Issuu on Google+

PIRI REIS

URFA / DAYTONA / FRANK GEHRY / BRIONI


ISTANBUL Abdi İpekçi Caddesi NO:14/A - Nişantaşı (+90) 212 343 00 37 ANKARA Classico - Çankaya Caddesi NO: 30 - Çankaya (+90) 312 441 71 81

zilli.fr


the finest garment for men in the world


. TerraCity Antalya . Rixos Premium Belek . Rixos Sungate Beldibi . . Rixos Hotel Tekirova . Maxx Royal Belek . Titanic Deluxe Belek .

© STEFANEL F/W 2013 0212 263 78 84 www.stefanel.com.tr İSTANBUL, ANKARA, İZMİR, ADANA, ALANYA, ANTALYA, BALIKESİR, BODRUM, BURSA, DENİZLİ, DÜZCE, İZMİT, KARADENİZ EREĞLİ, MARMARİS, MERSİN, SAMSUN, LEFKOŞE


STEFANEL.COM


THE PERFECT LUXURY, THE PERFECT INVESTMENT Most prestigious mixed use project of 2013 Residence Office

Hotel

Shopping Centre

LUXURY RESIDENCES, OFFICES, HOTEL, SHOPPING www.skylandistanbul.com


ICE THE OFF TOWER ALE S N O W NO UNCH WITH LA PRICES!

ce.

The perfect offi

The perfect shopping.

me. The perfect ho

The perfect hotel. Near Turk Telekom Arena, Seyrantepe - Maslak - Istanbul Call Center: 444 5 SKY Sales Office: 0212 289 89 99


Exclusive luxury and pure nature for your fascinating experience.

www.rixos.com

Akmola Region, 021708 Borovoe / KAZAKHSTAN T: +7 71636 20100 borovoe@rixos.com


Modern design, luxurious settings and attentive personnel to foresee your every desire.

www.rixos.com

7 D. Kunayev Street, 010000, Astana / KAZAKHSTAN T: +7 7172 24 50 50 astana@rixos.com


İSTANBUL’UN KEYFİNİ AĞAOĞLU İLE YAŞAYIN


www.terracity.com.tr

facebook.com/TerraCity

twitter.com/TerraCityAVM


CONTENTS

İÇİNDEKİLER ♦

RIXOS MAGAZINE

CONTENTS FALL 2013

112

PİRİ REİS

84

Story Of An Intellectual Man Of Science Entelektüel Bi̇r İlim Adamı'nın Hikayesi

106

FRANK GEHRY

90

YAP ISLAND

A Futuristic Approach To Architecture Mimariye Zamanın Ötesinden Bir Bakış

DAYTONA

A Place, A Watch, A Legend Bir Yer, Bir Saat, Bir Efsane

186

TIFFANY & CO.

216

CAFE PUSHKIN

Jewels Of The Great Gatsby Great Gatsy Filminin Mücevherleri

An Enchanting Atmosphere Büyüleyici Bir Atmosfer

A Glamorous Diving Adventure Harika Bir Dalış Deneyimi

146 URFA

Motherland Of All İnsanlığın Ana Vatanı

38

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

158

BRIONI

140

INTERWOVEN GLOBE

The Top Choice For The World’s Most Powerful People Dünyanın En Güçlü İnsanlarının İlk Tercihi

The World Of Antique Textiles Antika Tekstillerin Dünyası


PART OF THE TITANIC-DNA COLLECTION, THE STEAMPUNK RED AUTO EVOKES POWERFUL MECHANICAL INGENUITY. THIS RETRO-FUTURISTIC TIMEPIECE IS SWISS MADE AND CONTAINS STEEL FROM THE WRECK OF THE LEGENDARY OCEAN LINER. www.romainjerome.ch


COVER LETTER

ÖN YAZI ♦

Dear Rixos Guests / Değerli Rixos Misafirleri We have left behind a summer filled with sun and joy. Actually, it might not be completely right to say that it is left behind. For those of you who have missed the season and for those who are not yet ready for the fall, be reminded that it is high season in Dubai and you can enjoy the sea, sand and sun at Rixos Dubai! The countdown continues for the Quba and Travello branches of Rixos in Azerbeijan, Rixos Fluero in Switzerland and Rixos Bab Al Bahr in Dubai. With these hotels, the brand’s international solidity will continue to grow. This year, Istanbul will host the Rixos Cup, which has become a Rixos tradition. Along with the Antalya audience, basketball lovers from Istanbul will add to the excitement of the Rixos Cup, which hosts international teams from all over the world. A gripping content awaits you in the fall issue of Rixos Magazine. Piri Reis - a sailor, cartographer, poet and scholar; spiritual Urfa - the homeland of humanity; an amazing snorkeling oasis: Yap Island, Cafe Pushkin - a place that captivates with its food and the ambiance, and last but not least, the special coverage of Brioni from our Italy representative, Ayca Oskay. I wish you a pleasant read and a jaunty holiday.

Dopdolu bir yazı daha geride bıraktık. Aslında geride bıraktık demek çok da doğru sayılmaz. Tatil sezonunu kaçıranlar veya tadı damağında kalanlar için Rixos Dubai'de deniz, kum ve güneşin tam vakti olduğunu söyleyebiliriz. Önümüzdeki aylarda kapılarını misafirlerine açacak olan Azerbaycan Rixos Quba, Isviçre Rixos Fluera ve BAE Rixos Bab Al Bahr için de geri sayım devam ediyor. Bu yeni otellerle beraber zincirin uluslararası etkinliği daha da artmış olacak. Yıllardır bir Rixos klasiği haline gelen Rixos Cup'a bu yıl Istanbul ev sahipliği yaptı. Antalya seyircisiyle beraber Istanbul’daki basketbolseverler; uluslararası önemli klüplerin mücadele ettiği Rixos Cup'a, geçtiğimiz yıllara kıyasla çok daha coşkulu bir hava kattı. Rixos Magazine güz sayısında yine etkileyici bir içerik okurlarımızı bekliyor. Denizci, kartograf, şair ve edib kişiliğiyle entelektüel bir ilim adamı Piri Reis; insanlığın anavatanı, ruhani şehir Urfa; muhteşem bir dalış atmosferi Yap Island; yemekleri kadar ambiansıyla da büyüleyen Cafe Pushkin ve Italya temsilcimiz Ayça Hanım’ın özel haberi: En güçlülerin ilk tercihi Brioni ile ilgili marka öyküsü. Tüm misafirlerimize iyi okumalar, keyifli tatiller diliyoruz.

Mehmet Yasin ARTUKARSLAN

PUBLISHER Mediap Yayıncılık ve Danışmanlık Tic. Ltd. Şti.

40

CHIEF EDITOR Derya DOKUMACI derya.dokumaci@rixos.com

EDITOR İrem KÜPELİ irem.kupeli@rixos.com

ART DIRECTOR Kamil AYDİLEK kamil.aydilek@rixos.com

MARKETING DIRECTOR Mehmet KÜPELİ mehmet.kupeli@rixos.com

ADVERTISEMENT DIRECTOR Candeniz ALANTAR candeniz.alantar@rixos.com

PHOTOGRAPH Nur Banu ARTUKARSLAN Mustafa Turgut

ADVERTISEMENT SALES Alattin Altındiş alattin.altindis@rixos.com

REPRESENTATIVE FOR ITALY Ayça OSKAY ayca.oskay@rixos.com

ENGLISH EDITING Merjan BUBERNACK

RUSSIAN EDITING Anastasia Kozlova

Karayolları Mh. Kadir Akdoğan Cd. No: 3 GOP İstanbul / Türkiye

REPRESENTATIVES U.S.A. / Burak ESKİCİ Austria / Sadık SARAÇ Azerbaijan / Alper ÖNDER China / Mehmet SÖYLER England / Gökhan GÜNERİ Russia / Kubeysi TARHAN Ukraine / Barış ÖZTAŞ

RUSSIAN TRANSLATION Zarema Akyürek Elvira Garfeeva

WEB EDITOR Beria Merve DOKUMACI

SUPPORTERS Tayfur ALPARSLAN / Aysun SPREYER Abdülselam AYCİL / Özlem AYDOĞDU Nazlı KAZAZ / Yeşim DOĞANTEPE Aigerim SEITKALI / Hakkı YAVUZ Cenk ÜNVERDİ / Çağdaş ÜSTÜNKAYA Tamer GÜNGÖREN / Nurcan SARAÇ Sedat DÖĞÜŞMEZ / Emir BOZGAN Shaida MERALIYEVA

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

www.mediap.com.tr info@mediap.com.tr www.rixosmagazine.com

PRINT İHLAS GAZETECİLİK A.Ş. Merkez Mh. 29 Ekim Cd. İhlas Plaza No:11 A/41 Yenibosna–Bahçelievler / İSTANBUL T: 0212 454 30 00


ISTANBUL ABDI IPEKCI CAD. NISANTASI 0 212 240 59 67 CIRAGAN HOTEL KEMPINSKI BESIKTAS 0 212 259 87 95 KANYON AVM 0 212 353 09 75 PALMARINA F100 MAĞAZA YALIKAVAK / BODRUM 0 252 385 36 21 TERRA CITY AVM ANTALYA 0 242 323 28 49

turbine chrono, A3036/1 www.perrelet.com

Double rotor technology


EDITOR’S CHOICE

EDİTÖR’ÜN SEÇİMİ ♦

ARTISAN

Playing Cards / Oyun Kartları Designed by Simon Frouws and Illustrated by hand in South Africa, Artisans are in a league of their own. These premium, luxury playing cards feature elegant gold foil hot stamped onto ultra-lux black paper. Artisan Playing Cards are produced using FSC-certified papers derived from sustainable forests, vegetable-based inks and starch-based laminates. The result is a durable finish that respects the environment. Sealed with a red tax-stamp, vintage sticker seal marked with the exact month and year of print. There is a reason David Copperfield called them "the best playing cards ever produced," they are a breathtaking mix of elegance, style, and sophistication.

42

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Simon Frouws tarafından tasarlanan ve Güney Afrika'da elle yapılan Artisan oyun kartları benzerleri arasından kolaylıkla sıyrılabiliyor. Üstün kaliteli bu oyun kartları, son derece lüks siyah kağıt üzerine altın folyonun sıcak damga yoluyla yerleştirilmesi ile üretiliyor. Artisan oyun kartları, geri dönüşüme uygun ormanlardan elde edilen FSC sertifikalı kağıtlardan yapılıyor ve süslemesinde bitkisel bazlı mürekkep ile nişasta bazlı laminat kullanılıyor. Böylece ortaya hem çevreye duyarlı hem de sağlam bir set çıkıyor. Kırmızı bir damga vergisi ile mühürlenen paketler, üretim tarihini ve baskı yılını belirten vintage bir etiketle sunuluyor. David Copperfield bu kartlar için "bu güne kadar üretilmiş en iyi oyun kartları" diyor ve kartlar bu övgüyü zarafetleri, tarzları ve sofistike duruşları ile hak ediyor.


Ankara JW Marriott Hotel Ankara, Kizilirmak Mah. Muhsin, Yazicioglu Cad. No. 1 Tel. +90 312 285 0177

Istanbul Abdi İpekçi Caddesi 6-8/A, Nişantaşı

Opening Winter 2013


EDITOR’S CHOICE

EDİTÖR’ÜN SEÇİMİ ♦

YOUNG & BATTAGLIA

King Edison Pendant Lamp / Asma Lamba Small is beautiful meets a moment of genius, a perfect tiny chandelier suspended inside a glass lightbulb and hung on braided silken cable. The 'King Edison' pendant lamp designed by Young & Battaglia combines the pure simplicity of an Edison light bulb with the romance and glamour of a Kings chandelier. It consists of a miniature brass chandelier inside a hand blown clear glass shade and satin chrome fittings.

44

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Küçük güzeldir felsefesi, bir deha anına denk gelirse kusursuz küçük bir avize, cam bir ampül içine sığdırılır ve örülmüş ipeksi kablolarla asılır. Young & Battaglia tarafından tasarlanan King Edison asma lamba, bir Edison ampülünün saf basitliğiyle bir saray avizesinin romantikliği ve haşmetini bir araya getiriyor. Elde üflenmiş cam, içinde pirinçten yapılan ve cilalı krom bağlantı parçalarına sahip minyatür bir avize taşıyor.


EDITOR’S CHOICE

EDİTÖR’ÜN SEÇİMİ ♦

LONDON CUT CIGAR The Black Tie

Real luxury should feel decadent. Nothing is more decadent, more luxurious, and more of a statement than smoking a cigar wrapped in gold. Each distinct masterpiece contains premium Dominican tobacco hand rolled with 24K edible gold leaf. A box of Black Tie Gold Hand-Rolled Cigars packs in 20 Dominican pieces, and comes with a handsome duo consisting of a custom Black Tie Cutter and a Black Glass Top Humidor. The price for the entire box is $4,800. But, let’s not forget that every each one of these cigars leaves behind 24K gold ashes.

46

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Gerçek lüks, keyfine umarsızca düşkün olmalı. Hiçbir şey, altından bir puro içmekten daha keyifli, daha lüks olamaz. Her bir puro, premium Dominik tütününden yapılmış ve 24 karat yenilebilir altın yaprakla elle sarılmış. Bir kutu Black Tie Altın Sarılı Puro, 20 adet Dominik purosu içeriyor ve yanında özel Black Tie puro makası ve özel bir humidor ile birlikte geliyor. Bir kutu puronun fiyatı 4,800 dolar. Ama unutmamak lazım ki her puro ardında 24 karatlık altından küller bırakıyor.


EDITOR’S CHOICE

EDİTÖR’ÜN SEÇİMİ ♦

STEPHEN TURNER’S EXBURY EGG Green and Clean / Yeşil ve Temiz

The Exbury Egg will be a temporary, energy efficient self-sustaining work space for artist Stephen Turner in the estuary of the River Beaulieu, England. It is a place to stay and a laboratory for studying the life of a tidal creek. The ‘Exbury Egg’ adopts the two key premises of “Lean, Green and Clean” and “Reduce, Reuse and Recycle”. Stephen’s requirements for electricity use including electricity for charging items such as a laptop, digital camera and mobile phone will be met using solar. There will be an extensive education programme covering primary age students through to university. Schools will be able to engage with the Egg project throughout its programme, including the construction period, on science, art, ecology and engineering topics.

48

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Exburg Egg; sanatçı Stephen Turner için İngiltere’deki Beaulieu Nehri’nin denizle buluştuğu kısmında, etkin enerjili, kendi kendine yetebilen, geçici bir çalışma alanı olarak tasarlandı. Med-Cezirli bir nehirdeki yaşamı araştırmak için bir laboratuvar ve aynı zamanda kalmak için bir konaklama alanı. Exbury Egg, iki ana teoriyi benimsiyor: “Ekonomik, Yeşil, Temiz” ve “Azalt, Tekrar Kullan, Dönüştür”. Stephen’in laptop, dijital kamera ve cep telefonu gibi aygıtlar için elektrik enerjisi ihtiyacı; güneş enerjisi kullanılarak karşılanacak. İlkokul öğrencilerinden üniversite öğrencilerine kadar çok geniş kapsamlı bir eğitim programı olacak. Okullar, bu proje ile inşaat döneminden, bilim, sanat, ekoloji ve mühendislik alanlarında eğitim programı vasıtasıyla bilgilenebilecekler.


EDITOR’S CHOICE

EDİTÖR’ÜN SEÇİMİ ♦

HERMÈS Basketball

If you are interested in playing basketball with style, Hermès has just the thing for you. To celebrate the reopening of its Beverly Hills boutique, the brand has launched limited addition calfskin basketballs sewn with the same stitching as their iconic Birkin bag. Robert Chavez, the company’s CEO in the U.S. said that the basketball represents the sky, the ocean and all the beautiful pools that are a way of life in Los Angeles and Southern California. Not only is this product special because of its price ($13.000), but because of its quantity as well; only two have been produced at the special-orders atelier in Paris under the creative direction of Pierre-Alexis Dumas.

50

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Eğer basketbol oynarken tarzınızdan ödün vermek istemiyorsanız, Hermès sizin için bu soruna bir çözüm buldu. Beverly Hills butiğinin yeniden açılışını kutlamak isteyen marka, sınırlı sayıda üretilecek bir basketbol topu serisi sundu. Dana derisinden üretilen özel üründe, ikonik Birkin çantadaki aynı dikiş tekniği kullanıldı. Markanın ABD CEO’su Robert Chavez; topun mavi renginin, Los Angeles ve Güney Kaliforniya’da bir yaşam tarzı olan gökyüzü, okyanus ve güzel havuzların maviliğini simgelediğini söyledi. Bu ürün sadece fiyatından dolayı değil (13.000$) aynı zamanda üretim adetinden dolayı da çok özel. Pierre-Alexis Dumas’ın kreatif yönetimi altındaki Paris atölyesinde, özel sipariş ile sadece iki adet üretilmiş.


EDITOR’S CHOICE

EDİTÖR’ÜN SEÇİMİ ♦

EVOLUTION

From Antique to Modern / Antika’dan Modern’e With a firm design, this oak sideboard bridges the 18th century and the contemporary present in one piece. Designed by Ferruccio Laviani for Emmemobili, 'Evolution' is a sideboard which is characterized by a combination of solid hand-carved oak wood and elements of contemporary design. The complete cabinet is sandblasted to remove the soft part of the veneer, giving a rich and nice touch effect. The evolution occurs as from one end, it shows as an antiquated piece of furniture, but morphs into something very linear and modern.

52

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Güçlü bir tasarıma sahip bu meşe büfe, tek bir parça üzerinde 18. yüzyıl ve çağdaş zaman arasında bir köprü kuruyor. Ferruccio Laviani tarafından Emmemobili için tasarlanan ‘Evolution’, elle oyulmuş meşe ağacının ve çağdaş tasarım ögelerinin bir kombinasyonunu taşıyor. Zengin ve hoş bir görünüm vermek için büfenin tamamı zımparalanarak ince kaplamanın yumuşak kısımları ortadan kaldırılmış. Büfenin evrimi, bir uçta mobilyanın klasik antika halinden başlayarak diğer uca doğru çok doğrusal ve modern bir görünüme dönüşerek tamamlanıyor.


EDITOR’S CHOICE

EDİTÖR’ÜN SEÇİMİ ♦

DUNHILL

Alfred Dunhill Mosaic Turbo Lighter Alfred Dunhill presents a beautiful handmade lighter for the collectors and smoking enthusiasts. Inspired by the "Le Captive clock", a classic and well-known Dunhill piece from the 1920's, the lighter is adorned with Mother of Pearl mosaics on the front. The piece is made of rhodium-plated brass. Polished finishing form a shiny frame around the mosaic panel to highlight the beauty of the monochrome color flow. The lighter is a Dunhill classic: attention paid to the details and beautiful workmanship can be observed in the first glance.

54

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Alfred Dunhill, koleksiyonerler ve sigara severler için son derece şık, el yapımı bir çakmak sunuyor. İlhamını 1920'lerin ünlü Dunhill parçalarından olan "Le Captive" saatten alan çakmağın ön yüzü sedef mozaiklerle kaplı. Ürün rodyum kaplama pirinçten yapılmış. Parlatılmış yüzeyler, ön taraftaki sedef panelin etrafında bir çerçeve oluşturarak renk akışının güzelliğini ön plana çıkarıyor. Çakmak, dikkatle tasarlanmış ayrıntıları ve ince işçiliği ile tam bir Dunhill klasiği.


EDITOR’S CHOICE

EDİTÖR’ÜN SEÇİMİ ♦

FORNASETTI Palladiana

Fornasetti's typical amusing approach to furniture finds body in the curved chest of drawers "Palladiana." The basic design is inspired by classic chests of drawers dating from different eras, and it is also a perfect reflection of Fornasetti’s design concept with decorated surfaces. This black and white chest is made of wood and brass and it also exists in black and ivory. In the Fornasetti atelier, craftsmen and women use the same rigorous handcrafted techniques as were employed on the very first Fornasetti products. Colour is applied by hand and the original paper patterns are still followed. The majority of the furniture and objects produced in the Atelier are true re-editions of the original designs created by Piero Fornasetti. Objects referred to as ‘Re-inventions’, are designs created by Barnaba Fornasetti using the decorative elements and imagery found in the immense Fornasetti archive and are evolutions of the exclusive production of his father.

56

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Kavisli "Palladiana" şifonyeri Fornasetti'nin tipik eğlenceli mobilya yorumunun bir ürünü. Tasarım temelde farklı çağlardan kalma klasik şifonyer formlarından esinleniyor ve Fornasetti'nin desenli mobilya konseptini en güzel şekilde yansıtıyor. Ahşap ve pirinçten yapılan bu siyahbeyaz parçayı siyah ve fildişi renklerinde bulmak mümkün. Fornasetti atölyesinde çalışanlar firmanın geleneğini sürdürüyor ve ilk Fornasetti ürünlerindeki gibi titiz el işçiliği kullanıyor. Renkler ve desenler elde uygulanıyor ve hala orijinal kağıt kalıplar kullanılıyor. Atölyede üretilen mobilya ve ürünlerin çoğu Piero Fornasetti'nin özgün tasarımlarının yenilenmiş versiyonları. "Yeniden buluş" olarak tanımlanan objeler, Barnaba Fornasetti'nin geniş Fornasetti arşivindeki verileri ve görselleri kullanarak babasının özel üretimlerini yeniden yorumlamasıyla ortaya çıkıyor.


EDITOR’S CHOICE

EDİTÖR’ÜN SEÇİMİ ♦

VINCENT VAN GOGH

Sunset at Montmajour / Montmajour’da Gün Batımı The Van Gogh Museum has discovered a new painting by Vincent van Gogh (1853-1890): Sunset at Montmajour (1888). Director Axel Rüger said, “It is already a rarity that a new painting can be added to Van Gogh's oeuvre. But what makes this even more exceptional is that this is a transition work in his oeuvre, and moreover, a large painting from a period that is considered by many to be the culmination of his artistic achievement, his period in Arles in the south of France. During this time he also painted world-famous works, such as Sunflowers, The yellow house and The bedroom.” Sunset at Montmajour will be shown in the Van Gogh Museum in Amsterdam from 24 September until 24 January 2014.

58

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Van Gogh Müzesi, Vincent van Gogh (1853 – 1890) tarafından yapılmış yeni bir resmi ortaya çıkardı: Montmajour’da Günbatımı (1888). Müzenin Müdürü Axel Rüger, keşif hakkında; “Van Gogh eserlerine yeni bir resim daha eklenmesi çok nadir bir durum. Ama bu olayı daha da özel kılan, bu resmin sanatçının eserleri arasında bir geçiş çalışması olması. Van Gogh’un Güney Fransa, Arles’de kaldığı ve sanatsal başarısının en yüksek seviyeye ulaştığı bir döneme ait böylesi büyük bir resmin ortaya çıkması, çok ayrıcalıklı bir durum. Bu dönemde sanatçı; Ayçiçekleri, Sarı Ev ve Yatak Odası gibi dünyaca ünlü eserlerini de resmetmişti.” dedi. Montmajour’da Gün Batımı eseri, Amsterdam’daki Van Gogh Müzesinde, 24 Eylül 2013’den 24 Ocak 2014’e kadar sanat severlerin beğenisine sunulacak.


EDITOR’S CHOICE

EDİTÖR’ÜN SEÇİMİ ♦

LOMOGRAPHY Petzval

Lomography is reinventing the original Petzval lens that was invented in 1840 and was one of the very first and greatest lenses of all time. The lens was invented by Joseph Petzval in Vienna and had a huge impact on the development of photography. Photos shot with a Petzval lens are immediately recognizable for their sharpness and crispness, strong color saturation, wonderful swirly bokeh effect and narrow depth of field.

Lomography, 1840 yılında tasarlanan ve tüm zamanların en iyi lenslerinden biri olan orijinal Petzval lensi yeniden üretiyor. Fotoğrafçılık tarihinde çok önemli bir yere sahip olan lens, Viyana'da Joseph Petzval tarafından tasarlanmıştı. Petzval lens ile çekilen fotoğraflar; netliği, canlılığı, güçlü renk doygunluğu, mükemmel "bokeh" etkisi ve dar alan derinliği ile hemen fark ediliyor.

Lomography will produce this fantastic lens for Canon EF and Nikon F (D)SLR mount cameras in the 21st century. With the Lomography Petzval Portrait Lens, for the first time ever you can easily get the unique Petzval photographic look with 35mm analogue cameras and DSLR cameras. You can even shoot Petzval movies using DSLR cameras!

Lomography, Canon EF ve Nikon F (D) SLR kameralara uygun bu lensi 21. yüzyıla uyarlıyor. Artık Lomography Petzval Portrait Lens kullanarak 35mm analog kamera ve DSLR fotoğraf makineleri ile benzersiz Petzval fotoğrafları elde edebilirsiniz. Hatta DSLR fotoğraf makineleri ile Petzval videoları çekebilirsiniz!

60

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


EDITOR’S CHOICE

EDİTÖR’ÜN SEÇİMİ ♦

COLECCION ALEXANDRA New Opening in Keruen

The worldwide known Spanish brand Coleccion Alexandra opened a new store on June 14, 2013 in the Keruen Shopping Mall. Coleccion Alexandra furniture is known for the unique design and original models. The brand combines classic and modern, and presents new trends with minimalism. With the usage of precious wood, the brand differentiates from his competitors. It puts an amphasis on fabrics and takes attention with unusual forms. The Coleccion Alexandra Central Asia company is owned by Laura Jaksilikova, a well known figure in Kazakhstan, and it has been running the Coleccion Alexandra brand since 8 years. "It is not possible to ignore the rapidly growing trade in the capital and in Astana. Therefore, it was about time for the opening of the furniture and upholstery branches of the brand that we represent." she says. Other than furniture, it is also possible to find the famous Lladro's collectible porcelains. Lladro is celebrating its 60th year and each and every piece is a work of art. Today, these works can be find in the best museums around the world, and in the special collections of millions of people on five continents. In addition, it is possible to buy and explore the accessories and decorations of famous brands like Villari, Gasparri Design, Point S.L. and Bronces Mestre.

62

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Dünyaca ünlü İspanyol mobilya markası Coleccion Alexandra, 14 Haziran 2013 tarihinde “Keruen” alışveriş merkezinin lüks markaları barındıran bölgesinde kapılarını açtı. Coleccion Alexandra markalı mobilyalar özgün tasarımıyla ve benzersiz modelleriyle dikkat çekiyor. Klasiği, moderni ve minimalizmi, yeni trend fikirleri ile harmanlayarak; üretimde değerli ahşap kullanarak, mobilya pazarındaki diğer rakiplerinden sıyırılan ve öne çıkan marka, kumaşlara vurgu yapıyor ve sıradışı formlarıyla dikkat çekiyor. Kazakistan iş çevrelerinde çok iyi tanınan iş kadını Laura Jaksılıkova'nın başında olduğu Coleccion Alexandra Central Asia şirketi, dünyaca ünlü Coleccion Alexandra markasını 8 yıldır Kazakistan’da temsil etmektedir. “Başkent ve Astana’da hızlı gelişen ticareti dikkate almamak mümkün değil. Bu yüzden, temsil ettiğimiz markanın mobilya ve döşemelik mağazasının açılışı sadece zaman meselesiydi, ve zamanı geldi” diyor Laura. Mobilya dışında Coleccion Alexandra mağazasında, bu sene 60. Yılını kutlayan dünyaca ünlü porselen fabrikası Lladro’nun koleksiyon porselen ürünlerini de bulmak mümkün. Lladro’nun her ürünü küçük birer sanat eseri. Bugün, fabrikanın ürünleri dünyanın en iyi müzelerinde, beş kıtada milyonlarca insanın özel koleksiyonlarında bulunmaktadır. Ayrıca, Villari, Gasparri Design, Point S.L., Bronces Mestre gibi ünlü markaların aksesuarlarını ve dekor objelerini görüp, satın almak mümkündür.


Coleccion Alexandra Central Asia

Салон Элитной Мебели «Coleccion Alexandra»

25, Al-Farabi Avenue, Microdistrict Samal - 3, Almaty City The Republic of Kazakhstan Tel: +7 (727) 262 38 02 Fax: +7 (727) 262 38 04 E-Mail: alexcoleccion@mail.ru

Г. Алматы, Мкр. Самал-3 Д.25 Тел: 8(727) 262 38 02 Факс: 8(727) 262 38 04 E-Mail: alexcoleccion@mail.ru

Astana City, Shopping Mall «Keruen» 2 Floor, Boutique 25 Tel: +7 (7172) 279 930 Е-Mail: alexcoleccion_astana@mail.ru

Г. Астана, ТРЦ «Керуен» 2 Этаж, Бутик 25, Тел: +7 (7172) 279 930 Е-Mail: alexcoleccion_astana@mail.ru


EDITOR’S CHOICE

EDİTÖR’ÜN SEÇİMİ ♦

POLTRONA FRAU Mammy Blue

Designed for relaxation, dreaming and reading, Mammy Blue’s round and agile forms recall the dynamic and sophisticated designs of the famous Italian architect and designer Carlo Mollino. The designer Roberto Lazzeroni who was born in Pisa, studied art and architecture in Florence, enhances them with the expert use of materials. The combination of Pelle Frau leather and Cuoio Saddle Extra hide makes a return. The combination is further exalted by the elegant visible stitching. Like all Poltrona Frau products, Mammy Blue is also hand-made using the skill of craftsmen that is handed down over the years and constantly refined in order to guarantee the best results.

64

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Dinlenmek, kitap okumak ve hayal kurmak için tasarlanan Mammy Blue’nun yuvarlak ve sarmalayıcı şekli, ünlü İtalyan mimar ve tasarımcı Carlo Mollino’nun dinamik ve sofistike tasarımlarını anımsatıyor. Floransa’da sanat ve mimari okumuş Piza doğumlu tasarımcı Roberto Lazzeroni, bu kıvrımları malzemelerin ustalıklı kullanımıyla zenginleştirmiş. Pelle Frau deri ve Cuoio Saddle Extra deri kombinasyonu da bu ürünle geri döndü. Bu kombinasyon, zarif ve görünür dikişle daha da güçlendirilmiş. Tıpkı bütün Poltrona Frau ürünleri gibi Mammy Blue da en iyi sonucu garantileyebilmek için yıllar yılı bir zanaatkardan diğerine miras bırakılan ve sürekli geliştirilen beceriler kullanılarak elde yapılmış.


EDITOR’S CHOICE

EDİTÖR’ÜN SEÇİMİ ♦

L'ARTISAN Amber Balls

Terracotta Amber Balls by L’Artisan Parfumeur are handcrafted in L’Oise département, in northern France, by a mother and daughter team of artisans. These unique objects have a solid version of the L’Artisan Parfumeur fragrance hidden at the center. The golden amber scent slowly releases all the rich, intense and warm notes of amber over a long period.

L’Artisan Parfumeur'ün sunduğu Terracotta Amber Balls kuzey Fransa'da, L'Oise département'da sanatçı bir anne-kız ekibi tarafından elde üretiliyor. Bu eşsiz objeler içerisinde katı bir L’Artisan Parfumeur parfümü barındırıyor. Müthiş kehribar kokusunun sıcak, yoğun ve zengin notaları yavaşça yayılıyor ve parfüm böylelikle uzun süre dayanıyor.

Each Amber Ball is unique and no one ball is alike. Five different sizes are produced ranging between 75 mm and 160 mm.

Her bir Amber Ball birbirinden farklı. Toplar, 75 mm ve 160 mm arasında değişen beş farklı boyutta üretiliyor.

The fragrance in the unique L’Artisan Amber Balls will last approximately two years. Amber refills for the balls are also available. Each Amber Ball is beautifully presented in a black box lined with paper, an unusual fragrant gift or something to pamper yourself, a singular objet parfumé to enhance any living space.

Eşsiz L’Artisan Amber Ball kokusunu iki yıl muhafaza ediyor. Sonrasında ise parfümü yenilemek mümkün. Güzel siyah bir kutuda, şık bir kağıda sarılmış şekilde gelen Amber Ball, her ortama sıcaklık ve güzellik katabilecek bir parfüm. Bu sıra dışı ve özel parçayı hediye edebilir ya da kendi evinizi süsleyebilirsiniz.

66

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


expect history!

Magnificent history meets with contemporary comfort and well-known gourmet venues, at Rixos Pera İstanbul. www.rixos.com

Kamerhatun Mah. Meşrutiyet Cad. No: 44 Tepebaşı Taksim / İstanbul - TURKEY T: +90 212 377 70 00


NEWS

HABER ♦

ELIT GRAND PALAS By Delmar Yapı

ELIT GRAND PALAS has been not only been chosen as the best residence project of Turkey, but also the best of Europe and now best of the World!

ELİT GRAND PALAS önce Türkiye’nin en iyisi, sonra Avrupanın en iyisi, şimdi de Dünyanın en iyi rezidans projesi seçildi.

This year, Delmar Development & Construction outpaced all of the world’s renowned companies with it’s award-winning “Elit Grand Palas” project in Kurtköy. Over 7 thousands projects from 78 countries competed in the International Property Awards, also regarded as the Oscars in the fields of development and construction. The award for the “Best Residence Project of the World” went to “Elit Grand Palas,” a project of Delmar Development and Construction, which has become the recepient of the only award designated for residences. They are also the only company to win this prestigious award in Turkey.

Delmar Yapı Kurtköy’de hayata geçirdiği ‘Elit Grand Palas’ projesi ile dünya devlerini solladı. Dünya Gayrimenkul Oskarları olarak bilinen ve 78 ülkeden 7 binin üzerinde projenin yarıştığı International Property Awards'ta ‘Dünyanın En iyi Rezidans Projesi’ ödülünü “Elit Grand Palas” projesi ile almaya hak kazanan Delmar Yapı, yarışmada bu yıl konut kategorisinde alınan tek ödülün sahibi ve Türkiye’de bu ödüle layık görülen tek firma oldu.

The awards won by the Elit Grand Palas project: Award for the Best Residence Architectural Project of the World Award for the Best Residence Architectural Project of Europe Award for the Best Residence Architectural Project of Turkey Award for the Best Biggest Project Development of Europe Award for the Best Biggest Project Development of Turkey Award for the Best Development Project for Social Activity Areas of Europe Award for the Best Development Project for Social Activity Areas of Turkey Award for the Best Residence of Turkey Award for the Best Architectural Project of Social Activity Areas

Elit Grand Palas Projesi’nin aldığı ödüller: Dünya’nın En İyi Rezidans Mimari Proje Ödülü Avrupa’nın En İyi Rezidans Mimari Proje Ödülü Türkiye’nin En İyi Rezidans Mimari Proje Ödülü Avrupa’nın En İyi Büyük Proje Geliştirme Ödülü Türkiye’nin En İyi Büyük Proje Geliştirme Ödülü Avrupa’nın En İyi Sosyal Aktivite Alanları Geliştirme Projesi Ödülü Türkiye’nin En İyi Sosyal Aktivite Alanları Geliştirme Projesi Ödülü Türkiye’nin En İyi Rezidans Projesi Ödülü En İyi Sosyal Aktivite Alanları Mimarı Proje Ödülü

The awards won by the Elit Perla Palas Project: Award for the Best Mixed Project Development of Turkey Award for the Best Biggest Project Development of Turkey

Elit Perla Palas Projesi’nin aldığı ödüller: Türkiye’nin En İyi Karma Proje Geliştirme Ödülü Türkiye’nin En İyi Büyük Proje Geliştirme Ödülü

68

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


INTERIOR

DEKORASYON ♦

DEVON& DEVON Reminisce the sophisticated atmosphere of times past with a bathroom in Black & White! Siyah & Beyaz bir banyo ile geçmiş zamanların sofistike atmosferini anımsayın!

S

earching for black & white bathroom ideas? Look no further! Devon & Devon has everything you need from the bathtub to the tiny details.

President is an impressive mono-block bathtub of understated sculptural elegance that’s characterized by geometrical bas-relief texturing, neo-classical details and a fascinating tactile surface texture. Now, if you place a couple of cabinets from the Dancer Collection next to this presidential bathtub, you will be one step closer to your dream bathroom. Elegance is the distinctive trait of this collection of wood and glass cabinets that combine a refined mono-chrome or black & white lacquer finish with the candor of the transparent or smoked glass surfaces of the doors, sides and inside shelves. In order to be able to fill these gorgeous cabinets, the world of Devon & Devon has been enhanced with a range of precious objects inspired by the essential philosophy of the brand: quality and excellence, craftsmanship and attention to detail. Fine bathroom linens, containers in blown glass, fragrances, soaps, and scented candles form a sophisticated atmosphere reminiscent of times past. 70

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Siyah & Beyaz banyo fikirleri mi arıyorsunuz? Devon & Devon, küvetten en ufak detaylara kadar sizin için her şeyi düşünmüş. President; geometrik alçak kabartmalı yapısı, neo-klasik ayrıntıları ve büyüleyici bir dokunuşa sahip yüzeyiyle abartısız heykelimsi zarafeti sergileyen tek blok halinde etkileyici bir küvet. Yanına Dancer Koleksiyonundan bir kaç dolap da yerleştirirseniz hayalinizdeki banyoya ulaşmak üzeresiniz demektir. Ahşap ve camdan yapılan bu koleksiyonun en büyük özelliği, zarafeti monokrom veya siyah & beyaz lake kaplamayla birleştirmiş olması. Kapı, kenar ve rafları ister buzlu cam ister şeffaf cam olarak hazırlanabiliyor. Bu harika dolapların içini doldurabilmek için Devon & Devon dünyası; markanın temel felsefesi olan kalite, mükemmelliyet, işçilik ve detaylara olan özenden ilham alınarak bir seri obje ile zenginleştirildi. Kaliteli bornozlar, üfleme cam aksesuarlar, kokular, sabunlar ve kokulu mumlar; geçmiş zamanların sofistike atmosferini hatırlatıyor.


INTERIOR

DEKORASYON ♦

President is an impressive mono-block bathtub of understated sculptural elegance...

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE

71


4th

EVENT

ETKİNLİK ♦

European Austin Healey Meeting

4. Avrupa Austin Healey Buluşması Frédérique Constant at the Vintage Car Rally Frédérique Constant, Klasik Otomobil Rallisinde

P

reviously hosted in Luxemburg, Switzerland and Sweden, the 4th European Healey Meeting is a celebratory gathering for Austin Healey enthusiasts. Scotland was this year’s destination of choice for the event, which hosts the hundreds of cars, drivers, enthusiasts and admirers. During the meeting, the Austin Healey owners and enthusiast enjoyed an exceptional Scottish driving experience. The event was made all the more special by the arrival of the world’s most valuable Austin Healey, which made its public debut only a short time ago when it was unveiled at auctioneer Bonham’s, London after a complete restoration. From May 26th to June 1st, in Crieff, Scotland, 300 Austin Healey cars were reunited to participate in the 4th European Austin Healey Meeting. More than 500 enthusi asts from different countries drove to celebrate their passion. Frédérique Constant, the main sponsor of this event, presented three new Limited Edition Healey Timepieces during the show: The exceptionally stunning chronograph model and the two automatic versions. Each of the new models are delivered in a specially designed gift box, and inside, you’ll find a wonderful miniature replica of the iconic Healey NOJ393, a car that inspired a whole new generation of Healey fanatics when it was launched back in the 1950’s. 74

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Daha önce Lüksemburg, İsviçre ve İsveç’te gerçekleştirilen ve bu sene dördüncüsü düzenlenen Avrupa Healey Buluşması, Austin Healey severlerin bir araya geldiği bir kutlama etkinliği. Etkinlik için bu sene seçilen ülke İskoçya oldu. Yüzlerce otomobil, sürücü ve hayran bir araya geldi. Buluşma sırasında Austin Healey sahipleri ve hayranları, harika bir İskoç sürüş deneyimini yaşadılar. Etkinliğin en özel anı, dünyanın en değerli Austin Healey modelinin gelişiyle yaşandı. Model, tam bir restorasyon sonrasında Bonham’s Londra’da müzayedeye çıkmış ve yeni sahibini bulmuştu. 26 Mayıs - 1 Haziran tarihleri arasında, İskoçya’nın Crieff şehrinde yaklaşık 300 Austin Healey arabası, 4. Avrupa Austin Healey Buluşması’na katılarak bir araya geldi. Farklı ülkelerden 500’den fazla Austin Healey tutkunu, antika arabalarını sürerek bu tutkuyu paylaştı. Etkinliğin ana sponsoru Frédérique Constant, bu vesileyle Healey adı verilen ve sınırlı sayıda üretilen üç adet yeni saat modelini tanıttı: Seri, harika bir kronograf ve iki adet otomatik modelden oluşuyor. Her model, içinde ikonik Healey NOJ393’ün harika bir minyatür replikasının olduğu, şık bir kutuda teslim ediliyor. Healey NOJ393, 1950’lerde ilk defa piyasaya sürüldüğünde, yeni nesil Healey fanatiklerine ilham kaynağı olmuştu.


EVENT

The story of NOJ 393 is well known. It was one of the Works Special Test Cars that ran in the 1953 Le Mans 24-Hours, later became the 100S prototype – racing at Sebring, the Carrera PanAmericana, and Nassau – and was involved in the ill-fated 1955 Le Mans accident. World Sports Car Championship pedigree aside, NOJ 393 is one of only two surviving Special Test cars from 1953.

ETKİNLİK ♦

Bu modelin hikayesi, hemen herkes tarafından bilinir. 1953 yılında, Le Mans 24-Hours yarışında kullanılan Özel Test Otomobillerinden biriydi. Daha sonra 100S prototip haline getirildi ve Sebring, Carrera PanAmericana ve Nassau’da yarıştı. 1955 yılında ise maalesef Le Mans’da başına kötü bir kaza geldi. Dünya Spor Arabası Şampiyonluğu geçmişinin yanı sıra NOJ393 modeli, 1953 yılından kalan iki Özel Test arabasından biri olma özelliğini taşıyor.

The Austin Healey owners and enthusiasts enjoyed an exceptional Scottish driving experience.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE

75


EVENT

ETKİNLİK ♦

Three Continents in One Heart 3 Kıta Tek Yürek

MERSİN 2013

XVII th Mediterranean Games - XVII. Akdeniz Oyunları Article / Yazı: İrem Küpeli - Photos / Fotoğraflar: Aytaç Ünal

S

ince the announcement last month that the 2020 Olympics’ would be hosted in the city of Tokyo, hearts of citizens all over Turkey have been heavy with the disappointment that these historic events would not take place in Istanbul –this time-, despite our graceful and optimistic fight for selection. While we send our biggest congratulations to Tokyo, Japan, we also console ourselves with the memories and pride of the XVII Mediterranean Games, which were hosted in Mersin, a southern city of Turkey, this summer. In fact, how Mersin became the hosting city of the XVII Mediterranean Games should be described as “kismet” The original hosting cities were selected as Volos and Larisa in Greece, leaving behind Mersin in Turkey and Rijeka in Croatia as runners-up in the voting process. Sadly, however, because of the 2011 financial crisis suffered in Greece, they had to withdraw their nomination. Therefore, ICMG (International Committee of Mediterranean Games) conducted a second poll to choose the hosting city. Believing in their capabilities for delivering such a large organization in just 18 months, the Turkish city of Mersin was again amongst the nominee cities, along with Tarragona in Spain and Tripoli in Libya. Thus, after 18 months of deliberation, Mersin became the officially nominated city, ready to host this historic event highlighted by an amazing opening ceremony. 76

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Geçtiğimiz ay, 2020 Olimpiyatları’na ev sahipliği yapacak şehrin Tokyo olarak açıklanmasının ardından İstanbul’un bu hakkı kaybetmesinden ötürü içimiz biraz buruk. Japonya’ya tebriklerimizi iletirken bu yaz Mersin’de gerçekleştirilen XVII. Akdeniz Oyunları’nın hatıralarını ve gururunu hatırlayarak kendimizi teselli ediyoruz. Aslına bakarsanız Mersin’in, XVII. Akdeniz Oyunları’nın ev sahibi şehri olarak seçilmesini tamamen “kısmet” olarak açıklayabiliriz. Son ankette asıl ev sahibi; Türkiye’nin Mersin, Hırvatistan’nın Rijeka şehirlerini geride bırakan, Yunanistan’ın Volos ve Larisa şehirleri seçilmişti. Ne yazık ki finansal krizden ötürü, 2011 yılında geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Bunun üzerine ICMG (Uluslararası Akdeniz Oyunları Komitesi), ev sahibi şehri belirlemek için ikinci bir anket düzenledi. Sadece 18 ay gibi kısa bir sürede, böylesi büyük bir organizasyonun üstesinden gelebileceğine inanan Mersin, tekrar aday şehirler arasında yerini aldı. Bu sefer Mersin’e İspanya’dan Tarragona ve Libya’dan Tripoli eşlik ediyordu. Ve 18 ay geçti... Son anketin galibi gelen Mersin, harika bir açılış seremonisiyle bu tarihi etkinliğin ev sahibi olmaya tamamen hazır olduğunu gösterdi.


EVENT

ETKİNLİK ♦

The opening ceremony’s main symbol was the crescent moon placed in the center of the stage. The main theme was the legend of Piri Reis, one of the most famous Ottoman Navy sailors.

The opening ceremony’s main symbol was the crescent moon placed in the center of the stage. Furthermore, the main theme was the legend of Piri Reis, one of the most famous Ottoman Navy sailors, who throughout his life sailed the Mediterranean Sea and created an amazingly accurate map of the world exactly 500 years ago. Piri Reis’ book of navigation, titled Kitab-ı Bahriye, served as the inspiration for many of the opening ceremony’s magnificent performances. The artistic pieces depicted three unique scenarios, each showing how the Mediterranean has served as the central point of three continents through history. First, actors showed the meeting of Cleopatra and Marcus Antonius in Tarsus. Second, audiences relived the legends of the Seven Sleepers, which are mentioned in the holy books of several religions. Finally, the melancholic story of the tragic death of the king’s beloved daughter in the Maiden’s Tower located near Mersin provided some relevant historical significance to the ceremony. Performances of Semazens, folkloric games, and a Mehteran (an Ottoman Military band) followed these great stories. Undoubtedly, the closing ceremony was equally as mesmerizing.

Açılış seremonisinin ana sembolü, sahnenin tam ortasında yer alan hilal; ana teması, hayatı boyunca Akdeniz’i karış karış dolaşmış olan, Osmanlı Donanması’nın büyük denizcilerinden Piri Reis ve tam olarak 500 yıl önce çizmiş olduğu ünlü dünya haritasıydı. Piri Reis’in Akdeniz kıyılarını ve denizlerini anlattığı Kitab-ı Bahriye’deki hikayelerin sahnelendiği seremonide de belirtildiği gibi Akdeniz, üç kıtanın birleşme noktası: Bir zaman Kleopatra ve Marcus Antonius’un Tarsus’daki buluşmasına, diğer bir zaman Eshab-ı Kehf gibi, bir çok dinin kutsal kitaplarında bahsi geçen bir efsaneye şahitlik etmiş başka bir zaman da Mersin yakınlarındaki Kız Kulesi’nde geçen, kralın biricik kızının hüzünlü öyküsüne tanık olmuş. Bu harika hikayeleri Semazen gösterisi, folklor oyunları ve Mehteran’ın performansı takip etti. Kapanış seremonisi de bir o kadar göz alıcıydı.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE

77


EVENT

The Mediterranean Games have enjoyed a long history of unity, competition, and pride. The next installation of this grand event will be organized in Tarragona, Spain in 2017.

ETKİNLİK ♦

The birth of the Mediterranean Games originates from the wake of the 1948 London Olympics. The Egyptian NOC (National Olympic Committee) President and Vice President of the IOC (International Olympic Committee), Mohamed Taher Pasha (who also happens to be of Turkish heritage) is considered to be the father of the Mediterranean Games. He firmly believed that sports are a great way to achieve peace. Thus, three years after his initial declaration, Mohamed Taher Pasha established the first Mediterranean Games to be held from 15th to 20th October 1951 in Alexandria, Egypt. Since then, athletes from the countries in the Mediterranean Basin meet every four years to compete in the largest multidisciplinary sporting event after the Olympics. These Regional Games unite young people from three continents (Europe, Africa, and Asia) with the communal and joyous spirit of the Olympic ideal, despite different origins, religions, languages and cultures. The Mediterranean Games have enjoyed a long history of unity, competition, and pride. The next installation of this grand event will be organized in Tarragona, Spain in 2017. Akdeniz Oyunları’nın doğuşu, 1948 Londra Olimpiyatları’nın hemen ardından başlıyor. Mısır Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkan Yardımcısı Türk asıllı Muhammed Tahir Paşa, Akdeniz Oyunları’nın babası olarak bilinir. Paşa, sporun barışa ulaşmak için çok önemli bir yol olduğuna inanırdı. O günden beri Akdeniz havzasındaki ülkelerin sporcuları, her dört yılda bir, Olimpiyat Oyunları’ndan sonra en önemli spor organizasyonu görülen Akdeniz Oyunları için bir araya gelirler. Bu bölgesel oyunlar, aynı zamanda farklı kıtalardan gelen (Avrupa, Afrika ve Asya) sporcuları farklı dil, din, ırk ve kültürlerine rağmen, olimpiyat idealinde bir araya getirmeyi mümkün kılmaktadır. İlk Akdeniz Oyunları, Muhammed Tahir Paşa’nın önerisinden yalnızca üç yıl sonra 15-20 Ekim 1951 tarihleri arasında Mısır, İskenderiye’de yapıldı. Önümüzdeki Akdeniz Oyunları ise İspanya, Tarragona’da 2017 yılında düzenlenecek.

78

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


AVRUPA’DA ÖZGÜRCE iLETiŞiMiN TADINI ÇIKARIN Avea’nın avantajlı yurtdışı paketleriyle dilediğinizce konuşun, internete girin.

30 DK 90 DK 120 DK 50 MB KONUŞMA PAKETi

19 TL

AY30

5555

KONUŞMA PAKETi

45 TL

AY90

5555

KONUŞMA PAKETi

55 TL

AY120

5555

iNTERNET PAKETi

45 TL

AY50MB

5555

Paketlerin kullanım süresi 30 gündür; otomatik olarak yenilenmezler. Aylık 120 dakika konuşma paketi sadece faturalı hat sahibi müşterilerimiz; diğer paketler hem faturalı hem faturasız hat sahibi müşterilerimiz için geçerlidir. Kullanılmayan paket kotası sonraki aya devretmeyecektir. Kullanım süresi içinde aynı paket tekrar alınamaz; farklı yurtdışı konuşma ve internet paketlerinden aynı anda yararlanılabilir. Kota aşımı konuşma paketlerinde Dünya Varmış Tarifesi, internet paketinde Avrupa, ABD, Rusya ve KKTC’de KDV, ÖİV dahil 0,0072 TL/KB, diğer ülkelerde 0,0165 TL/KB üzerinden ücretlendirilir. Ücretlendirme periyodu konuşma paketlerinde 60 saniye, internet paketinde 10KB’dır. Konuşma paketi dakikaları yurtdışındayken yapılan ve alınan sesli çağrıları kapsar; görüntülü görüşmeleri kapsamamaktadır. 5555’e gönderilen SMS’ler yurtiçinde ücretsizdir; yurtdışında Dünya Varmış Tarifesi SMS gönderme bedelinden ücretlendirilir. Paketler Avrupa bölgesindeki ülkelerde, Rusya, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, ABD ve KKTC’de geçerlidir. Avea’nın paketler üzerinde değişiklik yapma hakkı saklıdır. Ayrıntılı bilgi ve yararlanma koşulları www.avea.com.tr‘de.


EVENT

ETKİNLİK ♦

LE FESTIVAL DE LA PLAISANCE DE

Cannes 36

th Edition of Le Festival de la Plaisance de Cannes, which took place between 10th and 15th September 2013 on the bay of Cannes, has been declared a resounding success by exhibitors, visitors and the managing companies of the show, the Federation des industries nautiques (FIN) and Reed Expositions. The 36th edition of the show kicked off the international yachting calendar in spectacular style with over 550 boats on display from the world’s leading shipyards and 150 world premiere editions for all to enjoy. Spread across the Vieux Port and Port Pierre Canto Brokerage & Charter area, Le Festival de la Plaisance de Cannes welcomed a total close to 50,000 visitors across the six days, a 7 percent increase from last year. The Festival de la Plaisance de Cannes’ reputation as the most international boat show, was confirmed with around 50 percent of attendees coming from all five continents. 80

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

10 -15 Eylül 2013 tarihleri arasında, Cannes'te 36. kez gerçekleşen Le Festival de la Plaisance de Cannes; ziyaretçiler, katılımcılar ve şov idarecileri (Federation des industries nautiques (FIN) ile Reed Expositions) tarafından büyük bir başarı olarak yorumlandı. Otuz altıncısı gerçekleşen şov, dünyanın önde gelen tersanelerinden çıkma 550 bot ve her zevke hitap eden 150 dünya prömiyeri ile uluslararası yat arenasında, en iyiler arasında yerini aldı. Vieux Limanı ve Port Pierre Canto Brokerage & Charter bölgesine yayılan Le Festival de la Plaisance, 6 günde 50.000'e yakın ziyaretçiye ulaştı ve bu sayı, geçen seneye göre %7 artış gösterdi. Gelen ziyaretçilerin %50'sinin, dünyanın farklı yerlerinden olması da Le Festival de la Plaisance'ın, dünyanın en kozmopolit yat şovu olduğunun bir kanıtı.


550 boats are on display from the world’s leading shipyards and 150 world premiere editions.


EVENT

Glorious weather, paired with a strong sense of confidence from exhibitors, fuelled a positive ambience at the show.

ETKİNLİK ♦

Glorious weather, paired with a strong sense of confidence from exhibitors, fuelled a positive ambience at the show. Exhibitors reported high satisfaction at the caliber of visitors who were largely specialized and interested in buying. Highly regarded by the international yachting industry, Le Festival de la Plaisance de Cannes continues to offer its guests an accurate snapshot of the latest yachting innovations, across sectors including design, machine parts, marinas, on board electronics and equipment. Le Festival de la Plaisance de Cannes retains its position as the leading show, offering its visitors sea trials, as well as a chance to truly experience the range of yachts on display in an open-water environment. Katılımcıların yüksek özgüveni, güzel hava ile bir araya gelince çok özel ve pozitif bir ortam oluştu. Katılımcılar, çoğunlukla alıcı olarak gelen ve sektöre hakim olan ziyaretçilerden oldukça memnun kaldılar. Uluslararası yat arenasında son derece önemli bir yere sahip olan Le Festival de la Plaisance, misafirlerine; tasarım, parça, limanlar, yat donanımları ve elektronikleri gibi yat endüstrisindeki son yenilikleri, gerçekçi bir şekilde sunmaya devam ediyor. Le Festival de la Plaisance de Cannes; ziyaretçilerine, sergilenen yatları açık denizde tecrübe etme fırsatı vermesi ile bot şovları arasında lider konumunu koruyor.

82

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


SPORTS

SPOR ♦

FROM DAYTONA TO THE ROLEX COSMOGRAPH DAYTONA A PASSION FOR SPEED DAYTONA ŞEHRİNDEN ROLEX COSMOGRAPH DAYTONA’YA ULAŞAN BİR HIZ TUTKUSU

place watch legend BİR YER, BİR SAAT, BİR EFSANE

I

n 2013, the Oyster Perpetual Cosmograph Daytona is celebrating 50 years of history marked by a passion for speed and motor sport. Made by Rolex in 1963, this legendary model has established an extraordinary track record in the world of motor racing thanks to its reliability and performance. Known simply as the “Daytona”, it has risen to the rank of an icon as the most famous and most coveted chronograph in the world. Before lending its name to one of Rolex’s most emblematic models, the city of Daytona, Florida with its famous long straight beach, forged its own legend as the capital of land speed records from 1903. Daytona, the place and the watch, today speak volumes about the long-standing and privileged ties that bind Rolex and automobile racing, whether in endurance or speed. This exciting story of the place, the watch, the legend is a story of man and machine told through technological development and innovation, adrenalin and drive, passion and the determination to push the limits. 84

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

2013 yılında, Oyster Perpetual Cosmograph Daytona, tarihi hız ve motor sporlarına olan tutkusuyla bezeli 50. yılını kutluyor. 1963 yılında, Rolex tarafından yapılan bu efsanevi model, güvenilirliği ve performansı sayesinde motor yarışları dünyasında olağanüstü bir başarı seviyesine sahip. Kısaca “Daytona” olarak bilinen saat, dünyanın en ünlü ve en çok istenen kronografı olarak bir ikon haline geldi. Rolex’in en sembolik modellerinden birine isim vermeden önce, ünlü uzun kumsalıyla Florida’daki Daytona şehri, 1903’den bu yana tekerlekli taşıt hız rekorunun başkenti olarak kendi efsanesini oluşturdu. Bugün Daytona, –hem yer hem saat olarak- dayanıklılık ve hız açısından Rolex ve otomobil yarışlarını birleştiren uzun süreli ve ayrıcalıklı bağlar hakkında çok şey anlatıyor. O yerin, o saatin ve o efsanenin heyecan verici hikayesi; sınırları zorlayan teknolojik gelişim ve yenilik, adrenalin ve hırs, tutku ve kararlılığın anlatıldığı bir insan ve makine hikayesidir.


Daytona Beach, Florida is the only place I know where it is possible to make world land speed records. The sand packs almost as hard as cement, and there is sufficient length to get up speed. Sir Malcolm Campbell


Before lending its name to one of Rolex’s most emblematic models, the city of Daytona, Florida with its famous long straight beach, forged its own legend as the capital of land speed records from 1903.


SPORTS

SPOR ♦

Sir Jackie Stewart

Born in Scotland in 1939, Sir Jackie Stewart is undoubtedly one of the most emblematic figures of contemporary motor racing. 1939 yılında İskoçya’da doğan Sir Jackie Stewart, tartışmasız modern motor yarışlarının en sembolik figürlerinden biri.

From 1903 to 1935, the hard-packed sand beach in Daytona, Florida became famous worldwide as the perfect place to beat speed records. The tie bonding Rolex and Daytona started in 1930. Since 1930, Sir Malcolm Campbell –world land speed record breaker– had been wearing a Rolex OYSTER. In the mid-1950s, urban development and the deterioration of the sand began to threaten competitions on the beach. Therefore, the president and founder of NASCAR, William France Sr, launched an ambitious construction project for a permanent, hard-surface race track for the speed races: the Daytona International Speedway. When it was inaugurated in 1959, the Daytona International Speedway was the fastest racing circuit in the United States, and one of the first Super Speedways in the world. William France Sr invented a revolutionary concept by building a road racing course on the infield of the giant speedway to host sports car and motorcycle races, combining a classic track and a unique oval with banked turns. This innovative approach brought about the race that would become “the Rolex 24 at Daytona”, one of the most prestigious endurance races in the world alongside the 24 Hours of Le Mans. It gave the American race track its international status. The first edition, under the name “Daytona Continental”, took place in 1962, just one year before the launch of the Rolex Cosmograph Daytona. The race and the watch were practically contemporaries and their destinies would soon become inextricably linked. In 1992, Rolex became the Title Sponsor of the 24 Hours at Daytona, making official an association that had already become legendary. Ever since then it has been called the Rolex 24 at Daytona.

A story of man and machine told through technological development and innovation, adrenalin and drive, passion and the determination to push the limits.

Paul Newman

A special version of the Cosmograph Daytona rose to fame thanks to its association with the name of the US actor, also a racing driver. Cosmograph Daytona’nın özel bir versiyonu, aynı zamanda bir yarış sürücüsü de olan Amerikalı aktörün ismiyle birlikte üne kavuşmuştu. 1903’den 1935’e kadar Florida, Daytona’nın sıkıştırılmış kumsalı, hız rekorları kırmak için ideal bir yer olarak dünyaca üne kavuştu. Rolex ve Daytona arasındaki bağın ortaya çıkışı 1930 yılıydı. Dünya hız rekoru sahibi Sir Malcolm Campbell, 1930 yılından beri yarışları sırasında bir Rolex OYSTER kullanıyordu. 1950’li yılların ortalarında kentsel gelişim ve kumsalın bozulmasıyla sahildeki yarışlar tehlike altına girdi. Bunun üzerine NASCAR’ın kurucusu ve başkanı olan William France Sr hız yarışları için kalıcı ve sert yüzeyli bir yarış pisti inşası projesine başladı: Daytona Uluslararası Sürat Yolu. Daytona Uluslararası Sürat Yolu, 1959 yılında açıldığında Amerika’daki en hızlı yarış pisti ve dünyadaki ilk Süper Sürat Yollarından biriydi. William France Sr, spor araba ve motosiklet yarışları düzenlemek için devasa sürat yolunda bir asfalt yarış pisti inşa edip bunu benzersiz üç köşeli oval şeklinde klasik bir pist ile birleştirerek olağanüstü bir konsept ortaya çıkarır. Bu yenilikçi yaklaşım, “Rolex 24 at Daytona” yarışını da beraberinde getirir. Rolex 24, Le Mans’ın “24 Saat” yarışıyla birlikte dünya üzerindeki en prestijli dayanıklılık yarışlarından biri olur. Amerikan yarış pistine uluslararası statüsünü de yine bu yarış kazandırmıştır. İlk yarış “Daytona Continental” ismiyle 1962’de düzenlenmiş ve sonraki yıl Rolex Cosmograph Daytona’nın ortaya çıkışına neden olmuştur. “Akran” olarak tanımlayabileceğimiz bu yarış ve saatin kaderi kısa süre içinde birbirinden ayrılamaz bir şekilde yakınlaşır. 1992’de Rolex, “24 Hours at Daytona” yarışının isim sponsoru olur ve zaten yıllardır efsanevi bir hale gelmiş bu birliktelik resmiyet kazanır. O günden beri yarış, “Rolex 24 at Daytona” olarak anıla gelmiştir. FALL 2013

RIXOS MAGAZINE

87


SPORTS

SPOR ♦

Before lending its name to one of Rolex’s most emblematic models, the city of Daytona, Florida with its famous long straight beach, forged its own legend as the capital of land speed records from 1903.

Tom Kristensen

The Danish racing driver, holds a record number of successes in the oldest and one of the most prestigious automobile endurance races in the world. Danimarkalı yarış sürücüsü Tom Kristensen, dünya üzerindeki en eski ve en prestijli otomobil dayanıklılık yarışlarında rekor sayıda başarının sahibi.

The longest and most prestigious race in the United States, this event marks the opening of the international motor sport season and is known by everyone as “The Rolex”. In 2012, this legendary race celebrated its 50th anniversary – just one year before that of the Cosmograph Daytona in 2013. Fifty years after, the Cosmograph Daytona remains in a class of its own among sport chronographs and continues to evolve. The brand’s approach, nonetheless, has remained unchanged over the years: to strive to design and manufacture the chronograph which corresponds to its demands of quality and function. And to perpetuate the Daytona’s legend. 88

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Amerika’daki en uzun ve en prestijli yarış olan bu etkinlik, herkes tarafından “Rolex” olarak anılan uluslararası motor sporları sezonunun da açılışı görevini görüyor. 2012 yılında bu efsanevi yarışın ve bir yıl sonra da Cosmograph Daytona’nın 50. yıldönümünü kutlandı. Elli yılı arkasında bırakan Cosmograph Daytona, spor kronografları arasında kendisine ait bir sınıfta kalmaya ve sürekli olarak gelişmeye devam ediyor. Her zaman kalite ve fonksiyon taleplerine yanıt verebilecek kronografı tasarlayan ve üreten bunu yaparken de Daytona’nın efsanesini korumaya devam eden markanın yaklaşımı da yıllar geçtikçe asla değişmedi.


The main island is surrounded with many outer islets. Each one a paradise, these secluded islets provide the privacy and serenity one could imagine.


TRAVEL

SEYAHAT ♦

Twenty Thousand Colors Under the Sea Denizler Altında Yirmi Bin Renk

Photos / Fotoğraflar: Dieter Kudler

Dream of a set of little islets with soft, clean sand and warm, crystal clear waters filled with coral reefs and many different species. Now imagine that dream as reality because you are here— welcome to Yap Island!

A

part of Micronesia, the island is in the southwestern Pacific between Guam and Palau and, according to the legend, it is located right at the rainbow’s end. The tropical islet is generally known for three things: its unique culture, stone money and its great scuba diving. It is considered to be made up of three separate islands including Yap Island Proper, Map, and Rumung, which are contiguous, adorned by a common coral reef, but separated by water. The main island is surrounded with many outer islets. Each one a paradise, these secluded islets provide the privacy and serenity one could imagine.

Rengarenk mercan resifleri ve farklı türde canlılar barındıran berrak ve ılık deniz... Pırıl pırıl bir güneş... Rüyada değilsiniz, Mikronezya'nın bir parçası olan ve Güneybatı Pasifik'te yer alan Yap adasına hoşgeldiniz! Efsaneye göre gökkuşağının bitiminde yer alan Yap üç şey ile biliniyor: ilginç kültürü, taş paraları ve harika dalış imkanları. Ada, üç farklı kısımdan oluşuyor; Yap adası, Map ve Rumung. Bu üç ada aslında tek parça, fakat aralarından geçen sular bu karaları ayırıyor. Göz alıcı mercan resiflerine sahip olan ada çok sayıda minik adacıkla çevrelenmiş. Her biri adeta minik bir cennet olan bu tenha adacıklar hayallerdeki sakinliği ve mahremiyeti sunuyor.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE

91


TRAVEL

SEYAHAT ♦

Diving into the waters surrounding the island is a quiet, personal experience. With less than 100 hotel rooms on the entire island, divers have the ability to enjoy the miles of unspoiled reefs by themselves, without the intrusion of other guests. Furthermore, diving here is “easy diving,” meaning any age and experience level can explore the beautiful sea life in shallow waters with no notable currents.

Yap adasında dalış sakin ve son derece bireysel bir deneyim. Ada genelindeki otel odası sayısı 100'den az olduğundan, ziyaretçiler kilometrelerce uzunluktaki bozulmamış resifleri tek başlarına keşfetmenin keyfini sürebiliyor. Su oldukça sığ ve durağan, bu yüzden burada dalma eylemi her yaş ve deneyim seviyesine uygun, yani "kolay dalış" seviyesinde.

The resorts around the island offer various diving opportunities for the visitors and that includesYap Pacific Dive Resort. This particular facility is among Micronesia’s leading resorts in Colonia, the island’s capital. The diving sites are within a 25 minutes boat ride to the facility, and it is there that the journey begins into crystal clear water with visibility of up to 50 meters. The surrounding fringing barrier reef offers colorful walls, pristine coral gardens, over 100 resident manta rays and one of the best shark dives in the Pacific.

Adada yer alan Yap Pacific Dive Resort gibi tesisler ziyaretçiler için çok sayıda farklı dalış imkanı sağlıyor. Yap'ın başkenti Colonia'da yer alan ve Mikronezya'nın en iyi tesislerinden biri olan Yap Pacific, dalış bölgelerine botla 25 dakika uzaklıkta. Bu kısa yolculuktan sonra, görüş mesafesinin 50 metreyi bulduğu berrak sulara dalış başlıyor. Saçaklı resif bariyerinin oluşturduğu rengarenk bir duvar, el değmemiş mercan bahçeleri, 100'den fazla manta ray ve Pasifik'te gerçekleştirebileceğiniz en iyi köpek balığı dalışı... Hepsi Yap Adası'nın sunduğu dalış deneyiminin birer parçası.

Yap offers different dives which are among the best diving opportunities in the world.

92

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


TRAVEL

SEYAHAT ♦

Yap also offers three different dives which are among the best diving opportunities in the world. Naturally, the highlight of Yap diving are the many manta rays with their elegant movements and friendly nature. Over 100 Manta Rays live year round in the waters surrounding Yap. These gentle giants of the sea come into the lagoons each day to feed and to have their bodies cleaned by small fish at areas called cleaning stations. Even in 5 meters of depth, manta rays will be flying over your head only centimeters away. Yap is probably the best place on earth to see these gentle giants year around. The second dive site to mention is “Rainbow Reef,” a shallow reef very close to Yap Pacific Dive Resort that is over grown with large Staghorn Corals in which lots and lots of small colorful Mandarin Fish live. These normally very shy little creatures leave their coral homes at sunset to feed, showcasing an amazing spectacle in just 5 meters of depth.

The second dive site to mention is “Rainbow Reef,” a shallow reef very close to Yap Pacific Dive Resort that is over grown with large Staghorn Corals in which lots and lots of small colorful Mandarin Fish live.

Yap, dünyanın en iyi dalış olanakları arasında gösterilen üç farklı dalış tipi sunuyor, bunlardan en özeli ise tropik dev balık "Manta Ray" ile beraber gerçekleştirilen dalış. Zarif hareketleri ve dost canlısı doğaları ile bilinen yaklaşık yüz tane Manta Ray yıl boyunca bu bölgede yaşıyor. Denizin bu kibar devleri her gün lagünlere geliyor, burada besleniyor ve temizleme istasyonu olarak bilinen belli bölgelerde durup küçük balıklardan gövdelerini temizlemesini bekliyor. Beş metre derinlikte bile Manta Ray'lar dalgıçlara sadece birkaç santimetre mesafede adeta dans ediyor ve Yap adası, dünyada bu güzellikleri yıl boyu görebileceğiniz belki de tek bölge. İkinci dalış seçeneği ise "Gökkuşağı resifleri." Burası, çok sayıda minik mandalina balığı barındıran büyük boynuzsu mercanların bulunduğu sığ bir resif. Normalde son derece utangaç olan bu minik balıklar, gün batımında mercan yuvalarından ayrılıp besleniyorlar ve beş metre derinlikte muhteşem bir gösteri sergiliyorlar. FALL 2013

RIXOS MAGAZINE

93


Last but not least, the most famous offering at Yap is the thrilling “Shark Adventure Dive.� Also called "Vertigo," this exciting dive takes you swimming with the sharks for an unforgettable memory.


Along with these diving facilities, the island also offers a fascinating visit with its unique and authentic culture, traditional people, wonderful beaches and exquisite nature.

TRAVEL

SEYAHAT ♦

Last but not least, the most famous offering at Yap is the thrilling “Shark Adventure Dive.” Also called "Vertigo," this exciting dive takes you swimming with the sharks for an unforgettable memory. The island provides a world-class location for diving in mesmerizing reefs with terrifying sharks. In just about 10 meters of depth, you will have the opportunity to watch up to 45 reef sharks cruise around— a truly breathtaking scene. Most encounters will begin with an animal passing below or in front of the diver in the open water. Depending on the interest of the shark, it will either leave the scene or come closer to investigate. Usually, a distance of three meters is sufficient for most sharks to make use of their sensing organs. However, it is always possible that a shark approaches at a closer distance. But have no fear, there is no reason to feel threatened since there has not been a single accident in the history of the island. With both safety and guidance, Yap Island diving provides a rare opportunity to really get eyeon-eye with the sharks.

Son dalış seçeneği ise Yap Adası'nın ünlü "Köpek balığı macerası," diğer adıyla "Vertigo." Bu heyecanlı dalış, ziyaretçiyi unutulmaz bir deneyim için köpek balıklarının arasına götürüyor. Ada, "mercan köpek balıkları" ile dalmak için dünya standartlarının üzerinde bir bölge. Yaklaşık on metre derinlikte 45 civarında köpek balığının dalgıçların etrafında dolaştığı nefes kesici bir ortam var. Dalgıçla balık arasındaki iletişim, balığın dalgıcın yanından geçmesi ile başlıyor. Daha sonra balık duruma göre yoluna devam edebiliyor, ya da yaklaşıp incelemek isteyebiliyor. Üç metrelik bir mesafe çoğu zaman balığın duyu organları için yeterli, fakat bazen daha fazla yaklaşabiliyor. Korkmaya hiç gerek yok, adada bu zamana kadar en ufak bir kaza yaşanmamış. Yap adası köpek balıklarıyla yakın temasta bulunmak için ayrıcalıklı ve olağandışı bir fırsat sunuyor.

Along with these diving facilities, the island also offers a fascinating visit with its unique and authentic culture, traditional people, wonderful beaches and exquisite nature. Let yourself indulge in the colors of the underwater world and don't miss out on "Vertigo" to make your Yap experience complete!

Ada, sağladığı dalış imkanlarının yanı sıra son derece özgün ve otantik kültürü, geleneksel halkı, harika plajları ve muhteşem doğası ile heyecan verici bir deneyim vaad ediyor. Kendinizi su altı dünyasının renklerine bırakın ve seyahatinizi bir "Vertigo" serüveni ile taçlandırın!

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE

95


NEWS

HABER ♦

TURKUAZOO

Childhood Dreams Come True at Turkuazoo Aquarium Büyüyen Hayalleriniz Turkuazoo Akvaryum’da Gerçeğe Dönüşüyor Turkuazoo, the first big aquarium of Turkey, is located at the biggest shopping mall of in Turkey - Forum Istanbul Bayrampasa. Turkuazoo offers the experience of dreams for young and old alike. Be ready to find yourself exploring the depths of the ocean in the aquarium’s 80 meter long huge underwater tunnel.

Avrupa’nın en büyük alışveriş ve yaşam merkezi Forum İstanbul Bayrampaşa’da yer alan, Türkiye’nin ilk dev akvaryumu Turkuazoo, 7’den 70’e tüm ziyaretçilerine hayallerin ötesinde bir deneyim sunuyor. 80 metrelik dev sualtı tünelinde kendinizi okyanusun derinliklerinde hissetmeye hazır olun!

With more than 10,000 sea creatures in 50 live display aquariums, an exciting adventure is awaiting you and your family at Turkuazoo.

50 adet canlı sergi akvaryumunda, dünyanın dört bir yanındaki deniz ve okyanuslardan getirilen 10 bini aşkın deniz canlısına ev sahipliği yapan Turkuazoo’da sizleri ailenizle birlikte macera dolu bir serüven bekliyor!

Taking pictures with sharks, huge stingrays and many other fish species is not just a dream anymore. You can watch the stingrays as they swim freely through the water, feed or take pictures of the sharks passing by you in the 80 meters-long underwater tunnel, and much, much more! You will be amazed at the miraculous show and will desire to be beside the divers who plunge and play in the waters with these beautiful creatures every day. The first aquarium of Turkey, Turkuazoo, is one of the few places to entertain all the members of a family. Simply visit Turkuazoo and move into the depths of the water to spend quality time with your family and share a brand new experience together. Diving shows, fish feeding sessions, surprise activities and shows will fill your day with entertainment and joy. Turkuazoo receives thousands of people each and every day, and, undoubtedly, they all leave the place with unforgettable memories.

96

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Köpekbalıkları, dev vatozlar ve birbirinden farklı balık türleriyle burun buruna gelip, yan yana resim çektirmek artık imkansız değil. 80 metrelik sualtı tünelinde gezerken yanınızdan geçen köpekbalıklarıyla fotoğraflar çektirip, vatozların nasıl beslendiğini izleyebilirsiniz. Bu görsel şölen sırasında hayretler içerisinde kalacak ve dalgıçların yanında olmak isteyeceksiniz. Türkiye’nin dev akvaryumu Turkuazoo, sadece sizlerin değil, bir ailenin tüm fertlerinin ilgisini çekebilecek nadir yerlerden biri. Kaliteli zaman geçirmek ve ailenizle her an yeni deneyimler tadabilmek için Turkuazoo’ya gidip denizlerin derinliklerinde ilerlemeniz yeterli. Dalgıç şovlar, balık besleme saatleri, sizler için hazırlanan sürpriz aktiviteler ve gösterilerle birlikte dolu dolu bir gün geçirebilirsiniz. Her yeni günde binlerce kişiyi ağırlayan Turkuazoo, tüm ziyaretçilerini unutulmaz anlar yaşatarak uğurluyor.


98

RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

INTERVIEW

SÖYLEŞİ ♦


INTERVIEW

SÖYLEŞİ ♦

CEM UZAN Antalya Hotels’ Regional Director Akdeniz Bölge Koordinatörü

We had a great conversation with Cem Uzan, Regional Director of Antalya Hotels of Rixos, which had been born in Antalya and introduced Turkish hospitality to the rest of the world. Akdeniz'de doğup büyüyen, Türk misafirperverliğini Dünya'ya anlatan Rixos ailesinin Antalya Otelleri Bölge direktoru Cem Uzan ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Interview / Röportaj: Ayça Oskay

M

r.Uzan, you have been in the tourism sector for quite a long time. Recently, you served as Antalya Hotels’ Regional Director at Rixos, one of the most important international hotel chains in Turkey. What do you think are the values that Rixos and Rixos Antalya Hotels have brought to the tourism sector? The Rixos brand has already gone beyond the borders of Turkey in being ranked and recognized as one of the top hotels in the world. There are many factors that have led to this success, but to me, successful employees who love their job and the value that we give to our guests are the most important elements. The existence of many successful brands that try to compete with us actually make us really happy. Thanks to the competition, which forces us to be innovative and perfect in every way, our sector is expanding and getting better very rapidly. Additionally, we now have technology, such as smart phones, that help us facilitate our lives in many ways. As the Rixos Group, our commitment to projects that have a basis in technology distinguishes us from the rest of the market. In 2014, we are going to welcome our guests with special surprises, thanks to these technologic advancements. Our achievements will become even more concrete then. We think that the most important achievement would be to keep our vision broad while keeping up with the pace of the world.

Cem Bey; uzun zamandır turizm sektöründe yer almakla birlikte, Türkiye'nin en önemli uluslararası otel zinciri olan Rixos'un Antalya Otelleri Bölge Direktörü olarak görev yapmaktasınız. Size göre, Rixos'un ve Rixos Antalya Otelleri'nin turizm sektörüne kazandırdığı değerler nelerdir? Rixos markası, Türkiye sınırlarını çoktan aşarak dünya listelerinde üst sıralarda yerini almış durumda. Bu başarılı ilerleyişin altında bir çok sebep olmakla birlikte bana göre en önemlileri, işini severek yapan başarılı çalışanlar ve misafirlerimize verilen değer. Bizimle rekabet etmeye çalışan çok sayıda başarılı markanın olması, bizleri çok mutlu ediyor. Her seferinde, yapılan işleri bir adım daha öteye taşımayı sağlayan rekabet sayesinde sektörümüz genişliyor ve güzelleşiyor. Artık teknoloji var; akıllı telefonlar, hayatımızın her noktasında bize kolaylık sağlıyor. Rixos Grubu olarak teknoloji altyapılı projelere verdiğimiz önem, bizi diğerlerinden farklı kılan noktalardan sadece biri. 2014 yılında, Antalya otellerinde konaklayan misafirlerimize çok özel süprizlerimiz olacak. Bu süreç içerisinde kazanımlarımız daha da elle tutulur hale gelecek. Dünyanın hızına ayak uydurarak vizyonumuzu geniş tutmak, bizim için en büyük kazanımdır.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE

99


Rixos Hotels has always been able to improve the quality of its services. Certainly, this leaves us with a better position in the market.


INTERVIEW

SÖYLEŞİ ♦

Considering the increasing competition in recent years, how would you assess the customer portfolio and customer expectations at Rixos Antalya? Competition may have various effects on your brand, and obviously they are not always positive. You have to keep a close eye on both the earnings and planning issues. Making the right strategic decisions regarding improvements over the long-term should affect your customer portfolio in a positive way. But if the aim is short term and has a “save the day” mentality, then no one can fully meet any great expectations. It is weird that there is no limit to the people’s expectations. I once heard one of our guests say, “It’s sunny in the morning and cloudy in the afternoon. What kind of place is this?!” He said this to one of our employees responsible from customer relations. How are we supposed to control that? Surely, when I retire, I will have a lot of interesting stories to tell. When compared to other hotel chains, how would you assess Rixos Antalya Hotel’s position in the market and what are the advantages it has? Are there any projects that you, as the Regional Director, work on regarding this issue? Beyond being a regional brand, Rixos differentiates itself in its current locations as a global hotel brand. With the experiences and knowhow we’ve obtained from these different regions, Rixos Hotels has always been able to improve the quality of its services. Certainly, this leaves us with a better position in the market. From the services we provide to the marketing activities we execute, we are enjoying the advantage of being a strong global brand in every aspect of a very competitive market.

Son yıllarda artan rekabetle birlikte, Antalya'nın müşteri portföyünü ve müşteri beklentilerini nasıl yorumluyorsunuz? Rekabetler kimi zaman zarar verir kimi zaman olumlu sonuçlar doğurur. Kazançlar ve planlamalar, hep sıkı takip edilmesi gereken konulardır. Doğru kararlar ile gelişimler doğrultusunda şekillenen stratejiler, portföyünüzü olumlu bir şekilde etkiler. Ama gaye günü kurtarmaksa kimse kimsenin beklentisini tam olarak karşılayamaz. Gariptir ki beklentiler konusunda doyum hiçbir zaman gerçekleşmez. Bir misafirimizin ‘Sabah güneş var, öğleden sonra bulut. Oteli nereye yaptınız böyle?!’ diyerek müşteri ilişkilerinde görevli bir arkadaşımıza bağırdığını gördüm. Emekli olduğumda kitabımda daha nicesi olacak, siz düşünün… Diğer otel zincirleriyle kıyaslandığında, Rixos Antalya Otelleri'nin global pazardaki yerini ve avantajlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bölge direktörü olarak konuyla ilgili gerçekleştirdiğiniz ve üzerinde durduğunuz projeler nelerdir? Rixos Hotels, bölge markası olmanın ötesinde global bir otel markası olarak bulunduğu destinasyonlarda farklılaşıyor. Farklı coğrafyalarda elde edilen tecrübelerden oluşan know how, Rixos Hotels hizmet kalitesini daha yüksek yerlere taşıyor. Verdiğimiz hizmetten yaptığımız pazarlama faaliyetlerine kadar bir çok konuda, güçlü global bir marka olmanın avantajını yaşıyoruz.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 101


INTERVIEW

SÖYLEŞİ ♦

We are going to improve our Villa concept even more in 2014, to the point that even the word “privilege” will fall short.

Born and raised in the Mediterranean, Rixos takes on the task of showing the Turkish hospitality to the rest of the world. Do you have new facility projects in this unique area where Rixos was born?

Rixos; Akdeniz'de doğup büyüyen,Türk misafirperverliğini ve misafir ağırlama sanatını tüm Dünya'ya yayan ve anlatan bir elçi görevi üstleniyor. Rixos'un doğduğu bu eşsiz bölgede gerçekleştirmeyi düşündüğünüz yeni tesis projeleriniz var mı?

We are growing every day and our brand’s chain rings will continue to expand in every region, including Antalya. We are working on some projects, but unfortunately, I cannot provide you with certain information at the moment. We are in such a transparent industry that everyone can follow us and learn what we are doing on the inside, anyway.

Her geçen gün daha da büyüyen markamızın zincir halkaları, her bölgede genişlemeye devam edecek. Antalya bölgesinde de tabii ki halkalarımız artacak. Bu yönde çalışmalarımız devam ediyor ancak şu anda net bir bilgi veremiyorum. Zaten öyle bir sektör içerisindeyiz ki herkes bizi takip ediyor ve içerde ne olup bittiğini herkes biliyor.

Rixos Antalya Hotels are known for their national and international projects and awards, as well as their capacity in breaking new grounds. The “Villa Concept” of yours, which accelerated the sector, is one such revolutionary idea… Could you tell us about the innovative concepts that you offer to your customers as Rixos Antalya Hotels?

Rixos Antalya Otelleri; ulusal ve uluslararası proje ve ödülleri ile oldugu gibi, ilkleri gerçekleştirmesiyle de biliniyor. Yine sizin geliştirdiğiniz ve sektöre ivme kazandıran "Villa Konsepti " bunlardan sadece bir tanesi... Rixos Antalya Otelleri olarak müşterileriniz icin hazirladiginiz yeni konseptlerden bahseder misiniz?

We are going to improve our Villa concept even more in 2014, to the point that even the word “privilege” will fall short. We are happy to meet our customers with ground breaking concepts every year. In 2014, our brand’s name will rank at the top of the exclusive services list. We are improving in various areas-- everything from special trainings to architectural works. We look forward to continued work and success to please our visitors!

Villa konseptini 2014 yılında daha da geliştiriyoruz, artık ayrıcalık kelimesi bile yetersiz kalacak. Misafirlerimizi her geçen yıl yeni bir şeylerle karşılamak, bizleri çok mutlu ediyor. 2014 yılında, adımızı ayrıcalıklı hizmetler sıralamasına açık ara farkla yazdıracağız. Bünyemizde, özel eğitimlerden mimari çalışmalara kadar bir çok farklı alanda gelişim yaşanıyor.

Uzan, who says that they "are living the advantage of being a powerful and global brand," will continue to gather attention with his works and projects. With his experience in the field and powerful team, he will be surprising everyone in the upcoming season.

"Güçlü global bir marka olmanın avantajını yaşıyoruz" diyen, yaptığı çalışmalar ve projeleriyle adından sıkça söz ettiren Uzan, sektördeki tecrübesi ve güçlü ekibi ile 2014'te de herkesi şaşırtmaya devam edecek gibi görünüyor.

102 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


NEWS

HABER ♦

VAZO KULE

Rising at Istanbul's New Center of Attraction Vazo Kule, which combines the understanding of different architectural practices with the qualified construction techniques, is rising at Istanbul’s new center of attraction, Maltepe. It offers an important location advantage with its proximity to road, air, sea, and railway lines such as Kadıköy, Bağdat Caddesi, airport, TEM and E-5 access roads, coastal road, marina and subways. The project is located on the Turkey’s longest coastal strip, which starts at Fener and ends in Tuzla. Vazo Kule, which is designed based on the ancient Hittite vases, has some traces from B.C.1600. With its 2 residances and 1 office block, Vazo Kule consists of 399 units in total. The project includes swimming pools that are in use in four seasons, walking and joggin trails, multi-purpose sports fields as well as on-site fitness center, sauna, relaxing alternatives like Turkish hammam and message rooms and indoor and outdoor parking amenities. Doğru lokasyonda farklı mimari uygulama anlayışını kaliteli inşaat tekniğiyle birleştiren Vazo Kule, İstanbul’un yeni cazibe merkezi Maltepe Dragos’ta yükseliyor. Kadıköy, Bağdat Caddesi, havalimanı, TEM ve E-5 bağlantı yolları, sahil yolu, marina, metro gibi kara, hava, deniz ve raylı ulaşım hatlarına olan yakınlığıyla önemli bir lokasyon avantajı sunuyor. Proje, Fener’den başlayıp Tuzla’ya kadar devam eden Türkiye’nin en uzun sahil bandı üzerinde yer alıyor. Dap Yapı’nın, eski Hitit vazosundan yola çıkarak tasarladığı Vazo Kule, M.Ö. 1600 yılından izler taşıyor. 2 adet rezidans ve 1 adet ofis bloğunun bulunduğu Vazo Kule, toplam 399 üniteden oluşuyor. Projede, dört mevsim kullanılan açılır-kapanır yüzme havuzları, yürüyüş ve koşu parkurları ve çok amaçlı spor sahalarının yanı sıra sosyal tesisler bünyesinde fitness center, sauna, Türk Hamamı ve masaj odaları gibi keyifle değerlendirilebilecek alanlar, açık ve kapalı otoparklar bulunuyor.

ONE TOWER Ankara's Top Project

One Tower, which is one of the latest projects of Tabanlıoğlu Architecture, aims to be the best building in Ankara. This special building is being built in Oran, one of the most prestigious areas of Ankara, and consists of a shopping center and a residential tower. It’s going to be the heighest building in the capital city, with a height of 185 meters. One Tower residance and shopping mall project is the first residential project of national and international award-winning firm Tabanlıoğlu in Ankara. The 48-storey project, which is funded by ITO investments, consists of 306 apartment residences in 11 different types. Ankara Oran’da yapımı devam eden Tabanlıoğlu Mimarlığın imzasını taşıyan One Tower Ankara’nın en gözde yapısı olmayı hedefliyor. Başkent’in en prestijli bölgelerinden Oran semtinde yapımına başlanan alışveriş merkezi ve konut kulesinden oluşan One Tower’da satışlar başladı. 185 metrelik yüksekliğiyle Başkent’in Zirvesi olarak görülen One Tower kule konut ve AVM projesi yurt içi ve yurt dışında çok sayıda ödül kazanan Tabanlıoğlu Mimarlık’ın Ankara’daki ilk konut projesi olma özelliğini taşıyor. Özçelik-İmaj-Tan ortaklığıyla kurulan İTO yatırım tarafından hayata geçirilen 48 katlı karma projede toplamda 11 ayrı tipte 306 residance daire bulunuyor.

104 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


Frank Gehry A Futuristic Approach To Architecture Mimariye Zamanın Ötesinden Bir Bakış


ARCHITECTURE

MİMARİ ♦

Today, many of his structures identify numerous metropolitan skylines around the world.

A

s one of the most innovative architects of late 20th century, Frank Gehry is known for his deconstructionist approach and creative use of materials. His buildings present a wealth of textures that give a sense of movement to his dynamic structures. Today, many of his structures identify numerous metropolitan skylines around the world. Born on February 28, 1929 in Toronto, Canada, Frank Gehry displayed creativity from a very young age. Encouraged by his grandmother and father, he would build imaginary buildings with the materials he found in his grandfather's hardware store. When he moved with his family to Los Angeles at the age of 17, he simultaneously went to college while also working a variety of jobs. He tried his hand at everything from truck driving to radio announcing; he was even interested in chemical engineering for a while, but ultimately, none of those jobs and branches satisfied him. At this point, he started to ask himself what he truly liked and what excited him most. He soon remembered art and the enjoyment he got from visiting museums, building model cities with his grandma, and listening to music during his childhood. Thus, he decided to go for an architecture class, failed it and took the class again, earning an A the second time around. This was the concrete beginning of his career. In 1954, he received his Architecture degree from the University of Southern California. Two years later, after he moved his family to Cambridge, he began Harvard Graduate School of Design in the hopes of working for a degree in City Planning. Unfortunately, he left before completing the program. In 1957, he returned to California and worked in a number of firms including Victor Gruen Associates and Pereira and Luckman Associates for several years before he opened his own office in Santa Monica in 1962. 108 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

20. yüzyılın en yenilikçi mimarlarından biri olan Frank Gehry, postmodern mimari akım Dekonstrüktivizm denince akla gelen ilk isimlerden biri. Malzemeleri benzersiz bir şekilde bir araya getirerek tasarladığı binalar, zengin dokularıyla ve hareket duygusu veren dinamik yapılarıyla dünya çapında çok sayıda şehrin siluetini oluşturuyor. 28 Şubat 1929’da dünyaya gözlerini açan Frank Gehry, çok küçük yaşta sanatçı ruhunu konuşturmaya başlamış. Gehry, ailesinin de cesaretlendirmesiyle büyükbabasının malzeme deposunda bulduğu ufak tefek parçalarla hayalindeki binaları oluşturmaya çalışırmış. 17 yaşında, ailesiyle beraber Los Angeles’a taşınan mimar; kolej yıllarında kamyon şoförlüğü, radyo programcılığı gibi birçok farklı işte çalışmayı denemiş hatta kısa bir süre kimya mühendisliğine merak salmış. Denediği işlerden ve ilgilendiği alanlardan hiçbirinin kendisini yeteri kadar tatmin etmediğini fark eden Gehry, kendi kendine neyi gerçekten sevdiğini ve neyin onu heyecanlandırdığını sormaya başlar ve küçük yaşta sanata olan ilgisini, müzeleri gezmenin onu ne kadar heyecanlandırdığını, büyükannesiyle inşa ettiği minik şehirleri hatırlar. Gehry, üniversitede mimarlık dersi almaya karar verir. İlk seferinde başarılı olamasa da pes etmez ve dersi, ikinci seferde A’yla geçmeyi başararak başarılı kariyerine ilk somut adımı atar. Gehry, 1954 yılında Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden Mimarlık derecesiyle mezun olur. Evlenen ve bir yuva kuran Gehry, 1956 yılında ailesiyle beraber Cambridge’e taşınarak Harvard Üniversitesi Şehir Planlama bölümüne başlar. Gehry, bölümü tamamlamadan California’ya döner ve 1962’de Santa Monica’da kendi ofisini açana kadar, Victor Gruen Associates ve Pereire and Luckman Associates de dahil olmak üzere birçok firmada çalışır.


ARCHITECTURE

In the late 1960s, Gehry created a line of furniture made out of layers of corrugated cardboard, sold under the name of 'Easy Edges'. The chairs and tables, which attracted the attention of many celebrities, were fun and inexpensive. Although he worked on small stuff like furniture to get a 'quick fix’, he also designed private homes and small public buildings during this period. What really started his career and caught the attention of the architectural world however was the design of his own residence in Santa Monica. Being one of the most important examples of his Deconstructivist style, a post-modern beacon of architecture which challenged accepted design paradigms, the residence was built by wrapping the outside of an old pink house with a new metal shell exterior while still leaving the old exterior visible. The Santa Monica house was such a hit that architecture students from all over the world came to see this experimental building. Of course, not all of the reviews were positive— he lost many of his corporate clients around this time. He started over from scratch by only taking the works that he really wanted to do. He worked on both international and national projects, like the California Aerospace Museum in Los Angeles (1982) and Vitra Design Museum in Germany (1987) that ultimately launched his career to new heights. With the award of the Pritzker Architecture Prize in 1989 and many other awards, Gehry had evolved into one of the most recognizable architects in the world.

MİMARİ ♦

1960’lı yılların sonlarında Gehry, oluklu mukavva katmanlarıyla tasarladığı mobilyaları ‘Easy Edges’ yani ‘Basit Kenarlar’ adı altında piyasaya satışa sürer. Ucuz ve eğlenceli sandalye ve masalar, birçok ünlünün dikkatini çeker ve Gehry’nin popülaritesini artırır. Gehry, mobilya gibi ufak tefek şeylerle uğraşarak çabuk sonuç almayı tercih etse de aynı dönemde özel konutlar ve küçük kamu bina projeleri üzerinde çalışmaya da devam eder. Gerçek anlamda kariyerini başlatan ve mimar camiasının dikkatini cezbeden ise Gehry’nin Santa Monica’da kendisi ve ailesi için inşa ettiği ev olmuştur. Dekonstrüktivist akımın en önemli parçalarından biri olarak dikkat çeken rezidans, eski bir pembe evin etrafının metal malzemeden inşa edilmiş yeni bir yapıyla çevrilmesiyle oluşturulmuş. Binanın en dikkat çekici tarafı ise yeni dış cepheyle beraber eski cephenin de hala görülüyor olması. Gehry, Santa Monica’daki rezidansı inşa ederek tüm dikkatleri üzerine çeker. Öyle ki dünyanın dört bir yanından mimarlık öğrencileri, bu deneysel binayı görmeye gelir. Elbette ki böyle olağanüstü bir yapı hakkındaki tüm görüşler olumlu olmaz ve Gehry, birçok müşterisini kaybeder. Sadece, gerçekten üzerinde çalışmak istediği projeleri kabul etmeye karar veren mimar, kariyerine yeni baştan başlar. Los Angeles’taki California Hava Müzesi (1982) ve Almanya’daki Vitra Tasarım Müzesi (1987) gibi uluslararası ve ulusal birçok proje, Gehry’ye kariyerinde zirve yapmanın yolunu açar. 1989 yılında aldığı Pritzker Architecture Prize ve diğer birçok ödül, onu dünyanın en çok konuşulan mimarlarından biri haline getirir.

With the award of the Pritzker Architecture Prize in 1989 and many other awards, Gehry had evolved into one of the most recognizable architects in the world.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 109


ARCHITECTURE

Two of the most famous designs by Gehry are the Guggenheim Museum in Bilbao, Spain and the Walt Disney Concert Hall in Los Angeles.

MİMARİ ♦

Two of the most famous designs by Gehry are the Guggenheim Museum in Bilbao, Spain and the Walt Disney Concert Hall in Los Angeles. The Guggenheim, which opened in 1997, is one of the most admired works of contemporary architecture. The random curves of the exterior and its extraordinary swirling form are constructed from titanium, limestone and glass to catch the light and react to the sun. The extraordinary form and brilliant design of the Guggenheim Museum has boosted Bilbao's economy and brought a transformation to the city. This revolution is now referred to as the 'Bilbao Effect'. Being a masterpiece of the 20th century, the Guggenheim Museum became a popular tourist attraction, drawing almost 4 million tourists during the first three years of operation. In 1988, Gehry won the competition to design the Walt Disney Concert Hall. Unfortunately, because of earthquakes, riots and lack of funds, he couldn't manage to complete it on schedule. The opening of the Guggenheim, however, infused new life into the proposal and with the funds that came through, Gehry unveiled the finished hall in 2003. With its shiny structure and metal ribbons, it is now considered a masterpiece that rivals the Guggenheim. Gehry describes the hall as “a boat where the wind is behind you.” Frank Gehry is undoubtedly one of the world's leading contemporary architects who, throughout his career, challenged the norms of architecture with his forward-looking, extraordinary structure designs. He has been referred to as a 'starchitect' due to his celebrity status. A documentary film called Sketches of Frank Gehry was made by Sydney Pollack in 2005. In recent years, Gehry has worked as a professor at many universities like Columbia, Yale and USC. Frank O.Gehry & Associates, with its 140 employees, is now working on a new Guggenheim facility in Abu Dhabi, the new Facebook headquarters in California and many other projects that will reflect the unique characteristics and talents of Gehry himself. In one of his interviews, he told "I'm not going to retire, I'll just keep going."

Bilbao, İspanya’daki Guggenheim Müzesi ve Los Angeles’taki Walt Disney Konser Salonu, Frank Gehry’nin en meşhur iki tasarımı olarak bilinir. 1997 yılında açılan Guggenheim, çağdaş mimarinin en çok beğenilen eserlerinden biri olarak göze çarpar. Dış yapının rastgele eğrileri ve olağanüstü dönen formu; güneş ışığını yakalamak ve yansıtmak için titanyum, kireçtaşı ve cam kullanılarak inşa edilmiş. Guggenheim Müzesi’nin sıra dışı formu ve akıllı tasarımı, Bibao’nun ekonomisini büyük ölçüde etkileyerek şehrin dönüşümüne önemli bir katkı sağlamış. Öyle ki bugün İspanya’da bu etki, ‘Bilbao Etkisi’ olarak anılıyor. 20. yüzyılın en önemli parçalarından biri olan müze, sadece ilk üç senesinde 4 milyondan fazla turist çekerek Bilbao’yu dünyanın en önemli turizm merkezlerinden biri haline getirmiş. Gehry, 1988 yılında Walt Disney Konser Salonu’nu tasarlamak için kazandığı ihaleyi depremler, ayaklanmalar ve fon eksikliği gibi sebeplerden dolayı bir türlü tamamlayamaz. Guggenheim’ın açılışı, teklife farklı bir boyut kazandırır ve yapılan fon yardımlarıyla 15 yıl sonra yapıyı tamamlayarak 2003 yılında açılışını yapar. Bugün Walt Disney Konser Salonu, parıldayan yapısı ve metal şeritleriyle Guggenheim’a rakip olabilecek bir sanat eseri olarak gösteriliyor. Gehry, bu sıra dışı binayı ‘rüzgarı arkanıza alarak süzüldüğünüz bir bot’ olarak betimliyor. İleriye dönük, sıra dışı tasarım anlayışıyla mimarinin normlarına meydan okuyan Frank Gehry, günümüzün önde gelen çağdaş mimarları arasında yer alıyor. Gehry, bazı çevreler tarafından ününe atıfta bulunularak ‘starchitect’ yani yıldız mimar olarak anılıyor. 2005 yılında yönetmen Sydney Pollack, Gehry’nin mimarlık macerasını konu edinen ‘Frank Gehry’nin Çizimleri’ adında bir belgesel film çekiyor. Gehry, son yıllarda Columbia, Yale ve USC gibi üniversitelerde profesör olarak çalışıyor. 140 çalışanıyla Frank O. Gehry & Associates, bugün; Abu Dhabi’de açılması planlanan yeni Guggenheim tesisleri ve California’daki Facebook merkezi gibi Gehry’nin benzersiz tarzını yansıtacak birçok büyük proje üzerinde çalışmaya devam ediyor. Frank Gehry, röportajlarından birinde şu ifadeleri kullanıyor: “Emekli olmayacağım sadece devam edeceğim.”

110 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


yemek odas覺

dogtas.com.tr


CULTURE & ART

KÜLTÜR & SANAT ♦

Piri

Reis

SAILOR, CARTOGRAPHER, GEOGRAPHER, POET, AUTHOR... AN INTELLECTUAL MAN OF SCIENCE DENİZCİ, KARTOGRAF, COĞRAFYACI, ŞAİR, EDİB... ENTELEKTÜEL BİR İLİM ADAMI

S

ARTICLE / YAZI: İREM KÜPELİ

tarting from the 11th century, but especially during the reign of Sultan Mehmed Han the Conqueror, the Ottoman navy gained worldwide prestige, preserving their military and naval glory in the seas until at least the 18th century. During the reigns of Sultan Bayezid Han, son of Sultan Mehmed Han the Conqueror, and his son, Sultan Selim Han the Stern, the Ottoman navy continued to prosper—reaching its perfect state during the reign of Sultan Süleyman Han the Magnificent, the son of Sultan Selim Han. During these centuries, the Marmara Sea, Black Sea and Mediterranean Sea were each named “a lake of the Turks” among the enemies of the Ottoman Empire, emphasizing just how impenetrable these seas sailed by Turkish ships were. Many sailors of this period-whether known or unknown, forgotten or legendary-have influenced the Empire’s glorious naval history. Among these sailors, the ones with the highest military genius were usually crowned with the title of “Kaptan-ı Derya.” These were the men who took their respected places in the Ottoman archives, serving as a model for future generations through both their successes and mistakes. 112 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Osmanlı Donanması, 11. yüzyılın sonlarından başlayıp özellikle Fatih Sultan Mehmed zamanında dünya çapında üne kavuşmuş ve 18. yüzyıla kadar askeri ihtişamını korumuştur. Donanma, Fatih Sultan Mehmed’in oğlu II. Bayezid Han ve onun oğlu Yavuz Sultan Selim zamanlarında gelişmeye devam etmiş ve onun oğlu Kanuni Sultan Süleyman döneminde en mükemmel hale gelmiştir. Gemilerinin bulunduğu denizlerin geçilemezliğini belirtmek için Marmara, Karadeniz ve Akdeniz’e birer “Türk Gölü” denilmesine neden olmuştur. Şanlı tarihinde adı bilinen veya bilinmeyen, unutulmuş veya efsane olmuş pek çok denizcinin ismi yazılıdır. Bu denizcilerden askeri dehaya sahip olanları genellikle Kaptan-ı Derya unvanıyla taçlandırılmış ve örnek olmaları için başarılarıyla, ibret alınmaları için hatalarıyla Osmanlı arşivlerinde yerlerini almışlardır.

PIRI REIS' WORLD MAP PİRİ REİS'İN DÜNYA HARİTASI


CULTURE & ART

KÜLTÜR & SANAT ♦

This particular story is about the life of one of the Ottoman Empire’s greatest sailors, Piri Reis, who lived during the above mentioned glorious naval era and had the honor of coming into the presence of three great Sultans. After the young Sultan Mehmed Han conquered Constantinople (now known as Istanbul) and assumed the title of “the Conqueror,” he formed a new mission of gaining control of the Mediterranean, and thus, strengthening the Ottoman navy. He appointed Gelibolu, a district in the Çanakkale Province of the Marmara region as the naval base. This naval base gathered, trained, and united countless brave “levents,” or Ottoman marines, so they could fill the sails with strong winds and battle in the Mediterranean Sea. During those days –circa 1470— a lovely baby boy came into the world in the house of Mehmed Piri, one of those brave levents of Gelibolu. This fortunate baby boy, who would eventually become one of the world’s greatest cartographers and geographers, was named Muhyiddin Piri. Little Muhyiddin Piri was always surrounded by naval excellence-- his father was a levent and his uncle was a famous sailor named Kemal Reis. Kemal Reis saw the importance of Muhyiddin’s education, putting him through school with Gelibolu’s finest scholars from childhood until the age proper for sailing. His education had always been very important, covering more than just the unidirectional path of Ottoman naval knowledge. Along with literal, scientific, and nautical education, little Muhyiddin Piri and his uncle Kemal Reis voyaged to North Africa to meet with a great religious scholar who was 120 years old and living in Béjaïa, a province of Algeria. He stayed with this scholar for some time to improve his religious knowledge, which also contributed to a bolstering of his morality and character. Under the guidance of this scholar, Muhiyddin Piri learned how to act both under leadership and as a leader. We may sum up Piri’s education at this time as a kind of “Islamic Social Sciences,” where he learned the “Ottomans’ philosophy of life.” The high level of education that Piri received before ascending to his role in the navy is not unusual. In the Ottoman archives, it is clearly seen that the Ottoman marines were highly intellectual. For instance, there were very few marines who didn’t know two or three languages. As for Piri Reis, he knew Turkish, Arabic, Farsi, Greek, Italian, Spanish, and Portuguese at the level in which he could write poems in each language. Kitab-ı Bahriye’s (the Book of Navigation) first chapters are also written in verse. Confident that Muhyiddin Piri had received the necessary basic education, his uncle, Kemal Reis took his nephew, who was still quite young, and appointed him as the navigation clerk in a three-masts, quite large sailing vessel.

Bu hikaye, yukarıda bahsi geçen şanlı denizcilik döneminde yaşamış ve bu üç büyük padişahın huzurunda bulunma şerefine erişebilmiş denizcilerden biri olan Piri Reis’i kısaca anlatıyor. Genç padişah II. Mehmed Han, Konstantinopol’u fethedip “Fatih” unvanını aldıktan sonra sıradaki hedefi olarak Akdeniz’i belirler. Bu sebeple donanmasını güçlendirmeye karar verir. Donanmanın üssü olarak da bugün Çanakkale şehrinin bir ilçesi olan Gelibolu’yu seçer. Bu üsten sayısız yiğit denizciler çıkar ve yelkenlerini şişirerek kendilerini Akdeniz’in sularına atıp cenk ederler. Derken 1470 yılı civarında, Mehmed Piri adında bir Gelibolu leventinin nurtopu gibi bir oğlu dünyaya gelir. Dünyanın en büyük kartograf ve coğrafyacılarından biri olacak bu nasipli bebeğe Muhyiddin Piri adı verilir. Minik Muhyiddin Piri’nin babası levent, amcası da meşhur denizci Kemal Reis’tir. Kemal Reis, yeğenine sefere çıkabilecek yaşa gelene kadar Gelibolu civarındaki alimlerden ders aldırtır. Ancak Osmanlı’da, bütün alanlarda olduğu gibi denizcilikte de eğitim asla tek yönlü değildir ve çok önemli bir husustur. Edebi, fenni ve bahri ilimleri öğrenen Küçük Muhyiddin Piri; amcası Kemal Reis ile birlikte Kuzey Afrika’ya, bugün Cezayir’in kuzeyinde kalan Bicaye şehrine, gider. Burada, 120 yaşındaki büyük bir din aliminin yanında bir müddet kalarak dini ilimlerde de kendisini geliştirir. Dini ilimlerde kendini geliştirmek, dini bilgileri alırken kişinin ahlak ve karakterini de geliştirmesini, emrinde olduğu kişiye ve emrinde olan kişilere nasıl davranması gerektiğini öğrenmesini sağlar. Osmanlı arşivlerinden bu devirdeki Osmanlı denizcilerinin kültür seviyelerinin çok ileri seviyede olduğu açıkca anlaşılıyor. Örneğin, birkaç dil bilmeyen denizci çok az karşımıza çıkıyor. Piri Reis ise Türkçe, Arapça, Farsça, Yunanca, İtalyanca, İspanyolca ve Portekizce’yi şiir yazabilecek kadar iyi biliyordu. Kitab-ı Bahriye’nin bir kısmı da nazım diliyle yazılmıştır. Muhyiddin Piri’nin temel eğitimini tamamladığına inanan Kemal Reis, onu üç direkli büyük gemisine sefer katibi yapar. FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 113


CULTURE & ART

KÜLTÜR & SANAT ♦

NILE RIVER NİL NEHRİ

Sultan: The Sovereign of an Islamic country İslam devletlerinde hükümdara verilen unvan Han: The Sovereign of old Turkish Empires Eski Türklerde hükümdar, lider Kaptan-ı Deryâ: Chief Admiral of the naval force in the Ottoman Empire Osmanlı İmparatorluğu’nda donanma komutanlarına verilen unvan Reis: The Captain of a ship that doesn’t belong to the Navy Donanmaya bağlı olmayan bir geminin kaptanı Levent: Marine in the Ottoman Navy Osmanlı Denizcisi

Over the course of time, Muhyiddin Piri had his own ship and also became “Reis;” hence, he became known as Piri Reis. He participated in countless sea warfares next to his beloved uncle, Kemal Reis; together they voyaged the Mediterranean Sea mile by mile. Their time together came to an abrupt end when Kemal Reis, who had by then gained the title of “Kaptan-ı Derya” in the Ottoman Navy, died during battle. With great sadness, Piri Reis pulled himself away from the seas and focused instead on his books and maps in Gelibolu. He often mentioned his great respect for his uncle, Kemal Reis, and referenced him as a significant mentor in the first chapter, first verse of Kitab-ı Bahriye: “That you should remember our guiding master Kemal Reis, (may his soul rejoice.) He was one who had wisdom of the seas and was versed in the science of navigation. He was familiar with countless seas and no one could block his way. To be sure, in those days there were many seamen, but God favored none but him to sail the open sea.” After some time, Piri Reis could not resist the sea any longer, however, and returned to the sailing and battling he’d enjoyed since childhood. He decided to sail under the leadership of Oruç Reis (also known as Aruj by the Europeans), one of the famous Barbarossa Brothers (translated to “Red Beard” in Italian, a nickname given by their enemies,) who were feared greatly by the Europeans. When he was 45 years old, Oruç Reis sent Piri to the Sultan Selim Han the Stern. Piri probably presented the first compilation of his maps and the book “Kitab-ı Bahriye” to the Sultan during this visit. Following the visit, he was appointed as Kaptan-ı Derya, like his uncle before him, in an Ottoman fleet scheduled to set sail to Egypt. He achieved an even greater status when appointed “Hind Kaptan-ı Derya” after completing Kitab-ı Bahriye, of which he presented to Sultan Süleyman Han the Magnificent. This title gives its owner the authority to send out fleets of the Ottoman Navy into the Suez Canal, a route expanding from Indonesia in the East to Mozambique in the South. Piri Reis conquered Aden, a port city of Yemen, and completely removed the Portuguese from the Arabian Sea by relinquishing all the places they had previously seized. In addition to his military successes, Piri Reis also left behind a large amount of detailed information about the unknown seas and shores of which had just been discovered. Though he died in 1555 at the age of 85, Piri’s legacy lives on in the volumes of books and maps he so masterfully made. 114 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Muhyiddin Piri’nin zamanla kendi gemisi de olur ve “Reis” unvanını alır. Kemal Reis’in yanında sayısız deniz harbine katılır, birlikte Akdeniz’i karış karış dolaşırlar. Ta ki, artık Kaptan-ı Deryalık rütbesine yükselmiş Kemal Reis’in gemisi batıp şehit oluncaya kadar. Bu üzüntüyle Piri Reis, bir süre denizlerden uzaklaşarak kitap ve haritalara yoğunlaşır. Kemal Reis’e olan sevgisini ve onu değerli bir amcanın yanında öğretmeni olarak da gördüğünü Kitab-ı Bahriye’nin giriş şiirinde şu dizelerle dile getirmiştir: “Pirimiz, Reisimizi (Kemal’i) yad edin Onun ruhunu her dem şad edin Ki, çünkü o idi deryada kamil Denizin ilmi ile olurdu amil Çünkü vakıf olmuştu denize pek çok Hiçbir kez yolunda engeli yok Gerçi o zaman gemici pek çoktu Fakat Allah’ın izni ile onun üstüne yoktu.” Ama çocukluğundan beri denizlerde cenk eden bir denizciyi karada tutmak çok zordur. Bunun üzerine Piri Reis, Avrupa’ya korku salan meşhur Barbaros (Kızıl Sakallı) kardeşlerden Oruç Reis’in emrine girer ve denizlere geri döner. 45 yaşlarındayken Oruç Reis tarafından Yavuz Sultan Selim’in huzuruna gönderilir. Muhtemelen bu sırada hazırladığı haritaları ve toparladığı bilgileri Sultan’a takdim eder. Ve aynı dönemde kendisine, Mısır seferine çıkan Osmanlı donanmasında Kaptan-ı Derya olarak görev verilir. Ardından Kitab-ı Bahriye’yi tamamlayarak Kanuni Sultan Süleyman’a hediye eder ve aynı dönemde Süveyş’teki Osmanlı Donanması’nda doğuda Endonezya’dan güneyde Mozambik’e kadar filo gönderme yetkisine sahip olan Hind Kaptan-ı Derya rütbesi verilir. Aden’i ve Portekizlilerin daha önce elde ettikleri yerlerin hepsini geri alarak onları Umman denizinden tamamen çıkarır. Bu askeri başarılarının yanında, 1555 yılında 85 yaşlarındayken vefat ettiğinde ardında bıraktığı ciltlerce yazılı eser ve haritalarda, o gün yeni yeni keşfedilmeye başlanan, bilinmeyen denizler ve kıyılarla ilgili bile detaylı bilgiler bırakmıştır.


CULTURE & ART

In the first pages of Kitab-ı Bahriye written in verse, he explained his reasons of writing the book: “Without that which brings peace to my heart, How else would my heart have found peace for so long? I have roamed the shores of the Mediterranean, Arabia, and Europe, and through the lands of Anatolia and the Maghreb. And I have written, my friend, all that needs to be written about each and every thing: What sort of places they are, whether they are high ground or low; And I would have it known what place one will arrive at when disembarking and what the distance may be. Good reader, whenever I arrived at a port I would also make careful note of such things: Its anchorages, its wells, and all its landmarks, and thus all the details of the Mediterranean Sea; Where there were passages among the islands, and whether they are deep or shallow, narrow or wide. Each one of these have I written in full. My reason for doing so was this: Such knowledge cannot be known from maps; It must be explained. Such things cannot measured with dividers, And that is why I have discoursed by writing at such length.” With Kitab-ı Bahriye, Piri Reis presented the best map of the Atlantic shores in America, an area Christopher Columbus had discovered just 21 years before. How a map of America could be drawn so perfectly and accurately during that era continues to amaze European cartographers even today. Depicting the Mediterranean shores and islands with all their details, Kitab-ı Bahriye also clearly explains the concept of spherical Earth. In addition to the detailed maps of the port cities, Piri Reis also wrote detailed information regarding landmarks and sometimes even legends about these places that cannot be described in maps. He concludes each chapter saying “Vesselam,” which is a way of greeting in the Ottomans meaning “may peace be upon you.”

KÜLTÜR & SANAT ♦

Kitab-ı Bahriye’nin nazım olarak başlayan ilk sayfalarında kitabı yazma nedenini şöyle açıklıyor: “Ey kalbime zevk veren, biz nice günler Bu sabırlı gönül neler buldu neler Gezerdik Akdeniz’in kenarlarını Arap, Batı Roma ve Fransa diyarlarını Onların herbirini yazdım ey yar Bütün mevcut yerleri ki, her ne var. Ve yani o yerler nasıldır bileyim Alçak bir tepe midir, yüksek midir diyeyim Denizden karaya yaklaşırken etrafta Ne var bilmek dilerim her tarafta Bir küçük suya bile gelsem, ey Han Onu dikkatle ederdim seyran Yatağının, suyunun halini Batı denizlerinin bütün eşkalini Adalarda her nerede geçit var ise Derin, sığ, geniş veya dar ise Bir eksiksiz bunların her birini Yazdım, bulunca yazma sebebini Bu tafsilat yalnız harita ilmi ile olmaz İzah edilmelidir, yalnız pergelle olmaz Onun için topladım bunca kelamı Yazıp izah ettim bütün meramı.” Kitab-ı Bahriye ile Piri Reis, Kristof Kolomb’un Amerika kıtasına ayak basmasından 21 yıl gibi kısa bir süre sonra Amerika’nın Atlantik kıyılarının en iyi haritasını hazırlamıştır. Bu devirde Amerika kıtası haritasının bu kadar hatasız çizilmesi, Avrupalı kartografların hala tartıştığı bir mevzudur. Akdeniz kıyılarını ve adalarını bütün teferruatıyla gösteren Kitab-ı Bahriye, dünyanın yuvarlak olduğunu da kesin şekilde anlatmaktadır. Kıyı şehirlerinin ince detaylı haritalarının yanında Piri Reis, bahsi geçen her şehir hakkında haritalarda belirtilemeyecek bilgileri, şehrin önemli yerlerini, kimi zaman da efsanelerini anlatır ve her konuyu “Vesselam” yani Osmanlıca “Selam olsun” diyerek noktalar.

This fortunate baby boy, who would eventually become one of the world’s greatest cartographers and geographers, was named Muhyiddin Piri.

VENICE VENEDİK FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 115


CULTURE & ART

TRIPOLITANIA TRABLUS Having also been included to the Unesco’s Celebration of Anniversaries List in 2013, Turkey is also celebrating the 500th anniversary of the World Map made in 1513 by Piri Reis with countless events and commemorations. For example, publishing houses have published valuable books about Piri Reis and Kitab-ı Bahriye, presenting an opportunity for us to learn about our shores from 500 years ago and understand this great sailor. Boyut Yayıncılık published a series of books for this commemorative 500th anniversary year, presenting great resources in the study of Ottoman Maritime. In order to cater to nonTurkish speaking sea and map enthusiasts, some books in the series have also been published in English. The most important two books in English are “Kitab-ı Bahriye” by Piri Reis and “Cihannüma” by Katip Çelebi. Additionally, there are others that should be considered as must-reads, namely: “Piri Reis & Turkish Mapmaking After Columbus” by Svat Soucek and “Piri Reis & The Pre-Columbian Discovery of the American Continents by Muslim Seafarers” by the renowned Science Historian Prof. Dr. Fuat Sezgin. You may also obtain a very chic replica of the 1513 World Map of Piri Reis from Boyut Yayıncılık. In the Kitab-ı Bahriye’s English version, each map is presented with a QR code to allow for further exploration into the details written on the map. In the opening pages of Kitab-ı Bahriye, Piri Reis, the great sailor, expresses his sincere wishes and simple reason for writing a book that would be invaluable to future generations. His thoughts are remembered in the reader’s prayers: “I hope our brothers who will walk through this path and read this book would remember this humble man in their prayers.” So the least we can do while reading these books is to remember Piri Reis and commemorate his work’s 500th anniversary. In doing so, we fulfill his sincerest wish. Vesselam. 116 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

KÜLTÜR & SANAT ♦

MISRATA AND THE GULF OF SIRTE MİSRATA VE SİRTE KÖRFEZİ Unesco tarafından 2013 yılı kutlama ve anma programına dahil edilen Piri Reis’in Dünya Haritasının 500. yıldönümünü kutluyoruz. Bu vesileyle pek çok etkinlik düzenlenirken yayınevleri de Piri Reis’in anlatımıyla 500 yıl öncesinin kıyılarını tanıyabilmemiz için Kitab-ı Bahriye ve Piri Reis hakkında çok değerli yayınlar çıkardılar. Boyut Yayıncılık’ın çıkardığı seri ise Osmanlı Denizciliğini incelemek için harika kaynaklar sunuyor. Serinin bazı kitaplarını İngilizce olarak da hazırlayan yayınevi, Türkçe bilmeyen deniz ve harita tutkunlarını da unutmamış. Piri Reis’in “Kitab-ı Bahriye”si ve Katip Çelebi’nin meşhur “Cihannüma”sı İngilizce basılan eserlerden en önemlileri. Bunların yanında Svat Soucek’in “Piri Reis ve Kolomb Sonrası Türk Haritacılığı” çok değerli ilimadamı Prof. Dr. Fuat Sezgin tarafından hazırlanan “Piri Reis” ve “Amerika’nın Müslümanlar Tarafından Kristof Kolomb Öncesi Keşfi” kitapları Türkçe ve İngilizce olarak basılan ve kitaplıklarda yerini alması gereken yayınlarından. Boyut Yayıncılık ayrıca Piri Reis’in 1513 Dünya Haritası’nın çok şık ve özel bir replikasını alma imkanını da sunuyor. Kitab-ı Bahriye’nin İngilizce versiyonunda her haritanın yanında bulunan QR kodlarla haritaları daha yakından inceleyebiliyor ve üzerine düşülen notların çevirilerine de ulaşabiliyorsunuz. Kitab-ı Bahriye’nin “Kitabın Yazılış Sebebi” kısmındaki büyük denizcinin içten ve saf dileği, kitabı hazırlamaktaki amacının sadece insanlığa faydalı olmak ve hayır dua almaktan ibaret olduğunu anlatmaya yetiyor: “Ümid ederim ki bu yolda yürüyen ve bilginin ehli olan kardeşler de bu kitabı okudukları ve ona göre hareket ettikleri takdirde bana dua etmeyi unutmazlar.” Bu kitapları okurken ve 500. yıldönümü nedeniyle Piri Reis’i anarken bizler de büyük denizcinin bu saf dileğini yerine getirebildiysek ne mutlu bize. Vesselam.


Modoko Altı Yüce Sokak No:46 Y. Dudullu Ümraniye / İSTANBUL T. +90 (216) 314 48 48 - 420 56 58 F. +90 (216) 365 05 65 www.morivamobilya.com - info@morivamobilya.com


NEWS

HABER ♦

Explore the World with Sedventure! / Sedventure ile Dünya Varmış! Leaving a positive touch on human lives since its founding day, SETUR brings a fresh approach to the holiday concept with its brand-new project Sedventure. SETUR offers the experience of photographing and traveling pleasure with Sedventure’s custom-made adventures in various destinations offering both culturally-rich cities and naturally beautiful wild-life scenes; all provide an alternative to the classic holiday concept. The adviser of this alternative traveling experience is Süha Derbent. Under the supervision of Süha Derbent, you will explore possible destinations throughout the world where you can live, photograph and wander with Sedventure’s travel programs. This includes opportunities in even the most remote locations: from Africa to Antarctica, Thailand to Mexico, and everywhere in between. With Sedventure, you can access every inch of the world and collect unforgettable memories with the organized custom-made or small-group photography tours. Alternatively, you can also purchase this unique experience for just yourself, for your family or for a small friend group. Even if traveling individually, it is still possible to join the photosafaris organized for small-groups. Let Sedventure help you take your dream photographs in your dream places.

Kurulduğu günden bu yana insan hayatına pozitif bir şekilde dokunan SETUR, yepyeni markası Sedventure ile tatil anlayışına yeni bir soluk getiriyor. SETUR, Sedventure ile klasik tatil anlayışına alternatif olarak kentlere, farklı kültürlere, doğaya ve vahşi yaşam alanlarına kişilere özel programlarla fotoğraf ve seyahat keyfi yaşatıyor. Bu alternatif yolculuğun danışmanı ise Süha Derbent. Derbent’in danışmanlığında Afrika’dan Antartika’ya, Tayland’dan Meksika’ya dünyanın dört köşesinde hayal ettiğiniz neresi varsa gezebileceğiniz, yaşayabileceğiniz ve fotoğraflayabileceğiniz Sedventure gezileri ile “Dünya varmış!” diyeceksiniz...Kişiye özel ve küçük gruplarla fotoğraf turlarının da organize edildiği Sedventure ile dünyanın her yerine ulaşabilecek ve unutulmayacak anılar biriktirebileceksiniz. Üstelik bu benzersiz deneyimi, tamamen kişisel olarak size, ailenize veya arkadaş grubunuza yönelik alabileceğiniz gibi küçük gruplara yönelik fotosafarilere de katılarak hayal ettiğiniz yerlerde hayal ettiğiniz fotoğrafları çekebileceksiniz.

Sedventure’s Suggestion is:

Sedventure öneriyor:

Photo-Safari in Kenya with Süha Derbent

Süha Derbent ile Kenya’da Foto Safari

Visiting places: Nairobi, Masai Mara, Lake Nakuru

Ziyaret edilecek yerler: Nairobi, Masai Mara, Lake Nakuru

For detailed information: www.sedventure.com

Ayrıntılı bilgi için: www.sedventure.com

118 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


YATCH

YAT ♦

ANTAGONIST UNRIVALLED POWER & DESIGN RAKİPSİZ GÜÇ ve TASARIM

I

f you are looking for a yacht that has a unique design which makes you feel special, the newest entry from Art of Kinetik, the Antagonist, is the right choice for you. Sporting the same iconic elegance of lines, uncompromising finish and bespoke details for which the fleet has become known, this 37ft open weekend cruiser offers a level of style and power never seen before in its class. Unique, elegant lines and bespoke materials sets this special yacht far apart from anything else in its category. Classic handtooled techniques are used to craft every single component of this special yacht, from the muscular structure to the exquisite veneer and even the bespoke steering wheel. Finest quality leathers and marine-grade materials are selected to upholster the sumptuous interiors and lavish outdoor areas. The main characteristic of the yacht is unusually large open cockpit, providing both luxury surroundings and space for up to 8 people to spend a day in comfort, lounging, dining or sunbathing. Uncompromising approach to beautiful design did not detract from providing plentiful space and functionality required for relaxing time on the boat. Besides a large seating area in the cockpit featuring a multifunctional table, there is also a spacious sunbathing area astern framed by two teak covered paths leading from the built in swimming platform.

120 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Size kendinizi özel hissettirecek sıra dışı bir yat arıyorsanız, Art of Kinetik'in en yeni tasarımı Antagonist sizin için doğru seçim. Markanın ikonik çizgilerini taşıyan ve özel olarak tasarlanmış zarif detaylarla süslenen 37 ft uzunluğundaki bu seçkin yat, kendi sınıfında daha önce görülmemiş bir tasarım ve güç harikası. Benzersiz, zarif çizgiler ve özel olarak seçilebilen materyaller, Antagonist'e kendi sınıfı içerisinde özel bir yer kazandırıyor. İskeletten kaplamaya ve hatta ısmarlama hazırlanan direksiyona kadar bu sıra dışı yatın her bir parçasının yapımında el işi teknikler kullanılıyor. Yat severleri ilk bakışta cezbeden görkemli kapalı ve açık alanların dekorasyonunda en iyi kalite deriler ve deniz sınıfı malzemeler tercih edilmiş. Yatın en temel özelliklerinden biri, 8 kişilik kapasiteye sahip geniş kokpit alanı. Lüks bir atmosfere sahip bu alan; dinlenmek, güneşlenmek ya da keyifli bir yemek yemek isteyen yat severlere unutamayacakları bir deneyim yaşatıyor. Markanın sıra dışı tasarım anlayışı, geniş alan oluşturmaya gösterilen özeni azaltmadığı gibi konforu sağlamada da işlevselliğe önem vermiş. Çok fonksiyonlu bir masaya yer verilen kokpitte, geniş oturma alanlarının yanı sıra tik ağacıyla kaplanmış geçitlerin sonunda ferah bir güneşlenme alanı da yer alıyor.


The bespoke stairs of Antagonist harmonise with the craft's artistry and design.

YATCH

YAT ♦

Inside, the capacious air-conditioned interior creates a home-like environment with designer fabrics and mood lighting complemented by the exterior craftmanship at every turn. For the creation of the interior accessories, Art of Kinetik engaged the talents of Boxmark Leather. The outstanding features of Xtreme Maritime leather are a maximum degree of light fastness, UV resistance, sea water, water and soil repellence, a long service life and resistance against suntan oil. In so many modern yachts, the stairs are largely functional and, one suspects, almost and afterthought. The bespoke stairs of Antagonist harmonise with the craft's artistry and design. Precision-engineered in matching materials, these steps open and rotate simultaneously towards the water in a single smooth motion. Klimalı iç kısımda ise, gövdedeki benzersiz işçiliğin tamamlayıcısı olarak, tasarım kumaşlar ve atmosfere uygun aydınlatma kullanılarak sıcak bir ev ortamı oluşturulmuş. İç kısımda kullanılan aksesuarlar için Art of Kinetik, Boxmark Deri'nin ustalığından faydalanmış. Işığa ve güneş yağına dayanıklılık, deniz suyu, su ve kir geçirmeyen yapı, UV direnci, uzun ömür; Xtreme Maritime derisinin sıra dışı özelliklerinden sadece birkaçı. Fonksiyonel merdiven tasarımı, modern yatlar için vazgeçilmez bir unsur olarak görülür. Fonksiyonelliğin yanı sıra Antagonist'in özenle tasarlanmış basamakları, geminin sanatsal tasarımıyla da bir bütünlük oluşturuyor. Hassas mühendislik hesaplarıyla bir araya getirilen malzemeler sayesinde dönebilen bir yapıya sahip basamaklar, tek bir hareketle denize doğru açılıyor.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 121


YATCH

YAT ♦

Antagonist is targeting all those who want to spend a day on the water in style and in environment not seen on any other yacht in its class.

The pilot's chair is at the core of this thrilling experience. Almost throne-like in its significance, it is a symbol of power and style. The design and engineering took nine months to complete resulting in an ergonomic masterpiece being fully-adjustable via a single switch. It's large volume holds a small refrigerator, picnic box and a storage compartment. Antagonist is targeting all those who want to spend a day on the water in style and in environment not seen on any other yacht in its class. The yacht continues with the Art of Kinetik's philosophy of elegant lines, superb craftsmanship, highest quality materials and plethora of bespoke details.

122 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Bu tasarım harikası yatın yaşattığı heyecan verici deneyimin en temel taşı ise şüphesiz pilot koltuğu. Yat aşıklarının tahtı olarak da nitelendirilen koltuk, Antagonist'te güç ve stilin simgesi olarak göze çarpıyor. Tek bir hareketle ayarları yapılabilen bu ergonomik başyapıtın tasarım ve mühendislik olarak tamamlanması 9 ay sürmüş. Geniş hacminde küçük bir buzdolabı, piknik sepeti ve bir saklama gözü yer alıyor. Art of Kinetik, Antagonist ile; su üzerinde, tarzı ve konforuyla ön plana çıkan bir yatta benzersiz bir deneyim yaşamak isteyen tüm yat severleri hedefliyor. Antagonist de filodaki diğer yatlar gibi; zarif çizgileri, mükemmel işçiliği, yüksek kaliteli malzemeleri ve seçkin detaylarıyla markanın felsefesini en iyi şekilde yansıtmaya devam ediyor.


AUTOMOBILE

OTOMOBİL ♦

BMW Pininfarina Gran Lusso Coupé The Perfect Harmony of Technology and Aesthetic Teknoloji ve Estetiğin Mükemmel Uyumu

B

MW and Pininfarina, two of the most tradition-swathed names in the motoring world, unveiled the outcome of their first collaboration at the Concorso d'Eleganza Villa d'Este 2013.

The BMW Pininfarina Gran Lusso Coupé is a one-off and represents the exclusive interpretation of a luxurious BMW Coupé as seen through the eyes of Pininfarina. Working in close consultation, the two design teams have created a new automotive persona brimming with character and ready to join the high-end luxury class - typically BMW while sporting the distinctive signature of Pininfarina. The BMW Pininfarina Gran Lusso Coupé adds a new dimension to the BMW claim to exclusivity. This painstakingly created one-off captivates the viewer at first glance. Liberal surface areas and taut contours are the distinguishing elements of an elegant car body. Typical BMW proportions – a long wheelbase, stretched bonnet and set-back greenhouse – imbue the Gran Lusso with imposing dynamics even when stationary.

124 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Otomobil dünyasının en gelenekçi isimlerinden ikisi, BMW ve Pininfarina, ilk işbirliklerinin benzersiz ürünü Gran Lusso Coupé'yi Concorso d'Eleganza Villa d'Este 2013 etkinliğinde görücüye çıkardı. Pininfarina'nın benzersiz dokunuşuyla yeniden yorumlanan lüks otomobil BMW Coupé, şimdilik sadece bir tane üretilmiş. Sıkı bir dayanışma ile çalışan iki ekibin tasarladığı Gran Lusso Coupé, güçlü karakteristik özellikleriyle lüks otomobiller sınıfına dahil olmaya hazır. BMW Pininfarina Gran Lusso Coupé, BMW'nin benzersizlik iddiasına yeni bir boyut kazandırıyor. Tek örneği olan özenle tasarlanmış bu otomobil, meraklılarını daha ilk bakışta büyülüyor. Aracın zarif gövdesindeki geniş yüzey alanları ve düzenli hatlar, ayırt edici unsurlar olarak göze çarpıyor. Tipik BMW oranları - uzun dingil mesafesi ve uzun kaput - Gran Lusso'ya durağan halde bile görkemli bir dinamik katıyor.


AUTOMOBILE

OTOMOBİL ♦

The trademark BMW kidney grille forms the central element of the front-end design, and all surfaces and lines take their bearings from it. It symbolically points to the engine at the heart of the vehicle, its size reflecting the power of the V12 unit nestling behind it. The “kidneys” are angled towards the road, citing the typical BMW “shark nose” and lending the front end an even more dynamic look, particularly when seen from the side. The car’s surfaces display the elaborate form language of BMW while being sculpted with a clarity that is hallmark Pininfarina. Within a powerfully present silhouette, convex taperings on the side add a dynamic elegance and give the body a tautly athletic shape. All the lines have been designed with keen sensitivity: as they trace their course they become stronger or weaker and, through the changing play of light and shadow, show off the surrounding surfaces to their best effect. BMW'nin en belirleyici özelliği olan meşhur 'böbrek ızgara' tasarımı, otomobilin ön tasarımının kilit taşını oluşturuyor. Diğer bütün yüzey özellikleri ve çizgiler, böbrek ızgara formunu tamamlayacak şekilde tasarlanmış. Sembolik olarak aracın kalbindeki motora işaret eden böbrek ızgaranın boyutu, arkasına yerleştirilmiş V12 ünitesinin gücünü yansıtıyor. Böbreklere, BMW'nin tipik köpekbalığı burnuna atıfta bulunularak yola doğru bir açı verilmiş. Böylece, aracın ön kısmına daha da dinamik bir görünüm kazandırılmış.

Within a powerfully present silhouette, convex taperings on the side add a dynamic elegance and give the body a tautly athletic shape.

Otomobilin yüzeyi bir yandan BMW'nin ayrıntılı formunu yansıtırken diğer yandan Pininfarina dokunuşunun etkisiyle sade bir görünüm kazanıyor. Yan dışbükey girintiler, otomobilin güçlü silüetine dinamik bir zarafet katarak atletik bir şekil oluşturuyor. Bütün çizgiler keskin bir hassasiyet ile tasarlanmış: uzantıları boyunca güçlü ya da zayıf bir görünüm kazanan çizgiler, ışık ve gölge oyunlarıyla kendilerini çevreleyen yüzeyleri mükemmel bir şekilde yansıtıyor.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 125


The exclusive colour and material concept is one of the stand-out features of the Gran Lusso CoupĂŠ.


AUTOMOBILE

The exclusive colour and material concept is one of the stand-out features of the Gran Lusso Coupé and eloquently reflects its unique character. Extensive handcraftsmanship further enhances the interior ambience. Finest leather and kauri wood aged more than 48,000 years lend the cabin of the BMW Pininfarina Gran Lusso Coupé a special aura. The car exudes balance and harmony: BMW values such as technology, dynamics and precision are complemented by the skilled craftsmanship of Pininfarina to create a very special holistic experience. “The appeal of this collaboration with Pininfarina is that you get another, very different and special angle on facets like luxury and exclusivity,” notes Karim Habib, Head of BMW Design. According to Fabio Filippini, Head of Design at Pininfarina, “The result of this cooperative venture is far greater than the sum of its parts".

OTOMOBİL ♦

Aracın eşsiz karakterini etkin bir biçimde yansıtan zengin renk ve materyal seçenekleri, Gran Lusso Coupé'nin en dikkat çekici özelliklerinden biri. İç dizaynın atmosferini tamamlayan diğer bir özellik ise el emeği ayrıntıların yoğun bir şekilde kullanılmış olması. Kullanılan yüksek kalite deri ve 48,000 yıllık kauri ahşabı, BMW Pininfarina Gran Lusso Coupé'ye benzersiz bir hava katıyor. Gran Lusso, denge ve ahengi simgeliyor: BMW, teknoloji ve dinamik gibi değerleri sağlarken Pininfarina'nın ustalığı, hassas ayrıntıları tamamlıyor. "Pininfarina ile işbirliğinin en çekici tarafı, lüks ve seçkinlik gibi kavramlara çok farklı ve benzersiz bir açıdan yaklaşabiliyor olmak," diyor BMW Tasarım'ın başı Karim Habib. Pininfarina tasarım ekibinin başı Fabio Flippini ise bu özel işbirliği hakkındaki düşüncelerini şu şekilde dile getiriyor: "Bu işbirliği girişiminin sonucu, parçaların toplamından çok daha büyük."

Gran Lusso exudes balance and harmony: BMW values such as technology, dynamics and precision are complemented by the skilled craftsmanship of Pininfarina to create a very special holistic experience.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 127


INTERVIEW

SÖYLEŞİ ♦

DizaynVIP

All the exciting things you can have in your car ! Arabamızda sahip olabileceğimiz bütün heyecan verici şeyler !

M

ost of us spent more time in our vehicles than our homes. This leads us to turn our cars into a more comfortable and home-like places. The answer is in DizaynVIP. Mr. Erbakan Malkoç, the owner and founder of DizaynVIP, told us all about how we can have it all in our vehicles.

Bir çoğumuz evinden çok arabasında vakit geçiriyor. Bu da arabalarımızı evimiz gibi konforlu hale getirme ihtiyacını doğuruyor. Cevap ise DizaynVIP’de. DizaynVIP’in sahibi ve kurucusu sayın Erbakan Malkoç, taşıtlarımızda nasıl her türlü konfora sahip olabileceğimizi anlattı.

Could you tell us about DizaynVIP’s concept and your first designed car? How did all this started?

Öncelikle bize biraz DizaynVIP'in konseptinden, nasıl başladığınızdan, tamamladığınız ilk tasarımdan bahseder misiniz?

It’s all started when I was working as an apprentice in an autorepairshop in Yeşilköy, Istanbul. After I became a headworker there, my dream and vision also got wider. I opened my first workshop in 1992. With the idea of which each person should have their own custom-made car, we started changing the interior designs of various vehicles. Then, we exhibited these specially designed cars in several auto-shows which brought a lot of attention. The orders started flowing and DizaynVIP’s adventure has started. We expanded to an area of 6500m2 from 20m2, and we are continuing to expand. We are a company that is run by 100% Turkish capital, workforce and design; and it exports 95% of our production to 25 countries. How do you guide a customer who came to DizaynVIP? Who should come to you? Our company is founded in order to increase value of the time spent in traffic for the upper-class. The products we designed and manufactured attract attention throughout the world. The higher ranked people both in Turkey and abroad prefer the vehicles designed by us. Everyone who wants to facilitate the challenges in life and live in comfort should come to us. We don’t take orders only from Turkey but also from countries all over the world such as Germany, France, Italy, UK, Russia, and UAE. 130 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Yeşilköy’de lüks bir otomobil tamirhanesinde çıraklıkla otomobillere merakım başladı. Burada kalfa olduktan sonra fikirlerim ve hayallerim gelişti. 1992’de ilk atölyemi açtım. İnsanların kendilerine özel tasarlanmış araçları olmalı düşüncesiyle araçların iç tasarımlarını tamamen değiştirdik. Bu tasarımları fuarda sergiledik ve büyük ilgi gördük. Derken siparişler geldi ve DizaynVIP’in macerası başladı. 20 m2 alandan 6500 m2 alana genişledik daha da genişliyoruz. Ürettiğinin %95’ni 25 ülkeye ihraç eden, %100 Türk sermayeli, %100 yerli çalışan ve %100 yerli tasarım kullanan bir firmayız. DizaynVIP'e gelen bir müşteriyi nasıl yönlendiriyorsunuz? Kimler size gelmeli? Şirketimiz, temelde üst düzey insanların trafikte geçireceği zamanı daha verimli kullanabilmeleri üzerine kuruldu. Tasarlayıp imalatını yaptığımız ürünler, tüm dünyada ilgi görüyor. Türkiye’deki üst düzey isimlerin yanı sıra dünya çapında üst düzey isimler de tasarlayıp imal ettiğimiz araçlara binmeyi tercih ediyorlar. Rahatlığı yaşamak, hayatın koşturmacasında zorlukları kolaylaştırmak isteyen herkes bize gelmeli. Sadece Türkiye değil Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere, Rusya, Arabistan gibi ülkeler başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesine araçlarımızı ihraç ediyor ve yoğun talepler alıyoruz.


INTERVIEW

SÖYLEŞİ ♦

You must have a special love for automobiles. What was your favorite car in your childhood and what is your favorite now?

Otomobillere karşı özel bir tutkunuz olmalı. Çocukluğunuzda ilk ilginizi çeken, en sevdiğiniz model neydi ve şu anki favori modeliniz nedir?

People who work with their handwork, mind and heart are artisans, just like me. The most important characteristic that distinguishes me from others is that I pour my handwork, mind and heart together into my job as well as being a very successful designer. It’s very difficult to describe my favorite car but now it is the Vans that I design.

El emeği, beyni ve yüreği ile çalışan insan, zanaatkârdır ve ben bir zanaatkârım. Beni diğerlerinden ayıran en büyük özelliğim; tabii çok iyi bir tasarımcı olmamın yanı sıra el emeğimi, aklımı ve yüreğimi birlikte kullanıyor olmam. Çocukluğumda en sevdiğim model aracı tarif etmem çok zor ama şuan favorim olan araçlar, kendi tasarımını yaptığım van araçlar.

What are the three sine qua non details for a vehicle?

Sizin için bir otomobilin iç tasarımında olmazsa olmaz üç detay nedir?

Firstly, it must have the European standards’ production quality; secondly, functionality and high quality; thirdly, comfort and conveniences. You should be able to open or close the doors with your hitech smart phone or tablet pc along with controlling all the electronic system. Via your smartphone, you should be able to control the seats’ movements such as heating, cooling, massaging, foot rester; the desk, TV’s movements, air-conditioner, espresso machine, and fridge. The control of all the features of DVD remote and game console should be on your smartphone. Moreover, you should be able to transfer your phone’s screen to the large LED screen so you can work in comfort. You also participate in auto-shows occasionally, lastly in an auto-show in Frankfurt. Are there any others in your schedule right now? We will be participating in the auto shows in Geneva, Monaco, Russia, Dubai, and China to represent our country in the best way possible. Do you receive interesting requests as in colors, accessories, etc.? Could you give us some examples? Yes, we absolutely do, since our most important ability is to be able to deliver these requests. We, as DizaynVIP, design our client’s vehicle according to his/her style and needs. Among the most interesting demands are Jacuzzi, treadmill, WC and bathroom, bedrooms where they can lay down and rest.

Birincisi, Avrupa standartlarında bir üretim kalitesine sahip olması; ikincisi, işlevsellik ve yüksek kalite; üçüncüsü, rahatlık ve konfor. Tasarımda son teknolojiyi kullanarak cebinizdeki bir telefon ve tablet bilgisayar ile kapıları açıp kapama dahil içerideki tüm elektronik sistemi kontrol edebilmelisiniz. Oturduğunuz koltuğun tüm hareketleri, ısıtması, soğutması, masajı, ayak dinlendiricisi, çalışma masası, TV’nin aşağı-yukarı hareketleri, klima, espresso makinesi, buzdolabının derecesi gibi araçta bulunan her şey, telefonunuzdan kontrol edilebilmeli. DVD kumandasının tüm özellikleri, oyun konsolu gibi birçok özelliğin kontrolü, bir telefon ile elinizin altında olmalı. Hatta telefonunuzun ekranını LED’ye yönlendirerek daha geniş bir ekranda çalışabilmelisiniz. Ara ara otomobil fuarlarına da katılıyorsunuz. Sanırım en son Frankfurt'taki fuarda bir tasarıma katılmıştınız. Önümüzdeki aylarda katılacağınız yeni bir fuar var mı? Cenevre, Monaco, Rusya Auto Show, Dubai ve Çin Fuarları’na da katılıp ülkemizi en iyi şekilde temsil edeceğiz. Hiç ilginç tasarım istekleri (renk, aksesuar, vs. olarak) aldığınız oluyor mu? Birkaç örnek verebilir misiniz? Kesinlikle alıyoruz. Ne de olsa en önemli özelliğimiz, bu tarz isteklere cevap verebiliyor olmamız. Çünkü biz DizaynVip olarak her müşterimizin kendi zevkine ve ihtiyacına göre tasarımlar yapıyoruz. İlginç olanlara gelince; araç içerisinde jakuzi, koşu bandı, tuvalet ve banyo, yatıp dinlenebilecekleri yatak odaları gibi çok ilginç tasarımlar istenilebiliyor.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 131


ANTIQUE

ANTİKA ♦

Interwoven Globe of Antique Textiles Antika Kumaşların Birleşen Dünyası

M

ost art and hand works can be seen as “ahead of their time” and usually become more appreciated with age. But, of course, not all artwork can survive the distressing nature of time.  Thankfully, one of the most beautiful, versatile and historic art forms and handicrafts that is still widely available is textiles. Although most of the oldest artifacts have either vanished or become highly deformed, many antique textiles are exceptionally well preserved, portable and highly decorative examples of artistic ingenuity.

Sanat ve el işleri her dönemde kıymetli olsalar da çoğunlukla zamanlarının ötesindedirler ve yıllandıkça değerleri artar. Fakat çoğu eser zamanın yıpratıcı doğasından nasibini alır. Günümüzde hala yaygın şekilde bulunabilen, en güzel ve en kullanışlı sanat formlarından biri tekstil parçalar. Eski eserlerin çoğu yok olmuş ya da son derece hasarlı olsa da, bir çok tarihi tekstil parçası günümüze çok iyi korunarak ulaşmayı başardı. Bu taşınabilir ve şık parçalar sanatsal dehanın en güzel örneklerinden.

People have used dyes, paints, embroidery, weaving techniques and imaginative processes to create the most unimaginable textile works. Hand-woven rugs with the most intricate patterns, ethnic textiles like ikat cloths, clothing that feature a combination of dyeing and weaving, and fabrics that feature exquisite surface decorations are among the best examples. Some of them combine form and function, while others are purely decorative works of art that carry the purpose of pleasing the eye.

İnsanlık, tarih boyunca harika tekstil parçalarını üretmek için boyalar, nakışlar, çeşitli dokumalar ve bolca hayal gücü kullandı. Girift desenli el dokuması halılar, etnik desenli kumaşlar, hem dokuma hem de boyama harikası olan kıyafetler ve son derece özel yüzey süslemeleri içeren kumaşlar bunun en güzel örnekleri. Bunlardan bazıları estetik ile işlevselliği bir araya getirirken, bir kısmı da tamamen sanatsal ve dekoratif parçalar olarak göz zevkine hitap etmeyi amaçladı.

Textiles are invaluable relics of ethnic groups, empires, colonial conquerors and indigenous people. They functioned through time as the primary objects that engendered widespread ideas of what was desirable and fashionable in dress and household decoration across cultures. They also served as status symbols for their owners, advertising the wearer's sophistication and knowledge of the wider world. Highly accessible, these popular cloths influenced the material culture of the locations where they were marketed and produced, resulting in a common visual language of design recognizable around the world. 132 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Tekstil parçalar; etnik grupların, imparatorlukların, sömürgecilerin ve yerli halkların simgeleri. Tarih boyunca bu parçalar, kültürler arasında hangi kıyafetlerin ve ne gibi ev dekorlarının revaçta olduğuna dair yaygın fikirler oluşturan en önemli nesnelerden oldu. Yeri geldi, sahiplerinin ne kadar görmüş geçirmiş olduğunu, dünyanın geri kalanıyla ilgili ne kadar bilgi sahibi olduğunu belli ederek giyene statü kazandırdı. Elde edilmesi nispeten kolay olan kıyafetler, üretildikleri ve pazarlandıkları yerlerdeki maddesel kültürü etkiledi ve dünya çapında bilinirliğe ulaşarak ortak bir görsel dil oluşturdu.


SOLDIERS JACKET, INDIA, 18TH CENTURY

ANTIQUE

ANTİKA ♦

Highly accessible, these popular cloths influenced the material culture of the locations where they were marketed and produced, resulting in a common visual language of design recognizable around the world.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 133


ANTIQUE

ANTİKA ♦

WOMAN'S WEDDING MANTLE (LLICLLA) WITH INTERLACE AND TOCAPU DESIGN - 16TH CENTURY

Preserving tokens of history is a challenging business. Heat, humidity, lights, chemicals, handling, oils and many other details can affect the quality of a textile.

Preserving tokens of history is a challenging business. Heat, humidity, lights, chemicals, handling, oils and many other details can affect the quality of a textile. Most antique textiles need to be stored in a dim and dry place. However, some materials like wool need a certain amount of humidity to remain uncorrupted. Most chemicals - if not all- will harm antique textiles, mainly causing the fibers to erode. Additionally, such relics need to be handled with care, since the natural oils of hands may stain the textile and shorten the life. Storage is another important issue when preserving a textile. Depending on the nature and shape of the artifact, it may either be stored lying flat, rolled or sometimes even hanged. Even though textiles require a tactful process, there are many historic pieces that have survived to the modern day. Some of the oldest textiles in existence are the 4th-century Coptic pieces from Egypt. These pieces arose from the early Christian populations living in Egypt and have survived nearly two millennia. Tarihi kalıntıları korumak kolay bir iş değil. Nem, sıcaklık, ışıklar, kimyasallar, yağlar ve daha bir çok detay tekstilin kalitesini etkiliyor. Çoğu antik kumaş loş ve kuru bir ortam istiyor. Fakat yün gibi kumaşların bozulmadan kalabilmesi için belli oranda neme ihtiyacı var. Kimyasalların hemen hemen hepsi tarihi kumaşlara zarar veriyor ve ipliklerin aşınmasına sebep oluyor. Vücuttaki doğal yağlar kumaşı bozacağından el sürerken çok dikkatli olmak gerekiyor. Antika tekstilleri korumanın diğer bir detayı ise depolama. Tekstilin doğasına ve şekline bağlı olarak düz bir yere sererek, asarak ya da rulo yapıp sararak muhafaza etmek gerekiyor. Tekstilleri saklamak hiç kolay olmasa da, günümüze ulaşan çok sayıda tarihi parça var. Bugün var olan en eski tekstil parçaları Mısır'dan kalma ve 4. yüzyıla ait. Neredeyse iki bin yıl öncesinin eserleri olan bu parçalar, o dönem Mısır'da yaşayan Hristiyan topluluklardan.

MAN'S MORNING GOWN INDIA, 18TH CENTURY 134 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


ANTIQUE

ANTİKA ♦

JAPAN SURCOAT 17TH CENTURY

Even though textiles require a tactful process, there are many historic pieces that have survived to the modern day. Some of the oldest textiles in existence are the 4th-century Coptic pieces from Egypt.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 135


ANTIQUE

BRITISH PETTICOAT 1700

ALLEGORICAL HANGING 17TH CENTURY

Antique textiles blended traditional designs, skills, and tastes of all the cultures that produced them, resulting in objects that are both intrinsically beautiful and historically fascinating.

Providing a rare opportunity to discover and observe antique textiles, The Metropolitan Museum of Art presents a major exhibition between September 16, 2013–January 5, 2014, this time from the perspective of trade. Interwoven Globe: The Worldwide Textile Trade, 1500–1800 is the first exhibition to explore the international transmittal of design from the 16th to the early 19th century through the medium of textiles. It highlights an important design story that has never before been told from a truly global point of view. Interwoven Globe features 134 works, about two-thirds of which are drawn from the Metropolitan Museum’s own rich, encyclopedic collection.  These objects are augmented by important domestic and international loans in order to make worldwide visual connections. Antique textiles blended traditional designs, skills, and tastes of all the cultures that produced them, resulting in objects that are both intrinsically beautiful and historically fascinating. They are part of our world heritage and represent one of the most diverse art forms in existence. Now thanks to Interwoven Globe, observers are provided a unique opportunity to examine the beauty and sophistication of these objects from around the world. New York'ta bulunan The Metropolitan Museum of Art, 16 Eylül 2013 - 5 Ocak 2014 tarihleri arasinda, antika tekstillerin incelenip keşfedilebileceği nadir fırsatlardan birini sunuyor. Interwoven Globe: The Worldwide Textile Trade, 1500 - 1800 ismindeki sergi, 16. ve 19. yüzyıllar arasındaki uluslararası ticareti, tekstil boyutunda ele alıyor. Sergi, önemli bir tasarım öyküsünü daha önce hiç anlatılmayan bir bakış açısıyla, son derece global bir perspektiften sunuyor. Interwoven Globe 134 parça tekstil sergiliyor ve bunların üçte ikisi müzeye ait devasa koleksiyondan. Diğer parçalar ise dünya çapında görsel bağlantılar oluşturmak adına dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan farklı koleksiyonlardan ödünç alınmış. Antika tekstiller, birbirinden farklı kültürlerin geleneksel tasarımlarını, yeteneklerini ve zevklerini harmanlıyor ve böylelikle ortaya hem incelikli bir güzelliğe sahip olan hem de tarihi açıdan heyecan veren nesneler çıkıyor. Dünya mirasının birer parçası olan bu eserler, günümüze binbir farklı şekilde gelmeyi başarmalarıyla oldukça özel. Interwoven Globe ise bu özel eserlerin güzelliklerini ve inceliklerini yakından görmek için eşine az rastlanır bir imkan sağlıyor. QUILT 17TH CENTURY 136 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

ANTİKA ♦


Tavros Residence

Evinizde Otel Konforu

İki kıtayı birleştiren İstanbul’un en değerli bölgelerinden biri olan Ataköy sahilinde, denize sıfır ve yeşillikler içinde geniş bir arazide, eşsiz tasarımı, yüksek kalitesi ve son teknolojik özelliklere sahip estetik mimarisiyle sizi bekliyor.

lu D100

E-5 Karayo

k Ha

valim

Sinan Erdem Spor Salonu Sultan Ahmet Camii

anı C

ad

A ta

H türk a va lim an ı Ca d

Ataturk Havalimanı

Ataköy Plus

) ol u il Y y Sah

Ataköy 5. Kısım

Marina

kö yB

Rau f Or ba y C a d

akı rkö

Ata tür

il ( Yeş

Resepsiyon Hizmetleri

Spa& Fitness

Kat Hizmetleri

Oda Servisi

Transfer Hizmetleri

Zeytinlik Mah. Rauf Orbay Cad. No: 2/1 Ataköy Mevkii Bakırköy, İstanbul - Türkiye Tel: +90 212 661 36 66 Faks: +90 212 661 39 99 info@tavrosgroup.com • www.tavrosgroup.com


URFA M O T H E R L A N D O F A L L / İ N S A N L I Ğ I N A N A VATA N I

A

Article / Yazı: İrem Küpeli

lthough it is not a modern-day metropolis like Istanbul, Urfa is a city of highly valuable lands both historically and spiritually thanks to the nations, cultures and civilizations it witnessed and its connections with the Abrahamic religions over the course of time. Moreover, it’s sometimes called “the city of prophets”. According to Arab historians, Urfa is one of the eighteen cities founded right after Noah’s Flood, which gives the city a history of 300.000 years. According to the archeological finds, the city can be dated back as far as 12000 years.

Urfa -belki İstanbul gibi bir metropol olmasa da- tarihindeki milletler, kültürler, medeniyetler ve semavi dinlerle olan bağı nedeniyle ruhani olarak da çok değerli bir şehir. Hatta “peygamberler şehri” olarak da anılır. Arabistan’daki tarihçilere göre Urfa, Nuh Tufanı’ndan sonra kurulan 18 şehirden biri olarak geçiyor. Bu da şehri 300.000 yıl öncesine götürüyor. Arkeolojik kalıntılar ise şehre 12.000 yıllık bir geçmiş veriyor.


TRAVEL

Located in the southeastern region of Turkey, the city of Urfa has a hot and dry weather. Therefore, autumn is the best time to visit this city. Though there aren’t green, thick forests or high mountains in Urfa, there are flowing rivers that have fed the fertile and green prairies for centuries. “The Harran Prairie” of Urfa is the most fertile prairie in the world, watered by the Euphrates River (Fırat in Turkish,) which is the longest and one of the most historically important rivers of Western Asia. If you found yourself in this hot and cozy city, you may find yourself wandering the streets lined with stone houses in yellow-beige hues and with flat roofs. Don’t forget to try the licorice sherbet (meyan kökü şerbeti in Turkish,) which is sold on almost every corner of the city. This slightly bitter sherbet will take away your thirst caused by the local hot weather. Of course, a perfect city tour in Urfa cannot be completed without living the experience of a classic orient bazaar in the city’s Grand Bazaar, which is said to bigger than the one in Istanbul. Here, you may have a quick journey to the old times after seeing people from neighboring towns wearing their traditional local outfits while shopping. When you tire from all the walking and exploring of the mesmerizing bazaars intertwined like a labyrinth, you may rest your aching feet in a coffeehouse just as any local would. Order a hookah and a checkers set accompanied with a cup of “mırra” if you like your coffee bold or a cup of “menengiç coffee” if you want something sweeter.

140 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

SEYAHAT ♦

When you tire from all the walking and exploring of the mesmerizing bazaars intertwined like a labyrinth, you may rest your aching feet in a coffeehouse just as any local would. Order a hookah and a checkers set accompanied with a cup of “mırra” if you like your coffee bold or a cup of “menengiç coffee” if you want something sweeter. Türkiye’nin güneydoğusunda bulunan Urfa şehri, yöreye has kuru ve sıcak bir havaya sahip. Bu nedenle sonbahar ayları, şehri ziyaret için ideal bir dönem. Urfa’da sık ormanlar ve yüksek dağlar yok ancak çok verimli ovalar ve asırlardır akan harika nehirler var. Batı Asya’nın en uzun ve tarihi olarak en önemli nehirlerinden olan Fırat ile sulanan Urfa’nın “Harran Ovası”, dünya üzerindeki en verimli ovalardan biri. Urfa’ya böyle sıcak bir günde yolunuz düşmüşse sarı-bej tonlarında taşlardan yapılmış, yassı çatılı evlerle çevrili sokaklarında dolaşırken hemen her köşede satılan meyan kökü şerbetini tatmayı unutmayın. Tadı biraz buruk olan bu şerbet, sıcak Urfa havasının sebep olduğu hararete çok iyi geliyor. Şehri gezerken belki de İstanbul’daki Kapalı Çarşı’dan bile daha büyük olan Urfa’nın Kapalı Çarşı’sını görmeden ve klasik bir şark pazarı deneyimi yaşamadan olmaz. Burada yöresel kıyafetleriyle alışveriş yapmaya civar köylerden gelenleri görüp geçmişe kısa bir yolculuk da yapabilirsiniz. Labirent gibi iç içe geçmiş, üstü kapalı bu pazarları gezerken yorulduğunuzda her Urfalı gibi bir kahvehaneye girebilir; bir nargile, bir dama seti ve kahvenizi sert sevenlerdenseniz bir fincan mırra veya daha tatlı bir içecek istiyorsanız menengiç kahvesi siparişinizi verip dinlenebilirsiniz.


The most famous place in Urfa is the legendary Pool of Sacred Fish (Balıklıgöl in Turkish,) which consists of two ponds called “Ayn-ı Zeliha” and “Halil-ür-Rahman”. According to tradition, it is here that using a catapult, Nimrod had thrown Abraham into a funeral pyre, but God responded by turning the fire into water and the burning coals into fish. Thus, this pond is called “Halil-ür-Rahman.” Nimrod’s daughter Zeliha, a believer of Abraham, also threw herself into the fire right after him. The place where Zeliha was thrown became known as the “Ayn-ı Zeliha” pond. The fishes in these two ponds are considered sacred. History states that the mosque and the ponds were built by the Ayyubids in 1211 and today they are surrounded by beautiful gardens. Urfa’s environs and towns are as attractive as the city itself for many visitors. With its history and culture, Harran is one of these famous little towns around Urfa. Also known as the “Door of Mesopotamia” with its history of six thousand years, this famous, little and precious town is also a place where various archeological diggings are continuously conducted. Being a midpoint from Mesopotamia to the Mediterranean and Anatolia and maintaining good trade relations with these regions, Harran was a resting place for the merchants and caravans, but especially the Assyrian merchants, in the old days. Therefore, this place was named “Harranu,” meaning travel and caravan in Sumerian and Acadian languages. Today’s little town was the most important city of the region, after the city of Assyria, during B.C. 2000.

TRAVEL

SEYAHAT ♦

Urfa’nın en meşhur yeri tabii ki “Ayn-ı Zeliha ve Halil-ür Rahman” göllerinden oluşan Balıklıgöl. Efsaneye göre Nemrud, İbrahim Peygamberi mancınıkla ateşe atmak ister ama Allah, ateşi suya ve yanan kömürleri de balığa dönüştürür. Nemrut'un kızı Zeliha da İbrahim'e inandığından kendisini onun peşinden ateşe atar. Zeliha'nın düştüğü yerde de Ayn-ı Zeliha Gölü oluşmuştur. Her iki göldeki balıklar, halk tarafından kutsal olarak görülür. Burası Eyyübiler tarafından 1211’de yapılmıştır ve şimdi etrafı güzel bahçelerle çevrilidir. Ziyaretçiler için Urfa’nın sadece şehri değil çevresi de bir o kadar ilgi çekici. Tarihiyle, kültürüyle bilinen bir kasaba olan Harran, en az şehri Urfa kadar meşhur. Çevresinde sürekli arkeolojik kazılar yapılan Harran için buluntulara göre 6000 yıllık tarihiyle Mezopotamya’ya açılan bir kapıdır denilebilir. Mezopotamya’dan Akdeniz’e ve Anadolu’ya bir geçiş noktası olan ve bu bölgelerle sıkı ticari ilişkiler içinde olan Harran, özellikle Asurlu tüccarların ve kervanların sık sık mola verdiği yerdi. Bu nedenle Sümerce ve Akatca’da “seyahat ve kervan” anlamına gelen Harranu adını almış. Şimdinin bu küçük kasabası, M.Ö. 2000 yılında, Asur şehrinden sonra bölgenin ikinci önemli şehri konumundaydı.

The most famous place in Urfa is the legendary Pool of Sacred Fish (Balıklıgöl in Turkish,) which consists of two ponds called “Ayn-ı Zeliha” and “Halil-ürRahman”.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 141


While now in ruins, this university in Harran, with its once magnificent observation tower, is known as the oldest university of the world, built by the Ayyubids circa 1200.

TRAVEL

SEYAHAT ♦

Harran’s importance was not only because of its busy trading location but also because it was a center for science. There was a university where several internationally acknowledged men of science studied and gave lectures, including such names as Thābit ibn Qurra who was a mathematician, physician, and astronomer; Jābir ibn Hayyān who was a mathematician, chemist, alchemist, and astronomer; and Al-Battani who was an astronomer and mathematician. While now in ruins, this university in Harran, with its once magnificent observation tower, is known as the oldest university of the world, built by the Ayyubids circa 1200. Not even hundreds of pages will suffice to tell all of the important places in Urfa and its environs. So, last but not least, we will mention Göbeklitepe… acknowledged as the most important archeological find of the century, this region is considered as the motherland of all human beings. Here is the place where the first agricultural activities were successfully made, the first university was built, and the roots of three Abrahamic religions were found. It is a cosmopolitan region where different cultural elements have been living together for centuries. Having been the symbol of multi-cultural and multi-religious peace throughout its existence, these lands boast an exemplary history that should be learnt and regarded by the world today.

142 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Harran’ın önemi, sadece bir ticaret noktası olmasından değil, aynı zamanda bir bilim merkezi olmasından da gelirdi. Burada, ünlü matematikçi Sabit bin Kurra, meşhur fizikçi Cabir bin Hayyan ve astronom Battani gibi pek çok ünlü ilim adamının yetiştiği ve ders verdiği bir üniversite vardır. Eyyübiler tarafından inşa edilen Harran’daki bu üniversite, şu an açık değildir ama dünyanın bilinen en eski üniversitesi unvanına sahiptir. Yüzlerce sayfa bile Urfa ve civarındaki bütün önemli yerleri anlatmaya yetmez. Bu yüzden son olarak Göbeklitepe’ye kısaca değinelim: Yüzyılın en önemli arkeolojik keşfi olarak kabul edilen Göbeklitepe kalıntılarıyla bu bölge, tüm insanlığın ana yurdu sayılıyor. İlk tarımın yapıldığı, ilk üniversitenin kurulduğu, üç semavi dinin köklerinin bulunduğu Urfa ve civarı, farklı kültür ögelerinin asırlardır bir arada yaşayabildiği kozmopolit bir bölge. Tarihi boyunca çok kültürlü, çok dinli, barış ve huzurun simgesi olan bu topraklar; günümüz dünyasının örnek alması gereken bir geçmişe sahip.


CULTURE & ART

KÜLTÜR & SANAT ♦

The Exhibition of Wearable Sculptures Giyilebilir Heykellerin Sergisi

IRIS VAN HERPEN PHOTOS / FOTOĞRAFLAR: BART OOMES, NO 6 STUDIOS

I

ris Van Herpen… At 29, this young Dutch fashion designer has largely impressed the fashion world with her futuristic sculptural costumes. Through the presentation of thirty pieces made between 2008 and 2012, the International Centre for Lace and Fashion invites the spectator to plunge into the avant-garde universe of this prodigy! The exhibition shows the avowed interest of the artist for the exploration of the perpetual vibration of matter and for materials composed of interwoven elements. Iris van Herpen is a young designer who has made a considerable impact in the world of Haute-Couture in recent years. Following in the footsteps of Martin Margiela, Hussein Chalayan and Rei Kawakubo, her innovative, sculptural dresses represent a major contribution to the conceptual end of high fashion, deconstructing and examining the innovative process and the relationship between clothes and the human form.

144 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Iris van Herpen... 29 yaşındaki genç Hollandalı moda tasarımcısı, futurist heykelimsi kıyafetleriyle moda dünyasını etkilemeyi başaranlardan biri. 2008-2012 yılları arasında yapılmış otuz parça kıyafeti sunan Uluslararası Dantel ve Moda Merkezi, ziyaretçiyi bu dehanın avangard evrenine doğru bir yolculuğa davet ediyor. Sergi, sanatçının maddenin sürekli titreyişini keşfini ve iç içe dokunmuş ögelerden oluşan malzemelere olan ilgisini gösteriyor. Iris Van Herpen, son yıllarda haute couture dünyasında kayda değer bir etki yapmış genç bir tasarımcı. Martin Margiela, Hussein Chalayan ve Rei Kawakubo’nun adımlarını takip eden yenilikçi ve heykelimsi elbiseleri; kıyafetler ve insan formu arasındaki ilişkiyi ve yenilikçi süreci inceleyerek haute couture’nin kavramsal yönüne büyük bir katkıda bulunuyor.


Her innovative, sculptural dresses represent a major contribution to the conceptual end of high fashion, deconstructing and examining the innovative process and the relationship between clothes and the human form.


CULTURE & ART

After training at the ArtEZ Institute of the Arts in Arnhem (Netherlands) and a passage with Alexander McQueen, Iris van Herpen set out to develop and explore her unique combination of traditional craftsmanship and technological innovation. Invited by the prestigious Chambre Syndicale de la Haute-Couture to show her first Parisian collection in July 2011, Iris van Herpen makes clothes of subtle, poetic, unsettling beauty. Their sculptural forms, enriched by the play of light, place them somewhere between Haute-Couture and contemporary art. And yet the designer does seem intent on making designs which can be worn by everyone, capturing and reflecting the wearer’s personality and aspirations: she launched her first ready-to-wear line in March 2013. Hollanda, Arnhem’deki ArtEZ Sanat Enstitüsü’nde eğitim aldıktan ve Alexander McQueen’in yanına geçtikten sonra Iris Van Herpen, geleneksel zanaatkarlığın teknolojik yenilikçilikle olan eşsiz birleşimini geliştirmeye ve keşfine başladı. Saygın Chambre Syndicale de la HauteCouture tarafından, ilk Paris koleksiyonunu 2011’in Temmuz ayında sergilemek üzere davet edildi. Iris Van Herpen’in şiirsel, zekice ve sarsıcı güzelliğe sahip heykelimsi formlardaki kıyafetleri, ışık oyunlarıyla zenginleşiyor ve Haute Couture ile modern sanat arasında bir noktada kendilerine yer buluyorlar. Bu eşsiz tasarımlara rağmen Iris Van Herpen, 2013 Mart ayında sunulan hazır giyim koleksiyonuyla; herkes tarafından giyilebilen, giyenin kişiliğini yansıtabilen ve hedeflerini yakalayabilen kıyafetler de tasarlamaktan çekinmediğini göstermiş oldu.

Iris van Herpen makes clothes of subtle, poetic, unsettling beauty. Their sculptural forms, enriched by the play of light, place them somewhere between Haute-Couture and contemporary art.

146 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

KÜLTÜR & SANAT ♦


CULTURE & ART

The exhibition highlights the recent collections of Iris van Herpen through the presentation of thirty dresses and numerous photographs and appreciates the creations of this celebrated fashion designer, unique pieces which blur the boundaries between art, design and fashion. The radically original forms and materials used in Iris van Herpen’s works qualify them as “wearable sculptures”. The pieces displayed here demonstrate her ability to craft complex designs which draw on a wide variety of techniques, with interweaving elements, intricate lacing and fluting. Certain parts of the body, notably the shoulders and hips, are accentuated with voluminous extensions. Some materials make recurring appearances: leather in various forms and styles, acrylics subjected to various manipulations, metal chains and plastic straps. The color palette is deliberately muted, offset with occasional metallic effects and flashes of iridescence. The exhibition is on show from 15th June to 31st December 2013 at the International Centre for Lace and Fashion, Calais, France.

KÜLTÜR & SANAT ♦

Sergide, otuz adet kıyafet ve sayısız fotoğrafla Iris Van Herpen’in son koleksiyonlarına vurgu yapılıyor ve bu ünlü moda tasarımcısının sanat, tasarım ve moda arasındaki sınırları zorlayan eşsiz eserleri takdir ediliyor. Son derece orijinal formlar ve malzemelerin kullanıldığı eserler, “giyilebilen heykeller” olarak tanımlanıyor. Sergideki eserler; tasarımcının çeşitli teknikler, iç içe geçmiş ögeler, dekoratif yivlerle oluşturulmuş kompleks tasarımları ortaya çıkarmadaki yeteneğini gösteriyor. Farklı form ve tarzlardaki deri, çeşitli işlemlerden geçen akrilik, metal zincirler ve plastik şeritler sıklıkla kullanılan malzemeler arasında yer alıyor. Renk paleti ise kasti olarak yumuşatılmış; metalik efektler ve yanar döner parıltılarla dengelenmiş. Sergi, 15 Haziran’dan 31 Aralık’a kadar Fransa’nın Calais şehrinde bulunan Uluslararası Dantel ve Moda Merkezi’nde ziyarete açık olacak.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 147


A BRAND STORY

MARKA HİKAYESİ ♦

THE TOP CHOICE FOR THE WORLD’S MOST POWERFUL PEOPLE

DÜNYANIN EN GÜÇLÜ İNSANLARININ İLK TERCİHİ

M

Article / Yazı: Ayça Oskay

aster tailor Nazareno Fonticoli and entrepreneur Gaetano Savini founded Brioni, opening their first boutique in Rome, in 1945. Fonticoli and Savini named their start-up brand Brioni after the Croatian lsland in the Adriatic Sea. This exclusive island was considered the best place for golfing, equestrianism and polo playing, frequented by the wealthiest European aristocrats in the first decades of the twentieth century. From the beginning, Brioni’s passion for polo has influenced and been featured in the lining of its products. The Brioni Polo Club was the first Italian polo club in 1924, and from this time onwards, the connection between the company and the sport has remained important. Naturally, the image of a polo player would become an icon of the brand. 150 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Usta terzi Nazareno Fonticoli ve girişimci Gaetano Savini, 1945 yılında ilk butiklerini Roma’da açarak markanın temelini attılar. Fonticoli ve Savini, Adriyatik’teki bir Hırvat adasından esinlenerek markaya Brioni adını verdiler. Bu özel ada; golf, binicilik ve polo oyunu için en ideal yer olarak görülürdü ve bu nedenle yirminci yüzyılın ilk on yılında, en zengin Avrupalı aristokratlar tarafından sık sık ziyaret edilirdi. İlk günden beri Brioni’nin polo sporuna olan tutkusu, ürünlerini etkilemiş ve koleksiyonlarında yer almıştır. Brioni Polo Club, 1924 yılında kurulan ilk İtalyan polo kulübüydü ve bu tarihten sonra şirket ve spor arasındaki bağ önemini korudu. Bir polo oyuncusu imajının, markanın ikonu olması da kaçınılmazdı.


A BRAND STORY

MARKA HİKAYESİ ♦

For Brioni, a fashion season is not determined by trends, but rather by the quest for perfection. It is the reason why Brioni suits are like wearing a second skin.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 151


A BRAND STORY

MARKA HİKAYESİ ♦

Men on the Catwalk for the First Time

Erkekler İlk Defa Podyumda

Brioni’s first fashion show was held in 1952 at the Pitti Palace in Florence, featuring men on the catwalk for the very first time in history. This bold move increased the company’s exposure to clients worldwide.

Brioni’nin ilk defilesi, 1952 yılında Floransa’da Pitti Sarayında gerçekleştirildi ve tarihte ilk defa podyuma erkekler çıktı. Bu cüretkar yaklaşım, şirketin dünya çapındaki müşteri kitlesinin daha da dikkatini çekti.

After the success of the Pitti show, Brioni went on to conquer the USA. The brand quickly became the chosen label for Gary Cooper, Henry Fonda, John Wayne and many others. Combining superior craftsmanship and a new continental look, the brand became an icon in the worlds of entertainment, institutions and business, both in Italy and abroad between the 1950s and 1960s. Even today, the brand remains the first choice for the world’s most powerful people such as Barack Obama, Vladimir Putin and continues to be a favorite among Hollywood movie stars and celebrities such as Pierce Brosnan and Daniel Craig for James Bond.

Pitti defilesinin başarısını takiben Brioni, ABD’yi fethe çıktı. Çok kısa süre içinde marka; Gary Cooper, Henry Fonda, John Wayne ve daha pek çok ünlünün gözde markası haline geldi. 1950’lerde ve 1960’larda, üstün işçiliği yeni Avrupai bir tarzla birleştiren marka, hem İtalya’da hem de yurtdışındaki eğlence ve iş dünyasında bir ikon haline geldi. Bugün bile Brioni; Barack Obama, Vladimir Putin gibi dünyanın en güçlü insanlarının ilk tercihi olmaya ve James Bond filmlerinde Pierce Brosnan ve Daniel Craig gibi ünlülerin ve Hollywood film yıldızlarının gözde markası olmaya devam ediyor.

Stylish Collection

Şık Koleksiyon

For Brioni, a fashion season is not determined by trends, but rather by the quest for perfection. It is the reason why Brioni suits are like wearing a second skin. The starting point of a collection is always the fabric, where tradition and elegance are the cornerstones. The examination of the elasticity of the fabric is fundamental. Brioni’s rule requires the least amount of elasticity in order to guarantee the best possible movement. For each fabric, the type of lining is selected from among 50 available varieties. The final decision even takes into consideration the climate condition of the final destination and the reaction it will have with the fabric. Every season, 30,000 versions of coats and jackets alone are considered as the basis for selection, of which only 800 will land in the collection. Each suit is personalized according to the customer’s choice of fabric, detailing, specifications and fit.

Brioni’ye göre bir moda sezonu, trendlerle değil kusursuzluğun keşfiyle ortaya çıkarılır. Bu nedenle Brioni takım elbiseleri, sahibinin üzerinde kusursuz durur. Gelenek ve zarafetin temel ögeler olduğu kumaş, her zaman bir koleksiyonun başlangıç noktası olmuştur. Kumaşın esnekliğini incelemek esastır. Brioni için kumaş, en iyi akıcılığı garantileyebilmek için mümkün olabildiğince az esnekliğe sahip olmalıdır. Her kumaşa uygun bir astar, mevcut olan 50 çeşit arasından seçilir. Kumaş seçiminde dikkate alınan son faktör, takım elbisenin teslim edileceği destinasyonun hava şartlarının nasıl olduğu ve kumaşta nasıl bir tepkiye neden olacağıdır. Her mevsim 30.000 çeşit palto ve ceket gözden geçirilir ve sadece 800 adeti koleksiyona eklenir. Her takım elbise; müşterinin seçtiği kumaşa, detaylara ve özelliklere göre kişiselleştirilir.

152 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


A Brioni Master Tailor spends nearly 90 days a year travelling worldwide, providing special “made to measure” services. Brioni tailors meet with very important people including leaders in the world of politics, the most affluent top managers in the boardroom and many celebrities.

A BRAND STORY

MARKA HİKAYESİ ♦

Brioni Professionalism; Sartorial know-how, the quintessence of technical and style

Brioni Profesyonelliği; terzilik uzmanlığı, teknik ve tarzın emsali

The guarantee of uniqueness, excellence in design and service, highly personalized client relationships, and made to measure expertise are essential principles of Brioni. Brioni garments can almost be considered an art form: it takes between 18 to 22 hours to make one suit, which equates to 220 steps featuring 440 hands working on one article. Additionally, between 5,000 and 7,000 hand sewn stitches grace each jacket, varying depending on the model and construction required.

Brioni’nin temel prensipleri; tasarım ve hizmetteki eşsizlik ve mükemmelliyetin garantisi, samimi müşteri ilişkisi ve kişiye özel dikim uzmanlığı. Brioni kıyafetleri, neredeyse bir sanat eseri olarak incelenebilir. Bir takım elbisenin yapımı, 18 – 22 saat arasında bir zaman alıyor. Bu da tek bir parça üzerinde 440 elin çalıştığı 220 aşamaya denk geliyor. Modeline ve yapım aşamasına göre değişerek yaklaşık 5.000 – 7.000 adet el dikişi, her bir ceketi zarifçe sarmalıyor.

Each Brioni worker is dedicated to a single phase of the 220 step process. Every sewing stage is followed by ironing, which is then followed in turn by precise resting phases that vary according to the type of fabric and the garment’s geographic and climatic destinations. Each department head checks all the jacket’s essential points. There are then numerous intermediate inspections each time the article is pressed. In the end, the garment is placed at rest for several hours in order to evaluate its reaction and implement any small modifications.

Her Brioni çalışanı, bu 220 aşamalık sürecin tek bir aşamasından sorumlu. Her dikim safhasından sonra parça ütüleniyor ve ardından kumaşın türüne, her kıyafetin coğrafi ve mevsimsel varış noktasına göre değişen belirli dinlenme aşamaları geliyor. Her bölüm yöneticisi, ceketin bütün temel noktalarını kontrol ediyor. Bunların yanında parça her ütülendiğinde gerçekleştirilen sayısız ara incelemeler de var. Son olarak kıyafetin reaksiyonunu incelemek ve küçük değişiklikler uygulayabilmek için birkaç saatliğine dinlenmeye bırakılıyor.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 153


A BRAND STORY

MARKA HİKAYESİ ♦

One of a kind…

Benzeri yok...

Brioni’s made to measure tailoring is one of the most traditional and exclusive services of the brand. Items are not restricted to suits, but rather extend to the whole Brioni wardrobe, including shirts, ties, and even the most sophisticated sportswear.

Brioni’nin ölçü alarak yapılan dikimi, markanın en geleneksel ve özel hizmetlerinden biridir. Ölçü alarak dikilen ürünler, sadece takım elbiseyle sınırlı değil; gömlek, kravat ve hatta en sofistike spor giyim ürünleri de dahil bütün Brioni gardırobunu kapsıyor.

Most of the fabrics that the brand uses are made exclusively for Brioni, showcasing not only the highest quality, but also branded, elite patterns and colors. Made to measure garments permit the clients to show their individual sense of style—namely to be one of a kind.

En yüksek kaliteye sahip olmasının yanında amblemli, elit desenler ve renklerden oluşan markanın kullandığı kumaşların çoğu özel olarak Brioni için yapılıyor. Kişiye özel dikilen kıyafetler, müşterinin bir başkasına asla benzemeyen, kendine özgü tarzını yansıtabilmesine de olanak sağlıyor.

A Brioni Master Tailor spends nearly 90 days a year travelling worldwide, providing special “made to measure” services. Brioni tailors meet with very important people including leaders in the world of politics, the most affluent top managers in the boardroom and many celebrities. A Brioni Master Tailor establishes a relationship with his client to understand the customer’s world: his requests, questions, doubts, way of living, taste, and cultural backgrounds. The secret of made to measure service is to give the customer the perfect fitting and to form the image as “Power People.”

Brioni’nin usta terzilerinden her biri, özel “ölçüyle dikim” hizmeti verebilmek için yılın 90 gününü dünyanın dört bir yanına seyahatle geçiriyor. Brioni terzileri, siyaset dünyasının liderlerinden en etkili yöneticilere ve ünlü simalara kadar pek çok önemli isimle bir araya geliyor. Usta terziler; müşterilerinin isteklerini, sorularını, endişelerini, yaşam tarzlarını, zevklerini ve kültürel geçmişlerini kısacası “dünyalarını” anlayabilmek için müşterisiyle arasında bir bağ kuruyor. Özel dikim hizmetinin sırrı, müşteriye mükemmel uyumu vermek ve “Güçlü Kişilik” imajını oluşturmaktan geçiyor.

Today the “Made in Brioni” brand is in the hands of 400 master tailors and a total of 1,650 employees who work in eight facilities worldwide, manufacturing the Formalwear and Leisurewear Lines. Brioni continues to guarantee excellence in tailoring and has adopted an ambitious growth plan focused on new markets. The most important capital cities and the most exclusive resorts are the company’s key ambassadors. Such destinations include Rome, New York, London, Paris, Shangai, Tokyo, Beijing, Istanbul and many other cities spanning all over the world.

154 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Bugün, dünyanın dört bir yanında bulunan sekiz tesiste 400 usta terzi ve toplamda 1650 çalışanın ellerinde, “Made in Brioni” markalı resmi ve gündelik giyim serileri üretiliyor. Brioni, terzilikte mükemmelliyeti garantilemeye devam ederken yeni pazarlara odaklanan, tutkulu bir büyüme planını da uygulamaktan kaçınmıyor. Roma, New York, Londra, Paris, Şangay, Tokyo, Pekin, İstanbul ve dünyanın dört bir yanında daha pek çok önemli başkent ve bölge, şirketin başlıca temsilcisi konumunda.


PA L E R M O

FERRARA FURNITURE TR.      

Tel: 06 - 533 0120,  Fax: 06 - 533 9823 41071, Sharjah - U.A.E. ferrarafurniture.ae@hotmail.com

PALERMO FURNITURE TR. L.L.C.

Tel: 06 - 533 9822,  Fax: 06 - 533 9823 41071, Sharjah - U.A.E. www.palermofurniture.com - palermo@emirates.net.ae


FASHION

MODA ♦

RUNWAY Stefanel Fall 2013 - 2014

STRONG BALANCE Stefanel 2013-14 Autumn / Winter collection is an innovative presentation of the Stefanel tradition. Incomparable craftsmanship is combined with great attention to detail, thus creating indispensable pieces for every wardrobe. Tight waists, skirts and narrow silhouettes are designed for the feminine and modern woman who knows how to combine trendy pieces while staying true to her personality. The collection contains colors ranging from pink to camel, navy blue, dark fuchsia, turquoise, gold, warm and neutral colors such as chestnut brown and poppy red. Milk white and black comes together in order to create a strong balance over the chromatic color palette of striking tones. Stefanel 2013-14 Sonbahar/ Kış dönemi için bir yandan köklerine sadık kalırken diğer yandan yenilikçi bir koleksiyon sunuyor. Detaya gösterilen büyük özen ve eşsiz işçilikle, koleksiyonun her parçası gardropların olmazsa olmazı haline geliyor. Sıkı beller, etekler ve dar kesim çizgiler; kendi kişiliğine sadık kalırken, trend parçaları birbirine uydurmayı bilen feminen ve modern bir bayan için tasarlanmış. Koleksiyonun renk aralığı camel ve pembe, deniz mavisi, koyu fuşya, turkuaz, altın sarısı, kestane kahvesi ve gelincik kırmızısı gibi sıcak ve nötr renkleri içeriyor. Süt beyazı ve siyah, güçlü bir denge efekti oluşturmak üzere bir araya gelen çarpıcı tondaki kromatik renk paletini tamamlıyor. bildiğimiz Valentino zarafetine hafif sert bir yorum katıyor ve her zamanki gibi moda severleri büyülüyor.

156 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


FASHION

MODA ♦

Hermes Fall 2013

CITY-CHIC Hermes fall 2013 collection presents layered looks in muted winter colors. Capes and blanket-coats are thrown over the shoulders, and they are combined with city-chic ensembles to add some masculine sophistication. Skirts and dresses end below the knees or sometimes at the ankles and they are completed either with ankle booties.

Hermes 2013 Sonbahar koleksiyonu, kışın yumuşak renklerine bezenmiş parçaları birbirleri ile tamamlıyor. Pelerin ve battaniye görünümlü paltolar omuzlara atılmış ve şehir şıklığını yansıtan kıyafetlerle kombinlenerek kıyafetlere erkeksi bir hava verilmiş. Etekler ve elbiseler diz altında, bazen de bilekte bitiyor ve kısa botlarla tamamlanıyor.

Simple but refined at the same time, the collection carries the Hermes dignity and elegance to the stage yet again.

Sade ve aynı zamanda şık olan bu koleksiyon, her zamanki Hermes saygınlığını ve zarafetini bir kez daha sahneye taşıyor.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 157


Façonnable Fall / Winter 2013

FRENCH ELEGANCE For the 2013 Fall / Winter season, Façonnable is rewriting the rules of French elegance with an innovative approach to the classical fashion principles. The collection is built on three themes and the first theme is "Aristocrate." It is inspired by the characters in the 1968 movie “The Thomas Crown Affair.” The Façonnable team worked on the contrasts in the theme and combined the French Riviera style with a flashy appereance. The second theme is inspired by the "Downhill Racer" produced in 1969, and it is composed of pieces that can be worn at social events after skiing. And the last theme is Atelier, which presents classical pieces that are made in Italy with the Façonnable spirit and needless to say they are must-have pieces of a wardrobe. Façonnable, 2013 Sonbahar/Kış sezonu için, klasik moda ilkelerine yenilik getirerek, Fransız şıklığının modern kurallarını yeniden yazıyor. Uc farkli tema iceren koleksiyonun ilk temasi Aristocrate. Façonnable tasarım ekibinin, 1968 yapımı “The Thomas Crown Affair” filmindeki karakterlerden ilham alarak, zıtlıklar üzerinde çalıştığı temada, Fransız Riviera tarzı gösterişli bir görünüm ile birleştirilmiş. Robert Redford’un 1969 yapımı “Downhill Racer” filminden ilham alınarak tasarlanan ikinci tema, kayaktan sonraki sosyal etkinliklerde giyilebilecek parçalardan oluşuyor. Atelier teması ise, Façonnable ruhu ile İtalya’da üretilmiş klasiklerden oluşan ve gardırobunuzda mutlaka bulunması gereken parçalar sunuyor. Façonnable bu koleksiyonda kendine özgü anlayışı ile şıklık ve konforu birleştiriyor.

158 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

FASHION

MODA ♦


FASHION

MODA ♦

Gucci Fall 2013

THE GUCCI MAN “The Gucci man returns to a sartorial tradition only to live it on his own terms, pairing formal and informal as he likes,” says Frida Giannini about the collection. “This is a contemporary gentleman with a romantic soul.”

Gucci sonbahar koleksiyonu için "Gucci erkeği geleneksel kalıplara geri dönüyor fakat amacı gelenekleri yeniden yorumlamak ve şık ile rahatı istediği gibi kombinlemek," diyor Frida Giannini. "O, romantik bir centilmen."

The Gucci Man is in a palette of sky blue, rusty red, apple green, bright redorange, grey and black for the fall season. Traditional with a twist, the silhouettes are refreshed through a color or an unexpected cut. Cosy jumpers and fitted tuxedos shared the same stage, carrying the Gucci man from daytime into the night.

Koleksiyon bu sezon gök mavisi, pas kırmızısı, elma yeşili, parlak turuncu, gri ve siyah gibi renklere bürünmüş. Geleneksel olarak tanımlanabilecek silüetler, beklenmedik bir kesim ya da parlak bir renk gibi ufak dokunuşlarla sıra dışı olmayı başarıyor. Rahat kazaklar ve dar smokinler aynı sahneyi paylaşıyor ve koleksiyon Gucci erkeğini gündüzden geceye taşıyor.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 159


zhsaken Fashion Is Both A Profession And A Hobby. Moda, hobiye dönüşen bir iştir. Kazakh designer Saken Zhaxsibaev has a special place in the Kazakh fashion industry. Although the designer has not received a fashion education, he has a successful brand, ZHSaken, and has established the Fashion Bureau Almaty agency. Saken’s fashion events are highly professional, but his job as an event organizer has turned into a hobby. Nowadays, he is developing his brand ZHSaken which became quite popular in Kazakhstan. You cannot buy his designs with discount. “We don’t apply discount for anyone, because the materials I use are quite expensive.” he says. Saken cares about the materials he uses. ZHSaken brand had been produced with Italian and Chinese manufacturers, but the designer has agreed with a textile firm in Istanbul and moved production to Turkey. Kazakistanlı modacı Saken Zhaxsibaev, Kazakistan moda sektöründe özel bir yere sahip. Özel tasarım eğitimi almayan Saken, ZHSaken adında başarılı bir giyim markası ile çıkmış ve aynı zamanda Fashion Bureau Almaty ajansını kurmuş. Saken’in moda dünyasında düzenlediği bütün etkinlikler son derece profesyönel. Tasarımcının esas işi olan organizatörlük artık hobiye dönüşmüş. Şimdilerde, Kazakistan'da çok popüler hale gelen ZHSaken markasını geliştirmeye çalışıyor. ZHSaken’in tasarımlarını indirimli fiyata alamazsınız. Tasarımcı : ‘Hiç kimseye indirim yapmıyoruz, çünkü yaptığım kıyafetler son derece değerli.’ diyor. Saken, malzeme ve kumaş seçiminde oldukça özenli. ZHSaken markası daha önce İtalyan ve Çinli firmalar ile üretildi, fakat tasarımcı bundan sonra İstanbul’daki bir tekstil firmasıyla çalışmaya ve üretimi Türkiye’ye taşımaya karar verdi. 160 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

FASHION

МОDА ♦


Designer: Saken Zhaxsibaev Jewelry: Ciro Photographer: Darren Kaukyen Make-up: Elena Almazova Hair stylish: Rustam Azimov Model: Lilya Tagiltseva Organizer: Aiym Jekenova


FASHION

MODA ♦

for Her

Valentino

Bottega Veneta

Coats Galore!

From unusual couture pieces to flattering waist-accentuating silhouettes, fall’s covetable new coats will keep the woman warm in the chicest way!

Bottega Veneta

Sonbahar mevsimi beraberinde sıra dışı couture parçalardan bele oturan modellere kadar bir çok farklı palto getiriyor. Şıklığınızdan ödün vermeden ısınmaya bakın!

Burberry

Maxmara

Max & Co 162 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


FASHION

MODA ♦

Burberry

Jil Sander

for Him

Saint Laurent

Etro

Missoni

Get Accessorized Paul Smith Lanvin

Polish your sharpest sartorial outfits with these cufflinks and tie pins from luxurious labels. Moreover, these chic pieces make wonderful gifts! En şık takımlarınızı bu lüks kol düğmeleri ve kravat iğneleri ile süsleyin. Bu parçalar aynı zamanda harika birer hediyelik olabilir!

Bottega Veneta Bottega Veneta Romain Jerome

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 163


FASHION

MODA ♦

Established in 1986 with the principles of innovative production and 100% customer satisfaction, Bovona Textile continues to be the choice of stylish women who know what they want. The label leads the fashion business with the city-chic details, powerful and precise cuts, high quality materials and exquisite workmanship. Bovona collections inspire the life of modern woman, and it offers creative solutions for chic and confident women.

1986 yılında yenilikçi üretim ve %100 müşteri memnuniyeti ilkeleriyle toptan satış üzerine kurulan Bovona Tekstil; stil sahibi ve ne istediğini bilen modern kadınların tercihi olmaya devam ediyor. Şehir şıklığını vurgulayan detayları, güçlü ve net kesimleri, yüksek kaliteli kumaş ve dikim özellikleri ile yeni sezonda da modaya yön veriyor. Modern kadının yaşam tarzına ilham veren Bovona koleksiyonları, kendine güvenen şık kadınlar için günün her anına uygun kreatif çözümler sunuyor.

Bovona works on the principle of " Quality is never a coincidence, it is an outcome of continuous and disciplined work," and it will continue to take this as brand motto. The label meets the customers both in Turkey and abroad, and it continues to grow with new objectives in terms of stores. Bovona has a powerful brand equity in Russia and all Eastern Bloc countries, and the short term goal of the company is to present its original and authentic line to the European countries.

Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da ‘’Kalite asla raslantı değil, sürekli ve disiplinli çalışmanın ürünüdür’’ bakış açısını hayata geçirecek olan Bovona, yurt içi ve yurt dışında yer alan mağazaları ile müşterileriyle buluşmakta. Mağazacılık alanındaki yeni hedefleri ile de büyümeye devam etmekte.Rusya ve tüm Doğu Bloğu ülkelerinde tanınan ve güçlü bir marka değerine sahip olan Bovona’nın yakın tarihli hedefi; orijinal patentli ve özgün tasarımlarından oluşan koleksiyonunu, Avrupa ülkelerinde satışa sunmak.

Bovona's accomplishments have been achieved with the constant quality standards, which have strengthened the image of the company and made it a preferential and known international brand. In 2014, the company plans to add to the stores abroad and it is also working on presenting a plus-size line "Bovona Plus" to the customers in the 2014 Spring-Summer season.

164 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Kimliğini güçlü kılan değişmez kalite anlayışıyla gerçekleştirdiği başarılar, Bovona markasını tanınan ve tercih edilen uluslararası bir marka haline getirmiş. 2014 yılı içerisinde yurt dışındaki satış noktalarını artırmayı hedefleyen Bovona, aynı takvimde 2014 İlkbahar/Yaz koleksiyonunun hazırlıkları süren büyük beden markası Bovona Plus’ı da müşterilerinin beğenisine sunuyor.


FRETTE


GÜZELLİK ♦

BEAUTY

Scentsfor

fall

2

4 3 1

6

8

7 5

1. Beauty Mart 4711 2. Carven Le Parfum 3. Van Cleef & Arpels Ríve 4. Memo Irish Leather 5. Juicy Couture Viva La Juicy Noir 6. Joya 7. Lanvin Me 8. Gucci Made To Measure 9. Paco Rabanne Invictus 10. Penhaligon London's Opus 1870 11. Etro Rajasthan 12. Lancôme La Vie Est Belle 13. Joya

9 12

11

10

Show Beauty Show Beauty introduced an exclusive preparation of their best-selling product, Pure Treatment Oil, covered in golden Swarovski crystals. Skilled artisans have individually hand-set over 800 Swarovski elements to each lid - taking roughly six hours per piece. With only 30 of these collectables produced worldwide. Show Beauty, en iyi satan ürünü Pure Treatment Oil için özel bir hazırlığa girişti ve onu Swarovski kristalleriyle kapladı. Sadece 30 adet üretilen bu özel ürünün her birini 800 adet Swarovski kristaliyle kaplamak, yetenekli zanaatkarların altı saatini aldı.

166 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

13


GÜZELLİK ♦

BEAUTY

Alber Elbaz With this exclusive collection, Alber Elbaz lends his unmistakable style to four worldwide bestselling Lancome mascaras and the new color design eye palette. Bu özel koleksiyon ile Alber Elbaz; Lancome'un en iyi satan rimelleri ve farlarına, tartışmasız güzellikteki tarzını ödünç veriyor.

Stay

fresh 1. Valentino Valentina 2. Acqua di Parma Colonia Intensia 3. Marc Jacobs Honey 4. Yves Saint Lauren Manifesto 5. Dsquared Potion 6. Giorgio Armani Si 7. Marc Jacobs Daisy 8. Acqua di Parma Blu Mediterranean 9. Juicy Couture Viva la Juicy 10. Vivienne Westwood Naughty Alice 11. Tom Ford Neroli Portofino

2

5

6

3 1 4

10

7

11

9 8

Benefit Benefit has your instant beauty fixes sorted, with an extra dose of humour added for good measure. If you love their beauty must-haves, you will love their fragrances, and just remember; "Laughter is the best cosmetic, so grin and wear it!" Benefit, anlık güzellik ihtiyacınızı harika espri anlayışıyla karşılıyor. Eğer diğer kozmetik ürünlerini sevdiyseniz parfümlerine bayılacaksınız ama unutmayın: "Gülümsemek en iyi güzellik ürünüdür. İhmal etmeyin!"

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 167


HEALTH & BEAUTY

SAĞLIK & GÜZELLİK ♦

Updates About Hair Transplant Saç Nakli İle İlgili Yenilikler

O

p. Dr. Bülent Cihantimur, founder of Estetik International Health group in Turkey, gave a brief talk about the newest techniques in hair transplant.

Nowadays, baldness does not have to pose a serious problem for men, or even for women. Hair transplantation is the best and only way to get your hair back. People call it hair transplant, but I prefer “Hair Transfer” since it involves the transferring of hair follicles from a dense place to a weaker one. A single follicular unit (graft) contains between 1 to 4 single hairs. In Estetik International Health Group, we can transfer, or rather “transplant,” more than 5000 grafts within two sessions over the course of two days.

168 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Estetik International Health Group'un Türkiye kurucusu olan Op. Dr Bülent Cihantimur, yeni saç nakli teknikleri ile ilgili bilgi veriyor: Günümüzde kellik ne erkek ne de kadın için çok büyük bir problem değil, çünkü saç nakli sayesinde dökülen saçlara tekrar kavuşulabiliyor. Bu işleme saç nakli deniyor fakat ben "saç transferi" demeyi tercih ediyorum, çünkü işlem saç folikullerini yoğun bir bölgeden seyrek bir bölgeye taşımaktan ibaret. Her bir foliküler ünite 1 ila 4 saç teli içerir. Biz ise, Estetik International Health Group'ta sadece iki günde yani iki seansta 5000'den fazla foliküler ünite transfer edebiliyoruz.


HEALTH & BEAUTY

SAĞLIK & GÜZELLİK ♦

Hair Transplant There are two unique transfer techniques: either Follicular Unit Transplant (FUT, “strip method”) or Follicular Unit Extraction (FUE, “one by one”). By having an FUE hair transfer session, no visible scar will appear and it will not involve incisions during application. In addition to that, the follicular units could be extracted from any part of the body. By using the “strip method”, the grafts are taken only from the nape area, “a strip from the back of the head between the ears”. Another surgery for hair utilizes both the FUE and FUT methods in the same session. In this manner, we can transplant a huge amount of grafts in one session. This particular hair transferring treatment is meant for those who want the best quality and quantity of hair in a single day. One year ago, a patient would have had to shave his head in the “one by one” technique, but with Estetik International’s new method “Unshaved Hair Transplant”, there is no need for shaving the hair anymore. Thus, patients return to their daily lives the day following the operation. Hair transfer is not only about transplanting hair on the head. Some people suffer from a lack of a full beard or eyebrows, in which case the FUE technique is best advised to replenish full facial hair. Hair transplantation is a part of aesthetic science, which is why it is important for the doctor to be a skilled and experienced plastic surgeon. Without this practiced expertise, the patient may get unwanted results. Estetik International is a quickly growing group in the hair transplant market, performing 3 operations a day and an average of 65 hair transplant sessions a month.

Saç Transferi İki adet transfer tekniği var, FUT (Follicular Unit Transplant - Foliküler Ünite Nakli) tekniği ve FUE (Follicular Unit Extraction - Foliküler Ünite Çıkarma) tekniği. Saç ekiminin tek tek yapıldığı FUE tekniği ile görünürde hiç yara izi olmaz, uygulamada kesi yapılmaz, ayrıca saçlar vücudun herhangi bir yerinden elde edilebilir. Fakat şerit yöntemi olarak bilinen FUT metodunda saçlar yalnızca kafanın arka yerinden, iki kulağın ortasındaki bir çizgiden alınır. Başka bir yöntemde ise FUT ve FUE teknikleri beraber kullanılır. Bu operasyonda çok sayıda saçı tek bir seansta transfer etme imkanı buluruz. Yöntem, tek bir seansta en iyi kalitede ve en yoğun şekilde saç nakli isteyenler için idealdir. Bundan bir sene önce, FUE tekniği saçları kazımayı gerektiriyordu. Fakat Estetik International'ın yeni tekniği olan "Kazımadan saç transferi" sayesinde artık buna gerek kalmıyor. Böylelikle müşteri, operasyondan bir gün sonra işine geri dönebiliyor. Saç transferi yalnızca saç ektirmekten ibaret değil. Sakal ve kaşlarında dökülme olanlar da FUE yönteminden faydalanabiliyor. Saç ekimi estetik bir bilim, bu yüzden ekimi yapan doktorun bir plastik cerrah olması son derece önemli. Aksi takdirde sonuç yeterince doğal görünmüyor. Estetik International, saç nakli konusunda hızla büyüyen bir grup. Günde üç operasyonun gerçekleştiği merkezde, ayda yaklaşık 65 seans saç nakli yapılıyor. FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 169


A BRAND STORY

MARKA HİKAYESİ ♦

OVER 400 YEARS OF UNINTERRUPTED SUCCESS 400 YILI AŞKIN BİR SÜREDİR ARALIKSIZ DEVAM EDEN BAŞARI

OFFICINA PROFUMO

FARMACEUTICA DI SANTA MARIA NOVELLA FLORENCE The World’s Most Luxurious Pharmacy Empire where raw materials of the highest quality are still made in Italy and all the products continue to be checked individually and packaged by hand. Fragrance, soaps, perfumes, balms, and a luxury ambience with synthesis from Renaissance architecture… A gorgeous display of products showcased in Chapel of San Niccolo which features frescoes and marble floors dating to 1840. Dünyanın En Lüks Kozmetik İmparatorluğunda kullanılan en yüksek kalitedeki ham malzemeler hala İtalya’da üretiliyor ve bütün ürünler, tek tek kontrol edilip elle paketleniyor. Rönesans mimarisiyle bir sentez oluşturan bu yer; kokular, sabunlar, parfümler ve kremlerle lüks bir atmosfer sunuyor. San Niccolo Şapeli’nde ürünler, 1840 yılından kalma freskolar ve mermer zeminin arasında göz alıcı bir şekilde sergileniyor.

Article / Yazı: Ayça Oskay

L

ast year Officina Profumo – Farmaceutica di Santa Maria Novella celebrated 400 years of uninterrupted business with excellence in product, tradition and innovation. Established by Dominican monks shortly after their arrival in Florence in 1221, Officina Profumo – Farmaceutica di Santa Maria Novella is one of the oldest pharmacies in the world and currently the most antique pharmacy in all of Europe. The friars began cultivating medicinal herbs in their gardens to prepare medications, balms and ointments for their convent’s small infirmary. Thus, the story of this historic pharmacy began. Once knowledge and fame of their extraordinary products spread beyond Italy, Officina Profumo actualized the opportunity to open their pharmacy to the public in 1612. Thanks to the help of the Grand Duke of Tuscany and the ingenuity of the formulas developed by the apothecary fathers in the 18th century, the pharmacy’s renown crossed numerous borders, reaching Russia, the Indies, and went as far as China.

172 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Geçtiğimiz yıl, Officina Profumo – Farmaceutica di Santa Maria Novella; aralıksız devam eden ürün, gelenek ve yenilikte kusursuzluğunun 400. yılını kutladı. 1221 yılında Floransa’ya gelen Dominik keşişler tarafından kurulan Officina Profumo – Farmaceutica di Santa Maria Novella, dünya üzerindeki en eski eczanelerden biri ve şu an Avrupa’daki en antik olanı. Bu tarihi eczanenin hikayesi, keşişlerin kiliselerinin küçük revirine ilaç, krem ve merhem hazırlayabilmek için bahçelerinde iyileştirici bitkiler yetiştirmesiyle başlıyor. Harika ürünlerinin ünü İtalya’yı aştığında Officina Profumo, 1612 yılında eczanelerini halka açtılar. Toskana Grand Dükünün yardımları ve 18. yüzyılda eczacı rahipler tarafından geliştirilen reçetelerin marifetiyle eczanenin ünü, sınırları aşarak Rusya’ya, Doğu ve Batı Hindistan’a derken Çin’e kadar ulaştı.


A BRAND STORY

MARKA HİKAYESİ ♦

Though the pharmacy became a state owned enterprise in 1866, its management was still nevertheless transferred to Cesare August Stefani, nephew of Officina’s last monastic director. At that time, Stefani bought the company name, and since then, four successive generations of the same family have run the Officina Farmaceutica. Today, under the management of Eugenio Alphandery, the company uses the highest quality natural raw materials while still following the artisanal procedures established by their Dominican fathers.

1866 yılında eczane, devletin üzerine alınsa da yönetimi Officina’nın son keşiş yöneticisinin yeğeni olan Cesare August Stefani’ye verildi. Aynı dönemde Stefani, şirketin ismini satın aldı ve o günden beri dört başarılı nesildir aynı aile, Officina Farmaceutica’yı işletiyor. Bugün Eugenio Alphandery’nin yönetiminde şirket, hala zanaatkar Dominik ataları tarafından geliştirilen işlemleri izleyerek en yüksek kalite doğal ham maddeleri kullanıyor.

From Florence to Paris… The World’s First Celebrity Fragrance

Floransa’dan Paris’e... Dünyanın İlk Ünlü Kokusu

Each of the Officina’s products boasts its own peculiar history. For example, “Acqua della Regina” is an essence that was developed especially for Caterina de’ Medici, who was the daughter of Lorenzo II de’ Medici and one of the most powerful women in the 16th century.

Officina’nın bütün ürünlerinin kendine has bir tarihi hikayesi var. Örneğin “Acqua della Regina”, 16. yüzyılın en güçlü kadınlarından biri ve Lorenzo II de’ Medici’nin kızı olan Caterina de’ Medici için özel olarak üretilmiş bir esans.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 173


A BRAND STORY

MARKA HİKAYESİ ♦

In 1533, Caterina de’ Medici was crowned Queen of France after marrying Henry II. This noblewoman appreciated her personal perfumer, Renato Bianco, so much that she even travelled to Paris with him. Bianco had a laboratory that directly connected to the Queen’s apartments by a secret passageway. The Maestro Perfumer was a foundling and raised by the Dominican monks of Santa Maria Novella, where he specialized in making perfume. He later learned the art and secrets of herbs in Florence. Together with Renato Bianco’s expertise, Caterina de’ Medici introduced her precious perfume to the court of France, where it became known as the first modern fragrance.

1533 yılında Caterina de’ Medici, II. Henry ile evlenerek Fransa Kraliçesi olarak taç giyer. Bu asil kadın, kişisel parfümcüsü Renato Bianco’yu o kadar çok sever ki Paris’e de onunla birlikte gider. Bianco’nun, gizli bir geçitle Kraliçe’nin dairesine doğrudan bağlı olan bir laboratuarı vardır. Usta parfümcü, Santa Maria Novella’nın Dominik keşişleri tarafından bulunup yetiştirilen bir yetimdir ve parfümcülük alanında da burada uzmanlaşmıştır. Daha sonraları Floransa’da bitkilerin sanatı ve gizemlerini öğrenmiştir. Renato Bianco’nun uzmanlığıyla birlikte Caterina de’ Medici o çok değerli parfümünü Fransız saray halkına tanıtmış ve böylece ilk modern koku olarak tarihe geçmiştir.

Renato Bianco: The Italian in the French Court

Renato Bianco: Fransız Sarayındaki İtalyan

The masterful Renato Bianco, whose name was Frenchified as René Le Florentin, soon started to work as a perfumer for all of the French nobility. He was the first person to begin growing flowers around the Grasse and it was he who later formed the base of the modern perfumery. Thanks to Florentin, France quickly became one of the world headquarters for perfume and cosmetic manufacturing. Now, GrasseFrance is known as “la Capital mondiale de la Parfumerie.”

İsmi René Le Florentin olarak Fransızlaştırılmış olan Usta Renato Bianco, kısa süre sonra Fransız asillerinin de parfümcüsü olur. Fransa’nın Grasse civarında çiçek yetiştirmeye başlayan ve modern parfümcülüğün temelini oluşturan kişi de yine Bianco olarak bilinir. Oradaki adıyla Florentin’in sayesinde Fransa, kısa zamanda parfüm ve kozmetik üretiminin dünya merkezlerinden biri haline geldi. Şimdi Fransa’nın Grasse şehri, “La Capital Mondiale de la Parfumerie” olarak anılıyor (Tr. Parfümcülüğün Dünya Başkenti).

Preparation and Aging of Fragrances

Kokuların Hazırlanması ve Olgunlaştırılması

Preparation and aging are the most important steps in the production of a fragrance. Following a strict formula, essences are combined with alcohol and water in a mixer. The ingredients are then transferred through pipes directly into a temperature controlled vat where it is stored for one month with a constant flow of nitrogen, which eliminates all present air. During this time, the fragrance is refined and stabilized, developing and maturing its aromatic elements.

174 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Koku üretimindeki en önemli aşamalar, hazırlık ve olgunlaştırmadır. Titiz bir reçeteye uyularak esanslar, alkol ve suyla birleştirilir. Malzemeler, musluklar yoluyla sıcaklığı kontrol altında olan bir fıçıya aktarılır. Burada, fıçının içindeki havayı ortadan kaldırmak için sürekli nitrojen akışına maruz bırakılarak bir ay boyunca saklanır. Bu süre zarfında koku, rafine ve stabil bir hale gelir; aromatik ögelerini geliştirir ve olgunlaştırır.


Preparation and aging are the most important steps in the production of a fragrance. Following a strict formula, essences are combined with alcohol and water in a mixer.


A BRAND STORY

MARKA HİKAYESİ ♦

Pot – Pourri

Pot-Pourri

Pot-pourri is one of the Officina Profumo Farmaceutica di Santa Maria Novellas’s must have products. It is prepared first by collecting traditional herbs and flowers that are the same as those used in the 13th century from the Florentine hills. The selected ingredients are then placed in a feeder for mixing. Before the pot-pourri is ready for packaging, it must first macerate for a total of one month in terracotta (the only material that properly progresses the process) jars from Impruneta. After one month, the odorous concoction is finished.

Officina Profumo Farmaceutica di Santa Maria Novellas’ın mutlaka alınması gereken ürünlerinden biri de Pot-Pourri’dir. Hazırlanma işlemi şöyledir: Öncelikle, Floransa’nın tepelerinden 13. yüzyılda da kullanılan geleneksel bitkiler ve çiçekler toplanır. Bu seçilen malzemeler, bir kaba karıştırılmak üzere aktarılır. Pot-pourri, paketlenmeden önce Impruneta’dan getirilen terracotta çömleklerde (başka bir malzemeden yapılmışsa aynı sonucu vermeyecektir) bir ay kadar yumuşatılmalıdır. Bir ayın sonunda, güzel kokulu karışım kullanıma hazır hale gelir.

From Shavings to Soap

...Ve Sabunun Yapımı

The soap manufacturing process begins in a mixer in which soap shavings, fragrance and other ingredients are placed. The mixture is amalgamated at a cold temperature until it is a homogeneous paste. Following this, the mixture goes through various different processes until it is finally transported to a plodder for transformation into long bars. The long bars are then cut to shape with a cold mold, finalized with the impression of the name “soap” on each bar. Before distribution, each unit is checked individually for quality control and packaged by hand. The finished products are stored and aged in a ventilated cabinet for about a month and guarded to avoid contact with excess water.

Sabun üretimi; sabun yongaları, koku ve diğer malzemelerin bir kapta karıştırılmasıyla başlıyor. Karışım, düşük sıcaklıkta bekletilerek homojen bir macun haline gelinceye kadar birbirini tutması sağlanır. Bunu takiben karışım, pek çok farklı süreçten geçerek uzun kalıplar haline getirilir. Bu uzun kalıplar, soğuk bir kalıpla kesilir ve “sabun” kelimesi üzerlerine basılır. Dağıtımdan önce her ürün, tek tek kalite kontrolden geçer ve elle paketlenir. Paketlenen ürünler; havalandırmalı bir dolapta, sudan korunarak yaklaşık bir ay kadar saklanır ve olgunlaşması beklenir.

176 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


JEWELLERY

MÜCEVHER ♦

TIFFANY & CO. Jewels of The Great Gatsby

Jewelry inspired by 1920’s Tiffany Designs highlighted the film of Fitzgerald’s classic novel. Fitzgerald’ın klasik romanından uyarlanan filmle öne çıkan koleksiyon, 1920’lerin Tiffany tasarımlarından ilham aldı.

T

he Great Gatsby Collection by Tiffany & Co., is inspired by director Baz Luhrmann’s film The Great Gatsby and is made in collaboration with Academy Award-winning costume and production designer Catherine Martin. The spectacular collection is based on designs from the Tiffany Archives and worn by the film’s all-star cast, including Leonardo DiCaprio and Carey Mulligan, who appear as Jay Gatsby and Daisy Buchanan. Tiffany’s dazzling creations illuminate the characters’ rarefied world of New York penthouses and Long Island estates. Ms. Mulligan’s Tiffany wardrobe includes tassel necklaces and jewels with lustrous conch pearls. At evening soirées her blond bob is circled with the Savoy, a headdress of diamonds and cultured pearls, and her gestures are accented by a hand ornament in a daisy motif and diamond rings with the Tiffany Setting. 178 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Tiffany & Co.’nun Great Gatsby Koleksiyonu, yönetmen Baz Luhrmann’ın aynı isimli filminden ilham aldı. Koleksiyon, En İyi Kostüm Tasarımı Oscarı’nı kazanan tasarımcı Catherine Martin ile birlikte hazırlandı. Nefes kesen koleksiyon, Tiffany arşivlerindeki tasarımlardan esinlenilerek oluşturuldu ve Jay Gatsby olarak rol alan Leonardo DiCaprio, Daisy Buchanan olarak rol alan Carey Mulligan gibi filmin başrol oyuncuları tarafından kullanıldı. Tiffany’nin göz kamaştıran tasarımları, karakterlerin New York penthouse süitleri ve Long Island malikanelerindeki görkemli dünyasına ışık tutuyor. Carey Mulligan’ın Tiffany gardırobunda, ışık saçan incilerden yapılmış püsküllü kolyeler ve mücevherler var. Akşam suarelerindeyse sarışın küt saç kesimi, elmas ve incilerle bezeli bir taç olan Savoy ile çevreleniyor. Jestleri, Tiffany’nin elmas yüzükleri ve papatya motifi taşıyan bir el aksesuarıyla zenginleştiriliyor.


JEWELLERY

MÜCEVHER ♦

The daisy is also featured in earrings of Tiffany Yellow Diamonds and a long-stemmed brooch. Elizabeth Debicki, who plays Jordan Baker, wears chandelier earrings of rose-cut diamonds, bracelets of diamonds and seed pearls and Art Deco-inspired rings of sapphires and diamonds in platinum. At posh parties her elegant ensembles are accented with fluid diamond necklaces and earrings of cushion-cut black onyx or emerald-cut aquamarines. Karakterin adına (Daisy) gönderme yapan papatya motifi, Tiffany Sarı Elmas küpelerinde ve uzun saplı broşta da yer alıyor. Jordan Baker’i oynayan Elizabeth Debicki; gül kesimli elmaslardan yapılan sallantılı küpeler, elmas ve inci bilezikler ve Art-Deco akımından ilham alan safir ve elmas bezeli platin yüzükler kullanıyor. “Posh” partilerdeki zarif tarzı, akıcı elmas kolyeler ve siyah oniks veya zümrüt kesimi akuamarin taşlarla süslü küpeler tamamlıyor.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 179


D

JEWELLERY

iamonds, a symbol of luxury accentuated by their glimmer, clarity and blazing depth, are the most prestigious and rare treasures of the world. These precious stones dazzle in the Diamond Love collection by Roberto Bravo.

As a successful and diverse icon, Roberto Bravo continues to present jewelry mega trends to avid and stylish followers of fashion. In the 2013 – 2014 Fall and Winter season, where modern designs meet ancient history, traditional ties are interpreted through Roberto Bravo’s unique point of view. Silhouettes –the symbol of aristocracy- form simple lines, while breathtaking designs modernize old Hollywood glamour. 180 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

MÜCEVHER ♦

Lüksün simgesi pırlantalar; tarih boyunca ışıltısı, berraklığı ve derinlerde taşıdığı ateşi ile dünyanın en prestijli ve nadide hazinelerindendir. Bu değerli mücevher taşları, Roberto Bravo'nun "Diamond Love" Koleksiyonu ile ışıldıyor. Tercihleri ile farklı olmayı başaran, stil sahibi moda takipçilerini mücevher mega trendleri ile tanıştıran Roberto Bravo; 2013/2014 Sonbahar- Kış sezonunda, modern tasarımların geçmiş ile bütünleştiği yerde, geleneksel bağları farklı bakış açıları ile yorumladı. Aristokrasinin simgesi silüetler, sade hatlara şekil veriyor; göz alıcı tasarımlar eski Hollywood’un ışıltısını modernize ediyor.


JEWELLERY

MÜCEVHER ♦

Love

Diamond

Additionally, the theme of nature, one of the leading trends in recent years, continues to be reflected in Roberto Bravo’s timeless pieces. Each exclusive, brilliantly-cut diamond uniquely interprets the fashion-forward theme through floral designs and nature-inspired details. The Roberto Bravo woman can be confident in her vivid pieces, with unique details to set her apart from just the ordinary crowd.

Son yılların en önemli akımlarının başında gelen doğa teması, Roberto Bravo karakterinin bir yansıması olmaya devam ediyor. Floral tasarımlar, doğadan ilham alan her detay, bu özel pırlantalar ile yorumlanıyor. Gökkuşağının çarpıcı tonları, renkli mücevher taşlarının geri dönüşü sayesinde kendine güvenen Roberto Bravo kadınını sıradan kalabalıktan ayrıştırıyor; stilini detaylarda gizliyor. FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 181


JEWELLERY

MÜCEVHER ♦

DE GRISOGONO

Melody of Colours / Renklerin Melodisi Aesthetic codes dictate very precisely the harmony of colours, the angles of the reflections and the exact shapes. Every master jeweller at De Grisogono knows it: when the gemstones feel the love of the hand that is crafting them; the precious stones free these sparkles in the jewellery pieces that are presented under the collection Melody of Colours.

Estetik kodlar; renklerin harmonisini, yansımanın açılarını ve doğru şekli kusursuzca belirliyor. De Grisogono’nun usta mücevheratçıları; değerli taşın, onu işleyen ustanın elindeki sevgiyi hissettiğinde ışıltılarını yaymaktan çekinmediğini çok iyi biliyor. Renklerin Melodisi koleksiyonu, bu özgür ışıltıları yayan parçalardan oluşmuş.

CARRERA Y CARRERA Ecuestre

The Purebred Spanish horse is emblematic, beautiful, proud, dependable, brave, and admired all over the world for centuries. In the collection Ecuestre, the Andalusian horse is an animal with thousands of years of history, and today, the devotion continues stronger than ever. Carrera y Carrera pays tribute to this majestic animal as the protagonist of its new collection, Ecuestre. 182 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

İkonik, güzel, gururlu, güvenilir ve cesur safkan İspanyol atları; yüzyıllardır bütün dünya tarafından hayranlıkla sevilir. Ecuestre koleksiyonundaki Endülüs atı, bin yıllık bir tarihe sahip ve bugün bile bu asil hayvana duyulan hayranlık artarak devam ediyor. Carrera y Carrera, yeni koleksiyonu Ecuestre’de bu görkemli atı baş kahramanı olarak seçmiş.


JEWELLERY

MÜCEVHER ♦

FELICIMOMENTI

Contemporary & Unique / Çağdaş & Eşsiz Felicimomenti founders Paula Domzalski and Sarkis Gazaryan scour the bazaars of the East, sourcing antique objects to fuse with modern details, forming thoroughly contemporary and unique items.

Felicimomenti kurucuları Paula Domzalski ve Sarkis Gazaryan; Doğu’nun çarşılarında dolaşarak antika objeler buluyor ve bunları modern detaylarla birleştirerek çağdaş ve eşsiz aksesuarlar ortaya çıkarıyor.

ALEXANDRA MOR

Unexpected Design / Beklenmedik Tasarımlar From the delicate filigree of an intricate platinum ring to the opulent sparkle of a supple necklace and earrings, each Alexandra Mor creation glistens with unexpected design and painstaking craftsmanship.

Girift bir platin yüzüğün narin tel işlemelerinden akıcı bir kolye ve küpenin bol pırıltısına kadar her bir Alexandra Mor kreasyonu, beklenmedik tasarımlar ve zor işçilikle ışıldıyor.

LINA FANOURAKIS

Sculptural Jewellery / Heykelimsi Mücevherler Based in Athens, Lina crafts elegant designs from precious metals and rose cut diamonds, merging the arts of sculpture and jewelry design. Lina is inspired by the stained glass windows of cathedrals, and how they use light to catch the eye with glamour.

Atina’da yaşayan Lina, heykelcilik sanatını mücevher tasarımıyla birleştirerek değerli metaller, gül kesimi pırlantalardan zarif tasarımlar yapıyor. Lina, ilhamını paslı katedral pencerelerinden ve ışığı görkemli kullanım şekillerinden alıyor. FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 183


INTERVIEW

SÖYLEŞİ ♦

“Age-old craftsmanship is dying out and mass production is taking over. Our jewelry is for those people who don’t want to accept this type of world.”

FELICIMOMENTI “Asırlık zanaatkarlık yok oluyor ve yerini toplu üretime bırakıyor. Mücevherlerimiz, bu tarz bir dünyayı kabul etmek istemeyenler için yapılıyor.”

Interview / Söyleşi: İrem Küpeli Photos / Fotoğraf: Mustafa Turgut

P

aula Domzalski and Sarkis Gazaryan are the designers behind the emotional, sensual and intellectual Felicimomenti jewelry. Paula was living and working between London, South of France and Munich and Sarkis was between Paris, Milano and Munich until their paths crossed with each other’s about 17 years ago. Since then, they have been producing amazing projects in different countries around the world. Dear Paula told us all about how she met Mr. Sarkis and how Felicimomenti jewelry came to life.

Duygusal, sezgisel ve entelektüel Felicimomenti tasarımlarının ardındaki iki isim: Paula Domzalski ve Sarkis Gazaryan. Paula; Londra, Güney Fransa ve Münih üçgeninde, Sarkis; Paris, Milano ve Münih üçgeninde yaşayıp çalışıyorlardı. Ta ki yaklaşık 17 yıl önce yolları kesişene ve o günden bu yana birlikte, dünyanın farklı yerlerinde, çok farklı projelere imza atmaya başlayana dek. Sevgili Paula, Sarkis Bey ile nasıl tanıştıklarını ve Felicimomenti mücevherlerinin nasıl ortaya çıktığını bizlere anlattı.

How did your paths cross with each other and with İstanbul? How did you decide designing jewelry together?

Yollarınız birbirinizle ve İstanbul ile nasıl kesişti? Birlikte mücevher tasarlamaya nasıl karar verdiniz?

We met about 17 years ago and have been working intensely together ever since! Our first independent collaboration together was making cultural concepts for international companies and TV programs. Our next big independent project which started around 2000 was Sarkis’ composition of his symphony for a string orchestra “AVEDIS 301”.Until it was premiered with the Vienna Philharmonic Orchestra; we spent over a year living in Vienna, Austria. The project blossomed into a hugely official cultural, public event, with a followup production of the “AVEDIS Visual Concert”. When this was all finished, German TV did a documentary on Sarkis’ work. One of the locations for the film was Sarkis’ birthplace: Istanbul. I had never been before and immediately and unconditionally fell in love with the city.

Yaklaşık 17 yıl önce tanıştık ve o günden beri birlikte çalışıyoruz! İlk bağımsız ortak çalışmamız, uluslararası şirketler ve televizyon programları için kültürel konseptler hazırlamak oldu. 2000 yılında başlayan bir sonraki büyük proje ise Sarkis’in “AVEDIS 301” yaylı sazlar orkestrasına bestelediği senfoniydi. Viyana Filarmoni Orkestrası tarafından prömiyeri yapılana dek Avusturya, Viyana’da yaklaşık bir sene kaldık. Bu proje, büyük resmi kültürel bir etkinliğe dönüştü ve bunu “AVEDIS Görsel Konseri” takip etti. Ardından Alman televizyonu, Sarkis’in çalışması hakkında bir belgesel hazırladı. Çekim yapılan mekanlardan biri de Sarkis’in doğumyeri olan İstanbul’du. Daha önce hiç İstanbul’a gelmemiştim ve görür görmez şehre aşık oldum.

184 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


I see myself as the pragmatic Nordic/Eastern European part – Sarkis brings in the oriental and out of the box element.


INTERVIEW

We stayed on after the filming and one of Sarkis’ family members gave Sarkis some gemstones as a present, saying that he could go to a gold/silversmith in the Grand Bazaar and get something done for me if he wished. All the silver and gold work has been traditionally in the hands of the Armenians in Istanbul and Sarkis is Armenian. So that made it easier to communicate! At the silversmith’s we just started designing something together and made a number of necklaces. After all, we had been working conceptually and designing projects together for some years. The rest is, as they say, history! Friends adored the necklaces when I wore them. Orders followed and we made more… et voilà! We had the concept that would enable us to come to Istanbul! So we have been designing, producing and branding our jewelry since! We have been in Istanbul now for about five years but we go back and forth to Europe continuously. You both have multicultural backgrounds because you lived, studied and worked in many different countries. Could you tell us about your life before jewelry designing and how does this multicultural knowledge affect your work? I was born in London. Father Polish, mother Danish, but she grew up in Australia. I studied History of Art and Cultural History in Germany, France and Italy, finalizing with my MA degree in Germany. I have been involved with the contemporary international art scene as a curator, consultant, author and translator for years. I have adored jewelry since I was a child. My father, who constantly travelled the world, always brought back jewelry from the “wildest of places” (Africa, India, Burma, etc.) for my mother and me. I was constantly changing it and having it changed to suit my taste! So you could say I was already designing then! Sarkis was born in Istanbul. Both his parents are Armenian. He grew up in Paris, Beirut and Munich. His first choice of profession was to be a concert pianist and conductor. And from a very early age till the age of 22 he followed this path. He left music temporarily, after realizing that concert halls were not for him and continued in film and photography. For many years he was a very successful photographer and director in Europe and America. Simultaneously he was composing the music for his and other films. So he never left his “first love: music”. For both of us, designing jewelry is like a composition. We approach it in the same way that you would compose a piece of music or a work of art. 186 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

SÖYLEŞİ ♦

Çekimlerden sonra bir süre daha kaldık; Sarkis’in ailesi, birkaç adet değerli taş hediye etti ve Kapalı Çarşı’daki bir kuyumcuya gidip bir takı yaptırabileğimizi söyledi. İstanbul’da kuyumculuk, geleneksel olarak yıllardır Ermenilerin elinde olan bir meslek ve Sarkis de bir Ermeni. Bu nedenle çok rahat anlaştık! Kuyumcuda birlikte bir şeyler tasarlamaya başladık ve ortaya bir kaç kolye çıktı. Ne de olsa yıllardır birlikte çalışmaya ve projeler tasarlamaya alışkınız. Derken, kolyelerimi kullandıkça arkadaşlarım çok beğendi ve siparişler gelmeye başladı. Voilà! İstanbul’a gelebilmemizi sağlayan konsepte sahiptik! O günden beri mücevherlerimizi birlikte tasarlıyor, üretiyor ve markalaştırıyoruz. Beş yıldır İstanbul’dayız ama sürekli Avrupa’ya gidip geliyoruz. Her ikiniz de çok kültürlü bir geçmişe sahipsiniz. Farklı ülkelerde yaşadınız, okudunuz ve çalıştınız. Bize, mücevher tasarlamaya başlamadan önceki hayatınızdan ve bu çok kültürlülüğün çalışmalarınızı nasıl etkilediğinden bahseder misiniz? Babam Polonyalı, annem Danimarkalı; ben Londra doğumluyum ancak Avusturalya’da büyüdüm. Almanya, Fransa ve İtalya’da Sanat Tarihi ve Kültür Tarihi okudum. Eğitimimi Almanya’da master yaparak tamamladım. Yıllardır çağdaş sanatla bir küratör, danışman, yazar ve çevirmen olarak iç içeyim. Mücevherleri çocukluğumdan beri çok severdim. Sürekli dünyayı gezen babam, bana ve anneme dünyanın “en ilginç yerlerinden” (Afrika, Hindistan, Burma, vb.) takılar getirirdi. Ve bu takıları kendi zevkime uyum sağlamaları için sürekli değiştirirdim. Yani o zamandan beri mücevher tasarladığımı söyleyebiliriz! Sarkis, Ermeni bir ailede, İstanbul’da doğdu. Paris, Beyrut ve Münih arasında büyüdü. Seçtiği ilk meslek, bir konser piyanisti ve kondüktörü olmaktı. Çok küçük yaşlardan 22 yaşına kadar bu yolda çalıştı. Konser salonlarının ona uygun olmadığını düşünerek geçici bir süre müziğe ara verdi. Film ve fotoğrafçılık üzerine yoğunlaştı. Uzun yıllar, Avrupa ve Amerika’da çok başarılı bir yönetmen ve fotoğrafçıydı. Hem kendi filmleri hem de diğer filmler için beste yapmaya devam etti. Yani “ilk aşkı olan müziği” hiç terketmedi. İkimiz için de mücevher tasarlamak, bir beste yapmaya benziyor. Tasarım aşamasına bir müzik parçası bestelermiş veya bir sanat eseri yapıyormuş gibi yaklaşıyoruz.


Our multi-cultural backgrounds have of course influenced the way we work. We are very open to new ideas and concepts. Having used to being surrounded by multiple languages and cultures, we don’t see ourselves as a certain nationality or belonging to a specific culture. We are basically “global gypsies”. Put us down anywhere in the world and we’ll just continue making our projects, no matter what! We also complement each other enormously, emotionally and intellectually. One of us will have an idea, which the other will pick up and develop further or change it. It’s a very flowing process between two very different (from culture and background) but very similar (souls) people. I see myself as the pragmatic Nordic/Eastern European part – Sarkis brings in the oriental and out of the box element. How do you describe your jewelry’s style?

INTERVIEW

SÖYLEŞİ ♦

Kültürel geçmişimiz tabii ki çalışmalarımızı etkiliyor. Yeni fikirlere ve konseptlere çok açığız. Birden fazla dil ve kültürle çevrili olmaya alışkın olduğumuzdan, kendimizi bir millete veya belirli bir kültüre bağlı olarak göremiyoruz. Kısacası, “kültürel çingeneleriz” diyebiliriz. Bizi dünyanın neresine bırakırsanız bırakın, projelerimizi üretmeye devam edebiliriz! Bu niteliklerle birbirimizi duygusal ve entelektüel açılardan tamamlıyoruz. Birimizin aklına bir fikir geldiğinde bir diğerimiz o fikri alıp geliştirebiliyor, değiştirebiliyor. İki farklı (kültür ve geçmiş olarak) ama çok benzer (ruh olarak) insan arasındaki bu süreç, çok akıcı ilerliyor. Kendimi pragmatik İskandinav/Doğu Avrupalı kısım olarak görüyorum. Sarkis oryantal ve sıradışı ögeleri ortaya çıkarıyor. Mücevherlerinizin tarzını nasıl tanımlıyorsunuz?

Our style is eclectic, emotional, unusual, vibrant, full of esprit, teasing and striking! We have an incredibly eclectic attitude towards the mix of materials we use. We mix diamonds with silver and wood or plastics with semi-precious stones. We are not bound to the vagaries of fashion but to the vagaries and whims of our ideas. There are no “you don’t do this” rules in our material-mix. Amethysts, turquoise, diamonds, aqua-marines, jades, pearls etc. are mixed with antique tassels, silk, silver, and anything else that is aesthetically relevant.

Tarzımız; eklektik, duygusal, sıradışı, canlı, neşe dolu, muzip ve çarpıcı! Kullandığımız malzemelerin karışımında çok eklektik bir tavra sahibiz. Elması, gümüş ve ahşapla veya plastiği, yarı değerli taşlarla bir araya getiriyoruz. Modanın çılgınlıklarından çok kendi fikirlerimizin istek ve çılgınlıklarına göre hareket ediyoruz. Malzeme kullanımı için “bu olmaz” gibi bir sınırımız yok. Mücevherlerimizde; ametist, turkuaz, elmas, akuamarin, yeşimtaşı, inci ve bunun gibi taşlar; antik püsküller, ipek, gümüş ve estetik olarak yakışabilecek herşeyle bir araya gelebiliyor.

Of course we have a “quieter” line which is very reduced in its form – for the not-so-daring-buyer – but even in the quieter line our message is bold. When we started, we incorporated a lot of antique and vintage jewelry details into our bracelets, necklaces and earrings. We still do. We love this mix of Orient/ Occident, new/old. Now we also do lines without any antique jewelry details in them, but the details’ forms are still very much influenced by them. The essence and spirit of the antique jewelry pieces we have, pervades all our work. We remain true to ourselves. That is the essence of our style. We don’t follow any fashion.

Tabii ki çok cesur olmayan alıcılar için “daha sakin” bir serimiz de var. Ancak, bu seride bile mesajımız yine cüretkarlık. İlk başladığımızda, antika ve vintage mücevher detaylarını bilezik, kolye ve küpelerimize sıklıkla taşıyorduk. Hala da bu detayları kullanmaya devam ediyoruz. Doğu ve Batı, yeni ve eski karışımını çok seviyoruz. Artık, antika mücevher detaylar kullanmadığımız seriler de oluyor ama detayların formları hala antika havası veriyor. Sahip olduğumuz antika mücevherlerin ruhu ve özü, çalışmalarımıza siniyor. Kendimize sadık kalıyoruz. Bu, tarzımızın temelini oluşturuyor. Modayı takip etmiyoruz.

We are not bound to the vagaries of fashion but to the vagaries and whims of our ideas.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 187


INTERVIEW

SÖYLEŞİ ♦

For both of us, designing jewelry is like a composition.

What are your inspirations both in materials and in style?

Malzeme ve tarzda nerelerden ilham alıyorsunuz?

All our professional lives, we have been and are involved in art, music, design and words and this mix of creativity also forms the basis of the inspiration for our jewelry. We have been collecting antique jewelry from Europe, India, Afghanistan, Africa and vintage Turkish jewelry for many years. And have a pretty extensive collection by now. We are inspired by everything: nature, the color, texture, shape and cut of stones, crystals and wood. Their genesis, history and form play a big role. We can discover one stone and start the design of a whole big necklace from there. We are basically designing for ourselves, which I think is the big trick for any designer. Doing this you remain authentic.

Hayatımız boyunca sanat, müzik, tasarım kelimeleriyle iç içe olduk. Bu kreatif karışım, mücevherlerimiz için temel ilhamı oluşturuyor. Yıllardır eski Türk mücevherlerinin yanında Avrupa, Hindistan, Afganistan, Afrika’dan da antika mücevherler topluyoruz. Her şeyden ilham alıyoruz: Doğa, taşların rengi, şekli, yapısı ve kesimi, kristal ve ahşap. Orijinleri, tarih ve şekilleri büyük bir rol oynuyor. Bir taş, bizi büyük bir kolyenin tasarımına götürebilir. Tasarımları kendimiz için yapıyoruz diyebiliriz. Bence bu her tasarımcının püf noktası. Bu sizin otantik kalmanızı sağlıyor.

We are not inspired by the worth of an object or the technicality of a piece. Our jewelry is designed intuitively and emotionally. It should reach straight to the heart and not make you stop and wonder at its worth or technicality. We work together with outstanding craftsmen – both Armenian and Turkish- here in Istanbul. And over the years we have built up a team that really understands the essence of our work, they think we’re a little crazy at times but in the end they are also inspired by our ideas. Felicimomenti makes unique or limited edition necklaces, bracelets, rings and earrings as well as an exclusive small line of home accessories (chandeliers, candle holders, bookmarks, etc.) Felicimomenti Jewelry can be bought in Istanbul (FEY, Nişantaşı), London, Hamburg, Munich, Paris, Venice, New York etc. and on luxury jewelry websites. 188 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Bir objenin değerinden veya parçanın teknikalitesinden ilham almıyoruz. Mücevherlerimiz, duygusal bir şekilde ve sezgiyle tasarlanıyor. İlk bakışta kalbinize girmeli ve sizi değeri veya teknikalitesini düşünmeye itmemeli. İstanbul’da çok değerli Ermeni ve Türk zanaatkarlarla çalışıyoruz. Zamanla işimizin özünü çok iyi anlayan bir ekip kurduk. Bazen biraz çılgın olduğumuzu düşünseler de onlar da fikirlerimizden ilham alıyorlar. Felicimomenti, eşi olmayan veya sınırlı üretimde kolyeler, bilezikler, yüzükler ve küpeler üretmenin yanında özel ve küçük bir ev aksesuarları serisi de üretiyor (avize, şamdan, kitapayracı, vb.). Felicimomenti mücevherleri; İstanbul (FEY, Nişantaşı), Londra, Hamburg, Münih, Paris, Venedik, New York gibi dünyanın bir çok yerinden ve lüks mücevher sitelerinden de satın alınabiliyor.


Tasarımda Fark

Rixos Pera İstanbul Rixos Premium Belek Rixos Bodrum Rixos Grand Ankara Maxx Royal Susesi Belek Kaya Palazzo

Demircikara Mh. Burhanettin Onat Cd. No:73 Muratpaşa / Antalya - Türkiye Tel: +90 (242) 321 64 64 www.motiftekstil.com


TIMEPIECES

SAAT ♦

TIME IN

DIAMONDS

RJ-ROMAIN JEROME Moon Dust Red Mood Chrono

Diamonds are in the spotlight at RJ-Romain Jerome this year. Various models are covered with diamonds now. The bezels of the Steampunk models, belonging to the Titanic-DNA collection, are set with diamonds totalling around 3.27 cts. Making a powerful contrast with the raw, virile finishes of the Steampunk collection, the 286 precious stones lend a whole new dimension to this imposing 50 mm case. The paws of the Moon Dust Red Mood Chrono have been adorned with 164 diamonds totalling around 1.14 cts. The lunar grey dial of this model is a hand-sculpted evocation of the Moon and its mineral structure contains Moon dust. The sparkle of the diamonds echoes that of the stars in the sky, another detail recalling the conquest of space. Red gold for the case, carbon fibres on the bezel and diamonds embellishing the lugs: the materials are harmoniously combined on this model with its literally cosmic radiance. 190 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Bu yıl RJ-Romain Jerome, elmaslarla pırıldamayı seçti. Pek çok model artık elmaslarla kaplı. Titanic-DNA koleksiyonuna ait olan Steampunk modellerinin bezelleri, 3.27 karatlık elmaslarla bezendi. Steampunk koleksiyonunun ham ve erkeksi rötuşlarıyla güçlü bir zıtlık oluşturan 286 adet değerli taş, bu 50 milimetrelik muhteşem kasaya tamamen yeni bir boyut kazandırıyor. Moon Dust Red Mood Chrono modelinde ise pençeler, toplamda 1.14 karat olan 164 adet elmasla süslendi. Bu modelin gerçek Ay tozu içeren gri kadranına elle, Ay’ın yüzeyini anımsatan bir şekil verildi. Gökyüzündeki yıldızların yansımasına benzeyen elmasların parıltısı, uzayın fethini hatırlatan bir diğer detay. Kasanın pembe altını, bezel üzerindeki karbon fiber ve kulpları süsleyen elmaslar, bu modelin taşıdığı kozmik ışıkla büyük bir uyum içinde.


SAAT ♦

TIMEPIECES

ULYSSE NARDIN The Lady Diver Starry Night Radiating style and substance for today’s woman, this model is a contemporary stylish timepiece for those ladies who prefer to lead the way. With a self-winding movement the diamond set rotor in 22 ct gold is visible through an exhibition case back. Işığıyla günümüzün kadını için tarz ve anlam yayan bu model, lider hanımefendilerin tercih edeceği modern bir saat. Kendi kendine kurulan mekanizmasıyla elmasla çevreli 22 karat altın rotoru, şeffaf kasa arkasından seyredilebiliyor.

CHRONOSWISS Soul Luxurious and sophisticated, its elegant and soulful allure is given by a decorative dial embellished with applied Roman numerals and sunburst pattern. Lüks ve sofistike saatin zarif ve duygusal cazibesini, Roma rakamları ve güneş deseni uygulanmış süslemeli kadranı veriyor.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 191


TIMEPIECES

SAAT ♦

JAEGER-LECOULTRE Grande Reverso Ultra Thin Haute Joaillerie The Reverso is one of the rare true icons of luxury watchmaking. It is the legendary reversible watch invented in the 1930s for polo players who wanted to be able to protect the crystal of their watches. This is its ultra-thin, curved version designed exclusively for ladies. Reverso, lüks saatçiliğin gerçek ve nadir ikonlarından biri. 1930’larda, saatlerinin kristalini korumak isteyen polo oyuncuları için üretilen kasası ters çevrilebilen efsanevi bir model. Bu ultra ince Reverso ise hanımefendiler için özel olarak tasarlanmış, kıvrımlı bir model.

CARTIER Métiers d'Art The enamels are suspended between fragile wires, as elegant and delicate as pencil lines. To this precious technique, Cartier has added a mother-of-pearl dial painted with the creation of a fish in relief. Its citrus orange and highly graphic style contribute to the dream-like quality of the whole dial. This round watch is like a porthole through which we peer into the watery depths. Mine tekniği, kalemle çizilmiş gibi zarif bir şekilde uygulanmış, narin teller arasına yerleştirilmiş. Bu değerli tekniğe Cartier, rölyeften bir balığın resmedildiği sedef bir kadran eklemiş. Portakal rengi ve çarpıcı grafik tarzı, kadranın rüya gibi kalitesine katkıda bulunuyor. Yuvarlak saat, denizin derinliklerine dalıp gidebileceğimiz bir kaçış noktasını andırıyor.

192 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


SAAT ♦

TIMEPIECES

BOVET Amadeo Fleurier 46 Rising Star The model enables the conversion of the timepiece from a wristwatch to a table clock to a pocket watch or lady’s pendant. The patented design also allows the case back to be worn face up on the wrist. The handcrafted objects d’art represent both the heritage of haute horology and the Fleurier distinction of traditional artistry and materials. Bu model; bir kol saatinden bir masa saatine, bir cep saatinden bir kolyeye dönüşebiliyor. Patentli tasarım, kasa arkasının bilekte görünebilecek şekilde kullanılmasına da izin veriyor. Bu el emeği sanat objesi, hem haute horologie’nin tarihini hem de geleneksel sanatçılık ve malzemelerdeki Fleurier ayrıcalığını betimliyor.

GIRARD-PERREGAUX Tourbillon with Three Gold Bridges The silhouette enhanced by precious stones and fine watchmaking finishing highlights the superb architecture of the famous Girard-Perregaux Tourbillon with Three Gold Bridges in this feminine version. Bu feminen versiyonda, değerli taşlar ve iyi saatçilik rötuşlarıyla zenginleştirilmiş siluet; ünlü Girard-Perregaux Üç Altın Köprülü Türbilyon saatin muhteşem yapısını gözler önüne seriyor.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 193


TIMEPIECES

SAAT ♦

- 1965 -

- 2004 -

ROLEX

Cosmograph Daytona 2013 When Paul Newman and his team achieved the GTS-1 class victory at the Rolex 24 At Daytona in 1995, the watch he was awarded at the end of the race was a Rolex Oyster Perpetual Cosmograph Daytona chronograph. An appropriate trophy for a man who had worn this legendary Oyster model since he developed a passion for motor racing in the early 1970s. The Cosmograph Daytona accompanied him throughout his dual career as an actor and racing driver.

1995 yılında, Paul Newman ve ekibi; “Rolex 24 At Daytona” yarışında GTS-1 zaferini elde ettiğinde, yarışın sonunda ona hediye edilen saat, Rolex Oyster Perpetual Cosmograph Daytona’ydı. 1970’lerden beri motor yarışlarına büyük bir sevgi beslediğinden, bu efsanevi Oyster modelini kullanan bir kişi için harika bir hediye! Cosmograph Daytona, Paul Newman’ın hem bir aktör hem de bir yarış sürücüsü olduğu kariyeri boyunca ona eşlik etti.

At Baselworld 2013, Rolex introduced a new prestigious version of the Oyster Perpetual Cosmograph Daytona, the emblematic model launched in 1963, exactly 50 years ago this year. This legendary chronograph is proposed for the first time entirely in 950 platinum, the noblest of precious metals. It is equipped with a chestnut brown monoblock Cerachrom bezel and an ice blue dial.

Baselworld 2013’de Rolex, Oyster Perpetual Cosmograph Daytona modelinin yeni ve çok şık bir versiyonunu tanıttı. Tam olarak 50 yıl önce, 1963 yılında ilk olarak tanıtılan bu ikonik ve efsanevi kronograf, ilk defa değerli metallerin en asili olan 950 ayar platinden yapıldı. Model aynı zamanda kestane kahverengisi monoblok Cerachrom bir bezel ve buz mavisi bir kadrana sahip.

194 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


SAAT ♦

TIMEPIECES

PERRELET Turbine Poker

Perrelet has taken to playing the game of exploring the many possibilities afforded by its famous double rotor watches in their Turbine version. The brand uses cards to invite us to play poker according to its own rules – riddle style. Perrelet, Turbine modelindeki ünlü çift rotorlu saatleriyle bir keşif oyununa çıktı. Marka, kartları kullanarak bizi kuralına göre poker oynamaya davet ediyor.

AUDEMARS PIGUET Royal Oak Offshore Diver

The watch’s dramatic aesthetic turns functional elements into distinctive design features. It is characterized by larger-than-life proportions, high-tech materials and components engineered to ensure protection from magnetic waves, as well as by its distinctive “Mega Tapisserie” motif. Saatin çarpıcı estetiği, işlevsel ögeleri ayrıcalıklı tasarım özelliklerine dönüştürüyor. Eşsiz “Mega Tapisserie” motifinin yanında, oldukça büyük bir boyutta yapılan ve yüksek teknoloji malzemelerle farklılığını ortaya koyan saat, manyetik dalgalara karşı kendisini koruyabilecek şekilde tasarlanmış.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 195


SAAT ♦

TIMEPIECES

ROGER DUBUIS

Excalibur 42 Skeleton Tourbillon A deliberately extravagant demonstration of style and watchmaking expertise, the model incorporates two unmistakable features of Roger Dubuis creations: the flying tourbillon and the skeleton. Over the years the Excalibur line has steadily confirmed its position by developing different case sizes and offering increasingly noble, audacious complications. Tarz ve saatçilik uzmanlığının şaşaalı bir gösterisi olarak hazırlanan model, Roger Dubuis’e özgü iki özelliğe sahip: Uçan türbilyon ve iskelet. Excalibur serisi, yıllar geçtikçe farklı kasa boyutlarında üretilerek konumunu sağlamlaştırdı ve her seferinde, birbirinden asil ve cüretkar modeller sunmaya devam ediyor.

OFFICINE PANERAI

Luminor 1950 Chrono Flyback Oro Rosso This new chronograph has a flyback function and an automatic movement with a power reserve of three days. Available in a purely sports version in steel or as a more elegant one in red gold, the new chronograph is the first to be made by Officine Panerai using the new P.9100 caliber, developed and produced entirely in the House. Bu yeni kronograf, flyback özelliği ve üç günlük güç rezerviyle otomatik bir mekanizma taşıyor. Çelikten spor modele ve pembe altından klasik zarif bir modele sahip yeni kronograf, tamamen Officine Panerai üretimi ve tasarımı olan yeni P.9100 kalibrenin kullanıldığı ilk model.

196 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


SAAT ♦

TIMEPIECES

FRÉDÉRIQUE CONSTANT Vintage Rally Limited Edition The sporty appearance of each of the new models gives them that unmistakable race car driver look, from the unique “O-Rings” leather strap, to the unmistakable Healey logo on the dial. The chronograph model is an exceptionally stunning watch. The 43 mm stainless steel case is protected by convex sapphire crystal. Serideki her yeni modelin spor görünümü, halkalı deri kayışlarından kadrandaki healey logosuna kadar tam bir yarış otomobili görüntüsü veriyor. Kronograf model özellikle göz kamaştırıyor. 43 mm paslanmaz çelik kasa, dışa bombeli safir kristal ile korunuyor.

EDOX

Ghost Ship Limited Edition Limited to just 100 pieces worldwide, the watch is a black beauty, the workings of its luxury Edox Calibre 95 movement highlighted via a spectacular black skeleton dial and the transparent caseback. Dünya üzerinde sadece 100 adet üretilen bu saat, tam bir siyah inci. Lüks Edox Kalibre 95 mekanizmasının işleyişi, harika siyah iskelet kadrandan ve şeffaf arka kasadan seyredilebiliyor.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 197


INTERVIEW

Elegance and creativity are two quintessential Italian characteristics, and we claim and concretely represent them both with pride.

SÖYLEŞİ ♦

Zarafet ve yenilik, İtalyanlarda bulunan iki klasik özellik. Biz bu özelliklere gururla sahip çıkıyor ve temsil ettiğimize inanıyoruz.

Interview / Söyleşi: Ayça Oskay Photos / Fotoğraf: Nicola Cerzosimo

L

orenzi della Musa is a new designer label with a shoemaking heritage that has been handed down continuously for over 150 years. Pioneer of modern style and timeless design, the brand offers unique products that reflect the most authentic Italian taste and are made for those looking for excellence without compromises. How did it all start? What was the triggering idea for the label? The idea was born three years ago, when we finally decided to introduce to the market the legacy of our family: a tradition refined over 150 years of history, starting on the day on which my great-grandfather took under his protection a family of master shoemakers. This family soon created custom-made footwear for our whole family in addition to all the people who worked on my great-gradfather’s properties. Three years ago, we rediscovered the heirs of that same family of artisans, still active in the footwear industry. With them we decided to embark on an exciting journey of launching a new brand with a centenary tradition. 198 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Lorenzi della Musa, 150 yılı aşkın bir ayakkabıcılık geçmişine sahip, yeni bir tasarımcı marka. Çağdaş tarzın ve sonsuz tasarımın öncüsü olan marka, tam bir otantik İtalyan zevkini yansıtan ve tavizsiz mükemmelliyet arayanlar için yapılmış eşsiz ürünler sunuyor.

Marka hikayeniz nasıl başladı? Tetikleyici fikir neydi? Fikir, üç yıl önce 150 yılı aşkın tarihe sahip bir gelenek olan aile mirasını piyasaya sunmaya karar vermemizle ortaya çıktı. Bu gelenek, büyük-büyükbabamın bir ayakkabı ustasını ve ailesini himayesi altına almasıyla ve ustanın bütün ailesiyle mülkünde çalışan herkese özel ayakkabılar yapmasıyla başlıyor. Ayakkabıcılık sektöründe hala çalışmaya devam eden bu ailenin varislerini bulduk ve onlarla birlikte, asırlık bir geleneğe sahip yeni bir marka olarak bu heyecan verici yolculuğa çıktık.


INTERVIEW

SÖYLEŞİ ♦

"This handcrafted guarantee ensures that our products are unique items of the highest quality - real pieces of art created for the unique personality of those who wear them."

Tell us about your products: what makes them so special? Our products are mainly bespoke and in a limited number of pieces per year, as they are made entirely from the hands of our skilled master shoemakers without a single usage of machinery. This handcrafted guarantee ensures that our products are unique items of the highest quality— real pieces of art created for the unique personality of those who wear them. The attention to detail is obsessive, perfection is absolute. We like to call our craftsmen true contemporary artists. What are the manufacturing techniques used to make your shoes? We are one of the few brands that can still make the most complex hand-made workmanships. Models require anywhere from a minimum of seventy-two hours to up to several weeks for completion. We can offer several kinds of hand-made sewing processes such as: Bologna, Goodyear, Norwegian welt, Braided Norwegian welt, Reversed Norwegian welt, and the completely waterproof (and extremely complex process) Stagno.

Bize ürünlerinizden biraz bahseder misiniz? Onları bu kadar özel kılan nedir? Ürünlerimiz, çoğunlukla sipariş üzerine ve herhangi bir makine kullanmadan usta ayakkabıcılarımız tarafından tamamen elde yapıldığından, sınırlı sayıda üretiliyor. Ürünler, en yüksek kalite malzemelerle ve giyen kişinin benzersiz karakterini yansıtacak sanat eserleri olarak yapılıyorlar. Detaylara büyük bir özen gösteriliyor. Mükemmelliyet mutlaka olmalı. Zanaatkarlarımızın her birinin birer çağdaş sanatçı olduklarını düşünüyoruz. Ayakkabılarınızı yapmak için kullandığınız üretim tekniklerinden bahseder misiniz? En zor el işçiliğiyle üretim yapabilen çok az markadan biriyiz. Modeller, en az yetmiş iki saatten birkaç haftaya uzayabilen bir zaman aralığında üretiliyor. Bolonya, Goodyear, Norveç köselesi, örgü Norveç köselesi, ters Norveç köselesi ve tamamen su geçirmez Stagno (oldukça kompleks bir işlemdir) gibi bir çok elde dikim işlemlerini alternatif olarak sunabiliyoruz.

What are the main distribution channels for your products? We work on an “appointment-only” basis, or through exclusive events where we meet our customers and get their measurements. We have a showroom in downtown Milan where, by appointment, you can view our collection.

Ürünlerinizin ana dağıtım kanalları nelerdir? Sadece “randevu” yoluyla veya müşterilerimizle buluşup ölçülerini alabildiğimiz özel etkinlikler ile çalışıyoruz. Milano’da bir mağazamız var. Burada, randevu alarak koleksiyonumuzu görebilirsiniz. FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 199


INTERVIEW

SÖYLEŞİ ♦

What are some future steps you are planning for your brand?

Markanız için planladığınız hedeflerden birkaçına değinebilir misiniz?

We are actually planning to expand the distribution of our handmade products in new foreign markets; we are not looking for large numbers, but we do want to provide more and more consumers the opportunity to wear our products rich in history and shining as a typical Italian style. On the other hand we are also working on a casual readyto-wear collection, designed for the high-end wholesale channel, where we want to experiment with distinctive styles, new forms and different materials. We want our products to become the hallmark for all those who are looking for style, pleasure in dressing, and for those who want to be seen in the “Made in Italy” masterpiece that not only guarantees quality, but also an experience, a gratification and a satisfaction that is unmatched in other contexts. Elegance and creativity are two quintessential Italian characteristics, and we claim and concretely represent them both with pride.

Yeni yabancı pazarlarda el yapımı ürünlerimizin dağıtımını genişletmeyi planlıyoruz. Çok büyük satış rakamlarından ziyade; daha çok kişiye, geçmişi zengin ve klasik İtalyan tarzıyla parıldayan ürünlerimizi kullanma fırsatını sunmak istiyoruz. Öte yandan, gündelik bir hazır giyim koleksiyonu üzerinde de çalışıyoruz. Ayrıcalıklı tarzları, yeni formları ve farklı malzemeleri deneyimlemek istediğimiz yeni koleksiyon, üst sınıf toptan satış kanalları için tasarlanıyor. Tarz arayan, giyimden keyif alan, kalitenin yanında hiçbir şeyle kıyaslanamaz bir deneyim, hoşnutluk ve memnuniyeti de garantileyen “Made in Italy” şaheserleri içinde görünmeyi isteyenler için ürünlerimizin, kalitenin simgesi haline gelmesini istiyoruz. Zarafet ve yenilik, İtalyanlarda bulunan iki klasik özellik. Biz bu özelliklere gururla sahip çıkıyor ve temsil ettiğimize inanıyoruz.

What do you think about Rixos Hotels and Rixos Magazine? Rixos Hotels are one of our sine qua non places especially during our visits to Turkey. As it is spreading over Europe, it is clear that we will also be staying there more frequently. We have been also reading and having Rixos Magazine in our offices for a long time. It is the first luxury life magazine of Turkey and it certainly is one of the best and most dynamic magazines. 200 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Rixos Otelleri ve Rixos Magazine hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz? Rixos, özellikle Türkiye seyahatlerimizin vazgeçilmezleri arasında. Avrupa'da da hızla yayılıyor olması burada da sık sık gideceğimizi gösteriyor. Rixos Magazine’yi uzun zamandır takip ediyor ve ofislerimizde bulunduruyoruz. Türkiye'nin ilk lüks yaşam dergisi ve sektörünün en iyi, en dinamik dergilerinden birisi.


FROM PAST TO PRESENT

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ♦

88years Leica

of

Leica’nın 88 Yılı

O

skar Barnack's genius idea of creating the small format 35 mm camera created a revolution in photography in 1925, paving the way for the birth of the Leica Legend. His diminutive, lightweight Leica offered a new, undreamed-of freedom in reportage and artistic photography. From that point to the present day, Leica has had a profound influence on our view of the world we live in. In the venerable optical factory, which had been successfully developing world-class microscopes at Leitz, Wetzlar since 1849, a new idea caused a real stir: Oskar Barnack wanted to move away from the traditional, heavy plate cameras then used for most photography and search for a completely new form of photographic technology. As early as 1905, he had the idea of reducing the negative format and enlarging the photographs at a later stage. He succeeded in turning this momentous idea into reality 10 years later in his capacity as development manager. From a device to test exposures for cinema film, he developed the Ur-Leica, arguably the first truly successful small-format camera in the world. The small picture format of 24x36mm was achieved at that time by doubling the 18 x 24 mm cinema format. The photographs created in 1914 were of outstanding quality for the time. Delayed due to WW1, the first Leica (a contraction of Leitz Camera) did not enter series production until 1924 and was introduced to the public in 1925.

202 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Oskar Barnack’ın 35 mm’lik küçük formatlı kamera üretme fikri, Leica Legend markasının doğmasına yol açarak 1925 yılında, fotoğraf dünyasına devrim yaşattı. Barnack’in küçük ve hafif Leica’sı, fotoğrafa habercilik ve sanat alanında tasavvur edilemez bir özgürlük anlayışı getirdi. O günden bugüne, Leica’nın yaşadığımız dünyaya bakış açımız üzerindeki büyük etkisini yadsıyamayız. 1849 yılından beri dünya standartlarında mikroskoplar geliştirmekte olan Leitz Wetzlar’ın köklü optik fabrikasında ortaya çıkan yeni bir fikir, büyük bir heyecana yol açar. O zamanlar çoğunlukla fotoğrafçılıkta kullanılan geleneksel, ağır yapılı kameralardan sıkılan Oskar Barnack, fotoğraf teknolojisinde kullanılacak yepyeni bir form arayışına girer. Barnack, 1905 yılında, negatif formatın küçültülmesi ve devamında fotoğrafların büyütülmesi fikriyle yola çıkar. Fotoğrafçılık adına büyük önem taşıyan bu fikri, 10 yıl sonra geliştirme müdürü sıfatıyla gerçekleştirmeyi başarır. Sinema filmi pozlarını test etmek için kullanılan bir cihazdan Ur-Leica’yı, dünyanın ilk başarılı küçük formatlı kamerasını üretir. 18x24 mm sinema formatını ikiye katlayarak ulaşılan 24x36mm’lik küçük resim formatına ilk kez o zaman ulaşılır. Yeni makineden 1914 yılında elde edilen fotoğrafların olağanüstü kalitesi tüm dikkatleri üzerine çeker. 1.Dünya Savaşı nedeniyle 1924 yılına kadar seri üretime giremeyen ilk Leica (Leitz Camera’nın kısaltması), nihayet 1925 yılında piyasaya tanıtılır.


FROM PAST TO PRESENT

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ♦

When the production Leica A actually went on sale in 1925, photographers were quick to make use of the new, portable, simple, and quick method of photography, creating masterpieces of artistic imagery and gripping reportage.

With his supremely flexible prototype small-format camera, Oskar Barnack already provided impressive documentation of the events taking place in his home town. When the production Leica A actually went on sale in 1925, photographers were quick to make use of the new, portable, simple, and quick method of photography, creating masterpieces of artistic imagery and gripping reportage.

Oskar Barnack, elindeki küçük formatlı kamera prototipi ile memleketinde meydana gelen olaylarla alakalı etkileyici belgelere imza atar. Leica A, 1925 yılında satışa sunulduğunda; fotoğraf çekmenin bu yeni, taşınabilir, kolay ve hızlı yolunu benimsemekte gecikmeyen zamanın fotoğrafçıları, geride sanatsal açıdan güçlü ve haber değeri taşıyan başyapıtlar bırakır.

What was started in 1914 with the Ur-Leica quickly turned into a lasting success. In 1932, around 90,000 cameras were already in use. By 1961, the number had increased to a million. Milestones in the development include the rangefinder cameras such as the legendary Leica M3 in 1954 and the M6 in 1984. At the same time, the Leica lenses were beginning their success story and Leica binoculars impressed the world with their performance and comfort. The R-System commenced in 1976 with the Leica R3 - the first electronic Leica. In 1989, the first compact point-and-shoot model entered the market. 1998 also saw the launch of the first digital camera - the Leica Digilux. Without exception, all developments are focused on the requirements of the user and are characterized by the highest quality, focus on essential functions, and comfortable user-friendly controls.

Ur-Leica ile 1914 yılında başlayan süreç, hızlı bir şekilde kalıcı bir başarıya dönüşür. 1932 yılında, 90.000 civarında olan kullanılan kamera sayısı, 1961 yılında bir milyona yükselmiştir. 1954 yılında çıkan Leica M3 ve 1984 yılında çıkan M6 gibi telemetreler, gelişim sürecinin kilometre taşlarını oluşturuyor. Leica lenslerinin, performans ve konforuyla dünyayı büyüleyen Leica dürbünlerinin başarı hikayeleri de aynı zamana rastlıyor. 1976 yılında, ilk elektronik Leica olan Leica R3 ile başlayan R-Sistemini 1989 yılında ilk kompakt makina takip ediyor. Leica, ilk çıktığı günden beri, istisnasız tüm gelişmelerde kullanıcının ihtiyaçlarına yönelerek yüksek kalitede, temel işlevlere odaklanan, kullanıcı dostu kontrollere sahip kameralar üretiyor.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 203


FROM PAST TO PRESENT

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ♦

Without exception, all developments are focused on the requirements of the user and are characterized by the highest quality, focus on essential functions, and comfortable user-friendly controls.

204 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


FROM PAST TO PRESENT

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ♦

With Oskar Barnack's sensational new small-format camera, photojournalism was brought closer to actual events and began telling stories in a more dynamic and truthful manner. The reaction among photo artists to the possibility of achieving a "new form of vision" was extremely enthusiastic. The Leica became an indispensable companion for all situations, an "integral part of the eye" or an "extension of the hand". Since this momentous development, users have been able to focus their full concentration on the subject and the picture. Building on this first invention and on the innovative spirit demonstrated by Oskar Barnack, Leica is constantly working to create the perfect tools to extend that unique vision and the unlimited possibilities it represents.

The Leica became an indispensable companion for all situations, an "integral part of the eye" or an "extension of the hand".

Oskar Barnack’ın tüm fotoğrafçıları heyecanlandıran küçük formatlı kameraları, gazetecilere de gerçek olaylara daha yakından tanık olma imkanı sunarak hikayeleri daha dinamik ve doğru bir şekilde anlatmanın yolunu açmıştır. Görüntünün bu ‘yeni formu’na ulaşma imkanı, fotoğraf sanatçıları arasında büyük bir heyecana sebep olur. ‘Gözün ayrılmaz bir parçası’ ya da ‘elin uzantısı’ olarak tanımlanan Leica, fotoğraf severler için hiçbir koşulda yanlarından ayırmayacakları vefalı bir dost gibidir. Leica’nın fotoğraf dünyasında devrime sebep olduğu günden beri fotoğrafçılar, tüm konsantrasyonlarını konuya ve resme odaklama imkanı buluyor. Leica; Barnack’ın yenilikçi ruhuyla başlattığı serüveni, geliştirdiği benzersiz ürünlerle vizyonunu her geçen gün genişleterek devam ettiriyor.


RESTAURANT

RESTORAN ♦

Cafe Pushkin A Journey to the Past Geçmişe Bir Yolculuk

I

n 1964, French singer, composer, pianist and actor Gilbert Becaud sang a romantic song about his love for a Russian interpreter. The song, “Nathalie,” reminisced about the time the singer treated his tour guide with hot chocolate at “Café Pushkin,” spurring long-lasting rumors and beliefs that such a place really existed in Moscow. Unfortunately, no such place actually existed… That is until, 35 years later, when restaurateur Andrey Dellos made myth a reality by opening a “Café Pushkin” in the center of the city. The capstone of this iconic café’s 1999 opening took place in an unforgettable moment when Gilbert Becaud sang “Nathalie” for the first time in the real and true “Café Pushkin.”

206 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

1964 yılında; Fransız şarkıcı, söz yazarı, piyanist ve aktör Gilbert Becaud, Rus bir yorumcuya duyduğu aşkla ilgili romantik bir şarkı yazdı. “Nathalie” ismindeki bu şarkıda Becaud, rehberine Café Pushkin’de sıcak çikolata ısmarladığından bahsediyordu ve bu sebeple bir çok insan yıllarca Moskova’da gerçekten bir Café Pushkin olduğunu düşündü. Şarkının piyasaya çıkışından tam 35 yıl sonra Andrey Dellos, bu efsaneyi hayata geçirdi ve şehrin göbeğinde bir “Café Pushkin” açtı. 1999 yılındaki açılışta Becaud, “Nathalie” şarkısını ilk defa gerçek bir “Café Pushkin”de söyledi ve bu dakikalar, unutulmaz anlar olarak tarihe geçti.


The capstone of this iconic café’s 1999 opening took place in an unforgettable moment when Gilbert Becaud sang “Nathalie” for the first time in the real and true “Café Pushkin.”


RESTAURANT

RESTORAN ♦

This history and legend of Friedrich Karlovich continues to live in the restaurant, which is still housed in the 19th century mansion with an ancient elevator and embodies the beauty of the original structure. The concept of Café Pushkin restaurant is based on a legend about Friedrich Karlovich, a XVIII century pharmacist, who inherited a mansion in the center of Moscow and in it opened a drugstore. However, it didn’t bring profit and was superseded by a cafe, which became a popular place for Moscow clerisy. This history and legend of Friedrich Karlovich continues to live in the restaurant, which is still housed in the 19th century mansion with an ancient elevator and embodies the beauty of the original structure. Pushkin consists of 3 main halls on 3 levels and the interior decor revives the wonderful atmosphere of the early 20th century. The “Drugstore” hall is located on the first level, equipped with a unique pharmaceutical counter. It reminds of an old drugstore of the 19th century with volumetric flasks, measuring glasses and pharmaceutical scales. The "Library" room is on the second floor and it is decorated with telescopes and terrestrial globes, bookshelves and ancient woodcuts. The tables are covered with green cloth and the wooden bookcases carefully store rare volumes of books dated from the XVIII and XIX centuries. The third floor’s “Night-cellar” hall mimics a professor’s study, stuffed with bookshelves stacked with rare publications and ancient folios. Here, you can enjoy the best gipsy romances in Moscow. 208 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

 Café Pushkin restoranın konsepti belirlenirken 18. yüzyılda yaşayan eczacı Friedrich Karlovich’ten ilham alındı. Kendisine Moskova’nın göbeğinde bir ev miras kalan Karlovich, burayı eczaneye çevirmişti. Fakat işler iyi gitmeyince eczane bu sefer cafeye çevrildi ve mekan, Moskova sosyetesinin uğrak yeri oldu. Bu efsaneye göre dekore edilen restoran, 19. yüzyıldan kalma asansörlü bir ev içerisinde yer alıyor. Café Pushkin, üç farklı katta yer alan 3 ana salondan oluşuyor ve iç mekan dekorasyonu 20. yüzyılın başlarını yansıtıyor. Eski ve eşsiz bir eczacı tezgahına sahip olan “Eczane” salonu ilk katta yer alıyor. Büyük şişeleri, cam ölçekleri ve ilaç terazileri ile bu salon, 19. yüzyıldan bir eczaneyi andırıyor. “Kütüphane” salonu ikinci katta bulunuyor ve dekorasyonda teleskoplar, küreler, kitaplıklar ve eski tahtalar göze çarpıyor. Masalar yeşil örtülerle örtülmüş; raflar 18. ve 19. yüzyıldan kalan özenle seçilmiş kitaplarla donatılmış. Üçüncü katın teması ise “Gece Kileri”. Burası bir profesörün çalışma odası gibi tasarlanmış ve kitap rafları az bulunan kitaplarla, eski eserlerle dolu.


The menu at Café Pushkin restaurant is stylized like an old-time newspaper, titled “Gastronomic Herald.”

RESTAURANT

RESTORAN ♦

The menu at Café Pushkin restaurant is stylized like an old-time newspaper, titled “Gastronomic Herald.” The course and dish names resemble descriptions from a fantastic book: “Marine indwellers, complemented by various vegetables and green pasta”, “Sterlet ‘Enchanted’ in caviar sauce”, “River fish schnellklops served with dumplings”, “Lamb, delivered by Mr. Restaurateur from his voyage around Georgia”, “Shaped angel cake in an airy-fairy carrot”, “Neapolitan macaroni, favorite delicacies of the Russian sailors” to name a few.

Café Pushkin’in menüsü, gastronomi haberleri veren eski bir gazete gibi tasarlanmış ve yemek isimleri adeta fantastik bir kitaptan alınmış cümleler gibi: “Çeşitli sebzeler ve yeşil makarna ile sunulan deniz canlıları”, “Havyar sosuyla büyülenmiş Çığa balığı”, “Köfte ile servis edilen nehir balığı schnellklopları”, “Sayın Restoran sahibinin Gürcistan yolculuğundan getirdiği kuzu”, “Rus denizcilerin favori lezzetlerinden Napoliten makarna”…

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 209


RESTAURANT

The amazing atmosphere of Café Pushkin and its wonderful cuisine has charmed many over the years, with visitors like Bill Clinton, Condoleezza Rice, Madeleine Albright, Nicolas Sarkozy, Jack Nicholson, Quentin Tarantino, Angelina Jolie, Will Smith, Meryl Streep, Arnold Schwarzenegger, Sophie Marceau, Gérard Depardieu, Fanny Ardant, Catherine Deneuve. Of course, this is just a small part of the list of celebrities who have visited the restaurant previously. The autographs of the world stars occupy 4 guest books. Café Pushkin serves the traditional cuisine of Russian nobility, with its kitchen managed for over 10 years by Andrei Makhov, a member of the Russian Chef Guild and a repeated champion of Russian and International culinary contests. The café is placed in the very center of Moscow, a few steps from Tverskaya Street and close to such sights as the Museum of Oriental Art, the Pushkin Square and the Pushkin Theatre.

RESTORAN ♦

Café Pushkin’in muhteşem mutfağı ve büyüleyici atmosferi bugüne kadar Bill Clinton, Condoleezza Rice, Madeleine Albright, Nicolas Sarkozy, Jack Nicholson, Quentin Tarantino, Angelina Jolie, Will Smith, Meryl Streep, Arnold Schwarzenegger, Sophie Marceau, Gérard Depardieu, Fanny Ardant, Catherine Deneuve gibi pek çok ismi kendisine çekmiş ve bu isimler restoranı ziyaret eden ünlüler listesinin sadece küçük bir parçası. Geleneksel Rus mutfağının seçkin lezzetlerini sunan Café Pushkin, 10 yılı aşkın süredir Rus Chef Guild üyesi olan, Rusya’da ve uluslararası arenada çok sayıda ödül sahibi Andrei Makhov tarafından idare ediliyor. Mekan, Moskova’nın merkezinde yer alan Tverskaya Caddesi'ne birkaç adım uzaklıkta ve Doğu Sanatları Müzesi, Pushkin Meydanı ve Pushkin Tiyatrosu gibi mekanlara da son derece yakın. Kolayca ulaşılabilecek bir konuma sahip olan restoran, keyifli bir yemek deneyiminin yanı sıra büyülü atmosferiyle mutlaka vakit geçirilmesi gereken yerlerden biri.

Within an easy reach, the place is a must-see for a pleasant culinary experience and an enchanting atmosphere in the heart of Moscow.

210 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


GOURMET

GURME ♦

CHADOU

Japanese Tea Ceremony / Japon Çay Seremonisi

C

alled “Chadou” meaning “The Way of Tea” in Japanese, the Japanese tea ceremony is a choreographic ritual of preparing and serving Japanese green tea, called “matcha”, together with traditional Japanese sweets to balance with the bitter taste of the tea. Preparing tea in this ceremony means pouring all one's attention into the predefined movements. The whole process is not about drinking tea, but is about aesthetics, preparing a bowl of tea from one's heart. The host of the ceremony always considers the guests with every movement and gesture. Even the placement of the tea utensils is considered from the guests view point.

Japonca “Çayın Hali” anlamına gelen “Chadou” (Japon Çay Seremonisi), matcha çayının hazırlanışı ve sunumunun koreografik ritüelinden oluşuyor. Toz haline getirilmiş yeşil bir çay olan matcha’nın yanında, çayın keskin tadını hafifletmek için geleneksel Japon tatlılarından da mutlaka ikram edilir. Bu seremonide çayı hazırlamak, kişinin bütün dikkatini önceden belirlenmiş hareketlere vermesiyle oluyor. Ev sahibinin tüm içtenliğiyle bir fincan çay hazırladığı seremoni, sadece çay içmekten ziyade daha çok estetikle alakalıdır. Seremoniyi gerçekleştiren kişi, konuklarının her hareketini dikkate alır. Çayı hazırlarken kullandığı malzemelerin yerleştirilmesi bile konuğun bakış açısına göre yapılır.

The objective of Chadou is to form a relaxed communication between the host and his/her guests. Its ultimate aim is the attainment of deep spiritual satisfaction through the drinking of tea and through silent contemplation. On a different level, Chadou is simply an entertainment where the guests are invited to drink tea in a pleasant and relaxing room. The western understanding of "a ceremony" is a set of formal acts, often fixed and traditional, performed on important social or religious occasions.

Chadou’nun gayesi, ev sahibi ve konukları arasında sakin bir iletişim oluşturmaktır. Nihai hedefi, bir fincan çay içerek ve tefekküre dalarak derin ruhani bir memnuniyeti yakalamaktır. Öte yandan, Chadou için konukların hoş ve sakin bir odada çay içerek vakit geçirdiği sıradan bir eğlencedir de denilebilir. Batının “seremoni” anlayışı, önemli sosyal ve dini durumlarda yapılan, genellikle katı ve geleneksel bir resmi hareketler bütünüdür.

212 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


GOURMET

GURME ♦

Tea philosophy: (wa) harmony, (kei) respect, (sei) purity, and (jaku) tranquility.

However, Chadou does have flexibility since every occasion calls for special preparations, choice of utensils, choice of flowers for arrangement, a hanging scroll to describe the kind of tea-meeting and objective of the host. Therefore, Chadou “The Way of Tea” refers to a way of life, or a life style in devotion of preparing the best possible bowl of matcha for the guests. It is a way to remove oneself from the mundane affairs of day-today living and to achieve, if only for a time, serenity and inner peace. Tea philosophy can be summarized with four main concepts which respectively are (wa) harmony, (kei) respect, (sei) purity, and (jaku) tranquility. As there is “harmony” in nature, the host will try to bring this quality into the tea room. The guests must “respect” all things, all matters without involving their status or position in life. Entering into the tea room, one is to leave behind all thoughts and worries of daily life, and “purify” themselves. Only after the first three concepts are discovered, experienced and embraces, can people finally embody “tranquility”.

Ancak Chadou, daha esnek bir yapıya sahip. Büyük veya küçük her durum, ev sahibinin gayesine göre belirlenen, çay takımlarından çiçek aranjmanına ve asılacak hat yazısına kadar özel bir hazırlığı gerektirir. Bu nedenle Chadou ”Çayın Hali”, konuğa mümkün olan en iyi fincan matcha’nın hazırlanmasına adanan bir yaşam haline, bir yaşam tarzına göndermedir. Kişinin kendisini günlük olağan işlerden ayırıp iç huzuru ve sükuneti yakalayabildiği bir yöntemdir. Çay felsefesi, sırasıyla dört ana konseptle özetlenir: (wa) uyum, (kei) saygı, (sei) saflık ve (jaku) sakinlik. “Uyum” doğada bulunduğundan, ev sahibi bunu çay odasına taşımaya çalışır. Konuklar, yaşamdaki konum ve statülerine aldırmaksızın her şeye ve her olaya “saygı” duymak zorundadır. Çay odasına giren kişi, günlük endişelerini ve düşüncelerini odanın dışında bırakmalı ve “saf ” bir şekilde odaya girmelidir. Eğer bu üç adım keşfedilir, yaşanır ve kabullenilirse insanlar “sakinliğe” kavuşabilirler.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 213


RESTAURANT

RESTORAN ♦

THE London Calling: İstanbul'da bir Londralı:

O

DUKE

ne of the most eagerly anticipated restaurants "DUKE," recently opened in Istanbul. Celebrating the energy of two of the world’s most cosmopolitan cities, London and Istanbul, DUKE offers a globally-inspired menu with a distinctly British twist, superb crafted cocktails and an interesting and extensive selection of drinks.

DUKE features interior designs by the British firm Conran and Partners, who drew on classic British design principles – simplicity, craft and wit – to create the restaurant decor. The space is theatrical: guests are offered a variety of food related experiences in separate areas, from an intimate chef ’s table to sushi served on the lush planted terrace. Covering 13,637 square feet, DUKE can host 400 persons throughout the restaurant space, in addition to the outside terraces and the multiple private dining and event facilities. 216 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Heyecanla beklenen "Duke," İstanbul'da kapılarını açtı. Dünyanın en kozmopolit şehirlerinden İstanbul ve Londra'nın enerjisini bir araya getiren mekanın tüm dünyadan esinlenen menüsü, İngiliz mutfağıyla yorumlanıyor. Menüye harika kokteyller ile ilginç ve geniş bir içecek skalası eşlik ediyor. Duke'un iç mekan tasarımını İngiliz Conran and Partners firması yapmış. Klasik İngiliz tasarımlarından yola çıkan mimarlar; mekanı sadelik, iyi işçilik ve zeki dokunuşlar üzerine kurmuş. Bu gösterişli mekanda misafirler şefin masasında, onun seçimleri ile yemek yiyebiliyor ya da yemyeşil terasta sushi tadabiliyorlar. 2200 metrekare alan üzerine konumlanan Duke; restoran, teras ve "Private Dining Room”da 400 kişiyi ağırlayabiliyor.


RESTAURANT

RESTORAN ♦

DUKE is a celebration of classic & contemporary British food, reflecting the real flavour of London. The menu incorporates a selection of exceptional imported ingredients, alongside the finest seasonal local produce, making DUKE a unique eating & drinking experience. A simple palette of quality materials gives DUKE a sense of luxury. The floor inside the 126cover restaurant is dark oak, with columns of veined grey marble. The main bar, dominating the decoration of the restaurant, is surrounded by highly polished brass seats. Generous windows and the huge terrace with stunning views of Istanbul guarantee that the place will transform seamlessly from day to night. The 9,536 sq foot double-faced terrace has a seating capacity of 200 persons and bar capacity of 32 persons. The space creates the feel of a oasis-like British garden. DUKE also has two Private Dining Rooms covering 1485 sq ft, connected to the main restaurant by a gallery and wine cellar. These areas can also be combined for use as a single location if desired, providing space for up to 100 people.

Kaliteli ve yalın malzemelerle döşenen Duke, lüksün ve şıklığın bir temsilcisi. 134 kişilik oturma, 26 kişilik bar kapasitesine sahip restoranın yer döşemesi koyu renk ahşaptan yapılmış ve kolonlarda gri mermer kullanılmış. Restoranın kalbinde bulunan barda parlak çelik sandalyeler dikkat çekiyor ve bar, ortamın ağırlık noktasını oluşturuyor. Geniş camlar ve devasa teras sayesinde mekan gündüzden geceye masalsı bir geçiş yapıyor. Restoranın 900 m2 alana sahip çift taraflı teras alanı 200 kişilik oturma, 32 kişilik bar kapasitesine sahip. Bu yemyeşil teras, İngiliz bahçelerini andırıyor. Mekanda, ana restorana bir galeri ve şarap kavi ile bağlanan 95 m2 alana sahip iki adet Private Dining Room yer alıyor. Özel davetler ve gruplar için tek bir salon olarak da kullanılabilen bu alanlarda 100 kişi bir arada ağırlanabiliyor.

DUKE is a celebration of classic & contemporary British food, reflecting the real flavour of London. The menu incorporates a selection of exceptional imported ingredients, alongside the finest seasonal local produce, making DUKE a unique eating & drinking experience.

Duke, yiyeceklere klasik ve çağdaş bir İngiliz yorumu getirerek günümüz Londra'sının gerçek lezzetlerini yansıtıyor. Restoranın menüsü yerel, mevsimsel ürünlerden ve seçkin ithal malzemelerden oluşuyor ve ortaya eşsiz bir yemek deneyimi çıkıyor.

The menu has been created by renowned Chef Mickael Weiss, who was the award winning Executive Chef of Coq d’argent in London, to create both traditional and modern interpretations of British classics, many that can be enjoyed for the first time in Istanbul. Some local influences from Istanbul’s rich Ottoman heritage have also been encompassed to create a menu that has variety, balance and great flavours.

Londra'da Executive Chef of Coq d’argent ödülü kazanmış olan ünlü Fransız şef Mickael Weiss tarafından tasarlanan menüde, hem geleneksel hem de modern İngiliz yorumları yer alıyor. İstanbul'da bir ilk olan bu konsept dahilinde eşsiz bir yeme-içme deneyimi sunuluyor. Menü oluşturulurken, şehrin zengin Osmanlı kültürü de göz önünde bulundurulmuş ve böylelikle çeşitli, dengeli ve lezzetli bir menü meydana gelmiş. FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 217


Large scale hanging sculptural artwork installed at DUKE by Japanese artist Hirofumi Isoya.


RESTAURANT

The artworks installed at DUKE comprise of a large scale hanging sculptural work by Japanese artist Hirofumi Isoya, four wall based installations by British artist Elaine Mullings and a collection of black and white documentary photography by the French artist Thierry Durand. The concept behind the art was to reference the best of Britain. The artworks explore the theme of light and dark, bringing the outdoors inside. Elaine Mullings' work comprises of over 2,500 geometric aluminum objects that reference the movement and shape of mocking birds in flight, whilst Hirofumi Isoya's hanging sculpture comprises of an LED light base that sends a flood of light over insect and butterfly shapes that hang from gold and silver chains.

RESTORAN ♦

The restaurant introduces a different perspective to the food and beverage industry in Istanbul and adds to the overall charm of the city.

Although DUKE introduces many innovations to the eating and drinking scene of Istanbul, the intent is to provide delicious food and excellent service in ‘affordable style.’ Quality and value for money are the key elements here. The restaurant introduces a different perspective to the food and beverage industry in Istanbul and adds to the overall charm of the city. Duvarlarda yer alan heykeller ve sanat eserleri ünlü Japon sanatçı Hirofumi Isoya ve İngiliz sanatçı Elaine Mullings'e ait. Siyah beyaz fotoğraflar ise Fransız fotoğrafçı Thierry Durand'ın arşivinden. Mulling'in eseri 2,500 geometrik alüminyum parçadan meydana geliyor ve uçan kuşların hareket ve şeklinden esinleniyor. İsoya'nın heykeli ise altın ve gümüş zincirlerin ucuna asılmış böcek ve kelebek şekillerine yansıtılan LED ışıklardan oluşuyor. Eserler, İngiltere'nin en iyilerini sunmak adına oluşturulan bir konseptle bir araya getirilmiş. Karanlık ve aydınlık temasını işleyen parçalar, dış mekanın ferahlığını içeri taşıyor. İstanbul'un restoran sektörüne bir çok yenilik getiren Duke'un hedefi lezzetli yemek ve iyi servisi "ulaşılabilir" bir düzeyde sunmak. Restoranda fiyat kalite performansına öncelik veriliyor. Duke, İstanbul'daki yemek endüstrisine farklı bir açıdan yaklaşıyor ve varlığıyla şehrin cazibesine katkıda bulunuyor. FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 219


CULTURE & ART

KÜLTÜR & SANAT ♦

Marius Bauer An Orientalist in Mardin / Mardin’de Bir Oryantalist

T

he exhibition titled “An Orientalist in Mardin: Marius Bauer” has opened at the Dilek Sabancı Art Gallery of the Sakıp Sabancı Mardin City Museum. Bauer’s over a hundred works of oil paint, etchings, and drawings from the Risksmuseum in Amsterdam and other renowned museums from Europe and United States will be open to visit in the exhibition. The Dutch painter Marius Bauer was one of the most important representatives of the orientalism in the Netherlands. Marius Bauer was 21 years old when he embarked on his first major journey, which took him, in the autumn of 1888, to Istanbul, the ancient city of domes and minarets on the Bosporus. There he fell under the spell of the Orient, a fascination he would feel for the rest of his life. A letter to his mother reveals the impact on him of this totally unfamiliar world: ‘I now have a goal in sight, something I entirely lacked before this time.’ Thus began a life of travel. He repeatedly visited the Middle East, and also went to Russia, India, North Africa and even Indo-China and the Dutch East Indies.

222 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi Dilek Sabancı Sanat Galerisi’nde “Mardin’de Bir Oryantalist: Marius Bauer” sergisi açıldı. Amsterdam’daki Rijksmuseum başta olmak üzere Avrupa ve Amerika’daki önemli müzelerin koleksiyonlarında yer alan Bauer’in 100’ü aşkın yağlı boya, oyma baskı ve eskizleri sergileniyor. Hollandalı ressam Marius Bauer, oryantalizm akımının Hollanda’daki en önemli temsilcilerinden biriydi. Marius Bauer, ilk büyük yolculuğuna çıktığında 21 yaşındaydı. 1888 yılının sonbaharında yolu, Boğaz’ı çevreleyen kubbeler ve minarelerle dolu İstanbul’a düşmüştü. Burada, hayatının sonuna kadar etkisinden kurtulamayacağı Doğu’nun büyüsüne kapılmıştı. O dönemde annesine yazdığı bir mektupta, “Artık, şu ana kadar sahip olmadığım bir amacım var.” diyerek bu tamamen farklı dünyanın üzerinde oluşturduğu etkiyi anlatıyor ve bundan sonra seyahat hayatı başlıyor. Orta Doğu’ya tekrar tekrar gidiyor. Rusya, Hindistan, Kuzey Afrika hatta Çinhindi ve Hollanda Doğu Hint Adalarına da seyahat ediyor.


CULTURE & ART

KÜLTÜR & SANAT ♦

Marius Bauer was 21 years old when he embarked on his first major journey, which took him, in the autumn of 1888, to Istanbul, the ancient city of domes and minarets on the Bosporus.

In 1892 Bauer was back in Istanbul. He had now acquired an interest in literature with oriental subjects; a letter of that year to Philippe Zilcken reveals that his view of the Orient had also changed. Referring to the famous Tales from a Thousand and One Nights, he wrote: ‘[…] at every turn you think, that Aladdin will appear with his retinue of slaves, to set his treasures before the Sultan’s feet, or that a troop of eunuchs in magnificent clothing will chase you before them and sweep the street clean, for Princess Badoura is approaching in her palanquin, amidst a throng of female slaves, on her way to the bath.’ 1892 yılında Bauer, İstanbul’a geri dönüyor. Bu dönemde oryantal konulu edebiyata da merak salıyor. Aynı yıl diğer bir oryantalist Philippe Zilcken’e gönderdiği mektupta, oryantalist bakış açısının değiştiğini gösteriyor ve ünlü Binbir Gece Masalları’na gönderme yapıyor: “[...] Zannediyorsun ki her köşe başında Alaaddin, Sultan’ın ayaklarına hazinesini dökmek için köleler maiyetiyle belirecek veya Prenses Budur, hamama gitmek için yanındaki sayısız cariyeyle tahtırevanının içinde yola çıkmış yaklaşırken seni ve diğer insanları sokaklardan kovalayan görkemli kıyafetler içindeki harem ağaları birliği ortaya çıkacak.”

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 223


CULTURE & ART

KÜLTÜR & SANAT ♦

Bauer was an orientalist. Fakirs, mosques, a group of camels, snake charmers, a caravan in the desert: these are the subjects that feature in his work time and again.

Bauer was an orientalist. Fakirs, mosques, a group of camels, snake charmers, a caravan in the desert: these are the subjects that feature in his work time and again. The magical light in which he painted these reflects the fascination which the Orient held for him. Bauers’ later travels included trips to Syria and Palestine, North Africa, Indo-China and the Dutch East Indies. The Orient remained an inexhaustible source of inspiration for this exceptional etcher and painter. Bauer tam bir oryantalistti. Fakirler, camiler, deve sürüleri, yılan oynatıcıları, çölde bir karavan; çalışmalarında tekrar tekrar yer alan konulardı. Bunları resmettiği büyüleyici ışık, Doğu’nun onun gözündeki cazibesini yansıtıyor. Bauer’in sonraki seyahatleri Suriye, Filistin, Kuzey Afrika, Çinhindi ve Hollanda Doğu Hint Adaları’na oldu. Doğu, bu olağanüstü gravür sanatçısı ve ressam için bitmek bilmez bir ilham kaynağı olmaya devam etti.

224 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


CULTURE & ART

KÜLTÜR & SANAT ♦

The Butterfly’s Dream Yilmaz Erdogan's romance is set against the backdrop of Turkey during WWII, when the neutral country struggled to maintain its economy and introduced labor conscription.Two young poets in their 20s are among the men forced to work in a coal mine, but their lives are lightened when Suzan, the beautiful daughter of a wealthy businessman, appears. They make a bet: Each will write a poem, and they will ask Suzan to read them. The one she likes better will win her. Romantic blockbuster The Butterfly's Dream has been nominated as Turkey's Oscar submission in the foreign language film category.

Fulden Aran: A Midsummer Night’s Dream Bir Yaz Gecesi Rüyası 03.10.2013 – 02.11.2013 Alan Istanbul, Beyoğlu, Istanbul

Inez & Vinoodh Exhibition 18.09.2013 – 23.10.2013 Istanbul 74’, Karaköy, Istanbul

226 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Rafael Lozano - Hemmer Vicious Circular Breathing 14.09.2013 – 16.02.2014 Borusan Contemporary, Sarıyer, Istanbul

Renée Stout: Tales of the Conjure Woman Falcı Kadınların Hikayeleri 18.10.2013 – 14.12.2013 Halsey Institute of Contemporary Art, Charleston, SC, US


CULTURE & ART

KÜLTÜR & SANAT ♦

Kelebeğin Rüyası Yılmaz Erdoğan’ın romantik filmi, İkinci Dünya Savaşı dönemindeki Türkiye’de geçiyor. Savaşa nötr kalan ülkenin ekonomisini korumaya çalışırken işçi mecburiyeti getirilir. Yirmili yaşlardaki iki genç şair, kömür madeninde çalışmaya zorlanırlar. Ancak hayatları, zengin bir işadamının güzel kızı Suzan ortaya çıktığında aydınlanır. Aralarında bir iddiaya girerler: Her ikisi de bir şiir yazıp Suzan’dan okumasını isteyecektir. Suzan’ın beğendiği şiirin sahibi aynı zamanda onun aşkını da kazanacaktır. Romantik film Kelebeğin Rüyası, yabancı dilde film dalında Türkiye’nin adayı oldu.

Studio Job at Sammlung Groninger Museum 26.10.2013 – 05.01.2014 NRW-Forum Kultur und Wirtschaft, Düsseldorf, Germany

23rd Akbank Caz Festivali 25.09.2013 – 12.10.2013 Istanbul

Florian Maier - Aichen 14.09.2013 – 26.10.2014 Gagosian Gallery, Hong Kong

Anish Kapoor at İstanbul Anish Kapoor İstanbul’da 10.09.2013 – 05.01.2014 Sakıp Sabancı Museum, Emirgan, Istanbul

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 227


RIXOS NEWS

RIXOS HABERLERİ ♦

RIXOS KONYA Hazreti Mevlana’s Clemency meets Rixos Konya’s Hospitality Hazreti Mevlana’nın Hoşgörüsü Rixos Konya’nın Misafirperverliği ile Buluştu Welcome to our cheerful world... In collaboration with the International Commemorative Ceremonies of the 740th Reunion of Hazreti Mevlana Jalāl ad-Dīn Rumi, Rixos Hotel Konya began preparing and planning ahead of time to bring to life various event and festivity ideas. Intensive research commenced regarding the “Mevlevi Dinner Table,” which is one of the most important characteristics of the Mevlevi culture. Around this dinner table, every action is based on a doctrine. As a result, only after extensive research and detailed menu planning can an accurate replication of the original tables be recreated for the present time. Mevlevi dinner will be served by Hümayun Restaurant with its awarded menu. Furthermore, Mevlevi offerings from Kazan Restaurant will also be served at the welcoming ceremony. Finally, an open buffet dinner will be provided to guests in the Mevlevi corner of Rixos Konya. That’s not all! From 14th to 17th December between 05:00pm to 07:00pm, there will be a live Neyzen performance in the lobby. Additionally, in remembrance of the famous saying “The day I die will be the day I will be born,” Mevlevi sherbets will be offered with “halvah” - a traditional sweet - in the lobby on the evening of 17th December. 228 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Gülümseyen Dünyamıza Hoşgeldiniz... Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri’nin 740. Vuslat ve Anma Törenleri kapsamında; Rixos Konya Oteli, hazırlıklara ve farklı fikirleri hayata geçirmek üzere planlamaya günler öncesinden başladı. Bu çalışmalar kapsamında, her davranışın bir öğretiye dayandığı Mevlevi kültürününün önemli özelliklerinden biri olan Mevlevi sofrası için araştırmalara başlandı. Sonuç olarak menü planlaması yapıldı ve yıllar öncesi günümüzle buluşturuldu. Hümayun Restaurantta Mevlevi sofrasının ödüllü yemekleri, Kazan Restaurant girişinde Mevlevi tadımlıkları ile karşılama ve açık büfe akşam yemeğinde Mevlevi köşesi, konukları bekliyor olacak. Dahası var!14 ve 17 Aralık tarihleri arasında 17:00 - 19:00 saatlerinde NEYZEN dinletisi konuklar için Lobby’de canlı icra edilecek. “Öldüğüm gün doğduğum gündür” vesilesiyle tüm misafirlerimize Mevlevi şerbeti ile birlikte Mevlana Hazretleri’nin ruhuna 17 Aralık akşamı Lobby’de Helva ikramı yapılacak.


RIXOS NEWS

RIXOS HABERLERİ ♦

7 advices of MEVLANA In generosity and helping others, be like a river… In compassion and grace, be like sun… In concealing others’ faults, be like night… In anger and fury, be like dead… In modesty and humility, be like earth… In tolerance, be like a sea… Either exist as you are, or be as you look. Mawlana Jelaleddin RUMI

Hz. Mevlana’nın 7 Öğüdü Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol… Şefkat ve merhamette güneş gibi ol… Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol… Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol… Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol… Hoşgörülükte deniz gibi ol… Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol…. Mevlana Celaleddin Rumi

Invitation to Sema... The three most important elements of the philosophy and lifestyle of Hazreti Mevlana Jalāl ad-Dīn Rumi are poems, sema (a ritualistic dance performed by the Mevlevi dervishes,) and musiki (traditional Turkish music). In Sema ceremonies, three unique elements complete and unite each other in ultimately becoming one soul speaking the same language. First, semazens move gracefully between the creaks over the wooden floors of the dervish lodges. The performance is complimented by the sounds of the Ney and Kudüm (a reed flute and a small wooden drum). This speaking soul of Sema will meet our guests everyday during the week. Each day from the 7th to 17th December 2013, transportation services will be provided to the Sema Ceremonies, which will take place at the Mevlana Culture Center in from 1:00pm and 08:00pm. Shuttles will leave at 12:00am and 07:00pm from in front of the Rixos Hotel Konya. Gift packages including a CD, book, pamphlet about Mevlana and Mevlevi culture, as well as Mevlevi candies will be offered to the guests as a cultural service.

Semaya Davet... Mevlâna Celâleddin-i Rumi felsefesinin ve yaşam tarzının en önemli üç ögesi; şiir, sema ve musikidir. 750 yıldır, tekkelerin kararmış tahta zeminlerinde ayak gıcırtıları, hüzünlü salonlarında ney ve kudüm sesleri arasında yapılan sema törenlerinde bu üç öge birbirlerini tamamlar, birleşir ve aynı dilden konuşan bir ruh halini alır. Bu konuşan ruh, her gün değerli misafirlerle buluşacak. 07 - 17 Aralık 2013 tarihleri arasında her gün öğle 13:00’de ve akşam 20:00’de Mevlana Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Sema Törenleri’ne ulaşım sağlanacak. Servisler öğle 12:00’de ve akşam 19:00’da Rixos Konya Oteli’nin önünden kalkacaktır. Kültür hizmeti olarak Mevlana ve Mevleviliği anlatan CD, Kitap, Broşür ve Mevlana şekerinden oluşan paketler ise misafirlere birer hediye olarak ikram ediliyor. Rixos Konya Oteli, bütün misafirperverliğiyle dostluğu ve kardeşliği öğütleyen Hazreti Mevlana’yı anma törenlerindeki bu önemli anı misafirleriyle birlikte paylaşmayı sabırsızlıkla bekliyor.

With all its hospitality, Rixos Hotel Konya cannot wait to share these important days of the commemorative Ceremonies of Hazreti Mevlana. Together we will experience and celebrate the friendship and peace in people promoted by Hazreti Mevlana himself. FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 229


INTERVIEW

SÖYLEŞİ ♦

RIXOS TEKİROVA A Delicious Journey To The Tables Of Rixos Tekirova Rixos Tekirova’nın Leziz Sofralarına Yolculuk

O

ffering impeccable service and standing as the sine qua non of entertainment and recreation with its unique environment and active lifestyle, Rixos Tekirova is the ideal holiday address of the Mediterranean where everything is has been thought out beforehand for your ultimate satisfaction. Furthermore, the hotel also offers scrumptious food tastings inspired from cuisines throughout the world. The experienced chef of Rixos Tekirova, Muhammed Banko kindly answered our questions about the Rixos Tekirova’s kitchen.

Eşsiz mekânlarıyla mükemmel bir hizmet anlayışı sunan ve doyasıya eğlenmenin ve dinlenmenin vazgeçilmez adresi olan Rixos Tekirova; ailece tatil yapılabilecek, her şeyin en iyisinin düşünüldüğü, Akdeniz sahillerinin en cazibeli tatil yerlerinden biri. Dünya mutfaklarından seçme örnekler sunduğunu da unutmamak lazım. Rixos Tekirova mutfağının ardındaki isim, deneyimli Şef Muhammed Banko, bizi kırmayarak sorularımıza cevap verdi.

It must be difficult to be in charge of the cuisine at Rixos Tekirova, where numerous tourists from all over the world come to visit every year. Could you share with us the challenges and niceties of this responsibility?

Rixos Tekirova gibi dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin ağırlandığı bir otelde, konukların damak tadından sorumlu olmanın getirdiği zor ve hoş yanları bizimle paylaşır mısınız?

My team and I know very well that converging on a common point in order to please our guests is difficult. I select and train my team members with the nationalities and needs of our guests in mind. The nicest part of my job is meeting with people from different countries and cultures. I have become acquainted with many guests since my first day in the tourism sector; my team and I have become so close with some of them that even our families have become friends. So this is certainly the most beautiful and rewarding part of my job: becoming a world citizen.

Ben ve ekibim, misafirlerimizi memnun etmek için ortak bir paydada toplanmanın zor olduğunu çok iyi biliyoruz. Özellikle ekibimi kurarken misafirlerimizin milliyetlerine göre ihtiyaçlarını düşünerek seçiyor ve bu konularda personelimi geliştirmeye çalışıyorum. Yaptığımız işin en hoş yanı, öncelikle dünyanın her yerinden değişik kültür ve değerlere sahip kişiler ile tanışıyorsunuz. Turizme ilk başladığım yıllardan bugüne kadar iletişim içerisinde olduğumuz hatta ailecek görüştüğümüz misafirlerimiz var. Aslında bana göre yaptığımız işin en güzel, manevi ve hoş yanı da bu; dolayısıyla dünya vatandaşı oluyorsunuz.

230 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


INTERVIEW

SÖYLEŞİ ♦

We breathe a little Jordanian and Mediterranean tastes into the Italian’s cuisine, we can catch the historical progression of it.

How frequently do you change the menus at Rixos Tekirova? What is the most expected “cuisine” that the guests are waiting to see on their tables?

Menülerinizi nasıl ve hangi sıklıkla belirleyip değiştiriyorsunuz? Ve konukların tabaklarında görmeyi beklediği “mutfak” genellikle ne oluyor?

We constantly follow the developments in the world cuisines and change our menus yearly so we can offer unique alternatives to our guests. To ensure that we serve a cuisine that is open to changes and innovations, we gather together as a team each year and always prioritize the most innovative ideas. Above all, our guests want to feel love on their tables. If you put your heart and love into your food, believe me, that would be the best cuisine in the world. I believe we achieve that here at Rixos Tekirova with my team.

Dünya mutfaklarını sürekli takip ediyor, misafirlerimize değişik alternatifler üretmek için menülerimizi yıllık olarak değiştiriyoruz. Gelişime ve yeniliklere açık bir mutfak olduğumuzdan dolayı her sene sezon öncesi, ekibim ile birlikte yenilikçi fikirlere öncelik veriyoruz. Misafirlerimiz, tabaklarında öncelikle sevgiyi hissetmek isterler. Bir yemeğe sevgi ve aşkı katarsanız emin olun ki o mutfak, dünyanın en güzel mutfağıdır. Ekibim ile birlikte bunu yaptığımıza inanıyorum.

In order to learn a “cuisine” fully, it is very important to study the history, habits, and the lifestyle of the people and country where the food originates… From cooking to presenting, how do you approach a different cuisine? From which details do you take find your inspiration? I absolutely agree with you. When we are assembling a menu from a new cuisine, we especially take into consideration the history of that country. For example, when we breathe a little Jordanian and Mediterranean tastes into the Italian’s cuisine, we can catch the historical progression of it. Additionally, in the French cuisine, we try to capture the artistic way of the foods.

Bir “mutfağı” tam anlamıyla öğrenebilmek için o ülkenin geçmişini ve alışkanlıklarını, insanlarının yaşam tarzını da öğrenmek çok önemli olmalı… Üretme aşamasından sunum aşamasına kadar, farklı bir mutfağa olan yaklaşımınız nasıl oluyor, hangi detaylardan ilham alıyorsunuz? Kesinlikle size katılıyorum. Yeni bir mutfağın menüsünü oluştururken özellikle o ülkenin tarihi gelişimini de göz önünde bulundururuz. Örneğin İtalyan mutfağına biraz Ürdün biraz da Akdeniz mutfağının esintilerini kattığımız zaman, İtalyan mutfağının tarihsel sürecini yakalamış oluyoruz. Fransız mutfağında yemeklerin sanatsal yönünü yakalamaya çalışırız.

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 231


INTERVIEW

Can you tell us about your personal favorite cuisine? Of course, it’s the Turkish Cuisine! I don’t think there is a Turkish cook who would think of a different answer. The Turkish Cuisine is difficult to explain in a couple of pages. Even after many years in the kitchen, there are still recipes in the bundle of scrumptious tastes that we haven’t had the chance to try. Turkish Cuisine is our cultural heritage, passed from generation to generation in many different locales: Mıhlama from the Blacksea region, piyaz from the Mediterranean, kebab from the East, all kinds of zeytinyagli recipes from the Aegean region, mumbar from the Southeastern region, mantı from Kayseri and many more… We shouldn’t forget the intercontinental fame of döner, baklava, and keşkek. In short, I am really grateful to everyone who has helped these millions of tastes become famous in the modern day. Also, I am happy that I can pass my gratification to the next generation in this profession. We love our Turkish cuisine!

SÖYLEŞİ ♦

Sizin favori mutfağınızı öğrenebilir miyiz? Tabii ki Türk Mutfağı! Meslektaşlarım arasında acaba aynı kimliği taşıyıp farklı düşünen olabilir mi? Anlatması güç olan, yıllar geçmesine rağmen keşfedemediğimiz, tatmadığımız ve asırlarca nesilden nesile kültür mirasımız olan lezzet yumağını nasıl anlatabilirim? Karadeniz’ in mıhlaması, Akdeniz’in piyazı, Doğu’nun kebabı, Ege’nin muhteşem zeytinyağlıları, Güneydoğu’nun mumbar dolması, Kayseri’nin mantısı ve daha bilmediğimiz nice tariflerden oluşan bir lezzet yumağı... Tek başına, kıtalararası dilden dile dolaşan döneri, baklavası, keşkeği anlatmakla bitmez. Kısacası, bu güzel vatan topraklarıyla birlikte milyonlarca farklı lezzetin bizlere ulaşmasında emeği geçen herkese minnettarım. Minnet borcumu, bu meslekte bizden sonra geleceklere aktaracağımdan dolayı da çok mutluyum.

Turkish Cuisine is our cultural heritage, passed from generation to generation in many different locales.

232 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013


INTERVIEW

SÖYLEŞİ ♦

Ingredients 50 g Pine Nuts 30 g Flaked Almonds 1 tbsp Olive Oil 1 Large Onion, Halved and Sliced 2 Cinnamon Sticks, Broken In Half 500 g Lean Lamb Neck Fillet, Cubed 250 g Basmati Rice 500ml Lamb or Vegetable Stock 12 Dried Apricots Handful Fresh Mint Leaves, Roughly Chopped

Malzemeler

Turkish Lamb and Pilau Türk Usulü Kuzu ve Pilav Preparation:

Hazırlanışı:

In a dry hot frying pan roast the pine nuts and almonds until lightly toasted, then tip onto a plate. Add the oil to the pan, and then fry the onion and cinnamon together until starting to turn golden. Turn up the heat, stir in the lamb, fry until the meat is a caramelized brown color, add in the rice and cook for 1 min, stirring all the time. Pour in the stock, add the apricots, and then season to taste. Turn the heat down, cover and simmer for 12 minutes until the rice is tender and the stock has been absorbed. Toss in the pine nuts and mint and serve.

Kuru kızgın bir tavada fıstıkları ve bademleri hafifçe kavurun ve bir tabağa aktarın. Yağı tavaya ekleyin; soğan ve tarçını altın sarısı olana kadar soteleyin. Ateşi iyice açın ve kuzuyu ekleyin. Et karamelize kahverengini alıncaya kadar kavurun. Pirinci de ekleyip 1 dk kadar karıştırarak pişirin. Et/sebze suyunu, kayısıları ve baharatı ekleyin. Ateşi kısın ve kapağını kapatıp su tamamen çekilene kadar 12 dk pişirin. Fıstık ve naneyi üzerine serpir servis yapın.

50 gr Çamfıstığı 30 gr Yaprak Badem 1 Yemek Kaşığı Zeytinyağı 1 Büyük Soğan, İkiye Bölünmüş ve İnce Doğranmış 2 Tarçın Çubuğu, İkiye Bölünmüş 500 gr Kuzu Gerdanı, Küp Doğranmış 250 gr Basmati Pirinç 500 ml Kuzu veya Sebze Suyu 12 Kuru Kayısı Bir Avuç Taze Nane, İrice Doğranmış

FALL 2013

RIXOS MAGAZINE 233


RIXOS NEWS

RIXOS HABERLERİ ♦

RIXOS CUP 6 Basketball Giants At "Rixos Cup 6" Basketbolun Devleri “Rixos Cup 6”da Rixos Cup brings the giants of basketball to Istanbul Biggest teams of Euroleague and Eurocup meet in Istanbul for "Rixos Cup 6." The tournament will take place at Beşiktaş Akatlar Integral Arena with breathtaking matches between Olympiacos Piraeus , Anadolu Efes, Fenerbahçe Ülker, Beşiktaş Integral Forex, Budivelnik Kiev and Zalgiris Kaunas. Rixos Hotels Senior Vice President and Brandmanager Basak Erel states that the tournament, which had been held in Antalya so far, was moved to Istanbul due to high demand. " Each year the Rixos Cup has moved beyond borders and has become an important tournament for the Turkish basketball. We have moved this important organization to one of the capital cities of the world, Istanbul. We are proud to host the Euroleague and Eurocup teams for the first matches of the season." she says. Ukraine's famous cheerleading team Red Fox will entertain the basketball enthusiasts during the tournament.

234 RIXOS MAGAZINE

FALL 2013

Rixos Cup, potanın devlerini Istanbul’da buluşturuyor Eurolig ve Eurocup’ın dev takımları 6. Uluslararası Rixos Cup Basketbol Turnuvası için İstanbul’da buluşuyor. 24 - 27 Eylül 2013 tarihleri arasında Beşiktaş Akatlar Integral Arena’da gerçekleşecek turnuvada Olympiacos Piraeus , Anadolu Efes, Fenerbahçe Ülker, Beşiktaş Integral Forex, Budivelnik Kiev ve Zalgiris Kaunas, sezonun ilk maçlarında nefes kesen mücadelelere imza atacak. Rixos Hotels Markadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Başak Erel, bugüne kadar Antalya’da düzelenen Rixos Cup’ın yoğun talep sebebiyle İstanbul’a transfer olduğunu belirtti. Erel, “Her geçen yıl sınırlarını aşarak Türk basketbolu için önemli bir turnuva haline gelen ve takımlar tarafından da talep gören Rixos Cup’ı bu yıl dünya başkentlerinden biri olan İstanbul’a taşıdık. Yeni transferleriyle daha da güçlenen Eurolig ve Eurocup takımlarına sezonun ilk maçlarında ev sahipliği yapmanın gururunu yaşıyoruz” dedi. Ukrayna’nın dünyaca ünlü amigo takımı Red Fox da renkli şovlarıyla turnuva sırasınca basketbol severlerle birlikte olacak.


LYDION PREMIUM · RIXOS PREMIUM BELEK CLUB HOTEL · BELEK-SERIK · ANTALYA LYDION TEKIROVA · RIXOS TEKIROVA · TEKIROVA-KEMER · ANTALYA LYDION SUNGATE · SUNGATE HOTEL · ÇIFTEÇESMELER MEVKII BELDIBI · KEMER · ANTALYA LYDION BODRUM · RIXOS CLUB HOTEL ·ZEYTINLIKAHVE MEVKII KIZILAĞAÇKÖYÜ · BODRUM · MUĞLA



Rixos Magazine '13 FALL