of the festival, was performed by Ankara State Opera and Ballet and gave a colorful touch to the festival with its entertaining dances. The passionate gypsy girl “Carmen”, the most irresistible woman in history, was staged by İstanbul State Opera and Ballet and enraptured the audience on a warm Mediterranean night in Aspendos with its passionate love story. Tokyo Ballet from Japan staged Mozart’s “Don Juan”, M. Theodorakis’s “Greek Dances” and M. Ravel’s

Uçan Hollandalı / The Flying Dutchman

ANTALYA 135

Ağustos - Eylül / August - September 2010


den gelen 500 koro sanatçısı ve dünya opera yıldızları, akustik harikası Aspendos Antik Tiyatrosu’nda “Carmina Burana” eseri ile ihtişamlı bir konser verdi. Makedonya Opera ve Balesi, “Rigoletto Operası”nda dünyadaki tüm opera severlerin beğenisini kazanan “La donna é mobile” aryasını, bu kez Aspendos’ta seslendirirken, romantik opera repertuarının örneklerinden, ünlü Alman besteci Richard Wagner’in “Uçan Hollandalı” Operası, İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin prodüksiyonuyla sahne aldı.

Kapanış Barbaros Hayrettin Paşa’dan Festivalin kapanış temsili ise Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü projesi olan 136

ANTALYA

“Barbaros” ile gerçekleştirildi. Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa’nın hayatını ve 16. yüzyılda Akdeniz’deki Türk deniz akıncılığını çağdaş dans üslubuyla anlatan, kentin denizle olan dokusunu ve çağdaş yaşamda insan-su ilişkisini tarihsel bağlantılarla işleyen dans ve müzik prodüksiyonunu İstanbul, Ankara, İzmir ve Samsun Devlet Baleleri dansçılarından oluşan topluluk sergiledi. Eser; İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesi olarak hayata geçti.

Bakan övgüsü Festivalin kapanış gecesinde Antalya Valisi Ahmet Altıparmak ile gösteriyi izleyen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, yaptığı açık-

Ağustos - Eylül / August - September 2010

matchless piece “Bolero” with the composition of the famous Choreographer Maurice Bejart. Berlin Radio Chorus, another foreign guest of the festival, performed “Carmina Burana” in a magnificent concert with its 500 choir artists and opera stars from around the world in the acoustic wonder of Aspendos Ancient Theatre. The Macedonian Opera and Ballet performed the worldwide adored aria “La donna é mobile” in “Rigoletto Opera” this time in Aspendos; and the famous German composer Richard Wagner’s “The Flying Dutchman” opera, one of the examples of romantic opera repertoire, put into stage with a production by the Izmir Opera and Ballet.

Closing Performance Featuring Barbaros Hayrettin Pasha The closing performance of the festival was a project

on “Barbaros” staged by the State Opera and Ballet General Directorate. This dance and music production, featuring the life of Ottoman Admiral Barbaros Hayrettin Pasha and the Turkish raiders in Mediterranean sea in the 16th century with a contemporary dance style and presenting urban texture with the sea and the relation between the water and contemporary people with historical connections, was performed by a group of dancers from the İstanbul, Ankara, İzmir and Samsun States Ballets. The performance was staged as a project of İstanbul 2010 European Capital of Culture.

Compliments from the Minister At the closing night of the festival Ertuğrul Günay, the Minister of Culture and Tourism, who watched the performance together with Antalya Gover-


lamada, 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nın “Barbaros”u simgeleyen bir sanat eseriyle anılmasının kültür ve sanat yaşamı açısından güzel bir seçim olduğunu söyledi. Antalya’nın, kültür sanat yaşamı ve festivallerinin Antalya’nın marka değerine katkı sağladığını kaydeden Günay, “Burada sanatsal etkinliklerin bulunması dünyanın dört bir tarafından gelenler açısından çok güzel. Biz yıllardan bu yana Aspendos’ta opera ve bale festivalini düzenliyor ve destek olmaya çalışıyoruz.” dedi.

ihtiyacı olduğunu belirterek, “Biz sanatçılar olarak dostluk ve kardeşliğin tüm toplumlarda sanat yoluyla sağlanabileceğine yürekten inanıyoruz. Çünkü sanat, özellikle opera, bale sanatları, hiçbir coğrafyaya mal edilemeyen güzellikteki evrensel duygu ve düşünceleri taşıyabilme becerisiyle, insanoğlunun kendisini tanıma ve birbirini anlayabilmesinde bize yol gösterebilecek en önemli araçtır.” dedi.

nor Ahmet Altıparmak, stated that commemorating the Maritime and Cabotage Day on the 1st of July with a an artwork symbolizing “Barbaros” was a favorable choice in terms of culture and art. Günay also mentioned that culture and art life and festivals in Antalya contributed to the city’s brand equity, and added the following: “Organizing artistic activities in this venue offers unique experiences for people coming from all corners of the

Sanat bir araçtır Bulundukları tiyatronun dünyanın en güzel akustiğine sahip olduğunu söyleyen Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Prof. Rengim Gökmen de, günümüzde insanlığın barışa, kardeşliğe, hoşgörüye ve yardımlaşmaya her zamankinden daha çok

Berlin Radyo Korosu, akustik harikası Aspendos Antik Tiyatrosu’nda “Carmina Burana” eseri ile ihtişamlı bir konser verdi. Berlin Radio Chorus, performed “Carmina Burana” in a magnificent concert in the acoustic wonder of Aspendos Ancient Theatre.

world. We have been organizing and supporting the opera and ballet festival in Aspendos for years.”

The art is a medium Prof. Rengim Gökmen, General Director of the State Opera and Ballet, who emphasized the unique position of Aspendos Ancient Theatre in the world with its acoustic, noted that humanity needs peace, brotherhood, tolerance and cooperation today more than ever, and added the following: “We as artists believe wholeheartedly that amity and brotherhood can be achieved in all societies by means of art; because art, especially opera and ballet, serves as an important medium to guide humanity in knowing itself and understanding one another with its capacity to bear universal thoughts and feelings independent from any geography.”

Aida

ANTALYA 137

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Sanat / Art

Üç bin yıllık efsane Aspendos Arena’da Anadolu Efsanesi Troya, 2010 Türkiye Turnesi kapsamında 6 Temmuz’dan itibaren her salı Antalya Gloria Aspendos Arena’da sahnelenmeye başlandı.

The 3000-year old legend is at Aspendos Arena

Within the context of its 2010 Turkey tour, performances of the Anatolian Legend Troy, started at the Antalya Gloria Aspendos Arena on each Tuesday as from the 6th July. İzmir, Ankara ve İstanbul’da ikişer gösteri yapan Anadolu Ateşi Dans Topluluğu, turne kapsamında Antalya’da Kasım ayına kadar 13 gösteriyle yerli ve yabancı turistlere keyifli anlar yaşatacak. 250 kişilik dansçı kadrosuyla “Dünyanın en bü138

ANTALYA

yük ve en hızlı dans grubu” unvanını taşıyan Anadolu Ateşi, Antalya’da kendi sahnesi olan Gloria Aspendos Arena’da üç bin yıllık efsaneyi danslarla anlatmaya başladı. Antalya’nın Serik ilçesi’nde bulunan Gloria Aspendos Arena’da beş

Ağustos - Eylül / August - September 2010

Having completed two performances each in İzmir, Ankara, and İstanbul, the Anadolu Ateşi Dans Topluluğu (Fire of Anatolia Dance Group) allow domestic and foreign tourists to experience pleasurable moments by performing 13 shows in Antalya until

November within the context of their tour. Fire of Anatolia, known as the “world’s largest and fastest dance group” with its 250-dancer group, has started performing the 3000-year old legend with its dance on its own stage in Antalya, the Gloria Aspendos


bin kişi Troya’nın ilk gösterisini izledi. Anadolu Ateşi Genel Sanat Yönetmeni Mustafa Erdoğan, Troya’nın uzun bir dünya turnesi ardından tekrar Antalya’ya yerleştiğini söyledi. Turizm sezonunun başından sonuna kadar haftada iki ya da üç gösteri yapacaklarını ifade eden

Erdoğan, Gloria Aspendos Arena’nın oyunların en iyi izlenebildiği yer olduğunu açıkladı. Kasım ayına kadar gösterilerin Antalya’da süreceğini belirten Mustafa Erdoğan, “Buranın yüzde 95’i de Antalya’ya gelen yabancı konuklardan oluşuyor. Yabancılar da çok önemli ve çok güzel izlenimlerle ayrılıyorlar. Türkiye’ye sadece tarihsel ve turistik değerler için

değil, sanatsal değerler içinde gelinebileceğini gösteriyoruz.” dedi. Anadolu Ateşi Dans Topluluğu, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri çerçevesinde, yedi ayrı gezginin gözünden yarı düşsel, yarı gerçek bir İstanbul tablosunu ortaya koyan “İstanbul Dreams”

adlı bir proje hazırladı. Projenin çalışmalarının da bir yandan sürdüğünü açıklayan Sanat Yönetmeni Mustafa Erdoğan, Troya gösterileri ve hazırlık çalışmaları sırasında İstanbul Dreams’i de çalıştıklarını belirtti. İstanbul Dreams projesini Ekim ya da Kasım aylarına kadar yetiştireceklerini ifade eden Erdoğan, bu projeyi büyük bir hızla ve heyecanla yetiştirmeye çalıştırdıklarını dile getirdi.

Arena. Five thousand audiences watch the first performance of Troy at the Gloria Aspendos Arena in the Serik district of Antalya. Mustafa Erdoğan, General Art Director of Fire of Anatolia, stated that after a long world tour, Troy has returned to Antalya. Erdoğan expressed that they

will perform two or three performances a week from the start of the tourism season until it ends, and continued to explain that the Gloria Aspendos Arena was the best place for watching performances. Mustafa Erdoğan indicated that performances will continue in Antalya until November and went on to say, “95% of the people here are foreigners visiting Antalya. Foreigners leave with very important and very good impressions. We are proving

that you can come to Turkey for artistic values as well as historical and touristic values.” Within the framework of İstanbul 2010 Culture Capital of Europe activities, the Fire of Anatolia Dance Group prepared a project called “İstanbul Dreams,” which presented an İstanbul as

half-fictional and half non-fictional from the eyes of seven different travellers’ views. Mustafa Erdoğan, Art Director, explained that works on the project were still underway, and went on to state that they are working for the İstanbul Dreams project together with the Troy performances and preparation activities. Erdoğan expressed that the İstanbul Dreams project should be complete by October or November and mentioned the amount of excitement and speed involved in finishing the project on time. ANTALYA 139

Ağustos - Eylül / August - September 2010


INFO İtfaiye / Fire Department Acil Servis / Medical Emergency Service Trafik / Traffic Polis İmdat / Police Department Jandarma / Gendarmerie Orman Yangını / Forest Fires ANTALYA MERKEZ / CENTER Valilik / Governorship Turizmden Sorumlu Vali Yardımcısı / Deputy Governor for Tourism Antalya Büyükşehir Belediyesi / Antalya Metropolitan Municipality İl Emniyet Müdürlüğü / Provincial Security Directorate İl Emniyet Müdürlüğü Pasaport Şubesi / Provincial Security Directorate Passport Department Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi / Antalya Training And Research Hospital Akdeniz Turistik Otelciler Birliği (AKTOB) / Mediterranean Association of Touristic Hoteliers DHMİ Santral / Central

110 112 154 155 156 177

(242) 243 97 91 (242) 243 52 60 (242) 249 50 00 (242) 345 41 00

(242) 227 96 00 (242) 249 44 00

(242) 321 59 26 (242) 330 30 30

AKSEKİ Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie Devlet Hastanesi / State Hospital

(242) 678 10 21 (242) 678 10 08 (242) 678 22 28 (242) 678 10 25 (242) 678 10 29

AKSU Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie

(242) 426 30 52 (242) 426 30 49 (242) 426 26 77 (242) 426 30 32

ALANYA Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality

(242) 512 57 17 (242) 513 21 11

140

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie Devlet Hastanesi / State Hospital Turizm Danışma / Tourism Information Liman Başkanlığı / Port Authority Alanya Turistik İşletmeciler Derneği ALTİD / Alanya Touristic Hoteliers Association

(242) 511 23 12 (242) 513 10 09 (242) 513 48 41 (242) 513 12 40 (242) 511 94 98 (242) 514 34 74

DEMRE Kaymakamlık / District Governorship Jandarma / Gendarmerie Sahil Güvenlik / Coast Guard Emniyet Amirliği / Security Chief Office Belediye / Municipality Devlet Hastanesi / State Hospital

(242) 871 53 53 (242) 871 51 89 (242) 874 42 28 (242) 871 42 21 (242) 871 50 51 (242) 872 16 10

DÖŞEMEALTI Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie

(242) 421 44 41 (242) 421 30 55 (242) 421 27 56 (242) 421 30 07

ELMALI Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie Devlet Hastanesi / State Hospital

(242) 618 10 08 (242) 618 67 01 (242) 618 62 51 (242) 618 63 01 (242) 618 83 00

FİNİKE Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie Devlet Hastanesi / State Hospital

(242) 855 10 05 (242) 855 13 92 (242) 855 10 21 (242) 855 10 07 (242) 855 20 00

GAZİPAŞA Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie Devlet Hastanesi / State Hospital

(242) 572 28 84 (242) 572 10 13 (242) 572 50 14 (242) 572 10 15 (242) 572 15 62


GÜNDOĞMUŞ Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie

(242) 781 20 06 (242) 781 20 11 (242) 781 21 88 (242) 781 20 14

İBRADI Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie

(242) 691 22 94 (242) 691 20 04 (242) 691 23 01 (242) 691 20 15

KAŞ Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie Devlet Hastanesi / State Hospital

(242) 836 10 04 (242) 836 10 99 (242) 836 10 24 (242) 871 51 89 (242) 836 32 15

KEMER Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie Devlet Hastanesi / State Hospital Liman Başkanlığı / Port Authority Turizm Danışma / Tourism Information

(242) 814 44 81 (242) 814 15 03 (242) 814 15 46 (242) 814 10 16 (242) 814 15 50 (242) 814 52 62 (242) 814 11 12

KEPEZ Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie

(242) 335 41 11 (242) 310 58 58 (242) 344 44 75 (242) 221 28 02

KONYAALTI Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality

(242) 229 94 90 (242) 259 09 26

İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie

(242) 229 63 81 (242) 238 22 07

KORKUTELİ Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie Devlet Hastanesi / State Hospital

(242) 643 60 01 (242) 643 60 11 (242) 643 22 38 (242) 643 62 60 (242) 643 64 44

KUMLUCA Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie Devlet Hastanesi / State Hospital

(242) 887 10 01 (242) 887 27 00 (242) 887 73 00 (242) 887 10 05 (242) 887 14 80

MANAVGAT Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie Devlet Hastanesi / State Hospital Turizm Danışma / Tourism Information

(242) 746 10 04 (242) 746 10 82 (242) 746 30 44 (242) 746 10 06 (242) 746 44 80 (242) 753 12 65

MURATPAŞA Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate

(242) 244 75 50 (242) 324 46 46 (242) 243 90 68

SERİK Kaymakamlık / District Governorship Belediye / Municipality İlçe Emniyet / District Security Directorate İlçe Jandarma / District Gendarmerie Devlet Hastanesi / State Hospital

(242) 722 10 04 (242) 722 19 70 (242) 722 10 88 (242) 722 10 08 (242) 722 13 40 ANTALYA 141

Ağustos - Eylül / August - September 2010


ANTALYA GUIDE

www.grouparma.com AYKA VITAL PARK Duacı Köyü Akhöyük Cad. No:1 Kepez - ANTALYA Tel: +90 242 445 17 00 Faks: +90 242 445 17 17 info@aykavitalpark.com www.aykavitalpark.com

DAIMA RESORT Sahilyolu 07980 Kiriş - Kemer - ANTALYA Tel: +90 242 824 64 64 Faks: +90 242 824 56 36 info@daimaresort.com www.daimaresort.com

KEMER RESORT HOTEL Atatürk Bulvarı Kemer - ANTALYA Tel: +90 242 814 31 00 Faks: +90 242 814 55 30 info@kemerresort.com www.kemerresort.com

RIXOS HOTELS Barınaklar Bulvarı No: 65 07230 ANTALYA Tel : + 90 242 310 52 62 Fax: + 90 242 323 53 34 www.rixos.com

GROUP ARMA ARMA’S BEACH HOTEL TEL: +90 242 814 74 20 www.armasbeach.com ANTALYA PALACE OTEL TEL: +90 242 323 88 07 www.antalyapalace.com

Bulmacanın Çözümü

TÜRKİZ KEMER Yalı Cd. No:3 Kemer - ANTALYA Tel:+90 242 814 41 00 Faks:+ 90 242 814 28 33 info@turkiz.com.tr www.turkiz.com.tr

OLYMPOS TELEFERİK Fajos A.Ş. Tahtalı 2365 m. Pk.96 Tekirova - Kemer 07995 ANTALYA Tel: +90 242 242 22 52 www.olymposteleferik.com

ÖZDİLEK ALIŞVERİŞ MERKEZİ Fabrikalar Mah. Fikri Erten Cd.No:2 Kepez - ANTALYA Tel : +90 242 334 33 99 Fax : +90 242 34 33 60 www.ozdilekpark.com

DEPO ALIŞVERİŞ MERKEZİ Havaalanı karşısı No:371 Altınova - ANTALYA Tel: +90 242 340 54 70 Fax: +90 242 340 54 71 info@deepo.com.tr www.deepo.com.tr

ADOPEN

www.eceajans.com

ROSE HOTELS Atatürk Bulvarı Kemer - ANTALYA Tel: +90 242 814 56 00 Fax: +90 242 814 55 52 +90 242 814 10 91 www.rosehotels.com

Organize Sanayi Bölgesi 2. Etap ANTALYA Tel: 444 24 24 Fab. Tel: +90 242 258 18 00 www.adopen.com

ANTALYA KÜLTÜR VE TURİZM DERGİSİ’NE SİZ DE ABONE OLUN !

ROSE RESIDENCE BEACH ROSE RESORT ROSE HOTEL

Atatürk Bulvarı Kemer ANTALYA TÜRKİYE Tel: +90 242 814 56 00 • Fax: +90 242 814 55 52 - 814 10 91

1 YILLIK ABONELİK 60 TL YURTDIŞI ABONELİK 180 TL

Tarih:

/

/ 20..........

AD,I SOYADI

ADIMA FATURA EDİNİZ ŞİRKET ADINA FATURA EDİNİZ

KURUMU

GÖREVİ

ADRESİ ŞEHİR

ÜLKE

E-MAIL

POSTA KODU

TELEFON

VERGİ DAİRESİ

FAX VERGİ NO

Yıllık abonelik bedeli olan 60 TL yi Halk Bankası Alsancak Şb. Kod.731 09000473 nolu RK Tanıtım Hizmetleri hesabına havale ettim. Not: Lütfen havale dekontunuzu, doldurduğunuz Abone Formu ile birlikte fax veya e-mail yoluyla gönderiniz. Abonelikle ilgili ayrıntılı bilgi için arayabilirsiniz. ABONE TELEFON

142

ANTALYA

(0232) 463 75 40

Ağustos - Eylül / August - September 2010

ABONE FAX

(0232) 421 92 24

E-MAİL

bilgi@rktanitim.com


ANTALYA 143

Ağustos - Eylül / August - September 2010


Fulya OMAÇ / e-mail: medyapuzzle@yahoo.com

Bulmacanın çözümü 142. sayfadadır.

144

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010


ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

1


2

ANTALYA

Ağustos - Eylül / August - September 2010

antalya dergisi  

antalya kültür turizm dergisi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you