Page 1


E D İ T Ö R D E N

REPORTTURK Kurumsal Kıymetler Dergisi İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu: Ertan Acar Medya İlişkileri Danışmanlığı adına

Geleceğe en olumlu bakan ülke Türkiye Eylül sayımızda kapağımıza Uluslararası denetim ve danışmanlık şirketi EY’nin hızlı büyüyen 10 ülkede, 50’den fazla bankanın katılımıyla yürüttüğü “2013 Gelişmekte Olan Piyasalarda Bankacılık” araştırmasını taşıdık. Araştırmaya göre Türkiye’de ailelerinden borç alan bireylerin sayısı finans kuruluşlarından kredi alanların neredeyse dokuz katı. Yine bu araştırmaya göre hızlı büyüyen ülkeler arasında geleceğe en olumlu bakan ülke de Türkiye. Kariyer.net İstihdam Endeksi verilerine göre iş fırsatları, Temmuz’da bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5 artış gösterdi. 14.165 yeni iş ilanı yayınlanan yedinci ayda, yaklaşık 50 bin kişi için yeni iş fırsatı doğdu. İnşaat, tekstil, bilişim, sağlık ve üretim en çok istihdam yaratan sektörler olurken, Anadolu’da inşaat sektörüne ek olarak enerji ve perakende de yeni yatırımlarla istihdama hareket getirdi. Türkiye, 2012 yılını mobilya sanayi sektöründe son dönemlerin en büyük atılımını gerçekleştirerek tamamladı. Geçtiğimiz yılın Ocak-Aralık dönemi verileri 2011 yılının aynı dönemi ile karşılaştırıldığında mobilya ihracatında yüzde 15’lik bir artış görülüyor. Sektörün dünyadaki gidişatı ile Türkiye’nin projelerini değerlendiren ZOW Türkiye Müdürü Aykut Engin, sektörün bu büyüme hızı ile 2023’te ilk 5’te olma hedefini gerçekleştirilebileceği kanaatinde. Trend Micro uzmanlarının bulgularına göre, olta saldırısını mobil ortama taşıyan saldırganlar, kullanıcıların banka hesap bilgilerinin yanı sıra kimlik kartlarını çalmaya çalışıyor. Güvenlik yazılımları ve çözümleri şirketi Trend Micro, siber suçluların mobil cihazlar üzerinden kimlik kartlarının çalınmasına yönelik saldırılar gerçekleştirdiğini ortaya çıkardı. Köşe yazarlarımız bu ay sizler için yine birbirinden değerli makaleler kaleme aldı. Prof. Dr. Faruk Şen yazısında Bulgaristan izlenimlerini anlatırken, Tevfik Dalgıç ise Türkiye ve Dünya’da ki üniversitelerin karşılaştırmasını yaptı. İtibar Atölyesi Başkanı Ertan Acar, bu ay ki makalesinde logoların markalar için önemine değiniyor. Her ay basında en çok yer alan KSS projelerini kaleme alan Merve Seçkin Temmuz ayında gazete ve dergilerin en çok yer verdiği Sosyal Sorumluluk projelerini anlatırken, Arzu Meltem Dinler Sakaryalı ise inovasyonun finansmanı olan risk sermayesi ve melek yatırımcıları anlatıyor. İDA Başkanı Ali Cem İlhan gezi parkı protestolarını yerel seçimlere yansımalarının nasıl olabileceğine değiniyor. Keyifli okumalar dilerim.

Ertan Acar • Genel Yayın Yönetmeni: Nurgül Koca Acar • Yayın Koordinatörü: Abdullah Sarıkuzu • Yayın Kurulu: Fatih Acer, Prof. Dr. Faruk Şen, Mehmet Canıtatlı, Çiğdem Penn, Osman Yılmaz, Metin Koca Prof. Dr. Haluk Gürgen • İletişim Adresleri: Esentepe Mah. Kasap Sok. Aslan Apt. No:11 D:7 Şişli/İstanbul • Yazı İşleri: editor@reportturk.com • Reklam Satış: Özge Konci Telefon: 0212 272 51 51 Fax: 0212 272 49 50 E-mail: reklam.satis@reportturk.com • Web: www.reportturk.com • ABD Temsilcisi Prof. Dr. Tevfik Dalgıç Dallas, Texas, USA Tel: 214-212 43 43 e-mail:tdalgic@gmail.com • İngiltere Temsilcisi: Vehbi Koca 10 Avocet Close, Se1 5En London/UK Tel: +44 (0)20 7232 0291 • Bursa Temsilcisi: Bigworks Creative Strategy Agency Kükürtlü Mah. Kükürtlü Cad. Yeşilkent Sitesi No:70 A Blok D:2 Osmangazi / BURSA Tel: 0224 234 33 99 • Sayfa Tasarım V2 Medya İletişim • Dijital Yayın Platformu Dijimecmua • REPORTTURK Basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir. • Köşe ve makalelerdeki yorum, bilgi ve haberlere ilişkin sorumluluk yazarına aittir. • REPORTTURK’te yayınlanan yazıların her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Diyaliz evinizde, ...ister periton diyalizi, ister ev hemodiyalizi...

Periton Diyalizi

Ev Hemodiyalizi

Ev konforu, daha özgür yaşam, daha serbest diyet* Diyaliz merkezine gitmeden, her gününüzü istediğiniz gibi yaşayabilirsiniz. www.fresenius.com.tr * Perl et al. Home Hemodialysis, Daily Hemodialysis, and Nocturnal Hemodialysis: Core Curriculum 2009. Am J Kidney Dis. 2009; 54: 1171-84. • Laurant et al. The results of an 8 h thrice weekly haemodialysis schedule. Nephrol Dial Transpl. 1998; 13: 125-131. • Williams et al. Slow Nocturnal and Short Daily Hemodialysis: A Comparison. Semin Dial. 1999; 12: 431-439.


İçindekiler 6

KISA KISA BlackBerry satışa çıkıyor Lüks otel sayısı yüzde 10 arttı Kaçak akaryakıtta kayıp 5 milyar dolar Aylık en yüksek reel getiri Amerikan Doları’nda gerçekleşti Akıllı telefonlar satış rekoru kırdı Deri sektöründe ihracat

12 14 16 18

HABER

İş fırsatları yüzde 5 arttı

HABER

Mobilya sektöründe 2023 hedefi hayal değil

HABER

Siber saldırılarda yeni hedef kredi kartları!

HABER

Korsan kitaplar her yıl Türkiye’nin yarım milyarını çalıyor

1 milyar doları aştı

8

MAKALELER

KAPAK

Geleceğe en olumlu bakan ülke Türkiye

20 22 26 28 30 32

PROF. DR. TEVFİK DALGIÇ

Dünya üniversiteleri arasındaymışız da haberimiz yokmuş ALİ CEM İLHAN

Bir “iletişim provakötürü” olarak Verges, kopuş savunması ve kriz iletişimi MERVE SEÇKİN

Basında en çok gündeme gelen KSS projeleri belli oldu PROF. DR. FARUK ŞEN

AB’nin gariban çocuğu Bulgaristan ARZU MELTEM DİNLER SAKARYALI

İnovasyonun finansmanı: Risk sermayesi ve melek yatırımcılar ERTAN ACAR

Logoların markalar için önemi


Egzoz Gaz Emisyon Ölçümünü Yaptrdnz m? Daha temiz bir çevre ve yakt tasarrufu için egzoz gaz emisyon ölçümünüzü mutlaka yaptrn. Uluslararas standartlara uygun egzoz gaz emisyon ölçümünü, araç muayene istasyonlarmzda yaptrabilirsiniz. Randevu ve bilgi için tuvturk.com.tr

TÜVTURK Araç Muayene İstasyonlar TÜVTURK, bir TÜV SÜD - DOĞUŞ - BRIDGEPOINT ortaklğdr.

www.tuvturk.com.tr

Güven verir. De¤er katar.


KISA KSIA

BlackBerry satışa çıkıyor Son yıllarda yaşadığı büyük pazar kaybıyla akıllı telefon pazarındaki payı yüzde 3’e kadar gerileyen BlackBerry’ye yeni modeller de yaramayınca şirket radikal bir karar alarak satış opsiyonunu hayata geçirdi. Akıllı telefon pazarındaki sert rekabet bir dönemin dev markası BlackBerry’nin satılmasına yol açıyor. Şirket son modelleri Z10, Q10’dan ve işletim sistemi Blackberry 10’dan beklediği satış performansını alamayınca pes etti. BlackBerry’den yapılan açıklamaya göre şirket satış da dahil olmak üzere “stratejik seçenekleri” değerlendirmek için özel komite kurdu. Komite başta satış olmak üzere, mümkün stratejik ortaklıkları da değerlendirecek. Satış için ünlü yatırım bankası JP Morgan Chase ile de danışmanlık için anlaşıldı. Kararın duyurulmasının ardından BlackBerry hisseleri yüzde 10.5 artarak 10.78 dolara yükseldi. Uzmanlar BlackBerry’nin birçok seçeneği değerlendireceği açıklamasını yapmasına rağmen ana hedefin şirketin satışı olacağını belirtiyor. BlackBerry’nin yeni modelleri Z10 ve Q10’un hedeflenen satış rakamlarının 1 milyon adet kadar altında kaldığı belirtilmişti. Kurumsal pazarda halen etkin olan firma son yıllarda nihai tüketici pazarında Apple ve Samsung’un başı çektiği rekabette büyük pazar payları kaybetmişti. Son 3 çeyrekte 8 milyon abone kaybeden şirket Temmuz başında pazar değerinin yüzde 25’ini kaybederek 3 milyar dolar erimişti. Şirket son çeyrek bilançosunda da 84 milyon net zarar açıklamıştı.

Lüks otel sayısı yüzde 10 arttı Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) tarafından hazırlanan 2013 Turizm Raporu’na göre, 2013’ün ilk yarısında, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan belgeli tesis ve işletmelerin sayısı 3 bin 800’ü aştı. Bu rakamın, 2 bin 885’ini konaklama tesisleri oluşturdu. 2013’ün 6 aylık döneminde, 4 yıldızlı otellerin sayısı 578’den 602’ye, 3 yıldızlı otellerin sayısı ise 719’dan 747’ye çıktı. Yılın ilk yarısında butik otellerin sayısı 51’den 61’e, özel konaklama tesislerinin sayısı 228’den 248’e çıktı. Öte yandan 43 olan termal tesis sayısı ise 54’e yükseldi. 2 ve 1 yıldızlı oteller ile pansiyon ve apart otellerin sayısında ise gerileme oldu. 5 yıldızlı otellerin en fazla olduğu iller sıralamasında Antalya ilk sıradaki yerini korudu. 5 yıldızlı tesislerin yüzde 51’i Antalya’da faal durumda bulunuyor. Antalya’yı yüzde 13 ile İstanbul, yüzde 8 ile Muğla ve yüzde 4 ile İzmir takip ediyor.

Kaçak akaryakıtta kayıp 5 milyar dolar Suriye’deki olaylar sınırdan katır ve at sırtında geçirilen kaçak akaryakıt sorununu yeniden gündeme getirdi. Kaçak akaryakıtın Türkiye’ye yıllık zararını 4-5 milyar dolar olduğunu belirten yetkililer, katır sırtında ya da araç deposunda ülkeye sokulan kaçak yakıtın deniz yoluyla getirilen yakıtın yanında “Devede kulak” olduğunu belirtiyor. Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası (PÜİS) Başkanı Muhsin Alkan, “Akaryakıtın üzerindeki yüzde 65’lik vergi yükü kaçakçının iştahını kabartıyor. Çevre ülkelerde yakıtın ucuz olması ve Suriye’deki olaylar da kaçağı tetikliyor” dedi. Akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele kapsamında 2010 yılında 31 bin 766 ton akaryakıt ele geçirildi. 2011’de 37 bin ton 2012 yılında ise yaklaşık 40 bin ton kaçak akaryakıta el konuldu. Bu yılın ilk altı ayında ise yaklaşık 62 milyon liralık kaçak akaryakıt yakalandı. Ancak yetkililer, kaçağın boyutunun yakalanan miktarın çok üzerinde olduğuna dikkat çekiyor.

6 | REPORTTURK / Eylül 2013


Aylık en yüksek reel getiri Amerikan Doları’nda gerçekleşti En yüksek reel getiri, 2013 Temmuz ayında, Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE) ile indirgendiğinde %0,80, Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise %1,49 oranlarıyla Amerikan Doları’nda gerçekleşti. ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından BIST 100 Endeksi %3,83, külçe altın %3,54, mevduat faizi %0,57 ve Euro %0,03 oranında yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde ise Euro %0,65 ve mevduat faizi %0,10 oranında yatırımcısına reel getiri sağlarken, BIST 100 Endeksi %3,18 ve külçe altın %2,89 oranında yatırımcısına kaybettirdi. Euro, üç aylık değerlendirmede; ÜFE ile indirgendiğinde %4,44, TÜFE ile indirgendiğinde ise %6,79 oranlarıyla yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken, BIST 100 Endeksi ÜFE ile indirgendiğinde %14,73, TÜFE ile indirgendiğinde ise %12,81 oranında en çok kaybettiren yatırım aracı oldu. Altı aylık değerlendirmeye göre Amerikan Doları; ÜFE ile indirgendiğinde %5,64, TÜFE ile indirgendiğinde ise %6,71 oranında yatırımcısına en yüksek kazancı sağladı. Aynı dönemde külçe altın, ÜFE ile indirgendiğinde %18,93, TÜFE ile indirgendiğinde ise %18,10 oranında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu. Finansal yatırım araçları, yıllık olarak değerlendirildiğinde; BIST 100 Endeksi, ÜFE ile indirgendiğinde %11,39, TÜFE ile indirgendiğinde ise %9,07 oranında yatırımcısına en fazla reel getiriyi sağladı. Diğer taraftan, külçe altın ÜFE ile indirgendiğinde %19,17, TÜFE ile indirgendiğinde ise %20,86 oranında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Akıllı telefonlar satış rekoru kırdı

Deri sektöründe ihracat 1 milyar doları aştı Türkiye’nin deri ve deri ürünleri ihracatı Ocak- Temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 artarak 1 milyar 30 milyon dolar oldu. İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri (İTKİB) verilerinden derlenen bilgiye göre, yılın ilk 7 ayında gerçekleştirilen deri ve ürünleri ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 artarak 1 milyar 30 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Ocak-Temmuz döneminde ürün grupları bazında en fazla ihracat 425.6 milyon dolarla ayyakkabıda yapılırken, bu sektör, toplam deri ve ürünleri ihracatının yüzde 41.3’ünü oluşturdu. Ayakkabı ihracatını 294.9 milyon dolarla deri konfeksiyon grubu,

Dünya genelinde akıllı telefon satışları ilk kez diğer cep telefonlarının satışını geçti. Gartner adlı araştırma şirketine göre bu yıl Nisan ve Haziran aylarını kapsayan üç aylık dönemde dünya genelinde 435 milyon adet cep telefonu satıldı. Bunlardan 225 milyon adedi, akıllı telefonlar. Bu rakamlar, akıllı telefon satışlarının bir önceki yıla göre yüzde 46,5 arttığına işaret ediyor. Yılın ikinci çeyreğinde akıllı telefon kategorisinde olmayan 210 milyon adet telefon satıldı. Bu da geçen yıla göre bu telefonların satışında yüzde 21’lik bir düşüş yaşandığını gösteriyor. Gartner’a göre akıllı telefon satışlarında en büyük artış, Asya, Latin Amerika ve Doğu Avrupa’da görüldü.

171.9 milyon dolarla yarı işlenmiş, bitmiş deri ve işlenmiş kürk grubu, 135 milyon dolarla saraciye ürün grubu takip etti.


HABER

Geleceğe en olumlu bakan ülke Türkiye Uluslararası denetim ve danışmanlık şirketi EY’nin hızlı büyüyen 10 ülkede, 50’den fazla bankanın katılımıyla yürüttüğü “2013 Gelişmekte Olan Piyasalarda Bankacılık” araştırmasına göre, Türkiye’de ailelerinden borç alan bireylerin sayısı finans kuruluşlarından kredi alanların neredeyse dokuz katı. Yine bu araştırmaya göre hızlı büyüyen ülkeler arasında geleceğe en olumlu bakan ülke de Türkiye. Uluslararası denetim ve danışmanlık şirketi EY’nin Hızlı Büyüyen 10 ülkede (Türkiye, Şili, Malezya, Meksika, Güney Afrika, Nijerya, Vietnam, Kolombiya, Mısır ve Endonezya) yürüttüğü bankacılık araştırmasına Türkiye’den katılanların verdiği cevaplar önemli sonuçlar ortaya çıkardı. Yatırımcıların hangi bölgelere yatırım yapmalarının daha risksiz olduğu, tüketicilerin hangi ürünleri tercih ettikleri ve hangi pazarların daha hızlı büyüdüğü gibi sorulara cevap arayan araştırmanın sonuçlarına göre; penetrasyonu düşük olan pazarlarda refahın yükselmesi finansal ürün ve hizmet talebini artırdığı için sektör genelinde iyimserlik gözleniyor. Hızlı büyüyen ülkeler arasında finansal performansın en pozitif görüldüğü ülke Türkiye. Türkiye’den araştırmaya katılan bankacıların çoğunluğu, bankaların mali performansının iyileşeceğini öngörüyor. Ancak, marj baskısı, rekabetin artması ve iş yapma maliyetinin yükselmesi, yurtiçi ve uluslararası mevzuat değişikliklerinin etkisi nedeniyle, yerli bankaların karlılıklarını koruma ve pazar payı yakalama konusunda kaygıları artıyor. Marjlar sıkıştıkça, bankalar yeni ürün ve hizmetleri ücretlendirerek, ücret/komisyon gelirlerini artırma yoluna gidiyor. Rekabet baskısı bankaların kârlılıklarını korumak için arayışa girmelerine yol açıyor. Bankalar verimliliği artırmak ve maliyetlerini düşürmek için yeni yollar arıyorlar.

8 | REPORTTURK / Eylül 2013

Araştırmaya göre, bankaların zorlukların üstesinden gelmelerini ve büyümelerini sağlayabilecek 4 temel adım ise daha basit ama özellikli ürün geliştirme, finans ve telekomünikasyon şirketleriyle işbirliği, kredi riski yönetimini güçlendirme ve teknolojiye yatırım olarak görülüyor. Araştırma sonuçları hakkında bilgi veren EY Türkiye Finansal Hizmetler Sektör Lideri Müge Öner, Türkiye’de insanların çoğunlukla borç almak için bankaları değil ailelerini tercih ettiklerini söyledi. Ailelerinden borç alan bireylerin sayısının finans kuruluşlarından kredi alanların sayısının neredeyse dokuz katı olduğunu belirten Müge Öner; “Türkiye’de kredi/GSYH rasyosunun göreceli olarak düşük olması, potansiyelinden henüz yararlanılmayan geniş bir müşteri tabanının varlığına işaret ediyor. Ailelerinden borç alan bireylerin sayısı finans kuruluşlarından kredi alanların sayısının neredeyse dokuz katı. Bu olgunun bankalar için önemli bir fırsat yarattığını düşünüyoruz. Türkiye’de genç nüfusun yoğun olması (25 yaş altı nüfusun oranı yüzde 40’ın üzerinde) sebebiyle, bankalar genç müşteri tabanlarını farklı biçimlerde oluşturmaya yöneliyor ve inovatif çözümler üretiyor. Tüm katılımcılar mevcut müşterilerin penetrasyon oranlarını artırmanın; ayrıca yeni müşteri kanalları oluşturmanın ve bankacılık hizmetlerinden yeterince yararlanmayanlara


HABER

etkin hizmet sunabilmek ya da halen banka müşterisi olmayanları çekebilmek için şube ağını genişletmenin önemini vurguladılar” dedi.

Büyük altyapı projeleri kredi taleplerini arttıracak Önümüzdeki yıllarda altyapı yatırım taleplerinin bankaların sermaye piyasaları bölümünü harekete geçireceğini ifade eden Müge Öner; “Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. kuruluş yıldönümü olan 2023 yılı hedefleri çerçevesinde planlanan iddialı altyapı projelerinin hızla ilerlemesi nedeniyle, altyapı projelerine yönelik krediler belirgin

bir biçimde artacak. Altyapı yatırımı talepleri bankaların sermaye piyasaları bölümlerini harekete geçirecek. Araştırmaya katılanlar proje finansmanı talebinin artacağını öngörmekle birlikte, Basel III’ün bu projeler için kredi imkânlarını sınırlandıracağını da düşünüyorlar. Bu altyapı projelerinin belkemiğini teşkil eden Kamu-Özel Sektör Ortaklıkları’nın (PPP) fonlanmasında alternatif finansman yöntemlerinin kullanılması gerekeceği görüşündeyiz” dedi.

Odak: Doğu Avrupa ve Ortadoğu Türkiye’nin yabancı bankalar için uzun zamandan beri

Eylül 2013 / REPORTTURK | 9


HABER

cazip bir pazar olduğunu ve küresel finans krizinden önce birçok uluslararası bankanın stratejik öncelikleri arasında yer aldığını belirten EY Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Başkanı Selim Elhadef; “Son 14 yıl içinde yalnızca üç yeni bankacılık lisansı verildi. Türkiye’ye gelen yabancı bankalar çoğunlukla yerli bankaları satın alarak bankacılık işine girdiler. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun ileride daha çok lisans verilebileceği yönündeki yaklaşımından hareketle, daha çok yabancı bankanın ticari ve kurumsal bankacılık operasyonlarına başlayacaklarını öngörüyoruz” dedi. Küresel finans krizi ve ardından gelen sermayeyi yeniden düzenleme baskısı ile bazı yabancı bankaların küçülerek Türkiye’de satın aldıkları bankaları elden çıkardıklarını an-

10 | REPORTTURK / Eylül 2013

cak Türkiye önceliğini koruduğu için onların yerine başka yabancı oyuncuların geçtiğini söyleyen Selim Elhadef, şu açıklamalarda bulundu; “Geçen yıl bir Rus bankası Rusya ve Türkiye’nin karşılıklı ticaretinden yararlanmak amacıyla bir Türk bankasını satın aldı; bir Asya bankası da Türkiye’de faaliyete geçmeye niyetli olduğunu açıkladı. BDDK’nın olumlu yaklaşımının ayrıca daha çok yabancı İslami bankayı da ülkeye çekebileceğine inanıyoruz. Mevcut katılım bankalarının toplamdaki payının düşük olması, bu sektörü İslami kurallara uygun çeşitli ürünler sunabilen yabancı bankalar için cazip bir alan haline getiriyor. Türk bankaları ise kurumsal müşterilerinin iş yaptıkları dış ülkelerde varlıklarını pekiştiriyor. Bölgesel olarak, Orta ve Doğu Avrupa ile Ortadoğu’ya odaklanılıyor”.


İŞİNİZİ BÜYÜTMEK İÇİN İHTİYAÇ DUYDUĞUNUZ HERŞEY BU ÇATININ ALTINDA... Danfoss Isıtma Çözümleri Türkiye

Isı Pompaları

Termostatik Radyatör Vanaları

Oda Termostatları

Hidronik Balans ve Kontrol Vanaları

Döşemeden Isıtma Sistemleri

Isıtma Kablosu Çözümleri


HABER

İş fırsatları yüzde 5 a Kariyer.net İstihdam Endeksi verilerine göre iş fırsatları, Temmuz’da bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5 artış gösterdi. 14.165 yeni iş ilanı yayınlanan yedinci ayda, yaklaşık 50 bin kişi için yeni iş fırsatı doğdu. İnşaat, tekstil, bilişim, sağlık ve üretim en çok istihdam yaratan sektörler olurken, Anadolu’da inşaat sektörüne ek olarak enerji ve perakende de yeni yatırımlarla istihdama hareket getirdi. Kariyer.net’in hazırladığı aylık İstihdam Endeksi’ne göre, Temmuz ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5, bir önceki aya göre ise yüzde 7 artışla 14.165 iş ilanı yayınlandı. Toplamda yaklaşık 50 bin çalışan için yeni iş fırsatı anlamına gelen bu rakamlar, istihdamda olumlu havayı destekliyor. Kariyer.net Genel Müdürü Yusuf Azoz, 2013’ün başından bu yana istihdamda artışın yavaş da olsa sürdüğünü, aylık rakamların istikrarlı bir tablo çizdiğini belirtti.

Diyarbakır, Mersin, Gaziantep ve Eskişehir dikkat çekti Temmuz’da en çok iş fırsatı sunan ilk 10 şehir şehir İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir, Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Adana, Gaziantep ve Konya olarak sıralandı. Aynı dönemde iş fırsatlarındaki artışla en çok dikkat çeken şehirler ise, bir önceki yılın aynı dönemine göre sırasıyla yüzde 36, 33 ve 27ve 25 oranlarında artış gösteren Diyarbakır, Mersin, Gaziantep ve Eskişehir oldu. Kocaeli ise yüzde 18’lik artışla istihdam coğrafyasında ilk 5’teki yerini sağlamlaştırdı.

12 | REPORTTURK / Eylül 2013


arttı

HABER

Anadalou’da inşaat, perakende ve enerji yüz güldürdü Oransal olarak en fazla artış gösteren şehirler, yeni yatırımlara işaret etmeyi sürdürüyor. Temmuz ayı boyunca Muş, Ardahan ve Kars’ta inşaat sektörü istihdamı hareketlendirdi. Uşak, Erzincan, Hatay ve Batman’da ise perakende sektörünün hızı hissedildi. Batman’da sağlık sektörü de hatırı sayılır bir istihdam yaratırken, Siirt’te enerji yatırımları istihdama yeni bir soluk getirdi.

İnşaat firmaları 7000, tekstilciler 6000 kişi aradı Temmuz ayının istihdamda lokomotif sektörleri inşaat ve tekstil oldu. Sırasıyla yaklaşık 7000 ve 6000 kişi için iş ilanı yayınlanan bu sektörleri bilişim (4000 kişi), sağlık (4000 kişi), üretim (4000 kişi), otomotiv (3000 kişi), gıda (2300 kişi), turizm (2200 kişi), telekom (1800 kişi) ve finans (1400 kişi) takip etti.

Mağaza müdürü ve iK uzmanlarına talep iki kat arttı Temmuz ayında işveren talebinin oransal olarak en çok arttığı pozisyonlar mağaza müdürü ve İK uzmanı oldu. Bu pozisyonlar için talep bir önceki yılın aynı dönemine göre neredeyse iki kat arttı ve Temmuz boyunca 1000 İK uzmanı ve 900 mağaza müdürü arandı. En çok talep edilenler sıralamasında ise satış uzmanları ve mühendisler sırasıyla 6500 ve 5600 kişi ile en başta yer aldı. 2500 muhasebe uzmanı, 1100 satış müdürü, 1000 tekniker, 1000 teknisyen, 600 mimar ve yine 600 sekreter için Kariyer.net’te yeni iş ilanları yayınlandı.

Eylül 2013 / REPORTTURK | 13


HABER

Mobilya sektöründe 2023 hedefi hayal değil

14 | REPORTTURK / Eylül 2013


HABER

Türkiye, 2012 yılını mobilya sanayi sektöründe son dö-

Türkiye mobilya yan sanayi konusunda uzun yıllardır ol-

nemlerin en büyük atılımını gerçekleştirerek tamamladı.

dukça üst sıralarda. Özellikle sunta-mdf gibi ürünlerde

Geçtiğimiz yılın Ocak-Aralık dönemi verileri 2011 yılının

her sene ilk 3’te yer alıyor. Tanıtım ve ihracatı artırma

aynı dönemi ile karşılaştırıldığında mobilya ihracatında

amaçlı yapılan çalışmalardan alınan geri dönüşler her

yüzde 15’lik bir artış görülüyor. Sektörün dünyadaki gidi-

geçen gün artıyor. Buna en iyi örnek 2011 ile 2012 yılı

şatı ile Türkiye’nin projelerini değerlendiren ZOW Türkiye

ihracat ve ithalat oranları: 2011 yılı Ocak-Aralık dönemi

Müdürü Aykut Engin, sektörün bu büyüme hızı ile 2023’te

ile 2012 aynı dönem karşılaştırıldığında, ihracatta yüzde

ilk 5’te olma hedefini gerçekleştirilebileceği kanaatinde.

15’lik artış, ithalatta ise yüzde 14’lük azalma gözleniyor. Ülkemizde bu konudaki çalışmalarda oldukça önemli bir rol üstlenen Mobilya Yan Sanayi ve İç Tasarım Tedarik Fuarı ZOW Türkiye Müdürü Aykut Engin, yaptıkları ziyaretlerde ve yerinde araştırmalar sonrasında özellikle Rusya, Irak ve Orta Afrika ülkelerinin ilerlememizde çok büyük etkisi olacağını belirtiyor.

Büyüme hızını koruma amaçlı Kenya, Tanzanya gibi yeni pazarlara adım atılmalı ZOW Türkiye Müdürü, Aykut ENGİN; “Türk mobilya sektörü büyümeye ve dünyada önemli bir yer edinip, orada tutunmaya çok müsait. Zaten ilerleme her an gözlenebilecek nitelikte. Örneğin 2 yıl önce ihracatta 23. sıradaydık geçen sene ise 2 sıra birden yükselerek 21. sıraya geldik. Türkiye mobilya ihracatı 2012 yılını bir önceki yılın aynı dönemine göre % 15 artışla 1,850 $ (Bir milyar sekiz yüz elli milyon dolar) ile kapattı. 2013 yılsonu hedefi 2 milyar doların üzerine çıkmak ki bu hedefe ulaşılması mümkün. Çünkü ilk 6 aylık verilere göre Türkiye mobilya ihracatında 1 milyar doların üzerine çıktı. Cari açık vermeyen sektör büyümeye devam edecek ve Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği- MOSDER Başkanı Ahmet Güleç’in belirttiği gibi 2023’te ilk 5’te olma hedeflerine adım adım ilerleyecek. İhracatın arttırılmasına yönelik tanıtımlar anlamında, ZOW Türkiye olarak elimizden gelen yardımı yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz. Türk mobilyası kalitesi, fiyat politikası ve Osmanlı kültürüne dair yerel motifleri kullanması ile farklılaşıyor. Ancak burada bırakmamak önemli, büyüme için mevcut pazarların yanına yenilerinin eklenmesi gerekiyor. Biz ZOW Türkiye olarak tanıtım ve fuarımıza katılımcı sağlamak amaçlı dünyanın her yerine geziler düzenledik. Gittikçe Türk ürünlerine ilgisi artan ve uçsuz bir pazar olan Rusya, yeniden yapılanan Irak ve daha önce hiç çalışılmamış bizi ilgiyle karşılayan Kenya, Tanzanya, Gana ve Sudan gibi Orta Afrika ülkeleri ilk adım atılması gereken yerler.”

Eylül 2013 / REPORTTURK | 15


HABER

Siber saldırılarda yeni hedef kredi kartları! Trend Micro uzmanlarının bulgularına göre, olta saldırısını mobil ortama taşıyan saldırganlar, kullanıcıların banka hesap bilgilerinin yanı sıra kimlik kartlarını çalmaya çalışıyor. Güvenlik yazılımları ve çözümleri şirketi Trend Micro, siber suçluların mobil cihazlar üzerinden kimlik kartlarının çalınmasına yönelik saldırılar gerçekleştirdiğini ortaya çıkardı. Mobil bankacılık işlemlerinin yürütülmesini sağlayan bağlantıya çok benzer, sahte bir bağlantı oluşturan ve aynı ara yüzü kullanan saldırganlar, kullanıcıları kandırmaya çalışıyorlar. Aşırı benzerliğe rağmen ayırt edici noktalar da bulunuyor. Örneğin, sahte bağlantıda SSL protokol desteğinin olmadığı, güvenlik sembolünün bu-

16 | REPORTTURK / Eylül 2013

lunmadığı göze çarpıyor. Hazırlanan mobil giriş ekranını birebir aynı şekilde hazırlayan saldırganlar, bankacılık işlemlerinde kullanılan kullanıcı adı ve şifreyi istiyor. Ancak saldırı bu şekilde sonlanmıyor. Giriş yapıldıktan sonra saldırganlar e-posta adresi ve şifresini de çalmaya çalışıyor. Saldırganlar bu şekilde kurbanların banka hesaplarının ele geçirildiğini anlayıp, erişime engel olunmasını engellemek için önlem alıyor.


HABER

Kimlik kartının kopyası isteniyor Trend Micro uzmanlarının ortaya çıkardığı bulgulara göre, banka hesap bilgilerinin çalınması siber suçlulara yeterli gelmiyor ve kullanıcının kimlik kartının bir örneğini telefon üzerinden göndermesi isteniyor. Daha önce eşi görülmemiş bu saldırıda, siber suçlular kurbanın banka hesabı ve e-posta adresini ele geçirmekle kalmıyor, kimlik kartını da daha sonraki dolandırıcılık faaliyetleri için çalmaya çalışıyor. Fiziksel dünyadaki kimliklerin kopyalanarak ele geçirilmeye çalışılması saldırganların uygulamaya yeni başladığı yöntemlerin başında geliyor. Saldırganlar kredi kartı, pasaport ve kimlik kartı gibi önemli dokümanları da ele geçirmeyi hedefliyor.

Mobil olta saldırıları artıyor Japonya merkezli siber güvenlik şirketi Trend Micro’nun açıkladığı raporlara göre, mobil olta saldırılarında önemli bir artış görülüyor. Özellikle sadece bir harf gibi detayların farklı olduğu sahte bağlantılı internet siteleri kuran saldırganlar, küçük ekranlı cihazlarda kullanıcıları daha kolay kandırabiliyor. Akıllı telefonların popülerliğini gün geçtikçe artırdığı göz önüne alındığında suçluların bu eğilimlerini Trend Micro araştırmacıları hiç de garip karşılamıyorlar. Ülkemizde mobil güvenlik çözümleri kullanımının dü-

şüklüğüne dikkat çeken Trend Micro Akdeniz Ülkeleri Genel Müdürü Yakup Börekcioğlu şunları söyledi; “Ülkemizde de sıkça kullanılan mobil bankacılık işlemlerinin güvenle kullanılması için mobil güvenlik çözümlerinin yaygınlaşması gerekiyor. Zira, ülkemizde mobil bankacılık kullanımı ne kadar yüksekse, mobil güvenlik çözümleri kullanımı da bir o kadar düşük.”

Trend Micro, kullanıcıların bu tür saldırılara karşı korunması için şu önerileri getiriyor: • En çok ziyaret ettiğiniz site adreslerini kaydedin. Bu şekilde adres çubuğuna her defasında bağlantı adresi yazılmaz ve saldırganlar tarafından üretilen sahte sitelere giriş oranı azalır. • Her zaman önce doğruluğunu kontrol edin. Kullanıcılar, özellikle banka gibi kritik mecraların adreslerini doğrulamalı ve belli aralıklarla banka işlemlerindeki hareketleri takip etmeli. • Bir güvenlik çözümü kullanın. Güncel güvenlik çözümleri sahte web sitelerine girişi engelleyerek kullanıcıların güvende kalmasını sağlıyor.

Eylül 2013 / REPORTTURK | 17


HABER

Korsan kitaplar her yıl Türkiye’nin yarım milyarını çalıyor Türkiye’de 2012 yılı içerisinde toplam 480 milyondan fazla yeni kitabın yayınlandığını söyleyen Hayat Yayınları Yönetim Kurulu Başkanı Hayati Bayrak, 187 milyon ücretsiz dağıtılan ders kitabı dışında 293 milyon kültür kitabı için ülkemizde yılda minimum 900 milyon liralık bir kitap pazarının olduğunu,bunun %60’ı kadar da yani en az 500 milyon liralık da malesef korsan kitaplara gittiğinin tahmin edildiğini söyledi. İstanbul Polisi’nin geçtiğimiz günlerde Pendik’te bir depoya yönelik gerçekleştirdiği ve piyasa değeri yaklaşık 1 milyon lirayı bulan 50 bin adet korsan kitabın ele geçirildiği son yılların en büyük korsan kitap operasyonun ardından bir açıklama yapan Hayat Yayınları Yönetim Kurulu Başkanı Hayati Bayrak, “Korsan yayıncılık Türkiye’de yayıncılık sektörünün üzerindeki en büyük karabuluttur” dedi. Türkiye’deki yayıncılar korsan kitap basımı ve satışıyla uzun süredir mücadele ediyor. Türkiye’nin öncü yayınevlerinden biri olan Hayat Yayıncılık’ın verdiği bilgiye göre; Ülkemizde 4 tür korsan kitap çoğaltımı ve satışı yapılıyor. Bunlar; “tıpkı basım” olarak tabir edilen kitabın bondrolsüz olarak basımı ve dağıtımı, “başka yayınevi adı altında basım” yani kitabın telif haklarına sahip olmayan ya da kiralamayan başka yayıncılar tarafından izinsiz çoğaltılması, kitabın fotokopi yoluyla çoğaltılarak satılması ya da yayılması ve kitabın internet ortamında izinsiz yayınlanması ya da paylaşılması. “Korsan kitap yayınının Türkiye’deki mali boyutları inanılmaz ölçülerde” diyen Hayat Yayınları Yönetim Kurulu Başkanı Hayati Bayrak, “Türkiye’de 2012 yılında üretilen 42.626 başlık kitap, konularına göre dağılım göstermektedir. Bu kitaplar arasında ‘en çok satanlar’ arasında başı çeken ortalama 250’sinin genellikle korsan baskısı yapılıyor. Sektörün toplam büyüklüğü tahmini olarak 900 milyon lira iken korsan kitapların ise 500 milyonu buluyor” diye konuştu.

18 | REPORTTURK / Eylül 2013


HABER

Türkiye’deki yayınevlerinin yazarlar, çevirmenler, editörler, grafik tasarımcılar, üretim sorumluları, satış ve pazarlama sorumluları, reklam ve halkla ilişkiler sorumluları gibi kitap üretimi sırasında pek çok unsuru bir araya getirdiğini ifade eden Bayrak, “Bu unsurların her biri kitabın satış fiyatını oluşturan unsurlardır. Ayrıca, telif hakları ve KDV’yi de unutmamak gerekir. Bunun yanı sıra, her yayınevinin her kitabı çok satacak diye bir durum yok. Daha az ve çok az satan kitapların getirdiği bir maliyet ve sabit giderler vardır. Oysa korsan yayıncı, bu maliyetlerin hiç birini üzerinde taşımamaktadır” dedi. “Korsan basımlar, başta kitabın yazarı olmak üzere, çevirmenlere, ajanslara, yayıncılara, kitapçılara, matbaacılara, devlete ve son olarak henüz farkında olmasa da okura büyük zararlar veriyor” diyen Hayati Bayrak, “Tüm bu kesimler zaman içinde korsan basımın verdiği zararlar nedeniyle üretemez duruma geliyor. Özellikle yayınevleri, korsan kitabın yarattığı zararlar nedeniyle yeni yazarların kitaplarını basamaz duruma geliyor ve okuyucu da çağdaş Türk edebiyatı ürünlerinden yoksun kalıyor. Korsan kitabın önlenmesinde başta kitap satıcıları olmak üzere okurlara ve herkese büyük görevler düşüyor” diye konuştu.

Eylül 2013 / REPORTTURK | 19


MAKALE

PROF. DR. TEVFİK DALGIÇ

Dünya üniversiteleri arasındaymışız da haberimiz yokmuş Lise düzeyi okullardan mezun olan ve giriş

Bir de gerçekten adı gibi üniversite olan kuruluşlar var.

sınavlarından gerekli puan alabilen öğrenci-

İsimleri birer efsane olan, ancak çok başarılı öğrenci-

lerimiz üniversitelere yerleştiler. Tercih döne-

lerin girebildiği, aldıkları diplomalarla iki üç ay içinde

minde gazeteler boy boy ilanlarla doluyor; tam sayfa-

iş bulan gençlerin mezun olduğu üniversiteler. Bunların

lıklar, yarım sayfalıklar, çeyrek sayfalıklar, haber haline

büyük ilanlara, büyük iddialara, büyük sözlere ihtiyaçları

getirilmiş sözde halka ilişkiler bültenleri, hiç de reklam

yok. Zaten ülkenin en iyi genç beyinleri buraları seçiyor-

olduğu anlaşılmayan (!) tanıtım bilgileri gırla gidiyor.

lar ilk sıralamada.

Devlet üniversiteleri ayrı bir alem her siyasi kişiliğin ne-

Bu yıl ilanlarda ve tanıtım mesajlarında ortak bir iddia

rede ise bir üniversitesi var, tıpkı bir zamanlar futbol

dikkatimi çekti. O da “Bir Dünya Üniversitesi” iddiası

sahalarına verilen isimler gibi, şimdilerde de yeni kuru-

oldu. Bir kaç uluslararası öğrenci değişim projesine ka-

lan devlet üniversitelerine halen yaşayan ve gelecekte

tılmakla, başka bir ülkedeki bazı üniversitelerle değişik

nasıl hatırlanacakları henüz beli olmayan, tarihe nasıl

düzeylerde anlaşma yapmakla kendilerini “Bir Dünya”

geçecekleri belirlenmemiş bazı siyasi zevatın isimlerini

üniversitesi sayan bu kurumlar acaba gerçekten ken-

veriyorlar.

dilerini bir Dünya Üniversitesi sanıyorlarsa veya yöne-

Bu yağcılıktan mı, mali destek sağlamak umudundan

ticileri böyle bir inanış içindeyseler vay halimize. Ya

mı, yoksa Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK’ün işgüzarlı-

bunlar “Dünya”dan habersiz kurum ve kişilerdir, ya da

ğından mı belli değil. Bu siyasiler gözden düştüğünde

cehaletin bu kadarı ancak eğitimle olur demek geliyor

isimler de değişecek elbette, bu bizim geleneğimiz.

insanın aklına.

Vakıf üniversiteleri de onlardan farklı değil. Ne kadar da

Bakın ben size söyleyim. Dünya üniversitesi olabilmek

vakfımız varmış kendini eğitime adayan. Değişik isim-

para ile ilan verip kendini Dünya üniversitesi ilan et-

ler altında kurucularını ölümsüzleştirme gayreti içinde

mekle olmaz. Dünya üniversitesi daha dün kurulmuş,

olanlar bulunduğu gibi, belirli dini grup ve cemaatlerin

yeni yetme kurumlar değildirler. Onlar kendilerini bir-

öğretilerini genç beyinlere aşılamak amacı ile açılan

den bire dünya üniversitesi ilan etmezler. Bunların bir

üniversiteler de var.

tarihi geçmişi vardır, zaman içinde araştırma kültürü,

20 | REPORTTURK / Eylül 2013


MAKALE

yayın kültürü, eğitim ve öğretim kültürü oluşur. Bunlar

yaptıkları yayınları kendi üniversitelerinde çalışırken

bir kaç yılda olmaz. Zaman ister. Mezunlarının dünya-

yapmışlar gibi böbürlenmeleri de bize özgü bir övünç

da ünlü bilim adamı, sanatçı, işadamı, politikacı kişiler

kaynağı gibi. Aynı bilim adamları daha önce çalıştıkları

haline gelmesi gerekir, yayınlarının dünya bilim litera-

yabancı üniversitelerdeki gibi çalışma koşullarına sahip

türüne katkı yapması gerekir. Öğretim üyelerine geniş

olmuşlar mı? Yoksa haftada bilmem kaç saatlik ders

araştırma olanakları, az sayıda ders saati, üniversite

yükü altında eziliyorlar mı ona da bakmak gerek. Büyük

içinde araştırma kültürü yaratması, dil bilen akademis-

sözler verilerek ülkesine dönen çok sayıda genç aka-

yen kadroları, dünyayı bilen, kendi alanında her biri bi-

demisyenin hayal kırıklığı ile eski çalıştıkları yabancı

rer değer olan eğitim elemanlarını bir araya toplaması

üniversitelere döndüğünü biliyorum.

gerekir. Büyük bütçeleri olması gerekir.

Kısaca şunu bilmekte yarar var. Ben “Bir Dünya Üni-

Bazı sözüm ona Dünya Üniversiteleri, transfer ettik-

versitesiyim” diye ilan vermekle Dünya Üniversitesi

leri bilim adamlarının başka üniversitelerde çalışırken

olunmaz.

Eylül 2013 / REPORTTURK | 21


MAKALE

ALİ CEM İLHAN

Bir “iletişim provakötürü” olarak

Verges, kopuş savunması ve kriz iletişimi Balyoz, Ergenekon davalarında, sanıkların Jac-

biriydi. Jacques Vergès 16 Ağustos günü, 88 yaşında,

ques Vergès gibi bir avukatları olsaydı bu mah-

son yıllarını yanında geçirdiği Fransız soylusu Markiz Ma-

kemeler nasıl sonuçlanırdı insan düşünmeden edemiyor.

rie-Christine de Solages evinde, 1778 yılında ünlü Fran-

O, “Şeytanın avukatı” diye bilinirdi. Dünyanın en tartış-

sız düşünür Voltaire’in de öldüğü odada geçirdiği bir kalp

malı ama bir o kadar da yetkin savunma avukatlarından

krizi sonucunda vefat etti.

22 | REPORTTURK / Eylül 2013


MAKALE

Vergès’in hayatı, savunma yaptığı davalar neredeyse 20. Yüzyılın bir özeti gibidir. Kimleri savunmadı ki Irak eski Başbakan yardımcısı Tarık Aziz, Alman SS subayı Klaus Barbie, “Çakal Carlos” lakabıyla bilinen Ilich Ramirez Sanchez, Sırbistan ve eski Yugoslavya devlet başkanı Slobodan Miloseviç… Savunmasını üstlendiği uzun ve tartışmalı suçlular listesinde Alaattin Çakıcı bile vardır. Vergès bir avukat olmanın ötesinde her bakımdan farklı bir kişilikti. Adeta Dostoyevski romanlarından çıkma bir şahsiyet. Uzun ve maceralı bir hayattı onunki. Annesi Vietnamlı bir öğretmen, babası ise annesi ile evlenmek için mesleğinden vazgeçen bir Fransız diplomattır. Annesini çok küçük yaşta kaybeder. Çok genç yaşta, İkinci Dünya Savaşı’nda Fransız Direniş hareketine katılır.

Üstlendiği ilk önemli davalardan biri, bir kafeyi bombalamak suçundan idamla yargılanan Cezayirli Cemile Bouhired ile ilgilidir. Vergès, Bouhired davasını Fransız sömürgeciliğinin tartışıldığı bir arenaya döndürür. Davayı mahkeme salonunun dışına çıkartır, medyanın tüm baskısını siyasi otoritenin üzerinde yoğunlaştırır. Sonunda Cemile Bouhired 1962 yılında affedilir ve Cezayir’e bir halk kahramanı olarak döner. Hatta daha sonra Jacques Vergès ve Cemile Bouhired evlenirler. Aynı Vergès İslam dinini seçip adını Mansur olarak değiştirir. Cezayir’e yerleşir. Ardından Vergès 1970 yılında ortadan kaybolur 1978 yılına değin. Bu süre zarfında kendisi hakkında endişelenip arama kampanyası düzenlemek isteyenler çıkar ama onlara kendi el yazısı basit bir not yollamakla yetinir: “Aptallığa gerek yok!” 1983 yılında “Şeytanın Avukatı” unvanının dünya çapında tanınacağı ilk dava gelir. Lyon kasabı olarak tanınan Gestapo Şefi Klaus Barbie’nin davası. Vergès bu davayı Fransız toplumunun II. Dünya Savaşı esnasında Nazilere yaygın işbirliğini gözler önüne sererek sert bir yüzleşmeye çevirir. Türkçe ’ye gazeteci, yazar Viver Kanetti tarafından kazandırılan “Savunma Saldırıyor” kitabında Vergès bunun benzeri davalarda uyguladığı ana stratejiyi “kopuş stratejisi” olarak tanımlar. Vergès bir davada iki tip savunma stratejisi olabileceğini belirtir. Birincisi uyum; Kanetti’ye Fransız le Nouvel Observateur dergisinde verdiği bir röportajında bunu şöyle tanımlıyor: “Uyum savunması, mahkemede sanık, avukat, iddianame aynı değerleri kabul ettikleri zaman yapılan savunmadır. Bu durumda sanık, kendini savunmak için, öncelikle ve dosya buna imkân tanıyorsa, olaya dahlini inkâr edecek, masumiyetini haykıracaktır. Masumiyet iddiasında bulunamıyorsa, hafifletici nedenlere başvurur.” Diğeri, kopuş savunması ise, iddianamenin ve mahkemenin savunduğu değerler setinin tamamı ile reddi

Eylül 2013 / REPORTTURK | 23


MAKALE

üzerine kuruludur. Sanık ve avukatı mahkemenin temsil ettiği değerler üzerinden bilfiil onun meşruiyetini sorgulamaya açarlar. Amaç üzerine atılı suçun reddi yani suçsuzluğun kanıtlanması değil bizatihi olabilecek en çarpıcı biçimde ifade edilmesi yolu ile suç olarak tanımlananın reddidir. Vergès Barbie davasında belgelerle Fransızların Nazilerle yaygın bir biçimde işbirliği içinde olduğunu anlatmaya başladığında, dahası ünlü direniş kahramanı Jean Moulin’i Nazilere teslim edenlerin bizzat direnişçiler olabileceğini ileri sürdüğünde, Fransız kamuoyu yaşadığı şoktan günlerce kendine gelememişti. Davaların mahkeme salonlarından medyaya taşınması Vergès’in kopuş stratejisinin en önemli unsurlarından biridir. Bu anlamda büyük bir hukukçu olduğu kadar Vergès bir iletişim dehasıydı. Kendi ifadesi ile kopuş savunmasında esas olan mahkemeye değil kamuoyuna konuşmaktır. Kopuş stratejisinin bir başka önemli öğesi ise ölçüsüzlüktür. Vergès bunu şu sözlerle tanımlıyor: “Ölçüsüzlük, kendi alçak gönüllüğünü aşıp davanın ardından toplumun sözcülüğünü üstlenmektir.” Vergès bunu mükemmel başaran bir kişiydi. Reddettiği mahkemenin değerlerinin karşısına savunduğu değerler ile o kadar güçlü çıkardı ki, sanık ceza alsa bile aslında o “davayı” kazanırdı. “Çakal Carlos” onun için “ Üstat Vergès benden daha büyük bir teröristtir” demişti. Kısmen doğru bir tespit bu. Vergès yerleşik değer yargılarının ve ahlakın temelinde dinamit koyan benzersiz bir “iletişim provokatörüydü”. Savunduğu davalarda deyim yerindeyse masayı devirir, medya üzerinden savunduğu değerler seti ile yepyeni bir iletişim normali kurardı. Aslında bizimki gibi moral ve sosyal değerler cephesinde önemli fay hatları bulunan ülkelerde, iletişimde kopuş stratejileri adı öyle konmasa da yaygın ve güçlü uygulamalardır. Başbakan Erdoğan’ın son bir yıldır değerler üzerinden “kürtaj cinayettir”, “bizim milli içkimiz ayrandır” çıkışları bunun bir örneği ise, Gezi Parkı protesto-

24 | REPORTTURK / Eylül 2013

cularının “diktatör” temalı iletişimleri de bunun bir başka örneğidir. Bu bakımdan “kopuş stratejisi” özellikle kriz iletişimi durumlarında iletişimcilerin alet çantalarında bulunması gereken bir uygulamadır. Örneğin şirketler dünyasında çevre sorunları ile bağlantılı kriz iletişimlerinde, “kopuş stratejisi” hiç de yabana atılmayacak bir çözümdür. Ama genelde kullanılmaktadır. Onun yerine çevreye ne kadar saygılı olunduğu anlatılmaya çalışılmakta, bunun karşısında “green washing” suçlamaları gelmekte ve çözüm olarak sessizlik tercih edilip fırtınanın geçmesi beklenmektedir. Hâlbuki pekâlâ çevre paradigması reddedilip, Türkiye’nin enerji açığı ve refah arayışı çerçevesinde farklı bir değerler seti üzerinde yürünebilir ve bu bir kopuş stratejisidir. Kullanılmamasının bir sebebi kuşkusuz henüz hiçbir iş kuruluşunun - geçmişteki bir örnek hariç – henüz tüm genel kamuoyunu etkileyen boyutta bir kriz ile karşılaşmamış olmasıdır. Ancak özellikle Gezi Parkı sonrasında İstanbul’daki büyük çaplı imar projeleri göz önüne alındığında bu alternatif ister istemez masada olacaktır. Kopuş stratejisinin uygulama zorluklarından biri ise, eyleme konduğu anda yerine göre kişinin yerine göre bir toplumsal kesimin, ama iş dünyası söz konusu olduğunda kurumsal sözcünün üzerine bindirdiği olağanüstü yüktür. Zira kopuş stratejisi başlı başına bir meydan okuma veya provokasyondur; bir başka deyişle toplum önünde sahneye konan bir şovdur ve herkes bununla kolay baş edemez. Doğrusu mevcut durumda Türk iş dünyasında bir iki kişi dışında bunu kaldırabilecek çok fazla da isim yok. Vergès hakkında son bir bilgi de bu bağlamda şu olsun: Vergès 83 yaşında tek kişilik ve kendi yazdığı bir oyun için ilk defa tiyatro sahnesine çıktı. Ve o dönemde Fransız Figaro gazetesine verdiği bir beyanatta da aynen şöyle demiş: “Hukuk adamlığı ile aktörlük arasında yakın bir akrabalık var…” Özetle her şeyin başı iletişim.


MAKALE

MERVE SEÇKİN

Basında en çok gündeme gelen KSS projeleri belli oldu Basında kurumsal sosyal sorumluluk projelerinin ne oranda yer bulduğunu inceleyen Medya Takip Merkezi, Temmuz ayını kapsayan bir araştırma raporu hazırladı. Buna göre, Turkcell’in “Kardelenler” ve “Ekonomiye Kadın Gücü” projeleri gazete ve dergilerin en fazla ilgi gösterdiği ilk iki KSS çalışması olurken, onları TTNET’in “İnternetle Hayat Kolay” projesi takip etti.

Turkcell’in “Kardelen”leri mezun oldu Araştırmaya göre, Temmuz ayında basının en çok söz ettiği sosyal sorumluluk projesi “Kardelenler” oldu. Turkcell’in Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile birlikte yürüttüğü proje, 2012-2013 eğitim döneminin sona ermesi ile liseden 2 bin 50, üniversiteden ise 272 “kardelen”in mezun olması ile ilgili haberlere konu oldu.

El Emeği Pazar Yeri ile ürünler dünyaya açılıyor Ay boyunca gazete ve dergilerin en fazla konuştuğu ikinci KSS projesi, “Ekonomiye Kadın Gücü” oldu. Proje başlangıcından itibaren, 65 bin kadına ulaşan ve 4 yılda 100 bin kadına fırsat eşitliği sağlamayı hedefleyen proje kapsamında geliştirilen Turkcell El Emeği Pazar Yeri ile, ürünlerini pazarlamakta zorlanan kadınların bu alan üzerinden ürünlerinin ilanlarını yayınlayabilecekleri bildirildi.

TTNET’in “İnternetle Hayat Kolay” projesine iki ödül MTM’nin Temmuz ayında, ulusal gazete ve dergiler üzerinden hazırladığı medya araştırmasına göre, TTNET’in faaliyete geçirdiği “İnternetle Hayat Kolay”,basının en fazla yer verdiği bir diğer proje oldu. Proje, PR Daily ödüllerinde; “En İyi Toplum İlişkileri Kampanyası” ve “En İyi Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projesi” ka-

26 | REPORTTURK / Eylül 2013

tegorilerinde onur ödülü alırken, dokuz ülkeden başvuru alan PR Daily ödüllerinde TTNET’in, Kurumsal Sosyal Sorumluluk kategorisinde Türkiye’den ödül alan tek şirket olduğu açıklandı.


MAKALE

Altın Pusula’da Büyük Ödül “Bir Usta Bin Usta”nın oldu

Derneği’nin 2004 yılında başlattığı “Her Kızımız Bir Yıldız” sosyal

“Bir Usta Bin Usta” sosyal sorumluluk projesi, geçtiğimiz ayın en çok konuşulan 4. sosyal sorumluluk çalışması oldu. Anadolu Sigorta’nın yürüttüğü proje, Türkiye Halkla İlişkiler Derneği (TÜHİD) tarafından bu sene 12’ncisi düzenlenen Altın Pusula Halkla İlişkiler Ödülleri’nde büyük ödülün sahibi olması ile basında geniş yer buldu.

sorumluluk projesi, araştırma raporunda öne çıkan KSS çalışmalarından bir diğeri oldu. Proje kapsamında desteklenen öğrencilerden bir grup, projenin geleneksel etkinliği olan “yaz buluşması” için 1 hafta boyunca İstanbul’da ağırlandı. Her yıl farklı illerden davet edilen öğrencilerin, bu yıl Amasya, Kars, Şanlıurfa, Sivas, Tarsus ve Van’dan seçildikleri belirtildi.

“Her Kızımız Bir Yıldız” buluşması Mercedes-Benz Türk A.Ş. ve Çağdaş Yaşamı Destekleme

şulan projeleri

Ayın en çok konu

i ( Turkcell ) Kardelenler Projes rkcell ) Gücü Projesi ( Tu Ekonomiye Kadın Kolay (TTNET ) İnternetle Hayat ( İş Bankası ) Bir Usta, Bin Usta Benz ) ldız ( MercedesHer Kızımız Bir Yı ne ) rı Projesi ( Vodafo 7 Ağaç Ormanla i ( Koç Holding ) emleket Meseles Meslek Lisesi M ç Holding ) Tanımıyorum ( Ko l ge En in İç m ke Ül ) r Kampı ( Aygaz Diyabetik Çocukla VTURK) luk Hareketi ( TU Trafikte Sorumlu s) lar ( Renault- Mai Sokakta İlk Adım ) Topluyor ( Profilo Türkiye Enerjisini - AKUT ) rkiye ( Aksigorta Hayata Devam Tü ( Polisan ) Her Ses Bir Nefes ( İş Bankası ) 81 İlde 81 Orman a, ulusal gazete ve

uz ayınd *MTM’nin Temm bi sonuçlarından

dergilerde yaptığı

basın taki-

elde edilmiştir.

Eylül 2013 / REPORTTURK | 27


MAKALE

PROF.DR. FARUK ŞEN

AB’nin gariban çocuğu

Bulgaristan AB’ye 2007 yılında üye olan Bulgaristan Birliğin fonlarının bitmesi nedeniyle refahtan fazla pay alamadı. AB’nin fonları başta Yunanistan, daha sonra İspanya, Portekiz en son da Polanya’ya harcandıktan sonra artık 146 Milyar Euroluk AB bütçesinden Bulgaristan Romanya Macaristan ve diğer ülkelere fon kalmadı. Bulgaristan’ın geçtiğimiz yıl AB’den aldığı bütün para 1,5 Milyar Euro’yu aşamadı. Bu açıdan Bulgaristan’dan ciddi bir kaçış var. 1991’de bağımsızlığına kavuştuğu zaman nüfusu 9 Milyon’larda olan Bulgaristan’ın nüfusu şuanda 7,5 Milyon’a kadar inmiş bulunuyor. Ülkede evler yollar ve altyapı neredeyse yok gibi. Ancak Sofya, Varna ve Burgaz gibi kentlerde ciddi bir altyapı görüyoruz. Diğer ilçeler ve köylerde evler dökülüyor. Bugünün Türkiye’sinde hiç bir Türk böyle bir evde oturmaz. Bulgaristan’da işsizlik de büyük boyutlara erişmiş bulunuyor. Genç işsizler ordusu her geçen gün artıyor bu açıdan gençler ülkeyi terk edip kaçıyorlar. Bulgaristan’daki Türk gençlerine baktığımız zaman kızlarımız biraz daha şanslı. Varna veya Burgaz da restoran ve otellerde ve yönetici görevlerinde Türk kızlarını görüyoruz. Bulgaristan’da gastronomide ve otelcilikte çalışanların çoğu kadın ve hepsi çok güzel. Bu nedenle erkeklerde işsizlik artıyor.

Her şeye rağmen mutluluk Bulgaristan’da bütün bunlara rağmen kitlelerin mutlu olduğunu görüyoruz. Kadınlar çok az para ile çok şık giyiniyorlar. Akşamları hepsi restoranlarına gidiyorlar ve eğlence dünyasında büyük ölçüde yer alıyorlar. Bu derece fakir bi ülkede bu nasıl oluyor diye sorarsanız. Bul-

28 | REPORTTURK / Eylül 2013

garistan’daki bütün fiyatlar özellikle gastronomi ve otel fiyatları Türkiye’ye göre en az 30% daha ucuz. Yiyecek ve içecek fiyatları ise Türkiye’deki fiyatların yarısı


MAKALE

kadar. Otellerin de uygun olması sebebi ile Varna veya Burgaz’da bir çok Türk turist tatil yapıyor. Türkiye’de 1,95 Euro’ya aldığınız benzin Bulgaristan’da 1.20 Euro. Aynı şeyi restoranlardaki fiyatlarda ve içkilerde de görmek mümkün. Lacivert’de 130 TL’ye içtiğiniz rosé şarabı Burgaz’da iyi bir restoranda 16 TL’ye içebilirsiniz. Parkfora’da içtiğiniz 190 TL’lik Merlot Varna’da 25 TL’yi geçmiyor. İnanın ikisinin de kalitesi Türkiye’deki kaliteden çok daha üstün durumdalar. Dereköy’den Bulgaristan’a geçmek

çok rahat. İstanbul’dan çıktığınız zaman 350 KM’de Burgaz 480 KM’de Varna’ya erişiyorsunuz. Uygar, güzel ve insanların sevimli olduğu bir ülke. Geçmiş yıllarda Türk işcileri Avrupa’dan Türkiye’ye giderken Bulgaristan’da mutlaka ceza yiyip, kötü muamele görürlerdi. Şimdi bunlardan eser kalmamış. Bulgaristan halkı gelen Türk turistlerin gözlerinin içine bakıyorlar. Bulgaristan şuanda Türkiye’nin sınırdaş olup sorunu olmadığı tek ülke. Sıfır çatışma politikasının devam ettiği Bulgaristan’la inşallah ilişkilerimiz böyle devam eder.

Eylül 2013 / REPORTTURK | 29


MAKALE

ARZU MELTEM DİNLER SAKARYALI

İnovasyonun finansmanı:

Risk sermayesi ve melek yatırımcılar Günümüzde uluslararası ticaretin yoğunluğunun giderek artması, firmalar arasında kıyasıya rekabeti ön plana çıkarmış ve firmaları sürekli yenilik peşinde koşma zorunluluğu ile yüz yüze getirmiştir.

yüksek risk nedeniyle yeni bir ürün üretmek isteyen yetenekli kişilere inovasyon kredisi vermekten çekinmektedirler.

Risk Sermeyesi İnovasyon OECD ile Avrupa Komisyonu tarafından birlikte hazırlanan ve üçüncü baskısı 2005 yılında yapılan Oslo Kılavuzu’nda ise inovasyon şu şekilde tanımlanmaktadır: “Bir yenilik [inovasyon], işletme içi uygulamalarda, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni veya önemli derecede iyileştirilmiş bir ürün (mal veya hizmet), veya süreç, yeni bir pazarlama yöntemi ya da yeni bir organizasyonel yöntemin gerçekleştirilmesidir.” Firmaların inovasyon çabasına girmeleri için Ar-Ge fonu ayırmaları, kendi bünyelerinde Ar-Ge bölümü oluşturmaları ve bölümde görev yapacak yüksek nitelikli personele sahip olmaları gerekmektedir. Ancak, Ar-Ge’den başlayarak inovasyona yönelmek çok uzun vadeli ve sonucu belirsiz bir süreçtir. Bu nedenle inovasyon ancak belirli bir büyüklüğün üzerindeki işletmelerin gündemine girmektedir. Diğer yandan inovayon yeteneği olan nitelikli kişiler, bir büyük firmanın Ar-Ge bölümünde değil de kendi işlerini kurup, kendileri için çalıştıklarında daha başarılı olmaktadırlar. Ancak geleneksel bankacılık sistemi,

30 | REPORTTURK / Eylül 2013

İnovatör nitelikli kişilerin kendi işlerini kurmaları için geleneksel bankacılık dışında finansman yöntemleri arayışları sonucunda, gelişmiş ülkelerde, risk sermayesi (venture capital) denilen bu yeni finans sistemi geliştirilmiştir. Risk sermayesi ile kurulan ilk şirketin yetmiş bin dolarlık yatırım ile American Research & Development’ın 1957 yılında kurduğu “Digital” olduğu öne sürülmektedir. Bu şirketin piyasa değeri beş yıl içinde beş bin kat artarak 3.5 Milyar $’a ulaşmış ve 1998 yılında yine risk sermayesi ile kurulmuş olan Compaq şirketine 10 Milyar $’a satılmıştır. Digital ile ABD’de başlayan ve bugün Cisco’dan Microsoft’a, Yahoo’dan Intel’e kadar bir çok dünya devinin ortaya çıkmasına neden olan risk sermayesi finansman modeli ABD’den tüm dünyaya yayılmış ve cep telefonundan bilgisayara kadar pek çok buluşun ortaya çıkmasındaki en önemli etken olmuştur. Günümüzde tüm dünyaya yayılan risk sermayesi finansman modeli, özellikle ABD, Avrupa, İsrail ve Japonya arasında yoğun bir proje savaşı şeklinde sürmektedir. Risk sermayedarları ilk zamanlarda büyük fonlara sahip


MAKALE

kişi ya da şirketlerdi. Ancak zamanla bu sermayedarlar, riski dağıtmak için bir araya gelerek, anonim ortaklıklar oluşturup, ihraç ettikleri hisse senetlerini borsaya kota ettirerek, yeni girişimcilere finansman sağlamaya başladılar. Bu şekilde kurumsal risk sermayedarları ortaya çıktı. Bu kurumsal risk sermayedarlarının hisse senetlerini alanlar arasında büyük tasarruf sahipleri yanında yatırım bankaları, özel emeklilik sigortaları olmak üzere her türlü sigorta şirketleri vb’leri yer almaktadır. Destekledikleri yenilikçi firmaların yönetimlerinde görev almayan kurumsal yatırımcılar stratejik denetim yapmakla yetinmektedirler.

Melek Yatırımcılar Kurumsal risk sermayedarları yenilikçi küçük girişimcilere kredi vermeye sıcak bakmıyorlardı. Zamanla risk sermayedarları yanında küçük girişimcilere kredi veren yeni sermaye sahibi kişiler ortaya çıktı. Bu kişiler çok büyük sermayeye sahip olmamalarına karşın sektörü iyi bildikleri gibi belirli bir iş tecrübesine sahiptiler ve kredi verdikleri girişimcilere amatör ruhla yaklaşarak, finansal kaynak sağlamanın ötesinde kendi bilgi ve birikimlerini de girişimcilere aktararak onlara yol gösteriyorlardı. Bu yatırımcıların bir diğer özelliği ise, yenilikçi firmalara finansman desteğinin sağlamaktan öte, yönetim desteği ve de eğitim hizmeti vermeleriydi. Prof. Dr. William Wet-

zel, ABD’deki finansman modelleri üzerinde yaptığı araştırmasında kâr beklentisi dışında, yatırım yaptığı şirketle yakın ilişki ve samimi destek veren bu tür yatırımcılara, melek yatırımcı (Angel Investors) benzetmesini yaptı. Melek yatırımcılar, başarı şansını yüksek gördükleri girişimcilerin projelerine henüz yolun başında (Start-up) iken yatırım yapmakta ve destekledikleri firma başarıya erişip, kendi ayaklarının üzerinde durabilecek düzeye geldikten sonra, hisselerini satarak, yeni projelere yönelmeyi tercih etmektedirler. Melek yatırımcı sayısının artması, kurumsal risk sermayedarlarının yaptığı gibi, melek yatırımcıları da riski paylaşımını sağlamak için, sermaye havuzu oluşturmaya başladılar. ABD’de sayıları 50-60’ı bulan melek yatırımcı bir araya gelerek, Melek Yatırımcı Kulübü (Angel Investor Club) oluşturma yoluna gitmeye başladılar. Ülkemizde melek yatırımcı sayısı 200 civarındadır ki aynı rakam ABD’de 300 bine erişmiştir. Diğer yandan ülkemizde üç melek yatırımcı kulübü varken, aynı rakam ABD’de 300’e civarındadır. Ülkemizde Resmi Gazete’de (tarih:15.2.2013) yayınlanan “Bireysel Katılım Sermayesi Hakkındaki Yönetmelik”te melek yatırımcı yerine “bireysel katılım yatırımcısı” ifadesi kullanılmakta ve bireysel katılım yatırımcılarına vergisel destekler sağlanmıştır.

Eylül 2013 / REPORTTURK | 31


MAKALE

ERTAN ACAR

Logoların markalar için önemi Tarih boyunca aileler, üreticiler, şirketler, kurumlar ve işletmelerin kendilerini ifade eden armalar yani görsel öğe ve semboller kullandığını görüyoruz. Türk tarihine baktığımızda buna “tamga” yani “damga”, batıya baktığımızda buna “brand” yani “markalama” diyoruz. Bu görsel öğe ve sembollerin en önemlilerini kuşkusuz logolar oluşturur. Nasıl ki her bireyin imzası ya da kendine has bir parmak izi varsa, bir kurum ve marka için de imza ya da o parmak izi görevi gören de logolarıdır. Günümüzde kurum ve markalar için giderek daha zorlu hale gelen rekabet koşulları, kurum ve markalar açısından rakiplerine göre farklılaşmanın önemini artırmış, çağa uyum sağlayabilme ve her zaman olduğu gibi müşteri ya da hedef kitlesine kendisini doğru ifade edebilmesi adına logoların da önemini artırmıştır. Böylesi bir ortamda yeni logo yaratmak ya da var olan logoları güncelleştirmek de çok daha karmaşık ve maliyetli bir süreç olarak ortaya çıkar. Ancak bu zorluklara rağmen markalar bu yenilenme ve değiştirmelere kimi zaman mecbur kalırlar. Ancak bir kurum veya markanın logosunu değiştirmesi her zaman beklenen bir durum değildir. Buna rağmen pek çok marka çok sık olmasa da bu değişimleri hayata geçirir. Bu değişimler kimi zaman küçük oynamalarla gerçekleştirilirken, kimi zaman da radikal bir biçimde baştan sona yeni bir logo yaratılarak gerçekleştirilmektedir. Günümüz markaları, hedef kitlelerin akıllarında kalmak ve iyi bir algıya sahip olmak için hedef büyütmektedirler.

32 | REPORTTURK / Eylül 2013

Aslında logo kullanmanın da temelinde de bu yatar. İnsanoğlunun pozitif düşünmeye programlıdır. Kötü veya negatif algı yaratan sembolleri, üzüntüyü, çirkini ve çirkinliği, tatsızı, hayal kırıklığı yaratan her şeyi ve herkesi hafızadan silmeye eğilimliyiz. Eğer bir marka, itibarlı olmak, hatırlanmak, tercih edilmek, gönülleri fethetmek istiyorsa, ilk önce hedef kitlesi ve paydaşlarının üzerine pozitif anlamlar yüklemesini tesis etmelidir. Bunun ilk adımı logodan başlıyor. Devletlerin ulusal bayraklarının, artık kendi küresel markalarının logoları haline geldiği bir dünyada yaşıyoruz. Düşünün “Amerika” denince gözünüzün önünde canlanan nedir veya Amerika’yı nelerle özdeşleştiriyorsunuz? Mc Donald’s, Coca Cola, Pepsi, CNN, GAP, Microsoft, IBM, Google, Yahoo, Starbucks, Nike, Metro Goldwyn Mayer’in logoları değil mi? Ya “Almanya” diye sorsak; Siemens, Mercedes, BMW, Audi, Rowenta, Adidas, VW mi? Veya “Fransa” desek, Hermes, Total, Pierre Cardin, Carrefour, Lacoste, Christian Dior, Cartier, Peugeot, Louis Vuitton, Citoren, Danone, Renault mu? Peki “İtalya” dediğimizde Prada, Armani, Ferrari, Masserati ve Fiat, “İsviçre” desek aklınıza Nestle, Rolex ve Montblanc’ın logoları geliyor değil mi? Bu nedenle logoların sandığımızda çok daha önemli bir fonksiyonu vardır. Bir kurum ya da marka logosunu değiştiriyorsa başlıca nedenleri şunlardır: Yönetiminin, kurum kültürünün ya da pazarlama stratejilerini değiştirdiğini duyurmak istemesi, markasını değiştiriyor olması ve bu nedenle yeni kimliğinden hedef kitlesini haberdar etmek istemesi, sembollerini değiştirmek


MAKALE

istemesi, algısını modernize etmek istemesi, daha akılda

fetli bir karardır. Çünkü yıllarca tesis etmek için çaba sarf

kalıcı semboller yerleştirmek istemesi, mevcut logonun

ettiğiniz tüm algıları da kökten değiştiriyorsunuz. Bu kimi

ya da sembollerin başka kurumlara ait logo ve sembolle-

zaman hedeflenen başarıyı yakalar. Kimi zaman da hüs-

re benzemesi nedeni ile yasal nedenler, kurumun el de-

ranlara yol açar. Tarihin çöplüğü unutulan pek çok logo

ğiştirmiş olması ve yeni kurumun kültürünü yansıtılmak

ile doludur.

istemesi, ya da şirket evlilikleri…

Gerekmedikçe logo sık sık değiştirilmemelidir. İşletme-

Ama kesin olan şu ki; logo değiştirmek çok ciddi ve kül-

lerin temel amacı olan kâr elde etmeye ulaşmak için tü-

Eylül 2013 / REPORTTURK | 33


MAKALE

keticilerle doğru iletişim kurmak, zihinlerinde olumlu yer edinmek ve doğru algılanmak çok önemlidir. Çalışmalarını bu paralelde gerçekleştiren işletmeler, yarattıkları kurum kimliğini en doğru şekilde görsel kimliklerine yansıtmalıdırlar. Bu görevi üslenmekte öncelikle şirket/marka logo ve amblemlerine düşer. Son 5 yıla baktığımızda bazı kurumların logo değişikliğine gittiğini görüyoruz. Yabancı markalardan Lassa, Twitter ve Nivea’nın, yerli markalardan da Turkcell, Digiturk, TTnet, İstikbal ve Avea’nın kurumsal yenilenme ve logo stratejisi açısından dikkat çekici ve başarılı olduklarını söyleyebiliriz. Logo değişimi marka açısından bazı riskler taşıyor. Bu yüzden şirketler logo değiştirirken dikkatli olmalı. Markalar yarattıkları algılarla anımsanır ve bunu logoları temsil ederler. Dolayısıyla logoların tutarlılığı olmalıdır. Ancak çağın gereklerinin değişmesi, müşteri beklentilerindeki farklılıklar ve tüm bu değişimlerin kurumların misyon ve vizyonuna yansıması gibi nedenlerle logolarda değişikliklere gidilmesine neden olur. Bu nedenle, kurum kimliğinde önemli değişiklikler yapan markalar logo değişimlerinde de kimi zaman radikal değişikliklere giderler.

34 | REPORTTURK / Eylül 2013

Ancak amaç sadece teknolojik ve çağ açısından eskidiği düşünülen logonun yenilenmesi ise değişiklikler küçük, estetik değişikliklerle sınırlı kalmalıdır. Logo ve amblemlerde yapılan değişikliklerin nedeni ve değişimin boyutu ne olursa olsun önemli olan hedef kitlelere kendini doğru ifade edebilmektir. Yapılan değişikliğin ardından kurum ya da marka vaat ettiği yönde bir gelişme göstermiyorsa bu tür logo değişimleri genellikle hüsranlara yol açar. Logo değişiminin, kurumsal kimliği oluşturan dokümanlardan mağaza tabelalarına kadar pek alanda değişime yol açacağı ve bunun maliyetli tanıtım çalışmalarını doğuracağı da unutulmamalıdır. Örneğin, Türkiye’nin her ilinde bayisi olan bir marka logosunu değiştirdiğinde bu bayilerdeki tabelaların değiştirilmesi bile tek başına büyük maliyetler yaratır. Bu nedenle, logo ve amblemlerde değişikliklere gidilme kararı alınmadan önce artık çok daha uzun ve profesyonel gözlemler yapılmalı ve bu süreç direkt olarak üst yönetim tarafından yürütülmelidir.


REPORTTURK EYLUL 2013 SAYISI  

İŞ DÜNYASININ KURUMSAL KIYMETLER E-DERGİSİ

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you