Page 1


2

__2_1A


STELLA M. TREVEZ 3

RAYA’NIN İTİRAFI

Remzi Kitabevi


4

RAYA’NIN İTİRAFI / Stella M. Trevez

Her hakkı saklıdır. Bu yapıtın aynen ya da özet olarak hiçbir bölümü, telif hakkı sahibinin yazılı izni alınmadan kullanılamaz. Editör: Neclâ Feroğlu Kapak: Ömer Erduran

ısbn 978-975-14-1508-0 birinci basım: Mayıs 2012 Kitabın basımı 2000 adet olarak yapılmıştır. Remzi Kitabevi A.Ş., Akmerkez E3-14, 34337 Etiler-İstanbul Tel (212) 282 2080 Faks (212) 282 2090 www.remzi.com.tr post@remzi.com.tr Baskı ve cilt: Remzi Kitabevi A.Ş. basım tesisleri 100. Yıl Matbaacılar Sitesi, 196, Bağcılar-İstanbul

RAYA’NIN İTİRAFI_Stella M. Trevez_2_1A


5

Bütün kapılarımı mutluluğa açan küçük kahramanım, gözbebeğim, biricik torunum Semi’ye…


6

RAYA’NIN İTİRAFI_Stella M. Trevez_2_1A


TEŞEKKÜR

Kitabımı yazdığım süre içinde benden hiçbir desteğini esirgemeyen, sabır ve anlayışla her zaman yanımda olan canım aileme; Her zaman en önemli destekçim, en büyük şansım sevgili İzzet Pinto’ya; Kitabımın kapağını büyük bir özenle tasarlayan ve her zaman olduğu gibi isteklerime yapıcı ve uyumlu bir tutumla yanıt veren Sayın Ömer Erduran’a; Son derece titiz çalışması, sayfalara yansıyan emeği, sabrı ve samimiyeti için editörüm, dostum, sevgili Neclâ Feroğlu’na; Bütün düzeltmelerimizi büyük bir dikkatle satırlara döken ve pozitif enerjisiyle her zaman yanımızda olan sevgili Hatice Taş’a; Romanımın yayına hazırlanmasında gösterdiği alaka için Sayın Öner Ciravoğlu ve tüm Remzi Kitabevi ailesine teşekkür ederim.

7


8

RAYA’NIN İTİRAFI_Stella M. Trevez_2_1A


9

ÖNCESİ…

1982 Doktor Ali reçeteyi hastasına uzatırken, gözü masasının üstüne bırakılmış olan zarfa takıldı. Hindistan’dan geldiğini anlayınca günlerdir beklediği mektubu telaşla eline aldı. Zarfı açarken oldukça gergin görünüyordu. Adeta okumaktan korkar bir hali vardı. Kötü bir haber alacağını hissediyordu. Hatta hissetmekten de öte bundan emindi. Aksi halde Raya, ona cevap vermeyi bu kadar geciktirmez, onu böylesine merakta bırakmazdı. Üstelik son mektubunda da ruh sağlığının hiç iyi olmadığı çok açık belli oluyordu. Hislerinde yanılmadığını anlaması sadece birkaç saniyesini almıştı. Mektup buruşturulmuş ve sonra yeniden düzeltilerek zarfa konmuştu. Ya yazdıktan sonra yollamakta tereddüt etmişti ya da yaşadığı bir panikle avucunun içinde saklamaya çalışmıştı. Belki de yazdıklarının okunmasından korkuyor­ du… Alelade bir kâğıdın üzerine karalanmış satırlarda Raya’nın gözyaşları vardı. Dağılan mürekkep kelimeleri silmiş, acıları mühürlemişti. Ali ilk satırları okumaya başladığında, ani bir refleksle oturduğu koltuktan kalkıp kapıya doğru yürüdü. Artık yerinde duramıyordu. Sanki ayakta olsa ona koşabilecek, daha çabuk ulaşabilecekti.


10

Ali’m, Beni merak ettiğinden eminim. İmkânım olsaydı mektubunu hemen cevaplamak isterdim ama yapamadım. Çünkü son bir aydır bana her şey yasaktı Ali, her şey! Elimde kalem, dakikalardır kâğıda öylece bakıyorum. Yazmak, hele böyle bir mektubu yazmak o kadar zor ki… Son görüştüğümüzden bu yana hiçbir şey eskisi gibi değil Ali. Üç ay önce kocamla ilgili öğrendiğim acı bir gerçekle hayatım adeta cehenneme döndü. Ve bu gerçek yüzünden adım adım sona yaklaşıyorum. Kocam benden nefret ediyor. Hem de öldüresiye bir nefret bu… Artık her hareketimi izliyor. Bir yanlış yaparım endişesiyle hastaneye bile göndermiyor beni. Hastalarım ameliyat olmak için beni bekliyor, ben ise elim kolum bağlı, çaresiz oturuyorum. Bir cerrah olarak bunun bana nasıl bir acı verdiğini en iyi sen anlayabilirsin. Aslında çok daha fazlası var ama bunu sana nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum… O beni öldürecek Ali. Bunu kendi kulaklarımla duydum. Ölümüm diğer masumlarınkinden farklı olmayacak. Sadece açık vermemek için doğru zamanı bekliyor. Bugüne kadar sana anlatamadığım, bilmediğin o kadar çok şey var ki… Şimdi ise anlatmak ve yardım istemek için çok geç kaldım! Bazen bütün bu yaşadıklarımın gerçek olmadığına, sadece bir kâbus gördüğüme inandırmaya çalışıyorum kendimi. Deliriyorum galiba… Beynimin yavaş yavaş uyuştuğunu hissediyorum. Daha fazla dayanacak gücüm kalmadı. Her an ölümü beklemenin nasıl bir duygu olduğunu anlatamam. Bir an önce huzura kavuşmak istiyorum. Ve bu sebeple de bu kaçınılmaz sonu ona bırakmamaya, noktayı kendim koymaya karar verdim. “Neden!” diye bağırdığını duyar gibiyim… Hatta aklından geçen tüm soruları da biliyorum. Kocamın diğer yüzünü merak ediyorsun. Beni neden öldürmek istediğini ve diğerlerini neden öldürdüğünü… Bana çok kızacağını bilmeme rağmen bu soruların ceRAYA’NIN İTİRAFI_Stella M. Trevez_2_1A


vabını sana vermeyeceğim Ali. Vermeyeceğim çünkü seni düşünüyorum. Benden sonraki seni! Bu sana son mektubum… “Üzülme, sakın ağlama…” gibi sözler söylemeyeceğim. Bunun mümkün olmadığını biliyorum çünkü. Ancak, bu acının seni yıpratmasına izin verme. Unutma, sen de bir doktorsun hem de kendi dalında en iyilerinden. Bu nedenle kuvvetli olmak ve sana ihtiyacı olan çocukları düşünmek zorundasın. Senden son bir isteğim daha var; benden sonra sakın buraya gelmeye kalkma. O çok acımasız bir insan. Benim intihar nedenimi araştırdığını öğrenirse seni de ortadan kaldırmak için bir an bile tereddüt etmez. Sakın Ali, sakın kendini tehlikeye atma! Bunu vasiyetim olarak kabul et. Senden, hep güzel günlerimizi hatırlamanı istiyorum. Benim için ne kadar değerli olduğunu, seni ne çok sevdiğimi sakın unutma… Elveda Ali’m… Raya Ali’nin Raya’dan aldığı son mektuptu bu…

11


12

RAYA’NIN İTİRAFI_Stella M. Trevez_2_1A


13

1 2012… Deborah çalışma masasından kalkarken, oldukça üzgün ve düşünceli görünüyordu. Ayakta durmakta zorlanınca koltuğuna tekrar oturdu, yaslanıp derin bir iç geçirdi. Çıkardığı gözlüklerini tekrar taktı ve donuk bakışları yine aynı noktaya kilitlendi. Az önce aldığı e-mail’i defalarca okumasına rağmen algılamakta zorlanıyor, yeniden ve yeniden okuyordu. Böyle acı bir haberi kabullenmesi imkânsızdı. Kabullenmek, kaybetmek demekti. Oysa onun dünyasında yenilgilere yer yoktu. İlerlemiş bir kanserden bahsediyordu Ali satırlarında. Yapacak çok fazla bir şey kalmadığını söylüyordu can dostu. En çok bu denli ümitsiz oluşu yıkmıştı Deborah’ı. Onun gibi mücadeleci bir insanın sözleri böyle olmamalıydı… Tüm denemeleri sonuçsuz kaldığı halde Ali’yi aramaktan vazgeçmeyip tekrar numarasını çevirdi. Yine cevap yoktu. Bir süre bekledikten sonra telefonu kapatıp ağır adımlarla pencereye yaklaşarak tülü araladı. Karanlığın en koyusu, mevsimin en hüzünlüsü onu tanımlıyordu bu gece… Rüzgârın uğultusuyla karışan yağmurun sesi, nostaljik bir melodi mırıldanır gibiydi. Yaşlı gözleri camdaki yansımasıyla buluştu bir an. Yüzü kara bir perdeyle gölgelenmişti. Benimsemekte zorlandığı acı bir ifade vardı bakışlarında. Ve yüzündeki çizgiler… Onların böylesi-


14

ne derin olduğunu hiç fark etmemişti. Belki de hiç yoktular son birkaç dakika öncesine kadar… Geçkin sayılabilecek yaşına rağmen dimdik tutmayı başardığı bedeni artık ona ait değildi sanki. Bir anda yaşlanmış, bir anda çökmüştü. Piyanosunun üstünde duran gümüş çerçevedeki fotoğraftan kendisine gülümseyen yüzlere baktı. Gözleri, kuvvet almak istercesine Raya’nın gözlerini aradı. Ve yanında annesi… Ayrılıklarının üstünden tam yirmi dokuz yıl geçmişti. Sevgisini, özlemini hep bu resme haykırmıştı yüreği. Onunla dertleşmişti sınırsızca ve yine onun sevgi dolu bakışlarından aldığı güçle yenmişti tüm zorlukları… Ali’ye bu defa ulaşabilmek ümidiyle Deborah’ın eli tekrar telefona uzandı. Uzun çalan zil sesinden sonra o sıcacık sesi duyunca boğazında düğümlenen yumruyu belli etmemeye çalıştı. Yenilmeyeceksin, diyecek gibi oldu, konuşamadı, sustu. İkisi de bir süre sessiz kaldılar. Deborah, zihninde uçuşan kelimeleri toparlayamıyor, basit bir cümle haline dahi getiremiyordu. Söylemek istediği onca şey varken sadece, “Türkiye’de teşhis konmuş ama sonuçlarını bir de burada gösterelim, Miami’ye gel…” diyebildi. Ne kadar üzgün olduğunu ve yanında olmak istediğini söyleyecek gücü kalmamıştı. Zaten söylemesine de gerek yoktu. Ali biliyordu… Onlar bir kalbin iki yarısı gibiydiler. Konuşmadan, sessizce anlaşabilirlerdi… Bir toz zerresi gibi havada kalan telefon konuşmasından sonra bilgisayarı kapatıp masa lambasını söndürdü. Bir an önce eşi Darel’le acısını paylaşmak, onun kollarında bir nebze dahi olsa teselli bulmak istiyordu. Her ne kadar Ali’yle çok sık görüşme imkânları olmamışsa da, Darel de bu habere çok üzülecekti. Salona doğru giderken aniden durdu. Düşünceli tavrından aklına bir şey takıldığı belli oluyordu. Kısa bir tereddütten sonra Darel’in yanına gitmekten vazgeçip kararlı adımlarla masasının başına geri döndü. Haftalardır yeni kitabı için aradığı konu artık beyninde netleşmişti. Raya’nın hayatını kaleme alacaktı. RAYA’NIN İTİRAFI_Stella M. Trevez_2_1A


Sancılı bir süreç olacaktı onun için, bunu biliyordu. Yıllar öncesine dönmek, Raya’yı yeniden yüreğinde hissetmek onu çok sarsacaktı. Mantıklı bir karar vermediğinin bilincinde olsa da vazgeçmeyecekti. Ali’ye ithaf edeceği bu kitap, belki de yazacağı son kitabı olacaktı. “Nereden başlasam?” diye düşünürken içgüdüsel olarak eli sedirin hemen yanında duran sandığın kapağına uzandı. Yeniden yaktığı masa lambasının ışığında, içinde bir hazine gibi gizlediği kutunun anahtarını ararken, tüm kararlarını ve kendine vermiş olduğu sözleri unutmuş gibiydi. Ne kadar zor olursa olsun, artık Raya’nın emanetini açma vakti gelmişti. Deri kutunun kilidini açarken elleri titriyordu. Derin bir nefes aldıktan sonra kapağı usulca kaldırdı. Bir süre, kısacık bir ömrü simgeleyen belgelere dokunmadan öylece baktı. Pembe kaplı bir anı defteri, ucu tırtıklı sararmış birkaç fotoğraf, turkuvaz taşlı gümüş bir el aynası ve Ali’den gelen mektuplar… Hepsi bu kadardı. Başka hiçbir şey kalmamıştı geçmişten. O, hiçbir iz bırakmamıştı ardında. Bir bulut misali yok olup giderken, korkularıyla birlikte kısacık hayatı da bu kutunun içinde kalmıştı. Korkular, özlemler, delice yaşanan aşklar teker teker açılıp, ilmek ilmek çözülürken gözleri yaşarıyordu… Birazdan yaşanmamış kabul edilip hapsedilen mazi etrafta uçuşacak ve Deborah, Raya’nın anılarının içine karışacaktı… Pembe kaplı defterin ilk sayfası, 12 Eylül 1966 yılına aitti ve on beş yaşındaki bir genç kızın duygularını anlatıyordu: Sevgili hatıra defterim, Bugün İngiltere’de ilk günüm. Artık ailemden uzak, tek başıma büyüyeceğim… Deborah’ın çıktığı yaklaşık yarım asırlık yolculuk, içeriden duyduğu ses nedeniyle sadece birkaç saniye sürmüştü. Geçmişten sıyrılıp bugüne geri dönerken dudaklarında sıcacık bir gülümseme belirdi. Hayatının en büyük aşkı onu çağırıyordu…

15


16

“Anneanne, susadım…” Deborah, kalbindeki acıyı Raya’nın anılarıyla birlikte kutunun içine kapattı. Hayatla baş etmeyi, ağlarken gülmeyi çok iyi biliyordu. Bu gece de öyle yapmak zorundaydı. Masa lambasını söndürüp yanaklarından süzülen yaşları sildi. Torunu üzgün olduğunu, hele hele ağladığını hiç görmemeliydi. Bir gün o da hayatın adaletsiz ve acımasız yönlerini öğrenecekti mutlaka ama o gün gelene kadar Sammy’nin hayatını olabildiğince güzelleştirmek için ne mümkünse yapmaya kararlıydı… Bir yudum su ve en sevdiği masaldan birkaç satır Sammy’yi sakinleştirmiş, anneannesinin elini tutarak yeniden uykuya dalmasını sağlamıştı. Deborah, bebeklikten çocukluğa geçen üç yaşındaki torununun yanından ayrılamıyordu bir türlü. Dakikalarca onu hayranlıkla seyrettikten sonra avucunun içindeki minicik eli usulca yatağın üzerine bıraktı. Odadan çıkarken kapının eşiğinden eşinin gülümseyerek onları seyrettiğini gördü. Darel’in torununa olan aşkı, sıcacık bakışlarına yansıyordu. Deborah, gözlerindeki hüznü gizlemeye çalışarak yavaşça kapıyı kapattıktan sonra birlikte odalarına gittiler. İnce ince yağan yağmur rüzgârın etkisiyle iyice şiddetini arttırmıştı. Saat gece yarısını vururken, Deborah sıkıntıyla yataktan kalkıp sabahlığını giydi. Ali’yi düşünmekten uyku tutmamıştı bir türlü. Darel’in onu rahatlatmaya çalışan umut dolu sözlerine rağmen içindeki korku gitgide büyüyordu. Sessiz olmaya özen göstererek parmak uçlarında odadan çıkarken, hemen kapının yanında yatan Lord’un mahzun bakışlarıyla karşılaştı. Güzelliği ve safkan soyu tescilli Cooker cinsi köpeği, insanları şaşkına çeviren zekâsı ve içgüdüleriyle Deborah’ın bir derdi olduğunu anlamış gibiydi. Başını sahibinin bacaklarına sürterken çıkardığı iniltilerle, kendince ona yalnız olmadığını anlatmaya çalışıyordu. Deborah büyük bir içtenlikle köpeğini okşadıktan sonra mutfağa gidip dolaptan şarap şişesini çıkardı. Eli kadehe uzandığı an vazgeçerek şişeyi tekrar yerine koyRAYA’NIN İTİRAFI_Stella M. Trevez_2_1A


du. Bu defa gözü bitki çaylarındaydı. Hangisini içsem diye düşünürken aslında canının hiçbir şey istemediğini fark etti. O, sadece bu uzun gecenin bir an önce bitmesi için kendini oyalamaya çalışıyordu… Buz gibi bir soda içtikten sonra kaldığı yerden devam etmek üzere çalışma odasına geri dönerken, aslında bunun doğru zaman olmadığını düşündü. Raya’yı yeniden yaşatacak ve onun anılarıyla yüzleşecek kadar kuvvetli hissetmiyordu kendini. Mutlaka uyumalı ve yeni güne zinde uyanmalıydı. Sammy ile geçireceği uzun bir gün vardı önünde. Onun hızına yetişmek için enerjik olmak zorundaydı.

Rİ 2

17


Raya'nın İtirafı  

Ben 44 Yaşındayım, Oğlum 53 kitabının yazarı Stella M. Trevez’den soluk soluğa okunacak bir roman…

Advertisement