Page 1

Redaksiyon Dergi, Haftalık E-Haber Dergisi

22 Mart 2015 Sayı:1

- Haziran Hareketi MeclislereÇağırıyor - Rektör Raşit Tükel - Erdoğan Arınç Düellosu - Ekonomide Çöküş - Ekolojik Kriz Çağı - Fatsa Siyanüre Direniyor - Kadın Dayanışma Ağı: NAR - Rüzgara Karşı Sınıf 1


REDHABER’DEN MERHABA Redaksiyon dergisi olarak, geçtiğimiz ay içerisinde RedPolitik ve RedSista dergileriyle yayın hayatımıza çoğalarak devam etme kararı aldık. RedHaber de bu yürüyüş de güncele yönelik daha etkin katılma arzusunun sonucu olarak gündeme geldi. Siyasetin yoğunlaştığı ve hızlandığı bir zamanındayız. Bizim ifademizde, ve tarih yürümeye başladı. Bilgi ve tartışmalar çok hızlı dolaşıma geriyor. Bu hızlı dolaşım içinde, hızlı-gündelik değerlendirmeler yapılmakla birlikte bunlar da aynı şekilde bu hızın parçası olarak hızla tükeniyor. Redaksiyon ve RedPolitik aylık ve üç aylık periyotlarla gündemle birlikte, muhalefet hareketinin politik-ideolojik sorunlarına yine RedSista kadın mücadelesine katkı sunmaya çalışıyor. RedHaber, işte tüm bunların arasında haftalık e-dergi olarak güncel gelişmelere yönelik ara değerlendirmeler olarak yayında olacak. PDF formatında yayınlamaya başlayacağımız RedHaber önümüzdeki sayılarda digital dergiye dönüşecek. Bu anlamda, bu bir başlangıç. RedHaber serüveninde MuhalefetPortal ile dayanışma içerisinde çıkacak. MuhalefetPortal’ın günlük haber ve değerlendirmelerine yer verilecek olan RedHaber, klasik bir haber dergisi-

2


nin olmanın ötesinde haftalık politik-Analiz

geliyor. Konuya ilişkin RedAnaliz’le birlikte, BirGün gaze-

dergisi olacak.

tesi yazarı Doğan Tılıç ile yaptığımız söyleşi dergimizde yer alıyor. ***

RedHaber bu sayısının manşeti HAZİRAN Hareketi.

*** Önemli tartışma başlıklarından birisi de İstanbul Üniversitesi seçimlerinde en çok oy alan Raşit Tükel var. YÖK,

Haziran Hareketi seçimlerde bir ittifak için-

Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu sıralamada en çok oy alan

de olmayacağını açıklarken, siyaseti HAZİ-

Raşit Tükel’i ikinci sıraya yazdı. Yaşananlar AKP’nin san-

RAN Meclis’lerinde büyütmeye çağrı yaptı.

dık-demokrasi ilişkisi üzerine kurduğu hegemonyaya ilişkin de önemli bir tartışma başlığı oldu.

Bu çağrı, kimi kesimlerce eleştirisi konusu haline de getirildi. Özellikle bazı kesimler

Kuşkusuz ki yaşananlar bir yanıyla, bu tür mekanizmalar

–hatta kesim diyemeyeceğimiz kimi birey-

içinde de bazı kazanımlar elde etmenin mümkün olduğu-

ler- Haziran Hareketi’ne yönelik sorumsuz

nu gösteriyor. Ancak bazı kesimler bunu yeni bir tespit

bir dil ve üslupla saldırıyor. Bu tür saldırının

olarak, ‘bakın sandıkla da oluyor’ demek için yapıyor. Ha-

biz, objektif olarak Türkiye devrimci hare-

kikaten bir yönüyle şaşırtıcı şeyler. Ama asıl mesele ister

ketinin bağımsız bir siyaset olarak ayağa

sandıkla seçilsin ve sonrasında atasın, isterse en çok oy

kalkma çabasına karşı yapılan müdahalenin

almış olmasına rağmen atanmasın bugün üniversitelerde

parçası olarak görüyoruz. Tüm hayatı dev-

asıl yapılması gerekenin fiili demokrasi zeminin inşası ol-

rimci harekete husumetle geçmiş kişilerin

duğu gerçeğidir. AKP’nin iktidar gücüyle sandık sonucu

Marksizm, bolca alıntı eşliğinde devrimcilik

dahi değiştirdiği bir yerde, yaptığı tüm hilelere karşı et-

türünden laflar etmesi onun edindiği görevi gizleyemez.

kin bir müdahale geliştirmek gerekiyor. Ama bu güncel ve kısır tartışmaların ötesinde İstanbul Üniversitesi’nde

RedHaber’in bu sayısında, HAZİRAN’ın siyaseti üzerine

yaşananların gösterdiği de çağrısı da üniversitelerde üni-

değerlendirmelere yer verdik. Serpil Güvenç, Fatih Yaşlı

versitenin söz ve karar hakkı Meclisleriyle mücadelenin bu

ve Tarık Şengül’ün yazıları ile RedaksiyonTartışmaKolekti-

temelde güçlendirilmesinin gerekliliğidir.

fi’nin Haziran Meclisleri üzerine tartışma metni ile Haziran siyasetine giriş yapıyoruz.

*** Bir diğer başlığımızda ekonomide yaşanan gelişmeler. ***

Ekonomi bir dar boğazda. Dolar yükselmeye devam edi-

Önemli gündemlerden birisi de kuşkusuz Newroz oldu.

yor. Merkez Bankası ve Erdoğan çelişkisi, AKP içindeki çe-

Newroz’da Öcalan, pek de süpriz sayılmayacak bir açık-

lişkilerin parçası olarak da gündeme geldi. RedHaber’de

lama yaptı. Dolmabahçe’de hükümetle ortak açıklanan 10

her hafta ekonomik değerlendirmeler yer alacak. Bu sa-

maddeye dikkat çekerek, silahsızlanma kongresinin buna

yıda güncel durumu, Merkez Bankası’nı ve muhtemelen

bağlı olarak gündeme geleceğini söyledi.

gelişmelere ilişkin değerlendirmeler yer alıyor.

21 Mart’ın asıl açıklaması ise Bülent Arınç tarafından ya-

Dergimizde ayrıca Fatsa halkının siyanüre karşı direnişi-

pıldı. Arınç, Erdoğan’a karşı ilk kez bu denli açıktan itiraz

ne yer verdik. Redaksiyon Kadın ve Toplumsal Cinsiyet

ederek, sus çağrısı yaptı. Erdoğan ve Arınç arasındaki

Atölyesi’nin Kadın Dayanışma Ağı NAR’ın Formu ve yine

polemik bu konuşmanın ardından sürdü. Erdoğan, konu

Redaksiyon Dergi’nin sınıf sempozuyumunda Korkut Bo-

mankeni olmayacağını söyleyerek 10 maddelik mutaba-

ratav ve Gamze Yücesan Özdemir’in sunumları yer alıyor.

kata katılmadığını da söyledi. Arınç ise yanıt olarak, sorumlunun hükümet olduğunu açıkladı.

İyi okumalar. Haftaya görüşmek üzere. Sevgiyle

Görülüyor ki AKP içindeki çelişki pek çok başlıkta olduğu gibi müzakere sürecinin ilerleyişi noktasında da gündeme

3


İÇİNDEKİLER Arınç- Erdoğan Atışması Biriken Alametler ve Seçimler Raşit Tükel Hoca’nın Hikayesi: Üniversitelerin Ahvali Haziran’ın Kararı Talana, Hırsızlığa, Faşizme ve Gericiliğe Geçit Vermeyeceğiz! AKP’ye Karşı Dar Seçim Hesaplarının Ötesİnde Mücadele Gerekiyor Serpil Güvenç CHP ve HDP’NİN Dışında Bağımsız Bir Odağa İhtiyaç Var Fatih Yaşlı Temsili Demokrasinin Krizi ve Haziran Meclisleri Tarık Şengül Birleşik Haziran Hareketi: Bir Halk Örgütlenmesi Redaksiyon Tartışma Kolektifi Fatsa Siyanüre Direniyor Resul Şahin Ekonomide Bu Hafta Aslı Aydın Müzakere Süreci, SYRİZA-PODEMOS, AKP’NİN Geleceği ve Seçimler Doğan Tılıç Öcalan’ın Söyledikler ve Bir Süreç Olarak Kürt Hareketi RedHaber- Analiz Eğitim, Kadın ve Laiklik Radaksiyon Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Atölyesi “Türkiye’de Sınıfların İzini Sürmek” Korkut Boratav Rüzgara Karşı Emek ve Sınıf Çalışmaları Gamze Yücesan- Özdemir Ekolojik Kriz Çağında Sahte İkilikler ve Kapitalist İmhacılık Paul Street


6 7 9 10 12 14 16 23 26 32 35 41 43 44 47


RedHaberGüncel

ARINÇ-ERDOĞAN ATIŞMASI BIRIKEN ALAMETLER VE SEÇIMLER Bugün herkes Öcalan’ın nasıl bir mesaj vereceğine kilitlenmişti. Ama asıl mesaj Arınç’dan geldi. Öcalan, 10 maddelik Dolmabahçe mutabakatını yenileyerek, bunu tarihsel bir dönemeç olarak tanımladı. Henüz birkaç başlığı dışında soyut bir müzakere başlığını işaret eden mutabakat çerçevesinin asıl önemi, sürecin bir adım daha ileri taşınacağının altının çizilmesi oldu. Ama günün asıl açıklamasını Arınç yaptı. Son günlerde Kürt sorunu ve müzakereye yönelik adımlara ilişkin konuşan Erdoğan’a seslenen Arınç, sorumluluk Hükümetindir diyerek kibarca sus çağrısı yaptı. Elbette bu Öcalan’ın açıklamasının da önüne geçen, kritik bir çıkıştı. Arınç’ın ne söylediğinden daha çok AKP cephesinden Erdoğan’a karşı ilk kez bu denli açıktan ve cepheden bir karşı duruşun gündeme gelmesi, önümüzdeki döneme ilişkin yeni işaretler veriyor. AKP içinde bir süredir bir itiş kakış olduğu herkesin malumu. AKP, Erdoğan’ın giderek artan basıncı altına eziliyor. Ötesinde, Arınç’ın daha önce ifade ettiği üzere yüzde 50’nin AKP’den nefret ettiği bir yerde yönetmenin zorlaştığı da görülüyor. Öte yandan emperyalist odaklar uzun zamandır Erdoğan’dan tamamıyla desteğini de çekmiş durumda. Bu koşullar içinde AKP’yi Erdoğan’dan görece olsun bağımsızlaştırarak yeniden güven ve güç kazanma, bir anlamda içerden restore etme çabaları da gündemde. Merkez Bankası ve Hakan Fidan tartışmaları bunun ilk parçasıydı. Arınç’ın açıklaması bu iç çelişkilerin itiş kakışın ötesine geçerek gelişebileceğini gösteriyor. Seçimlerin ardından Erdoğan’ın Saray’da yalnızlaştıracak hamleler ve Erdoğan’ın karşı hamleleri çerçevesinde iktidar bloku içinde çatışmada AKP’nin merkez olacağı yeni bir süreç başlayabilir. Nitekim Erdoğan da, Arınç’ın açıklamasının karşısında ‘konu mankeni değilim’ diyerek, kolayca kenara çekilmeyeceğini açık biçimde ilan etti. Erdoğan’ın, “10 Ağustos'ta Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesiyle Türkiye'de bir dönem fiilen bitmiştir. Kimilerinin 1876'dan, kimilerinin 1924'den, bazılarının 1946'dan başlattığı parlamenter sistem, 10 Ağustos'ta bir daha geri dönüşü olmamak üzere milletimiz tarafından bekleme odasına alındı." Sözleri meselenin seçimlerin çok ötesine geçen derin bir kriz etrafında biçimleneceğini gösteriyor. Ancak bu durum kolayca AKP’nin bölünerek ANAPlaşacağı yönündeki bir beklenti içinde anlaşılmamalıdır. Yeni rejimin kurucu aktörü olan AKP’nin yeni bir versiyonunun yaratılmasına yönelik bir ara dönemin yaşanması düzenin bugünkü güç ilişkileri çerçevesinde mümkün ve tercih edilen olacaktır. Erdoğan ise Saray’a çekilmek yerine, tüm iktidara eline alacak şekilde hamlelerini sürdürecektir. *** Arınç’ın açıklamasının müzakereler çerçevesinde de özel bir anlam ifade ediyor. Müzakerenin muhatap ve sorumluluğunun Hükümet’te olduğunun ifade edilmesi, bu sürecin de giderek Erdoğan dışında geliştirileceğini göstermektedir. Tüm bu gelişmelerin nasıl bir yöne evrileceğini kuşkusuz ki içerdeki güç dengeleri belirleyecektir. Ancak şimdiden söylenebilir ki seçimler ve siyasetin temel denklemi Erdoğan’ın belirlediği karşıtlık içinde olmayacaktır. Zira Erdoğan’ın Başkanlık arzusu bizzat AKP tarafından kabul görmemektedir. Görülüyor ki meselemiz bunun ötesindedir. O zaman neredeyse seçimleri tüm sorunların çözümü olarak gösteren yaklaşımların, bu ülke gerçeği içindeki yeri de daha anlaşılır oluyor.

6

RedHaber


RAŞIT TÜKEL HOCA’NIN HIKAYESI: ÜNIVERSITELERIN AHVALI RedHaberGüncel

İstanbul Üniveristesi Rektörlüğü seçimlerinde en yüksek oyu Prof. Dr. Raşit Tükel aldı. YÖK Genel Kurulu ise, bu seçim sonucunda belirlenen 6 rektör adayını 3’e indirerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a gönderirken 1202 oyla ilk sırayı alan Prof. Dr. Raşit Tükel’in adını listeye ikinci sıraya koydu. Seçimde 908 oyla ikinci çıkan Prof. Dr. Mahmut Ak’ı ise listede ilk sıraya yerleştirdi. Buna göre 19 Mart’ta yapılan YÖK Genel Kurul Toplantısı’nda belirlenen ve 20 Mart’ta Cumhurbaşkanı’na gönderilen listede sırasıyla şu adaylar yer aldı: 1. Prof. Dr. Mahmut Ak (Aldığı oy sayısı: 908) 2. Prof. Dr. Raşit Tükel (Aldığı oy sayısı: 1202) 3. Prof. Dr. Harun Cansız (Aldığı oy sayısı: 382) Prof. Dr. Raşit Tükel seçim ile birinci sırada yer almışken YÖK sıralamasında ikinci sıraya düşürülmesinin nedeninin kamuoyuna açıklanmasını istedi. Aynı zamanda başta öğretim üyeleri ve öğrencler olmak üzere birçok kişi bu sıralamanın üniversite özgürlüğüne ve demokratik işleyişe karşı yapılmış bir eylem olduğu belirterek İstanbul Üniversitesi’nin meşru rektörünün Raşit Tükel olduğunu ve bu mücadelede ona destek vereceklerini belirttiler.

7


Peki YÖK’ün İstanbul Üniveristesi’nde 1202 öğretim üye-

dönük çalışmaları arasında, piyasada daha kolay ve hızlı

sinin iradesini hiçe sayan, özgür üniversiteye karşı ve yanlı

pazarlanabilir bilimsel disiplinlere önem verme de yer alır.

tavrının sebebi ne? Raşit Tükel en çok oyu aldığı halde ne-

Bu süreçte, piyasa için önemi olmayan bilimler geri plana

den listede 2. sıraya koyuluyor? Kendisi bu hafta BirGün

çekilmekte ve önemsizmiş gibi algılanmakta veya algılatı-

Pazar’da yazdığı yazıdan, nasıl bir üniversite anlayışı oldu-

labilmektedir. Örneğin, sosyal bilimler, uygulamalı fen bi-

ğunu ortaya koyuyor:

limlerine oranla önemsiz kabul edilebiliyor.”

“Üniversite, akademik özerkliğin bir koşulu olarak, neyi

Elbette bu üniversitelerde rekabetçi anlayış ve performans

öğreteceğine, neyi araştıracağına ve araştırma ve öğreti-

değerlendirmelerine yol açacak bir mekanizmayı da işle-

min kimin tarafından yapılacağına kendisi karar vermelidir.

tiyor Prof. Dr. Raşit Tükel’e göre. Bu hem akademisyenle-

Üniversitede bilgi, hiyerarşik bir ast-üst ilişkisi üzerinden

rin üretkenliğinin piyasa tarafından değerlendirilerek bilgi

üretilemez. Bilimsel özgürlükler kullanılırken, toplumun

değil ürün üretimine indirgenmesine hem de üniversite-

gereksinimleri ve önceliklerini temel alınmalı, araştırma

ler arası rekabet ile ortaya çıkıyor: “Giderek artan rekabet

alanları bilimsel gelişmeler doğrultusunda seçilmeli, eği-

ve buna bağlı hiyerarşi yalnızca akademisyenler arasında

tim ve öğretim programları ve müfredatlar akademik ge-

değil, üniversiteler arasında da mevcuttur. Üniversiteler-

lişmelere uygun olarak düzenlenmelidir. Üniversitede bilim

de kurumsal farklılaşma ve çeşitlenmenin yolunu açacak

insanları liyakat temel alınarak seçilmelidir. Üniversite öğ-

düzenlemelere gidilmektedir. Bu amaçla ikinci öğretim,

rencilerinin eleştirel, sorgulayıcı düşünmeyi öğrenmeleri,

yaz okulu, sertifika programları, tezsiz yüksek lisans gibi

yaratıcılıklarını geliştirmeleri eğitimin temel amaçlarından

uygulamalar yaygınlaştırılmaktadır. Üniversite bünyesinde

olmalıdır.

çeşitliliğin oluşturulması, üniversiteler arası rekabetin bir parçası gibidir. Bunlara ek olarak, üniversite-sanayi işbirliği

Demokratik, katılımcı, özgür ve özerk bir üniversite için…”

çerçevesinde teknoloji transfer merkezleri kurulmaktadır.”

Akademik özerlik, bilimsel özgürlük, piyasayı değil toplu-

Ve tabii Raşit Tükel yazısında tüm bu uygulamaların ve

mun gereksinimlerini ve önceliklerini temel alma, eleştirel,

dönüşümlerin yani rekabet mantığının demokratik ve ka-

sorgulayıcı ve yaratıcı düşünme temelli eğitim, demokra-

tılımcı bir üniversite anlayışını barındıramayacağına da

tik, katılımcı, özgür, özerk bir üniversite… Prof. Dr. Raşit

vurgu yapıyor: “Rekabetin mantığı, merkezi bir yönetim

Tükel’in “Peki Nasıl Bir Üniversite?” sorusuna cevabı bu.

anlayışını da içinde barındırır. Rekabetçi olmayan bölümlerden ve çalışanlardan kurtulmak, geri kalanlardan daha

Raşit Tükel aynı yazıda bugün üniversitelerde neo-liberal

yüksek üretkenlik beklemek, demokratik tartışma ve karar

düzene göre yapılandırma sonucu öne çıkan unsurlara da

verme süreçleriyle yapılamaz. Eğitim kurumlarının piyasa-

yer vermiş: “Neoliberal modellere göre üniversiteler ye-

ya uygun biçimde işletildiği, stratejik planlamaların yapıl-

niden yapılandırılırken şu unsurlar öne çıkmaktadır: Dev-

dığı, performansların ölçülerek değerlendirildiği bir yerde,

letin üniversiteleri finanse etme olanaklarının azaltılması,

başarılı olanlar daha yüksek ücretle ödüllendirilmeli, ba-

üniversitelerin finansman olanaklarını, kendi sponsorlarını

şarısız olanlar ise sistemden ayıklanmalıdır. Bu nedenle iş-

kendilerinin bulmaları, araştırma-geliştirmelerin serma-

gücünün esnekleştirilmesi önce memur ve hizmetli, sonra

yenin istekleri doğrultusunda yapılması. Küreselleşmenin

da öğretim elemanları kadrolarında sözleşmeli statünün

yükseköğretime etkileri; bütçe kısıntıları, tekno-bilime ön-

yaygınlaştırılmasıyla sağlanır.”

celik verilmesi, çok uluslu şirketlerle ilişkilerin geliştirilmesi, fikri mülkiyete odaklanma olarak görülüyor.”

Bugün üniversitelerin neoliberal yapılandırma içerisinde aldıkları halin bu olduğuna değinen Prof. Dr. Raşit Tükel’in

Prof. Dr. Raşit Tükel’e göre üniversitede neoliberal yapı-

nasıl bir üniversite sorusuna verdiği cevabı özet olarak

landırma üniversitelerin hem şirket gibi yönetilmesine

tekrarlayalım: demokratik, katılımcı, özgür ve özerk bir

hem de şirketlerle yakın çalışmak zorunda bırakılmasına

üniversite…

sebep oluyor. Bu noktada üniversitede yapılan bilimsel araştırmalar hükümetin ve sanayinin talepleri doğrultu-

Prof. Dr. Raşit Tükel en çok oyu aldığı halde neden listede

sunda yönlendirilirken, üniversitelerde bilim piyasanın ge-

2. sıraya koyuluyor?

reklerine indirgenerek yapılıyor: “Üniversitelerin piyasaya

8


TALANA, HIRSIZLIĞA, FAŞİZME VE GERİCİLİĞE GEÇİT VERMEYECEĞİZ! (...) Milyonların mesajı açıktır: AKP’yi durdurmak neoliberal-piyasacılık karşısında halkçı/kamucu ekonomik politikaları, gericilik karşısında özgürlükçü ve laik yaşamı, otoriterlik ve faşizm karşısında demokrasi, açıklık ve halk iradesini, emperyalizme karşı bağımsızlığı, mezhepçilik ve milliyetçiliğe karşı Kürt ve Alevi yurttaşların eşitliğini savunan bir siyasal hattın kurulmasını gerektirmektedir.

HAZİRAN’IN KARARI Birleşik Haziran Hareketi, 13 Şubat’ta etkili bir okul

Birleşik Haziran Hareketi olarak bütün gücümüzü bu hattın kurulmasına adadık. AKP’yle mücadelenin altını çiziyor, sol ve toplumcu güçlerin kendi aralarında ve halkla diyaloğuna inanıyor; Türkiye’nin önündeki devasa sorunların, Kürt sorunundan demokrasiye, ekonomik krizden dış politikaya, ancak sol ve emek temelli değerlerin damgasını vurduğu bir iktidar tarafından çözülebileceğini biliyoruz.

boykotu gerçekleştirmişti. Boykot’un ardından seçimlere ilişkin tutumunu açıklayan HAZİRAN, Gezi milyonlarının taleplerine sahip çıkmak için ‘HAZİRAN MECLİSLERİ’nde birleşmeye çağrı yaptı. HAZİRAN Hareketi’ne yönelik, seçimlere ilişkin

Başta seçim barajı olmak üzere, seçim sandığı üzerine düşen gölgeler halk iradesinin sandıkta ifade bulmasını imkânsız hale getirmiştir. İktidarın işleyiş ve karar alma iradesinin parlamento dışında şekillendiği her geçen gün biraz daha açık hale gelmektedir. Bu nedenle seçime yönelik mücadelenin AKP iktidarını durdurmanın tek yolu olmadığını bir kez daha vurgulama ihtiyacı duyuyoruz. Bununla birlikte, seçimlerin AKP’ye karşı verilen mücadelenin bir parçası olduğunu da görüyor, önemsiyoruz. Birleşik Haziran Hareketi’nin Seçimlere yönelik, başta CHP ve HDP olmak üzere, hiç bir kesimle parlamentoda temsiliyet kaygısı üzerinden bir müzakeresi söz konusu değildir. Birleşik Haziran Hareketi’nin kendi dışındaki sol kesim ve partilerle ilişkilerindeki temel duyarlılığı Gezi milyonlarının sorun, talep ve beklentileridir. Birleşik Haziran Hareketi, seçim süreci ve sonrasında bu konumunu korumak konusunda kararlıdır. Ancak bu bağımsız duruşun bir gereği olarak, altını çizdiğimiz toplumsal talepleri inandırıcı biçimde sahiplenen güçlerle seçim sürecinde dayanışma içinde olacağımızı da kamuoyu ile paylaşıyoruz. Çağrımız nihai olarak emekçi halkımızadır. Türkiye’yi yeniden inşa edecek kurucu bir iradeye ihtiyaç vardır. Bu görev önümüzdeki seçimin ötesindedir. Seçim bu sürecin bir parçasıdır. Bizler, Birleşik Haziran Hareketi olarak, bu görevi önümüze koyduk. Dün laik eğitim için sokaklara çıkıp, gericiliğe karşı mücadele ateşini yaktık. Bugün gündemimizde İç Güvenlik Yasası, faşist düzenin en önemli yapı taşı olan Başkanlık sistemi var. Bu düzenlemelere karşı mücadeleyi 7 Haziran’a bırakmadan, yaşamın her alanında yükselteceğiz.

önemli tartışma başlıklarından birisi ittifak tartışmalarıydı. HAZİRAN, seçimlere ilişkin Meclislerinde yaptığı tartışmalar çerçevesinde herhangi bir partiyle ittifak ve Milletvekili müzakeresi içinde olmayacağını ilan ederek, seçimlerde kendi iddiaları temelinde bağımsız bir siyasal çalışma sürdüreceğini açıkladı. HAZİRAN’ın asıl vurgusu ise seçimlerle sınırlı olmayacak bir mücadele hattının örgütlenmesi noktasında, ‘Haziran Meclislerine’ yaptığı çağrıydı. HAZİRAN, seçimler döneminde AKP’ye karşı aktif bir sokak mücadelesi sürdüreceğini ifade ederken, parlamenter sistemin Saray iktidarı tarafından işgal edilerek etkisiz bırakılması karşısında da gerçek alternatifin HAZİRAN Meclis’leri olduğunu, belirtti. HAZİRAN’ın seçim kararını yürütme kurulu üyeleri Serpil Güvenç, Fatih Yaşlı ve Tarık Şengül’e sorduk.

Haziran Meclisleri bu mücadelelerin örgütleneceği ana odaklar olarak, sadece faşizm ve gericiliğin durdurulmasının değil, içi boşaltılmış temsili demokrasinin yerine gerçek halk egemenliğini kurmanın da ana nüveleri olacaktır. İçine itildiğimiz karanlıktan rahatsızlık duyan geniş halk kesimlerini, seçim ve ötesine geçen bir mücadeleyi birlikte vermek için, Haziran Meclislerimize davet ediyoruz. Birleşik Haziran Hareketi 3 Mart 2015

9


AKP’YE KARŞI DAR SEÇİM HESAPLARININ ÖTESİNDE MÜCADELE GEREKİYOR Serpil Güvenç

Birleşik Haziran Hareketi, 2013 Haziran’ında siyasal iktidarın kendisine giydirmeye çalıştığı deli gömleğine karşı ayağa kalkan ve direnen halkın taleplerinin örgütlü olarak yaşama geçirilmesi ve AKP’nin iktidardan uzaklaştırılması hedefiyle yola çıktı. Temelde, siyasal iktidarın temsilcisi olduğu sermaye düzenine de karşı duran HAZİRAN, bu amaçla, ülkenin birçok yerinde, yerel meclisler kuruldu. Türkiye Meclisi’nde bir araya gelen 1500-2000 civarındaki delege, bilimsel ve laik eğitim için, emek hareketinin önündeki engellerin aşılması için, emperyalizmin ve AKP iktidarının bölgemizde kışkırtıcılığını yaptığı etnik ve mezhepsel savaşlara karşı çıkmak için etkin eylemlerin yapılması yönünde bir irade beyanında bulundu. 13

10


Bu duruş, HAZİRAN’a yakışıyor ve kuruluş amacına uygun düşüyor çünkü TM kararlarında da belirtildiği üzere, TBMM, “tek parti ve tek adam diktatörlüğünün iradesini onaylayan” bir makama dönüşmüştür. Bunun da ötesinde, Haziran güneşinin hayalleri seçime ve TBMM’ye sığmaz ve hapsedilemez. Özetle, AKP’ye karşı verilecek sonuç alıcı bir mücadele, dar seçim hesaplarının ötesine taşmayı zorunlu kılıyor. Mücadelenin en etkin kılınabileceği alan ise, Birleşik Haziran’ın, ülkenin her yerinde, işyerlerinde, mahallelerde, kentlerde, köylerde örgütlenmesidir. Toplumun tüm hücrelerine işleyerek, AKP düzenine ve faşist uygulamalara karşı, emekten yana, kamucu, antiemperyalist, laik, dayanışmacı, demokratik, bağımsız bir cumhuriyet kurulması için çalışmaktır. Kısacası, HAZİRAN’ın birliğini bozmaksızın örgütlenmesi ve yaygınlaşması, seçim dönemini de içine alacak olan, en önemli mücadele başlığıdır. Grevdeki işçilerle dayanışma içinde olan bir HAZİRAN, çocuğunu İmam Hatiplere yollamayı reddeden, zorunlu din dersini almasını istemeyen velilerle omuz omuza mücadele veren bir HAZİRAN, HES’leŞubat Boykotu’yla bu kararlar hızla yaşama geçiril-

re karşı, kentlerin betonlaşmasına, ormanlarımızın

meye başladı.

yok edilmesine karşı emekçi halkla birlikte direnen bir HAZİRAN, emperyalist savaşlara karşı sokakla-

Tam da bu dönemde, Birleşik Haziran, seçim bağla-

ra çıkan ve bölge halklarıyla dayanışan bir HAZİ-

mında kendisine yapılan ittifak çağrılarını gündeme

RAN’dır dileğimiz.

almak durumunda kaldı. Konu yaygın bir biçimde meclislerde tartışıldı. Meclislerin aldıkları karar doğ-

Bir kez daha yineleyelim.

rultusunda yapılan açıklamada, AKP iktidarını yerin-

Siyasetin, sınırları darbe hukukuyla son derece sı-

den edecek ve “Türkiye’yi inşa edecek yeni bir kuru-

nırlanmış bir seçim gündemine hapsedilmesi doğru

cu irade”nin gerekliliği, konunun “seçimin ötesi” ne

değildir. En yararlı siyaset, örgütlenmektir. Ve ülke-

taştığı ve görevin ise HAZİRAN’a düştüğü vurgulan-

de gerçek bir muhalefetin yapması gerekenleri yani

makta. Bunun yanı sıra, yine TM’de alınan kararlar

TM kararlarımızı uygulamaktır.

doğrultusunda, faşizmin bir bakıma “yasallaştırılma” çabası olarak görülebilecek İç Güvenlik Yasası’na ve

Seçim dönemi ve sonrasında HAZİRAN siyasetinin

RTE’nin Başkanlık sistemi hayallerine karşı da etkin

başka ne amacı olabilir ki?

bir mücadele öngörülmekte. 11


CHP VE HDP’NİN DIŞINDA BAĞIMSIZ BİR ODAĞA İHTİYAÇ VAR Fatih Yaşlı

Bir hareketin siyasi tavrını belirleyen esas faktör, onun mevcut durumu nasıl okuduğu ve bu okumanın ardından sorduğu “ne yapmalı” sorusudur. Birleşik Haziran Hareketi, mevcut duruma dair en başından beri şu tespiti yapmaktadır: “Türkiye’de dinsel ve otoriter bir rejim inşa edilmektedir.” “Ne yapmalı” sorusuna verdiği yanıt ise bellidir: Halkın bu gidişatı durdurmak için başlattığı Haziran İsyanı’nın hala Türkiye’nin üzerinde dolaşmaya devam eden ruhuna/hayaletine bir siyasal beden kazandırmak. Dolayısıyla Haziran Hareketi, ne “solun birliği” ve yeni bir parti arayışıdır, ne de bir seçim örgütlenmesidir. Yüzünü döndüğü yer, Haziran İsyanı’nın neşet ettiği yer, yani sokaktır. Ancak Haziran Hareketi bir “sokak fetişizmi” üzerine inşa edilmiş de değildir; HAZİRAN, rejime karşı halkın kendi öz örgütlenmesi olarak Haziran Meclislerini örgütlemeyi ve direnme iradesinden bir kurucu irade çıkarmayı hedeflemektedir. HAZİRAN’ın seçim tavrını tam da bu hedef belirlemiştir: Yüze yakın Haziran Meclisi’nde toplanan on bine yakın kişi, seçimlerde ne yapmalı” sorusunu tartışmış ve Meclis üyelerinin ezici bir çoğunluğu HAZİRAN’ın seçimlerde doğrudan bir partiyi işaret etmek ya da herhangi bir partiyle milletvekili pazarlığı yapmak gibi tutumlar almasının yanlış olacağını beyan etmiştir. Toplanan Yürütme Kurulu’nda da benzer bir eğilim ortaya çıkmıştır, YK’nın Meclislerin iradesine aykırı bir tutum alması zaten söz konusu olamayacağını ise burada ayrıca belirtmek gerekmektedir. Ne bir parti ne de bir seçim ittifakı olan, içerisinde çok sayıda örgüt ve partiyi barındıran, tabanını farklı parti ve örgütlerden insanların oluşturduğu Haziran Hareketi’nin doğasına aykırı bir tutum almayarak herhangi bir partiyi işaret etmemesi, kimilerince iddia edildiği üzere “siyasetsizlik” değildir. HAZİRAN, siyaseti “AKP rejimine karşı mücadele” eksenine yerleştirmekte ve seçi-

12

min ertesi gününe, yani “8 Haziran”a hazırlanmaktadır.


AKP rejimiyle uzun soluklu bir mücadele için, HA-

HAZİRAN ne “sosyal demokrat”, ne de “radikal de-

ZİRAN’ın kendi birliğini koruması zorunluluktur. 8

mokrat” bir öznedir, HAZİRAN adıyla sanıyla “sos-

Haziran günü rejim halkın önüne dinci despotizmin

yalist” bir siyasi özneyi inşa etme çabasıdır.

anayasal statüye kavuşturulması için yeni anayasa ve başkanlık sistemi tartışmalarını koyduğunda, Ha-

HAZİRAN’ın tabanını oluşturan insanlar, 7 Haziran

ziran Hareketi buna kökten itirazını dile getirecek ve

günü özgür iradeleriyle sandığa gidip oylarını ve-

faşizmin anayasallaşmasına karşı halkı örgütlemeye

receklerdir elbette; kurumsal olarak ise HAZİRAN,

girişecektir.

hem seçim öncesinde hem de sonrasında, güçlü, etkili, bağımsız sol bir siyasi öznenin Türkiye toprak-

Bununla birlikte, Türkiye’de CHP ve HDP’nin dışında

larında var edilebilmesi için başlattığı yürüyüşüne

bağımsız sol bir siyasi hattın inşa edilmesi ve top-

devam edecektir.

lumsallaştırılması yaşamsal bir önem taşımaktadır.

TOKAT HAZİRAN ‘TECAVÜZ MUBAHTIR’ DİYEN GERİCİLERE KARŞI ÇOCUKLARIMIZA SAHİP ÇIKMAK İÇİN SOKAKTAYDI TOKAT’ta Halil Rıfat Paşa Ortaokulu’nda görevli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni L.Y.İ.’nin, derste öğrencilere, “Zaten başınızı örtmüyorsunuz, size tecavüz de mubah, kötülük de mubah” demesi üzerine Haziran Tokat Meclisi’nin çağrısıyla bir araya gelen yurttaşlar, okul önünde protesto gerçekleştirdi. Şiddetli yağmura rağmen Haziran Tokat Meclisi’nin Eğitim Sen Tokat Şubesi’yle birlikte okul önünde ortak gerçekleştirdiği açıklamayı okuyan Eğitim Sen Kadın Sekreteri, AKP ‘nin okullarda gericileştirme politikalarının sonucu olarak yaşananlara değinerek, okullarda kız öğrencilere yönelik saldırıların karşısında mücadele edeceklerini belirtti. Her türden dindar ve kindar eği-

yapılmasını talep eden Haziran üyeleri açıklamanın

tim politikalarına karşı olunduğunun belirtildiği açık-

ardından dağıldı.Öğrencilere yönelik sözleri nedeniyle

lamada, AKP gericiliğine karşı, bilimsel ve laik eğitim

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Lale Yıldız İleri

mücadelesinin süreceği ifade edildi.

hakkında da Milli Eğitim Bakanlığı’nın iki müfettiş görevlendirerek soruşturma başlattığı belirtildi.

Din Bilgisi öğretmeni Lale Yıldız İleri hakkında işlem


TEMSİLİ DEMOKRASİNİN KRİZİ VE HAZİRAN MECLİSLERİ Tarık Şengül

Temsili demokrasinin derin bir kriz içinde olduğunu biliyoruz; üstelik bu durum sadece Türkiye’ye özgü de değil. Bu krizin önemli bir nedeni temsil edenlerle edilenler arasındaki bağın kopmuş olması. Ortaya çıkan bu temsiliyet krizi çok sayıda nedene bağlanabilir. Ancak tartışma dışı olan bir gerçek ortada duruyor; bugün geniş kitleler kendilerini temsil etmeye soyunan siyasi partilere yönelik, bu işlevi yerine getirmemelerinden doğan, derin bir hoşnutsuzluk taşıyor. Gezi başkaldırısının AKP iktidarının giderek toplumu kıskaç altına alan uygulamalardan doğan rahatsızlığın bir dışa vurumu olduğu kadar, kurumsal siyasal alanın işleyişine yönelik köklü bir itirazı da içinde taşıdığını biliyoruz. Geniş kitleler bugün siyasal partilerin toplumsal alanı ve oradan doğan talepleri temsil etmek yerine giderek artan biçimde bir makine hali-

14


ne gelmiş parti örgütünün mantığını temsil ettiğini esaslı

Haziran Hareketi’nin temsilcilerinden ÖDP Genel Başka-

biçimde farkına varmış bulunuyor.

nı Alper Taş’a adaylık teklifi götürdüklerini ifade ediyor. Daha sıcak bir ilginin HDP Eş Genel Başkanı Selahattin

Bu nedenle Gezi başkaldırısının bir yanı AKP’ye bir baş-

Demirtaş tarafından da ifade edildiğini biliyoruz.

kaldırıysa, diğer yanı toplumun siyasal alandan yasaklı hale getirilmesine duyduğu tepkiydi. Nitekim Gezi, bütün

Bu yaklaşımlara Birleşik Haziran Hareketi geçen hafta bel-

sönümlenme öngörülerine karşın, hem iktidar cephesinde

li bir mesafe koyarak yanıt verdi. Bu mesafenin gerisinde

hem de “temsili demokrasi” etrafında şekillenen kurumsal

Gezi ruhuna olan sadakat var. Mesele birkaç milletvekiline

siyasal alanda giderilmesi güç derin yaralar açtı.

sahip olmak değil! İktidar süreçlerinin TBMM dışında işlediği bir ortamda hiç değil. Türkiye’yi emekçi halklar için

Gezi’nin hemen ardından iktidarla Cemaat arasında vuku

yeniden kuracak bir iradeye ihtiyaç var. Bu ihtiyaç ve talep

bulan ayrışma ve bugün iktidar partisi içinde yaşanan çat-

ifadesini örgütsüz, lidersiz biçimde Gezi başkaldırısında

lamalar kuşkusuz Gezi’nin doğrudan ürünü değil. Ama şu

buldu.

da bir gerçek ki, iktidarın gövdesinde ortaya çıkan bütün bu zaaflar, çatlaklar ve hastalıklar Gezi’nin iktidarı güçsüz

HAZİRAN’nın söylediği şey seçimin önemsiz olduğu de-

düşürmesi sonucu oldu.

ğil; tam tersine seçim ve sandık son derece önemli. Ama nasıl bir seçim ve nasıl bir sandık? Gezi süreci tam da bu

Benzer biçimde, AKP iktidarının bütün bu zaaflarına kar-

durumu, yani temsil edenlerin giderek temsil ettikleri kit-

şın muhalefet cephesinde inandırıcı bir alternatifin çıkma-

lelerden kopması durumunu sorguladı. Bu sistem benim

masının gerisinde de siyasal temsil kabiliyetinin dikkate

rahatsızlıklarımı, taleplerimi temsil etmiyor; edemiyor

değer biçimde düşmüş olması var. Gezi sonrasında yapı-

dedi. Şimdi Gezi’yi temsil etme iddiasıyla ortaya çıkan

lan yerel seçimlerde AKP karşıtı partiler tarafından izle-

Birleşik Haziran Hareketi gücünün yettiğince diğer parti-

nen stratejileri hatırlayalım. CHP o seçime Cemaat dam-

lere soruyor; Gezi ruhuna, ifade ettiği taleplere yönelik ne

galı yolsuzluk dosyalarıyla girdi. Adaylar, projeler, söylem

düşünüyorsunuz?

düzeyinde Gezi başkaldırısını hatırlatabilecek hiçbir unsurun seçime damgasını vurmasına izin verilmedi. Diğer al-

Mesele HAZİRAN’nın ne kadar gücünün olduğu değil.

ternatif HDP’nin de, iktidarla yürütülen barış sürecinin yol

Gezi’de meydanları dolduran milyonlarca insanın sordu-

açtığı ihtiyatlılıkla, Gezi sürecine mesafeli duruşuna şahit

ğu sorular bunlar; HAZİRAN bu soruları kendi örgütlen-

olduk. Sonuç iktidarın sırtında taşıdığı büyük yolsuzluk

mesi dışındaki geniş halk kesimleri için de soruyor. Bu

kamburuna karşın oylarını ve belediyelerini büyük ölçüde

sorulara olumlu yanıt verildiği ölçüde muhalefet parti-

koruması oldu.

leri, HAZİRAN bünyesinde örgütlü ya da örgütsüz, Gezi bileşenlerinin desteğini alacak. HAZİRAN’nın ucu açık bir

Bir kez daha önümüzde sandık var. CHP ve HDP geçen

“dayanışma” vurgusunun gerisinde de bu beklenti var.

yerel seçimden ne öğrendiler? Geçen yerel seçimde ne

Önümüzdeki günlerde HAZİRAN’nIn bu yöndeki taleple-

derece işe yaradığı belli olmayan yolsuzluk gündemi ve

rini siyasal alana ve ilgili partilere daha açık biçimde gö-

Erdoğan’ın otoriterliği konularının önümüzdeki seçimde

türmesi, gündem belirlemesi gerekiyor.

kırılma yaratmasını beklemek aşırı iyimserlik olacak. Aynı şey barış ve çözüm süreci temaları dikkate alındığında,

Tam da bu nedenle son günlerde yandaş medyada Gezi

HDP için de geçerli. Bugün HDP belli bir heyecanı yarata-

başkaldırısı ve Birleşik Haziran Hareketi’ne yönelen saldı-

biliyorsa, bunun temel nedenlerinden biri seçim sistemine

rılar mesnetsiz değil! Gerçek başkaldırının ve radikal ta-

meydan okuyor olmaları.

lebin nereden kaynaklanabileceğini biliyorlar. İç güvenlik yasasını çıkarma konusundaki ısrarın arkasında da aynı

En başta yaptığımız tespit doğruysa; yani Gezi başkaldı-

türden bir kaygı var. Muhalefet seçim sandığının dışına

rısı bu iktidara ciddi bir darbe vurduysa, niçin bu ikinci

taştığında panikliyor olmalarının nedenleri üzerine dü-

izden gidilmiyor? Bu soru karşısında, CHP lideri Birleşik

şünmek gerekiyor.

15


BIRLEŞIK HAZIRAN HAREKETI: BIR HALK ÖRGÜTLENMESI Redaksiyon Tartışma Kolektifi

Haziran 2013’te yollarımız kesişti, buluştuk. Şimdi de Haziran Hareketi’nde birleşiyoruz, Haziran Hareketi’nde birleşik güç haline geliyoruz, birlikte örgütleniyoruz. 20 Ekim 2014’te Birleşik Haziran Hareketi’nin kuruluşuna dair yayınlanan Çağrı’nın belki tek cümlelik özeti şöyledir: Haziran Hareketi, 2013 Haziran isyanı ruhuyla dayanışmaya karar vermiş muhalif toplulukları ve bireyleri, sistemden bağımsızlaştırmayı, yani özgürleştirmeyi amaçlayan bir birlikteliktir. Hareket, dayanışma ve mücadele örgütü olarak yaşam (mahalleler) ve çalışma (işyerleri) birimlerinde var olacak. 2013 Haziran süreçlerinde de öncelikle yaşam alanlarında isyan eden, sokaklarda, mahallelerde, meydanlarda çoğalan bir kitlesellik söz konusuydu. Haziran Hareketi de öncelikle buralardan yola çıkıyor. Burada Çağrı’nın bir devamı olarak bazı tartışma başlıkları üzerinden Hareketin önümüzdeki dönemdeki adımları üzerine düşünmek mümkün, Haziran Hareketi, “biricik öncülük” iddiası taşımıyor. Misyonu muhalefet zincirini sürüklemek değil, hâlihazırda kopuk olan zincirin halkalarının bir araya gelmesi faaliyeti, zincirleme muhalefet yaratabilmek. Yani her alanda, monolitik bir birlik ve beraberlik değil, farklı olanların farklılıklarına müdahale etmeden eşit ve eşdeğer bir düzlemde, dayanışma halinde, sistemden özgürleşmesi peşinde bir kitle hareketi için mücadele ve örgütlenme tarzı arayışı. Bu tarzın ise farklı halk kesimlerinin yaşam alanlarında söz yetki ve karar sahibi olacakları yerel meclislerinde bir araya gelmesi

16

olduğu biliniyor.


Hareket kendisini ve kitleleri örgütleyerek gelişebilir. Çağrı

Öte yandan yerel hareketlerin özelliklerini, hem demografik

metninde Haziran Hareketi’nin forumların oluşturduğu yerel

yapısı hem mekânsal karakterleriyle ait olduğu coğrafyalar

meclislerin aşağıdan yukarıya Türkiye ölçeğinde birleşmesi

da belirleyecek. Bu yüzden Hareket, Ankara, İstanbul, İzmir

yoluyla örgütleneceği ilan edilmişti.

gibi metropoller ile taşra şehir ve kasabalarında farklı fonksiyonlara sahip olabilir. Aslında özel olarak bir megapol sta-

Peki, böyle bir yola çıkıldığında “Gezi-Haziran ruhu” ete ke-

tüsüne sahip İstanbul ile diğerleri arasında da bir farklılaşma

miğe bürünmüş haliyle, nasıl canlanacak?

mevcut.

Hareket’in bünyesinde giderek zenginleşecek somut örgüt

Haziran 2013 isyanlarına büyük şehirlerde katılım da büyük

biçimlerinin ve katılımcılarının ortak (ve çoğul) iradesinin,

olmuştu. Haziran Hareketi aslında 2013 isyanının devamı

ortak akılın nasıl oluşacağı sorunu, Çağrı’da yer alan ve ucu

olan ve faaliyetini sürdüren yapıları, forumları elbette dikkate

açık "siyaset tarzı" ile çözülebilir ve böylece bunun çerçevesi,

alıyor ve kendi doğal bileşenleri olarak görüyor. Ve elbette

yeniden ve her adımda daha "içerikli" tanımlanabilir.

Haziran Hareketi kendisini hemen var edebileceği her birimden, sokak, park, mahalle, ilçe (ve özellikle taşrada) il düzle-

Şurası bir gerçek; toplumsal muhalefet kendisini sınıfsal ek-

minden başlayan bir mücadeleye ve örgütlenmeye girişecek.

sende örgütleme bakımından epey gerilemiş/geriletilmiş du-

Ancak gözlendiği kadarıyla en elverişli ortamlar fiilen ilçe

rumdadır. Son yıllarda etnik ve dinsel aidiyetler öne çıkarıldı.

ölçeğinde sağlanabiliyor. Böylece doğrudan doğruya yaşam

Özellikle AKP döneminde, bizatihi devlet sınıfsal eksende

alanları zemininde faaliyet gösteren ilk ilçe meclisleri, bildik

yukarıdan aşağıya kendini yeniden örgütlerken toplumu ce-

deyişle söylersek, fabrika, okul, işyeri çalışmasından farklı

maatleştiriyor, muhafazakârlaştırıyor ve ardından kutuplaştı-

özelliklere sahip bir “mahalle çalışması” niteliği taşıyacaktır.

rıyor. Bunun karşısında ise toplumun aşağıdan yukarıya yeni-

(Ayrıca taşra şehirlerindeki Hareket örgütlerinin işlevinin çok

den yapılanması, toplumun demokratikleştirilmesi (eşitlikçi,

yönlü olması adeta kaçınılmaz. Buralarda Hareket meclisleri,

özgürlükçü, bağımsızlıkçı, laik, kamucu, dayanışmacı yeni bir

mevcut bütün örgütlenmelerle -sol partiler, sendikalar, der-

toplumsal düzenin kurucu iradesinin birleşik direnişimizle

nekler, meslek odaları- daha sıkı bir işbirliği sürdürmek, yerel

inşa edilmesi) iddiasıyla, Haziran Hareketi de toplumu dev-

sorunlara birlikte müdahale etmek durumunda kalabilir.)

letten kurtaran bir çözümü benimsemiş oluyor. “Mahalle çalışması”nda örgütlenme birimleri evler, siteler, ***

sokaklar mahalleler ve çarşıdır. Ve burada sadece insanları

Dolayısıyla Hareket asıl olarak "de facto" (fiili) bir demokrasi

değil, sadece mekânları değil zamanı örgütlemek de önem-

ortamında, kendi yarattığı ve çoğalttığı bir ortamda hayati-

li. Öncelikle ilçe meclisleri, işçilerin, öğrencilerin, esnafın,

yet bulabilir. Sistem karşıtı fiili demokrasi zemini, toplumun

memurların ve diğer çalışanların “mesai saatleri dışındaki

demokratikleşmesi çalışmalarının zeminidir. Sistemin verme-

zamanlarını” örgütlemeyi gözetebilmeli. Bu çalışmanın di-

diği ve asla vermeyeceği özgürlüklerin, sistemden bağımsız

namiğini oluşturan gençler sadece üniversite öğrencileri

şekilde üretildiği bu zemin, Hareketi çoğaltacak olan “yerel

değil, örgütsüz liseli öğrenciler, çırak, işçi ve işsiz gençlerdir,

hareketlerin” filizlendiği ve filizleneceği yerlerdir. Haziran

sadece çalışan kadınlar değil ev kadınlarıdır, sadece işçiler

Hareketi’nin asıl iddiası “merkezi” müdahaleyi beklemeden

ve kamuçalışanları değil esnaf ve küçük satıcılardır; böylece

bazı yerel örneklerin adeta modelleşmesi, onlara imrenilme-

ilçe meclislerinin faaliyet alanlarında işyerlerinin, kantinlerin,

siyle yatay ve zincirleme bir çoğalma/kitleselleşme arayı-

lokallerin yerini artık evler (ev gezmeleri!), parklar, dükkân-

şında yatıyor. Hareket’i var edecek ve güçlendirecek ölçüt,

lar, sokaklar, meydanlar, kahvehaneler ve kafeler alır. Dolayı-

kayıtlı üyeleri, seçimlerde hedeflediği oy oranı filan değil,

sıyla tartışma konuları da nispeten farklılaşır. Politikalar, sen-

yolunu açacağı örnek ve öncü topluluklardır. Toplumun ce-

dikalı işçinin toplusözleşme sorunu, öğrencinin YÖK sorunu

maatleştirilmesiyle öncelikle bu tür öncü topluluklar baş

gibi sektörel (çalışma alanı) sorunlarının ötesinde, doğrudan

edebilir.

şekilde gündelik hayatın eleştirisi temelinde ve yaşam alanını ilgilendiren yol, su, çöp gibi sorunları ve bunları da aşan

Toplumun demokratikleşmesi, gündelik hayatın da devrim-

"memleket meseleleri" (“ne olacak bu memleketin hali?”)

cileşmesi, politikleşmesine bağlı... Sistemin kurallarını koy-

etrafında üretilebilir.

duğu ve çerçevesini çizdiği muhafazakâr ve İslamileştirilmiş bir gündelik hayatın reddiyesi ve eleştirisi zemini, politikala-

İşte gündelik hayatın kendini doğrudan ifade eden biçim-

rımızın sokağa tercümesi ve bu eylemlere uygun söylemlerle

lerine muhatap olan bir meclisleşme faaliyetini hedefleyen

mümkün.

“mahalle çalışması”, bu anlamda, yalnızca paneller, seminer-

17


ler düzenlemek, şenlikler filan yapmak olarak anlaşılmamalı.

Söz gelimi, çalışan annelerin bulunduğu bir ortamda, "ortak

Özellikle ilçe meclislerimiz, mahallelerdeki gündelik hayatın

anne" formülü ile kreş sorunu çözülebilir. Böylesi bir bakıcı

her boyutunda sisteme alternatif müdahalelerde bulunan ve

annenin gönüllü olması (bakım işinin anneler arasında sıraya

katılan bir anlayışa sahip olmalıdır.

konması) ya da yaşlı kadınların istihdam edilmesi artık ayrıntı bir sorundur. Ve elbette çocuk bakımında erkekleri / babaları

Dayanışma Toplulukları

özendirecek girişimlerle ataerkil kültüre alternatif farklı bir

Peki meclisleri canlı ve kalıcı hale getirecek gündelik toplum-

kültürel ortam da yaratılabilir. Böylece kadının özgürleşmesi

sal zeminler-imkânlar nelerdir?

konusunda somut çözümlerden birisi gerçekleşmiş olur. Elbette başka alanlardaki (cenaze, düğün gibi) dayanışmalar,

Sermaye partileri seçmenleri ile menfaat ilişkileri üzerinden

iktisadi dayanışmanın da vesilesi olabilir.

oy alabilmeyi gözeterek politika yapıyor. Bizim yaklaşımımız ise, birer seçmen olmanın ötesinde birer yurttaş olarak dert-

Çözüm, mahallenin çöpçüsü olmak değildir elbette! Ama

lerimize ortak çözüm bulmak olmalı.

Haziran Hareketi’nin yol, çöp, su sorunu dâhil geçim, eğitim, sağlık gibi gündelik yaşam alanına dair faaliyetleri, mahal-

Bu ülkenin insanlarının dertlerinin başında elbette geçim sı-

le halkının ortak sorunları olması nedeniyle daha kolay yü-

kıntısı yer alıyor. Geçim derdini çözmek mümkün olmasa da

rütülebilir türden faaliyetlerdir. Ve bu faaliyetler içerisinde

dayanışma ruhuyla hafifletme imkânları üretilebilir. Kuşkusuz

komüncü anlayış yeşertilebilir. Sadece AKP faşizminin çevre

bu tür girişimler ilk adımda büyük boyutlarda gerçekleşemez.

düşmanlığıyla her tür yeşili imha çabalarına karşı direnmek

Öncelikle her birimde ve özellikle yoksul semtlerde, örneğin

değil, bu tür çabaların gündemde olmadığı yerlerde bile çev-

bir sokakta, "komün" yaşantısının dayanışmasına gönüllü üç

renin güzelleştirilmesi için ya da çevrenin kirletilmesine ve

beş aile bulunabilir. Söz gelimi, kış mı geldi çattı? Meclis

çirkinleştirilmesine karşı başlatılacak kampanyalar, dayanış-

çalışmasının önerisi şu olmalıdır: Toptan kömür alalım, ucuza

ma anlayışının ilk kıvılcımları olabilir.

getirelim. Bakkaldan manavdan kasaptan pazardan alışveriş etmek yerine, bir kamyonet tutalım halden ve toptancıdan

Kısacası komüncü / dayanışmacı bir anlayışla, mahalledeki

ortaklaşa alalım. Evlerimize her gün et girmesi mümkün ol-

cenaze, düğün, şenlik gibi her topluluksal olayın içinde yer

masa da, ayda yılda bir gidip bir koyun alalım, kavurmasını

alınmalıdır. Hayatın her kesitini mahalledeki herkes ile birlikte

yapalım. Kimi zaman ortak kazan kaynatalım. Bunları ya-

yaşayan bir meclisleşme çalışması, ortaya çıkan her sorunun

parken içimizde parasız kalan olursa, onu aç bırakmayalım.

çözümünde akla gelen ilk adres olma hakkını kazanabilir.

Çocuklarımızı dershanelere göndermek için paramız mı yet-

Gençlerle internet kafelerde beraber oynanan oyunlar, on-

miyor? Meclisimizdeki emekli öğretmenlerimiz, bu komüncü

larla spor sahalarında buluşmaya imkân verir; yaşlılar yalnız-

çalışmaya katılan ailelerin çocuklarına ders verebilir. Sağlık

lıklarında ve sağlık sorunlarında Hazirancıları yanı başlarında

sorunumuz mu var? Meclis üyesi doktor ve hemşireler, has-

gördüğünde, Hareket’in en saygın propagandisti kesilirler;

talarımızı hastane kapılarında karşılayabilir.

oyun alanlarına sahip çıkan Hazirancılar, çocukların gözünde örnek birer insan haline gelebilir. Sempatizan emlakçılarla ki-

Bu tür çalışmalarda kazanılan ilk başarılar, bölge düzeyinde,

ralık ev arayanlara yardımcı olunabilir.

dayanışmayı (komüncülüğü) esas alan bir tüketim koopera-

18

tifi modeline dönüşüme dahi olanak verir. Meclis çalışması

İşte böylesi bir komün yaşantısının propagandasını ve ça-

sayesinde ve paralelinde komüncü anlayışta tüketim koo-

lışmasını yapmak, sosyalizm ve devrim konusunda binlerce

peratifleri dört bir yanda çoğaltılabilir.

Girişimin başarısı

bildiri dağıtmaktan seminer vermekten daha anlamlı ve et-

için elbette banka kredisi gibi sistemin imkânlarından da

kilidir. Zira kahvehanede, "neymiş şu sosyalizm?" diye so-

yararlanılabilir. Ama bu durumda dahi temin edilen maddi

ranlara, "işte filan sokaktaki beş ailenin kurduğu düzendir"

imkânların bir kısmı meclis çalışmasının bir dayanışma sandı-

diye yanıt verebilmektir, Hazirancılık yapmak. AKP’nin yar-

ğı, yardımlaşma fonu esprisi içinde değerlendirilmeli. Banka

dımlaşma adı altında yarattığı sadaka toplumu, cemaatleşme

kredilerine ulaşamayanlar da, kendi aralarında yardımlaşma

olarak dayattığı sahte ve üstelik biatı şart koşan köleleştirici

sandıkları kurabilir. Düğün, cenaze ve başka tür acil ihtiyaç-

“dayanışma” kültürünü bu tür küçük ama çarpıcı örneklerle

larda, bu fonlarımız hazır tutulabilir.

çürütebilmektir.

Komüncü anlayışla yaratılan bu tür küçük topluluklar başka

Üstelik bunlar, Haziran’ın amaçladığı eşitlikçi, özgürlükçü,

dayanışma ortamlarının oluşmasına da kapı açacaktır. İktisa-

bağımsızlıkçı, laik, kamucu, dayanışmacı yeni bir toplumsal

di sorunlarını beraber çözebilen topluluklar sosyal ve kültü-

düzenin kurucu iradesinin birleşik direnişimizle inşa edebil-

rel dayanışmanın çeşitli biçimlerine de dört elle sarılacaktır.

memizin ön koşulu olarak insanların birbirini sevmesi ve da-


yanışması ihtiyacının da bir gereğidir. Devrimci politik kültür (bilinçlenme, bilgilenme) ancak bu tür doğal ve gündelik or-

Ancak unutulmamalı ki forum deneyimini kalıcılaştırmak için

tamlarda mayalanabilir. Sınıf bilincine ulaşabilmenin bir yolu

meclisleşme çalışması şart. Bu çalışma ise, meclisleri kurmak

anlamında da, birey olarak muhatap alınan kişiler, oluştur-

amacıyla sınırlı görülmemeli; başlangıçta meclis “kurma ça-

dukları toplulukların, ait oldukları sınıfların sorunlarını daha

lışması”, meclislerin “kurulmasından” daha önemli. Yani her

rahat tartışabilir; katılımcı ve dayanışmacı olabilirler.

vesilede forum toplayabilmek, kendiliğinden toplanan forumlara katılım sağlayabilmek Haziran Hareketi’nin önündeki

Günümüzde geçim derdi yanı sıra yaşam alanlarına ve ya-

işlerden birisi… Kuşkusuz süreç boyunca kahvehane toplan-

şam tarzlarına müdahale ve hatta giderek can güvenliği so-

tıları, apartman, site toplantıları dahi birer foruma dönüştü-

runu da öne çıkıyor. Kent yağmacılığı, ormanların, derelerin,

rülebilmeli…

tarım alanlarının imhası üzerine epey yazıldı çizildi, burada tekrarlamaya gerek yok. Ama başka bir hayati sorun, evet,

Ayrıca Haziran Hareketi’nin meclis çalışması orta ya da uzun

can güvenliği boyutlarına varan İslamcı – faşist müdahale ve

vadeli olarak, yerel düzeyde, muhalif kesimlerin bir nevi halk

saldırılara karşı alınması gereken önlemler. Kısaca, İslamcı

iktidar organlarının nüvelerini oluşturmak çabasıyla taçlandı-

faşistlere ve faşizme karşı savunma dayanışması! AKP re-

rılabilir. Çünkü “Meclis”, aynı zamanda, bir iktidar perspek-

jimi kendi dayatmalarına direnen her muhalefeti ezmek için

tifidir; ikili iktidar bağlamında, yerel iktidarın nüvesi olması

her geçen gün daha fazla saldırganlaşıyor ve bu doğrultuda

demek, iktidarı almadan önce iktidar olmayı öğrenmektir:

örgütleniyor. Karşımızda hukuksuzluğu ve nizamsızlığı bir

Muhalefet etmesini bilmeyen, iktidar olamaz.

nizam haline getirmiş gayri nizami bir iktidar var ve onunla baş etmenin en etkili yolu da birleşik ve gayri nizami direniş

Ve bunlar “bizim” Meclislerimiz! Çağrı metninde de vurgu-

hattı inşa etmek. Çünkü AKP iktidarı halk direnişlerini niza-

landığı üzere, Meclisler seçilmiş olanı görevden alma yetkisini

mi yöntemlerle (asker-polis-medya vb) etkisizleştiremediği

kendi iradeleri doğrultusunda diledikleri gibi kullanabilecek-

yerlerde yardımcı kuvvetler olarak sokak çetelerini devreye

ler.

sokmaktan çekinmiyor. AKP açıkçası iç savaş çıkarmaya bile hazırlıklı olduğunu ispatlamaktan geri kalmıyor.

En basit haliyle her yerel meclisin “programı”, kendi işlerini nasıl tanımladıklarıdır. Bunların “tüzükleri”, ideal olarak, her

Böyle bir gelişme karşısında faşist saldırılara karşı da da-

itirazın dikkate alındığı bir doğrudan demokrasidir.

yanışma ve meşru savunma imkânlarını yaratmaya mecbur bırakılıyoruz. Önümüzdeki kısa dönemde dayanışma topluluklarının birer direniş toplulukları olarak da kendilerini örgütlemesi gerektiğini unutmamak lazım. Forumlar ve Meclisler Haziran 2013 isyanlarıyla birlikte muhalif kesimler forumlar pratiğiyle tanıştı ve o günlerde epey etkili oldu. Forumlar yaşam alanlarına, yaşam tarzlarına itiraz ve birlikte dayanışma ve mücadele platformları olarak isyanların en önemli araçlarından birisiydi. Forumların kendiliğinden ortaya çıktığı ve bir ihtiyaca karşı geldiği akılda tutulursa, önümüzdeki dönemde de spontan forumlarla yeniden karşılaşabiliriz. Haziran Hareketi de zaten bunları temel bir tarz olarak benimsediğini açıkladı, ancak bundan böyle spontan forumları beklemeden ve fakat yine

Meclislerimiz, “hareket halinde” bir örgütlenmedir, eylemci-

forum tarzıyla işe koyuluyor.

dir. Sokağa ilk çıkacak olanların buluşma yeridir. Bu özelliğiyle meclisler, formel anlamıyla sıradan ve basit toplantı örgüt-

Forumların devamındaki kurumsallaşma elbette meclisler

leri değildir; birlikte yaşama ve birlikte karar verme ve işleri

bünyesinde sağlanabilir. Meclisler forumlar aracılığıyla bir

birlikte yürütme ve mücadele örgütleridir. Hiç kuşku yok ki

yandan dayanışma topluluklarını oluşturmaya çalışırken, yine

katılımcı ve dayanışmacı bir politikleşmiş kültürel faaliyetin

bu topluluklar sayesinde giderek daha güçlenecek ve kurum-

ön koşulu, karşılıklı bilgilendirme kanallarının açık olmasıdır.

sallaşabilecektir.

Böyle bir ortam ise sürekli meşveret ile sağlanabilir. Tekrar-

19


lamakta fayda var: 2013 Haziran isyanlarında forumlar prati-

ketin şunca yıllık fikri birikiminin değerlerini barındırdığı için,

ğiyle yaratılan bu ortam Haziran Hareketi pratiğinde mutlaka

memleket meseleleri konusunda elbette makul çözümler

daha da zenginleşecektir.

önerebilir. Ama yerel meclisler üzerinde yükselmedikçe “ordusuz bir kurmay” olmaktan öteye gidemez. Kitle hareketi

İlk forumlarımızda politik konuları öncelikle yerel topluluk-

iddiasından geriye sadece bir sol aydınlar kulübü kalabilir.

ların “ilgi sınırında” ele almakta yarar görülebilir. Neo-liberal sömürüyle mücadelede özelleştirme/ taşeronlaştırma konu-

Biliniyor ki Hareketimiz, muhalif güçler arasında bir ideolojik

su, o mahallede yaşayan somut insanların yüz yüze geleceği

birlik üzerinde kurulmamıştır; bir politik ihtiyaca cevap verir-

somut sorunlar bağlamında işlenebilir. Kürt-Türk, Alevi-Sünni

ken fikri yenilenmeler yaşamak ve ideolojik yakınlaşma sağ-

yapay zıtlaşmaları yine mahalleden verilen olumlu örneklerle

lamak süreç içinde elbette mümkündür. Ama ideolojik birlik

çürütülebilir. Alenen şeriat baskısına ve faşist saldırılara karşı

şartından yola çıkmayan Haziran Hareketi ilk adımlarında

yine mahallelinin somut konumu çerçevesinde yanıt buluna-

(ideolojik bakımdan!) "yapılması gerekenleri" değil, hemen

bilir. İslami faşizmin sokaktaki yaşantıya müdahalesine karşı

herkes tarafından "yapılabilir olanları" kendisine çıkış nokta-

ortak tavır geliştirilebilir. Böyle bir gelişme boyutunda söz

sı olarak alabilir. Zaten çok seslilik ve çoğul iradelerin birliği

konusu sorunların ülke ölçeğindeki niteliğini kavratmak klişe

özelliğini yansıtan meclis türü bir örgütlenme de bu yüzden

propagandaların ötesinde bir anlam taşıyacaktır. Mahallede

benimsenmiştir.

yaşanan her insan hakkı ihlali olayına karşı oluşturulan duyarlılık, ülke düzeyindeki insan hakları ihlalleri konusunda da

Dolayısıyla yerel meclisler ve Türkiye Meclisi birlikteliğinde,

bir bilinç oluşturacaktır. vb.

merkeziyetçi bir örgütlenme ilkesinin uzağında duran Hareket’in işleyişini "cooptation" ilkesinden, yani her yerel mecli-

Şimdi elbette dünya, mahalleden ibaret değil; çözüm im-

sin diğer birimleri ve hatta Türkiye Meclisi’ni kendileri istediği

kânları da mahalle çalışmasıyla sınırlı değil. Mahalledeki so-

zaman yardıma çağırması ve bunların müdahale sınırlarını

runların çözülebilmesi için çözüm alanını genişletmek lazım.

kendilerinin çizmesi hakkından ve özgürlüğünden söz ede-

Kendi sorunlarını çözmek için bir araya gelmeyi başarmış bir

biliriz.

sokağın ya da mahallenin insanlarını benzer sorunlarla boğuşan diğer kesimlerle işbirliği içine sokmaya ikna etmek daha

İşte böyle bir ortamda, Çağrı metninde de izlendiği üzere,

kolay olacaktır.

politik tercihlerimizin ortaklaştırılması ve ortak olabildiğimiz politikaların netleştirilebilmesi imkânı yakalanabildi.

Ve bunun çok sayıda örnekleri zaten yaşanıyor… Validebağ

Ortak politikalarımızı ise, başlangıçta, itiraz ettiğimiz konu-

eylemcileri derha Yırca köylülerinin yanına koşuyor ve son

lar değil mutabık olduğumuz konular oluşturdu. Bu Haziran

günlerde hemen her direniş hiç de yalnız olmadığını böyle

Hareketi içinde hiç kimse, TC devletinin Kürtleri dövmesini

hissediyor.

istemiyordu, herkes Kürtlerin özgür olmasını, Kürtlerin ve Türklerin kardeşçe ve istedikleri biçimde yaşamasını istiyor-

Yerel Meclisler ile Aralık sonunda toplanacak Türkiye Mecli-

du. Hareket’in Kürt politikasının çerçevesi budur! Bu Hareket

si çalışmasının buluştuğu yer işte çözüm alanını genişletme

içinde hiç kimse, vahşi kapitalizmin, örneğin özelleştirme ve

çabasıdır. Yerel eylemlerin yaratılmasında ve ortaklaşmasın-

taşeronlaştırma saldırısını savunmuyordu. Hareket’in özelleş-

da, Türkiye Meclisi’nin ortak eylem ve özellikle ortak söylem

tirme ve taşeronlaştırma konusundaki sınıfsal politikasının

düzleminde ve kurumlaşmada “katkısı” (merkezi müdahalesi

çerçevesi budur. Bu Hareket içinde hiç kimse, Sünnilerin Ale-

değil!) mutlaka gereklidir.

vilerden ayrıcalıklı olmasını, İslamcılara köle olunmasını hiç savunmuyordu; Hareket’in laiklik politikası böyledir.

Örgütlenmek ve Politika Üretmek... Yerel meclisler ile Türkiye Meclisi ilişkisi bağlamında böylece her örgütlenmenin, birlikteliğin ve elbette Haziran Hareketi’nin de işlevi-görevi olan “politika üretme” sürecinin kapısı açılıyor. Siyaset yapma tarzı ile ortak akılı buluşturmak gibi bir görev nasıl kotarılabilir? Baştan şunu hepimiz biliyoruz: Sadece makro iddiaların ortaya konulması ve genel sorunlara ilişkin topyekûn çözüm girişimleri, Hareket’i asıl olarak bir söylem (slogan!) hareketi olma özelliğiyle sınırlar. Haziran, sol hare-

20


Türkiye Meclisi’nde elbette daha kapsamlı mutabakatlara

mesi için özel çaba göstermelidir.

ulaşılması beklenebilir. Forumların devamında kurulacak ye-

- AKP ve Cemaat kendi iktisadi ağları sayesinde yol almış-

rel meclislerde de politik kararlar alınacak kuşkusuz. Doğal

lardır. Başlangıçta kendi tüccarları öncelikle birbiriyle alış-

olarak her yerel meclis öncelikle kendi yereli için politika üre-

veriş yapmış ve böylece iktisadi dayanışma ağı üzerinden

tebilir. Bunlar önümüze koyduğumuz işleri tanımlamak ve bu

para kazanmışlardır. Hareket de kendi yaratacağı iktisadi

işlerin gereği olan araçlara sahip olabilmektir. İşin tanımı da

ortamdaki dayanışmanın yarattığı maddi imkânlardan kendi

politikadır. Önce yüzlerce yerel politikamız olsun. Makro po-

fonuna para akışını dahi sağlayabilir. Bu tür kaynaklar Hare-

litikalar da düşünelim, ama mikro örgütlerimizle yerel meclis-

ket çalışmalarının finanse edilmesi kadar, Hareket çevresinde

lerimizle önce mikro başarılar yakalayalım. Bu yakalanmadığı

kendi katılımcıları için oluşacak dayanışma fonlarına kanalize

sürece, Hareket "siyaset tarzı toplantı yapmak olan toplantı

edilebilir.

örgütleri toplamı bir siyasi yapı" doğurmuş olacaktır.

- Türkiye Meclisi bünyesinde gölge hükümet gibi çalışacak bir komisyon oluşturulabilir.

Parça parça, biriktire biriktire, örgütleye örgütleye var olarak çoğalmak! İşte Haziran meclisleri öncelikle küçük çalışmaları

Kuşkusuz bütün bu girişimler uzun soluklu bir çabayı göze

çoğaltmak, küçük çatışmalarda yer almak göreviyle yüklü-

alınca sonuç verecek. İlk adımlarda bile varılacak noktada,

dür. Haziran Hareketi ancak bu şekilde büyük patlamalarda

toplumun her dokusunda örgütlenmiş, sistemden bağımsız

inandırıcı ve hazırlıklı olabilir.

kendi televizyonları, radyoları, gazeteleri ile faaliyet gösteren bir medya gücü, eğitim kuruluşları, okulları, konut koopera-

Bütün bunlar ışığında Türkiye Meclisinin sonraki dönemde

tiflerinin yarattığı yerleşim birimleri, siteleri ve iktisadi daya-

önemli görevlerinden birisi de yerel meclisler bağlamında

nışma ağı ile tarif edilen öncü topluluklar oluşturmayı dahi

mikro düzeydeki faaliyetlerin makro düzeyde kurumlaştırıl-

hedeflemek neden olmasın? Böylesi, demokratikleşen ve

ması girişimleri olarak görülebilir.

özgürleşen toplulukları içinde yaşadığı toplumun bütününü mevcut anti demokratik devleti (sistemi) reddedeceği nok-

- Dayanışmacı-Komüncü anlayışın ülke düzeyinde kurumla-

taya taşıyan, toplum karşısında maddi bir ikna gücü haline

şabilmesi için tüketim ve konut kooperatifleri kurulabilir.

getiren bir projedir.

- Hareket’in, eylemini kendi söylemine dönüştürmesi için bir enstitü/akademi oluşturulabilir.

***

- Bir süre sonra Haziran Hareketi’nin kendi okulları ve üni-

2013 Haziran’ı sonrasında ikinci dalga gelecekse eğer daha

versiteleri neden olmasın? Bu konudaki imkânlar ortaklaştı-

örgütlü ve tecrübeli olacak, her iki taraf bakımından da…

rılabilir.

Ama artık ikinci dalganın kendiliğinden gelmesini beklemi-

- Hareket’in hukuki işlerinin takibinin ötesinde, Hazirancı aile-

yoruz. Hem ikinci dalgayı yaratmak ve hem “beklenmedik

lerin, ev sahibi kiracı davaları dahil her türlü hukuki sorunları-

anda” gelebilecek kendiliğinden bir ikinci dalgaya hazırlık-

nın çözümüne katkıda bulunmak amacıyla hukukçularımızın

lı olmak istiyoruz. İlk dalgada, hem iktidar hem muhalefet

koordine çalışması teşvik edilebilir.

bakımından bir tecrübe birikimi de olmuştu. Ama muhalefet saflarında, muhtemelen “tecrübenin muhafazakârlığı” bir

Yerel yönetimler komisyonu

nebze ayak bağı dahi olabilecek. Haziran 2013’ün aynen “tek-

Hareket, her türlü yerel yönetimde etkili olmayı hedefleme-

rarı” da mümkün olmayacak.

lidir. Muhtarlık, belediye meclisi üyeliği ve giderek küçük birimlerde belediye başkanlığı gibi her düzeyde görev almak

2013 yılında teorik olarak varsaydıklarımız kanıtlanmaktaydı.

üzere, başlangıçtan itibaren bu tür çalışmaların koordinas-

“Teori gridir ama hayat ağacı yeşildir.” Teorinin gri kalışına ve

yonu yapılabilir.

hayat ağacının yemyeşil oluşuna da tanıklık ettik. Birkaç ağaç “nedeniyle” başlayan bir isyanda, tüm renkleriyle çiçeklenmiş

- Hareket bünyesinde bilgi alışverişi ve hızlı bir tartışma or-

haliyle “hayat ağacı” mecazı da gerçek olmaktaydı. Teori ki-

tamı yaratılması için ilk adımlar atılmış ve bir internet sitesi

taplarından okuduklarımızı pratik defterlerine yazmanın yanı

açılmıştır, söylemeye gerek yok ki Hareket’in sesini duyura-

sıra, pratik defterine yazılanları okuyup teorinin kitabını yeni-

cağı en önemli mevzilerden birisi sanal ortam ve sosyal med-

den yazmanın, yeniden üretmenin kavşağına gelmiş olduk?

yadır. -Bilinir ki sosyal medya yanı sıra sportif faaliyetler de, genç-

Bu kavşaktaki tabelayı da kendi ellerimizle diktik: Birleşik Ha-

lerle sağlıklı ve kalıcı iletişim kurma konusunda en kestirme

ziran Hareketi.

ve etkili bir yoldur. Yerel meclislerimiz mevcut yerel sportif faaliyetlere sahip çıkmalı ve olmayan yerlerde bunların geliş-

Yolumuz açık olsun!

21


22


FATSA SİYANÜRE DİRENİYOR Resul Şahin

(DEKAP FATSA SÖZCÜSÜ)

SÖYLEŞİ: SERPİL ŞAHBAZ

Fatsa’da gerçekleştirilen “Fatsa Siyanüre Karşı Direniyor” eylemi hakkında bilgi verebilir misiniz? Bugün bir heyet geldi. Çal, Yukarı Ardıç, Aşağı Ardıç, Toyluk, Hıdırbey, Oymak köylerini kapsayan ayrı bir sondaj ile ilgili ÇED raporu oluşturulacak. TMMOB’un açtığı bir dava vardı. O davanın bilirkişisi incelemeleri yaptı tamamladı. Saat 13.30 gibi Fatsa’dan hareket etti. “Altıntepe Madeni”ne gelecekler. Burada da bir çalışma yapacaklar. Burada da yoğun bir vatandaş katılımı var. Onları bekliyorlar. Peki, raporun ne şekilde çıkılması bekleniyor? Heyet ile iletişiminiz nasıldı? ÇED ile ilgili şirket yaptığı bir yığın yanlışlıklar var. Almış olduğu ÇED raporu yasayı arkadan dolaşma. Hiçbir dayanağı yok. Halkla birlikte yapılan toplantıda Şehircilik Müdürlüğü elemanları olması gerekirken sanki varmış gibi şirket ÇED olumlu raporunu direk bakanlıktan almışlar. Dolayısıyla burada yapılanların hiçbir hukuksal dayanağı yok. Heyelan şimdiden başladı. Buradaki bitkisel toprağı ÇED raporunda dediği gibi bir yere stok etmesi gerekirdi. Bunlar yapılmamış. Bir yığın eksiklikler vardı. Bilirkişi heyeti sabah sondaj çalışmasına gitti. Ben de o bilirkişi incelemesinde bulundum. Ondan sonra buraya geldik. Öğlenden önce yaptığımız bilirkişi incelemesini baya olumlu görüyorum. Olumlu görmemin sebebi de soru soruyorlar. Gelip buradaki yaşamla ilgili sorular soruyorlar. Biz de anlattık buranın flora faunasını, çeşitliliğini, Ordu bölgesindeki flora fauna ve endemik çeşitlerle bilgilerle ilgili araştırmanın olmadığını belirttik. Bugün burada on binlerce ormangillerin katledildiğini de anlattık. Ormangilleri; koruma altındaki bitkiler dolayısıyla bu maden uğruna onlar da katledildi. Bunları da anlattık bilirkişiye. Bilirkişi de bu anlattıklarımızı not aldı. Olumlu geçti. Zaten burada bilirkişi heyeti gelmeden önce kalabalık toplanmış ve hazırlıklar yapılmıştı. Ne gibi hazırlıklar yaptınız? Burada vatandaşlar tabut hazırlamışlar iki tane. Üzerine de yazmışlar “Ander kalsın siyanür”, “Rahmetli de burada yaşamıştı” gibi sözler yazmışlar. Onun dışında iki tane koyuna “Sakat, ölü kuzu doğurmak istemiyorum” diye pankart asmışlar. Bunun dışında yine ineklere, atlara yine aynı şeyi yapmışlar. Birçok hazırlık yapmışlar görsellik yaratma adına. Peki, yöre halkının katılımı nasıl? Direnişe dışarıdan katılanlar daha mı fazla? Dışarıdan pek katılım yok. Daha çok yöre halkının, burada yaşayan köylülerin katılımı var burada. Aşağı yukarı 500-600 kişinin katılımı var. “Fatsa Siyanüre Karşı Direniyor” şiarıyla başlattınız bu direnişi. Bu sloganı nasıl yay-

23


gınlaştırdınız? Bölge halkıyla nasıl bir iletişime geçti-

sözcüsü olarak bu mücadeleye destek veriyorum.

niz ve direnişi halkla nasıl bütünleştirdiniz?

24

Burada 2009’dan beri yaşadığımız bir süreç var.

Ayrıca aynı platform “Ordu Fatsa Doğa Koruma Plat-

2009’dan beri siyanürle ilgili bu mücadeleyi sürdürü-

formu” İstanbul’da da oluşturuldu. Oradan da lojistik

yoruz. Baştan birkaç köyle başladık. Daha sonra da

destek sağlıyor arkadaşlar. Buradaki mücadeleye des-

2013’te ÇED raporunu aldıktan sonra orman kesimi

tek sağlıyorlar. Orada yaptıkları basın açıklamaları gibi,

başladı. Orman kesimi başlayınca da insanlar duyarlı

çeşitli sosyal etkinlikler -konser, tiyatro gibi- yaparak

olmaya başladı. Siyanürün ne anlama geldiğini araştır-

buradaki mücadeleye katkı veriyorlar. Bu da bir anlam-

maya ve öğrenmeye başladılar. Bizim yaptığımız top-

da anlamlı. Burada yapılan mitinglerde veya buradaki

lantılar, söyleşiler buradaki mücadeleye ivme kazan-

etkinliklerde oradan gelerek ayrıca destek de sağlıyor-

dırdı, yükseltti. Dolayısıyla insanlar siyanürden dolayı

lar. Buradaki mücadelenin yükselmesi açısından önem-

gelecekle ilgili umutsuz bakmaya başladı. Siyanürün

liydi bunlar. Bunlar birbirinin yerine geliyor. Dolayısıyla

ne olduğunu öğrenince -Uşak Eşme’de, Bergama’da

buradaki mücadele bir ivme kazandı. Ayakları artık

Balıkesir gibi yerlerde oradaki zararlarını öğrenince-

yere daha sağlam basıyor. Tabi insanlarda şöyle de

aynı şeylerin kendi başlarına geleceklerini biliyorlar. Bu

bir şey vardı; insanlara anlatırsın, gösterisin ilgilenmez

anlamda daha da kararlı hale geldiler. Bu da yaptığı-

ama temas halinde olursan o zaman farkına varırlar.

mız çalışmalar sonucunda miting düzenledik iki sefer.

Biz şu an biz o temas halini yaşıyoruz. Niye yaşıyoruz?

Burada çadır direnişini başlattık. Bugün 144. gün çadır

Daha önce de söylediğim gibi damdan düşenleri gör-

direnişinin. Buradaki 12 tane köy var. Bu alan 12 köyü

dük biz. Yani Uşak Eşme’de, Bergama’da olduğu gibi

kapsıyor. Bu köyler artık duyarlı olmaya başladı. Çev-

damdan düşenleri gördük. Şunu dedik biz; “Damdan

re il ve ilçelerde oturanlar buradaki mücadeleye katkı

düşenin halini damdan düşen anlar.” söyleminde oldu-

vermeye başladı. Dolayısıyla burada bir irade oluştu.

ğu gibi biz damdan düşmeyeceğiz. Damdan düşen ta-

Bu irade de “Fatsa, Ünye Doğa Koruma Platformunu”

raf biz olmayacağız. Damdan düşen şirket olacak, diye

oluşturdu. Ben de “Derelerin Kardeşliği Platformu”nun

bir iddia ortaya koyduk ve bunu da başarıyla yerine


getiriyoruz. Bu anlamda açtığımız davalar var. Demek ki direnince, birlikte olunca başarılıyormuş.” Mesajını da almış oldu insanlar. Bu anlamda bu kararlılık insanların gözlerinden de okunuyor. Burada yapılan ÇED raporu ile ilgili hukuksuzluk vardı. Yine aynı zamanda buradaki linç yönteminin doğaya vereceği zarar, siyanürün toprağa ve havaya karışımı ile birlikte gelecekte fındıklarını satamayacaklar. Türkiye bildiğiniz gibi bal üretim yönünde birinci sırada burada bal üretemeyecekler. Çünkü böyle bir faaliyet alanları da var. Burada yaşayan insanların. Yani ekonomisi tamamen dibe vuracak. Dolayısıyla bu insanlar burada yok olacak. Biz bunun ekonomik hesaplarını da yaptık. Fatsa Ünye’de üretilen fındık. Burada çıkacak altının; yani bir yıllık üretimin karşılığı bile değil. Bu nedenle burada altını alıp gidecekler. Dolayısıyla burada zehrini bırakacaklar. Yani bizim karşı çıktığımız sadece siyanür olayıyla birlikte siyanür değil altın madenin de kendisi. Buradaki altın madeni sekiz ile on yıl arasında oluşuyor. Yani bunu başka bir şekilde örneklersek; İstanbul’da ağaç kömürü dediğimiz ağaç kömürü kalorisi 4000 kaloridir. Aynı şekilde Şile’deki ağaç kömürü kalorisi 1200 kaloridir. Bunu olayın daha iyi anlaşılması açısından söylüyorum. Şile kömürü çıkarılması için bir milyona ihtiyaç var. Yani bir milyon yıl sonra ancak 4000 kaloriye ulaşabiliyor. Dolayısıyla altın da sekiz-on milyon yılda oluşuyor. Altının oluşmasında hiçbir ülkenin, hiçbir kişinin, şirketi kuruluşun bir emeği, bir katkısının olmadığını biliyoruz. Buradaki altın madenini alıp götürmeleri gelecek kuşakların geleceğini çalmak demektir. Biz onun diyoruz ki, burada bir altın çıkarılacaksa bunu devlet çıkarmalı modern yöntemlerle doğayı tahrip etmeden elverişini imkânsız hale getirmeden çıkarılmalı. Birilerine peşkeş çekilip, birilerini zengin edecek diye burada yüz binlerce insan yaşam alanlarını yok edilemez diye buraya şerh koyuyoruz. Türkiye’de son dönemde AKP iktidarının doğayı talan

hafta Çekerek Deresi’ne HES’e karşı mücadele eden insanlara jandarma saldırdı. Ama insanlar geri çekilmiyor, doğanın talanına artık “Dur!” diyorlar. Bu açıdan bakıldığında Fatsa’daki direnişi nasıl değerlendiriyorsunuz? 2003’te yapılan bir toplantı vardı. O zamanki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Enerji Bakanı Hilmi Güler ve dört kişinin katıldığı bir toplantı yapıldı. O toplantıda madenciler şunu söylüyorlardı; “Biz önümüzü görmüyoruz, bürokratik engeller var, sit alanları, doğa koruma alanları gibi alanlar var. orman kanunu gibi önümüzde bir sürü Bürokratik engeller var. Diye, talepte bulundular. O zamanki Başbakan şöyle dedi; “Sizin önünüzdeki engelleri kaldıracağız.” Böyle bir söz verdi ve o sözüuyguladı. Bunu yerine getirdiğini görüyoruz. Buradaki en ufak bir kıpırdanışı bile baskı altına almaya çalışıyorlar. Mesela bugün masumane bir şekilde insanlar buraya gelmişler yaşam alanlarını korumak için. Ama en az 300-400 tane askeri buraya yığmışlar. Yani bundan da şunu anlıyoruz ki AKP’nin buradaki insanları yok etme politikasında artık jandarmayı da güvenlik olarak kullanmakta bunu görüyoruz. Bu anlamda da artık AKP’nin politikaları bitti, diyoruz. Bizim yaptığımız bu etkinlikte aynı zamanda Birleşik Haziran Hareketi’nin de bir etkinliğidir. Bu anlamda biz burada varız, Varolcağız, sokaklarımızı, vadilerimizi, ormanlarımızı peşkeş çektirmeyeceğiz. Neoliberal politikaları buradan defedeceğiz.

politikalarına karşı özellikle Karadeniz’de başlayarak artan bir doğa mücadele söz konusu. Hatta geçen 25


EKONOMİDE BU HAFTA- ASLI AYDIN

NASIL BİR DÖNEMDEYİZ? Kriz durumları her ne kadar kapitalizmin doğasında var olsa da, bunalım olarak adlandırılabilecek yapısal/uzun dönemli krizler, dünyanın bir bütün olarak dönüşümlerine de zemin hazırlama özelliğiyle diğer dönemsel krizlerden farklı bir yerde bulunmaktadır. Bugün 2008’de ABD’de patlak vererek tüm coğrafyalara yayılan ve yedinci senesini doldurmak üzere olan kriz de bu özelliği ile örneğin 1994 Meksika, 1997 Asya, 1998 Brezilya, 2001 Türkiye ve Arjantin gibi krizlerden farklı bir etki ve konumda bulunmaktadır. Tarihsel olarak içinde bulunduğumuz krizin derinliği ve boyutları 1929 Buhranı ile karşılaştırılmaktadır. Bu dönem, kapitalizmin ideologları tarafından dönemsel olarak farklı dalga boyutlarıyla izlenen “kriz-büyüme-aşırı üretim- tekrardan kriz- tekrardan büyüme” döngüsünün yeniden canlandırılmasına ilişkin değişim ihtiyacının hissedildiği dönemler olarak öne çıkmaktadır. Evet bir “değişimin” kendini dayattığı doğrudur, fakat bu değişimin ne yönde olacağı günümüzde halihazırda yerel ve uluslar arası boyutta sistem karşıtı direnişlere, toplumsal hareketlere dönüşmüş mücadelelerin sınıf bilincine dönüşerek siyasal ve toplumsal-ekonomik-siyasi gidişata müdahale edebilme gücüne bağlı olarak belirlenecektir. Diğer bir ifadeyle eskinin yıkılmaya, yeninin oluşmaya yüz tuttuğu söz konusu bu dönemde tarih, gün geçtikçe daha katı bir sömürüyle karşı karşıya kalan, yoksullaşmış, yoksunlaşmış, mülksüzleştirilmiş geniş halk kitlelerinin çok uluslu şirketlerin, uluslar arası finansal sermayenin hükümranlığını ilan etmiş egemen sınıfa karşı vereceği sınıf mücadelesiyle şekillenecektir. Toplumsal mücadelenin, sınıf mücadelesinin geride kaldığı her noktada kapitalizmin kendi

1

döngüsünü yeniden üretmeyi başarabileceği unutulmamalıdır.

MERKEZ BANKASININ ÇÖZÜM ARAYIŞLARI Kapitalizmin bugün içinde bulunduğu durumun en

sıkma politikaları, emek kesimlerinin, geniş halk

belirgin özelliği kendi krizine çözüm bulamamış ol-

kitlelerinin alım gücünü, talebini nerdeyse sıfır

masıdır. 2008 yılına değin kapitalizmin eşitsizliği

noktasına çekti. Bugün Avrupa’da ana akım ikti-

derinleştirdiği buna bağlı sosyal sorunların şiddet-

sat çevresinin gördüğü en önemli sorunlardan biri

lendiği, gelir ve servet paylaşımının emekçiler, ezi-

olan deflasyon (talep yetersizliği) sorunu, esasında

lenler aleyhine giderek bozulduğu bir dönem son-

krizden çıkış adına iktidar bloğunun ürettiği reçe-

rasında krizle birlikte sermayenin, bir bütün olarak

telerin bir sonucu olarak görülebilir. Ne var ki ana

finansal sistemin borçlarının toplumsallaştırılması,

akım iktisat çevreleri de bugün deflasyon riskinden

yeniden karlılığı arttırabilmek adına istihdamın da-

kurtulmadan, yani talebi yeniden canlandırmadan

raltılması gibi oluşan sonuçlar emeğiyle geçinen

krizden çıkışın mümkün olmayacağının farkında-

geniş kitlelerin katlandıkları bedeli ve yaşama mali-

lar. Fakat bu anlayışın ta kendisi emek ile serma-

yetlerini de arttırdı.

ye arasındaki sınıfsal uzlaşmayı 1970’lerin sonunda bitirerek sermayenin sınırsız tahakkümünü hayata

26

Özellikle Avrupa bölgesinde emekten sermayeye

geçiren aklın da sahibi olduğu için bugün emek le-

gelir transferinin bir aracı olarak uygulanan kemer

hine gelişebilecek, sermayenin taviz vermesine yol


açacak bir çözüm kararını sistemin kendi dinamiklerinden

indiremeyen ülkeler de var.

beklemek söz konusu bile değil. Dolayısıyla bugün gündelik yaşamın içinde üretilen politikaların neden özünde

Bundaki neden ise sıcak para ihtiyacının yani dış finans-

salt parasal politikaların olduğu bu eğilim ile birlikte ce-

man ihtiyacının nispeten daha yüksek olması, diğer bir

vaplanabilir. Veya bugün Türkiye’de de dahil ekonominin

ifadeyle dışa bağımlılığın daha yüksek olmasıdır. Yine dışa

faiz-kur-enflasyon döngüsüne sıkışmış parametrelerle in-

bağımlı fakat görece ulusal üretim gücünü tam anlamıyla

celenmesinin nedeni de burada aranabilir.

yitirmemiş örneğin Brezilya gibi ülkeler, “Daha fazla Sıcak para mı? Yatırım mı? tercihlerini yatırım yönünde kullana-

Krizle birlikte dünya ekonomisindeki yavaş büyüme hızı

bilme olanağına sahip olabiliyor. Mesela Brezilya, yüksek

giderek zayıflayan ekonomilerini canlandırmak ve düşük

faiz oranından daha çok sıcak paranın gelmesiyle birlikte

petrol fiyatlarının tetiklediği küresel deflasyon tehdidini

ulusal parasının daha da değerleneceği ve bu nedenle ih-

bertaraf etmek amacıyla birçok ülkede faiz silahını öne

raç mallarını satamayacağı, üretiminin daha da gerileye-

çıkartıyor ve faizleri aşağı çekme yönünde bir eğilim ya-

ceği nedeniyle kısmi de olsa vazgeçebiliyor. Türkiye’nin

ratıyor. Son olarak Güney Kore, öncesinde ise Çin, Hin-

ise dış dünyaya karşı olan yüklü borcu, bu borcun reel ve

distan, Tayland ve Endonezya ile birlikte çoğunlukla Asya

finansal sektörlerdeki şirketlere ait olması ve de üretimin

ülkelerinde sonrasında ise Avrupa’da gözlenen bu eğilim,

her aşamasının dışa bağımlı olması nedeniyle borcun di-

yılbaşından bu yana dünya genelinde toplam 24 ülkenin

namik bir şekilde artmaya devam etmesi nedeniyle böyle

faiz indirmesiyle sürüyor. Altında yatan neden ise sistemin

bir şansı bulunmuyor.

kendi doğasında basit bir matematiğe dayanıyor, ülkelerde ekonominin canlanması için paranın fiyatının düşük

Türkiye’de süren faiz tartışmaları, devletin içinde faiz

olması gerekiyor, yatırımın maliyeti ancak para ucuzladı-

üzerinden ikilikli bir parçalanmaya doğru yönelen Erdo-

ğında düşük tutulabildiği için yatırımları arttırmada faiz

ğan-MB çatışmasının bu kapsamda, “tercih farklılığı-pa-

indirimi en kolay ve hızlı yol olarak görülüyor.

ralel-lobi” vb adlarla türetilen devlet-içi hayali “teşebbüs” ve “düşmanlıklar” üzerinden değil, AKP’nin ekonomik

Faiz indirimi eğiliminin boyutları her ülkenin dışa bağım-

modelinin artık çalışmadığı, bugün küresel alanda yaşa-

lı yapısına göre farklı boyutlarda gözleniyor. Türkiye gibi

nan gelişmelere kendini uyarlayamadığı gerçeği ile okun-

uluslar arası finans şebekesinin, tekellerinin yatırım po-

ması daha faydalı olacaktır.

tansiyelinden yararlanmak için faiz indirmek isteyen fakat

27


2

FED’İ BEKLERKEN Günümüzün bir gerçeği şu ki tüm dünyanın

2013 yılının Mayıs aylarında bu yöntemden vaz-

gözü kulağı Amerikan Merkez Bankası FED’e

geçeceğini ve artık küresel sistemi finanse ede-

yönelmiş durumda. Kapitalist sistemin bugünkü

cek parayı basmayacağını duyurdu. Takvim ola-

durumu kapsamında değerlendirilecek olunur-

rak da 2015’i hedef gösterdi. Duyuruyu yaptığı

sa, 2008 kriziyle birlikte kapitalizmin hegemo-

saatten itibaren küresel finans sermayesi dışa

nik gücü ABD tarafından üretilen ilk reçetenin

bağımlı, para musluğu kesildiğinde krizin içine

sonuç vermediği, başka bir yolun denenmeye

yuvarlanacak ekonomileri terk etmeye başladı.

hazırlandığı bir süreçten bahsetmek mümkün.

Türkiye de bu ülkelerden biriydi. Para musluğu kapatıldığında dışa bağımlı, krizlere karşı olduk-

2008 krizinden sonra 2010 yılından itibaren

ça kırılgan haldeki ülkeler kendi ekonomik ve

küresel ekonomiye, boyutu neredeyse 3,5 tril-

siyasi riskleriyle baş başa kaldılar.

yon doları bulan, parayı enjekte eden ABD, bu yolla faizleri düşürerek ve akabinde yatırımları

O tarihten bu yana çevre ekonomilerin gözü

canlandırarak kendi ekonomisini güçlendirecek

kulağı FED’ten gelecek açıklamalarda. Sadece

dünya ekonomisini canlandırmayı hedeflemişti.

Merkez bankaları ve şirket yöneticilerinin değil,

Ne var ki bu formülasyon tutmadı, enjekte et-

sıradan vatandaşın da takip eder hale geldiği

tiği trilyon dolarlar üretimi artıracak, istihdamı

FED’in belli aralıklarla düzenlediği Açık Piyasa

yeniden ayağa kaldıracak yatırımlara değil, faiz

Komitesinin (FOMC) toplantı metinlerindeki sa-

ve kur savaşlarıyla finansal rantların izinden fi-

tır aralıklarından FED’in faiz artırımına başlaya-

nansal yatırımlara aktı. Dünya, finansal kağıtla-

cağı gün beklenir oldu.

rın etrafında dönen finansal rant oyunlarıyla bir bütün halinde daha derin bir krizin içine sürük-

FOMC’nin son toplantısında bugüne kadar

lendi.

kullandığı “sabırlı” ifadesini metinden silmesi, ABD’nin faiz artırımında elinin tetikte olduğunu

28

2010’da adapte edilen yöntem tutmayınca FED

gösteriyor.


3

üzerinden yapıldığından ithalat daha maliyet-

DOLAR KURUNDAKI ARTIŞ

li bir hale geliyor. Bu kâr oranlarını düşürerek, üretimin kısılmasına neden oluyor. Sonuç, yeni yatırımlarda düşüş, büyümenin yavaşlaması ve işsizlik olarak kendini gösteriyor. AKP’nin modeli ucuz döviz üzerine kurulu

Kuşkusuz artık Türkiye’de de sıradan vatandaş kendi ülkesindeki Merkez Bankası Başkanı kadar FED Başkanı Yellen’i de tanır ve takip eder hale geldi. Dolar kurunun ekonomi ve dolayısıyla halkın yaşamında etki ettiği alanın genişliğini birkaç maddede açıklamak gerekirse; Ülkemizde AKP ile birlikte pekiştirilen üretim yüksek oranda dışa bağımlı. Gerek sermaye malı, gerek enerji ve hammadde açısından ithalata dayalı bir üretim yapısı mevcut. Dolayısıyla ithalatın dolar üzerinden yapıldığı göz önüne alınırsa, dolar kurunun yükselişiyle birlikte üretimin maliyeti de artmaktadır.

AKP döneminde 2003 yılından bu yana yüksek reel faiz getirisi eşliğinde dolar TL karşısında oldukça ucuzlatılmış, bu yolla üretiminin her aşamasında sanayinin ithalata olan bağımlılığı arttırılmıştı. Ucuz ithalatla sağlanan ürün karşısında yerli ürün tahrip edilmiş, o ürünü üreten işçiler/emekçiler mevcut işlerini kaybederek yeni iş alanları olan inşaat ve hizmetlerde güvencesiz işlerde çalışmaya mahkum edilmişti. TMMOB Makine Mühendisleri Odası’nın periyodik olarak hazırladığı Sanayinin Sorunları ve Analizleri raporu verilerine göre; 2000 yılında milli gelirin yüzde 15’i dolayındaki ithalat, 2014 sonunda milli gelirin yüzde 30’u dolayındaydı. Türkiye bu dönemler aralığında 142 milyar dolarlık ihracata karşılık, 231 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi. İhracat geliri ithalat harcamalarının ancak yüzde 61’ini karşıladı. Bunu bir parçası olarak Türkiye her yıl yaklaşık olarak 89 milyar dolar dış ticaret açığı vermekte. Türkiye’nin son 5 yılı analiz edildiğinde bile, sanayinin ithalatının ihracatından daha hızlı arttığı ve bu anlamda dışa bağımlılığının daha da hızlandığı görülmektedir. Beş yıllık ortalamalar alındığında ihracatın yıllık artışı yüzde 9’da kalırken ithalattaki yıllık artış yüzde 12’yi bulmaktadır. Başka bir deyişle ihracat 3 arttıkça, ithalat 4 artmaktadır. Dış ticaret

Üretim maliyetlerinin artması ise kar oranlarındaki düşüşü tetiklemesi nedeniyle (I) üretimin kısılması (II) Kardaki zararların emek maliyetlerinin kısılması üzerinden yeniden kazanılması (III) fiyatların yükselmesi şeklinde sonuçlar üretmektedir. Kur yükseldiğinde ithalat ağırlıklı olarak dolar

açığında 5 yılın ortalama artışı ise yüzde 22’yi bulmuştur. Beş yıl ortalaması olarak ihracatın ithalatı karşılama oranı ancak yüzde 61’dir. Beş yıllık ortalamalar alındığında ihracatın yıllık artışı yüzde 9’da kalırken ithalattaki yıllık artış yüzde 12’yi bulmaktadır. Başka bir deyişle ihracat 3 arttıkça, ithalat 4 artmaktadır. Dış ticaret açığında 5 yılın ortalama artışı ise yüzde 22’yi bulmuştur. Beş yıl ortalaması olarak ihracatın ithalatı karşılama oranı ancak yüzde 61’dir.

29


4

AKP BORÇLU BİR TÜRKİYE YARATTI Hatırlanacak olunursa, Türkiye IMF progra-

mal/varlık varsa satıp savrularak ödendi. Dış

mının bir sonucu olarak 2001 yılında şişen

borç ise artık özele devredilerek ekonominin

ve döndürülemez hale gelen dış borcuyla

sırtında ağırlaşan ve en nihayetinde emekçi-

bir krizin içine sürüklenmiş, borç buhranın-

lerin bedelini ödeyeceği kambura dönüştü.

dan çıkış haritasını IMF’ye daha fazla teslim olma üzerine kurmuştu. IMF’nin izinden

Şimdi ucuz döviz döneminde özele devre-

giderek, küresel sermaye akımlarına karşı

dilen ve giderek şişmesine yol verilen borç-

oluşan kırılgan yapısını bilhassa daha da

ların, gelecek dönemde ödenemez hale

derinleştirerek krizi daha fazla sıcak para

gelmesiyle birlikte devlet eliyle toplumsal-

çekmeye dönük yüksek faiz-ucuz döviz hat-

laştırılması ve bu bedelin sermayeden alınıp

tında aşmaya ilişkin yapısal dönüşümleri ya-

halka yüklenmesi söz konusu. Dolardaki ar-

şama geçirmişti.

tış ise “borçların ödenemez hale geleceği” ihtimallerini kuvvetlendiren bir etkiyle kar-

AKP’nin iktidara gelme dönemine rastlayan

şımızda.

bu süreç, AKP’nin elinde daha da hızlandı-

30

rılarak sermayenin birikim alanlarının reel

Rakamsal olarak tehlikeyi ortaya koymak

üretimden spekülatif alanlara kaydırılması,

gerekirse, Türkiye’nin 12 ay içinde ödemek

devletin elinde bulunan kamu hizmetleri ve

zorunda olduğu toplam 166.8 milyar dolar

varlıkların hızla satılması, sosyal harcama-

dış borcu var. Bu borcun 96 milyar doları fi-

lardan devletin vazgeçmesi eşliğinde sürdü-

nans kesimine, 45,9 milyar doları ise finans

rüldü. IMF’ye olan borçlar sosyal devletten

dışı özel kesime ait. Kabaca dış borç yüküne

kalan ne varsa tasfiye edilerek, kamunun

baktığımızda ise kurdaki 0,30’luk bir artışın

yani halkın üzerinde hakkı olduğu ne kadar

50 milyar dolar ek maliyet getirecektir.


5

sullaşma ve geçim sorununun şiddetlenmesi eşliğinde yeniden sürdürülebilirliğini sağlama

PEKİ NE YAPMALI?

yoluna gidecektir. Unutulmamalıdır ki karşısında geniş bir mücadele dinamiğinin bulunmadığı iktidarlar

Özetle ekonomide iç ve dış kaynaklı sıkışma-

bugüne kadar en derin krizleri bile yönetebil-

nın 2015 Genel Seçimleri’ne doğru ilerlerken

me becerisini gösterebilmişlerdir. Dünyanın

AKP üzerinde ciddi bir basınca dönüştüğü

bugün içinde bulunduğu krizin karşılaştırıldı-

ortada. Buraya kadar bahsettiğimiz ekono-

ğı 29 buhranı, emekçilerin sırtına ağır yükler

mik rejimin öğeleri ve sonuçları zaten sür-

yüklenerek, demokratik hakları ve özgürlük-

dürülebilir olmayan bir modeli işaret ediyor.

leri rafa kaldırarak aşılmıştır.

Ücretli kesimin hızla alım gücünün gerilediği, enflasyonun yüzde 10’lara yaklaştığı, işsizliğin

Dolayısıyla krizler iktidarların yönetemeye-

tırmandığı bir gidişata dur diyemiyor AKP.

cekleri süreçler değildir. Özellikle AKP’nin toplumda oluşan hoşnutsuzluk-tepki-isyan

Neoliberal ekonominin tipik sonuçları olan

ve direnişlere karşı kendisine kalkan olarak

bu olguları kapitalizmin kendi mantığıyla

kullandığı, bu enerjinin sınıf ekseninde büyü-

yönetebilmekten de uzak; vahşice-hak hukuk

mesini engellemek üzere toplumu gericilikle

tanımadan ücretleri, hakları tırpanlıyor, dağ

kuşattığı, dahası şimdiden büyüyecek bir

taş orman ne varsa satıyor, güvencesiz-ö-

muhalefet dinamiğine karşı tüm toplum polis

lümle burun buruna bir çalışma yaşamını

zorbalığıyla susturma arayışında olduğu dü-

dayatıyor.

şünüldüğünde bu çok yönlü kuşatmayla nasıl mücadele edileceği ve nasıl püskürtüleceği

Şimdi ekonomide meydana gelen bu yeni

açıktır. O da en geniş cephede birleşik bir

sıkışma iklimiyle birlikte AKP; düzenin yok-

mücadele zemininden geçmektedir.

31


DOĞAN TILIÇ İLE GÜNDEM ÜZERİNE

MÜZAKARE SÜRECİ, SYRİZA-PODEMOS, AKP’NİN GELECEĞİ VE SEÇİMLER Türkiye’de 1984 PKK’nın silahlı mücadeleye, başlamasını ele alırsak o günden bu güne geçen zamanda, belki en önemli gelişmelerden bir tanesi, bugün gördüğümüz Yalçın Akdoğan ve Sırrı Süreyya’nın birlikte açıklama yaptığı manzara önemliydi. Siyasal alanda fotoğraflar çok şey söyler. Bugün söylenen her şeyi bir tarafa bırakın. Nasıl bir fotoğraf karesiyle karşı karşıyaydık? Başbakanlık ofisinde bir yanda Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilcisi, bir yanda HDP heyeti. Dolayısıyla bunun sembolik bir anlamı var. Bu fotoğraf inanın yarın dünyanın her yerinde kullanılacak bir fotoğraf. Sembolik anlamının önemi de ilk defa bir çatışmanın iki tarafı birlikte bir şey söylüyorlar. O söyledikleri şey de asgari anlamda da olsa bazı şeylerde anlaştıkları ve resmi ve ciddi bir şekilde silah bırakma çağrısının PKK’ye yapıldığını gösteriyor. HDP açısından bakarsak bu sadece parlementodakilerin söylediği bir şey değil, çünkü öncesinde Kandil ve İmralı’ya gittiler. Dolayısıyla orada bir bütünlük var. Zaman zaman HDP ve Kürt siyasi hareketi içerisinde bazı çatışmaların bazı farklılıkların olduğuna dair şeyler görüyoruz. Bu çok açık. Bir tarafta Sosyalist bir damardan gelenler varken öbür taraftan İslamcı bir damardan gelenler var. Bir ulusal hareket olarak çok farklı damarları kapsıyor. Ama HDP’nin PKK ile çatışacağı gibi ya da barajı aşmanın PKK aleyhine bir durum olduğunu ve orada böyle bir ayrılık olduğunu düşünmüyorum. Ayrılıktan çok bir senkron içerisinde yürüdüğünü düşünüyorum. İmralı’nın da Kandil’in de HDP’nin de doğası gereği -pozisyonu gereği- farklı tonlarda konuştuklarını düşünüyorum. Bunun kendisi de yani; farklı tonlarda konuşabilme hali de Kürt siyasal hareketi açısından bir avantaj. Nereden bakarsan bak, tutsaklık pozisyonunda yaşayan bir lider; hareketin bütünü açısından bir lider olarak kabul ediliyor. Ama bir de onun maddi koşulları var, diğer tarafta bir savaşı yürüten askeri siyasi komutanlar var. Ama sonuçta bir ortak söylemde çıkabiliyorlar. Buradan HDP bir seçim başarısıyla, çıkarsa bunun PKK’nin ya da silahlı kanadın alehine bir gelişme olacağını düşünmüyorum. Şimdi yapılan açıklamanın kendisi bile o trafikten sonra üçü arasında bir senkron ve uyum olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla HDP’nin başarısı, PKK’nin de başarısı olarak okunur diye düşünüyorum. Daha genel olarak “Barış Persfektifi”yle bakarsak; barış dünyanın her yerinde her zaman çok geniş toplumsal kesimlerin müthiş bir arzusudur. Bunu da mesleki hayatının bir 32


kısmını savaş muhabiri olarak geçirmiş, mesela Yugos-

Eğer radikal sol siyasi hareketler ABD’de olduğu gibi

lavya’nın parçalanması sürecine baştan sona tanıklık

ikili sistemden radikal bir kopuş gerçekleştirmeselerdi

etmiş, Irak’ta, Azerbaycan’da savaş bölgelerinde bu-

tam tersine yok olup giderlerdi.

lunmuş biri olarak söyleyebilirim ki; toplumların geniş bir kesimi için bir taraftan savaş makinesi alır götürür

ABD açısından ya da Avrupa açısından -şimdi büyük

ve nefes alamaz haline gelirsiniz ama öbür taraftan ba-

açıdan Kuzey ve Güney diye bölündü zaten- şimdi

rış biraz uç verse, olabilir gibi gözükse yine aynı top-

bizim gördüğümüz SYRIZA ve PODEMOS örnekle-

lumda geniş bir destek alabilirsiniz.

ri yoksul güneyde olan örnekler. Daha Kuzey’de ise neo-faşist hareketler yükselmekte. Orada hala hem

Önümüzdeki süreçte HDP ve Kürt Siyasi Hareketi öbür

siyasi hem ekonomik olarak istikrarın olduğu yerlerde

tarafta AKP barış yapıcılar gibi gözükürse her iki ta-

ve merkezde iki kutuplu siyaset devam ediyor olabi-

raf açısından da kaybettirecek değil, kazandıracak bir

lir ama oradan da bir devrimci, sol- sosyalist çıkış bu

şey olduğunu düşünüyorum. Uzun vadede buradan bir

şekilde olamaz zaten. Dolayısıyla böyle bir şeyi ille de

şey çıkıp çıkmayacağını bir kenara bırakalım ama Hazi-

önereceksek, tersinden önermek lazım. Yani Türkiye’de

ran’da yapılacak seçime giderken en milliyetçi unsurlar

daha merkezde örneğin CHP içinde siyaset yaparak ne

bile savaşın olmadığı halden memnuniyet duyuyorlar-

kitleselleşmek mümkün ne de neoliberal ve muhafaza-

dır. Zaten “Barış”; mutlaka bir takım kuşkuları, soru işa-

kar kıskaçtan kurtulmak mümkün. Tam tersine hemen

retleri, samimiyete dair sorgulamaları aklının bir kena-

yakın zamanda Yunanistan’da olduğu gibi radikal bir

rında tutarken, herhangi bir siyasi özne baştan beri ve

kopuşla mümkün.

en riskli dönemlerde bedel ödeyerek barışı savunmuş olanların terazisinin bir kefesine konduğunda; “Yok ya

Bütün siyaseti bir yerden temsil edilme işine yıkmak

biz bunu istemiyoruz.” gibi bir şey demeleri mümkün

asla tercih edilebilir bir yol değil, bu sadece bir yer-

değildir. Siyaseten de kaybettirici bir hamle olacaktır.

lerde oyalanmak anlamına gelir. Sürekli kriz halindeki bir ülkede hem bu krizden çıkabilmek hem alternatif

Kriz İçindeki Bir Ülkede Radikal Kopuş Gerekir, SYRİ-

olabilmek hem de toplumsallaşmak için çok radikal bir

ZA ve PODEMOS Buna Örnek

kopuş gerekiyor. Bugün Yunanistan ya da Podemos

Sürekli kriz halinde olan toplumlarda -misal şimdi Sy-

için de düzen içileşme tehlikesi var, ama bu olasılık var

riza Podemos örneklerinde görüldüğü gibi- daha istik-

diye bugün ki durumu reddetmek anlamsız. Hayatın

rarlı batı toplumlarında bile bir SYRIZA’nın bir PODE-

her alanı farklı alternatiflerin olduğu bir mücadele ala-

MOS’un Portekiz’de, İtalya’da yükselen sol birliklerin

nı. Dolayısıyla, her sosyalist özne de o mücadele alanı-

yükselmelerinin, gelişmelerinin ve toplumsallaşma-

nı kendi hedeflediği noktaya götürebilmek için kendi

larının altında yatan şey tam da “Amerika’da oluyor”

ağırlığını koyacak. Zaten bu örnekler de hegemonyaya

denen şeyin tersidir.

alternatif başka bir hegemon dil kurmanın başarılı olacağını gösteriyor.

İki kutuplu siyaset, içinde merkezde siyaset yapan kesimlerden, ana akım partilerinden radikal kopuştur.

Süleyman Şah Operasyonu İflasın İlanı AKP iktidarı, son iki yıldır hiç olmadığı kadar dışarıdaki müttefiklerini kaybetti. AKP kendi gücünü konsolide ederken büyük ölçüde AB ekseninde dışarıdaki güçlere dayandı. Kendisini bir tür modernist, reformist AB’ci bir siyasi ajan gibi gösterebildi. İçeride pek çok muhalif unsurun sesini kısacak yasalar gündeme geldiğinde Avrupa Birliği’nin ilgili kurumları da -örneğin Basın ve İfade alanındaki yasa değişikliklerine- özgürlüğü garanti altına alan yasalar diyebiliyorlardı. Ama bu süreçte AKP o baştaki çizgiden hızla uzaklaşıp otoriter bir tavra gitti. Bu noktada batılı müttefikleri açısından bile biz de yanlış yapmışız gibi bir tavır söz konusu. Bu 33


noktaya getiren çok da neoliberal, ekonomik politika-

Kürt sorununda baştan beri söylediği temel tezlerin

lar değil. Ama dış politikada AKP büyük ölçüde İhvancı

tam tersini söyleyerek yol almaya çalışıyorsun, daha

bir çizgide ilerledi.

beş on yıl önce Abdullah Öcalan senin için teröristken şimdi, HDP’yi ve Kandil’i Abdullah Öcalan’a şikayet

Suriye’de de, Mısır’da da çok ciddi bir karşı karşıya gel-

eden bir pozisyonda duruyorsun. Bütün bunlar AKP

me hali oldu batılı müttefikleriyle. Dış politikanın seçim

tabanı açısından da kolay hazmedilebilir şeyler değil.

sonuçları için iç politika ve ekonomi kadar etkili olma-

Ama iktidara sahip olmak başlı başına önemli bir çi-

dığı bir gerçek ama her ulus açısından da hassas ulusal

mento. O çimentoyu dağıtmak kolay değil. Ancak ik-

duyarlılıklar vardır. Bazı kavramlar ideoloji üstü kav-

tidar unsurları dağılmayı ve parçalanmayı kaçınılmaz

ramlardır. Mesela “Vatan” gibi bir kavram hangi ideolo-

görüyorlarsa o anda belki seçim gibi kritik bir eşik

jide olursan ol bu senin için kıymetli bir değerdir. Şimdi

öncesi kopuşlar olur. Ama şimdi her AKP’li açısından

en son bu Süleyman Şah’dan geri çekilişini AKP’nin

baktığında Haziran’da yeniden bir iktidar hedefi orada

kendi tabanına bile açıklaması kolay değil. Açıklamak

dururken böyle ihanet gibi bir durum kolay şey değil.

için epeyce uğraşıyor ve uğraşacak. Buna kaybederken propaganda yapmak diyorum ben. Çünkü bütün bir

Seçimlerde Kendini Sandıkla Sınırlamayan Bir Çizgi-

Süleyman Şah Operasyonu bir propaganda mantığıyla

ye İhtiyaç Var. HAZİRAN Bunu Yapıyor

kurgulandı. İkinci Dünya Savaşı’nda Amerikalıların Ja-

Bir kere HDP’nin Syriza’nın muadili olduğu yönünde-

pon adasına bayrak dikme meselesi gibi tarihi tekerrür

ki söylemlere pek katılmıyorum. HDP’nin nevi şahsına

ettirerek aynen Marx’ın dediği gibi birincisinde traje-

münhasır bir durumu var her şeyden önce; Kürt siyasal

di, ikincisinde komedi haline dönüştü. Belki dünyanın

hareketinin temsilcisi olma. Öbür tarafta Syriza’nın da

Nazilerin propaganda üstadı Goebbels kaybederken

çok belirgin bir özelliği var. Neoliberal politikalara karşı

propaganda zordur, diyor. Dış politika belli dönemler-

çok net bir duruşu ve çok seküler çizgide oluşu HDP

de ulusal duyguları beslediği ya da ona darbe vurduğu

açısından muğlak noktalar. Daha çok bir ulusal hareket

noktada iç politikayı besler. Suriye’de olup bitenler ve

karakteri gösteriyor.

Süleyman Şah’ın da önümüzdeki dönemde bir negatif etki yapacağını düşünüyorum.

Syriza ile yine aynı değil tabi ama kıyaslanacaksa ben Haziran Hareketi’nin kıyaslanmasını doğru buluyorum.

Erdoğansız AKP İsteniyor

Nitekim seçimde ne yapmak gerekir dediğimizde, se-

AKP içindeki çatırdama vaziyeti çok görünür olmaya

çimi memleketin karşı karşıya kaldığı krizden tek çıkış

başladı. Bir tarafta camii çıkışında Abdullah Gül çıktı ve

yolu olarak görmek ve geniş toplumsal kesimlerin ora-

doğrudan mesaj gönderdi; “Böyle Türk tipi başkanlık

ya dair büyük umutlar bağlamasını sağlamak seçim

modeli olmaz.” Ondan sonra muhtarlarla görüşürken

sonrasında da büyük toplumsal depresyonlara, yıkım-

Tayyip Erdoğan dedi ki; “Bal gibi olur.”.Üstelik Bülent

lara yol açacaktır.

Arınç’ın açıklamalarına bakarsak partinin o kurucu unsurları arasında çatırdamalar olduğu çok net görü-

Dolayısıyla Haziran Hareketi’nin baştan beri söylediği

nüyor. Ama bunun bugünden yarına, önümüzdeki se-

seçimi temel almayan bir çizgi ve o çizgide örgütlen-

çimlere kadar daha fazla da açık edilmesi kolay değil.

mek bana daha doğru geliyor. Sokak her ne kadar ikti-

Sonuçta kol kırılır yen içinde kalır gibi bir yaklaşıma se-

dar tarafından sürekli kriminalize edilse de sokağı ben

çim öncesinde giderler. Bu kritik eşiği beraber atlatırlar

sadece zaman zaman çıkılıp protesto gösterisi yapılan

ama seçim sonrasında büyük çatlamaları ve kopuşları

bir yer olarak görmüyorum. Sokak; hayatın kendisi.

görmek mümkün.

Okulun, evin, esnafın, fabrikanın kapısı da sokağa açılıyor. Dolayısıyla sokakta örgütlenmek demek hayatın

34

Tayyip Erdoğan, başlangıçta AKP’nin tek taşıyıcısı gibi

her alanında örgütlenmek demektir. Bir sol siyasi özne,

görülürken artık AKP’ye yük gibi görülmeye başlandı.

eğer hayatın karşısına koyduğu problemlere somut

Eğer Anayasal anlamda Başkanlık gibi bir pozisyona

çözümler üretebiliyorsa -daha genel bir ifadeyle va-

gelemezse zaten sonraki süreçte bu bir tasfiyeye doğ-

tandaşların gündelik hayatı içerisinde bir yer bulabili-

ru gidebilir. Bütün bu manzaraya AKP ve iktidar açısın-

yorsa- başarılı olabilir ve gündelik hayat bize seçimler

dan bakılınca dış desteğini büyük ölçüde yitirmişsin,

dışında bir sürü problem çıkarıyor.


ÖCALAN’IN SÖYLEDİKLERİ VE BİR SÜREÇ OLARAK KÜRT HAREKETİ RedHaberAnaliz

Cumhuriyet döneminin belli dönemlerde katliamlarla bastırdığı isyanlar ve sürekli inkar ve asimilasyon üzerine kurulu olan devlet politikaları, 1984 yılında PKK’nin silahlı mücadele kararıyla 30 yıl süren ve onbinlerce insanın öldüğü, milyonlarca insanın yerlerinden yurtlarından edildiği bir sürecin ardından, Abdullah Öcalan’ın geçirdiği politik dönüşümün de bir sonucu olarak ‘çatışmasızlık sürecine’ evrildi. Adının konulmasında bile bir sürü sıkıntı yaşanan bu süreç, bir dönem Mahmur kampından geri dönen ‘Barış Grubu’ (1993) Kürtler arasında büyük çoşku devlet açısından ise ‘ ipi ucunu kaçırma’ korkusu yaratmıştı. Geçen yıl 6-7 ekimde Rojava’da yaşanan süreç konusunda devletin tutumunu protesto etmek için sokağa dökülen kitlelere yine devlet katliam yaparak cevap vermışti. HDP’nin çağrısı ile sokaklara inen halk Öcalan’ın hamlesi ile yeniden evlerine döndü ancak sonuç 50 ölü idi. (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27525777.asp) Devletin bolca söz verip gerekli adımları atmaması olarak ifade edilebilecek bu süreç devam ediyorsa bunun Öcalan ve dolayısı ile PKK’nin çabalarının bir sonucu olduğunun altını çizmek gerekiyor.

35


Bir kaç gün önce Cumhurbaşbakanı RTE’ nin ’Kardeşim

madan yapılacak bütün değerlendirmek eksik ve hatta

ne Kürt sorunu ya, neyin eksik senin?’ sözleri ile başlayan

yanlış sonuçlara varılmasına neden olabilecektir.

en son gerilim, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ’HDP var oldukça seni başkan yaptırmayacağız’

Öcalan Marksist-Leninist dünya görüşünden koptuğunu

sözleri ile en üst noktaya çıktı. Bunun sadece HDP/De-

ve özellikle ’ulusların kendi kaderini tayin hakkını’ bir

mirtaş ve RTE arasında bir gerginlik mı yoksa süreç açı-

devlet kurma hakkı olarak anlaşılmasının yanlış olduğu-

sından bir tıkanıklık mı anlamına geleceği ise Öcalan’ın

nu,hedefin yeni bir ulus devlet kurulması olamayacağını

yapacağı açıklamalara bağlı. Çünkü böyle süreçlerde en

ve iktidar olmadan toplumu değiştirecek yeni bir model

son sözü sürecin stratejik belirleyeni olarak Öcalan’ın

önerdiğini ifade ettiği tezlerini Demokratik Konfede-

söylemesi artık alışageldik bir durum haline gelmiştir.

ralizm adlı broşürde ilan etti. Dönüşen Öcalan devletle çatışmanın/savaşmanın onu yıkmanın yanlış olduğunu (1)

İlk defa nelerin konuşulduğunu Namık Durukan’ın Milli-

ve yapılması gereken şeyin ’ demokrasinin geliştirilme-

yet Gazetesinde yayınladığı haber/tutanaklardan öğren-

si ve tam demokrasinin inşaası olarak formüle etti. (2) Bu

diğimiz bu görüşme trafiğine ilişkin daha sonra yeni bir

konuda ki tezlerini derinleştiren’ Ulus-devlet ve demok-

kaç tutanak yayınlansa bile AKP hükümeti ve HDP’nin ‘

ratik ulus iki kilit kavram. Demokratik konfederalizm çok

açıklamaları sorun oluşturabileceği’ noktasında belli bir

önemli; bunu yalnız Kürtler için değil, Ortadoğu ve hatta

uzlaşmaya varmış olmaları nedeni ile görüşme tutanak-

dünya için öneriyorum diyen Öcalan; Ulusların kendi ka-

ları artık kamuoyu ile paylaşılmıyor. Sürecin sadece dev-

derini tayin hakkı ilkesi devlet kurma hakkı değildir. Lenin

let/hükümet ve Öcalan/PKK/HDP arasına sıkıştırılması

ve Stalin’in bunu devlet kurma ilkesi olarak ele almaları

Türkiye toplumuna hakim milliyetçi ‘Kürt düşmanı’ eğe-

tarihî felaketler getirdi’ diyerek yeni paradigmasının köşe

men bakış açısına hiç dokunmayan ve hatta milliyetçilik

taşlarını açıkladı. Aynı Öcalan;

virüsünü sürekli kullanmaya devam eden bir hükümetle başarıya ulaşması mümkün değilken böyle bir ’gizlilik’

… Ulusların kendi kaderini tayin hakkını ben şöyle algılı-

durumun kabulünü iki tarafın yanlış yaklaşımı olarak de-

yorum: Bu hak, kendi demokrasisini ve devlet olmayan

ğerlendirmek yerinde olacaktır.

kendi yönetimlerini kurma hakkıdır. Devlet olmayan toplulukların köylerde, mahallelerde, şehirlerde kendi sorun-

36

Süreci anlamanın temel taşı aslında Abdullah Öcalan’ın

larını kendileri tartışarak çözecekleri bir model kurma

yaşadığı politik dönüşümdür. Bu dönüşümü dikkate al-

hakkıdır.


… Bizim hedefimiz devlet değil, demokrasiyi kurmaktır.

söylüyor. (3)

Devlet olmayan demokrasi kurma, coğrafi sınırları esas almaz. Devlet olmayan demokrasi olunca, coğrafi sınırla-

İçeride yeni rejim kurulurken hem paralel devletin/yapı-

ra ve başka devletleri yıkmaya gerek yok. Biz kendi siste-

nın hem de ’dış düşmanların’ da boş durmadığını Öca-

mimizi kuracağız, kendi çözüm modelimizi esas alacağız’

lan şu cümlelerle açıklıyor; Türkiye’de 3 koldan paralel

biçiminde formüle etmektedir.

devlet çalışması var. Bu ilişkiler (müzake-barış) sabote edilmeye başladı. Sıradan lobiler değil. ABD’de Yahudi,

Sorunu bu biçimde formüle eden Öcalan Türkiye’nin

Ermeni ve Rum lobileri stratejik ve taktik müdahale edi-

1993’den beri bir demokratikleşme süreci yaşadığını ve

yorlar. Her 3’ü de Anadolu çıkışlıdır. Anadolu İslamlaş-

önümüzdeki süreçte yeni bir rejim değişikliği olacağı

tıktan sonra, bin yıllık bir Hıristiyanlık öfkesi var. Rum,

tezini dillendirerek; ’Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet,

Ermeni, Yahudi, Anadolu’da hak iddia eder. Laiklik, mil-

1950 çok partili hayata geçişten çok daha önemli yeni

liyetçilik kisvesinde elde ettiklerini kaybetmek istemiyor-

bir rejimin kurulma arifesinde olunduğunu ve; bunun için

lar. Mustafa Kemal de başta (kürtlere) yer verdi. Devreye

eski yaşam alışkanlıkları top yekun bırakmak gerektiği-

giren İsrail lobisi, Ermeni ve Rumlar, ‘Kürtler ne kadar dış-

nin söylüyor; Başarılı olursak, yepyeni bir Cumhuriyete...

lanırsa o kadar başarılı oluruz’ diyorlar. Bu paralel devlet-

Radikal demokrasi, tam demokrasi, Anadolu ve Mezopo-

tir. Bin yıllık bir gelenektir.

tamya’nın tam demokratikleşmesi, hazırlığım bu yönde. Şimdiye kadar olanlar ısınma hareketi idi. Bütün felsefi

Yaşanan süreci genel anlamı ile böyle ’okuyan’ Öcalan

ve örgütsel birikimimi bu yönde PKK’yi hazırlamak ve

devletle yapılan müzakereler konusunda kendisinin stra-

dönüştürmek için kullanıyorum. Bu en köklü adım. De-

tejik belirleyen olduğunun söylüyor ve kendisinin yap-

mokratik kurtuluş ve demokratik yaşam süreci. Ben bu

tığı 8 komisyon kurulması ve Akil Adamlar önerilerinin

deyimi rast gele seçmedim. Zamanında söyledim anla-

öneminin altını çiziyor. Ancak hükümet ve devletin Akil

madılar. Anlamış olsaydılar, Ergenekon olmazdı, AKP

adamlar konusunda bile Öcalan’dan farklı düşündükleri

bunları diyor ama çok yüzeysel bakıyor. Benim çok inat-

hatta Öcalanı şaşırttıklarını da şu sözlerden anlıyoruz; ’…

çı olduğumu biliyorsunuz. Ben ilk günden demokratik

BDP Heyeti: Akil İnsanlar Heyeti’ne dair Sn. Başbakan’ın

Cumhuriyeti savundum, onlar beni anlamadılar; “APO’yu

yaklaşımları dar oldu. Bir ikna heyeti olarak görüyorlar.

bitirdik” dediler. Stratejik hatalar yaptılar. Ergenekon’a

Biz isim önerilerimizi sunduk. Burada sizinle tartışmaları

saptılar umarım bu sefer böyle olmaz. Onun için benimle

gerekiyordu.

oynanmayacağını özellikle AKP’ye anlatmalısınız. AKP’lilerle konuşun anlatın. Siz Meclis’tesiniz size çok görev

Abdullah Öcalan: Evet, sanırım 49 kişi olacak ama öyle

düşüyor. Anlamlı bir uzlaşmaya gidilseydi (Ecevit döne-

dedikleri gibi dar olmaz, bunlar tıkanmalara karşı da

minde) ne Ergenekon ne AKP olmazdı. Metiner saçmalı-

devreye girecek, sürecin sonuna kadar rol oynayacak-

yor, ‘Apo sıkıştı’ diyor. Propaganda ile oyunu karıştırıyor.

lar. Öyle olur zaten.

Kendisini düzene satmış, kendisini rezil etmiş, AKP’yi 10 yıldır ayakta tutan benim. Derhal bu söylemi terk etmesi

Heyet: Sanırım 63 kişi olacak diye açıkladılar. Biz yola çı-

lazım. Biz AKP’yi çıkartan gücüz.” diyor.

karken yapıldı açıklama.

AKP konusunda iktidarı onlara altın tepside sunduklarını

Öcalan: Öyle mi oldu. Niye 7 bölge 7’şer kişi değil mi?

söyleyen Öcalan, MİT müsteşarı Hakan Fidan hakkında

Bunların görevi önemlidir. Akil insanların devreye girmesi

açılan soruşturmanın da aslında Başbakan Erdoğan’ında

kabul edildi. Önemlidir bu.’ (3 Nisan 2013 tarihli görüşme

tutuklanacağı bir darbe süreci olduğunu tespit ettiğini ve

tutanağından).

bu konuda adımlar attığını söylüyor. Yine Öcalan HDP’nin o günlerde Haziran İsyanına Destek vermesi durumunda’

Akil İnsanlar olarak ifade edilen grup Türkiye’nin her

hükümetin ayakta kalamayacağını da belirtiyor. AKP’ye

bölgesinde göstermelik toplantılar yapıp bir rapor yazıp

darbe teşebbüsleri ve başka nedenlerle zaman tanıdık-

hükümete teslim ettikten sonra bir kenarda unutuldular.

larının altını çizen Öcalan yeni rejimin kurucularının Mu-

Şimdi kurulacak ’izleme komisyonunda’ bunlar arasında

hafazakar, liberal ve radikal demokrat ittifakın olacağını

yer alan bazı kişilerin görevlendirilmesi yeniden günde-

ve buna karşı direnişin ise MHP ve CHP’den geleceğini

me geldi.Ancak bu duruma RTE’nin itiraz etmesi de ge-

37


cikmedi.

gerillanın görüntü vermesi, yol kesmeler, adam kaçırmalar, asayiş birimleri, buna karşılık gerillanın boşalttığı

Cumhurbaşbakanı RTE konu ile ilgili kendisine yöneltilen

alanlarda köylüler birbirini öldürmeye başladı, karakollar,

soruya şu şekilde yanıt verdi; Benim böyle bir şeyden

HES’ler, korucular falan.

haberim yok, bu olaya da ben olumlu bakmıyorum. Başbakanlığım döneminde de, Akil İnsanlar arasından birile-

Sn. Beşir Bey’in bilmesi lazım, kendimizi asla tasfiye et-

rinin gitmesini nasıl değerlendirirsiniz diye sorduklarında

meyeceğiz. Cemil’den gerillaya kadar herkese siyaset

doğru bulmadığımı söylemiştim.

hakkı, kimine şimdi, kimine 5 ay sonra olur. 1 Eylül dedi-

- İşin başından itibaren istihbarat teşkilatları bu işin birin-

ğimiz süre de budur. Ya stratejik çözeceğiz, ya da oyala-

ci derecede yürütenleridir

mayı bırakacağız. Her çatışmanın bir barışı vardır. Aşiret

- Temsilcileri konumunda olan siyasi partiden 3 kişiyi yine

kavgası değil bu, kaldı ki onda bile bir barış antlaşması

biz gönderdik, ama bu sayının 3'ten 5'e çıkması ya da

olur. Biz buna İmralı barışı diyelim, ya da tarihi Kürt-Türk

ayrı bir grubun oraya gönderilmesi neyi değiştirecek ki?

ittifakı diyelim. Yüzde 7’den yüksek baraj olmaz, AKP’nin

Birilerinin tatminiyle bu iş yapılmaz. Hükümet bu konu-

de bizim de ihtiyacımız yok. Neden korkuyorlar. (17 Ağus-

da üzerine düşeni yapmaya devam edecektir. (20 Mart

tos 2013 tarihli görüşme tutanağından). Bu tartışmalarla

2015-Gazetelerden)

ilgili bugün açısından bile somut adımlarının atılmadığını söylemek yerinde olacaktır.

Silahlı PKK güçlerinin sınır dışına çekilmesi ya da Türkiye’ye yönelik silahlı mücadelenin durdurulması eksenin-

Hasta Tutuklukarın Durumu

de yapılan tartışmaları anlamak için aslında daha evvel

Hasta tutukluların durumu ile ilgili şu ana kadar devlet

yapılan ve kesintiye uğrayan döneme bakmak gereke-

tarafından hiç bir ciddi adım atılmamış olması yine yaşa-

cektir. Öcalan’la görüşen HDP heyetinin; Hükümetin ge-

nan sürecin önemli sorunlarından birtanesini oluşturuyor.

rillanın geri çekilme sürecinde, size yaklaşımları, korucu-

Görüşme tutanaklarında o dönemde Öcalan ’zaten yasal

luk meselesi, yeni karakolların inşası, hasta tutukluların

çercevesi oluşturuldu dese bile bu konuda hiç bir ilerle-

serbest bırakılmaması sizinle iletişimin sağlıklı olmaması,

me kaydedilmediğini vurgulayalım.

kısaca ikinci aşamaya dair umutların belirmemiş olması nedeniyle kaygılarda artış olduğunu belirtemeleri üzeri-

17 Ağustos 2013 tarihli görüşme tutanağından hem has-

ne Öcalan; Bir gazetede okudum, yeni korucu kadrola-

ta tutsaklar hem de gerillanın geri çekilmesi konusunda

rından söz ediyordu. Hatta korucu köyleri, bölgeleri falan

Öcalan’ın söylediklerini hatırlamakta fayda var: Ada-

oluşturmak istiyorlar diye. Bunun anlamı bu işe dinamit

let Bakanı’yla görüşün. Ölüm sınırında olan mahkumlar

koymaktır. İşte bu anlayış her şeyi bitirir. Yanılmıyorsam

var. Bana mektuplar geliyor; Şakran Cezaevi’nde ve Te-

mektupta da ‘izleme kurulları oluşmalı, gerillanın bo-

kirdağ’da sürecin canına okumak isteyen görevliler var.

şalttığı yerleri bunlar doldurmalı’ diye yazmıştım. Köye

Zaten yasal çerçevesi oluşturuldu. Yasalar çıkarsa ikinci

dönüşler akın akın olmalı. Bunlar kendiliğinden olur diye

aşama bitmiş olur. Bu arada geri çekilme de paralel yü-

düşünmüştüm. Özellikle köye dönüşlerle ilgili siz de bir

rür. Karşılıklı siz bize, biz size öneriler yaparız. AKP şunu

gündem açamadınız. AKP, geri çekilmeyi böyle anlıyorsa

bilmeli, kısmen gerilla içeride kalsa bile bu yanıltmasın.

olmaz. Gerilla geri çekilirken yerine AKP’yi koyuyorlar. Bu

İstesek gerilla halkın içinde bile saklanır. Buna kafayı çok

yürümez, Bakanla net konuşun “biter” deyin. Yeni kara-

takmasınlar, önemli olan çatışmasızlıktır. KCK operas-

kollar falan olmaz.

yonları olursa siyaseten siz, gerilla operasyonları olursa gerilla cevap verir. Proje yasalaşırsa normalleşme aşama-

38

Yasası ve Anayasası Olan KCK’yi Hayata Geçiririz

sına geçilir. İçeride dışarıda kimse kalmaz. Öyle genel af

Öcalan devamla; Biz de KCK’yi tek taraflı olarak hayata

olmayabilir. Meclis bir yolunu bulmak zorundadır. Yöneti-

geçiririz. Yasaları, anayasası var. 1 Eylül’den itibaren biz

ci-militan ayrımı yapmadan bir yolunu bulmak zorunda.

de bunu yaparız. Birkaç gün bekleriz ilerleme olmazsa

Hasta tutuklular hemen bırakılmalıdır. Biz nasıl elimizde-

AKP’nin tek taraflı paketine karşılık biz de KCK’nin tek

kileri hemen bıraktıysak bakan bey de olumlu yaklaşma-

taraflı paketini hayata geçiririz. Bu da giderek savaş de-

lı.’ Öcalan’ın bu sözler devlet tarafından duyulsa bile ge-

mektir. Burada hemen pratik bir öneri yapacağım. Sayın

reğinin yapılması konusunda hiç bir somut adım atılmadı.

yetkili de getirdi bazı şikayetler. Şehitliklerin açılması,

Devlet ve hükümetin son açıklamaları özellikle yaklaşan


seçim süreci de gözönünde bulundurulduğunda önü-

anlamaz. Yanlış anlarsa felaket olur.

müzdeki dönemde bu tartışmanın/sürecin yeni sıkıntılara gebe olduğunu söylemek abartı sayılmamalıdır. Özellikle 12 Eylül’le birlikte Türk-İslam ideolojisi ile şekillendirilen bir toplumda bu sürecin insanların anlayışarında bir de-

Dipnotlar: (1) Emek, çaba şart. Devlete küserek olmaz. Hem devlete kafa tut, hem küs, hem de devletten iste. Olmaz. (2 Ağustos 1999: Sınırların dışına çekilmek kilittir)

ğişim ve dönüşümü hedeflemeden sadece kapalı kapılar ardında götürülmesi sorunun halen ne kadar can yakıcı olduğunu ve sürecin kısa vadede meyva vermeyeceğini göstermektedir. Devlet ve AKP iktidarının bu sorunu adil ve özgürlükçü olarak çözmesi eşyanın tabiatına aykırı bir durumdur. Ancak dar anlamda ’ eşit vatandaşlık haklarının yasal ve anayasal düzlemde’ tüm halklara tanınması ve hiç olmazsa yasal zeminde ayrımcılığın ve inkarın son bulması mümkündür. Bu nedenle devrimcilern çatışmasızlık sürecinin gerçekten eşit adil ve özgür bir toplum yaratma sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğunu unutmamaları gerekir. Bu bakış açısı tarafların ortaya koyduğu projeler konusunda kendi duruş ve önerisini geliştirmesi gerektiği gerçeğinin bilince çıkartılması anlamını da taşır. AKP’nin bir yanda müzakere ettiğini söylerken öte yandan ülkede islamo faşist bir rejim kurmak ve başkanlık sistemine geçmek için sürekli hamle yaptığı, Mecliste İç güvenlik yasası olarak isimlendirilen torba yasanın toplumsal olaylarda polisin sınırsız yetkiye kavuşmasına olanak tanıyan yasayı geçirirken aynı zamanda HDP heyeti ile Öcalan’ın önerdiği 10 madde ile ilgili açıklama yapması akıllara zarar bir durum olarak anlaşılmalıdır. Biz yazının sonunda müzakere ve mücadele olarak ifade edilen bu süreçle ilgili son sözü yine Öcalan ve onun umut ve öngörülerine yer vererek bitirelim; Sırrı: Sizin konumunuz ne olacak? Öcalan: (Gülerek) Ne ev hapsi, ne de af bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacağız. Şunu bilin ki bu hamlem komployu boşa çıkaracaktır. Ben komployu aşıyorum. Başarılı olursam, Ne KCK tutuklusu kalır ne başkası. Bu olmazsa 50 bin kişiyle halk savaşı olacak. Ölen ölecek, ben karışmıyorum. Yalnız, herkes bilmeli ki, ‘Ne eskisi gibi yaşayacağız, ne de eskisi gibi savaşacağız’. Kendime güveniyorum. Şunu iyi bilin devlet de ben de vazgeçemeyiz. Tarihi bir barış ve demokratik yaşama geçiş. Kandil onların savaş sistemine katılmadığım için... Bu yüzden onlara kızıyorum. Umarım AKP’de bizi yanlış

(2) Devletin halkın eylemliliğine saygısı kadar, halkın da devlete saygılı olması, onun kendisine duyarlı olan düzenini bozmaması gerekir. Karşılıklı bir konsensüste buluşmaları esastır. Her şeyin devlete bırakılması ne kadar demokrasiden uzaklaşmaya götürürse, her şeyin halk eylemciliğine bırakılması da anarşiye götürür. Tarih boyunca çok denenen bu uç noktalara düşmemek önem taşır. Son yüzyılda özellikle gerek ‘ulusal kurtuluş’, gerek ‘sosyalist kurtuluş’ adına yürütülen ayaklanma ve savaşları da halk eylemliliği olarak kutsamak gerçekçi değildir. Artık halkın eylemliliği çok zorunlu meşru savunma dışında zor içermemek kadar, devlet yıkma ve kurma amaçlı da olmamak durumundadır (DK broşürü sayfa 14-15) (3) ...Benim davam, cumhuriyetin demokratikleşip demokratikleşmeyeceği davasıdır. Savunmam eski Kürt savunmalarının benzeri olmayacak, klasik sol anlamında da savunma olmayacaktır. ...Demokratik çözümü, otonomi ve federasyondan daha anlamlı buluyorum. Cumhuriyetin ‘90’lardan sonraki süreci, demokratikleşme sürecidir. (6 Nisan 1999: Ne otonomi ne federasyon) ...Kürtler özgür iradeyle cumhuriyete eklenmelidir. Demokratik Cumhuriyet’te özgür birlik esastır. Demokratik Cumhuriyet güvencedir de. Kürt sorununun çözümü için şans doğar. Türkiye bunu düşünecektir. Bütün çalışmalarınızı af için yoğunlaştırmalısınız. Toplumsal barışın yolunun aftan geçtiğini bilmelisiniz. Bu sorun demokratik sistem içinde, ortak vatan, tek devlet içinde çözümlenirken birlikte hareket etmek, intikamcılıktan uzak bağışlayıcı olmak, birlikteliği demokratik birliktelikle geliştirmek Türkiye’mizi büyük bir devlet haline getirecektir. (26 Nisan 1999: Ortak vatan, tek devlet) Muhafazakâr demokratlığa destek verdim. Ama hegemonik bir yapı kurmalarına da karşıyım. Türkiye’de liberal demokratlar da var, tarihin her döneminde olmuşlar. Bir de radikal demokratlar var. Asıl değişimi, dönüşümü gerçekleştirebilecek güç radikal demokratlardır. Radikal demokratlar bu gücünü iyi kavramalıdır. Demokratikleşmeye öncülük yapmalıdır. Bu üç grup demokrasi prensipleri çerçevesinde bir araya gelebilirler. … Türkiye’de İslâmî demokratlar var, liberal demokratlar var, ancak gerçekten çözüm için mücadele edip sonuç alacak olan radikal demokratlardır. Onların bu iradeyi ve örgütlülüğü açığa çıkarması gerekiyor. Onlara “Demokratik Anayasa Bloğu”, “Demokratik Anayasa Kurucular Bloğu” diyorum. (19 Haziran 2009)

39


NAR KADIN DAYANIŞMA AĞI YOLA ÇIKTI… Redaksiyon Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Atölyesi’nin çağrısı ile Nar Kadın Dayanışma Ağı için “Nar’ı Nasıl Büyütelim?” forumu 20 Mart Cuma günü toplandı. Kadın Dayanışma Vakfı’nın da katıldığı forumda öncelikle “Nar Kadın Dayanışma Ağı ne yapmalı?” sorusuna cevap arandı. Nar’ın kadın kimliğine ve kadın haklarına dair; ayrıca kadına kimliğine, bedenine ve emeğine yönelik politikalara dair farkındalık yaratması, ve tüm bunlarla ilgili kampanyalar ve atölyeler düzenlemesi; kadının toplumsal yaşamın tümünde görünürlüğünü ve katılımını arttıracak çalışmaların yapılması; yerellerde kadının gündelik yaşamına dair dayanışmanın yaratılması gerektiği yani Nar’ın kadının yaşamına dair bir mevzilenme yaratacak, geniş bir ağ olması ama bir kadının acil bir gündemi olduğunda da müdahale edecek kabiliyeti olması gerektiği konusunda görüşler belirtilirken “Nar’ı Nasıl Büyütebiliriz?” bölümüne geçildi. Mahallelerde ve üniversite kampüslerinde Nar forumları yapmak, en önemlisi olarak o yerellerde öncelikle kadınları yanyana getirmek ve bu forumlarda ilk olarak kadın kimliğine dair farkındalık yaratmak; kadınların yaşadıkları sorunları paylaşmak, bu sorunlarda yalnız olmadıklarını ve bunlarla bir kişinin değil birçok kadının çeşitli şekillerde yüzleştiğine ve ancak ve ancak kadınların kendisi tarafından çözülebileceğine dair bir farkındalıkla tüm kadınları bir kolektifin parçası olarak kendilerinin hayatlarında özne olmalarını sağlamak, çözüm üretmek ve yeniden kurmak, her bir kadın için nefes alacak, yaşamına, bedenine, emeğine sahip çıkacak ve kızkardeşlerinin dayanışması ile bunu yapacak bir zemini örmek için hareket etmek; bunu toplumsal cinsiyet rollerini kırarak, yeni bir dil kurarak inşa edecek, yatay, katılımcı ağları örgütlemek gerekliliği konuşuldu. Nar’ı büyütmenin bundan sonraki ayağı mahallelerde ve üniversite kampüslerinde yapılacak forumların örgütlenmesi olacak… Buna göre Nar, 1. İlk olarak mahallelerde ve üniversitelerde Nar forumları için yola çıkacak, 2.Avukatlara, sosyal hizmet uzmanlarına, doktorlara, psikologlara, sağlık emekçilerine çağrı yapacak, yerellerde yapılacak atölyeler için konularında uzman kişilerle dayanışmayı büyütecek, 3. Forumlarda alınacak kararlara göre o yerde kadınlar yapmak istediklerini belirleyecek, Nar’ın o yereldeki ağı o kararlara uygun olarak çalışmalar düzenleyecek, 4.Özellikle kadına yönelik saldırıların yoğunlaştığı eğitimde ve çalışma hayatında yaşanan eşitsizliklere, cinsiyete dayalı ayrımcılığa karşı yapılabilecekleri tartışacak, 5. Kadın bedenine ve emeğine dair politikalar karşısında farkındalık yaratacak, 6. Kadınlar arasında, kadınların bulundukları her alanda cinsiyetçi olmayan bir dili, kadının görünürlüğünü, kadınların kendi sorunlarını bir araya gelerek çözebilecekleri bir kızkardeşliği, her kadının katılımcı olacağı şekilde kadınların yeni bir iletişim zemini, daha ileriye sıçrayacak bir mevzi yaratacakları dayanışma ağlarını kurmak için harekete geçecek… İlk olarak forumlar ile başlayacak olan Nar Kadın Dayanışma Ağı yolculuğunun bir mevzilenme olduğu, kendini yavaş yavaş, ilmek ilmek örecek, sadece tepki ve itirazın değil aynı zamanda kadınlar için yeni bir inşanın zemini olarak yola çıktığı, kampanyalar düzenleyerek,

farkındalıkları

arttırarak

hem kadına yönelik saldırıları püskürtebileceği, kadınların evde, sokakta, işte, okulda, yolculuk yaparken, yürürken, yani her yerde her zaman kimi görünür kimi az görünür biçimde yaşadığı sorunların yaşanmayacağı bir zemini yaratmak için çalışmalar yapacakğı, yaşandığı zaman o kadına destek vereceği, kadınlar arasında yeni bir dil ve iletişimi inşa ederek, daya-

40

nışmayı öreceği vurgulandı.


EĞITIM, KADIN VE LAIKLIK RedaksiyonKadın ve Toplumsal Cinsiyet Atölyesi

Bursa İnönü Ortaokulu’nda müdür yardımcısı Murat Esenboğa’nın teneffüste erkek arkadaşlarıyla aynı sıraya oturan kız öğrencilere “Siz kafir misiniz? Kendinizi New York sokaklarında mı sandınız? Hayat kadını mı olacaksınız?” dediği haberini okuduk. Ondan önce de Antalya’da bir okul müdür yardımcısı mini etek giyen öğrencilerini “taciz timi” kurmakla tehit etmişti ve Tokat’ta Halil Rıfat Paşa İlköğretim Okulu’nda bir din öğretmeninin kız öğrencilerine “Başınızı örtmüyorsunuz, size tecavüz de kötülük de mübah, sonunuz Özgecan gibi olur…” dediği haberlerini okuduk… Bunlar münferit açıklamalar ve olaylar değil. Gericiliğin eğitimdeki yansımalarını 19. Eğitim Şurası raporunun vücut bulmuş hali olarak ortaya koyuyor. 13 Şubat’ta eğitimciler, veliler, öğrenciler laik ve bilimsel eğitim talebiyle eğitimde dinselleştirmeye karşı bir uyarı boykotu gerçekleştirdiler. Anaokullarına kadar inen zorunlu din derslerine, tüm okulların imam hatipleştirilmesine karşı laik ve bilimsel eğitim talebini yükselttiler. Eğitimde dinselleştirme ve kadın kimliğinin yeniden inşasına yönelik politikalar sınıflarda, okullarda uygulamalarla, çıplak bir biçimde ortaya çıkıyor. Okul sıralarında kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı oturtulması, öğretmenlerin dini bir takım kriterler sıralayarak buna uymayan kız öğrencilere tacizi, tecavüzü meşru görmesi hatta ötesinde bunu uygulatmaya kalkışması eğitimde dinselleşmenin ve dayatmacılığın özellikle kadınların hayatına saldırının en önemli ayaklarından biri olduğunu gösteriyor. Kadına yönelik şiddet daha okul sıralarında

41


Kız

öğrencilerin

giyim-

lerine ve davranışlarına dair dayatmalar, bu dayatmaları dini gerekçelere dayandırmalar ve ötesinde buna uymayanların tacize, tecavüze, şiddete uğamasını

meşrulaştıran

söylemler, karma eğitimin tartışmaya açılması, anaokulundaki çocuklara türban dayatması, ders kitaplarından cinsiyet eşitliğine dair ifadelerin çıkartılarak yerlerine; “fıtrat” misali kadın ile erkeğin eşit omadığına dair ifadelerin yer alması… Bu ifadeler, aynı zamanda kız çocukları için toplumsal cinsiyet rollerini pekiştiren, kadına dayattıkları, kadını tanımladıkları yeri destekler nitelikte: Annelik, bakım, ev içi sorumluluklar, masa kurma, bardak dağıtma, çocuğa bakma, “kocasının yoluna kurban olma”… Örnekler daha da çoğaltılabilir, aşağıya doğru bir liste

uzatılabilir.

Birçok

yerde de yapıldı, raporlarmeşrulaştırılıyor, toplumun dini referanslara göre düzenlenmesinini dışında hareket eden yani mini etek giyen, başını kapatmayan, erkeklerle iletişim kuran kadınların yaşam haklarının hiçe sayılabileceği eğitimciler tarafından dillendiriliyor! Bugün Türkiye’de gericiliğin, mezhepçiliğin inşasının merkezinde kadın var. Politikalar kadın üzerinden inşa edilmeye çalışılıyor. Ve bu inşanın en hızlı, en etkili noktalarından biri de eğitim. Bu durumda gericiliğin gündemleri olan eğitimdeki dinselleştirme ile kadına yönelik saldırıyı iç içe okumak durumundayız. Zira okullardaki gerici politikaların neredeyse tamamı kız öğrenciler üzerinden uygulanıyor ya da onlara dayatılıyor:

42

da, çalışmalarda, eylemlerde eğitimdeki dinselleştirmeye dikkat çekildi. Toplumu şekillendirmenin en etkili aracı eğitim. Kadını merkeze alan bu politikalarda kadın-erkek eşitliğini kamusal hayattan silmenin kültürel ve ideolojik kodları eğitimde vücut buluyor… İki cins arasındaki tüm karşılaşma ve etkileşim düzlemleri yani eğitim, istihdam ve toplumsal hayatın tümü cisnler arası ayrışma norm haline getirilerek düzenleniyor. Bunu hükümetin kendi ifadelerinden dahi biliyoruz… Laik eğitim gündemi hareketle dinci gerciliğin kültürel kodlarına ve kamusal alan düzenlemelerine karşı duruşun en görünür noktasında… Bugün kadın hak ve özgürlük mücadelesinin önemli bir noktasında laiklik mücadelesinin olduğu görülüyor…


“TÜRKIYE’DE SINIFLARIN İZINI SÜRMEK” Redaksiyon Dergisi’nin düzenlemiş olduğu “Ve TarihYürüyor” tartışma dizisinin ikincisi “Türkiye’de Sınıfların İzini Sürmek” sempozyumu 14-15 Mart tarihlerinde gerçekleşti. Sempozyumun açılış konuşmasını Korkut Boratav yaptı. Boratav; Marksizimde sınıfın mekanik değil, karmaşık ilişkiler içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Boratav’ın konuşmasından notlar şu şekilde; “Marksist sosyal bilim yapmak istiyorsak ayrıntıya girme-

üretici olmayanların ayrımı. Yani tamamen ve esas olarak

miz gerekir. Bir de siyaset dünyası var. Sol siyaset gün-

kendi ya da ailesinin emeğiyle yaşayanlar ve olmayanlar.

cel sorunlarla karşı karşıya. Bugünün acil gündemi nedir?

Yani başkasının emeğiyle yaşayanlar. Bu ana ayırama ba-

Acil gündemlerinden birisi Haziran kalkışmasının ortamını

kalım, diyeceğiz. Haziran kalkışmasına buradan bakalım.

yaşıyoruz, yaşatmaya çalışıyoruz. ‘Nedir bu hareketlerin

Biz orada rantiyeci, fabrikatör, büyük sermaye sahipleri

nitelikleri?’ sorusu çıktı karşımıza. Birden bire tüm ege-

gördük mü? Hayır. O yüzden bu hareket tamamen bir

men burjuva söylemi, Arap halk ayaklanmalarını, Wall

emekçi hareketidir.

Street’i işgal eylemlerini, Yunanistan, İspanya, Portekiz

Sınıfı ayrıştırmak için, isimler veriliyor. Bunun ek kapsayı-

ve İtalya’daki sermayenin tahakkümüne karşı gelişen kitle

cısı orta sınıf. Nedir bu orta sınıf? Bir türlü tanımlanmıyor.

eylemlerini bir şemsiye altında toplayıp bunlar ‘Orta Sınıf

Bununla da yetinmiyorlar. Yeni yeni unvan ve pozisyon

Eylemi’ demeye başladılar. İki amaçla bu söylem gelişti-

isimleri veriliyor. Tezgâhtarın adı ‘Satış Danışmanı’ oluyor.

rildi. Birinci amaç, o eylemlere katılanlara ‘Siz farklısınız

Bekçinin adı ‘Güvenlik Görevlisi’ oluyor. Bir yandan bu

aman eski hareketlere tutkunluk gibi meraklara savrul-

ayrıştırma bilincini yapıyorlar. Fakat öte yandan toplum-

mayın, siz bizim çocuklarımızınsınız. Tweet atıyorsunuz,

da sermayenin sınırsız tahakkümü o kadar yayılmış ki bu

modern dünyanın insanlarınız. Elleriniz nasırlı değil. Dev-

ayrışmanın üzerinden silindir gibi geçiyor. Piyasalaşma,

rimci, sosyalist hareketler sizin dünyanızın değil.’ diyorlar.

metalaşma gündelik hayatın her alanına yerleştiği için

İkincisi, doğrudan doğruya bu dünyaya müdahale ediyor-

insanlar yaptıkları işteki farklılıkları, diplomaları ne kadar

lar :‘Nerede işçiler?’diye sesleniyorlar.

farklı olursa olsun çalışma koşulları açısından birbirlerine

Eğer gündemimiz bu söylemle hesaplaşması gerekirse,

benziyorlar. Proleterleşiyorlar. İşte bir yandan burjuvazi-

en baştan başlayalım: Türkiye toplumu nasıl bir toplum-

nin sınıf birliğini dağıtmak için vurguladığı ayrıştırma öte

dur? Toplumun ana ayrımı; dolaysız üreticilerle dolaysız

yandan çalışma koşullarındaki aynılaşma.”

43


Rüzgara karşı yürüyorum Yamalı caddelerinde bu şehrin Düşümde gülüşü deniz mavisi çocuklar Bir memleket var düşümde dostlar Nazım Hikmet

RÜZGARA KARŞI EMEK VE SINIF ÇALIŞMALARI Gamze Yücesan Özdemir

Emek ve sınıf çalışmalarının 1980’lerden bu yana çetrefilli bir darboğazdan geçmekte olduğu bilinmektedir. Bu gerçeklik kadar iyi bilinmeyen bir diğer konu ise emek ve sınıf çalışmalarının yeni binyılın başında yaşadığı canlanmadır. Söz konusu canlanma, Marksizmin hegemonyasının zayıfladığı bir akademik ortamda gerçekleşmektedir. Post-yapısalcı, post-Marksist ve/veya post-modernist yaklaşımlar, emek çalışmalarının dilini/terminolojisini ve nesnesini belirlemek iddiasıyla hareket etmektedirler. Dolayısıyla alanda emek ve sınıf çalışmalarını önemsizleştiren rüzgarlar bir yönden; bu çalışmalara liberal söylemi

44


taşımaya/sızdırmaya çalışan rüzgarlar bir diğer yönden

kavramların kaçırılmasına (hijacked) da yol açmaktadır.

esmektedir.

Marksist kavramlar, bağlamlarından koparılmakta ve

“Rüzgara Karşı Emek ve Sınıf Çalışmaları” başlığı, yal-

farklı teorilerce sahiplenilebilmektedir. Örneğin, emek

nızca bu çalışmaları önemsizleştiren yaklaşıma değil;

süreci kavramı Marksist bir analizin kurucu kavramıy-

son dönemde ortaya çıkan ve ortalığı yaban sarmaşıkla-

ken; işyerinde çalışma ilişkileri kavramı yerine rahatlıkla

rının arsızlığıyla kaplayan liberalizm esintili yaklaşımlara

kullanılabilmektedir.

da karşı durmak gerekliliğini işaret ediyor. Teorik bulanıklık noktasına yöntembilimsel bulanıklık da Esen Rüzgar: Bulanık, Hissiyat Yüklü ve Siyasetsiz

eşlik etmektedir. Ana akım yaklaşımın yöntemi sürekli

Akademide Marksizmin kaybettiği hegemonyanın yeri-

farklılıkları arar, bulur ve öne çıkarır hale gelmiştir. Emek

ni alan post-yapısalcı, post-Marksist ve/veya post-mo-

ve sınıf çalışmalarında, sınıf içi farklılıklar, etnisiteye,

dernist yaklaşımlar kimlik, kültür ve etnisite gibi alanları

milliyete, dine ve toplumsal cinsiyete dayalı farklılıklar

öne çıkarıp, bu konularda çalışmalar yaptıktan sonra

görüldükçe ve bunların altı çizildikçe “bilimsellik” iddiası

Marksizmin yeteri kadar “geri püskürtüldüğü” düşünce-

güçlenmektedir. Burjuva sosyal bilimler, topluma, sahip

siyle son yıllarda emek ve sınıf çalışmalarına da eğildiler.

olduğu farklılıklar üzerinden seslenmeyi tercih eder. Bu

Adı geçenler yeni yüzyılın başında emek çalışmalarının

seslenme biçimini içselleştirip, emek ve sınıf araştırma-

ortodoksisini oluşturmak hevesiyle çalışmalar yürütü-

larında yöntemi “farklılıkları görme” olarak tanımlamak,

yorlar.

rüzgarla sürüklenmek anlamına gelmektedir. Bu duruma karşı Ellen Meiksins Wood’un sorusu meydan oku-

Bu yaklaşımın, ilk olarak belirtilebilecek özelliği, teorik

yucudur: “Dünyada görülen en bütünselleştirici sistem

bulanıklık ve netleşememe durumu içinde olmasıdır.

olan kapitalizm ile kuramsal olarak yüzleşmekten kaçın-

“Yüksek akademi” içinde farklı disiplinler, teorisyenler,

mak için, bilgiyi bütünselleştirmeyi reddetmekten daha

kavramlar ve kuramlar, enigmatik bir halde yan yana

iyi bir yol olabilir mi?”

gelmekte ve bu enigmatik hal içinde amaç ve sorunsal kaybolmaktadır.

İkinci olarak, ana akım olmaya çalışan yaklaşım hissiyat yüklüdür. Marksizmin hayatı ve emeği anlar ve açıklar-

Teorik bulanıklık, sosyal gerçekliğe dair farklı bilme ve

kenki aydınlanmacılıktan devraldığı “soğuk”, “materya-

anlama/açıklama yaklaşımlarına sahip düşünürlerin/te-

list” ve “kaba” analizlerinin yerine “insani” olanı anali-

orisyenlerin bir araya getirilmesinin sonucudur. Tüm dü-

ze taşıdığı iddiasındadır bu çalışmalar. Bu çalışmalar,

şünsel faaliyetini bir teorisyeni sosyal kuramdan silmek

emeğin çözümsüz olduğu varsayılan trajedisini estetik

için yoğunlaştırmış olan bir teorisyen, diğer teorisyen ile

bir mesele haline getirmekte, sömürüye muhatap olan

ilişkilendirilerek, iki teorisyenin kavramları birlikte kul-

bahtsızların hallerini anlata anlata bitirememektedirler.

lanılmaktadır. Her teorisyen bir teorik geleneğe ve bir

“İşçi sınıfının kendi sesini duymak”, “işçi sınıfına söz ver-

teorik soyağacına aittir. Fakat son dönemde bu teorik

mek” anlamında anlatılar, emek çalışmalarının “olmazsa

gelenekler ve teorik soyağaçları tümüyle yok sayılmak-

olmaz”ıdırlar. Emek ve sınıf çalışmalarında, duygular

tadır.

-ıstırap, hınç, öfke, neşe, coşku, direnç ve umut- hem toplumsal yapıyı çözümlerken hem de siyasal mücadele

Teorik bulanıklık, kavramların ve kuramların ait olduk-

üzerine düşünürken en asli tartışma konularıdır. Fakat

ları düşünsel geleneklerden kopartılması ve birbiriyle

ana akım yaklaşımda, anlatılar, hikayeler ve duygular

eklemlenmesinin sonucu olarak da ortaya çıkmaktadır.

gerçeğin temsili olarak kabul görmektedir. Emeğin me-

Son dönemde hem akademide hem de siyasette kav-

kanları ve emeğin gündelik hayatları bir anlatı olarak

ramlar çok hoyratça kullanılmakta ve ortaya ciddi bir

serimlenmektedir. Deneyimler, söylemsel inşalara dö-

düşünsel karmaşa çıkmaktadır.

nüşmektedir.

Teorik bulanıklık, tüm bu sıralananların yanı sıra Marksist

Son olarak ise, ana akım yaklaşım siyasete kapalı bir içe-

45


rik üretmektedir. Bu çalışmalar, bir hissiyat geliştirmekte

yabancılaşma kuramı, gündelik hayatı ve bu gündelik

ve fakat siyasal bir hat önermemektedir. Bu çalışmalar

hayatı işyeri ve işyeri dışı bütünselliği içinde kavramak

izleğinden gidildiğinde perişan halleri “tasvir”, “tasav-

için kilit önemi sahiptir. Bertell Ollman şöyle diyor: “Ya-

vur” ve “tahayyül” edilenlerin ya yükselecek toplumsal

bancılaşma kuramı, Marx’ın kapitalist üretimin insa-

bilinç ve vicdana sığınmaları ya kamuoyu yaratmaları ya

noğlunun fiziksel ve akli durumu ile bir parçası olduğu

da tefekkür içerisinde ölümü beklemeleri gerekecektir.

toplumsal süreç üzerindeki yıkıcı etkisini gösterdiği entelektüel yapıdır.”

Rüzgara Karşı: Emeğin Ekonomi Politiği

Emek çalışmaları, sınıf hakkında kuramsal olarak düşü-

Emek çalışmaları, bulanık, hissiyat yüklü ve siyasetsiz

nürken, sınıfı toplumsal bir ilişki olarak tanımlayan yolu

yaklaşımın reddi üzerinden tarihsel maddeciliğin ilk

izlemelidir. Sınıfı toplumsal bir ilişki olarak tanımlamak,

amacı olan dünyayı değiştirmek için dünyayı kuramsal

sınıf kuramında önceliği sınıf mücadelesine vermek an-

olarak yorumlamanın izleğinde olmalıdır, diye düşünü-

lamına gelir. Sınıfları tek tek incelemek mümkün değil-

yorum. Kuramsal netlik içinde ve siyasi bir duruşa sahip

dir; sınıflar, girdikleri karşılıklı ilişkiler içerisinde ortaya

olan emeğin ekonomi politiği için “olmazsa olmazlar”

çıkarlar. Sınıfı toplumsal bir ilişki olarak tanımlamak, sı-

nelerdir? Bu olmazsa olmazları beş noktada tartışmak

nıf araştırmalarını da durağan değil, ilişkili ve etkileşimli

istiyorum: a. Kuramsal ve kavramsal netleşme, b. Üretim

olarak kavramak demektir.

noktasının analizi, c. Toplumsal bir ilişki olarak sınıf, d. Sınıf bilinci ile örülmüş siyasallaşma ve e. Gelecek hayali.

Emek çalışmalarında, sınıfsal bilinç ile örülmüş bir siyasallaşma, akademik alanın gündeminde olmalıdır.

Emek çalışmaları, kuramsal ve kavramsal bir netleşme

Tekrarlamak gerekirse, dünyayı değiştirmek için dünya-

noktasında sınıf perspektifi ve klasik Marksist kavram-

yı kuramsal olarak yorumlama izleği takip edilmelidir.

larla kurulmuş çözümleme araçları ile örülmesi hayati-

Emekçiler için, kapitalizm koşullarında doğrudan üretim

yet taşımaktadır. Kuramsal ve kavramsal netliğin kay-

noktasında olan bitenle, bugüne dek olmuş bitmişin ve

bolması kapitalizmin eleştirisi noktasında olmasa da

en önemlisi nasıl olması gerektiğinin sağlam kuramsal

onu ortadan kaldırmayı amaçlayan teori ve eylem için

ve kavramsal temellerle tartışılması önem taşımaktadır.

hayati sorun yaratır. Emek çalışmaları, gelecek hayali de içermelidir, diye Emek çalışmalarında, üretim noktasının hareket ve ana-

düşünüyorum. Bugünün tahlili kadar, emeğin sömürül-

liz noktası olarak alınması mühimdir. Marksizmin analize

mesi, değersizleşmesi ve yabancılaşması süreçlerine

başladığı nokta, kapitalizmde, üretim noktasında kapi-

karşı alternatifler üzerine de düşünülmelidir. Alternatif

talist doğanın nasıl yaratıldığıdır. Artı-değer mekaniz-

gelecek üzerine, diğer bir deyişle, sosyalist emek süreci

ması, artı-değere el koyan ile üretici arasındaki belirli bir

üzerine düşünmek, sömürüyü, yabancılaşmayı ve de-

toplumsal ilişkidir. Dolayısıyla, kapitalist üretim noktası,

ğersizleşmeyi barındırmayan teknoloji, yönetim ve ör-

emek süreci ve “değerlenme süreci” olarak tanımlanan

güt üzerine düşünmektir bir anlamda.

artığa el koyma ile birlikte ele alındığında merkezi bir çözümleme alanıdır.

Sonuç olarak, emek ve sınıf çalışmalarında, bulanık, hissiyat yüklü ve siyasetsiz rüzgarlar eserken, bu rüz-

Üretim noktasını, teknik bir alan olarak iktisadın konu-

garlara karşı durmak için sorumlulukla ve cesaretle yü-

suna terk etmek ve emek ve sınıf çalışmalarını günde-

rümeyi seçmek gerekiyor. Bu yolda yürümeyi seçmiş

lik hayat ve tüketim alanları gibi daha siyasi alanlarda

olanlar, seçenler ve seçecek olanlar yolumuz açık olsun...

araştırmaya çalışmak, kapitalizmin meşhur iktisadi ve siyasi ayrımını tekrar üretmektir. Üretim noktası ve üre-

*Ve Tarih Yürüyor, Türkiye’de Sınıfların İzini Sürmek

tim noktasının dışı, diğer bir ifadeyle, işyeri ve işyeri dışı

Sempozyumu kapanış konuşması.

arasında bütünselliği kurma çabası değerlidir. Marx’ın

46


EKOLOJIK KRIZ ÇAĞINDA SAHTE İKILIKLER VE KAPITALIST İMHACILIK Paul Street

Uzun bir süre önce, sosyalist filozof Istvan Merszaros'un 2001 yılında çevre konusunda vardığı karamsar hükme katıldığımı izah etmiştim. Şöyle diyordu: "Kronik yapısal işsizlikten tutun, [günümüzün] büyük siyasi/askeri anlaşmazlıklarına, her yerde apaçık karşımıza çıkan ve günden güne yayılmakta olan ekolojik tahribata kadar karşılaştığımız sorunların çoğu, en kısa sürede ortak eylem gerektiriyor. Böyle bir eylemin zaman ölçütünü belki birkaç on yıl olarak alabiliriz ama bu kesinlikle yüzyıllar olmamalı. Zamanımız tükeniyor... Eğer radikal kitle hareketleri için bir gelecekten bahsedemiyorsak, insanlığın kendisi için de bir gelecekten bahsedemeyiz; meselenin rahatsız edici gerçekliği de budur. Rosa Luxembourg'un sözlerinden uyarlayacak olur47


sak, karşı karşıya olduğumuz tehlikelerle ilgili olarak,

bir yer haline getireceğine inanmamaktadır. Tam ter-

'ya sosyalizm, ya barbarlık' denklemine bir de şunu

si daha olanaklıdır. Budist öğretmen ve yazar Chög-

eklerdim: 'şanslıysak barbarlık.'  Çünkü sermayenin yı-

yam Trungpa'nın da bir keresinde gözlemlediği üzere,

kıcı gelişim rotasının en sonunda insanlığın yok oluşu

"kendi kişisel akıl sağlığı tecrübemiz aslen iyi toplum

vardır."

görüşümüze bağlıdır...Kendi zihnimizdeki karışıklığın, saldırganlığın üstesinden gelmeden toplumun sorun-

İhtiyaç duyduğumuz bu hareketin, solcuların bu yazıda

ların çözmeye kalkışırsak, çabalarımız, temel sorunları

tartışılan sahte ikilikler, sahte ikilemlerden kurtulama-

çözmek yerine onlara katkı sağlamakla kalır."

dıkça ortaya çıkabileceğini sanmıyorum. Aşağıda, internette bulduğum sahte ikilik kavramının faydalı bir

2. Yeryüzü- İş: Bu Sİ'ye göre, ekolojik sürdürülebilir-

tanımı ve tartışması var:

likle istihdam arasında bir seçim yapmak zorundayızdır. Burada bahsedilen, hem uzun dönemde (sevdiğim

"sahte ikilem, ya da sahte ikilik, iki karşıt görüş, se-

yeşil protesto sloganından alıntılarsak) "ölü bir geze-

çenek ya da sonucun tek olasılıkmış gibi sunulduğu

gende ekonomi [dolayısıyla iş] yoktur" gerçekliğini,

mantık safsatalarıdır; yani, bunlardan biri doğru ise,

hem de daha kısa vadede, sürdürülebilir enerji kaynak-

öbürü yanlış olmak zorundadır, ya da daha alışageldik

ları ve altyapıya doğru kapsamlı bir dönüşümün mil-

şekliyle, birini kabul etmiyorsan, öbürünü kabul etmek

yonlarca toplumsal ve çevresel olarak gerekli iş imkânı

zorundasın. Çoğu durumda ise, birbirini dışlayan iki se-

yaratacağı gerçekliğini göz ardı eden yanlış bir ikilem-

çenektense, aslında birçok başka alternatif mevcuttur.

dir. PSİS, insanlığı fosil yakıtlardan ayırıp, gezegenle

Sahte ikileme düşmenin iki yolu vardır. Ya, birçok se-

girilen ekstraktivist ilişkiden uzaklaştırıp, yenilenebilir

çenek var olduğu halde yalnızca iki seçeneğin olduğu

enerjiye ve başka yenileyici politika ve uygulamalara

düşünülür. Ya da, öyle olmadığı halde, iki seçeneğin

yaklaştırmak için tasarlanmış geniş çaplı kamucu "yeşil

birbirini dışladığı düşünülür.

istihdam" programlarını savunmaktadır. Aynı zamanda, PSİS, vatandaşların yaşam gerekliliklerini karşıla-

Aşağıda, solcuların başına bela olan yaygın bazı sahte

mak için emeklerini, sömürücü kapitalist işveren sını-

ikilik ya da ikilemler (buradan sonra Sİ olarak kısaltı-

fına kiralamak zorunda kalmayacağı, post-kapitalist

lacak) için ekolojik-solcu, katılımcı-sosyalist bir bakış

katılımcı-demokratik bir toplumu savunmaktadır.

açısıyla çözümler sunuyorum. 3. Irk/Toplumsal Cinsiyet/Milliyet–Sınıf: Bu Sİ'ye Bu Sİ'lerin birçoğunu sol kendi içinde yaratmış, bir

göre, bir tarafta ırk adaletini ve eşitliğini savunmak,

kısmı ise dışarıdan gelmiştir. Her halükarda solcuların

öbür tarafta ise ekonomik ve sınıf adaleti ve eşitliğini

bunları dikkatle inceleyip çözmesi gerekmektedir.

savunmak arasında seçim yapmak zorundayızdır. Buradaki durum ise, ırk adaletsizliğinin ve eşitsizliğinin

48

1. Şahsi Çıkar– Toplum: Bu Sİ'ye göre, kişi ya kendi çı-

çoğunlukla sınıf baskısından kaynaklandığı, sınıf ada-

karını ya da sağlığını gözetmelidir, ya da daha genel

letsizliğinin önemli ölçüde ırk ayrımı ile sürdürüldüğü

kamu yararını. Saçmalıktır bu.  Arzu ettiğim devrim-

ve ırk eşitsizliğinin üstesinden gelmek için mücadele

ci post-sahte ikilem sol projem (buradan sonra PSİS

etmeden sınıf baskısına karşı mücadele edilemeyece-

olarak kısaltılacak), bencilliği, egoya aşırı bağlılığı ve

ği gerçekliğini göz ardı eden yanlış bir ikilemdir. PSİS,

narsisizmi kınanması gereken bir şey olarak görse de,

sınıf ya da ırk baskısına karşı mücadeleden birini seç-

aynı zamanda bireysel gelişim ve sağlığın toplumsal

mek zorunda değildir. Aynı temel noktalar, toplumsal

ve çevresel adalet ile iyileştirileceğini de savunmak-

cinsiyet, etnik köken, bölgesel kimlik, milliyet, cinsel

tadır. Aynı zamanda, PSİS, toplumu değiştirmek adına

yönelim, dini (ya da dini olmayan) kimlik, yaş, hastalık

kendi iyiliğini feda eden insanların da dünyayı daha iyi

ve engellilik eşitsizlikleri için de geçerlidir. PSİS, aynı


zamanda bütün baskı, sömürü ve eşitsizlik yapılarına,

sı, işletimi ve bakımı; nükleer enerji santralleri, büyük

kurumlarına ve ideolojilerine karşıdır.

hapishaneler, polis ve gözetim tesis ve teknolojileri; Obeziteye teşvik eden fast-food restoranları; nükleer

4. Sendika yanlısı- Sendika Karşıt: Bu Sİ, ya sendika

silahlar ve diğer kitle imha yöntemleri yer alır.) Aynı

yanlısı ya da sendika karşıtı olunabileceğini varsayar.

zamanda, PSİS, bütün emekçilerin (öğretmenler, sosyal

Burada çeşitli sendika türleri arasındaki farklılıklar göz

hizmet çalışanları ve hemşirelerin yanı sıra gardiyanlar,

ardı edilir. PSİS, üyeleri için istihdam fırsatları, maaş

petrol sondaj işçileri ve silah üreticileri) kapitalizm ko-

ve ek ödeme şartlarından başka bir şeyle ilgilenme-

şullarında sendikal haklara ve toplu sözleşme haklarına

yen, sırf iş ve ücret odaklı "şirket" sendikalarıyla yan

sahip olması gerektiğini savunur. Otoriter olmayan ve

yana gelmez. Böyle sendikalar, üyelerinin çoğu zaman

eşitlikçi çalışma koşulları sağlayacak geniş, çok yönlü,

iş görevlerinin anti-sosyal ve çevresel olarak zehirli

ilerici ve radikal-demokratik değişimler için mücadele

doğası ya da işin tipik olarak hiyerarşik bir düzlemde

etmeye hazır, siyasi ve toplumsal yönelimli sendikaları

aşırı otoriter bir iş bölümü ile insanlık dışı bir şekilde

destekler ve ilerletir. PSİS, sermayenin imhacı mantı-

yapılanması ve örgütlenmesi ile ilgilenmez. (Anti-sos-

ğı ile yönetilen çürümüş tepeden inmeci bir dünyada,

yal ve eko-soykırımcı meslekler arasında petrol, gaz

üyeleri ve yöneticileri için daha iyi anlaşmalardan ziya-

ve kömür çıkarım ve nakliye tesis ve hizmetlerini inşa-

de, yeni ve demokratik olarak dönüşmüş, altüst olmuş 49


bir dünya arayışındaki işçi sınıfı örgütlerini, yani radikal

olan ortak bağımlılıkları konusunda farklı olmaktan çok

ve devrimci sendikaları destekler.

aynı olduklarını asla unutmaz. PSİS, aynı zamanda Demokratların bazı yönleriyle en sağcı Cumhuriyetçiler-

5. Oy vermek– Kayıtsızlık: Bu Sİ ise, seçimlere girmek

den bile daha kötü olduklarını da bilir. Bir dereceye

ya da siyasi olarak bağımsız kalmak arasında bir ikilem

kadar "daha etkili şeytan" (Glen Ford) onlardır, özel-

sunar. "Reel kapitalist demokrasi" koşullarında yaygın

likle de popüler toplumsal hareketlerin yıkıcı ve radikal

olarak aşamalı seçimlerle sunulan siyasi seçenekle-

potansiyellerini ele geçirmek, aşırmak ve yok etmek

ri abartmanın yanı sıra, bu ikilem, seçim politikalarını

konusunda. PSİS, mevcut derin toplumsal ve çevresel

yanıltıcı bir şekilde tek geçerli siyaset biçimi olarak ta-

ikilemlerimiz için anlamlı çözümlerin, her iki kanadın

nımlar. PSİS, seçim politikalarına herhangi bir şekilde

da (aşırı sağcı Cumhuriyetçiler ve merkez-sağ Demok-

katılmayı reddetmese de (yazar son Yunanistan seçim-

ratlar) seçilmemiş, birbiriyle bağlantılı para, sermaye,

lerinde elbette SYRIZA'ya, geçen seneki Seattle Bele-

iş, imparatorluk, ataerkillik ve beyaz üstünlüğü dikta-

diye Meclisi seçimlerinde sosyalist Kshame Sawant'a,

törlüklerinin hizmetinde bulunan "iki parti sistemi" ile

gelecek İspanya seçimlerinde ise sol parti Podemos'a

elde edilebileceğine inanmamaktadır.

oy verirdi), ABD vatandaşlarına "önem arz eden tek politika" olarak satılan aday merkezli seçim gözlükleri-

7. Reform– Devrim:  Bu Sİ, ya şu an egemen olan güç

nin ötesinde, tabandan gelişen toplumsal hareketlerin

sistemi altındaki reformları, ya da bu sistemin dev-

gücünü, yıkıcı kapasitesini, kültürel etkisini ve günlük

rimle değişmesi gerektiğini desteklemek gerektiğini

hayatta geçerliliğini ilerletmeyle daha çok ilgilenmek-

iddia eder. PSİS, reform ve devrimin birbirini dışlayan

tedir. Bu durum, var olan parti ve adayların sunduğu "seçenekler"in dar ve büyük şirketlerin denetimi altında olduğu ABD'de daha bir gerçektir. Amerikalı radikal tarihçi Howard Zinn'in görüşlerini yorumlayacak olursak, bu seçimler sokaklarda, imalathanelerde, okullarda, iş yerlerinde, meydanlarda kimin olduğundan daha ziyade, Beyaz Saray'da, 50 eyalet valisinin köşklerinde, ABD Kongresi'nde ve başka sözde "temsiliyet" mevkilerinde kimin olduğuyla daha ilgilidir. Aynı zamanda, PSİS, ABD parti ve seçim sistemini değiştirerek seçimlere katılmayı daha anlamlı bir hale getirmeyi destekler. 6. Demokratlar– Cumhuriyetçiler:  ABD'ye özgü olan bu Sİ, solcuların ve diğer ilericilerin, baş gerici Cumhuriyetçi Parti'yi seçimlerde geriletmek için Demokrat Parti'yi desteklemesi gerektiğini iddia eder. PSİS, ABD'li birçok ilerici kesimin neden taktiksel olarak Cumhuriyetçiler

karşısında

Demokratlara

destek

vermek zorunda kaldıklarını anlamaktadır. PSİS, bu egemen iki siyasi örgütün farksız olduğuna inanmamaktadır (Cumhuriyetçiler ve Demokratların, başka farklılıkların yanı sıra, farklı tarih, seçmen ve fonları vardır,) ancak kapitalist elite, "serbest teşebbüs" sistemine ve ABD'nin küresel ve askeri imparatorluğuna 50


amaçlar olmadığına inanmaktadır. Devrimci hareket-

Ancak, reform ve devrim arasındaki diyalektik dansın

lerin, kısmen, insanların günlük hayatlarını iyileştiren

içsel gerilimleriyle yaratıcı bir biçimde çalışmak için

reformların savunulması, bazen de gerçekleştirilmesi

hazırdır.

ile kazanılan kitlesel desteğin üzerinden kurulduğunun farkındadır. Belli reformların, şu an egemen olan ka-

8. Talepler– Örgüt: Bu Sİ, yükselmekte olan bir sol

pitalist sistemin ve egemenlerin tatmin edemediği po-

hareketin ya belirli taleplere odaklanması gerektiğini,

püler beklentiler yaratabileceğini, bunları genişletebi-

ya da değişimi zorlamak ve tabandan gelip talepleri

leceğini bilir. Aynı zamanda, PSİS ciddi reformcuların,

kazanmak için kendi örgütsel kapasitesinin gelişimine

isteksiz elitleri daha radikal değişimlere alternatif ola-

odaklanması gerektiğini varsayar. PSİS, politika fikir-

rak reformları geçirmeye ikna etmek için "soldan ese-

leri ya da taleplerinden ziyade, güçlü ve dayanıklı ku-

cek bir fırtına"ya ihtiyaç duyduğunun da bilincindedir.

rumsal mevcudiyetin ve gücün solun şu anki öncelikli eksikliği olduğu için örgütlenmeye öncelik vermekte-

PSİS, reformların yetmeyeceğini bilir. Martin Luther

dir. Yine de, PSİS, hem acil reformlar açısından, hem

King, Jr. yaşamının sonlarına doğru, "yüzleşmemiz

de uzun dönemlik alternatif toplumsal ve siyasi-eko-

gereken asıl mesele"nin "toplumun kendisinin radikal

nomik tasavvur açısından kaçınılmaz , "siz neyi destek-

bir şekilde yeniden kurulması" olduğunu yazdığında

liyorsunuz" sorusunu ne göz ardı eder, ne de belirsiz

haklıydı. PSİS, reformların, kitlesel hareketleri aşırmak,

olarak erteler. Mücadele edecek örgütleri olmayan fi-

seyreltmek, bölmek ve demobilize etmek gibi tarihsel

kirlerin hayata geçme şansı çok azdır, ama belirli, üze-

yeteneklerine karşı uyanıktır, bunların bilincindedir.

rinde düşünülmüş değişim talepleri ve fikirleri olmayan örgütlerin de ciddiye alınması ya da geniş ve kalıcı katılımcılara ulaşması muhtemel değildir. 9. Büyüme- Sıfır Büyüme: Bu Sİ'ye göre, ya (a) kapitalizm koşullarında milyarlarca insanın istihdam ve gelir için ihtiyaç duyduğu çevresel felaketlere yol açacak bir ekonomik büyümeyi desteklemek zorundayız, ya da (b) yaşanılabilir ekoloji için büyümeye karşı çıkmalıyız. Sıfır büyümeyi öngören bir ekonominin, mevcut egemen kapitalizm koşullarında milyarlarca insan için geniş ölçekli işsizlik ve yoksulluk getireceğinin acı bir şekilde farkında olan PSİS, aslında mevcut kaotik ve çevresel olarak imhacı devlet-kapitalizmi modelinde büyümeye karşı durmaktadır. Büyümeye ve sermaye birikimine bağlı kapitalizm, dünyayı zehirli atıklara boğuyor, dünya kaynaklarını israf edip zehirliyor ve ciddi yoksulluk ve eşitsizlik karşıtı mücadeleler için sonsuz, ruhsuz ve eko-imhacı bir materyal yayılmayı ölümcül ve sahte alternatifler olarak ilerletiyor. Yine de, PSİS, büyümeyi egemen kapitalist anlamının ötesinde ve ona karşı olarak birçok anlamda yeniden tarifler.  Hümanist psikolog Abraham Maslow, insanların "psikolojik büyüme" kapasitelerinin dikkate değer olduğunu yazmıştır. Bununla demek istediği şey, (önde gelen 51


lumsal ve hatta ruhsal bir sorundur, ama mesele daha kitlesel feragat çağrısı yapmak değildir. Daha fazlaya karşı daha az değildir sorun; daha iyiye karşı daha kötüdür. Görevimiz, sermayenin, otoriter, eko-soykırımcı ve imhacı egemenliğinin ötesinde nitel anlamda farklı ve daha iyi materyal ve sosyal hayatlar yaratmaktır. 11. Ekolojik Kriz- Geri Kalan Her Şey: Gittikçe kötüleşen son iklim öngörülerini ele aldığımız vakit, insan eliyle yaratılan iklim değişikliğinin neden olacağı küresel çevresel felaket yakında engellenemezse, Noam Chomsky'nin de uyardığı gibi, "bir iki kuşak sonra, konuştuğumuz geri kalan hiçbir şeyin bir anlamı kalmayacak," sonucuna ulaşmak işten bile değildir.  Chomsky, solcular ve ilericiler için yazıtakipçilerinden Frank Globe'un sözleriyle) "yetenek,

yordu, ki bu grup için "geri kalan her şey" yoksulluk,

kapasite, yaratıcılık, akıl ve karakterin durmaksızın ge-

emperyalizm, ırkçılık, eşitsizlik, plütokrasi, neo-libe-

lişmesi"yle "kendini gerçekleştirme"ye yönelmektir. Bu

ralizm, cinsiyetçilik, polis devleti, ulusalcılık, gözetim,

durumu, kapitalist toplumun materyal ve ekonomik

kitlesel tutuklamalar, şirket aklının denetimi, militarizm

"başarı"yı aşırı vurgulayan yapısına karşı bulmuştur.

ve de kapitalizm gibi hedefleri içine alır.

Daha geniş bir ölçüde baktığımızda, PSİS, toplumun gerçek ve istenilen büyümesini, toplumun geniş kesim-

Bu uyarı, "sermayenin yıkıcı gelişim rotası" (Meszaros)

lerinin elde edeceği daha fazla miktar, hız ve yoğunluk-

göz önüne alındığında güçlü, isabetli ve bir o kadar

ta eşitlik, adalet, demokrasi, katılım, sürdürülebilirlik,

da tüyler ürperticidir. Yine de, solcu-çevreci Naomi

sağlık, yaratıcılık, hayal gücü, empati, dayanışma, sevgi

Klein'ın, aktivistleri ekolojik krizi ve iklim değişikliğini

ve mutluluk olarak tasarlar. Bütün bu olumlu nitelikler,

daha geniş ölçekli siyasi bir çerçeve içerisinden an-

şu an egemen olan devlet kapitalizmi modeli ve en ni-

lamlandırmaya zorlaması yerinde bir harekettir. Bu

hayetinde insan gelişimini gerileten ve hatta yok eden

çerçeveden bakıldığında, sorunlar doğrudan küresel

"büyüme" tanımının saldırısı altındadır.

ısınmaya bağlıdır: barınma, kamusal alan, emek hakları, işsizlik, sosyal güvenlik, insani hizmetler, altyapı,

52

10. Daha Fazla- Daha Az: PSİS, bazı çevrecilerin halkın

militarizm, ırkçılık, demokrasi ve daha fazlası. Klein'ın

"daha azla geçinme"ye tembihlenmesi gerektiği iddia-

da gösterdiği gibi, iklim eylemlilikleri, bahsedilen bu

sını reddeder. Bu istek, finans ve şirket elitlerinin ve on-

alanların ve ilgili başka alanların her biri etrafında ger-

ların son otuz yıldan fazladır iktidarda bulundan devlet

çekleştirilecek olumlu hükümet ve kolektif eylemler ile

içindeki temsilcileri tarafından ilerletilen neoliberal ke-

yakından ilgili ve tutarlıdır. İklim krizini hedef alan bir

mer sıkma politikalarını güçlendirmektedir. Daha sade

hareket, geniş çaplı ilerici ve hatta devrimci değişiklik-

yaşam tarzları için yapılan çağrıların birkaç kuşaktan

ler ile toplumun her alanında demokrasinin ve kamu

beri hayat standartlarına acımasızca saldırılan işçi sı-

sektörünün yeninden canlanmasına bir köprü kurabilir.

nıfı çoğunluğunda destek görmesini beklemek zordur.

Yeni kitabı This Changes Everything: Capitalism vs. The

Kitlesel ve müsrif tüketimcilik, büyük ekolojik, top-

Climate'taki [İşte Bu Her Şeyi Değiştirir: Kapitalizm vs.


İklim] argüman, "iklim değişikliğini halledin, yoksa biz

dayızdır. PSİS, güncel mücadeleye öncelik vermekte,

ilericilerin konuştuğu başka her şey önemsiz kalacak,"

devrimci bir geleceğin öncelikle bu mücadelelerden

değildir.   Klein, daha ziyade, gezegeni yaşanabilir bir

ortaya çıkacağının farkındadır. Aynı zamanda, şu an

halde kurtarmak için gerekli olan iklim eylemliliklerin,

ne tür bir gelecek hedefleri ve toplum arayışında oldu-

aynı zamanda "başka her şey" için de ilerlemeye doğru

ğumuzun güçlü bir şekilde geliştirmenin, sürdürmenin

bir adım olduğunu ifade eder. En nihayetinde, Klein,

ve güncellemenin aktivistler için faydalı olduğunu sa-

benim de doğru bulduğum bir şekilde, şunu savunur:

vunmaktadır. Böyle bir çaba, mevcut mücadelelerde

"Rahatsız edici gerçek şu ki [küresel ısınmanın] kar-

tutunmamıza, bu mücadeleleri nihai niyetlerimiz doğ-

bonla alakası yoktur, asıl kapitalizimle...[ve sistemin]

rultusunda şekillendirmemize yardım eder.

yeryüzüne karşı açtığı savaşla vardır," (Chomsky'nin de katılması muhtemel bir duruş.) PSİS (yani, ben) hem-

14. Kapitalizm- Reel Sosyalizm: Eğer, alternatif top-

fikirdir.

lum tasavvurlarımızı yalnızca kapitalizm ve geçmiş ve mevcut reel sosyalizm arasındaki tarihsel çatışma

12. Öncülük– Kendiliğindenlik: Bu Sİ'ye göre, ya mi-

üzerinden kurarsak, iki sistemin de günümüze kadar

litan, kontrolcü, tepeden, öncü bir radikal liderlikle

paylaştığı derin zorlukların üstünü yersiz yere kolayca

ilerlemeli, ya da yeteri kadar radikal olmayan "kitle-

örtmüş oluruz. PSİS, 20. ve 21. yüzyıllarda reel kapita-

lerin" "saf kendiliğindenliğine" teslim olmalıyız. PSİS,

lizmin ve reel sosyalizmin bazı korkunç özellik ve mo-

ne geniş halk ve işçi kesimlerinin ardında romantizme

delleri paylaştığını hatırlatır. Bu özellik ve modellerden

düşer, ne de liderlik, program, strateji, taktik, kadro ve

özel olarak dillendirilmesi gereken ikisi, (a) işçi sınıfının

örgütlenmeye duyulan ihtiyacı reddeder. Egemen sınıf

büyük bir bölümüne, görece ayrıcalıklı, yetkili ve var-

propagandası, medya, "eğitim," ideoloji ve diğer gerici

lıklı bir yönetici ve profesyonel elit sınıfın ("koordinatör

etkenlerin devlet kapitalizmine ve emperyalizme (ve

sınıf," Hahnel ve Albert') tasarladığı ve koordine ettiği

başka otoriter baskıcı yapılara ve ideolojilere) verilen

dar, yetkisizleştirici ve düşük statülü işler verilen ya-

rızayı imal etmede çoktandır güçlü bir rol oynadığının

bancılaştırıcı ve hiyerarşik "tekelci iş bölümü"ne (Mic-

acı bir şekilde farkında olan PSİS, ezilen insanların söy-

hael Albert ve Robin Hahnel'in yararlı terimi) sadık kal-

lediği, düşündüğü ya da yaptığı şeylere sorgusuz itaat

ma; (b) yeryüzüyle "ekstraktivist" bir ilişki kuran, bizi

etmeyi desteklemez. Elit, gerici kültürel ve ideolojik et-

her geçen gün ekolojik felakete yaklaştıran bir modele

kilere karşı mücadele etme ve radikal özgürlüğün eleş-

sadık kalmaktır. PSİS, bunları ve reel sosyalizmin olum-

tirel pedagojisini ilerletme görevinden geri durmaz.

suz başka etkilerine karşı çıkar. Kapitalist ve başka te-

Aynı zamanda, PSİS, şu an egemen olan sınıfların imti-

kelci iş bölümlerini, kapitalist mülkiyet ilişkilerini yıkıp

yazlarının, güçlerinin yerine kendininkileri koymayı he-

aşan, katılımcı, eşitlikçi bir ekonomiyi öngörür. Dün-

deflemez. Hem toplumda hem de kitlesel hareketlerde

yanın kaynakları ve doğal çevresiyle yeni "yenileyici"

kitlesel katılımcılığın ve gücün derinleşmesi ve geniş-

(ekstraktivist karşıtı) bir ilişki için mücadele verir.

lemesi için çalışır. Kitlesel çoğunluğun tepesinde değil de, bu çoğunlukla birlikte yükselmeye çalışan PSİS,

15. Yerel- Küresel/Sistemik: Bu Sİ, bize ya "yalnız-

"kitleleri" yönetmekten çok, gerçekten halka ait, çok

ca" yerel düzeyde, ya da ulusal ya da dünya genelin-

yönlü, demokratik bir devrim yolunda dayanışmayla

de daha sistemik düzeyde değişim aramamızı söyler.

onlara yoldaş olmayı, yardım etmeyi hedefler.

PSİS'in, sınıf, ırk, milliyet ve imparatorluk gibi devasa baskıcı yapıların yalnızca yerel (ya da yalnızca bölgesel

13. Güncel Mücadele- "Ütopik" Tasarımlar: Bu Sİ'ye

ya da ulusal) mücadelelerle üstesinden gelinebileceği

göre, (a) derhal örgütlenip mücadele etmek ve (b)

gibi aptalca bir hayali yoktur. Yine de, yerel ve bölge-

günümüzün baskıcı yapılarının ötesinde bir geleceği

sel düzeyde yaşanan tecrübeleri, yerel meseleleri ve

titizlikle tasarlamak arasında seçim yapmak zorun-

yerel kaynak kullanımın ekolojik zorunluluklarını göz 53


ardı etmez, küçümsemez. Iowa gibi tarımsal faaliyetler

dır. Örnekler arasında karbon-endüstriyel kompleks

açısından çok verimli olan eyaletlerde, tipik bir akşam

devleri, nükleer enerji endüstrisi, askeri silah üretimi,

yemeği sofrasında bulunan yiyeceklerin %90'ından

modern Kapalı Hayvan Besleyiciliği [CAFO], fast-food

fazlasının bu eyaletin dışında yetiştirilen ya da üreti-

yemek endüstrisi ve eskimiş ilkeler etrafında çalışan

len besin maddelerinden oluşması, günümüzün kapi-

sayısız üretim süreçleri vardır. Bunlar ve benzeri kor-

talist ve eko-soykırımcı çılgınlığının bir göstergesidir.

kunç, imhacı "üretim güçleri" durdurulmalı, değiştiril-

PSİS'in öngördüğü yerel ve küresel değişim, doğal ola-

meli ya da insanlar, diğer türler ve yeryüzü arasındaki

rak, önemli ve makul yeniden yerelleştirme adımlarını

ekstraktivist ilişkiden sürdürülebilir ilişkiye geçişe uy-

destekleyen, hatta zorunlu kılan koşulları ve besin ve

gun bir biçimde yeniden düzenlenmelidir. Bunun yanı

başka kaynakların tedarik ve nakliyesini içerir.

sıra, kitle imha silahlarının, emperyalist egemenliğin ve ebedi savaşların son bulması gerekmektedir.

16. Devlet Sosyalizmi- İşçilerin Denetimi: PSİS, (a) solcuların devlet iktidarını ele geçirip bunu karşı dev-

18. Tarihi Anlamak- Tarihi Değiştirmek: Solcular genç

rimci kapitalist güçlere karşı kullanmasının ve (b)

Marx'ı alıntılarken sıklıkla şu hatayı yaparlar: "Filozoflar

solcuların kitlesel demokratik kurumlar ile iş yeri ve

dünyayı anlamaya çalıştılar; oysa sorun onu değiştir-

toplumda halkçı-katılımcı güçleri geliştirmesinin aynı

mektir." Marx'ın aslında söylediği ise şuydu: "Filozoflar

anda ve iki yönlü olarak gerekli olduğunun farkında-

dünyayı yalnızca çeşitli şekillerde yorumlamışlardır;

dır. Bolşevik Devrimi'nin neredeyse derhal (b)'yi (a)'ya

oysa sorun onu değiştirmektir." PSİS, insanların tari-

tabi kılmasına karşı çıkmaktayız. Kapitalizm ve reel

hi (ve "dünya"yı) çalışıp anladıklarında, tarihi ( ya da

sosyalizm arasındaki ikilemin reddedilmesi (bkz. 14),

"dünya"yı) daha iyi bir yönde değiştirmek adına daha

bununla ilgili olarak öncülük ve kendiliğindenlik (bkz.

iyi bir konum kazananacaklarına inanır.

12) arasındaki ikilemin reddedilmesi ve de büyüme ve sıfır büyüme arasındaki ikilemin reddedilmesi ile tutarlı

19. Eleştiri– Çözüm: Solculara, genellikle hatta nere-

olarak, PSİS bir tarafta geçiş dönemi devlet sosyaliz-

deyse bir ayin gibi, çözüm önermektense mızmızlanıp

mi ile öbür tarafta işçilerin ve halkın güçleri arasında,

eleştiri yaptıkları söylenir. Bir keresinde Chomsky'nin

iki tarafı da güçlendiren diyalektik olarak ayrılmaz bir

de dediği gibi, "bu suçlamanın isabetli bir çevirisi var-

ilişkiyi savunur. Bu ilişkide, devrimci devlet, işçilerin ve

dır: 'çözüm sunuyorlar ama ben beğenmiyorum.'"

halk hareketlerinin araçlarını korur, böylece de devletin

Solcu düşünürlerin eserleri, ağırlıkla çözümlerdense

kapitalist ve emperyalist reaksiyonlara karşı vereceği

eleştiriye yönelik olsa da, mevcut egemen politikaya,

gerekli mücadelenin halk desteği arttırılmış olur.

sosyo-politik ilişkilere ve kurumlara alternatif bulma konusunda sol düşünce içerisinde bir eksiklik yoktur.

17. Üretim Güçleri- Üretim İlişkileri: Marx'ın ve Marksiz-

PSİS, yine de bu düşünceleri teşvik etse de, bir dok-

min klasik ifadelerinde, devrimci sol "üretim güçleri"ni,

torun hastasının tedavisini teşhisinden ayırmayacağı

aslında büyük oranda kendilerini ortaya da çıkarmış

gibi, çözümleri de eleştiriden ayırmayı destekleme-

olan baskıcı burjuva (kapitalist) "üretim ilişkileri"nden

mektedir. Toplumsal eleştiri ve çözüm konusu, sağlık

özgürleştirmeyi, bu güçleri sol/sosyalist bir yöne çevir-

hizmetlerindeki tanı ve tedavi gibi ayrılmaz bir şekilde

meyi ve nihayetinde "ilgili üreticiler"in kendilerine tes-

birbirine bağlıdır.

lim etmeyi hedefler. Görev, üretim güçlerinden daha

54

ziyade üretim ilişkilerini sosyalistleştirmekti. PSİS, bu

20. Marksizm– Anarşizm: PSİS, anti-kapitalist solda

hedefe aynı şekilde bağlı kalmaya devam eder, ancak

uzun süredir mücadele veren bu iki büyük eğilim ara-

sermayenin ortaya çıkardığı üretici, dağıtıcı ve diğer

sında katı ve dogmatik bir seçim yapmak zorunda de-

tekno-ekonomik güçlerin birçoğunun kanserli, imhacı,

ğildir. Her ikisinin de "Haymarket sentezi"nden ilham

müsrif, yıkıcı ve eko-soykırımcı olduğunun farkında-

alır. Karl Marx ve takipçileri tarafından ilerletilen güç-


lü kapitalizm eleştirisine duyulan saygı ile radikal sol

nın ve evrenin kanunlarını anlayıp bilimsel bilgiyi türle-

anarşistlerin yıllardır verdiği özgürlükçü sol ve anti-o-

rin iyiliği için kullanma kapasitesini ise sahiplenir. Ayın

toriter mücadele ile literatürlerinin itibarını birleştirir.

zamanda, bu kapasitenin, yaşayan canlılar ile yeryüzü

Aynı zamanda, radikal din (bkz. 21) ve yerli halkların,

arasındaki birlikte yaşama ilişkilerini yenileyen ve iler-

insanlar ile diğer canlılar ve yeryüzü arasındaki çatış-

leten bir şekilde kullanılmasında da ısrar eder. Çünkü

madan ziyade uyumluluğa (bkz. 22) olan manevi bağ-

bu ilişki kapitalizmin dünya üzerindeki yaşama açtığı

lılıkları da dâhil olmak üzere, başka düşünce ve kültür

savaş nedeniyle çökmüş durumdadır.

yapılarından da ilham ve akıl alır. 23. Umut– Umutsuzluk: PSİS, kristal küreye bakıp ba21.  Din– Devrim:  Ateistler, devrimci potansiyel üze-

şarılı mı, başarısız mı olacak, diye kafa yormaya pek

rinde tekel kurmamışlardır. Her büyük dünya dininde

zaman harcamaz. Adalet, eşitlik, demokrasi ve yaşa-

radikal-demokratik ve eşitlikçi söylemler vardır. Ayrıca,

nabilir bir ekoloji için mücadele etmek ahlaki ve va-

örneğin Latin Amerika'daki ABD destekli vahşi dikta-

roluşsal görevimizdir, "kazanıp kazanamayacağımızı

törlüklere karşı savaşmak için Hıristiyanlığı Marksizm,

bilmesek bile," (Mario Savio, 1994). Şüphesiz, umut,

anarşizm ve yerli etkilerle birleştiren Latin Amerika

umutsuzluğa yeğlenir, ancak günümüzün mücadele-

Özgürlük Teolojisi taraftarları gibi, dini inançlı insanla-

lerinin gelecekte ortaya çıkaracağı sonuçlar üzerinden

rın tarafında eşitlikçi bir aktivizmin günümüze ulaşan

duygusal ve "boş vaat" olarak kolaylıkla manipüle edi-

uzun bir tarihi vardır.

lebilecek bir his bu; eğer insanlığın onurlu bir gelecekte yaşamak için bir şansı olacaksa, zafer kesin olsun

22. Yeryüzü- Homo Sapienler: PSİS, kapitalizmin ve

olmasın, bu mücadelelerin verilmesi şarttır.

aslında endüstriyel toplumun uzun süredir süren doğa-

yı "fethetme" mücadelesine karşıdır. İnsanlığın, doğa-

Çeviri: Özgün Dede

55


56

Redhaber (4)