Page 1


E D İ T Ö R D E N

REPORTTURK Kurumsal Kıymetler Dergisi İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu: Ertan Acar Medya İlişkileri Danışmanlığı adına Ertan Acar • Genel Yayın Yönetmeni: Nurgül Koca Acar • Yayın Koordinatörü: Abdullah Sarıkuzu •

Türkiye ekonomisinden ‘dört dörtlük’ büyüme

Yayın Kurulu: Fatih Acer, Prof. Dr. Faruk Şen,

Ekim sayımızın kapağına açıklanan ekonomik büyüme oranını taşıdık. Türkiye

Mehmet Canıtatlı, Çiğdem Penn,

2013’ün ikinci çeyreğinde, iç tüketim ve stok değişimindeki artışın desteğiyle yüzde

Osman Yılmaz, Metin Koca

4,4 büyüyerek, beklentilerin üzerine çıktı. Altı aylık büyüme yüzde 3,7 oldu. Sürpriz rakam, Türkiye’nin yıllık büyüme hedefi olan yüzde 4’ü yakalama umudunu artırdı. Dünya Ekonomik Forumu 2013-2014 Küresel Rekabet Raporu’nu açıkladı. Rekabet gücünün önemli bileşenleri inovasyon ve kurumsal yapılanmada artış gösteren Türkiye 148 ülke arasında 44. sırayı aldı. Deloitte’un raporuna göre, geçtiğimiz 1,5 yılda özellikle finans alanında faaliyet gös-

Prof. Dr. Haluk Gürgen • İletişim Adresleri: Esentepe Mah. Kasap Sok. Aslan Apt. No:11 D:7 Şişli/İstanbul • Yazı İşleri: editor@reportturk.com •

teren şirketler, krizlerden etkilenmemek için özlerini koruyup aktivitelerini daralttı.

Reklam Satış:

En önemlisi de iş modellerini yeniden yapılandırarak rekabeti %72 oranında arttırdı.

Özge Konci

Her yıl ICCI - Enerji ve Çevre Fuarı ve Konferansı kapsamında verilen ICCI Enerji Oscar Ödülleri Ankara’da düzenlenen ödül töreniyle sahiplerini buldu. Dereceye giren iki kategoride toplam 8 ödülü sahiplerine, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mahmut Mücahit Fındıklı, TBMM Çevre Komisyonu Başkanı Erol Kaya ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanı Hasan Köktaş verdi. Köşe yazarlarımız bu ay sizler için yine birbirinden değerli makaleler kaleme aldı. Tevfik Dalgıç ülkemizin bili politikasını mercek altına alırken, İtibar Atölyesi Başkanı Ertan Acar, bu ay ki makalesinde tarım sektöründe makineleşmeyi anlatıyor. Prof. Dr. Faruk Şen Almanya’daki seçimleri ve bu seçimlerin Türkiye’ye yansımalarının nasıl olacağını sizler için hazırladı.

Telefon: 0212 272 51 51 Fax: 0212 272 49 50 E-mail: reklam.satis@reportturk.com • Web: www.reportturk.com • ABD Temsilcisi Prof. Dr. Tevfik Dalgıç Dallas, Texas, USA Tel: 214-212 43 43 e-mail:tdalgic@gmail.com • İngiltere Temsilcisi: Vehbi Koca 10 Avocet Close, Se1 5En London/UK

Merve Seçkin Ağustos’ta basının en çok söz ettiği KSS projelerini araştırırken, Ali

Tel: +44 (0)20 7232 0291

Rıza Değer ise CEO ve üst düzey yönetici adayları için Egonomani’yi tarif ediyor.

Sayfa Tasarım

İDA Başkanı Ali Cem İlhan da yakın gelecekte iletişim veya PR’ın hayatımızın nere-

V2 Medya İletişim

sinde olacağını yazdı. Dr. İnci Şen ise koçluk kariyerine sahip kişiler için koç tool’un

önemini anlattı.

Dijital Yayın Platformu issuu.com

Ekim sayımızda sizin için yine dolu dolu bir Reportturk hazırladık. Hepinize keyifli okumalar diliyorum…

• REPORTTURK Basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir. • Köşe ve makalelerdeki yorum, bilgi ve haberlere ilişkin sorumluluk yazarına aittir. • REPORTTURK’te yayınlanan yazıların her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Diyaliz evinizde, ...ister periton diyalizi, ister ev hemodiyalizi...

Periton Diyalizi

Ev Hemodiyalizi

Ev konforu, daha özgür yaşam, daha serbest diyet* Diyaliz merkezine gitmeden, her gününüzü istediğiniz gibi yaşayabilirsiniz. www.fresenius.com.tr * Perl et al. Home Hemodialysis, Daily Hemodialysis, and Nocturnal Hemodialysis: Core Curriculum 2009. Am J Kidney Dis. 2009; 54: 1171-84. • Laurant et al. The results of an 8 h thrice weekly haemodialysis schedule. Nephrol Dial Transpl. 1998; 13: 125-131. • Williams et al. Slow Nocturnal and Short Daily Hemodialysis: A Comparison. Semin Dial. 1999; 12: 431-439.


İçindekiler 6

KISA KISA iOS 7 yayınlandı Yıldız Holding, Aytaç Et’in yüzde 75’ini alıyor Hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörlerinde güven azaldı CEO’lar sahnede Bosna Hersek’te MÜSİAD-BİGMEV işbirliği

10 14 16 18

HABER

2013’te AB’ye tam üyelik inancı yüzde 19’a çıktı

HABER

Finans sektörü organik büyüme ile rekabeti artırdı

HABER

Küresel Rekabet Raporu açıklandı

HABER

Enerji Oscar Ödülleri sahiplerini buldu

Euro Bölgesi durgunluktan çıkıyor

8

MAKALELER

KAPAK

Türkiye ekonomisinden ‘dört dörtlük’ büyüme

20 22 24 26 28 31 32 34

PROF.DR. FARUK ŞEN

Merkel 4 yıl daha Başbakan DR. INCI ŞEN

Koç tool neden önemli? PROF. DR. TEVFİK DALGIÇ

Bizde bilim politikası PROF. DR. FARUK ŞEN

AB’nin gariban çocuğu Bulgaristan ALİ CEM İLHAN

Yakın geleceğe bir bakış: İletişim hayatın neresinde veya PR MERVE SEÇKİN

Ağustos’ta basının en çok söz ettiği KSS projeleri ERTAN ACAR

Tarım sektöründe markalaşma ALİ RIZA DEĞER

CEO ve üst düzey yönetici adayları için Egonomani


Egzoz Gaz Emisyon Ölçümünü Yaptrdnz m? Daha temiz bir çevre ve yakt tasarrufu için egzoz gaz emisyon ölçümünüzü mutlaka yaptrn. Uluslararas standartlara uygun egzoz gaz emisyon ölçümünü, araç muayene istasyonlarmzda yaptrabilirsiniz. Randevu ve bilgi için tuvturk.com.tr

TÜVTURK Araç Muayene İstasyonlar TÜVTURK, bir TÜV SÜD - DOĞUŞ - BRIDGEPOINT ortaklğdr.

www.tuvturk.com.tr

Güven verir. De¤er katar.


KISA KSIA

iOS 7 yayınlandı Apple kullanıcılarının merakla beklediği iOS 7’nin Final sürümü nihayet yayınlandı. Tamamen yenilenmiş bir arayüze sahip olan iOS 7 100’den fazla özellikle beraber güncellemeye sunuldu. 200’den fazla özelliğe sahip olan iOS 7’ye bütün Apple cihaz sahipleri aynı anda kavuşamayacak. iOS’li cihazların çokluğu nedeniyle şirket her yıl olduğu gibi bu kez de güncellemeyi kademeli olarak kullanıcılara dağıtacak. Apple’ın yeni işletim sistemi daha önce de bahsedildiği gibi iPhone 4 ve üstü, beşinci nesil iPod touch, iPad 2 ve üstü Apple cihazlar tarafından destekleniyor. iOS 7’de tıpkı iOS 6’da olduğu gibi hem Wi-Fi hem de iTunes üzerinden cihazınıza kurabilmeniz mümkün. Bunun önce yedekleme yapmalı, ardından ise son sürüm iTunes üzerinden ya da cihazınızın Ayarlar>Genel>Yazılım Güncelleme bölümünden güncelleme işlemini gerçekleştirmeniz gerekiyor. Sorunsuz bir güncelleme yapabilmek için cihazınızdaki tüm uygulamaların güncel olması gerekiyor. Uygulamaları güncellemek için App Store’da bulunan güncellemeler sekmesinden gerekli uygulamaları güncelleyebilirisiniz.

Yıldız Holding, Aytaç Et’in yüzde 75’ini alıyor Ülker markasının sahibi Yıldız Holding, Aytaç Et Entegre Tesisleri’nin yüzde 75’inin satın alınması için Yimpaş Holding’le ön anlaşma imzaladı. Satışın tamamlanması Rekabet Kurumu onayından sonra gerçekleşecek. Aytaç Et Entegre Tesisleri için Yimpaş ile yapılan anlaşmaya göre; Yıldız Holding ve iştirakleri, şirketin Çankırı Çerkeş’teki tesisinin yüzde 75’ini gayrimenkulleriyle birlikte satın alacak. 216 çalışanı bulunan Aytaç Et, tüm mali yükümlülükleri ile birlikte 150 milyon liraya Yıldız Holding’e devredilecek. Anlaşma, Aytaç’ın sadece et entegre tesislerini kapsıyor. Satın alımın tamamlanması için Rekabet Kurumu’nun onayı gerekiyor.

Hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörlerinde güven azaldı Suriye’deki olaylar sınırdan katır ve at sırtında geçirilen kaçak akaryakıt sorununu yeniden gündeme getirdi. Kaçak akaryakıtın Türkiye’ye yıllık zararını 4-5 milyar dolar olduğunu belirten yetkililer, katır sırtında ya da araç deposunda ülkeye sokulan kaçak yakıtın deniz yoluyla getirilen yakıtın yanında “Devede kulak” olduğunu belirtiyor. Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası (PÜİS) Başkanı Muhsin Alkan, “Akaryakıtın üzerindeki yüzde 65’lik vergi yükü kaçakçının iştahını kabartıyor. Çevre ülkelerde yakıtın ucuz olması ve Suriye’deki olaylar da kaçağı tetikliyor” dedi. Akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele kapsamında 2010 yılında 31 bin 766 ton akaryakıt ele geçirildi. 2011’de 37 bin ton 2012 yılında ise yaklaşık 40 bin ton kaçak akaryakıta el konuldu. Bu yılın ilk altı ayında ise yaklaşık 62 milyon liralık kaçak akaryakıt yakalandı. Ancak yetkililer, kaçağın boyutunun yakalanan miktarın çok üzerinde olduğuna dikkat çekiyor. 6 | REPORTTURK / Ekim 2013


CEO’lar sahnede CEO Club’ın “CEO’lar Sahnede” etkinliğinde, CEO’lar müzik becerilerini ortaya koydular. CEO Club’ın bu özel etkinliğinde Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su Erdal Karamercan ve grubu Ecza Dolabı, Akbank Genel Müdürü Hakan Binbaşgil, Aras Holding Yönetim Kurulu Başkanı Evrim Aras, Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş, Mondi Endüstriyel Torba CEO’su Kaan Ozkan ve AvivaSA Genel Müdürü Meral Eredenk performanslarıyla sahnede yer aldı. Vodafone Türkiye Kurumsal İş Biriminden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Engin Aksoy, konuyla ilgili şunları dile getirdi: “Ana sponsor olarak desteklediğimiz, Capital ve Ekonomist dergileri öncülüğünde hayata geçirilen CEO Club’ın üyeleriyle CEO’lar Sahnede etkinliğinde, iş dünyamızın değerli liderlerinin başarılı performanslarını heyecanla ve keyifle izledik. CEO Club üyelerinin sahne aldığı bu özel etkinlikte ise iş dünyasının önemli aktörleri bize müzik dolu, unutulmaz bir gece yaşattılar. Bu özel gecede hep birlikte müzik dolu bir gece yaşadık. Müziğin tüm insanların evrensel dili olduğuna inanıyoruz. Biz de Vodafone Türkiye olarak, müziğin birleştirici ve iyileştirici gücünden aldığımız ilhamla bu alanda sosyal fayda sağlayan birçok projeye imza atıyoruz. Her yıl düzenli olarak Liselerarası Müzik Yarışması’nı düzenliyoruz, çok ses getiren Vodafone İstanbul Calling konserlerini de düzenledik. Ayrıca, engelli bireylerin birer profesyonel olarak üyesi olduğu Düşler Akademisi Social Inclusion Band ile konserleri destekliyoruz.”

Bosna Hersek’te MÜSİAD-BİGMEV işbirliği

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Bosna Hersek’teki yatırım ve ticaret çalışmalarını Bosna Hersek ile İlişkileri Geliştirme Merkezi Vakfı (BİGMEV) ile birlikte yürütecek. MÜSİAD ve BİGMEV bu işbirliği için BİGMEV’in Saraybosna’daki merkezinde ortak işbirliği anlaşmasını imzaladı. BİGMEV’in Sarajevo’daki merkezinde düzenlenen imza töreninde MÜSİAD Başkanı Nail OLPAK başkanlığında MÜSİAD yönetim ve iş adamı heyeti ile BİGMEV Başkanı Muzaffer ÇİLEK ve yönetim kurulu hazır

Euro Bölgesi durgunluktan çıkıyor Eylül ayında Euro Bölgesi’nde ekonomik faaliyetin iki yılı aşkın süredir en yüksek hızda büyüdüğü açıklandı. Eylül ayında Euro Bölgesi’nde ekonomik faaliyetin iki yılı aşkın süredir en yüksek hızda büyüdüğü açıklandı. Sınaî üretim ve hizmetleri içeren Markit kompozit satın alma yöneticileri endeksi Ağustos ayında 51,5’dan 52,1 puana yükseldi. Büyüme hızı analist beklentilerinin ortalamasının üzerinde oldu. Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’da iş faaliyetleri, son sekiz ay boyunca en hızlı oranda büyüdü. Bloğun ikinci büyük ekonomisi Fransa’da ise faaliyet az miktarda olsa da, bir buçuk yıldan daha fazla bir sürede ilk defa arttı.

bulundu. İmza töreni sonrası katılımcıları hitap eden MÜSİAD Genel Başkanı Nail OLPAK ; “Bugün, MÜSİAD ve BİGMEV gibi, idealleri uğruna fedakârlıkla hizmet veren iki kardeş kuruluşun, Türkiye ile Bosna Hersek işbirliği adına yapacakları ortak çalışmalar ve girişimler için akitleşmesine şahitlik ediyoruz. MOU gibi girişimler, aramızdaki bağı, daha da kuvvetlendirmesi bakımından önemlidir. Ancak, bu iyi niyetin, kâğıt üzerinde kalmaması gerekir. Bu bakımdan, iki ülkenin geleceğine hizmetin sorumluluğunu taşıyan bizlere, olası girişimler ve ortaklıklar için vazifeler düşmektedir” diyerek ticari ilişkilerin geliştirilmesinin gerekliliğinin ve öneminin altını çizdi. Ekim 2013 / REPORTTURK | 7


HABER

Türkiye ekonomisinden ‘dört dörtlük’ büyüme Türkiye 2013’ün ikinci çeyreğinde, iç tüketim ve stok değişimindeki artışın desteğiyle yüzde 4,4 büyüyerek, beklentilerin üzerine çıktı. Altı aylık büyüme yüzde 3,7 oldu. Sürpriz rakam, Türkiye’nin yıllık büyüme hedefi olan yüzde 4’ü yakalama umudunu artırdı. Türkiye ekonomisi, yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,4 büyüdü. Ekonomi yılın ilk yarısında ise yüzde 3,7 büyüme kaydetti. İkinci çeyrekte beklentilerin üstünde büyüme kaydeden Türk ekonomisi, 15 çeyrektir kesintisiz büyümesine devam etti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), üretim yöntemiyle hesaplanan Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) 2013 yılı ikinci çeyrek sonuçlarını açıkladı. 2013’ün ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre GSYH sabit fiyatlarla 30 milyar 145

8 | REPORTTURK / Ekim 2013

milyon lira düzeyinde gerçekleşti. Nisan-Haziran döneminde GSYH cari fiyatlarla yüzde 10,2’lik artışla 385 milyar 113 milyon lira oldu. GSYH, takvim etkisinden arındırılmış sabit fiyatlarla yüzde 4,1’lik artış gösterirken, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH değeri de yüzde 2,1 oldu. GSYH, yılın ilk yarısında da sabit fiyatlarla yüzde 3,7 büyüme kaydederek 58 milyar 134 milyon lira oldu. İmalat sanayi, 2013 yılı ikinci üç aylık çeyreğinde cari fiyatlarla yüzde 5,7’lik artışla 61 milyar 414 milyon, sabit fiyatlarla yüzde 3,4’lük artışla 7 milyar 733 milyon lira olarak gerçekleşti. Mali aracı kuruluşlar, 2013 yılı ikinci üç aylık çeyreğinde cari fiyatlarla yüzde 24,7’lik artışla 13 milyar 657 milyon, sabit fiyatlarla yüzde 8,5’lik artışla 3 milyar 463 milyon lira oldu.


HABER

Kişi başı gelir 10.497 dolar GSYH değeri, 2012 yılında cari fiyatlarla yüzde 9,1’lik artışla 1 trilyon 415 milyar 786 milyon, sabit fiyatlarla yüzde 2,2’lik artışla 117 milyar 675 milyon lira olarak gerçekleşti. Kişi başına GSYH değeri 2012’de cari fiyatlarla 18 bin 914 lira, ABD doları cinsinden 10 bin 497 dolar olarak hesaplandı. TÜİK 2012 ve 2013 yılına ilişkin daha önce açıklanan büyüme verilerinde de revizyona gitti. Ancak bu revizyon yılın tamamı için açıklanan yüzde 2,2’lik rakamda değişikliğe neden olmadı. Daha önce yüzde 3 olarak açıklanan 2013’ün ilk çeyrek büyüme rakamı yüzde 2,9 olarak revize edildi.

Hane halkı tüketim harcamaları Hane halklarının nihai tüketim harcamalarının değeri 2013 yılı ikinci üç aylık çeyreğinde cari fiyatlarla yüzde 12’lik artışla 275 milyar 347 milyon lira, sabit fiyatlarla yüzde 5,3’lük artışla 19 milyar 769 milyon lira oldu. Devletin nihai tüketim harcaması değeri ikinci çeyrekte cari fiyatlarla yüzde 11,8’lik artışla 56 milyar 720 milyon, sabit fiyatlarla yüzde 7,4 artışla 3 milyar 183 milyon lira

olarak hesaplandı. Mal ve hizmet ihracatı değeri 2013 yılı ikinci üç aylık çeyreğinde cari fiyatlarla yüzde 5,3’lük artışla 99 milyar 670 milyon, sabit fiyatlarla yüzde 1,2 artışla 8 milyar 240 milyon lira olarak gerçekleşti. Nisan-haziran döneminde sabit fiyatlarla en fazla büyüyen sektör, yüzde 14,9 ile otel ve lokantalar olurken, bu sektörü yüzde 9,4 ile dolaylı ölçülen mali aracılık hizmetleri, yüzde 8,8’le balıkçılık izledi.

‘Büyümede Avrupa şampiyonu olduk’ Yılın ikinci çeyreğindeki yüzde 4,4’lük büyüme rakamı memnuniyetle karşılandı. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, “Bu büyümeyle Avrupa şampiyonu olduk” dedi. Türkiye ekonomisinin, yılın ikinci çeyreğinde yüzde 4,4 büyüme göstermesi, ekonomi yönetimindeki bakanlar tarafından Orta Vadeli Program’da yüzde 4 olan yıllık büyüme hedefine yakın bir büyümenin gerçekleşeceğinin bir göstergesi olarak değerlendirildi. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, “Büyümede Avrupa şampiyonu olduk. Bu yıl büyüme yüzde 4’ün çok az altında kalacak ancak yüzde 3,5’in altına inmeyecek gibi görünüyor” diye konuştu.

Ekim 2013 / REPORTTURK | 9


HABER

2013’te AB’ye tam üyelik inancı yüzde 19’a çıktı Türkiye Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfının, Türk halkının Avrupa Birliği’nin tam üyeliğine yönelik panel araştırmasının üçüncüsü Eylül ayında sonuçlandı. İlk araştırmayı Mart 2011 de gerçekleştiren Tavak Vakfı, ikinci araştırmayı aynı sorularla 2012 yılının Temmuz ayında sonuçlandırmıştı. Türkiye Avrupa Eğitim Ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı’nın ‘‘3. Türkiye Halkının AB’ye Bakışı‘‘ araştırması Türkiye’nin İstanbul, İzmir, Ankara, Kayseri, Diyarbakır ve Artvin kentlerinde 18- 60 yaş arasında 1210 kişi ile 20 Ağustos 2 Eylül tarihlerinde yapıldı. Bu araştırma kapsamında örnek olarak 2011/2012 yıllarında araştırma yapılan

10 | REPORTTURK / Ekim 2013

kentler alındı. Gerçekleştiren araştırmada, “Türkiye’nin AB’ye üye olacağına inanıyor musunuz?’’ sorusunda Türk halkının yüzde 19’u Avrupa Birliği’ne tam üye olacağına inanırken, yüzde 74’ü böyle bir duruma ihtimal vermedi. Yüzde 7’lik bir kesim de bu konu hakkında herhangi bir fikir beyan etmedi. “Türkiye’nin 2020-2026 yıllar içerisin-


HABER

de 7 yıllık AB bütçesi döneminde Türkiye’nin tam üye olacağına inanıyor musunuz?’’ sorusuna katılımcıların yüzde 15,7si evet, yüzde 71,2’si hayır cevabını verdi. Hiç bir zaman tam üye olmaz diyenler ise yüzde 13,1 de kaldı. Türkiye gibi büyük ülkelerin Avrupa Birliğine her 7. Yıllık bütçe dönemi içinde üye olma olanağına sahip olmalarından dolayı böyle bir soru soruldu. Türkiye’nin tam üyeliğinde en büyük engeli hangi ülke oluşturuyor konusunda Almanya büyük bir oranla (yüzde 64,2) ilk sırada yer aldı. Bunda Angela Merkel’in son çıkışlarının büyük ölçüde rolü olmuştur. Almanya’daki bu Türkiye karşıtlığı Angela Merkel‘in Türkiye’ye, Almanya’da yaşayan Türklere ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı olan antipatisinden kaynaklandığı kanısının Türk kamuoyuna çok ciddi bir şekilde yansıdığı için böyle bir sonuç ortaya çıkmıştır. Fransa bundan önce hep birinci sırayı alırken, Hollande’ın Başkan olmasından sonra Türkiye’ye en büyük engel oluşturma oranında yüzde 26,2’de kaldı. Yunanistan engel olarak yüzde 4,2, Güney Kıbrıs yüzde 5,1 oranında kalırken diğer ülkeler yüzde 2 civarındadır. Özellikle bu yılın başından itibaren Türkiye’nin AB yaklaşımı konusunda ki düşünceleri görmek için “AB konusunda Tayyip Erdoğan Hükümetinin 2013 yılından itibaren olan çalışmaları yeterli buluyor musunuz?’’ sorusu katılımcılara yöneltildi. Yeteri kadar tam üyelik için çalışmıyor diyenlerin oranı yüzde 41,4 iken, elinden geleni yapıyor diyenler yüzde 36,5, daha aktif ve ciddi bir politika izlemeli diyenlerin oranı da yüzde 22,1’dir “AB üyeliğinin Türkiye’ye sağlayacağı katkılar neler ola-

bilir’’? sorusuna halkımızın yüzde 18,4’ü hiçbir katkısı olmayacağını söylerken, serbest dolaşım hakkından yararlanmamızın Türkiye’ye katkısı olacağını söyleyenlerin oranı yüzde28,6’dir. AB bütçesinden yararlanmayı ön plana çıkaranlar yüzde 11,4’dür.

Avrupa Parlamentosuna katılmak önemini koruyor Türkiye 5. büyük ülke olarak Avrupa Parlamentosuna katılması halinde İngiltere, Fransa ve İtalya’nın verdiği kadar Parlamenter gönderecek. Bunu önemli bulanların oranı yüzde 13,7. Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliğin söz sahibi olma fikri ise yavaş yavaş gündemden düşmüş durumda. “Türkiye’nin AB dışında en önemli alternatife hangisidir?’’ sorusuna BRIC ülkeleri diyenlerin oranı yüzde 31,3’dir. İslam İşbirliği Örgütü yüzde 12,2; Karadeniz Ekonomi İşbirliği yüzde 6,5 olarak belirtildi. Rusya başta olmak üzere komşularla işbirliğini geliştirelim diyenler yüzde 26,2, Shanghai Beşlisi ile ortak çalışma fikri de yüzde 23,8 oranında kabul gördü. “Türkiye’nin ekonomik olarak AB’ye ihtiyacı var mı?” sorusuna Evet diyenlerin oranı yüzde 18,6, Hayır diyenler yüzde 66,2’dir. Fikrim yok diyenler ise yüzde 15,2 oranında kalmıştır. “Türkiye’nin üyeliğine karşı AB ülkelerinin negatif yaklaşımını neye bağlıyorsunuz?’’sorusuna AB’deki İslamofobi ve İslam düşmanlığı yüzde 41,4 oranında tanımlanmakta, ikinci olarak da (yüzde 35,2) Türkiye’nin ülke olarak büyüklüğü değerlendirilmektedir. Türkiye’nin az gelişmiş-

Ekim 2013 / REPORTTURK | 11


HABER

liğinin neden olacağını söyleyenlerin oranı yüzde 8,3’te kalırken, Türkiye’nin demokratik bir düzene geçememiş olmasını söyleyenler yüzde12,2’dir. Kürt sorununu neden olarak gösterenlerin oranı yüzde 2,7, Ermeni sorunu da yüzde 0,2 olarak değerlendirilmektedir.

3 yılın karşılaştırılması 2011, 2012 ve 2013 yılı araştırmalarını karşılaştırdığımız zaman ilginç bazı yaklaşımlar ortaya çıkmakta. 2011 yılında Türkiye’nin AB’ye tam üye olacağını inanlar yüzde 34,8 ile o yıla kadarki en düşük oranı ortaya çıkarırken, 2012 yılında bu oran neredeyse yarı yarıya azalarak yüzde 17’ye düşmüş bulunmaktaydı ve halkın yüzde 78’i Türkiye’nin artık iyi olacağına inanmıyordu. 2013’de ise Türkiye’nin tam üye olacağını inananların oranı az da olsa bir artış göstermiş ve yüzde 19’a çıkmış durumdadır.

Ne zaman üye olabilir? 2011’de Türkiye’nin önümüzdeki 10 yılda AB’ye tam üye olacağına inananların oranı yüzde 27,5 iken 2012 yılında bu oran yüzde 15’e düştü. 2013 yılındaki araştırmada da bunda büyük bir değişiklik olmadı. Türkiye’nin önümüzdeki 7 Yıllık Mali Bütçe sürecinde AB’ye tam üye olacağına inananların oranı yüzde 15,7’de kaldı.

12 | REPORTTURK / Ekim 2013

Almanya en büyük engel Türkiye’nin AB üyeliğine en büyük engel olarak 2011 yılında yüzde 30,2 ile Fransa görülüyordu. 2012 yılında seçimlerden önce bu oran yüzde 51’e çıkmıştı. 2013 yılındaki araştırmada halkın yüzde 26,2’si Fransa’nın Türkiye’nin tam üyeliğine karşı çıktığı inancındayken, Türkiye’ye karşı en büyük engel olarak yüzde 64,2 ile Almanya görüldü. 2011 ve 2012 yılları arasında Fransa’nın arkasından gelen Almanya bu yıl Fransa’yı katladı. en fazla inanılan

Türkiye’ye katkıları AB üyeliğinin Türkiye’ye sağlayacağı katkıda 2011 yılında serbest dolaşım hakkının Türkiye’ye geleceği inancıydı ve 32,6 ile en çok verilen yanıt olmuştu. 2012 yılında ise bu oran yüzde 29’a düşerken, serbest dolaşım hakkı 2013 yılında da en önemli olay olarak görülmüş ve yüzde 28,6’lık oranla ilk sırayı almıştır. Tüm bu sonuçlara baktığımızda artık Türk halkının AB’ye ilgisinin azaldığını görmekteyiz. 2011 yılında yüzde 34 olan ilgi 2012 yılında yüzde 17’ye inmiş, 2013 yılında çok azda olsa bir çıkış göstermiştir. Fakat bugün içinde Türkiye’nin AB’ye üye olacağına inananların oranı 5/1’e ulaşmamıştır.


İŞİNİZİ BÜYÜTMEK İÇİN İHTİYAÇ DUYDUĞUNUZ HERŞEY BU ÇATININ ALTINDA... Danfoss Isıtma Çözümleri Türkiye

Isı Pompaları

Termostatik Radyatör Vanaları

Oda Termostatları

Hidronik Balans ve Kontrol Vanaları

Döşemeden Isıtma Sistemleri

Isıtma Kablosu Çözümleri


HABER

Finans sektörü organik büyüme ile rekabeti artırdı Deloitte’un raporuna göre, geçtiğimiz 1,5 yılda özellikle finans alanında faaliyet gösteren şirketler, krizlerden etkilenmemek için özlerini koruyup aktivitelerini daralttı. En önemlisi de iş modellerini yeniden yapılandırarak rekabeti %72 oranında arttırdı. Deloitte, “Finansal Hizmetler’de başarılı büyümenin unsurları: Fırsatlar için harekete hazır olmak” başlıklı raporunu yayınladı. Raporda, ekonomik krizlerde oluşan şok dalgalarından etkilenmemek için gelişme fırsatlarını değerlendiremeyen bankalar, yatırım şirketleri, sigorta şirketleri ve menkul kıymetler endüstrisinde yer alan şirketlerin büyümeyi nasıl yakalayacakları masaya yatırılıyor. Raporu değerlendiren Deloitte Türkiye Finansal Hizmetler Endüstrisi Danışmanlık Ortağı Yücel Ersöz, “Bankaların rekabet edecekleri müşteri segmentleri çok çok iyi düşünmeleri gerekiyor. Her bankanın herkes için en iyi olabilmesi olanaklı değil. Onun yerine bankalar güçlü olabilecekleri segmentlerde müşterinin toplam mevcut ve potansiyel değerine göre bir fiyatlama stratejisi kurgulamalı, müşteriye doğru anda doğru ürünü sunarak bir değer yaratabilmenin yollarını aramalılar. Tüm bunlar da çok çok iyi önceliklendirilmiş ve mükemmel şekilde icra edilen bir eylem planının var olmasını gerektiriyor”. Dünyada şirketlerin büyüme ve genişleme için ne gibi adımlar attığını ortaya koyan raporda, başarılı bir büyümenin genel itibariyle dört unsurdan oluştuğu belirtiliyor. Bu unsurlar arasında fit olma, yönetme, kontrol etme ve kadrolaşma yer alıyor.

14 | REPORTTURK / Ekim 2013

Büyüme için “fit olun” Son yıllarda şirketlerin, hem ardı ardına gelen ekonomik krizler sebebiyle, hem de yasal düzenlemelere daha iyi uyum sağlamak amacıyla küçülme yoluna gittiği görülüyor. Özü koruyarak aktivitelerini daraltan ve iş modelini yeniden yapılandıran şirketler, ‘fit’leşiyor. Böylece içinde bulundukları sektörde bu şirketlerin son 1-1,5 yıl içinde rekabetin %72 oranında arttığı görülüyor. Söz konusu şirketlerin %74’ü büyüme stratejilerini ürün ve hizmetlerde var oldukları pazarlarda devam ettiriyor. Şirketlerin %35’i ise yeni pazarlarda yeni ürünlerle yer almayı planlıyor.

Büyüme için “yönetin” Şirketlerin büyüme sağlaması için finansal ve idari yönetim de bir hayli önem taşıyor. Özellikle elde edilen verilerin, büyüme


HABER

için gerekli olacak bir analize dönüştürülememesi, belirlenen stratejilerin izlenmesi sürecinde büyük kayıplara yol açabiliyor. Yönetim süreçlerinde ise itibar etkisi ve yatırım getirisi en önem verilen odak alanı olarak gösteriliyor. Raporda yatırım getirisi yetersiz olan ve itibarı düşük olan bir şirketin kriz zamanlarında ilerleyemediği belirtiliyor. Şirketler ayrıca yatırımcılarını ödüllendirmenin gerekliliğini de savunuyor. Ankete katılan kuruluşların %73’ü, gerekli büyümeyi sağladıktan sonra yapılması gereken ilk şeyin kârın paydaşlara dağıtılması gerektiğini düşünüyor. Öte yandan finansal hizmet veren şirketlerin %72’si, karar verme sürecini desteklemek için müşteri davranışlarını ölçen analitik araçlar kullanıyor. Şirketlerin %74’ü bu araçları kullanırken yaşadıkları en büyük korkunun yeni düzenlemelere uygunluk ve bu verilerin tutulması hakkında ki negatif müşteri reaksiyonu olduğunu söylüyor.

porda yasal düzenlemeleri, büyümenin önünde bir engel olarak görenlerin oranı %20 iken faydalı bulanların oranı %30 olarak gözüküyor. Büyümeye herhangi bir katkı sağlamayacağını düşünenlerin oranı ise %45 olarak karşımıza çıkıyor. Yeni düzenleme ve uyum sürecinde potansiyel problem olarak görülen unsurlar arasında %89 ile yeni sisteme geçişin maliyetli olması ve regülasyonların spesifik ürün ve hizmetlerde olması yer alıyor.

Büyüme için “kadrolaşın” Yeteneğin rolü ve yönetimi olmadan büyümenin de olmayacağı belirtilen raporda, özellikle finansal servisler endüstrisinde yeni modelleri ve stratejileri uygulayan çalışanlar da öne çıkıyor. Öte yandan şirketlerin %66’sı, uygun kalifikasyona sahip yetenekleri bulmayı, önlerindeki bir engel olarak görüyor. İşe giriş ve işten çıkış oranını ise uygun bir seviyede tutma ise %62’yle karşılaşılan engeller arasında ikinci sırada geliyor.

Büyüme için “kontrol edin” Rapora göre, büyüme için seçilen strateji ne olursa olsun, stratejinin mutlaka kontrol mekanizmasını da içermesi gerekiyor. Finansal hizmetler sektöründe ise bu kontrol özellikle risk yönetiminde önemli bir yardımcı niteliğinde. Söz konusu kontrol mekanizmasının öne çıktığı bir diğer alan ise yasal düzenlemelere uyum sağlama süreci. Ra-

Büyüme için “dengeleyin” Şirketlerin başarılı büyüme sağlamak için dört unsurdan yararlanması gerektiği belirtilen rapor, bahsi geçen unsurların ancak dengeli bir şekilde yönetilmesi halinde şirketlerin arzu ettiği ölçülü ve sürdürülebilir bir büyüme yakalanabileceğini iletiyor.

Ekim 2013 / REPORTTURK | 15


HABER

Küresel Rekabet Raporu açıklandı Dünya Ekonomik Forumu 2013-2014 Küresel Rekabet Raporu’nu açıkladı. Rekabet gücünün önemli bileşenleri inovasyon ve kurumsal yapılanmada artış gösteren Türkiye 148 ülke arasında 44. sırayı aldı. Araştırmadan şu temel bulgular çıktı: Üstün inovasyon ve güçlü kurumsal yapılar ekonomilerin rekabet gücünü artan bir biçimde etkilemekte. Dünyanın en büyük yükselen piyasa ekonomilerinde uzun zamandır gecikmiş reformları uygulamak için iş dünyası, hükümet ve sivil toplum işbirliği yapmalı. Genel sıralama içindeki konumunda 4 yılın ardından çıkış İlk 10 Ülke

Küresel Rekabetçilik Endeksi 2013’ye Göre Sıralama (148 ülke içinde)

Küresel Rekabetçilik Endeksi 2012’e Göre Sıralama (144 ülke içinde)

İsviçre

1

1

Singapur

2

2

Finlandiya

3

3

Almanya

4

6

ABD

5

7

İsveç

6

4

Hong Kong

7

9

Hollanda

8

5

Japonya

9

10

İngiltere

10

8

Küresel Rekabet Gücü Endeksi’nde ABD sıralamada son dönemlerdeki düşüşünü tersine çevirerek, 2013 - 2014 yılı hesaplamalarına göre 2 sıra yükselerek dünyanın en rekabetçi 5. ülkesi olarak yer aldı. ABD dünyanın en yenilikçi ekonomisi olma özelliğini de devam ettiriyor. 29. sıradaki konumu ile en rekabetçi 30 ekonomiden biri

16 | REPORTTURK / Ekim 2013

yakalayan ABD, dünyanın en yenilikçi ekonomisi olma özelliğini devam ettiriyor. İsviçre’de yerleşik olan Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum) 2013-2014 Küresel Rekabet Gücü Raporu sonuçlarını kamuoyuna açıkladı. Rekabet gücü sıralamasında bu yıl dikkate alınan 148 ülke arasında İsviçre ilk sırayı aldı. İkincilik ve üçüncülük ise sırasıyla Singapur ve Finlandiya arasında paylaşıldı. Rekabet gücünde ilk 10 sırayı paylaşan ülkeler ve rekabet güçleri aşağıdaki gibi sıralandı.

olan Çin, büyük ölçekli gelişmekte olan ülkeler arasında lider pozisyona sahip. Diğer 4 BRICS ülkesi arasında Güney Afrika 53., Brezilya 56., Hindistan 60., Rusya ise 64. Sırada yer alıyor. Türkiye BRICS ülkeleri arasında bu yıl bir basamak geri gitmesine rağmen sadece Çin’in arkasında kaldı. Orta Doğu’ya ve Kuzey Afrika ülkelerine ba-


HABER

kıldığında Katar 13.sıra ile anılan bölgede lider durumda. 20. sıradaki Suudi Arabistan ise dünyanın rekabetçi 20 ülkesi arasında yer almayı başarmış. Latin Amerika’da ise lider ülke olan Şili 34. sıra ile en rekabetçi ekonomi konumundadır. Meksika 55. Sırada yer alıyor. Türkiye Değerlendirmesi: Raporda Türkiye ile ilgili değerlendirmeye gelince; Türkiye’nin 2012 itibariyle satın alma gücü paritesine göre 794,5 milyar ABD dolarlık bir GSYİH büyüklüğüne, kişi başına düşen 10.609 ABD dolarlık bir gelire, Türkiye’nin GSYİH’sinin dünya toplamında %1.35’lık bir paya sahip olduğu hatırlatılmakta. Türkiye, 2013-2014 dönemi Küresel Rekabetçilik Endeksi hesaplamalarına göre 148 ülke arasında 44. sırada. Türkiye bir önceki yıl 144 ülke arasında 43., ondan önceki REKABETÇİLİK ENDEKSİ BİLEŞENİ

yılda ise 142 ülke arasında ise 59. sırada konumlanmış. Geçen yıl olduğu gibi Küresel Rekabetçilik Endeksi’nin içinde bulunan bileşenler arasında en iyi performans pazar büyüklüğü kaleminde gösteriliyor. Pazar büyüklüğünde en rekabetçi 16. ekonomi olurken, en kötü performans 130. sıra ile işgücü piyasasının etkinliği kaleminde görülüyor. Aşağıdaki tablo, Küresel Rekabetçilik Endeksi’nin hesaplanmasında kullanılan bileşenlerin bir bölümünde Türkiye’nin yeri hakkında bilgi vermekte. Tabloda da görüldüğü üzere; bir önceki yıla göre en önemli iyileşmeler kurumsal yapılanma, inovasyon, sağlık ve ilköğretim, yükseköğretim ve işbaşında eğitim endekslerinde görülüyor.

148 ÜLKE ARASINDA TÜRKİYE’NİN SIRALAMASI (2013)

144 ÜLKE ARASINDA TÜRKİYE’NİN SIRALAMASI (2012)

Kurumsal yapılanma

56

64

Altyapı

49

51

Sağlık ve ilköğretim

59

63

Yüksek öğretim ve işbaşında eğitim

65

74

Emtia-Mal piyasalarının etkinliği

43

38

Pazar büyüklüğü

16

15

İnovasyon

50

55

İşgücü piyasaları

130

124

Makroekonomik ortam

76

55

Mali piyasaların gelişmişliği

51

44

Ekim 2013 / REPORTTURK | 17


HABER

Enerji Oscar Ödülleri sahiplerini buldu

Enerjiye 130 milyar dolar yatırım

Her yıl ICCI - Enerji ve Çevre Fuarı ve Konferansı kapsamında verilen ICCI Enerji Oscar Ödülleri Ankara’da düzenlenen ödül töreniyle sahiplerini buldu. Dereceye giren iki kategoride toplam 8 ödülü sahiplerine, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mahmut Mücahit Fındıklı, TBMM Çevre Komisyonu Başkanı Erol Kaya ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanı Hasan Köktaş verdi. Türkiye’nin en büyük enerji ve çevre konferansını düzenleyen Sektörel Fuarcılık, üçüncü kez Türkiye’nin en başarılı enerji projelerini ödüllendirdi. Ülkemizdeki enerji sektörünün başarılı proje uygulamalarının seçildiği ve enerji sektörünün en prestijli yarışması olarak bilinen ICCI Enerji Oscar Ödülleri kapsamında 2 farklı kategoride toplam 8 ödül verildi.

18 | REPORTTURK / Ekim 2013

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, törende yaptığı konuşmada, enerji ailesinin bir bütün olduğunu belirterek, “Bugün ister yenilenebilir enerji kaynaklarıyla alakalı olsun, isterse yerli ve ithal kaynaklarla alakalı olsun Türkiye’nin büyümesine ve arz güvenliğine katkı koyan aktörlersiniz. Kamu ve özel sektörün ortak dil tesis etmesiyle beraber 2013 yılını arz fazlasıyla kapatmış olacağız. Bu bizi hiçbir zaman için rehavete itmeyecek. Çünkü 2013 yılı hedefleri bizim hala çok fazla yatırım yapmamızı gerektirecek ve 130 milyar dolar civarında bir yatırımı öngörecek bir kurguyu planlattırıyor. Stratejilerimiz belli, politikalarımız belli, bununla alakalı denetimlerimiz belli” dedi. Zincirleme bir sistem kurmak istediklerini dile getiren Bakan Yıldız, sanayide enerji verimliliğini kısa bir dönem içerisinde Konya’dan başlatacaklarını bildirdi. Şu ana kadar yapılan tespitlerde çok çarpıcı rakamların olduğunu kaydeden Yıldız, ölçülebilir, tespit edilebilir ve altı çizilebilir rakamlarla çevreye rağmen değil çevreyle beraber yapılacak yatırımlarla yıllık 15 milyar TL’lik tasarruf yapma imkanının olduğunu vurguladı. Yıldız, “Biz bunu yapacağımıza inanıyoruz. Son 3 yıl içerisinde çıkartılan kanunların, ilgili mevzuatın, yönetmeliklerin ve uygulamayla


HABER

alakalı bütün fiili işlemler bize bunun bir kısmının geri döndüğünü göstermektedir. Tabii ki yüzde 70’e yakın konutlarda yapılacak tasarrufun kamu binaları ile beraber özel sektörün yapacağı bütün tasarrufların sanayide motorların değişimi ile beraber yılda önemli bir miktar tasarruf sağlanacağını hep beraber gördük. Aranızda bunu uygulayan firmalarımız var. Bugün burada ödülü hak eden yatırımcılarımızdan yalnızca yaptığı tasarrufla bu noktaya geldiğini biliyoruz” şeklinde konuştu.

43 milyar kilovatsaat tasarruf yapılacak Üretim santrallerinde son 8 yıldan bu yana yapılan 720 milyon liralık bir harcamayla beraber 43 milyar kilovatsaatlik tasarrufun önünün açıldığını kaydeden Yıldız, “Önümüzdeki dönemde rehabilitasyonlara ayıracağımız 2 milyar TL’lik yatırımla beraber tasarruf miktarımız 700 milyon TL kadar daha artmış olacak. Aynı şekilde sokak aydınlatmalarında bugün Dikmen ve Muhsin Yazıcıoğlu Caddelerinde yaptığımız fiili çalışmalar ve pilot bölgeler bize minimum yüzde 41’ler civarında tasarruf miktarını göz önüne serdi. Tarımsal sulamalarda 4 yıl içerisinde kendisini amorti edecek ve 18 bin pompanın 4,3 milyar kilovatsaatlik bir elektrik tükettiğini göz önüne alırsak yine oradaki tasarruf miktarları da çok çarpıcı bir şekilde bulunmuş olacak” ifadelerini kullandı. “Elimizdeki en yerli kaynağın enerji tasarrufu ve enerji verimliliği olduğunu biliyoruz” diyen Bakan Yıldız, şu ifadeleri kullandı: “İster ithal ettiğimiz doğalgaz ve ithal kömür isterse yerli kaynaklarımızdan yerli kömür, yenilenebilir enerji kaynaklarımızdan su, rüzgar, güneş, jeotermal ve biyokütle ile alakalı bütün enerji kaynaklarının özü, süzülmüş hali artık bugün enerji tasarrufu ve enerji verimliliği olan birinci derecedeki enerji kaynağımızdır. Bizler tüketici olmaktan daha ziyade kullanıcı olacağımız bir döneme girdiğimizi bilmemiz lazım. Hele hele yüzde 72’ler civarında ithal kaynaklara dayalı enerji sektörü yapılanmasının oluşması bizleri daha dikkatli kılmaya tabii ki sevk ediyor.”

Bu gelişim sürecinde sektöre katkı sağlayan, ICCI konferans ve kongrelerin ve Enerji Oscar Ödülleri gibi etkinliklerin önemini vurgulayan Çimen, “Bu ödüllerle enerji sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin başarılı faaliyetlerini değerlendiren, ödüllendiren, sektörümüzün markalaşmasına katkı sağlayan faaliyete sahip olmuştur” dedi.

Ödüller her yıl büyük heyecan yaratıyor Sektörel Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Bulak ise açılış konuşmasında ICCI Enerji Oscar Ödülleri’ne katılmak için yatırımcı firmaların ilgisinin arttığını, her yıl sektörde önemli bir heyecan yarattığını söyleyerek, “Başvuran tüm santraller jüri üyelerimiz tarafından ölçülebilir kriterlere göre puanlama sistemiyle değerlendirilip her kategoride en yüksek puanı alan santrallere Enerji Oscar Ödülleri layık görülmüştür” dedi.

Oscar kazanan santraller

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanı Hasan Köktaş, Türkiye’de enerji sektörünün boyutunun giderek arttığını, bu artışın devam etmesi için EPDK olarak gerekli uygun finansman imkanların sağlanması için kurumlarla ciddi işbirliklerine imza attıklarına ve sektörün ihtiyacı olan insan kaynağının hızlı bir şekilde artması için çalıştıklarına değindi.

Yenilenebilir Enerji Santralleri alanında Hidroelektrik Kategorisi’nde 2M Enerji Üretim A.Ş’ye ait Sıra Konaklar Regülatörü ve HES, Rüzgar Kategorisi’nde Fina Enerji’ye ait Ziyaret RES, ve Sanko Enerji San. Ve Tic. A.Ş.’ye ait Çatalca RES, Jeotermal Kategorisi’nde, Maren Maraş Elek. Ürt. San. Ve Tic. A.Ş.’ye ait Maren Germencik JES (Deniz), Biyokütle ve Atık Kategorisi’nde Mey Alkollü İçkiler A.Ş.’ye ait Nevşehir İçki Fabrikası ödül aldı. ICCI Enerji Öscar Ödülleri’nde Termik Santraller Atık Isı Kategorisi’nde Trakya Yenişehir Cam Sanayi A.Ş.’ye ait Bursa Trakya Cam Fabrikası, Doğalgaz Kategorisi’nde Enerjisa Enerji A.Ş.’ye ait Bandırma 1 Doğalgaz Çevrim Santrali, Kömür Kategorisi’nde ise İçdaş Çelik Enerji Tersane ve Ulaşım San. A.Ş.’ye ait Bekirli Termik Santrali ve Ciner Grubu’na ait Silopi Termik Santrali ödüle değer görüldü.

Enerji sektörü ödüllerle markalaşıyor

Jüri Özel Ödülü kazanan santraller

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı ve ICCI Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Selahattin Çimen Türkiye’deki enerji sektörünün son 10 yılda önemli bir reform sürecinden geçtiğine ve bu sürecin devam ettiğine dikkat çekerek, kamu kurumlarının ve özel şirketlerin bu sürece hızla adapte olduklarını aktardı.

Biyokütle ve Atık Kategorisi’nde Nuh Çimento San. A.Ş.’ye ait Kocaeli Arıtma Çamuru Kurutma Tesisi, Güneş Kategorisi’nde Fina Enerji’ye ait Özyeğin Üniversitesi Fotovoltaik Enerji Santrali, Doğalgaz Kategorisi’nde ise Ak Gıda San. Ve Tic. A.Ş.’ye ait Ak Gıda Kojenerasyon Tesisi Özel Ödülü almaya hak kazandı.

Enerji sektörü hızla büyüyor

Ekim 2013 / REPORTTURK | 19


MAKALE

PROF.DR. FARUK ŞEN

Merkel 4 yıl daha

Başbakan Almanya’da Angela Merkel yeniden başbakan olarak seçildi. Bu sonuç Türkiye için olumlu olmayacak. Seçimlerin sonuçları belli olmuş durumda. Almanya’ da kamuoyu araştırmalarının yanılma payı oldukça az. Buna göre Hıristiyan Demokratlar Angela Merkel’in partisi olarak tam oyların %41’5’i alırken Peer Steinbrück’ün başbakan aday olduğu Sosyal Demokratlar oy oranı % 25,7 de kaldı. Üçüncü parti konumunda sol parti %8,6 oy aldı. Almanya büyük koalisyona hazırlanıyor. Büyük koalisyon Merkel’i daha da güçlendirecek. Almanya’da bu seçimlerde en önemli gelişmeyi Almanya için bir alternatif başlığında ilk defa bu seçimlere katılan olan AFD partisi yarattı. Euro’ya karşı çıkan Almanya’nın Avrupa Birliği politikasına eleştirisel bakan Halkın yanında belirli Akademisyenlerin de yer aldığı, bu alternatif gelişme bu seçimlerde %4,9 bir oy aldı.

Hükümeti kimler kuracak? Buna göre başbakan adayı Angela Merkel ya Peer Steinbrück’ün partisi SPD ile bir koalisyon hükümeti

20 | REPORTTURK / Ekim 2013

gerçekleştirecek veya Almanya’ da bir ilk gerçekleşecek ve Angela Merkel yeşillerle Hükümet kuracak. Diyeceksiniz ki hakikaten Almanya’ da Hıristiyan Demokratların ve yeşillerle bir ortaklığı olabilir mi? Evet, şu durumda yeşillerin iktidar hırsına baktığınız zaman yeşiller bu koalisyona ortak olmak için CDU’ya her türlü tavizi vermeye hazır durumdalar. Böyle bir hükümeti Almanya kaldırabilir mi? Bu konuda bir şey söylemek güç. Op portun bir politika izleyen Cem Özdemir herhangi bir bakanlık almak için partisini buna zorlayabilir. Almanya için en ciddi olay Hıristiyan Demokratlarla Sosyal Demokratların bir koalisyon hükümeti oluşturmasıdır.

Türkiye açısından bu gelişmelere baktığımız zaman Angela Merkel’in 4 yıllık bir başbakanlığına hazır olmamız lazım. Bu gelişme Türkiye’ye neler getirebilir? 1- AB karşıtlığı: Türkiye karşılılığını sürdüren Angela Merkel AB konusunda tamamen önümüzü kesecektir. Türkiye karşıtlığını Angela Merkel tüm politik yaşamda göstermiş bulunmaktadır. Tavak Vakfının yaptığı ve


MAKALE

Ekim başında açıklanacak kamuoyu araştırmasına göre Türkiye’nin tam üyeliğine en fazla karşı çıkan ülke ve Partiyi, Almanlar ve Hristiyan Demokratlar oluşturmaktadır. Bu seçimlerden sonra Merkel daha da sertleşiyor. 2- Göçmenlere Olumsuz Bakış: Almanya’da sayıları 3 milyonu bulan Türk kökenli göçmenlerden rahatsız olan Angela Merkel göç politikasında başarısız bir konumunda olan devlet bakanı Maria Böhmer başkanlığında uyum politikası izleyecek ve buda olumsuz gelişmeleri tekrar beraberinde getirecektir. Almanya’daki Türkleri, uyum için büyük engel olarak gören Angela Merkel’in hedefi, Türklerin geri dönmesine, özellikle sosyal yardımdan yaşayanların ülkeyi terk etmelerine yöneliktir. Bu konuda bugüne kadar fazla başarılı olamayan Angela Merkel bunun

karşılığında başarılı Türklerin Almanya’yı bırakıp kaçmasına neden olmuştur. 3- Merkel- Erdoğan ilişkiler: Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a büyük ölçüde soğuk bakan Angela Merkel bu soğukluğunu sürdürecektir. Angela Merkel ve Tayyip Erdoğan arasındaki politik soğukluk çok uzun dönemler dayanmaktadır. Gerhard Schröder, Tayyip Erdoğan arasındaki iyi ilişkiler, Angela Merkel Başbakan olmasından sonra büyük ölçüde değişmiştir. Bu acıdan önümüzdeki dört yılda Almanya’dan Türkiye’ye ciddi ve sağlıklı bir yaklaşım beklememeliyiz.

Türklerin Konumu Eskiden Sarkozy’in Fransa başkanı olarak karşı çıktığı Türkiye tam üyeliğine yeni Fransa Cumhurbaşkanı, Hollande olumlu yaklaşımlar içerisindeyken Angela Merkel’in partisi tam Türkiye karşıtı bir parti haline gelmiştir. Bakalım gelişmeler ne olacak. Bu seçimlerden sonra Almanya’da 10 tane Türk kökenli Alman Parlamenter Parlamentoda olacak. Bu kişiler bu partilerin politikalarına tamamıyla uymak zorunda oldukları için Türkiye konusunda fazla bir getiri beklememeliyiz.

Parlamento Sayısı

Hristiyan Demokratlar 2013 Sonuçları 311 2009 Sonuçları 239

Oranlar

Hristiyan Demokratlar 2009 Sonuçları 33,8% 2013 Sonuçları 41,5%

Sosyal

Sol

Yeşil

FDP

192 142

64 78

63 68

78

Sosyal Hür Demokratlar Sol

Yeşil Korsan AFD Diğer

23,0 % 25,7%

10,7 % 8,4%

14,6 % 4,8%

11,9 % 8,6%

2,0 % 2,2%

4,0 % 2,5% 4,8% 4,1%

Ekim 2013 / REPORTTURK | 21


MAKALE

DR. INCI ŞEN

Koç tool neden önemli? Dünyanın en önemli koç tool’u ‘’hiç kimse ada değildir’’ metodu olarak tanımlanabilir. Herkese çok yararlı olan sistematik analiz metotlarını kullanan ve insanların durduğu yeri belli eden bir metottur. Bu konuda eğitim almış ve hakikaten koçluk kariyerine sahip kişiler, özellikle eğitimleri psikiyatri ve psikoloji olan insanlar bu metodu Avrupa’da severek kullanırlar. Koç tool’unu iyi anlamak lazım. Bu metot birçok yaşam alanına angaje edilebilir ve birçok hayat kesitleri bunun etkisi ile incelenebilir. Bunları 4 başlıkta toplamak mümkündür: • Özel yaşam • İş hayatı • Sosyal angajman • Sağlık Gibi sistemler vardır. Bunları tabii ki başka alanlara da yaymak mümkündür. Bu metot hem bundan yararlanan bireyin hem de buna yön veren koçun hareket merkezini oluşturur. ‘’Kimse ada değildir’’ her durumda bir psikolojik daire oluşturur ve olayların derinliklerine inilmesini sağlar. Olayı daha geniş olarak açıklarsak bireylerin hem kendi çevresinden etkilendiğini ve hem de kendilerinin çevresine büyük etki yaptığını görürüz. Gündelik yaşamımızda bunu bir analiz edersek birçok alanda bunun doğru olduğu ortaya çıkar. Bireyler nasıl çevresinden etkilenir, komşularından, dostlarından, okuduklarından buna karşılık aynı bireyler ailelerini ve çevresini nasıl etkiler bunlar ortaya çıkarılabilir. Bireyin kendisinde veya çevresinde bir

22 | REPORTTURK / Ekim 2013

değişiklik olursa karşılıklı etkilenme daha iyi ortaya çıkar. Bu koç tool’u bireylerin özellikle ilişkilerine ve hayattaki rollerine etki eder. Bu işte koç olarak yön veren kişi bu metodu uygularken bireylerin etken gücünü ve zayıf taraflarını tespit edip bunlara düzeltme şansına sahip olur. Bunu yaparken ciddi derin sorular sorulmalı ve yansıtacak konumlar ortaya çıkarılmalıdır.

Koç tool’un kullanıldığı alanlar Koçluk çalışmalarında koçluk tool’u ilk olarak bir geliş sorgusu ile başlar ve bu çerçevede sorunlar ortaya çıkarılır. Koçtan yararlanan bireyin sorular ile çevresinden aldığı etkiler tespit edilir. Koç bir analiz enstrümanı ile bireyin değer verdiği konu ve kişileri ortaya çıkarır ve bunu yaparken bir resim çizer. Bireyin problemlerinde etkili olan olaylar bu şekilde ortaya çıkarılır. Koç tool’u hedefe ulaşmak için derinlemesine bir inceleme sağlayan bir metottur. Koç tool’u bugüne kadar Türkiye’de fazla uygulanmayan ve fazla da bilinmeyen bir metottur. Bu metodun derinliğinin özellikle Almanya olmak üzere Hollanda ve Avrupa Birliği’nin birçok farklı ülkesinde incelendiğini görüyoruz. Koç tool metodu Türkiye’de psikoloji dalında ve psikiyatride daha derin bir şekilde ele alınma ve öğrenimlerde bunlar ortaya çıkarılmalıdır. Koç tool’u yapacak kişilerin öğrenim dışında da seminer ve kurslardan geçmelerinde yarar vardır. Bu şekilde Türkiye gibi her geçen gün sorunları artan bir ülkede bireylerin çevreden etkilenişleri veya çevreyi etkileyişeler de ortaya çıkarılır.


MAKALE

PROF. DR. TEVFİK DALGIÇ

Bizde bilim politikası Bir ülke niye üniversite açar? Niye eğitim sistemleri kurar? Niye araştırma laboratuvarları, merkezleri kurar? İlk bakışta bu soruların anlamsızlığı ortaya çıkar. Bu kadar da anlamsız soru sorulur mu? diyen çok kişi olacağı kuşkusuz. Ama ben bir soru daha soracağım:”Niye bazı meslek dallarında binlerce kişi iş beklerken, ararken, bazı alanlarda yetişmiş eleman azlığı çeker, bazı konularda yetişmiş eleman bulamayız? İlk sorduğum soruların yanıtını ikinci sorunun yanıtı verir. Bu bir anlamda yazının başlığındaki sorunun da yanıtıdır. Yani Türkiye’de uygulanan bir bilim politikası yoktur. Hangi üniversite hangi alanda kaç tane eleman yetiştirecektir? Yetişen eleman sayısı Türk ekonomisinin, savunma sisteminin, üniversite sisteminin ihtiyacını karşılamaya yetecek sayıda ve kalitede midir? Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu, Yüksek Öğretim Kurulu, Bilimler Akademisi, ulusal savunma sistemine bağlı savunma araştırma ve geliştirme (ARGE) bölümleri, Milli Eğitim Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı, sanayi ve ticaret kurumlarının örgütleri arasında ülkenin yakın ve uzun dönemde insan kaynakları ihtiyacı konusunda ortak bir çalışma var mıdır? Hürriyet İnsan Kaynakları (İK) ekinin eski bir sayısında şu saptama vardı: “Türkiye’de ekonomi büyüyor ama istihdamda beklenen artış yaşanmıyor. Türkiye 2011’de yüzde 9,5 büyüyen Çin’den sonra yüzde 8,5 oranıyla dünyada ikinci olurken işsizlikte bir düşüş yaşanmadı. İşveren ise aradıkları kriterlere uygun nitelikte personel bulmakta zorlanıyor”. Bu saptamadaki ilk cümlenin yanıtları uygulanan dış ticaret, sanayileşme, teknolojik gelişmelerle ilgili, ama son cümle bu yazımızın konusuyla ilgili. Yani işverenlerin aradıkları kriterlere uygun nitelikte personel

24 | REPORTTURK / Ekim 2013

bulunmaması. Ne garip bu konudaki ilk yazımı 1979 yılının Aralık ayında Milliyet gazetesinin Ali Gevgilili yönetimindeki “Düşünenlerin Düşünceleri” sayfasında yazmıştım. Aradan 34 yıla yakın bir zaman geçti. Yani benim yurt dışı yaşantımım süresi kadar. O zamanki yazdıklarımda dikkati çektiğim konularda hala büyük bir ilerleme yok. Gerçi savunma sanayi alanında bazı adımlar atıldı, yeni kurumlar kuruldu, ama eşgüdüm, ortak plan, kaynakların akılcı ve amaca uygun kullanımı konusundaki tam bir başıboşluk, adam sendecilik yaşanıyor diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Her şey serbest rekabet düzeyinin acımasızlığına terk edilmiş gibi. Her ne kadar serbest ticaret ve rekabet konusunu bir akademisyen olarak desteklesem de ulusal çıkarlar konusunda yasa koyucuya ve devlete ait bazı sorumluluklar, yol göstericilik rolü olmasından yanayım. En liberal ülkelerde bile devletler bu konularda gereken roller üstlenmiş durumdalar. Beni yanlış anlamayın. Konu bir siyasi parti taraftarı olmak veya olmamak değil, ülkesini seven, ülkesinin çağdaşlaşmasını, bilimde ve teknolojide ileri gitmesini isteyen, ülkesinin bir otomobil markasının ve çok sayıda küresel markaya sahip olmasını düşleyen bir akademisyenin karınca kararınca vermeye çalıştığı bir mesaj, bir uyarı veya bir öneri. Benim mesajım siyasi bölünmüşlüğün ötesinde, her partiye, her siyasal gruba, ülkesini seven herkese yönelik. Bilim politikası yahut Bilim ve Teknoloji Politikası kavramları koku çok eski zamanlara kadar dayanan uygulamalardan günümüze izlediği çizgi içinde ele alındığında “Bir ülkenin bilim ve teknolojiye, araştırmaya ayırdığı kaynaklar ile bunlardan beklenen amaçların birbirine uygun olmasını” öngörür. Klasik anlayışta sadece temel


MAKALE

bilimleri konu alan görüş daha sonra uygulamalı alanlara da kaydırılmış, bir anlamda daha faydacı (utiliterian) hale gelmiştir. Yani bilim, eğitim, teknoloji alanında yapılacak harcamalar, kamu desteği, belirli hedeflere yönelik ekonomik, askeri, siyasal ve kültürel alanlara kaydırılır. Türkiye’de Bilim ve Teknoloji politikası alanında yapılan araştırma ve yayınlar çok az. Zaten bu alanda ülkede yetişmiş eleman da yok. Bu konuya uzun yıllar kafa yormuş, eğitimini almış, deneyim kazanmış tek bir kişi var. Prof. Dr. Ergün Türkcan. Ergün hoca 1940’ta Muğla’da doğdu. İlk ve orta öğreniminden sonra, 1962’de, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu; askerlik hizmetinden sonra yeni kurulan TÜBİTAK’ta Türkiye’nin ilk Bilim Politikası Ünitesi’ne atandı. Bu alandaki ilk profesyonel araştırıcı olan Türkcan, doktorasını İngiltere’de Sussex Üniversitesi, SPRU’da (Science Policy Research Ünit) OECD Fellow olarak hazırladı ve 1972’de Ankara Üniversitesi’nden iktisat doktorasını

aldı. 1974’te TÜBİTAK’tan ayrılan Ergün Türkcan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda, Ankara Belediyesi’nde çalıştı. Hacettepe Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yaptı ve 1979’da doçent oldu. 1978-1979’da Devlet Planlama Teşkilatı’nda, İktisadi Planlama Dairesi Müşaviri sıfatıyla Dördüncü Plan çalışmalarına katıldı. 1982’de üniversiteden ayrıldı ve çeşitli şirketlerde çalıştıktan sonra 1988’de yeniden üniversiteye döndü. Önce Gazi Üniversitesi’nde, sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde profesör olan Türkcan, 2007’de emekliye ayrıldı. Yazar, 1993’ten 2003’e kadar, kısmı zamanlı, TÜBİTAK Başkanı Bilim Politikası Danışmanı olarak çalıştı; bu arada 2000-2002 arasında kurumun Bilim ve Teknoloji Politikaları Daire Başkanlığı’na vekâlet etti. ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Science and Technology Policy Studies (STPS) lisans-üstü programında yer alan Bilim ve Teknoloji Tarihi derslerini veren Türkcan’ın bu alanda birçok makale ve tebliğine ek olarak Teknolojinin Ekonomik Politiği başlıklı bir kitabı var. Hoca Türkiye’de Planlama Teşkilatının belki de ilk resmi olmayan tarihini de yazmıştır.Kitabın adı çok ilginç: ” Türkiye’de Planlamanın Yükselişi ve Çöküşü 1960-1980”. Ergün Türkcan 2009 yılında “Dünyada ve Türkiye’de Bilim, Teknoloji ve Politika” adli eseriyle Sedat Simavi Ödülü kazanmıştır, aynı çalışma Türkiye Bilim Akademisince ödüle layık görüldü. Kanımca Türkçede bu alanda bir başyapıt niteliğinde bir bilgi kaynağıdır. Tabi bunun anlamını bilen ve anlayabilenler için. Ergün Türkcan Hoca’nın en son kitabı bir başyapıt niteliğinde. “Tarihten Teknolojiye” yeni yayımlandı. Teknoloji ve sanayileşmenin tarihi konusunda da bir bakıma eski yazılarına yeniden bir bakış ve yorum getiriyor, zaman perspektifi içinde bu konudaki yazılarını günümüz koşullarında ele alıyor. Kitap Destek yayınlarından çıktı. 400 kusur sayfalık bir ürün. Ülkede teknolojinin tarihi, ekonomik yorumları ve Osmanlı’lardan günümüze uygulanan teknoloji politikalarının da bilim gözüyle irdelenmesini sağlıyor.

Ekim 2013 / REPORTTURK | 25


MAKALE

ALİ CEM İLHAN

Yakın geleceğe bir bakış:

İletişim hayatın neresinde veya PR Pek bilinen örnektir: Psikanalizin kurucu düşünürü Sigmund Freud’un resmi. Bir bakışta bu resmin Sigmund Freud’un portresi olduğunu algılarsınız; bir başka bakışta ise boylu boyuna uzanmış çıplak bir kadın görürsünüz… Bu resmi iki farklı biçimde yorumlamak da mümkündür. Bir yoruma göre insanlar ne görmek isterse onu görürler; bir başka yoruma göre insanların algısını yönetmek mümkündür. Bu da onun kanıtıdır. Aslında ikisi de doğrudur. Ya da yakın zamana kadar büyük ölçüde doğruydu demek lazım. İletişimin, özellikle profesyonel anlamda planlanan iletişimin de ana işi budur: İnsanların, bunu genel kamuoyu ve özellikli hedef gruplar olarak da tanımlayabiliriz, ne görmek istediklerini anlamak ve buna göre algılarını yönetmek. Farklı ton ve üslupla da olsa reklamcılar da prcılar da, iyi ya da kötü bunu yaparlar. Bunu yaparken de tek sınırlayıcıları mesleki etiği ve kamu yönetiminin belirlediği kurallardır. Aynı şekilde şirketler, markalar, başta siyasi partiler olmak üzere değişik kurumlar ve onların muhtelif sözcülerinin aradığı da kitle iletişim araçlarında, iletişim profesyonellerinin desteği ile veya onlarsız, yer bulup, “görünüp”, verdikleri mesajlarla hep aynı amacı hedeflerler: Şirketlerine, markalarına, kurumlarına dair kendilerince olabilecek en doğru ve pozitif algılamayı oluşturmak. Bu çerçevede, doğrusunu söylemek gerekirse hedef alınan insanlar, kitleler veya gruplar büyük ölçüde edilgendirler; maruz kaldıkları mesaj bombardımanı karşısında yapabilecekleri tek şey bilinçli olarak veya değil kendilerine taşınan bu algıyı beğenmek ve ya beğenmemektir. Dolayısıyla başlıkta sorduğum sorunun birinci bölümü açısından, iletişimin toplumsal hayattaki yeri söyleyecek sözü olanlar

26 | REPORTTURK / Ekim 2013

açısından kaçınılmaz olarak çok önemli ama özellikle bu sözlere mazur kalanlar açısından çok da hayati değildir. Ama işte bu dündü. Bugün ise, deyim yerindeyse “internet çıktı mertlik bozuldu!” Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a “Twitter denilen bir bela var” dedirten, saygıdeğer bir meslek büyüğümüze “Şeytan aramızda: e-şerefsizler!” diye yazdıran internet, iletişim denilen tekdüze, alıcısını edilgen kılan mesaj verme ve algı yönetme döngüsünü geri gelmeyecek bir biçimde yıktı. Hatta öyle bir yıktı ki, alıp güç dengesini mesajı verenden, o mesaja maruz kalan insanlardan yana değiştirdi.

İnternet iletişimi hayatın merkezine taşıdı Ve bununla da yetinmedi doğrusu, birçok başka şeyin yanında, adım adım geleneksel kitle iletişim araçlarını geriletip onları kendi bünyesinde meczederken, özellikle mobil telefon teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin ardından iletişimi her bakımdan hayatın tam merkezine koydu. Sadece bir rakam bile nasıl bir değişim ile karşı karşıya olunduğunu açıklamaya yetiyor. Türkiye’de en son yayınlanan Madreport verilerine göre, 2013 ilk çeyreğinde mobil bilgisayar ve cepten internet erişimi sağlayan kişi sayısı 12 milyon 358 kişi; bu bir yıl önceki aynı döneme göre % 38’lik bir artış anlamına geliyor. Bu noktada şu soru karşımıza çıkıyor: Peki şirketler, markalar, kurumlar ve onlara hizmet veren iletişim profesyonelleri bu değişimin ne kadar farkındalar; bu değişimi ne kadar anladılar? Bu sorunun bana göre birinci cevabı şöyle: Her ne kadar kimse dilinden sosyal medya lafını düşürmese de, ilgili il-


MAKALE

gisiz biraz bilgisayarlardan anlayan birçok genç arkadaşımız kendisini sosyal medya danışmanı olarak konumlasa da, Türkiye de, aslına bakılırsa dünyada da, gerçekten neyin değiştiğini ve bunun sonuçlarının nereye kadar gidebileceğine dair tam olarak bir fikir birliğine varılabilmiş durumda değil… Tabii, özellikle gelişmiş Batı ülkelerinde şirketler, markalar, politikacılar değişimi çok önceden fark etmekte gecikmediler; keza iletişim profesyonelleri de… PR sektörü örneğin, özellikle pazarlama iletişimi alanında uzmanlaşanlar, çoktandır iletişim alet kutularına dijital PR başlığı altında bir sürü dizi araç, strateji ve taktik yerleştirmiş bulunuyor. Ülkemizde bu değişime ilk tepkiyi doğal olarak şirketler ve markalar, özellikle de yüksek rekabet ortamında tüketici ile yaygın ve birebir iletişim fırsatlarını kollayanlar verdi. Reklam ajansları viral pazarlama filmleri de tasarlamaya başladılar, medya planlarına yavaş da olsa internet de eklendi; PR şirketleri yansıma raporlarına her ne kadar bir çok müşteri onları çok ciddiye almasa da online mecraları da ekler oldular. Tabii ki bunun yayında, her şirket ve marka için olmasa da, sosyal medya takip ve basit analiz işleri de yapılır oldu.

Bu vesile ile belirtmiş olayım Türkiye’de bu farkındalık düzeyinde de en muhafazakâr tutum alanlar özellikle daha çok kurumsal iletişim ağırlıklı çalışan PR şirketleri oldular.

Farkında olmak ayrı anlamak ayrı İşin anlama kısmına gelince bu konuda gerek dünyada gerekse de Türkiye’de bir hayli zorlanıldığı apaçık ortada. Bunda kuşkusuz yerleşik alışkanlıkların büyük payı var. Şirketler, markalar, kurumlar, kuruluşlar çok uzun sayılabilecek bir süre boyunca, algı yönetimi perspektifinden, genel kamuoyuna, SES mantığı ile segmente edilmiş hedef kitlelere, kitle iletişim araçları üzerinden topluca seslenerek insanlara ulaşmaya alışmış durumdalar. Çatlak sesin çıkmadığı, beğeni veya ihtiyaç, istek üzerinden itibara veya satışa uzanan doğrusal bir yol bu. Bu yolu internet mecrası üzerinden yürümeye kalktığınızda sevenlerin farklı ve zorlayıcı, sevmeyenlerin ise bir o kadar acı gerçeği ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Daha da önemlisi bu durum sizin alışılageldik bütün iletişim strateji ve taktiklerinizi boşa çıkartıyor. Görünürde değişen iletişimin kurgusu ile ilgili, yani tek yönlü asimetrik bir iletişimden çift yönlü simetrik bir ile-

Ekim 2013 / REPORTTURK | 27


MAKALE

tişime geçiş. Ama bu aslında buzdağının sadece görünen yüzüdür. Sadece bunu anlayıp, bunu üzerinden kurumlara ve markalara iletişim stratejileri geliştirmenin de steril bir ping pong maçı yapmaktan farkı yoktur. Örneğin bu yaklaşım içerisinde kalırsanız, o zaman da sosyal medya hesaplarını müşterinin tüketicinin beğenilerini, daha çok da şikâyetlerini derleme ve geri bildirimde bulunma merkezi olarak kullanır hale gelirsiniz. Bunun ötesine geçmek için internetin iletişimi ilişkiye taşıdığını, ilişkinin de kendisini bizatihi bir değerler alışverişi olduğunu derinliğine anlamak gerekiyor. Bu internet iletişimde köklü bir paradigma değişimine yol açmaktadır. İnternetin oluşturduğu sanal kozmosta milyonlarca insan, farklı değer setleri etrafında cemaatler olarak bir araya geliyorlar. Bu değer setleri üzerinden ilişkiler, yeni tanışıklıklar kuruyorlar. Tek bir kişi olarak bakıldığında, o bir tek kişi farklı değerler üzerinden bir çok cemaatin üyesi de olabiliyor: Örneğin finansçı, gurme, yelkenci, hayvan sever, çevreci vs. Farklı değer setleri üzerinden konuştukça yeni ilişkiler kuruyor. Bu cepheden bakılınca, kurumlar, markalar için iletişim, muhakkak belli algı yönetimi teknikleri yine de kullanılmaya devam edilecektir ancak artık öncelikle paylaşılan değerler üzerinden bir ilişki yönetimidir. İletişim öncelikle kendi ilişki networkünü kurmak, taşıdığın değerler üzerinden bu networkü yaygınlaştırmak demektir. Söz konusu paradigma değişiminin birinci ayağı değerler ise, bu anlamda ikinci ayağı ise, bu değerlere ve dolayısıyla bunları taşıyan insanlara erişim biçimindedir. İnternet, kitle iletişim araçlarının doğası gereği dayattığı mesaj yayın/yayım mantığını bozuyor. Bu konuda İngiltere’nin güçlü Halkla İlişkiler Danışmanları Derneği’nin (PRCA) düzenlediği PR’ın ve Pr şirketlerinin geleceğinin tartışıldığı konferansta İngiltere Hükümet İletişimi İcra Direktörü Alex Aiken’in söyledikleri son derece çarpıcıdır. Şöyle diyor Aiken: “ Basın bülteni ölmüştür; eski model yayıncılık yerine yapmamız gereken dinleyici kitlemiz nerede ise oraya gitmektir.” Bu değişen paradigmanın bir başka yönü ise kullanılan iletişim dili, tonu ve üslubunun değiştirilmesini zorunlu kıl-

28 | REPORTTURK / Ekim 2013

masıdır. Değerlerin merkezinde iletişimin dilinde sahicilik ve inandırıcılık birincil zorunluluk olmak durumundadır.

PR’ın geleceği internet’dedir Buradan şimdi gelebiliriz PR’ın geleceğine; bu tanımladığım perspektifte özellikle marka iletişiminin lokomotifi durumunda olan ve tamamı ile algı yönetimine yaslanan reklamcılığın açıkçası geleceği pek parlak görünmemektedir, buna karşın tam tersine PR’ın geleceği çok parlak görünmektedir. Ama bunun tek ve en önemli şartı sosyal medyayı işimizin merkezine koymak ve müşterilerimizi bu konuda ikna etmektir. Bir projeksiyon yapmak gerekirse, en kötümser tahmin ile önümüzdeki 5 yıl içerisinde Türkiye’de faaliyet gösteren PR şirketlerinin toplam işlerinin yarısından fazlası internet ve özellikle sosyal medya kaynaklı olacaktır. Gezi Parkı olayları ile iletişim profesyonellerinin önünde yaşananlar bunun en açık işaretleridir. Daha belirgin işaretleri sanırım geleneksel medyanın, özellikle basılı medyanın tavır ve tepkilerinden ortaya çıkacaktır. Öte taraftan PR denilen iletişim disiplini, 20. Yüzyılın ortalarında marketing’in elinde gereğinden fazla pazarlama iletişimi perspektifine hapsolmuştur. Şimdi yeniden ikna, ilişki yönetimi ve diplomasiye geri dönmesinin zamanıdır. Bunun için ise PR’ın en değerli kaynağı veya yetkinliği “Öykülendirme” fonksiyonudur. Burada diplomasi kavramanın özellikle altını çizmek isterim. İnternetin beraberinde getirdiği yeni iletişim paradigmasının en önemli ve her geçen gün çok daha can yakıcı olacak kısmı, yazımın en başında söylediğim mesajı veren değil alana tanıdığı geniş hareket kabiliyetidir. Diplomasi özünde bir pazarlık ve ortak akıl yaratma sürecidir. Şirketler bunu kabullenmek ve öğrenmek zorunda kalacaklardır. Bu anlamda İnternetin dayattığı iletişimin çift yönlü simetrik özelliği, iletişim profesyonellerini ama belki de onlardan fazla şirket ve marka yöneticilerini zorlayacaktır. Alacakları her iş kararının çekirdeğine bir yönetim fonksiyonu olarak iletişimi koymaları gerekecektir. İletişim profesyonellerine düşen en temel görev onlara bunun aciliyetini ve kritik önemini doğru anlatabilmek olacaktır.


MAKALE

MERVE SEÇKİN

Ağustos’ta basının en çok söz ettiği KSS projeleri Ağustos ayında KSS projelerinin basın yansımalarını incelemeye alan Medya Takip Merkezi (MTM), ayın gazete ve dergilerde en fazla konuşulan sosyal sorumluluk çalışmalarını belirledi. Rapora göre, Anadolu Sigorta tarafından 4 yıl önce hayata geçirilen “Bir Usta Bin Usta” Ağustos’un basına en fazla konu olan projesi oldu. İşte ayın KSS raporunun detayları… Medya Takip Merkezi’nin Ağustos ayını kapsayan medya araştırmasına göre, “Bir Usta Bin Usta” gazete ve dergilerde en fazla yer alan KSS projesi oldu. Anadolu Sigorta’nın 4 yıldır yürüttüğü proje kapsamında, Rize’de sepet örücülüğü, Kahramanmaraş’ta Ahşap Oyma, Manisa E Tipi Cezaevi’nde Gördes Halıcılığı, Mersin’de Namrun İğne Oyacılığı ve Tekirdağ’da Karacakılavuz El Dokumacılığı ile ilgili eğitimler verilmesi basında geniş yer buldu. 10 yıl sürecek şekilde planlanan “Bir Usta Bin Usta” projesinde, 2010-2012 dönemi arasında 15 kurstan 291 kişinin mezun olduğu belirtildi.

“İklime Uyum Seferberliği”nde Örnek Kasaba uygulaması Araştırmaya göre, ay boyunca basına en fazla konu olan ikinci sosyal sorumluluk projesi “Türkiye’nin Yarınları İçin İklime Uyum Seferberliği Projesi” oldu. Eti Burçak’ın WWF ile birlikte üstlendiği proje, 6. yılında “Örnek Kasaba” uygulamasını başlatması ile haberlere konu oldu. Konya’nın Oğuzeli Kasabası’nı pilot bölge seçen proje kapsamında, uygulanan modern sulama yöntemleri ile bölgedeki tarlalarda yüzde 40 daha az sulama ile yüzde 25 verim artışı elde edildiği haberlerde yer aldı.

“Ülkem İçin Engel Tanımıyorum Projesi”nin birinci yıl sonuçları açıklandı “Ülkem İçin Engel Tanımıyorum” Ağustos ayında basında en çok görünürlük sağlayan bir diğer sosyal sorumluluk çalışması oldu. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Alternatif Yaşam Derneği işbirliği ile faaliyete geçen projenin basına yansıyan haberleri arasında, projenin ilk 2 yıllık döneminde Koç Topluluğu çalışanlarının yüzde 70’ine verilmesi hedeflenen eğitimlerin, 13 aylık sürede tamamlanması yer aldı.

500 Kardelen üniversiteli oldu Turkcell’in Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile yürüttüğü Kardelenler projesi, ay boyunca gazete ve dergilerde en fazla öne çıkan projelerden bir başkası oldu. Proje kapsamında burs alan 500 kız öğrencinin, üniversite sınavında başarılı olarak tercih ettikleri bölümleri kazanmaları proje ile ilgili basında ağırlıkla yer alan haber oldu.

Meslek lisesi öğrencilerine koçluk desteği veriliyor Koç Topluluğu’nun başlattığı, Meslek Lisesi Memleket Meselesi (MLMM) basının en çok söz ettiği sosyal sorumluluk projeleri listesinde üst sıralarda yer almayı başardı. Projenin özel sektördeki diğer şirketlere devrolması ile oluşan program kapsamında VİKO çalışanlarının meslek lisesi öğrencilerine koçluk yapması basında konuşuldu. Sektör Gönüllüleri Derneği’nin öncülüğünde 2 yıl boyunca sürdürülecek programda, VİKO’da çalışan 13 mühendis, meslek lisesi öğrencilerine zaman yönetimi, proje geliştirme, iş etiği, problem çözme ve sorumlu vatandaşlık gibi konularda danışmanlık yapacağı bildirildi.

lan projeleri

şu Ayın en çok konu

) ( Anadolu Sigorta i( Bir Usta, Bin Usta Seferberliği Projes um Uy e lim İk in İç rı la Türkiye’nin Yarın Eti Gıda ) Holding ) nımıyorum ( Koç Ta l ge En in İç m Ülke i ( Turkcell ) Kardelenler Projes i ( Koç Holding ) emleket Meseles M i es Lis k le es M ( Polisan ) Her Ses Bir Nefes Türk Telekom ) ( r Türkiye’ye Değe Benz ) ldız ( MercedesHer Kızımız Bir Yı kom ) le Te Kolay ( Türk İnternetle Hayat ) t ye illi Gönder ( M Baba Beni Okula ) ne fo da i Projesi ( Vo ll ) Düşler Akademis ce rk Tu ( i es Gücü Proj n dı Ka iye om on Ek t) trosu ( Tropikal Pe Goody Çocuk Tiya ı) as nk Ba İş tabını Al ( ) Karneni Göster Ki ne fo da Vo ( n Hareketi Teknolojide Kadı

yaptığı basın takibi zete ve dergilerde l ga sa ulu a, ınd ay Ekim 2013 / REPORTTURK | 29 s *MTM’nin Ağusto ir. işt ilm ed e sonuçlarından eld


MAKALE

ERTAN ACAR

Tarım sektöründe markalaşma Dünyanın en büyük 17. Ekonomisine sahibiz. 2023 vizyonu çerçevesinde dünyanın ilk 10 ekonomisinden birisi olmayı hedeflemekteyiz. Bu hedef, bütün sektörler itibariyle rekabet edebilen, katma değeri yüksek ürünler üreten, ArGe ve yenilikçiliğe (inovasyona) dayalı bir ekonomi öngörürken aynı zamanda sektörler itibariyle de bir takım hedefler konulmasını da gerektirmektedir. Diğer yandan ülkelerin sektörler itibariyle kendi içinde Gayrı Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) dağılımlarına baktığımızda, gelişmiş ülkelerde tarımın GSYİH içindeki payının %1’lere kadar düştüğü görürken, Dünya Bankası verilerine göre dünyanın en gelişmiş 20 ekonomisi içerisinde tarımın GSYİH içindeki oranı bakımından Hindistan (%18), Endonezya (%16) ve Çin (%10) pay ile sıralanmaktadır. Ülkemizde GSYİH içindeki tarımın payı ise %8.4. 2007 ile 2013 yıllarını kapsayan 9. Kalkınma Planında tarımın GSYİH içindeki payının 2013 yılında %7.8 olması öngörülürken, Türkiye dünyanın en büyük 17. ekonomisi olmasına karşın dünya tarımsal ürünler ihracatı sıralamasında yaklaşık 10.5 milyar USD ile 25. sıradadır. Ne ilginçtir ki, dünya tarımsal ürünler ithalatı ülke sıralamasında ise 10.3 milyar USD ile Türkiye 24. sıradadır. Türkiye’nin önemli ihracat ürünleri arasında kabuklu fındık, domates ve türevleri, limon, mandalina, üzüm, greyfurt ve kuru soğan bulunmaktadır. Hayvansal ürünler bakımından incelediğimizde Türkiye, dünya inek sütü üretiminde 11.255.200 ton üretim miktarı ve 2,99 milyar USD üretim tutarı ile 13., dünya tavuk eti üretiminde 1,3 milyar USD üretim tutarı ile 11., dünya

30 | REPORTTURK / Ekim 2013

yumurta üretiminde 674 milyon USD üretim tutarı ile 11., dünya koyun eti üretiminde 552 milyon USD üretim tutarı ile 6. ve dünya bal üretiminde 130 milyon USD üretim tutarı ile 2. sırada yer almaktadır. Yine 9. Kalkınma Planı’nda belirlenen 5 Ekonomik ve Sosyal Gelişme Ekseninden biri olan “Rekabet Gücünün Arttırılması” kapsamındaki 10 Stratejik Amaçtan biri “Tarımsal Yapının Etkinleştirilmesi”dir. Sürdürülebilir kalkınma ve rekabet edebilir ekonomi hedeflerine ulaşılması, sahip olunan potansiyellerin tüm sektörlerde en üst derece değerlendirebilmesi ile mümkündür. Hem bugün ve hem de geleceğin ekonomisinde sektörlerin diğer sektörlerle oluşturdukları sinerji ve çarpan etkileri daha da önem kazanmıştır. Hatta sektörel faaliyetlerin iç içe girdiği alanlarda markalaşma ve pazarlama faaliyetlerinin yeni genişleme alanları ortaya çıkacağını söylemek yanlış olmaz. Tarım sektörü en eski ve köklü sektör olmasına karşın algılanması konusunda büyük sıkıntılar vardır. Sanayi devrimi ile beraber tarımın sanayiyi finanse eden ya da sanayinin ihtiyacı olan insan kaynaklarını sağlayan, işgücü deposu bir sektör olarak görülmesi tarım ve tarıma bağlı çevre konularında telafisi zor kayıplara neden olmuştur. Tükenen ya da yanlış kullanılan doğal kaynaklar, yok edilen çevre ve gıdalara dayalı hastalıklar, gelecekte en önemli konunun temel gıdaların temininde yaşanacak sıkıntılar olduğunu göstermektedir. Artan dünya nüfusu aynı zamanda çevre sağlığını tehdit ederken, nüfus artışının büyük ölçüde az gelişmiş ve yoksul ülkelerde gerçekleşmesi nedeniyle, gelişmekte olan


MAKALE

ülkelere ek olarak bu ülkelerde de önemli düzeyde çevre kirliği artışı yaşanacağını söylemek yanlış olmaz. Sanayi atıkları ve doğanın korunamamasına bağlı olarak artan çevre kirliliği küresel ısınmayı ve iklim değişikliklerini daha da hızlandıracak, artan sıcaklık, daha şiddetli kuraklıkları tetikleyip kıt su kaynakları üzerindeki çatışmaları da beraberinde getirecektir. Verimli toprak ve ormanların kaybedebilme riski, tarımsal üretimde gelirlerin ciddi bir düşüş yaşanmasına neden olacağından moda tabir ile “çevre dostu” sektör ve ürünlerin aşamalı olarak zorunlu hale getirilmesi, bu ürünlerin nispi fiyatlarında artışlara medem olacaktır. Küresel ısınma ve nüfus artışına bağlı olarak dünya genelinde gıda talebinin artmasının bir taraftan da gıda fiyatları üzerinde baskıya neden olacağını, gıda ihracatçısı gelişmiş ülkelerin artan talebi karşılayamayacak olması nedeniyle de gelişmekte olan ülkeler için fırsat dönemi yaratacağını söylemek yanlış olmaz. Bu nedenle tarımsal verimliliği artırmak ve üretimi artacak talebe göre gerçekleştirmek Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişmekte olan gıda üreticisi ülkeler için bir zorunluluğa dönüşecektir. Bugün ülkemizde tarım sektörünün en büyük eksiklikleri olarak ürün standardizasyonu, sertifikasyon ve markalaşma eksikliği ile üretici örgütlenmesindeki zayıflık, pazar geliştirme, tanıtım ve pazarlama yönetimi sorunlarını sır-

layabiliriz. Günümüzde markanın, marka yönetiminin önemi artmıştır. Marka yaratmak, markaya bir pozitif bir algı ve içerik yüklemek konularına odaklanmakta, bunlarla birlikte müşteriye ulaşarak marka sadakati yaratmaya çalışmaktır. Marka, fonksiyonel özelliklerinin ötesinde o ürünün değerini arttıran ayırt edici özelliklerin toplamdır. Rekabette avantaj sağlamanın ve pazarda iyi bir konumda bulunmanın yolu, yeni müşteriler elde edebilmenin yanı sıra mevcut müşterilerini kendi markalarına sadık müşteriler haline getirebilmektir. Marka sadakati günümüzde tekrar satın alımdan bambaşka bir kimliğe bürünmüştür. Markaya duygusal açıdan bağlanmak da marka sadakatinin temel taşlarından olmuştur. Bu nedenle tüm sektörlerde her gün kavgası verilen “marka” ve “marka değeri” konusu gelecekte tarım sektöründe de yoğun bir biçimde karşımıza çıkacak. Günümüzün rekabet ortamında özellikle tarımsal girdi tedarikçisi firmalar (fide, gübre, ilaç ve diğer girdi ve sera ekipman v.b. üreticileri ve pazarlayıcı firmalar), satış ve pazarlamanın ete kemiğe büründüğü ”markalaşma” sürecini tarım sektöründe geniş olarak ele almaya başlamalı ve bunun kesintisiz gündemlerinde tutmalıdır. Ne yazık ki, ister üretici olsun ister sektöre girdi sağlayıcı tarım sektöründe çok azınlıktaki bir grup, markalaşmanın ne demek olduğunun farkında…

Ekim 2013 / REPORTTURK | 31


MAKALE

ALİ RIZA DEĞER

CEO ve üst düzey yönetici adayları için Egonomani Ulusal ve uluslararası birçok büyük kurumda, daha önce uğradıkları isim değişiklikleriyle birlikte, adından hala memnun olmadığını özellikle sosyal medyadan izlediğimiz, İK İnsan Kaynakları Departmanlarını en çok yoran bir konuyu, sizlerle paylaşmak istiyorum. Son dönemlerde özellikle üst düzey yöneticiler arasında, çok sık karşılaşılmaya başlayan ve henüz tedavisi bulunamayan ve de Egonomani adıyla tıp tarihindeki yerini alan, böyle bir ince rahatsızlıktan bahsedildiğini hiç duydunuz mu? Duymadıysanız, hastalığın adı üzerinde pek fazla durmayıp (benim bulduğum bir kavram), belirtilerini izlediğiniz de, muhtemelen sizin de içinde bulunduğunuz; eş, dost, arkadaş ve sosyal çevreniz ile çalıştığınız şirketlerde veya gönüllü olarak hizmet etmekten hoşlandığınız sivil toplum kuruluşlarında, karşınıza çıkma ihtimali bayağı yüksek olan bu hastalık örnekleri ve prototipleri, sizlere bir başka şekilde de olsa mutlaka bir yerlerden tanıdık gelecektir diye düşünüyorum. Egonomani; geldikleri ve bulundukları noktayı elde ediş şekilleri, ne olursa olsun statülerine değer katamayan veya hasbelkader elde ettikleri statüyü bir türlü hazmedemeyen, çok sevgili üst düzey yöneticilerimizin ortak problemidir. Y kuşağı temsilcileri olarak onları izlemeye öncelikle; artık günümüzde

32 | REPORTTURK / Ekim 2013

X kuşağı olarak da adlandırılan, çevrenizdeki üst düzey yöneticilerden başlayabilirsiniz.

Hastalığın, izlenebilecek belirtilerine gelince; * Genellikle her konuda bilgi sahibidirler ve her şeyi bilirler. * Soru veya sorunlarınızı tam dinlemeden konuşmaya başlarlar. * Bencil davranırlar, motive edici takdir duyguları’nın geliştiği pek söylenemez. * Biraz saygısız ve patavatsızdırlar. Teşekkür etmek de, lügatlerinde kolay kolay yer almaz. * Hatalarını asla kabul etmezler. Mutlaka kendilerince çok önemli mazeretleri vardır. * Aman dikkat! Eleştirilmeye hiç tahammülleri yoktur. (Yalnızken de olsa fark etmez.) * Hiç sıcak karşılamasalar da (!) başkalarının dedikodularını yapmaktan pek hoşlanırlar. * Her şeyi, sizden çok çok önce zaten onlar mutlaka düşünmüştür. * Her zaman ön planda olmak, onlar için olmazsa olmazdır. * Ekiplerine pek değer vermezler. Onlar söyleneni yapsın yeter!


MAKALE

* Esip kükredikleri zaman yanlarına yaklaşılmaz. Empati yapmak pek işlerine gelmez. * Kendilerine yapılan iyilikleri unutsalar da, yanlışlıkları kolay kolay unutmazlar. * Çalışanların mutluluğu gibi bir olgu, onları çok ilgilendirmez. * İSG ve Mobbing konularında, taraflı davranma yetkilerinin olduğunu zannederler. * İnatlaşmak ve iddiaya girmek onlar için çok olağandır. Ama kaybetmeye gelemezler. * Abartılı methiyeler çok hoşlarına gider. (Ben neymişim be abi!) * Genellikle kendilerini bulunmaz hint kumaşı zannederler... Bu belirtileri daha da çoğalmak mümkün. İsterseniz, siz de kendi örneklerinize göre bu şık’lara istediğiniz kadar ilave yapabilirsiniz. “Ben... Ben... Ben...” sözlerini dilinden düşürmeyen ve “Küçük dağları ben yarattım...” edasıyla ortalıklarda sa-

lınan bu tip yöneticilerden, zannedersem hepimize gına gelmiştir. Neticede, ülkemiz’de ve dünya’da her yıl yepyeni misyonlarla ve vizyonlarla kurulan ve de özellikle kurumsallaşmaya (doğrusu “kurumlaşma”dır) çok önem verdiğini öne süren, her 100 şirketten 80 tanesi ilk 5 yıl içinde, bu tip belirtileri gösteren üst düzey yöneticiler veya iş sahipleri sayesinde, tarihe karışıyor. Aslında, hepimizin çok iyi bildiği gibi; liderlik ve yöneticilik sanatında en büyük gaye, belirlenen ilke ve hedefler doğrultusunda amaçlara ulaşmaktır. Ama maalesef bu amansız hastalık (Egonomani), yıllar boyu kendini bir türlü yenilemeyen ve burunlarından kıl aldırmayan yöneticilerimizi içten içe kemirmekte ve de kendileriyle birlikte çalışma gruplarının da, yok olup gitmesine sebep olmaktadır. İyi bir ekip ve takım çalışmasına liderlik eden üst düzey yöneticilerin de, öncelikle beraber çalıştığı arkadaşlarını çok iyi tanıması ve onların; bilgileri, becerileri, tecrübeleri, yetkinlikleri ve de donanımları konusunda detaylı bilgi sahibi olmasının, onlara verecekleri yeni görevler, yeni sorumluluklar ve potan-

Ekim 2013 / REPORTTURK | 33


MAKALE

siyellerini göstermeleri açısından da yararlarını, zaten burada tartışmıyoruz. Bunlarla birlikte çalışanların; maddi ve manevi insan yerine konarak, kendilerini iyi ifade edebildikleri ortamlarda, iyi yaptıkları şeylerden dolayı takdir edilerek, düşünce ve önerilerine değer verilerek, ortak kararlarda katılımcı olması istenerek, bunların uygulama fırsatlarının sağlanabileceği duygusuyla, ortaya koyabilecekleri performanslarını düşünebiliyor musunuz? Ancak bu yararlı öneriler de, maalesef bu hastalıkta, her zaman faydalı ve etkili olamıyor. Yani, bu hastalığa yakalanan yöneticiler, kolay kolay tedaviye cevap vermiyor. Aynı görevlere devam ettikleri sürece de değişen hiçbir şey olmuyor ve olan çalışanlara oluyor. Aslında “çalışanlar” açısından, her Egonomani hastası üst düzey yöneticiye göre, sadece o kişiye özel bir tedavi yöntemi mutlaka vardır. Bunu da teşhisi koyan doktor edasıyla, en iyi sizin bildiğinizden ve fırsat buldukça kendisi üzerinde bu tedavi yöntemlerini uygulamaya çalıştığınızdan hiç kuşkum yok. Ama kişiler arası özel konulara burada yer olmadığından size neler yapıyorsunuz diye sormuyor ve de sizlere bu konuda ön plana çıkan genel bir tedavi yönteminden bahsetmek istiyorum. Literatürde “Top Dolaştırmak ve Üç Maymunu Oynamak” olarakta adlandırılan bu tedavi yöntemi; iş ve özel yaşantınızda iletişim kanallarını tıkayarak, kaçak dövüşmenin en güzel yoludur. Özellikle, pek suya sabuna dokunmak istemeyen ve rahatlarının bozulmaması için sorumluluklardan kaçınan “Uzman Personel” tarafından, genelde şirketlerin “Swot Analizi” sonucu stratejik planlama toplantılarında ön plana çıkan soyut kavramlardan oluşur (Marka değerimizi arttıralım, kurumlaşmaya çok önem verelim, kurum kültürümüzü oluşturalım, müşteri ilişkilerimizi kuvvetlendirelim, satışlarımızı arttıralım, sosyal medyada ön plana çıkalım vs.). (İyi güzel de, nasıl?) Mutlaka fark etmişsinizdir. Üst paragraftaki “son parantez” oraya ait değil. Son parantezin içinde yazan sözleri, “bir önceki parantezin” içinde yazan genellemeleri yapmanıza rağmen, üst düzey yöneticinizden duymadıysanız, hastalık bayağı ilerlemiş demektir. Aman dikkat! Üst düzey yöneticileriniz, kendi kariyer geçmişlerinden ve farklı özelliklerinden dolayı biraz olsun hak ederek bulundukları statüye gelmişler ve Egonomani rahatsızlığının başlangıç aşaması dönemlerinde, sizin üstünüze gelmeye başlamışlarsa, “top çevirme”yi başka açılardan yine deneyebilirsiniz. Diyelim ki; üst düzey yöneticiniz, yeni uygulamaya alınacak olan, üretim ve iş planları dahilinde, sizin kendisine

34 | REPORTTURK / Ekim 2013

göre başarısız olacağınız varsayımıyla, sizi eleştiriyor ve hastalık belirtilerini göstermeye başlıyor. Bu gibi durumlarda, bu tür yeni uygulamaların zamanlama olarak böyle bir ekonomik konjonktürde; takım çalışması yapan ekibinize, tüm şirket veya kurum çalışanlarınıza, hatta tedarikçilerinize ve paydaşlarınıza, içinde bulunduğunuz sektöre ve de ulusal çıkarlarımıza, aykırı olacağına dair fikirlerinizi, ama direkt - ama endirekt olarak, dile getirebilirsiniz...

Tedaviyi kabul edebilecek üst düzey yöneticiler, bu noktada size 2 soru sorar; 1) Sizce, bu uygulamada genel çıkarlarımıza aykırı olan noktalar nelerdir? 2) Siz, bu uygulamaları gerçekleştirmek için somut olarak işe nereden başlardınız? Bu tür sorulara hazırlıklı olmakta yarar var. Ama; karşınızdaki yöneticiye ve konunun inceliklerine göre, hazırlanıp hazırlanmamakta size kalmış ve sonuçta. a) Ya sizi kovar b) Ya da engin uzgörünüzden dolayı size hayranlık duyar. Kovarsa; sizin için olsa bile, onun için mesele yok. Tedavi başarıya ulaşacak demektir. Ancak (b) şıkkı gerçekleşirse “siz sağ - ben selamet, sevgiyle kalın” diyecektim ama... Birdenbire sizin sesinizi ve sorunuzu duyar gibi oldum. Yanılmıyorsam, “İyi güzel de burada önemli olan, liderlik veya üstdüzey yöneticilik merdivenlerini çıkarken Egonomani’ye yakalanmamak için bağışıklık sistemimizi nasıl güçlendirmeliyiz” diyorsunuz değil mi? * Amaç ve hedeflerinizi çok açık olarak belirleyin ve tüm ekiple paylaşın. * Organizasyon şeması ve görev tanımları konusunda herkes ile mutabık kalın. * Önyargılı davranmayın. Kuralları belirleyin ve herkese eşit mesafede olmaya çalışın. * Kişisel ve özel zamanlara saygı duyun. Ekip elemanlarınızdan aşırı taleplerde bulunmayın. * Başkalarının düşüncelerine kendi fikrinizmiş gibi sahip çıkmayın. Onların başarılarını övün. * Normal zamanlarda çok sıkı kontrol sistemleri uygulamayın. (Yatay - Dikey - Çapraz - Ani) * Ekip üyelerinizle ilgili konuları kesinlikle diğer üyelerle görüşmeyin. Dedikodu yapmayın. * Grup üyelerinizin yaptıkları işte katmadeğer yaratmalarına fırsat tanıyın. Onları sıkmayın... * Güzel çalışmaları takdir edin. Onları ödüllendirin, motivasyon için verdiğiniz sözleri tutun.


REPORTTURK EKİM 2013 SAYISI  

İŞ DÜNYASININ KURUMSAL KIYMETLER E-DERGİSİ

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you