Issuu on Google+

04 SiYASET Sibel Uzun Ş UYANIS

Yobazlara karşı Alevi kardeşine sahip çık Bu memlekette “vicdanlı insanlara yer yok dedirtmek istiyorlar. Durmadan umutsuzluk, çaresizliğe itmeye çalışıyorlar. Çaresiz olma durumu o kadar büyüsün ki ipleri eline almış olan egemenler atı alıp Üsküdar’ı geçmiş olsun. Asıl çaresiz olanlar onlar, biz değiliz. Zulüm ve kötülükten başka çareleri yok. Bu nedenle durmadan kötülük üretiyorlar. Aleviler’e, Kürtler’e acımasızca gözü dönmüş bir şekilde saldırıyorlar. Malatya’da Aleviler’e oruç tutmadıkları için saldırıyorlar, evlerine taş, kurşun ne bulurlarsa atıyorlar, evlerini yakmaya çalışıyorlar Madımak’da Aleviler yakıldığında büyük bir insanlık hesabı koskaca bir uçurum olarak duruyorsa Malatya’da öyle yapılmak istendi. Semah Alevisiz kalamaz. Yanan Aleviler değil bir olmak için çırpınan milyonlarca can olur. Toplum Alevi kardeşleri yanarsa her şeyini kaybetme ile yüz yüze kalmış olur. Malatya Sürgü’de jandarma, kolluk engellemiyor saldırganları. Gücüm yetmiyor demeye çalışıyor. Evin büyüklerine “kaçın gidin” uyarıları yapıyorlar korumaları gerekirken. Aleviler bir hak talebinde bulunsalar jandarmanın tankı, tüfeği, gazı, copu bitmez. Daha dün Niğde’de borçları yüzünden elektiriği kesilen köylülere gazla copla saldırdılar. Nitekim aynı jandarma, hazırladıkları raporu saldırganların ifadesi ile Alevi ailenin kışkırttığı yönünde yazıyor. Belediye Başkanı; “Küçük bir olay büyütülmesin, tazminat verelim buralardan gidin” diyor. Çok olanlar, az olanlara gözü dönerek saldırıp inancı gereği oruç tutmayan Aleviler’den öç almış oluyor. İnsanlık tarihindeki hangi mertlik örneğine sığar? Ne oldu son zamanda Aleviler ile ilgili? 1. Didim’de, Adıyaman’da, İzmir (Harmandalı)’nda, Erzincan’da, Antep’te Aleviler’in kapılarına işaretler konuldu. Her zamanki insanın sabır taşını defalarca çatlatan İçişleri Bakanı “çocuklar yapmış” diyerek tırmandırma hedefine el atmış oldu. 2. AKP’li tüm belediyeler, valiler “münferit vaka, büyütülmemelidir” görüşünde sabitler. 3. Malatya’da davulcunun tutuklanması ile her zamanki gibi göstermelik bir hukuk süreci uygulanmak isteniyor. Hrant Dink cinayetindeki Ogün Samast misali, hem kahraman rolü hem de yargılarmış gibi yapılacak kişi seçiliyor. 4. Sivas Madımak’ta 37 kişinin ölümüne neden olan katliam zaman aşımından düşürüldü. 37 insan diri diri yakıldığında o zamanın Belediye Başkanı “Gazanız mübarek olsun” dedi. Bugün zaman aşımından dava düştüğünde de Başbakan aynı düşünceyle “hayırlı olsun” dedi. Aleviler daha fazla ezilsin, saldırı ve yakmalar devam etsin diye ağızları kapanmıyor. 5. “Aleviler’in ibadet yerinin cami olduğunu” söyleyen ucube fikirler durmadan her yerde bununla ilgili açıklama getirmeye çalışıyor. Aleviler’e bir şey soran yok. 6. Yargıtay kararı ile “Cami ve mescit dışında hiçbir yer ibadethane değildir” fetvası verildi. Diyanet İşleri Başkanlığı ile el ele. İbadet yeri cemevi olan Aleviler zorla camilere gönderilmek isteniyor. 7. Başbakan Karacaahmet Mezarlığı yanındaki cemevine “Ruhsatı yok zaten o ucubenin” dedi. Başbakan yıkmaya alışık. Heykelleri de böyle yıktırmıştı. Ruhsatı vermeyen kendi belediyeleri. Ayrıca camilerin de ruhsatı yok. Devletin açıklamaları saldırganlarla birebir örtüşüyor. Bu sıralama karşısında çok acil hem hukuki hem siyasal alanda başta Aleviler olmak üzere ortak yürüyecek kararlı bir mücadeleye ihtiyaç var. Devlet kendi bünyesinde eritemediği kendi kültürünü, inancını, felsefesini, dayanışmasını yaratan Alevileri dün olduğu gibi bugün de yok etmek istiyor. Dev camileri, çarpık çurpuk inşaat anlayışı, işçi ölümleriyle diken AKP, Alevileri de zorla camilere katmayı planlıyor. Başbakan camilere gitmeyenleri “bölücü” ilan ediyor. Cumhurbaşkanlığı katında tüm dinlere, inançlara sevgi şefkat yemekleri düzenlenirken halk katında yobazlık siyaseti bizzat devlet kademesi eli ile yürütülüyor. Aleviler’in ortak siyasal mücadele alanı için tek seçenek CHP değildir. CHP bugüne kadar Aleviler için ne yapmıştır ve ne yapacaktır sanki? Hangi muhalefet gücü ile Madımak Davası düşerken bir mücadele hattı örmüştür mesela. Alevi oyları ile meclise kurulmak ve oturduğu yerden önerge vermek değildir Aleviler için siyaset üretmek. Bugün hala Madımak olsun isteniyor. Yobazlıkla daha çok palazlanalım isteniyor. Geçit vermeyelim. sibel050104@gmail.com

Arınç: “Öğrenciler huzuru kaçırmasın’’

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, üniversite ikinci öğretim harçlarının kaldırılmamasına gelen tepkilere, ‘‘Yasayla kurulmuş olan bir statüyü ancak yasayla değiştirmek mümkün’’ dedi. Arınç ayrıca öğrencilerden “gürültüsüz, huzuru kaçırmayacak” tepkiler istediğini de ifade etti. Arınç; “3,5 milyon öğrencimizin bu katkı payından muaf tutulması fevkalade önemlidir. Evet, ikinci öğretim bunun dışında tutulmuştur. Bu bir mecburiyetti. Çünkü yasayla kurulmuş olan bir statüyü ancak yasayla değiştirmek mümkün” dedi. YARIN SİYASET

18 EYLÜL 2012 YARIN

Sorumluysan hesap ver Başbakan Yardımcısı Arınç, Kılıçdaroğlu’na, ‘’Böyle sorumsuzluklarla dolu bir insan Türkiye’de iktidara gelecek, Türkiye’yi yönetecek. Allah muhafaza.” diye konuşan Arınç, TÜSİAD’a ‘’Meşru hükümeti devirebilmek için beşli çetenin içersinde yer alanlar bugün halk adına konuşmaya nasıl cüret edebiliyorlar?’’ sözleriyle yüklenirken kendisine sorumluluk atfetmedi.

Arınç’ın gafları

3 Haziran 2003: (Tokyo Camii’ni ziyaretinde) Umarım Japonlar da İslamiyeti tanıdıkça, bu camiye gelip ibadet edenleri gördükçe, hak dinini intisap edeceklerdir. 14 Nisan 2004: (23 Nisan resepsiyonu davetiyelerine eşinin adını neden yazdırmadığını soran gazetecilere) Bunun karşılığı şeyini şey ettiğimin şeyidir. Bunu bana tekrar niye soruyorsunuz? 20 Haziran 2005: (Manisa Dericiler Sitesi Başkanı Hüseyin Akdede’nin “Sayın Başkanım size ağabey olarak hitap etmek isterim” diye izin istemesi üzerine) Bülent Ersoy deme de ne dersen de! istanbul rıfat çapar

Dönem dönem demokrasi dersleri vermeye çalışan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın hedefinde Kılıçdaroğlu ve TÜSİAD vardı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Afyonkarahisar’daki cephanelikteki patlamanın sabotaj olduğuna ilişkin açıklamasına, “En son askeri savcılık açıkladı. Kesinlikle sabotaj yada onunla ilgili olay değildir.” diyerek Kılıçdaroğlu’nu yalanladı.

Gerçek sorumsuz kim? Bu olayda her ihtimali değerlendirdiklerini anlatan Arınç, Kılıçdaroğlu’nu sorumsuzlukla suçladı: “Bütün ihtimalleri savcılık değerlendirdi. Eee siz sadece, ’yüzde 99 sabotaj’ derseniz ve ’bunu bana bir asker söyledi’ derseniz, bizim de çıkıp ’Kimdir bu ? Elinizdeki bilgiler, belgeler nelerdir?’ deme hakkımız var. Nitekim sorduk. Önce ’Karıştırmayın bu işleri’ dedi. Ondan sonra ’Tartışmalı işler bunlar’ dedi. Duymazdan geldi. Sonra

da ’Bana bu zamanlar böyle söyledi.’ dedi. Yüksek rütbeli asker oldu uzman. Bir muhalefet liderine böylesine sorumsuzluk yakışmaz.”

28 Şubat’ın hesabını sordu TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’i de Türkiye’nin gerçeği ile uyuşmayan şeyleri söylemeye, göstermeye çalışmakla suçlayan Arınç, “O yüzden de TÜSİAD geçmişte de Türkiye’nin en itibarlı kurumu iken, belli bir kesimi çok iyi temsil ediyorken, son zamanlarda, genel başkanlık yapacak kimseyi de bulamaz hale geldi. Niçin? Çünkü söyledikleri Türkiye’nin meseleleri, sorunları, gerçekleri değil” dedi. Arınç, Ümit Boyner’in “Afyon gerçeğini öğrenmek istiyoruz”, “Uludere gerçeğini öğrenmek istiyoruz” dediğini hatırlatarak şunları söyledi: “Amenna. Eee peki bunlarda öğrenmediğiniz bir şey kaldı mı? Yani bizim kesinlikle ’şöyledir’ diyebilmemiz için, adli ve idari soruşturmanın sonucunu açıklamamız lazım. Adli ve idari soruşturma henüz bitmemiş iken ihtimaller

üzerinde nasıl konuşabilir hükümet. Ne diyebilir. Kimi suçlayabilir. Kaldı ki her türlü gelişmeden hükümetimizin ilan ettiği kadar konuşulabiliyor. Yani TÜSİAD gerçekten bir halkın temsilcisi olduğunu ifade ediyorsa önce 28 Şubat’taki kötü rolünün hesabını, herkesin verdiği gibi vermesi lazım. Meşru hükümeti devirebilmek için beşli çetenin içersinde yer alanlar, bugün halk adına konuşmaya nasıl cüret edebiliyorlar. Doğrusu bu çok önemli bir gelişme. Biz halka hesap verebildiğimiz için her seçimden daha güçlenerek çıkıp gelebiliyoruz. Bizim tek varlığımız millettir.”

Boyner ne demişti? TÜSİAD YİK toplantısında, devletin vatandaşına saygısının bir ölçüsünün de vatandaşa karşı işlenmiş suçların, kabahatlerin, yanlışların en kısa sürede ortaya çıkarılması olduğunu kaydeden Ümit Boyner, “ Uludere ‘de ne olduğunu anlamak, Afyon’daki patlamanın arka planını, sebeplerini öğrenmek, bunların sorumlularını bilmek ister vatandaş. Susmak da istemez. Ne dar-

AKP, Kürtleri yok sayıyor

be dönemlerindeki gibi atanmışların, ne de kendi oyuyla seçilenlerin onu susturmasını hiç istemez” diye konuştu.

Arınç-Boyner kapışması ilk değil Ümit Boyner’in “Kamuda da türbana alışmamız gerektiği” yönündeki sözlerine Arınç beklenmedik bir tepki vermişti: “İsmi Ümit hanımefendi ama bütün ümitlerimizi boşa çıkaran, özgürlükçü görünen ama arkadan korkularla, endişelerle, bu tür şeyler... Bendeki kredisini tamamen tüketmiş durumda.” Arınç, Boyner’in internete filtre uygulamasıyla ilgili eleştirisine “Sayın Boyner’in bir çocuk annesi olarak memnun olması gerek” demişti. Arınç, önceki gün de “TÜSİAD güvenilmez bir kuruluş oldu” demiş ve eklemişti: “Sayın Boyner ya da öyle düşünenler iktidara gelirse, porno siteleri ya da diğer konularda istediklerini serbest bırakabilirler. İktidara geldiklerinde düşünürüz.”

? Yok farkları recep tayyip erdoğan türkiye başbakanı

AK Parti İzmir Milletvekili Prof. Dr.Mehmet Tekelioğlu, “Doğu’da yaşayan vatandaşlarımız artık dağa çıkma ihtiyacı duymuyorlar.” Diyerek Kürt halkının mücadelesini yok saydı. Ak Parti İzmir Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Tekelioğlu, “Doğu’da yaşayan vatandaşlarımız artık dağa çıkma ihtiyacı duymuyorlar. Bu noktada PKK bu sıkıntıyı çok derinden hissediyor. Artık daha çıkaracak adam bulmakta zorlanıyorlar. Son zamanlardaki azgınlıklarının en önemli sebeplerinden bir tanesi de budur” dedi. Hem Kürtleri yok sayan hem de mü-

cadelelerinin içini boşaltan AKP İzmir Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Tekelioğlu, Kürt sorununun çözümünü yol ve barajda gördü: “Doğu’da yaşayan vatandaşlarımız, kendilerine ayrımcılık yapılmadığını hissetmeliler. ‘Biz artık herhangi bir ayrımcılığa tabii tutulmuyoruz’ demeliler. Dağa çıkmayı önlemenin en önemli şartı budur. İkincisi ise onların orada ki ekonomik şartlarını düzeltmektir. Yani orada baraj, yol gibi önemli hizmetleryapmaktır. Yeni fabrikaların kurulmasını teşvik edip istihdam sağlamaktır. YARIN SİYASET

Yol ve baraj değil, ifade özgürlüğü Uluslararası Hrant Dink Ödül Töreninde, bu yılın ödülü sosyolog İsmail Beşikçi’ye verildi. Beşikçi, ödülünü aldıktan sonra yaptığı konuşmada, Türkiye de dahil, egemen ülkeler tarafından katliam ve sürgünlere uğratılan Ortadoğu halklarının tarihsel ve mevcut durumlarını anlattı. İsmail Beşikçi, ifade özgürlüğü kavramı üzerine de değerlendirmede bulundu: “İfade özgürlüğü herhangi toplumun, devletin çağdaş ve medeni olmasının temel göstergesi yollar, barajlar, fabrikalar ve büyük binalar değildir.

Bunun temel göstergesi; ifade özgürlüğüdür. Beşikçi, Kürtlerin yurtlarından koparılmaya bugün de devam edildiğine dikkat çekerek, şöyle dedi: “Kendi topraklarında su var, ağaçları var, toprakları var, tavukları var ama şehirlerin varoşlarında mağdur bir yaşam sürdürüyor, Kürtler. Bütün bu yaşamların bilinmesini devlet istemiyor. İfade özgürlüğünü bu bakımdan da engelliyor. Yani her türlü gerçeğin araştırılması, devletin engellediği bir husus.” YARIN SİYASET

Erdoğan’ın iktidarda olduğu ülkede; polis terörü akıl almaz hale gelmiş durumda. Ülkede, Anadolu Üniversitesi’nde hazırlık geçme sınavını protesto eden öğrencilere polis saldırıyor; saldırıda 35 kişiyi gözaltına alırken, gözaltına alınan 31 öğrenci Devlet Hastanesi’ne götürülüyor ve bir öğrencinin kolunda çıkık olduğu tespit ediliyor. Polis terörü sadece öğrencileri değil, baskılara itiraz eden herkesi hedef almış durumda. AKP hükümeti ile birlikte Türkiye, 104 yıldır ilk kez tutuklu-hükümlü gazeteci sayısı bakımından, Dünya birincisi haline geldi. Ülkede muhalif her ses susturulmaya çalışılıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘’Kürtaj cinayettir. Her kürtaj bir Uludere’dir’’ açıklaması sonrası gündeme gelen kürtaj hakkına yasaklama getirecek düzenlemelere karşı kadınlar tepkilerini kararlılıkla ortaya koymuşlardı. Kadınlar, sokaklara dökülerek; iktidarın muhafazakar, katliamcı ve kadın düşmanı olduğunu savunuyorlar.

Hazal Uzer

MANMOHAN SİNGH HİNDİSTAN BAŞBAKANI

İspanya’da gençlere ve işçilere yönelik saldırılar durdurak bilmiyor. Ekonomik kriz gerekçesiyle eğitim bütçesinden yapılan kesintiler yüzünden elektriksiz, ısınmasız, eğitimsiz kalan okulların durumu, öğrencileri harekete geçiriyor. Polis yoğun şiddet kullanarak gençlerin eylemlerini bastırma çabasında. Eylem yaptığı gerekçesiyle onlarca öğrenci gözaltına alınabiliyor ve yaralanabiliyor. İspanya’nın muhafazakar başbakanı Mariano Rajoy, kemer sıkma politikalarını eleştiren kim varsa basından kovuluyor. Hükümetin politikalarını eleştiren gazeteciler işlerinden olurken; Sağcı Halk Partisi’nin (PP) eleştrileri hoş görmediği apaçık. Rajoy’un iktidarda olduğu ülkede; İspanya hükümetinin hazırladığı yeni kürtaj yasası kadınları sokağa döküyor. Kürtaja kısıtlamalar getiren yasa, binlerce kadının katılımıyla “yargıçlar ve rahipler, bedenimden uzak durun” sloganları ile protesto ediliyor.


dfdf