Issuu on Google+


2



John Grisham’ın Yayınevimizdeki Diğer Kitapları Şirket Pelikan Dosyası Müşteri Yağmurcu Jüri Ortak Sokak Avukatı Vasiyetname Kardeşler Boyalı Ev Davet Tazminat Kralı Son Jüri Üyesi Tuzak Temyiz Çaylak Sakin Cennet İtiraf Davacı Theodore Boone: Küçük Avukat Theodore Boone: Kaçırılan Kız Theodore Boone: Sanık Kurgu Dışı Masum Adam


VURGUNCU

John Grisham

VURGUNCU Türkçesi Şefika Kamcez

3


4

JOHN GRISHAM

VURGUNCU / JOHN GRISHAM

Özgün adý: The Racketeer © Belfry Holdings, Inc., 2012 Türkçe yayýn haklarý © Remzi Kitabevi, 2013 Yayýn haklarý, Akcalı Telif Haklarý Ajansý aracýlýðýyla satýn alýnmýþtýr. Her hakkı saklıdır. Bu yapıtın aynen ya da özet olarak hiçbir bölümü, telif hakkı sahibinin yazılı izni alınmadan kullanılamaz. Yayına hazırlayan: Erol Erduran Düzelti: Öner Ciravoğlu Kapak: Murat Özgül

ısbn 978-975-14-1587-5 birinci basım: Kasım 2013 Kitabın basımı 3000 adet olarak yapılmıştır. Remzi Kitabevi A.Ş., Akmerkez E3-14, 34337 Etiler-İstanbul Sertifika no: 10705 Tel (212) 282 2080 Faks (212) 282 2090 www.remzi.com.tr post@remzi.com.tr Baskı ve cilt: Remzi Kitabevi A.Ş. basım tesisleri 100. Yıl Matbaacılar Sitesi, 196, Bağcılar-İstanbul Sertifika no: 10648


VURGUNCU

FCI: Federal Correctional Institution (Federal İslah Cezaevi) SWAT: Special Weapons And Tactics (Özel Silahlar ve Taktikler Birimi) DEA: Drug Enforcement Administration (Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi) ATF: Bureau of Alcohol, Tobacco, Firearms and Explosives (Alkol, Tütün, Ateşli Silahlar ve Patlayıcılarla ilgilenen Federal Büro)

5


6

JOHN GRISHAM


VURGUNCU

7

BÖLÜM 1

B

en bir avukatım ve cezaevindeyim. Bu uzun bir öykü. Kırk üç yaşındayım. Washington D.C.’deki aciz ve riyakâr bir federal yargıç tarafından verilen on yıllık cezanın hemen hemen yarısını çektim. Tüm temyiz başvuruları normal seyrini izledi ama hiçbir yasal çıkış yolu, yoruma uygun hiçbir emsal durum, atlanmış bir detay, yasal boşluk ya da son bir umut çıkmadı. Artık bütün cephanemi tükettim. Yapılabilecek hiçbir şey kalmadı. Yasaları bildiğim için, bazı mahkûmlar gibi yığın yığın işe yaramaz dilekçelerle mahkemeleri meşgul edebilirim ama bunların hiçbir yararı olmaz. Lehime kullanabileceğim hiçbir şey yok. Gerçek şu ki, beş yıl daha hapisten çıkamayacağım. Örnek davranışlar sergilediğim için, belki iyi halden birkaç hafta erken çıkarım, o kadar. Teknik olarak artık avukat sayılmadığım için kendimi avukat olarak tanıtmasam iyi olur. Virginia Eyalet Barosu cezam kesinleştikten kısa süre sonra duruma el koyup avukatlık ruhsatımı iptal etti. Kullanılan ifade çok açıktı: Ağır suçtan hüküm giyen kişi barodan atılmayı hak eder. Ruhsatım elimden alındı ve disiplin suçlarım Virginia Avukat Sicili’ne işlendi. O ay barodan ben dahil üç kişi çıkarılmıştı ki bu da olağan ortalama sayıdır.


8

JOHN GRISHAM

Ben, artık bu küçük dünyamda bir cezaevi avukatı olarak tanınıyorum. Her gün birkaç saatimi öteki mahkûmlara hukuki konularda yardım etmeye ayırıyorum. Temyiz dosyaları üzerinde çalışıyor, dilekçelerini yazıyorum. Basit vasiyetnameler ve ara sıra da arazi anlaşmaları hazırlıyorum. Bazı beyaz-yakalıların sözleşmelerini kontrol ediyorum. Mantıklı şikâyetler için devlete davalar açtım ama ciddiyetsiz olduğunu düşündüklerimle asla ilgilenmedim. Ayrıca çok sayıda boşanma işlemim var. Cezamı çekmeye başladıktan sekiz ay altı gün sonra, bana kalın bir zarf geldi. Mahkûmlar için mektup almak çok önemli bir şeydir ama keşke bu paket bana hiç gelmeseydi. Virginia eyaletindeki Fairfax’teki bir hukuk bürosundan gönderilmişti. Kendileri karımın avukatlarıydı ve karım benden boşanmak istiyordu. Bu haber benim için sürpriz oldu. Dionne, bana destek olan bir eşken, birkaç hafta içinde değişip benden ne pahasına olursa olsun kurtulmaya çalışan bir kurban rolüne girmişti. Buna inanamıyordum. Gelen evrakı tam bir şaşkınlık içinde okudum. Dizlerimin bağı çözüldü, gözlerim buğulandı. Ağlamak üzereyken kendimi hücremin yalnızlığına dar attım. Cezaevlerinde çok gözyaşı dökülür ama kimseye gösterilmez. Ben evden ayrıldığımda oğlum Bo altı yaşındaydı. Tek çocuğumuzdu ama ona kardeş yapmayı düşünüyorduk. Hesap çok açık; bu hesabı defalarca yaptım. Hapisten çıktığımda Bo on altı yaşında tam bir ergen olacak. Babayla oğlun birlikte geçirebileceği en güzel yılları biz birbirimizden ayrı geçirmiş olacağız. Oğlan çocukları on iki yaşına kadar babalarına adeta taparlar; babalarının hata yapacağını asla kabul etmezler. Oğluma futbol ve beyzbol öğretiyordum ve o peşimden ayrılmıyordu. Birlikte balık tutuyor, kamp yapıyorduk. Cumartesi sabahları ara sıra ikimiz ‘erkek erkeğe’ kahvaltı edip bazen benim büroma gidiyorduk. O, benim her şeyimdi. Ona uzun bir süre beni göre-


VURGUNCU

9

meyeceğini söylemek benim için, bunu kabul etmek de onun için çok zor oldu. Ziyaretime gelip de beni parmaklıklar arkasında görmesini istemedim. Aslında onu kucağıma almayı çok istiyordum; ama küçücük oğlumun beni tutuklanmış görmesine dayanamazdım. Hapisteyseniz ve üstelik de yakın zamanda çıkacak değilseniz, boşanma gibi bir olaya karşı çıkmak olanaksızdır. Başlangıçta zaten fazla olmayan birikimimiz federal hükümete karşı on sekiz aylık hukuk mücadelesinden sonra tümüyle eridi. Çocuğumuz ve birbirimize bağlılığımız dışında her şeyimizi tükettik. Çocuk kaya gibi sağlamdı ama bağlılık nalları dikti. Dionne, her şeye katlanacağına ilişkin kimi güzel vaatlerde bulundu. Ama ben hapse girer girmez gerçek ortaya çıktı. Oturduğumuz küçük şehirde kendini yalnız ve terk edilmiş hissetmişti. Bir mektubunda “İnsanlar arkamdan konuşuyor,” diye yazdı. Bir başka mektubunda “Çok yalnızım,” diye sızlandı. Ardından mektupları iyiden iyiye kısalmaya, araları açılmaya başladı. Ziyaretime de gelmez oldu. Dionne, Philadelphia’da büyümüştü ve küçük şehirde yaşamaya bir türlü ısınamamıştı. Amcalarından birinin iş önermesi üzerine doğduğu şehre geri döndü. İki yıl önce tekrar evlendi ve artık on bir yaşına gelen oğlum Bo üvey babayla yaşamaya başladı. Oğluma yazdığım son yirmi mektuba hiçbir cevap alamadım. Eminim ki mektuplarım eline bile geçmedi. Sık sık acaba onu bir daha görebilecek miyim diye düşünüyorum. Bu konuda kesin kararımı vermemekle birlikte sanırım buna gayret edeceğim. O kadar sevdiğiniz bir çocuğun sizi tanımamasına dayanabilir misiniz? Biz artık asla bir baba oğul birlikteliği oluşturamayacağız. Çoktandır ortalarda olmayan babasının tekrar ortaya çıkması ve zorla hayatına girmeye çalışması Bo’ya haksızlık olmaz mı? Bunları bol bol düşünecek zamanım var hâlâ.


10

JOHN GRISHAM

Maryland, Frostburg yakınlarındaki Federal Açık Ceza­ evi’nde 44861-127 numaralı hükümlüyüm. Açık Cezaevleri, benim gibi şiddete eğilimli olmayan ve on yıl ve daha az cezaya çarptırılmış mahkûmların tutulduğu düşük güvenlikli yerlerdir. Hiçbir zaman açıklanmayan nedenlerle ilk yirmi iki ayda Kentucky, Louisville’de bir yarıaçık cezaevinde tutuldum. Hapishane dilinde burası kısaca FCI(*) olarak adlandırılıyordu ve Frostburg’daki cezaevinden çok farklı bir dünyaydı. FCI’da on yıldan fazla ceza almış şiddete yatkın mahkûmlar vardı. Koşullar çok daha zordu ama yine de fiziksel şiddete maruz kalmadan oradan kurtulabildim. Eski bir deniz komandosu olmam orada işime çok yaradı. Diğer hapishaneler yanında bu açık cezaevleri tatil yeri gibidir. Duvarlarla, dikenli ve jiletli tellerle ya da gözetleme kuleleriyle çevrili değildir. Silahlı nöbetçi sayısı azdır. Frostburg oldukça yeni bir yer olduğundan tesisler çoğu lise binasında bulunanlardan daha iyidir. Neden olmasın ki? ABD’de her bir mahkûmu hapiste tutmak için yılda 40.000 dolar, her bir ilkokul öğrencisinin eğitimi içinse 8.000 bin dolar harcanıyor. Burada bizim danışmanlarımız, müdürlerimiz, sosyal hizmet uzmanlarımız, hemşirelerimiz, sekreterlerimiz, çeşit çeşit asistanlarımız ve onlarca yöneticimiz var. Sekiz saatlik iş günü boyunca ne iş yaptıklarını dürüstçe açıklamak isteseler söyleyebilecekleri hiçbir şey yok. Ne de olsa federal hükümet görevlileri bunlar. Ön kapı yakınındaki memur otoparkını bunların şık arabaları dolduruyor. Frostburg’da altı yüz tutuklu var. Birkaç istisna hariç hepsi şiddetten uzak insanlar. Geçmişte şiddete başvuranlar da derslerini almışlar ve bulundukları uygar ortamın değerini biliyorlar. Hayatı hapiste geçenler kalabilecekleri en iyi cezaevini en sonunda bulmuş görünüyor. Bunların çoğu buradan ayrılmak is(*) FCI: Federal Correctional Institution (Federal Islah Cezaevi).


VURGUNCU

11

temiyor. Buraya iyice alışmışlar. Zaten dışarıdaki hayatta tutunamazlar. Burada sıcak bir yatak, günde üç öğün yemek ve sağlık hizmetleri var. Dışarıda daha iyisini bulabilmeleri mümkün mü? Hayır, buranın tam yaşanacak bir yer olduğunu söylemek istemiyorum. Burada benim gibi bir gün gelip fena halde tökezleyebileceğini aklından bile geçirmemiş çok insan var. Meslek, kariyer sahibi insanlar, işadamları; varlıklı ve iyi aile babaları, golf kulübü üyeleri. Beyaz ırktan arkadaş ‘çetemde’, Carl adında bir göz doktoru var. Sağlık sigortasına yolladığı faturalar üzerinde çok fazla oynama yapmış. Kermit, aynı gayrimenkulü çeşitli bankalara iki üç kez teminat göstermiş bir arsa spekülatörü. Wesley, rüşvet almakla suçlanan eski bir Pennsylvania senatörü. Küçük bir kasabada rehin karşılığı para veren Mark ise, birtakım usulsüzlükler yapmaktan suçlu bulunmuş. Carl, Kermit, Wesley ve Mark. Hepsi de beyaz ırktan, yaş ortalamaları elli bir. Dördü de suçlarını itiraf etmişler. Bir de ben varım: Adım Malcolm Bannister, siyah ırktan ve kırk üç yaşındayım. Hiç ilgimin olmadığı bir suçtan tutuklandım. Frostburg’da beyaz-yakalılara özgü bir suçtan tutuklu tek siyahi benim. Benim farkım bu. Siyahiler ‘çetesinin’ ise beyazlar gibi benzer özellikleri yok. Çoğunluğu Washington ve Baltimore sokaklarında yaşayan ve uyuşturucudan tutuklanmış yeniyetme gençlerden oluşuyor. Dışarı çıktıklarında yine sokakta yaşayacak ve yüzde sekseni yeni bir suç işleyip yeniden cezaevine dönecek. Eğitimsiz, mesleksiz ve üstelik de suç dosyaları kabarık kişiler olarak bunların hayatta başarılı olmalarını beklemek mümkün mü? Aslında federal bir cezaevinde ne çetelere ne de şiddete göz yumulur. Biriyle kavga eder ya da birini tehdit ederseniz buradan çıkarılıp çok daha kötü bir yere gönderilirsiniz. Aslında mahkûmlar arasında sık sık tartışmalar yaşanır–özellikle tele-


12

JOHN GRISHAM

vizyon konusunda–ama kimsenin yumruklarını konuşturmaya kalktığını görmedim. Buradakilerin bir bölümü federal hapishaneden önce eyalet hapishanelerinde yatmış. Oralar hakkında anlattıkları insana dehşet veriyor. Kimse burayı bırakıp başka bir cezaevine gitmek istemiyor. Bu yüzden de hem çıkmak için gün sayıyor hem de davranışlarımıza dikkat ediyoruz. Beyaz-yakalılar için ceza almak alçaltıcı bir şey, hayat tarzının değişmesi ve bir statü kaybı. Siyahlar içinse bu cezaevindeki yaşam, geldikleri ve tekrar gidecekleri yerden daha güvenli. Daha önceden de ceza aldıkları için, aldıkları ceza onları fazla etkilemiyor; sadece suç dosyaları biraz kabarmış oluyor. Bu nedenle ben kendimi siyahlardan çok beyazlara yakın görüyorum. Frostburg’da benim dışımda iki eski avukat daha var. Ron Napoli, kokain nedeniyle hayatı mahvolana kadar Philadel­ phia’da yıllarca parlak bir ceza avukatı olarak çalışmış bir kişi. Özellikle uyuşturucu konusunda uzmanlaşmış ve New Jersey’den Carolina’lara kadar orta Atlantik bölgesinden birçok ünlü uyuşturucu satıcısının avukatlığını yapmış. Avukatlık ücretini nakit veya kokain olarak almayı tercih edermiş ama sonunda her şeyini kaybetmiş. Vergi İdaresi onu vergi kaçırmakla suçlamış. Şu anda kendisi aldığı dokuz yıllık cezayı yarılamış bulunuyor. Ron’ın durumu bugünlerde pek iyi değil. Spor yapmıyor, kendine çekidüzen vermiyor; depresyona girmiş görünüyor. Hareket etmiyor, kilo alıyor, hasta ve huysuz. Müvekkillerinin yaptığı uyuşturucu ticareti hakkında her zaman ilginç hikâyeler anlatan bu adamın artık tek yaptığı avluda boş bakışlarla oturup abur cubur yemek. Biri ona para yolluyor ve o da gelen paranın çoğunu abur cubur almaya harcıyor. Hapishanedeki diğer eski avukat ise Amos Kapp adında Washington’lı bir tilki. Uzun süredir her büyük politik skanda-


VURGUNCU

13

la adı karışmış kurnaz bir vurguncu. Kapp ve ben birlikte yargılanıp suçlu bulunduk ve aynı yargıç tarafından onar yıl cezaya çarptırıldık. Bu davanın sekiz sanığı vardı. Benim dışımdaki tüm sanıklar Washington’dandı. Kapp her zaman bir şeylerle suçlandığından jüri üyelerinin onu suçlu bulması şaşırtıcı değildi. Ancak Kapp, o zaman da şimdi de benim bu işle ilgili olmadığımı biliyordu. Fakat doğruyu söylemeyecek kadar korkak ve düzenbazdı. Frostburg’da şiddet kesin olarak yasaktı ama onu beş dakika yalnız yakalasam boynunu kırabilirdim. Kendisi de bunun farkında ve sanırım uzun zaman önce cezaevi müdürüne de anlattı. Bu yüzden de Kapp’ı açık alandayken benden olabildiğince uzak tutuyorlar. Bu üç avukat içinde, mahkûmlara hukuki sorunlarında yardımcı olmak isteyen bir tek ben varım. Bu işi seviyorum. Beni uğraştırarak zamanımı dolduruyor. Her ne kadar ilerde avukatlık yapabileceğimi sanmasam da mesleki becerilerimin körelmemesini sağlıyor üstelik. Dışarı çıkınca baroya yeniden kabul edilmek için başvuruda bulunabilirim ama bu boşuna bir çaba olur. Aslında avukatlıktan para kazanmış değilim. Küçük bir şehirde avukatlık yapıyordum. Üstelik siyah ırktandım. Düzgün bir para ödeyebilecek müvekkilim çok azdı. Braddock Sokağı boyunca birçok avukat yazıhanesi sıralanıyordu. Onlarla rekabet etmek zordu. Hapisten çıkınca ne yapacağımı pek bilemiyorum ama tekrar hukuk mesleğine dönebileceğimi pek sanmıyorum. Çıktığımda kırk sekiz yaşında, dul ve umarım sağlıklı biri olacağım. Kalan beş yıl bana hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor. Her gün tek başıma cezaevini çevreleyen ‘sınır’ dediğimiz duvar boyunca uzanan toprak yolda, uzun bir yürüyüş yapıyorum. Bu sınırı bir adım bile geçerseniz hapisten kaçmış sayılırsınız. Burası cezaevi arazisi sayılmakla birlikte aslında harika manzaralarıyla güzel


14

JOHN GRISHAM

bir kırlık alan. Burada yan yana sıralanan tepeleri seyrederek gezinirken, insan bir adım daha atıp özgürlüğe kaçmanın cazibesine kapılıyor. Burada beni durduracak ne bir tel örgü ne de bir nöbetçi var. Rahatça sık ağaçların arasına dalar ve sonsuza kadar izimi kaybettirebilirim. Keşke burada adam boyundan yüksek ve sağlam bir tuğla duvar olsaydı. Üzerindeki jiletli tellerle benim karşı tepeleri görmemi ve özgürlük düşleri kurmamı engelleseydi. Kahretsin, burası bir hapishane! Buradan gidemeyiz. Öyleyse bir duvar ör ve bizi kaçmaya kışkırtıp durma. Bu kaçma duygusu her zaman mevcuttu ve inanın bana, ben bu duyguya karşı ne kadar mücadele edersem o kadar güçleniyordu.


VURGUNCU

15

BÖLÜM 2

F

rostburg, Maryland eyaletindeki Cumberland şehrinin birkaç mil batısında, eyaletin şerit gibi batıya uzanan bölümünün ortasında yer alır. Eyaletin bu bölümü, kuzeyden Pennsylvania ile batıdan ve güneyden Batı Virginia arasında sıkışıp kalmıştır. Belli ki eyalet sınırı çizilirken hata yapılmıştır ve buranın Maryland’e ait olmaması gerekmektedir ama hangi eyalete bağlı olması gerektiği de tam belirgin değildir. Ben kütüphanede çalışırım ve küçük masamın arkasındaki duvarda büyük bir Amerika haritası asılıdır. Vaktimin çoğunu gözlerimi bu haritaya dikip. Maryland’in bu ıssız bölgesindeki bir federal cezaevine nasıl düştüğümü düşünerek geçiririm. Buranın altmış mil kadar güneyinde yirmi beş bin nüfuslu Winchester şehri vardır. Virginia eyaletine ait bu şehir, benim doğduğum, büyüdüğüm, eğitim gördüğüm, meslek hayatıma başladığım ve en sonunda hapse düştüğüm yerdir. Duyduğum haberlere bakılırsa şehirde değişen fazla bir şey yokmuş. Bir zamanlar çalıştığım avukatlık bürosu faaliyetine devam ediyormuş. Eskiden olduğu gibi şehrin tarihi kesiminde Braddock Sokağı’nda bir lokantanın bitişiğindeki her zamanki yerindeymiş. Eskiden tabelada Copeland, Reed ve Bannister yazıyordu; artık tabeladan Bannister adı çıkarılmış. Bu büro yüz millik bir


16

JOHN GRISHAM

mesafe içinde tüm avukatları siyah olan tek hukuk bürosudur. Bay Copeland ve Bay Reed’in durumu iyiymiş. Elbette zengin olmamışlar ama iki sekreterin maaşını ve kira paralarını rahatça kazanabiliyorlarmış. Üçümüz birlikte çalışırken de durum bundan farklı değildi. Ancak kendimizi idare edecek kadar kazanıyorduk. Hapse düşmeden önceki günlerde böylesine küçük bir şehirde geçinebilmek için başka neler yapabileceğimi ciddi ciddi düşünmeye başlamıştım. Duyduğuma göre eski ortaklarım Bay Copeland ve Bay Reed benim sorunlarımla ilgilenmek istemiyorlarmış. Hatta kendileri de benim yüzümden suçlamalarla karşı karşıya kalmış ve isimlerine halel gelmiş. Hakkımda iddianame düzenleyen Federal Savcı bu büyük komployla uzaktan yakından ilgili herkesin peşindeydi ve gerçekten de neredeyse ortaklarımla birlikte bütün büroyu yok edecekti. Suçum yanlış adamı savunmaktı. İki eski ortağım ise, hiçbir zaman suç işlememişlerdi. Olanlara ilişkin birçok yerde pişmanlığımı bildirdim ama temiz adlarına leke sürülmesi uykularımı kaçırıyordu. İkisinin de yaşı yetmişe yaklaşıyordu artık. Önceki yıllarda avukat olarak hem küçük bir şehirde yürüttükleri işlerini ayakta tutmaya çalışmış hem de Jim Crow yasalarının ırk ayrımcılığı zorluklarıyla mücadele etmişlerdi. Yargıçlar, onları kimi zaman duruşma salonunda görmezden gelmiş, isteklerini ise hiçbir gerekçe göstermeden reddetmişlerdi. Diğer avukatlar onlara profesyonelce davranmayan kaba insanlardı. Yerel baroya davet edilmemişler; memurlar başvuru dosyalarını kaybetmiş, tümüyle beyazlardan oluşan jüriler hep onlara karşı oy vermişti. En kötüsü, siyahlar dışında müşteri bulamamalarıydı. 1970’lerde güney eyaletlerinde hiçbir beyaz bir siyah avukata gitmezdi. Bu durum şimdi de pek değişmiş sayılmaz. Siyah halkın bile beyaz avukatların daha iyi olduğunu düşünmesi yüzünden neredeyse daha kuruluş döneminde iflas edeceklerdi. Fakat çok çalışıp taviz vermeksizin tam bir


VURGUNCU

17

profesyonel gibi davranarak, bir parça da olsa bu durumu değiştirebildiler. Winchester, mesleğe başlamak için seçilebilecek en uygun yer değildi. Kuzey Virginia’da Washington D.C. yakınlarındaki George Mason Hukuk Fakültesinde okumuştum. İkinci sınıfı bitirdiğim yaz, şans eseri başkentte, Pennsylvania Caddesi üzerinde, Capitol Hill’e yakın çok büyük bir hukuk firmasından bir kâtiplik işi bulmuştum. Bünyesinde çok sayıda avukat çalıştıran, dünyanın her yanında temsilcilikleri ve şubeleri olan, eski senatörlerin yönettiği, birinci sınıf şirketlerin avukatlığını yapan bir firmaydı bu. Benim çok sevdiğim hızlı bir temposu vardı. O sırada en önemli işim, müvekkilimiz olan eski bir kongre üyesinin yargılanmasında getir götür işlerini yapmaktı. Adam azılı bir suçlu olan erkek kardeşiyle birlikte, bir savunma ihalesini kazanan müteahhitten rüşvet almaya çalışmakla suçlanıyordu. Mahkeme tam bir sirke dönmüştü. Bense üst düzeydeki kişilerin bu kadar içinde olmaktan büyük bir keyif alıyordum. On bir yıl sonra, Washington’un merkezinde olan E. Barrett Prettyman Adliyesi’ndeki aynı mahkemeye bu kez sanık olarak getirilecektim. O yaz oradaki on yedi çaylak hukukçudan biriydim. Öteki on altısı, en iyi hukuk fakültelerinden mezun olmuş ve iş teklifleri alan genç avukatlardı. Bense bütün yumurtalarımı aynı sepete koymuş olduğumdan hukuk fakültesinde üçüncü sınıfı başkentte kapı kapı dolaşıp iş aramakla geçirmiştim. Her zaman binlerce işsiz avukatın doldurduğu Washington caddelerinde umutsuzluğa kapılmak çok kolaydır. Ben de giderek merkezden uzaklaşıp banliyölerdeki daha küçük ve iş olanağının daha da az olduğu avukatlık bürolarına başvurmaya başladım. Sonunda eli boş olarak, doğduğum kasabaya döndüm. Büyük avukat olma hayallerim suya düşmüştü. Bay Copeland ve Bay Reed’in elinde yeterince iş olmadığından yeni bir avukaV2



Vurguncu / John Grisham